11.10.1948
×

Hakkında

Künye

İletişim

1Ekim 1948

—Ankara :

Cumhurbaşkanı jsmet İnönü, bugün saat 16 da Çankaya'daki köşklerinde itimatna­mesini takdime gelen yeni Birleşik Ame­rika Büyük Elçisi Ekselans Mösyö Geor-ge Wadsworth'u, mutat merasimle kabul buyurmuşlardır.

Bu kabul esnasında' Dışişleıi Bakan ve­kili Tahsin Bekir Balta da hazır bulun­muştur.

2Ekim 1948

—Ankara:

Birleşik Amerika devletlerinin Atina Bü­yük Elçisi ve Amerikan - Yunan iktisadî işbirliği idaresi başkanı ve Madam Henry Grady bugün saat 17.30 da askeri özel bir uçakla Şam'dan şehrimize gelmişler ve Devlet Havayolları meydanında, Birleşik Amerika'nın Ankara Büyük Elçisi M. George Wadsworth, Amerikan büyük el­çiliği müsteşarı M. Perkirs, Amerikan ka­ra, hava, deniz ataşeleri ve elçilik erkânı ile Yunan büyük elçiliğinden başkâtip M. George Seferiadis ve sekreterlerden M. Delivranis,tarafındankarşılanmışlardır.

M. Henry Grady, hava meydanında ken­disiyle görüşen bir muharririmize şunları söylemiştir:

«Atina'dan dün sabah ayrıldım. Evvelâ Beyrut'a gittim. Geceyi Beyrut'ta geçir­dikten sonra bugün Şam'a uğradık. An­kara'ya doğruca Şam'dan geliyoruz. Ziyaretimin resmî herhangi bir mahiyeti yoktur. Buraya, dost memleketi gezmek ve ya km dostum Ankara Büyük Elçisi M. George Wadsworthla görüşmek üzere geldim. Bu akşam Ankara'da kalacağım. Yarın İstanbul a hareket edeceğim. İstan­bul'da hafta nihayetine kadar kaldıktan sonratekrarAtina'yadöneceğim.

M. Henry Grady ve refikası, M. Wads-worth'un misafiri olarak Kavaklıdere'de­ki Amerikan Büyük Elçiliği ikametgâhına gitmişlerdir.

— İstanbul:

Basın hayatımıza ilk yazılariyle bundan elli yıl evvel girmiş olan yazarlarımız için Basın birliği tarafından tertip edilen jü­bile bugün Üniversite konferans salonun­dayapılmıştır.

Millî Eğitim Bakaiı Tahsin Banguoğlu, İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Dr. Lütfi Kırdar, İstanbul'da bulunan millet­vekilleri, Harp Akademisi komutanı Kor-

general Fevzi Mengüç, Tümgeneral Kâ­zım Dudaş, Merkez Komutanı, Üniversite profesörleri, şehir meclisi âzalarıyle vi­lâyet ve belediye erkânı, partiler ileri gelenleri, Türk ve ecnebi okullar müdür­leri, kültür hayatımıza mensup şahsiyet­lerle basın mensupları ve Üniversite öğ­rencileri ye gençlik bu toplantıda hazır bulunmaktaidiler.

Telif haklarını koruma derneği kurucula­rından İstanbul milletvekili Dr. Adnan Adivar'ın bu münasebetle söylediği nu­tukta ifadesi bulunduğu gibi maziyi ha­le, hali istikbale bağlayan ve böylece ir­fan hayatımızın dünkü ve bugünkü de­ğerlerini karşı karşıya getiren ve onları yarınki nesille birleştiren bu güzel top­lantı Millî Eğitim Bakanı Tahsin Ban-guoğlu'nnu bir nutku ile açılmıştır. Mîllî Eğitim Bakanının, Türk irfanında hizmetleriyle elli yılını yermiş olanlara karşı bugünkü Türk neslinin şükran ve minnet duygularını bildiren kısa hitabe­sini Basın ve Yayın Genel Müdür vekili İzzettin Nişbaym ve İstanbul milletvekili Adnan Adıvar'ın nutukları takip eyle­miştir..

Daha sonra jübile tertip komitesi başkanı Hakkı Tarık Us, söz alarak, jübileleri ya­pılan yazarlarımız, hayatlarından ve eser­lerinden kısaca bahsederek hazır bulu­nanlarla tanıştırmıştır. Sık sık sürekli al­kışlarla karşılanan bu tanıştırmayı taki­ben de İstanbul milletvekili Hüseyin Ca­hit Yalçın bir hitabede bulunarak elli yıl Önce irfan ve basın hayatımıza girmiş olan bu değerleri övmüş ve bundan alı­nacak iyi örnekleri işaret eylemiştir. Bu güzel toplantı, jübileleri yapılanlardan Selim Sırrı Tarcan ile Ercüment Ekrem Talû'nun sürekli alkışları toplayan söy­levleri ve Yaşar Nezihe Bükülmez'in oku­duğu şiirden sonra yazı hayatımızın en gençleri adına bayan Nihal ve Cahit Ka-rabayoğlnuun birer hitabesiyle sona er­miştir.

Bugün jübileleri yapılan 96 yazardan ra­hatsızlıkları veya İstanbul dışında bulun­dukları cihetle iştirak edememiş bulunan­lar hariç 76 sı bu törende hazır bulun­makta idiler.

4 Ekİm 1948

— Ankara :

Onuncu Millî Türk Tıp kongresi bugün öğleden önce saat 10 da Halkevi salonunda Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün hu­zur iyi eaçılmıştır.

600 e yakın delegenin katılmış bulunduğu kongrenin açılışında Devlet Bakanı ve Başbakan yardımcısı, şehrimizde bulunan Bakanlar, C. H. P. Geneî Sekreteri, mil­letvekilleri, vali ve belediye başkanı, Ba­kanlıklar ileri gelenleri ile emniyet mü­dürü, Ajans ve Basın temsilcileri hasır bulunmuştur.

Kongreyi, Sağlık ve Sosyal Yardım Ba­kanı Dr. Kemali Beyazıt şu nutku ile aç­mıştır:

Aziz Cumhurbaşkanımız, değerli misafir­lerim,hocalarımvemeslekdaşlarim,

Onuncu millî tıp kongresi çalışmalarına başlamaküzeretoplanmışbulunuyoruz.

Sizler gibi benim de üyesi bulunmakla iftihar duyduğum Türk hekimlik ailesi­nin bu mutlu günü, Türk hekimliği ve memleketimiz sağlığı için başarılı ve ha­yırlı olsun.

Bu anda vazifelerinden ayrılamadıkları için kongremize katilamıyan yurdun her yanındaki meslek arkadaşlarımı da şahıs­larınızda saygı ile selâmlar ve hepinize hoş geldiniz derim.

Ömürlerini bir meslek aşkı ve feragati içinde memleket hizmetlerinde tüketen ve fâni dünyadan göçen hekimlik âleminin büyük çalışkan ve örnek evlâtlarının aziz hatıralarını da şükranla anar ve manevî huzurlarındasaygı ileeğilirim.

Kongrenin değerli üyeleri;

İnkılâp tarihimizde büyük bir yer alan ve adına Halkevi denen Atamızın bu gü­zel eserinde memleket ve halk sağlığı me­selelerinin ilim Ölçüleri içinde dillenme­sinin mânasını (her şey halk için) düs: turuna irca etmeme müsaadenizi rica ede­rim.

Halk hizmetinde saçını ağartan büyük in­san Cumhurbaşkanımızın aramızda bulun­masının bize verdiği şeref ve teşvik edici yüksek himayelerinde dahi bu mânayı daima bulmak mümkündür. Bu itibarla, bugüne kadar olduğu gibi, bundan böyle de çalışmalarımızın bu istikamette gelişe­ceğinden büyük Türk milletinin ve aziz Cumhurbaşkanımızın emin olamlarını bil­hassa rica eder ve kendilerini saygı ile selâmlarım.

Sayın üyeler;

Kongremizin gündemindeki türlü hekimlik meselelerini bugünden bağlıyarak bü­tün tazelikleri ve yenilikleri ile gözleri­miz önüne serecek olan arkadaşlarımızla bu kongrenin hazırlanmasında büyük e-meği geçmiş olan Türk Tıp encümeninin değerli üyelerine ve çalışkan diğer ar­kadaşlarıma teşekkürü bir vazife sayar ve memlekete karşı sorumluluğunu taşı­dığımız sağlık promblemlerinin hallinde Sağlık Bakanlığınızın bu değerli çalışma­larından faydalanmayı, ilham ve kuvvet almayı asla ihmal etmiyeecğini de hu­zurunuzda ifadeden zevk duyarım. Yurdumuzun Mediko-Sosyal dâvalarının başında gelen veremin gelecek kongre­mizde incelenmesini yüksek ilim adamla­rımızın bu büyük memleket davasına ka­tılmalarını sağlayan bir yurt borcu oldu­ğuna inanıyor ve keyfiyeti yüce kongre­nin yüksek takdirine sunuyorum.

Değerliarkadaşlarım;

Şimdi kongre münasebetiyle hazırlanan sergiyi gezeceksiniz. Tıbbî dergi ve kitap­larla mesleğe ait çeşitli eserleri görecek­siniz. Yerli müstahzarlarımızı bundan ev­velki sergiye nazaran daha inkişaf etmiş bulacaksınız. Bütün bunlar meslek adına göğsümüzü kabartacak, insan- azim ve gay retînin değerli Örnekleridir. Yazarlarımızı ve müstahzarat âmillerimi­zi bu vesile ile takdir ve tebrik eder, ken­dilerine huzurunuzda teşekkür ederim. Şu sırada kongremizin onursal başkanı sayın Hasan Saka'nm bir gezi dolayısile aramızda bulunmamasından duyduğum üzüntüyü belirtir ve onuncu millî tıp kon­gresini açarak hepinize sağlık ve başa­rılar dilerim.

AçışnutkundansonraYönetimKurulu başkanvekillerindenProfesörDr.Arif İsmet Çetingil şu demeçte bulunmuştur: Saym Cumhurbaşkanımız, saygı değer mi­safirlerimiz, sevgili arkadaşlarım;

Onuncu millî Türk Tıp kongresi, bu sene mesut bir tesadüfle Cumhuriyetimizin yir­mi beşinci yıldönümü arifesine raslamak-tadır. Kongremiz, esas itibariyle Cumhu­riyetin bir çok feyizli eserlerinden birini teşkil etmektedir. Burada Türk hekimle­ri iki senede bir Ankara'nın sıcak ve sa­mimi muhitinde toplanarak tecrübe, mü-şahade ve ilmî çalışmalarını yapmakta, bu suretle memleketin umumî sıhhî me­seleleri gözden geçirilmekte ve tıp ilmi­nin terakkileri adım adım takip edil­mektedir.

Kongremizin rapor ve tebliğleri her hangi bir enternasyonal kongreninkiler kadar ilmî bir kıymet taşımaktadır. Bu cihet­ten raportörleri ile tebliğ sahipleri her suretle tebrik ve takdire lâyıkdırlar.

Kongrelerimize devlet ve hükümet reisleri ve bütün devlet teşkilâtı tarafından gös­terilen yardım ve kolaylığın şükranlarını burada ifade etmekle büyük bir zevk duymaktayım.

Lozan'da Türk milleti kapitülâsyonları yı­karken bu arada tıbbî kapitülâsyonun da kaldırılmasını enerjik olarak müdafaa e-den Lozan kahramanı, BaşvekiJ İsmet Pa­şa birinci kongremizi açmak şerefini biz­den esirgememişler, ve sonra bütün kon­grelerimizi yüce korumlarına alarak, hep­sine huzurlariyle şeref vermişlerdir. Bu­na karşı duyduğumuz minnet ve şükran­larımızı arzederim.

Sağlık Bakanlığı bu kongrelerimize mad­dî, manevî büyük alâka ve müzaharet göstermek suretiyle beni minnettar vs müteşekkir bırakmıştır.

Ankara'nın sayın belediye reisi Halkevini kongreye tahsis ve her türlü arzularımı­zı sonuna kadar yerine getirmiştir. Gös­terdikleri samimî ve candan yardımlar­dan dolayı kendilerine teşekkürlerimi su­narım.

Misafir olarak kongremize iştirak eden Amerikalı doktor Kolonel Bambace ile doktor Crombie ve Irak Tıp Fakültesi Profesörlerinden Şevket El Zehavî yi kongre adına selâmlar ve kendilerine hoş geldiniz derim. Kendilerini aramızda gör­mek suretiyle duyduğumuz sevinci de açıklarım.

Sevgili arkadaşlarım, .

Kongremizin kurucuları olan Süleyman Numan paşa ile arkadaşlarının hatıraları­nı burada tebcil etmek de bir vazifedir. Bu suretle tıp kültürümüzün büyük bir boşluğu doldurulmuş ve bu anane her de-fasmad daha mütekâmil bir şekilde ola­rak kendini göstermiştir.

Hakikaten kongrelerimiz normal bir te­kâmül devresi takip etmekte ve yavaş yavaş muhtelif ihtisas şubeleri kongremi­zin cüz'ü halinde taazzuv ederek bir çok konuların daha derin ve ince olarak mÜ-talealarıimkândahilinegirmektedir.

Bu defa onuncu millî Türk tıp kongresi ile beraber altıncı cerrahî ve üçüncü mik­robiyolojikongrelerideaynizamanda

olarak toplanmaktadır. Bu kongrelerin organizatörlerini de tebrik eder ve kon­grelerimize başarılar dilerim.

Bundan sonra, Ebedî Şef Atatürk'ün ge­çici kabri önünde büütn kongre üyeleri­nin toplu bir halde ihtiram geçidi yapmala rı, kongrenin yüce kurucusu Cumhurbaşka nı İsmet Jnönü'ne kongrenin tazimlerini sunmağa yönetim kuruluna salâhiyet ve­rilmesi. Kongrenin onursal başkanı Baş­bakan Hasan Şaka'ya kongrenin hürmet­lerini iblâğ için yönetim kuruluna salâhi­yet verilmesi, hakkındaki takrirler alkış­larla kabul edilmiş ve yapılan teklif ge­reğince, .kongrenin oturum başkanlıkları­na, Ord. Prof. Kemal Atay, Dr. Rüştü Çapçi, General Dr. Kâzım Damlacı, Prof. Dr. Nüzhet Şakir Dirisu, Feridun Şevket Evrensel, Ord. Prof. Dr. Fahrettin Ke­rim Gökay, Prof. Dr. Kâzım İsmail Gür-kan, Prof. Dr. Ekrem Sadi Kavur, Ord. Prof. Dr. Abdülkadir Noyan, Prof. Dr. Ziya Öktem, Ord. Prof. Dr. Tevfik Sa*-lam, Dr. Ekrem Tok, Ord. Prof. Dr. Bur-hanettin Toker, Dr. Ragıp Tüzün, Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman Uzman, alkış­larla seçilmişlerdir.

Kongre saat 14.30 da tekrar topalnmış ve raporlarınokunmasınabaşlanmıştır.

— Ankara:

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bugün saat 17.30 da, onuncu Türk milli Tıp kongre­sinin tazimlerini sunmak üzere Sağlık ve Sosyal yardım Bakanı doktor Kemali Beyazıd'ın başkanlığında, Türk Tıp en­cümeni başkanı Arif İsmet Çetingil, prof. Fahrettin Gökay, ;lhsan Şükrü Aksel, cerrahî cemiyeti başkam Feridun Şevket Evrensel, mikrobiyoloji cemiyeti başkanı Zekâi Tunçman ve eczacılar cemiyeti başkanı Hasan Derman'dan mürekkep he­yeti Çankaya köşkünde kabul buyurmuş­lar ve heyet azalarını kongre üyelerine selâm ve sevgilerinin iletilmesine memur etmişlerdir.

—■ Ankara:

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, beraberle­rinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Salih Omurtak olduğu halde, askerî tat­bikatlarda bulunmak üzere bu akşam saat 22 de İstanbul'a hareket etmişler­dir.

Cumhurbaşkanı Ankara garında Devlet Bakanı ve Başbakan yardımcısı Faik Ah­met Barutçu, Yargıtay Başkanı, Bakanlar, milletvekilleri, Dışişleri Bakanlığı umumî kâtibi, Genelkurmay îkinci Başkanı, ka­ra, deniz ve hava komutanlariyle Millî Savunma Müsteşar ve daire başkanları, Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığt müste­şarları, Ankara Valisi, garnizon ve mer­kez komutanları ve emniyet müdürü ta­rafındanuğurlanmalardır.

Cumhurbaşkanına Bayan İnönü ve çocuk­ları da refakat etmektedir.

5 Ekİm 1948

—İstanbul:

Cumhurbaşkanı İsmet iînönü, beraberle­rinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Salih Omurtak olduğu halde bugün saat 9.55 de hususî trenleriyle şehrimize gel­mişlerdir. Vali ve belediye başkanı tara­fından Pendikte karşılanan Cumhurbaş­kanı. Haydarpaşa garında Büyük Millet Meclisi Başkanı Ali Fuat Cebesoy. İkinci başkan Şemsettin Günaltay. Millî Savun­ma Bakanı Hüsnü Çakır, C. H. P. Genel Başkan vekili Hi^mi Uran, İstanbulda bu­lunan milletvekilleri, üçüncü ordu komu­tanı Orgeneral Nuri Yamut. Orgeneral Kpzım Orbay, Orgeneral Kurtcebe, Or­general Asım Tmaztepe, Oramiral Meh­met Ali Ülgen. kara ve hava generalleri, amiraller, parti temsilcileri, yüksek rüt­beli subaylar. em"ivet müdürü tarafın­dankarşılanmışlardır.

Cumhurbaşkanı .İsmet İnönü, trenden ine­rek karşılayıcıların teker teker ellerini sıkmışlar ve hatırlarını sormuşlar ve da­ha sonra garın içinde ve dışında toplan­mış bulunan halkın şiddetli alkışları ve sevgi tezahürleri arasında rıhtımda bekli-yen Acar motörüne binerek Dolmabahçe sarayına gitmişlerdir.

—Ankara :

Onuncu millî Türk Tıp kongresi bugün öğleden Önce ve sonra toplanmıştır. Öğleden önceki toplantıda Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay başkanlık etmiş­tir. Tebliğlere geçilmeden önce kongre yönetim kurulu üyelerinden Prof. Dr. Arif İsmet Çetingil Cumhurbaşkanı İs­met İnönü'nün kongre üyelerine selâmla­rını ve kongreye başarılar temennisinde bulunduklarını alkışlar arasında tebliğ et­miştir. Bundan sonra Dr. Ahmet Rasim Onat Thyroiden hastalıkları, Operatör Dr.FeridunŞevketEvrenselthyroiden cerrahisi hakkında tebliğde bulunmuşlar­dır.

Öğleden sonra. Prof. Dr. Mazhar Osman Uzman ve Operatör Feridun Şevket Ev­renselin başkanlığında yapılan oturum­da iş hekimliği ile ilgili konular üzerin­de görüşmeler olmuş ve söz alanlar iş hekimliğinin meslek haline getirilmesi konusu üzerinde durmuşlardır.

Profesör Behçet Kamay tebliğinde adlî Tıbbın sosyal cephesini tebarüz ettirerek işçi kazaları, meslek hastalıkları, işçi si­gortaları, memuriyet baremi, prim ve üc­ret meselelerine ve gebe, emzikli olan ka­dınlara yapılması lâzım gelen sosyal yar­dım meselelerine temas etmiştir.

Dr. Muhit Tümerkan Çalışma Bakanlı­ğının işçilerin sıhhatiyle de alâkalı konu­larla meşgul bulunduğunu ve ilk olarak İstanbul'da bir sigorta hastanesi satın ı-lmdığmı söylemiştir.

Kongre yarın çalışmalarına devam ede­cektir.

6 Ekim 1948

— İstanbul:

İstanbul kurtuluşunun 25 inci yıldönümü bugün şehrimizde büyük törenle kutlan­mış şehir ve limandaki bütün gemiler bayraklarla donatılmıştır. Bu münase­betle yapılan törene Sultanahmet meyda­nında toplanmış bulunan askerî birlikle­rin, okulların, izcilerin ve diğer teşek­küller ve halkın İstanbul'un kurtuluşunu sağlıyan savaşta şehit düşen kahramanla­rın naturalarım taziz için yaptıkları ihti­ram duruşu ile, başlanmış ve bunu taki­ben Taksimde Cumhuriyet alanında ya­pılacak geçit resmine iltihak etmek üze­re buradan hareket edilmiştir.

Alemdar caddesi, Sirkeci, Galata köprüsü Bankalar ve İstiklâl caddelerini takiben Cumhuriyet alanına gelen askerî birlik­ler, okullar, izciler ve diğer teşekküller burada kendilerine ayrılan yerleri alma­larını takiben askerî bandonun çaldığı İstiklâl marşı ile direğe bayrak çekilmiş, vilâyet ve belediye, partiler diğer teşek­küller adına Cumhuriyet âbidesine çe-lenklerkonulmuştur.

Daha sonra şehir meclisi üyelerinden C. H. P. İstanbul ili idare kurulu başkanı Sadi Bekter ve Genç bir kız öğrenci bugü­nün önemini belirten birer söylev vermişler ve askerî birliklerle okullar, teşekkül­ler ve Halk Partisinin İstanbul ve kaza­larından gelen heyetlerin de katıldığı bir geçitresmiyapılmıştır.

Şehrimizin kurtuluşunun 25 inci yıldönü­münü kutlamak için yapılan bu törende vali ve belediye başkanı Dr. Lütfi Kır-dar, İstanbul komutanlığı adına deniz ko­mutan vekili Albay Reşit Erkmen, İstan­bul deniz komutanı Amiral Münci Ül-han, İstanbulda bulunan milletvekilleri, üst subaylar, malûlgaziler, şehir meclisi üyeleri, vilâyet ve belediye erkânı, Par­tiler temsilcileri, Halkevleri başkanları, millî müeseselerle hayır ve meslek ce­miyetleri başkanları, ticaret ve esnaf t— daları heyetleri de hazır bulunmuşlar­dır.

—Ankara:

Onuncu millî Türk Tıp kongresi bugün Öğ­leden önce ve sonra çalışmalarına devam etmiştir.

Kongreye sır asiyle doktor Rüştü Çapçı, General Dr. Kâzım Damlacı, General Dr. Ekrem Sadi Kavur, ve Ord. Prof. Dr. Burhanettin Toker başkanlık etmişlerdir.

Gündemde bulunan çeşitli tebliğler ara­sında doktor Etem Vassaf'm Amerika'da hekimlik hayatına ve kendi buluşu olan alkolizmin insulin ile tedavisine ait teb-tiği de müzakere ve münakaşa edilmiştir.

Kongrenin bugünkü oturumunda Başba­kan Hasan Saka'nm kongreye başarı dile­ğini ihtiva eden telgrafı da Prof. Arif İs­met Çetingil tarafından okunmuştur. Kongre yarın çalışmalarına devam ede­cektir.

—İstanbul:

Kumandan ve subayların değişik araziyi tanımak ve yeni teşkilâtın bu arazide hareket kabiliyetlerini ölçmek, kara, de­niz ve hava birliklerine irtibat talimleri yaptırmak maksadiyls hazırlanan . tatbi­kata bugün başlanmışta1. Tatbikatta Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başkanvekili, Millî Savunma Bakam, ka­ra, hava ve deniz kuvvetlerine mensup Orgeneraller, Tüm ve Tuğgeneraller, yük­sek rütbeli subaylarla bazı milletvekille­ri ve basın mensupları hazır bulunmuş­lardır.

Öğleden evvel kırmızı ve mavi taraf ola­rak ikiye ayrılmış bulnuan kuvvetlerin karşılıklı harekâtı-takip edilmiş ve kırmızı taraf komutanı harekâtın seyri üzerin­de izahat vermiştir.

Bundan sonra yol üzerindeki fennî bir­liklerle hava silâhları ve tankların hare­kâtı takip edilmiş ve bu arada gece bir bölgeye iniş yapmış olan ve imhasına ça­lışılan mavi tarafa mensup paraşütçü ki-tanm durumu da incelenmiştir.

Müteakiben mavi tarafın karargâhına gi dilerek, bu kuvvetler komutanının verdi­ği izahat dinlendikten sonra Darıcaya ge­çilmiş ve tatbikatta bulunanlar burada Demirhisar muhribine geçmişlerdir.

Saat 13.30 da Darıcadan hareket eden De­mirhisar saat 14 de Büyükada önünde bekîiyen Yavuzun bordasına yanaşmış ve muhripte bulunanlar Yavuza geçerek bundan sonra başlryan deniz tatbikatını Yavuzdan takip eylemişlerdir.

Bu tatbikata muhripler, denizaltılar, av ve bomba uçaklarıda iştirak etmişlerdir.

7 Ekim 1948

— İstanbul:

Kara. hava ve deniz kuvvetlerinin iştira­kiyle yapılmakta olan askeri tatbikat bu gün de devametmiştir.

Bugünkü tatbikatta bilhassa piyadenin topçu ile anlaşması, yer birliklerinin ha­va kuvvetlerini istenilen yere tevcih etme tecrübeleri, zırhlı birlikleri karşısında kurulacak fennî müdafaaların tesirleri in­celenmiştir.

Bu arada istihkâm birliklerinin vazifele­ri, küçük keşif unsurları arasında anlaş­ma tedbirleri de tetkik edilmiştir.

Dün olduğu gibi bugünkü tatbikatta dâ Büyük Millet Meclisi Başkaniyle Başkan vekili, Millî Savunma Bakanı, bazı mil­letvekilleri, vali ve belediye başkanı, Or­generaller, Kor ve Tümgeneraller, kara, deniz ve hava yüksek subayları, basın mensupları hazır bulunmuşlardır. Tatbikatın öğleden önceki safhasında ev­velâ mavi kuvvetlerin, kırmızıların bir tepedeki müdafaa mevziine yaptıkları taarruz, mavi kuvvetlerin umumi karar­gâhındantakipedilmiştir.

Bu taarruz mavi tarafın açtığı bir topçu ateşiyle başlamış, böylece iki taraf ara­sında karşılıklı geçen topçu atışlarında kırmızı tarafa mensup av uçakları ma­vikuvvetlerintopçumevzilerinitesbit etmek için uçuşlar yapmışlardır. Bu ara­da mavi kuvvetlere mensup tank birlikle­ri ise gözetleme mevkiinden hareket mevkilerine geçmişlerdir.

Diğer taraftan havadan desteklenen mavi taraf piyade kuvvetleri kırmızılıların mu­kavemetine rağmen ilerlemeğe başlamış­lar ve bu baskı karşısında kırmızı kuv­vetler muntazam bir surette gerideki mev zilerine çekilmişlerdir. Bu harekâtta ma­vi tarafa mensup bir kısım tanklar da piyadeyi desteklemekte idiler. Bu suretle mavi taraf, yaptığı tarruz neticesinde öğleye kadar bir miktar ilerleme kaydet­miştir.

