06.12.1947
×

Hakkında

Künye

İletişim

ARALIK 1947

1 Aralık 1947

— Ankara:

Cumhuriyet Halk Partisi fciiyük kurul­tayı (bugün saat 15 te Sivas Milletveki­li Şemsettin Güneltay'ın başkanlığın­da toplanmıştır. Geçen oturumlara ait zabıt hulâsası okunduktan sonra He­sap Komisyonunun raporu reye Konu­larak kabul edilmiş ve bunu müteakip program tasarısının müzakeresine .ge­çilmiştir.

Tasarının devlet idaresine ait birinci maddesi hakkmda (bazı [hatipler •müta­lâalarım söylemişler, maddenin birinci fıkrasına «ve kuvvetlerin ibirliği esasına dayanacağına» 'kaydi konulmak sure­tiyle, bu fıkra «partimiz memleketimiz için en uygun devlet idaresinin kayıtsız şartsız millet egemenliği esasına da­yanacağına inanır» şöklinde kabul edil­miştir.

Parti vasıflarından milliyetçilik konu­sunda söz alan hatipler hu vasıf hak­kındaki görüşlerini açıiklamıs.lar ve Ibir delege tarafından verilen önerge üze­rine 'bu fasla «milletin özel .karakterini ve .bağımsız benliğini korumayı amaç tutar milletçüiği Türk Milleti için en yüksek ıbir insan seviyesine ulaşmanın .şartı biliriz» kaydı konulmuştur.

Devletçilik prensibinin program tasarı­sındaki izahı etrafında muhtelif millet­vekilleri ve delegeler tenkidler yapmış­lar, maddeler üzerinde de tartışmalar ölmüş, saat 20.20 ye kadar devam eden müzakereler sonunda programdan se­kiz madde kabul edilerek yarın saat 10 da toplanmak üzere oturuma son ve­rilmiştir.

2 Aralık 1947

—İstanbul:

Yakın ve Orta Doğu Çalışma Konferan­sında Pakistan Temsilcisi Pagal îlaki Kurban bugün saat 15 de İstanbul Ga-zateciler Cemiyeti birasında Türk ga­zetecilerle bir basın toplantısı yapnuş-tır.

Temsilci söze başlarken memleketinin (kavuştuğu istiklâlin Pakistan Milleti­nin en kıymetli emaneti olduğunu söy­lemiş ve yeni devletin ilerleme yolunda en büyük hedefıinin Türkiye'nin kurucu ve kurtarıcı Kemal Atatürk ile onun en yakın mesai arkadaşı İnönü'nün eseri izinde yürüyerek maksada eriş­mekten ibaret bulunduğunu ve geçirdi­ği safhaları pek yakından takibeden Pakistan Milletinin Türk Milletinin en büyük takdirkâr ve hayranıolduğunu

tekrarlayan temsilci, memleketimizi ziyaretinin 'kendinde en derin intihar­ları bırakmış olduğunu, gördüğü konuk­severlikten çok :nıüiteha«sis bulunduğu­nu ve bu duygularını Pakistan Millet ve Hükümetine iblağı bir borç saydığı­nı ilâve eylemiştir.

— Ankara:

Cumhuriyet Halk Partisi Büyük Kurul­tayı bugün saat 10 da Sivas Milletve­kili Şemsettin Güneltay'ın başkanlığın­da toplanarak program tasarısının mü­zakeresine devam etmiştir.

Devletçilik bolümü maddeleri üzerinde konuşan hatipler bu konudaki görüşle­rini açıklamışlar ve tartışmalar sonun­da bu bölüme ait esas maddeler aynen kabuledilmiştir.

Lâyıklık konusunun müzakeresi çetin tartışmalara yol açmıştır. Saat 12.30 da saat 15, te tekrar toplanmak üzere otu­ruma ara veren Kurultayın öğleden sonraki toplantısında aynı bahis Üzerin­de tartışmalar devam etmiştir. Verilen kifayet müzakere taikriri üzerine mad­de oya konularak rapor tasansınca ya­zıldığı şekilde kabul edildikten sonra diğer maddelerin müzakeresine geçil­miştir.

Tasarının iç politika bölümüne, devlet dairelerinde işi olanlara kolaylık gös-terlimesi, vazife ve mesuliyet duygula­rıyla görevlerini yerine getirmeyenlerin şiddetle cezalandırılmaları kayıtları ko­nulmuş, memleket gerçeklerine uygun bir idare mekanizması vücuda. getir­mek üzere yetkili bir idare genel kuru­lu teşkili karar altına alınmıştır. Tasarının diğer bölümlerine de bazı ye­ni esaslar konulması etrafmda fikirler ileri sürülmüş ve önergeler verilmiştir. Eşya ve yolcu nakliyatı işinde Özel te­şebbüslere de yer verilmesi, deniz yo­luyla eşya taşımak hakkının her türlü vesait için tanınması, Türk Armatörle­rin, sahillerimizde eşya ve yolcu nakli­yatı İşleri yapabilmeleri, küçük deniz taşıtlarının ve fcu taşıtları meydana ge­tiren teşebbüslerin himayesi, nakil va­sıtalarında istirahati temin edecek ted­birlerin alınması, Millî Eğitim konusun­da da bütün yurdda ve her öğretim de­recesinde normalin üstünde istidat gösteren çocukların istidatlarının inkişafı­nın sağlanması ve ayrıca zelzele, sey­lâp ;gibi felâketler neticesi evleri harap olan yurttaşlara hükümetçe yardım ya­pılması programa ilâve edilmiştir.

Program tasarısı maddelerinin müzake­resi saat 21'de sona ermiş ve yana saat 10 da toplanılmak üzere oturuma son verilmiştir.

3 Aralık 1947

— Ankara:

Amerikan yardımının tahsisi ile ger­çekleştirilecek yol inşaat programı üze­rinde incelemeler yapmak üzere evvelki gün uçakla istanbul'a gelmiş bulunan Amerikan Uzmanlar Heyeti bu sabah Ekspresle Ankara'ya gelmiş ve Garda Bayındırlık Bakanı adına Özel Kalem Müdürü, Şose ve Köprüler Dairesi Baş­kanı ve Bakanlık ileri gelenleri tara­fından karşılanmıştır.

Heyet, Mister Hilts'in Başkanlığında yedi birinci sınıf yol uzmanından mü­teşekkil olup, hazırlayacağı büyük yol inşaat programı için gerekli bölgelerde geziler tertibedilecektir.

— Ankara:

Cumhuriyet Halk partisi Büyük Kurul­tayı bugün saat 10 da Sivas Milletvekili Şemsettin Günaltay'm başkanlığında toplanmıştır.

Geçen oturumlarda madde madde ka­bul edilen program tasarısının heyeti umumiyesi reye konularak kabul edil­dikten sonra Dilek Komisyonu raporu­nun Kurultaya verilmiş olması müna­sebetiyle Başbakan Hasan Saka, dilek­lerde bilhassa önemle üzerinde durul­muş olan il eğitim çalışmaları, Top­rak Kanunu Ve Orman Kanunu konula­rında tam metnini ayrıca yayınladığı­mız açıklamayı yapmıştır.

Başbakan tarafından yapılan açıklama­dan sonra reye konulan Dilek Komisyo­nu raporu kabul edilmiş ve divan seçimi bahsinde bazı hatipler mütalâalarını söylemişlerdir. Saat 12 de müzakereler kâfi görülerek saat 15 de seçimlerin yapılması için tekrar toplanmak üzere-oturuma son verilmiştir.

19 Aralık 1947

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi 'bugün Raif Kara­deniz'in başkanlığında toplanmıştır.

Görüşmelere başlanırken Kastamonu Milletvekili Hilmi Çoruk ile Malatya Milletvekili Tevfik Temelli'nin öldükle­rine dair Başbakanlık tezkeresi okun­muş ve merhumların hâtıralarına hür­metle iki dakika ayakta sükût vakfesi yapılmıştır.

Bundan sonra Eskişehir Milletvekili Hasan Polatkan'ın bazı fabrikalardaki işçilerin ücret, iskân, vergi ve tekaüt­lük durumları hakkındaki Başbakan­lıktan sözlü önergesine karşılık olarak Başbakan Hasan Saka açıklamada bu­lunmuştur. Başbakanın açıklaması aka­binde kürsüye gelen önerge sahibi Ha­san Polatkan, ücretler bahsinde kendi g-örüşünü bildirmiştir.

Buna karşılık Başbakan Hasan Saka şu cevabı vermiştir:

Sayın arkadaşım, işçiliği daimî amele ve çıraklar ile mütalâa ettiler. 36 lira alanlar çıraklardır. Arzettiğim rakam­lar işçilerin almakta oldukları miktar­ları göstermektedir. Bunların sıhhatim her zaman tahkik edebilirler.

Bunların çalışmaları için herhangi bîr cebir ve tazyik mevzuubahis değildir. Herkes istediği gibi fou fabrikalara ça­lışmak için girer, menfaatini görenler kalır, menfaat görmiyenler çıkar. Bu­nu bilhassa söylemekle iktifa ederim. Yine gündemde bulunan Antalya, Ma­navgat ve Serik ilçelerinin sulama işle­ri ve Burdur - Antalya tren hattının ge­riye bırakılması sebebi ile pamuk ve susam, istihsali hakkında Zonguldak Milletvekili Niyazi Aksu'nun Bayındır­lık, Ekonomi ve Tarım Bakanlıkların­dan sözlü sorusuna her üç bakan ken­di bakanlıklarını alâkadar eden mevzu­larda cevaplar vermişlerdir. Bu cevap­lardan sonra, soru sahibi de söz alarak, Antalya, Manavgat ve Serik ilçelerinin zirai durumundan ve sulamanın bu böl-

gede istihsal üzerinde yapacağı müspet tesirden bahsetmiş ve bu konu üzerinde görüş ve düeklerini açıklamıştır.

Hatip sözlerine devam ederek, Antal­ya'ya uzatılacak tren hattının ekono­mik faydalan üzerinde de kendi müta­lâalarını belirtmiştir.

Ankara Üniversitesi ile Devlet Hava Yolları, Orman, Posta, Telgraf ve Te­lefon İşletmesi ve Vakıflar Genel Mü­dürlükleri bütçe kanunlarına bağlı «a> işaretli cetvellerde değişiklik yapılma­sı hakkındaki kanun taşanları görüşü­lerek kabul edilmiş ve önümüzdeki Pa­zartesi günü toplanılmak üzere oturu­ma son verilmiştir.

—Ankara:

ikinci Türk Kooperatifçilik Kongresi programı hazırlanmıştır. Kongre 21 A-ralık Pazar günü saat 10 da Ticaret Bakanının nuitkuyle ağılacak, başkanlık divanı seçiminden sonra, Türk Koope­ratifçilik Kurumunun çalışmaları hak-Kındaki îdare raporu ve tebliğler oku­nacak, komisyonlar seçimi yapılacak­tır.

20 Aralık 1947

—Konya:

Şehrimizde «Konya Verem Savaş Der­neği» adlı bir cemiyet kurulmuştur. Bahri Koru adlı hayırsever bir yurddaş tarafından yapılan 40.000 liralık teber­ru ile cemiyet bir verem dispanseri in­şa ettirecek, dispanserin inşasını müt.a-a-kıp ayrıca bir verem hastanesi meyda­na getirilecektir.

-— Ankara:

17 Aralık 1947 tarihinde Ticaret Bakan­lığında başlıyan Tütüncüler toplantısı sona ermiştir. Ayrı iki komite halin­de çalışan tütün ekici ve tüccar tem­silcileri tarımdan müzakere mevzuu ko­nulara mütedair olmak üzere hazırla­nan iki rapor Ticaret Bakanı Bay Mah­mut Nedim Gündüzalp'ın başkanlığında yapılan bu son TJmumi Heyet Toplantı­sında okunduktan sonra her madde et­rafında geniş surette fikirler teati edilmistir.

Görüşülen hususlar arasında bölgelere göre bu yıl-ki tütün miktar, kalite ve randıman du­rumları, stoklar, bölgelere ve kalitelere göre maliyet, ve asgari ihraç fiyatları, piyasanın bölgelere göre açılış tarihleri, tütün ekiminin tahdidi meselesi, tütün­lerin dış pazarlarda satılması imkânla­rı, rakip memleketler tütüncülüğünün faaliyetleri, tütün piyasasının tanzimin­de zaruret bulunup bulunmadığı mevzu­ları inceden inceye görüşülmüş ve bazı yerlerde ve meselâ Kocaeli'de azlığı hissedilen aonibar ve depo temini, yüzde beşlerle kurulması düşünülen müessese veya banka işi, müstahsillerinin kredi İhtiyaçlarının daha iyi karşılanması, tü­tün ihracatının artırılması İçin daha ba­zı tedbirler alınması ve daha çok kolay­lıklar yapılması, bütün enstitülerinin ge­nişletilmesi, eksperler yetiştirilmesine çalışılması, dış piyasa hareketleri hak­kında tütün müstahsillerine muntazam malûmat verilmesi gibi dilekler ve tek­lifler ileri sürülmüş ve K'îtüû bu mev­zular ve dileklere gerek Ticaret. Bakan­lığı ve gerek Gümrük ve Tekel Bakan­lığı temsilcileri tarafından lüzumlu izahat ve tatminkâr cevaplar verilmiş­tir. Toplantıya kısa bir hitabe ile son veren Bakan Bay Mahmut Nedim GÜn-düzalp, memleketimiz ekonomisinde çok mühim yer tutan tütün hakkında ser-dedilen fikir ve mütalâalardan istifade edildiğini, bu fikir ve mütalâaların ra­por ve dilek halinde tebellür eden kı­sımları üzerinde gereken dikkat ve e-henımiycüe durulacağını, gerek Ticaret Bakanlığını İlgilendiren gerekse diğer bakanlıklara taallûk eden tütün işlerin­de hükümetnı elinde olan bugünkü im­kânlarla lüzumlu yardımların, ve kolay­lıkların gösterileceğini, çetinliği, cere­yan eden müzakereler sırasında da ,te-eyyiid eden, ciddiyeti aydınlanmış bulu­nan tütün dâvasında yapacağı vaadin mevcut imkânlar dairesinde tou dâva­nın memleket hayrına ve faydasma ne­ticelenmesi için gayretler sarfetmekt.en ibaret olduğunu alınacak tedbirler için Bakanlığın çalışmalarına hız vereceği­ni ve toplantıdan edinilen intibalarla temsil edilen bölge ve teşekküllerin ay­dınlanacağından, şüphe etmediğini .söy­lemiş ve bir kaç gündenberi devam e-

den çalışmalardan ve Ankara'ya gelmek suretiyle tütün dâvasına vâki hizmet ve gösterilen alâkadan dolayı teşekkür­lerini ıbildirmiş ive hayırlı yolculuklar te­menni etmiştir.

Toplantıya son verilirken, tütün müs­tahsilleri ve tüccarlarının isteklerine uyularak ayrılan yedi kişilik bir lıeye-ttn Başbakan ile Maliye ve Gümrük ve Tekel Bakanlarını ziyaret etmesi tasvib edilmiştir,

21 Aralık 1947
 

—Ankara:
 

İkinci. Türk Kooperatifçilik Kongresi bugün saat 10'da Ticaret Bakanı Mah­mut Nedim Gündüzalp'ın bir nutku ile açılmıştır.

Başbakan, milletvekilleri ve bakanlar arkalımın hazır bulundukları, kongrede Ticaret bakanının nutkunu mütaakıp Tertip Heyeti Başkanı Fethi Çelikbaş, kooperatif mevzuunda bir konuşma yap­mış ve Atatürk'ün hâtırası üç dakika­lık bir sükût vakfesiyle anılmıştır.

Bundan sonra başkanlık divanı seçi­mine geçilerek Başkanlığa Fevzi Lütfü Karaosman. ve Başkanvekillikîerine dok­tor Muhlis Ete ile Fahri Bük seçilmiş­lerdir .

Türk Kooperatifçilik Kurumu İdare He­yetinin raporu ve mütaakıben Ziraat Bankası Kooperatifler Müşaviri Doktor Suziç'in Türkiye'de kooperatifçiliğin is­tikbali hakkındaki tebliği okunarak sa­bahki 'oturuma son verilmiştir.

—Ankara:

Türk Kooptratifcilik Kongresinin bu­gün Öğleden sonra yaptığı ikinci oturu­munda, Akil Koyuncu, kooperatifçiliğin esasını, gayelerini ve çalışma metodla-rım bir tebliğle izah ederek daha İyi neticeler elae edilebilmesi için bir mil­lî kooperatifler birliği kurulması lüzu­munu ileri sürmüştür.

Bandan sco.ra acılan müzakerede muhtelif kooperatifler namına gelen deîe-ge'.«v etrafında oiduğu gibi, kooperatif­leri ve kooperatifçileri alâkadar eden diğer konularda da mütalâalarım söyle-mislerdir".

Suud Kemal Yetkin, turizmin önemi üzerinde durarak, tunun lâyık olduğu derecede ve değerde ele alınması te-mennesmdo bulunmuş, ismail Hakkı ÇeVik, Amerika'da çıkan bir gazetenin buradaki muhabirinin kartının alınma­sının aleyhimize neşriyata sebebiyet verdiğini, ajansa yapılan 670 bin lira yardımın usulü dairesinde murakabe edilip edilmediğinin bilinmesi icabetti-ğini, radyo evleri inşaatı için bütçeye konulan tahsisatın İstanbul'daki Rad­yo inşaatının ikmaline tahsis olunduğu­na göre, bîrşey demlmiyeceğini söyle­miş fakat yeniden yapılacak radyo is­tasyonları inşaatı irin takyitler ileri sürmüştür.

İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Radyo Mec­muasından bahsederek, bu mecmuanın güzel bir mecmua olduğunu, Basın Ya­yın Umum Müdürlüğü tarafından çıka­rılan «La Turquie Kemalist» Mecmua­sının bilhassa fevkalâdeliğine işaret et­tikten .sonra, Basın Yayın Umum Mü­dürlüğünün henüz kuruluş halinde sayı­labileceğini, böyle müesseselere yardı­mın .gerektiğini, işçin bir mecmua şek­linde muhakemeedilmesinin doğru ol­madığını, turizm, meselesi çok ehemmi­yetli olmakla beraber, bu işin başarılıp başarılmasında Basın Yayın Umum Mü-. dürlüğ'ünün mücerret olarak muhatap tutulamıyacağmı işaret eylemiştir.

Millet Meclisi, hatiplerin bu beyanat­larından sonra, Basın ve Yayın Genel Müdürlüğü bütçesi hakkındaki görüş­melere öğleden sonra yapacağı oturum­da devam edilmek üzere saat 21 de top­lantıya ara vermiştir.

— Ankara:

Atatürk'ün Ankara'ya ilk gelişlerinin yıldönümü bugün coşkun gösterilerle kutlanmıştır. Bu güzel yıldönümü vesi­lesiyle Ankara Halkevinin 12 yıl Önce yapmağabaşladığıAtatürk koşusunun

12 ncisi de bugün Atatürkün Anka-rayr. gelidği yol üzerinde ve Kızıl­ay'dan Vilâyet Konağı önüne ka-Kızılay'dan Vilâyet Konağı önüne ka­dar yolların iki tarafına toplanan hal-kın alkışları arasında yapılmıştır. Ko­şuların teknik neticeleri şunlardır: Küçükler arasında:

Birinci: Ekrem Koçak Cebeci Spor 11 dakika 2/10 İkinci: Nizamettüı Aysu Ankaragüeü 11 dakika 34, 7/1,0 Üçüncü: Hıdir Çamur Dışkapı 11 daki­ka 36,6/10.Büyüklerarasında:

Birinci: Mustafa Özean Ankaragücü 35 dakika 15 saniye İkinci: Osman Coşgül İstanbul 35 da­kika 24 saniye Üçüncü: Recep Het Ankara Demirspor 35 dakika 28 saniye 5/10

Takım tasnifinde Ankara Demirspor ta­kımı 12 puvanla birinci, Ankaragücü takımı 19 puvanla ikinci ve Eskişehir Demirspor takanı 35 puvanla üçüncü ol­muşlardır. Büyük koşuya İstanbul'dan bir atlet, Eskişehir'den beş atlet, Anka­ra'dan üa on sekiz, atlet iştirak etmiş­tir. Yarış sonunda Halkevi Başkanı Dr. Ragip Tüzün gençleri tebrik etmiş ve mükâfatlarımvermiştir.

— Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugün saat 21 de Feridun Fikri Düşünsel'in başkanlı­ğında yaptığı üçüncü oturumunda Ada­let Bakanlığı 1948 yılı bütçesinin tümü üzerindeki müzakerelere devam edilmiş ve söz alan milletvekillerinden Kemal özçoban, çocuk ısiah evleri işinin biran evvel halli temennisinde bulunarak, ter­fi müddetlerini doldurdukları halde kadro darlığı yüzünden maaşları artırı-lamayan yargıçların mağdur kalmama­ları çarelerinin aranması, Çok Çocuklu Hâkimlere Yardım Kanununun müspet neticeler vermediğinden, bu kanunun de­ğiştirilmesi dileklerinde bulunmuştur.

Emin Halim Ergun (Ankara) Yargıçla­rımızın kararlarında müstakil oldukları, yeni bir muhtariyet meclisinin bahis mevzuu edilmesinin lüzumsuzluğunu, yalnız yargıçların tâyin, nakil ve terfi işlerinin lâyikıyle yapılması gerektiğine işaret etmiştir.

Hüseyin Dinçer, Çok Çocuklu Hâkim­lere Yardam Kanunun faydalı olamadı­ğını ileri sürerek, bu kanunun kaldırıl­masını istemiş, maaşlı mübaşirlerle üc­retli mübaşirlerin 'aylıklarındaki farkın giderilmesi 'konularım müdafaa etmiş­tir.

Fefzi Kalfagil, yargıçlardan vazifeleri­ni hakkryle yapanların terfi ve terfih­leri İcaîb ettiğine, vazifesinde lâkaydi gö­rülenlerin de cezalandırılmaları lüzu­munu ileri sürmüştür.

Muammer Alakan, asayişsizliğe karşı a-lman tedbirler etrafındaki düşüncelerini açıklamış, Kemal Şakir Altan (Konya), mahkeme kâtiplerinin meslekî bilgi sa­hibi oldukları, ibunlar için bazı haklar tanınması ica'bettiği mütalâasında bu­lunmuştur.

Fahri Ecevıt (Kastamonu), Çocuk Mah­kemeleri Kanununun hazırlanmakta ol­masını memnunlukla karşıladığını bil­dirmiş ve adli tafoiblerin terfihi husu­sunda temennilerde bulunmuştur. Burdur Milletvekili Necati Erdem, hâ­kimlerin evsaf, hak ve vazifelerinin ka­nunla tesbit edilmiş olduğunu, üç sınıf üzerine ayrılmış olan hâkimlerin ter­filerinin bu üç sınıf içinde yapıldığını, a-yırma meclisinin bazı zamanlarda terfi defterlerini hazırladığını fakat münhal bulunmadığından defterlerde isimleri ûyazılanlar arasından pek azmin terfi edebildiklerini, terfi işlerinin tanzimin­de tatbik edilen kanunun icaplara uy­gun (bulunmadığım ileri sürmüştür.

