11.10.1947
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Ekim 1947

— İstanbul:

Bugün saat 11.30 da özel bir uçakla şeh­rimize Birleşik Amerika Ayan ve Mümes­siller Meclisi üyelerinden mürekkep yeni bir heyet gelmiştir. Heyete Ayandan Alexander Smith. Temsilciler Meclisinden Cari Miınd başkanlık etmektedir. Diğer üyeler Ayandan Barkley, Hickenlooper, Hatch, Temsilciler Meclisinden Gordon. Yarman, Lodge, Lavrenco Smith, Judd, Mansfîeld'dîr,

Bu heyete Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı Dışişleri Genel Direk­törü Ravndal. Savunma Bakanlığından Albay Tombaugh refakat etmektedir.

Bugün saat 18,30 da şehrimiz Amerikan Başkonsolosluğunda tertibedilen bir ba­sın toplantısında heyet namına Senatör Smith şu demeçte bulunmuştur:

«Muhtelif Avrupa memleketlerinde uzun bir incelemede bulunduk. Amerika uzun zaman durmaksızın para sarfedecek bir durumda değildir. Bunun İçin bu durumu bizzat yerinde görerek biran evvel rasyo­nel bir netice elde etmeğe çalışıyoruz. Amerikanın esaslı olarak ilgili bulunduğu en mühim nokta, herkesin hür ve serbest olması İnancıdır. Artık dünyada herkesin

kendi hükümetini hür olarak seçmesi za­manı gelmiştir. Bütün memleketler bu gaye uğrunda birleşmelidirler. Tabiî bu­nun arkasından gelen ehemmiyetli mese­lelerden biri de ekonomik durumdur.»

Bundan sonra söz alan Mister Mund, şun­ları ilâve etmiştir:

«Tekrar Türkiyeye geldiğimden çok memnunum. 945 senesinde de burada idim. Yine böyle bir basın toplantısında görüşmüştük. Bu seyahatimde görüyorum ki memleketiniz refaha doğru daha ileri bir adim atmıştır. Geçen gelişimde bana

Amerikanın kuvvetli olmasının sırrının , ne olduğu sorulmuştu. Bu basit cevabı sîze burada tekrar üç nokta üzerinde top-hyaeağjm:

— Amerika gibi Türkiyenin de inandığışahsî teşebbüs. Yâni her şahsın kendikendisineçalışarakeldeettiğikazancın
kendine ait olabilmesi,

— Kanunların halkın seçtiği mümessil­ ler tarafından yapılması,

— Siyasî görüş ayrılıklarının iki partidetecellî etmesi. 1945 deki seyahatimdenberi Türk tarihini çok yakından .takibediyorum. Müşahede-ierim ve çalışmalarım neticesinde elde ettiğim intibaları Amerikave Avrupada

bir çok kimselere anlattım ve kanaatimi şöyle bildirdim: Avnıpada îngiltereden sonra iki parti sistemine en çok bağlanan Türkiyedir.

Bunu Paris ve Oslo gibi başşehirlerde söylediğim zaman bazı kimseler hayret ettiler ve inanmak istemediler. Buna ben hâdisatı tetkik ederek inanmış bulunuyo­rum. Türkiyenin yeni tarihinin 922 de başladığı kanaatindeyim. Çeyrek asır zar­fında büyük inkılâplar yaparak Türkiye Garbin anladığı hürriyete doğru başka memleketlerin yapamadığı bir şekilde üerlemiş bulunuyor.

Türk gazetelerinden bu kanaatimizi mil­letinize bildirmelerini ve tebriklerimizi sunmağa delâlet etmelerini rica ederim. Şunu da ilâve edeyim kî, ne Amerika, ne de Türkiye tam mânasiyle bu ideal nok­taya henüz erişmiş değildir. Biz iki parti sistemi ile bir buçuk asirdanberi uğraşı­yoruz. Sizinki daha yeni olmakla beraber çok kısa bir zamanda bu işte büyük bir merhale katetmiş bulunuyorsunuz. Mu­vaffakiyetli tecrübelerinizin devam ede­ceğini ve bu muvaffakiyetinizi gören Av-rupanm diğer memleketleri de ergeç ya sizin ya bizim tuttuğumuz yola girecek­lerini ümidediyoruz.»

Bundan sonra Demokrat ve Cumhuriyet­çiler arasında ileride bir çoğunluk değiş­mesi olduğu takdirde Türkiyeye karşı bir görüş farkı olabilir mi? Sualine Demok­rat Cari Batch, şöyle mukabele etmiş­tir:

«— Dış politikabakımından Amerika'da DemokratlarlaCumhuriyetçilerarasında hiç bir fikir ayrılığı yoktur. Her ikisinin de aynı politikayı güttüğüne inanıyoruz. Eğer Amerika'da partiler çoğunluğu ara­sında bir değişiklik olur ve Cumhuriyet­çiler iktidara gelirse, dış politika bakımın­dan asla bir değişiklik olmaz ve Türkiye­ye karşı aynı dostluk devam eder.» Diğer bir gazeteci taralından atom bom­basına başka bir devletin de sahip oldu­ğunun söylendiği ve heyet arasında atom işleriyle ilgili bir üyenin de- bulunduğu­na göre, acaba bu hususta bir diyecekleri olup olmadığı sualine atomik enerji üze­rindeçalışan komite başkanıayandan Hickenlooper, şu cevabı vermiştir:

«Herhangibaşkabirmilletatombom­basını yapmağa yaklaşmamıştır, bile.Milletler arasındaki ayrılıkları silâh yarı­şından başka halledecek bir çare kalıp kalmadığı hakkındaki suale Mister Smith şu mukabelede bulunmuştur: «Cevabım katî olarak hayırdır. Ben bir harp olmadan da milletlerin anlaşabile­ceği ve sulh yoluna girileceği kanaatin­deyim. Gerçi bu kolay değildir. Her müş­küle rağmen harpsiz bir sulha inanıyo­rum. Herhangi bir şekilde olursa olsun çıkacak ihtilâf Amerikanın yüzünden de-ğii, başkalarının bu arzuya iştirak etme­mesinden doğacaktır.»

Buna Cumhuriyetçi Lodge şu kelimeleri .ilâve etmiştir:

«Harpten daha kötü bir şey vardır: Esa­ret.. Amerika ihtilâlindeki kahramanları­mızdan birinin dediği gibi, ya hürriyet, ya ölüm.ıı

2 Ekim 1947

— Antalya:

Limanımıza gelmiş olan donanmamızı Antalyalılar coşkun tezahürlerle karşıla­mışlardır. Şehir baştan başa bayraklarla donanmış bulunuyordu. Filo komutanı Amiral Mehmet Ali Ülgen maiyetiyle bir­likte valiyi, belediye başkanını ve gar­nizonkomutanınıziyaretetmiştir.

Saat 11 de Vali Sadrı Aka beraberinde Belediye Başkanı Vasfi Cankatan ve gar­nizon komutanı olduğu halde ziyareti iade etmiş ve ayrılışında on yedi pare topla selâmîanmıştır. Belediye, Donanma­mız şerefine yüz elli kişilik bir akşam ye­meği tertibetmiştir.

Donanmamız Antalya limanında üç gün kalacaktır.

— Ankara:

Bu sabah İstanbul'dan uçakla şehrimize gelen Amerikan Ayan ve Temsilciler Meclisi muhtelit dışişleri komisyonu üye­leri saat 11.30 da Ankara Palas'da bir Ba­sın Toplantısı yapmışlardır. Çok samimî bir hava İçinde cereyan eden bu toplantı sırasında komisyonun başkanları olan Cumhuriyetçi Ayandan Alexander Smith ve yine Cumhuriyetçi Saylav Kari E. Mundt basın temsilcileri tarafından so­rulan sualleri şöyle cevaplandırmışlardır: Sual:

Bu seyahatinizin sebebi nedir?

Cevap:

Bu seyahatimizin belli başlı üç sebebi var­dın

— Buradaki haberler servisimizin işle­yiş tarzınıincelemek ve eğer eksikliklervarsa bunları tamamlamak üzere kongre­
ye tekliflerdebulunmak,

— Dünyanın iktisadî durumunu ince­lemek. Biz şu kanaatteyiz ki, bütün dün­ya memleketlerininiktisadiyatıbirbirine
çok sıkıolarakbağlıdır vebusebeplebütündünyaekonomisininkalkınmasıahenkli bir çalışmayı icabettirmektedir.

— Milletlerarası manzarayı mahallindetetkik etmek,gittiğimiz memleketlerdeAmerika hakkında ilerisürülecekyanlışfikirlere cevap vermek ve bu yanlış fikirîerin doğuş sebeplerini incelemek.

Sual:

Balkanların durumu hakkındaki mütalâ­anız nedir?

Cevap:

Herhangi bir memleketin iç durumu hak­kında başka bir memlekette açıklamalar­da bulunmak doğru olmaz. Ancak, umu­miyetle denilebilir ki, Balkanlar bir plân-laşmaya muhtaçtır. Meselâ Tuna bölge­sinde gümrük tahditlerinin kaldırılması sayesinde bir kalkınma sağlanabilir. Ve mahallî anlaşmalar yolu ile de bu kalkın­ma daha geniş bir sahaya teşmil edilebİ-Ur.

Bizler Amerika'da hürriyetin bütün şe­killerine inanmış bulunuyoruz. Ancak esefle kaydetmek zorundayım ki bizim bu hislerimiz Balkanların bazı bölgelerinde yanlış telâkki edilmektedir.

Sual:

Öğretmen ve öğrenci mübadelesinin mem­leketlerin karşılıklı olarak birbirini tanı­maları bahsinde ne dereceye kadar fay-daîı olduğuna kanisiniz?

Cevap:

Bu hususta kongreye sunulmuş olan ka­nun tasarısı kongrenin üçte iki çoğun­luğu ile kabul edilmiştir. Bu tasarı ya-kında Ayandan da geçecektir.

Türkiye'ye yardım tasarısı kabul edil­dikten sonra memleketimizde Türkiye hakkındadahaçok yazılar çıkmakta ve

Türk meseleleri daha geniş olarak yo­rumlanmaktadır.

Sual:

Bir çok memleketlerde komünistler tara­fından Amerika aleyhtarı propagandalar yapılmaktadır. Bu mesele hakkında ne düşünüyorsunuz ?

Cevap:

ilk Dünya Harbinden sonra Birleşik Amerika infirat siyaseti takibetti. O za­manlar bizi hodgâmlık ve emperyalistlik-le itham ettiler. Bu harpten sonra ise Av-rupaya yardım ediyoruz. Yine ayni it­hamlar karşısındayız. Görülüyor ki yar­dımda bulunsak da bulunmasak da fay­dasız....

Bu arada şu noktayı işaret etmeden ge-çemiyeceğiz. Bu gibi menfi propagandalar karşısmda Ankara Radyosunun ve Türk Basınının takındığı durumu takdirle anı­yoruz. Avrupada bir çok kimselerin An­kara Radyosunu hakikatin sesi olarak dinlediklerine şahit olduk. Amerika'ya döndüğümüz zaman bunu kongreye etra-fiyle anlatmayı zevkli bir vazife telâkki ediyoruz.

Heyet üyelerinden ve Cumhuriyetçi say­lavlardan John Davies Lodge da şunları söylemiştir:

Bizim Türkiye'ye yardım etmemiz hiç şüphesiz kendi menfaatlerimize uygun­dur. Ancak, çok mesut bir tesadüftür ki bizim bu menfaatimiz Türkiye'nin men­faatlerine de uymaktadır.

— Ankara:

Vugün şehrimize gelen Amerikan Parlâ­mento Heyeti şerefine Amerikan Büyük­elçiliğinde bir öğle yemeği verilmiştir. Bu yemekte Başbakan Hasan Saka, Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak, Millî Eğitim Bakanı Şemsettin Sirer ve Bayındırlık Bakanı Kasım Gülek, Demokrat Parti Genel İdare Heyeti üyelerinden Fuat Köprülü, Dışişleri Genel Sekreteri Fuat Carım, Basın ve Yayın Genel Müdürü Nedim Veysel İlkin, Dışişleri Bakanlığı ileri gelenleri hazır bulunmuşlardır.

3 Ekim 1947

— Adapazarı:

UlaştırmaBakanlığıtarafındanburada kurulmasına karar verilmiş olan vagon fabrikasının temel atma töreni bugün ya­pılmıştır. Bu törene katılmak üzere bir çok davetliler daha dünden buraya gel­miş bulunuyorlardı. Bu sabah da Şükrü Koçak refakatinde, bazı milletvekilleri, Devlet Demiryolları Genel Müdürü ile Ulaştırma Bakanlığı, Demiryolları Genel Müdürlüğü ileri gelenleri bulunduğu hal­de trenle Ankaradan Adapazarına gelmiş ve Arifiye istasyonunda Kocaeli Valisi Rüknettin Nasuhoğlu. Kocaeli milletvekil-leri, ilçemiz kaymakamı, belediye başka­nı, II Genel Meclisi ve Belediye Meclisi üyeleri ve İstanbul'dan gelen davetliler tarafındankarşılanmıştır.

Ulaştırma Bakanı ile beraberlerindeki ze­vat karşılayıcıları getirmekte olan hususî tren saat 10.45 de Adapazarı istasyonuna girdiği zaman burada toplanmış bulunan ve sayıları binleri aşan halk tarafından coşkun tezahüratla karşılanmıştır. Ulaş­tırma Bakanı Şükrü Koçak istasyondan doğruca Kaymakamlığa gitmiş, belediye ve Halk Partisini ziyaret ederek kasaba­mız içinde kısa bir gezinti yapmıştır.

Daha sonra saat 11.50 de fabrikanın ku-ruiacafiı sahaya giden Şükrü Koçak bu­rada toplanmış bulunan bütün Adapazar ve civarı halkının içten ve samimî gös­terileriyle karşılanmış ve bu güzel dekor için kurulmak üzere bulunan fabrikanın memlekete sağlayacağı faydaların önemi­ni açıklayannutkunusöylemiştir.

Belediye Başkanı söylediği bir nutukla, Vagon Fabrikasının memlekete yapacağı büyük hizmetlerin yanında Adapazarı halkı için temin eyliyeeeği nimetleri be­lirtmiş ve onu takiben de Demokrat Parti İdare Heyeti adına verilen bir söylevle de bu büyük eserin yapılmasiyie duyulan içten sevinç ve heyecan ve bunu kuran­lara karşı olan şükran duyguları ifade edilmiştir.

Kocaeli Valisi Nasuhoğlu V-un kısa ve veciz hitabesinden sonra da kurbanlar kesilmiş ve temele ilk harçlar konmuştur. Törenin bu safhasını büfede davetlilerin izaz edilmesi takibeylemiş, Öğle üzeri de belediye tarafından Ziraî Donatım Ku­rumu salonunda bakan ve misafirler şe­refine 200 kişilik bir öğle ziyafeti veril­miştir.

Çok samim: bir hava içinde- gecen bu ziyafette günün sevinç ve heyecanının iz­har ve İfadesine bir defa daha vesile ve­ren nutuklar söylenmiş ve ziyafeti taki­ben Ulaştırma Bakanı Ticaret Odasını ziyaret ederek tüccarlarla görüşmüştür. Şükrü Koçak ve beraberinde gelmiş olan davetlileri hâmil tren saat 18.30 da An-karaya dönmüş ve Arifiye istasyonuna kadar kaymakam, belediye başkanı ve il genel üyelerinden mürekkep bir heyet tarafındanuğurlanmıştır.

Adapazar bugün büyük bayram günle­rinden birini yaşamaktadır.

5Ekim 1947

— Ankara:

Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Salih Omurtak'm Başkanlığında Korgeneral Zekî Doğan, Tuğgeneral Saim Önban, Tümgeneral Fevzi Uçaner, Tümamiral Necati Özdeniz. Tuğgeneral Rüştü Erdel-zin, Albay Hüseyin Ataman. Albay Tev-fik Samurkaş, Albay Seyfi Turagay, Yar­bay Seyfi Kurtbek, Binbaşı Tacettin Be­rin, Binbaşı Emİıı Dırvana. Binbaşı Cahit Tokgöz'den müteşekkil olan Türk Genel Kurmay Heyeti bugün saat 9.50 de özel bir uçakla Amerika'ya hareket etmiştir. Heyet İstanbul'dan bir Amerikan askerî uçağıileyoluna devam edecektir.

Heyeti Hava alanında Cumhurbaşkanlığı adına Başyaver Cevdet Tolgay. Başbakan adına Yaver Abdullah Önhan, Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak, Sağlık Bakanı Dr. Behçet Uz, Ulaştırma Bakanı Şükrü Koçak, milletvekilleri, Ankara Vali ve Belediye Başkanı, Basın Yayın Geneî Müdürü Nedim Veysel İlkin, bakanlıklar ileri gelenleri, generaller. Amerikan Mas­lahatgüzarı ve Amerikan Büyükelçiliği Hava. Deniz ve Kara Ataşeleri, akraba ve dostları, yabancı ve yerli basın ve ajans temsilcileri tarafından uğurlarımış-tır.

6Ekim 1947

— İskenderun:

Birleşik Amerika Akdeniz Filosuna men­sup iki muhrip bugün saat 10 da buraya gelmiştir.

— İstanbul:

Şehrimiz, kurtuluşunun 26 inci yıldönü­münü bugün coşkun tezahüratla kutla­mıştır. Bütün binalar, ticarethaneler, va­purlar, tramvaylar bayraklarla donatıl­mıştır.

Taksim Meydanında yapılan merasimi seyretmek için sabahın erken saatlerinde her semtten Taksime doğru bir akın göze çarpmakta idi.

Törene iştirak eden askerî ve şehir ban­doları, askerî kıtalar, polis müfrezesi, kız ve erkek izciler ve esnaf cemiyetleri saat 9.30 da Sultanahmet Meydanında toplan­mışlardır. Sivil okullar öğrencileri Sul­tanahmet'ten gelecek olan kola katılmak üzere Galatasaray Lisesinde hazır bulun­makta idiler.

Saat -tam 10 da şehitler için bir dakikalık sükûttan sonra, merasim kafilesi tram­vay caddesini takiben Taksime hareket etmiştir. Kafile birlikleri köprüden geçer­lerken vapurlar, düdük çalmak suretiyle selâmlamışlar dır.

Taksimde geçit alanında, hazırlanan tri­bünde, rahatsız bulunan vali namına mu­avini, komutanlar, milletvekilleri, malûl gaziler, Şehir Meclisi azaları ve diğer temsilci ve davetliler hazır bulunmakta idiler.

Törene istiklâl Marşı ile başlandı. Bütünokullar öğrenciler İstiklâl Marşını söyler­ken direğe bayrak çekildi. Bunu müteakip
vilâyet, belediye ve diğer teşekküller ta­rafından getirilen çelenkîer âbideye ko­nulmuştur. Biı- liseli ve bir de Şehir Mec­
lisi âzasından iki hatibin söylediği nutuk­lardan sonra, geçit resmi başlamıştır.Bugün öğleden sonra saat 16 da belediye
ve partiler başkanı ve Şehir Meclisi âza-lariyle teşekküller temsilcileri İstanbulKomutanlığına giderek komutana hal­kın orduya olan bağlılığını bildirmişler dir.

Bu gece her yer ışıklarla donatılmış, şe­hir bandosu Taksim Meydanında muhtelif

parçalar çalmıştır. Vilâyet ve belediye na­mına da Belediye Gazinosunda ordu şe­refine bir ziyafet verilmiştir.

7 Ekim 19 (7

—Ankara:

Doğu Akdeniz şampiyonasına katışan ve 22 müsabakada 34 birincilik, 8 ikincilik ve

7 üçüncülüksağlıyarakşampiyonolanatletizm Türk Millî Takımına Millî EğitimBakanıReşatŞemsettinSireraşağıdaki
telgrafı çekmiştir:

«Doğu Akdeniz Şampiyonasını kazanan kıymetli atletlerimize tebriklerimi ve sev­gilerimi sunarım.»

Millî Eğitim Bakam Reşat Şemsettin Sirer

8Ekim 1947

Nazilli:

9Ekim 1937 de Atatürk'ün, kurucu eliyleişletmeye açılmış bulunan fabrikamız ku­ruluşunun onuncu yıldönümüne rastlıyan

9Ekim İ947 Perşembe gününü parlak gös­terilerlekutlıyacaktır.BumünasebetleCuma, Cumartesi akşamlariyle Pazar gü­nü çeşitli eğlenceler tertibedilmiştîr. BumeyandaşehrimizegetirtilenİzmirKayagücü ve İsparta Sümer takımlariyle fut­
bol, boks ve güreş müsabakaları yapıla­cak temsil kolu da temsiller verecektir.

10Ekim 1947

—İstanbul:

Galatasaray Kulübünün daveti üzerine şehrimize gelen dost İran Nirurastî ku­lübü basketbolcuları bu aksam İlk karşı­laşmalarını Teknik Üniversite salonunda Galatasaraylı yapmışlardır. İki takımın Türk ve İran bayraklariyle sahaya çıkmaları seyirciler tarafından sü­rekli alkışlarla karşılandı. Karşılıklı nu­tuk ve bayrak teatilerinden sonra maça başlandı. Birinci devreyi 16 - .12 mağlûp bitiren Galatasaray, neticede maçı. 34-44 kazanmaya muvaffak olmuştur.

11Ekim 1947

.— Mudanya:

Mudanya mütarekesinin 25 inci yıldönü­mü bugün Mudanyahların Bursa ve civardan gelen halkın coşkun gösterileriyle kutlanmıştır. Törene, geçtiği iller ve ilçeler atletleri ta­rafından birbirlerine ulaştırılmak suretiy­le buraya getirilen Dumlupmar Şehitliği toprağının bir savaş malûlü eliyle özel yerine konması ve İstiklâl Marsı ile baş­lanmıştır.

Öğretmen Hilmi Aktanın, bugünün büyük değer ve. önemini belirten heyecanlı bir hitabede bulunmuş ve daha sonra mütare­kenin imza edildiği bina gezilmiştir.

—İsknderun:

Beş gündenberî limanımızda bulunan dost Amerikan muhripleri bugün limanda bir gösteri yapmıştırlar. Başta vali olmak üzere askerî ve mülkî erkân ile seçkin bir davetli hazır bulunduğu gösteri dört saat sürmüş ve aiâka iie takibedilmiştir. Muh­ripler Pazartesi günü limanımızdan ayrı­lacaklardır.

13Ekim 1947

—Ankara:

947 yılı ordu atı müsabakaları bugün saat

14de Şehir Hipodromunda başlamıştır.