Tatbikatın öğleden sonraki safhası ise, mavi tarafın bir tank taarruzu ve buna karşı kırrmzj taraf tank kuvvetlerinin müdafaası ile başlamıştır. İki tarafa men­sup tank kuvvetleri arasında geçen ve büyük bir alâka ile takip edilen bu ha­rekât kırmızı taraf lehinde inkişaf etmiş­tir.

Dündenberi devam eylemekte bulunan tatbikat safhaları, Türk ordusunun mo­dern silâhlara mükemmel surette inti­bak etmiş bulunduğunun, kara,( deniz ve hava kuvvetlerinin tam mânasiyl-; bir iş birliği kurmuş olduklarının parlak örnek lerini vermiştir.

Eu bakımdandır ki, tatbikatı takip eden komutanlar bütün askerî birliklerimizin bu mükemmel inkişafından ve tatbikatın seyrinden duydukları memnunluğu gizle-m emektedirler.

8 Ekim 1948

— Ankara :

Hükümetimizin ve Sağlık Bakanlığının davetlisi olarak memleketimize gelen Bir­leşmiş Milletler Dünya Sağlık Teşkilâtı­nın Yunanistan daki Sağlık Kurulu Baş­kanı ve tanınmış halk sağlığı mütehassıs­larından Dr. J. M. Vine bugün kendisiyle görüşen bir muharririmize şunları söyle­miştir:

«Türkiye'ye Malarya, Trahom, verem ve bilhassa hastabakıcıların yetiştirilmesi ve teşkilâtlandırılması üzerinde tetkikler yapmak için geldim. Ankara'da üç gün kaldıktan sonra, İstanbul'a oradan da Ak-denize, Ege ve güney illerimize giderek tetkiklerde bulunacağım. Bu tetkik gezi­sinden sonra, Ankara'ya gelerek incele­melerim hakkında mufassal bir rapor hazırlıyarak Sağlık Bakanlığına sunacağım. İncelemelerim hakkında ancak dönüşte geniş bir beyanatta bulunabileceğim.»

Yunanistan'daki sağlık durumuna temas eden Dr. Vine şöyle demiştir:

«Yunanistan içinde bulunduğu siyasî hu­zursuzluk dolayısiyle sağlık bakımından fena durumdadır. Tifo gibi sari hasta­lıklar almış yürümüştür. Bilhassa verem, en had dereceye çıkmıştır. Buna muka­bil, malarya hemen hemen sıfıra indi­rilmişvaziyettedir.»

— İstanbul:

Üç gündenberi yapılmakta olan askerî tatbikat bugün sona ermiştir.

Tatbikatın bugünkü safhalarının ilki öğ­leden önce karada ve öğleden sonra da denizde geçmiştir.

Bu tatbikat heyeti umumiyesi itibariyle fevkalâde muntazam olmuş ve kara, ha­va ve deniz kuvvetlerinin tatbikatta yap­tıkları mükemmel işbirliği bilhassa göze çarpmıştır.

Ayni zamanda Türk ordusunun yeni si­lâhlara çok kısa bir zamanda intibak et­miş oldukları üç gün devam eden tatbi­kat esnasında mükemmel surette kendini göstermiştir.

Bugün sabahleyin kırmızı kuvvetlerin ka­rargâhında bu sabaha kadar olan umumî durum gözden geçirilmiş ve kırmızı kuv­vetler komutanının bu durum hakkında verdiği izahat dinlenmiştir.

Bundan sonra kırmızı kuvvetlerin hars-kât sahasına gidilmiş, burada taarruza geçmiş bulunan bu grupların topç,u tank ve piyade kuvvetlerinin taarruz durum­ları incelenmiştir.

Daha sonra mavi kuvvetler tarafına ge­çilmiş, burada mavilerin komutanı kendi durumları üzerine izahat vermiştir. Öğleye doğru da "bir tepe üzerinden iki ta­rafın artık tamamen inkişaf etmekte olan harekâtı umumî olarak takip edilmiştir.

Karadaki tatbikatın bu sahfasından sonradeniz harekâtını takip için Yavuza gidil­miştir.

Saat 14 te donanma Boğazda hava taar­ruzlarına karşı hangi mmtakalarda savun­ma tertipleri alacağını talim etmiş, bir saat devam eden bu talim esnasında do­nanma, hava birlikleri ile işbirliği yap­mıştır.

Bu arada mefruz bir çıkarmaya karşı da deniz kuvvetlerimizin harekâtı incelen­miştir. Bu talim esnasında Yavuz tarafın­dan mefruz bir hava taarruzuna karşı ha­kikî mermilerle iskele bordadan bir ha^a baraj ateşi de açılmıştır.

Üç gün devam eden askeri tatbikat böy­lece donanmanın Öğleden sonra yaptığı harekâtla neticelenmiş bulunmaktadır. Pazar günü öğleden evvel kara kuvvet­leri, öğleden sonra deniz kuvvetleri tara­fındanbirergeçitresmiyapılacaktır,

9 Ekim 1948

— Ankara:

Bize verilen malûmata göre, Devlet ha­vayolları, pilotlarımızın uzun mesafeler­de tecrübe sahibi olmalarını sağlamak maksadiyle teşebbüslere geçmiş ve pan Americanşirketiilemutabıkkalmıştır.

Bu anlaşma gereğince Türk sivil pilot­ları Pan - American'a ait yolcu uçakları ile uzak mesafe seferlerinde tecrübe gö­receklerdir. Bu tecrübe uçuşuna ilk ola­rak çıkan Devlet Havayolları baş pilot­larından Adil Gözendor, 4 Ekimde İstan -buldan kalkan Pan - American uçağı ile Kalküta'ya gitmişti. 7 Ekimde İstanbula dönen başpiîot Adil Gözendor bugün An­kara'ya gelmiş ve bir muhabirimize *îu tecrübe uçuşu hakkında şunları söylemiş­tir :

«Londra - Lizbon yolu ile Nevyork'tan gelen Pan - American şirketine ait bir Constellation - Olipper uçağı ile Kalkü-ta ya gittim. 24 saat devam eden bu se­yahat sırasında, Karası, Yeni Delhi'de durduk. Uçak İstanbul'dan kalktıktan sonra, evvelâ beni pilot mahalline çağır­dılar ve Amerikalı pilotlar kendi görüş­leri hakkında izahat verdiler. 2 saatlik bir istirahatten sonra, navigatörün çalış-masiyle meşgul oldum. Bir müddet son­ra, birinci kaptan yerine geçtim ve. kro­kilerle rota hakkında kısa bir izahat ala­rak uçağı kullanmağa başladım. Evvel­ce, idarenin getirtmiş olduğu Amerikalı öğretmenlerimizden bu büyük yolcu uçak­larının idaresi hakkında dersler görmüş olduğumuzdan, hiç bir zorluk çekmedim. Böylelikle içinde 48 yolcu bulunan dört motorlu bir uçağı bizzat idare ettim. 93 bin libre ağırlığındaki bu uçaklar saatte ortalama 400 kilometre yol almakta e 15saatdevamlıolarakhavadakalmaktadırlar. Gidiş, ve gelişte topyekûn 30 saat Oüpper uçağının başpilotluğunu biz­zat yaptım. Bu gibi tecrübe uçuşlarının, Türk pilot­larının uzak mesafe için yetişmelerine büyük yardımı olacaktır.» Memnunlukla öğrendiğimize göre, Pan -American pilotları, başpilot Adil Gözen-dor'un uçağın sevk ve idaresinde göster­diği maharet ve kabiliyeti takdirle kar­şıladıklarını havayolları idaresine bildir­mişlerdir.

Devlet Havayolları bu ilk tecrübe uçu­şundan aldığı müsbet netice üzerine, di­ğer pilotlarımızın da tecrübe uçuşları yapmaları için teşebbüse geçmiş bulun­maktadır. Pilotlarımızın, uzak mesafe tecrübe uçuşlarını Lizbon-Londra-Nev-york hattı üzerinde yapmaları da muh-temejdir.

— İstanbul:

Bugün öğleden evvel Şamandıra ile Sa-rıgazi arasındaki sahada hava kuvvetleri ve öğleden sonra da Marmara denizinde donanma ve hava kuvvetleri tarafından büyük birer resmigeçit yapılmıştır. Kara, deniz ve hava geçitresimlerinin üçü de çok muntazam olmuştur.

Öğl eden evvelki kara kuvvetleri geçit-resminde bulunmak üzere şehirden ve civar köylerden kalabalık bir halk alana gelmiş bulunuyordu. Geçitresmi için ha­zırlanan tribünün iki yanı saat dokuzda davetlilerle dolmuştu.

Saat 9 dan itibaren milletvekilleri, 3r, kor ve tümgeneraller, İstanbul Vali ve Belediye Başkanı, Şehir Meclisi üyeleri. Amerikan yardım heyetleri başkan ve üyeleri, ve basın mensupları kendilerine ayrılan yerlerde hazır bulunuyorlardı. Genelkurmay Başkam Orgeneral Salih Omurtak, saat 9,50 de, beraberinde Ge­nelkurmay ikinci başkanı Orgeneral Ma-zaffer Tuğsavul ve birinci ordu komuta­nı Orgeneral Nuri Yamut olduğu halde ön plânda hazırlanan yerini aldı. Kahra­man ordunun üç saat devam eden geçit­resmi tam saat 10 da başladı. Önde Kor-genaral Nurettin Paransel ve onu taki­ben kurmayı geçti, arkadan tümenler muntazam bir akışla ve halkın coşkun tezahürleri arasında bir sel halinde geç­tiler.

Tümenlerimizin yekpare bir kütle halin­de geçtiği çok canlı ve yiğitçe bir man­zara arzediyordu ve halk durmadan al­kışlıyordu. Bu suretle piyadenin geçişi tam bir saat sürdü.

Piyadeyi bir deniz taburunun çok şanlı geçişi takip etti. Arkadan dağ topu alayı ve piyade tümenlerinin topçu birlikleri ayni intizam dahilinde geçtiler.

On beş dakikalık bir aradan sonra sıra zırhlı birliklere geldi. Zırhlı tugayının geçişi de cidden fevkalâde bir intizam dahilindeoldu.

Geçit resminin son kısmı muhtelif sınıf­lardan mürekkep iki tank tugayının ge-Çişi teşkil etti. Bursların geçişi de göz doldurucu bir intizam dahilinde oldu.

Gerek zırhlı tugayda, gerekse tank tu­gaylarında son sistem modern malzeme­ye tam mânasiyle intibak etmiş olan or­dunun tatbikatta olduğu kadar geçitres-minde de büyük bir başarı gösterdiği her bakımdangözeçarpıyordu.

Halk bu modern malzemeyi, zırhlı ve tank tugaylarını bütün geçitresmi deva-mmca iftihar ve güvenle üzün uzun al­kışladı.

Kara geçitresmi tank tugaylarının geçişi ile sona erdi. Müteakiben otomobillerle' Maltepe'ye gidildi ve orada deniz vası-talariyle Yavuz zırhlımıza geçildi. Sa'ıt 13 te hareket eden Yavuz Ada açıkların­da Maltepe'ye doğru döndüğü zaman ha­va kuvvetlerinin geçitresmi başladı. Ön­de bomba, arkada av uçakları olduğu halde Yavuzun üstünden yüzlerce uçağı­mız fevkalâde bir geçiş yaptılar. Bundan sonra sıra donanmaya geldi. Ge­nelkurmay Başkanı ve bütün yüksek rüt­beli subaylar Yavuzun güvertedir de bu­lunuyorlardı. Yavuzun seyir istikametinin mukabil tarafından bir şerit halinde kıça aralarla birbirini takip eden donanmanın geçitresmi başladı. Ön.de arama tarama gemileri, onları takiben denizaltılar, muhripler, donanma refakat gemileri çok muntazam bir seyirle Yavuzun yakının­dan geçerek uzaklaştılar.

Donanmanın geçitresmi de bu suretle saat 18,30 da sona erdi.

— Mudanya:

BugünMudanyamütarekesinin26 ncı yıldönümü büyük tezahüratla kutlandı. Kasaba baştan başa bayraklarla donatıl­mıştır. Bursa Valisi, Kor Komutan, Bursa Belediye Başkanı, Kor Komutanlık ve Vilâyet erkânı, parti temsilcileri, kurum­lar ve Bursa ileri gelenleri ile Mudanya Kaymakamı, Belediye Başkanı, askerî bir­lik, Halkevi, partiler erkânı, orta ve ilk­okul öğretmenleri. Mudanya halkı ve kcylerden gelen halk, mütareke binası önünde toplandılar ve Halkevi Başkanı bir söylev verdi. Bundan sonra mütare­ke evi gezildi. Müteakiben Mudanya mü­tarekesi kahramanı İnönü'nün heykelinin dikildiği sahaya hep birlikte gidildi. Bandonun çaldığı Jstiklâl marşından son­ra tarih öğretmeni Cemile ve Bursa Hal­kevi adma Heda Kızılay birer nutuk söy­lediler. Bundan sonra ortaokul öğrenci­lerinden bir genç, İnönü adlı bir man­zumesini okudu. Bundan sonra heykelin kurdelesini kesen vali Haşim îşcan, İnö­nü'nün büyük hâtırasını anarak sürekli alkışlar ve yaşa İnönü sesleri arasında anidm küşadını yaptı.

16 Ekim 1948

— Bursa:

Cumhurbaşkanı İsmet 'İnönü bu sabah saat 9 dan biraz evvel mutad Mudanya seferini yapacak olan Sus vapuruna gel­mişler ve yolculara iyi dileklerde bulu­narak yukarıki salona çıkmışlardır. Cum­hurbaşkanının bu vapurla seyahat etmek­te olduğunu haber alan yolcular ve rıh­tımda bulunan halk kendilerini sevgite-zahürleriyle uğurîamışlardır.

Güzel bir yolculuktan sonra vapur İm-ralı'ya uğramış ve buradan Armutlu'ya geçmiştir. Armutlu'da. civardan da akın halinde gelmiş elan büyük bir halk küt­lesi Cumhurbaşkanını içten gelen coşkun sevgi gösterileri ile karşılamış ve karaya çıkmaları ricasında bulunmuştur. Cum­hurbaşkanı, Armutîu'luîarm getirdiği mo-türlerden birine binerek karaya çıkmış ve yarım saat kadar kasaba halkı ve köylülerin dileklerini dinlemişler ve sa­mimi hasbihallcrde bulunmuşlardır. Yap­tığı bu görüşmeden pek mütehassis olan Cumhurbaşkanı kendilerine hitaben «beni ihya ettiniz» sözleriyle tahassüslerini bil­dirmişler ve saat 13 de halkın ve vapur yolcularının sürekli alkışları arasında ge­miye dönmüşlerdir. Eur.dan sonra Mudanya'ya uğrayan Cumhurbaşkanı, karaya çıkarak büyük bir kalabalık arasında mütareke evini ve â-bideyi ziyaret etmişler ve buradan da coşkun tezahüratla Bursaya hareket et­mişlerdir.

Bursa ziyareti, görülmemiş tezahürlere vesile teşkil etmiş, köylüler yol boyunca kalabalık teşekküller halinde Cumhur­başkanını selâmlamışlardır. Şehre girişte bu heyecanlı tezahür en yüksek derece­sini bulmuş ve methalden itibaren oto­mobiller kalabalık arasında güçlükle yol alabilmişlerdir. Cumhuriyet meydanı ise şimdiye kadar Bursa'nm görmediği bir gösteri yeri olmuştur. Civar kazalardan genlenlerle bu büyüyen kalabalık en aşa­ğı 60-70 bin kişilik bir kütle .teçkil et­mekte idi. Burada Cumhurbaşkanının otomobili artık yoluna devam edememiş ve İsmet İnönü, arabalarından inerek, halkın son dereceyi bulan coşkun sevgi ve saygıları arasında kendisine açtığı yoldan yaya olarak Halkevine gitmişler­dir Bu sırada Cumhurbaşkanı halka kı­sa biı hitabede bulunduktan sonra açı­lan yo} d an, arkası gelmiyen sürekli al­kışlar arasında vali konağına gitmişler­dir. Burada kısa bir istirahatten sonra, yeni yapılmış olan modern ilkokulu ve inşaatı devam etmekte olan büyük has­taneyi ve stadyomu gezmişlerdir.

Buradan ayrılan Cumhurbaşkanı şehrin birçok yerlerini dolaştıktan sonra tekrar vali konağına gelmişler ve akşam yeme­ğini burada milletvekillerinin de bulun­duğubirtoplulukhalindeyemişlerdir.

Cumhurbaşkanı yarın sabah 9 dan itiba­ren şehir içindeki gezintilerine devam edeceklerdir.

17 Ekim 1948

— Bursa:

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, bugün Öğ­leden evvel refakatlerinde Vali Haşim İşcan ve Korkomutanı Hasan Atakan ve maiyetleri olduğu halde Çelik Palas'm büyütülmesi için yapılan inşaatı görmeğe gitmişler ve projeler üzerinde izahat al­mışlardır. Bundan sonra, Çekirge'de yeni servise açılmış olan Gönlü - Ferah ote­line giderek binayı, döşemsini tetkik et­mişler ve büyük masraflar yapan otel sahibini takdir etmişlerdir. Salonda isti-rahatleri sırasında otelde misafir bulu­nanailelerlehasbihallerdebulunduktan sonra, otelden ayrılan Cumhurbaşkanı sokakta biriken halkın syaşa» sesleri arasında, yapılmakta olan ticaret hal'ine gelmişler, plânlar üzerinde tetkiklerde bulunmuşlar ve izahat almışlardır. Bura­dan İnönü'yü binlerce kişi takip etmekte idi. Halden çıktıkları zaman da, otomo­bil güçlükle halk safları arasından çıka­bilmiş ve Bursa'ya yeni getirilen Kırk-pınarlar suyunun depolarına gidilmiştir Şehre 5 kilometre uzaklıkta bulunan de­polara varıncaya kadar her tarafta yîns fcaik kesif saflar teşkil ediyordu. Her yanda dünkü kalabalığın aynı görülüyor­du. Cumhurbaşkanı depoda 2,5 mikyasın­da bulunan bu sudan içmişler ve büyük emek ve gayretler sarfedilerek yapılan bu eserden dolayı Valiyi ve Belediye Başkanını tebrik etmişlerdir. Buradan dönen, İnönü, Korkomutanlıgmı ziyaret etmiş ve ikametlerine tahsis edil­miş olan vali konağına dönmüşlerdir.

öğleden sonra İnegöl ilçesine gidecek­lerdir.

18 Ekim ÎS48

— Mudanya:

Cumartesi gününden beri Bursa vilâyeti halkının gönlünde dinlenen Cumhurbaş­kanı İnönü bugün saat 15.30 da Bursa-dan ayrıldılar, ikamet buyurdukları vali konağından ve Çelikpalas önünden Çe-kirge'ye kadar yolu dolduran on binler­ce halkın «uğurlar olsun İnönü, yine bekleriz» nidaları, alkışları ve sevgi te­zahürleri arasında Çekirge meydanına geldiler. Meydan muazzam bir kalaba­lıkla dolmuştu. Sayın İnönü burada oto-morillerinden inerek halka veda ve yola devam ettiler. Çekirge'den Mudanya'ya kadar uzanan sevgi tezahürleri Mudan­ya'da köylerden inen binlerce halkın da katıldığı emsaline rastlanmamış bir coş­kunluğa yükseldi ve vapurun hareket dakikasına kadar devam etti. Cumhur­başkanı vapurda da yolcular tarafından alkışlarla selâmlandı ve Bursa'dan ken­dilerini teşyi eden vali Haşim îşcan. Korkomutanı Hasan Atakan, Bursa mil­letvekilleri, Bursa Belediye Başkam Ue Genel Meclis üyeleri, partiler ve cemi­yetler mensupları, vilâyet erkânı, Bursa Ticaret, Sanayi ve Ziraat Odaları Başkan ve üyeleri, şehir ileri gelenleri, bütün kasabalardan gelen heyetler ve basın er­kânı,MudanyaKaymakamı,Belediye Başkanı ve mahalli teşekküllerle ilçe ileri gelenlerinin ayrı ayrı ellerini sıktı teşekkür ve iltifat etti. Sus, «tekrar ve yakında bekleriz, varol İnönü» sesleri arasında saat 16 da Mudanya'dan hareket etti.

— Ankara:

Seçim neticeleri dün gece yarışma kadar alınmışisedeİçişleriBakanlığıresmî rakamlarıhenüz neşretmemiştir. Haber aldığımıza göre hükümet kat'î ve resmî tebliğini yarınsabah verecektir. Ajansmuhabirlerininmuhtelifillerden verdiği malûmat şu suretle hulâsa oluna­bilir:

Ankara: Seçmen adedi 302,533, iştirak eden 142,552, nisbet %43, C. H. P. adayı Dr. Ahmet Selgil seçilmiştir.

Aydın: Seçmen adedi 138,930, iştirak eden 37,442, nisbet %27,73, C. H. P. adayı Dr. Sabri Akın seçilmiştir.

Bolu: Seçmen adedi 136,242, iştirak 51, 072, nisbet %38,9, C. H. P. adayı Hıfzır-rahmanRaşitÖymenkazanmıştır.

Erzincan: Seçmen adedi 81,364, iştirik 44267, nîsbet %55, C. H. P. adayı Rauf Bayındırkazanmıştır.

Erzurum: C. H. P. adayının seçildiği bil­dirilmiş ise de rakamlar hakkında henüz malûmat gelmemiştir.

Giresun:Seçmenadedi123,700, 55,700,nisbet%45,C.H.P.adayıTev-fik Eğmen kazanmıştır.

Müstakil aday Arif Ünal 15689 oy almış­tır. 687 oy muhtelif şahıslara verilmiş, ■133oy boş verilmiştir.

İstanbul: Seçmen adedi 561,335, iştirak 112,796, nisbet %20,9, C. H. P. Adayı Sa­di Bekter kazanmıştır.

Kastamonu: Seçmen 185,129, iştirak 12.126 nisbet %65,38, C. H. P. adayı Adil Tok-özlükazanmıştır.

Mardin: Seçmen 134,424, iştirak 37,463 nisbet %28, C. H. P. adayı Mehmet Kâ­mil Boran kazanmıştır.

Malatya: Seçmen 19.1,246, iştirak 123950, nisbet %73, C. H. P. adayı Esat Doğan kazanmıştır.

Ordu: Seçmen 146,707, iştirak 70,640, nis­bet %47, C. H. P. adayı Arif Hikmet Onat kazanmıştır.

Bağımsız adayı 22232 oy almıştır.

Fransız saylavları bütün bu tasarıların, henüz kuvveden fiile çkımamış olduğu­nu, lâkin hükümetin azimli kararları ile ergeç gerçekleşeceğini ilâve etmişlerdir. İktisadî ve ziraî meselelerin Fransa için ne gibi bir önem taşıdığı ve bu meseleler­den hangisinin önden geldiği sualine Fran sız. saylavları «Para meselesi» tabiriyle cevap vermişlerdir. Yine saylavlara göre, memleket için en lüzumlu maddelerin hangisi olduğu ve doların nereye .sarfe-dilmesi lâzım geldiği henüz tesbit edil­miş değildir.

Bununla beraber, Fransız saylavlarının temin ettiklerine göre, 1943 mahsulü buğ­day bakımından olduğu kadar şarap is­tihsali ve et bakımından da fevkalâde be­reketlidir ve bu durum içinde Fransa hiç bir kimseye muhtaç olmadan yaşıyabils-cektir. Çünkü, «Bize yardım edenler dahi buhran içindedirler ve biz yardımdan daha çok kendi kendimize güvenmek zo­rundayız ve kendi kendimize yetmemiz lâzımdır, t

Bunları söyliyen Frederic Dupont, bil­âhare sözü Fransa'nın milletlerarası du­rumda oynadığı role naklederek «Fransa milletlerarası sahada, eski durumunu bul­mak üzeredir. Biz ilerliyoruz ve iyimse­riz» dedi.

Bu sırada, Paris Büyük Elçimiz Numan Menemencioğlu söz alarak Marshall yar­dımının Fransa'daki tesirlerini ve netice­lerini sordu. Beyanatta bulunan saylav: «Biz de sizin gibi bu teşebbüsü alkışladık, istifade ediyoruz» dedikten sonra, kültür ve servet teatilerinin milletlerarası mü­nasebetlerin idamesi için zarurî olduğu hususunda İsrar etti ve «Siz Türkler, mil­letlerarası mübadele ve dostlukta en bü­yük âmil. olabilirsiniz»dedi.

Fransız saylavı, yalnız maddî zenginlik­lerin değil, ayni zamanda fikrî zenginlik­lerin de mübadeleye esas teşkil edeceğini tekrar hatırlattıktan sonra, Fransa'nın de­mokrasiye ve hürriyet prensibine bağlılı­ğını bildirdi.

MiUetvekilIerimizin suallerine cevaben, iç meselelere temas eden Fransız saylavları, Fransa da bugünkü durumu ele alaralî, uzun izahatta bulundular. Onlara göre, Fransa'da bugün, nisbî seçim usulü cari­dir. Halbuki evvelden il diyebileceğimiz, bölge seçimleri yapılmaktaydı. Bugün Fransa,pek çok sayıda, il'e ayrılmıştır.

Burada, Hüseyin Cahit Yalçın konuşmaya katılarak, nisbî seçim usulünü uzun ve teknik bir tarzda izahını yapmıştır.

Tekrar söz alan Fransız saylavı il seçi­minden, nisbî seçime geçilişinin ne gibi neticeler doğurduğunu izah ederek, şöy­le dedi:

-Eski sistem, ferdî bir sistemdi ve ferdi teşvik ediyordu. Bugünkü sistem ise, parti sistemidir ve ferdi parti içinde si­ler.»

Fransız saylavı, bu mülâhazaları ile aşa­ğı yukarı, 1789 inkılâbının Fransa'da fer­din kurtuluşunu temin eden neticeyi be­lirtmek istiyordu. Filhakika o zaman si­yasî parti yoktu, lâkin meslek loncaları mevcuttu.

Hatip, sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Nisbî seçim taraftarları, adalet fikrir.c istinat etmektedirler. Bunların muhalif­leri ise, temsilin ayarsız olduğu kanaatin-dedirler. Bununla beraber, Fransız fer­diyetçidir ve kendi saylavını kendi seç­mek ister. Seçim sisteminin değiştirilmesi bu itibarla çok melhuzdur. Komünistler, nisbî seçim usulüne taraftardırlar. Çünkü onlarda fert yok, parti vardır. De Gaulle-cüler ise bunun aksini istiyorlar.

