09.11.1947
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Kasım 1947

— Ankara:

Amerikan Ayan Üyesi Gordon'un baş­kanlığında olarak Ayan Üyesi Nowland ve Ayan Üyesi Joung ve Greech'den mü­teşekkil olan ve refakatinde deniz kuv­vetlerinden Kelly ve kara ordusundan Yarbay Richards bulunan Amerika Tah­sisat Komisyonu üyelerinden mürekkep 4 kişilik heyet bugün saat 13 de uçakla İs­tanbul'dan Ankara'ya gelmiştir.

Heyet, hava alanında Dışişleri Bakanlığı adına Özel Kalem Müdürü Necdet Kent, Amerikan Maslahatgüzarı ve Amerika Büyükelçiliği ileri gelenleri ve yerli ve yabancı basın mümessilleri tarafından karşılanmıştır.

Ankara Palas'ta bir basın toplantısı ter-tibeden Amerikan üyeleri gazetecileri ka­bul etmişler ve suallerini cevaplandırmış­lardır.

Ayan Üyesi Gordon şunları söylemiştir: Daha başka üyeleri de bulunmakta olan komisyonumuz Frankfurt, Berlin, Münih, Trieste, Avusturya ve Atina'yı ziyaret et­tikten sonra iki gruba ayrılmıştır. Bu gruplardan, biri Atina, Paris ve Roma'ya gitmiştir. Biz ikinci grubu teşkil etmek­teyiz.

Biz Amerikan Ayan Meclisini temsil et­mekteyiz. Ve görevimiz Amerikan yar­dımının ne şekilde yapılacağını incele­mek ve muhtemel boşlukları nazarı itibare almaktır. Bundan başka Avrupa-nın iktisadî ve siyasî meselelerini de in­celemekteyiz.

Amerika Avrupa'ya yardımda bulunabil­mek için elinden geleni yapmaktadır. Fakat bizim de bilhassa başta fiyat yük­sekliği meselesi olmak üzere bir çok güç­lüklerle karşılaşmakta olduğumuzu goz-den uzak tutmamak lâzımdır. Amerika­nın borçlarının 260 milyar dolara yüksel­miş bulunduğunu da unutmamak lâzım­dır. Gelişimizin Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarının başladığı tarihe tesadüfetmesindendolayı bahtiyarız.

Dün ve bugün edindiğimiz ilk intibalar son derece müsait olmuştur. Çalışma me-todlarmızı geniş bir şekilde takdir etmek­te ve daha iyi başarmak için sarfettiğiniz gayretlere hayran bulunmaktayız.

Avrupa pazarlarının kalkınması, refahını­zın daha ziyade artmasına sebep olacak ve biz de bu yolda mümkün olan her şeyi yapacağız.

Bundan sonra söz alan Ayan Üyesi Now-land, Türk Milletinin kabiliyet ve enerjisine olan hayranlığını belirtmiş ve şun­ları söylemiştir:

Türkiye tamamiyle beton ve taştan inga edilmiş bir yapıya benzemekte ve kuvve­tini de işte buradan almaktadır. Ayan Üyesi Greech de şunları söylemiş­tir:

Arkadaşlarımın bütün söylediklerine işti­rak etmekteyim. İstanbul'un ve Boğazın tabiî güzelliklerine olan hayranlığımı be­lirtmek isterim. Istanbulunuzun ve Bo­ğazlar dünyanın en güzel köşelerinden birini teşkil etmektedir. Muzaffer bir ma­zinin ortaya koyduğu bir çok eserlere de hayran oldum. Şimdi ise Atatürk'ün mo­dern mucizesinin karşısında bulunmak­tayız.

Bilhassa Türkiye'nin millî sahada olduğu kadar milletlerarası sahada gösterdiği bir­liğe hayranım. Böyle bir birlik gösteren milletler parlak bir istikbale sahiptirler.

— Ankara:

Büyük Millet Meclisinin misafiri olarak şehrimize gelen İngiliz Avam Kamarası heyeti bugün saat 10.30 da Büyük Millet Meclisindeki dairelerinde Başkan Kazım Karabekir'i ziyaret eylemiştir. Müteakiben Başkan Kâzım Karabekir Ankara Paîas'a giderek ingiliz Parlâmen­to Heyetine iadei ziyarette bulunmuştur.

—Ankara:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin davet­lisi olarak memleketimizi ziyaret etmekte olan İşçi Partisi saylavlarından Georges Mathers'in başkanlığındaki İngiliz Parlâ­mento Heyeti bugün ' Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak'ı saat 11 de Dışişleri Bakanlığında ve Başbakan Hasan Saka'yı saat 11.30 da Başbakanlıkta ziyaret etmiş ve bu ziyaretler iade edilmiştir.

—Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün Cumhurbaş­kanı İnönü'nün mutad açış nutuklariyle sekizinci seçim devresinin ikinci toplantı yılı çalışmalarına başlamıştır.

Bu münasebetle Büyük Millet Meclisi bu­gün fevkalâde günlerinden birini daha yaşamıştır. Bugünkü toplantının en çok dikkat ve alâkayı çeken hususiyeti mec­lis salonunda, Başkanlıkmakamının sağ

tarafında ayrılmış bulunan hususî yerde İngiliz Parlâmento Heyetiyle Birleşik A-merika Ayan ve Temsilciler meclisleri üyelerinden mürekkep heyet ve Ürdün Heyetinin ve Pakistan Genel Valisi tem­silcisi Firuz Nun Han'ın yer almış bu­lunmaları idi.

Kordiplomatiğe ait localarda ise bütün büyük ve ortaelçiler, maslahatgüzarlar ve büyükelçilikler erkânı, cumhurbaşkanlı­ğına ait localarda Bayan İnönü, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay başkanları ve Yargıtay başsavcısı, üniversite rektörü, Genel Kur­may Başkan Vekili Orgeneral Nuri Ya-mut, Geneî Kurmay İkinci başkanı, sa-miin localarında hükümet erkânı, basına ayrılmış olan yerlerde de yerli, ec-nebî basın ve ajans temsilcileri bulunu­yorlardı.

Meclisin önünde de kesif bir halk toplu­luğu vardı.

Saat tam 15 te Başkan vekili erinden Fik-ret Sılay başkanlık makamına gelerek yoklama yapılacağım bildirmiş ve baş­kanlık kâtiplerinden Necmettin Sahir Sı­lan (Tunceli) yoklamayı yapmıştır. Ne­ticede çoğunluk bulunduğu anlaşıldığın­dan Başkan Vekili Fikret Sılay, Cumhur­başkanının açış nutkunu okuyacağını bil­direrek başkanlık makamından ayrılmış ve bunu müteakiben de Cumhurbaşkanı İnönü, Cumhuriyet Halk Partisi milletve­killerinin ayakta şiddetli ve sürekli alkış­lan ve yaşa sesleri arasında başkanlık ye­rine gelmişlerdir.

Çoğunluk partisi milletvekillerinin daki­kalarca süren bu tezahüratını takiben, Cumhurbaşkanı İnönü, memleketimizin İÇ. ve dış işlerinin umumî hatlarını ve-bunların gelişmelerini açıklayan nutuk­ları iradetmişlerdir.

Sık, sık alkışlarla karşılanan bu nutuk­larında Cumhurbaşkanının, dünyada ba­rışın gerçekleşmesi yolunda milletimizin sarfettiği gayretlere işaret ederken hiç­bir tecavüz emeli beslemeyen Türkiye'nin toprak bütünlüğüne, haklarına karşı her­hangi bîr tecavüz emeli beslenmesine asla müsaade etmiyeceği hakkındaki beyanat­larını istisnasız bütün milletvekîllerimiz. uzun uzun alkışlamışlar ve tasvip sesle­riyle «Mîlletimizin türlü imtihanlardan geçmiş dürüst ve açık politikasını» te-yideylemişlerdir.

Bu ihtimaller beni ciddî olarak kaygılandırdı. Yerinde tetkikler yapıp, ken­dimce ehemmiyetli saydığım tehlikeleri Önlemek çarelerini aramak istedim. En az on vilâyetin karşılıklı siyasî teşekkülleri, ve şahsiyetleriyle temas ettim. Türlü sebeplerle birbirine sitemli, hattâ kırgın yerlerde' bile partileri idare eden. vatandaşlarım beni anladılar, bana vardım ettiler. İc ve dıs eranivet meselelerinde cephe birliği yapacakları üzerinde bana güven geldi. Şimdi, siyasî partilerin Doğu bölgelerinde çalışmalarına karşı çok daha sakin ve hu­zurlu durumdayım. Bu büyük neticeye karşılık olarak vatandaşlarıma ver­diğim şey, idaremizin siyasî partilere karşı eşit ve tarafsızı bulunmasını talep-ve tavsiye ötmek olmuştur. Siyasî partiler, içerden ve dışardan gelecek fena tesirlere karşı, hükümetin kendilerini eşit derecede korur olduğuna yürek­ten inanacaklar, iç ve dış emniyet tehlikelerine karşı uyanık olarak idare ile

karşılıklı yardım zihniyeti içinde çalışacaklardır. Görülüyor ki Doğuda siyasî parti mücadelesinin mahzurlarını Önlemek yolunda, idarenin tarafsızlığı pren-sipinin üzerinde durarak, iyi bir netice aldım. Fakat münferit olmakla bera­ber, şikâyetler de tamam durmadı. "Ancak., muvaffakiyet yolundayız diyebi­lirim.

İdare üzerindeki münakaşadan asayiş hususunda da zarar görüyoruz. Asa­yiş, partilerin müşterek temeli, polis ve jandarma, bütün siyasî partilerin iyi olmasını istedikleri kuvvetlerdir. Parti mücadeleleri çığırından çıkar da, polis ve jandarma söz altında ezilirse, memleketin asayişini korumak cesaretini ve fedakârlığı örselenir ve azgınlar yüreklenir. Bence bu derdin asıl sebebi, si­yasî partiler mücadelesinde emniyet unsurunun zaj-ıflamasıdır. Hükümetin polis ve jandarmayı kendi aleyhine kullanmadığına, kuîianamıyacâğma, siyasî partilerin emin olmaları lâzımdır. Tarafsızlık meselesi bu yolda birinci rol oynar. Ne yapsak hıncını alamıyacak politikacıları gözönüne getirmiyerek söylüyorum. Muhtelif kanaatte gazetelerin kendi mesuliyetlerini duyarak, po­lis ve jandarmanın itibarını korumak ve azgınları ümitsizliğe düşürmek için ça­lışacaklarını, tabiî bir netice gibi bekliyorum.

Nüfus, tapu. vergi, ilanı, karakol muameleleri gibi. vatandaşın en sade ve küçük işlerinde devlet memurunun bir siyasî parti gayreti gütmesinden deh­şet duyuyorum. Vatandaşı her şeyden bezdirecek daha elemli azap tasavvur edemem. Vatandaşı bu belâdan kurtaracak tek çare. bu memurların tarafsız olmalarıdır. Herhangi bir tarafın gayretini güden memur, mutlaka, karşı ta­rafın gayretini güdeni yetiştirecektir. Bu maiyet teşkilâtı ile ancak kendi büyük âmirleri uğraşabilirler. Şimdiye kadar idare mekanizmasının tarafsız­lığı yalnız seçimemniyeti bakımından tetkikve şikâyetkonusuolmuştur.

Cemiyet derken, vatandaş­lar kütlesi ile beraber, hâttâ belki onlardan ziyade, politikacıları kastetmekteyiz. Çünkü bu türlü ileri hamlelerde, başta gidenlerin, başarıda veya başarısızlıkta birinci derecede rolleri vardır. Bugün, Atatürk'ün ideali, Türkiye'nin rea­liteleri arasında yer almıştır. Elde edilen neticeyi devamlı kılacak olan Cumhuri­yet rejiminin 25 yıldır telkin edegeldiği fikirlerdir. O fikirlerle beslenmiş olarak yetişmiş nesillerdir. Türkîyenin çehresini değiştirmek olan inkılâpların bekası da, devlet idaresinin şahıs sistemi halinden tamamen sıyrılıp, kendi bünyesinden al­dığı kuvvetle işliyen bir rejim haline gel­mesine bağlıdır. Serbest yazma ve serbest konuşma hayatı başlayınca, şurada bura­da tek tük yükselen inkılâp aleyhtarı ses­ler Türk Milletinin kulaklarında tehlike­li akisler uyandırmıyorsa, bunu da cemi­yetin bünyesinin gereği gibi kuvvetlen­miş olmasına borçluyuz. Son günlerde in­kılâba ve eserlerine söven bazı yazılar karşısında gençliğin ve basının -gösterdiği hassasiyet, her bakımdan memnunluk ve­ricidir. Zira, bu türlü belirtiler, bir cemi­yet için «rüşt» delilidir.

Atatürk, bugünleri görmedi. Fakat, onun çok sevdiği Türk gençliği emanetin sr-hi-bi olmuştur. O'nun en yakın ideal ve ça­lışma arkadaşı, Türk cemiyetini geliştirip yükseltme hamlelerine önderlik etmekte, eserin tamamlanmasını germenin bahti­yarlığı içinde yeni gayretler harcamakta^ dır. Ölümünün onuncu yılma girerken, Atatürk'ün ruhu için en güzel armağan, Türkiye'nin bugünkü manzarasıdır.

Atatürk

Yolunda sonuna kadar sebat... Türk vatandaşı bütün Kakları­na sahip olacaktır...

Yazan: M. M

10 Kasım 1947 tarihli «Yeni Asır» İzmir'den:

Atatürk'ü kaybettiğimizin dokuzuncu yı­lına giriyoruz.

Zaman ne çabuk geçiyor. Bu dolmaz boş­luğun acısı dün gibi içimizdedir. Fakat dünle bugün arasında, sanki bir adamın geçmesiyle muvazenesi bozulmuş gibi, bü­tün bir dünya yıkılmış, yeni bir âlemin doğum sancıları ve sarsıntıları ise, halâ devam etmekte bulunmuştur. Belki insan­lık, onun Türk Milleti için yaptığı beşe­riyet hesabına başaracak, onun büyük ide­ali olan «yurtta sulh, dünyada sulh» da­vasını son zafere ulaştıracak başka bir Atatürk beklemektedir.

Dünden bugüne değişmemiş, bugünden yarma değişmiyecek olan bir şey vardır. Bu Atatürk sevgisidir. Bu sevgi, onun millete vakfettiği sevgi kadar büyük ve engindir. Sevilmeğe değer olan, hayatı sevdiren her şey bu tek sevgi içine sığ­maktadır. Atatürk ölümden kurtardığı milleti için her güzelliğin, her iyiliğin, her doğruluğun sembolü olmuştur. Bu, bir şahsı tanrılaştırmak değildir. Atatürk et­ten ve kemikten bir insan olarak yaşamış, etten ve kemikten bir insan hatırasiyle kalplerimize yerleşmiştir. O, bu millet için her güzel şey, her iyi şey ve her doğru şey, coşkun iradesinin ve berrak zekâsı­nın bütün kudretiyle istediği ve milletemal ettiği içindir ki bugün güzelliğin, iyi­liğin ve doğruluğun timsali olmuştur.

Atatürkün ne yaptığı ve neler bıraktığı üzerinde artık söze lüzum yok. Bu, tari­himizin en karanlık devrinden sonra ger­çekten nurlu ve aydınlık sahifelerini aç­mıştır. Her Türkün kalbinde, şuurlu veya şuursuz yasayan bütün emeller onun kal­binde toplanmış ve onun zekâsından sü­zülerek ifadesini bulmuştur. Türkün hür olmasını, bağımsız olmasını, medenî olma­sını, bu hasletlerle refaha ve saadete ulaş­masını istemiştir. Bu uğurda, yapılmaz sanılan şeyleri yaymış, aşılmaz sanılan engelleri yıkmış ve Türk Milletinin Önünde yepyeni ufuklar açmıştır. Bu ufuklara ulaşmak için -onun bize verdiği anlayış, onun hepimizde canlandırdığı iyman ve güven halâ en büyük kuvvetimizdir.öînan ve güven!» dediği zaman yalnız doğruya inanmak ve yalnız hakka ve onu korumak için, damarlarırmzdaki kanın asil cevhe­rine güvenmek gerektiğini bize yeniden öğreten o olmuştur.