Hazım Bozca da, terfi eden hâkimlerin kadro maaşlarını alamadıkları konusu­na temas etmiş, münferit hâkimlerin aynı zamanda savcı ödevini de yapma­larının tatbikatta iyi neticeler yermedi­ğine misaller getirmiştir. Nuri Özsan, günde otuzla kırk arasm-dr. muhakeme rüyet eden hâkimler, bulunduğunu, bu halin adalet, kadrosu­nun darhğı yüzünden ileri geldiğini söy-liyerek, yeni tatbik edilen ücretli pos-ta-telgraf muhaberelerinin tatbikatta gecikmeler ve güçlükler meydana getir­diğini, ayrıca devlet teşekküllerinde memurları için bir derece terfie hak ve­ren bir yabancı dil bilmek keyfiyetinin hâkimler için. de bir hak olarak tanın­ması gerektiği mütalâasında bulunmuş­tur.

Hulki Karagülle, toplu mahkemelerle, münferit mahkemeler etrafındaki gö­rüşlerini vetoplumahkemeleregitme-

nin bir lâzıme olduğunu beyan etmiştir. Salamon Adato, adalet işlerinde muht.e-îif mevzulara temasla, bilhassa mehke-melerdeki iş hacminin fazlalığına ve ba­zı icra ilâmlarının geç infaz edildiğine işaret etmiştir.

Dr .Ali Saim Dilemre, adalet teşkilâtın­da mecburi hizmet konusunun evvelce ve bugün tatbik edilen şekilleri üzerin­dekonuşmuştur.

Milletvekillerinin Adalet Bakanlığı -büt­çesi tümü üzerindeki açıklamalarından sonra Adalet Bakanı Şinasi Devrin, ile­ri sürülen mütalâalara karşı cevap ver­miş ve maddelere gecikmiştir.

Meclis saat 24,30 da adalet bütçesinin fasıl ve maddelerine yarın devam edil­mek Üzere görüşmelerine son vermiştir.

28 Aralık 1947

Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 9 da Cevdet Kerim încedayı'mn Başkanlığın­da toplanarak 1948 yılı bütçesi üzerinde­ki incelemelerine devam etmiştir.

Bugünkü görüşmelere, Meclisin dün ge­ce yaptığı oturumda tümü üzerindeki incelemeleri tamamlanmış olan Adalet Bakanlığı bütçesi maddelerinin okunma-siyle başlanmıştır.

Bu münasebetle verilen ve tasarruf mak-sadiyle bu Bakanlık kadrosundan kaldı­rılan seferberlik müdürlerinin memleke­tin müdafaası bakımından olan ehemmi­yetlerine binaen bırakılmalarını istiyen bir önerge okunmuştur. Bütçe Komisyonu Sözcüsü Muammer E-riş, Komisyonun Milli Savunma Bakan­lığı temsilcilerinin de iştirakiyle yaptığı inceleme sonunda Millî Eğitim ve İçişleri Bakanlıkları müstesna diğer bakanlık­larda seferberlik müdürlükleri kadrola­rının «L» cetveline alındıklarını söylemiş ve bunların «L» cetveline lüzumu halin­de yeniden konulmalarının mümkün ola­cağını bildirmiştir.

Komisyon sözcüsünün bu açıklamasın­dan sonra Önerge oya konularak redde­dilmiştir.

Taşıtlara ait bölümdeki tahsisatın hangi vasıtalara ve nesuretle sarfedileceği

hakkında sarahat bulunmadığı hakkında İstanbul Milletvekili Demokratlardan Scnihi Yürüten tarafından tevcih edilen bir soruya komisyon adına Konya Millet­vekili Sedat Cumrali cevap vermiş, bu arada alınacak vasıtalar için İstenen pa­ranın adına ve Eskişehir'de mevkufları mahkemeye götürüp getirecek nakil va­sıtalarının alınmasına tahsis edileceğini bildirmiştir.

Adalet Bakanlığı bütçesi bölümleri üze­rindeki görüşmelerin tamamlanması ü-zerine Miliî Savunma Bakanlığı bütçesi­nin incelenmesine geçilmiş ve bu müna­sebetle söz alan General Vehbi Kocagü-ney. Millî Savunma bütçesinin Komis­yonda ince bir tetkik konusu olmuş bu­lunduğunu belirterek demiştir ki:

Ordularımızın ihtiyaçları çok iyi hesap edilmiş ve yerli yerine konulmuştur. Bütçe, tasdikmıza tamamiyle lâyıktır. 194S bütçesinin Türk ordularına hayırlı olmasını dilerken, yüksek Meclisin sevgi ve güveninin kahraman ordumuza iblâğ" edilmesi hakkında bir de önerge veri­yorum.

Doktor Saim Dilenire, Millî Savunma bütçelerinin her yıl görüşülüşü esnasında ileri sürmekte bulunduğu bir dileği, bir defa daha tekrar etmek istediğini bildi­rerek cephe gerisi sıhhi hizmetlerde kul­lanılmak üzere asrî, sıhhi teçhizatı havi otomobil ve otokar teminini dilemiştir.

Bundan sonra kürsüye gelen Bursa Mil­letvekili Faik Ahmet Yılmazipek, Millî Savunma bütçesi üzerindeki temennile­rini bildirmiş ve bu meyanda nakdî b-delin yeniden ihdası fikrini ileri sürmüş­tür.

Kars Milletvekili Şemsettin Ttırgaç, ya­şadığımız devirde harbin bir milletin maddi bütün kuvvetlerinin bir araya gel­mesini ve geçen harbden kalma bir ta­birle topyekünleştirilmesi mânası üze­rinde durduktan sonra sözlerine şöyle devam etmiştir:

Bir memleketin topyekûn harbe hazır­lanması meselesi, coğrafi vaziyetiyle çok yakından alâkadardır. Bazı memleket­ler, harp vukuunda hazer teşkilâtından sefer teşkilâtına geçmesi için vakit ka­zanabilirler. Son harbde birçok memle­ketlerde bunun misali görülmüştür. Fa­kat hal bizim için öyle değildir.Bizim

için topyekûn harbe hazırlanma gayret­leri, bütün hazar hayatı boyunca devam edecektir.

General Eyüp Durukan (Kütahya), be­deli nakdî alınması yolundaki fikre iti­raz etmiş «vatan borcu, para ile Öden­mez. Fakir, zengin herkesin askerî mü­kellefiyeti yerine getirmesi icabeder» demiştir.

Millî Savunma Bakanlığı bütçesi üzerin­deki bu görüşmeler sonunda Türk ordu­larına Millet Meclisinin sevgi ve güveni­nin bildirilmesi hakkında müteaddit im­zalarla verilen bir önerge sürekli alkışlar arasında ittifakla kabul edilmiş, bunun üzerine kürsüye gelen Millî Savunma Bakanı Münir Birsel, Millet Meclisine kahraman ordumuza karşı izhar edil­miş olan sevgi ve güvene teşekkür ede­rek Türk ordularının kendilerinden bek­lenen vatan görevini her zaman yerine getirmeğe hazır bulunduğunu teyidet-mîştir.

Meclisin bugünkü sabah toplantısında içişleri Bakanlığı 1948 yılı bütçesinin de müzakeresine başlanmış ve bu bütçenin tümü üzerinde Demokrat Parti adına Suphi Batur, mülkî teşkilâtımızın istik­rar bulmamış olduğunu, vilâyetlerin a-zaltılması, çoğaltılması, bir kısmı nahi­yelerin kazalar haline getirilmesi sure­tiyle idari taksimatta mütemamdiyen de­ğişiklikler yapıldığı, bazı yerlerde bucak merkezlerinin, bucak merkezi olamı-yacak köhne binalarda iş gördüklerini, kazalar teşkili işinin plânlaştırtlmamış olduğunu söylemiş ve tam teşekküllü nahiyelere doğru gidil em iye ceğini, kâfi miktarda kaymakam yetiştiri İm ediğini, nahiye müdürleri arasında kifayetsiz­ler görüldüğü mütalâasında bulunmuş­tur.

Hatip bir kısım kanunların ihtiyaca ce­vap vermediğini ve salma ile köylüye külfetler tahmil edildiği, yol vergisinin âdil bir esasa göre tanzim edilmemiş bu­lunduğu mütalâasında bulnmuş vali ve belediye reislerinin ayrılması, Polis Sa­lâhiyet, Seçim ve Memurin Muhakemat kanunlarının değiştirilmesini istemiştir. Sait Koksal, umumi idare mekanizması­nın parti düşünceleri dışında ıslah edil­mesi mütalâasında bulunmuş, Cemil Sait Barlas da, Milîî Eğitim Bakanlığı yan­gınından sonra, bu Bakanlığı bir teşkilât m yaktığına dair gazetelerde çıkan ya­zılar münasebetiyle hükümetten bu ko­nunun aydınlatılmasınıistemiştir. îhsan Olgun, bilgili salâhiyetini kullan­mayı bilen memurlara ihtiyaç olduğu, memuriyetlerin lâyık olanlara verilmek suretiyle kadroların ihtiyaçlara uygun olarak yeniden tanzim edilmesi temen­nisinde bulunmuştur.

Refik Koraltan, idari teşkilâtta bazı sa­lâhiyetlerin yerinde kullanılmadığını ileri1 sürmüş, devlet otoritesi mefhumu­nun tarifini yaparak Seçim Kanunu, Po­lis Kanunu, Memurin Muhakemat Kanu­nunun demokrasiye muhalif hükümleri­nin çıkarılması gerektiği mütalâasında bulunmuştur.

Hatip, bundan başka ayrıca özel idare­ler meselesinin ele alınmasını, Belediye Kanununun da ıslahını istemiştir.

Emineddin Çeliköz, öğretim ve sağlık iş­lerinin özel idareler bütçesinden genel bütçeye alınması, müracaatçıların dilek­çelerine geciktirilmeden cevap verilmesi, devlet dairelerinde işlerin geciktirilme­mesi lüzumunu ileri sürmüştür.

Cevat Aksu da, valileri kırtasiye işlerin­den kurtarıp murakabe unsuru haline getirmek için merkez kaymakamlıkları kurulması mütalâasında bulunmuştur.

Meclis, bu görüşmeler sonunda İçişleri Bakanlığı bütçesi tümü üzerindeki ince­lemelere saat 15 te devam etmek Üzere oturuma son vermiştir.

— Ankara:

Büyük Miilet Meclisinin bugünkü otu­rumunda Millî Savunma Bakanlığı büt­çesi üzerinde görüşmelerin sonunda Bü-yk M;llet Meclisinin kahraman ordu­muza sevgi ve güveninin bildirilmesini teklif eden önergeler, ittifakla ve sürekli alkışlarla kabul edilmiştir.

Bu netice üzerine Başkan, vatan ve mil-? letin ve Türk inkılâbının şerefli ve azim­li koruyucusu olan ordumuza Büyük Kamutayın yerinde güven ve çiten teza­hürünün Büyük Millet Meclisi Başkan­lığınca iblâğ olunacağını bildirmiş ve söz alarak kürsüye gelen Millî Savunma Bakanı bu münasebetle şu beyanatta bu­lunmuştur:

Sayın arkadaşlarım,

Bütçe konuşmaları vesilesiyle burada, muhtelif konular üzerinde konuşan ar­kadaşların Kıymetli 'mütalâalarının ve-bundan maada gerek Kamutay'da ve ge­rek dışarda Büyük Meclisin sayın üye­lerinin ordumuz ve millî savunmamız için lütuf buyurdukları ve buyuracakları mütalâaları, hükümetimizin sorumlu uzuvları yetkili teknik elemanları İle birlikte tetkik ederek varacakları neti­ceyi daima yapacaklar ve ve bu mütalâ­alarını her zaman için bir ikaz ve işaret telâkki edeceklerdir.-

Burada konuşan ve bu günden ayrı ola­rak gerek komisyonda ve gerek dışarda bu ikaz ve irşatta bulunan arkadaşlara teşekkür etme vazifemi bu kürsüden ifa-etmek isterim.

Şimdi ittihaz buyurduğunuz karara ge­lince: Aziz arkadaşlarım, devlet gelirle­rinin büyük bir kısmım tahsis buyurdu­ğunuz Milli Savunma bütçesinin kabulü vesilesiyle ordularımız için, izhar buyur-1 duğunuz sevgi ve güven Mislerine, ordu namına şükranlarımı, tazimlerimle arze-derim.

Ordularımızın, en küçüğünden en büyü­ğüne kadar her ferdi için sevinç ve ifti­har kaynağı olan bu değerli hislerinizi,. bu kararınızı ordulara bildirmek befiîm için hem şerefli, hem zevkli bir vazife olacaktır.

Kara, deniz ve hava ordularımız, asıl Türk Milletinin hakiki mümessili Büyük. Millet Meclisinin emrinde, her an ve bü­tün varlığı ile görevi için hazırdır, t Bra­vo sesleri, alkışlar).

Bu görevini, asil kanım damarlarında taşıdığı büyük Türk Milletinin şanına,, baştan aşağı şeref sahifeleri ile dolu ta­rihine yaraşan kahramanlıkla her zaman başaracaktır. (Sürekli alkışlar).

Arkadaşlar,

Yurt ve istiklâlimizin kahraman bekçi­leri güveninize, büyük: .milletimizin sev­gi ve inanına lâyıktır ve hiç şüphesiz daima lâyık olacaktır. (Bravo sesleri ve alkışlar).

— Ankara:

Ankara Valiliğinden tebliğ edilmiştir: Ankara yüksek Öğretim okullarına men-

sup bir gençlik kitlesi ellerinde Türk Bayrağı ve Atatürk'le İnönü'nün fotoğr-îafları ve bazı yaftalar olduğu halde ve komünizm aleyhinde tezahürde bulun­mak maksadiyle 27/12/1947 gününün erken saatlerinden itibaren muhtelif is­tikametlerden yürüyüşe başlamışlardır. Bunlardan bir kısmı "Ulus Meydanına gelerek âbide etrafında toplant.tfarına bir miting mahiyetini vermek istedikle­rinden zabıtanın tertîbatiyle karşılaş­mışlar ve komünizmle bu cereyanı gü­denler hakkındaki nefretlerini bir ağız­dan ilân ederek Samanpazarı istikame­tine yönelmişlerdir.

Yolda diğer bir gençlik topluluğu ile karşılaşan bu gençlik kafilesi, yürüyü­şe devamla Cebeci Meydanında toplan­mışlar ve orada ibu konu üzerinde konu­şan birkaç genci dinledikten sonra ara­larından bazılarının muhalefetine rağ­men Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi önüne kadar ilerlemişler ve konferans salonunda tezahürlerine devam etmek üzere fakülte binasında bu salona gir­mişlerdir. Bu sırada içlerinden mahdut bir kısmı Rektörün bulunduğu kata çı­kıp öğretim üyelerinden bazıları hak­kında bir karar alınmamış olmasını i-leri sürerek aleyhte konuşmuşlar, Rek­törden çekilmesini istiyerek kendisin­den istifa ettiğini bildiren bir kâğıt al­mışlardır.

Bunu müteakip fakülteden çıkan genç­lik kafilesi millî marşlar söyliyerek A-tatürk'ün muvakkat kabrinin bulundu­ğu müzenin önünden bir ihtiram geçişi yaparak ve yürüyüşe devamla yolları üzerinde bulunan (Türkiye Gençler Der­neği} merkezi önünde ve içinde bazı te­zahüratta bulunduktan sonra Ulus Meydanına gelip komünizm aleyhinde nefret duygularını tekrarlıyarak dağıl­mışlardır.

Bu tezahürata Üniversite ile ve talebe-siyle hiç münasebeti olmayan bazı un­surların da karıştıkları zabıtaca tesbit edilmiştir.

Bütün bu tezahürler sırasında asla tec­viz ediimiyecek ve suç teşkil edecek mahiyette harekette bulunanlar hak­kında kanuni muamelelere girişilmiştir.

29 Aralık 1947

— Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantılarında Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi üzerindeki tartışmalardan son­ra Bayındırlık Bakanlığı bütçesine ge­çilmiştir.

Bu bütçenin tümü üzerindeki görüşme­lere, Eskişehir Milletvekili Kemal Zey-tinoğlu'nun Demokrat Partinin bayın­dırlık işlerimiz üzerindeki görüşlerini bildirenaçıklamasıilebaşlanmıştır.

Kemal Zeytinoğlu, ibaymdırlık işlerinin başarılabİlmesi için iktisadi bünyenin kuvvetlendirilmesi icabedeceği unutula­rak istihsal sahasının kısır bırakıldığını İleri sürerek, -bayındırlık işlerine bütçe içersinde lâyık olduğu ehemmiyetin ve­rilmediğini ve hattâ kendi bütçesi için­de bile ehemmin mühimme tercih edil­memiş bulunduğu mütalâasında bulun­muştur.

Hatip, Demokrat Partinin bayındırlık işleri üzerindeki bu görüşünü teyid için de su ve yol işlerine ayrılan paralar ye­kununun yapılara ayrılan tahsisata mü­savi olduğunu şimdiye kadar su işlerine-sarfedilen miktarın birkaç bina tutarı derecesinden ileri gitmediğini, yol prob­lemine ehemiyetle kıymet verilmemiş, bulunduğunu söylemiştir.

Demokrat Parti sözcüsüne göre, köy, bucak yolları dışındaki bütün yolların merkezden idaresi ve bilûmum inşaatm bir bakanlık kanaliyle tedviri taahhüt ve ihale usullerine bir şekil verilmesi lâzımdır. Liman işlerine de ehemmiyet verilmemiştir.

Hatip sözlerini, demiryolu şube hatları inşaatından sarfınazar edilerek irtibat ların otomobil yoliariyle temini, istas­yon binaları inşaatı için Fransız hatla­rındaki binaların örnek alınmasını iste­miş ve sözlerini bayındırlık faaliyetleri­nin yapıcı değil yıkıcı olduğuna inan­dıklarım işaretle bitirmiştir.

Çanakkale Milletvekili Nureddin önen,. Çanakkale iskelesinin yapılması lüzu­muna işaret eylemiş ve onu takiben kür­süye gelen Burdur Milletvekili Ahmet Çınar da Demokrat Partinin su ve alel-

tm yaktığına dair gazetelerde çıkan ya­zılar münasebetiyle hükümetten bu ko­nunun aydınlatılmasını istemiştir.

ihsan Olgun, bilgili salâhiyetini kullan­mayı bilen memurlara ihtiyaç olduğu, memuriyetlerin lâyık olanlara verilmek suretiyle kadroların ihtiyaçlara uygun olarak yeniden tanzim edilmesi temen­nisinde bulunmuştur.

Refik Koraltan, idari teşkilâtta bazı sa­lâhiyetlerin yerinde kullanılmadığını ijeri-sürmüş, devlet otoritesi mefhumu­nun tarifini yaparak Seçim Kanunu, Po-îis Kanunu, Memurin Muhakemat Kanu­nunun demokrasiye muhalif hükümleri­nin çıkarılması gerektiği mütalâasında bulunmuştur.

Hatip, bundan başka ayrıca özel idare­ler meselesinin ele alınmasını, Belediye Kanununun da ıslahını istemiştir.

Emineddin Çeliköz, öğretim ve sağlık iş­lerinin özel idareler bütçesinden genel bütçeye alınması, müracaatçıların dilek­çelerine geciktirilmeden cevap verilmesi, devlet dairelerinde işlerin geciktirilme­mesi lüzumunu ileri sürmüştür.

Cevat Aksu da, valileri kırtasiye işlerin­den kurtarıp murakabe unsuru haline getirmek için merkez kaymakamlıkları kurulması mütalâasında bulunmuştur.

Meclis, bu görüşmeler sonunda İçişleri Bakanlığı bütçesi tümü üzerindeki ince­lemelere saat 15 te devam etmek üzere oturuma son vermiştir.

—- Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü otu­rumunda Mülî Savunma Bakanlığı büt­çesi üzerinde görüşmelerin sonunda Bü-yk M'Ilet Meclisinin kahraman ordu­muza sevgi ve güveninin bildirilmesini teklif eden önergeler, ittifakla ve sürekli alkışlarla kabul edilmiştir.

Bu netice üzerine Başkan, vatan ve mil-r letin ve Türk inkılâbının şerefli ve azim­li koruyucusu olan ordumuza Büyük Kamutayın yerinde güven ve çiten teza­hürünün Büyük Millet Meclisi Başkan­lığınca iblâğ" olunacağım bildirmiş ve söz alarak kürsüye gelen Millî Savunma Bakanı bu münasebetle şu beyanatta bu­lunmuştur:

Sayın arkadaşlarım,

Bütçe konuşmaları vesilesiyle burada, muhtelif konular üzerinde konuşan ar­kadaşların kıymetli ' mütalâalarının ve bundan maada gerek Kamutay'da ve ge­rek dışarda Büyük Meclisin sayın üye­lerinin ordumuz ve millî savunmamız için lütuf buyurdukları ve buyuracakları mütalâaları, hükümetimizin sorumlu uzuvları yetkili teknik elemanları ile birlikte tetkik ederek varacakları neti­ceyi daima yapacaklar ve ve bu mütalâ­alarını her zaman için bir ikaz ve İşaret telâkki edeceklerdir.

Burada konuşan ve bu günden ayrı ola­rak gerek komisyonda ve gerek dışarda bu ikaz ve irşatta bulunan arkadaşlara teşekkür etme vazifemi bu kürsüden ifa. etmek isterim.

Şimdi ittihaz buyurduğunuz karara ge­lince: Aziz arkadaşlarım, devlet gelirle­rinin büyük bir kısmım tahsis buyurdu­ğunuz Millî Savunma bütçesinin kabulü vesilesiyle ordularımız için, izhar buyur-< duğunuz sevgi ve güven hislerine, ordu namına şükranlarımı, tazimlerimle arze-derim.

Ordularımızın, en küçüğünden en büyü­ğüne kadar her ferdi için sevinç ve ifti­har kaynağı olan bu değerli İlişlerinizi, bu kararınızı ordulara bildirmek benim için hem şerefli hem zevkli bir vazife. olacaktır.

Kara, denüz ve hava ordularımız, asil Türk Milletinin hakiki mümessili Büyük Millet Meclisinin emrinde, her an ve bü­tün varlığı ile görevi için hazırdır. (Bra­vo sesleri, alkışlar).

Bu görevini, asıl kanını damarlarında taşıdığı fcfüyuk Türk Milletinin şanına, baştan aşağı şeref sahifeleri ile dolu ta­rihine yaraşan kahramanlıkla her zaman başaracaktır. (Sürekli alkışlar).

Arkadaşlar,

Yurt ve istiklâlimizin kahraman bekçi­leri güveninize, 'büyük milletimizin sev­gi ve inanına lâyıktır ve hiç şüphesiz daima lâyık olacaktır. (Bravo sesleri ve-alkışlar).

— Ankara:

Ankara Valiliğinden tebliğ' edilmiştir: Ankara yüksek öğretim okullarına men-

sup bir gençlik kitlesi ellerinde Türk Bayrağı ve Atatürk'le İnönü'nün fotoğ-lafları ve bazı yaftalar olduğu halde ve komünizm aleyhinde tezahürde bulun­mak maksadiyle 27/12/1947 gününün erken saatlerinden itibaren muhtelif is­tikametlerden yürüyüşe başlamışlardır. Bunlardan bir kısmı Ulus Meydanına gelerek âbide etrafında toplantılarına bir miting mahiyetini vermek istedikle­rinden zabıtanın tertibatiyle karşılaş­mışlar ve komünizmle bu cereyanı gü­denler hakkındaki nefretlerini bir ağız­dan ilân 'ederek Samanpazarı istikame­tine yönelmişlerdir.