Müsabakaları, Müh* Savunma Bakanı Mü­nir Birsel. Genel Kurmay ikinci Başkanı Muzaffer Tuğsavul, bir çok generaller, ya­bancı ataşemiliterler ve kalabalık bir se­yirci kütlesi sonuna kadar heyecanla ta-kibetmişlerdir. Büyük bir intizam içerisin­de geçmiş olan bu müsabakaya A ve C Katagorisi üzerinden 47 binici subay İş­tirak etmiş ve çeşitli 12 maniayı teker te­keratlamışlardır.

Yapılan günlük tasnif sonunda, A Ka-tagorisinden Yüzbaşı Çakır birinci, Üs­teğmen Ziya Akşit ikinci, Üsteğmen Riza Pandır üçüncü, C Katagorisinden Binbaşı Cevat Gürkan birinci, Yüzbaşı Kudret Kasar ikinci, Binbaşı Saim Polatkan ü-çüncüolmuşlardır.

Müsabakalara 18 Ekim gününe kadar de­vam edilecektir.

—İstanbul:

Bu akşam Eminönü Halkevinde İngiltere Büyükelçisinin eşi Lady Kelly, «İngilte­re'de Eğitim» konusu üzerinde şehrimiz aydınlarının ilgisini çeken bir konuşma yapmıştır.

Kalabalık bir aydın kitlesinin iştirak et­tiği bu toplantıda İstanbul Vali ve Bele­diye Başkanı Dr. Lûtii Kırdar, İstanbul Komutam Korgeneral Asım Tmaztepe, İs­tanbul Millî Eğitim Müdürü Murad Uraz; bir çok profesörler ve öğretmenler hazır bulunmuşlardır.

Lady Kelly, konuşmasının başında Türk­çe kısa bir giriş yaptıktan ve İngiliz tahsil sisteminin karakter yaratmasının sırrı üzerinde durarak özel ve devlet okulla-riyle onların yetiştirdiği öğrencileri mu­kayese iie fert olgunluğunun gelişmesin­deki başarının ana unsurlarından bahset­tikten sonra sözlerini, ingiltere'de yeni kanuna göre açılacak resmî okullar ko­nusuna getirmiş ve bu kanunun esaslarını izah eylemiştir.

Bir saat süren bu konuşma Türk eğitim mensupları tarafından büyük takdirle karşılanmış ve Lady Kelly hararetle al­kışlanmış ve tebrik edilmiştir.

— Ankara:

ingiliz Hava Vismareşali Sır Strafford'un başkanlığında, memleketimize bir dostluk ziyareti yapmak üzere Londra'dan hare­ket eden ingiliz havacıları altı bombardı­man uçağı ile bu sabah saat 11.15 de şeh-riinis^ gelmişler ve şehir üzerinde uçuş­lar yaptıktan sonra Etimesgut Hava Mey­danına inmişlerdir.

Hava Vismareşali Sir Strafford, hava mey­danında hava kuvvetleri Kurmay Başkanı Albay Niyazi Şen, Genel Kurmay Baş­kanlığı adına Yarbay Şahap Metel ve Kurmay Başkanlığı Hava mensupları ile, İngiliz Büyükelçiliği Hava Ataşeliği er­kânı ve yerli ve yabancı basın mümessil­leri tarafından karşılanmışlardır.

Hava VismarşaÜ uçaktan indikten sonra Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı Albay Niyazi Şen ve Yarbay Şahap Metel ile bir-. likte başia bandosu olduğu halde bir ih­tiram kıtası tarafından selâmlanmış ve ingiliz ve Türk millî marşları çalınmıştır. Millî marşları müteakip Hava Vismareşali İhtiram kıtasını teftiş ederek askerleri Türkçe »Merhaba» diyerek selâmlamış ve kıta buna «5ağoW nidasiyle cevap vermiş­tir.

Bundan sonra İngiliz Hava Vismareşali, Albay Niyazi Şenile Yarbay Şahap Metel'i beraberine alarak, selâm vaziyeti al­mış olan ingiliz Havacıları yanma gitmiş ve Türk subaylarına Filo Komutanı J. Thomson'u takdim etmiştir. Albay Niyazi Şen. ingiliz Havacılarını selâmlamış ve bunu müteakip Hava VismareşaJi iie bir­likte hava meydanından ayrılmışlardır.

14 Ekim 1947

—Ankara:

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, bu sabah saat 11.30 da şehrimizde misafir bulunan ingiliz Hava Vismaşerali Sir Strafiord ile Hava Filosu Komutanı Thomson'u Çan-kaya'dakî köşklerinde kabul buyurmuş­lardır.

Bu kabulde Genelkurmay ikinci Başkanı Korgeneral Muzaffer Tuğsavul, Hava Müs­teşarı Tümgeneral Göksenin ve İngiliz Bü­yükelçiliği Hava Ataşesi hazır bulunmuş­lardır.

—Ankara:

ingiliz Elçiliği Hava Ataşesi. Hava Komo­doru C. G. Wigglesworth, bu akşam şehri­mizde misafir bulunan İngiliz Hava Heyeti Başkanı Hava Vismaşerali Sir Strafford şerefine tamamiyle hususî mahiyette bir kokteyl vermiştir.

Bu kokteylde Genelkurmay İkinci Başka­nı Korgeneral Muzaffer Tuğsavul, Basın ve Yayın Gene! Müdürü Nedim Veysel İlkin, generaller ve basın mensupları ha­zır buluşmuşlardır.

17 Ekim 1947

—İstanbul:

101 inci yıldönümü ve bu sene mezunları­nın diplomalarının dağıtılması münasebe­tiyle bugün saat 16 da Harp Akademisinde parlak bir tören yapılmıştır. Bu törende Askerî Şûra üyelerinden Orgeneral Ab-dürrahman Nafiz Cürman, Birinci Ordu Müfettişi Orgeneral Nuri Yamut, Birinci Ordu komuta heyetine mensup generaller, kara, deniz ve bava ordusu yüksek su­bayları ve akademi öğretmenleri ve bir çok davetliler hazır, bulunmuşlardır. Tö­ren genç subaylarımızın refakat ettiği bir askerî bando tarafından çalman İstiklâl Marşından sonra Akademi Komutanı Korgeneral Fevzi Mengüc'ün bîr deme­ciyleaçılmıştırKomutan,yüzyıliçinde

Akademinin yetiştirdiği yüksek şahısların yalnız memleketi değil, medeniyeti de ilgilendiren büyük hizmetlerinden bahse­derek cumhuriyet devrinde de Birinci ve ikinci Cumhur Başkanlarımızı yetiştirmek suretiyle tarih sayfalarının övüneceğini söylemiş, değerli öğretmenleri şükranla anmış ve üç yıl geceli gündüzlü fedakâr­lıkla çalışarak bu gün hedeflerine varan genç kurmay subaylarını tebrik etmiş ve diplomaların dağıtılmasını Orgeneral Ab-durrahman Nafiz Gürmandan rica etmiş­tir Bundan sonra kara, deniz ve hava su­baylarımızın birer birer adları okunmuş ve Orgeneralden diplomalarını almışlar­dır. Bu yıl birincisi Topçu Yüzbaşısı Emin Altekin heyecanlı bir demeçle kurmayla­rımızın duygularını belirtmiş ve kıymetli öğretmenlerine şükran borçlarını sunmug ve misafirlerine teşekkürlerini bildirmiş­tir.

Davetliler ince bir misafirperverlikle izaz edilerek törene son verilmiştir.

—İzmir:

Şehrimizde bulunan dost ve müttefik İn­giliz havacıları öğleden sonra kendilerine tahsis edilen otomobil ve otobüslerle şeh­rin görülmeğe değer yerlerini gezmişler­dir.

Vali Şefik Soyer tarafından Vismareşal Strafford şerefine akşam bir ziyafet veril­miştir. Yemekte Belediye Başkanı, Müs­tahkem Mevki Komutanı ve Türk hava üst subayları hazır bulunmuştur.

Misafir subay ve erleri şerefine de Ordu-evinde bir akşam yemeği verilmiştir. Ge­ce Belediye Dairesinde misafirlerimiz şe­refine vali tarafından parlak bir suvare verilmiş ve geç vakte kadar devam et­miştir.

Misafirlerimiz yarın sabah 10 da İstan­bul'a müteveccihen İzmir'den ayrılacak­lardır.

18 Ekim 1947

—İstanbul:

Memleketimizi ziyaret eden Vismareşal Strafi'ord'un kumandasındaki 6 Lincoln bombardıman uçağından mürekkep ingiliz Hava Filosu, bugün saat 11.30 da İzmir ^ den şehrimizegelmiştir.

İngiltere, ağır bomba uçakları sayesindedir ki, harbi Almanya'nın merkezine götürmüş ve orasını evvelce Alman hava kuv­vetlerinin tahrip etmiş oldukları memleketlerin durumuna sokmuştur. Ağır bomba uçakları, harpte çok büyük rol oynamıştır. Bu uçakların barışı mu­hafazada büyük rol oynıyacaklarma şüphemiz yoktur. Kuvvetli olmamız, her hangi bir mütecavizi, harp ilân etmeden önce çok düşündürecektir. Dost­luk ziyaretimiz şu sözlerle ifade edilebilir: Biz Türkiye'ye barış kuşları ola­rak geldik. Türk tayyarecilerinin bu ziyaretimizi iade edeceklerini ümide-deriz. Memleketinizde görmüş olduğumuz dostluk ve misafirseverlikten fev­kalâde mütehassis olduk. Türk havacılarının dostluğu bizim için unutulmaz bir hâtıradır.

Türkiye harbin en buhranlı ve karanlık devrelerinde, bize dostluk gösterdi. Esasen, dostluk ancak bu gibi anlarda gösterilir. Ve anlaşılır. Ankara'dan sonra Türkiye'nin muhtelif şehirlerini ziyaret edeceğiz. Ve bilhassa Eskişe-hirde Türk Havacılarının yetişme usullerini tetkik edeceğiz. Filo subayları vesile buldukça havacılık hakkında Türk Havacılarına konferanslar vere­ceklerdir. Benim de Eskişehir'de bir konferans vermem ihtimali vardır.»

Bir gazetecinin harp ihtimali hakkındaki düşüncelerine dair sorulan bir suale Sir Strafford şu cevabı vermiştir:

Bir harp çıkması ihtimali geçen seneye nisbetle bu sene çok daha azalmış bulunmaktadır. Durum salaha doğru gitmektedir. Zira, müttefiklerarası iş­birliği harp bittiği halde devametmektedir. Amerika, geçen harp sonunda, savaş biter bitmez kendi kabuğuna çekilmişti. Halbuki bugün durum böyle değildir. Amerika, Avrupa meseleleriyle çok yakından alâkadar olmaktadır. Bu sene harp çıkmıyacaktır, dediğim zaman bu benim şahsî fikrimdir.

İngiliz Hava Mareşali Basın Konferansını müteakip Etimesgut Hava Mey­danına gitmiştir. İngiliz Havacıları uçuş gösterileri yapmışlardır.

Memleketimizi ziyaret eden İngiliz Hava Filosu Komutam Vis Ma­reşal Stafford'un mesajı:

Ankara: 22 (A. A.) —

Hava Vismareşali Strafford'un göndermiş olduğu şu mesaj Ingilterenin An­kara Büyükelçiliği Hava Ataşesi tarafından Genelkurmay İkinci Başkanına verilmiştir:

«101 No.h Bombardıman Filosunun Türkiyeye yampış olduğu ziyaretten av­deti münasebetiyle Hava Vismareşali Strafford, Hava Yarbayı Thomson, Hava Binbaşı Tunstall ile filoya mensup subaylar, erbaşlar ve diğer müret­tebat kendilerini Türkiyede pek sıcak bir şekilde karşılamış olan Türk Hava kuvvetlerine ve diğer bir çok askerî ve sivil dostlarına en içten teşekkür ve selâmlarını sunarlar.

«Ziyaretimizi, bunu yapmaktan duyduğumuz büyük şerefi ve bize karşı gös­terilen misafirseverliği bütün hayatırnızca hatırlıyacâğız.»

Bunun için geçenlerde Londra'daki bir toplantı sırasında millî imkânların tama­mının iktisadi işlere harcanmasına engel olan bu güvensizlikten bahseden millet­lerarası para fonu direktörü Mr. Gutt'un şikâyetlerine katılmamak ve bu iktisadi baskının bir an önce sona ermesi dileği­ni tekrarlamamakkaabildeğildir.

Yeni bütçe hazırlanırken 1947. bütçesinin bazi masraflarında indirmeler ve bazıla­rında artırmalar yapılmıştır. 1947 yılma nisbetle görünen (105,9) milyon lira faz­lalık, bu ameliyeler neticesinde kalan mik­tardır. Artırılan ödenekler arasında, 1947 ödeneklerine, cezaevleri yapımı için iki milyon lira, kadastro islerinin genişletil­mesi için (300.000) lira. millî savunma için yirmi milyon lira, köy öğretmenleri ücretleri olarak yedi milyon lira, orta ve' mesleki öğretim işleri ile daha bazı hiz­metler için dört milyon lira, bayındırlık bütçesinde çeşitli bayındır işleri için beş milyon lira, Ankara Doğumevi İnşaatı ve gideri için 563.500 lira, kimsesiz çocuklar için bir milyon lira, hastaneler ihtiyacı ile hastalıkla mücadele işleri için de (2.150.-000^ lira eklendiğini ve umumi bütçeye alınacak hastaneler için -1947 yılmda-kindcn farklı olarak - Sağlık bütçesine 782.370 lira konduğunu görmekteyiz.

Bu fazla tahsislere, 1947 gelirlerinde görü­len inkişaflar imkân hazırlamıştır. Ger­çekten 1947 için tahmin edilen gelirlerin tahsilatı, tahmine nispetle Ağustos 1947 sonunda (108,8) milyon lira fazlalık gös­termiştir. Maliyemiz bunu gözönüne ala­rak 1948 gelirlerini 1947 ye nispetle 92,9 milyon lira fazla tahmin etmiştir. Bu tah­mine göre 1947 ye nispetle 1948 gümrük varidatında 18 milyon lira, ithalât mua­mele vergisinde (44) milyon lira, dahilî istihlâk vergilerinde (17,9) milyon lira, kazanç vergisinde (12) milyon lira, dam­ga resminde yedi milyon lira, buhran ver­gisinde beş milyon lira, şekerden alman istihlâk vergisinde - tabiî bütün resimler eski hadlerinde kalmak şartiyle - (10,6) milyon lira gelir fazlası umulmaktadır. Halkımızın devlet tahvillerine gösterdiği rağbet de, istikrazla elde edilecek kısmın tahakkuku kâfi görülmektedir.

Yeni hükümetin ilk eseri olan yeni büt­çenin eksiksiz olarak gerçekleşmesine el­verişli şartların tahakkukunu dilemekte­yiz.

Âdapazarîıların verdikleri gü­zel örnek...

Yazarı:Cumlnıriyei

5 Ekim 1947 tarihli "Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Parti mücadeleleri, demagoji sar'aları içinde, memleketin kalkınması bakımından faydalı bir müessesenin temeli atıldı. Ada-pazarmda yılda 1000 yük vagonu inşa ve 2500 vagon tamir edecek olan fabrika ile demiryolu ağır endüstrisinin ilk kuvvetli adımı atılmış oluyor, ikinci Dünya Harbi İçinde, tarafsız kalmamıza ve bir abluka altına alınmamış- olmamıza rağmen, va-gonsuzluk yüzünden demiryolları müna­kalelerinde ne kadar güçlük çektiğimiz malûmdur. Basit yük vagonlarını dahi ya-pamıyorduk. Çünkü ağır endüstrimizin kuruluşu türlü sebeplerle geç kalmıştı. Bu yüzden tramvaylarımızın tekerlek bandajlarını bile dışardan tedarik etmek zorunda kalıyorduk. Mevcud atölyeler ise. 8000 kilometrelik demiryolu şebekemiz üstünde, memleketin bir ucundan Öteki ucuna, E d ir ne den Suriye hududuna kadar 67 yıl mütemadiyen yük taşıyan ihtiyar vagonların bile bulunduğu cer vesait ve malzemesinin tamirine yetişemiyordu. Temeli atılan vagon fabrikası ağır demir­yolu malzemesi sanayiinin ilk adımların­dan biridir. Döküm, takım, emniyet mal­zemesi fabrikaları da inşa edilmektedir. Şimdiye kadar memleketimizde yapılım -yan demiryolu yedek malzemesi ve par­çaları da yurdumuzda imal edilecektir. Yolcu vagonları bilhassa lokomotiflerimi­zi de kendimiz yapmak zorundayız. An­cak bunlar da yapıldığı zaman, demiryol-larımızı harice muhtaç olmadan işletmek ve demiryolu istiklâlimizi tamamlamak mümkün olacaktır.

Vagon fabrikasının temeli atılırken Ada­pazarı Demokrat başkam da kısa bir hi­tabe ile ismet İnönünün ve Cumhuriyet Halk Partisinin demiryolu siyasetini öv­müş ve «Bizler bu teknik teşebbüsleri görmekle şeref duyuyoruz» demiştir. Biz de, bu gibi kalkınma, ilerleme ve yükselme yolunda, muvafık ve muhalif partilerin ve ferdlerin birleşmiş olmalarından sevine duyuyoruz. Saltanat rejiminin inhitat dev­rindeki ihmal, cahil ve aciz yüzünden ge­ri kalmış memleketimiz, ancak böyle bir el ve işbirliğile terakki yoluna girebilir. Çorak demagoji tartışmaları arasında, müsbct iş ve çalışma sahasında görülen bu yeni hamleleri selâmlarız.

Ulaştırma Bakanının nutkundan aşağıda­ki parçayı okurken büyük haz duyduk. «Adapazarında, bu fabrikanın yerini se­çerken istimlâk işlerindeki hazırlık çalış­malarımızda fakir, zengin her Adapazar-lınm işlerini güçlerini bırakarak, şahsi menfaatlerini kücümsiyerek gösterdikleri yardım ve kolaylıklara çok teşekkür ede­rim.»

Memleketin umumi menfaatleri karşısın­da kendi şahsi menfaatlerinden fedakâr­lık eden Adapazarhlar, hakikaten her tür­lü teşekkür, takdir ve tebrike lâyıktırlar. Çünkü memlekette hayırlı imar ve kal­kınma işleri ancak böyle bir anlayışla da­ha kolay ve daha çabuk başarılabilir. İyi düşünen vatandaşlar için, böyle bir anla­yış, kendi şahsi menfaatleri bakımından bugün için bir fedakârlık gibi görünse da­hi, hakikatte hiç de fedakârlık değildir. Çünkü bu işler yarın, yalnız memleket hesabına değil kendileri hesabına da bü­yük menfaatler temin edecektir. Çevrele­rinde yeni bir iş hayatı doğacak; kazanç kaynakları genişliyecek; toprakları, arsa­ları ve gayrimenkulleri çok daha kıymet-lenecektir. Meselâ Adapazarı vagon fab­rikasında 2000 işçi çalışacağına göre, bu işçilerin yüzde SOıo çevre halkından te­min edilecektir. 2000 işçinin çalıştığı bir fabrikanın, muhitinde ne mühim bir iş, geçim ve kazanç hayati uyandıracağını hesablamak için ince hesablara ve büyük ferasete ihtiyaç yoktur. Memleketin ve Şehirlerin imarı ve kalkınması, işte böyle bir anlayışla mümkün olabilir. Her yerde ve her işte bu anlayışı göstermeliyiz.

İstanbulda, aparümanlarının önünden ge­çen daracık bir yolu genişletmek için is­timlâklere başlandığı zaman, bahçelerin­den küçük bir parçayı, 20 yıl önce satın aldıkları zaman verdikleri paranın 20 mis­line- bile vermek istemiyen zengin, fakat menfaatperest insanlar görülüyor. Böyle-

ce imar ve tanzim hareketleri senelerce uzuyor, yahud da milyonlar sarfını icab ettirdiği için hiç yapılamıyor. Bu gibiler, farkına bile varmadan kendi hakikî men­faatlerini baltalıyorlar. Şehrin menfaati kendi menfaatleri demek olduğunu arılı-yaimyor, takdir edemiyorlar.

Bu anlayışsızlığı, kasaba ve şehir ölçüsün­den memleket ölçüsüne nakil ve teşmil edersek, yurdumuzun imar, ilerleme ba­kımından ne kadar zarar edeceği ve kal­kınmamızın ne kadar gecikeceği kolayca anlaşılır. Bundan kendi menfaatlerine haddinden fazla düşkün olanların da za­rar edeceğine şüphe yoktur.

Demokrasi rejimi, bazı menfaatperest ferdlerin gürültü ve yaygara ile yalnız kendi şahsî menfaatlerini temine çalışarak millet ve memleketin umumi menfaatleri­ne zarar vermeleri demek değildir. Bir millet ve memleket ferdlerin, zümrelerin, sınıfların da camia için, bazı fedakârlık­ları göze aldırmalarile, yani kendi zümre ve sınıf menfaatlerini gözetmek hakkını, doymaz bir ihtiras haline sokmamalarile yükselir.

Demokratik bir rejimin vazifesi de, ferd­lerin, zümrelerin sınıfların meşru haklarını çiğnememekle beraber, bunların aşırı ve mütecaviz bir şekil almalarına meydan vermemek, bu gibilerin başkalarının ve memleketin menfaatlerini kendi hesabla-rına mutazarrır etmek için koparacakları yaygaralar karşısında zâfa ve acze düşme­mektir. Böyle yapılmazsa demokrasiye, demagoji hâkim olur; memlekette içtimaî adaletsizlikler, haksızlıklar doğar; yurd için faydalı ve hayırlı çalışmalar sekteye uğrar.

Demokrasi rejimi, haklı ve âdil bir mu­vazene reiimidir.

Celâl Bayar'ın Erzurumdaki nutku...

Yazan: Falih Rıjkı Atay

7 Ekim 1947 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan :

Bay Celâl Bayar, Demokrat Parti kurul­duğundan beri, ilk defa Erzurum'a gitti ve gene aynı partinin kuruluşundanberi, bir

image001.giffıkrası müstesna, ilk defa, muhalefet ede­biyatına Örnek olmasını dilediğimiz üs­lûpta bir nutuk verdi. Bay Celâl Bayar'm, partisini Doğu illerinde teşkilâtlandırmak için, hiçbir karanlık köşesi olmıyan tari­hî olaylar üzerinde bile hafif oynamalar­da bulunmasını tabiî görmek Iâzımgelir. Erzurum Kongresi ve Birinci Meclis seçi­mi ile 1945 arasındaki uzun devrin unu­tulmuş olması bu hafif oynamalardan bi­ridir. Bu uzun ara-devrinde, nedense De­mokrat Partiye maledilmek istenen 1945 dâvasını ele alanlar ve bu dâvayı gerçek­leştirmek için parti kuranlar olmuştur. Bay Bayar, birçok arkadaşları ile beraber, onların safına katılanlar değil, bilâkis, bu­rada tekrarliyarak okurlarımızı yormak istemediğimiz sebeplerle, onlara karşı ko­yanlar içinde idi. Bu uzun ara-devrin ta­rihini yapmakta hepimiz beraberiz: yaz­mağı başkalarına bırakalım.