Atatürkten sonra başanlacak daha ne kadar çok işjmiz olduğunu elbet biliyoruz. Hürriyete gerçekten, bütünlüğiyle ve bü­tün teminatiyle kavuşmak, halk hâkimi­yetini söz âleminden hayat âlemine geçir­mek, medeniyet hamlesini artık kimse­yi imrenmeğe lüzum bırakmıyacak bir şe­kilde tamamlamak, bütün vatandaşları sağlam bir refaha ulaştırmak ihtiyacında­yız. Atatürkün önümüzde açtığı yolun doğruluğuna o kadar inanıyor ve güzelli­ğini o kadar seviyoruz ki bu yolda ilerle­mek azmimizin bir an bile gevşemiyece-ğîne eminiz. Bunu durdurmak istiyenîer bile artık imkânsız bir dava için uğraş­tıklarının farkında olmağa başlamışlardır. Türk vatandaşı bütün haklarına sahip ol­malıdır ve olacaktır. Bütün imkânlara kavuşmalıdır ve kavuşacaktır. Atatürkün bu maksatla açtığı mücadele devem .et­mektedir. Buna demokrasi mücadelesi di­yorsak yine pek iyi biliyoruz ki bu Ata­türk mücadelesinin kendisinden başka bir şey değildir. O da demokrasi için, Türk vatandaşının kendi kendine hâkim ve sa­hip olması. Türk Milletinin kendi ken­dini idare etmesi için savaşmıştır. Bugün, Atatürkü kaybetmiş olmanın acısı içinde, Atatürk idealini hiç bir zaman kaybet­memek emniyeti biricik teselli noktasıdır. Atatürk sevgisi vatandaşlar arasında bir­leştirici bir bağdır. Görüşler ve anlayışlar arasındaki farklar ne olursa olsun, ayni adamın etrafında istiklâl savaşı için nasıl birleşmiş isek, ayni hatıranın etrafında da hüriyet savaşı için birleşik kalmağa mec­buruz. Millet bu birliği bırakmıyacaktır. Halkı halâ vesayet altında tutmak isteyen­ler olsa bile, bunlar Atatürk sevgisi ve ideali içinde birleşenlerin sarsılma?, yığını karşısında sayılmağa değrniyecek kadar az olduklarını her gün daha iyi sezmek­tedirler. Atatürkün Türk gençliğine vasi­yeti Cumhuriyeti korumaktır. Onun iste­diği ve anladığı cumhuriyet her Türkün serbest iradesine ve tam hürriyetine daya­nan millet hâkimiyetidir. Bu hâkimiyeti titizlikle kurmak ve korumak, gerçekten Türk gençliğinin ve bütün Türklüğün en yüksek vazifesidir. Bu, kabul etmek lâ­zımdır ki, bh- parti davası olmaktan çok daha ileri ve daha yüksek bir şeydir. Bir1 millet davasıdır. Partiler ancak bu dava­ya sadık ve samimiyetle sadık kaldıkları ölçüde millete ve Atatürk'e lâyık olabilirler. Atatürk'ü sevmenin doğru yolu onun sevdiğini onun gibi sevmektir. O her şey­den çok milleti sevmiştir. Fakat hüriyet ve istiklâl içinde halkı sevmiştir. Vatandaşı sevmiştir. En büyük imkânı yaratan ve en büyük şerefi veren gerçek hürriyeti sevmiştir. Onun sevdiğini sevmiyenler onu nasıl sevebilirler? Fakat onun sevdiği ha­yatın kendisidir. Hayatı kim sevmez?

Türk Milleti Atatürk'ü unutmıyacaktır. Ecel onu pek erken aramızdan almakla bizi yine onsuz bırakamadı. Atatürk bir ışık ve bir ideal olarak kalblerde yerleş­miştir. Türk vatandaşı için bu çok büyük bir mazhariyettir. Hiç bir güçlükten yıl-mamak, gayeye ulaşmak için hiç bir fe­dakârlıktan çekinmemek Atatürkün bize verdiği derstir. Onunla birlikte başarılan eserler ondan alman ilhamla ve sönmez azimle tamamlanacak, kemale erişecek­tir. Öyle denebilir ki, Atatürk bizim İçin erişilecek gayenin de timsali olmuştur. Atatürkün İstediklerine varmak, Atatür-ke yeniden kavuşmak olacaktır.

Atatürk...

Konuşan: İnönü

11 Kasım 1947 tarihli "Anadolu» İz­mir'den :

Bundan tam 15 sene önce, İzmir deki Atatürk heykelinin açılış töreninde İnönü bir nutukvermişti.OkurlarımızaInönü-

nün ağzından Atatürkü tekrar dinletmek için baş sütunlarımıza bu konuşmayı bı­rakıyoruz:

— «Millet davasını doğru olarak tayin ede­bilmek açık olarak söylemek ve davayı kazanmak için her zorluğu ne pahasına olursa olsun yenmeğe azmetmiş olmak Gazinin hususiyetleridir. Bahusus siyasî ve millî bir davayı isabetle tayin edebil­mek için yaradılışın nadir mevhibelerini mazhariyet birinci şarttır. Fakat, bu şart kadar milletlerin içinde bulundukları ah­val ve şeraitte derin bir esasla vukuf da lâzımdır. Türlü tesirler içinde tabiî ve sun'î olarak memleket halkının kafası ve sinirleri karıştırıldığı bir zamanda hâ­diselerinüstündeyükselenBüyükGazi, millî davamızı vukuf ve isabetle tayin etmiştir.

Bir millî davayı açık söyleyebilmek de ancak büyük bir rehberin kârıdır. Büyük rehberlerin kârı... Büyük rehberlerin ağızmdan işitilen ted­bir, işin çetinliğini anlatırken insanda bir nevî huzur ve kuvvetli bir itimat hissi de beraber uyandırır. Büyük rehberin söz­lerindeki bu tesirler onun yaratılışının iza­hı güç bir sırrıdır. Bu hislerin kaynağı o zamana kadar her gün hâdiselerin ona verdiği karşılanmaz bir salâhiyettir.

Millî dâvayı kazanmak için... Millî davayı kazanmak için Gazinin yen­meğe mecbur olduğu zorlukları düşünmek insanın gözünü karartır. Istırap çeken -yuk, kahraman ve fedakâr Türk Milleti îçin Gazi ıstırap çekmekte, kahramanlıkta ve fedakârlıkta en ileride yürüdüğü için­dir ki, milletin maddî ve manevî bütün kudretinden millet davasında istifade ede­bilmiştir.

Millet ve siyaset mücadeleleri vatanper­verlerin hizmette yarış etmeleriyle kaza-mılabilir. Vatanperverler muvaffakiyetle­rinin tekdirlerini ve masumane hataları­nın tashih ve müsamahasını baştan bek­lerler. Onun için ancak başın vefalı ol­ması esaslı bir teşvik ve teminattır.

Burada Büyük Başkumandanı, kahraman millet ordularına hedef gösterirken görü­yoruz. Askerî vazifelerde ordulara bir şe­hir, bir ırmak, nihayet gene mahdut bir mmtaka gösterebilmek âdetken Gazi Baş­kumandan, kocaman bir denizi hedef gös­termiştir. Akdeniz, binlerce seneden beri medeniyet havzası ve dünya siyasetinin geçididir.

Gazi, meydan muharebesini müteakip o meydan muharebesinin neticesini ifade eden hedefi değil, Akdeniz siyasetinde, Akdeniz medeniyetinde Türk Milletini lâ­yık olduğu yüksek mevkii almak hedefini göstermiştir. Millî mücadelede dediğimiz tarih safhasının farikası budur. Akdenİzde Türkiye kuvvetli bekçilik, sa­çtık ve dürüst dostluk, milletler ailesinde iyi geçinme büyük ve sulhperver bir un­sur olarak elzem bir mevcudiyettir. Vatandaşlarım, nazarî olarak bir harbin son ve kat'îneticesinibüyükordularına

göstermek vaziyetinde iken Gazinin Ak-denizi ancak ilk hedef olarak göstermesi­ne de dikkat etmeliyiz. Türkiyevarlığınıkendiiradesiyleispat etmiştir.

Vatan daşlar.Türk Milletinin dâvası yüksek ve medeni bir milletin asilâne ideal dava­sıdır. Bu dava uzun ve çetin bir davadır. Bu davaya bütün ehemmiyetle Gazi nesli sarılmıştır. Şimdiki nesiller ve gelecek nesiller bu1 dâvanın arkasından yorulma­dan ve dinlenmeden koşacaklardır. Koş­mağa mecburdurlar. Türk Milletinin ira­desi, ilmi ve tekniği, serveti ve insanlığı ve nihayet gene iradesi mütemadiyen artırılmak lâzım gelmektedir. Büyük Türk davası için her şeyden evvel tam ve ge­niş iftihar olunur mahiyetivle Türk Mil­letini, millî ve beynelmilel siyasetimizin temel taşı olarak koymak lâzımdır. Bu temel, Gazinin mübarek ve sarsılmaz eliy­le siyasi mevcudiyetimize yerleştirilmiştir. Büyük Gazi! On seneden fazladır Türk Mflİctinin dâvası için arkadan koşuyo­ruz. Şimdiye kadar modern ve medenî bir devlet olarak aldığımız yol, kısa ve kısır değildir. Belki her yılımız yeni bir muvaf­fakiyetle Övünecek talihtedir. Sen yasa, senin arkandan gelmekte mu­hakkak muvaffakiyete yürümenin daimî bir inşirahı vardır. Sen, ebediyete intikal edince, Türk nesilleri senin izinden yü­rüyecektir. Türk Milleti dâvasının çıkar' yolu ancak senin izindir.»

Dünyanın saadeti ve Milletin saadeti...

10 Kasım 1947 tarihli «Akşam» İs­tanbul'dan :

Atatürk, 17 Mart 1937 de, Romanya Dev­let adamı Victor Antonescu'nun Ankara- ziyareti münasebetiyle Ankara Palas salonunda yaptığı bir konuşmada dünya­nın ve milletlerin saadeti mevzuuna temas etmiş ve çok dikkate şayan sözler söyle­mişti. Dünyanın bugünkü karışık vaziye­tinde bir kat daha ehemmiyet kazanan bu sözleri aşağıya naklediyoruz:

<( İnsan mensup olduğumilletin varlıgmı ve saadetini düşündüğü kadar bütün ci­han milletlerinin huzur ve refahım dü­şünmeli ve kendi milletinin saadetine ne kadar kıymet veriyorsa bütün dünya mil­letlerinin saadetine hadim oimağa elinden geldiği kadar çalışmalıdır. Bütün akıllı adamlar takdir ederler ki bu vadide ça­lışmakla hiç bîr şey kaybedilmez. Çünkü dünya milletlerinin saadetine çalışmak, diğer bir yoldan kendi huzur ve saadeti­ni temine çalışmak demektir. Dünyada ve dünya milletleri arasında sükûn, vuzuh ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendi ken­disi için ne yaparsa yapsın huzurdan mah­rumdur. Onun için ben sevdiklerime şu­nu tavsiye ederim. Milletleri sevk ve idare eden adamlar, tabiî evvelâ ve evvelâ ken­di mîlletinin mevcudiyet ve saadetinin â-mili olmak isterler. Fakat aynı zamanda bütün milletler için aynı şeyi istemek lâ­zımdır.

Bütün dünya hadiseleri bize bunu açık­tan açığa ispat eder. En uzakta zannettiği­miz bir hâdisenin bize bir gün temas et-miyeceğini bilmeyiz. Bunun için beşeriye­tin hepsini bir vücut ve bir milleti bunun bir uzvu addetmek icabeder. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün âza müteessir olur. «Dünyanın filân ye­rinde bir rahatsızlık varsa bana ne? deme­meliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa tıpkı kendi aramızda olmuş gibi onunla alâka­dar olmalıyız. Hâdise ne kadar uzak olur­sa olsun bu esastan şaşmamak lâzımdır. İşte bu düşünüş, insanları, milletleri ve hükümetleri hodbinlikten kurtarır. Hod­binlik şahsî olsun, millî olsun daima fena telâkki edilmelidir. O halde konuştukla­rımızdan şu neticeyi çıkaracağım: Tabiî olarak kendimiz için bütün lâzım gelen şeyleri düşüneceğiz ve icabını yapacağız. Fakat bundan sonra bütün dünya ile alâ­kadar olacağız.

Kısa bir misâl: Ben askerim. Umumî Harbde bir ordunun başmda idim. Türki­ye'de diğer ordular ve onların kuman­danları vardı. Ben yalnız kendi ordumla değil, öteki ordularla da meşgul oluyor- , dum. Bir gün Erzurum cephesindeki ha­reketlere ait bir mesele üzerinde durdu­ğum sırada yaverim dedi ki:Niçin size ait' olmayan meselelerle de uğraşıyorsu­nuz? — Cevza verdim: — üBen bütün or-

duların vaziyetini iyice bilmezsem kendi ordumu nasıl sevk ve idare edeceğimi ta­yin edemem». Bir devlet ve milleti idare vaziyetinde bulunanların daima göz Önün­de bulunanların daima göz önünde tut­maları lâzım gelen mesele budur. Bu münasebetle muhterem misafirlerimi­ze şunu diyeceğim: Ben düşündüklerimi sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda lüzumlu olmıyan bir sırrı kal­binde taşımak iktidarında oîmıyan bir adamım. Çünkü ben bir halk adamıyım. Ben düşündüklerimi daima halkın huzu­runda söylemeliyim. Yanlışım varsa halk beni tekzip eder. Fakat şimdiye kadar bu açık konuşmada halkın beni tekzip etti­ğini görmedim.

Aîatürkün matemi...

Yastın;HüseyinCahid Yalçın

10 Kasım 1947 tarihli «Tanin» İstan­bul'dan :

Atatürk'ün vefatının yıldönümünü bu se­ne hususi bir teessür ve heyecan ile kar­şılıyoruz. Atatürk gözlerini açıp da vücu­da getirdiği inkılâp hareketi aleyhinde pervasızca dil uzatanları, kendisi tahkir edenleri, vücude getirdiği kurtarıcı Cum­huriyet binasını yıkarak sultanlar devri­ni anyanları görseydi acaba ne yapardı? Zannederiz ki duyacağı yeis ve teessür ve hayal sukutu o kadar muazzam olurdu ki bir daha böyle bir nankörlükle karşı­laşmamak için tekrar gözlerini kapar, ve tekrar içimizden giderdi.

Filhakika, her şey tasavvur edilebilirdi. Fakat Atatürk'ün yaptığı inkılâbın getir­diği hürriyetten istifade ederek inkılâp aleyhinde bulunacak ve onu yıkmağa ça­lışacak insanların bu kadar kısa bir zaman sonra böyle pervasızca, bu kadar cüret­kârlıkla bütün mukaddesata dil uzatabi­lecekleri kolay kolay akla gelmezdi. Bu acı hâdiseye yakın tarihimizde bir ke­re daha şahit olduğumuzu hatırlıyoruz. Meşrutiyet ilân edildiği zaman, bütün sa­ray hafiyeleri, bütün casuslar, zorbalar ve raürtekipler büyük bir korku içinde titremeğe başlamışlardı. Milletin intikam alan elinin yakalarına yapışarak kendilerini Bursada. linç edilen saray paşasına benzeteceklerinden korkmuşlardı. Fakat ikinci meşrutiyet inkılâbı o kadar idealist, o kadar merhametli ve müsamahalı olmuş­tu ki geçmişin üzerinden bîr sünger ge­çirmeyi tercih etmişti. Saltanat devrinin yılanları bir müddet ötede beride sindik­ten sonra, meşrutiyetin getirdiği fikir ve söz hürriyetinden hürriyet rejimi aley­hinde istifade etmeğe ve yine eskisi gibi, bir külah kapmağa teşebbüs ettiler. Dün­kü hafiyeleri, mürtekipîeri ve zorbaları dünyanın en hararetli hürriyetseverlerî halinde gördük. Onlar hürriyeti, memle­keti karıştırmak, yeni rejim adamlarım lekelemek ve eski devri geri getirmek için kullandılar.