Yolda diğer bir gençlik topluluğu ile karşılaşan bu gençlik 'kafilesi, yürüyü­şe devamla Cebeci Meydanında toplan­mışlar ve orada bu konu üzerinde konu­şan birkaç genci dinledikken sonra ara-, larmdan bazılarının muhalefetine rağ­men Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi önüne kadar ilerlemişler ve konferans salonunda tezahürlerine devam etmek üzere fakülte binasında bu salona gir­mişlerdir. Bu sırada içlerinden mahdut bir kısmı Rektörün bulunduğu kata çı­kıp Öğretim üyelerinden bazıları hak­kında bir karar alınmamış olmasını i-leri sürerek aleyhte konuşmuşlar, Rek­törden çekilmesini istiyerek kendisin­den istifa ettiğini bildiren bir kâğıt al­mışlardır.

Bunu müteakip fakülteden çıkan genç­lik kafilesi millî marşlar soyliyerek A-tatürk'ün muvakkat kabrinin bulundu­ğu müzenin önünden bir ihtiram geçişi yaparak ve yürüyüşe devamla yolları üzerinde bulunan (Türkiye Gençler Der­neği) merkezi önünde ve içinde bazı te­zahüratta bulunduktan sonra Ulus Meydanına gelip komünizm aleyhinde nefret duygularını tekrarhyarak dağılmışlardır.

Bu tezahürata. Üniversite ile ve taîebe-siyle hiç münasebeti olmayan bazı un­surların da karıştıkları zabıtaca tesbit edilmiştir.

Bütün bu tezahürler sırasında asla tec­viz edilmiyecek ve suç teşkil edecek mahiyette harekette bulunanlar hak­kında kanuni muamelelere girişilmiştir.

29 Araltk 1947

-— Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantılarında Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi üzerindeki tartışmalardan son­ra Bayındırlık Bakanlığı bütçesine ge­çilmiştir.

Bu bütçenin tümü üzerindeki görüşme­lere, Eskişehir Milletvekili Kemal Zey-tinoğlu'nun Demokrat Partinin bayın­dırlık islerimiz üzerindeki görüşlerini bildirenaçıklamasıile başlanmıştır.

Kemal Zeytinoğlu, bayındırlık İşlerinin başarılabilmesi için iktisadi bünyenin kuvvetlendirilmesi icabedeceği unutula­rak istihsal sahasının kısır bırakıldığını ileri sürerek, -bayındırlık işlerine bütçe içersinde lâyık olduğu ehemmiyetin ve­rilmediğini ve hattâ kendi bütçesi için­de bile ehemmin mühimme tercih edil­memiş bulunduğu mütalâasında bulun­muştur.

Hatip, Demokrat Partinin bayındırlık işleri üzerindeki bu görüşünü teyid için de su ve yol İşlerine ayrılan paralar1 ye­kûnunun yapılara ayrılan tahsisata mü­savi olduğunu şimdiye kadar su islerine sarfedilen miktarın birkaç bina tutarı derecesinden ileri gitmediğini, yol prob­lemine ehemiyetle kıymet verilmemiş^ .bulunduğunu söylemiştir.

Demokrat Parti sözcüsüne göre, köy, bucak yollan dışındaki bütün yolların merkezden idaresi ve bilûmum inşaatın bir bakanlık kanaliyle tedviri taahhüt ve ihale usullerine bir şekil verilmesi lâzımdır. Liman işlerine 'de ehemmiyet verilmemiştir.

Hatip sözlerini, demiryolu şube hatlarr inşaatından sarfınazar edilerek irtibat larm otomobil yollariyle temini, istas­yon binaları inşaatı için Fransız hatla­rındaki (binaların Örnek alınmasını iste­miş ve sözlerini bayındırlık faaliyetleri­nin yapıcı değil yıkıcı olduğuna inan­dıklarım işaretle bitirmiştir.

Çanakkale Milletvekili Nureddin önen,. Çanakkale iskelesinin yapılması lüzu­muna işaret eylemiş ve onu takiben kür­süye gelen Burdur Milletvekili Ahmet Çınar da Demokrat Partinin su ve alelumum inşaat işleri, "bataklıklar meselesi üzerindeki görüşleriniaçıklamıştır.

Yozgat Milletvekili Kâmil Erbek, Yer­köy - Yozgat şube hattı inşası dileğinde bulunmuş, Kastamonu Milletvekili Mu­zaffer Akalın, kara yollanılın devlet, vilâyet yolları diye ayırmanın bunların yapmı ve onarım işlerinin de ikiye ay­rılmasını intaç ettiğine işaretle bunda­ki mahzurları açıklamıştır. Kars Milletvekili Akif Eyidoğan, yapı­lan bazı yolların inşa tarzlarındaki nok­sanlar yüzünden çabuk bozulduklarını söyliyerek, Ibir yol İnşa plânı ve usulü ile bu yolların her zaman için bütçeye yük olmıyacak bir hale getirilmesi mü­talâasında bulunmuştur.

Kâzım Aydar, Yapı Kanunu tatbikatı hakkındaki görüşlerini bildirmiş, Sala-mon Adato da İstanbul Adalet Sarayı inşaatının biran evel tahakkuk ettiril­mesi ve Kars Milletvekili Zihni Orhon da Elâzığ - Kars demiryolunun inşası etrafında dileklerini bildirmişlerdir. Miletvelkillerinin Bayındırlık Bakanlığı ile ilgili muhtelif konular ve bölgelerini ilgilendiren hususlar üzerindeki açıkla­malarından sonra söz alan Bayındırlık Bakanı Kasım Gülek ileri sürülen .mü­talâalara karşılık vermiştir. Bu tartışmalar sonunda maddelere ge­çilmiş ve bayındırlık bütçesi onaylan­mıştır. Daha sonra Ekonomi Bakanlığı bütçesi tümü üzerinde görüşmelere ge­çilerek, söz alan milletvekillerinden Mebrure Aksoley, giyim eşyası dağıtım işinin bir düzen içinde yapılamadığı, as­kerden dönenlerin İşsiz kaldıkları konu­sunda kanuşmuştur.

Cemil A1 evli, kooperatifler konusunda, bu kuruluşların çalışma la rmda iyi ve fena durumları açıklamıştır. Salim Altuğ, memleketteki et meselesi­nin hallini, Tortum Şelâlesinin enerji küvetinden biran evvel istifade yoluna gidilmesini, Anadolu'nun bazı bögele-rtn.de kıs aylarında muattal kalan in­sanlar için iş sahası bulunması temen­nilerinde bulunmuştur, ibrahim Arvas, fabrikalarımızda imal edilen mensucatın dağıtım sistemini tenkit ederek buna daha düzenli bir şe­kil bulunmasını istemiş ve hayat ucuz-

luğu bahsinde Devletin önayak olması­nın icabettiği mütalâasında bulunmuş­tur.

Baki Tümtürk ,kendir mensucat fabri­kalarının Kastamonu'da kurulmasının uygun olacağmı ve böylece bu vilâyetin kalkınmasına yardım edilmesini iste­miştir.

Demokrat Partisi adına cöz alan Ahmet Oğuz, çalışma sonuçları birbirleriyle ilgili Ekonomi, Ticaret, Tarım ve Ulaş­tırma Bakanlıklarını ilgilendiren konu­ların koordone olarak tanzimi, harp e-konomisi icaplarım bümek ve ona göre tedbirler almak lâzımgeldiği konuların­da partinin görüşlerini belirtmiştir. Meclis, saat 22 de, ekonomi bütçesi ü-zerindeki incelemelere yarınki toplantıda devam edilmek üzere oturuma son ver­miştir.

30 Aralık 1947

— Ankara:

Cumartesi günü Ankara yüksek tahsil gençliği tarafından yapılan tezahürat arasında vukua gelen hâdiseler dolayı -siyle İstanbul Üniversitesi Senatosu, İs­tanbul üniversite Rektörü Sıddık Sa­mi Onar Ankara Üniversitesi Rektörü Şevket Aziz Kansu'ya şu telgrafı gön­dermiştir:

«27/12/1947 Cumartesi günü Ankara'da yapılan nümayişin üniversite muhitine girmesini şahsan sizin olduğu kadar üniversitenin mânevi şahsiyetinin ve itibarının da yaralanmış olmasını bu­günkü toplantısında teessür ve teessüf­le mütalâa eden İstanbul Üniversitesi Senatosu bu 'hâdiseden duyduğu elemi size bildirmeğe karar vermiştir, üniver­sitelerin kanun ve nizamların hükmü içersinde millet menfaatine yarar her Türkün ilmî anlayışın genişliği ile ça­lışmalarına devam ettikleri şüphe gö­türmez bir vakıadır. Omuzlarına- aldık­ları bu Ödevi şerefle yapmakta olan Türk üniversitelerinin mesaisini hırpa­lamağa matuf her türlü hareketleri tak­bih ile karşılayan İstanbul Üniversitesi size saygı ve sevgilerini de sunar.» Aynı mesele üzerinde Ankara Üniversi­tesi Rektörlüğü de bugün şu tebliği yayınlamıştır:

«Üniversitemiz Senatosu 30 Aralık 1947 Salı günü saat 17 de toplanarak günde­mindeki meseleler arasında Ankara yüksek Öğretim öğrencileri tarafından geçen Cumartesi günü tertiplenen nü­mayiş üzerinde de durmuştur. Asil ve temiz duygularla hazırlandığın­da şüphe edilmeyen bu nümayişte genç­lik arasına sokulduğu anlaşılan karıştı­rıcı ve bozguncu unsurların tesiri île Ankara Üniversitesi Rektörünün şahsı­nın ve onun şahsında üniversitemizin vekar ve haysiyetinin ve kanun otorite­sinin zedelenmesine müncer olan esef verici olayları Senatomuz takbih et­mektedir.

Bu müessif hâdiseye Üniversite fakülte­lerine mensup öğrencilerin katıldığı an­laşıldığı takdirde böyleleri hakkında da Ankara üniversitesi öğrencileri Disip­lin Yönetmeliği hükümlerinin tatbik e-dilmesi lüzumu kararlaştırılmıştır. Bu nümayişe vesile teşkil ettiği beliren Üniversite öğretim üyeleri kovuşturma­sı bakımından Senatonun bu güne ka­dar yaptığı işlemlerin safhaları ayrıca açıklanacaktır.

- - Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında Gümrük ve Tekel Bakanlığı bütçesi üzerindeki g-örüşmelere başla­nırken söz alan Gümrük ve Tekel Baka­nı Şevket Adalan, gelir bütçesine mües­sir olduğu için Tekel bütçesinin Bakan­lık bütçesi ile birlikte müzakere edilme­sini teklif etmiş, bu teklif kabul edil­miştir.

Bu kararın kabulünden sonra tümü üze­rindeki müzakerelere geçilerek Gümrük ve Tekel bütçesi üzerinde Demokrat Parti adına söz alan Hasan Dİnçer, güm­rük işlerini Gümrük Muhafaza Genel Komutanlığı, tekel işlerini de Tekel Ge­nel Müdürlüğü tedvir .ettiğine göre, Gümrük ve Tekel Bakanlığının lâğvedi­lerek, bu işlerin mütenazır bakanlıklara bağlanmaları suretiyle bütçede 5 mil­yon lira tasarruf edileceği mütalâasın­da bulunmuştur.

Bundan sonra günün icaplarına, uygun bir Gümrük Kanunu yapılması zaruri olduğu, Gümrük Muhafaza Teşkilâtı­nın iyi işlemediği,diğermemleketler

kapılarının ancak zaruri ihtiyaçlara açık olduğu halde bizim lüks eşya it­hal ettiğimizi söyliyen Demokrat Parti sözcüsü, Tekel İdaresindeki masraf faz­lalığı, maliyet fiyatı yüksekliğini ileri sürmüş, harice tütün satmak işinde ba­şarı elde edilmediğini kaydetmiştir.
 

Şarapçılık bahsinde de devlet şarapçı­lığı bırakıp üzümlerimizin ıslahı yoluna gidilmesinin doğru olacağı mütalâasını ileri sürmüştür.
 

Doktor Fuat Umay, Kırklareli bağları­nın floksera hastalığından gördüğü za­rarları anlatmış, evvelce şarapçılık mer­kezi olan Kırklareli'nde bağcılık ve şa­rapçılığın bugün yeniden ihyasına ça­lışılması lâzungeldiğini söylemiştir.

Doktar Ali Sai-m Dilemre, temizlik is­pirtosunun ucuzlatılmasının ve meyva sularının fazla miktarda imalinin fayda­lı olacağını bildirmiş ve Ali Rıza Kırse-ver, floksera hastalığından mahvolan Kırklareli ve Çanakkale bağlarının ye­niden ihyaları için alınması gerekli tedbirleri anlatmıştır. Çanakkale ve Trakya'da Tekel idaresinin mubayaada bağcıları Kasım ayma kadar bekletti­ğini ve bu yüzden yaprakları dökülen kütüklerde üzümlerden yüzde altmışı­nın çürüdüğünü anlatan Kırklareli Mil­letvekilinden sonra kürsüye gelen Tah­sin Tüzün, tekel idareleri kadrolarının «d» ve «e» cetveli erinde kadro ile başa-baş giden memuriyetler ihdas edilmiş olduğunu, bunları mümkün olduğu ka­dar azaltmak gerektiğini bildirerek ra­kı fiyatlarının ucuzlatılmasının rakı sar­fiyatının aynı zamanda zabıta vakaları­nın çoğalmasına saik olduğunu açıkla­mış ve bunu önlemek için de rakı fiyatı­nın artırılmasının doğru olacağı müta­lâasında bulunmuştur.

Hatip sözlerini "bitirirken Tekel idarele­rinde ikramiye ve fazla mesai ücret da­ğıtımında da tak;bedilen usuldeki ak-saklığıda İşaret eylemiştir. Bundan sonra Türk Tütün Limited Şir­keti tarafından Amerikalılara satılan tütünler meyaıunda bozuk denkler çık­ması meselesini de bahis mevzuu eden Tahsin Tüzün bunun sebepleri hakkın­da cezai takibatta bulunulmasını iste­miştir.
 

Rakamların vergi yükü bakımından tetkikine gelince 1942, 1943 ve 1944 yıl­larının umumî muvazeneye ait vasıtasız vergi tahakkukları varlık vergisi hariç olarak 179, 250 ve 331 milyon lira olduğu nazara alınırsa bu vergilerin millî gelire nisbetİ % 2,8; % 3,02 ve % 4,2'den ibaret olduğu anlaşılır.
 

Gelir zümrelerinin herbirinden umumî muvazene hesabına alman vasıtasız vergilerin nispetlerini ayrı ayrı araştırmak daha manidar neticeler vermek­tedir. Filhakika mezkûr yıllarda ticaret ve sanayi gelirlerinin tplamları sıra-siyle 2,2; 3,4 ve 3,8 milyar lira olup bunlardan umumî bütçeye ait olarak alı­nan vasıtasız vergiler ise 40,31; 43,9 ve 97,7 milyon tuttuğundan nisbeti % 1,8; % 1.28 ve % 2,5 gibi cüzi miktarlar göstermektedir.
 

Hizmet erbabının gelirlerinden alman vergiler ise ticaret ve sanayi mensup­larının mükellefiyetine nazaran çok yüksek nispetler irae etmektedir.
 

Hizmet erbabına ait gelirler 1942 de 318 milyon, 1943,de 313,5 milyon, 1944 de 365,5 milyon liradır. Bu yıllarda hizmet erbabı gelirlerinden alman vasıtasız vergiler de sırasiyle 54.8; 67.2 ve 94,5 milyon lira tutmakta ve bu vaziyete göre vergi nispeti % 17, f/c 21 ve % 26 olarak hesaplanmaktadır.
 

Gelir vergisi:
 

Bu rakamlar gösteriyor ki bugün meri olan Kazanç Vergisi Kanunumuzun te­sis ettiği mükellefiyet hem millî gelirlerin artış seyrini takip edememiş hem de muhtelif zümreler arasında farklı neticeler doğurmuştur.

Bu adaletsizliği ve verimsizliği ortadan kaldırarak millî gelirin takip ettiği seyre muvazi bir mükellefiyet tesis edecek kabiliyet ve elastikiyette olan ge­lir vergisi tasarısının yüksek heyetinizce lâyık olduğu alaka ile karşılanaca­ğından eminim.
 

Diğer vasıtasız vargilerimizden veraset vergisinin ıslahı İçin tetkiklerimiz devam etmektedir.

Vasıtalı vergilerimizde ıslahatı millî hayatın ve ekonomik kaynakların tazyik edilmemesi şartiyle randımanı çoğaltmak manâsına almaktayız. Bu hususta on mühim vasıtalı vergimiz olan muamele ve istihlâk vergileri ele alınmış ve yüksek tasvibinize iktiran eden bu baptaki kanun ile muamele ve İstihlâk vergileri bu yılbaşından itibaren birleştirilerek tek vergi haline konan muamele vergisi nispetleri indirilmiş ve muaflık hükümleri tevsi olunmuştur. Muamele vergisinde olağanüstü hallerin sona ermesİle nispetlerin azalması da aynı kanun iJe şimdiden kabul edilmiş bulunmaktadır. Muamele vergisinin tartışma konusu olan başka meseleleri de vardı. Bunlar üzerinde de incelemeler yapmaktayız.

Vergilerimizde hükümlerin açık ve insicamlı olması lâzımdır. Damga Resmi Kanunu bu bakımdan tadile muhtaç görülerek hazırlanan yeni tasarı yüksek heyetinize takdim edilmiş olup ilgili encümenlerde tetkiki devam etmektedir. Girişilenvergi reformunda mükellefiyet usullerinin bugünün hukuk telâkkilerine uygun ve hem hazine hem de mükellefler için daha ziyade emniyet verici bir şekle ifrağı derpiş olunmuştur.
 

Bu maksatla hazırlanan (Vergi Usul Kanunu) ve (Kamu Alacaklarının Tah­sili Kanunu) tasarıları yüksek meclise takdim edilmiş bulunmaktadır.
 

Aziz arkadaşlarım,
 

Giderlerde tasarruf:Yüksek heyetinizin irşadlariyle takip edegeldiğimiz bütçe siyasetimiz biraz evvel arzettiğim veçhile masraflarda tasarrufu istilzam etmektedir..
 

Giderlerde en büyük tasarruf kadroların azaltılmasından beklenmekte ve bu iş lâyık olduğu ehemmiyetle ele alınmış bulunmaktadır. Takdir buyumlur ki bu konu etrafındaki çalışmalardan müspet neticeler elde edilebilmesi za­mana bağlıdır.

Giderlerle ilgili olarak yolluklar ve emeklilik hakkındaki kanunların ıslahı için girişilmiş olan tetkikler hayli ilerlemiştir. Bunlardan sonuncusunun ta­sarısı bilumum devlet daire ve müesseseleri memurlarına ve sandıklarına şâmil olmak üzere hazırlanmış olduğundan yakında meclise sunulacaktır. Önümüzdeki yıl içinde ele alacağımız işlerden biri de aylıkların tevhit ve te­adülü hakkındaki kanunun ıslahı keyfiye: îdir.
 

Muhterem arkadaşlarım, Devlet kredisi:
 

Miİlî politikamızda istikrazlara biraz evvel arzettiğim kayıt ve şartlarla yer verilmiş olmasının sebebi bu kaynaktan faydalanılarak kalkınma işlerimizi hızlandırmaktır. Bu vesile ile halkımızın devlet tahvillerine karşı güven, gösterdiğini ve iç istikrazlarımızın her defasında umulan rağbete mazhar ol­duğunu yüksek huzurunuzda belirtmeği bir vazife bilirim.

Kalkınma istikrazı için yüksek meclisinizin verdiği salâhiyet bitmek üzere olduğundan bu yetki hududunun 200 milyon lira arttırılması teklif edilmiş bulunmaktadır.
 

Memleketimizde âmine kredisinin mahiyet ve lüzumu kesin olarak anlaşılmış olduğundan bu teklifimizin tasvip edileceğinden eminim. îstitraten arzede-yim ki bu yıl zarfında kabul buyuruîan bir kanun ile malî imkânları arttır­mış olduğumuz amortisman sandığı devlet tahvillerinin piyasasını düzen­lemek vazifesini başarmağa eskisine nispetle daha müessir bir şekilde koyul­muş bulunmaktadır.
 

istikraz bahsine temas etmişken borçlarınızın yekûnunu arz ve borç duru­mumuzu mütalâa etmekîiğime müsaadenizi rica ederim.
 

Umumî muvazeneden ödenen borçlarımızın yekûnu 20/10 1S47 tarihinde 1 miryar 457 milyon lira olup bunun % 83,51 tutarında 1 milyar 21S milyonu.
 

konsolide ve geri kalan 239 milyonu dalgalıdır. Konsolide borçlarımızın 647' milyonu dahilî, 471 milyonu haricidir.

Dalgalı borçlarımızın da kâffesi dahilidir.
 

Bu yıl içinde vermiş olduğumuz yetkiye dayanılarak dahilî dalgalı borçları­mızın altın ve döviz reevealüasyonundan elde edilen farkın itfaya tahsisi suretiyle 260 milyon ve 4060 Sayılı Kanun mucibince çıkarılmış olan bonola­rın 20 yıl vadeli tahvillerle değiştirilmesi neticesi olarak 228 milyon ve ha­zine mevcutlarından Ödenmek* suretiyle 27 milyon olmak üzere ceman 515 milyon lira miktarında azalmış olduğunu ayrıca kayıt ve İşaret etmek iste­rim.. Görülüyor ki borçlarımız gerek yekûn gerek iç ve dış alacaklılar ara­sında dağılış bakımından maliyenizi yapıcı işler İçin bu menbadan fayda­lanmaktan alıkoyacak bir mahiyet arzetmektedir.
 

Hususî kredi:
 

Memleketimizde kredi müesseselerinin faaliyeti ve tasarruf mevduatının git­tikçe çoğalması memnunluk verici bir haldedir, filhakika tasarruf tevdiatı 30/6/1945 tarihinde 219 milyon ve 30/6/1946 tarihinde 288 milyon lira iken. bu yılın yine haziran sonunda 372 milyona yükselmiştir.
 

Aziz arkadaşlarım,
 

Enflâsyonun önlenmesi :
 

Bütçelerimiz üzerinde yüksek meclisin pek tabii olarak gösterdiği hassasiyet semerelerini vermekte gecikmemektedir. Harpten sonraki senelerin katı he­sap kanunları enflâsyonun kesin olarak Önlenmiş olduğunu ispat etmektedir. 1945 malî hesabının müsait neticelerini geçen yıl bütçesinin izahı sırasında bildirmiştim. Bu defa miadından beş ay evvel hazırlanıp takdim edilmek üze­re olan 1946 malî hesabı da bunu teyid etmektedir.

Filhakika 1946 yılında vergilerimizden 977,7 milyon ve istikraz kaynakları­mızdan 63,7 milyon lira olmak Ü2ere ceman 1 milyar 41 milyon lira elde edil­miş ve buna mukabil 1 milyar İS milyon lira masraf yapılarak 22 milyon lira. tutarında bir fazlalık elde edilmiştir.
 

Mülhak bütçeler:
 

1948 yılının bütçe tasarısı .hakkındaki maruzatıma son vermeden önce bu yıla ait mülhak bütçelerimiz hakkında da toplu bir fikir vermiş olmak için arzedeyim ki tasarıları yüksek huzurunuza gelmiş olan mülhak bütçelerini­zin bir arada gelir ve giderleri 469.2'milyon lira tutmaktadır.
 