Doğu illerinin kalkınması hakkındaki Demokrat Parti programının, Cumhuriyet Halk Partisi programından zerre kadar farkı olmadığını söylemeğe bile lüzum yoktur. Bu kalkınmanın temeli olmak üzere Krzurum'a varan demiryolu, bir yandan sınırlarımıza doğru tamamlan­makta, bir yandan da Bayındırlık Bakan­lığı mühendisleri Trabzon hattının geçe­ceği yolu tesbit etmektedirler. Daha aşa­ğıda Van'a doğru raylarımız döşenip dur­maktadır. Et endüstrisinin geri kalması­nın tek sebebi, harp şartlarından başka bir şey olmadığını da Demokrat Parti Li­deri bilir. Pamukçuluk için söyledikleri, hemen hemen, daha, geçenlerde oralara giden hükümet üyelerinden birinin söyle­miş olduklarının aynıdır. Doğu'da bir üniversite kurulması meselesi, hayli eski tarihlerde Cumhuriyet Halk Partisi Hü­kümetlerinin Millî Eğitim Bakanlığı tara­fından ele alınmış, hattâ Van, yeni üniver­sitenin kurulacağı yer olarak seçilmiştir. Harp, Ankara ve İstanbul Üniversiteleri­nin tamamlanması işini bile geride bırak­tı. Barış halini ve bütçelerimizin, olanla­rı tamamlamak ve yenilerini kurmak im­kânını bize süratle vermesini ümidedelim. Cumhuriyet Halk Partisi Hükümetleri köylerde eğitim işini tezelden halletmek için, hükümetin ve halkın karşılıklı feda­kârlık ve yardımı ile ancak elde edilebi­lecek bir sistem aramıştır. Bütün köyleri­mize en kısa zamanda okul ve Öğretmen

yetiştirilmesini tamamiyle bütçemizden sağhyabîlecek bir usul bulunmuşsa, bu­nun Cumhuriyet Halk Partisi millî eğiti­mi tarafından ne kadar sevinçle kabul edileceğini söylemeğe bile lüzum yoktur. Bütün köyleri süratle eğitime kaVuşturma meselesi, pek ciddî ve pek ağır bir mese­ledir. Demokrat Parti Lideri, bu mesele­nin başarılması, yapılanları tenkidetmek kadar kolay olmadığını düşünürse, kendi hesabına da iyi eder. Çünkü demokraside verilen sözlerin tutulup tutulmaması, her­kesin kolaylıkla farkedeceği ve söz ve­renlere karşı kullanılabileceği şeylerden­dir.

Tam teşkilli okulların yetişemediği yer­lerde ve onlar vücut buluncıya kadar, eğitmen usulü ile köylerde hiç olmazsa ilk eğitimin en zaruri kısmını sağlamak, köy çocukları ile şehir çocukları arasında bir fark yaratmak maksadına verilmemek pek insaflıca bir hareket olurdu. Köyler­de nazari eğitimle beraber, amelî bir Öğ­retim ve yetiştirme sisteminin bulunması başlıca bir meselemizdir. Şimdiki usulün aksar noktaları varsa onları düzeltmek, fakat köy kalkınmasının sadece bir okuma yazma dâvası olmadığını düşünerek hare­ket etmek lâzımdır.

Bay Bayar, ciddî bir hükümet reisi tara­fından hiçbir teşekküle, hiçbir kimseye suikastçilik, ihtilâlcilik gibi isnatta bju-lunulamıyacağıra, böyle bir sözün bir kıy­met ifade etmiyeceğini söylemekte hak­lıdır. Bununla Bay Bayar'm bilhassa ge­çen yüdanberi devam eden bazı tahrikçi demokratların, bizzat kendi parti adam­ları tarafından da nihayet açığa vurulan, hareketlerini örtbas etmek istemediğini zannediyoruz. Ancak, Halk Partisinin, hükümet otoritesini «vatandaşların ferdî ve içtimai hüriyet ve müsavatı» üstünde tuttuğunu söylemek acaba ciddî bir parti reisine nasıl yakışacağını sorarsak, böyle bir suçlamayı en hafif şekli ile karşılamış olmaz mıyız? Hükümet otoritesi demek, bu otorite mefhumunu «vatandaşların fer­dî ve İçtimai hüriyet ve müsavatı» üstün­de tutmak demek değildir. Hükümet oto­ritesi demek, hükümetlerin kanunları tat­bik etmek ve nizamı korumak vazife ve yetkisini hiçbir engel önünde irkilmeksi-zin yürütmek demektir. «Vatandaşların ferdî ve içtimai hüriyet ve müsavatı» hiç şüphesiz ancak bu otorite olanyerlerde korunabilir. Bu otorite olmıyan yerlerde anarşi hlUüm sürer. Anarşi hüküm sür­düğü zaman da, vatandaşların yalnız «ferdî vs içtimai hüriyet ve müsavatları» değil, en basit yaşama hakları bile orta­dan kalkar.

Omurtağin seyahati ve Prof. A. 'nin bir kitabı...

Yazan:NizamettİnNazif

8 Ekim 1947 tarihli «Gece Postası» İstanbul'dan:

Türkiye Cumhuriyeti Orduları Genelkur­may Başkanı Orgeneral Salih Omurtak ile birlikte Birleşik Amçrikaya giden yük­sek rütbeli deniz, kara ve hava kurmay­larından mürekkep heyetin yalnız bütün teşrifat kaidelerini aşan bir resmi debde­be ile değil benzerine pek az tesadüf olu­nur çok samimi bir dostlukla da karşılan­dığınıöğreniyoruz.

Bu, neden ileri geliyor?

Bir başkasını cevap bulmak için çok dü­şündürecek bu soru bize asla meçhul ol­mıyan sebeplerle şöyle karşılanabilir:

Çünkü onlar, yani Orgeneral Salih Omur­tak ile yanındakiler bugünkü Amerikan medeniyetinin bütün özelliklerini oldum olasıya an'ane edinmiş bir milletin münev­ver ve fedakâr çocuklarıdırlar. Birleşik Amerika onlara en ufak bir yabancılık duymadığı gibi üniformasını taşıdıkları millete karşı da her fırsatta hayranlık be­lirtmektedir. Bugünkü şartlar içkide ehemmiyeti bin kat daha bu halin asıl se­beplerini Amerikan umumi vicdanını şu anda bilhassa yoran iki derin tahlilinden çıkarabiliriz.

Birinci dert:

«Rusyanm gittikçe kaşarlanan uzlaşmaz­lık zihniyeti ve komünist enternasyonalin diriltilmesi.»

İkinci, dert:

«Bazı memleketlerde ırkçı hareketlerin bulaşıcı bir kara humma halinde nükse­der gibi olması ve bilhassa Yahudi düş­manlığı.);

Birleşik Amerika, birincisine kızıl ihtilâl­cilik ve ikincisine kava ırkçılık diyebileceğimiz bu iki dert karşısında bizimle kendi arasında tam bir düşünce birliği mevcut olduğuna artık inanmıştır. Tür-kiyeyi ve Türkiyeliyi, kızıl ihtilâlcilik kar­şısında olduğu gibi kara ırkçılık karşısın­da da Amerikadan ve Amerikalıdan ayırt etmeğe cidden, imkân ve ihtimal tasavvur edilemez ve bilmeliyiz ki Birleşik Ameri-kada şu ânda bütün dünya milletleri bu köşelerden mütalâa edilip not almakta­dırlar.

Sovyetler Birliği tarafından komünist en­ternasyonal savaş bayrağının tekrar açıl­dığı devrede gerek; Sovyetler Birliği dev­leti ve gerekse, komünist enternasyonal ihtilâl derneği karşısında Türkiye ile Bir­leşik Amerika arasındaki bu anlayış birliği her türlü siyasi mukavelelerden ve diplo­matik ahıtlardan daha üstün ve çok sağ­lam bir umumi ittifakın temel ifadesidir. Birleşik Amerika, bu esaslı insanlık derdi üzerinde Türkiyenin tertemiz bir duruma sahip bulunduğunu isbat için artık vesi­ka aramağa lüzum duymamaktadır. Irk­çılık konusuna gelince; her nedense, bil­hassa İkinci Cihan Harbinden sonra Tür­kiyenin o kokmuş Nazi doktrinlerine bir yakınlık duymuş olduğuna dair devamlı şüpheler yaymak gaddarlığında bulun­muş olanlar vardır.

Fakat zaman ile Amerikada bu ikinci ba­kımdan da sür'atli bir anlayış belirdiği görüldü. Bu mucizenin tekevvülünde en mühim rolü oynamanın o bazı kimseler tarafından beğenîlmiyen yahudi vatandaş­lar olduğunu neden gizliyelim? Türkiye-yi ırkçılıkla itham edenlerin karşısına o çıktı ve kendini kendi hayat şartlarının refahlı derecesini ve siyasi ve içtimai hürriyetlerinin çeşitli müeyyidelerini orta­ya alarak bütün kötü iddialara çürütmeğ­inize bütün gayreti ile yardım etti.

İşte en verimli çağında neden emekliye ayrılmış bulunduğuna bir türlü akıl erdi­remediğim üniversite profesör Venikde-nin eski milletvekili profesör Avram Ga-lanti'nin böyle mühim bir ânda bize «Türkler ve Yahudiler» adlı bir mühim siyasi eser vermiş olması da yine bu gay­retin bir yeni ve semereli "tecellisi sure­tinde kabul edilebilir. Türk Milletinin kendisine insanca kucak açtığı on beşinci yüzyıldan bugüne kadar Yahudinin Tür-kiyede ne iyi şartlar içinde bir kardeşlik ve insanlık dünyası bulunduğunu bu eser bin vesika ile isbat etmektedir. Bu eser­den Yahudilik âlemi karşısında Türkiye-nin ne asil bir çehresi olduğunu anlamak mümkün olduğu gibi Yahudilerimizin ha­kikatine agah ohriıyan bazı üstünkörü münevverlerin Türk dünyasına beş yüz yıİda Türkiye Yahudilerinin de ne asil bir çehre göstermekte olduklarını anİayabüe-cekleri nice vesikalar vardır.

Bu eserin en kısa zamanda Ingilizceye tercüme edilip Amerikada neşredilmesini dilerim. Avram Galanti'nin bu eseri Türk-Amerikan yeni dostluk devrinin çok kıymetli bir incisi olarak kabul edilmeli­dir.

Elbete Amerika Türk askerlik heyetine emsalsiz bir güler yüz gösterecektir. O as­kerlerin milleti kadar insan millet nerede bulunur?

Tehditler karşısında Türk Jeti...

Yazaıı:Anadolu

11 Ekim 1947 tarihli »Anadolu» İz­mir'den :

Genelkurmay Başkanımızın riyasetinde yüksek bir askerî heyetimiz, iki günden-beri büyük dostumuz Amerikanın misa­firidir. Heyetimizin gördüğü hüsnü kabu­le ait ilk haberlerin bütün memlekette, Türk - Amerikan dostluğunun samimiyet ve kuvveti bahsindeki kanaati yeniledik-den başka büyük bir sevinç uyandırdığına ve uyandıracağına asla şüphe edüemez. '

Evvelki akşam her iki milletin en yüksek askerî erkânının toplandığı bir masada verilen nutukların, daha doğrusu bunların ihtiva ettiği fikirlerin, herhangi bir ziya­fette duyulması mutat ve tabiî görülen fikirlerden çok ötede bir manası, bir hu­susiyet ve ehemmiyette olduğunda ısrar etsek yeridir.

Dünya bu seyahat vesilesiyle bir daha an­lıyor ki, Türk ve Amerikan milletleri, mutlak hürriyet dâvasında anlaşmış ve her tecavüzü bütün kuvvetleriyle karşı­lamağa karar vermiş iki millettirler.

Hudut, mesafe ve zaman telâkkilerinin çok değiştiği böyle bir zamanda, aynı ideaîe mensup iki milletin, birbirinden ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar, daima beraber olacaklarını kabul etmek lâzım­dır.

Türkiye kadar Amerika, Amerika kadar da Türkiye, dünya barışı ve emniyeti prensiplerini şiddet ve ısrarla müdafaa eden iki millettirler. Bu hakikatin, hiç bir demagoji. hiç bir mugalata tarafından tahrifine imkân yoktur.

Biz Türkler, kendimizin olduğu kadar Amerikalıların da emperyalist değil, insan ve idealist bir millet olduklarına kaniiz. Bu dünyada her mîllet için hürriyet tfe mesut olmak imkânları vardır. Ve bttfi millet, bu hakka sahiptir. Herhangi bir suretle dahî olsa, milletlerin birbirini is­tismar etmesi gibi bir ortaçağ devrinin geriye gelerek medeniyeti ve dünya de­mokrasisi fikrini boğup öldürmesi im­kânı kalmamıştır. Ferdler olsun, millet­ler olsun artık eşit hak ve hürriyet iste­mektedirler. Büyük balıkların küçük ba­lıkları yutmak istemesi şeklindeki ipti­daî kanunlar devri çoktan kapanmıştır. Renkleri, ırkları, dil, din, kültür, mede­niyet vesair farkları her ne olursa olsun bütün bir insanlık, Birleşmiş Milletler camiası içinde, emniyet ve hürriyetle yaşamak istemektedir. Bu yepyeni bir dünya görüşü ve anlayışıdır..

Bugün bu dâvaya karşı gelen bir tek devlet vardır:

Rusya...

Bu devlet, mazinin bütün miraslariyle, bütün metotlariyle bütün emperyalist zihniyetiyle ortaya çıkmış bulunmakta ve bahsini yaptığımız dünyanın doğma­sına mani olmak, yıkılacak bir âlemin yağmasınıyapmakistemektedir.

Muhakkak ki, bu harp içinde Rusya, en çok sevilip takdir edilen bir devletti-Harp sahasında, müttefiklerin büyük yardımlarına dayanarak, müşterek dâva­ya sarılmış görülüyordu. Fakat harbi yaparak düşmanı ezdikten sonra gördük-ki, bu defa da onun siyaseti ile mücade­le etmek mukaddermiş. Çünkü Rusya, bütün bu yıllarca süren büyük kavganın, sadece kendi gizli plânları için tevessül edilmiş bir hareket olduğunu zannetmiş, diktatoryasım kuracağı, nüfuzunu sokaca­ğı, kendi ideolojisine çadır kuracağı sa­halar aramış, hattâ kısmen elde etmiştir. Eskiden ns olmuşsa olmuş onları bı­rakalım da bu günü düzeltmeğe, kurtar­mağa, itirazları kökünden kesmeğe baka­lım ve bütün bu bitmez tükenmez demok­rasi münakaşalariyle halkın kafasını şi­şirmekten îctinab ederek memleketin iş­lerinive ihtiyaçlarınıdüşünelim.

Yeni tüzük ve program...

Yazan: Cihad Baban

20 Ekim 1947 tarihli «Tasvir» İs­tanbul'dan :

Cumhuriyet Halk Partisi, hazırladığı yeni program ile tüzüğü, basma vermiş bulu­nuyor. Anlaşılan, Halk Partisi bu yeni ha­zırlıkların efkârı umumiyede yaratacağı tepkileri yoklamak, tenkitleri dinlemek ihtiyacını duymuştur. Bu isabetli hareket üzerinde memnuniyet duyduğumuzu ifade etmeliyiz. Bu misali hükümet te çıkarmak istediği kanunlar hakkında tatbik edecek olursa, vatandaşları memleket meseleleri üzerinde eğilerek çalışmak zorunda bıra­kır ki, bunun faydası da elbette İnkâr edilemez.

Program ve tüzük efkârı umumiyeye mal edildiği cihetle, üzerinde konuşmalar ve tartışmalar olacak, bu suretle, kongre de­legeleri de. tenevvür etmiş olarak toplan­tıya iştirak edeceklerdir.

Programın ve tüzüğün gazetelere akset­miş olan hususiyetlerine bakacak olursak. Halk Partisinin demokratik bir ilerleme yolunda olduğunu da görürüz. Gerek tü­zük ve gerek program hakkında kati bir hüküm vermeğe imkân yoktur. Çünkü bütün maddeler Kurultayda da müzake­re mevzuu olacak ve belki esaslı değişik­liklere uğrıyacaktır.

Halk Partisinin demokratik yolda ilerle­me isteğinin, b?rinci delili, açık oy deni­len, usulün ortadan kalkması ve Kurul­tay seçimlerinin gizli yapılacağı hakkın­da bir hükmün tüzüğe konmasıdır. Bu su­retle vicdanlar baskıdan kurtarılmış ola­caktır.

Parti bütün idare mesuliyetini kırk kişi­den mürekkep olan divana tevdi etmiş bu­lunuyor. Bu divan gizli oyîa seçilecekti'. Genelbaşkanvegenelbaşkanvekilleri

de Kurultay tarafından gizli oyla seçile­cektir. Yalnız genel sekreteri, başkan di­van arasından seçilecek olan on iki kişi­lik idare heyeti azaları arasından resen intihap edecektir. Bu suretle parti arasın­daki eski bîr usul de kalkmış bulunuyor. Malûmdur ki, bundan evvelki tüzükte, genel başkan kendi vekilini ve genel sek­reteri resen seçer ve bu üç kişiden mü­rekkep heyet te partinin en salahiyetli uz­vu olurdu. Tatbikatta, genel başkan ve­kili ile genel sekreter, başkanın nüfuzu altında onun şahsiyetini üçleştirmekten başka bir şey yapmış olmuyorlardı. Yeni

tüzükle bu gayreti tabii vaziyet tarihe İntikal etmiş bulunuyor. Buna mukabil, genel başkan ile genel başkan vekili v idare heyeti arasında ihtilâfların meyda­na çıkması durumu hatıra gelebilir. Bu eksikliği de tatbikattaki tecrübelerle ge­lecek kongre ıslah edebilir.

Öyle zan ve tahmin ediyoruz ki, büyük Kurultay genel başkanlığa, yine Inönünü seçecektir. Kendisi devlet reisi olunca, fiilî idare genel başkan vekiline ait ola­cağından mücadele bu makama ulaşma uğrunda cereyan edecektir. Ankara ha­berlerinden öğrendiğimize göre, müfritle­ri temsilen Peker, ve ıslahatçıları temsi-len de Hamdullah Suphi Tanrıöver nam­zet gösterileceklerdir.

Halk Partisi 12 Temmuz beyannamesinde­ki zihniyete uygun hareket ederek, parti ile hükümet mekanizmasını birbirinden tamamiyle ayırmağa karar verdiği için­dir ki, genel balkan veya vekilinin baş­bakan veya bakan olmaları halinde da­hi, o mevkileri muhafaza eylemelerine müsaade etmemektedir. Bu anlayışı tak­dirle karşılamak lâzımdır.

Muvafık bulmadığımız cihet, parti kuru­luşlarının kurdukları kültür, terbiye ve diğer hayır işlerine genel bütçe veya il veya belediye bütçelerinden ayrılacak meblâğların parti gelirleri arasına ithal edilmiş olmasıdır. Bu madde, halkevle­rine sağlanan yardımların devamını temin için konmuşa benziyor. 91 kesesinden ho­vardalık zor olmıyacağı için bu açık ka­pı, hayli suiistimal edilebilir, biz her türlü dedikodu ve müsavatsızlığın önüne geçe­bilmek için, partilerin, devlet, il ve bele­diye bütçelerinden yardım görmelerinin aleyhindeyiz.Partilerkenditesanüthareketleri içinde, spor, kültür ve hayır işleri için yardımlarda bulunabilirler. Bunun kıymeti, ancak kendi malî kaynaklarına dayanmakla bir mâna iktisap eder.

Tüzük «Parti genel başkanı cumhurbaş­kanı olduğu veya başbakanlığı veya ba­kanlığı kabul ettiği takdirde bu vazifeler üzerinde kaldığı müddetçe, partinin fiilî idaresi tamamiyle genel başkan vekiline aittim demekle, memleket bünyesinde demokratik bir esası da kabul etmiş bulu­nuyor. Bunun diğer mânası da gudur: Devlet reisi artık bir parti başkanı olmı-yacaktır. Bunun millî demokrasimiz na­mına çok faydalı neticeler doğuracağı hak­kında hiç şüphe etmiyoruz. Bu suretle Demokrat Partinin de arzularından biri yani hürriyet misaksnın bir hükmü yeri­ne gelmiş bulunuyor

Kabul etmek lâzımdır ki, iki yıl içinde demokrasi ve hürriyet anlayışında hayli ileri adımlar atmış bulunuyoruz. İki par­ti arasındaki rekabetin yalnız memleket hayrına olacağından hiç şüphe etmemiş­tik. Şimdi müteaddit partili bir sistemin meyvalarmı, daha çok ham olmakla bera­ber,dallarda görüyoruz

Bu meyvalar olgunluğa doğru gidecektir. Şimdi muhalif ve muvafık olarak bütün vazifemiz, demokrasi ağacının toprağını, verimli ve münbit bir hale getirmektedir. Kökleri sararmış olan antidemokratik ne­batları da temizlediğimiz gün bu rejmîn memlekette çok daha verimli bir surette gelişerek millî kalkınmamıza hizmet ede­ceğine inanıyoruz. Bizi muhtaç olduğumuz parlak istikballere götürecek yolların üzerindeyiz

Sırası geldikçe, program hakkındaki dü­şüncelerimiziburadabelirteceğiz.

C. H. P. nin programı ve tüzük tasarıları...

Yazan:Nâzım,Poroy

21 Ekim 1947 tarihli »Memleket» İstanbul'dan:

Gelecek ay içinde toplanacak oian Halk PaBtisi - Yedinci Kurultayına sunulmak üzere partinin salahiyetli makamları ta­rafındanhazırlananprogramvetüzük

tasarıları ilân edilmiştir. Tasarıların bÖy-lece evvelden ve tetkike müsait uiacak bir zaman payı verilerek âmme eikârma arzmdaki fayda üzerinde durmak zahme­tine bile değmez. Bunların ihtiva ettiği hükümler hakkında, muvafık ve muhalif bütün vatandaşların ne düşündüklerini söylemek imkânını bulmaları lâzımdır. Yoluna girdiğimiz rejimin en büyük fay­dalarından biri de halkın siyasî olgunlu­ğunun gelişmesine çok yardım, etmesidir. Muhtelif Parti program ve nizamnameleri demek, memleket işlerini yürütmeğe davet edilmiş olanların ellerinde tuttukları yol rehberleri demektir. Bunların her nokta­sı hakkında her vatandaşın söz hakkı var­dır. Bu itibarladır ki muhalif gazetelerden hemen hepsinin daha ilk günden iki ve­sika hakkında da gösterdikleri esaslı alâ­ka karşısında büyük bir sevinç duymak­tayız.