Önümüzde, yapılacak seçime gelince, en büyük şans merkez partilerinindir.

Bu beyanatı veren Frederic Dupont, <le Gaulle'cülerin henüz bir siyasî parti hü­viyetini iktisap edememiş olduklarını be­lirttikten sonra, Cumhuriyetçi Halk ha­reketinin nisbî sisteme taraftar, Radi­kallerin ise buna muhalif olduklarını söy­lemiştir.

Bundan sonra söz alan, diğer bir Fransız saylavı Fransadaki hükümet buhranı me­selesini izah etmiş, hükümetler değişmek­le beraber, idare mekanizmasını elinde tutan memurların ayni kaldığım, iktidar mevkiine gelen hükümet adamlarının ge­rek sağcı, gerek solcu bütün büyük me­murları yerlerinde tuttuklarını ve «Ame-rika'dakinin aksine olarak, Fransa'da ida­renin hiç bir siyasî buhrandan müteessir olmaksızın yerinde kaldığını» bu sebeple memleket ahvalinin, pek müsait ve da-ima' müsbete doğru gittiğini hatırlatmış­tır.

Fransa'da melhuz anayasa tadilâtına te­mas eden hatip, memleketinde ferdî hür­riyet ile idarî otorite arasında daimi bir ihtilâf mevcut olduğunu, son zamanlarda otoritenin kuvvetlendirilmesi yolunda De Gaulle'cülerin ileri sürmüş oldukları is­teklerin umumî efkârda iyi kabule mazhar olduğunu sözlerine eklemiştir.»

— Ankara :

Bugün Millet Meclisinde Türk - Fransz dostluk grubu müşterek toplantısından sonra, Fransız parlâmento heyetine baş­kanlık eden Pierre-Olivier Lapie ve ar­kadaşları Ankara Palas salonlarında bir basın toplantısı tertip etmişlerdir. Yerli' ve yabancı gazetecilerin muhtelif suallerine cevap veren Lapie ve arkadaş­ları memleketimizde edindikleri çok mü­sait intibalardan bahsettikten sonra, ken­di memleketlerinin durumuna temas ede­rek bir gazetecinin sorduğu: «Batı ile doğu arasında bir harp vuku bulursa, Fransa kayıtsız şartsız olarak, batılılar arasında yer alabilecek midir?» sualine: «Evet» cevabını vermiştir. «Fransa'nın iç durumu buna müsaade edebilecek midir? yolunda sorulan diğer bir suale Lapia, Fransız milletinin yüzde 80 inin hükümet arkasında olduğunu ve onu desteklediğini bildirmiştir.

Grevlerden bahseden sözcü; bunun, ko­münist kışkırtmalarından ibaret olduğunu ve Fransız milletinin grevcileri ve komü­nistleri asla desteklemediğini belirtmiştir.

Yer.i seçim yapmak meselesine gelince, bunun, icra kuvvetini teşrii kuvvetin da­imi ve ağır igliyen murakabesinden kur­tarmağa matuf olduğunu, filhakika bu­gün Fransa'da istikrarı temin için tara yetkili bir hükümetin mevcudiyetine lü­zum görüldüğünü söyliyen sözcü, bu de­ğişikliğin daha ziyade de Gaulle'cüler ta­rafından desteklendiğini ve bundan mak­sadın biraz da sendikaların nüfuzunu a-zaltmak olduğunu söylemiştir. Bundan evvel, parlâmentoda yapılan top-laniida Hüseyin Cahit Yalçm'm belirtti­ği veçhile de Gaulle sisteminin şef siste­mine taraftar olup olmadîğı yolundaki müdahaleyi sözcüye hatırlatan gazeteci­lere hitaben Fransız saylavı böyle lir şevin bahis mevzuu olamıyi.c ağını söyle­mi ît ir.

Diğer bir' gazetecinin Almanya meselesi karşısında Fransa'nın ne gibi bir durum takındığı ve batılı müttefikleriyle Fransa arasında Almanya'nın kontrolü bahsinde ihtilâf mevcut olup- olmadığı tarzındaki bir suale Lapie şu cevabı vermiştir: «Almanya mağlûp bir devlettir. Onu kon­trol ve yeniden terbiye etmek bizim vazifemizdir. Bu yolda, batılı müttefikleri-. mizle zaman zaman ihtilâflar meydana çıkmıştır. Fakat, bundan 10. gün evvel, yani memleketimden ayrıldığımız günlerde batılı müttefikler arasında bu hususta ik­tisadî bir anlaşmaya varılmış, bulunul­maktadır. Rhur'un kontrolü meselesi esas itibariyle halledilmiştir. Almanya'dan, memleketimizde ika ettiği zarar ve hasar karşılığı olarak gereken tazminatı taiep etmekte devam edeceğiz.* Basın toplantısı, gazetecilerle Fransız say­lavları arasında devam eden samimî has-bihallerle sona ermiştir.

31 Ekim 1948

— Ankara :

Cumhuriyetin yirmi beşinci yıldönümü şenliklerine katılmak üzere Ankara'ya ge -lirken Yahşihan - Irmak istasyonları ara­sında vukua gelen müessif tren kazasında yaralanarak Ankara'ya nakledilenlerden ölen iki Demiryolu memuru ile sekiz yurt taşın cenazeleri bugün büyük bir ihtifal ilekaldırılmıştır.

EayıpJariyle bütün Türk milletini en bü­yük bı- gününde derin bir teeessüre dü­şürmüş olan bü yurttaşların cenaze töre­ninde başta Cumhurbaşkanı İsmet İnönü olduğu halde Başbakan Hasan Saka, Baş­bakan yardımcısı ve Devlet Bakanı -Fa;k Ahmet Barutçu, Bakanlar, Büyük Millet Meclisi Başkanvekilleri, milletvekilleri. Genelkurmay Birinci Başkanı, C. -H. Par­tisi Başkanvekili Hilmi Uran ile Parti Sekreterleri ve Genel Sekreter yardım­cısı, Demokrat Parti Genel Sekreteri ve Dr. Cemal Tuncay ile Demokrat Parti Genel merkez üyelerinden İstanbul mil­letvekili Fuat Köprülü, Millet Partisi bal­kanı Hikmet Bayur ve bu partiler Mil­let Meclisi gurupları ve il idare kurulları üyeleri Ankara valisi, belediye başkanı, Bakanlıklar ileri gelenleri ve çok kala­balık bir halk topluluğu bulunmuştur.

Cenaze namazı Hacıbayram camisinde kı­lındıktan sonra ikisi Türk bayrağına, di­ğerleri Cumhuriyet Halk Partisi bayra­ğına sarılmış olan tabutlar eller üzerinde yükselmiş ve alay hareket etmiştir. Hacıbayram'dan itibaren Ankara garına kadar olan güzergâh ve Ulus meydanında toplanmış olan kesif halk kitleleri büyük kaza kurbanlarına son rasimei hürmeti ifa eylemişlerdir..

25/1/1946tarihli yazının14/2/1946gününe kadar kayda geçirilmiyerek

bunu Ulvi Yenaî'in yanında alıkoymasında hususî bir maksat ve niyet bulun­madığı savunma muvacehesinde, akdin feshini kolaylaştırmak maksadiyle istihsal olunan Ticaret Bakanlığının yazısından istifade edilmesini aramamak fiilinin kasda makrun suç mahiyetini taşıyan bir hareket olarak vasıflandırıl-masına imkângörülmemiştir.

6—Daha ucuz teklifler yapılmış olmasına rağmen 350 dolardan Andriya-dis'e ihale icrasını temin içîn başkasının yerine getiremiyeceği şartlarla eksilt­me ilân ettirmek sorumluluğuna delil olarak Andriyadis'in firmasına yazdığı 12/2/1946 tarihli mektup ve başkasının bu işi alamıyacağma ve eksiltmenin kendi şartlarına uygun bulunduğuna dair Ulvi Yenaî'in yanında Münir Ka-raciğ'in Andriyadis'e söylemiş olduğu sözler irae edilmektedir.

İVHinir Karacığ'm Andriyadis'e mümürler encümeni müzakeresinden ve eksilt­me ilânından evvel «eksitlmenin şartlarına uygundur» demiş olduğuna ka­naat getirilememiş olduğu gibi Andriyadis'in Vivacqua'ya 12/2/1946 da yazdığı mektubunda Ankara'dan Bakanlıktan telefonla verilen bir emirle, ilâna lüzum görüldüğüne dair geçen ve başka bîr suretle de teeyyüt etmiyen yazının da sıhhatine itimat edilememiştir.

Kahve meselesinde sanık Ulvi Yenal'a isnad edilen suçlar:

1} Andriyadis teklifi üzerine Brezilya'da bulunan firmalara teklifte bulun­maları için yazılan ve hattâ imza edilen mektupları göndermemek iddiasına karşılık, Andriyadis'in o sırada Ankara'da bulunan Hurrem Şeren'e çektiği telgrafın alınmasına tekaddüm etmesine ve rnezkûr 5/1/1945 tarihli mek­tupla münderecatının kahve departmanına yazılan telgraf mealinde bulun­duğu görülmesine nazaran bahis konusu olan mektupların gönderilmemesin­de suç teşkil edecek bir mahiyet bulunmadığı neticesine varılmıştır.

AnlaşmanınfeshinikolaylaştırmakmaksadiyleistihsalolunanTicaret
Bakanlığı yazısını Bakanın emir ve arzusu dahilinde muamele mevkiine koy­
mamak fiili Ürgüplüye ait hısımda beşinci bent olarak ayni mesele hakkında
izah edilen hususlar sanık Ulvî Yenal hakkında da tekrarlanabıleceğine göre,
Ulvi Yenal'm bu eyleminde de suç mahiyeti bulunmadığı kabul olunmuştur.

Daha ucuz teklifler yapılmış olmasına rağmen(320)dolardan Andriya­
dis'e ihale icrasını temin için başkasının yerinegetiremiyeceği şartlarla ilân
yapılması yolunda Bakanın Kenan Yalter vasıtası ile yaptığı tebligatı yerine
getirmek iddiası da yersizdir.

Ulvi Yenal'm bu eylemi Suat Hayrı Ürgüplü'nün sözü geçen kısımdaki fiili ile müşterek bulunduğu cihetle Bakanın buna ait sorumluluğunu incelenmesi sırasında İzhar olunan kanaata saik olan mucip sebepler aynen Ulvi Yenal'a da şamiî bulunmuş ve bu itibarla Ulvi Yenal hakkındaki bu iddiaların da sabit olmadığı neticesine varılmıştır.

Kahve meselesinde Münir Karacığa isnadedilen suçlar:

] —Diğer firmaların tekliflerini Andriyadis'e bildirmek.Bu hususta hiç bir

delil gösterilmemiştir.Bu bakımdan isnat edilen eylem yersizdir.

2—Verdiği yazılı mütalâa hilâfına Vivacquo'ya yazılan telgraf müsvedde­sini hazırlamak fiiline delil olarak, 24/1/1946 da Vivacqua'ya çekilen tel­graf gösterilmektedir.

Tahkikat neticesine binaen, Münir Karaçığm vukuu anlaşılan bu eyleminde suç vasfı görülmemiştir.

Suat Hayri Ürgüplü'niin Tekelin müstakbel inkişaf programının tahakkuku­nu temin hususunda müşkülât arzettiğini gördüğü kereste mevzuunun emni­yet altına alınması mülâhazasiyle bu ihtiyacı karşılıyabilecek olan fabrika­nın mubayaası tavsiyesinde bulunması hizmetin umumî sevk ve idaresine taallûk eden hususlardan mâdut görülmüş ve yapılan tahkikat ve toplanan deliller muvacehesinde himaye maksadiyle hareket ettiği de anlaşılama­mıştır.

Tatova atelyesinin kapasitesini bililtizam noksan göstermek iddiası da yer­sizdir.

2—Hürrem Seren hakkındaki:

idarenindurumunu,yenibir fabrikayaihtiyaçbulunupbulunmadığını
münakaşa eden yazısını geri alarak yerine mübayaati mümkün kılacak diğer
bir yazıyı ikame etmek.

Tomruk verilmediğini ve verilmiyeceğinibildiği haldefabrikanın satın
alınmasına mâni olmamak.

Kıymet takdiri için mahalline mütehassıs bir heyet göndermemek.

Suretiyle görevini kötüye kullanmak eyleminde ve Ömer Refik Yaltkaya'ya isnat olunan eylemlerde suç vasfı görülememiştir. Tahkikat safhasında bü­tün bu hususlar bariz bir şekilde belirmiştir.

3—Cemal Civelek'e isnat olunan suç:

Devlet Orman İşletmesinin Orman Genel Müdürlüğüne ait olduğunu ve bu idarenin fabrikaya tomruk vermediğini ve bu yüzden fabrikanın yıllarca muattal kaldığını bildiği halde orman idaresinin mütalâasını almadan eski Bakanın arzusu dairesinde rapor vermek suretiyle görevini kötüye kullan­maktır.

lyidere fabrikasının tomruk verilmemesi yüzünden işletilememesi sebepleri esasen idarece de malûm bulunmasına göre Bakanın arzusu dairesinde ve sırf mubayaayı mümkün kılmak için rapor tanzim edildiğine mütedair is­nadın da sübut sebebi bulunmadığından Cemal Civelek hakkındaki iddia sabit görülmemiştir.

4— Kemal Hilmi Sarlıca, Ekrem Necmi İnel,Nurettin Esat Ulusoy,Kenan
Yalter,Ulvi Yenal ve Münir Karacık'a isnat edilen suç:

Fabrikanın mubayaasına ihtiyaç bulunup bulunmadığını ve işletme imkânla­rına kıymetin haddi lâyıkta olup olmadığını tetkik etmeksizin eski Bakarım arzusunu yerine getirmek maksadiyle mubayaaya karar vermek suretiyle görevlerini savsamaktır.

Tahkikat sonucunda kendilerinin sorumluluklarını mucip bir cihet görülme­miştir.

Tutkal alımı işi:

B. M. M. nce ittihaz olunan son tahkikatın açılması kararına nazaran:

■—SuatHayri Ürgüplü,eskiarkadaşıFehmiAteş'ihimayemaksadiyle
mevcut stok bulunmasına ve piyasada daha iyi evsafta ve daha ucuz tutkal
tedariki imkânı olmasına rağmen emir vermek,

— Refik Taşçı:

Fabrikanın stok miktarının yeterliğini ve daha ucuz, daha iyi vasıfta tutkaî tedarikinin mümkün olduğunu bildiği halde bir senelik stoku kasden on ay­lık göstererek ve piyasa hakkında yanlış malûmat vererek kanaati hilâfına 20ton tutkal mubayaasını istemek.

3—Fikri Fesçioğlu:

Vazifesi icabı Bakanı ikaz etmek durumunda iken bilâkis eski Bakanın Feh­mi Ateş'i himaye sadedinde verdiği emri mâkul mütalâalara rağmen hiç ol­mazsa 20 ton olarak infazını temin etmek suretiyle, memuriyet görelverini kötüye kullanmaktan sanıktırlar.

Tutkal hakkında elde edilen bütün malûmat gözÖnünde tutulunca:

Tutkal satın alma işinde Suat Hayri Ürgüplü'nün, zamanın icaplarına uy­gun olarak işletme için faydalı gördüğü bir teklifi alâkadarlara tetkik etti­rerek tutkal stoku bakımından fabrikanın işletme emniyetini temin maksa-diyle hareket ettiği ve o tarihte temin olunan stokla fabrikanın 946 sene­sinde de faaliyette bulunmasını sağladığı anlaşılmış ve Fehmi Ateş'ten tut­kal alınması sırasında piyasada üstün vasıfta daha ucuz tutkal bulunduğu ve bu tutkahn sırf Fehrni Ateş'i himaye maksadiyle almdîği hakkındaki iddia ve bu yoldaki ifadeler kanaat verici mahiyette görülmemiş ve bu se­beple de tecziye talebi yersiz görülmüştür.

Suat Hayri Ürgüplü ve Tevfik Taşçı haklarında elde edilen netice ve tahas-sül eden kanaat fikri Fesçioğlu'nun da bu işde suçsuz olduğunu göstermiş olduğundan savcılık makamının bu sanık hakkmdaki tecziye istemi de ye­rinde görülmemiştir.

Kibrit işi:

Bu meselede Suat Hayri Ürgüplü:

Yunanistan'a satılmasî imkânı bulunan kibritlerin satışına resmî makam­
lar vasıtasiyle bizzatteşebbüs etmesigörevi İcabı ikeneski arkadaşı Fehmi
Ateş'i kazandırmakmaksadiylemutavassıtolarakaraya sokmak ve işi so­
nuna kadar himaye etmek,

Ticarî zihniyetle telifi kabil oimıyacak şekilde yüksek fiyat tâyin etmek,

Yunanistan heyeti ile müzakereden kaçınmak,

Diğer mutavassıtlararcdcevabıvererekhimayesinitevaliettirmek,
fiillerinden sanıktır.

O günkü şartlar içinde Bakanın, Yunan hükümetinin ödeyebileceği fiyat üzerinde sarih malûmata sahip olmaması yüzünden alıcının teklif ettiği ve­ya alıcıya kabul ettirebildiği bir fiyat Üzerinde anlaşmaya varmasında ken­disinin sorumluluğu mucip olamıyacağı gibi, Fehmi Ateş'i himayeyi muta-zammın ve ticarî ahlâka ve hukukî mevzuata aykırı bir hareket de mevcut değildir. Kibrit işi meselesinde ikinci sanık olan Kemal Süleyman Vaner'e:

— Yunanistan'asatış imkânı bulunankibritlerinbizzat satışıilemükellef
iken, Suat H. Ürgüplü'nün. mutavassıt olarak ortaya çıkardığı Fehmi Ateş'in
mutavassıtlığını kabul ve işi buna göre idare etmek.

— Tiacrî fikirlerle telifi kabiloimıyacakfiyat vermek.

— Yunan ticaret heyeti ile müzakereyi selbetmek.

— Himaye ettiği arkadaşı Zeki Çalık'ı işe teşrik edebilmek gayretiyle lü­
zumsuz birrekabetindoğmasınasebebiyet vermek vesatış imkânınıakim
bırakmak,

fiillerinden sanıktır.

Fiyatın Kemal Süleyman Vaner tarafından tesbit ve tâyin edildiği bir delil ile ortaya konmadığından bu hususta Kemal Süleyman Vaner'in mes'uîi-yeti bahia konusu olamz.

Keza satışın akameti Bakanlığın ve idarenin elinde olmiyan haricî sebepler dolayisiyle husule geldiği ve sanığın hareketinde sorumluluğu mucip bir hal görülemediği tebarüz etmiştir.

Sanık Fikri Fesçioğlu'nun da fiilînde mes'uliyeti mucip bir cihet tespit edi­lememiştir.»

( Hüküm fıkrası)

Binaenaleyh buraya kadar mahiyetleri izah olunan eylemlerin oluş şekille­rine ve sanıkların bu eylemlerin vücut ve tahakkukunda belli olan rollerine ve hareketlerine ve toplanan bütün delillerin ve ileri sürülen iddia ve sa­vunmaların umumî tahlil ve münakaşaları sonunda belirtilen vicdanî kanaat ve takdire göre:

Sanıklardan eski Bakan Suat Hayri Ürgüplü, Kemal Süleyman Vaner, Ulvi Yenal, Münir Karacık, Kenan Yalter, Muzaffer Sakıcı, Hürrem Seren, Şem­settin Akçoğlu, Ekrem Necini İnel, Abdülbaki Bilimer, Mehmet Ali Selgur, Andriyadis, Tevfik Taşçı, Kemal Hakgüder, Murat Akyüz, Nâzım Batur, Fikri Fesçioğlu, Ragıp Karaca, Hüsnü Ulus, Ömer Refik Yaltkaya, Cemal Civelek,Kemal Hilmi Sarlıca, v.e Nurettin Esat Ulusoy,

isnat olunan ve yargılamalarını mucip görülen bütün suçlardan beraetlerine ve bunlardan Vâkıf Çakmur'un kahve işinde Bakan Suat Hayri Ürgüplü'ye ve 1943 ve 1945 seneleri tomruk taahhüdünde Bakan Suat Hayri Ürgüp-lü'ye ve Tekel idaresi âmirlerine intisap iddiasiyle menfaat temin eylemek­ten kabul olunan sorumluluğu sebebiyle hareketine uyan Türk Ceza Kanu­nunun 278 inci maddesi uyarınca sanığın içtimaî durumuna ve müdahale eylediği işlerde bir Bakanı sîper ittihaz etmek suretiyle devlet prestijini ih­lâle müeddi hareketinin umumî efkârda husule getireceği teessür ve infia­lin hakkında şiddet sebebi sayılması sebebiyle aşağı had geçilerek kahve işinden bir sene hapis ve elli lira ağır para cezası, 1934 tomruk taahhüdün­den yine bu madde île bir sene hapis ve elli lira ağır para cezası ve 1945 ihalesinden dolayı da yine bu madde gereğince bir sene hapis ve elli lira ağır para cezası alınmak suretiyle tecziyesine ve cezaların birleşmesi sebe­biyle 69, 76 ncı madde hükümleri veçhile kahve İşindeki suçundan verilen bir sene hapis cezasına 1943 ve 1945 tomruk ihalelerindeki fiillerinden ve­rilen birer sene hapis cezası mecmuu iki senenin üçte ikisi olan on altı ayın zam ve ilâvesiyle Vâkıf Çakmur'un bir sene on altı ay hapsinde ve kendi­sinden yüz elli lira ağır para cezası alınmasına ve harç tarifesi kanununun 50 nci maddesi gereğince 2800 kuruş harç istifasına ve kahve işinde An-driyadis'in not defterindeki (kalbim kırıktır) ve (Vâkıfa senet veya mek­tup imza edildi) cümlelerinin tercümesi için bilirkişiye Büyük Millet Meclisi bütçesindeki Yüce Divan tahsisatından verilmiş olan 75 liranın Vâkıf Çak-mur'dan tahlisiyîe hazineye gelir yazılmasına ve şahsî hak ve İstemine esas ve mesnet tutulan fiillerin sübut bulmaması veya cürmî mahiyeti haiz olma­ması cihetlerinden suçluların beraetlerine karar verildiğine ve Vâkıfın mah­kûmiyeti sebep ve mahiyetine göre şahsî hak davacısı tarafından ileri sürü­len tazminathakkında hüküm verilmesinemahal olmadığına ve yargılama

sırasında Tekel ve Gümrük Bakanlığından ve diğer daire ve müesseseler­den getirtilmiş olan bütün dosya, vesika ve diğer evrakın geri gönderilme­sine, Bakan Suat Hayri Ürgüplü'nün bir milyon küsur liralık sarfiyat işinden beraetinde, 1945 senesi tomruk eksiltmesinde müzayedeye fesat karıştır­maktan Hüsnü Ulus ve Vakit Çakmur'un beraelterinde ve Vâkıf Çakmur'un 1943 ve Iz45 seneleri tomruk ihalesinde menfaat temini suçundan mahkû­miyetinde ve Andriyadis'in beraetinde çoğunluk ve diğerlerinde oybirliği ile 5 Ekim 1948 tarihinde karar verildi.


Başkan Halil özyörük

Üye Salâhattin Odabaşıoğlu

Üye Abdullah Aytemiz

Üye İ. Ethem Ertem

Üye S. Nafiz Akyollu

Üye H.Naki Yücekök

Üye İhsan Pehlivanlı

Üye İhsanAktüreî

Üye Fazılözelçi


BaşbakanHasan Saka'nın Cumhuriyetbayramını açış nutku:

Ankara: 28(A. A.) ,—

Başbakan Hasan Saka Cumhuriyet bayramını bugün radyoda söylediği aşa­ğıdaki nutukla açmıştır:

Sevgili yurddaşlarım,

Cumhuriyetimizin 25 inci yıldönümü bayramını engin hislerle meşbu olarak açıyorum.Büyük bayramınız kutlu olsun.

Cumhuriyetin 25 yıllık devresini sulh içinde idrâk etmenin bahtiyarlığı için­deyiz. Ve bu yıldönümünü bütün dünyayı şümullü tesirleri altında bulun­duran harp yıllarındakine nisbetle daha rahat şartlar içinde tes'it etmekte­yiz. Dünya tam bîr huzura kavuşmuş olsaydı, şüphesiz bu bayramımızda duyacağımız sevinç, daha coşkun, olacak idi. Bugün dünya harp içinde de­ğildir. Fakat sulha da kavuşmuş değildir. Bir an için dünya haritasını gözü­müzün Önüne getirdiğimiz zaman yer yer tahrikler, türlü buhranlar, dahüî kargaşalıklar ve bazı köşelerden başkalarının hür varlıklarına dikilmiş kötü gözler görmekteyiz. İrili ufaklı bütün milletler emniyetlerini korumak kay-gusu ile büyük külfetlere katlanmaktadırlar. İnsan oğlunun şimdiye kadar elde edebildiği en yüksek rsfah basamağına çıkmış zengin milletler bile emniyet endişesi ile geçim darlığı içinde yaşamaktadırlar. Çünkü paraları­nın ve emeklerinin büyük kısmını, hızları ve yıkıcılık kudretleri arttığı ka­dar pahalılaşmış olan, savunma vasıtalarına harcanmaktadır.

Dünyanın bu şartlarından tabiatiyle biz de müteessir olmktayız ve bizza-rure paramızın ve emeğimizin büyük bir kısmını savunma ihtiyaçları için sarfediyoruz. Milletçe hür yaşamayı rahat yaşamaktan üstün saydığımız için sıkıntımız artsa da emniyetimiz uğrundaki bu masraflara devamdan çekin-mîyeceğimiz şüphesizdir.

Yalnız değiliz, varlığına güvenilir hür insanlardan müteşekkil itibarlı bir devlet olarak birleşmiş hür milletler topluluğunun içindeyiz. 25 yıllık Cum­huriyetin, tarihimizde en uzun bir sulh suresi içinde, bize kazandırdığı övündürücii eserlere ve varlıklara dayanan bir durumun hâsılasını çeyrek yüz­yıllık bayram armağanı olarak müşahede etmek milletçe hakkımız ve mil­letçe muvaffakıyetimİzdir.