Mülhak bütçeli idarelerden Devlet Demiryolları, Denizyolları ve Havayol­ları ve Posta Telgraf Umum Müdürlükleri bütçelerine verilen düzen yüksek heyetinizce münakalâtın inkişafına atıf buyurudan ehemmiyetten mülhem, olmaktadır. Bu idarelerin harpten sonra mazhar oldukları kalkınmalarını bir kat daha arttırmağa yarayacak munzam ödeneklerin 1948 bütçelerinde yer almış olduğuna işarel etmek isterim.
 

Sağdan Bütçeden konuşun» sesleri.
 

— Lütfen müsaade edin, ondan da konuşacağım, vekil olarak bu hakkı haiz değilsem bile milletvekili olarak haizim. Bu seneye gelince, bu sene bütçe­sini yaparken geçen seneye nazaran biraz farklı olmakla beraber yine ola­ğanüstü millî savunma ihtiyaçlarıyla karşı karsıya bulunuyoruz. Bugünkü varidat durumuna ve yaptığımız bütçe tahminlerine nazaran diğer bakan­lıklar ihtiyacı meyanında millî savunma ihtiyacını da azamî şekilde karşı­lamağa gayret ettik. Fakat yine açıkça ifade edeyim. Bütçe Komisyonu hu­zurunda da gayet açık olarak ifade etmiştim, geçen seneye nazaran daha ümit ve tasarrufa İmkân verici vaziyetler olmasına rağmen bu sene içinde millî savunma için yeniden ödenek aîmak zaruretleri belirecektir. Diye­ceksiniz ki, mademki böyledir niçin şimdiden bütçeye bunları koymuyor­sunuz, niçin şimdiden bütçede bunların karşılığını derpiş etmiyorsunuz? Bütçe Komisyonu huzurunda da arzettiğim gibi bu bir ihmal zihniyetinin eseri olmaktan ziyade bir ihtiyat zihniyetidir. Çünkü samimî olarak, açık olarak şunu ifade edeyim ki, sene içinde millî savunvanm olağanüstü ihti­yaçlarının ne olacağını çimdiden katî olarak kestirmek imkânı yoktur. Bu sene içindeki umumî vaziyete ve bunun yanında belki de bazı yardımların portesine bağlı bir iştir. 3u bakımdan şimdiden millî savunmanın katî ola­rak ihtiyacı şudur, binaenaleyh bunu biîhesap bütçeye koyalım ve karşı­lığını gösterelim, karşılığı yoksa açık bir bütçe ile millet huzuruna çıkalım demek bir ihtiyat eseri olamaz.

Daha açık arzedeceğim, eğer millî savunmanın, sene içinde tahakkuk ede­cek katî ihtiyaçlarını şu veya bu şekilde karşılamak imkânı hâsıl olmazzsa, millî savunma gibi hayatî bir işimizin karşılanması için, icabederse millet­ten yeniden fedakârlığı istenecektir. Bunun dışında sayın Adnan Mende­res'in temas ettiği bir iki nokta vardır ki açıklanmazsa hakikaten samimi­yetsizliğin bir ifadesi olarak görünebilir.
 

Bunlardan biri özel idare mevzuudur.
 

ikincisi, köy okullarının inşaat masrafı karşılığı meselesidir. Sayın arkada­şım ifade buyurdular ki, bunların portesi aşağı yukarı bellidir. Ve aşağı yukarı şimdiden taayyün etmiş, kesbi katiyet etmiş bir iş gibidir. Binaena­leyh bu masraflar niçin bütçede yer almamıştır?
 

Bütçeye alınmıyorsa, bütçeyi mütevazin göstermek gayesiyle alınmıyor, binaenaleyh bu da samimiyetsizliğin bir ifadesidir.
 

Hayır arkadaşlar, burada samimiyetsizlik yok, bilâkis samimiyet vardır. Niçin?
 

Evvelâ köy okulları meselesine temas edeyim. Koy okulları inşaatı masraf­larının, hükümet, genel bütçeden karşılanması kararını vermiş bulunuyor. Bütçe Komisyonunda bu mesele üzerinde ehemmiyetle durdu ve bu iğin bir karar altına alınmasını ısrarla istedi. Buna mukabil bütçeye konulan 4 milyon liradan ibarettir. Tabiatiyle bu 4 milyon liranın bütün inşa masraflarını karşılamıyacağı meydandadır. İzah sadedinde Bütçe Komisyonu huzurundaki maruzatımı burada tekrardan başka yapacak bir şey yoktur. Bu işin şim­diden tamamiyle genel bütçeye alınması için, genel bütçeye ne kadar bir yük tahmil edeceğini hesabetnıek lâzımdır. Bunun üzerinde arkadaşım. Millî Eğitim Bakanı ile çalışmaktayız. Bütçe imkânlarını da gözönüne alarak kati bir rakam vermek için bazı hesaplar yapmak icabetmektedir. Belki daha tasarruflu bir inşa sistemine ve bir tipe gideceğiz. Bunun yanında eğer bütçe-imkânlarımız değişmezse belki programda yeni bir düzeltme zarurî olacaktır. Bütün bunları yaptıktan sonra bu işin bütçemize yükliyeceği katı rakamı elde etmiş olacağız ve ondan sonra yüksek huzurunuza geleceğiz, lüzumlu olan ek ödeneği, karşılığını göstermek veyahut mukabilini temin etmek sure­tiyle tahsisat istiyeceğiz. Zannedersem mesele bu kadar açık, vazıh bir şe­kilde yüksek huzurunuzda açıklandıktan sonra yine samimiyetsizzlik dam­gasını vurmak biraz insafsızlık olur.
 

Özel idarelerden maaş alan öğretmenlerin genel bütçeye alınması mesele­sine gelince, buna da karar vermiş vaziyetteyiz, bu hususta bir tasarı hazır­lamaktayız. Tabiatiyle bütçeye yardım için konulan 34 milyon lira —ki maaş farkları dolayısiyle konulmuştur— bu şekilde tasarruf edilecektir. Buna za-mimeten daha bazı tasarruflar genel bütçeden bu öğretmenlere maaş ver­mek imkânı nı bize sağlayacaktır ve tasarı yüksek huzurunuza geldiği vakit açık var mı, yok mu, karşılığı var mı, yok mu? Uzun uzadıya münakaşa etmek ve yoksa bizi tenkidetmek hakkınız olacaktır.

Bütçelerde tasarruf bahsine geçiyorum. Bu, hakikaten mühim bir dâvadır, daima tekrar edilen ve ekseriya neticesiz kalan bir dâvadır. Tasarruf hak­kındaki düşüncelerimizi arzetmeden evvel sayın Adnan Menderes'in özlük haklar kısmında geçen sene bütçesine nazaran bu sene maaşlarda 47 ve üc­ret kısmında da 16 milyon liralık bir fazlalık bulunduğunu binaenaleyh 948 bütçesinde kadro bakımından bir tasarruf değil hattâ bir yükleme oldu­ğunu ifade buyurdular. Rakamlarda yanlışlık vardır. Kendileri bu yanlış neticeye varmakta kusurlu değillerdir. Bu biraz da bütçedeki vuzuhsuzlu­ğun eseridir. Amma bu vuzuhsuzluğun nereden geldiğini arzedersem bana, hak vereceğinizi zannediyorum.

Bu şuradan geliyor, geçen sene millî savunmanın bir âdi bir de fevkalâde kısmı vardı. Bu sene onu kaldırdık ve daha vazıh olsun diye fevkalâde kısmı diğer fasıl ve maddelere dağıttık. Geçen sene millî müdafaadan bazı maaş­lar bu fevkalâde kısımda yer aldığı için hakikaten böyle bir fark varmış gibi ilk nazarda insanı tereddüde ve yanlışlığa sevkediyor.
 

Bu sene özlük haklar kısmında 11 milyon liralık bir fazlalık vardır. Bunîar yeni bir kadronun neticesi değildir. Çünkü hiç bir yeni kadro getirmedik ve müstakbel kadrolar için de bütçeye hiç bir ödenek koymadık. Bu sene hü­kümetçe kabul ettiğimiz prensip, yüksek Meclisçe kanunları kabul edilme­den bütçeye ödenek koymamaktır. Bu, daha ziyade Barem Kanununun malûm olan hükümleri dairesinde yerinde terfilerden ve yine kanunlara müs­tenit diğer terfilerden ileri geliyor.
 

Ücret bahsinde de yine bir yanlışlık olacaktır. Ücret zamları 3.400.000 lira­dan ibarettir. Bunlar da yeniden ihdas edilmiş bazı hizmetler dolayısiyle yapılan zamlardir. Hastane müstahdemini ve mektepler müstahdemleri gibi.. Kısmı âzami bunlardır. Bunun yanında zam bakımından çok geri kalmış olan bazı hizmetlilere yapılmış cüzî zamlar da vardır.
 

Şimdi tasarruf mevzuuna geçiyorum. Bütçelerde tasarruf yapmak ve tasar­ruf için icabeden tedbirleri almak şüphesiz ki hükümetin en esaslı ödev­lerinden birisidir. Geçen sene bütçesini yaparken birtakım, tasarruf temin edecek tedbirleri almış bulunuyorduk. Bazı lüzumsuz kadroların «L» cet­veline alınması «E» tertibinden maaş alanların üçte bir nisbeüne indiril­mesi, idare masraflarından ve yardımlardan muayyen nisbetlerde tasarruf yapmak gibi bunların yekûnu aşağı yukarı 25 - 30 milyon civarında idi. Bu sene bütçesini yaparken aynı mevzu üzerinde hükümetiniz ehemmiyetle durmuştur. Fakat gerek kadrolarda ve gerek «L» cetvelinde ve diğer iradî masraflarda geçen sene yapılan kısıntılara ilâveten bu sene kısıntı yapmak imkânlarını bulamadık. Ancak prensip olarak bu kabilden masrafları artır­mamayı kabul ettik. Yüksek huzurunuza getirilen bütçede bu prensibe mümkün mertebe riayet edilmiştir. Bütçe Komisynunuzda da esaslı, vu­kuflu, dikkatli ve devamlı tetkike tâbi -tutulmuş ve her bakanlığın her öde­neği üzerinde durulmuştur.
 

Mümkün olan tasarruflar da yapıldı. Bunun dışında yapılabilecek tasarruf­ları yüksek heyetiniz ayrıca takdir buyuracaktır. Yalnız şunu arzedeyim ki, büyük tasarruf iddiaları kabili tahakkuk görülmedi. Kadro tasarrufu daima tekrar edilen ve kolayca üstünde mütalâa yürütülebilen bir mevzudur.
 

Arkadaşlar, kadrolarda tasarruf hakikaten mühim bir konudur ve mümkün ise yapılmalıdır. Hükümetiniz bu işi esaslı olarak ele almıştır. Her dairenin hizmetlerini yakından tetkik ederek bu vadide varılabilecek neticeleri elde etmek için ciddî olarak çalışılmaktadır.
 

Fakat şunu da arzedeyim: Bu iş birkaç gün içinde, bir kae hafta içinde veya bir ksç ay içinde netice verebilecek bir iş değildir.
 

Şimdi bunun dışında şahsi kanaatlerimi arzedeyim: Hakikaten kadroların üzerinde durulursa bir çok dairelerde lüzumsuz bazı işlerin ve kadroların mevcut olduğu neticesine varılabilir. Belki de esaslı böyle bir tetkik yapıl­madan dahi merkezde birçok dairelerin kadrolarında şişkinlikler olduğuna kani olunabilir. Fakat şunu arzede3rim ki memleket ölçüsünde bu kadro işleri tetkik edilecek olursa bu bizi bir tasarrufa mı sevkeder, yoksa yeniden bazı kadroların ihdasına mı sevkeder. Bu, üstünde durulacak bir mevzudur, iddia edebilir miyiz ki bilhassa taşrada ba/L işlerimiz için kâfi derecede me­murumuz vardır?
 

A.dnan Menderes(Kütahya)— Hiç bakmadınız mı şimdiye kadar?
 

Bu tica­ret bilançosunu bulmak gayet kolaydır. İstatistiklerden çıkar. Fakat hesap bilançosunu yapmak hayli müşkül bir ameliyedir ve çok esaslı hesaplara da­yanmak icabeder. Size şunu arzedeyim ki biz değil birçok memleketler bunu yapabilmiş değildi?-. Bizde de 1938 senesine, 1945 senesine, 1946 senesine ve 1947 senesine ait bazı hesaplar yapılmıştır. Fakat biz bunlar üzerinde haki­katen esaslı, ciddi tedkikler yaparak münakaşaya mahal venniyecek bir şe­kilde heyeti umumîyeye prezaute etmeğe mecburuzz. Kaldı ki Birleşmiş Mil­letler Teşkilâtı bu hususta bir takım formüller vermiş, tavsiyelerde bulunmuş­tur. Onları da nazarı itibare alarak elimizdeki muvakkat rakamları daha mü­tekâmil şekle geJ' "ineğe mecburuz. Üstünde uzun uzadıya münakaşa açılabi­lecek olan bir t m iptidaî mahiyetteki hazırlıkları 'resmî rakamlar olarak ifade etmeği be: ihsan ciddi telâkki etmem. Onun için bu hesapları yakın âtide tekemmül irdiğimiz zaman yüksek huzurunuzda ve millet huzurun­da neşretmeğe hazırız.
 

Reşat Aydınlı (Denizli) —- Bir sual sorabilirmiyim ? efendim, Monako hariç, dünyanın her yerinde devletler istikraz yapar buyurdunuz.
 

Maliye Bakanı Halit Nazmi Keşmir (Devamla) — Monako'yu, ben söyleme­dim, yanlımızda oturan arkadaşınız söyledi. Belki ben Panama demişimdir. Reşat Aydınlı (Denizli) — Olabilir, rica ettiğim şey, bizdeki istikrazın kısmı küllisini bankalar emdiğine göre, bilâhare bankalar bunları, kendilerine ev­rakı nakdiye lâzım olduğu vakit Merkez Bankasına götürüp bir ticarî senet gibi reiskont ettiriyorlar mı, ettirmiyorlar mı ve bu bir emisyon telâkki bu-yuruluyor mu, buyurulmuyor mu?
 

İkinci ricam, da şudur: Bizde hayat pahahlığını Amerika ve ingiltere ile kı­yasladınız ve Amerika'da ve ingiltere'de nispetler fazla yani oralarda hayat pahalılaşmış, bizde ise düşmüş.
 

Bendeniz bunun aksini iddia ediyorum. Yalnız 1945'e kadar elimde şeyler var. Zatıâliniz nereden aldınız lütfederseniz bunu tetkik etmiş olurum ve bizdeki hayat pahalılığı hakikaten bu mudur?
 

Maliye Bakanı Halid Nazmi Keşmir (Tokat) —- Ben hayat pahalılığı mevzuu­na temas etmek istemiyorum. Fakat madem, ki bu mevzua temas ettiniz, kı­saca bu hususta da maruzatta bulunacağım.
 

Evvelâ bir kera son senelerde bizim yaptığımız istikrazlar hemen tamamen eşhas ve kurumlar tarafından kapanmaktadır. Bankalara intikali yok gibi­dir. Bugün tedavülde bulunan 302 milyondur. Bunun 200 milyonu aşağı yu­karı, eşhas ve bir takım kurumlar ve şirketler nezdindedir. Bunların Merkez Bankasına götürülüp reiskont mevzuu olmasına imkân yoktur. Geriye kalan bir miktarı Merkez Bankasındadır. Merkez Bankasındaki hazine portföyün-dedir. Bir kısmı da dağınıktır. Bankalarda olanların Merkez Bankasına gö­türülüp reiskonta arzedilmesi nadir bir şeydir. Merkez Bankasının muayyen

limitleri vardır. Binaenaleyh hudutsuz götürülemez. Her bankanın kredi li­mitleri vardır, bu limitlerle mukayyettir, böyle bir tehlike nıevzuubahs de­ğildir. Kaldı ki bugünkü emisyon durumumuz gayet inşirah vericidir. Bir aralık 7 Eylül Kararlarından sonra 900 milyonun üstüne çıkan bir milyara yaklaşan emisyon hakikaten o vakit efkârı umumiyeyi endişeye sevketmişti ve bilhassa matbuat, bu mesele üzerinde ehemmiyetle durmuştu. Fakat bazı tedbirler ve fiyat hareketlerinin Önlenmesi gayretleri bunu daima makul had­ler dahilinde tutmuş ve en son. vaziyete göre emisyon miktarı 900 milyonun altına düşmüştür. Yani 7 Eylülden evvelki vaziyete düşmüştür. Bu sefer ba­zı tekliflerle karşı karşıyayız. Arzedilen iktisadî hayatın darlaşmasından, emisyonun o kadar zararlı bir şey olmadığından bahsedilmektedir. Biz daima bu mevzuda ölçülü olmak kararındayız.
 

Şimdi arkadaşım benim verdiğim rakamlardan bahis buyurdular. Buna da bir nebze temas edeyim:

Efendim, ben 1938 senesini ele alarak bugünkü durumu kastetmedim ve on­da da haklı idim. Çünkü nihayet bir istikrar devrine girmemiz lâzım gelirdi. Bu istikrar devri içinde bulunduğumuzu ispat edebilecek rakamları huzuru­nuzda ifade ettim. Benim şahsî kanaatıma göre, hayat zorluğunun hakikî ça­resi istikrar devrini esaslı ve devamlı olarak sağlamaktadır.

Eğer bu izahatını kâfi ise müsaadenizi rica ederek sözlerime son veriyorum. (Alkışlar)

Kesat Aydınlı(Denizli) — Cok teşekkür ederim. Kâfidir.

B. M. Meclisinde Basın ve Yayın Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde milletveküleri tarafmdan ileri sürülen mütalâalara karşılık olarak Başbakan Yardımcısı Faik Ahmet Barutçumun açıklaması:
 

Ankara:
 

Büyük Millet Meclisinin bugün öğleden önce ve sonra yaptığı oturumlarda Basın ve Yayın Umura Müdürlüğü bütçesi ilzerinâ-e bu Umum Müdürlük ve Anadolu Ajansı çalışmaları etrafında bir kısım milletvekilleri atrajınd.an ile­ri sürülen mütalâalara karşılık olarak Başbakan Yardımcısı ve Devlet Baka­ra Faik Ahmet Barutçu su açıklamada bulunmuştur;

Efendim, Basın Yayın bütçesi vesilesiyle söz alan sayın arkadaşlarımız basını sert tenkit etmekle beraber bendenizin şahsen istifade edebileceğim kıymetli tenkit ve mütalâalar ileri sürmüşlerdir. Acizane kanaatim odur ki vaziyeti olduğu gibi her cephesinden eksiğiyle, fszîasiyle, icaplariyle ihtiyaçlariyîe gözden geçirmek bir zarurettir. Yüksek heyetinizin malûmu bulunacağı üze-ı-p bu Basın ve Yayın Müessesesi 1943 te kurulmuştur. Yani beş senelik bir mazisi vardır ve bu müesseseve hakikaten, gittikçe genişliyen telâkki ve ihti-vaelar birçok önemli vazife ve hizmetler tevdi etmiştir.

Emin Sazak arkadaşıma cevap arzedeyim: Buyurdular ki, bu müessese ik­tidar partisi hesabına da faydalı olmuş bir müessese değildir, bunu kaldır­mak lâzımgelir dediler. Biz bu müessesenin memleket hesabına faydalı olup olmadığı noktası üzerinde dururuz ve onu düşünürüz. Memlekete faydalı oldu mu, iktidar partisine de faydalı olmuş demek olur. Bütün maruzatımla da tebarüz ettirmek istediğim veçhile hakikaten memleket hesabına daha çok faydalı olmasını sağlamak yolunun adamlarıyız.
 

Saim Ali Bey arkadaşımızın spikerler hakkındaki temennileri hakikaten dikkate alınması lâzımgelen temennilerdir.

Eksikleri düzelteceğimize ve düzeltmeğe çalışacağımıza arkadaşlarımızın emin olmalarını rica ederim.

B. M, Meclisinde Adalet Bakanlığı bütçesi münasebetiyle ileri sü­rülen mütalâalara karşı Bakan Şinasi Devrin'in beyanatı:

Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında Adalet Bakanlığı bütçesi münasebetiyle ileri sürülen mütalâalara karşı Adalet Bakanı Şinasi Devrin şu beyanatta bulunmuştur :
 

Muhterem arkadaşlar,

Adalet bütçesi hakkındaki görüşmelere katılan arkadaşlarımın değerli mü­talâalarını ve temennilerini dikkat ve istifade ile dinledim. Bu mütalâa ve beyanların bir kısmı prensip meselelerine bir kısmı da teferruata veya mün­ferit dileklere taallûk etmektedir. Prensip meselelerini ilgilendiren beyan­ları bir kaç esasa icra etmek, adalet cihazının işleyiş tarzına, usul ve esas kanunlarına, ceza sahasındaki infaz sistemine dair olanlarını ayrı gruplar halinde mütalâa etmek imkânı vardır.
 

1 — Cihazın işleyiş tarzı hakkındaki temenniler umumiyetle dâvaların süratle neticelendirilmesi mevzuunda toplanmaktadır, bu mevzuun ehemmi­yeti hiç bir izaha lüzum göstermiyecek kadar aşikârdır. Filhakika cemiyet içinde huzur ve sükûnun tam olarak yerleşebilmesi adaletin emniyet ve süratle yerine getirilmesine bağlıdır.

Adalette.esas gaye hakkın yerine getirilmesi olmakla beraber sürat ve sa­delik tesirli bir adaletin belli başlı vasfını teşkil eder. İşte bundan dolayıdır ki kanun vazıımn halline mecbur olduğu en çetin mesele teminatın sürat ve sadelikle telifi keyfiyetidir. Bu hususta memleketin icaplarına uygun ölçüyü bulamıyan her usul kanunu önceden akamete uğramaya mahkûmdur. Ceza­da ve hukukta yargılama usulü kanunlarımızı bilhassa bu bakımdan esaslı

bir tetkike tâbi tuttuk. Bugün yürürlükte olan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu Noşatel Kantonunun 1925 tarihli kanunu aynen tercüme edilmek, yetki şahadet ve senetler bahsinde Alman ve Fransız hukukundan istifade edilmek suretiyle tanzim edilmiştir.
 

1926 tarihinde İsviçrenin Medenî Kanunu alındıktan sonra bu kanunu yü­rütecek yeni bir yargılama kanununa olan âcil ihtiyaç o zaman tercüme vo­liyle iktibası zaruri kılmıştı. O tarihte başka bir yolu ihtiyare imkân ola­mazdı. Fakat yirmi senelik1 tatbikat vuzuhla göstermiştir ki bu kanunun bünyemize uymiyan bazı hükümleri hakkın yerine getirilmesi bakımından hiç bir fayda sağlamadığı, hattâ teminatı azalttığı, bazan da büsbütün kal­dırdığı halde, dâvaların kesin neticeye bağlanmasını bazan tahammül edil­mez derecede geciktirmekte, suiniyet sahibi davalılara bir dâvayı hadden aşırı uzatmak imkânlarını bahşetmektedir.. Binaenaleyh usul kanunlarında sürat ve sadelik bakımından yapılan tadilât hakkı belirtmek için gerekli te­minatı azaltmak şöyle dursun bilâkis bu teminatı hiçe indirmek imkânını veren lüzumsuz formaliteleri kaldırmak suretiyle emniyeti kuvvetlendirici mahiyettedir.