Bu günkü mürteciler böyle ihtiyat tedbir­lerine bile lüzum görmüyorlar. Onlar in­kılâba, Atatürk'e Cumhuriyete doğrudan doğruya hücum ediyorlar. Cumhuriyetin verdiği hürriyet Cumhuriyet aleyhinde kullanılıyor.

Atatürk'ün mateminin bu sene böyle bir zamana tesadüf etmesi çok hazin bir hâ­dise ise de ayni zamanda onun bize bir imdadı, irşat ve ihtarı hizmetini ifa ede­ceğine İnanıyoruz. Millî Mücadeleyi Ata­türk kazanmadı, miliet kazandı diyorlar. Muhakkak ki millet kazanmıştır. Bir millet mevcut olmazsa mücadele esasen kabil -olmaz. Fakat bir millet mevcut olmakla o milletin her mücadeleyi behemehal ka­zanması icabetmez. Millî mücadeleler mil­letin kabiliyet ve kahramanlığını iyi kul­lanarak, yüksek bir siyasî ve askerî kabi­liyet göstererek kazanılır. İşte Atatürk yorgun ve mağiûp bir Türk Milletinin ru­hundaki vatan aşkını tekrar canlandırmak ve millete rehber ye kumandan olarak, et­rafınadeğerliarkadaşlartoplayıpbütün

millî kuvvetlerden istifade etmesini bil­mek sayesinde bu memleketi kurtardı. Her muharebeyi bir kumandan kazandı denir. Bu, onun emri altında dövüşen vatandaşların yüksek fedakârlıklarını ve meziyetlerini istihfaf etmek değildir. Fa­kat yabancı ve insafsız demagoglar millet ile şefini birbirlerinden ayrı, birbirlerine rakip gibi göstererek halaskarları istih­faf etmek taktiğini güderler. İnsan kıy­metini bilen Türk Milleti bu âdı şaklaban­lıkları nefretle karşılar.

Hakikat şudur ki Millî Mücadele olma­saydı ve Cumhuriyet kurulmasaydı bu gün hür ve müstakil bir Türkiye yoktu. Ruslar elinde esir bîr halde yaşıyan ırk­daşlarımızın çektikleri vatansızlık felâke­tini pekâlâ görüyoruz. Vatansız kalmış muhtelif milletlerin ıstıraplarına her gün etrafımızda şahit oldukça Atatürk'e hay­ranlığımız bir kat daha artıyor. Nankör olanlar, çılgın değilseler, muhakkak, biz­den değildirler. Türkün vazifesi bütün azim ve iradesi, kabiliyet ve gayreti ile Cumhuriyet ve millî hâkimiyet prensip­lerine sarılarak onu tekemmül ettirmek ve tabiî gelişmesini temin eylemektir. Bü­tün nankörlere ve çılgınlara karşı, bu vazife, Türk Milletinin pek büyük ekse­riyeti tarafından benimsenmiş bulunuyor. Millî hâkimiyetin icapettiği hürriyetler bugün münakaşadan masundur ve tatbi­kat sahasına geçmiştir. Memleketi idare ve hükümeti kontrol hususunda karşı kar­şıya mevki alan iki millî parti Atatürk'ün eserinin hayranı, minnettarı ve taraftarı­dır. Demokratik hürriyetleri bütün icap­ları ile Türk vatanında tesis hususunda aralarında cereyan etmiş olan münakaşa son safhasına girmiştir. Bu bahsin her hürriyetsever Türk vatandaşım memnun ve müsterih edecek bir şekilde kapanması dakikaları pek yakındır. Herhalde, bu­günkü durum içinde de irtica komünizme tezvir ve ifsada karşı tek cephe halinde birleşmek için partilerimiz arasında hiç bir ayrılık yoktur. Atatürk'ün muazzez hatırası önünde bu gün Türk Milletinin ruhundan bu samimî ahdm fışkırdığını temin edebiliriz.

Atatürk ve emaneti...

Yazan: NâzımPoroy

İÜ Kasım 1947 tarihli «Memleket» İstanbul'dan:

Atatürk'ü kaybedeli tanı dokuz sene geç­ti. Fakat bu büyük adam için ne mazha­riyettir ki aramızdan çıkmış, gitmiş oldu­ğuna hiç kimse inanmamaktadır. Çünkü Atatürk kalbimizin en derin köşesinde yaşamaktadır ve her zaman yaşıyacaktır. Nasıl yasamasın ki; ewelâ çiğnenmiş olan vatanı düşman çizmesinden kurtarmıştır; ondan sonra da bu milletin herzaman ayaklar altına alınmak istenen hakkını bütün dünyaya tanıtmıştır. Bir millî kah­ramanın en şanlı tarih sahifelerine geç­mesi için yalnız bu hâdise kâfi iken Ata­türk bununla da iktifa etmemiş, kendine hâs olan en derin bir görüşle ana yurdun değişmez hudutlarını çizdikten sonra bu kıymetli ülkeyi cihanın en ileri ve en mes'ut bir parçası haline getirmek için bize lâzım olan vasıtalarına girişmiştir. Atatürk'ün yüksek ruhunu şadetmek için bunları her zaman tekrar etmek bize bir borçtur. Atatürk yalnız maddî kuvvetlere karşı savaş açmamıştır: Onun açtığı asıl muharebe cehle, taassuba ve zulme karşı idi. Kadının hakkını verdi; bilgimizin art­ması için bize lâzım olan vasıtaları gös­terdi; hiçbir zaman vicdanlara tahakküm etmeden kötü taassubu ortadan kaldırmak yolunu aradı; memlekette adaletin yerini almasını istedi. Şimdi bütün vatan onun koyduğu bu yüksek esasları benimsemiş, olanları harzican etmiş ve bu yolda açıl-mı ş olan savaşa devam etmekte bulun­muştur. Yüksek milletimizin bu azmin­de ne kadar sebatkâr olduğunu şu son günün bazı" çirkin hâdiseleri bize pek gü­zel isbat etmiştir. Atatürk'ün çizmiş ol­duğu geniş inkılâp programını başta onun yüksek mesai arkadaşı İnönü olduğu hal­de bütün millet tatbike devam edecektir. Gençlik kendisine emanet olan Cumhu­riyeti ne kadar benimsemiş olduğunun her gün yeni bir delinîni göstermektedir. Bunun içindir ki kendimizi büyük bir iftihar ile dâvamızda muvaffak' olmuş sa­yabiliriz. Atatürk'ün geniş dehasından, yüksek ruhundan daima ilham almakta devam edeceğimiz içindir ki bu muvaffa­kiyet de daima artacak ve yükselecektir. Büyük kahraman- rahim şadEolsuh'İ Millet senin arzu ettiğin geniş saadet ufkuna doğru yürümektedir.

Yirmi milyonun beklediği ema­net.»

Yazan: B. K. Çağlar

11 Kasım 1947 tarihli »Ankara» An­kara'dan :

Dün, Türkiye Cumhuriyeti, en güzel, en yüce günlerinden birini daha yaşadı:

Bütün Türk Mille'.', dün sîtbah dokuzu beş gece, gündelik kaygınların, iğreti anlaş­mazlıkların hepsini safra gibi yerde bıra­karak, bir arada, bir inan ve Ülkülü bir­liği halinde ayağa kalkmıştı.

Atatürk'ün eşsiz büyüklüğünün bir gü­zel örneği daha: Aradan dokuz yıl geçtik­ten sonra öfeiy'o cfeh-, Türk Mîlletinde bir mükemmel birlik belirmesini sağlamış oldu; bize, mânevi huzurunda, andımızı milletçe tekrarlattı.

Dünün en güzel gösterilerinden biri de üniversite gençliğinin, Dumlupmar'dan. Sakarya'dan, inönü'nden toprak alıp ge­lerek; Ankara caddelerinde kalblere basar gibi yumuşak ve yavaş adımlı matem yü­rüyüşleriyle, kafile kafile, atalarını ziya­rete gelişi idi.

Orduevinin önündeki meydanda, tunç Atatürk'ün dört bir yanında toplanan Atatürk gençliğinin, işi söze boğmadan, büyük nutkun sonundaki o bütün eser­leri gençliğe emanet eden parçayı okuya­rak, inönü'nün Türk Milletine seslenip Türk Milleti ağzîııian büyük minneti di­le getiren beyannamesini tekrarlıyarak, dağılmaları ne manalı idi; Bu içten bağlanışın sessiz vekarı karşısın­da, bir derginin sütunundan Atatürk in­kılâplarına savrulan küfürler, kervanın ardından duyulan sesler gibi çiğ, yılışık ve yersiz kaldı.

Gençler, o küfürleri hatırlamıya, onlara cevap vermiye bile lüzum görmediler. Ezici kudretlerini, yapıcı inanlarını, gönül gözlerimizi kamaştıracak şekilde gösterip millî ibadetlerine, devam ettiler. Dün gençlerimizin, dövünmiye ve çırpm-miya sapmaksızm, büyük matemi içlerine sindirip de Ankara'nın Atatürk caddesin­den ağır ağır geçişleri, kahraman Türk analarının şehit giden oğullarına duyduğu vekarîı acı kadar asildi.

Dün, yurt ana, bu hüzel ve yiğit çocukla­rını bir kat daha sevmiş, olsa gerektir. Dün bütün yaşlılar, göğüsleri kabarmış gözleri yaşlı, onların ardından Atatürk'ün önünde eğümiye giderken daha dik başlı, geleceğe daha güvenli idiler.

Bu Mustafa Kemalleri, o tek Mustafa Ke­mal'in huzurunda eğilirken görmeliydi:. AlınlarıiğretiAnıt - Kabrinmermerleri

kadar beyaz kesilmişti. Gözlerinde onun evelden verdiği ışık ve şimdi getirdiği yaş bir arada, halkın «cennette düğün olu­yor» diye anlattığı hem güneşli, hem yağ­murluyazsabahlarınıhatırlatıyorlardı.

Dün yedisinden yetmişine kadar bütün Türk Mîlletinin, Atatürk'ün ene vi ilerine kaynak ve emanetlerine bekçi olarak na­sıl ayakta ve tetikte olduğunu görenler arasında geri ve çarpık maksatlılar varsa, gene de yılmamı şiar sa, akıldan ve izandan nasipsizler demektir.

Atatürk'e, hele bugünlerde, kime yaran­mak için olursa olsun, kusur bulmak, bir gerçeği ifade etmekten çok ötede, bir nankörlüğü belirtmek olur ki: onun eser­leri üzerine titriyen, sevgisiyle dolu olan Türk Milleti, bunu h'" bir zaman hoş gör­mez; ancak tiksinti duyar. Atatürk! Dünkü sözlerden ve gösteriler-, den ziyade, senin sevgin ve eserin etra­fında bütün Türk Milletinin, tabiî ve ses­siz toplanışı, kenetlenişi, seni gönlünde ve kafasında hep o ilk tazelikle taşıyor oluşu, dosta - düşmana bîr daha göstermiş olacaktır ki: sen devrimlerinle birlikte bu toprakta her zaman yaşıyacaksm.

Varto mektubu münasebetiyle...

Yasan: Hüseyin CahidYalçın .

11 Kasım 1947 tarihli "Tanin» İstan­bul'dan :

Varto'dan hüviyeti malûm bir okuyucu­muz tarafından gönderilip gazetemizde neşredilen mektup kendisinden beklenen tesiri yaptı ve her muhitte büyük bîr alâ­ka uyandırdı. Bu suretle mektup çok fay­dalı olmuştur kanaatindeyiz. Böyle olmak­la beraber, muhtelif muhitlerde muhtelif tefsirlere yol açmış olduğu da görülmek­tedir. Bazı kimseler bunu parti işlerine aşılamak ve meseleyi particilik hisleri ile ele almak istidadını gösterdiler. Eğer memleket meseleleri bahis mevzuu olduğu zaman, parti endişelerinin ve menfaatle­rinin üzerine yükselip de onları bir vatan çocuğu sıfatiyle tetkik edemezsek hakika­ten affolunmaz bir günah işlemiş oluruz. Bizler, hepimiz, her şeyden evvel vatana bağlıyız ve onun hizmetkârıyız.

Esasen, Varto mektubunda bahis mevzuu edilen durumun Demokrat Partisi ile hiç alâkası yoktur. Doğu vilâyetlerinde bazı kimseler ve bazı muhitler ikinci bir parti teşekkülüne imkân veren demokratik ge­lişmeden cesaret alarak ve bunu fırsat bi­lerek memlekete zarar verebilecek faali­yetlere ve ümitlere kapılmışlarsa bunda Demokrat Partinin ne kabahati olabilir? Eğer bu mantık üzerinde yürünecek olur­sa, mektup Demokrat Parti aleyhinde de­ğil, demokratik gelişme aleyhinde telâk­ki edilmek bile kabildir. Fakat muvaze­nesini kaybetmiş dimağların yahut fena niyet sahibi kimselerin sözlerimizi fena tefsir ederek dedikodu yapabileceklerin­den korkarsak hiç ağız açmayıp susmak­tan başka yapılacak bir iş kalmaz. Muhtelif partilerin mevcudiyeti memle­ket meselelerini milletin gözü önünde tet­kik edebilmeğe sed çekmek için değil sa­ha hazırlamak içindir. Demokrat Partiye karşı beslediğimiz itimat ve emniyet, iki teşkilât arasındaki anlaşmazlıklar makul ve mantıkî bir şekil aldıktan sonra, hu­dutsuz ve kayıtsızdır. Binaenaleyh, mek­tubu neşretmemizin ancak memlekete hizmetten ve efkârı umumîyeyi uyandırıp dikkatini çekmekten başka bir gayesi yok­tur.

Çünkü mektup mündereeatı hakikaten mühimdir. Eğer altında bir imxa bulun-masaydi, mutadımız olduğu üzere, bunu zabıtaya tevdi etmekle iktifa eder ve neş­rine lüzum görmezdik. Fakat mektup sa­hibi hüviyetini saklamamışür. İmzanın hakikiliği, mektup sahibinin bu mesele hakkında yazdığı bir eseri parasını verip bastırmak üzere Istanbula göndermesiîe sabittir.

Münderecatını evvelâ tahkik edip onu sonra neşretmeğe gelince, bu mektup hak­kında bu usulü tatbika imkân olamazdı. Çünkü o uzak havalide etraflı bir tetkik yapmağa bir gazete kadir değildir. Ote-denberi kulağımıza gelen bazı şeyler işin içinde bir hakikat hissesi bulunduğunda şüphe bırakmıyordu. Binaenaleyh, bu­günkü demokratik gelişme içinde mese­leyi deşmek ve memleketin dikkatini teh­likenin üzerine çekmek bir vazife idi. Mektubun neşrinden dolayı bunu mev­simsiz bulunlar oldu. Bu mevsimsizlik Halk Partisi ile Demokrat Partisi arasında iyi ve normal münasebetler kurulması bahis mevzuu olduğu bir zamana tesadüf etmesi mânasını ifade ediyorsa bu mülâ­hazada isabet bulunmadığı aşikârdır. Çün­kü iğin içinde Demokrat Partiye bir hü­cum veya tariz yoktur. Bu kadar acı bir hakikati haber aldıktan sonra onu millete bildirmek değil efkârı umumîyeden sak­lamak bir suçtur.