Aziz yurddaşlanm,

Son dokuz senesi büyük bir dünya harbi ve buhranına rastlamış olmasına rağmen 25 yıllık Cumhuriyetimizin muhtelif sahalardaki tuman sahasında, endüstri alanında, kültürel ve sosyal sahalarda ortaya koyduğu es erler, mey­danda ve kÜçültülemiyecek bir muvaffakiyet mertebesindedir. Daha fazla­sına ihtiyacımız olduğunu biliyoruz. Nasü ki elbirliği ile daha fazlasını yap­mak gayretinde ve yolundayız. Şimdiye kadar başardıklarımız, başaraca­ğımız isler için bize haklı bir cesaret vermektedir. Yapılmamış işleri yapıl­mış göstermek ne kadar tehlikeli ise, yapılmışları inkâr da o derece tehli­kelidir. Birincisi insanı atalete, ikincisi ümitsizliğe sevkeder. ikisinin de ne­ticesi hareketsişliktir, duraklamadır. Milletimiz hareketsizliği ve duraklamayı sevmiyen birmillettir.

Hareket zindeliğini muhafaza eden inkılâbımız iki sene evvel rejimimizde büyük bir tekâmül vücuda getirdi, İki sene evvel girdiğimiz çok partili de­mokrasi rejimimiz arızalı yollardan geçerek hayli mesafe aldı. Evvelce ge~ çilmemiş bir yolun en zor kısmı ilk merhle'ıeridir. Bu merhaleleri şimdi ar­kada bırakmış bulunuyoruz. Milletin sağduyusunu derin bir nüfuz ile bilen ve ona sonsuz bir imanla inanan Cumhurbaşkanımız inönü, bu yolu ve bu yolun selâmetli şartlarını göstermek suretiyle yurda şimdiye kadar ettiği büyük hizmetlere bir büyü!: hizmet daha eklemiştir. Milletçe faydasını ka­bul ettiğimiz bu yolda beraberce ve elele azimle yürüyeceğiz. Bu yolun bizi muvaffakiyete ulaştıracağında şüphemiz yoktur. Cumhuriyetin 25 İnci yıl­dönümü melmeket için beklediğimiz daha çok mes'ut, daha çok refahlı gün­lerin bayramlarına başlangıç yılı olsun. Bu temenni iîe, saym yurddaşlanm bu güzel gününüzde hepinize iyilik, esenlik ve bol neş'eler diler, büyük bay­ramı büyük Türk milletine tekrar tekrar kutlarım.

Cumhuriyetin 25. yıldönümü münasebetiyle Cumhurbaşkanı İnönü'nün Türk milletine hitabesi:

— Ankara:(A. A.) ~~

Cumhuriyetin yirmi beşinci yıldönümü münasebetiyle bugün Hipodromda yapılan büyük geçitresmine başlanırken Cumhurbaşkanı inönü, Türk mil­letineaşağıdaki hitabede bulunmuşlardır:

Kadın ve erkek vatandaşlarım,

Cumhuiryet bayramı hepimize kutlu olsun. Bu yirmi beşinci yılı yürekten sevinçle kutlamakta haklıyız. Müstesna bir talih olarak yirmi beş yılı sulh içinde geçirdik. Yorgun ve harap bir memleketi büyük ölçüde, yalnız kendi kaynaklarımızla imara çalıştık. Türk milleti yirminci asrın mühim bir hâ­disesi olarak taze ve canlı bir Cumhuriyet meydana çıkardı. Hür insanların diyarı olan Türkiye, bütün insanlığın önünde barışın ve aziz ideallerin yol­cusuolarak bayramını iftiharla kutluyor.

Büyük ve aziz Atatürk'ün hâtırasını minnetler ve saygılarla anıyoruz.

Şehitlerimizi şükran ve hürmetlerle anıyoruz. Her sahada memlekete hizmet etmiş olan vatandaşları sevgilerle ve takdirlerle anıyoruz. Sevgili vatanımızda huzur, dostluk ve kanun içinde yaşamaları için vatandaşlarımıza en iyi dileklerimizi sunuyoruz.

Cumhuriyetin 25. yıldönümü münasebetiyle Birleşik Amerika Devletleri Başkanı Truman'ın İnönü'ye ve Türk milletine mesajı:

— Ankara(A. A.)—

Cumhuriyetin yirmi beşinci yıldönümü münasebetiyle Birleşik Amerika Devletleri Başkam Truman, Ankara radyosu ile yayınlanmak üzere Inönü-ye ve Türk milletine hitaben .aşağıdaki mesajı göndermiştir:

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun yirmi beşinci yıldönümü dolayısiyle Birleşik Amerika milleti benimle birlikte Başkan İnönü'ye ve Türk milleti­ne samimî tebrikleriyle en iyi dileklerini sunar.

Bu yıldönümünün tam mânasî, bundan bir çeyrek asır Önce Türkiye Cum­huriyeti ilk ilân olunduğu sırada etraflıca görülmüş sayılamazdı. İlk Cum­hur Başkanı Kemal Atatürk'ün boyun eğmez öııderliği altında Türk mîl­letinin azimle yaptığı ilerleyiş mücadelesine biz, Amerika'da tâ başindan-beri büyük bir hayranlık duymuşuzdur.

İki kısa on yıl içinde başarılmış olan derin içtimaî ve kültürel inkılâpları da yakın bir sevgi ve ilgi ile müşahede etmiş bulunuyoruz. Bu hava seferleri çağında fennî terakkiyatm iki memleketimiz arasındaki mesafeyi bu kadar kısaltmış ve bizlerden artık birbirimizden pek uzaklarda imişiz, hissini bı­rakmamış olmasındandolayı bahtiyarız.

Hele bir kat daha bahtiyarız kî, Türk milleti, demokratik müesseselerini geliştirmek ve insan hak ve hürriyetlerinin dünyanın birçok yerlerinde bu kadar insafsızca çiğnendiği, hükümsüz bırakıldığı bir sırada Amerikan mil­letinin candan bağlı bulunduğu bu ideallerin korunmasın! desteklemek hu­susundaki kararını tatbikte devameylemektedir.

Türkiye'nin siyasî bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü, Birleşik Amerika'nın ve bütün hürriyetperver milletlerin emniyeti bakımından büyük bir ehem­miyeti haizdir. Türkiye ve Yunanistan'a yapılan yardımın genişletilmesini, Birleşmiş Mîlletler Anayasasının maksat ve prensiplerine uygun olarak, 12 Mart 1947 tarihinde, Amerikan kongresine tavsiye ettim. Amerikan kon­gresi tarafından iki buçuk ay sonra tasvip edilmiş olan bu program, bir yıl daha,yâni1949Haziranısonunakadar uzatılmıştır.

Bu programın müessir bir surette tatbiki yolunda Türk ve Amerikan per­sonelinin yaptığı işbirliği, melmeketlerimizi bağlayan karşılıklı rabıtanın yeni ve bariz birmisalidir.

Derin bir şükran duyuyorum ki, harp ertesinin bu karışık devresinde Bir­leşik Amerika ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki münasebetler, âdil ve devamlı bir barışın bütün milletlere sağlayacağı güvenlik gibi müşterek bir idealden ilham alarak kuvvet ve resanet bulmuştur.

Cumhuriyetin 25. yıldönümü münasebetiyle Cumhurbaşkanı İnönü'nün dost Amerika Birleşik Devletleri halkına mesajı:

— Ankara:(A. A.)—

Cumhuriyetinyirmi beşinciyıldönümümünasebetiyleCumhurbaşkanıİnönu, dost Amerika Birleşik Devletleri halkına hitaben bu gece saat 24,15 de Columbia radyo müessesesi tarafından yayınlarsan aşağıdaki mesajı gönder­miştir:

Bugün Türkiye Cumhuriyetinin yirmi beşinci yıldönümünü kutluyoruz. Bu mutlu vesile ile dost Amerika Birleşik Devletlerinin halkına doğrudan doğ­ruya hitap edebilmek fırsatını bulduğum için bir kat daha bahtiyarım.x

îki milletimizin,bilhassa son yıllar içinde,birbirinekarşıgösterdiği yakın

alâka ve anlayış artmıştır. Mesafeleri kısaltan teknik gelişmeler zaman ve mekân ayrılığını ortadan kaldırmış bulunuyor. Artık Türkiye ile Birleşik Amerika, aralarında sıkı temas, iş ve ideal birliği bulunan iki yakın ve sa­mimî dost memlekettir.

Başkan Truman, kendisi ve büyük Amerikan milleti adına, Türk milletine ve şahsıma tebrik, iyi dilek ve yakın ilgi ifade eden ve hepimizin kalb ve hâtıralarında silinmez izler bırakan, birkaç saat önceki sıcak hitabesiyle, bayram neşemizi ve sevincimizi arttırdı, kendisine ve kudretli Amerikan milletine karşı yüreklerimizdeki şükran hislerini bu bayram günümüzde ta­zeledi, kuvvetlendirdi.

Türk milleti, bağımsızlığın: ve tcprak bütünlüğünü varlığının temel şartı bilir, insan hak ve hürriyetine ve demokratik meselelere içten bağlıdır, bütün milletlerin birbirinin hak ve hürriyetlerine saygı göstermelerini sağ­lam ve devamlı barış için ve cihanda sulhu her milletin iş huzuru ve saadeti için esas sayar. Türkiye Cumhuriyeti, çeyrek yüzyıllık ömrünce, karşılaştığı bütün güçlüklere ve engellere rağmen bu prensiplerden asla ayrılmamış, bu uğurda her fedakârlığı göze almıştır. İkinci Cihan Harbi esnasında büyük fedakârlıklar pahasına ve .sarsılrmyarî azmi ve imanı sayesinde kendini ve Yakın Doğu'yu tecavüz âfetinden kurtarmağa muvaffak olan milletimiz, bugün de yine istiklâlini ve toprak bütünlüğünü savunmak, kararlı ve ha­zırlıklı olmak, fedakârlıklara katlanmak, fakat ayni zamanda her sahada kalkınma hamlelerine devam etmek zorundadır. Dünya sulhunun baş da­yanağı ve koruyucusu olan Birleşik Amerika Devletlerini, Türk bağımsız­lığına ve toprak bütünlüğüne hakikî değerini verir, kendisiyle beraber ve kendine yardım eder görmekle ve onunla gaye ve ideal birliği yapmakla Türk milleti huzur ve bahtiyarlık duyuyor.

Bütün dünyada demokratik esaslara dayanan devamlı bir sulhun tesisi için, kuruluşundanberi maddî, manevî, her türlü gayreti sarfetmekte olan, azim­kar idealistlerdiyarıBirleşikAmerika'ya Türklerdaima hayrandırlar. Türk ordusu bu yardım malzemesini yeni almış olmakla beraber, en ince teferruatına kadar kullanılmasını da öğrenmiş bulunmaktadır. Birliklerin kısa zaman içinde bu malzemeyi bu de­rece bir maharetle kullanması, her türlü takdirin üstünde bir başarıdır.»

Görülüyor ki, bilgisizliğinden, makineye alışkın olmadığından ve bu itibarla, kulla­nılması teknik bilgiye istinat eden yeni silâhlardan istifade edemiyeceği iddia o-lunan kahraman Mehmetçik bir kere da­ha imtihan vermiş ve her türlü itimada lâyık olduğunu bir kere daha ispat et­miştir. Ümit ederiz ki, bu tatbikat Ameri­kalı dostlarımıza yeni silâhlar ve malze­meyi kullanma kabiliyetimiz hakkında, son ve katı bir kanaat vermiş olsun. Bu kanaatin, Amerikan efkârı umumîyesine intikalini j-.i emek de bi^im hakkımızdır. Mügahltic-: bnuu yaparlarsa, misafiri bu­lundukla! ı müttefik ve dost bir memle­keti haksız hücumlara maruz kalmaktan kurtarmış olurlar.

Askerî tatbikatın verdiği parlak ne­tice...

Yazan: Etem İzzet Benice

Birinci ordunun Karadeniz Boğazı ve Ko­caeli bölgelerindeki askerî tatbikatı son;ı erdi. Bu tatbikatı başından sonuna kadar takip etmek fırsatını kazanmış olmamız, şahsen bir hususî saadet ve doyumsuz bir zevk telâkki ettiğimi peşinen tebarüz et­tirmeliyim. Tatbikatın esas itibariyle üç aslî maksadı ihtiva ettiği mütalea oluna­bilir:

A — Cumhuriyet ordusunun manevra ka­biliyetini ölçmek.

B — Modern silâhların kombine ve kol-lektif bir şekilde orduca nasıl tatbik edil­diğini görmek C — Cumhuriyet ordusunun yüksek ko­muta mevkiinde bulunan vazifeli subay­
larının emir ve kumandadaki maharetle­rini, ordu cihazı içindeki bütün eleman­ların ameli ve nazarî durumdaki manevîve maddî kabiliyet ve hareketlere inti­bak hususundaki durumlarını tesbit et­mek.

Her üç aslî maksat yolunda alman neti­celerle Cumhuriyet orduları ve Türk mil leti hakkiyle iftihar edebilir.

Birinci ordu, Genelkurmay başkanlığınca kendisine verilen meseleyi ikinci dünya harbinin savaş meydanlarında ortaya çı­kan tecrübelerinden de faydalanarak en olgun ve en modern bir şekilde develope etmiş, mavi ve kırmızı ordularım harekâtı ve kara, deniz, hava birlikleri arasında­ki teşriki mesai ancak düşmanın en tec­rübeli ordularının gözönüne çıkarabile­ceği başarılı neticeleri kaydetmiştir.

Askerî tatbikatın farazi hedefini teşkil eden meselenin mevzuu basında hemen hemen aydınlatılmıştır. Ne herhangi bir düşmanın bir gün Türk vatanına karşı, tatbik edeceği istilâ plânı, ne de bu düş­man önünde Türk ordusunun savunma ha­rekâtı bu meseledeki tertip ve tatbikatı­nın aynı olmıyacağma ve ancak o günün icapları dahilinde tecelli ve tezahür ede­ceğine göre mevzuun aydınlatılması oku­yuculara Türk ordusunun manevra kabi­liyetini anlatıp ispat etmiye yaramış ve binnetice zararlı olmamıştır. Bu mevzu ve meseleye göre: birinci ordu baskın şeklinde bir indirme ve çıkarma hareketi karsısında kalmış ve mavî ordunnu bu indirme ve çıkarması üstün kuvvetlerle yapılmıştır. Kırmızı ordu, yani, birinci Türk ordusu bu tecavüzü süratle önlemek ve mütecavizi nihayet kırk sekiz saat için­deimhaeylemekzoru karşısmdadır.

İşte birinci ordu, yani mavi ordunun is­tilâ ve tecavüz emel ve teşebbüsüne kar­şı kırmızı ordu uhdesine düşen savunma­yı kara, deniz, hava birliklerinin kombi­ne ve kollektif çalışması ile yapmış vekırk sekiz saat içinde mefruz düşmanıimha etmiştir.. .

Mavi ordunun baskın şeklindeki çıkarıma ve ind irmesinden imha muharebesinin sona ermesine kadar cereyan eden saat­ler içindeki müşahedemizi, zihnî ve vic­danî kanaatimizi umumî hükümlere bağ­lamak gerekirse şu esasları Türk vatan­daşının gözü önüne koyabiliriz:

— Türk kumanda heyeti, subay ve teknisiyenleri, ordu cihazı içinde bulunan bü­
tün personeller modern askerliğin ve .an­layışın,tatbikattaki nazarî ve amelî ka­
biliyetinher nevineüstünşekilde . sahiptir.

— Modern silâhlar en kısa zamanda enmükemmel şekli ile Türk ordusunda tat­bik sahası bulmuştur.

— Hava, deniz, kara ordu birlikleri ara­sında teşriki mesai tam kıvam ve âhen-
gindedir.

— Türk orduları kendisinden üstün hertürlüdüşmankarşısındadahivatanın
istiklâl ve toprak bütünlüğünü koruyabi­lecekkudrete,enerji,bilgivekollektrf
çalışmakabiliyetvemaharetinesahip­tir.

— Türk ordusunun muhtaç olduğu tek­nik silâh ve malzemenin bolluğunu temin
yolundamilletinkatlandığımaddî feda­kârlık tamamile mahallinemasruftur ve
Cumhuriyetordularıgününiçinde ken­disine verilenin çok üstünde bir verim ka­
biliyeti ile mücehhez durumdadır.

Bizim şahsî müşahede ve kanaatimiz bu esaslara dayandığı gibi hiç şüphe yok ki, tatbikatı başından sonuna kadar en yakın bir ilgi ve en üstün bir bilgi ve anlayışla takip eden Garp Cephesinin muzaffer ku­mandanı İsmet İnönü de ayni hüküm ve kanaatini açıklamış ve Türk ordularına olan güvenini harekât ve tatbikatta müşa­hit olarak bulunan bütün üst komutanlarla birlikte kanaat ve görüş iştirakinin tam ifadesihalinde -tazeleyipsağlanmıştır.

Bir çıkmazda mıyız?...

Yazan: Hüseyin Cahit Yalçın

10Ekim1948tarihli«Ulus»Ankara'dan:

Memleket bir buhran içinde midir ve hu buhran bir çıkmaz halinde mi kendisini gösteriyor? Bu gibi tâbirler ve hüküm­ler, daha ziyade, sübjektif bir ruhî hale­tin ifadesidirler. Her mütefekkirin, her düşünen ve muhakeme eden vatandaşın dünyaya gelirken sahip olduğu mizaca göre az çok değişik bir şekil alır.

Ben öyle zennediyorum ki, memleketin siyasî hayat tarzı, yani demokratik reji­min gelişmesi bakımından ortada buh­ran ve çıkmaz denilecek bir şey yoktur. Biraz serinkanlılık ile etrafa bakılacak 0-lursa, bu çeşit bütün güçlüklerimiz, baş­ka memleketlerdeki emsaline göre, nor -malin bile altındadır diyebiliriz. Herhalde başlangıç günlerine nisbetle çok iyiyiz. Ne çabuk unuttuk? Muhalefet, kılıcını çe-

kip kalkanını eline alıp gazaya çıkan Battal Gazi devri kahramanları gibi, kan­larının son damlasını dökmek için bangır bangır aht ve peyman ediyordu. Taraf ta­raf mitingler gazeteci dadıların göğsünde süt eme eme dağları devirip yol açan tufan selleri gibi şişiyordu. Muvafakat ifritlerinin gözlerini kan bürümüş, savaş günü için dişlerini gıcırdatıyorlar ve kı­lıçlarını biliyorlar havası vardı. Gazetele­rin birbirimizle en ufak bir konuşmamız baş yarmadan, göz patlatmaktan farksız­dı. Biraz şaka için mübalâğa ettiğimde şüphe yok. Fakat herhalde bugün daha sakin bilhassa karşılıklı daha müsaadeli, daha anlayışlı değil miyiz?

Muhalefet île muvafakat arasında bir muvazaa kuruntusunun asıl kaynağı par­ti münasebetlerinde binnisbe çok ciddî ve medeni bir konuşma ve münakaşa şek­linin başlamasında değil midir? Muhale­feti kavga, münakaşayı sövüntü zanneden lerin ve daima tiz perdeden kulak tırma-Lyarak haykırmayı vatanseverlik nişane­si haline çıkaranların akılları nezaket ve terbiye dairesindeki çekişmeleri kolay kolay alamadığı içindir ki, Demokratlar-ja Halk Partililer arasında bir gizli an­laşma vukuuna zahip olmuşlardır.

Aralık seçimler münasebetiyle Demokrat­ların takındıkları uzlaşma bilmez tavırda uğramış oldukları bu haksız hücumun te­siri olacağına ihtimal veriyorum. Çünkü Demokrat Partinin, Seçim Kanununun s-rr. seçimlere yetiştirilmek üzere . yalnız tezi esaslı noktalarının hemen değişti­rilmesi meselesinde muhalefet hesabına bir muvaffakiyet kazandığı meydandadır. Bu.v.a rağmen, memnun olmamış bir ta­vır takınması ve küskün küskün bir ko-&cje çekilerek kendi muvaffakiyetini ken di eliyle kıymetten düşürmesi ancak Mil­letçilerin haksız taarruzlarını tahfife hiz­met eder zannettikleri yanlış bir takitkteıı başka bir gey olamaz.

Demokrat Partinin seçimlere iştirak et­memesi demokrasinin işlemesine ve yürü­mesine hiç bîr surette bir engel teşkil e-demiy.ecektir. Çünkü ara seçimlerinin ne­ticesi ne olursa olsun Meclisteki ek?« yet - ekalliyet münasebetleri hiç değiş­meden kalacaktır. Demokrat Parti hu meselede en iyi dostlarının bile tasvibini kazanamamış ve bir hataya düşmüştür. Hatanın Halk Partisi tarafından paylaşıl­ması, hattâ istenirse, Halk Partisinin hata payı daha fazla densinDemokrat-

ların hataetmekteolmalarınıdeğiştir­mez ve tamir etmez.

Asıl mesele umumî seçimlerdedir. Fakat Demokrat Partisinin umumî seçimlere ka­tılmaması bile bir çıkmaz ve bir buhran telâkki olunamaz. Halk Partisinin yap­mağa mecbur olduğu şey demokratik esas­ları ilân ve temin ederek siyasî hayat sahasını serbest bırakmaktır. Seçim Ka­nunu mutlaka Demokratların görüy.i veya inadı dairesinde çıkmakla makul ve de­mokratik olmaz. Prensiplere uymaz nok­talar kalmışsa Umumî Seçim Kanununda bunları da düzelterek milletin iradesine müracaat edildiği zaman, Demokratlar bir bahane çıkarıp yine kenara çekilir -lerse Halk Partisi buna — kendi hesabına değil — memleket hesabına esef eder ve olgnulaşmak için daha bir müddet bek­lemek zaruretini kaydeder. Halk Partisi kendi üstüne düşeni yaptıktan sonra, memlekette tam mânasiyle ciddî ve mü­tecanis bir muhalefet yapmak borcu al­tında değildir. Böyle bir muhalefete yal­nızimkânvermeklemükelleftir.

Bugünkü haller ve şartlar içinde, hiçbir partinin seçimlere iştirak etmeme0: için normal bir sebep yoktur. Maksat rejime sabotaj yapmak ve seçimleri bahane ede­rek, bayrağı ele alıp halk arasına karış -mak ise Ona bir diyeceğimiz yoktur. Memlekette böyle bir istidat seziliyorsa, arkadaşların çıkmazdan, buhrandan bah­setmeleri çok yerinde olur. Fakat — ümit ettiğimiz veçhile — onlar da bizim gibi Demokrat Partisinin çok vatansever, kâ­fi derecede berrak görüşlü olduğuna ina­nıyorlarsa tabiî çekişmeleri ve zaruri dargınlıkları daha mütehammil ve sabırlı bir şekilde almaları ve endişeye düşme­meleri muvafık clur.

Seçim gününde bir hasbiha!..

Yazan: Esat Tekeli

17Ekim1948tarihli«USus»Ankara'dsn:

Bugün esçim günüdür. Seçim yetkisini ta­şıyan her vatandaş bu sabah, seçim günü olduğunu hatırlıyacak ve kendi mahalle­sindeki seçim sandığı başına koşarak oyu­nu kullanacaktır.

Seçime katılıp katılmamak, bir parti ;gi değil, bir memleket meselesidir. Demok­rasi dediğimiz, milletin kendi kendini id«v

re sisteminde halk hâkimiyeti, seçim san­dığı başında tecelli eder. Vatandaş, mem­leketin idaresine, milletvekilleri seçimin­de söz sahibi olmak suretiyle iştirak .eder. Seçimde oy kullanmak, vatandaşın siyasî haklarının başında gelir. Her zaman tek­rar edildiği gibi, bu, sadece bir hak değil ayni zamanda bir vazifedir, bir memle­ket vazifesidir. Vatandaş, memleket iş­lerine alâkasını seçimde oyunu kullan­mak suretiyle gösterir. Seçimi mühimss-miyen, sandık başına gitmek zahmetine katlanmıyan bir millettaş, memleket için ufak bir külfete katlanmaktan, kaçınmış ve daha ağırı, kutsî bir vazifeyi yerine getirmemiş olur.

Bir toplulukta vatandaşın memleket iş­lerine alâkası, seçime iştirak nisbeti ile ölçülür. Olgun ve siyasî haklarım idrak etmiş fertleri sinesinde en çok toplıyun cemiyetlerde bu iştirak nispeti de yüksek olur. Hattâ daha ileri giderek denebilir ki, seçime katılma nisbeti, bir toplulu­ğun demokrasiye bağlılığının da ölçüsü­dür. Gerçekten kendi kendini idareye ka­rar veren ve bunu sağlıyacak bir rejim kuran bir topluluk, bu idarenin en tabiî ve zarurî tecellisi olan seçime gereği gibi iltifat etmezse kendi kararına kendisi a-yak uydurmamış olur.

Evet, biliyoruz ki, vatandaşı seçimden so­ğutacak menfi propagandalar vardır. Se­çimlerde adlî teminat yoktur denilmek­tedir. Seçimlerde adlî teminat, seçim ku­ruluna hâkimleri iştirak ettirmekle değil, seçim yolsuzluklarından dolayı adlî ta­kibat kapılarını açık bulundurmakla tesis edilir. Seçim Kanununda son yapılan ta­dil ise, bu hususu, eskisinden daha iyi bir şekilde sağlamış bulunuyoruz, Yine Seçim Kanununun oyların gizli ve tasni­fin alenî olmasını temin maksadiyle koy­duğu esaslara, muhalifler de itiraz ede­cek bir şey bulamıyorlar. Tek itiraz nok­tası, siyasî parti temsilcilerinin seçim he­yetlerine âza sıfatiyle iştirak ettirilme-mesidir. Fakat bu temsiller, heyetlerde hazır bulunduktan ve tasnif mazbataları­nın birer kopyasını alabildikten sonra, heyete âza sıfatiyle katılmaları zarurî olur mu? Bu ve buna benzer itiraz noktalan bir veya iki partinin, seçime iştirak et­memelerini haklı göstermeğe yetecek se­bep teşkil eder mi?

Denecek ki, seçime Demokrat ve Millst Partileri katılmıyor. Onlar katılmıyorsa müstakil adaylar var, Halk Partisi adaylarma oy vermek istemiyen muhalifler, oylarını müstakillereverebilirler.

Menfi propagandalardan bir kısmı ve en mühhimi de, hiç bir partiye mensup olmı yan müstakil vatandaşları da, Halk Parti­si adaylarına oy vermekten soğutmağa ve bu Partinin memelketin siyasî hayatın daki hizmet ve rolünü küçültmeğe matuf bulunuyor. Bu propagandalar, sadece se­çim dolayısiyle ortaya atılmış değildir. Üç yıldanberi faaliyette bulunan muhalefe­tin sistemli mücadelesinin eserlerinden­dir.