Bir usul kanununda hakikatin açıklanması bakımından katî lüzum olmıyan formaliteler ne kadar çoğalırsa işi karıştırmak ve uzatmak istiyen taraf o derece faydalanır. Bazan çok ihtiyatlı olanlar bile karışık ve lüzumsuz for­malitelere riayette kusur ederler. Yargılama usulünde formaliteler asgarî hadde nidirilerek basitlik temin edilmedikçe ne sürat ve ne de hattâ esas gaye olan emniyet temin edilemez. Memleketimizde dâvaların süratle in­tacına engel olan sebepler çeşitlidir. Mahkeme merkezlerinindağınıklığı,ulaştırma vasıtalarının ve yolların kifayetsizliği bilhassa ahvali şahsiye ve tapu sicillerinde olduğu gibi resmî kayıtların muntazam olmaması, halkın itiyatları, dosya işleri, kalem muamelâtı ve daha birçok sebepler bu meyanda zikredilebilir. Fakat bunların en önemlisi yürürlükte olan kanunun kifa­yetsiz bazan hatalı ve bilhassa memleketimizin bünye ve ihtiyaçlarına uy-mıyan bazı hükümleri ihtiva eylemesi keyfiyetidir. Yüksek heyetinizi tek­nik ve teferruata taallûk eden meselelerle yormamak için bir tek misal zik-retnıekliğime müsaadelerini rica edeceğim. Mehazımız olan 1925 tarihli No­şatel Kanunu usul sahasında yargıca tanınan mevki bakımından klâsik pren­sibe sadık kalmıştır. Bu prensibin temel taşı, tarafların dâvada tasarruf serbestisidir. Noşatelde ve bizde bütün şümuliyle tatbik edilen bu esasa göre dâvayı taraflar harekete geçirir, mecrasını onlar tâyin eder.
 

Bir dâvanın hükme bağlanabilmesi için muayyen bazı hususların aydınlan­ması zarurî olsa dahi yargıç, taraflarca ileri sürülmüş olmadıkça bu husus­ları hatırlatmak imkânını bulamaz. Halkımızın büyük ekseriyetinin dâva­larını bizzat takibetmek zorunda bulunduğu ve İcabeden hukukî bilgilerle mücehhez olmadığı gözönünde bulundurulursa bu hükmün memleketimizin ihtiyaçlarına cevap vermekten oldukça uzak olduğu derhal anlaşılır. Bu iti­barla yeni tasarıda yargıcın dâvayı her halde tarafsız olmak şartı ve yol gösimage001.gifimage002.gifterme mahiyetinde olmamak kaydiyle iyi bir mecrada idare etmek hususun­daki yetkileri ehemmiyetli surette genişletilmiştir.
 

Bir dâva mahkemeye intikal edince artık âmme menfaati sahasına girmiş ola­cağından fertlerin adalete zıt menfaatler uğruna adaleti alet etmelerine ve dâvayı istedikleri şekilde uzatmalarına karşı yargıcın seyirci kalmaması ve dâvanın sevk ve idaresi bakımından nâzım rolünü hakkiyle ifa edecek du­rumda bulunması gerekir. Bu itibarla hukuk usulünün ana kaidesi olan yar­gıcın tarafların iddia ve müdafaasiyle bağlı kalması prensibi muhafaza edil­mekle beraber bu prensibin uygulanmasında kötü niyetli tarafların dâvayı uzatmak ve işi karıştırma için bir mesnet bulamamaları hususuna bilhassa itina edilmiştir. 946 senesi Eylül ayında bu direktifle işe başlıyan tadil ko­misyonunun sekiz ay fasılasız şekilde sarfettiğl mesai neticesinde meydana getirdiği proje Hukuk Usulü Muhakemeleri Ordinaryüs Profesörü Sayın Mus­tafa Reşit Belgesay'm iştirakiyle teşekkül eden diğer bir komisvonun da mü­talaası alındıktan sonra nihaî şeklini almış ve Bakanlar Kurulunun tasvi­binden geçerek Yüksek Meclise sunulmuştur. Bu projenin kanunlaşması ha­linde adalet cihazının işleyiş tarzında büyük bir değişiklik husul bulacağı ve halkın mühim bir ihtiyacını karşılayacağı kanaatmdayım.
 

Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu da aynı hedefe vusul bakımından esaslı tetkike tâbi tutulmuş 946 senesi Eylül ayında yargılayın değerli başkanla­rından sayın Necmettin Zahir Sencer'in reisliği altında yüksek dereceli yar­gıç ve mütehassısların iştirakiyle kurulan komisyon tatbikattaki aksaklık­ları ve lüzumsuz gecikme sebeplerini etrafiyle tesbit ederek bunların izalesi çarelerini araştırmıştır. İstanbul Üniversitesi Ceza Muhakemeleri Usulü Or­dinaryüs Profesörü Sayın Tahir Taner'in bu husustaki mütalâası alındıktan sonra Adalet Bakanlığı Müsteşarı değerli arkadaşım Sayın Aziz Yeger'in reisliği .altındaki heyet tasarıya son şeklini vermiştir. Ceza usulünün gaye­lerinden biri cemiyetin himayesi diğeri de esaslı hakların teminat altına alın­masıdır. Ceza işlerinde suçluyu en kısa bir zamanda cezalandırmak birçok

. yönlerden, hususiyle âmme efkârını tatmin ve cezanın umumî önleme fonk­siyonunun tesirini göstermesi bakımından faydalıdır. Sürat ayni zamanda halkın adalete olan güvenini artırır. Böyle olmakla beraber asıl gaye adalet olduğu için bittabi o hiç bîr suretle surata feda edilemez. Bu gayeye ulaşmak için takibedilecek usulün fuzuli eşkâl ve merasimden âri ve basit olması gerekir. İşte bu kaidelerin dikkatli ve kusursuz tatbiki sayesindedir ki esas gayeye «adalete» en İyi şekilde erişilmiş olur. Yeni tasarının hazırlanmasında vuzuh, sadelik ve sürat mefhumlarına önem verilmiş olmakla beraber bu vasıf ve düsturların adalet ve teminat mefhumlariyle muvazeneli bir şekilde telifine âzami gayret ve itina sarf edilmiştir. Adalet cihazının işleyiş tarzında bu derece zecrî değişiklikler yaparken takibedilecek iki yol hatıra gelir. Bunlardan birincisi arzu edilen hedefe erişmeği mümkün kılacak yeni bir kanunun tercüme yoliyle alınması diğeri mevcut usul kanunlarında İhtiyaç ve bünyemize uygun tadillerin yapılmasıdır. Adalet Bakanlığı bu ikinci yolu takipte fayda mülâhaza etmiştir. Çünkü usul kanunları doğrudan doğruya her memleketin bünyesi, hususiyeti, ihtiyaçları ve hattâ halkın itiyatlariyle ilgilidir .Borçlar ve Medeni Kanunun mehazı olan İsviçre'de tek bir Kanunu Medeni olmasına rağmen birbirine pek yakın ve pek ufak ülkelerden te­şekkül eden 23 kantonun ayrı ayrı usul kanunları bulunması bunun en bariz misalini teşkil eder. Bundan başka kanunların sık sık değişmesi bilhassa usul sahasında daima zararlı neticeler tevlideder. Uzun seneler alışılmış iti­yatlardan kolay vazgeçilemiyeceği gibi yeni kanunun tam olarak anlaşılması ve iyi iyi uygulanması bir hayli zamana tevakkuf eder. Bu itibarla gerek hukuk ve gerek ceza sahasındaki yargılama usullerinin «17 - 20» senelik bir tatbikat devresinde müşahede edilen umumî duruma göre ıslahı hedefe da­ha kolaylıkla ve daha emin bir şekilde erişmeği kolaylaştırır. Ana hatlarını yukarıda arzettiğim cezada yargılama usulü kanunu tasarısı Bakanlar Ku­rulunun tasvibinden geçerek Yüksek Meclise sunulmuş bulunmaktadır. Teknik komisyonun incelemeleri neticesinde daha mütekâmil bir hale gele­cek o!an bu hükümlerin tatbikat sahasında çok hayırlı değişiklikler yarata­cağını kuvvetle ümidetmekteyim.
 

Adalet cihazının işleyiş tarzını yukarıda arzettiğim esaslara göre tanzim için sadece usul kanunlarının değiştirilmesi kâfi gelmez. Mahkemeler teşkilâtını aynı görüş zaviyesinden ele almak ve ilk kademesinden son kademesine ka­dar bütün cihazın bu yolda çalışabilmesini temin edecek esasları tesbit ve vasıtaları temin etmek gerekir. İşte bu maksatla mahkemeler teşkilâtının yeni baştan tanzimi zarureti duyularak Yargıtay'ın mümtaz Birinci Başkanı Sayın Halil Ozyorük'ün reisliği altında Bakanlık Müsteşarı, Başsavcı ve Yargıtay başkan ve üyelerinin iştiraki ile teşekkül eden komisyon bir sene fasılasız süren mesaiden sonra yeni tasarıyı hazırlamış bulunuyor. Bu tasa­rının hazırlanmasında iyi bir talih eseri olarak bundan 16 sene önce adalet müfettişi iken bizzat tarafımdan kaleme alınmış olan bir proje esas tutulmuş ve bu proje yeni ihtiyaçlara göre çok daha iyi ve mütekâmil bir hale geti­rilmiştir.
 

Bugünkü mahkemeler teşkilâtı 5 Haziran 1295 tarihli «Mehakimi Nizamiye Teşkilâtı kanun muvakkatinim) hâlen yürürlükte olan maddeleriyle bu ka­nunu tadil veya yeni hükümler vazeden 18 muhtelif kanuna dayanmakta­dır. Bu müteferrik ve mütenevvî kanunlar .silsilesi o derece girift bîr vazi­yet yaratmıştır ki bir teşkilâtın ana vasfı oiması lâzımgelen vahdeti temine imkân hâsıl olamadıktan başka adalet teşkilâtına istikrarlı bir veçhe tâyin ve tesbit hususunda büyük müşküllerle karşılaşılmıştır. Bu itibarla tasarıyı hazırlamış olan komisyonun üzerinde Önemle durduğu mesele mahkemeler teşkilâtını memleketin ihtiyaçlarına uygun ve yukarda izah eylediğimiz hedefe ulaşmağı sağlıyacak şekilde tanzim ve ayni zamanda iyi bir adaletin dağıtılmasında zarurî olan prensip ve teminatları da bu iki mülâhaza ile telif etmek keyfiyeti olmuştur. Çünkü Teşkilât Kanununun hizmeti mahkemeleri aleladebir tasnife tâbi tutmaktan ibaret değildir. Koyacağı hükümlerin ilgilidir .Borçlar ve Medeni Kanunun mehazı olan İsviçre'de tek bir Kanunu Medeni, olmasına rağmen birbirine pek yakın ve pek ufak ülkelerden te­şekkül eden 23 kantonun ayrı ayrı usul kanunları bulunması bunun en bariz misalini teşkil eder. Bundan başka kanunların sık sık değişmesi bilhassa usul sahasında daima zararlı neticeler tevlideder. Uzun seneler alışılmış iti­yatlardan kolay vazgeçlîemiyeceği gibi yeni kanunun tam olarak anlaşılması ve İyi iyi uygulanması bir hayli zamana tevakkuf eder. Bu itibarla gerek hukuk ve gerek ceza sahasındaki yargılama usullerinin «17 - 20» senelik bir tatbikat devresinde müşahede edilen umumî duruma göre ıslahı hedefe da­ha kolaylıkla ve daha emin bir şekilde erişmeği kolaylaştırır.. Ana hatlarını yukarıda arzettiğinı cezada yargılama usulü kanunu tasarısı Bakanlar Ku­rulunun tasvibinden geçerek Yüksek Meclise sunulmuş bulunmaktadır. Teknik komisyonun incelemeleri neticesinde daha mütekâmil bir hale gele­cek olan bu hükümlerin tatbikat sahasında çok hayırlı değişiklikler yarata­cağını kuvvetle ümidetrnekteyim.
 

Adalet cihazının işleyiş tarzını yukarıda arzettiğinı esaslara göre tanzim için sadece usul kanunlarının değiştirilmesi kâfi gelmez. Mahkemeler teşkilâtını aynı görüş zaviyesinden ele almak ve ilk kademesinden son kademesine ka­dar bütün cihazın bu yolda çalışabilmesini temin edecek esasları tesbit ve vasıtaları temin etmek gerekir. İşte bu maksatla mahkemeler teşkilâtının yeni baştan tanzimi zarureti duyularak Yargıtay'ın mümtaz Birinci Başkanı Sayın Halil Ozyörük'ün reisliği altında Bakanlık Müsteşarı, Başsavcı ve Yargıtay başkan ve üyelerinin iştiraki ile teşekkül eden komisyon bir sene fasılasız süren mesaiden sonra yeni tasarıyı hazırlamış bulunuyor. Bu tasa­rının hazırlanmasında iyi bir talih eseri olarak bundan 16 sene önce adalet müfettişi iken bizzat tarafımdan kaleme alınmış olan bir proje esas tutulmuş ve bu proje yeni ihtiyaçlara göre çok daha iyi ve mütekâmil bir hale geti­rilmiştir.

Bugünkü mahkemeler teşkilâtı 5 Haziran 1295 tarihli «Mehakimi Nizamiye Teşkilâtı kanun muvakkatinin» hâlen yürürlükte olan maddeleriyle bu ka­nunu tadil veya yeni hükümler vazeden 18 muhtelif kanuna dayanmakta­dır. Bu müteferrik ve mütenevvi kanunlar .silsilesi o derece girift bir vazi­yet yaratmıştır ki bir teşkilâtın ana vasfı oiması lâzımgelen vahdeti temine imkân hâsıl olamadıktan başka adalet teşkilâtına istikrarlı bir veçhe tâyin ve tesbit hususunda büyük müşküllerle karşılaşılmıştır. Bu itibarla tasarıyı hazırlamış olan komisyonun üzerinde önemle durduğu mesele mahkemeler teşkilâtını memleketin ihtiyaçlarına uygun ve yukarda izah eylediğimiz hedefe ulaşmağı sağlıyacak şekilde tanzim ve ayni zamanda iyi bir adaletin dağıtılmasında zarurî olan prensip ve teminatları da bu iki mülâhaza ile telif etmek keyfiyeti olmuştur. Çünkü Teşkilât Kanununun hizmeti mahkemeleri alelade bir tasnifetâbi tutmaktan ibaret değildir. Koyacağı hükümlerin yet iktisabı halinde yeni teşkilâtın derhal uygulanmasının adalete büyük faydalar sağlıyacağı kanaatindedir.
 

Tasarının bariz vasıflarından bir diğeri de hâlen ilçelerde mevcut tek yar­gıçlık sistemini ilga ederek asliye mahkemelerini adalet teşkilâtının ilk ka­demesi olarak kabul etmiş olmasıdır. Filvaki bir çok ilçelerimizde sulh yar­gıçlığı adı altında kurulmuş olup hakikati halde hukukta ve cezada muay­yen asliye mevadını görmekle mükellef, bazan savcılık, bazan sorgu yar­gıçlığı yetkilerini de haiz olan tek bir yargıcın bir ilce merkezinde adalet cihazının bütün cüzilerini temsil etmiş olmasından dolayı çıkan güçlükler artık herkesçe müşahede edilebilen bir durum arzetmektedir. Bundan böjde herhangi bir ilçede mahkeme kurulmasına karar verildiği takdirde bir asliye yargıcı ile bir savcı bir de muavin sıfatım haiz sorgu yargıcına ihtiyaç hâsıl olacaktır. Yargıtayın isdurumu ile çalışma tarzı bu tasarıda katı bir hal şekline bağlanmış olduğundan bu yüksek mahkeme kendisinden beklenen -esas görevini, kanunların tam olarak uygulanmasını murakabe ödevini, ko­laylıkla yerine getirmek imkânlarını elde etmiş olur.
 

Cumhuriyet Savcılığı Teşkilâtına ait görüşlerimiz de bu tasarıda tamamen yer almış bulunmaktadır. Yüksek Meclisin irşatlariyle tekemmül ederek kesin şeklini alacak olan Mahkemeler Teşkilâtı Kanununun halkın çok esaslı Mr ihtiyacına cevap vererek adalet işlerimizde daha ileri bir merhaleye erişmeği sağlıyacağını umuyorum. .

Biraz Önce mahkemelerin çalışma vasıtalarından bahsetmiştim. Bu vasıta­ların başlıcaları dosyalarla yargıç ve savcıları tenvire yarayan ilmî eserler ve içtihat dergileridir. Kalem teşkilâtını ve kâtiplerin durumunu da bu ara­da zikretmek icabeder. Mahkemelerde, savcılıkta ve icra dairelerinde dos­yaların muntazam bir usule bağlanması umumiyetle zan ve tahmin edildi­ğinden çok daha önemli bir mahiyet arzeder. Muamelelerde vüsuk ve ciddi­yetin temini, araştırma ve tetkikatm kolaylaştırılması ancak muntazam bir dosya usulünün tesisi ile mümkün olabilir. Adalet cihazının her kademe­linde muayyen bir dosya sisteminin uygulanmasını temin maksadiyle bir­çok devletlerde ve bu arada muhtelif İsviçre kantonlarında, Fransız ve İtal­yan mahkemeleriyle Newyork mahkemelerinde tatbik edilen dosya usulüne ait talimatnameleri ve dosyaların birer örneğini mahallî elçiliklerimiz vası-tasiyle ceibettik. Bu dosyalar içinde çok mükemmel olanları vardır. Bir kıs­mının maliyet fiyatının yüksek olması, bazzı usullerin uygulanmasında rast­lanacak müşküller gözönünde tutularak kendi teşkilâtımızın kolaylıkla tat­bik edebileceği bir talimatname hazırladık ve bir deneme şeklinde 947 yılın­da bütün asliye mahkemelerinde tatbik ettik. Bu yeni usulden aldığımız ba­şarılı neticeler bize bu usulün 1948 yılında gerek hukuk ve gerek cezada, Asliye ve Sulh mevadma şâmil olmak üzere bütün mahkemelerle icra dainak kâğıtîariyle diğer evrak yeknesak bir şekilde bastırılıp tevzi edilmiştir. Bu suretle gerek karton ve gerek muvteviyatı itibariyle muntazam dosyalar tutulması sağlanmış olacaktır. 1946 yılında ağır ceza mahkemelerine 24898, asliye ceza mahkeme­lerine 214118, sulh ceza mahkemelerine 272828 iş olmak üzere ceza mahke­melerine

Asliye hukuk mahkemelerine 282890, sulh hukuk mahkemelerine 210685, Ticaret mahkemelerine 10297 iş olmak üzzere Hukuk ve Ticaret kıs­mına 501946,Sorgu yargıçlıklarına 29388, İcra dairelerine 368212,İş olmak üzere mahkeme ve icra dairelerine bir yıl zarfında gelmiş-lan iş miktarı 1410809 rakamına baliğ olmaktadır.
 

1946 yılı 1947 yılı ile mukayese edildiği takdirde hukukta olsun ceza­da olsun gelen işlerde büyük bir artış kayıt edilmemiştir. 1946 yılının ilk altı ayında gelen işlerle 1947 yılının aynı aylarına tekabül eden iş sayısını gös­teren rakamları aynen arzediyorum:

Bu rakamların mukayesesinden vuzuhla anlaşıldığı üzere 947 yılında yalnız ticaret dâvaları ehemmiyetli bir artış arzefcmektedir ki bunun da sebebi fev­kalâde şartların zeval bulması, normal ticaret münasebetlerinin teessüsü ve ticarî mübadelenin inkişafiyle izah edilebilir.
 

947"yıhndanberi tutmakta olduğumuz istatistikler hukuk dâvalarının ve nevi-leriyle suçların vasıf ve mahiyetlerini ihtiva edeceğinden gelecek yıl bütün suçların artış ve eksiliş sebeplerini tetkike imkân hâsıl olacaktır.
 

2 — Maddî vasıtaların bir kısmını da ilmi eserler ve içtihat dergileri teşkil eder, dâvaların sürat ve isabetle görüşebilmesinin bir şartı da Yargıtay içti­hatlarının bütün yargıç ve savcılar tarafından takibedilebilmesidir. Hususî bîr komisyon bu maksatla içtihat dergilerini bir yıldanberi hazırlamaktadır. Ana kanunlarımızın yürürlüğe girdiği tarihten bu güne kadar her kanuna taallûk eden mahkeme içtihatları madde ve işin mahiyetine göre tertibedilmiş fihrist­lerle birlikte bastırılıp yargıç ve savcılara dağıtılacaktır. Bunlardan tabiatiyle avukatlar ve hukuk ilmiyle ilgisi olanlar da faydalanabilirler. Medenî Kanunla Borçlar Kanununa ve Tevhidi içtihat kararlarına taallûk eden dergiler ta­mamlanarak matbaaya tevdi edilmiştir. Diğer kanunlara ait olanları da 948 yılı içinde tamamlamayı düşünüyoruz.
 

3 — Kalem muamelâtının, ivi vürütülebilmesi için yalnız dosyaların tanzimi ve kalemler için talimat yapılması kâfi gelmez. Kâtip ve başkâtiplerin bir sis­tem dahilinde yetiştirilmesi ve kendilerine meslekte yükselme, istikbali arama imkânlarının bahsedilmesi gerekir. Bu mevzuu ancak önümüzdeki yıl tetkik ve tanzim imkânını elde edebileceğimizi umuyorum.

Buraya kadar olan maruzatımda adalet cihazının işleyişini temin eden usul kanunlarının nasıl ıslah edildiğini ve mahkemelerin maddi vasıtalarını ne yol­dan inkişaf ettirmekte bulunduğumuzu izaha çalıştım. Şimdi müsaadeleriyle esas kanunlara geçiyorum.
 

Bu kanunlardan ancak âcil bir ihtiyaca tekabül edenleri ele almış bulunuyo­ruz. Bunlar arasında bilhassa Kara ve Deniz Ticaret kanunları ilk safta yer alır.
 

Yirmi yıldanberi neşredilen etüd ve makalelere, ticaret ve sanayi odalarından, alman raporlara, hukukçu ve tacirlerimizin geçirmekte oldukları tecrübeler nazara alındığı takdirde Kara ve Deniz Ticareti kanunlarımızın bugünkü şek­liyle ihtiyaçları karşılayamadığı vuzuhla görülür. Ticaret Kanunumuzun ak­sak tarafları bilhassa üç sebebe irca edilebilir :
 

— Ticaret Kanunu ile Medenî Kanun ve Borçlar Kanunu arasındaki ahenk­ sizlik, filvaki Ticaret Kanununun birinci kitabını hazırlayan komisyon Me­cellenin kaldırılıp bunun yerine İsviçre'den iktibas edilenkanunların kaimolacağını hesaba katmamıştır.Her memleketteki Ticaret Kanunu o memle­ kette yürürlükte olan Medenî Hukuka dayandığı için, Mecellenin ilgası ve İsviçre kanunlarının iktibası Ticaret Kanunu ileMedenî Hukuk hükümleri arasında vücudu zaruri olan ahenginteessüsüneimkânvermemiştir. Bu ahenksizlik gerek kaidelerinmuhtevasındave gerek hükümlerintertip ve ifade şeklinde tecelli etmektedir. Bundan başka İsviçre'de Medenî ve Borçlar Kanunu yanında ayrı bir ticaret kanunu bulunmamasından dolayı ticarete müteallik hususî hükümler adı geçen iki kanunda yer almıştır. Gerçi İsviçre kanunlarının iktibasında ticaretşirketleri kıymetli evrak,ticaret ünvaniyle ticaret siciline müteallik fasılalar alınmamıştır. Fakat İsviçre Medeni ve Borçlar kanunlarının diğer fasıllarında münderiç olan ticarî hükümler mevzuatımıza aynen intikal ettiği cihetle muayyen vakıalara taallûk eden bir kısım hükümler aynı zamanda hem Borçlar hem de Ticaret Kanununda yer almış bulunmaktadır. Bu suretle muayyen bir hukuki mesele için değişiklik iki kanuni mesnedin bulunması tatbikatta büyük güçlük ve teşevvüşlere mahal vermiştir.
 