Ankaradan gelen bazı haberlere bakılırsa Demokrat Parti liderlerinden çok muhte­rem Köprülü Fuat, yeni Halk Partisi prog­ram tasarısını Demokrat Parti program tasarısından yer yer yapılmış iktibaslarla dolu görerek bu iktibasları şüphesiz be­ğenmiş ve diğer taraflarda kusur, bulabil­mek İçin zihnini çok yormuştur. Köprü­lü Fuat, Demokrat Parti programının mu­cit ve mübdilerınden olduğuna göre ken­di eserinin. Halk Partisi tarafından baş tacı edildiğini görmekle memnun olmalı ve bu memnuniyet içinde de mağferet his­si galebe ederek yaptığı işi zavallı Halk Partisinin yüzüne vurmamah idi. Hem ne çıkar, memleket Köprülü Fuat gibi ulemayı şakirinin yüzü suyu hürmetine yaşamıyar mu? Haîk Partisi de bu yük­sek zatın binlerce eserinin birinden fay­dalanmış!.. Köprülü Fuadm yine kendi ilim ve fazlından alacağı feyiz ve kudret­le imana gelerek bu iddissmı tekrarlamı-yaeağmi zannetmek acaba hakkında faz­la iyi niyet belsemek mi olur? Gerek program, gerek tüzük tasar; ları-nm muhalefet arkadaşlarımızın çoğu Ü-zevinde umumiyet itibariyle iyi bir tesir bırakmış obuasından memnun olmamak kabil değildir. Münakaşaların temiz bir düşünce üe başlayıp devam etmesi geliş­me; safhasında attığımızı söylediğimiz adımların bir delili olacaktır. Konuşma­larımız arasında ortaya-hiç bir esasa da-yammyan-birtakım.-iddialar da, atmış ola­biliriz.Bunlardajsraretmemeliyiz.Bu iddiaların birinin dünkü bazı yazılarla yine tekrar edildiğini gördük. Bu İddia Cumhuriyet Halk Partisinin uDevlet» i halkın üzerinde bir mefhum saydığı yo­lundaki tekerlemedir. Hatırlardadır ki Demokrat Partinin baş lideri de son nut­kunda bu bahis üzerinde dersini iyi ez-berliyememiş bir talebe gibi bazı şeyler gevelemişti. Bu iddia eğer tutsaydı ve bir prensip haline getirile bilseydi üzerine da­ha birçok isnatlar da rahat rahat bina edilebilirdi. Fakat tutmadı ve bizim va­tanımızda lutamaz c!a. Çünkü hakikate uygun değildir. Faşizm ve Nazizm «dev­let herşeyin fevkinde ve herşey devlet için» sözlerini bir kaide haline soktuklar; tarihlerde Avrupanm en liberal, en de­mokrat yerlerinde bile parlâmento rejim­leri ve demokrasi hakkındaki imanın ne kadar sarsılmaz olduğu henüz unutulma­mıştır. İtalyada ve Almanyada devlet programına muti olmıyan harhangi bir ferde herhangi bir gazeteye değil, Üni­versite gibi Baro gibi bir memleketin en hakiki dayanakları olan kurullara hayat hakkı verilmemişti.

Almanyada daha ileri gidilmişti: Adalet cihazı dahi Nazi olmuştu. Şimdi tek par­ti rejiminin bütün kusurlarını yüklen­mek durumunda bulunan Cumhuriyet Halk Partisi Seli o zaman dahi aklına ge­tirmediği bir usulün idamesine bugün mü taraftar olacaktır? Bu, gülünecek bir id­diadır.

Yeni program tasarısının eskisine bakın­ca ileriye doğru geniş bir adım olduğun­da şüphe yoktur. İnsanların ve İnsan top­luluklarının hayatına hâkim olan en sar­sılmaz içtimaî kaidelerden biri de tedriç­tir, tekâmüldür. Bu kaide icabına uyarak kendi üzerine katlanan ve hakikî kuvve­tini bulmakta olan Halk Partisinin bun­dan böyle de memlekete en büyük hizme­ti yapacağında şüphe yoktur.

Yeni bir eser ve onun düşün­dürdükleri...

Yazan:FatihRıfkıAtay

24 Ekim 1947 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan :

Hükümet, eski Taşkışla'vı millî eğitime devretti.Hayli zamandanberibubina, Teknik Üniversitenin mimarî ve diğer "ba­zı kollarını içine almak üzere tadil olun­maktadır. Dışardan ve uzaktan henüz pek az şey yapılmışa benziyen o yapının içini dolaştık. Meğer mimarlarımız binanın dış tarafını sona bırakmışlar, içi hemen he­men tamamlanmak üzeredir. Bütün ahşap yerler kârgire çevrilmiş, mermer merdi­venler döşenmiş, bina yepyeni bir şekil almıştır. Bu, Türk mimarlığının büyük bir başarısı olduğu kadar, millî eğitim te­sislerimiz arasına muhteşem denebilecek bir okul yapısı katılmaktadır. Hükümet, binayı bu işe ayırmakla hemen hemen 7 milyon lira kazanmıştır.

Taşkışla misali bize İstanbul şehrindeki eşlerinin vazifelendirilmesi bakımından parlak bir fikir verebilir. Kışlalarımız bu­günkü halleriyle pek iptidaidirler. Bun­dan başka dünyanın hiç bir yerinde bu binalardaki kısI? telâkkisi kalmamıştır. Yeni kışlalar, şehir dışındaki pavyonlara dağıtılmaktadır. İstanbul'da bulunduraca­ğımız kıtalarm ihtiyacı olan bu pavyon­lar, vazifelendirilecek eski kışlaların dev­redileceği bakanlıklar veya kurumlar ta­rafından yapılmak şartiyle, hepisinden ay­rı ayrı faydalanabiliriz İçi katsız olan Maçka kışlasının askerî müzeye çevril­mesi hemen hemen karar i aşmış gibiydi. Askerlik tarihi bu kadar zengin olan bir milietin askeri müzesi eski bir Bizans ki­lisesinin karanlık rutubeti içinde sığınmış olarak kalamam. Selimiye kışlasında sanat okullarımızın en büyüğü ve elverişlisi yapılabilir. Burası. İstanbulda sayısı bin­leri . geçtiği söylenen sıhhatleri yerinde başıboş çocukların mükemmel bir yetişti­rilme ocağı olabilir. Bu kışlaların kalori­ferleri ile, yerleri kârgirleştirilerek rahat hale getirilmeleri, yeni pavyonların ku­rulmasından çok daha pahalıya malolaca-ğına da güphe yoktur. İstanbulun mese­lelerinden biri de eski Harbiye Okulunun hiç olmazsa Prost'un son bulduğu şekle uydurulmasıdir. Bu şekil, hem bir çok ko­mutanlar yetiştiren okulun korunmasına, hem de büyük parkla Harbiye caddesi arasında bir bağlantı kurulmasına pek el­verişlidir.

Her vazifelenen eski bina bir yandan kur­tulmakta, bir yandan şehrin bir süsü ol­makta ve millî bir ihtiyacı karşılamakta­dır. Eski medreselerin hepsine de ayn ayrı vazifeler verilebilir:Vazife verilmiş olanların bugünkü halleriyle hepimiz ö-vüııüyoruz. Türk mimarları restorasyon sanatında olgunlaştıkları için, eski eser­lerin tarihî karakterleri de olduğu gibi kalmaktadır.

Bizce acele işlerden biri Istanbultm bin­lerce başıboş çocuğunu cemiyete faydalı birer unsur olarak yetiştirebilmek için, Selimiye gibi hazır ve büyük bir bina­dan hemen faydalanma imkânlarını ara­maktır. Hattâ bu binanın içinde yapıla­cak kârgirleştirme gibi tadillerden müm­kün olanlar, aynı okulun ihtisas şubele­rine tatbik vazifeleri olarak da verilebilir. Bundan başka askerlerimizi ve subayları­mızı, bu koskoca berhaneler içinde rahat­sız kalmaktan kurtarmış oluruz.

Taşkışlayı gidip gezecek olanîarın, bu mi­salden aynı ilhamları alacaklarına şüphe etmiyoruz.

Başbakanlık meselesi...

Yazan: Nâzım Poroy

25 Ekim 1947 tarihli «Memleket» İstanbul'dan :

Cumhuriyet Halk Partisinin gün geçtikçe yaklaşmakta bulunan Kurultay toplantı­sındakonuşulacakmeselelerüzerinde

şimdiden durmakta elbette fayda vardır. Bunların en başta gelenlerinden biri, şüp­he yok ki, Parti Genel Başkanı Cumhur­başkanı seçildiği takdirde husule gelecek durumun nasıl karşılanacağıdır. Bizce bunda karşılanacak bir vaziyet hâ­sıl olacağı kanaati bulunmamakla beraber Demokrat Parti sözcüleri partilerinin az çok taazzuva başladığı andan itibaren bu mesele üzerinde o kadar ısrarla durdular

ve hakikî durum değil, meselenin zahirî şekÜ kendilerine az çok hak verir gibi gö­ründüğü için bundan o kadar faydalan­mak emeline düştüler ki arkasını hiç kes­medikleri mütemadi neşriyat ile belki bir­takım zayıf kalplerde şüphe uyandırmağa da muvaffak oldular. İsmet İnönü gibi bütün varlığını bu vatana, bu vatanın yükselmesine hasretmiş olan bir müstes­na şahsiyetin aynı zamanda Halk Partisi Başkanı da olmaktan faydalanarak Devlet Başkanlığıyetkisinikötüye kullanması

ihtimaline varan bu iddialara bir politika icabı demekten başka çare yoktur.

İsmet İnönü, bütün milletin kalbinde ol­duğu gibi Halk Partisinin öz canında da yerini almıştır; oradan çıkamaz. Buna mukabil şuna eminiz ki muhterem başka­nımız da yaradılış ve yürüyüşünde çok himmet ve gayret gösterdiği ve bütün muvaffakiyetli icraatında dayandığı bu parti üzerine tam hassasiyetinin emretti ğişekildedaimatitreyecektir.

Bu düşüncelerin tesiriyle dün kıymetli arkadaşımız Profesör Nihat Erimin (Mem­leket) sütunlarında çıkan beyanatı üze­rinde çok alâka ile durduk.

Nihat Erimin yaptığı tahlil doğrudur ve ileri sürdüğü fikirler ihmal edilmiyecek bir kıymet taşımaktadır. Umumiyet itiba­riyle bir siyasî şahsiyetin herhangi bir par­tiye başkanlık etmekte olduğu için Dev­let Reisliğine seçilememesi gibi bir kaide düşünülemez. Buna mukabil böyle bir za­tın mutlaka partisi başkanlığından ayrıl­masını âmir bir prensipi de hukuk kitap­ları kaydetmemektedir. Ancak otedenberi demokrasinin en kuvvetle gelişmiş olduğu yerlerde daima bir tedriç ve tekâmül ka­nununa uyarak yerleşmiş gelenekler ve ananeler vardır Şunu da unutmamak lâ­zımdır ki bu gibi yerlerde ve bilhassa dai­ma misal olarak alınan ingiltere ve Fran-sada milletlerin hakkı hükümdarların elinden daha ziyade zorla koparılıp alın­mış ve nihayet bunların Devlet Reisi sı-fatiyle ve bütün tartışmaların önünde bir birlik sembolü ve yüksek bir hakem şek­linde kalmaları neticesine varılmıştır. De­mokrasiye en lâyik bir kalıp olan ve mil­let hâkimiyetine dayanan Cumhuriyet re­jimi, halk ile iktidar arasındaki temasları esas itibariyle bir şekli koruyarak daha yumuşak bir hale getirmiştir. Bugün biz de, kendini gösteren bir tekâ­mül ile kendi an'anemizi koruyoruz. Her­hangi bir vesile ve fırsatla koyacağımız kaidelerin kendi hayatımızın icaplarına en uygun olmaları, bu icaplara en iyi cevap vermeleri lâzımdır. Buna dikkat edeceği­miz kadar, önümüzde mevcut misallerden istifadeyi bilmemek gafletine de düşme-mekliğimiz lâzımdır. Bütün bunlar bize Devlet Reisimizi ve bu reis bilhassa İs­metİnönü gibi içindeyaşadığımıztarihe

bütün varlığiyle hâkim bir şahsiyet olun­ca - parti mücadelelerinin, üstüne çıkar­mayı emretmektedir. Bu mühim bahis üzerinde şüphesiz tekrar durmak fırsatla­rını bulacağız.

Cumhuriyet24 üncüyıldönü­mü...

Yazan: HüeevinCahidYalin «Tanin» İstanbul

29 Ekim 1947

Cumhuriyetin yıldönümlcri Türk Milleti için har zaman büyük bir hâdise teşkil eder. Bir milletin günlük endişeleri, meş-galeieri ve gürültüleri, bulut ve karanlık­ları arasında böyle sayılı günler bir nevi yüksek meşale hizmetini görür ve ona her günkü hâdiselerin yığınları ve sinirlilik­leri içinden sıyrılarak etrafı yüksekten görmek imkânını verir Fakat bu sene bizi bir bayram sevincine kavuşturan bu mu­azzez ve mübarek gün millî gelişmede hususî bir hizmet ifa edecek ve bizi va­zife hissi ve vatana karsı yüklenmiş ol­duğumu?, bor;: hissi ile yakından karşı­laştıracaktır.

Cumhuriyetin ilânındanberi gecen 24 se­nelik zaman mesafesi büyük ve çok hızlı bir gelişmenin baş döndürücü olayları ile doludur. Bizler her dakika bunun içinde yaşadığımız için, arkada bıraktığımı- yo­lun güçlüklerini ve bu güçlüklerin çeşit­lerini birdenbire tahattur edemeyiz. Fakat vekayiin akışı içinde biraz durup da ar­kamıza etraftı bir nazar atfettiğimiz za­man. kalblerîrnİ^e heyecan ve ayni za­manda gurur ve iman veren bir muazzam levha ile karşılaşırız.

Cumhuriyet rejimi memleketi ne halde buldu ve bu gün ne halde buluyor? Cum­huriyet rejimi dört sene sürmüş bir cihan harbinin felâketli yıkılışlarından sonra, Milli Mücadelenin esatiri harikalarının lü­zum göstermiş olduğu fedakârlıklardan hâsıl olmuş bir harabe ile karşılaşıyordu. Memleket sarfettiği insanlık takati üstün­deki gayret ve hamlelerden biikindi. İdare yoktu, yol yoktu, para yoktu; dost yoktu. Türk Mîlleti yalnız kendisine güvenebi­lirdi ve bütün yardımı ancak kendinden bekliye bilirdi.

Cumhuriyet milletin hürriyetini, teşebbüs kudretini, azim ve imanını bağlıya» eski siyasî ve sosyal engellerin hepsini yıktı. Fikir ve vicdan hürriyetini ilân etti. Millî hâkimiyeti rejimin temeli olarak başının üstünde tuttu..Ayni zamanda, asırlardan-beri ihmal edilmiş koca memleketi mo­dern teçhizat bakımından düzenlemeğe kalktı. Manevî sahadaki terakkiler belki kolay kolay fark edilemez. Fakat maddî sahadaki basarılar gözlere çarpacak ka­dar meydandadır. Cumhuriyet bu mem­lekette altı yedi yüs senedenberi yapıla­mamış muvaffakiyetlerin halikı olarak göğsünü gerebilir. Yol, şimendifer, liman, asayiş, fabrika, atölye, ziraat, barajlar ve kanallar, sanayi hepsi Cumhuriyetin ese­ridir. İytidaî yahut yıkık bir halde bul­duğumuz her şeyi ihya ve tamir ettiğimiz gibi yeni yeni medeniyet âbideleri sayı­lacak tesislerle memleketin ihtiyaçlarını temine muvaffak olduk. İşimiz bitmedi, ihtiyaçlarımız tamamen temin olunmadı. Fakat altı yedi asır içinde toplanmış ve medeniyet ilerledikçe yenileri inzimam ederek bir kat daha çoğalmış ihtiyaçların parasız, yorgun ve mütehassıstan mahrum bir memlekette bu tempo ile tatmini tam mânasiyle bir harikadır.

Türk bu hârikayı yaptı. Bunu mensup ol­duğumuz Halk Partisi için bir propagan­da vesilesi olarak ileri sürmüyoruz. Bu muvaffakiyet bütün Türk Milletinin ma­lıdır ve kıymeti, büyüklüğü, ehemmiyeti de bundadır. Halk Partisinin bu işte his­sesi, tek parti olmak itibariyle, bütün memleketin kabiliyet ve istidadını yük­selme ve ilerleme gayesi uğrunda kana-iize ederek semere verir bir hale sokma-sıdır.

24 senelik Cumhuriyet rejimi esnasında Türk vatanı yalnız maddî bakımdan yük-selmedi ve kuvvetlenmedi. Bu günkü. Türk ordusu dünkü millî müdafaa mü­cadelesi kahramanlarının şerefli evlâdıdır; eskiye nisbetle hayretler verecek kadar kuvvetlidir. Fakat memleketin asıl kuv­veti millî hâkimiyet prensibinin artık tat­bikat sahasına, her günkü hayat tezahü-lerine girmesinde, yayılmasında ve yer-Icjmcs indedir.

İlk dakikada ilân edilen millî hâkimiyet prensibi bir milistin hayatına nisbetle pek kısaaddolunabilecek biralışma, hazırla-

ma ve gelişme senelerinden sonra niha­yet siyasî hayatımızın temeli ve çerçevesi şeklinde kendisini göstermeğe başladı. Bunda ilk adımı atmak şerefi de Halk Partisinindir. Fakat bu işi particilik his­siyle muhakeme etmiyerek şeref ve me­ziyetin bütün Türk milletine, bütün par­tilere şâmiL olduğunu memnuniyetle tes­lim ve itiraf etmelidir. Yalnız bir parti­nin işi olacak bir rejim kâfi hayat kud­retine malik olamaz. Bütün bir milletin benimsemesi, kabiliyet ve ehliyeti olma­lıdır ki, siyasî bir rejim verimli surette işliyebilsin. Türkiyede olgun ve kabili­yetli bir Demokrat Partisi teşkilâtı olma­saydı Halk Partisinin tatbika azmettiği millî hâkimiyet rejimi ölü doğan bir ço­cuk gibi sönüp gitmeğe mahkûmdu. De­mokrat Partisinin faaliyeti ve mücadele­sidir ki millî hâkimiyet prensiplerinin fiile konmaları safhasını kısalttı, imkân daire­sine soktu. Başka memleketlerin belki asırlara ihtiyaç göstermiş olduğu bir in­tikal merhalesinin teşevvüşlerinden bizi kurtardı.

Büyük Millet Meclisinin açılış gününde beklediğimiz Cumhurbaşkanının nutku. Halk Partisinin Kurultayında beklediği­miz kararlar millî ve müşterek bir him­metle, hep birden ve elbirliğiyle eriştiği­miz son tekâmü! safhasını teşkil edecek­lerdir. İşte Cumhuriyetin 24 üncü yıldö­nümü böyle mesut ve millî hayatta son derecede mühim bir dönüm noktasına te­sadüf ettiğinden dolayıdır ki müstesna bir kıymeti haiz olmaktadır. Hepimiz mü­savi bir aznı ve gayret ve şeref hissesiyle müşterek vatan vazifesine koşuyoruz.

Bugünün düşündürdüğü...

Yasan: Falih Rtfkı Atay

29 Ekim 1947 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan:

Bugün Cumhuriyetin yirmi beşinci yılma ayak basıyoruz. Bu, bir asrın dertte bîri demektir. Bütün Türk devletleri tarihinde.

belki ilk defa, biz Türkiye Türkleri, yir­mi beş yılımızı barış içinde geçirdik. Ge­ne bu yirmi beş yıl bizim için durmak­sızın bir ilerleme, aydınlanma ve kalkın­ma devri olmuştur.

Osmanlı tarihinde teceddüt dediğimiz ye­nileşme hareketi, Şark - İslâm dünyasının her tarafında kendini gösterir. İnkılâbı­mızla bu hareket arasındaki farkın ne ka­dar başdöndürücü olduğunu anlamak için, bugünkü Türkiye ile Şark - İslâm dünya­sının herhangi bir parçasını kıyaslamak kâüdir.1 Garp' medeniyetçiliği dâvası, bi­zim inkılâbımızla, yalnız Türkiye'de tara bir zafer kazanmıştır ve bütün Ortaçağ ve otokrasi gelenekleri ve kurumları yal­nız Cumhuriyet Türkİyesinde yıkılmıştır. Osmanlılar arasında Türk kurtuluşunun, Garp medeniyetçiliği ile Ortaçağ ve otok­rasi gelenekleri ve kurumları arasındaki amansız savaşın, böyle katı bir zaferle ne­ticelenmesine bağlı olduğunu düşünenler yok değildi: Fakat bu kadar katı ve tam bir ihtilâle, bu memleketi batmaktan kur­tarmış olmak şerefini ve nüfuzunu bu mil­letin kurtuluşu için sonuna kadar harca­mağa karar veren Mustafa Kemal cesaret etmiştir. Mustafa Kemal, onunla fikir ve safbîrîiğî eden parti, -kanunları ve yük­sek otoritesi ile inkılâbı destekîiyen Bü­yük Millet Meclisleri, tarihe eşsiz bir hâ­tıra bırakmışlardır.

Cumhuriyet, kafalarda, kurumlarda ve âdetlerde Garplılaşma ve bu cemiyetin gerek saray istibdadından, gerek geri ve batıl itikat ve geleneklerin, yâni şuursuz­ca içinde bunaldığı kendi kendinin de is­tibdadındankurtulmasıdemektir.Bir

Şark cemiyetinde tefekkür ve vicdan hür­riyeti mümkün olmadığı için, demokrasi de asla mümkün değildi. Geri ve batıl itikat ve geleneklerin tahakkümünü ar­tıran, kanunları için bunları esas tutan, otoritesinin temelini bunlar üzerinde ku­ran sözde demokrasinin hürriyet adını verdiği şey, korkunç bir istibdattan fark­sızdır. Onun için cemiyeti henüz tama-miyle hükmü altında tutmakta olduğuna inanan irtica, inkılâp hareketi başladığı vakit, hiç bir kayıtsız Hâkimiyet-i Milliye sancağıaltına sığınmak istemiştir.