Kendisine iktidar yolunu açmak için kar­şısındakini beğenmemek, onun. icraatını tenkit etmek muhalefetin hakkıdır. Fakat karşısındakinin hizmet ve meziyetlerini tamamiyle inkâr etmek, müsbet olduğu aşikâr olan faaliyetlerini ve eserlerini da­hi çürütmeğe kalkışmak, gerçek vatan­daşlık guuriyle ve insaf duygusu ile uz­laşma kabul etmiyen bir şeydir. Muhalif­lere bakarsanız Halk Partisi, bu memle­kette hiç bir şey yapmamıştır ve yapma­maktadır; bundan başka, demokrasinin gelişmesine ve memleketin kalkınmasına da engel olmaktadır.

Arkamızda kalan 25 yılın siyası ve ikti­sadî hâdiselerine yapacağımız umumî oir bakış, hakikatin böyle olmadığım açıkça gösterir. Halk Partisinin temsil ettiği ik­tidar, Türk vatanını bir defa istilâdan, ikinci defa da ayni tehlikeyi getirebilen harp âfetinden kurtarmıştır. Bu âfetten sıyrılmanın ne büyük nimet olduğunu tak­dir için bazı Avrupa milletlerinin bugün­kü perişan ve talihsiz yaşayışına bakmak yetişir. Bir idare, bir memleketi türlü rimellere gark edebilir; baştan başa ba­yındırlık eserleriyle donatabilir, iktisadî kudretini arttırabilir, milletler arasında­ki şeref ve nüfuzunu kuvvetlendirebilir. Fakat bir tek politika hatası, bütün, im eserleri yıkabilir ve yıkmıştır .da. Hattâ yalnız yıkmakla kalmamış, topluluğun şe­ref ve haysiyetini, hasmın ayakları altı­na sermiştir. Bunun için Türkiye'nin ■ dış politikası iyi idare edilmeyip de şunun veya bunun menfaati için harbe katıl-saydık bugün ne halde olacaktık diye dü­şünmek yersiz bir muhasebe sayılmaz.

Hiç bir şey yapılmadığı yolundaki iddia­ların en büyük tekzipçisi bizzat Anadolu-dur; Anadolunun bundan 25 yıl 'Önceki haliyle bugünkü görünüşüdür. Bu 25 yıl içindedir ki, anayurdun dört bucağı bir­birine demiryollariyle bağlanmış, yer yer


fabrikalar, kurulmuş ve böylece memle­ketin iktisadî ve umumî manzarası de­ğiştirilmiştir. Yalnız kabul etmek gerektir ki, köylümüzün hayat seviyesinde esaslı bir değişiklik olmamıştır. Ziraî kalkınma gecikmiştir. Bunda, idare edenlerin ih­mal ve hatası olsa da, malî imkânlarımı­zın mahdut olmasının payı yok mudur? Zirai kalkınmamızın vücubunu gereği gi­bi takdir ettiğimiz şu günlerde dahi bu kalkınmayı gerçekleştirmek için bütçe dışındaki kaynaklara, Marshall plânı kre­dilerine ihtiyaç hissetmityor muyuz? İktisadî kalkınma işi, çok ciddî ve esaslı bir şeydir. İlmî bilgi ve görüş isteyen, para ve zaman ve hususiyle makul bir plân istiyen bir iştir. Amelî bazı bilgiler­le ve hususiyle halk toplantılarında ya­pılan vaatlerle halledilecek meselelerden değildir. Ne orman işi, ne zirai kalkınma ve yol isi, altı ayda veya bir yılda halle­dilemez. Söylemek kolay, fakat yapmak zordur. Ben yaparım diyenlerin sözlerine inanmak için mazideki icraatlarından de­lil vermeleri, etraflarında, hükümet ida­resine muktedir, yetişmiş, bilgili ve tecrü­beli ekipleri millete sunabilmeleri lâzım­dır. Ve yine tutulan yol sakattır, dedik­ten sonra doğru yol şudur diyerek makul bir program ortaya koymak, hiç olmazsa sakatlıkların ıslah çaresini gösiermek ge­rekir.

Demokrasinin gelişmesinin en beliğ şahi­di ise, bizzat muhalefet teşekkülleri ve matbuatımızın bugünkü manzarasıdir. Sağduyu sahibi olan Türk vatandaşı bu hakikatleri kolayca görecek ve takdir ede­cek bir seviyededir. O, sandık başında o-yımu kullanırken, müsbet hizmetlerle kuru vaatleri tartacak, ağır basan tarafa oyunu verecektir. Bu hususta vicdanî ka­naate erişemiyenler de oylarını müstakil­lere vererek memleket vazifelerini yine yerine getirecekler ye şu anda bize çev­rilen dost ve düşman bakışları altında, Türk siyasî olgunluğunun taze bir delili­ni daha vermek fırsatını bulacaklardır.

Yasan: Etem İzzet Benice

17Ekim1948tarihli«SonTelgraf»İs­
tanbul'dan:. .

Bugün on üç ilimizde ara seçimi yapıla-

cak. Genel seçimler Ölçüsünde bu seçimin hareketli ve heyecanlı olamsı beklene­mez. Demokrat rejime sahip her memle­kette de bu, böyledir. «Millet» ve »De­mokrat» partilerinin seçime katılmaması vakıası bizde bu defalık ayrıca bu ha­reketsizliği ve heyecansızlığı arttıracaktır. Ancak, C. H. Partisinin, bağımsızların ve Sosyal Demokrat, İşçi, Çiftçi partileri gibi henüz memleket ölçüsünde teşkilâtlanma­mış elan partilerin esçime iştiraklerinin hareketsizlik ve heyecansızlığı tâdil husu­sunda bir hayli müessir rol oynıyacağı ümit edilebilir. Farazi ve nazarî mülâha­zalar bu istikamette düşünmeyi icabetti-rir bulunmakla beraber tahmin ve her türlü nazari mülâhaza aksine olarak İs-tanbulda ve diğer on iki ilimizde seçimin C. H. Partisinin iştiraki ve bağımsızlar arasındaki rekabetler dolayısiyle pek zi­yade hararet ve hareket kaydetmesi de mümkün olabilir. Zira: a — C. H. Partisi üyeleri, seçimde bir sa­yı üstünlüğü gösterişi yapabilirler, b —' Seçim kanunundaki değişikliklerin denenmesi ve muhalefet partilerinin sağ-İıyacağı murakabe gösterişi seçimlerin ha­reket ve heyecanını temin edebilir.

e — 1946 dan bu yana muhalefet parti­lerini,- Ç. H. Partisini en yakın bilgi, mü­şahede ile tecrübe mihengine vurmuş olavı seçmenler millî temayülü belirtmek nok­tasından ara seçimde geniş ölçüde hare­ket sağlayabilirler. Neticenin bu şekilde ve nazarî tahmin ve mütalaaları yanılta­cak bir durumda belirmesi muhakkak ki, memleket ve demokrasimiz hesabına her bakımdan büyük faydalar getirecektir. Her şeyin başında; Türk halkının demok­ratik rejimi bütün kadrosu ile kavradığı ve oy'unu kullanmak hususunda en titiz bir heyecan muhafaza etmekte bulundu­ğu sabit olacaktır. Halkın C. H. Partisi ve muhalefet karşısında umumî politika tutumu bakımından nasıl bir düşünce ve kanaat muhafaza ettiği belirecek ve bu belirtideki işaret 1950 genel seçimleri hakkında peşin bir fikir edinilmesine ha­zırlık teşkil eyliyecektir. Bunun içindir ki, biz, şahsen bu defaki ara seçimlerinde, her türlü nazarî tah­min ve mütalea hilâfına olarak, hareket heyecan ve en geniş ölçüde oy'a iştirak gayreti kaydedilmesini gönülden arzu e-denler arasında bulunuyoruz. «Demokrat» ve «Millet» partileri filhakika haftalar-danberi seçmenleri sandık başına gitmek­ten alıkoymak için çeşitli baskı ve telkin yapmakta ve böyle bir neticenin elde edi­lebilmesinde kendi paylarına büyük fay­dalar mülâhaza etmektedirler. Her iki partinin de halkın az miktarda alâka du­yacağı bir seçim şeklinin cereyan etme­sinden duyacağı memnunluk - kapalı ku­tu mahiyetini muhafaza edebilmeleri ba-k;mmdan - hudutsuz olacaktır. Partileri hakkında geçici bir fayda sağlıyacak o-lan böyle bir neticenin memleket ve de­mokratik rejim içinde halkın madde ve mâna ilgisi ve duyusu yönünden kayde­deceği büyük zararlar ise hadsiz ve he­sapsız olacaktır. Bu itibarla, halkın ve C. H, Partisi mensuplarının bugünkü se­çime bilhassa istisnasız katılmalarından memleketin ve demokrasi tekâmülümü­zün temin edeceği kazancı gözönünde bu­lundurmak alâkalı her vatandaş için miliî bir vazifedir. Bizim şahsî kanaatimize gö­re; dâvanın ruh noktasını ne şu veya bu partinin seçime katılması katılmaması, ne de şu veya bu adayın seçilmesi secilme-mesi değil, seçmek hakkını haiz bulunan her memleket çocuğunun sandık bağına gitmesi ve oy'unu kullanması teşkil et­mektedir ve etmelidir. Hiç bir parti oto­ritesi veya telkini vatandaş oy'unu kul­lanmak hakkından mahrum edememeli ve vatandaş bu memleketin demokratik re­jimle idaresinin ancak oy çoğunluğunun tayin edeceği istikamette mümkün olabi­leceğini fiilen gözönöne koymalıdır. Bu da, ancak ve ancak sandık başına gitmek, hür vicdan, hür kanaat, hür inanışla oyu­nu kullanmakla kabil olabilir. Seçimlerde iştirak nisbetinin kaydettiği madde ve mi na kıymetinin değeri de hiç şüphe yok ki,bu esas noktayadayanmaktadır.

İstanbul'da ve diğer on iki ilimizde se­çim bu şekilde cereyan ederse muhak­kak ki, bu yalnız halkı seçim alâkasızlı­ğına sevk ve tahrik eden parti idareleri­ne bir ibret dersi vermekle kalmıyacak, Türk halkının demokrasiyi anlayış ve be­nimseyişini, millî temayülü belirtmek hu­susundaki hassasiyetini bir kere daha te­zahür ve tebellür ettiren büyük ehemmi­yette bir vakıa teşkil edecektir.

Seçim dersi...

Yazan: Hüseyin Cahit Yalçın

22Ekim194Starihli«Ulus»Ankara'dan:

Araseçimler,DemokratPartininbütün menfi gayretlerine rağmen, sükûn ve in­tizam içinde ve muvaffakiyetli bir suret­te yapıldı. Demokrat Partisinin bundan çıkan dersi gözden kaybetmiyeceği ümit olunabilir. Pek kısa bir zaman evvel, U-luburlu'da yapılan genel meclis üyeliği seçimlerinde Demokrat Partisinin iştira­kine ve hararetli bir seçim mücadelesine rağmen iştirak, nisbeti ancak yüzde otu­zu bulmuştu.

Milletvekillikleri için son ara seçimler ise, Demokrat Partisine rağmen yapıldığı hal de, bilhassa, Uluburlu gibi küçük kasaba ve vilâyetlerde kırk, elli nisbetinde bir iştirak kaydetti. Ve bazı yerlerde hararet­li mücadeleler ve rekabetler oldu. 3îr yerde kaybeden müstakil aday galip ge­len Halk Partili adaya epeyce yaklaştı. Demek oluyor ki, bu memlekette Demok­rat Partisiz de seçimler yapılabilirmiş.

Büyük merkezlerde seçime iştirak nis-betinin daha az olması göze çarptığı ka­dar da izahı kabil bir hâdisedir. Dikkate şayandır ki, İstanbul'da seçim günü do­laştığım merkezlerde, gayri müslim va­tandaşların ekseriyet teşkil ettiği semtler de nisbet daima yüzde yirmiyi geçiyordu. Seçim muamelesine devam ediliyordu. Ak gama kadar bu yekûnların kabaracağı mu­hakkak addolunuyordu. Bu fark parti­zanlık hislerinden ziyade bizlerin öte-denberi seçimli hayata uzak durmuş ol­mamızdan neşet etmiş addedilebilir.

İstanbul'da seçim nisbeti yuvarlak rakam­la yüzde yirmi olduğu tahakkuk etti. On üç vilâyet gozönünde tutularak bir neti­ce çıkarılırsa, iştirak nisbeti bunun iki mislini bulur. Eğer iştirak nisbeti en az olan vilâyeti ele alarak ona göre mütalea yürütecek olursak, çıkaracağımız hüküm bizi çok aldatabilir. Çünkü İstanbul olsun, yahut diğer bir vilâyet olsun, hiç bir mem­leket parçası bütün Türkiye demek de­ğildir ve bütün Türk milletinin vatan va­zifesini ifa hususunda gösterdiği tehalü­ke yahut lâkayıtlığa örnek olarak ileri sürülemez.

Bu seçimler Demokrat Partisinin tarihin­de kendisine her zaman zararı dokunacak ve ona karşı tükenmez bir ayıplama mev­zuu teşkil edecek bir hata ve bir vazife anlayışsızlığı olarak yaşıyacaktır. De­mokrat Parti kendisine güveniyor muy­du? Gelecek, vazifesini yapacak, kazana­cak ve ondan sonra, gördünüz mü? diye­cekti. Gelecek, vazifesini yapacak, kazan­mazsabilevazifesiniyapmanınvicdan haziyle mücadelesine devam edecekti. Şimdi hem efkârı umumîyenin huzuruna çıkmaktan korkmak, hem pek tabiî olan. herhalde kendilerinin propagandalarının ve teşkil ettiği makamın hiç tesirinde kalmıyan bir nisbet azlığiyle övünmek, bir parti için şerefli bir durum teşkil et­mez. Herhalde partiyi idare edenlerin iyi görüşleri, yüksek hisleri hakkında iyi bir fikirvermez.

Seçime iştirak nisbeti yüzde bir, iki faz­la yahtu eksik olmakla kıyamet kopmaz; memleket yerinden oynamaz ve kimse Demokrat Partisine daha fazla bir kıy­met vermez yahut daha fazla sempati bes­lemez. Seçim meselesi parti meselesi de­ğil, vatan meselesidir. İşte Demokrat Par­tinin şimdiye kadar bir türlü anlıyama-dığı esaslı nokta budur. O yalnız kendi inadına saplanmış yalnız parti menfaat­lerine göz dikmiş, hepimizin üstünde, he­pimize hâkim olması Iâ2imgelen vatan menfaatini unutmuştur. Unutmamış olsa idi seçimlere iştirak edilmesi için propa­ganda yapacaktı ve seçimlere iştirak ede­cekti.

Seçim Kanunu kusurlu imiş de.. Bu te­kerleme malûm. O halde neden Demok­rat temsilcileri taraf taraf dolaştılar, rey merkezleri etrafında nöbet beklediler, ra­kam yazdılar? Vazifeden kaçan bir ada­mın vazife hakkında bir şikâyet derme-yan edebilmesi mantıkî bir hareket mt-dir? Buna Türk ata sözü, hem kaçar hem davul çalar der ki, tam bu işte Demokrat­lariçindüşünülmüşdenilebilir.

Bu seçimler, kanunda yapılan son deği­şiklikler hakkında bir tecrübe temin et­miş olması bakımından öa ehemmiyetli­dir. İlk intibalar tadilâtın heyeti umumî-yes: itibariyle, iyi ve emniyet verici ol­duğu intibaını hasıl etti. Her taraftan ra­porlar tabiî alınacaktır. Bunların tetkiki bir tashihe ihtiyaç gösterirse elbette bu lüzum Millet Meclisine arzedilir ve 1950 seçimlerine daha emin şartlar içinde gi­dilir.

Halk Partisi sekter, inatçı ve sabit bir fikre esir değildir. Karşımızdakiler de oltimatum İle konuşmanın siyasî hayatta daima kısır kalacak bir hareket tarzı ol­duğunu idrak etmek kabiliyetini gösterir -lerse ve parti menfaati dışında bir vatan bulunduğunu anlarlarsa hak, insaf, pren­sip ve adalet dairesinde bir Seçim Kanu­nu vücude getirmemek için hiç bir sebep yoktur.

Fa­kat hepimizin her surette düşünmekte, hepimizin vatanı müsavi surette sevmek­te ve hepimizin vatan mukadderatına mü­savi surette alâkadar olmakta hakkımız ve borcumuz bulunduğunu düşünürsek, bu ■ kardeşçe çarpışmalardan memleket için ancak hayır çıkabilir. Meselenin bü­tün ruhu memleket idaresinde kendi gö­rüşlerimizin üstünde bir kanun bulundu­ğunu ve memlekette ekseriyeti kazanmış fikir ve kanaatlerin hüküm sürmesi icap edeceğini bilmekte ve kanun şeklinde te­celli eden bu hüküm ve iradeye tebaiyet etmektedir.

Temel insan haklarının hiç bir zaman ekseriyetin keyif ve hevesine tâbi olma­dığını ve bu temel hakları ekseriyet ka­rarının ihlâl edemiyeceğini de bilirsek, devamlı, anlayışlı ve hayırlı bir rejimin sırrını elde etmiş oluruz.

Şimdiye kadar şahidi olduğumuz olaylar, dinlediğimiz şikâyetler ve gördüğümüz gelişmeler hakikaten memnuniyet verici bir mahiyet taşımaktadır. Bunda en bü­yük iftihar ve itimat âmili dış politika üzerinde bütün vatan evlâtları arasında en sıkı bir birliğin hüküm sürmesidir, Dış düşmanlar daima bir millet içindeki ni­fakları körüklerler, mânevi kuvveti, millî tesanüdü kırarlar ve taarruzları için mu­vaffakiyet zemini hazırlarlar. Demokra­tik rejimin icabı olan münakaşalar ou hususta düşmanlarımızın ümitlerini kıra­cak birşekildedir.

İç politika bakımından da memnun ol­mak için sebepler çoktur. Her dâvanın başı kanuna bağlandıktan ve muhalif olarak karşı karşıya yer alan vatandaş­lar birbirlerinin ancak bir kardeş olduk­larını unutmadıktan sonra en buhranlı gibi görünen durumlara bile tatmin edici bir hal çaresi bulmak kaabildir. Muhale­fet ve münakaşa bitmiyecektir. Memle­kete bir ölüm sessizliği, bir esirler itaat ve uysallığı gelmesini beklememeliyiz. Temenni edeceğimiz şey samimiyet ve karşılıklı hürmet ve muhabbet dairesin­de ileriye doğru yol bulmağa çalışmak ve birbirimizi siyasî hayatta sıkı bir kontrol altındatutmaktır.

Sayın İnönü'nün, Cumhuriyet bayramını tebrik için Ankara civarında yaptığı kı­sa gezintide bütün memleketi tenvir . /e irşat eden sözleri bize rehber oldukça, bir demokraside vatandaşlar arasında vü­cudu elzem olan birlik ve tesanüdün hiçbozulmıyacağı muhakkaktır: Harici düş­mana karşı birlik; içeride kanun daire­sinde hareket. Karşımizdakilerin de bu memleketin mukadderatında bizim kadar hak sahibi olduğuna iman.

Çeyrek asrm bilançosu...

Yazarı: Asım Us

29 Ekim 1948 tarihli «Yeni Gazete» İs­tanbul'dan:

Cumhuriyetin yirmi beşinci yıldönümünü kutlarken bütün bir neslin tarihi sinema gibi gözlerimizin Önünden geçiyor: İstik­lâl mücadelesi büyük Türk zaferi ile so­na ermiştir. Lozan sulhu akdedilmiştir. Büyük Millet Meclisi hükümeti başında kahraman Gazi Mustafa Kemal olduğu halde artık Türk vatanını sulh içinde tanzim etmek yoluna girmiştir. Bu mak­satla bir sıra siyasî ve içtimaî inkılâplar hazırlanmaktadır.

Fakat her şeyden evvel Türkiye BüyÜK Millet Meclisi hükümetinin bütün dünya­ca bilinen adını vermek lâzım gelmekte­dir. Zira Ankara'da Büyük Millet Meclisi hükümeti kurulduğu zama^n İstanbul'da bir Babıâli hükümeti ve Yıldız sarayında bir padişah ve halife vardı. Büyük Millet Meclisinin gayesi her şeyden evvel Türk milletini yabancı esaretinden kurtarmak­tı. Bu maksada varmak için mümkünse îftanbuldaki Babıâli hükümeti ile Yıldız­daki padişah ve halifenin de Millî Mü­cadeleye iştirakini temin etmek istiyor­du. Bu sebeple İstanbula karşı aldığı va­ziyet açık ve kesin değildi. Mustafa Ke­mal, İstanbul hükümeti hakkında ne dü­şündüğünüsoranlara:

«— Bizim maksadımız vatanı kurtarmak­tır. İstanbul yabancı kuvvetlerin işgali altındadır. Padişah ile hükümeti esirdir. Onlarıdakurtaracağız.»

Diyordu.

Büyük Millet Meclisi hükümetine (Ve­killer Heyeti) ve (Nazır) yerine de (Ve­kil) adının verildiğini gören İstanbul hü­kümeti ile padişah kendi kendilerine:

— Demek ki Büyük Millet Meclisi bize vekâletsuretiylehareketediyor.

Diyorlardı. Günün birinde Büyük Millst Meclisininİstanbula geleceğini ve hüfcû-

meti de yine Babıâliye teslim edeceğini ümit ediyorlardı.Eğ.er gerçekten İstanbul hükümeti ve padişah, Büyük Millet Meclisi tarafından verilen direktifler dairesinde hareket et­miş olsaydı belki de tarihî hâdiselerin cereyanı başka bir istikamet alacaktı. Millî Mücadelede belki binlerce vatan evlâdının kanı dokülmiyecekÜ. Türk mil­leti daha az fedakârlıkla esaretten kur­tulacaktı.

Fakat böyle olmadı. İstanbul hükümeti sarayın, saray da İstanbuldaki yabancı işgal komutanlarının emri ile hareket etti. Türkiye için bir idam, cezası demek olan Sevr muahedesini imzaladı ve bu muahedenin tatbiki için yabancı devlet­lerleİşbirliğiyaptı.

Onun için Anadolu ile İstanbul, İstiklâl Mücadelesinin son safhalarında artık ta-mamiyle birbirinden ayrılmış, büyük za­ferden sonra da İstanbul hükümeti orta­dan kalkmıştı. Hain padişah Vahidettin memleketiterkedipkaçmıştı.

Lozan sulbünden sonra memleketin da­hilî işlerini tanzim etmek sırası gelince ilk yapılan iş «padişahlığı» ilga etmek oldu. Bununla beraber ortada yine müp­hem bil" durum vardı. Padişahlığın ilga­sından sonra Büyük Millet Meclisi hü­kümetinin bir Cumhuriyet idaresi şekli­ne girdiği halk efkârında anlaşılamıyor-du.

İşte Cumhuriyetin ilânı bu şartlar için­de oimuştur. Cumhuriyet İdaresinin res­men kabul edilmesi ile Türk milletinin kendi mukadderatına hâkim olduğu bü­tüncihanailânolunmuştur.

İmparatorluk devrinde meşrutiyet inkılâ­bını yapan İttihat ve Terakki Cemiyeti î&tanbulda Meb'usan ve Ayan Meclisi toplandıktan sonra siyasî bir parti hali­ne girmişti. Bir müddet sonra parlâmen­to içinde çıkan muhalifler de Hürriyet ve İtilâf Cemiyetini teşkil etmişler ve si­yasî bir parti olarak faaliyete geçmişler­di. Maalesef meşrutiyet devrinin parti mücadeleleri memleket için hayırlı ol­mamıştır. Hürriyet ve İtilâf Cemiyeti içe­risine yabancı ihtiraslar karışmış, ordu­yu siyasete âlet etmişlerdi. Balkan Harbi bu yüzden kaybedilmiş, Tuna boylarına yaklaşan Avmpadaki vilâyelterimiz eli­mizden gitmiştir. Bir aralık İstanbul bile tehlikeyedürmüştür.

Birinci Dünya Harbinde Türkiyenin müttefik bulunduğu merkezi Avrupa devlet­leri zümresinin mağlûp olması üzerine akdedilen Mondros mütarekesi esnasın­da parti mücadeleleri melmeket için milii bir felâket halini almıştı. Bunu gör2:1 Mustafa Kemal, İstiklâl mücadelesine gi­rişmek için parti farkı gözetmeksizin bü­tün vatanseverleri kendi etrafında top­lamış, bundan sonradır ki millî birlik cephesi kurulmuş ve ancak bu sayede millî kurtuluşa varılabilmiştir.

Millî Mücadele, Müdafaai Hukuk Cemi­yetinin eseridir. Mustafa Kemal bu teş­kilâtı kurduktan sonra vatandaşlar ara­sında parti ihtilâfları tamamiyle ortadan kalkmış, bütün milli kuvvetler vatan müdafaası cephesinde toplanmıştır. Millî Mücadele zaferle sona erdikten sonrn Müdafaai Hukuk teşkilâtının bugünkü müdafaa vazifesi de sona ermiş bulunu­yordu.

Onun için Mustafa Kemal Lozan sulhün-den sonra Cumhuriyeti ilân ettiği gibi Müdafaai Hukuk teşkilâtı bir siyasî parti haline inkılâp etmiştir. Mustafa Kemal'in kurduğu bu siyasî parti Halk Partisidir. Millî Mücadeleyi yapan Müdafaai Hukuk Cemiyeti bütün varlığı ile Halk Partisi içerisine girmiştir. Cumhuriyetin ilânıa-dan sonra yapılan siyasî ve içtimaî inkı­lâplar Halk Partisinin eseridir.

Fakat bir memlekette siyasî faaliyetler başlayınca millet işlerinin idaresi üzerin­de fikir ayrılıkları da zamanla belirir. Kurtuluştan sonra yine bu vaziyet mey­dana gelmiştir. Bunun neticesi olarak, Halk Partisi karşısında «Terakkiperver Fırka» kurulmuştur. Halk Partisini teş­kil edenler gibi «Terakkiperver Fırka» ;rı tsşkil edenlerin başında Milli Mücadeleyi yapmış olan vatanseverler bulunuyordu. Fakat bu şekilde ortaya çıkan fikir mü­cadeleleri sırasında Doğu bölgelerimizde Şeyh Sait isyanı başgöstermiştir. «Terak­kiperver Fırka» nın faaliyeti tatil edilmiş­tir.

Şeyh Sait isyanı doğrudan doğruya mem­lekette başlayan siyasî ve içtimaî inkı­lâplara, yenilik cereyanlarına karşı bir hareket olarak ortaya çıkmış görünüyor­du. Bu irtica hareketlerini bastırmak için istiklâl mahkemeleri kurulduğu gibi, tak­riri sükûn kanunu ile de serbest müna­kaşalardurdurulmuştu.