— Bizzat Ticaret Kanununda mevcut mübayin hükümler ticarî muameleler üzerinde menfi tesirler yaratmıştır, filvaki Medeni ve Borçlar kanunları hükümleri hep aynı mehazdan iktibas edildiği halde Ticaret Kanununun muhtelif fasılları birbirinden çok farklı esaslara dayanan muhtelifdevletlerin mevzzuatmdan alınmıştır. Bu suretle kanunun 1485 maddesi lâfız ve ruh itiba­riyle birbirine uymadığından kanun, bir (code) için elzem olan fikrî vahdetten mahrum, bulunmaktadır. Bu husus ise kanunun tatbikini son derece güçleş­tirmiştir.
 

3 — Ticaret Kanununun ıslahın: gerektiren on mühim sebep te bazı hüküm­lerinin iktisadî ve içtimaî bünyemize uymaması keyfiyetidir, filvaki ihtiva ettiği ahkâmın bir kısmı menşei olan memleketlerde dahi kaldırılmış veyahut değiştirilmiş olduğu halde kendi ihtiyaçlarımıza ve bünyemize uygun düşmi-yen bu nevi hükümlerin idamesinin ne kadar zararlı olacağı aşikârdır.
 

Kanunda müşahede edilen bu noksanların izalesi için iki yol vardır, bunlar­dan biri yepyeni bir kanun yapmak, diğeri de yürürlükte bulunan kanunu ıslah etmektir. Usul kanunlarında olduğu gibi Ticaret Kanununda da ikinci yolu tercih edişimizin sebebi şudur : Büyük harplerin iktisadî saha üzerinde derin tesirler icra etmesi, bu tesirler neticesinde Ticaret Hukukunun da önemli değişikliklere maruz kalması herkesçe bilinen bir hakikattir. Son dünya harbi neticesinde zuhur edecek iktisadî ve doîayısiyle hukukî değişikliklerin ma­hiyeti henüz tamamiyle taayyün etmemiş olan bir devrede yeni bîr kanunun yürürlüğe girmesi, eğer prensiplerde yapılan değişiklikler yeni ihtiyaçları kar­şılamıyorsa, iktisat sahasında sarsıntı ve emniyetsizlik meydana getirebilir. Esasen kanunun bir kısmı tadile muhtaç olduğuna göre diğer kısmı hakkında yayınlanmış olan ilmî eser ve etüdler, kazaî içtihatlar kanuna muayyen bir çehre verdiği cihetle bu çehrenin muhafazası aynı zamanda değerli bir fikir servetinden faydalanmağı sağlayacağı gibi ticaret erbabı için büyük önem arzeden istikrar mefhumunu da kuvvetlendirmiş olur. Bir kül teşkil eden Kara ve Deniz Ticareti kanunları Ön projelerinin hazırlanmasında Ordinaryüs Profesör Hirş'in verimli mesaisinden pek çok faydalandık.

Sayın arkadaşlar,

Adalet cihazının işleyişini tanzim hususunda ittihaz edilen tedbirlerden bah­sederken cezaların infazı mevzuunda uyguladığımız esasları bir nebze arz ve izahetmek isterim. İnfaz, suçun takibinden itibaren geçirdiği safhalardan biri­dir. Bugünkü infaz sistemimiz suçluyu ıslah etmek ve onu cemiyete faydalı bir unsur olarak iade etmek .esasına dayanır. Bu itibarla hürriyeti bağlayıcı cezaların infazından suçlunun maddî ve manevî kalkınmasına mühim bir yer ayırmak zarureti vardır. Suçlunun, mahkûm bulunduğu müddetçe ancak ce­miyetten tecridini temin eden bir müessese hakikî mânasiyie bir infaz mües­sesesi sayılamaz. Bu yerlerin bir terbiye ve ıslah müessesesi haline getirilmesi lâzımdır. Sayın arkadaşlarım,
 

İçişleri bakanlığımız geçen senedenberi sarfettiği mesai neticesinde memle­ketin ihtiyacına cevap verebilecek bir iller idaresi kanunu tasarısı vücude getirmiştir. 1948 yılı içinde huzurunuza arzedeceğimiz bu tasarının ana hat­larını şu şekilde ifade edebilirim:
 

Bu tasarı, yetki genişliği esaslarını bugün carî kanundaki esaslara nisbetle daha fazlalaştirmiş ve ihtilâfta meydan vermiyecek şekilde hazırlamış ve il, ilce, bucak bölümlerine göre idare üstleri, tâyin ve nakillerde, denetleme ve inzibatî cezalar tatbikinde vesair hususlarda teşkilât üzerinde müessir ve daha sarih bir tarz ve şekilde teçhiz edilmişlerdir.

Mülkî teşkilâtımızda esas gayemiz ilçeye gitmek ve ilce adedini fazlalaştira-rak halk işlerini halkın kolaylıkla gidip gelebileceği yerlere kadar götürebil­mektir. Bu, bakanlığımız için bir İdealdir. Bunun tahakkuku her bakımdan uzun bir zamana mütevakkıf olması itibariyle bunu sağiayıncıya kadar ve bu arada halk işlerini daha ziyade kolaylaştırmak maksadiyle bugünkü bucak­lara yeni bir vaziyet ve istikamet vermek mecburiyetini duymaktayız. Bunun içindir ki daha evvel hazırlanmış olan Bucak Teşkilâtı Kanununu yeniden gözden geçirmekteyiz.
 

İdarî teşkilâtımızda memleket gerçeklerine uygun bir sistemin kurulması için partimiz programının kabul ettiği iaare tetkik kurulunun teşkiliyle, bu kuru­lun mesai ve bilgisinden istifade etmek suretiyle il, ilçe, bucak gibi idarî tak­simat cüzü tamlarımızın vücude getirilmesinde ve bugünkü teşkilâtımızda ya­pılması gereken değişiklikleri ve bu değişikliklerde hâkim olacak ana prensip­leri kanunlaştırmak ve bu suretle idarî teşkilâtımıza yeni bir istikamet ver­mek kararındayız.

Nüfus işlerimize gelince: Bu mevzu çok önemle ele alınması lâzımgelen bir davamızdır. Bu dâvavı evvelce hazırlanıp hâlen B. M. M. Komisyonlarında tetkik edilmekte bulunan tasarı ile ve mümkün mertebe ihtiyaçlarımıza uy­gun bir tarzda halletmek yolundayız. Bu tasarıda bilhassa ahvali şahsiye ile, nüfus muamelâtı ayrılmış ve nüfus vukuatının zabıtla tevsik ve tesbiti usulü yer almış, nüfus teşkilâtının köylere kadar gidebilmesi imkânı sağlanmıştır. Bu maksatla gezici nüfus memurlukları ihdasına gidilmiştir. Tasarının diğer bir hususiyeti de nüfus sayımlarında olduğu gibi nüfus yazımının muayyen zamanlarda yenilenmesini temin edici hükümleri ihtiva etmesidir.

Cenap Aksu arkadaşım merkez kaymakamlarından behsettiler. Bendenİzce bu merkez kaymakamlığı bütçe mevzuu değildir. İller İdaresi Kanunu hazır­lıyoruz. Böyle bir ihtiyaç ve zaruret hissederek İller İdaresi Kanununda bunu da nazarı itibara alırız.
 

Salim Altuğ arkadaşım mühim bir mevzua temas ettiler. Bu mevzu şudur: Kaymakamlık kursunu bitiripte askerliğini ifa etmek üzere giden bir arka­daş askerlik vazifesini yaptığından ötürü diğer arkadaşından daha dun bir maaş almaktadır.

Bu, bir haksızlık doğurmaktadır.

Bunun için bir kanun tasarısı hazırlanmıştır. Bugünlerde onu da Büyük Millet Meclisine arzedeceğiz.

Lutfi Aksoy arkadaşım belediyeler hakkında konuşurken seyrüsefer işleri­ne ve işsizlere iş bulmağa temas ettiler. Sinoba ait bir iki nahiyenin kazaya çevrilmesinden bahsettiler. Bunları not ettim, nazarı dikkate alacağım. Müm­kün ise yapmağa çalışacağım.
 

Emin Sazak arkadaşım, köy işlerinde demek istiyor ki, muhitten merkeze doğru kalkınma prensipini takip edelim. Tamamen ayni fikirdeyiz. Demin arzettiğim Köy Kanununda bilhassa köyün mahallî işleri tamamen tespit edi-1 miş bulunuyor. Sağlığı var, emniyeti var, öğretimi var, istihsali var. Hülâsa bu kanunda bütün bu esaslar mevcuttur. Eğer bu kanunu nasib olur­da çıkarabilirsek göreceksiniz ki muhitten merkeze doğru kalkınma hare­keti başlayacaktır. Seyyar nüfus memurları meselesine temas ettiler, bunu demin nüfus işlerimizi arzederken söylemiştim.

Valilerin bitaraf kalmasından bahsettiler. Bunu sağlamak vazifemizdir ve behemehal temin edeceğiz. Kanunu hâkim kılacağız.
 

Zannediyorum Ethem İzzet Benice arkadaşım müfettişi umumilikler hakkın­da verdiğim izahatı dinlediler.

Adnan Adıvar, ki âmirimdir. Emniyet müdürleri vilâyetlere bağlı bulunu­yorlar, merkeze bağlıdırlar dediler. Varit değildir. Her vilâyetin emniyet müdürü o vilâyete bağlıdır emir ve direktifi tamamen o vilâyetten almaktadır. Yalnız İstanbul bazı hususiyetleri dolayısiyle buradan emir alır ki o da Sı­kıyönetim dolayısiyle aldığımız tedbirlerin icabıdır.

Polis Teşkilât ve Salâhiyet Kanunu biliyorsunuz ki Büyük Millet Meclisinde Adalet Komisyonundadır. Bunun ne şekil alacağı hakkında bendeniz burada şimdiden arzı melûmat edemem. Adalet Komisyonunun varacağı karar ve nihayet yüksek heyetinizin tasvip şekli nasıl olursa biz de aynen onu tatbik­le kendimizi mükellef addederiz.

Sıkıyönetim hakkındaki noktai nazarımı sordular. Daha evvel arzettim. İstanbul Belediyesi hakkındaki sorularına da biraz evvel arzı cevap ettim. Seçim Kanunu hakkında sordular, bu mevzu bir hükümet mevzuu olduğu için müsaadenizle bunun hakkında birşey söylemiyeyim.
 

Para ameliyesi dediğimiz şey iç ve dış kıymet farkı arzeden bir paranın tek kıymet olması lâzımgelen bir paraya ircaı meselesi, yani düpedüz devalüas­yondan ziyade bir sıhhileştirme ameliyesi olarak kabul ediyorum, bu ameliyeyi yapmak bir zaruret anıma, denilebilir ki, bunu yapmak hususunda istical ettik. Daha evvel mi yapmalı idi, yoksa daha sonra mı yapmalı idi? Şu had üzerinden yapmalı idik, veyahut şu had üzerinden yapmalı idi, şeklinde bir münakaşa karşısında kalınca bunların hepsini tetkik etmek, cevaplamak mümkündür. Fakat Oğuz arkadaşımızın meseleyi ortaya koyması bu şekilde değildir. Yalnız ihracat için bir teşvike ihtiyacımız yoktu. İthalât itibariyle vaziyetimiz şu oldu: Altınlarımız, dövizlerimiz elden gitti, ona mukabil mem­lekete birşey girmedi. Bunun üzerinde daha fazla durmıyacağım, döviz vazi­yetimizi de, altın ve döviz olarak, bütçenin genel müzakereleri sırasında söy­ledim. Altın ve döviz noktainazarından 7 Eylüle göre hiç bir fark yoktur. Yani 700 milyonluk ihracat yapmışız, mühim miktarda ithalât yapmışız. Buna mu­kabil altın ve döviz stokumuz o güne nazaran bugün bir fark arzetmiyor. Am­ma burada malûm olan bir vaziyet var: Altının azalması, bazı dövizlerin ço­ğalmış olması ... Altın bakımından işi müdafaa etmek imkânları da mevcut. Nihayet elimizdeki dövizler de kıymetli tediye vasıtaları olmak itibariyle hor görülecek birşey değildir. Nihayet sarfettiğimiz altınla şimdiye kadar mem­lekete ithal ettiğimiz tesis vasıtaları, münakale vasıtaları ve diğer memleket ekonomisi için son derece kıymetli olan başka vasıtaların bedelleri gozönün-de tutulduğu takdirde bu altın mevcudunun da israf edilmediği kendiliğin­den tezahür etmektedir. Ben burada birgeye kısaca temas etmek istiyorum: İhracatı zorlaştıran ve ithalâtı kolaylaştıran bir para sistemi içinde bir mem­leketin mütemadiyen yaşamasına ve ekonomisinin bir istikrara varmasına imkân yoktur. Bizim para durumumuz böyle bir durumda idi. Biz o duru­mu muhafaza etmekle ne ihracatı teşvik etmiş oluyorduk, ne de hakikaten ucuz ithal imkânını buluyorduk. Çünkü ithal için lâzımgelen tediye vasıta­ları elimizde geniş mikyasta yoktu. Şimdi arkadaşlar bir noktayı bilhassa tebarüz ettirmek isterim.
 

Bu, devalüasyonu bu memlekette hoş görmiyen ve afretmiyen bir zümre var­dır. Biz, bu kararı tatbik ettiğimiz gündenberi, prim olarak tahsil ettiğimiz fark 50 milyon liraya yaklaşmştır. Eğer bu ameliye yapamasaydı, bu demek­tir ki bu 50 milyon lira fark o zümrenin cebine girecekti. Bu 50 milyon doğ­rudan doğruya müstahsilin alnının teri hakkı olan döviz farkıdır. Binaenaleyh bu işin bu bakımdan bilhassa nazarı itibare alınmasını yüksek heyetinizden çok rica ederim. Bu farkın müstehlikin cebine girmesine imkân yoktu, eğer müstehlikin cebine intikal edecekse ancak geniş ve her türlü döviz tahsisi halinde olabilirdi. Yaptığımız geniş tahsislere rağmen böyle bir duruma hâ­lâ varmış değiliz. Bugün vakıa daha evvelki senelerde resmî fiatlar yanında karaborsa fiatları tamamiyle hâkim durumda İdi ve memlekete gelen mallarm % 9ö'ı karaborsa fiatına tabi idi. Bugün bu vaziyet çok değişmiştir. Fa­kat buna rağmen karaborsa da büsbütün kalkmıştır denemez.
 

Ben para ayarlaması bahsinde daha fazla teknik bîr münakaşadan sarfınazar ediyorum ve bu iğin iyiliğini ve kötülüğünü, memleket bakımından da lüzum ifade edip etmediğini, böyle bir işi teknik bakımdan mücerret olarak, objektif olarak mütalâa eden kimselere terkediyorum. Çünkü böyle bir işte sırf politik zaviyeden mütalâa ederek hakikati bulmak mümkün değildir.
 

Faydası yalnız maliyeyedir dediler ve Maliye Bakanı bilhassa bu bakımdan istilzam etmiştir dediler. Tabii bütçe üzerinde müsbet veya menfi tesirleri ol­muştur. Bunu o vakitki izahlarım arasında zaten arzettinı. Nihayet bazı gi­derlerimizi arttırmış, bazı gelirlerimizi de arttırmıştır. Fakat buna tamamiyle malî zaviyeden düşünülerek yapılmış bir ameliye demek için elde başka me­seleler de olması lâzımdır. Tamamiyle malı olsa, yalnız malî bakımdan müspet neticeleri olan bir ameliye olmak lâzımdı ki, vaziyet böyle değildir. Malî ba­kımdan da müspet, menfi tesirleri vardır.

Enflâsyonun kesin olarak Önlendiği hakkındaki ifadelerime temas eden Oğuz arkadaşımız bunu tekzip edecek bazı beyanlarda bulundular. Bendeniz enf­lâsyon vaziyetinin memnuniyet verici olduğunu ve para tedavül hacminde bir istikrar teminine muvaffak olduğumuzu 7 Eylülden evvel 900 milyonun al­tında olan sirkülasyonun, bilâhare bir milyara kadar yaklaştığını, fakat aldı­ğımız tedbirlerle, bunu normal hadlere irca ettiğimizi ve hâlen de 900 mil-vonun altında bulunduğunu söylemiştim. Ve şunu arzettim ki, bir memlekette bilhassa ekonomik istikrarı temin, fiyat İstikrarını temin bakımından bu sir­külasyon hacminde esaslı değişiklikler olmaması lâzım geldiğini ve bunun da titizlikle takibedildiğini ilâve etmiştim.
 

Oğuz arkadaşımız, bunu tekzip için, hazine kefaletiyle, iktisadi devlet teşek­küllerinin reiskonta arzettikleri bonolara temas ettiler ve bunun vâdelerinin de mütemadiyen tecrid edildiğini söyliyerek bu miktarın 434 milyona çıktı­ğını ifade buyurdular. Bunun 434 milyona çıkması ayrı bir hâdise değildir. Nihayet bu 434 milyon da bugünkü tedavül hacmi ne ise onun içinde bulun­maktadır. Bunlar ayrı ayrı hesap edilir şeyler değildir. Nihayet.fiyat üzerinde tesir eden umumi tedavül hacmidir. Buna hazine kefaletiyle çıkan ve Merkez Bankasınca reiskont edilen bonolar bahsinde Bütçe Komisyonunda bir vesile ile temas ettim. Yine suali kendileri sormuşlardı, burada maruzatta bulunu­yorum.
 

Arkadaşlar,
 

Klâsik telâkkilere göre, merkez bankalarının yapacağı şeyler son derece mah­duttur. Yâni emisyon yaparak altın döviz alırlar, üç ay vadeli ve karşılığında taliki mal ile birtakım bonolar iskonto ederler, muayyen birtakım finansman­lar yaparlar. Bunların formülü vardır ve bizim Merkez Bankası Kanunumuzda vaktiyle bir cok mütehassısların mütalâası alınmak suretiyle vaktiyle yapı-lırkeiı bu formüller dahilinde yapılmıştır. Bilâhare bir aralık bu memlekette hâkim olan bir görüşün tesiri altında 1938 senesinde Merkez Bankasının bu klâsik hükümleri değiştirilmiş ve bugün enflâsyon dedikleri şeye yol açan kaideler konulmuştur. Ben. şahsen o zaman, bu değişiklikleri icabettiren hâ­kim zihniyetin tamamiyle yanlış olduğuna kani değilim. Çünkü o zihniyet şu­dur: Merkez Bankaları yalnız klâsik işler görmekle iktifa etmemeli, memle­ketin ekonomik kalkınmasında müessir olacak işleri de finanse etmelidir. Tabiî bu bir bakımdan bizim gibi ekonomisi geri ve inkişaf için muhakkak devlet yardımına ihtiyacı olan memleketlerde bir lüzum ifade etmekle beraber öl­çüsüz kullanıldığı takdirde, fena neticeler verecek bir telâkki tarzı. İşte Oğuz arkadaşımızın temas ettiği hazine kefaleti ile iskonto meselesi bu mevzuu ile ilgilidir. Hattızatmda Merkez Bankasının bugünkü statüsü normal bir merkez bankası statüsü olmaktan çıkmış, eğer memleketin kalkınması bakımından veya işlerimizin bu yolda finanse edilmesi mahzurlu ise ve hakikaten Yüksek Meclisin kanaati de bu yolda tezahür ediyorsa o vakit yapılacak şey. Merkez Bankası statülerinde icabeden tadilleri yapmak ve klâsik formüllere dönmek­ten ibarettir. Fakat burada şahsî kanaatimi tekrar edeyim, bizim memleketi­mizde bu bakımdan bir emrivaki mevcuttur. Ve sonra biz ölçülü hareket et­mek şartiyle, yâni umumî tedavül hacminden esaslı değişikliklere mahal ver­memek şartiyle bu metodlardan ancak istifade edebiliriz. Ve memleketimizin böyle bir finansmana çok ölçülü olmak şartiyle bir müddet için ihtiyacı olabilir.
 

Yusuf Kemal Tengirşenk (Sinop) — O halde vaktivle buraya gelen, Merkez Bankasının teşkiline mahal yoktur diyen Schacht'm muavininin hakkı var.
 

Maliye Bakanı H. Nazmi Keşmir (Devamla) — Merkez Bankası hakkında .pereyan eden şeyleri anlattım. 1938 senesi zarfında Merkez Bankasının gayet iyi olan statülerinin değiştiğini ve hangi iktisadî doktrinler altında değiştiğini de söyledim. Şahsen bunu tamamiyle tasvibetmediğimi de söyledim. Şahsen tasvibetmem. Bunu memleketimiz için bir zaruret olarak kabul ediyorum, dedim ve ölçülü bir şekilde kullanıldığı takdirde memleketin buna ihtiyacı olacağına da işaret ettim.
 

Mümtaz ökmen (Ankara) — Şahsınızı mevzuu bahsetmiyor Oğuz arkadaşımız maliyenin borçları meselesine temas etîiler. Bu bahisteki maruzatım tekrardan ibaret olacaktır. Borçlanmak haddi zatında iyi bir şpy değildir. Fakat borçlanmak aynı zamanda devlet hayatiyetinin bir icabıdır. Ve bir cok memleketlerden teferruata ait misaller de getirmekistemedim.
 

Daha sonra muhtelif eğitim kademelerinin, biri diğerinin yetiştirdiği okurların bilgi kifayetsizliğinden şikâyet etmekte bulunmalarına işaret etmiş ve Demok­rat Partinin din Öğretimi ve din işleri üzerindeki görüşünü şöyle ifade etmiştir: Cumhuriyet ve onun başlıca umdelerinden olan lâvİklık fikirlerde ve nişlerde o kadar kuvvetle kök salmıştır ki hiç bir mevzuun, müzakeresinden pervası yoktur, son zamanlarda bir terbiye ve ahlâk meselesi haline gelen din mevzuu­nu buna misal olarak göstereceğiz. Bu mevzuun Millî Eğitim Bakanlığını ilgi­lendirdiğinden şüphe edilemez. Nitekim, din bilgilerinin memleket çocukla­rına ne suretle yayınlanacağı hakkındaki bir suale, muhterem Bakanın, bu hususta bir şekil düşünüldüğünü fakat henüz bir neticeye varılmadığını ce­vabını gazetelerde okuduk. Hemen her milletvekilinin.her gittiği yerde kar­şılaştığı ayni suali cevaplandırması için, muhterem Bakanın, buna dair iza­hatına ihtiyaç vardır. Lâyıklık bir Devlet telâkkisi, din bir aile ve cemiyet telâkkisi olduğuna göre, biri idare ve siyaset, öteki vicdan ve iman yolunda,. tedahül etmeden ilerliyebilirler.
 

Faruk Nafiz Çamîıbel'den sonra söz alan Balıkesir Milletvekili Esat Altan,. Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinde yapılan ve yapılacak işleri umumi bir su­rette inceliyerek çeşitli tahsil müddetleri üzerinde düşüncelerini ve temenni­lerini bildirmiştir.