Mektup münderecatına itiraz edenler, fa­kat isimlerini bildirmiyenier bunun mü­balâğalı olduğunu söylemekten geri kal­mamışlardır. Mübalâğalı demek işin için­de bir hakikat bulunduğunu kabul ve iti­raf etmektir. Muterizler bunu söyledikten sonra, iş mübalâğanın hissesini ve derece­sini aramağa kalır ki bunu ancak ciddî ve resmî bir tahkik meydana çıkarabilir. Binaenaleyh, Tanin sadece vazifesini yap­mış ve hakkile yapmıştır. Durumun çok mübalâğa edilmiş olmasını bütün kalbi­mizle temenni ederiz. Fakat kalbimizde­ki temenniyi bir hakikat ve bir realite gibi kabul ederek gözlerimizi kapamayı ve uykuya dalmayı katiyen muvafık bul­mayız. Sağdan ve soldan ayrı ayrı yahut karışık bir surette gelebilecek hücumlara karşı uyanık bulunmak, tetikte durmak bir vatan borcudur.

Gazetelerdeki neşriyat gösteriyor ki Do­ğu vilâyetlerinde inkâr kabul etmiyecek bir şeyler vardır. Bu «şeyler» nelerdir ve ne ehemmiyettedir? İşte meydana çıkma­sını istediğimiz budur. Fîkrimizce, hükü­met bir taraftan resmî tahkikatını yapar­ken, partiler de kayıtsız kalmamalıdır, iki partinin bahis mevzuu mmtakaya müşterek surette gönderecekleri küçük bir heyet oralarda bir müddet kalarak, dolaşarak bir inceleme yapar ve kanaat­lerini bizlere bildirirse daha etraflı bir fi­kir edinmiş ve bir memleket meselesi ba­his mevzuu olduğu zaman partilerin müş­terek bir vatanseverlik hissi içinde nasıl . birlikte çalıştıklarına ve vatana faydalı olduklarına iyi bir misalvermiş oluruz.

General Ömurtakm seyahati...

Yazan: Hüseyin Cahid Yalcın

12 Kasım 1947 tarihli «Tanin» İstan­bul'dan :

Genelkurmay BaşkanıGeneralSalih O-

murtak Birleşik Amerika Hükümetinin; davetlisi olarak Türk askerî şahsiyetle­rinden mürekkep bir heyet iîe bütün A-merikayı dolaştıktan sonra, ingiliz Ge­nelkurmay Başkanının davetlisi sıfatiyle Londraya geldi. Bu seyahat, pek tabiî ola­rak, pek çok memlekette büyük bir alâka uyandırmaktadır. Slav bloku Türk - Ame­rikan - İngiliz müsellesinin her köşesini kendi vücutlarına batırılmış bir ok gibi hırs, hiddet ve kin ile karşılıyor. Biz, her şeyden evvel, Türkiye ile Birleşik Amerika münasebetlerinde bu seyahatin tevlit edeceği iyi neticelerden memnu­nuz. Şimdiye kadar Amerika Türkiyeyİ pek uzaksan tanıdığı gibi Türk düşmanı propagandalarının da Amerikan efkân umumiyesi üzerinde bize karşı menfi bir cereyan uyandırmış olduğu malûmdur. Şimdi iki millet birbirini tanıma yolun­dadır. General Salih Omurtak'm' seyahati, başka hiç bir mânayı haiz olmasa bile, sırf bu bakımdan kjymetli bir hâdise sa­yılır.

Halbuki Türk yüksek askerî heyetinin Amerikaya seyahati hakikaten mühim bir mânayı haizdir. Bunu gizlemeğe, hafif göstermeğe teşeboüs etmek beyhudedir. En büyük mâna şudur ki Birleşik Ame­rika Hükümeti Türk Devletinin mukad­deratına karşı kayıtsız kalmıyacaktır. Bir­leşik Amerika anlamıştır ki Avrupada ve

Avrupanm en nevraljik noktalarından bi­ri olan Yakın Şarkla bir Türk Devleti var­dır ve bu Türk Devletine itimat olunabilir. Nazi ve Faşist tahakkümünü ezmek için Anglo - Saksonlarm giriştikleri harbte Türkiye en dürüst bir hareket hattına en cesur bir politikayı rabtederek medeniyet dünyasına çok ciddî hizmetler ifa etmiş­tir.

Türkiyeyi yalnız bırakmak ve Garp dün­yasından ayırmak için Bolşevik kaynak­lardan çıkarılan iltira ve ithamlar Birleşik Amerikan Ayan Meclisinde en kat'î tek­zip darbesini bulmuştur.

İkinci Cihan Harbi esnasında Türkiye ta­rafından ifa edilen hizmet bu gün de de­vam etmektedir. Bu gün ortada silâhsız bir harp mevcut olduğu artık her ağızda gezen bir hakikat halindedir. Bu silâhsız harpte de Türkiye medeniyet dünyasının yanındadır. Bu silâhsız harpte de Türkiye totaliter ve otoriter, müstevli ve müte-arrız devletlere karşı mücadele eden de­mokratik kuvvetlerin yanındadır. Bundan başka, Türkiye bu gün Avrupada mede­niyet dünyasının bir ileri karakoludur ve Avrupada en kuvvetli bir ordudur.

Şimdi Türkiye ile Birleşik Amerika, mil­letlerarası sulhu korumak ve hale ve ada­lete müstenit bir nizam kurmak hususun­daki idealist teşebbüste elele vermiş bu­lunuyorlar. Amerikan silâhı ve Amerikan tekniği ile Türk cengâverliği birleşince, Yakın Şarkta hesaba katılması elzem bir mukavemet ve müdafaa kuvveti vücut bulmuş demektir. Bu kuvvete kayıtsız ve şartsız itimat edilebilir. İşte. General Sa­lih Omurtak'm ve maiyetindeki askerî he­yetin Amerika seyahatinden çıkan mâna budur.

Amerikadan donen yüksek askerî heye­timizin Londraya uğramasından ve orada bir müddet kalarak İngiliz yüksek askerî şeflerile ve devlet adamları ile temas et­mesinden daha tabiî bir hareket tasavvur edilemez. Türkiye ile İngiltere arasındaki tedafüi ittifak muahedenamesi her zaman­kinden canlı olarak meriyet mevkiindedir. Bu muahedename Ankarada İmzalandığı zaman, istikbalde vereceği semere ancak tahmin ve ümit şeklinde düşünülebilirdi. Fakat şimdi ortada çetin bir tecrübe var­dır.

Türk Milletinin İriğîltereye karşı beslediği çok candan bağlılık İngiliz Milleti tara­fından ayni tarzda mukabele görmekte ve iki millet Ankara" Muahe&ensmesmi taraf­ların menfaatlerine gittikçe daha faydalı olduğunu anlamaktan saadet duymakta­dır. İngilterenin geçirmekte olduğu ikti­sadi buhran belki bazı muhitlerde pek mü­balâğa edilebilir. Fakat Türkiye bu olayı hakikî ölçüsü içinde gözönünde tutmakta ve dost millete karşı beslediği itimadı her zamankinden daha kuvvetli olarak mu­hafaza etmektedir.

İkinci Cihan Harbinde İngiliz kuvvetleri­nin muvaffakiyetsizlikten muvaffakiyet-sizÜğe doğru yürüdüğü ve İngiliz adamla­rının ciddî surette tehdit edildiği günler­de bile müttefiklerimizin nihaî galebele­rinden hiç şüphe etmemiş ve her vesilede bu kanaatimizi ilân etmekten haz duy­muştuk. Bu «ün de General Saüh Omur-

tak ayni kanaat içinde İngiiiz yüksek as­ker; şahsiyetleri ile temastan müstefit ola­cak ve müttefiklerimizin yüksek askerî kabiliyet ve kudretlerine hayranlığını ifa­de etmekten zevk duyacaktır.

Kurultaya giderken...

Yazan: Hüseyin C'ahid Yalçın

13 Kasım 1947 tarihli «Tanın» İstan­bul'dan :

Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayının hazırlıkları tamsın oldu ve ruznamesi ka­rarlaştı. Dört gün sonra toplanacak . bu heyet Türkiyenin iç politikasında mühim bir merhale teşkil edecektir. Çünkü bu kurultay ile Cumhuriyet Halk Partisinin bünyesinde, teşkilâtında esaslı bir deği­şiklik olacak ve demokratik ruh demok­rasiyi 24 sene evvel ilân eden ve nihayet onu geliştirmek ve mantıkî neticesine eriştirmek kararını veren Halk Partisinin kendi teşkilâtı içinde de hâkim kesilecek­tir. Partideki değişikliğin zevahirde kaimıya-rak asıl zihniyette vukua geleceği şüphe­sizdir. Çünkü memlekette hakikî ve geniş bir demokrasinin kurulmasına karar ve­ren ve buna dört el ile sarılması tabiî bu­lunan parti gayesine en evvel kendisini bugünkü hallere ve şartlara tamamen in­tibak ettirmek suretiyle varabilir. Bu ha­kikatin Halk Partisi muhitlerinde hakkiy-le idrak edildiğini gösterecek beyanatlar, icraatlar ve işaretler çoktur, Halk Parti­si ancak milletin hakkında, arzu ve ira­desine uymak ve hizmet etmek suretile-dir kî vatana faydalı olabilir ve vatandaş­ların itimadını celb ve muhafaza edebilir. Tabiidir ki beyle kökten bir değişiklik parti içinde bazı çekişmelere yol açabi­lirdi. Nasıl ki açmıştır ve tesirleri her günkü siyasî hayatımızda kendisini hisset­tirmiştir. O derecede ki bir aralık parti içinde bir nevi ihtilâlden, nifaktan ve ay­rılma cereyanlarından bile matbuatta bah­sedildi. Büyük Millet Meclisinin açılması münasebetiyle gerek Meclis İdare Heye­tinde gerek parti teşkilâtında yapılan se­çimlerde bu gibi müfrit mücadelelerden esergörülmemesizihinlerdehasjlolan şüphe ve endişeyi izaleye az çok hizmet etmiştir. Eminiz ki kurultayın faaliyeti, müzakereleri ve kararları bu intibaı kuvvetlendirecek ve efkârı umumiyeye sa­rih bir kanaat verecektir. Halk Partisi içinde bütün fikirlerin hep birbirinin aynı olduğunu farz ve iddia etmek hafiflik olur. Lâzım oîan şey bu ihtilâfın her fırkada mevcut olabilecek normal nisbetten pek uzaklaşmaraasıdır ki onu da partili milletvekillerinin ve di­ğerlerin aklı seliminden ve vatanseverli­ğinden bekleyebiliriz. Kurultayın alacağı mühim kararlardan biri devlet, parti ve hükümet başkanlık­ları meselesi olduğunu biliyoruz. Bu hu­susta matbuata akseden muhtelif noktai nazarlardan hangisinin kurultayca kabul edileceği hakkında kat'î bir şey söylene­mez. Diğer meselelere gelince, kurultay bir Millet Meclisi demek olmadığına göre, bu­rada kabine ve hükümet meselelerinin, her günkü siyaset hadiselerinin bahis mev­zuu edilmesini beklememek daha doğru­dur. Kurultay, daha ziyade prensipler üzerinde duracak ve kendi teşkilâtını de­mokratik bir şekle sokmak kararını ve­recek denilebilir.

Halk Partisi programının Kurultayda göz­den geçirilmesi ve yeni ihtiyaçlara uydu­rulması esaslı vazifelerden birini teşkil ediyor. Her halde, kurultayın en hassa­siyetle üzerinde duracağı meselenin de­mokrasi prensiplerine taalluk ettiğinde şüphemiz yoktur.

Bu noktanın Halk Partisi ile Demokrat Partisi arasında, başlangıçtan beri, bir yanlış anlaşmaya meydan açmış olmasına cidden esef edilir. Bazı muhitlerin telâk­kilerine kalırsa, Cumhuriyet Halk Parti­si demokratik gelişmenin taraftarı değil­dir. Ondan bu hakları zorla koparmak için mücadeleye ihtiyaç vardır.

Bu mevzu üzerinde fazla durmayı, beyhu­de bir münakaşaya yol açmamak için, mü­nasip görmeyiz. Bazı hakikatler vardır ki onları söz ile değil fiiliyat ile isbatetmek daha muvafık ve daha kestirmedir. Ku­rultay müzakereleri ve kararları bu ba­kımdan pek işe yarıyacak ve Halk Parti­sinin demokratik gelişme vedemokratik

millî haklar üzerinde mevcut gibi zanno-lunan bulutlan kaldıracaktır. Eğer başlangıçta daha cesurane, daha an­layışlı bir hareket hattı takip edilebilmiş olsaydı şüphesiz ki beyhude münakaşalar­dan içtinabedümiş olurdu. Fakat bu gibi mühim hâdiselerde tekâmülün bir hissesi ve rolü olabilmesini çok görmemelidir. Asıl mühim olan cihet bu gelişmenin nisbeteii az sürmesi ve bir buhrana sebep olmamasıdır. Kanaatimizce tutulacak yol artık çizilmiştir. Normal inkişaf başlamış­tır ve bütün bunlar ancak ve ancak va­tanın hayır ve selâmeti içindir.

Acı tecrübelerin Öğrettikleri...

14 Kasım İ947 tarihli "Ulus» Anka­ra'dan :

Sıhhatli bir maliye ve ekonominin esas­ları bellidir. Vergilerle karşılanan denk bir bütçe, iktisadi ihtiyacın üstüne çık-miyan bir tedavül hacmi, devamlı bir ö-deme muvazenesi... Bütçe ihtiyaçları ver­ginin ve zaruri hallerde istikrazın dışın­da bir kaynakla, yani emisyonla karşıla­nırsa ve hususiyle emisyon büyük bir ye­kûna varırsa maliye nizamı bozulur. Pa­ranın kıymeti düşer, iktisadi nizamı da tutmak güçleşir. Gene yabancı memleket­lerle olan mal ve hizmet mübadelesinde alacakla borç arasında muvazene kuru­lamaz ve bu muvazene devamlı olmazsa hüsran mukadder olur. Bu esaslar, bilinmiyen şeyler değildir. Fa­kat hakikatleri bilmek, tatbikî için her zaman kâfi gelmiyor. Bazı defa zaruretle­rin icbarı, bazan da türlü politika müla­hazalarının tesiri altında bunların ihmal edildiği görülen şeylerdendir. Bir harp ve işgal devresi geçiren Fransa, bugün her iki şekildeki ihmalin akİbetle-riyle karşı karşıya bulunuyor. Bir zaman-danberi bütçe açıklarını emisyonla ka­patmakta olan bu memleket, harp sonun­dan bugüne kadar malî ve iktisadi mu­vazenesini bulamamış ve türlü sıkıntıla­ra maruz kalmıştır. Fakat acı tecrübeler, sıhhatli bir maliye ve düzgün bir ekono­mi esaslarına dönüş zaruretini gereği gibi belirtmiş ve son değişikliklerden önce Başbakan M. Ramadier'nin vermiş oldu­ğu bir nutukta bu uyanışın tezahürleri kendini göstermiştir.

M. Ramadier demiştir ki: «İhtiyaçlarımız­la kaynaklarımızı ayarlamak gerektir. Ne bütçe ihtiyaçları, ne de devlet teşebbüs­lerine yatırılan sermayeler, emisyonla tedarik edilmemelidir. Enflâsyon böylelik­le durabilir ve para kararlılığı sağlanabi­lir.»

Gerçekten Fransa, bu esas dairesinde 1948 bütçesini denk olarak hazırlamak, âdi ve olağanüstü bütçe tefrikini de kaldıra­rak tek bütçe yapmak kararını almıştır-Son günlerde Büyük Millet Meclisi Büt­çe Komisyonunda başhyan bütçe görüş­melerinde Maliye Bakanımızın belirttiği gibi. biz, üç dört yıldanberi bütçe ihtiyaç­larını karşılamak maksadiyle emisyona gitmeyi bırakmış olduğumuz için, böyle bir durumdan doğacak bir mahzur karşı­sında da değiliz. Bu yolda söylenen imalı sözler de bir esasa dayanmamaktadır.