Şark - İslâm dünyasında yalnız Türk ka­dını, Cumhuriyetle beraber, hürriyetine kavuştu. Yalnız Türk üniversitelerinde cumhuriyetle beraber, tefekkür hürriyeti doğdu. Lâyisizm, mezhep ayrılıkları ile bir iki millete bölünmek tehlikesini orta­dan kaldırarak, millî birliğin yuğruluş mayası oldu.

Birleşmiş Milletler tarafından yapılacak tavsiyelerle bu özel komisyonla işbirliği etmeleri için isimleri geçen dört hüküme­te yapılacak tavsiyelerin tatbikini temin maksadiyle Özel bir komisyon teşkili hu­susundaki Amerikan karar suretinin fık­raları da kabul edilmiştir.

Bundan sonra Polonya Murahhasının di­ğer tekliflerinin de müzakeresini istemesi üzerine Delbos ve Vişinski'nin de iştirak­leriyle uzun bir münakaşa başlamıştır.

—Lake Success:

Polonya da Hususî Balkan Komisyonuna iştirakten imtina etmiştir.

Polonya Murahhası Lange, Amerika'yı, Birleşmiş Milletler ekseriyetini Rusya" ve Balkan memleketlerine k&rşı bir cephe haline getirmiş olmakla itham etmiştir.

Polonya Rusya'nın teklif ettiği 11 üye me-yanmda bulunmakta idi.

Çekoslovakya, Beyaz Rusya ve Yugoslav­ya bu komisyon üyelerinin seçiminde bulunmayı kabul etmemişlerdir.

11 Ekim 1947

—Lake Success:

Amerikan Hükümeti Filistin hakkındaki noktai nazarınıbugür.bildirmiştir.

Amerika, Birleşmiş Milletler Tahkikat Ko­misyonunun çoğunluğu tarafından teklif edilen Filistin'in bölünmesi plânını tefer­ruata ait bazi tâdillerle desteklemektedir. Diğer taraftan Birleşik Amerika, İntikal devresinde asayişi muhafazaya memur ol­mak üzere gönüllülerden müteşekkil bey­nelmilel bir polis kuvvetinin teşkilini tek-lit etmektedir. Bu teklifler, Birleşmiş Mil­letler Filistin Komisyonunda Amerikan Heyeti Başkanı Hershelî Johnson tarafın­dan ileri sürülmüştür.

Al Johnson Birleşik Amerika'nın, Filistin meselesinin tetkikine memur fevkalâde komisyonun raporunda tavsiye edilen muhaceret siyasetini de desteklediğini söylemiştir.

Komisyon üyeleri, bu raporda intikal dev­resini teşkileden iki senede 150.000 Yahu-dinin Filistin'e kabul edilmesini İstemiş­lerdir.

M. Johson'un temas ettiği tâdiller arasın-

da hudut hatîarıöın; tashihi eiheti de var­dır. Bu meyanda hudutların esas itibariyle Arap olan bakanın Arap Devleti içinde kalması suretiyle tashihi istenilmektedir.

Bu projenin tatbik mevkiine vaz'ı husu­sunda M. Johnson şöyle demiştir:

Filistin meselesini gündeme almış olmak-ia beraber Birleşmiş Milletler bu hususta bir mesuliyet yüklenmemişlerdir.

Filistin'in idaresi işi Manda Hükümetine terettüp eder. Bununla beraber Genel Kurul Filistin meselesinde bulunacak her hangi bir hal çaresinin tatbik şeklini göz­den uzak tutarsa vecibelerini ifa etme­miş olacaktır.

M; Johnson Birleşik-.Amerika'nın amelî bü' mahiyeti haiz siyasî bir hal çaresinin hazırlanmasına iştirak etmeği kabul ede­ceğinisöylemiş,fakatintikaldevresi

müddetînce asayiş ve kanunun idamesi maksadiyle gönüllülerden müteşekkil bir

beynelmilel polis kuvvetinin kurulmasını teklif etmiştir.

Johnson sözlerini bitirirken teklif edilen hal çaresinin tatbiki isinin Filistin hal­kına terettübettiğini ve istiklâlin boş bir kelime haline gelmemesi için tedhişe ar­tık nihayet verilmesi lâzımgeldiğini söy­lemiştir.

—Lake Success:

Birleşmiş Milletler Siyasî Komisyonunun bugünkü toplantısında söz alan Vişinski, Sovyetler Birliği ve Polonya için iki üye­lik yer tahsis edilmiş olan yeni Balkan Komisyonuna Sovyetler Binliğinin hiç­bir zaman iştirak etmiyeceğini söylemiştir,

12 Ekim 1947

—Lake Success:

Birleşmiş Milletler Vesayet Komisyonu dün birSovyet karar suretini kabul etmiş­tir. Bu karar suretinde sömürge sahibi memleketlerden mahallî halkın kendi memleketlerinin siyasî hayatına ne dere­ceyekadariştiraketmekte olduklarını

Birleşmiş Milletlere bildirmesi talebedil-mektedir. İngiltere, Amerika ve diğer sö­mürge sahibi memleketler şimdi Genel Kurula tevdi edilecek olan bu karar su­retine muhalefet etmişlerdir.

Selim Sarper, hv. teklifi destekli-yeceğiniteyidetmiştir.

Lake Süccess:

Birleşmiş Milletler SiyasŞ Komisyonu bu­günkü topîanlısmdo bir küçük asamble­nin kurulması hakkındaki Amerikan tek­lifinin 15 üyeden müteşekkil bîr tâli ko­mite tarafından tetkikini isteyen Avus­tralya teklifini sıfıra karşı 40 oyla ve dört müstenkifle kabul etmiştir. Müstenkif ka-lanlar Arap devletleridir.

Komisyon Başkanının teklifi üzerine bu komite Arjantin. Avustralya, Bolivya, Ka­nada, Cin, Fransa, Hindistan. Lübnan. Meksika, Norveç, Hollanda, İngiltere, Bir­leşik Amerika'dan müteşekkil olacaktır. Çekoslovakya ve Sovyetler Birliği de bu komiteye seçitmisjerse de bunlar iştiraki katî surette reddetmişlerdir. Bununla be­raber yerleri mahfuz kalacaktır.

Müzakerelerin son gününde Kanada, Kü­ba, Meksika, Kostarika ve Haytî delege­leri Amerikan teklifini esas itibariyle ka­bul etmiş olan 18 memlekete iltihak et­mişlerdir. Yalnız Pakistan Murahhas; tek­lifi sempati ile karşıladığını söylemekle beraber henüz bu hususta bir hüküm ver­mek için erken olduğunu iîâve etmiştir. Diğer taraftan Ukrayna, Amerikan tekli­fine muhalefet eden memleketler safında yer almıştır.

Birleşik Amerika Murahhası Dulles ile Sovyet Temsilcisi Gromyko son olarak söz almışlardır.

Dulles, Amerikan tasarısının anayasaya uygunluğunu müdafaa etmiş ve demiştir ki:

Birleşik Amerika ile Sovyetler Birliği, Güvenlik Konseyinde veto hakkı bahsinde Yalta'da mutabık kalmışlardır. Şimdi Sov­yetler Birliği Birleşik Amerika'yı Küçük Asambleyi kurmak suretiyle onu Güven­lik Konseyinin yerine ikame etmek iste­ğiyle itham ediyor.

Bundan sonra Gromyko söz almış ve ister Amerika'nın teklif ettiği şekilde olsun, is­ter herhangi bir uzlaşma teklifi mahiye­tinde bulunsun, Küçük Asamble teşkili yolundaki büiün telkinleri şiddetle red­detmiş Ur.

Böyle bir asamble kurulacak olursa Rus­ya'nın buna i§tirâk edip etraiyeceğîni ba­his mevzuu etmeden Gromyko Sovyet Murahhası Heyetinin bu konuda oya iş­tirak etmiyeceğini ve çcğunluk tarafından kabule şayan görülecek bir plân hazırla­makla tavzif edilecek komiteye katılmı-yacağmi bildirmiştir.

Siyasî komisyon, harp tahrikçileri hak­kındaki Sovyet önergesini müzakere et­meküzere Pazartesi günü toplanacaktır.

19 Ekim 1947

— I«ike Success(Reuter) :

Birleşmiş MiîlcUer Filistin Komisyonunda Yüksek Arap, Komitesi Murahhas Heyeti Başkanı Cemal Hüseynî, dün komisyonda yapmış olduğu beyanatta, Filistin'den herhangi bir parçanın ayrılması hakkın­da yapılması muhtemel tazyiklere Arap­ların boyun eğmiyeceklerini bildirmiştir.

Cemal Hüseynî, Birleşik Amerika'nın kudretini tasdik etmiş, fakat Filistin'in cebren taksiminin menfaati cümlesinden olmadığını Amerikan Milletinin anîiyaca-ğını ve Arapların buna güveni ok'-'ğunu söylemiştir.

Yahudi sözcüsünün serdettiği noktai na­zarı tenkideden Cemal Hüseynî şunları söylemiş tir:

Merkezî Avrupa'da bulunan Yahudilerin büyük bir kısmı Moğol ırkmdandırlar. Onlar eski Musevilerin ahfadı değildirler. Filistinde Yahudi Kolonilerinin çoğunun malî durumları fenadır ve idameleri için bunlar peıa yardımına muhtaçtırlar. Fa­kat bizim için '(Ekmek ve yağ» meselesi bahis mevzuu değildir. Biz, yüksek ve ha­yatî meseleler ile karcı kargıya bulun­maktayız. Bağımsızlığımız, millî varlığı­mız tehlikededir. Banlar dolarlarla İfade edilemez. Sırf sun'î bir surette bir azınlık yaratmak gayesiyle, bir çeyrek asır müd­detçe Arapları kendi mukadderatlarına hâkim olmak hakkından mahrum etmek ve birdenbire soldan geri ederek bu azınlık için «kendi mukadderatlarına bakim olmak» hakkım ileri sürmek mantık ile telif edilebilir mi? Buna, adalet ile alay etmek denir. Bu hal, Birleşmiş Milletler Anayasası için silinmez bir leke teşkil edecektir. Yetmiş milyon Arab'ın ve Do­ğuda Arap dâvasını destekleyen yüz mil­yonlarca insanın muhalefetleri karşısında, Arap dünyasının tam kalbi içinde küçük bir Yahudi Devletinin yaşamak şansı yok­tur.

Beyanatına devam eden Cemal Hüseynî, Kudüs Müftüsü Emln-El-Hüseyni'nin Al­manya'da Yahudilerin sistematik bir su­rette yok edilmelerine yardım ettiği hak­kındaki iddiaları nefretle reddetmiş ve demiştir ki:

Büyük Müftü yaman bir Arap lideridir. Açık kalpliliği ve miilî dâva uğrundaki katlandığı fedakârlıklar yüzünden edin­diği şöhrete iâyiktir.

Filistin halkı nazarlarım daima onun üze­rine hürmetle tevcih etmekte ve ilhamın ondan gelmesini beklemektedir.

20 Ekim 1947

— FhıshingMeadows :

Vesayet Konseyinin münhal üyeliği için altıncı defa olarak yapılan seçimde oylar yine dağılmıştır. Filipinler 36, Kostarika 29, Siam 23, Norvc: 21 oy almıştır.

Genel Kurul seçimi başka bir tarihe bı­rakmağa ve bilhassa Yunan meselesini ihtiva eden gündemin diğer maddelerinin müzakeresine geçmeğe karar vermiştir.

— Fluahing Meadows:

Bugün Genel Kurul Önünde söylediği aşa­ğı yukarı iki saatlik bir nutukta, Sovyet Dışişleri Bakan Muavini Vişinsky, Yu­nanistan'da bir Birleşmiş Milletler Tahkik Komisyonu kurulması hakkında siyasî ko­misyon raporunu reddetmiş ve Birleşmiş Milletler Teşkilâtının bundan evvel Yuna­nistan'da bulunan ingiliz ve Amerikan kuvvetlerinin tahliyesini talebetmesi ge­rektiğini belirtmiştir. Bu kuvvetlerin Yu­nanistan'da iki senedenberi Yunan Mille­tinin arzusu hilâfına ve asayişin korunma sı bahanesi altında alıkonulduklarını söyli-yen Vişinsky, Yunanistan'daki iç duru­mun salâha doğru gidecek yerde bilâkis gitgide vahim bir mahiyet almakta oldu-

ğuna işaret etmiştir. Sözlerine devam eden Sovyet Murahhası demiştir ki:

Birleşik Amerika ve İngiltere'nin tek ga­yeleri, demokrat hareketi ezmek ve İn­gilizlerle Amerikalıların yardımları saye­sinde iktidar mevkiine gelmiş olan mül­teci grupu desteklemektir. Sovyet murah­hası bundan sonra siyasî komisyonun ça­lışma tarzını tenkit etmiş ve bu komisyo­nun kabul ettiği karar suretini reddet­miştir. Sözlerinedevam edenVişinski,

Norveç, Fransa ve Belçika murahhasları­nın Yunanistan'ın Kuzey hudutlarında vu­kua gelmiş bulunan hadiselerden dolayı Arnavutluk, Bulgaristan ve Yugoslavya'yı suçlu göstermenin güç olduğunu kabul ettiklerim belirtmiş ve Yunanistamu ku­zey komşularına karşı bîr takını ithamlar ileri 5Ürmer>!n hakikaten bir siyasî komedyadan başka bir şey olmadığını ilâve ederek Yunanistan'ın bağımsızlığı­na karşı mevcut yegâne tehlikenin Yu­nan topraklarında ingiliz ve Amerikan kıtalarının bulunmasından doğduğunu söylemiştir.

Vişinsky bundan sonra Fransız murah hassı tarafından ileri sürülmüş olan ve Amerikan teklifindeki Arnavutulk, Bul­garistan vs Yugoslavya'yı doğrudan doğ rüya takbih eden kısmın çıkarılması ga­yesini güden tadil teklifini de teklif et­miştir. Vişinsky'ye göre bu, İngiltere ve Birleşik Amerika'nın son ümitlerini teş­kil eden komisyonla bu memleketlerin iş­birliğini sağlamaları için yapılmış bir ma­nevradan başka birşey değildir. Sözlerine devam eden Vişinski Atina Hükümetiyle Yunanistan'ın içişlerine müdahale eden devletler Balkanlardaki gerginliğin ye­gâne mesulleridirler demiş ve Siyasi Ko­misyon tarafından reddedilmiş ulunan Sovyet teklifinin kabulünü tekrar talebe-

derek sözlerine son vermiştir. Bu teklif gereğince, ingiliz ve Amerikan kıtaları Yunanistan'dan derhal çekilecekler ve Yunanistan'a Amerika tarafından yapı­lan yardımın münhasıran Yunan mille­tinin menfaatleri yolunda kullanılmasına nezaret etmek üzere bir Özei komisyon kurulacaktır.

Diğer taraftan Polonya da Genel Kurula Yunanistan'daki yabancı kitaîarm tahliye­si hakkmci:-:h.r karar sureü sunmuştur.

Türkiye'de yeni bir harpten fayda umacak tek bir fert yoktur. Memleketim, ehemmiyetli coğrafî durumunun kendisine bahşettiği imkânlardan faydalanarak barışa hizmet etmiştir.

Türkiye barış için çalışmış ve Doğu ile Batı arasında günün birinde mühim bir rabıta, karşılıklı bir güven âmili olmak ümitlerim yaşatmağa devam et­miştir. Memleketim bu gaye ile usanmaksızm çalışmıştır. Bu söylediklerimin birer hakikatin ifadesi olduğuna herkesin, Sovyetler Birliğinin sayın delege­sinin bile inandığına eminim. Türk Basınının Sovyet Rusya'ya karşı duyduğu ve ifade ettiği iğbirara gelince, hikâye herkesin ve bilhassa Sovyetlerin ken­dilerinin malûmudur. Türk Basını 19 Mart J945 tarihinde tereddütle bu mün-fail tavrı ahmağa başlamıştır. 7 Haziran 3945 ve 18 Hazü*an 1945 gibi tarihler manalıdır. Bu tarihlerdeki olayların tesiri altında Türk Basını o zaman hu­sule gelmiş olan durum hakkındaki endişelerini açığa vurmuştur. Ve iki memleket arasındaki münasebetler de süratli bir iyilik ve saJâh ümitleri Sov­yet Basını ve radyoları tarafından yapılan yeni hücumlar dolayısiyle boşa çıkınca Türk Basınının İğbirarı artmış ve bugüne kadar devam edegelmiştir. O Türk Basını ki, 1939 senesi sonbaharmdakİ hayal kırıklığını unutarak 19 Mart 1945 ten sonra bile Sovyetler Birliği ile yeniden dostluk ve komşuluk münasebetleri tesis edileceği ümitlerine kendisini kaptırmıştır.

Baylar, yukarıda zikrettiğim ve Bay Vişinski için mâna ifade edeceğini um­duğum tarihlerdenberi Sovyet Basın ve radyoları, memleketim aleyhinde barış zamanında ve barışsever milletler arasında emsaline nadir rastlanılan ve inanılmaz şiddete türlü türlü iftira ve isnatlarla dolu haberler, makaleler neşretmekte, konuşmalar yapmakta ve her türlü tehdit ve tahriklerine devam etmektedirler. Bu tecavüzkâr propaganda ve kışkırtmalar hakkında size bir fikir verebilmek için müsaadenizle Sovyet Basınının bazı neşriyatını ve Sov­yet radyolarının yayınlarından bazı tipik Örnekleri huzurunuzda zikredece­ğim:

(Bunu dedikten sonra Türk Delegesi Selim Sarper, Sovyet Basın ve radyo­larından bir çok misaller verdi ve sözlerine şöyle devam etti.) Sovyet Basın ve radyolarının neşriyatından daha bir çok örnekler sayabi­lirim. Ve sizi temin ederim ki, bunlardan bir kısmı zikretmiş olduklarımdan çok daha fena ve çok daha ağır mahiyettedirler. Bundan kaçınmanın yegâne sebebi memleketimle Sovyetler Birliği arasında maalesef esasen memnuniyet verici olmıyan münasebetlerin daha ziyade bozulmasını katiyen arzu etme-mekliğimdir. Takdir edersiniz ki, memleketimin Kuzeyinde esen serin havanın ferahlık verici olduğuna Türk genel efkârını inandırmak pek kolay olmıya-caktır. Ve yine takdir edersiniz ki, Sovyetlerin Türkiye'ye karşı olan politi­kasından dolayı Türk efkârının minnettar olması için ortada bir sebep de yoktur. Her hangi bir hür memleketin basını gibi, Türk Basmı da genel efkârın ifadesi olduğuna göre, bu efkârın iğbirarına tercüman olmasından daha tabiî ne olabilir. Türk Milleti adına Sovyet Basınını ve radyolarım Birleşmiş Milletlere şikâyet ediyorum. Türk vatandaşlarını birbiri aleyhine tahrike çalıştığından şikâyet ediyorum. Türk Ordusunu ve Türk Askerlerini hükümetlerine karşı isyana teşfik ettiğinden şikâyet ediyorum. Türkiye'nin içişlerine karıştığından şikâyet ediyorum. Türkiye'nin toprak bütünlüğüne karşı tecavüzkâr niyetler ortaya attığından şikâyet ediyorum. Türk Milletini komşularına karşı ve Tür­kiye'nin komşularını Türkiye'ye karşı tahrike teşebbüs ettiğinden şikâyet ediyorum. Sovyet halkını Türkiye'ye karsı tahrike çalıştığından şikâyet edi­yorum. Ve binnetice, Bay Başkan, Sovyet Basını ve radyolarını caniyane ropaganda ve harp tahrikçiliği yaptığından şikâyet ediyorum. Binaenaleyh, başta bizzat Sovyetler Birliği heyeti olduğu halde burada bulunan bütün heyetlerden bu gibi tahriklere .son verilmesine yardım etmelerini rica edi­yorum.

Delege arkadaşlar,

Barışsever milletlerin temsilcileri olarak buraya gelmekle üzerinize almış bulunduğunuz sorumluluğa, barışseverlik duygularınıza hitabederek sizden bu zararlı propagandanın ünlenmesi için gerekeri, tedbirlerin alınmasını isti­yorum. Netice olarak Bay Başkan, Sovyetler Birliği heyeti tarafından teklif edilen ve hakikatle açık bir tezat teşkil eden karar tasarısının reddedilmesini bu encümene saygı ile teklif ediyorum.

Delegeler öğle yemeğini Paşabahçe Fabri­kasında davetli olarak yemişler ve akşam üzeri de hususî bir vapurla Boğazîçine bir gezinti yapmışlardır.

Genel Sekreter tarafından okunmuş olan rapor hakkında müzakerelere yarın de­vam edilecektir.

4 Ekim 1947

—istanbul:

Milletlerarası Üçüncü Üzüm, Üzümsuyu ve Şarapçılık Kongresi bu sabah çalış­malarına devam etmiştir. Kongre Başka­nı M. Barthe oturumu açarken yeni gelen iki delegeyi selâmlamıştır.

Bunlardan biri Iran heyetine mensup Korşi ve ikinci delege de Fas delegesidir. Fas Delegesi, memleketinde harpten ev­vel 800 bin hektolitre şarap istihsal edi­lirken şimdi bu mikdarm 400 bine düş­müş olduğunu söyiemiş ve şunları ilâve etmiştir.

«Türkiye'de bağlar bölgesinin 525 bin hektar olduğunu öğrenince şaştım. Bu sa­hada Türkiye'nin büyük ilerlemeler kay­detmiş olduğunu işitmistik. Bu kongrede elde edeceğim fayda kuru üzüm sahasın­da Türklerin tahakkuk ettirdikleri ihti­sas olacaktır.»

Bundan sonra İtalyan Delegesi sofra üzü­mü hakkındaki uzun raporunu okumuş­tur.

—istanbul:

Milletlerarası Üçüncü Üzüm, Üzümsuyu ve Şorapçılik Kongresinin bu sabahki cel­sesinde İtalyan Delegesi tarafından okun­muş olan sofra üzümü hakkındaki umumî rapor, bazı delegelerin tenkidlerine uğra­mıştır.