Hatip, bilhassa ilk Öğretimde memnunluk verici bir gelişme görüldüğünü kaydederek, 1923 de ilk okula devam eden Öğrenci sayısının 1946 da 1.395.03& ve 1947 de ise, 1.454.581 olduğunu, bu rakamların ilk Öğretimde alman mesafe­nin önemini göstermeğe, yeter olduğunu söylemiş ve ferahlık vermesine rağ­men bu neticenin tatmin edici olmadığını, şehir ve kasabalarda ilk öğretimi vermekle mükellef olduğumuz, çocuklardan yüzde seksenini okuttuğumuz hal­de, köylerde bunlardan yarısının fazlasını okutmaktan henüz uzak bulundu* ğumuzu bildirmiştir.
 

Balıkesir Milletvekili, ilk öğretimin tam bir şekilde tahakkuku için alınmış olan kararları, bu maksatla açılan köy enstitüleri çalışmalarını överek, koy enstitüleri Cumhuriyet Türkiyesinin yapıcı bir hamle ile kültür alanında ya­rattığı nevi şahsına münhasır yepyeni bir tesistir. Bu öyle azametli bir ham­ledir ki, yedi yıl İçinde yeter değeri kırk milyon tahmin edilen binalar ve te­sisler kazandırmıştır. Bu kıymetlerin yüzde ellisi, o binalarda çalışan çocuk­larımızla öğretmenlerimizin el emeği ile meydana gelmiştir.
 

Köy enstitülerindeki çalışmaların, eğitim ile öğretim fikriyle işin birbirini ta-rnamlıyan iki unsur olarak siklet merkezi teşkil eylediğini işaret eden Esat Altan, bu müesseselerde bazı rahatsızlıklar ve aksaklıklar görülmüşse bunun az zamanda çok öğretmen yetiştirmek için büyük işleri bîr hamlede başarmak gibi masum bir gayretin meydana getirdiği arızalar olduğunu, hataların za­manla düzeltilebileceğini söylemiş ve demiştir ki.:

Bu eğitim meselelerinin tatbikatta aksayan tarafları görüldükçe düzeltilmesi cihetine gidilmiştir. Tekâmüle doğru yol almakta olan bu kurumların kendi­lerinden beklenen yurt ölçüşiindeki hizmetleri başaracaklarında hiç şüphe yoktur.

Orta okul öğretmeni yetiştirmek İçin alman kararlarla ilk okul öğretmenleri maaşları hakkındaki kararın isabetini belirten hatip, lise ve üniversitelere talebe kabulü usulü ve şekilleri üzerinde de temenniler ileri sürmüştür.
 

İstanbul Bağımsız Milletvekili Adnan Adıvar, ilk ve orta Öğretim meselelerine kendinden önce söz alan milletvekillerinin temas etmiş olmaları dolayısîyle bu konuda bir şev söylentiye eeğim lise ve yüksek öğretimde kemmiyete değil keyfiyete değer verilmesi lâzımgeldiğini işaret ederek ve yüksek öğretime devam edecek Öğrenci çokluğunu önlemek üzere olgunluk imtihanlarına ehem­miyet verilmesini tavsiye etmiş, lise ile üniversitenin elele verebilmesi için ve bu imtihanların üniversitede yapılmasının muvafık olacağı mütalâasında bu­lunmuştur.
 

Adnan Adıvar, kütüphanelerimizin durunıu; dış memleketlere gönderilecek öğrenciler hakkındaki görüşlerini açıkladıktan sonra teknik öğretime verilen önemi belirterek, gelecek yıl bu okullardan çıkacak öğrencilerden kaçının devlet, kaçının iktisadî teşekküller hizmetine girdikleri, kaçının da şahsî te­şebbüse başvurduğu hususunda Millî Eğitim Bakanının malûmat vermesi dileğinde bulunmuştur.
 

Maraş Milletvekili Doktor Kâmil İdil, okullarda sağlık işlerine lâyık olduğu ehemmiyetin gösterilmediğini açıklayarak çocuk yayınlarına temas eylemiş ve bu hususta bazı temennilerde bulunmuştur.
 

Kırşehir Milletvekili İsmail Hakkı Baltacıoğlu, gayri ilmî gayri insani diye vasıflandırdığı imtihan müessesesi hakkındaki görüş ve düşüncelerini bildire­rek kemiyet ve keyfiyet işinde Adnan Adıvar'ın mütalâasına katıldığını söylemiş ve öğretmenlik vasıflarını anlattıktan' sonra da köy enstitüleri hak­kında şöyle söylemiştir:

«Arkadaşlar, koy enstitüleri bu memleketin. Kamutayın çocuklarıdır. İyidir­ler, temizdirler ve ülkücüdürler, sizin kutsal dâvanıza ihanet edecek insan­lar değillerdir. Münferit vakalardan dolayı hiç kuşkulanmıyahm. Onlar mil­let yolunda çalışmaktadırlar.
 

Hasene İlgaz başöğretmenlere çok fazla vazifeler verilmiş olduğunu ve Maa-deki görüşlerini ve dileklerini açıklamış ve Trabzon Milletvekili Mustafa Reşid Tarakçıoğlu da okullarda ahlak tedrisatına yer ve önem verilmesi lü­zumunu ileri sürmüştür.

Hasene Irgaz başöğretmenlere çok fazla vazifeler verilmiş olduğunu ve Maa­rif Teşkilâtı Kanununun yeniden ele alınarak, günün icaplarına uygun şekilde tadili icabettiği mütalâasında bulunmuştur. Çift tedrisat bahsinde de konuşan hatip, İstanbulda ilkokul binalarının azlığından, mevcutlar arasından da köhne hale gelmiş olanların bilmecburiye boşaltılmaları neticesi,aile için,Öğretmen için, öğrenci için gayri tabii durumlar husule getiren çift tedrisa­tın gün geçtikçe arttığına işaret etmiştir.
 

Behçet Kemal Çağlar (Erzincan) — Atatürk Akademisinin kurulması işinde henüz ilk adımın bile atılmamış olduğunu söyledikten sonra dil çalışma­larına temas ederek yeni terimlerin benimsenmiş olduğunu belirterek dil inkılâbının hata olarak vasıflandırılamayacağını bildirmiştir.
 

Diyarbakır Milletvekili ihsan Hamil Tigrel, gençliğin komünizm cereyanı karşısındaki hassasiyetini doğru ve yerinde bulduğunu ve bunun takdirle karşılanması icabey?ediğİni söyliyerek ancak bu şükran ve takdirin hududu bu hassasiyetin asaletini muhafaza etmesi ile mukayyettir. Bu asaletin ay­rıldığı ve memleketler nizamını bozan vaziyete girildiği vakit takdirimizin hiç bir kıymeti kalmaz. Üniversite bir irfan mabedidir. Oraya huzur ve huşu ile girmek ve Önünde her türlü süfli düşüncelerden azade olarak hürmetle eğilmek lâzımdır, demiştir.

Maraş Milletvekili Emin Soysal, millî terbiye konusunda milliyetçilik mef­humunun başta tutulması lüzumuna işaret ederek, tedrisin demokratik usul­lerle yapılmadı ve yaratıcı karakterli insanlar yetiştirme gayesini hedef tu­tan bir sisteme gidilmesini istemiş ve teşkilât kanununun gözden geçirilme­sini, talim terbiye heyetinin bugünkü icaplara göre takviyesi mütalâasında bulunmuştur.
 

Gaziantep Milletvekili Cemi] Sait Barlas, kendinden Önce konuşan diğer ha­tip arkadaşlarının. Millî Eğitim Bakanlığının bashea mevzularından birisinin, milliyet prensipinin memlekette kökleşmesi ve yerleştirmesi vazifesinden bahsettiklerini söyliyerek demiştir ki:
 

Milliyet mefhumunun hakikaten memlekette muayyen bir zümre tarafından kavranması zarureti vardır. Bu da irfan zümresidir. Dünyanın neresinde olursa oîsun bu mefhuma bir yer verilmiştir. Alman olsun, Fransız olsun bir genç miüiyeiirü akademisi yenin anladığı mânada anlamaz. Bu bakımdan mil­liyet mefhumunda milliyet mefhumunu anlatmak vazifesi Millî Eğitim Bakan­lığına, yüksek mektepler bakımından üniversitelere düşmektedir. Üniversite bakımından ela, memleketin umumî politikası bakımından da bu işin düzen­lenmesi, teşkilâtlanması, siyasî bakımından Millî Eğitim Bakanlığının başlıca vazifelerinden biridir. Bu bakımdan birkaç söz söylemeği faydalı buluyorum. Cemil Barlas sözlerine devamla, son günler hadiselerini bizi çok hassas olma­ğa sevkettiğini milliyet dâvasının kalbin ateşi olduğu kadar, zamansız kulla­nıldığı zaman yangın yapan bir ateş olduğunu unutmamak lâzımgeldiğini be­lirtmiş ve demiştir ki:

Bu bakımdan memlekette son zamanda milliyet dâvasını spekülâsyon mev­zuu yapan kimselere karşı şuurlu, milliyetin spekülâsyon kabul etmez bir mukaddes ateş olduğunu anlatmak zamanının geldiği fikrindeyim.

Arkedaşlar, evvelâ son zamanda beylik bir tâbir olan «solculuk» kelimesinden baslıyacağım. Biliyorsunuz kî, mecliste ikinci partikurulduğu zamansola hangimiz oturacağız, diye doğuştuk. Binaenaleyh evvela bunua manasını an­lamak ve anlatmak lâzımdır. Sorulduğu zaman ben solcu bir partinin men­subuyum. Bunun manasını anlamak lâzımdır, memlekete Öğretmek lâzımdır, Türk, bünyesi bakımından solcudur, yani içtimaî tesisleriyle, vakıflariyle, zenginin fakire yardımını temin eden bir dinî müessese olan zekâtiyie Türk bastan sonuna kadar solcudur.
 

İbrahim Araş (Van) — Bolşevik değildir.
 

Ahmet Oğuz(Eskişehir) — Bir de sağcıyı tarif eder misiniz?
 

Cemil Said Barlas (devamla) — Onu da anlatacağım. Hadiseyi soğuk kanlı olarak tetkik etmek lâzımdır. Sağcı meselesini de sırası gelince izah edece­ğini. Türkkiye Avrupai manada, reel 'manada, liberal manada bir solcu rejim değildir. Sağcı dediğimiz zaman sadece, doğrudan doğruya devletçi olmıyan bir rejimi kabul etmek lâzzimgelir. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu gündenberi tanı devletçidir, kurulduğu gündenheri solcudur. Sadece bir züm­renin istismarına tahammülü olmıyan, şehirlerin, köylüyü istismarına müsa­ade etmiyen bir devletçilik rejimi, solcu bir parti rejimimiz vardır. Fakat ar­kadaşlar, solcu demekle beraber, bunu enternasyonal bir istilah olarak kul­lanmıyorum, tam manasile ve sapma kadar milliyetçi bir parti ve milliyetçi bir devletiz.
 

Gaziantep Milletvekili, bizim milliyetçiliğimiz şuradan buradan kuvvet alacak bir milliyetçilik olmadığını tarihinin muhtelif safhalarında, edebiyatından tarihinin en hücra köşesine ksdar baştan aşağı kendi misaliyle yuğrulmuş bir milliyetçilik olduğunu işaretle «ben istikbale bakan ve yarını düşünen bir milliyetçilik arıyorum. Fakat milletimizi komünistliğe karşı müdafaa ederken oraya yeşil bayrağın da girmesine müsaade etmiyeceğiz.» demiştir.
 

Cemil Barlas sözlerini bitirirken demiştir ki: «benim hudutlarım Meriç'ten Kafkas'a dayanan huduttur. Cenupta çizilmiş hudutlar ve bu hudutların da­hilinde oturmayıp dışarıda hudutlarımızın ilerisinde kendi dilimden olan in­sanların istirabmı düşünen bir milliyetçiliktir. Başka birşey bilmiyorum. Bu bakımdan memleketimizde son zamanda milliyetçiliği istismara müsaade et-miyecek bir terbiye verecek ve milliyetçiliği spekülâsyon mevzzuu yapmıya-cak bir tahsil sağlamak Millî Eğitim Bakanının başlıca vazifesidir. (Alkışlar). Salih İnankurt, ilkokul Öğretmenler tahsisatının umumî bütçeye alınmasın­daki isabet ioaret eylemiş, Çanakkale Milletvekili Niyazi Çıtakoğlu da eği­tim hayatımızdaki gelişmeleri anlatmıştır.
 

Maraş Milletvekili Hasan Reşit Tankut, dil bahsinde konuşarak, yolunu alan bir devrimin durdurulamıyacağmı, böyle bir düşünceye karşılık yakalarımı­za yapışacakların kendi çocuklarımız olduğunu soyliyerek dil çalışmalarının seyri hakkında açıklamalarda bulunmuştur.
 

Vasfi Gerger, ilk ve orta okullarda çift tedrisatın biran evvel kaldırılmasını temin edecek çarelere başvurulması zamanının geldiğini ve bunun çabuk bir surette halledilmesi icap eylediğine işaret ederek öğrencilerin ahlâk ve mu a- şeret adabı bakımından daha iyi ve kuvvetli bir surette teşhiz edilmeleri di­leğinde bulunmuştur.
 

Seyhan Milletvekili General Eyüp Durukan, sanat enstitüsü mezunları için de yedek subaylık hakkının tanınması lâzım geldiği mütalâasında bulunmuş, Kırıkkale, Karabük ve diğer sanayi merkezlerinde sanat enstitüleri açılma­sının faydalı olacağını söylemiştir.
 

Muhiddin Baha Pars «Bursa» dil meselesi üzerinde ileri sürdüğü fikirlere karşılık vermiş olan Behçet. Kemal ve Hasan Reşid Tankut'un mütalâalarına cevap olarak kendisinin gelenek, Ödenek gibi kökü bizden olan yeni tâbirler aleyhinde değil, icat edilmiş kelimelere aleyhtar bulunduğunu bildirmiş ve bir akademi kurulması lâzım geldiği fikrini ileri sürmüştür.

Emin Sazak «Eskişehir» okullarını bitiren gençlerin ekseriyetinin devlet dai­relerinde iş aradıklarını söyliyerek, gençleri şahsî teşebbüslere sevk edecek bir yetiştirme usulünün aranmasını istemiştir.
 

Eskişehir milletvekillerinden Kemal Zeytinoğlu da, ilkokul öğretmenleri maaş kanununun biran evvel çıkarılması, yüksek tahsil talebe yurdları işinin ehemmiyetle ele alınması lüzumuna işaret eylemiştir.
 

İstanbul Milletvekili Ali Riza Arı, sanat enstitüleri mezunlarının iş hayatına atıldıktan sonra okuma gayretini arttırmak için daha yüksek bir öğretim de­recesini takip edebilmeleri hususunda bunlara serbest imtihan hakkı veril­mesinin doğru olacağını söylemiştir.

Muzaffer Akpınar, olgunluk imtihanlarının daha salim bir şekle konulması mütalâasında bulunmuş, Recai Güreli öğretmenlerin kıdem işlerine ait tasa­rının komisyonda daha fazla geciktirilmemesüü temenni eylemiş, Konya Mil­letvekili Şevki Erguıı da teknik okullar için bütçeye konulmuş Ödenekten bir mikdarmın Konya'daki mümasil tesislere de ayrılmasını dilemiştir.
 

Eminittin Çelİktürk'ün ilkokul öğretmenleri maaşları ve öğretmen kıdem kanunları hakkındaki temennilerini müteakip, Millî Eğitim Bakanı Reşat Şenıseddin Sirer söz alarak bakanlık bütçesinin tümü üzerindeki müzakere münasebetiyle milletvekilleri tarafından ileri sürülen mütalâalara karşılık vermiştir.
 

Daha sonra maddelere geçilerek Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi kabul edilmiştir.

B. M. Meclisinde Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi üzerindeki görüş­melerde ileri sürülen mütalâalara karşılık Bakan Reşat Şemseddin Sirer'in açıklaması:
 

Ankara: 29 (A. A.)
 

Bilyük Millet Meclisinde bugün Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi üzerindeki görüşmelerde ileri sürülen mütalâalara karşılık olarak Millî Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer şu açıklamada bulunmuştur :
 

ibrahim Arvas (Van) — Belge hakkında muhterem bakanın noktai nazarını almak istiyorum. Bu sakat usule ne zamana kadar devam edeceğiz? Bu bel­ge usulü ile çocuklarımızı serseri yapıp sokaklara atıyoruz. Bunun hakkında fikirlerinizi rica ediyorum.
 

Millî Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer (devamla) — Sınıfta kalan çocuk­ları iki şıktan birisini tercih ve intihapta tehyir ediyorduk. Birisi, vermiş oldu­ğu, geçirmiş olduğu imtihanları tekrarlamak şartiyle tekrar sınıfa devam, ya­hut sınıfa devam etmiyerek, ertesi sene gelip geriye kalmış olan derslerin im­tihanını vermek. Hakikaten bu şekil, İbrahim Arvas arkadaşımızın işaret et­tiği gibi bazı çocuklar sokağa bırakılmış oluyordu.
 

İbrahim Arvas (Van) — Her iki şekil de sakattır.
 

Reşat Şemsettin Sirer (dvamla) — Şimdi bu yolda bazı tedbirler almış bulu­nuyoruz. Belgeli çocuklar yani sınıfta kalmış olanlar da yine mektebe de­vam edecek, dersleri takip edeceklerdir. (Güzel sesleri, alkışlar).

M. M. Meclisinde Sağlık bütçesinin müzakeresinde milletvekilleri tarafından ileri sürülen mütalâalara karşı Bakan Behçet Uz'un açıklaması:

Ankara: 30 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisinde bugün 1948 yılı sağlık bütçesinin müzakeresinde milletvekilleri tarafından ileri sürülen mütalâalara karşı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakam Doktor Behçet Uz şu açıklamada bulunmuştur ;
 

Muhterem arkadaşlar,
 

Faydalı mütalâa ve tekliflerinizi burada ve Bütçe Komisyonumuzda dinledim, yüksek meclisimizin sayın üyelerinin, halk sağlığı konusu üzerindeki dikkat ve ilgilerinin minnettarıyım. Yer yer seçim bölgelerini dolaşan ve gördükleri iyi noksan durumu, burada ve bakanlığıma bildiren milletvekili arkadaşla­rıma teşekkürler ederim. Bu bize daha iyi ve daha çok çalışmak şevk ve gay­retini veriyor. Bu tekliflerin yapılabileceklerini yapmakla haz duyacağım* Yapılamıyanlarm sebepleri de, şimdi vereceğim maruzatta bulunacaktır. Çok vaktinizi almamak için kısa, hülâsa müspet rakamlar vererek konuşacağım:
 

Geçen senemiz bilhassa bulaşıcı hastalıklardan bazılarının çok heyecan ve kaygı verici üzüntüleriyle, fakat muvaffakiyetli geçmiştir. Tifo, tifüs ve buna benzer diğer bulaşıcı hastalıklar zamanında alınan çok sıkı tedbirler ve koru­yucu hekimliğin kıymetli ve başarılı usullerile azalmaktadır, 1946 senesinde­ki tifüs sayısı (1.288) iken bu miktar, 1947 yılının geçen onbir ayında (522) ye düşmüştür. Eğer milyonlarca yurttaş tifüs aşısile aşılanmamış ve köylere varıncaya ka­dar gerek bit ve gerek diğer haşerat mücadeleleri yapılmamış olsaydı, bulaşık hastalıkların cogalm.sk kabiliyetinin arttığını, bu sene içinde birçok yurt­taşlarımızın bundan muztarip olduğunu esefle görecektik. Diğer bulaşıcı hastalıklar da, her ay ilân ettiğimiz mukayeseli rakamlarda gördüğünüz gibi devamlı bir azalma halindedir. Yavrularımızın ölümünü çoğaltan çocuk ishal­leri için, bedava dağıtılan ilâç ve ayrıca bu hastalık üzerinde yapılan sıkı ta­kip sayesinde, 1948 da % 3,5 olan ölüm nispeti 1947 de % l'e düşmüştür.
 

Bu yıl İçinde yurdumuz, iki büyük ve korkunç hastalığın savletinden zama­nında alman iyi ve müessir tedbirlerle korunmuş böylece bir taraftan nüfus kaybımıza ve diğer taraftan ekonomik durumumuzun çok sarsılmasına sebep olabilecek müessif olaylar Önlenmiştir, Bunlar can biri G'iney sınırlarımıza yakın Akçakale köylerinde görülen veba vakaları süratle atman enerjik ted­birlerle memleketin diğer bölgelerine yayılmadan çok az bir zamanda söndü­rülmüştür. Diğeri de Mısır'da maalesef birçok insan kaybına sebebiyet veren kolera salgını, münasebetlerimizin çok geniş olmasına rağmen yurda gelen binlerce kişinin dışkıları ikişer defa muayene edilmek, hudut ve sahil bölge­lerindeki yurttaşlarımızı kamilen aşılamak ve her türlü sıkı tedbirler alınmak suretiyle memlekete sokulmamıştır. Bu başarıda gerek merkezce ve gerek yurdun diğer bölgelerinde vazife ve hizmet alan bütün bakanlık teşkilâtının gösterdiği feragatli ve fedakâr çalışmaları, yüksek husuflarınızda Öğüp tak­dirlerinize arzetmekle, iftihar duymaktayım. Veba ve kolera için yurt ihtiyaç­larına hazırladığımız aşılardan, komşu ve dost memleketlere de verdik. Hat­tâ oralara ekipler göndererek yardım etmek suretiyle, insanlık duygu ve va­zifelerimizin güzel örneklerini göstermiş olmakla da müftehiriz. İki haftadan beri kolera'mn Suriye'de tahribat yapmağa başlaması, aynı yardım duygusu­nun tekrarlanmasına sebep olmuştur. Aldığımız sağlam tedbirler sayesinde ümit ediyoruz ki bu vaziyeti de, herhangi bir yurttaşımıza ve yurdumuza za­rar vermeden bertaraf etmenin yollarını ve çarelerini sağliyacağiz. Taşıt va­sıtalarının çok süratlenmesi ve çeşitlenmesi, sıkı temasların artması dünya­nın herhangi bir yerinden diğer bir yerine, hiç umulmadık bir anda çabuk epidemik hastalıklar getirmektedir. Deniz ve hava limanlarımız ve kara hu­dutlarımız salgın hastalıklara karşı, tıpkı sınırdan içeri giren ve millî varlığı­mıza kasdeden bir düşman gibi, sağlık bakanlığınızca büyük bir dikkat ve hassasiyetle korunmakta ve savaşıîmaktadır.
 

Bunlardan başka halkımızı rahatsız etmekte olan trahom, frengi, cüzam, ve­rem ve diğer hastalıklarla da, geçen senelerin müsbet çalışmalarından da fay­dalanarak, daha sıkı ve müessir savaşlara girişeceğiz ve köylere doğru daha Çok ileriîeyerek, bu hastalıkların saldırış ve tahriplerine karşı, daha başarılı sonuçlar almağa çalışacağız.
 