— Chaillot Sarayı:

Güvenlik Konseyinin 362 inci oturumu, saat 15.15 de açılmış ve Berlin mesele­sinin gündeme alınmasına dair tartışma-lara devam edilmiştir. Listede yazılı ilk hatip Suriye delegesi Faris Elhuri'dir. Fa­kat Faris Elhuri toplantıda bulunmadığın­dan Fransız temsilcisi Parodi söz almış ve Sovyet delegesi Vişinski tarafından dün söylenen sözleri çürütmüştür.

Parodi'den sonra söz alan Suriye delegesi Faris Elhuri Berlin ablokasının hakikat­te batı devletleri aleyhine matuf bulun­duğunu ve ablokaya son muharebenin bir neticesi nazariyle bakılamıyacağmı izah ederek Sovyet hükümetinin Berlin me­selesinde Konseyin yetkisizliğini iddia maksadiyle anayasanın 107 inci maddesi­ni işhat edemiyeceğini bildirmiştir.

Kürsüye gelen Vişinski Sovyet hükümeti adına ablukanın mevcut olmadığını tek­rar etmiş ve Berlin meselesi için olduğu gibi Almanya'ya ait herhangi diğer bir mesele bahsinde de Amerikan delegesi­nin iddia ettiği gibi Güvenlik değil, Dış­işleri Bakanlar konseyile dörtlü kontrol komisyonunun barışı teminle mükellef ol­duklarını söylemiştir.

Hatip bundan sonra batılı devlet makam­larınca müracaat edilen tedbirleri ten­kit etmiştir. Bu tedbirler Sovyet bölge­sinin iktisadiyatını ihlâl eden ayrılık ha­reketleri, tek taraflı para reformları ve Londra'da alman kararlardan ibarettir.

Vişinski bu arada şu suali sormuştur:

Müttefiklerin iddia ettikleri gibi bu ted­birler Almanya ile ilgili değilse o halde ne ile alâkalıdır?

Rus temsilcisi Almanya'da ablokanin mev cut olmadığını ve açlık tehlikesinin bu­lunmadığını söyledikten sonra Sovyet Rusya'ya karşı pazartesi oturumunda Bir­leşik Amerika delegesi Jessup tarafından yapılan isnatların hiç bir esasa dayanma­dığını iddia etmiştir.

Vişinski'den sonra Belçika delegesi Lan-genhove Berlin meselesinin gündeme alın ması lehinde olduğunu beyan etmiştir.

Bunnu üzerine Güvenlik Konseyinin Ber-

lin meselesini ihtiva eden gündemi 2 ye karşı 9 oyla kabul edilmiştir. Sovyet Rus­ya ile Ukranya aleyhte oy vermişlerdir. Konesyin gündemi kabul edildikten som-ra söz alan Vişinski Berlin meselesinin gündeme alınması anayasaya muhalif olduğunu ve bu şartlar içinde Sovyet de­legasyonunun tartışamlara iştirak etme­yeceğini beyan etmiştir.

6 Ekim Î94S

— Pariif:—Chaillot Sarayı:

Güvenlik Konseynide Birleşik Amerika murahhası Phillipps Jessup şunları söy­lemiştir:

Üç batı devleti Sovyetler tarafından tah­mil edilen Berlin ablokasının sulhu teh­dit mahiyetinde bir hareket olduğu ka­naatine vardıkları için bu mesele anaya­sanın yedinci faslı gereğince Güvenlik Konseyinin dikkatine sunulmuştur.

Amerikan temsilcisi batılıların anayasa­da anlaşmazlıkların halli için derpiş edi­len bütün hal çarelerine başvurduklarını tasrih etmiş ve şunları ilâve eylemiştir: Amerika hükümeti, anayasaya aykırı o-larak ve kuvvetin tehdidi altında Berlin üzerindeki haklarından vazgeçmiyecektir. Amerika hükümeti, son dereceed sabırlı davranmıştır. Fakat onun bu hareketini bir zaaf eseri telâkki etmek hata olur. Jessup, Sovyet hareket tarzının yalnız sulhu tehdit etmekte kadmadığını, Ber­lin'in batı bölgelerindeki halkın bu yüz­den aç kalmak tehlikesine maruz bulun­duğunu belirtmiştir. Amerikan temsilci­si, bundan sonra Sovyetlerin Berlin'in ko­münist olmayan belediye makamlarına karşı cebir kullandıklarını gösteren mi­sallerzikretmiştir.

Jessup, Amerika'nın Alman bozgununun verdiği hakka ve Almanya'nın işgali hak­kındaki dörtlü anlaşmalara müsteniden Berlin'de bulunduğunu söylemiş, Alman başkentinde Amerika ile Sovyetler Birli­ğinin müsavi haklara malik bulundukla­rını ve bu hak gereğince şehirdeki Ame­rikan işgal bölgesine serbestçe girilmesi lâzım geldiğini belirtmiştir.

Jessup; «Berlin Sovyet işgal bölgesinin bir kısmı değil, eksperler arasında husule gelen anlaşma gereğince milletlerarası bîr girintidir.» dedikten sonra batılılar ta­rafından Berlin'e girebilmek üzere alınan tedbirleri saymıştır. Sovyetler Birliğinin müttefik münakalâtının kontrolüne ihti­yaç olmadığım kabul ettiğini hatırlatan Amerikan temsilcisi, bundan sonra Sov­yetler tarafından alman ve şehrin abloka-sile neticelenen tedbirlerin bir tarihçesini yapmıştır.

Jessup, batı markının Berlin'e ithal edil­mesinin doğu markını şehre sokmak is-tiyen Sovyetlere karşı bir müdafaa ted­birinden ibaret olduğunu söylemişti! A-merikan temsilcisi, Sovyetlerin abluka­nın -teknik güçlükler» den doğan bir za-. ruret değil, Almanya'nın batısında ger­çekleştirilen idarî İslâhata karşı bir mi­silleme hareketi olduğunu itiraf ettikle­riniaçıklamıştır.

JesEup, Sovyetlerin Berlin'in Sovyet böl­gesinin ayrılması bir cüzü olduğunu iddia ettiklerini ve Berlin meselesinin Alman­ya mesel«6ine bağlı bulunduğunu söyle­miştir.

Berlin'in belediye müesseselerine karşı Sovyetler tarafından yapılan tecavüzlere temas eden Jessup, bu müesseselerin şeh­rin muvakkat dörtlü anayasası gereğince kurulmuş olduklarını söylemiş, Sovyetler tarafından alman tedbirleri saymış, bil­hassa umumî nümayişleri teşvik ettikle­rini belirtmiştir.

JcsEup, batı müttefikler ile Sovyetler ara­sında cereyan eden müzakerelerin tarih­çesiniçizerek demiştirki:

Moskova anlaşmasına Berlin'de riayet e-dilmemiştir. Bu vaziyet karşısında ba:ı müttefikleri için. meseleyi Güvenlik Kon­seyine sunmaktan başka çare kalmamış­tır,

Jessup, netice olarak Molotov'un 3 ekim tarihli notasının vaziyette hiç bir deği­şiklik husule getirmediğini, bilâkis «üç­lerin harekeı tarzlarını haklı gösterdiğini söylemişitr. Amerikan temsilcisi, Konse­yin anlaşmazlığı muslihane bir şekilde halledecek usuller derpiş etmesine hiç bir mâni bulunmadığını ve »üçler» in Berlin'in ablokası kadırlıldıktan sonra Dışişleri bakanları konseyini toplanma­ğa çağırmağa hazır bulunduklarını ilâve etmiştir,

— Chaillot Sarayı:

Atom enerjisinin kontrolü hakkında Vi-şinski'nin tekliflerini, İşbirliğini temin maksadiyle izah etmek istiyen İngiltere delegesi Mac Neil bu sabah siyasî komisyonda Sovyet heyetine şu üç suali sormuş­tur:

1—Rusya atom silâhlarının men'ine dair imza edilecek bir mukavelenamenin yü­rürlüğe girmesinden evvel, bir anlaşma mevzuunu teşkil edecek milletlerarası kontrol sisteminin yürürlüğe girmesini kabul eder mi?

— Rusya kontrol sistemini kuracak mu­kavelenamenin temeli olarak atom komis­
yonununraporunukabulehazırmıdır?

— Sovyet Rusya tesis edileeck olan mil­letlerarasıkontrolorganınınfaaliyetinin
Konseyüyelerinden herhangi birininve­ tosuna tâbi olmamasını kabul eder mi?
Mac Neil'in suallerine cevap veren Sov­yetRusyadelegesiMalik,hükümetinin
kontrola ve atom silâhlarının kanun dışı i!ân edilmesineait teklifedilen heriki
mukavelenameninayni zamandayürür­lüğe girmesini istediğini bildirmiştir.

— Chaillot Sarayı:

Berlin meselesi hakkında münakaşalara bugün öğleden sonra Bramuglia'nm baş­kanlık ettiği Güvenlik Konseyinde de­vamedilmiştir.

Vişinslîi de Konseye gelmiş bulunuyor­du.

Evvelâ Alexander Cadogan kürsüye ge­lerekezcümledemiştirki:

İngiliz hükümeti. Berlin'le batı işgal böl­geleri arasındaki münakalât ve taşıt '.§-lerine Sovyet hükümetinin tek taraflı hareket ederek koyduğu tahdidatı' Gü­venlik'Konseyine bildirmek niyetindedir. Bu hareket, anayasanın 2 nci maddesi ge­reğince Sovyet hükümetinin hissesine düşen vecibelere muhalif olduğu gibi, yi­ne anayasanın yedinci faslına karşı bir tehdidi ortaya koymaktadır.

Sovyet hükümeti Berlin'de her istediğini yaptırmak maksadiyle kanunsuz tedbir­ler almıştır. Şimdi sizleri inandırmağa çalışacaklar ve diyecekler ki, Avrupa bas­kı tehdidi altında bile olsa, batılı devletle­rin müzakereye girişmeleri lâzım gelirdi. Böyle olursa, ablukanın haklı olduğunu ve Sovyet hükümetinin ablukayı bir pa­zarlık vasıtası olarak kullanmakta bulun­duğunu kabul etmek mevkiine düşmüş bulunuruz.İngiliz hükümetinin Berlin işgaline han-gi şartlarla iştirak etmiş bulunduğunu ve buşartlarınAlmanbaşkentineulaşmakiçin deniz, hava ve kara yollarından ser­bestçe fayadlanmayı tasrih etmekte bu­lunduğunu hatırlatan İngiliz delegesi, Sovyet hükümetince tatbikine girişilen tahdid tedbirlerini saydıktan sonra şöy­le demiştir:

»Sovyet hükümeti bu tahdidlerin teknik güçlükler mahsulü olduğunu iddia etmiş ve batı Almanya ile Berlin batı kesimle­rinde yapılan para İslâhatının yarattığı durumdan ileri geldiğini bahane olarak öne sürmüştür.»

Sir Cadogan, Berlin ve Moskova'daki mü­zakereleri hatırlatarak şunları söylemiş­tir:

«Berlin'de' Sovyet makamları meşru Al­man idaresini parçalamağa matuf ve şe­hirde kargaşalıklar çıkmasına sebep olan programı yürürlüğe geçirirken Moskova-da batılı devletlerle Sovyet hükümeti ara­sında bir yandan müzakerelere devam edilmekte olduğu malûmdur. Berlin'de kalmağa hakkımız vardır ve bu hakkı da­ima gözönünde tutmak suretiyle mâkul her anlaşmayı kabule hazırız. Ancak bu haktan asla vazgeçmemek kararındayız.* Sovyetlerin Güvenlik Konseyi müzakere­lerine iştirak etmemek kararını yorumla­yan İngiliz delegesi sözlerine şunları ilâ­ve etmiştir:

«Taraflardan biri müzakereye iştiraki reddederse, güçlüklerimizin halli için na­sıl bir yol bulabiliriz? Sovyet temsilcisi­nin elinde ileri sürecek mâkul deliller mi yoktur? Yoksa Konseyin yaptığı tav­siyelere tâbi olmamak kararını mı ver­miştir? Sovyet heyetinin barışı ve kar­şılıklı anlayışı aramak yolunda kullandı­ğı vasıta bu mudur?... Hükümetim kendi payına, Konseyin basiretle bu konuda ve­receği her kararı en iyi niyet ile yürür­lüğe geçirmeğe hazırdır.»

Sir Alexander Cadogan'dan sonra söz alan Fransız Birleşmiş Milletler kurulundaki daimi delegesi, büyük elçi Parodi, Berli-nin hangi şartlar içinde işgaline karar verilmiş olduğunu hatırlatarak şöyle de­miştir:

«Anlaşmalar sarihtir ve Berlin'de olduğu gibi Almanya'nın diğer kısımlarında da işgal devletlerinin, Berlin kesimleriyle Almanya'nın tahdid edilmiş bölgelerinde mevcudiyetlerini haklı ve muteber kılan esasları ihtiva etmektedir.*

Parodi bundan sonra, Sovyet hükümetini Berlin'de dörtlü işgal prensipini kabul etmemek için normal yollardan sebepler göstermek ihtiyacını duymamasından ve halen Berlin'de hâsıl olan tehlikeli du­rumda kendine doğrudan doğruya sorum­luluk yükleten bir sıra kanunsuz tedbir­lere başvurmasından duyduğu teessürü izhar ile, Sovyet makamlarının yılbaşm-danberi ara vermeden aldıkları tedbirle­ri ve bunların neticesi olarak meydana Çıkan ablukayı vs nihayet müttefiklerin bir hava köprüsü kurmak zorunda kalma^ larınm sebep ve saiklerinin neler olduğu­nu saymıştır.

Herhangi bir devletin kendi keyfine ha-, reket edebilmesi fikrini reddeden Fran­sız delegesi, bu tehlikenin vehamete doğ­ru gittiğini belirterek, batılı devletlerin zor ve kuvvet tedbirleriyle cevap verme­miş olduklarını, fakat bilhassa anayasada derpiş edilen doğrudan doğruya müza­kere ve barış yolîariyle durumun düzen­lenmesine çalıştıklarını söylemiş ve üç­lerle Moskova arasında teati edilen nota metinlerinihülâsaetmiştir.

Parodi bundan sonra şöyle demiştir: -Sovyet başkomutanı, dolambaçlı yollar­la, eski Alman başkentindeki malî ve ti­cari meseleler/in hepsinden münhasıran kendi otoritesinin hâkim mevkide bulun­masını istiyor ve üstelik ulaştırmalarla hava taşıtlarının kontrolleri işinde yeni tahdidler tatbiki ile yalnız kendi emirle­rinin yürürlükte kalmasını iddia ediyor­du. Moskova'ya Avrupa'yı kaldırmak ve müteakiben dostça işbirliği zihniyeti île Berlin meselelerinin hepsinin incelenme­sine hazır olduğumuzu ifade için gitmiş bulunuyorduk. Dönüşte, Berlin'de ablu­kanın muhafaza edilmekte olduğunu ve bu defa yaînız kendi maddi durumumuza değil, hattâ şehiri işgal ve idare hakkı­mızı da gittikçe tehditlerle karşılaşmış bulduk.»

Fransız delegesi Parodi'nin nutkundan sonra gündemde başka hatibin ismi ya­zılı bulunmadığından Konsey oturumuna son verilmiştir.

Müteakip toplantı, başkanın lüzum göre­ceğizamanatalikedilmiştir,

7 Ekim 1948

— Paris, (Chaillot Sarayı):

Siyasî komisyon, bu sabah Henri Spaak'-ın başkanlığında toplanarak, atom ener­jisi kontrolüne ait karar tasarılarını gözden geçirmiştir. Yeni Zelanda delegemi, Atom kontrolü hakkında bir karar sure­ti vermigür. Bu teklifte atom anerjisi ko­misyonu daimi üyeleri, atomun milletle­rarası kontrolü meselesi üzerinde bir an­laşma ',esası bulunup bulunmadığını tesbit için oturumdan sonra istişarelere girilmeğe davet edilmekte, bilâhare atom enerjisi komisyonunun çalışmalarına de­vam etmesi için tekrar toplanması ve her­halde genel kurulun gelecek toplantısına kadar bir rapor hazırlaması istenmektedir. Bundan sonra Kanada temsilcisi Lionel Chevrier, atom komisyonuna çalışmaları­na devam etmek imkânı verecek olan Avustralya teklifini kabul ettiğini bildir­miştir.

Birleşik Amerika delegesi W?.rren Austin de, evvelce yapılan demeçleri cesaret ve­rici birerişaret sayarakYeniZelânda-nın teklifini kabulettiğinisöylemiştir. Siyasî komisyon, atomenerjisikontrolü hakkındateklifedilen kararsuretlerini incelemek ve bir neticeye varmak üzere bir tâli komite teşkiline karar vermiştir. Oturum saat 13.15'te sona ermiştir.

— Pari?.(Chaillot Sarayı):

Siyasî komisyon, saat 15.30 de Spaak'ı.ı başkanlığında açılan oturumun başlangı­cında atom enerjisi kontrol meselesini in­celeyecek olan talî komisyonun seçimi ile meşgul olmuştur.

Bundan sonra söz, Sovyet delegesine ve­rilmiş ve Vichinsky, kısmî silâhsızlanma hakkında Sovyetler tarafından yapılan teklife dair tartışmaları açmıştır.

Vichinsky, birinci dünya harbindenberi toplanan silâhsızlanma konferanslarının bir tarihçesini yapmış, silâhların azaltıl­ması yolunda Sovyet Rusya tarafından sarfedilen gayretlere işaret etmiş, şim­diki durumu Münih'e benzetmiş ve silâh­sızlanmağa başlamadan güvenlik garan­tileri elde- edilmesini isteyen klâsik si­lâhlar komisyonunun itibar ettiği nazari­yeye hücum ettikten sonra. Epaak vs cnun gibi düşünenlere meydan okuyarak demiştir ki:

«Herhangi bir tehdidi ihtiva eden ve Sovyetlere karşı bir batı ittifakını haklı gösteren bir beyanatın Sovyet şahsiyet­leri tarafından söylenmiş olduğunu gös­termek mümkün değildir. Sovyet askerî kudretinden korkuyorsa­nız, silâhların üçte bir azaltılması yolun­dayaptığımızteklifiiyikarşılamanız

icap eder. Fakat kendilerine hamilerimi?; dediklerinizin kudretini azaltmak istemi­yorsunuz.

Lenin, komünist ve kapitalist devletleri­nin ayni zamanda yaşıyabileceklerini söy­lemiştir. Sovyet Rursya halkı, böyle bîr işbirliği vücut bulmasını son derece ar­zulamaktadır.»

Vichinsky, bundan osnra, Rusya'nın işbir­liği yapmak istemediğini söyleyenlerin fena niyetli kimseler olduğunu İddia et­miştir.Sovyet delegesinden sonra söz alan İn­giliz temsilcisi Mc Neil de, cevabında de­miştir ki;

Vichinski, İngiltere'nin müsellâh kuv­vetlerini son neferine kadar bilmektedir. Onların 'askerî birlikleri, bulundukları yerler, silâhları hep malûmdur. Halbuki Sovyet silâhları hakkında kimsenin bir şey bildiği var mıdır?»

Mc Neil, sözlerini bitirirken şöyle demiş­tir:

Kontrole tâbi hakikî bir silâhsızlanma plânı teklif edildiği takdirde plânın bu komisyon tarafından ezici bir çoğunluk­la kabul edileceğinden eminim.

8 Ekim 1948

— Paris:

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dün 24 saatten fazla devam eden resmî ol­mayan bir oturumdan sonra, Berlin buh­ranının halli için Amerika tarafından ile­ri sürüler, uzlaşma teklifinin çoğunlukla lehinde bulunmuştur.

Berlin meselesine doğrudan doğruya ka­rışmamış bulunan üyelerden ekserisi, şim­di Amerika'nın yanında yer almışlardır. Bu üyeler Berlin ablukası kaldırılır kal­dırılmaz. Almanya meseleisni incelemek üzere dışişleri bakanlarının' derhal bir konferans yapmalarını tasvip etmektedir­ler.

İleri sürülen bu teklifin teferruatı bugün Arjantin delegsi M. Bramuglia'nın baş­kanlığında yapılacak olan resmî olmayan görüşmeler sırasında müzakere edileceıt-tir. Arjantin delegesi bu ihtilâfta hâlâ ara­cılık rolüne devam etmekte ve Birleşmiş Milletler teşkilâtının iki büyük üyesi olan Rusya ile Amerika arasındaki ihtilâfla­rın vahim bir şekilde gelişmesini önleme­ye çalışmaktadır.

Suriye teklifleri lehinde oy vereceğini bil­dirmiştir.

Oturuma saat 13.05 te son verilmiştir. Müteakip toplantı saat 15'te yapılacaktır.

— Paris, (Chaillot Sarayı):

Birleşmiş Milletler kurulu siyasî komis­yonunun kısmî bir silâhsızlandırma ta­hakkukuna matuf olarak Sovyetler tara­fından verilen takrir suretinin müzakere­si sırasında, bu mesele hakkında ilk defa söz alan Birleşik Amerika delegesi War-ren Austin, Sovyet teklifinin kendisinde uyandırdığı itimatsızlığın sebeplerini izah etmiş ve bir itimat havası temin edilmedi hususunda İsrarda bulunmuştur.

Warren Austin, bir kontrol sisteminin ih­dasını güden İngiliz projesini ve mssele-nin klâsik silâhlar komisyonunda incelen­mesi fikrini ileri süren Suriye teklifini desteklemiştir.

Warren Austin, silâhsızlanma sahasında hakiki surette faydalı bir harekete elzem olan itimat ve güvenlik havasının dört şarta bağlı bulunduğunu bildirmiştir. War-ren Austin'in bu hususta ileri sürdüğü şartlar şunlardır:

— Milletlerarasıbirkuvvetinteşkili,

— Atomenerjisinintesirlibirsurette kontrol altına alınması,

— Eskidüşmandevletlerlebarışandlaşmaiarı aktı,

— Bir teminat ve kontrol sisteminin ih­dası.

Birleşik Amerika delegesi, bu şartların gerçekleşmesine Sovyet temsilcilerinin muhalefet etmiş olduklarını ileri sürm'iş ve Vichinsky'ye doğru başını çevirerek şunları söylemiştir:

Neden dolayı M. Vichinsky, takririni klâ­sik silâhlar komisyonuna sunmamıştir? Söylemiş olduğu bütün nutuklarda Sovyet delegesi, daimaatomharbindenbahset­miştir.

Demecine devam eden Warren Austin, Sovyet Rusya'nın barış siyasetine temas etmiş ve Sovyetlerin hakikî gayelerini meydana koyan Sovyet resmî edebiyaü diye adlandırdığı yazılardan bir çok mi­saller getirmiştir.

Warren Austin, Sovyet Rusya'nın 1938 se-nesindenberi ne kadar genişlediğinin Cin­de, Kore'de, batı Avrupa'da mahalli ko-rnünist partileri vasıtasiyle devam edegeldiği yeni tecavüz sisteminin hatırlarda tu­tulması gerektiğini bildirmiştir.

Birleşik Amerika delegesi, bundan sonra kuvvetlerin muvazenesinden bahsetmiş ve bunun dünya barışı için elzem olduğunu belirtmiştir.

Warren Austin, Birleşik Amerika'nın as­kerlerini geniş mikyasta terhis ettiğini ve Birleşmiş Milletler anayasasının imza­sı tarihi olan 1945 senesindeki muvazene­nin bozulmuş olduğunu söylemiş ve Bir­leşik Amerika'nın bundan dolayı yardım taleplerini karşıladığını ve 16 Avrupa dev­letiyle işbirliğinde bulunduğunu belirt­miştir.

Warren Austin, sözlerine şu suretle son vermiştir:

«Milletlerarasıgerginliğiazaltmak,endi şeleri dağıtmakve bizimleişbirliğinde bulunmak hususunda iyi niyetlerinin müs-bet delillerimbizegöstermesiiçinS6v~ yet Rusya'ya hitap ediyorum.»

13 Ekim 1948

—Chaillot Sarayı:

Bugün Birleşmiş Milletler kurulunda bü­tün dikkat Vichinsky'nin yaptığı teklif neticesinde tekrar ortaya çıkan silâhsız­lanma meselesi üzerine teksif edilmiş bir haldedir.

Vichinsky, bes büyük devletin bir sene müddetle silâhlarım ve kuvvetlerini beş­te bir nisbetinde azaltmalarını teklif et mistir.

Bilindiği gibi, Sovyet teklifi esasen şid­detli tartışmalara yol açmış, Sovyetler Anglo-Sakson delegeleri birbirlerini mil­letlerarası emniyeti baltalamakla itham etmişler ve Rusların ileri sürdüğü teklif umumiyetle bir propaganda hareketi ma hiyetinde görülmüştür.

—Paris:

Birleşmiş Milletler vesayet komisyonun­da Antil delegesi zenci M. Adams, Slav grupu tarafından ileri sürülen tenkitlere cevap vererek, Antiller'de İngiliz hükü­metinin sık sık tenkit edildiğini söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

«Fakat bu tenkitler açıkça yapılmaktadır. Zira söz hürriyeti İngiliz sömürge impa­ratorluğunun her tarafında hâkim olan esas haklardan birisidir.»

Madenlerde emniyet servislerinin tama-miyle kaldırılması gibi .misli görülmemiş bir emir, Fransız ekonomisini tamamiyie harap etmek ve bu suretle komünistle­rin iktidara dönmesini sağlamak için ve­rilmişti.

Komite, henüz t?miz kalan Fransız işçi­lerinin muazzam ekseriyetine hitap ede­rek onları siyaset sahasında olduğu kadar fabrikalarda ve her tarafta beynelmilelci değil, beynelmilel olan bir partiye muka­vemete davet etmektedir.

23 Ekim 1948

— Paris:

Özel muhabirimizden:

Güvenlik Konseyi şimdiye kadar ancak birkaç toplantı yapabilmiştir. Berlin me­selesinin vahameti, bu konseyin muvak­katen altı üyesinin devamlı gayret sar-fetmesini ve konsey dışında toplantılar yaparak bir anlaşma zemini aramalarını icap ettirmiştir. Konsey bu yüzden gün­deminde bulunan diğer meselelerden hiç birini ele almiya muvaffak olamamıştır. Güvenlik Konseyinin ruznamesine dâhil olan meseleler şunlardır: İran meselesi, Birleşmiş Milletler anaya­sasının 34 üncü maddesine tevfikan Gü­venlik Konseyi emrine verilecek silâhlı kuvvetler teşkili meselesi, Güvenlik Kon­seyinin dahilî nizamnamesi, kurmay ko­mitesinin statü ve dâhili nizamnamesi, silâhların umumî şekilde azaltılması, ser­best Triyeste arazisine bir vali tâyini, Mısır meselesi, Endonezya meselesi, Gü­venlik Konseyinde rey verme usulü, Bir­leşik Amerika'nın vesayeti altında bulu­nan Pasifik adaları hakkında yasanın 87 ve 88 inci maddelerinin tatbiki usulü. Bir­leşmiş Milletler üyeliğine kabul için vâki müracaatlar (Arnavutluk hükümeti ile Mongol Cumhuriyeti müracaatlarını taze­lemişlerdir.), Filistin meselesi, Hindistan, Pakistan meselesi, Çekoslovakya'da du­rum, serbest Triyeste arazisi meselesi, Haydarabad meselesi, (Haydarabat dele­gasyonu, Güvenlik Konseyinin gelecek toplantısında, mümessil bulundurmak ni­yetinde olmadığını, konsey başkanına bildirmiştir.), Berlin meselesi.