M. Ramadier'nin istihsali artırma husu­sunda söylemiş olduğu sözler dedikkate

değer bir kıymet taşımaktadır. Fransız Başbakanı demiştir ki: «İhracatımızı ar­tırmak için çok çalışmaktayız. Fakat gene açıklarımızı kapatamayacağız. Her şeyden önce millî kaynaklara ve millîgayrete

dayanmak gerektir. (Malî sıhhileştîrme) komitesinin hazırladığı plân, ihtiyaçları­mızı ve bunlardan kendi istihsalimizle karşılanamıyan kısmını meydana çıkarı­yor.»

Ekonomisini düzenlemek istiyen bir mem-lekstin gerçekten böyle bir ihtiyaç ve is­tihsal bilançosu hazırlaması gerekir. Bi­zim de böyle bir plâna ihtiyacımız mey­dandadır, Bu suretle istihsalimizle karşı­lanamıyan ihtiyaç miktarını îâyıkiyle an-hyacak ve gideceğimiz yolu daha iyi gö­receğiz. Bu bilançoyu elde ettikten sonra yapılacak şey, daha ziyade ihracatımızı besliyecek bir istihsal plânını gerçekleş­tirmek olacaktır. Çünkü yaklaşmakta olan normal zamanların iktisadi savaşında tu­tunmanın esaslı çaresi, ihracatımın ar­tırmaktır.

Eskidikçekıymeti dostluk...

14 Kasını 1947 tarihli «Cumhuriyet» İstanbul'dan:

Güzel bir tesadüf eseri olarak Genelkur­may Başkanımız Orgeneral Salih Omur-tağın reisliği altındaki kurmay heyetimi­zin İngilterede bulunduğu şu günlerde, Avam Kamarasını temsil eden bir heyet de, memleketimizin ve birkaç gündenberi de İstanbulun misafiridir. Bu iki ziyaret, Türk - İngiliz dostluk ve ittifakım bir kat daha kuvvetlendirmek bakımından pek faydalı ve kıymetlidir.

Türkiye ile ingiltere arasında, birkaç yüz yıllık ömrü bulunan an'anevî bir dostluk mevcuddur. Bu dostluk, bazı siyasî olay­ların sevk ve icbarile arasıra bozulmuş, fakat savaş meydanlarındaki çarpışmalar dahi. iki milletin birbirine karşı beslediği karşılıklı sevgi ve hürriyeti teyid ve tak­viye etmiştir. Aradaki çatışmaları ve çar­pışmaları, kısmen siyaset akıntılarına, kısmen de devlet adamlarının hatalarına yormak yerinde olur ki Birinci Dünya Harbinde, Türkiye ile İngilterenin yan-yana değil, karşı karşıya bulunmaları iş­te bu sebeblerle vaki olmuştur. O harp bittikten ve İstiklâl Harbi netice­sinde, Osmanlı İmparatorluğunun yerine yeni Türkiye Cumhuriyeti doğduktan sonra, aradan çok zaman geçmeden Tür­kiye ile İngilterenin düşman değil, dost olmaları lüzumu açıkça kendini göster­miştir. Atatürk inkılâbının yarattığı yeni ve genç Tüı-K Devlstils İngiHcve arasında, en küçük bir ihtilâf bile kalmamış ve dünya ahvali, bu iki devletin birbirine yaklaşmasını kesin bir zaruret haline koy­muştur.

Atatürkle ingiltere Kîrah Sekizinci Ed-ward'in İstanbuldaki telâkileri ve görüş­meleri üzerine an'anevî Türk İngiliz dost­luğu, eski sarnimiliğile tekrar başlamış ve o tarihten itibaren de her gün biraz daha kuvvetlenmiştir. Montreux Konferansında da yeni Boğazlar andlaşması müzakere edilirken Türkiyenin haklı dâvası. İngil­tere tarafından bir ingiliz dâvası gibi kuv­vetle desteklenmiştir.

Halkın hükümetten ve idareden beklediği nedir?...

Yaz?-,': Arını Us

22 Kasım 1947 tarihli -Yeni Gezete» İstanbul'dan:

Cumhuriyet Halk Partisi, tüzüğünde deği­şiklikler'yapıyor. Kurultaydan sonra par­ti teşkilâtının yüksek idaresinde de deği­şiklikler olacak. İç siyaset bakmamdan memleket idaresine yeni bir istikamet ve­rilmeğe çalışılacak. Halk efkârı yeni gi­rilecek olan bu devirde yeni olarak ne gö­recek'' Halkın hükümetten ve idareden beklediği nedir? Beklenen bu değişiklik olacak mıdır?

Kurultaydan sonra herşey birdsn bire değişmek olamaz. Çünkü kurultayın ka­bul edeceği kararlar nihayet Halk Parti­sinin memleket idaresinde vazifeli olan teşkilâtları için bir direktiften ibarettir. Bu direktifler Büyük Millet Meclisinde birer kanun haline geldikten sonradır ki iş sahasında bir mâna ifade edebilir. Bununla beraber kurultayda kabul edilen kararların mühim bir kısmı partinin iç idaresine taallûk eden şeylerdir. Bunla­rın tatbikata geçmesinden de tarafsız hal­kın idareye temas eden işlerinde yine esas­lı bir değişiklik olamaz.

Evet, kurultaydan- sonra memleket işle­rinin Büyük Millet Meclisinde müzakeresi halk efkârmca daha kolay cakibedilecek bir sekil alacaktır. Cumhurbaşkanının açış nutkunda işaret ettiği gibi Büyük Millet Meclisinde gensoru açmak ve bir meselenin açık oturumda konuşulmasına imkân vermek hususunda bugün mevcut usul değiştirilecek, Büyük Millet Meclisi­nin hükümet üzerindeki kontrolü kuvvet­lendirilecektir. Bu usul değişikliği halkın mühim şikâyetlerini hükümete duyurmak ve tesirli neticeler almak bakımından mühimdir. Bununla beraber memleketin uzak köşelerinde, günlük hayat içinde halkın çektiği zorluklar ve uğradığı üzüntülerbirdenbireortadankalkmaz.

Genel Başkan îımet İnen a Kurultayı açış nutkunda halk ile idare arasındaki müna­sebetlerden bahsederken memurların par­ti işlerinde tarafsız kalması lüzumuna işaret ederek şöyledemişti:

cNüfus. tapu. vergi, ilâm, karakol mua­meleleri gibi vatandaşın en sade ve kü­çük işlerinde devlet memurunun bir siya­sî parti gayreti görmesinden dehşet du­yuyorum. Vatandaşı herşeyden bezdire­cek daha elemli azap tasavvur edemem. Vatandaşı bu belâdan kurtaracak tek ça­re bu memurların tarafsız olmalarıdır. ı>

Bu çok doğru bir müşahededir. Fakat memurlarm siyasî partiler ile alâkaları kesildikten sonra vatandaşlar idareye ta­allûk eden işlerinde artık hiçbir zorluğa uğramayacaklar mıdır? Maalesef bu sua­le (evet) diye cevap veremeyiz. Çünkü halkın bir krsım memurlardan gördüğü zorluklarda parti gayreti dışında bir ta­kım âmiller vardır. Rügvet ve irtikâp meselesi bu âmillerin başında gelir. Bir takım memurlar kanun dairesinde yapı­lacak elan, yapılması kendilerinin vazife­lerinden bulunan işleri uzatarak, yahut karışık yollara sevkederek halktan para çekmeği âdet edinmişlerdir. Onun için rüşvet ve irtikâba karşı çok ciddi bir sa­vaş açmağa ihtiyaç vardır.

Rüşvet ve irtikâba karşı nasıl tesirli bir savaş açılabilir?

Hakkında şüphe edilen memurları mal beyannamesi vermeğe davet etmek usu­lü kabul edildi. Fakat şimdiye kadar bu usulün ciddî şekilde tatbik edildiği görül­medi. Bununla beraber bu bahiste diğer bir kanunî noksanımız vardır. Bu da Ce­za Kanununun rüşvet maddesinde hem alıcıya, hem vericiye ceza tayin edilmiş olmasıdır. Namuslu bir memura kanun­suz bir iş yaptırmak için rüşvet teklif eden bir adamın cezalandırılması yerin­dedir. Fakat kanunî bir hakkını almak yolunda uğradığı zorluklardan kurtulmak için para vermekten başka çare bulamı-yan bir vatandaşı cezalandırmak doğru mudur? Ceza Kanununda hem alıcıya, hem vericiye ceza tayin edilmiş olması mürtekip memurlar hakkında şikâyet yol­larını kapatıyor ve tabiî olarak suiisti­maller meydana çıkanlamıyor. Onun için rüşvet ve irtikâba karşı ciddî bir savaş açmak istiyorsak Ceza Kanununun bu maddesini değiştirmek ve masum halkı kanun dairesinde görülecek işleri için zorluklara uğramaktan kurtarmak lâzım­dır.

Kore halkının serbest iradesi üze­rinde baskı yapabilecek mahiyette bir du­rum ihdas edecektir.

Genel Kuruldaki son müzakerelere Yu­goslavya Murahhası Bebler ile Ukrayna Delegesi Manailiski de iştirak etmişler­dir.

Bebler görüşmelere müdahale ederek Kore'deki durumun Yunanistan'daki du­ruma benzediğini söylemiştir. Manuiliski İse, Fransa'nın Kore mesele­sindeki tarafsızlığından şüphe ettiğini be­lirtmiş ve bu memleketin Hindi-Çini için tehlikeli bir misal teşkil eylediğini ilâve etmiştir.

15 Kasım 1947

Flushing Meadows:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu dün öğ­leden sonraki toplantısında, Slav devlet­lerinin muhalefetine rağmen, milletlerara­sı anlaşmazlıklarda La Haye Adalet Di­vanının anayasayı yorumlamağa yetkili olduğunu kabul etmiş ve herhangi bir uz­laşmazlık karşısında adalet divanına mü­racaatı üyelerine tavsiye eylemiştir. Müzakereler sırasında söz alan Sovyet Delegesi Vişinski söylediği şiddetli bir nutukla, dolambaçlı yollardan anayasayı değiştirmek mahiyetinde saydığı bu yeni teşebbüse hücum etmiş ve Adalet Divanı yargıçlarının sempatileri tıpkı Birleşmiş Milletler Kurulundaki delegelerin duy­duklarının aynı olduğunu söyliyerek mil­letlerarası anlaşmazlıklarda siyasî hal şe­killerinin hukukî hal tarzlarından daima üstün tutulması gerektiği noktasında ıs­rar eylemiştir.

Delegelerden birçoğu La Haye Adalet Di-vanmm yetkilerini savunmak üzere kür­süye gelmiş ve uzun müddet konuşmuş­lardır. Bu arada beyanatta bulunan Mısır Delegesi memleketinin Genel Kurulca tasvibolunan bu takrirle temamiyle mu­tabık bulunduğunu fakat, İngiltere ile ara­sında mevcut ve halen Güvenlik Konseyi gündeminde kayıtlı anlaşmazlık sebebiyle oy vermekten istinkâf edeceğini açıkla­mıştır.

Flushing Meadov/s:

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı Genel Ku­rulu gelecek toplantısını Avrupa'da yap­mağa karar vermiştir.

16 Kasım 1947

—Lake Success:

Birleşmiş Milletler Kurulu ekonomik me­seleler uzmanları, Birleşik Amerika ya­bancı memleketlere yeniden ikrazlarda bulunmağa muvafakat etmediği takdirde gelecek yıl içinde Amerika'da iktisadî bir gerileme ve belki de çok ciddi bir buhran çıkabileceğini tahmin etmektedirler. Bunun başlıca sebebi, yabancı memleket­lerdeki alıcıların elinde yeter miktarda dolar mevcudu bulunmamasıdır.

—Lake Success:

Güvenlik Konseyi Pasifik adalarının ve­sayeti meselesini tetkik etmiştir. Bu adalar Birleşmiş Milletler tarafından, bir vesayet rejimi altına konulmuş ve Birleşmiş Milletler Anayasası prensipleri­ne uygun olarak stratejik bölge ilân edil­miştir. Bu hususta anayasa vesayet altın­da bulunan her toprağın stratejik bölge ilân edilebileceğine ve bir bölgede Bir­leşmiş Milletleri ilgilendiren her hangi bir işin Güvenlik Konseyinin yetkisine gire­ceğine dair bir hükmü havi bulunmak­tadır. Güvenlik Konseyi dünkü toplantı­sını, bu mesele hususunda hangi vasıta­lara müracaat edileceğini tetkik etmek maksadiyle yapmıştır.

Konsey, bu meseleyi tetkik ettikten sonra bunu bir uzmanlar komisyonuna havale etmeye karar vermiştir. Bu komisyon bu hususta bir ay içinde bîr rapor verecek­tir.

18 Kasım 1947

— Lake-Success:

Sovyet Rusya ile Birleşik Amerika, İn­gilizlerin Filistin'i tahliyesi için âzami tarih olarak 1 Ağustos 194S gününü tes­is it etmek suretiyle Filistin'in taksim plânı hakkında tam bir anlaşmaya var­mışlardır.

Anlaşmaya göre, bağımsız Yahudi ve Arap devletleri İngiliz kıtalarının çekil­mesinden iki ay sonra teşekkül etmiş olacaklardır.

Filistin üzerindeki İngiliz mandası, İn­giliz Hükümetiyle Birleşmiş Milletler Komisyonunun müştereken tesbit ede­cekleri tarihte sona erecektir. Güvenlik Konseyinin tasvibine sunuiacak olan bu tarih hiçbir veçhile Ağustos 1948 den daha ileri bir güne atılamıyaçaktır.

Bu suretle, bağımsız Yahudi ve Arap devletleri 1 Ekim 1948 den itibaren res­men teessüs etmiş olacaklardır.

Flushing Meadows:

Geneî Kurul, seikiz muhalif ve bir müs­tenkife karşı 43 oy ile irlanda'nın Bir­leşmiş Milletler Kuruluna üye olmağa lâyık bulunduğunu kabul etmiş ve Gü­venlik Konseyine, İrlanda'nın bu husus­taki talebini tekrar tetkik etmesini tav­siye etmiştir.

Muhalif oy veren memleketler şunlar­dır:

BeyazFaısya,Çekoslovakya,Habeşis­tan, Polonya, Ukrayna ve Yugoslavya. Afganistanmüstenkifkalmıştır.

Bundan başka, üyelik talebinde bulunan muhtelif memleketlerden Portekiz 9 mu­halif oy ve üç müstenkife karşı 40 oy almış, Ürdün sekize karşı 44, İtalya se­kiz muhalife ve bir müstenkife karşı 43, Finlandiya sekize karşı 44, Avusturya 8 muhalif ve bir müstenkife karşı 43 oy almışlardır.

Lake Success:

Birleşmiş Milletler Siyasî Komitesi Ame­rikan delegesi bugün Güvenlik Konse­yinde veto 'hakkının istimalinin azaltıl­ması veya kaldırılması maksadiyle fev­kalâde tedbirlerin alınmasını teklif et­miştir.

Amerikan teklifinde, veto hakkının kul­lanılmasının tadili hususunda böyle bir tedbirin alınması aşikâr olduğu takdir­de tereddüt edilmemesi gerektiği belir­tilmektedir.

Siyasî Komiteye bu teklifi sunan Ame­rikan Delegesi John Foster Dulles dört büyükler arasında görüş birliğini temin maksadiyle San Fransisco'da kabul olu­nan veto hakkının umulan neticeyi te­min etmediğini bildirmiştir. Bu bir ra­hatsızlık hissinin doğmasına ve itiraz­lara yol açmış ve bazı memleketleri Bir­leşmiş Milletler Teşkilâtının muessirü-ğinden şüpheye sevk etmiştir.

M. Dulîes, Birleşik Amerika'nın Birleş­miş Milletleri yeniden teşkilâtlandırma-

ya azmetmiş olduğunu sözlerine ilâve etmiştir. Amerikan Delegesi Amerika'­nın büyük devletler arasında mutabakat teminine çalıştığını, bununla beraber en mühim şeyin çoğunluk tarafından tale-bolunan.kararların bir azınlık oyu saye­sinde akamete uğratılmamasmı temin etmek olduğunu bildirmiştir.