Sıtma savaşında bu seneki çalışmalarımızda, çok iyi neticeler aldık. Halkımızın da müşterek gayret ve yardımları sayesinde (410717) metre yeni kanal açıl­mış, (1.608.805) metre eski kanal temizlenmiş, (19,883) dekar bataklık kuru­tulmuş ve (311,219) metre küp çukur doldurulmuştur. Bu çalışmalarla izale edilen mahzurlara ve ayrıca havadan ve yerden sürfe ve sinek öldürücü yeni ilâçlar atılmak ve köy evlerine tatbik edilmek suretiyle, hu yıl devri bir sal-

.-gm beklenmesine rağmen, yapılan savaş muvaffakiyetli olmuş, halkımızın .memnuniyetini mucip bir durum arzetmiştir. Genel sağlığın korunması husu­sunda, bizden emek ve çalışmalarını esirgemiyen köylü yurttaşlarımıza, idare âmirlerine, alakalı doktor ve memurlarımıza huzurunuzda teşekkür etmeği ve hizmetlerini değerlendirmeği bir borç bilirim. İşte bu verimli çalışmalar saye­sindedir ki, savaşa dahil sıtmalıkh bölgelerdeki şehir, kasaba ve köylerin, do­kuz bucuk milyonluk nufusile daimî olarak meşgul olunmuştur. Bunlardan (1.513.239) sıtma vakası tedaviye alınmış, eski sıtmalılardan (415,808) kişi mü­kerrer tedaviye tabi tutulmuş, ayrıca korunma ilâçları da verilmiştir.
 

Bu suretle halkımızın sıtmadan korunması mümkün olmuş, iş ve güçlerile meş-.gul olmalarına çalışılmıştır. Bu maksatja. sı'ma savaşı için tahsis edilen (3.489,446) lira ödemeğe mukabi1 memlekete otuz milyon Ura değerinde ekono­mik bir kazanç sağlanmıştır. Bu iyi neticeyi almakta, motorlu taşıt vasıtaların­dan ve kuvvetli haşarat öldürücü (ddt) den istifade pek büyük olmuştur.
 

Muhterem arkadaşlarımın ve halkımızın çok defa şikâyetlerini dinlediğimiz hastanelerimizin ihtiyaçlarını, yakinen takip etmekteyiz. Son senelerde halkı­mızın kendi ve çocukları üzerinde sağlıklarına karşı gösterdikleri ilgi ve ihti­mamın, şükrana değer bir tarzda arttığını görmekle seviniyoruz. Fakat bu hal il ve devlet hastanelerinin yükünü ve işlerini çok artırmaktadır. Yatak sayısı­nın azlığı ve buna mukabil müracaatların çokluğu yüzünden, çok defa hasta­ların çift yattıklarını büyük bir yürek üzüntüsü içinde görmekteyiz. Bu durum çoğalan hasta kadrolarını mevcut tahsisatla idare edememek müşkülâtını do­ğurmakta, hekimlerimizin bakım üzerindeki emek ve çalışmalarını zorlaştır­maktadır. Bir sene içinde devlet hastanelerine yatmak suretiyle müracaat edenlerin sayısı, geçen seneye nisbetle % 20 artmıştır. Ayak tedavileri ise, he­men pek çok yerlerimizde bir insan çalışmasının vüsunu ve takatini aşan bir "bir rakam arzetmcktedir. Yalnız Ankara Numune Hastanesinde bir sene İçer­sinde (385.000) katlat hasta, ayak tedavisi görmüştür. Kadrosu mahdut bir has­tane idaresi için, bunun ne kadar müşkül olduğu anlaşılır. Yurt içinde devlete ait hastane ve dispanserlerde ayak tedavisi görenlerin toplamı 1,238,629 dır. Devlet, özel idare ve belediyeler, hususi ve ekalliyet hastanelerine ve dis­panserlerine başvuran hastaların toplamı 3,179,942 dir. Bu miktarın 3,053,185'i ayak tedavisi görmüşlerdir.
 

Sayın arkadaşlarımın -memleket hastanelerinin biran evvel devlet hastaneleri içine alınarak, ihtiyaçlarının daha çabuk giderilmesi hususundaki temennileri yerindedir. Biz esasen her sene bunların sayılarını artırarak genel muvazene­ye almak yolundayız. 1940 senesinde devlet hastahanelerinin yatak sayısı 7,120 iken, 1947 senesi içinde yeni açılan hastahanelerle birlikte, 7,703'e çıkartmış bulunuyoruz ve 1948 senesi içinde yeni yapılanlarla, bu mevcuda daha 475 ya­tak ilâve edeceğiz.
 

Koruyucu hekimlik dâvasını sağhyacak tesislerimiz arasında önemli bir yer verdiğimiz ijyen enstitüsünün, millî sağlık plânımızdaki esaslar dahilinde ge-Jişmesini, ciddi ve önemli bir tarzda ele almış bulunuyoruz. Aşı ve serum istih­sâlinin, milletlerarası en yeni usul ve kaidelere uygun olarak yürütülmesi için, Sgereken tedbirleri aldık. Geçen bir yılda 970.000 lira tutarında 17,5 milyon doz çeşitli aşı ve 250.000 lira değerinde 2.000 litre muhtelif serum istihsâl edilmiş,, bunların yarısından fazlası mücadele ve sağlıkkurumları ihtiyacınaparasız.
 

olarak verilmiştir. Yapılan ücretli ve ücretsiz 100.000 liralık tahlille, satışa ar-zedilen aşı ve serum bedeli ve ayrıca stoklar da bu hesaba katılacak olursar enstitünün yılda sağladığı kazancın bir buçuk milyon lirayı aştığı görülür.

Bir taraftan genç mütehassıslarımızı, dünyanın tanınmış enstitülerine gönder­mek ve diğer taraftan da şöhret kazanmış yabancı mütehassısları memlekete getirmekle, müessesenin daha çok inkişafına çalışacağız. Verem savaşında kıy­met verdiğimiz b.c. g. aşısının tatbiki için, Danimarka'ya gönderdiğimiz müte­hassıslar döndüler. Bu aşıyı müessesemizde hazırlıyarak, ilk okul çocuklarmr dan başlamak üzere yurt içinde tatbikine geçeceğiz. Verem işinde bakanlığınız,, büyük bir dikkat ve hassasiyetle durmaktadır. Türlü vesilelerle arzettiğim gi­bi, vereme karşı yapılan savaş her yerde büyük ve müsbet neticeler vermiştir. Bugün elimizde bulunan dispanserler, sanatoryumlar, prevantoryumlar ve ve­rem tecrit hastahaneleri, ihtiyacı karşılamaktan maalesef çok uzaktır. Özel ve şahsî teşebbüslerin veremle savaşta, faal ve hakiki rolleri ve hizmetleri vardır. Bu bakımdan yapılan mücadele, birçok emek ve gayretlerin bir araya gelme­sinden hasıl olan bir sentez olmalıdır. Veremle savaş, hükümet kadar cemi­yetin de rolünü istiyen ve yakın alâkasını bekleyen millî ve sosyal bir dâvadır. Her yurttaşın, bu dâvaya candan katılarak yardım etmesi, hayatî bir zaruret­tir. Halkın ilgisi ve yardımı olmadıkça, hükümetin yalnız başına savaşması,, maksada ve ihtiyaca kâfi gelmez.
 

Bu itibarla biz, bir taraftan kendi teşkilât ve vasıtalarımızı imkân nispetinde-çoğaltmağa çalışırken, diğer taraftan da özel ve şahsî teşebbüslerin, vereme' karşı açtığımız savaşta saflarımızda yer almalarına ve bize yardım etmelerine büyük önem veriyoruz. Bakanlığınız mahallî yardımlarla, bütün illerimizde* veremle savaş dernekleri kurulması için tavsiye ve teşebbüslere geçmiş ve şim­diki halde, 46 ilimizde bu dernekler kurularak çalışmağa başlamışlardır. Bun­lar, halka yol gösterecek, yardım edecek ve savaşı düzenliyerek idare edecek iyi teşebbüslerdir. Veremle savaşın nihaî birer unsuru ve vasıtası olan ve bu ba­kımdan savaşta önemli yeri bulunan sanatoryum ve verem hastahanelerinde-ki yatak durumu, şimdiki halde yurdumuzda bir dereceye kadar düzelme yolu­na girmiş bulunmaktadır. 1947 yılında Heybeliada San at or yomuna 260 yatak­lı bir pavyon ilâve ettik. 1948 yılında ise, İstanbul'da Haydarpaşa ve Cerrah­paşa hastahanelerinde 300 yataklı yeni verem pavyonlarile, Kastamonu'da 120 ve Trabzon'da 60 yataklı verem tecrit hastahanesini hizmete açmak kararındayız.senesi başında verem yatağı sayısı 1041 iken,bugün 1447 ye çıkmıştır..senesi sonunda ise bu miktar, 1827 ye yükselecektir. Şu halde veremlilerin tedavisi için şimdiki halde ayırabildiğimiz yataksayısı 10.000 kişiye 0,7$
dır. Önümüzdeki sene sonunda teminine çalışacağımız rakama göre bu nispet 0,96 olacaktır. Buna karşılık, 10.000 nüfusa düşen verem yatak sayısı, Norveç'te 18,5, İngiltere'de 5,5, Yunanistan'da 3,9 Bulgaristan'da 1,6 dır.
 

Bununla beraber kap için­deki ithal imkânları karşısındaki durumumuz koperatiflere istedikleri kadar iplik verilmesine engel olunmuştur. Bugün için tatbik edilen tevzi esasının değiştirilmesi ancak mevcut kooperatiflerin ellerindeki tezgâhlara verilmekte oları ipliğin azaltılmasiyle mümkündür. Zamanımda yapılmış olan bir tesbîte istinaden "bulduğumuz tezgâh adedi esas tutulmak suretiyle bugün bu tezgâh­ların beherine ayda iki üç paket iplik vermekteyiz. Yeni katılanlara ise bir şey verilememektedir. Bunlara da iplik verilmesi mevzuu bahsolduğu tak­dirde tesbite giren tezgâhlara tahsis olunan iplik miktarını yarıya ve belki daha eksiğe indirmek icabedecektir. Bu mevzuun heyeti umumiyesiyle bir arada mütalâası suretiyle, memleket ekonomisi ve menfaati neyi emrederse onu iltizam edeceğiz. Başka türlü hareket etmeğe bugünkü imalâtın miktarı bakımından imkân yoktur. Temenni ederiz ki yerli mamulât fiyatlarından yüksek olmakla beraber hiç olmazsa ithal imkânları genişlesin ve bu ihtiyaç­lar telâfi edilsin.
 

Arkadaşımın kooperatif mevzuunda bankaya yatırılmakta olan paraların daha iyi istismar edilmesi hakkındaki mütalâasını not ettim. Nazarı itibare alaca­ğım. Bizim edindiğimiz kanaat, apre ve boya tesisi vücuda getirilmiş bulun­masının memleket ekonomisi bakımından faydalı olduğu merkezindedir. He­men işletmek tedbirlerini almak da tabiatiyle esastır. Küçük sanatları himaye etmek için koyduğumuz tahsisat mühim bir tahsisattır. Bunu yalnız dokuma noktasından mülâhaza etmemekteyiz. Halıcılık, çinicilik gibi sanatların men-faatma da tahsis edeceğiz.
 

Baki Tümtürk arkadaşımız, kendir fabrikası mevzuunda emin olabilirler İd, gönlümüz bu fabrikanın Kastamonu'da kurulmasından ancak memnuniyet duyar. Fakat bizim tetkiklerimiz gerek su bakımından gerek muharrik kuv­vet bakımından çok nikbin neticeler vermemiştir. Ancak henüz kesip atmış da değiliz. Salim Altuğ arkadaşımız gayet kısa olarak sualler sormuşlardır. Bendeniz de bu sualleri gayet kısa olarak cevaplandıracağım.
 

Et dâvasını hükümet olarak ele aldık. Alâkalılarla yâni hususî teşebbüsler, belediyeler ile teşriki mesai ederek inşallah yakında bu işi başarırız. Böyle bir işbirliği olmadığı takdirde bu işte onlara müdahale ve yardım etmeği de düşünüyoruz. Çünkü konu çok mühim birkonudur.
 

Tortum şelâlesinden istifade ile enerji temini işi orada elektrik istihlâkine saha bulmağa bağlı idi. Bu sahayı bulmaya hükümet olarak çalışmaktayız. Bilhassa şarktaki kalkınma hareketinde kakikaten güyük faydalar görmekte olduğumuz için Eızurum'dan ve Tortum şelâlesinden başlamakayrıca bir zevk olur. Bu gaye ve düşünce ile mevzu hâlen tetkik edilmektedir. Hattâ sayın Başbakan bu Tortum Şelâlesi işini bir ay kadar evvel bana bir vazife olarak verdilerdi. Dediğim gibi hâlen orada enerji istihlâk edecek sahaları aramaktayız. Yâni istiyoruz ki, orada bazı sınai tesisler de meydana gelsin.

ibrahim Arvas arkadaşım...

Bir buçuk yıldan beri bütün mesuliyetlerine ortaklık ettikle­ri halde Büyük Millet Meclisine karşı sık sık başvurdukları bu metodun bir hata olduğunu sayın demokratlara ha­tırlatmayı bir vazife biliriz. Parlâmento hayatımızda azlık partileri hesabına böyle bir gelenek kurulacaksa, demok­rasiye şimdiden veda etmek herhalde daha akıllıca bir hareket olur kanaatindeyiz.

Herhalde gidişimizi bir yoluna koyma­nın sırası artık çoktan gelmiştir, tkj tarafta da iyi niyetle çalışan vatandaş­ların biran önce müspet bir neticeye varmalarını temenni ediyoruz.
 

Ankara Üniversitesinde solcu­luk meselesi...
 

Yazan: Cihad Baban
 

21 Aralık 1947 tarihli «Tasvir» Istanbul'dan
 

Türk Anayasası kimseyi içtihadından dolayı muahaze etmiyor. Fakat Türk kanunları memleketi içinden çürüten ve

yabancı İstilâlara yol açan hareketle­ri de cezalandırıyor. Komünizm iktisadi, içtimai bir doktrindir. Bunu derslerde, mekteplerde okutmak lâzımdı". Fakat Sovyötizm diye siyasi bir istilâ hareketi vardır ki, bu hareketin naşı! dünyayı kaplamak istidadında olduğunu, zayıf memleketleri nasıl yutmağa çalıştığını hep biliyoruz. Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya, Macaristan gözümüzün ö-nündedir. Bu memleketlerdeki halkın yüzde sekseni komünist değildir, icabet-tiği zaman komünizm ile mücadele ede­cek, hattâ siiâhla mücadele edecek a-damlardır. Fakat komünizm artık mem­leketlere istilâcı bir kuvvet olarak gir­miyor, kaleyi bir kaç yüz kişüik bir fe­dailer grupu ile içinden fethediyor. Bun­lara karşı savaşmak ise teşkilâtlı olur. O sizin teşkilâtlanmanıza imkân vermeden, günün birinde sabahleyin yataktan kaî-kmca rejiminizin Sovyetleşmiş olduğunu size gösteriyor. Bunların kullandıkları bütün bu metotlar artık malûmdur, mey­dandadır.
 

Şimdi nazarlarımızı memleketin içine çe­virelim!
 

Türkiye'de de komünist ajanları var.. Sağlam olan bünyemizi kemirmek ve in­kıraza mahkûm etmek için çeşitli şekil­lere bürünerek çalışıyorlar. Emniyet teş­kilâtımız daha iyi bilir, aralarında cer hocası, öğretmen kılığına bürünenler var. Meclisin dünkü encümen topiantı-smda sayın Sadi Irmak'm açıkladığı gibi Ankara Dil, Tarih Fakültesinden mezun olup hocalığa gidenlerden sol sesler gel­meğe başladı. Tehlike yayılıyor... Eğer komünistlik yalnız bir doktrin ola­rak kalsaydı, buna hiç bir şey demiyecek idik; fakat bugün, Türkiye için komü­nizm veya Sovyetizm, Rus emperyaliz­mine yol açmak demektir. Sol cereyanla­rın, komşu memleketlerde neler yaptığını görüyoruz.
 

Meclis muvafık, muhalif ve bağımsız o-larak elbet bu dâvaya karşı büyük bir hassasiyet gösterecekti. Nitekim bir müddettenberi de gösteriyor. Fakat ne yazık ki, Ankara Üniversitesi Senatosu, bu millî dâvada kendisinden beklenen hassasiyeti matlup şekilde gösterebilmiş değildir.
 

Bu sözleri sarfederken, kanunsuz iş gö­rülsün demek istemiyoruz. Üniversite Kanunu Sayın İstanbul Rektörünün de ifade ettiği gibi, bu gibi durumlarda hâ­diseyi kökünden halledecek kadar mü­cehhezdir. Fakat nedense Ankara Üni­versitesi Senatosu, bu cesaretli hamleyi göstermek istememiş, uzun süren tah­kiklerden sonra, işi bir tefsir talebi İle yine meclise göndermiştir. Ancak ne ka­rar verecek henüz bilmiyoruz ? Bizim kanaatimizce, ne yeni bir kanun çıkarmağa, ne tefsire gitmeğe ihtiyaç vardır. SldeKi kanun sarihtir. Senato te­reddüt etmeden bu kanunu tatbik ettiği takdirde ortada hiç mesele kalmaz. Kal­dı ki bu derslerin kürsüleri de nihayet lâğvedilerek, gençlerin itibarları bu sol­cu hocalardan kesilebilir. Bu münasebetle büyük bir dikkat ve ih­timam ile memleketteki Sovyet ajanları­na karşı hassas olmak mecburiyetinde olduğumuzu bir kere daha tekrar ede­lim. Bunlar, ortaya hüviyeti eriyle çıka­cak değillerdir. Memleketi birbirine dü­şürmek, birbirinin kanma susamış müf­rit insan zümreleri yaratmak isterler. Milliyetçi misiniz? faşist damgasını yersiniz? Bunlar, saklanmasını, muzmerie-rini gizlemesini iyi bilirler, ne zaman susmak ve harekete geçmek icabettiğini gayet iyi takdir ederler. Hulûs ile arka­daşlığınızı kazanarak, sizi muhitinizden ayırmağa çalışırlar. Muvaffak olamaz-larsa, ceyimet içindeki itibarınızı perişan etmek için, ailenize, evinize dil uzatırlar. Gençliğin hassasiyetini büyük bir sevgi ile karşılıyoruz. Çanakkale'de, Sakarya-ûa, vatan için ölen Türk gençleri, bugün­kü hassasiyetleriyle, aynı vatan vazife­sin: yaptıklarını bilmelidirler. Türk mil­liyetçiliği, her .doktrinin, her kanaatin üzerinde müşterek ve mukaddes bir mef­humdur. Ankara Üniversitesinin de bu şuur altında tereddütten kurtulmasını ümit ederiz.rumienkîen...
 

Yasan: Nadir Nadi
 

31 Aralık 1947 tarihli «Cumhuri­yet» İstambul:
 

Eskişehir Milletvekili Hasan Polatkan tarafından işçi gündeliklerine dair Bü­yük Millet Meclisinde açılan sözlü so­ru, şimdiye kadar üzerinde hemen hiç durmadığımız bir mevzua dokunuyor. Bu .meıvzu, çalışan vatandaşlara, geçine­bilmek İçin lüzumlu en az ücretin tesbi-tidir. idare şekli ne olursa olsun aşağı yukarı bütün dünya devletleri bu me­seleyi çoktan çözmüşlerdir. Bazan da iki taraflı olarak işçi sendikalariyle pat­ron toplulukları arasındaki geçici veya sürekli anlaşmalarla en az ücret bahsi içtimai hyata düzen verici şartlardan biri haline getirilmiştir. Muhtelif mem­leketlerde zaman zaman bir tartışma konusu yapılan mesele artık sadece en az ücretin miktarından ibarettir.
 

Evvelki günkü meclis konuşmalarında Başbakanın sözleriyle soru sahibinin cevpfoını dikkatle okuduk. Doğrusu, Hasan Bey tarafından ortaya konan rakamlarla mületverkillerin rakam­ları arasındaki büyük farklar ne­reden ileri geliyor, anlıyamadık. Bu hususta kesin bir hükme varacak esas­lardan her ne kadar mahrum bulunu­yorsak da, kendi gördüklerimizden edindiğimiz bilgiyedayanarak söyliyeoiliriz ki, bizde işçi gündelikleriie ger­çek hayat şartları arasında bir müna­sebet bulmak imkânsız denecek kadar güçtür. Bu da, her şeyden önce, Garbh-ların (minimum vital) dediği en az üc­ret prensipine iktisadi mekanizmamız­da yer verilmemiş olmasından ileri gelmektedir.
 

Bu meselenin zorluklarını inkâr edecek değiliz. Memleketimiz. Batılı mânasiyle teşkilâtlandırmış ibj.r içtimai uzviye ol­maktan henüz uzaktır. Endüstrimizin zaten yüksek olan maliyet masraflarını arttınmak endişesi daima içimizle yaşa­malıdır. Geçim şartlarının mütemadiyen zorlaştığı, hayatm günden güne pahah-landığı bir devirde işçi gündeliklerini arttırmak, belki İşçinin vaziyetini daha kötüleştirmeğe de yol açabilir. Sonra, yurdumuzun muhtelif bölgelerindeki ya­şama imkânları da birbirine denk de­ğildir. Bir İstanbul veya Ankara Fab­rikasında çalışan vatandaşla meselâ Kayreside yahut Diyarfoakırda aynı işi gören =b:r vatandaşa aynı gündeliği ver­mek acaiba istediğimiz neticeyi sağlıya-bilecek midir?
 

Fakat ner ne olursa olsun, bu en az üc­ret meselesine bir şekil bulmak, onu kendi bünyemize göre ayarlıyarak ge­niş halk kütlelerinin ıstırabını gider­meğe çalışmak da hükümete düşen bir vazifedir. Hayat pahalılığına dair ara-sıra yayınlanan istastiklerde gözümüze ilişen bsşdöndürücü rakamların yanında gündelik kazancı 'ayda otuz altı, kırk yahut elli lirayı güç tutan vatandaşla­rımız olduğunu bilmek *her halde kabul edilecek bir vaziyet sayılmamalıdır. Sağlam bir iktisadi totinye ve kuvvetli bir içtimai adalet duygusu, millî varlık­ları koruyan başlıca silâhlardır. Dışarı­dan gelebilecek yabancı propagandala­ra karşı muvaffakiyetle s-avaşabilmek için !bu noktaları bir an olsun gözönün-den uzak tutmamak lâzımdır. Bizde işçi teşkilâtı henüz yeni yeni ku­ruluyor. Sendikalar, kendi «haklarını müdafaa ederken her şeyden ziyade devletin himayesine muhtacdırlar. Şu halde devlet, kendi müesseselerinde ça­lışan işçileri İmkân nispetinde refaiha kavuşturmalı iki, yarın hususi müesse­selerde herhangib;rvaziyetlekarşılasildiği zaman onlara söz söylemeğe hak­kı olsun. Zaten ekonomik hayatta dev­letin nizam kurucu ve nizam yürütücü bir vazife görmesi bizce esastır. Patron olarak devlet, hele Türkiyede çok kötü imtihanlar vermiştir. Yirmi beş yıldır katlanılan bunca fedakârlığa rağmen İşçilerimize hâlâ asgari bir geçim stan­dardı temin edilememesi hazindir. Dev­let, her şeyi ben başaracağım düşünce-sile millî 'iktisadımızı kötürümleştirici bir. inhisarcılık politikası güdecek yerde biraz da iş ve kapital arasında muva­zene yapıcı bir rol oynasaydı, şimdiye kadar umumi hayat seviyemiz bugün­künün çok üstüne yükselmiş bulunurdu. Devletçilik prensibini son kurultayda oldukça yontup düzenliyen Halk Par­tisi, bundan sonra olsun kendi hükü­metlerini gerekli yola sevketmesini bilmelidir.