Türk Delegesi Nail Oraman «Çavuş» ve ((Hafızalı» gibi bazı üzüm çeşitlerinin ra­porda Türkiye'yi ilgilendiren kısımda zik­redilmemiş olmasını tenkidetmiş ve de­miştir ki:

«Çavuş», «Hafızali», «Penbe Çavuş», Türk üzüm çeşitleridir. Bunların Bulgar rapo­runda kaydedilmiş olduğunu hayretle gör­dük. Bu noktayı izah etmek isterim. Bul­garlar bir vakit Hafızalı üzümünün ismi­ni değiştirmişler, buna, «Bulgar» ismini takmışlar, fakat bu sefer de Orta Avrupa

piyasalarında alıcı bulamamışlardır. Çün­kü bu piyasalar, Hafızali diye anılan Türküzümünüaramaktadırlar.

Umumî raporu hazırlamış olan İtalyan Delegesi M. Dalmasse, bu tenkidlerin na­zarı itibare alınacağını kaydetmiş ve de­legelere teşekkür etmiştir. Bundan sonra kürsüye gelen Profesör Mübin Halit Ona­ran, kuru üzüm ve üzüm kurutulması tekniği hakkında elde edilmiş olan geliş­melerikaydetmiş ve demiştir ki:

Türkiye senede 95.000 ilâ 100.000 ton kuru üzüm istihsal etmektedir. Bu miktarın 40 ilâ 45.000 tonu çekirdekli, 55 ilâ 60.000 to­nu da çekirdeksizdir. Takriben senede 40 ilâ 50.000 ton ihraç edilmektedir. Geri ka­lan 45.000 ton-kuru üzüm, memleket da­hilinde kullanılmaktadır. Türkiye'de adam basma iki buçuk kilo kuru üzüm isabet etmektedir.. En yüksek nisbette kuru ü-züm sarfiyatında bulunan şimal memle­ketlerinde bile bu rakama erişilememekte­dir.

Bundan sonra toplantıya 10 dakikalık bir ara verilmiştir.

ikinci celse başladığı vakit söz alan Baş­kan M. Barthe, kongreye şu teklifte bu­lunmuştur: «Ananas, mandalin özü şer­betleri imalinde su yerine bundan sonra üzüm suyu kullanılsın.»

Kürsüye gelen Türk Delegelerinden Sait Tekeli, Türkiye'nin millî bir meşrubatı olan şıra imalinden bahsetmiş ve şıracı-lıkta hardalyağı ile hardal tohumunun rolünü izahla kongreye şu teklifte bu­lunmuştur:

Kongremiz delegeleri yalnız şarapla meş­gul olmayıp üzüm ile ilgili her türlü mev­zua temas etmektedirler. Bu bakımdan ((Milletlerarası Şarapçılık Ofisi» idaresinin «Milletlerarası Üzüm Ofisi» olarak değiş­tirilmesini teklif ediyorum,demiştir.

TÜrk Delegesinden sonra kürsüye gelmiş olan Fransız Delegesi Daubonne. Fransa-da üzüm suyuna karşı rağbeti arttırmak için girişilmiş olan propagandalardan bah­setmiş ve nutkunun sonunda, sokaklarda, toplantılarda, her yerde karşı karşıya gel­dikleri İstanbul halkının kendilerine karşı gösterdikleri yakınlık ve sevgi emare­lerine candan teşekkürlerini bildirmiştir. Müzakereleresaat13.30dasonverilmiş

ve delegelerin şerefine Parkote-I'de bir öğ­le ziyafeti verilmiştir. Ziyafetten sonra delegeler, hususî bir vapurla adalar etra­fındabir gezinti yapmışlardır.

Delegeler, yarın Tekîrdağma bir tetkik gezisi yapacaklar ve Pazartesi günü ça­lışmalarınadevamedeceklerdir.

5 Ekim 1947

—Tekirdağ:

Üçüncü Milletlerarası Üzüm, Üzümsuyu ve Şarapçılık Kongresine iştirak etmekte olan delegeler kalabalık bir davetli grupu ile birlikte Marakaz vapuriyle şehrimize gelmişlerdir. Misafirleri Tekel Şarap Fab­rikasında Tekirdağ Valisi ile Fabrika ■ Müdürü karşılamışlardır. Misafirler mo­dern tesisleri, kavları ve bağları gezmiş­ler ve bir büfede ağırlanmışlardır.

Delegeler, geç vakit İstanbul'a dönmüş­lerdir.

€ Ekim 1947

—İstanbul:

Üçüncü Milletlerarası Üzüm, Üzümsuyu ve Şarapçılık Kongresine iştirak etmiş o-lan Yunan Heyetinin Başkanı M. Krım-bas basın mensuplarına şu beyanatta bu­lunmuştur:

«Türkiye topraklarına ayak bastığımız dakikadanberi bize gösterilmiş olan hüs-nükabulden dolayı dost Türk Milletine te­şekkür eder ve Yunan Milletinin dostuna gönderdiği selâmlarısunarım.

Türkiyenin tertiplediği bu kongrede de­lege olarak bulunduğumuzdan dolayı ifti­har ediyoruz. Bu bahtiyarlığımız Atina Kongresinde Türk delegeleri ile basın mensuplarını karşıladığımız vakit bir kat artmış olacaktır.

Allnhtan bir dileğimiz var: O da Atina Kongresinde misafirlerimizi aynı tarzda karsılayabilmemizdir.

M. Krımbas bundan sonra Türkiye ile Yunanistan arasında daha geniş esaslar üzerinde tanzim edilmiş ticarî anlaşmala­rın lüzumunu hissettirmiş ve demiştir ki: «Müşterek istihsal kaynaklarımız var. Bunlar hakkında müşterek kararlara va­rabiliriz. Böylelikle her iki memleketin de ticaret hayatı kazanç elde etmiş olur.»

— İstanbul:

Üçüncü Üzüm, Üzümsuyu ve Şarapçılık Kongresi Başkanı M. Earthe muharriri­mize şu beyanatta bulunmuştur:

«Bize gösterilen iyi kabulü ifade edebile­cek kelimeleri arıyor, fakat bulamıyorum. Türklerin konukseverliği Batı memleket­lerinde darbımesel haline gelmiştir. Bu­nunla beraber biz, umduğumuzdan da faz-lasiyle karşılaştık.

Türkiye'yi kaynayan bir faaliyet merkezi halinde gördük. Genç Türkiye, kapitülâs­yonlar yüzünden meydana gelen gerile­meyi dev adımlariyle silmiş ve devamlı terakkiler kaydetmiştir.

Şaraplarınızın çoğu milletlerarası piyasa­larda tanınmış şaraplara rekabet edebile­cek durumdadır. Hamburg Misketi cin­sinden üzümle yapılan şarap Türk ruhu­nun inceliğine, İzmir şarabı da Türk pa­zısının kuvvetine bir örnek teşkil etmek­tedir.

Ekonomi sahasında yapmış olduğunuz ge­lişmeler de hayret vericidir. Kısa bir za­manda evvelce ithal ettiğiniz' malların çoğunu memleket sınırları İçinde yapma­ğa muvaffak oldunuz. Şekercilik sahasın­daki ilerlemeleriniz bilhassa göz çeken önemdedir.

Kongremiz delegeleri memleketlerine dö­nünce bütün bu yenilikleri vatandaşları­na anlatacaklardır. Genç Türkiye'nin Ata­türk ve onun yakın arkadaşları ve bil­hassa sayın Cumhurbaşkanmızın devamlı çalışmaları ile milletler camiasında elde etmiş olduğu yeri bütün dünya bilmek zorundadır.

M. Barthe'den sonra konuşan italyan de­legelerinden M. Bertuzzi'de Türk şarap­larından bahsederken şunları söylemiştir: Sek Şaraplardan ziyade Dömi Sek ve lî-körlü şarapların imaline çok daha fazla önem verilmelidir. Avrupa'nın her hangi bir yerinde kullanılmakta olan şaraplarla mukayese götürebilecek nefasette olan bu şarapların alıcılarının sayısı yüksek olsa gerektir. Bunun propagandasını çok geniş ölçüde yapınız. Avrupa piyasaların­da devamlı surette bulunduracak bir şa­rabınız varsa, o da muhakkak ki Tokat şarabımzdır. Ben bu lezette bir şaraba ender rastladığımı açıkça söylemekle zevk duyuyorum.»

BELGELER.

Ulaştırma Bakanı Şükrü Koçak'm Milletlerarası Büyük Trenler Ti­caret Konferansını açış nutku:

İstanbul: 15 (A. A.) —

Ulaştırma Bakanı Şükrü Koçak Avrupa Örer ve Doğru Servisler ve Millet­lerarası Büyük Trenler Ticaret Konferansını bu sabah saat 9.30 da aşağıdaki nutukla açmıştır :

Sayın Başkan, Bayanlar, Baylar,

Hoş geldiniz. Sizleri Türkiye Hükümeti adına selâmlarım. Konferansın bu­rada toplanması için Montrö'de yaptığınız teklifi kabul etmiş bulunduğunuz­dan dolayı sizlere bütün kalbimle teşekkür ederim.

Milletlerarası kalkınma ve refahı sağlamak ve bu sahada bir anlaşmaya va­rabilmek için kendisine düşen ödevi yerine getirmeğe davet edilmiş bulunan bu konferansı açmakla şeref duyarım ve bu toplantının memleketimizde canlı ve samimî bir ilgi uyandırmış bulunduğunu sizlere bildirmekle ayrıca iftihar duyarım.

Türlü türlü güçlükler içinde çırpınmakta olan bir Avrupa için sağlam te­mellere dayanan bir ulaştırmanın ne kadar lüzumlu ve ehemmiyetli olacağını herkesin kolaylıkla takdir edeceğine kaniim.

Devletlerin ulaştırma alanında sarfettikleri bütün gayretlerin Türkiye Cum­huriyetinin de devamlı bir anlayış ve dikkatle takibetmekte olduğunu ve bu uğurda elinden gelen her türlü yardım ve tezahüratı göstermek azminde bulunduğunu sizlere teyidetmekle bilhassa bahtiyarım.

Bu konferansta sizleri bekliyen çalışmaların ne kadar çetin olduğunu takdir etmekteyim, fakat Avrupa demiryolları topluluğu içinde mevcut ve millet­lerarası münasebetlerde samimî işbirliğini müdrik olan yüksek zihniyetin çalışmalarınızı başarı ile bitirmek hususunda .mühim bir âmil olacağına şüphe yoktur.

Bu itibarla bu başarıyı sağlamak için en lüzumlu bir şart olan sağduyunun bütün delegelerce de esirgenmiyeceğine emniyetim vardır.

Bayanlar, Baylar,

Muztarip' Avrupanın yaralarını sarabilmek ve onun acılarını dindirebilmek için bu başarının elden geldiği kadar kusursuz ve noksansız olmasını hükü­metim namına ve kendi namıma bütün kalbimle temenni ederim.

16 Ekim 1947

—Londra:

Tarihte ilk defa olarak bir evlenme töreni B.B.C. tarafından televizyonla yayınlana­caktır. Prenses Elisabeth ve Teğmen Phi­lip Mauntbatten 20 Kasımda Westmins~ ter kilisesinde nikâhları yapıldıktan son­ra, kiliseden çıktıkları sırada kilisenin önünde bir tören yapılacak ve binlerce insan bunu evlerinden seyredebilecekler­dir. Daha sonra halk, çiftlerin balayı se­yahatine çıkmak üzere Buckingham sa­rayındanayrılışlarınıdagöreceklerdir.

18 Ekim 1947

—Londra:

Dün Londra'daki işçi Gençliği Birliğinin bir toplantısında söz alan M. Herbert Morrison, şimdiki gençliği muztarip eden en acı şeyin gençler arasında bir çok kim­selerin faşist ve komünist hareketlerin fikrî esaretini bir dereceye kadar kabul etmiş olmaları keyfiyetinin teşkil ettiğini ve bunun acı bir müşahede olduğunu söy­lemiştir.

M. Morrison demiştir ki: Hitler gençliği yalnız Hitlerin dediğini ol­duğu gibi kabul etmekle kalmamış bun­ları kabul etmiyen herkesi de cezalandır­mak istemiştir. Komünist gençliği, kendi­sine «partinin hareket hattı» diye gösteri­len şeyi münakaşasiz olduğu gibi kabul etmiştir.

Bir çok budalaca fikirleri ve gençliğin tabiatiyle hoşuna gitmiyecek doktrinleri ihtiva eden faşizme ve komünizme gönül­lü olarak hizmet etmek istiyen bir gencin bu hareketi gayri tabiî bir haldir.

19 Ekim 1947

— Londra:

Britanova'mn muharririnin yazdığına gö­re, el emeği kıtlığı yüzünden deniz kuv­vetleri mevcudu o kadar azaltılacak ve o derece geniş bir terhis yapılacak ki ge­lecek Cuma gününden itibaren ingiliz adaları çevresinde vazife gören ingiliz filosu bir kruvazör ile dört torpido muh­ribinden ibaret olacaktır. Bunu müteakip dünyanın hiç bir yerinde İngiltereye ait her hangi bir zırhlı bulunmıyacak ve im­paratorluk ile hariçteki menfaatlerinin fi-

ilî müdafaası dört tane küçük uçak ge­misiyle on bir kruvazöre istinadedecek-tir. Bu harp gemileri beş deniz kuvveti­ne ayrılacak ve her kuvvetin arasında pek büyük bir mesafe bulunacaktır. Mart ayma kadar deniz kuvvetlerinden hiç ol­mazsa kirle beş bin kişi terhis olunacak­tır. Cuma gününden sonra vazife görme­lerine lüzum kalmıyacak olan İngiliz fi­losu gemileri limanlarına dönecek ve muvakkaten bulundukları yerlerde bağlı kalacaklardır. Bu gemiler arasında 35 bin tonluk «Duke of York» zırhlısı da bulun­maktadır. Hâlen mevcut talim filosu eski vaziyetinde kalmaktadır.

Dün resmî mahfillerde mürettebatın ye­niden tertiplenmesine İntizaren, bunun «Muvakkat bir duraklama» olduğu bildi­rilmekteydi.

Zannedildiğine göre bu çifte terhis ihtiyat gemilerin pek yakında bir zırhlı, iki uçak gemisi, dört kruvazör ve on torpido muh ribi ile daha ufak tonajlı bir miktar ge­miden ibaret kalmasına yol açacaktır. Da­ha şimdiden beş yüz ingiliz harp gemisi hizmet harici bırakılmıştır: İhtiyat filosu gemileri arasında dört zırhlı, büyük bir kruvazör, dört uçak gemisi, bir düzüne kadar da âdi kruvazör bulunmaktadır.

Harpten önce İngiliz adaları filosunun beş zırhlı, iki büyük kruvazör, iki büyük uçak gemisi ve altı tane âdi kruvazör ile yirmi sekiz torpido muhribini ihtiva etmiş ol­ması bu azaltmaların ehemmiyetini pek güzel göstermektedir. Akdeniz, Çin, Doğu Hindistan, Batı Hindistan ve Afrika filo­ları, ceman yekûn dört zırhlı, iki büyük uçak gemisi, yirmi kruvazör, elli altı tor­pido muhribi, otuz denizaltı ve daha ufak tonajlı müteaddit harp gemisinden müte­şekkildi.

—Bristol:

Komünist Partisinin Bristol'daki merkez binası ufak çaplı bir bombanın infilâkiyle hasara uğramıştır. Bu, Komünist Partisi merkezinin uğradığı bu neviden suikast-îerin yedincisidir. Yaralanan olmamıştır-'

20 Ekim 1947

—Londra:

Bugün parlâmentoya olan mesajında Kıral, ezcümle şöyle demiştir:

Hükümetim içinde bulunduğumuz müş­küllerin, ancak diğer hükümetlerle işbir­liği halinde içinden çıkılabileceğini tama­men müdriktir.

Bu itibarla Amerika'nın teşebbüsünü Av­rupa milletleri arasında istihsali arttırmak ve milletlerarası ticarette bir gelişme sağ­lamak gayretiyle desteklemek sureti ile hararetle karşılamıştır.

İtalya, Romanya, Bulgaristan ve Finlandi­ya ile yapılan sulh antlaşmaları imzalan­mış ve yürürlüğe girmiş olduğundan hü­kümetin bu memleketlerle siyasî müna­sebetlere başlamıştır.

ingiliz imparatorluk camiası ile 'Avustur­ya arasındaki harp vaziyeti sona ermiş iki memleket arasındaki siyasî münase -betler tekrarteessüsetmiştir.

Son harpte müşterek gayeye yardımı he­pimiz için iftiharla kaydedilecek olan Malta'da içişlerde muhtar bir idarenin te­essüsünü sevinçle kaydediyorum. Hükü­metim. Filistin meselesi hakkındaki nok-tai nazarını Birleşmiş Milletler Kuruluna bildirmiş bulunuyor ve şimdi kurulun bu husustaki tavsiyelerini beklemektedir.

Diğer taraftan hükümetim bir anlaşmaya varılmadığı takdirde Filistin'deki İngiliz idarecilerini ve kuvvetlerini çekeceğini açıkça bildirmiştir.

Hükümetim Birleşmiş Milletlerin millet­lerarası bir işbirliği ve anlaşmaya varılmak için sarfettiği gayretleri azamî şekilde desteklemektedir.

Vesayet Konseyi meclis ihdasında üstün bir rol oynamış olan İngiltere milletlera-rasr iktisadî ve sosyal teşekküllerde, işçi organizasyonları yiyecek ve tarım ve di­ğer hususî organizasyonlar müzakerelerin­de büyük bir hisse almakta devam etmek­tedir. Hükümet aynı zamanda bütün mil­letlerin hakkı olan esaslı hürriyetlerin müdafaasının tarifinde tekliflerde bulun­muştur.

Fransa Hükümeti ile bir anlaşma yapıl­mıştır.

Bakanlarım Almanya'da hakikî bir de­mokrasi sağlamağa matuf gayretlerinde ıs­rar etmekte ve ingiliz bölgesinde halk ta­rafından intihap edilen meclis hükümet­ler ihdası ve yavaş yavaş idareyi Alman

Milletine bırakmayı kabul etmiş bulun­maktadırlar.

Milletlerarası İş ve İşçi Konferansının ilk konuşmalarında faal bir hisse almış bu­lunuyoruz. Ümit ederim ki bu gayretler bütün memleketlerde iş seviyesini müs­takar bir durumda tutacaktır.

Almanya'da «hakiki bir demokrasi» ye doğru bir ilerleme tahakkuk etmiş bulu­nuyor. Kambera Konferansında Japonya ile yapılacak sulh antlaşması görüşmele­rinde tahaddüs edecek meselelerin halli için kıymetli noktaî nazarlar teati edil­miştir.

Pakistan ve Hindistan istiklâllerine kavuş­muşlardır.

Kral, demecinde Malezya'ya verilen muh­tariyetten ve Karaip adalarındaki İngiliz sömürgeleri arasında sıkı bir işbirliği gü-dülmesi hakkındaki görüşmelerden de bahsetmektedir.

Mesajda Kiralın 20 Kasım'da yapılacak o lan Presses Elizabeth'ie Teğmen Philip Mountbatten'in evlenmesine muvafaka­tinden uzun uzadıya bahsedilmekte ve İngiliz Milletleri Camiası azaları arasında umumî malî vaziyetin doğuracağı menfaat meseleleri ile ilgili malî görüşmeler bahis konusu edilmektedir.

Demeçte silâhlı kuvvetlerle işbirliği yapa­cak yeni bir savunma bakanlığından bah­sedilmekte bilhassa iktisadî buhran ile il­gili bazı haricî tedbirlere dikkat nazarı çekilmektedir.

24 Ekim 1947

— Londra:

Siyasî m uhabirler bugün hükümetin umumi sarfiyatta 200 milyon Sterling ta­sarrufuna matuf plânı hakkında yeni iza­hat vermişlerdir.

Sivil havacılıkta büyük bir tasfiye yapı­lacaktır. Umumî şekilde emniyet nokta­sından lüzumlu işler müstesna bütün iş­ler durdurulacaktır.

1948 senesi yabancı memleketlere satıla­cak gemilerin yapılmasına kullanılacak çelik stokları geçen senelere nazaran 60 bin ton az olacaktır.

Önümüzdeki sene zarfında memleketteki vesait miktarı 50 bin arabaya inhisar ettirilecek hususî araba miktarı da bu rak-kamı aşmıyacaktır.

Liman ve yol inşaatı durdurulacaktır. As­kerî bina posta dairesi telefon santralı in­şa edilmiyecektir. Liman tesisleri ile ilgili değişiklikler gemilerin giriş ve çıkışların­da bir fazlalık elde etmek yolunda yapıl­madığı takdirde ya tenkis veya başka bir zamana talik edilecektir. Şimendiferlerin elektrikle işletilmesi cihetine gidilecek kömürde bir tasarruf yapmak imkânı sağ­ladıkları takdirde bu işe bilhassa önem verilecektir.

Sınaî bölgelerde yeni elektrik santralleri kurulacaktır, ingiltere'nin nakliye ve loj­man meseleleri dolayısiyle gördüğü bütün harici yardımı kullanmış olduğuna işaret edilmektedir.

28 Ekim 1947

—Londra:

Avam Kamarası çoğunluk sözcüsü M. Morrison dün akşam söylediği bir nutuk­ta Lordlar Kamarasının yetkilerini tahdit etmek ve bu kamaranın bir kanunun yü­rürlüğe girmesine muhalefet edebileceği iki senelik devreyi bir seneye indirmek için- hükümet tarafından alınması düşü­nülen tedbirler hakkında tafsilât vermiş­tir.

Morrison şunları ilâve etmiştir: Bu kara­rı almadığımız takdirde Avam Kamara­sındaki işçi çoğunluk bugünkü parlâmen­tonun devam edeceği müddetin büyük bir kısmı esnasında Lordlar Kamarasına bağlı bir vaziyette bulunacaktır. Lordlar Ka­marası muhafazakâr hükümetler tarafın­dan hazırlanan plânlara muhalefet etme­mektedir. Biz bu meclisin bizim plânla­rımızı muvaffakiyetsizliğe uğratmasına fırsat veremeyiz.

30 Ekim 1947

—Londra;

Son zamanlarda idam cezasının tecrübe mahiyetinde olmak üzere kaldırılması ba-

his mevzuu olmuştur. Fakat bu tasarının bazı parlâmento üyelerinde tahrikettiği muhalefet önünde Başbakanlık Lordu Herbert Morrison'un buntın müzakeresini başka bir tarihe bırakmayı kararlaştırdığı söylenmektedir.

—Londra:

Amerikan Milletinin Prenses Elizabeth'e evlenmesi münasebetiyle göndermiş oldu­ğu ve ingiliz Milleti için bir yiyecek yar­dımından ibaret bulunan hediye, Prense­sin talebi üzerine dul ve yetimlere dağı­tılacaktır.