Bunu müteakip M. Dulles, veto mese­lesinin Küçük Asambleye sunulmasınıresmen teklif ederek bu teşkilâtın gele­cek yıl raporunu Birleşmiş Milletler Ge­nel Kuruluna arzedecek şekilde hazırla­masını istemiştir.

M. Gromyko Sovyet Hükümeti adına söz alarak Birleşik Amerika'nın bu hareketi karşısında hayrete düştüğünü bildirmiş­tir. Gromyko Sovyet Hükümetinin Ame­rikan teklifini dikkat nazara almıyaca-ğım ve komisyonlardan biri bunu tet­kikle vazifelendirildiği takdirde müza­kerelere iştiraki reddeceğini söylemiştir. M. Gromyko sözlerine devamla Sovyet delegesi ve çoğunluğunu bundan doğa­cak neticelerin mesuliyetini üzerine al­ması gerekeceğini ve bundan hayırlı bir şey doğmıyacağmı bildirmiştir.

M. Gromyko, bu hususta şunları ilâve etmiştir: «Hükümetim adına, bunun ne­ticelerinin vahim olabileceğini derhal söylemek isterim. M. Vişinski, Birleşik Amerika'nın bir küçük asamble kurul­masını teklif ederken yalnız veto hak­kının kaldırılmasını derpiş eden bu gibi teklifleri kabul ettirmek gayesiyle ha­reket ettiğini söylediği zaman haklıydı. Mısır Delegesi, Amerikan teklifinin gün­demden çıkarılmasını istemiştir. Arjantin Delegesi, Birleşik Amerika'nın her zaman Birleşmiş Milletler Teşkilâtı dâhilinde noktai nazarını kabul ettire­cek durumda olmadığını belirtmiştir. Arjantin Delegesi, Amerika'nın veto hakkı meselesini yeniden gözden geçir­menin gerektiği kanaatinde bulunduğu­nu bildirmiş ve Sovyetlerin bu yolda iş­birliğinde bulunacağını ümidettiğini söy­lemiştir.

19 Kasını 1947

Lake Success:

Bağımsız Filistin Devleti plânını hazır­lamaklagörevlendirilmiş olan tâli komite Özel Filistin Komisyonuna Filis­tin'in idaresi için manda sahibi devletin görev ve yetkilerine sahip olarak memle­kete tek devlet halini sağhyacak bir re­jimi tesis etnikle görevlendirilecek mu­vakkat ıbir Filistin Hükümetinin derhal vücuda getirilmesini teklif etmiştir. Tâli komiteyi teşkil etmekte olan Arap ve Müslüman memleketler uzun bir rapor hazırlamışlar ve kurula aşağıdaki hu­suslara temas eden üç karar sureti sun­muşlardır:

1 Bu meselenin hukuki veçheleri,

2Yurttaşlarından ayrılmış kimseler ve mültecilerin mukadderatı meselesinin halli,

3 Tek devlet halinin tesisi,

Tâli komite İngiliz mandasının sona er­mesini ve Filistin'in bağımsızlığının ta­nınmasını talebeden ve îrak ve Arabis­tan tarafından Birleşmiş Milletler Teş­kilâtına sunulan karar suretlerine da­yanmaktadır. Talî Komite bu hususta Filistin'in bağımsızlığının tahditlere tâ­bi tutuîmamasım veya bazı şartlarla ge-| ciktirilmemesini tavsiye etmektedir. Tâl? komite Filistin'de tek bir devlet ha­linin halkın arzularına göre tesis edil­mesi İcabettiğini belirtmektedir. Rapor, 'bundan sonra taksim plânının karşılaştığı. siyasî engelleri şu şekilde sıralamaktadır:

— Filistin 30 senedenberi siyasî, idarî ve iktisadî bir bütün olarak idare edil­miştir.

—■ 'Herdevletinüç kısmaayrılması bu parçaların kendi güvenlik ve müda­ faalarını temin etmeği imkânsız bir hale
koymak tehlikesini doğurmaktadır. Arap dünyasının münakale merke­zinde bir YahudiDevletitesis etmek
Arap devletlerinin muhalefeti sebebiyle Orta Doğunun barış ve güvenliğini tehdiöeden bir âmil teşkil edecektir.
Etnografik bakımdan da bu taksim im­kânsız olacaktır. Kurulması teklifedi­lenYahudiDevletindeAraplarhalkın
ekseriyetini teşkiletmekteoluparazi­nin en genişkısmına da malik bulun­maktadırlar.

Rapor bu durumu düzeltmek için müm­kün olan çareleri nazarı itibara alma­maktadır. Raporda ilâve edildiğine göre

bir Yahudi Devletinin kurulması Yahudi azınlığı meselesini halletmiyecektir. Fi­listin Arapları azınlıkların menfaatleri­nin ve meşru hakların himayesi için iş­birliği yapmayı vazetmişlerdir.

Talî komites neticede Filistin halkının bütün önemli kısımlarını temsil eden mümessillerden müteşekkil muvakkat bir hükümetin kurulmasını tavsiye et­mektedir.

Manda sahibi devlet kuvvetlerini ve me­murlarım tahliyeye başladığı zaman ida­rî, teşriî ve icraî görevler kurulduğu an­dan itibaren muvakkat hükümet tara­fından temin edilecektir. Muvakkat hü­kümet ve manda sahibi devletle yapıla cak istişarelerle hazırlanacak olan tah­liye plânı bir yıl içinde sona erecektir. Komite Filistin meselesinin hukuki veç­helerini inceliyen raporun ilk kısmında Arapların Filistin hakkındaki talepleri­nin asırlar boyunca devam eden mülki­yet ve işgal ile kendi istikballerini tâyin etmek yolundaki tabiî haklarına istina-dettiği belirtilmektedir. Birinci Dünya Savaşında İngilizlerin yaptıkları vaatler de bu holdaki taleplerde bir esbabı mu­cibe olarak gösterilmiştir.

Rapor şöyle devam etmektedir; Balfur beyannamesi aşağıdaki sebepler dolayısiyle bir kıymet ifade etmemekte­dir.

— Bu beyanname Arapların rızası ol­
madan hazırlanmıştır,

— Arap halkının serbestçe karar ver­
mek hakkına aykırıdır,

— Araplarayapılmışolanvaatlere
mugayirdir.

Bundan dolayı bu beyannamenin bir kıy­met ifade edip etmediği hususunun La Haye Adalet Divanınca incelenmesi lâ­zımdır. Raporda bundan başka Milîetler Cemiyetinin »ortadan kalkmış olması keyfiyetinin mandanın meşruiyeti esası­nı da yok etmiş olduğuna işaret edil­mektedir.

Netice itibariyle tâli komite özel Filis­tin Komisyonuna sunduğu teklifin «Ada­let, demokrasi ve Filistin camiasının menfaati esaslarına riayet eden müm­kün yegâne hal çaresi olduğunu bildir­mektedir.

Çalışma Bakanımız Tahsin Bekir Balta'nra yerli ve yabancı basın temsilcilerine demeci:

İstanbul: 29 (A. A.) —

Çalışma Bakam Tahsin Bekir Balta bugün saat 16.30 da İstanbul Çalışma Müdürlüğünde yerli ve yabancı basın mensuplarım kabul etmiş ve Yakın ve Orta Doğu Milletlerarası Çalışma Konferansının sona ermesi münasebe­tiyle aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«Bilindiği gibi İstanbul'da toplanan Milletlerarası Yakın ve Orta Doğu Ça­lışma Konferansına altı memleket iştirak etmiştir. Bunlar, Türkiye, Mısır, İrak, İran, Suriye ve Lübnan'dır. Bunlardan başka Milletlerarası Çalışma Bürosu İdare Konseyi ile hükümetlergrupu, çalıştırıcılar ve işçiler grupları, Birleşmiş Milletler Kurulu, Milletlerarası İaşe ve Tarım ve Sağlık teşkilâtları, Unesco temsilci ve müşahitler bulundurmuşlardır. Konferans gündeminde müzakere edilecek şu üç madde vardır:

— Tarım işlerinde çalışanlara ait tedbirler.

— Sanayi ve ticarî işçilerinin korunmasına ait tedbirler.

— Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürünün sanayileşme ve milî kaynaklardan faydalanma hakkındaki rapoi'u.

Tarım konusunda konferans şu neticelere varmıştır:

— Ücretlerin yeter derecede olması ve ödenmelerin garanti altına alınması,

— Köy halkının yaşama şartlarının sıhhî bakımdan iyileştirilmesi,

— Köy halkının gerek umumî mahiyette, gerekse meslekî mahiyette olmak üzere tahsillerinin lüzumu derecesinde temini.

— Köylerde küçük sanai işletmelerinin teşviki ve korunması,

— Tarımda istihsali çoğaltacak tedbirlerin alınması,hususiyle randımanı arttıracak vasıtaların geliştirilmesi.

— Hükümetin yardımiyle veya tarım kredilerinin tanzimiyle geliştirilmesi,

— Köy halkının yaşamave sosyal sevİ3'elerinin yükselmesinisağlamak üzere kooperatifler kurulması ve bunlara yardımda bulunulması, umumiyetle köy halkının aldığı gıdaların daha iyi olmasını sağlıyacak tedbirlerin ittihazı.
Sanat ve ticaret işlerine müteallik konularda konferansın vardığı neticeleri belirtmek isterim:

— Umumî tahsil, meslekî tahsil, gece çalışmaları, çalışma müddetleri, işe kabul edilmek için asgarî yaş haddi meseleleri bakımlarından çocuklar ve gene işçiler için özel kanunî tedbirler alınması.

— Kadınların ve hususiyle gebe olanların korunması için kadın işçiler hak­kında ücret, meslekî yetiştirme, doğumdan evvel ve sonra dinlenme, ağır ve tehlikeli işlerde kullanılmalarının yasak edilmesi bakımından özel kanunî tedbirlerin alınması, işçilerin serbest meslekî cemiyetler ve sendikalar kur­malarına imkân verecek mevzuatın yayınlanması.

3 is veren ve işçi teşekküllerinin sosyal meselelerde mütalâalarının alın­ması suretiyle kendilerinin hükümetle işbirliği yapmalarının temini.

Bakanları için yalnız gündemi hazırla­mak hususunda değil aynı zamanda ba­kanları bu gündemin neden hazirlan-'mamış olduğu hususunda tenvir etmek, meselesinde de anlaşmaya varmayı red­detmesi. Dışişleri bakanları yardımcıla­rı, dün de anlaşmaya varamamışlar ve oturumu tehir etmişlerdir. 3 - Sovyet Hükümetinin, Iran Hüküme­tine şiddetli bir nota göndererek. İran Parlâmentosunun 1948 Rus - îran Petrol Anlaşmasını tasdik etmemesi dolayısiy-le, İran'ı «anlaşmayı İhlâl etmek» Ie it­ham etmesi,

Mareşal Sokolovski'nin beyanatı, aynı müşahitlere göre, bizzatMolotof'tan mülhemdir ve Molotof, Batı devletleri­nin tekliflerini reddetmek için bundan faydalanacak, ayrıca, harp sırasında Ruslar tarafından esir edilen Alman Mareşali Paulus'un komutası altında kurulmakta olan yeni bir Alman ordu­sunun .bizzat Sovyetler tarafından teşki­lâtlandırılmasını örtmek için bir mas-ke kullamhcaktır.

24Kasım 1947

— Londra:

Dışişleri Bakanları. Konferansını takib-etmek üzere Londra'ya 300 yabancı ga­zete ve ajans muhabiri gelmiştir. Bü­yük otellerden birinin yarısı haberler bürosu olarak kullanılacaktır.

25Kasım 1947

— Londra:

Dört Büyük Dışişleri Bakanı yani Bevin, MarshaÜ. Molotof ve Bidault bugün öğleden sonra Lancaster House'da top­lanarak Almanya ve Avusturya sulh andlaşmalarmm esas hatları üzerinde mutabık kalmağa çalışacaklardır. Bu toplantı bu hususta bir anlaşmaya var­mak için yapılan beşinci tecrübe ola­caktır.

Bakan'ar, elde hic bir gündem mevcut olmadığı halde yeşil masa etrafında yer alacaklardır. Bakan muavinleri incele­dikleri meselelerin hiç biri üzerinde mu­tabık kaîamamisîar, hattâ meselelerin tetkikinde takibedüecek sıra hakkında bile karar verememişlerdi- Bu itibarla konferansın tetkik edeceği konular ve

devam edeceği müddet şimdiki halde bir sır olarak kalmaktadır.

Yalnız bilinen bir şey varsa o da Bati devletlerinin Avusturya andlaşmasiyle işe başlanmasını istedikleridir. Çünkü bu hususta tetkikler oldukça ilerlemiş bulunmaktadır. Ruslar ise evvelâ Alman sulh andlaşmasmm müzakeresini iste­mektedirler.

Manehester Guardian Gazetesi başma­kalesinde şöyle demektedir: «Konfei'ans akamete uğradığı takdirde her iki taraf da ne yapacağını bilecek­tir. Batı devletleri Avusturya ve Al­manya meselelerinin halli için sekiz ay­lık yeni bir mühlet kabul etmiyecekl er­dir. Ruslar uzlaşmazlık gösterdikleri ve kendi görüşleri dışında kalan görüşlere karşı anlayışlı davranmadıkları takdir­de Batı devletlerinin harekete geçmele­ri lâzımgelecektir. Bu takdirde, bu dev­letler Avusturya ve Almanya için ayrı sulh andlaşmaları hazırhyacakl ardır. Esasen çok vakit kaybedilmiştir.»

— Londra:

BugünLondra'datoplanan Dört Dışiş­leri Bakanları Konferansımİngilizba­sım geniş mikyasta yorumlamaktadır. Solcu halk gazetesi Daily Mirror şöyle demektedir:

Bir birlik meydana gelmezse bunun mü­sebbibi Rusya olacaktır. Eğer konferans1 . akamete uğrarsa müteessir oluruz, fa­kat hiç bir zaman hayal kırıklığına düşmeyiz. Vazifemize dostlarımızla de­vam ederiz. Avrupa'nın tamamını bir­leştirmeğe imkân olmazsa büyük bir kısmında bir birlik vücuda getirmek her zurnan kabildir.

Sağcı Daily Express şöyle yazmakta­dır:

îşi o kadar vahimleştirmiyeîim. Alman­ya'nın Dcğuda ve Batıda iki devlete tak­simi kötü olabilir. Fakat bu, hiç olmaz­sa Almanya'nın sukutu hayale uğratan istikrarsızlığına bir nihayet vermek im­kânım sağîiyacaktir ve konferansın muvaffakiy etsizi iği Rusya'yı Batı dev­letlerinden ayıran hattı takviye edecek olursa bile. açık ve bariz olan ayrılı­ğın harbi kazandıkları halde zaferi ka­zanamamış geçimsiz ve her dakika şüp­he içinde olan müttefikler arasında yavaş yavaş bir itimat uyanmasına sebep olabilir.

Liberal Ncws Chronicle ezcümle şöyle demektedir;

Avrupa'daki vaziyet çok gergindir. Dün­yanın aylarca beklemeğe tahammülü yoktur. Konferans akamete uğrarsa uğ­rar. Her İki taraf ta yapılması icabeden şeyi biliyor.

Muhafazakâr Yorkshire Post şöyle ya­zıyor:

Birçok kimseler, Rusya'nın, bir dünya ihtilâli yaratmak için siyasi bir anlaşma yapmak ve iktisadi faaliyetlere giriş­meği geciktirmek yolunda elinden gele­ni yaptığı düşüncesindedirler. Dışişleri Bakanları bugünkü vazifelerine bu hava içincle başlarlarsa aralarında cereyan edecek müzakereler bir didiş­me ve küfür teatisinden başka ne mey­dana getirebilir?

Birçok kimseler komünizm ve demokra­si gibi iki dünya sisteminin kendi yol­larını takihetmeleri gerektiği kanatin-dedirler. Katî toir ayrılığı bugünkü için­den çıkılmaz duruma tercih edenler da­hi mevcuttur.