24Ekİm 1948

—ChaillotSarayı:

Birleşmiş Mîlletler günü münasebetiyle Amerikan radyosu tarafından yayınlanan bir nutkunda Birleşmiş Milletler Genel-sekreteri Trygve Lie, üç seneden beri bu teşekkülün San Fransisco anayasasına dayanarak bugün harp sonu müşkülâtına uğrayan bir dünyada en mühim barış unsurunu temsil ettiğini kayıtla demiştir ki:

«Bazı hususlarda milletlerarası teşkilâtı, kendisine tevdi edilen meseleyi halle mu­vaffak olmuş, bazan da muvaffak olama­mıştır. Fakat kendisine havale edilen her türlü anlaşmazlık neticesinde çıkabilecek harpler önlenmiştir.

Birleşmiş Milletlerin müdahaleleri saye­sinde binlerce hayatın kurtarıldığı ve yine binlerce insanın kara sefaletin pen­çesine düşmekten kurtulduğu muhakkak­tır.»

Trygve Lie, Birleşmiş Milletler Kurulu­nun üç seneden beri iktisadî, içtimaî ve insanî mevzularda neler yaptığını saymış ve henüz bir hal çaresi bekliyen mesele­lerin ehemmiyetini tebarüz ettirmiş ve bu kurulu azgın bir Okyanusun ortasında yükselen fenere benzetmiştir.

Genel Sekreter, Birleşmiş Milletlerin,, her çarenin iflâs ettiği yerde hükümetlerce müracaat edilecek bir müessese olduğu­nu da ilâve ettikten sonra bu müessese­nin müstakil mahiyeti üzerinde durmuş ve onun tevzi ettiği adaletin tarafsızlı­ğını teslim etmelerini bütün üyelerin mertliğinden beklediğinibildirmiştir.

Trygve Lie sözlerini şöyle bitirmiştir:

^Hükümet ve milletlerden lâyık olduğu yardımı görecek olan Birleşmiş Milletler Kurulu büyümeğe devam edecek ve onun dünya milletleri lehine kullanacağı nüfuz ve otoritesi barışın devamlı olmasına yardım edecektir.»

25Ekim 1948

—Paris:(ChaillotSarayı):

Güvenlik Konseyinin oturumu Öğleden sonra mahallî saatle ve Vişinski'nin hu-zuriyle17,40 daaçılmıştır.

İlk söz alan Fransız delegesi Parodi, ta­sarının karşılıklı anlayış ve amelî bir halçaresibulmakiçin bir zeminteşkil etmekte olması bakımından Fransız he­yetinin tasarı lehinde oy vereceğini bil­dirmiş ve sunulan tasarıyı tanzim yolun­da oynadıkları menfaatsiz hakem rolün­den dolayı tarafsızlara teşekkür etmiştir. Parodi bundan sonra Vişinski'ye hitap ile kendisini iyi niyet işbirliği zihniyeti göstermeğe davetle bu tasarının şeref ve itibarını muhafaza eden bir çıkış yapısı olduğunu söylemiştir.

Bundan sonra konuşan İngiliz delegesi Sir Alexander Cadogan, İngiliz hüküme­tinin tasarı suretini kabul ettiğini bildi­rerek hulasaten şöyle demiştir: "Hüküme­tim tasarıyı dürüstlükle tatbik için müm­kün olan her şeyi yapacaktır.»

Birleşik Amerika delegesi Philip Jessup, tasarı suretini kabul ettiğini söylemiş ve hükümetinin tasarı hükümlerine saygı göstermeğe hazır olduğunu bildirmiştir. Başkan bundan sonra sözü Vişinski'ye vermigtir.

Sovyet Birliği adına konuşan Vişinski, tasarının, tahditlerin kaldırılması ve Ber­lin'de Sovyet markının tedavüle çıkarıl­ması bahislerinde ayni zamanda tatbik olunabilecek hakikî bir beraberliğin mev­cudiyetini derpiş etmemekte . olduğuna işaretle tasarı suretinin SO Ağustos di­rektifini doğrudan doğruya ihlâl etmek­te bulunduğunu, Sovyet hükümetinin bu­na mutabakat edemiyeceğini söylemiş ve öört hükümet arasında bir anlaşma teş­kil eden 30 Ağustos direktifine üç batılı hükümetçe saygı gösterilmesini istemek mecburiyetinde bulunduğunu ilâve etmiş­tir.

Vişinski sözlerini bitirirken, Sovyet dev­letinin tasarı aleyhinde oy vereceğini açıklamıştır.

Birleşik Amerika delegesi Philip Jessup, son olarak söz almış, Sovyet delegesi ta­rafından bildirilen vetodan esef duydu­ğunu, Berlin meselesi bu tasarı esasları dairesinde halledilemiyecek olduğu tak­dirde sorumluluğun hiç şüpheye mahal kalmıyacak tarzda doğrudan doğruya Sov­yet hükümetine ait olacağını bildirmiş­tir.

Bundan sonra oya başvurulmuş, Berlin meselesinin halline ait tasarı lehte 9 ve Sovyetlerle Ukrayna olmak üzere aleyh­te iki oy almıştır. Sovyetlerin aleyhtg verdiği oy, Güvenlik Konseyi daimi üye­lerinden biri tarafından ileri sürülmüş bir veto. teşkil ettiğinden tasarınm kon­sey tarafından tasvip ve kabulüne mâni olmaktadır. Oturuma saat 19,20 de son verilmiştir.

26 Ekim 1948

— Londra:

Vişinski'nin dün Güvenlik Konseyinde aleyhte oy vermesi, Paris'in bütün siyasî ve diplomatik çevrelerinde ve bilhassa Birleşmiş Milletler Kurulu mahfillerinde derin bir teessür uyandırmıştır.

B. B. C. muhabirine göre, Vişinski'nin müzakerelere zemin teşkil etmek üzere tarafsız üyeler tarafından hazırlanan ta­sarıyı Moskova'da Ağustos içinde dörtle­rin vardıkları anlaşmaya aykırı telâkki etmesi yersizdir Çünkü batılı devletler Berlin anlaşmazlığını doğuran bütün me­seleleri abluka kaldırıldıktan sonra birsr. birer müzakere etmeğe razt olduklarım bildirmişlerdir. Bu kararlarında hâlâ ıs­rar etmektedirler. Vişinski'nin, ablukanın kaldırılmasına itiraz etmesi, Moskova'da-ki görüşmelere tamamen aykırıdrı.

Diğer taraftan, bu sabahki Londra basını dün akşam Güvenlik Konseyindeki mü­zakereleri yayınlamakta ve Vişinski'nin hareket hattını izah ederek bu müzake­relerin beyhude olduğu yolundaki iddi­aları yersiz bulmakta ve bunlardan, so­rumlu olanın tamamen meydana çıkmış ve bütün dünyaca anlaşılmış olduğunu belirtmektedir.

Gerek Times ve gerek Daily Telegraph, Vişinki'nin hareket hattını şiddetle ten­kit etmekte, Liberal Manchester Guar­dian da «Barışa indirilen ağır darbe» başlıklı yazısında ablukadan sonra müt­tefiklerin daha kötü hâdiselerle karşılaş­malarının mümkün olduğunu ve bütün bunlara karşı hazır bulunmaları gerekti­ğiniyazmaktadır.

Türkiye'yi Birleşik Amerika'nın, İngilte­re'nin ve Fransa'nın desteklemelerine rağmen Mısır'ın bu seçimi kazanmasına âmil olan sebep nedir?

Ajanslar Arap blokunun Mısır üzerinde birleşmesi ile Sovyet Rusya'nın Türki­ye'ye karşı olan husumetini sebep göstel riyor. Bu müşahede doğrudur. Fakat ta­mam değildir. Buna Birleşmiş Milletler çevresinde Filistin meselesine karşı taraf­sız olan bazı memleketlerin kont Berna-dot'un Yahudiler tarafından öldürülme­sinden sonra Araplara karşı meyletmiş olmalarını da ilâve etmek lâzımdır. Bir­leşmiş Milletler Genel Kurulda yapılan seçimde Türkiye ile Mısır'ın aldığı rey­ler bizim bu hükümdeki isabetimizi teyit edecek mahiyettedir. Filhakika dört defa toplanan reylerin neticesişudur:

Tur: Mısır30—Türkiye28

Tur: Mısır 34 — Türlüye 20
jt. Tur: Mısır 36 — Türkiye 19
4Tur: Mısır 38 — Türkiye 19

Dördüncü turda Mısır'ın aldığı 38 rey ile Türkiye'nin aldığı 19 reyden anlaşılıyor ki, seçimler yapılırken Genel Kurul top­lantısına 57 üye iştirak etmiştir. Birinci turda 4 ü çekmiser kalmıştır. Çünkü bun­da Mısır'ın aldığı 30 rey ile Türkiye'nin aldığı 28 rey. yekûnu 53 ediyor. 57 ile aralarında dört rey fark vardır. İkinci turda bu fark üçtür. Demek ki, çekim­serlerden biri ikinci turda Mısır tarafına geçmiştir. Üçüncü turda fark ikidir. Çe­kimserlerden biri daha Mısır tarafına mey letmiştir. Fakat Mısır'ın aldığı 34 rey üç­te ikiy.i tutmadığı için yine seçim tekrar edilmiştir ve çekimserlerin hepsi Mısır tarafına geçtikten sonradır ki dörtte üç nisbaı tutabilmiştir.

Bu itibarla Güvenlik Konseyine verilen bu reyler — Sovyet vazıyeti müstesna olarak — Türkiye ile Mısır arasında bir sempati farkı olmaktan ziyade Filistin meselesinde Arap davası lehinde bir gös­teri gibi telâkki olunabilir. Öyle zannedi­yoruz ki, Filistin davasında bunun tesiri hissedilecektir.

Güvenlik Konseyine niçin seçilme­dik?...

Yazar,. Ömer Rıza Doğrul

,12 Ekim 1948 tarihli «Cumhuriyet» İs­tanbul'dan:

Güvenlik Konseyinin .bu yıl sonunda bo­şalacak üç üyelikten birine namzetliğimi­zi koyduğumuz halde kâfi derecede rey toplamağa muvaffak olamadığımız, Birleş-mig Miletler üyelerinden çoğunun bizi hâlâ lâyıkile tanımadıklarını, hattâ kom­şumuz ve dostumuz olan Arap milletle­rinin mevkiimizi anliyacak derecede bi­ze yaklaşamadıklarını, yahut bizim du­rumumuzu belirtecek derecede onlarla rr.mimî münasebetler kuramadığımızı a-çiklamış bulunuyor. Bu yüzden milletve-kilerimizden biri de hükümetten durum hakkında izahat vermesini istemek ihti­yacını hissetmiş ve bu yolda bir takrir vermiştir.

Biz bir kaç gün Önce bu bahse dokunmuş, bilhassa bu seçim sırasında Mısır'la ara'-mızda vuku bulan seçim savaşını hiç de hoş görmediğimizi apaçık anlatmıştık. Maksadımız, komşumuz olan Arapların böyle bir işte bizi desteklemelerinin her­kesten fazla kendilerine yarıyacağmı ve onları faydalandıracağını göstermek ve bu hakikati yayarak bu çeşit hâdiselerin tekerrürüne karşı gelmekti.

Bugün biz, çok şükür, dünyanın ayakta duran, hürriyet ve istiklâline hakkiyle sahip olan milletlerinin en ön safında bulunuyoruz. Avrupa'da bizim durumu­muzda olan milletler, çok nadirdir. Biz bu durumumuza güvenerek dostlarımız­dan ancak saygı ve sevgi bekleriz. Bu say­gı, demiyelim, fakat bu sevgi acaba biz­den niçin esirgeniyor?

Türkiye'nin Güvenlik Konseyine girme­sinin mânası- hürriyet ve demokrasi uğ­runda her fedakârlığı göze alarak gece gündüz tetikte duran, bütün Ortaşarkm istilâya uğramasına, Doğu Akdenizin ya­bancı ellere geçmesine karşı aşılmaz bir sed çeken kuvvetli ve gürbüz bir mille­tin dünya sulhuna hizmet imkânını eîde etmesidir.

Buna karşı gelmek için reylerini Türkiye aleyhinde verenler, Güvenlik Konseyini kuvvetlendirmemişler, bilâkis zâfa uğrat­mışlardır.

Dün öğleden son­ra bu çalışmalar büsbütün hızlanmış, Konsey başkanı hiç bir tarafı suçlandır-rmyan, iki taraf arasında konuşma ve an­laşma zemini hazırlamak hususunda alı­nan karar suretini kabul ettirmek için uğ­raşmış, bu yüzden saat üçte toplanması beklenen Konseyin içitmami beşe kadar geciktirmiş ve bir taraftan batı devletleri mümessilleriyle, diğer taraftan Sovyet Rusya mümessili ile görüşerek Güvenlik Konseyinin çalışmalarını müsbet bir neti­ceye vardırmak istemişse de bütün bu çalışmalar boşa gitmiş ve Sovyet Rusya da veto hakkını kullanarak bütün bu gay­retleri hiçe indirmiştir. Böylece Berlin buhranı olduğu yerde kalmış ve mesele-ileyenidenkarşılaşmakicapetmiştir.

Mesele gayet açıktır. Sovyetler bir taraf­tan Almanya meselesi üzerinde yapılan anlaşma teşebbüslerine karşı gelmişler, diğer taraftan Üçlerin bir batı Almanya kurmak teşebbüsünü de suya düşürmek için Berlin'i muhasara etmişlerdir ve bu sayede Üçleri Berlin'den ayrılmak zorun­da bırakmak istemişlerdir. Üçler, Berlin ile batı Almanya arasında ulaştırma va­sıtalarının çalışmasına imkân kalmaması üzerine hava kuvvetlerini kullanmak su­retiyle Berlin'deki askerî kuvvetlerini ve Berlin halkını beslemişler ve böylece Rus­ya'ya mukavemete karar vermiş olduk­larını belirtmişlerdir.

Batı devletleri, Rusya'ya karşı her türlü mukavemeti göstermekle Berlin'i bırak­mamağa karar verdikten sonra durumun daha feci bir mahiyet almasına mâni ol­mak için Moskova'ya başvurmuşlar ve Berlin'in bir harp sebebi olmasına mey­dan verilmemesini sağlamak istemişler­di. Bu da bir netice ...vermeyince batı dev­letleri en nihayet davayı Güvenlik Kon­seyine sunmuşlar ve yine davanın sulh" voliyle hallolunmasını arzu etmişler, fa-knt Sovyet mümessili Vişinski'nin Güven­lik Konseyi. tarafmdan kararlaştırılan hal çaresini veto etmesiyle bu teşebbüs de suya düşmüştür.

Netice şudur: Batılı devletler, Berlin mu­hasarası gibi tazyik ve tehdit usulünün kaldırılması, mukabilinde dört Dışişleri Bakarımın toplanmasını ve bütün Alman­yameselesinihalletmeyigözetecekkonuşmaların açılmasını arzu ettikleri hal­de Sovyet Rusya Berlinde her şeyin ken­di kontrolü altında bulunmasını ve batı devletinin Berlin'den çıkıp gitmelerini is­temektedir.

Batılı devletler, bu duruma tahammül e-demiyeceklerini, hava yolundan faydalan makla ve Rusya'nın bu yola müdahalesi­ne meydan vermemekle göstermiş bulunu­yorlar. Sovyetlerin hareket tarzı Berlin muhasarasını kaldırmamak olduğuna gö­re, dörtlerin de toplanarak Almanya sul­hu ile meşgul olmalarına imkân kalmı­yor, demektir.

O halde Berlin buhranının daha vahim bir safhaya girmesi beklenebilir. Bilhas­sa Sovyetlerin hava yoluna da müdahale etmeleri, vaziyete en feci mahiyeti veren bir felâket teşkil etmek istidadmdadır. Doğrusu Sovyet inadı, azamî haddî bul­muştur ve Batılı devletler işin içinden çıkmak için daha fazla sertlik göstermek mevkiindedirler.

Birleşmiş Milletler ve Rus propagan­dası...

Yazan: Sabah Can

26Ekim1948tarihli«Ulus»Ankara'dan:

Birleşmiş Milletler Teşkilâtının kuruluşu bütün hür medeniyet âleminde sevinçle kutlandı. Büyük devlet adamları mesaj­lar neşrettiler, mütefekirîer, ilim adam­ları bu büyük dünya dâdisesine dair hara­retli makaleler yazdılar. Bütün fikirleri­nin temelini ve hulâsasını iyimserlik teş­kil ediyor. Muhterem' Cumhurbaşkanım!-, zm mesajlarında dedikleri gibi bu barış ve insanlık teşkilâtı kuvvet bulduğu nis-bette medeniyete faydalı olacak ve gü­nün birinde bütün dünya milletlerini ister müzakere yoluyla, ister cebren, sulh ve hak yolunda yürümeğe alıştıracaktır.

Hürriyetine sahip ve demokrat âlemin he­sapları açıktır.' Kimse başkasından toprak istemiyor, kimse komşusunu zorla kendi rejimine sokmak istemiyor, hiç bir büyük devlet hiç bir küçük devlete tahakküm et­mek, onu vesayeti altına almak istemiyor. Tam aksine olarak büyük devletler harp­te zarar görmüş veya komünizm denilen siyasî istibdadın tasallutu tehlikesiyle kar şılaşmışmilletlere yardimederek hepsinin kalkınmasına, korunmasına uğraşı­yorlar.

Birleşmiş Milletlerin — Ruslar elinde bir bozgunculuk veya tegallüp vasıtası hali­ne gelen veto müstesna — sağlam esas­lar üzerine kurulduğu muhakkaktır. Za-rnanla bu veto belâsının da elbette bir ça­resine bakılacaktır. Birleşmiş Milletler bugüne kadar belli başlı bir davayı fiilen halletmiş değildir. Bu esef edilecek neti­ce evvelâ Ruslarla peyklerinin her güzel karan baltalamağa çalışarak dünyayı hu­zursuzluk içinde bırakmalarından doğ­muştur. Buna imkân veren sebep ise Bir­leşmiş Milletlerin kendi kanunu mucibin­ce askerî bir kuvvete henüz sahip olama­masıdır. Milletlerin komünist oyunların­dan bizar olarak bu dünyaya şamil inzi­bat ordusunu kuracakları gün herhaldo pek uzak olmasa gerektir.

Birleşmiş Milletler Kurulunun üçüncü yıl dönümünde dikkati çekecek akisler — mu tat üzere! — yine Sovyet Rusya'dan gel­mektedir. Mareşal Stalin beyanatında, e-ğer bu teşekkül istikbalde de müsavat pren siplerine riayet etmeğe devam ederse, ~o-nun barış ve güvenliğin yerleşmesinde büyük rol oynıyacağını söylüyor. Beyana­tın umumî yapısı müsbettir, sayın Mare­şalin Birleşmiş Milletlerin muvaffakiyet yolunda yürüdüğüne kanaatini belirtmek­tedir. Lâkin Sovyetler Birliği şefinin bu mahirane konuşmasını bir taktik sayma­danız büe Birleşmiş Milletler konseylerin­de Rus delegelerinin bir çok küçük mil­let hukukunu tanımağa usla yanaşmıyan politikalarını hatırlamamak elden gelmi­yor. Rusların veto kullanarak tatbik et­tikleri bu siyaset Birleşmiş Milletleri mü­savat prensiplerine riayet etmekten men-etmiştir. O halde Sovyetler Mareşalinin takdir ettiği bu «müsavat» hangisidir?

Mareşalin beyanatını neşreden Pravda gazetesi de ayni fikirleri işledikten sonra dünya sulhunu Amerikan siyasetinin teh­dit etmekte olduğunu yazarak— yine âdet­leri veçhile — propagandaya kalkışmak­tadır. Amerika'nın yayılma siyaseti Bir­leşmiş Milletleri yıkmağa çalışıyormuş. ama bu çok güç imiş. Çünkü Birleşmiş Milletler Teşkilâtını Rusya müdafaa et-mekteymiş!

Eğer okudularsa,. şu sıkılmaz propaganda tekerlemelerine Rus mujikleri bile gül­müşlerdir. Acaba Rusya Birleşmiş Milet-İeri nasıl müdafaa etmiştir?- Bulgaristan, Romanya,Macaristan,Çekoslovakyave Polonya'nın, hürriyetlerini gasbederek mi? Bunlardan bir .kısmının .yarı arazisini, Saltık, devletlerini, Şarkî Prusyayı ve As­ya'da dünya kadar memleketleri zaptet­mek suretiyle mi? . İran'ın petrollerini, Türkiye'nin şajk vilâyetlerile Boğazları istiyerek mi? Berlin'i abluka edip Alman milletinin gırtlağını sıkarak mı? Fransa ve îtalyr/da komünist ihtilâllerini talırık ederek mi? Eğer müdafaa bu ise, o halde Sovyetler Birliği bütün Garbi Avrupa ile Büyük Britanya'yı ve Ortaşarkı işgal et­tikten sonra bu müdafaayı daha kuvvetle başaracak demektir.

Ancak Sibiryadaki oduncuya anlatılabile­cek bu bayat martavalları başmakale diye Pravda'da neşretmekten acaba ne umdu­lar? Gayet basit: mahkûm Rus halkları için dahilî propaganda..

Berlin buhranının yeni safhası...

Yazan: Ömer Rıza Doğrul

27 Ekim 1948 tarihli «Cumhuriyet» -İs­tanbul'dan:

Berlin muhasarasını kaldırmak için iki tarafı da üzmiyen, bilâkis iki tarafı da anlaşmak için okşayan karar suretinin Sovyet vetosu ile suya düşmesinden son­ra bahis mevzuu olan en mühim mesele: yeni bir anlaşma çaresi bulmak için ne yapılacağıdır. Acaba meselenin yine Gü­venlik Konseyi içinde mi halline çalışıla­cak, yoksa Güvenlik Konseyi gündemin­den çıkarılarak Birleşmiş Milletler genel heyetinemigönderilecek?

Hakikat şu merkezdedir ki, Güvenlik Kon şeyinin hazırladığı karar sureti, sırf inat yüzünden' hezimete ' uğramış bulunuyor. Sovyet, delegesi, dâvanın Güvenlik Kon­seyine verilmesi üzerine müdafaa ettiği tezde, Konseyin bu mesele ile meşgul- ol­mak yetkisini haiz olmadığını söylemişti. Halbuki veto hakini kullanmak için- ileri sürdüğü sebepler bambaşka idi ve bu se­bepler bir takdim ve tehir- üzerinde dö­nüp dolaşıyordu. Niçin evvelâ Berlin'de­ki taşıt ve ulaştırma vasıtalarının hare­keti üzerindeki tahdidatın kaldırılması is­teniyor da daha evvel para meselesinin halli kabul olunmuyor? Çünkü para me­selesi, Sovyet Rusya için en mühim mese­le imiş. Fakat para meselesi hallolunduğu ve Sovyet markı Berlin'i istilâ ettiği halde taşıt ve ulaştırma vasıtaları üzerindeki tahdidat, kısası, abluka kaldırılmayacak o-lursa ne olur? Buna mukabil kargı taraf da; Fakat abluka kaldırılır da para me­selesi sürüncemede kalacak olursa vazi­yet daha çok fenalaşır, diyor.

Elhasıl ortada güvensizlik havası esiyor ve bu havanın esmesi büsbütün başka hal çarelerinindüşünülmesineyolaçıyor.

Meselâ Sovyet Rusyanın son karar sure­tini veto etmek için üzerinde ısrar etti­ği takdim ve tehir'meselesi de halledile­cek ve Berlin muhasarası kaldırılacak o-lursa, Sovyetlerin muhasarayı fakrarla-malarma kim, mâni olabilir?.

O halde muhasara kaldırılacak olsa da her lâhza yenilenmesi ihtimali de apayrı bir tazyik sebebi olacak ve Almanya' me­selesinin müzakeresi başladığı takdirde bu tazyik kendini hissettirecektir.

Bu tazyikten kurtulmanın çaresi ise Ber­lin'i bırakmak değil, fakat hep birden, yani Rusya da dahil olmak üzere hep bir­den Berlin'i boşaltmak ve Berlin dışında bir hudut tayin ederek yeni bir mütareke yapmak, sonra Almanya meselesini hal içinanlaşmağaçalışmaktır.

Lippman .gibi siyasî, muharrirler tarafın­dan müdafaa olunan bu düşüncenin Amerika siyasî mahfilleri tarafından nederece kabul gördüğü belli değildir. Bel­ki bu çareye başvurmanın sırası henüzhulul- etmemiştir. Belki daha vahim bir.safha sırasında bu çareye başvurulmasıdaha muvafık görülür.

Fakat muhakkak olan nokta, bugün Sov­yetlerin muhasarayı, kaldırmağa razı ol­salar da.,her istedikleri, anda muhasar-ayı yeniden tatbik edebilecekleri v.e yeni buh ranlar yaratabileceklerdir. Şu var ki, bu defaki -buhranı takip edecek sinir yatış­ması çırasında. müzakerelere girişecek bir neticeye varmak ümidi henüz, s zail olma­mıştır. Zail olmamasının sebebi de iki tarafın henüz «en kötü hal çaresine» baş­vurmak istememeleridir. O halde barıg çarelerine, başvurulmasına devam edile­cek, ye önümüzdeki günler belki yeni te­şebbüslere eahit olacaktır. Bu yeni teşebbüslerin vereceği' neticeleri kestirmek tabiî ki kimsenin elinde de­ğildir. Fakat sulh henüz iflâs etmemiştir.. Belki bundan böyle günden güne kuvvet­lenecektir. Çünkü teşebbüs yavaş yavaş sulhçudevletlerin eline geçiyor ve teşebbüsün sulhçu devletlere büsbütün geçme­si, sulh için büyük bir zafer teşkil ede­cektir,

Rusya'nın vetosu...