—Londra:

Prenses Elizabeth ve Philip Mountbatten'a her taraftan hediye gönderilmekte devam edilmektedir. Bunların arasında Kıral sa­rayından olduğu kadar en mütevazi aile­ler tarafından gönderilen hediyeler de vardır. Bu hediyeler, Prensesin evlenme­sinden on gün sonra halka teşhir edile­cektir. Hediyeler arasında en çok dikkati çekenler Londra'daki kordiplomatiğin he­diyesidir. Bu hediye gümüşten 30 kişilik bir sofra takımıdır. M. Churchill de altın yaldızla işlenmiş kırmızı maroken kaplı altı ciîtlik «Dünya Buhranı» adındaki ese­ri göndermiştir.

31 Ekim 1947

-— Londra:

Bugün Avam Kamarasında mücrimlere tatbik edilen bazı cezaların, bu rneyanda ağır hapis ve kamçı kullanılmasının kal­dırılması ve hapishane idarelerinin değiş­tirilmesini derpiş eden bir kanun projesi verilmiştir.

Bu proje gereğince hapis müddeti mücri­min ıslah edilmesi icabeden bir zaman te­lâkki edilmekte ve suçlulara hapisten çık­tıktan sonra yer alabilmeleri için bir sa­nat öğretilmesi icabettiği açıklanmaktadır.

Bolşeviklere İncil teren in artık kımıldayacak hali ol­madığı ve Amerikanın yalnız kaldığı ka-naaîini vererek onları büsbütün şımar-tacaktır.

İngiltere, harbi önlemenin tek sigortası, kuvvetli ve her an harbe hazır olmak­tan ibaret bulunduğunu, Birinci Dünya-Harbinden sonra olduğu gibi, ikincisin­den sonra da hem bu defa ortadan azgın bir Sovyet Rusya bulunduğu halde, gene anlayamamıştır. Dost ve müttefik mil­lete, bu tasarrufun çok pahalıya mal ol­mamasınıdileriz.

Mr. Bevin'in beyanatı...

Yazan: Hüsevin Cakid Yalçın

25 Ekim 1947 tarihli «Tanin» İs­tanbul'dan :

ingiliz Dışişlari Bakanı Mr. Bevin İngi­liz iç ve dış politikası hakkında entere­san beyanatta bulundu. Mr. Bevin'e gö re, bugünkü İngiltere serbest şahsî te­şebbüs fikrini temsil eden Birleşik Ame­rika ile komünist bir akideye tapan Sov­yet Rusya arasında ortalama bir kanaati temsil eden sosyal demokrat bir memle­kettir. Bunu açık açık temin etmiştir. Ingiltereyi ne Moskovaya bağlamak fik­rindedir, neBirleşikAmerikaya.

Mr. Churchill Başvekillikte bulunduğu sırada, müstemleke'meselelerinde kendi­sini sıkıştıran muhaliflerine kendisinin Majeste İngiliz Kiralının imparatorluğunu tasfiye etmek için Başbakanlıkta bulun­madığını ve böyle bir vazifeyi başkala­rına bırakacağına söylemişti. Bugün in-gilterede iktidar mevkiinde bulunan İşçi Partisi Mr. Cfrurchill'in yapmıyacağım söylediği işi yapmak üzeredir. İngiltere tacının en kıymetli incisi Hindistan bu­günİngiltereyeikimuhtardominyon

olarak bağlı bulunmaktadır. İngiltere Mı­sırdan da çekilmeğe prensip İtibariyle kararını vermiş bulunuyor. Filistin man­dasından vazgeçtiğini ve oradan askeri­niçekeceğiniresmenilânetmiştir.

Bütün bunlar İngiliz, siyasetinde çok derin değişikliklerdir. Yalnız, sükûn ve intizam içinde vukua gelen bu tasfiye muamelesi arasında, İngiliz işçi Partisi­nin bir nevi bir tarafsızlık takibetmeğe azmetmiş olduğu görülüyor. Yani İngil­tere ne Bolşevik olacaktır, ne 13 uncu asrın serbest teşebbüs ve rekabet pren­sibine taraftar bulunacaktır. O, sosyal de­mokrattır. Yani Fransız büyük inkılâbı­nın yalnız siyasî sahada temin ettiği de­mokrasiyi sosyal sahada da fiile çıkar­mağa ve sosyal adalati hedef tutmağa ka­rarvermişbulunuyor.

Bizler bu hareketin sosyal safhasından ziyade siyasî istikametine daha ziyade alâkadar oluyoruz. ingilterenin komü­nizme karşı siyaseti ne olacaktır? Bun­da da bir değişiklik vukua gelecek mi­dir?

Öyle görünüyor ki İngiltere hiç harp ta raftan olmamakla beraber, sulh hedefi­ne vasıl olmak için, Bolşeviklere karşı her meselede boyun eğmek ve hayatî mahiyette fedakârlıklar yapmak kara­rında değildir. Mr. Bevin başkaları ile Hitler arasında dostluk anlaşmaları mev­cut bulunduğu devrelerde İngilterenin tek başına Nazilik aleyhinde ayaklanmış İngiliz Dışişleri Bakam Birleşmiş Millet­ler Genel Kurulunda İngiliz temsilcisi Mac Neil'in sözlerini başka kelimelerle tekrar ederek Moskovayi fena halde sars­mış bulunuyor. Çünkü ima ettiği devre 1939 senesi Ağustosudur. O tarihte Krem-lin'in Kızıl Faşistleri Berlinin kahverengi faşistlerile birleşerek İkinci Cihan Har­bini İngiltereye karşı hazırlamışlardı. İn­gilizler bir Mac Neîl ağzı ile diğeri Mr. Bevin ağzı ile bu hakikati iki defadır Bolşeviklerin yüzüne çarpıyorlar. İdeo­loji sahasında Moskova ile New - York arasında mevki almış olan Mr. Bevin'i siyaset sahasında açıktan açığa Ameri­kalıların yanında görmek dünyanın istik­rar ve istiklâlini düşünenler için büyük bir tesellidir. Çünkü İngiltere'yi ideolo­ji tarafsızlığı zevahiri altında. İngiliz imparatorluğunu tasfiye ederek ve bir kenara çekilerek komünist tecavüzünü serbest bırakmış görmek muhakkak bir felâketin pek yakın olduğunu haber ve­ren bir işaret karşısında kalmak demek­tir.

3 Ekim 1947

— Londra:

Bugün, ingiltere, Birleşik Amerika, Fran­sa ve Sovyetler Birliği Temsilcileri, eski italyan sömürgeleri hakkındaki gprüşme-lerine Londra'da başlamaktadırlar.

italya, müttefiklerle akdetmiş olduğu and-laşma gereğince, Libya, Eritre ve İtalyan Somalisi üzerindeki hükümranlık hakla­rından vazgeçmiştir. Müttefikler bu top­rakların istikbali hakkında bir karara va­rabilmek için bir senelik bir mühlete sa­hiptirler. Eğer bu mühlet sonunda arala­rında bir anlaşmaya varamıyacak olurlar­sa mesele -Birleşmiş Milletler Teşkilâtına sunulacaktır.

B. B. C. siyasî muharririnin bildirdiğine göre, bu topraklar sakinlerinin isteklerini,, barış ve güvenliğin icaplarını ve diğer alâkalı devletlerin görüşlerini mahallinde incelemek üzere sözü geçen bölgelere mu­rahhaslar ve eksperler gönderilecektir. Bu konu ile ilgili diğer memleketler arasında Avustralya, Yeni Zelanda ve Güney Af­rika da vardır. Bilhassa Avustralya na­zarı dikkate alınması icabeden ehemmi­yetli bir plân teklif etmiş bulunmaktadır. Mısır da bir teklif ileri sürmüştür. Bu memleketin de kendi görüşlerini açıkla­mağa hakkı vardır.

Bu muharirin belirttiğine göre, bu mesele geçen sene Pariste bahis mevzuu olduğu zaman Sovyetler Birliği, İtalya'nın bu toprakları kendi vesayeti altında muha­faza etmesi tezini müdafaa etmişti. Bevin de bu projeye resmen muhalefet göster­memiştir. Halbuki İngiliz Hükümeti Lib-ya'daki Araplara kendilerini İtalya'nın vesayeti altına veremiyeceği yolunda vaadde bulunmuş olduğu için İngiliz Hü­kümetinin Libya üzerinde bir İtalyan vesayetini kabul etmesine imkân yoktur.

—Londra (LPS):

Dört Dışişleri Bakan Muavinleri bugün Öğleden sonra, Grenviç ayariyle saat 14 te eski italyan sömürgeleri hakkındaki mü­zakerelerine başlamışlardır. İngiliz Dele­gesi Sir Noel Charles, M. Bevin adına dele­geleri selâmlamış ve İtalya ile yapılan suln. antlaşması gereğince 4 büyük devletin sö­mürgeleri mukadderatı hakkında bir se­neye kadar bir karara varmaları icabet-tiğini belirttikten sonra bu anlaşma ne kadar erken tahakkuk ettirilebilirse o ka­dar iyi olacaktır, demiştir. B. B. C. nin siyasî yazarının bildirdiğine göre, dört büyük devlet bir seneye kadar bu mesele üzerinde bir anlaşmaya var­madığı takdirde Birleşmiş Milletlerin bu hususta bir karar vermeleri talebedilecek-tir. Bahis mevzuu oîan sömürgeleri ziya­ret edecek komiserlerin görevlerinden biri de bu sömürgeler halkının arzularını aksettirmekolacaktır.

5Ekim 1947

—Roma:

De Gasperi Hükümeti için verilmiş olan iki ademi itimat takriri yedi günlük tar­tışmalardan sonra reddedilmiştir. Bu takrirler Sosyalist .Solcu Liderleri ve Mutedil Sosyalistler tarafından verilmiş­tir.

Bu takrirlerin reddinden sonra komünist­ler tarafından verilmiş olan ayni mahiyet­te bir takrir geri alınmıştır.

6Ekim 1947

—Roma:

Amerika Büyükelçisi James Durm, İtalyan Başbakanına, sulh antlaşması gereğince İtalyan donanmasından kendisine veril­mesi icabeden hisseyi almaktan hüküme­tinin vazgeçmiş olduğunu bildirmiştir. BumünasebetleAmerikanDenizKurmay Başkanı Amiral Nimitz ile İtalyan DonanmasıKİurmay Başkanı Amiral Mangeri Maucher arasında telgraflar te­ati edilmiştir.

Amiral Nimitz mesajında İtalyan harp donanmasının müttefik harekâtına yaptı­ğı yardımları övmüş ve' iki memleket arasındaki dostluk bağlarının ilânihaye devamedeceğini ümidettiğinisöylemiştir.

7Ekim 1947

—Londra(LPS):

sGiornaîe d'Italia» adlı İtalyan gazetesine göre. İtalyan Komünist Partisi hükümet­ten kati olarak hariç tutulacaktır.

8Ekim 1947

—Roma(Reuter) :

İtalyan Kurucu Meclisi bir ayan meclisi kurulmasına karar vermiştir. Ayan üye­lerinin sayıst henüz tesbil edilmemiştir.

11 Ekim 1947

—Roma:

Roma'daki belediye seçimleri arifesinde İtalyan Komünistleri ve Solcu Sosyalist­ler De Gasperi Hükümetine karşı bazı nü­mayişlere girişmişlerdir. İtalyan Komünistleri, hükümeti geçen akşam sosyalist hareketi toplantısı esna­sında cereyan eden hâdiselere müsamaha etmiş olmakla itham etmektedirler. De Gasperi o akşam toplantı yapılmasına hükümetin müsaade etmemiş olduğunu vepolisinüyeleri dağıttığınısöylemiştir.

13Ekim 1947

—Roma:

Roma bölgesinde yapüan seçimlerden he­nüz netice alınmamış yer vardır. Şimdi­lik De Gasperi'nin partisi olan Hıristiyan Demokrat Partisi ile Solcu Sosyalist ve Komünistlerin teşkil ettikleri Halk Birliği Partisi hemen hemen başbaşa vaziyetle bulunmaktadırlar. Şimdiye kadar Hıristi­yan Demokratlar 140.000 e yakın oy, Halk Birliği de takriben 137.000 oy almışlardır.

14Ekim 1947

—Roma:

Kıralcı saylavlardan Benedettini dün Ku-

rucu Mecliste Komünist Partisinin lağ­vını istemiş, geçen Sah günü siyasî bir arbede esnasında Demokrat - Hıristiyan bir Öğrencinin öldürüldüğünü hatırlatmış­tır. Benedettini'nin bu istizahı komünist saylavlardan Bardini'nin şiddetli bir mu­kabelesine sebep olmuş ve her iki sayla­vın birbirlerini tahkir ettikten sonra, dö­vüşmelerine ramak kalmıştır.

—Roma:

Seçimlerin hemen hemen tamamı hakkın­da yayınlanan neticelere göre, komünist ve sosyalistlerden müteşekkil olan solcu bîok belediye seçimlerinde Demokrat Hı-ristiyanlara hafif bir üstünlük göstermek­tedir. Diğer partiler çok az oy almışlardır.

lfi Ekim 1947

—Roma:

Müttefiklerarası Maliye Dairesinin Başka­nı, Almanların İtalya'dan gaspetmiş ol­dukları 23 ton altını İtalyan Hükümetine iade etmiştir.

21Ekim 1947

—Milano:

Reuter Muhabiri bildiriyor: italya'da yağ tâyininin gelecek aydan iti­baren biraz fazlalaştırılması mümkün gö­rülmektedir. Diğer taraftan gayet bol miktarda zeytinyağ da serbest satışa ar-zedilmiştir. İtalyanlar, önümüzdeki kış aylarında daha çok kalori alabileceklerdir. Harp sonundanberi ilk defa olarak yağ ve zeytinyağ fiyatlarında düşüklük ola­cağı sanılmaktadır.

1947 zeytinyağı mahsulü gayet boldur. İtalya'nın bazı bölgelerinde fiyatlar şim­diden düşmeğeyüz tutmuştur.

Tereyağm fiyatı elan yüksek olmakla be­raber ucuz satılacak bol zeytinyağdan müteessir olacağı anlaşılmaktadır. İtalya'da yiyecek durumu umumiyetle iyi­leşmek üzeredir. Kuraklığa rağmen istih­sal bu sene daha boldur.

22Ekim 1947

—Roma:. -

Kurucu Meclîs, İtalyan Cumhuriyetinin yeni anayasası hakkında müzakerelere, devamederek,Cumhurbaşkanınıntoplu

halde iki meclis tarafından seçilmesine dair hükümleri ihtiva eden maddeyi tas-vibetmiştir.

23Ekim 1947

—Roma:

Fransanm yeni Roma Büyükelçisi Fou-gues Duparc, Mesagero gazetesine yaptığı-demeçte, Fransanın payına düşen italyan harp filosu kısmını almaktan vazgeçemi-yeceğini fakat, İtalyan sömürgeleri mese­lesinde Fransanm tam ve samimî yardı­mından İtalyan Milletinin emin olması gerektiğini söylemiştir.

24Ekim 1947

—Roma:

İtalya'y1 Almanlarla işbirliği yapanlardan temizlemek için hazırlanan kanunlar, bu kanunların küçük memurlara şümulünü asgariye indirmek için tâdil edilmiş bu­lunmaktadır. Bu tedbirin alınmasından maksat, memleketten sürülmelerine karar verilen ve bunu temyiz ederek son kararı bekiiyen 8.000 bin kişinin vatandaşlıkları­nın iadesidir. Almanların hizmetine kendi arzulariyle girmiş olan kütle halinde tev­kiflere veya toplu işkencelere iştirak edenlerle eyalet başkanlığı, polis komiser­liği, öze! mahkeme üyeliği ve ihbarcılık gibi bazı siyası ve idarî memuriyetler iş­gal etmiş olanlar tasfiyeye tâbi tutulacak­lardır.

28 Ekim 1947

—Milano:

Mussolini'nin Roma üzerine yürüyüşünün

25 inci yıldönümünü kutlamak için du­varlara faşist taraftarı afişler yapıştıran bazı italyanlar bugün polis tarafından tevkif edilmiştir. Afişlerde Mussolini'nin resmi ve faşist hareketin yeniden doğdu­ğunu bildiren ibareler bulunmaktaidi.

29Ekim 1947

—Roma:

Ayan Meclisinin kaldırılmasına, bu mec­lis kurulduktan 99 sene sonra, Cumhuri­yet müesseselerinin müdafaası hakkında­ki Ceza Kanununun tâdili tasarısının mü­zakeresi esnasında Assamble tarafına ka­rar verilmiştir.

Eskİ Ayan Meclisi üyelerinin imzaları ve bu mevkiin kendilerine sağladığı hak ve salâhiyetler de aynı zamanda kaldırılmış­tır.

30Ekim 1947

—Roma:

Faşizmi ve Duçe'yi alenen Öven Avukat Vittorio Ambrosini, 3 sene hapse mahkûm edilmiştir.

Kurucu Meclis, Müstakbel İtalyan Ana­yasasınınyenimaddesinitasvibetmiştir.

Bu maddeye göre Faşist rejiminin mesul şefleri, anayasanın yürürlüğe girdiği ta­rihten itibaren 5 sene müddetle seçmek ve seçilmek haklarından mahrum buluna­caklardır.

Bu hükmün şümulüne bilhassa 1925 ten-beri bakanlık ve ayan üyeliği yapanlarla 27, 28 ve 29 uncu devre saylavları ve Fa­şist Millî Konseyi üyeler girmektedir.

1Ekim 1947

—Bupeşte:

içişleri Bakanı Lasle Kajk, şimdi Ameri-kada bulunan eski Başbakan Ferencz Nagy, eski radyo spikeri Bela Varga ve Muhalefet Başkanı Deszo Sulyek'ın Ma­car vatandaşlığından düşürülmeleri hak­kında bir kararname hazırlamıştır. Bu kararname Cuma günü kabine tarafın­dan görüşülecektir.

2Ekim 1947

—Budapeşte:

Macaristan'da Millî Birlik Hükümetini teşkil eden 4 parti, Macar Müstakil Par­tisi tarafından aday gösterilen 8 kişinin seçiminin iptal edilmesini isteyeceklerdir. Budapeşte radyosuna göre, müstakil par­tinin adaylarını gösteren listeler üzerin­deki 3.000 imzanın s^hte olduğu tesbit edilmiştir.

4 Ekim 1947

—Budapeşte:

Dün toplanan Bakanlar Kurulu, eski Baş­bakan Nagy Ferencz ile Muhalefet Grupu eski Başkanı Sulyok'm Macar yurddaşh-ğmdan çıkarılmasına, kaçak olan parlâ­mento eski başkanı Papas Bela Varga'nm

ve Küçük Emlâk Sahipleri Partisinden hâlen memleket dışına kaçmış diğer bir saylavın memlekete dönmeğe davet edil­melerine karar vermiştir.

7 Ekim 1947

—Budapeşte (Reuter):

Budapeşte'nin sekiz kilometre güneyinde­ki Csepel makina ve vagon fabrikaların­da çalışan 20.000 işçi hayat pahalılığını protesto etmek maksadiyle grev yapmağa başlamışlardır.

Bu işçileri temsil eden bir grup parlâ­mento önüne gelerek Başbakan yardımcı­ları Komünist Rakosy ile Sosyalist Sza-katsits tarafından kabul edilmelerini İste­mişlerdir.

Temsilciler, fiyatların indirilmesi hakkın­dabir dilekçeyi hâmilbulunuyorlardı.

Rakosy ile Szakatsits orada bulunmadık­ları için1 heyet diğör siyasî liderler tara­fından kabul olunmuşlar ve liderler iş­çilerin isteklerini yerinde incelemek ü-zere hemen Csepel'e gideceklerini vadet-mişlerdir.

Cumartesi günü greve başlamış olan iş­çiler, kendilerinin Komünist Partisine yazılmaları ve taleplerini bu parti bürosu vasitasiyle ileri sürmeleri hakkındaki ko­münist teklifini reddetmişlerdir. Bunların kanaatine göre. mesele bir parti işi değil­dir.

takdirde yapacak işçiler, fiyatlar indirilmediği Budapeşte üzerine bir yürüyüş larmı söylemişlerdir.

— Budapeşte:

1942 - 43 senesinde Rus cephesinde ikinci Macar ordusuna kumanda eden General Gustave Jany, Budapeşte Halk Mahke­mesi tarafından idama mahkûm edilmiş­tir. General, Voronej cephesinde 140.000 askerin ölümüne sebep olmakla itham edilmekteydi.

— Budapeşte:

Macar Başbakanı Dinnyes, Macar Mec­lisi önünde yeni seçimlere fesat karıştır­mış olduğunu kabul etmiştir.

Başbakan müsebbiplerin ceza görecekle­rini fakat bu hususta adlî takibata giri-şilmiyeceğim çünkü yapılan suiistimalle­rin neticeye tesir etmemiş olduklarını bildirmiştir.

Kararlaşmış bir fi­kir ve mesleğe sahip olmamak, yalnız menfaat ve kazanç politikası takibederek her şeyi, her prensibi, her türlü ahlâk ve

ideali bu hırs uğrunda feda etmek: İşte Bulgarların mümeyyiz ve fârık vasıflan. Fakat, dikkate şayandır ki, Bulgarlar hangi maske altında faaliyet gösterırlerse göstersinler, daima Türkiye aleyhindedir-ler. Bulgarislanda değişmiyen prensip hep budur.

18 Ekim 1947

— Atina:

İyi haber alan mahfiller, hükümetin ida­ma mahkûm olan kimselerden af talebin­de bulunmak ve bu istekleri kabul edil­memiş olanların en kısa zamanda idam edilmelerine karar vermiş olduğunu bil­dirmektedirler.

İki komünist gazete, mahkeme kararİyle kapatılmış ve matbaalarına el konulmuş­tur. Binalar polisin muhafazası altında­dır.

19 Ekim 1947

—Atina:

Başbakan Sofulis dün gazetecilere yaptığı demeçte, komünist gazeteler hakkında tat­bik edilen son kararların basın hürriye­tini asla ortadan kaldırmadığını ve dü­rüstlükle muhalefet yapan gazetelerin bu tedbirlerin şümulüne girmediklerini kesin olarakbildirmiştir.

Halkçı Parti mahfilleri bu kararların çok daha evvel alınmış olması icabettiği fik­rini ileri sürmektedirler. Başbakan Sofulisin, işe girişmeden önce uzlaşıcı her çareye başvurarak sabır ve maharetle harekete geçmiş bulunduğunu kanaati umumî olarak mevcut bulunmak­tadır.