Taibüdir ki Avrupa'nın sıhhatli ve ve­rini: bir hayata kavuşması imkânının Ruslar tarafından yokcdürr.esine müsa­ade edilmiyeceği kendilerine bildirümelidir.

Fakat asıl olan Londra Konferansı de­legelerinin böyle bir anlaşmazlığın do­ğuracağı neticeleri müdrik olmalıdır. Almanya için Doğu ile Batının. ihtilâf haline düşmelerine müsaade edilmeme­lidir. Çünkü böyle bir İhtilâf dünya gü­venlik ve sulhu İçin, Rusya ile Bat: devletleri anlaşmazlıkta devam edecek olurlarsa, bir tehlike teşkil edecektir.

Manehester Guardian şöyle yazmakta­dır:

Molotof'un bazı sürprizlerle gelmiş ol­ması muhtemeldir. Bu Kremlin'in Batı devletlerinin kararlarında ne dereceye kadar sebat edecekleri hakkında edin­diği fikre bağlıdır.

Molotof'un getirdiği sürprizlerden Biri Almanva'nm hemen tahliye edilmesi teklifi olabilir. Eğer böyle bir teklifin arkasında Rusların gizliden gizliye Air man mukadderatının yegâne hâkimi ha-

line gelmeleri arzusu saklı bulunuyor­sa Batı devletleri bunu kabul edemezler.

-- Londra:

Börtler Konferansı için Lancaster Hou-se'a ilk olarak Molotof gelmiştir. Rus Dışişleri Bakanı binanın basamaklarını süratle Çıkmış ve kalaibalığm arasında bulunan kocalarının yanlarına .gitmele­rine müsade edilmiyen Rus kadınlarının İngiliz kocaları kendisiyle konuşama-mışlardir,

Molotof'a Almanya'daki Rus işgal böl­gesinin Valisi Mareşal Sokolovski refa­kat etmekteydi.

Molotof tan biraz sonra beraberinde Herve Alphans ve Couve de Murviile ol­duğu halde Bidault gelmiştir. Bidault'-nun iğdişinden b:?ş dakika sonra Bevin Lâncester Houea gelmiş ve ondan iki dakika sonra da Marsh.au, yanında Amerika'nın Londra Büyük Elçisi 'Lewis Douglas olduğu halde binadan içeriye girmiştir. Dışişleri Bakanları halkın alkışlariyle karşılanmışlar, fakat hiç bîrisi tebessüm dahi etmemiştir.

—Londra:

Fransız Dışişleri Bakanı M. Bidault, bu sabah, İngiltere Dışişleri Bakanlığında M. Bevin ile görüşmüştür. M. MarshalI ile M. Molotof'un, ingiltere Dışişleri Bakanıyla dün görüşmüş oldukları ha­tırlardadır. Molotof ile Bevin'in görüş­melerine hâkim olan hava, ibazı basın mahfillerinde hayret uyandırmıştır. Dü­ne kadar Dışişleri Bakanları Konferan­sının muvaffakiyet ihtimalleri gayet ufak zannedilmekteydi. Dünkü görüş­me .ise.Mr ümit ışığı vermiş igi.bio.ir. İn­giliz Dışişleri Bakanlığı mahfilleri Be­vin - Molotof görüşmesinin yalnız dos'ta-ne olmayip aynı zamanda son derece re­alist olduğunu bugün teyid etmişlerdir. Zannedildiğine göre, Moiotof, bu konfe­ranssın, büyük ehemmiyeti ve bunun mu­vaffakiyetle neticelenmesinin hayati lü­zumu hususunda M. Bevin ile tamainıiyle mutabık kalmıştır. İngiltere'nin politika­sını azimle muhafaza ettiği ve Avustur­ya barış antlaşmasının gündeme alın­ması hususunda isrâr ettiği burada tek­rarlanmaktadır.

— Londra:

Bug-ün Avam Kamarasında, ceza usul­lerinde İslâhat hakkında bir kanun pro­jesinin müzakeresine başlanmıştır. Mü­zakereler iki gün devam edecektir, Bu kanunun hükümleri, umumiyetle -tiin suçluların fakat bilhassa genç suç-luîarın terbiyesi meselesiniistihdaf etmektedir. Proje, aynı zamanda bedenî cezalarla müebbet kürek cezalarının il­gasını (3a derpiş etmektedir, ölüm ceza­larının kaldırılması bahsinde bir deği­şiklik derpiş edilmiş değildir. Fakat muhtelif partilere mensup toazı saylav­ların bu konuya mütedair Önergeleri mü­zakere sonunda incelenecektir. Bu Öner­geler tecrübe mahiyetinde olmak üzere beş sene müddetle ölüm cezalarının kal­dırılmasını teklif etmektedir.Lordlar Kamarasında ıslahat...

Yazan: Nâzım Poroy

İÇ işlerimizin tabiatile uyandırdığı de­rin ilgi son on beş günün bazı dış hâ­diseleri üzerinde bize arzu ettiğimiz gi­bi durmak fırsat ve imkânını vermedi. Bunlardan bir tanesi dikkat gözümüzü bihakkın çekecek mahiyettedir. înglîte-re Parlâmentosu geçen ayın yirmi bi-rindo açılırken Kıral mutad olduğu üze­re senelik nutkunu söylemiştir. Kabine tarafından hazırlanan bşu nutuk hükü­metin bir senelik icraat programı ma­hiyetindedir. Son demecinde Kıral ikti­sadi durumdan, yapılacak kısıntılardan bahsettikten sonra, Meclise verilecek bir tasarıyla Lordlar Kamarasının im­tiyazlarının azaltılacağımsöylemiştir.

İngiltere'nin son bir asırlık siyasi ta­rihinin en açık vasfı Avam Kamarası tepkisinin Lordlar Kamarası zararına daima artmış [bulunmasıdır. Lordlara en son darbe 1911 senesinde iktidar mevkiinde bulunan Liberal Asquith ka­binesi tarafından indirilmiş idi. O tarih­te Maliye Bakanı olan Lloyd Georges'un hazırladığa bütçeyi lordlann kabul et­mek istememesi üzerine yapılan bir ka­nunla iordlardan Avam Kamarasının yaptığı herhangi malî bir kanunu red veya tadil hakkı alınmış idi. tşte şimdi Mösyö Attlee aynı kanunu tadil ederek Lordlann elinden bir imtiyazlarını da­ha almak niyetinde olduğunu göster­miştir.

ötedenberi an'ane ile teessüs etmiş olan ve Anayasanın bir hükmî kuvvet ve ma­hiyetinde bulunan bir kaideye göre Lord­lar Kamarası taraftar olmadığı bir kanu­nu iki sene müddetle çıkarmıyarak tatbi-kına mâni olabilir. Kiralın nutkunun kı­raatinden sonra M. Attlee Hükümetinin

bu müddeti bir seneye indirmek niyetin­de olduğunu söylemiş ve bunun mucip sebeplerini de tam bir sarahatla açıkla­maktan çekinmemiştir. Malûmdur ki İn­giltere'de Amele Partisi ve ona dayanan kbine birçok tesisleri millileştirmek ve bu husustaki programını azimle ve me­tanetle tatbik etmek yolundadır. Şimdiye kadar madenler, şimendiferler ve banka­lar miliileştirilmiştir. Eu seneki millileş­tirme programına dâhil olan kısım ha­vagazı sanayiidir; bundan sonra sıra - bugünlerde yapılmak istenildiği halde bazı dış sebepler dolayısiyle tehir edilen -ağır demir sanayie gelecektir. Parlâmen­tonun hayatı 1950 senesinde sona ere­ceği ve bu tarihte yeni seçimler yapılma­sı icap edeceği için Attlee Kabinesi bu son millileştirmeler hakkında yapılacak kanunların Lordlar Kamarası tarafından bu iki senelik taliki veto hakkına daya­nılarak tutulmasından ve böylece işin seçim tarihine kadar tehir edilerek sonra belki de suya düşmesinden korkmakta­dır.

Kiralın nutkunun bu hususa dair olan parçası bunu takiben Başvekilin beyana­tı bütün İngiltere'de hem derin bir hay­reti, hem de büyük bir heyecanı mucip olmuştur. Konservatör ve liberal gazete­lerden çoğu bunu bir anayasa meselesi yani anayasa tadili sayarak halkın fik­rinin sorulması veyahut bu program İle yeni seçimlere, başlanması lâzım geldi­ğini ileri sürmüşlerdir. Muhafazakâr Partinin muhterem lideri Churchill iki Kamaradan birinin nüfuz ve salâhiyeti­nin sıfıra indirilmek üzere olduğunu söy-liyerek Attiee Kabinesini diktatörlükle ithama kadar gitmiştir. İngiliz mebus­ları misafirimiz olarak aramızda bulun­dukları sırada bu meseleyi kendileriyle görüşmek fırsatını kaçırmak istemedim. Ajans haberlerinden anlaşıldığına göre, hatta hükümet, olağanüstü yetki isteme­den dahi, grev hareketinin siyasî veçhesi işçi sınıfında artan bir muhalefet doğur­muştur.

Hükümet dün akşam L'humanite Gaze­tesine kâğıt vermiyeceğini bildirmiştir. Büyük forma ve çok sayfa ile çıkarak verilen talimatı dinlemeyen bazı eya­let gazetelerine de müeyyideler tatbik edilecektir.

- Paris:

Dün Çalışma Genel Konfederasyonu ile hükümet arasında başhyan müzakereler bugün öğle vakti 'bir çıkmaza girmiş bulunduğu sırada Schumann kabinesi ta­rafından hazırlanan kanun tasarıları hakkında Millî Meclisde dün saat 14 denberi yapılan tartışmalar yorucu ve-fırtınalı bir hava içinde cereyan etmek­te idi.

Konfederasyon Bürosu ile Çalışma Ba­kanlığı arasındaki görüşmelerin gece yarısından bir az sonra tamamiyle inkı­taa uğraması üzerine, C. G. T. nin idare cihazına bağlı azmhk mensuplarından 3>eşi ile Çalışma Bakanı Daniel Ma yer arasında temaslar başlamıştır.

Bu sabah saat 'beşe kadar devam eden bu temaslara Öğleden sonra Çalışma Ba­kanlığı merkezinde devam olunacaktır. Bu görüşmelerin neticesi hakkında şim­diden bir tahminde bulunmak mevsim­siz olmakla beraber, temasların devamlı bir mahiyet göstermesi netice hakkında iyi bir işaret sayılabilir.

Büyük işçi merkezinin çoğunluk liderle­ri görüşmelerden haberdar edilmişlerdir. Umumiyetle ara bulma vazifesini ifa &a ve dün itidal tarafdarlarmın müzaharetini temine çalışarak herkesi tatmin edecek bir uzlaşma çaresi bul­mak: üzere Çalışma Bakanının yanında Maliye Bakaniyle görüşen konfederas­yon sekreteri Lebrun'un sahnede görü­nüşü manidardır.

Millî Meclisdeki müzakerelerin netfoesiz bîr şeklide uzatılmasına gelince, bunun sebebi, greve son verecek bir anlaşma elde edilmeden önce hükümet tasarıları­nın tamamen veya kısmen kanun kuv­vetini iktisab edebilmelerine manî ol­mak maksadına atfedilebilir. Böyle ol­duğu taktirde, hükümet bu tasarıların metninde değilse de talebi üzerine par­lâmentoca kararlaştırılan ivedelik vasıf­larını geri alması "beklenebilir. Bu su­retle bu kanun tasarılarının normal ola­rak gündeme konulmaları gerekecektir.

Paris:

23 saat süren heyecanlı ve ekseriya fev­kalâde şiddetli bir mahiyet alan müza­kereler netic esindedir ki Millî Meclis hükümet tarafından Cuma günü tevdi edilen kanun projesini 284 muhalife kar-şış 408 oyla kabul etmiştir. Bu ancak tali sıra kanun lâyihalarının illîidir. Ce­zaî hükümleri ihtiva eden ikinci -lâyha yarın Millî Mecliste görüşülecektir. Son­ra da meclise iki lâyha daha verile­cektir. Bunlardan biri «Cumhuriyet Em­niyet [Bölükleri» teşkili, ikincisi de uilâ-yet ve nahiyetler için yeni kaynaklar ihdası hakkındadır.

Yeni kabilenin kurulmas işi büsbütün ayrı bir bahistir. Üç büyük partiden Îîo-münistleri bertaraf ettikten sonra baş­kanı ya Sosyalist, ya Haîk Partisinden olmak lâzım gelen bir koalision kabine­sine doğru gidilmek tabiiydi. Sosyalistle­rin tecrübeli başkanı Leon Blum dikta­törlüğünden korktuğu Da Gagulle'e kar­şı kullandığı lisandan dolayı beğenilme-

mîştir. Halk Partisinden olan Schuman metin ve gayretli bir sima olarak belir­miştir. Günün ihtiyaçlarına cevap vere­cek bir hükümet kurması işte bu adam­dan beklenmiştir. Birçok Fransızların beklediği General De Gaulle'ün meclis­teki partisi ise âdeta yok denecek kadar küçüktür; eski mukavemet şefini de­mokrasi usulüne uygun olarak iktidar mevkiine götüreccek olan yol henüz açıl­mamıştır.

Bir gün gelecek Polonya'dan nasıl kaç­tığımın hikâyesini de anlatacağım.

Polonya Köylü Partisi Başkanı, bundan sonra, «Gepeu» nevinden kurulmuş olan Polonya gizli polis teşkilâtı tara­fından nasıl takibedilmiş olduğunu an­latmış ve şöyle demiştir:

Beni adım adım takibediyorlardı. Fa­kat beni adım adım t.akip edenler ben­den daha ziyade sıkıntı çektiler. Zira, milletlerarası sebepler dolayısiyle ko­münistler, kominform kurulmadan ön­ce beni tevkif etmeğe cesaret edemedi­ler. Fakat, benim ikadar bariz şahsiye-ti olmayan komünist aleyhtarı diğer unsurlar, o kadar korktukları ziyaret­çileri tarafından evlerinden götürülmek­te ve hapishanelerde iz bırakmadan kaybolmakta idiler.

Polanya Milleti üzerinde ihüküm süren îmgünküistibdadınsefil tesirinden

(bahseden Mikolajik, Almanlara karşı mukavemet hareketinde kendisine dü­şen roiü tam manasiyle meydana geti­ren yeni neslin, bu günkü rejime kar­şı başlıca muhalefeti teşkil ettiğini be­lirtmiş ve şunları ilâveetmiştir:

Komünistlerin, demokrasi ve Batı'ya karşı bütün bu nesli hapishanelerde sü­ründürmeleri tehlikesi yoktur. Ancak komünist istibdadından önceki günleri hatırlamayan bir nesil gelinciye kadar Polonya bu günkü rejim altında kaldığı zamandır ki memleketim için büyük bir tehlike -vardır.

Mikolajik, sözlerine şöyle son vermiştir: Polonya'ya dönerken esasen hiçbir ha­yal beslemiyordum. Mamafih, Polonya'­da birlik kurmağa çalıştığımdan dolayı

memnunum. Komünistler, hiçbir zaman mesaimde muvaffak olmama imkân ver­mek fikrini beslemediler. Her ne olur­sa olsum, bu ıgün bütün dünya Polonya'' daki hakikî durumu öğrenmiş oldu.

3 Kasım 1947

— Londra:

Bulgar Hükümetinin Bulgar - Müslü­man okllarma tahsis edilen kredinin 3 milyon 500 bin lira arttırılması için Eğitim 'Bakanlığının bütçesinde deği­şiklik yapılmak üzere bir kanun hazırla­mış olduğu, yolundaki Sofya haberi Bulgaristanda Müslüman azınlık üze­rindeki tazyiki arttırmağa matuf bir hareket olara-k tefsir edilmektedir,

5Kasım 1947

—Sofya:

Sofya savcılığı, 'halen lâğvedilmiş olan muhtelif çiftçi partisi saylavlarından Gençev hakkında adli takibata başla­mıştır. Cençev gizli bir toplantıda, din-leyieiicri baltalama hareketleriyle ita­atsizliğeteşvik etmekten sanıktır.

6Kasını 1947

—Sofya:

Anadolu Ajansının Özel muhabiri bildi­riyor:

Vatan cephesi Sofya mahallî idare komitesinin daveti üzerine dün akşam bir sinema salonunda bir toplantı ya­pılmıştır. Başbakan Yardımcısı Traitch Kostov ve Dışişleri Bakanı Kimon Gh-eorg'hiev'in huzuru ile yapılan bu top-îantıda 'bir karar sureti kabul edilmiştir.

Bu karar suretinde n:I m ektedir:

Güneysınırlarımızdakiikitehlikeli harp KaynağıveAmerikanın taarruz

üslerini teşkil eden Türkiye ile Yuna­nistan'ın arzetmekte olduğu tehlikeyi bütün dikkatimizle takibetmekteyiz.

8 Kasım 1947

— Sofya:

Bakanlar Kurulunca kabul edilen ve yakında Millet Meclisine havale edile­cek olan kanun tasarısı gereğince, bun­dan böyle eşhas, ovada 5 hektar ve dağ­lık arazide 10 hektardan zazla orman­lığa sahip oiamıyacaktır. Satıhları bun­dan fazla olan ormanlar, devlet tara­fından istimlâk edilecek ve bedelleri 1939 daki kıymetlerinin 6 misli olarak sahiplerineödenecektir.

26 Kasım 1947

— Sofya:

Bulgaristan geçici Cumhurbaşkanı, Mareşal Tito'ya en yüksek Bulgar ni­şanı olan «hürriyet» nişanını vermiş­tir. Cumhurbaşkanı bu münasebetle söylediği nutukta ezcümle şöyle demiş­tir:

«Birleşmiş olan ve yanyana bulunan milletlerimiz yabancı bir iradenin bize hâkim olmasına müsade etmiyecektir. Yabancı emperyalist devletlerin bize zorla iradelerini kabul ettirmelerine de müsaade etmiyeceğiz.» Mareşal Tito Bulgaristanı ziyaretinin gayesinin Yugoslavya ile Bulgaristan arasında daha sıkı münasebetler tesis etmek olduğunu söyliyerek şunları ilâ­ve etmiştir:

«O kadar sıkı bağlar tesis edeceğiz ki, bir federasyonun kurulması basit bir formaliteden ibaret olacaktır.»

1 Kasım 5947

—- Atina:

Atina Ajansı bildiriyor: îltisadî Koordinasyon Bakam Stefaııo-pu'loş ve Yunan Bankası Müdürü Man-zavinos. dün' akşam aşağıdaki beya­natta, bulunmuşlardır: — Atina esham borsasında yapılan spekülâsyonlar Yunanistanda İngiliz lirasının yükselmesine sebep olmuştur. Bu yükselme iktisadî sebeplere dayan­mamaktadır. Hazırlanan program ge­reğince süratle giyecek ve yiyecek ithal edilecektir. Bu yeni ithalâtın hayatı pahalılaştır acağmdan ve Yunanistanda "bir enflâsyon husule getireceğinden korkmağa mahal yoktur. Fiyatlar sıkı bir kontrole tabi tutulacaktır. Yunan Hükümetinin dün Amerikan ko­misyonunun yardımı ile 14 yeni veya tâdil edilmiş vergi programı hazırladığı bildirilmektedir. Yeni vergiler hasılat miktarım 800 milyon drahmi kadar yükseltecektir. Hükümet yeni vergileri bunları tediye edebilecek olanlara yük­lemek arzusundadır. Hükümet, bütçe açığından doğacak geniş Ölçüde ve kontrolsüz artışlara mukabil eşya fi­yatlarında umumi mahiyette hafif bir yükseüş husule getirmek istemektedir. Yeni zamlar mağazaların ticarethane­lerin, lüks binaların kira ücretlerine, otomobillere, kahvelere ve saireye ya­pılacaktır.

Atina:

Atina Ajansı bildiriyor: Yugoslavya'dan gelen çeteler dün Yu­nan topraklarına girmişlerdir. Çeteci­ler hudutta bir köyü yağma etmişler, bir kadını Öldürmüşler ve iki evi ateşe vermişlerdir. Polis memurları ve'millî muhafızlar iki saat çarpıştıktan, sonra ger;çekilmekzorundakalmışlardır.

Çarpışmalar esnasında çeteciler Yu­goslav topraklarındaki havan topları­nın ateşi ile desteklenmekte idi. Bun­dan sonra çeteciler aldıkları ganimet­lerleYugoslavyayadönmüşlerdir.

2Kasan 1947

—Atina:

Volo 'Genel Karargâhından bildiriliyor: Metsov-c'yu kuşatmış olan partizan kuvvetlerinin kısmı küllisi dağınık bir halde Kuzey istikametinde geri çekil­mektedir.

—- Atina:

Atina Ajansı bildiriyor: Bulgaristan sulh antlaşmasının tasdi­kinden sonra, Bulgaristan'la Yunanis­tan arasında siyasi münasebetler tesis . edilinceye kadar Bulgaristan'daki Yu­nan menfaatlerinin himayesi kuvvetli ve dost bir memleketten taleibedile-cektir.

Yunanistan Sofya'daki Müttefik Kon­trol Komisyonunda bir Yunan irtibat su­bayı tarafından temsil edilmekteydi. Bu komisyonun feshinden sonra, Bulgar Hükümeti, Yunan subayının Sofya'da kalmasını ve buna karşılık olarak Atina'ya iki Bulgar subayının tâyin edilmesini teklif etmiştir, Yunan Hükü­meti, bu teklifi kabul etmemiş ve Sof­ya'da bulunan Yunan irtibat subayını, Bulgar başkentini terke davet etmiştir.

- Atina:

Nizamın muhafazası için tedbirler alar. Atina Polis Müdürlüğü bütün umumi toplantılarıyasak etmiştir.

3Kasım 1947

—Atina:

Anadolu Ajansının özel muhabiri bildi­riyor:

Yunanistan 1941 den beri ilk defa ola­rak tamamiyle ilmî esaslara dayanan ve açık gösterırüyen bir bütçe tanzim edebilmek için çok şiddetli malî tedbir­lerin tatbiki arifesindedir.

Böyle bir bütçe tanzimi için Amerikan heyetinin ısrarı üzerine hükümet, güven meselesi yaparak önümüzdeki günlerde yeni vergi tedbirlerini parlamentoya vermeği kabul sorunda kalmıştır, için­de bulunduğumuz ayın 15 ine doğru yü­rürlüğe girecek olan bu tedbirler, mun­zam olarak 600.000.000.000 drahmi ya­ni 250.000.000 kadar Türk lirası getire­cek ve bu suretle Amerikan yardımına rağmen İlk bütçe projesindeki açık ka­panacaktır.

Bahis mevzuu olan tedbirîer, ticaretha­ne kiralarından, lüks ikametgâhlardan lüks otomobillerden, serbest kiralama­lardan, eğlence yerlerinden, şirketler ileri gelenlerin maaşlarından ve yaban­cı memlektelerde oturan. Yunanlılardan alınacak yeni vergiler, istikrazlardan gelen kârlarla ihracatçıların fevkalâde kârlarından bir defaya mahsus alına­cak yp.ni resimler; tütün tüccarları ve armatörler gibi 'bazı teşebbüs sahiple­rinden alman vergilerin, veraset vergi­sinin fazlalaştırılması, sermaye hak-kmda da harp devresi kanunu hüküm­lerinin nihai surette tatbik edilmesi ve bilhassa gümrük resimlerinin çıkarıl­masıdır. Bunlardan başka, gelir vergi­sinin daha iyi cibayeti için defter tut­mayı nıerburî kılan ve işgal yılların­dan beri mükeîeflerde görülen ruhi ha­leti önlemek ma'ksadiyle her türlü ver­gi kaçakçılığı hakkında şiddetli cezalar tertibeden bir kanun da çıkarılacaktır. Bu tedbirlerin ekonomiye tahmil edece­ği yeni yükler çok ağır olacaktır. Bu vergiler, azılı kronik bir mahiyet al­maya yüz tutan malî hastalığı önlemek bahsinde belki de tek ilâcı teşkil etmek­tedir. Fakat herhalde ilâç, zehir gibi acıdır. Bu tedbirleri ileri süren Ameri­kan heyeti şefi dahi, bunların muhak­kak surette bir dereceye kadar hayatı *h*î.îi! aştır acagım kabul etmemezlik edememiş, fakat bundan doğacak fena­lığın bütçe uvazenesizHğinin getirece­ği enflâsyona nazaran çok' daha küçük bîr fenalık teşkil eyliyeceğini aynca belirtmiştir.

Halk efkârı, bu tedbirlerin tatbik mev­kiine konulmasını tamamiyle anlaşılır,. bir endişe ile beklemektedir. Bilhassa şu sebepten ki bundan bir ay evvel Yu­nan ekonomisine yeni yükler tahmil olunmıyacağı ümidi verilmişti. Fakat salahiyetli mahfillerde belirtildiğine gö­re o zamandan beri vaziyet daha ziyade fenalaşrnış ve bu yeni fedakârlıkları mecburi bir hale sokmuştur. Malî mahfillerde belirtildiğine göre, hü­kümetin yapacağı cesaretli jestin mu­vaffakiyeti, yeni vergilerin randımanı kadar, esasen çok bahalı olan hayatın normal ve nisbî bir hsidud dışında, yeni­den pahalılaşmasını önlemek üzere 'bu tedbirlere refakat edecek sıkı fiat 'kont­rolüne bağh bulunmaktadır. Endişeler, bu hususta mevcut korkudan ileri gel­mektedir. Bu korkular ise ancak tedbir-îeria tatbikine alınacak ilk neticeler ve filiyatta doğuracağı ilk tepkilerle orta­dan kalkacaktır. Bu bakımdan altın fia- ile daha az bir nispette dolar fiatımn temevvüsleri dikkatle takib olunmak­tadır. Bu fiatlar, bidayette yüzde 15 ka­dar bir yükseliş göstermiş, fakat sonra­dan inmeğe başlamıştır. Fakat henüz istikrar bulduğu söylenemez. Fiatlarda da ayni temevvücier müşahede olun-maktadır.

--- Belgrat:

Tanyug Ajansının bildirdiğine göre, Yunan demokratik ordusu yüksele ko­mutanlığı tarafından yayınlanan bir kararname ile, Atina Hükümetinin Ha­kimiyeti altmda bululmayan topraklar­dan idarevl sağlamak işiyle görevli bir iç işleri dairesi tesis edilmiş bulunmak­tadır. Bu daire bilhassa iç işleri 'eko­nomi ve millî eğitim olmak üzere birçok idari görevleri bîr araya toplıyacaktır. Ayni topraklarda siyasi hiçbir mülâha­za gözetilmeksizin bütün vatandaşların mallarını korumak, kendilerini himaye etmek ve güvenliği barışı ve asayişi ' muhafaza etmek için «halk milisleri» de vücudagetirilmişbulunmaktadır.

- Atina:

Bugün Teselya'da askeri bir mahkeme tarafından yargılanmış olan 7 âsi idam edilmiştir.

Kasnn 1947

—Tahran:

Kuzey petrollerini işletmek için bir şir­ket kurulması ve yabancı şirketlere İran'da yeni petrol membaları işletme hakkının verilmemesini derpiş eden bir maddenin kabulü hakkında Sovyetler tarafından ileri sürülen teklifin îran Parlamentosunca reddedildiği bugün Başbakan Kıvamussaltana tarafından Tahran Sovyet Elçiliğine bildirilmiştir.

19 Kasım 1947

—Tahran:

Azerbaycan'daki eski demokrat hareketi lideri Pişevari ile işbirliğinde bulunmuş olan beş şahıs Azerbaycan'da bir «İnti­kam Komitesi» teşkil etmiş olmaktan tevkif edilmiştir. Bu hareketin muvaffa-kiyetsizlikle neticelenmesinden sonra Pi-şevari'nin Rusya'ya kaçmış olduğu ve Rus kaynaklarından gelen haberlere gö­re, Pişevari'nin bir otomobil kazasında ölmüş olduğunun bildirildiği hatırlarda­dır.

21 Kasım 1947

—Moskova:

Bugün yaydığı bir notada Tass Ajansı, Kuzey İran petrol sahalarının Sovyetler ve İranlılar tarafından müşterek işletil­mesi için yapılan anlaşmayı tasdik et­mek istemiyen îran Parlâmentosunun bu hareketini «Kabaca bir fark gözetme» olarak vasıflandırmıştır. Geçenlerde Tahran Hükümetine sunulan bu nota, Moskova Hükümetinin talimatı üzerine İran'daki Sovyet Büyükelçisi Sadçikov tarafından hazırlanmıştır. No­tada bilhassa şöyle denilmektedir: «Güney Iran Petrol sahalarında İngilte­re verilenimtiyazlardan istifadeye de-

vam ederken İran Meclisinin anlaşmayı hükümsüz addetmesi Sovyetler Birliğine karşı kabaca bir fark gözetmeden başka bir şey değildir.Sovyet Hükümeti, iki

memleket arasında mevcut normal mü­nasebetlerle telifi İmkânsız olan İran Hükümetinin Sovyetler Birliği aleyhin­deki bu düşmanca hareketlerini protesto etmeğe karar vermiştir. İran Hükümeti bu imtinaın neticelerinden mesul olacak­tır.»

Notada netice olarak îran Hükümetinin taahhütlerini haince ihlâl ettiği ileri sü­rülmektedir.

25 Kasım 1947

— Tahran:

Dün akşam Sovyet Eiçiliğine tevdi edi­len îran Hükümetinin cevabı üç sayfa­dan mürekkeptir. Cevapta Kıvamussal­tana mutedil bir lisanla parlâmentonun hangi şartiar altında yeni bir şirketin kurulması için yapılan müzakereleri mu­teber saymadığını anlatmakla ve parlâ­mentoda oy verileceği esnada kendisinin bizzat müdahalede bulunarak Sovyetle­rin çokluğu tarafından anlaşmanın katî surette reddini protesto ettiğini bildir­mektedir.

29 Kasım 1947

-- Tahran:

Dün İS aydanberi yani Kıvamussaltana-nın iktidara gelişinden beri ilk defa ola­rak Rusya'dan yayın yaptığı zannedilen «Azerbaycan Demokrat Hareketi» nin gizli radyosu, Kürdistan ve Azerbaycan

m ayaklanması için Kürtçe ve Azerice hitaplarda bulunmuştur. Hükümet bu­gün bu radyonun yayınlarına cevap ver­meğe karar vermiştir.

Hindistanın Müslüman unsurlarında bü­küm sürebilecek emniyetsizliğin, fütur ve yeisin, sefalet ve İstırabın Bolşevik propagandası için ne kuvvetli bir yar­dımcı teşkil edeceğini takdir etmek zor bir iş olmasa gerektir.

Binaenaleyh; Hindistan ve Pakistan ih­tilâflarının bir an evvel ortadan kalk­ması bütün dünyayı memnun eder. Bu

hususta Merkezî İngiltere Hükümetin in yüksek görüşü kuvvetli adalet, hissi ve tarafsızlığı ihtilâfın hak dairesinde hal­ledileceği hakkında kuvvetli bir garan­tidir. Yalnız, bu gibi meselelerin veha-met kesbetmeden, tamiri imkansız bir şekil almadan halledilmesi başlangıcın­da süratli ve keskin kararlar almağa bağlı olduğu için Hindistan ahvalinin umumiyetle bu tarzda gelişmeğe başla­ması bizi müteessir edebilir.

Çünkü Hindistan müslümanlariyle Tür­kiye arasında ötedenberi dostluk ve kardeşlik rabıtaları pek kuvvetli oldu­ğu gibi Türk - ingiliz dosluğunun da, ittifak derecesine yükselmiş ol­duğu malûmdur. Bu şartlar altında İngiltere'nin bir Hindistan ve Pakistan meselesiyle karşılaşması bizim için İM katlı bir üzüntüdür.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106