—Atina:

Gayri resmî mahfillerin bildirdiklerine göre. Kıra! Paul'ün başkanlığı altında Yu­nan Ordusu ve Müttefik Askerî Heyetleri şeflerinin iştirakiyle Golos'ta toplanan askerî konferansta hiç olmazsa bazı nok­talar hususunda tam bir anlaşmaya varıl­mıştır. Bu noktalar şunlardır:

Ordunun talimi ve yeniden düzenlenmesi, yeni ihtiyat sınıflarının silâh altına çağı­rılması suretiyle askerî kuvvetlerin mik­tarının arttırılması, çetecilere karşı sava­şa elverişli silâhlarla mücehhez bir çok dağ topçusu birliklerinin teşkili ve sivil hayattaki faaliyetleri dışında bazı askerî vazifelergörecek olan milislerden müte-

şekkil bir millî muhafız kuvvetinin ku­rulması.

2İ Ekim 1947

—Atina:

Drama, Serez, îskece, Larissa askerî mah­kemeleri tarafından ölüme mahkûm edi­len ve aralarında 2 de kadın bulunan 26 kişi dün sabah şafak sökerken idam edil­mişlerdir.

Gazeteler, bu sabah Scİânikte 13 kişinin idam edildiğini bildirmektedirler.

—Atina(AFP) :

Tesalya'da Elamiya yakınında bulunan Burmolon bundan bir kaç gün önce bir çetenin hücumuna uğrayarak işgal edil­miştir. Çeteciler bir çok subay, jandarma ve miüsyenikatletmişlerdir.

—Atina:

Atina Ajansmm bildirdiğine göre. Metsovo garnizonuna gelen takviye kuvvetleri bu şehri ele geçirmiş olan âsilerle yaptıkları şiddetli ve göğüs gÖğüse bir savaştan son­ra şehri asilerden temizledikleri Yanya askerî makamlarına gelen haberlerden anlaşılmaktadır.

1000 kadar tahmin edilen âsilerin Melsovo civarındaki dağlardan da atılmış oldukları ve büyük kayıplar vermiş oldukları bil­dirilmektedir,

22 Ekim 1947

—Atina:

Adalet Bakanlığından yayınlanan bir teb­liğe göre Af Kanununun yürürlüğe gir­diği ilk 4 ay zarfında 3172 çeteci hükümet kuvvetlerine teslim olmuşlardır.

—Atina (Eeuter ):

Yunan Hükümetinin Yunan Komünist Partisini kanun rhşı addetmeyi derpiş et­tiğine dair yabancı memleketlerde yapı­lan neşriyat. Adalet Bakanı Lades tara­fından yalanlanmıştır. Bakan, bu münasebetle şunları söylemiş­tir:

Yunan Hükümeti herhangi bir ideolojik akideye sahip olanlara karşı değil, faali­yetleri mevcut kanunlara aykırı olan ca­nilere karşı harekete geçer.

6Ekim 1947

—Kahire:

Kolera salgınını önlemek üzere Kahire'-nin kalabalık mahallelerine uçak ile D. D. T. serpilmiştir. Her uçak 240 litre D. D. T. serpmiştir.

Uçakla D. D. T. serpilmesine her gün de­vam edilecektir.

Son verilen haberlere göre geçen 24 saat zarfında 37 kişi Ölmüş ve 58 İnin Kolera olduğu tesbit edilen 112 yeni vaka kayıt edilmiştir.

Kahire'de beş kişi ölmüştür.

Bu sabahtan itibaren her gün 200.000 ki­şi aşılanacaktır.

7Ekim 1947

—Kahire:

Nil Deltasının Doğu ite Süveyş Kanalı arasında yaşayan üç milyonluk nüfus şimdi bütün dünyadan tecrit edilmiş bir vaziyette yaşamaktadır. Mısır Hükümeti­nin kolera salgınının yayılmaması için almış olduğu son tedbirin neticesi budur.

Süveyş, İsmailiye ve dahiliye bölgeleri, kolera salgınının hüküm sürdüğü bölge­ler olarak ilân edilmiştir. Diğer taraftan, Filistin Hükümeti, Mısır'la olan yüzlerce kilometrelik hududunu her türlü giriş çıkışa kapamıştır. Filistin'le Mısır ara­sında yalnız, askerî, polis ve sıhhiye ta­şıtları geçmektedir.

Kahire'nîn havadan D. D. T. ile temiz­lenmesi devam etmektedir ve bu sabah şehrin merkezine D. D. T. atılmıştır. Dün akşam hükümet tarafından yayın­lanan bir tebliğde, «İhvan El Müslim» gazetesitarafındanİngilizserumlarının

eski ve tesirsiz olduğu hakkındaki haber yalanlanmıştır. Tebliğ, şunları ilâve et­mektedir: «Aksine olarak bu serumlar mükemmeldir ve bir santimetre küpte 10 milyar mikrop ihtiva etmektedir ki, bu normal olarak 8 milyarlık serumlardan çok daha tesirlidir,

15Ekim 1947

—Kahire:

Dün bütürt memlekette grev ilân eden Mısırpolis komiserleriKırai.Faruk'un

başyaverinin müdahalesiyle bugün greve nihayet vermişlerdir. Başyaver, Kıral'm bizzat mesele ile meşgul olmasını temin etmiştir.

16Ekim 1947

—Kahire:

Mısır ordusu telgraf merkez binasını iş­gal ve vazife başında grev yapmakta bu­lunan telgrafçıları tevkif ettirmiştir. Or­du muhabere servisinin telgraf ulaştır­malarınısağlayacağıbildirilmektedir.

—Kahire:

Gündeliklerinin artırılmasını ve iş saat­lerinin azaltılmasını isteyen Kahire tel­grafçılarıbugüngrevebaşlamışlardır.

19 Ekim 1947

—Kahire:

Mısır'da, her dört dakikada bir kişi ko­leradan ölmektedir. Ölenlerin sayısı şim­di ikibinden fazlaya çıkmıştır. Salgın de­vam etmektedir.

Diğer taraftan ticaret felce uğramış va­ziyettebulunmaktadır.Mağazalarbom boştur. İskenderiye ve Port - Sait ara­sındaki deniz nakliyatı ve Yukarı Mısır'­la Aşağı Mısır arasındaki demiryolu nakliyatı durdurulmuştur. Tehlike böl­gesinin dışında bulunan şehirler Kahire, İskenderiye ve Port - Sait'ten ibarettir. Kolera tehlikesine karşı emin olabilmek için İngiliz doktorları hava meydanla­rında bulunmaktadırlar. Orta - Doğu ve Hindistan'dan gelen bütün uçakların su depoları hava alanlarının sağlık makam­larının nezareti altında tahlilden geçiril­mektedir. Buraya gelenbütünyolcular

tıbbî bir muayeneye tabi tutulmaktadır­lar.

20Ekim 1947

—Kahire:

Kolera ile mücadele için hükümet bugün yeniden 500 bin sterlingiik bir tahsisat daha ayırmış bu suretle tahsisat yekûnu birbuçuk milyon sterlingi bulmuştur. Bir milyorîdan fazla kimse aşılamıştır. 400 bin litre D. D. T. yi hâmil Amerikan uçakları havadan başşehre ilâç serpmek içinbugünFrankfurt'tangelmişlerdir.

21Ekim 1947

—Kahire:

Son 24 saat zarfında Mısır'da yeniden 753 Koiera vakası . görüldüğü ve 368 ki­şininöldüğüresmen tesbitedilmiştir.

23 Ekim 1947

—Kahire:

Hükümet tarafından yayınlanan resmî tebliğ, son 24 saat içinde 342 kişinin sal­gından öldüğünü ve 767 yeni Kolera va­kasınıntesbitedildiğinibildirmektedir.

26 Ekim 1947

—Kahire:

Burada yayınlanan son resmî tebliğde bildirildiğine göre, son yirmi dört saat zarfında kolera yüzünden ölenlerin sayı­sı 446 dır. Ayrıca 874 yeni vaka kayde­dilmiştir.

Newyork'tan haber verildiğine göre, bir Amerikan doktoru salgının kurbanları üzerinde denemek niyetinde olduğu yeni bir ilâcı Mısır'a getirmek üzere bu haf­ta sonunda uçakla hareket edecektir. Ba­his mevzuu ilâç «Sülfa» lar grupuna dahildir. Laboratuvarda yapılan tecrü­beler de bu ilâç sayesinde kolera mik­robunumahvetmekmümkünolmuştur.

29 Ekim 1947

—Kahire:

Bugün inanılır kaynaktan öğrenildiğine göre, birkaç gün zarfında, kolera salgı­nı hafiflemek istidadını göstermediği takdirde, bütün memlekete şamil olmak üzere, sıkı yönetim halinin ilânı Mısır Hükümetince gözönünde tutulmakta ve bu hususta teklifler yapılmaktadır.

Yahudi meselesini Filistinden ayrı ola­rak mütalea etmek ve ayrıca halline ça­lışmaktır. Yoksa bu mesele, Filistine bağ­lı kaldıkça büyük bir tehlike kaynağı ol­maya devam edecektir.

Arap silâhlı kuvvetlerine bir bakış...

Yazan: Nizamettin Nazif

12 Ekim 1947 tarihli »Gece Postası» İstanbul'dan:

Filistin etrafında çakan şimşeklerden do­ğan endişeler son yirmi dört saatte bir kat daha artmıştır. Ingilterenin deruhte etmiş olduğu kontrol vazifelerini dünya­da sulh takarrür etmekten terketmek zorluğuna tutulması Hindistanda olduğu gibi Filistinde de tehlikeli bir vaziyet doğurmuştur.

Arap Birliği, yedi Arap Devletinin silâhlı kuvvetlerine anlaşılmaz, hesaba sığmam bir itimat göstermektedir. Mukaddes it­tifaktan bahsederken devletlerin adım ardarda sıralamak hakiketen göze deb­debeli bir kudret 'vehmi veriyor. Düşü­nünüz bir kere... Mısır Kıralhği. Ürdün KıralJığı, Irak Kırallığı, Yemen İmamlığı, Lübnan Cumhuriyeti ve Suriye Cumhu­riyeti birleşmişler ve ordularına hep bir­den şu emri veriyorlar:

— İstikamet Filistin.. İleri! Fakat bu orduların, silâhlarından vaz­geçtik, sayı bakımından şöyle bir ince­lenmesi mukaddes ittifakın ehemmiyeti­ni derhal düşürüyor. Suriyenin jandarma ve asker mevcudu ne imiş biliyor musu­nuz?

On altı bin kişi... Yarısı memleket için­de vazife görmeğe mecbur bulunduğuna göre Şükrü bey El - Kuvvetli'nin mu­kaddes ittifaka kattığı kuvvet nihayet sekiz bin kişidir. Lübnanm gücü nihayet iki tabur ya/a ve Veygand günlerinden yadigâr yüz elli Çerkeş atlı ve çapul me­raklısı bir kaç yüz Dürzi gönüllü gönde­rebilir. Suudî Arabistan o engin cezîre-tülarab'da her metre karede bir nöbetçi bulundurarak yaşayabildiğine göre gön­derebileceği kuvvet gözlerde fazla büyü-

tülmemelidir. Mısır ordusu şimdilik bir geçit resmi ünitesidir. Irak'ın Arap Bir­liğine verdiği söz ne olursa olsun hareketi nihayet Londra ile Vasington tarafından ayarlanır. Çünkü bu yedi Arap Devleti içinde dünya görüşü cidden üstün olan tek siyasî bünyeye yainiz Bağdat sahip bulunmaktadır. Bu etüd sonunda üç yüz elli bin nüfuslu mini mini Ürdün Kiralh-ğinm en kuvvetli Arap askerî devleti ol­duğu neticesine varılabilir. Kıral Abdul-lahm eüi bin kişilik bir kuvveti vardır. İyi talim edilmiş olan bu kuvvet ingiliz komutanların kontrolü altındadır. Kalıyor Müftü hazretlerinin Filistin içindeki ta­raftarları. Bunlara, istilâ plânında beşinci kol vazifesi yükleneceği tahmin olunabi­lir. Fakat bütün bu kuvvetler yanyana getirilince Arapların Filistin Melhame-i-Kükrası projesi yine ciddî bir mânaya bü­rünemez. Fakat bu, kargaşalık olmaz mâ­nasına gelmez. İki taraf da birbirini bir hayli boğazlar. Boğazlar amma maksat nihaî bir netice almaksa yoJu bu yol de­ğildir.

Arap Birliği elindeki silâhları bir kenara bırakmalı ve Yahudilerle Araplar ölüm makineleri ile değil insanca anlaşmalar yolu ile bu kötü duruma bir son verme­lidir.

Zamanımızın nazikbir mese­lesi...

Yazan: Falik Hıfhı Atay

13 Ekim 1947 tarihli «Ulus» Anka­ra'dan :

Amerika, Filistin'in Arap ve Yahudi iki parçaya bölünmesi teklifini desteklemekle ve Filistin'deftı çekilecek ingiliz kıtaları­nın yerine milletlerarası bir askerî kuvvet gönderilmesini ileri sürmekte, ingiltere'yi pek ağır bir yükten kurtarmaktadır. İn­gilizler, Filistin meselesi yüzünden, dün­ya Yahudiliğinin ve Arap âleminin kar­şılıklı baskısı altında idiler: Hangi tara­fın dâvasını tutsalar veya tutar görün­seler, öbür taraf ayaklanmakla idi. Yahu­dilerin tedhiş vasıtalarını kullanmakta bile ne kadar ileri gitmiş olduklarım bi­liyoruz. FakatFilistin'inikiyebölünmesivebu topraklara yeniden yüzbinlerce göçmen getirilmedi fikrini Araplar olanca kuv­vetleri ile reddetmektedirler. Hattâ, çe­kilecek ingiliz kıtaları yerine geçmek üzere sınır boylarına Arap askerlerinin yığılmakta olduğunu, Suriye'de bir Filis­tin - Arap Hükümeti kurulduğunu da son ajans haberlerinden öğrenmiştik. Yahudi ve Arap iddiaları ne bugün ne de yarın uyuşabilir bir halde değildir. Her türlü imkânlardan faydalanılarak Filistin ikiye bölünse bile, Yahudiler yurtlarını daha fazla genişletmek ve daha çok göçmen sı­ğabilir toprak elde etmek, Araplar da Fi­listin'in Yahudi kısmı üzerinde yeniden egemenliklerini kurmak dâvasından ay-nlrmyacaklardir. Filistin'de Arap ege­menliği altında Yahudi azınlığı fikri çok uzakta kalmıştır. Filistin'de Yahudi ege­menliğini alabildiğine genişletmek fikri de rüya olmuştur. Fakat bu fikir, Yakın Doğu'nun kim bilir kaç nesil sürecek devamlı bir buhran kaynağı olmakta de­vam edeceklerdir.

Bugünlük sadece ingiltere'nin maddî ve mânevi yükü hafiflemektedir. Amerika, Birleşik Milletlerin gösterdiği hal yolunu tutarak, bu yükü başkaları ile beraber ve hiç şüphesiz kendi hissesi çok daha ağır olarak paylaşmağa razı olmuştur. Suriye delegesi Faris Elhuri, Amerika'nın bu yolu tutmasına iç politika kaygıları­nın sebep olduğunu söylemektedir. Yahu­diler Amerika finans ve endüstri âlemin­de ve seçim kavgalarında daima hissolu-nur bir kuvvettirler. Bütün Amerikan Yahudiliğinin tuttuğu bir dâvaya, Ame­rikan partileri ve hükümetleri kayıtsız kalamazlar. Fakat Amerikan durumuna yalnız bunun sebep olduğunu da söyle­mek yanlış olur: Birleşik Milletler'e ait halledilmek lâzımgelen bir mesele vardır. Eğer herkes halledilmek lâzım gelen me­selelerin sorumunu üstünden atmağa kalkarsa, hiç bir anlaşmazlık da yatış­maz.

Filistin meselesinin kötü tarafı, nazarî o-larak halledilse ve plân tatbik edilse dahi, Arap ve Yahudi âlemleri arasında her za­man İçin kavgalı bir dâva olarak kala­cağıdır. Arap devletleri şimdiden öfke­lerini Amerika üstüne doğrultmuşlardır. İşin nazik bir tarafı da, Yahudi yurdunun Fars Körfezinden ta Atlantik'e kadar gi­den tek parça bir düşman dünyasının bir

kenarcığma sıkışmış olmasıdır. Yahudi­lerin münasebette bulunacakları komşu­ların hepsi Araptırlar. Arap memleketle­rinde yagıyan Yahudi azlıkları da şimdi daha güç durumdadırlar. Filistin mese­lesi, ,sonu düşünülmeden başlanmış ve geriye gidiimiyecek kadar ilenlenmiş o-lan meselelerin bütün zorluklarını taşı­yor.

Filistin meselesi...

Yazan: B. K. Çağlar

17 Ekim 1947 tarihli «Ankara» An­kara'dan :

Bugün, dünyanın önemli meselelerinden biri ve Doğu'nun en önemli meselesi, Fi­listin'dir.

Yüz yulardır dünyanın şurasında bura­sında, vatansız ve devletsiz sürünüp du­ran Yahudilerin, zaman zaman, şu bu memlekette, vatandaş haline geldikten sonra dahi, göze battıkları, zararlı gö<-rülüp tedirgin edildikleri olmuştur. Böyle zamanlarda ya onlardan kurtulmayı ak­lına koyan ya onların "bu ebedî göçmen­liğine acıyan kimseler, bir arada bir yere yerleştirilmelerini, başları sıkışan Yahu­dilerin bu yeni vatana gitmelerinin sağ­lanmasını isterler.

Hitlcr'in insanlığa yaptığı zulümlerden birinin de bir ırk meselesi tutturarak Al­manya'nın ilminden ticaretine kadar her tarafına nüfuz etmiş ve memleketin dar zamanında vatanperverliğini lâyiki şekil­de gösterememiş Yahudilere hürriyetleri­ni tahditten bağlıyarak haya(t haklarını kaldırmıya kadar yaptığı işkenceler ol­duğu bütün medenî dünyaca kabul edil­miş gibidir.

Nazilerin bu azgınlığı üzerine, Yahudi meselesini dünya ölçüsünde halledebilmek için; Ibranilerin Mukaddes kitabında «arzı mevûd» «Allah tarafından Yahudilere va-dedilmiş toprakı) adını alan Filistin'de bir Yahudi Devleti kurulması düşünülmüştür. Birleşmiş Milletler Kurulu, sanki kendi topraklarında kendi hakları ve şereEIeriyle yaşamayı amaç edinmiş bütün hür ve müstakil milletlerin dâvalarını halledip bitirmiş gibi, bu meseleye de el atmıştır. Filistin,MukaddesKitaptaibrani'lerin arzı mevûdudur amraa Arap Birliğinin gövdesinde bir çıban gibi orada ayrı bir devletin kurulmasına Arapların razı ola-mıyacağıdagün gibiaşikârdır.

Kısa bir zaman için de olsa Arap Hükü­met ve kültür merkezlerini birbiri arka­sına görmekten; bu devletlerin devlet, yazı ve fikir adamlariyie tanışmaktan ye­nidönmüş bulunuyoruz.Yeni intibaları-

mızı dile getirmek istersek, Filistin mese­lesinin oralarda devletlerden çok millet­lere mal olmuş bulunduğunu, devletlerin mületlerini telkin ederek değil, milletle­rin devletlerini zorlıyarak Filistin mese­lesinde bir faal Arap Birliği yarattıklarını açıkça belirtmeliyiz.

Kendi görüşlerimizi hiç katmadan ve me­seleyi hiç bir tarafa yontmadan diyebili­riz ki: Filistin tarihte ve Mukaddes Kita­bın sözlerinde nasıl Ibraniler için arzı mevût idi İse bu zamanda ve bütün Arap ağızlarında öylece Araplar için «arzı mevûd» sayılmaktadır. Yahudilerin maz­lumluğuna acıyanlar, Arapların da azmi­ni hesaba katmalıdırlar.

Arap Devletleri arasındaki ufak tefek an­laşmazlıkların bu Filistin meselesi üzerine ortadan kalkacağma, Arap Birliğinin bu mesele yüzünden hiç umulmaz bir hızla gerçekleşip perçinleneceğine inanmak için bu sıralarda oraları biraz dolaşmış olmak yeter.

Arap Birliğini Birleşmiş Milletler nizamı­nın gönüllüsü yapabilmek, onun nüfuzun­dan ve kudretinden doğu meselelerinin hallinde hulûs ve fayda umabilmek için Filistin hakkında alınacak kararın, onun coşkun hislerini değilse bile soğukkanlı mantığını tatmin edebilmesi şarttır.

Birleşmiş Milletler Kurulu Filistin Ko­misyonunun iki gün evvelki oturumunda konuşan Lübnan Delegesi Komil Şemun. birçok Doğu meselelerinde olduğu gibi, yalnız Lübnan'ın değil, bütün Arap âle­minin ağzından konuşmakta haklıdır; son seyahatimizde uğrıyabildiğimiz hükümet ve küttür merkezlerinde sevgisi en yay­gın ve sıcak olan devlet adamı o idi di­yebiliriz.

Arap dostlarımıza da şu müşahedeyi bil­dirmek isteriz: Kudüs'te Mescit'i Aksa ve civarı iptidailiğinin çukuruna gömülmüş, halbuki Yahudi üniversitesi ve civarı medeniliğin zirvesine tırmanır görünmek­tedir. Dünyanın dört bir tarafından akan servetlerin bunda tesiri çok büyüktür amma Arapların da hep birden yeni me­denî hamleler göstermesi, servete vakit var amma zihniyeti parıldatması lâzımdır. Türkiye Cumhuriyeti, hiç bir gizli ve kirli maksadı olmad iği için, dünya meselele­rinde en berrak ve açık görüşlü devlet­lerden biridir. Filistin meselesinde de gö­rüşünü Birleşmiş Milletler Kurulunda 3-5 ay evvel açıklamış bulunuyor. Biz dünyanın her tarafında milletlere hakla­rını ve şereflerini tanıyan adaletii ve de­vamlı bir sulh istiyoruz. Bu ülkü Üe Fi­listin meselesinde düşündüklerimiz en büyük bir huzurda en yetkili tanıklar önünde ifade edilmiştir. Türk Devletinin o görüşünden şimdiye kadar hiç bir ta­rafın şikâyeti olmamıştır. Biz her zaman haksızın karşısındayız. Şerefleri ve hak­ları rencide etmiyen bütün uzlaşmaları da beğeniriz.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106