Yazan: Asım Us

28 Ekim 1948 tarihli «Yeni Gazete» İs­tanbul'dan:

Güvenlik Konseyinin haftalarca uğraşa­rak Berlin meselesi hakkında verdiği ka­rar Amerika, İngiltere, Fransa tarafın­dan kabul edildiği halde Rusya reddetti ve bir veto ile bu kararı hükümden dü­şürdü. Konsey kararının bu şekilde veto edileceğini tahmin etmek güç bir şey de­ğildi. Mesele müttefikler tarafından Kon­seye getirildiği zaman işin bu - neticeye varacağım basın sahasında soyliyenler çok olmuştu. Şu halde Konseyce verilen karar Rusya, tarafından veto edilerek hü­kümden düşürüleceği esasen malûm iken Birleşmiş Milletler çevresinde bu yolda sarfedilen gayretlerin mânası nedir suali kendiliğinden hatıra gelir.

Devletler arasında çıkan ve harp tehli­kesi arzeden anlaşmazlıkların tetkik yeri Güvenlik' Konseyidir. Zarurî olarak müt-1 tefikler tarafından ilk müracaat buraya olacaktı. Fakat Güvenlik" Konseyi veto ile karşılaşırsa başvurulacak bir genel kurul kalır. Nitekim evvelce Yünanistan-da komünist çetelerine bu devletin kuzey komşuları tarafından yardım edilmesi me­selesi' m'üsbet bir neticeye bağlanamaym-ca genel kurula gidilmişti ve genel kurul da bir küçük asamble teşkil etmişti. Küçük, asamble genel kurul adına devamlı su­rette toplantı halinde bulunacak ve ge-rtel kurulu alâkalandıracak meselelere icabında el koyacaktı. Genel kurulda büv yük devletlerin, veta hakları almadığı -için Güvenlik Konseyinin halledemediği1 işleri müsbet birer, karara _bağlıyabilir.

Şu halde Berlin meselesi Güvenlik Kon­seyinde haîledilemeyince müttefikler ge­nel kurula müracaat edeceklerdir. Ancak telgraflardan anlaşıldığına göre Konsey­deki tarafsız devletler henüz Rusya ile müttefikler arasında bir anlaşmaya var­mak için ümitlerini kesmemişler. Taraf­lar arasında' yeniden ' aracılık teşebbüs­leri yapacaklarmış. Bu teşebhüsler de bo­şa gittiği takdirde o zaman genel kurulcihazı harekete getirilecek demektir. Berlin meselesi genel kurula gelirse sür­atli bir karar beklenemez. Bu takdirde o da Yunan meselesi-gibi Küçük Asamble­ye gider. Ancak Berlin meselesi Yunanis­tan işi gibi yıllarca uzatılmağa müteham­mil değildir Geriel Kurulun bu defaki top­lantısında olmazsa gelecek defaki toplan­tısında mutlaka bir karara varmak lâzım gelecektir. Güvenlik Konseyinin krarı ço­ğunluk tarafından tasvip edildiği takdir­de Sovyet Rusya ile peykleri bir tarafta, genel kurulu teşkil eden elli yedi devle­tin çoğunluğu diğer tarafta kalacaktır. Böylelikle Sovyet Rusya ve peykleri Bir­leşmiş Milletlere kargı Berlin meselesin­de muhalif bîr durum almış. olacaktır. =

Vakıa Birleşmiş Milletler anayasasına gö­re genel kurulun elinde Güvenlik Konse­yi gibi bir icra salâhiyeti yoktur. Fakat verdiği kararlar veto ile hükümden dü-şürülemiyeceğine göre hiç olmazsa mane­vî bir kıymeti bulunmak lâzımdır. Bu manevî kıymet muhalefet vaziyetinde kalmış olan tarafın verilen karara saygı göstermesi, aksi takdirde Birleşmiş Mil-İetler camiasından çekilip gitmesi ile te­min olunabilir. Onun içih Birleşmiş Mil­letlere gelen Berlin meselesi ya burada bir hal suretine bağlanacak, yahut Sov­yet Rusya'nın Birleşmiş Milletlerden ay­rılması neticesine varacaktır. Bunun dı­şında kalan ihtimal Birleşmiş Milletlerin iflâsından başka bir şey değildir:

E.B.C.'nin Paris muhabiri, generalin se­çimlerin gelecek seneye bırakılmasını tel-mihen, böyle bir demeçte bulunduğunu bildirmektedir.

Devletleştirilen sanayiler için, general, iş­çilerin bu gibi teşekküllerde ortak olma­ları icap ettiğini söylemiştir.

4Ekim 1948

— Paris:

Resmî makamlar, Kuzey bölgesinde ve Pas de Calais'deki kömür ocaklarını bu­gün ilân edilecek grevden korumak için dün akşam tedbirler almağa başlamışlar­dır.

Binlerce kömür vagonu Arras'a nakledi­lerek muhafaza altına alınmış ve ayni za­manda makineleri korumak maksadiyie de büyük petrol stokları tahliye edilmiş­tir.

Endüstri Bakanı Kobert Lacaste, komü­nist olmıyan Hıristiyan Madenciler Birli­ği başkam ile dün akşam yaptığı bir gö­rüşmeden sonra müzakerelere devama amsde olduğunu söylemiş ve demiştir ki: »Bu müzakereler daha şimdiden maden işçilerine bir sürü menfaatler temin et­mek gibi bir netice vermişlerdir.»

5Ekim 1948

— Paris:

Sembolik ufak grevler hariç tutulacak olursa, Fransa'nın kurtuluşundanberi ya­pılan dördüncü büyük grev sükûn içinde devam etmektedir. Komünist olmıyan iş­çi kuvveti ile geçen kasım ayında yapı­lan grev sırasında çalışmaya devam et­mek istedikleri için, fena muamelelere maruz kalmış olan Katolik Sendika men­supları, şimdi bu kabil bir harekette bu­lunmaya teşebbüs etmemektedirler. İşçi kuvveti, komünistlerin kontrolü altında bulunan Genel İş Konfederasyonu tarafın­dan ücretlerin arttırılması için yapılan taleplere iştirak etmekle beraber, grevin siyasî veçhelerine muhalefet etmekte ve bu hareketin idaresinde hiç bir rol alma­mış -bulunmaktadır.

Katolik sendikalar, ilk 48 saat zarfında faal bir şekilde işbirliği yapmışlarsa da, şimdi çalışmaların yeniden başlamasını istemektedirler. Kömür madeni işçilerinin karıları mahallî mağazalardan ve koope­ratiflerden henüz kredi temin edebildik-

leri zaman, yiyecek stok etmişlerdir. Kö­mür madenleri idaresi, madenler devlet­leştirilmiş olduğu için, daha doğrusu hü­kümet geçen defa ihmâl etmiş olduğu bazı ihtiyat tedbirlerini almıştır. Grevin ne ka­dar devam edeceği hususunda hiç bir tah­min yürütülmemekteyse de, bu hareketin daha asgarî dört beş gün süreceği ileri sürülmekte ve grev bir haftadan fazla de­vam edecek olursa, bunun da hayret uyan-dırmiyacağı belirtilmektedir.

Grev devam ettiği müddetçe, Fransa'nın günde kaybettiği kömür miktarı 170 bin ton olarak tahmin edilmektedir. Fransız sanayiinin stokları daha bir hafta yetebi­lecek durumdadır. Paris bölgesindeki su kumpanyalarına mahsus işçiler ücretleri arttırılmadığı takdirde 24 saatlik bir grev yapacaklarmı bildirmişlerdir. Havagazı, elektrik ve kemür fiyatlarının arttırılma­sı için geçen hafta kabine tarafından ve­rilen muvakkat karar, bugün millî fiyat komitesitarafından görüşülecektir.

7Ekim 1948

—Paris:

Grevler bahsinde Fransa'da durum, saat­ten saate girift bir hal- almaktadır. 3000 maden amelesiyle 100.000 e yakın maden sanayii işçisi grev halindedir. Bir çok li­manlarda tahmil ve tahliye amelesi 3şî durdurmuşlardır: Bu sabah çalışma yer­lerinde hazır bulunanlarla ticaret gemi­leri mürettebatı yarın bir millî istek gü­nü yaratmak üzere tahmil, tahliye amele­sine iltihak edeceklerdir.

Şimendöfer amelesi arasında bilhassa ku­zey eyaletlerinde oldukça hareket ve he­yecan müşahade edilmektedir. Depolarda ve istasyonlarda yapılan ilk plebisitler grev lehine büyük bir çoğunluğu topla­mıştır.

Kömür madenlerindeki ihtilâfı halletmek üzere dün yapılan gayretler bir neticeye varmamıştır.

8Ekİm 1948

—Paris:

Kömür ocaklarındaki grev beşinci günü­ne girmiştir. Eğer işçiler iki güne kadar işlerinin basma dönmeyecek olurlarsa, bü­tün memlekette cereyanın kesilmesi ka­çınılmaz hale gelecek ve tren seferleri ehemmiyetli surette azaltılacaktır, Dün felce uğramış bulunan ocaklarda ko­münist olmayan maden işçilerinin çekine­rek vazifelerine tekrar başlamak arzusu­nu izhar etmeleri üzerine, komünistler daha şiddetli bir vaziyet almışlar ve bu yüzden durum daha da gerginleşmiştir. Kuzey bölgesindeki ocaklarda komünist grev nöbetçilerinin sayısı iki misline çı­karılmıştır. Şimdi, gece ve gündÜ2 asgarî 40 kişi nöbet beklemektedir. Maden ocak­larına giden yollar üzerinde komünistler kamyonları hurda demirleri ve direkleri kullanarak barikatlar yapmışlar ve böy­lelikle ocakların methalini tamamiyle tı­kamışlardır. Grevcilerin şeileri bütün tehditlere karşı koyacaklarını söylemekte­dirler.

Bu arada grev hareketi demiryolu işçile­rine de sirayet etmektedir. Dün, bir çok ehemmiyetli bölgelerde demiryolu seferi felce uğramıştır. Calais'de ve Saint-Omer-de grev ilân eden demiryolu işçileri İn­giltere'den gelen yolcu trenlerini durdur­muşlardır. Châlons-sur-Marne'dan gelen 1600 kişi işini bırakmış ve Paris-Straz-bourg bölgesi de dahil olmak üzere bütün hatlardaseyrüsefer, tatiledilmiştir.

9 Ekim 1948

—Paris:

Grev bölgelerinde şiddet ve baltalama ha­reketlerinin devam etmekte olduğu bildi­rilmektedir.

Lorrcine'de grevcilerle seyyar muhafızlar arasında çıkan karışıklıklar sırasında bir kişi ölmüş ve sekiz kişi de yaralanmıştır. Polisle grevciler arasındaki çarpışmalar 12 saat devam etmiştir. Polis, Lemans'la Tours arasında demiryol­larına ait telgraf tellerini kesmeye teşeb­büs eden iki kişiyi tevkif etmiştir.

— Washington:

Ayan Meclisi dış münasebetler komisyonu Başkam, Cumhuriyet Partisinden Ar-thur Vandenberg'in Amerikan dış politi­kasındaki birlik hakkında söylediği ve radyo ile yayınlanan son demeci, Ameri­kan basınında geniş yorumlara yol açmış­tır:

Gazeteler nutuktan sitayişle bahsetmekte ve Amerika'da belli başlı iki siyasî parti­sinin şefleri arasında dış siyasette kulla­nılacak usul ve gayretler hakkında bir anlaşmaya varılmış olmasının Amerika halk ekseriyetinin fikirlerine tercüman olduğunuyazmaktadırlar.

«Washington Star» gazetesi ezcümle şun­ları yazmaktadır:

-Millî Birlik bahsinde hiç kimse Vanden-berg kadar mühim bir rol oynamamıştır. Vandenberg bu siyaseti, yaşayan ve yapıcı bir kuvvet haline getirmiştir. Başkanlık ettiği komitenin faaliyeti hakkında çiz­miş olduğu tarih de bunun bir misalidir. Komite 7 Cumhuriyetçi ve 6 Demokrat­tan müteşekkildir. Bununla beraber Baş­kan Truman tarafından tasdik için komi­teye sunulan 20 anlaşmadan 19 u oy bir­liği ile kabul edilmiştir. Kongre oturu­munun devam ettiği müddet zarfında su­nulan 31 kanun tasarısı ve kararname Je oy birliği ile tasdik edilmiştir.

Fakat Vandenberg, dış siyasetin tayini işinde açık ve samimî münakaşalara isti­nat edecek olan iki taraflı bir işbirliği ile dış siyasetle ilgili bütün meselelerde ekal­liyet partisi tarafından kabul edilecek acele bir işbirliği arasında bir fark gözet­memektedir, s

«Philadelphia İnctuirer» gazetesi şöyle de­mektedir:

«İkitaraflıdışsiyasethakkındaşurada

burada mevcut yanlış bazı kanaatleri ber­taraf etmek suretiyle Vanderberg, Ame­rika'nın büyük dünya meselelerinde ulaş­mak istediği hedefler yüzünden millî bir­liğin ne şekilde kuvvetlenmesi icap etti­ğini açıklamış bulunmaktadır.

Vandenberg'in hülâsa ettiği şekilde, bu hedefler, hür insanlardan müteşekkil hür bir dünyada sulh ve adaleti tesis etmek­tedir. Bu hedeflerin arkasında da hiç bir siyasî mücadelenin bozamıyacağı bir bir­lik mevcuttur.

Amerikan birliği, totaliter devletlerdeki birlikten tamamiyle ayrılmaktadır. Ameri­kalılar yukarıdan dikte edilen siyaseti gözleri kapalı olarak kabul etmemişlerdir. Bunu incelemişler, tenkit etmişler ve ica­bı halinde bazı değişiklikler yapmışlarda. Avrupa'nın kalkınma programı hakkında prensip itibariyle bir anlaşmaya varılmış olmasına rağmen, bunu tatbik mevkiine koyan idarecilerin hareket tarzları ten­kitten hâli kalamaz. Birleşmiş Milletlere katılma işinin her iki parti tarafından desteklenmesi de dünya teşkilâtı muva­cehesinde idareyi mesuliyetlerinden teb-rie etmez, en küçük hareketlerinin hesa­bını vermek mecburiyetindedir.»

Minneapolis Tribüne gazetesi şunları yaz­maktadır:

İki taraflı dış siyasette Cumhuriyetçi partinin oynadığı rol hakkında senatör Vandenberg tarafından radyoda yayınla­nan nutuk Moskova'da politbüronun her üyesi tarafından okunmalıdır. Tom Con-nally'nin Demokrat partinin durumu hak­kındaki demeci de Moskova'ca tetkik edilmelidir.

Ayan Meclisi Komitesinin bu iki ileri gelen üyesi tarafından yapılan demeçler Sovyet hiyerarşisinin anlayamıyacağı ha­kikatleri ortaya koymaktadır. Bu haki­katler mihver şefleri tarafından da iş :> tengeçtiktensonraanlaşılmıştı.

Beyaz Sarayı ve kongreyi ele geçirmek için yaptıkları bütün gayretlere rağmen demokratlarla cumhuriyetçiler her şey­den evvel birer Amerikalıdırlar. Hakikat de budur.

Miami Herald gazetesi bu konuda şun­larısöylemektedir:

Eğer halk demokratları uzaklaştırıp yer­lerine cumhuriyetçileri ikame etmek ar­zusunda ise, bu değişiklik dış siyaseti­miziihlâletmeden olacaktır.

Bir kimsenin kendi aleyhinde şahadette bulunamıyacağı hakkındaki beşinci mad­de hükmü ile, din serbestliğini garanti eden birinci madde hükmünün komünist iuı liyetinden suçlu kimselere ne derece şâmil olduğu ince bir hukuk meselesidir. Bazı Amerikan hukukçuları, komünistler tarafından ileri sürülen müdafaayı haklı bulmakta, bazı hukukçular ise, bu hü­kümlerin bu mesele ile alâkası olamıya-cağını iddia etmektedirler. Bu, Kongre­nin tefsir edebileceği bir mesele değildir. Tefsir hakkı yüksek mahkemenindir. Mahkeme ds henüz bu nokta hakkında kararını vermiş değildir. Mahkemeden karar çıkarmanın bir yolu, bu Anayasa maddelerine dayanarak Komisyon önün­de -Komünist misiniz?» sualine cevap vermiyen bir kimseyi, Komisyona karşı saygısızlık göstermiş olması dolayısiyle, Ceza Kanununun bu husustaki maddesi gereğince mahkemeye vermektir. Cevap vermekten kaçınanları, bu yüzden mahke­meye verilmişlerse de henüz mahkeme bu hususta hükmünü vermiş değildir. Mahkemeden kesin bir karar çıkmayınca Meclis önüne çağırılan kimselerin hepsi de Anayasanın bu maddeleri hükmüne sığınmaktadırlar. Bu vaziyetin aykırılığı, bu kimselerin fert hürriyetine ve vicdan hürriyetine dayanarak, Anayasa ile te­min edilen ayni hürriyetleri yok etmek teşebbüsüne girişmiş olmalarıdır. Çünkü istedikleri hedefe vararak komünistliği Amerika'da kurdukları bir an olsun far-zedilsin, kurban edilecek olan ilk ideolo­ji, fert ve vicdan hürriyetinin kendisidir. Vişinski'nin savcı bulunduğu bir mahke­mede, bu çeşit bahanelerle, sorulan, su­ale bir suçlunun cevap vermekten kaçın­dığı düşünülsün, böyle bir hareket, der­hal idamı gerektiren başlıbaşma bir suç teşkil eder. Komünistler Amerikan hür­riyetlerini kaldırmak için bu hürriyetle­rin kendilerini bir vasıta olarak kullan­maktadırlar. Bunun çaresi nedir? Her halde bu hürriyetleri kaldırmak değildir. Hiç bir Amerikalı buna razı olamaz. Fa­kat Amerikan yüksek mahkemesinin bu vaziyeti karşılayacak bir karara varacağı söylenebilir. Hürriyetleri garanti eden demokrasi, onların kötüye kullanılmasına, hele demokrasinin kendisini yıkmak yo­lunda vasıta olarak kullanılmasına, mâni nlmamn yollarını da arar ve bulur.

Kim kazanacak?...

Yazan: A. Şükrü Esmer

5Ekim1948 tarihli«Ulus»Ankara'dan:

Başkan Truman ve arkadaşları tarafından İşçi Bayramı günü söylenmiş olan nutuk ile 1948 seçimleri etrafındaki mücadele resmen başlamış bulunuyor. Filhakika Truman'la birlikte, Demokrat Parti na­mına kabineye dâhil dört bakanla dört Ayan üyesi bu çetin mücadelede rol al­mışlar ve turneye çıkmışlardır. Bunlar Çalışma Bakanı Tobin, Ziraat Bakanı Brannan, Harbiye Bakanı Royall, Adal«t Bakanı Clark, Florida'dan Ayan üyesi Pepper, West Virginia' dan Ayan üyesi Kilgore, Montana'dan Murray ve Rhode İsland'dan Mc Grath'tır. Bu sonuncu :^at bu seçimlerde Demokrat partinin propa­ganda teşkilâtı başkanıdır. Truman, etrafına Bakanları ve Ayan üye­lerini alarak mücadeleye atılırken, Mr. Dewey de etrafına, Harold Stassen i. Henry Cabot Lodge'u, Everet Dichsen'i ve John Foster Dulles'İ almıştır. Mr. Dewey'nin seçim mücadelesinde faal rol oynamak üzere tâyin ettiği zatlar, Cum­huriyet Partisi içinde genç ve milletlera­rası politikada işbirliğine bağlanmış olan unsurlardır. Dewey'in bu tâyininde her halde bir mâna vardır. Diğer taraftan Mr. Wallace, her iki bü­yük parti adayından önce mücadeleye gi­rişmiş ve güney eyaletlerine yaptığı V.ir turneden geri dönmüştür. Beyazlarla Zenciler arasında müsavat taraftarı olan Mr. Wallace, güney eyaletlerine yaptığı bu seyahat esnasında düşmanca tezahür­lerle karşılanmıştır. Domates ve yumurta atmak suretiyle adayın nutuk söylemesi­ne .yer vermemeğe çalışılmışsa da Wai-lace-in medenî cesaret göstererek bu te­zahürleri karşıladığı bir hakikattir. «Devlet Hakları» Partisi lideri olup bu partinin adaylığına seçilen Thurmond'un faaliyeti ise, Zenci aleyhdarı olan güney eyaletlerine inhisar etmektedir. Hatırlar­da olduğu üzere bu parti, demokratların Filâdelfiya Kurultayında Zencilerle Be­yazlar arasında müsavat teminine matuf kanunların yapılması hakkında parti pro­gramına bir hüküm konulmasına karşı protesto olmak üzere kurulmuştur. «Dev­let Hakları»' Partisi, bu çeşit meselelere merkezî hükümetin karışmasını anayasa­ya aykırı saymaktadır. Acaba seçimî kim kazanacak?Mücadele dört parti arasında ise de seçimi ancak iki partiden biri kazanabilir. Cumhuriyet

ve Demokrat Partiler. Wallace tarafından kurulan Terakkipervet Parti ile «Devlet Hakları» Partisinin seçimi kazanmaları, uzak bir ihtimal olarak bile hesaba katı­lamaz. Şu halde ya Mr. Truman Başkan olmakta devam edecek, yahut da Dewey yerinegeçecektir.Hangisi?

Amerika'da seçimlerin neticesi hakkında kesin mütalâa yürütmek mümkün değil­dir. Fakat bu defaki seçimde Dewey';n kazanması ihtimali daha üstün görün­mektedir. Çünkü eski Demokrat Parti, üç partiye ayrılmıştır ve bu partilerden her birinin ayrı teşkilâtı ve ayrı başkan adayı vardır. Evvelâ Truman'la beraber Demokrat Partinin kendisi. İkincisi Wal-lace'i aday gösteren Terakkiperver Parti Ve üçüncüsü de Thurmond'u adaylığa se­çen «Devlet Hakları» Partisi.

Wallace'in Terakkiperver Partisi, seçimi kazanmak bakımından ehemmiyetsiz bir varlık olabilir. Fakat seçimi Demokrat­lara kaybettirmek bakımından şüphesiz ehemmiyetli bir unsurdur. Terakkiperver Partinin gelecek seçimde alacağı rey sayısı etrafındaki tahminler dört milyon­dan on milyona kadar yükselmektedir. En azını aldığı farzedilsin; 1944 seçimin­di böyJe bir rakam Roosevelt tarafından kazanilî'n reylerden çıkarılmış olsaydı, Devey seçimi kazanmış olacaktı. Waîlace'a rey verecek kimselerin hemen hepsi, 1944 seçiminde Roosevelt'e rey vermiş olan­lardır ki, Wallace hareketi başlamamış olsaydı, bunlar Truman'a rey verecek­lerdi. Demokrat Parti için Wallace'in ar-zettiği en büyük tehlike Nevyork'tur. En kalabalık ikinci müntehip kütlesine sahip o tan Nevyork kaybedilerek bir seçimin 'kazanıldığı geçimş elli sene içinde ancak L-ir defa gürRJmttştür. Yâni seçimi kazan­mak îyîiı hir partinin, Nevyork'u kapan­ması . lâzımdır ki, Waîlace hareketi, De­mokratları bu eyalette zayıf düşürmek-tKtlr'

Devlet Hakları Partisinin daima Demok­rat Parti ile beraber yürüyen cenup eya­letlerini bu partiye tamamiyle kaybetti­receği söylenemez. Fakat Maryland, West Virginia, Kentucky, ve Missouri gibi şi­malin cenupla işbirliği noktalarda, yüz­de on nispetinde bir kayıp, bu eyaletle­rin Demokratlardan Cumhuriyetçilere geçmesine varabilir. Sözün kısası, sol koldan Wallace'in, sağ koldan da Devlet Hakları Partisinin ayrılmaları, Demokrat Partiyi zayıflatmıştır.

Fakat bu dağılma hâdisesinin dışında De­mokrat Partiyi zayıflatan ehemmiyetli bir unsur daha vardır: Sağ ve sol ayrıldık­tan sonra Demokrat Partide iki ehem­miyetli zümre kalıyor: 1) Büyük şehir­lerdeki Demokrat Parti -boss» lan, yâni ileri gelenleri. Bunlar parti mekanizma­sına hâkimdirler. 2) Wallace'a kayacak derecede solcu olrmyan ve Amerika'da «liberal» adı verilen unsurlar. Birbiriyle hiç bir meselede anlaşamıyan bu iki un­sur, Demokrat Partinin Filâdelfiya'daki Kurultayında bir noktada anlaşmışlardı, Truman'm aday gosterılmemesinde. Tru­man'ı atmak için her çareye başvurdu­lar. Eisenhower'i bir vasıta olarak kul-lanmıya çalıştılar. Truman aleyhinde ağır sözler söylediler. Maksatlarına muvaffak olamayıncsdır ki. tekrar Truman'a dön­düler. O sırada Truman aleyhinde söyle­nen sözler, hafızalarda izier bırakmıştıc. Bunlar muhalefet partisi tarafından de­ğil, Truman'm dayandığı Demokrat M-ciı i leri tarafından söylenmiştir. Böyle bir vaziyetin Truman'ı yıprattığına ve seçi­min Demokrat Parti tarafından kazanıl­ması ihtimalini azaltmış olduğuna şüphe yoktur.

Ancak Amerikan seçimlerinde hesaba uy­mayan neticelerin meydana geldiği de vâ-k;('ir. Bugünkü manzara Truman'dan zi­yade Dewey'e daha elverişli olmakla be­raber, netice belli oluncaya kadar bu hu­susta kesin bir mütalâa yürütmemek da­ha yerinde bir hareket olur.

Amerikadaki seçim savaşı...

Yazan: Ömer Rıza Doğrul

19 Ekim 1948 tarihli «Cumhuriyet.» İs­tanbul'dan:

Amerika'da yapılan ve bütün dünya ta­rafından dikkatle takip olunan seçim sa­vaşının son bulmasına iki hafta kadar bir şey kalmıştır. Bu yüzden savaş, en ha­raretli safhasına girmiş ve netice hak­kındaki tahminler ve kehanetler daha fazla vuzuh kazanmıştır. Savaş, Cumhu­riyet Partisi ile Demokrat Partinin Cum­hurbaşkanlığına gösterdikleri adaylar ara­sında, yâni Mr. Dewey ile Başkan Tru­man arasında vukubuluyor. Fakat şimdi­den göze çarpan bir nokta, Demokratla­rın kaybetmekte ve Cumhuriyetçilerin kazanmakta olduklarıdır. Demokratların dixiekrat'lar adını alan sağ grupu ile «Yeni Parti» adını alan solcu Walîace grupuriunsebepolduklarıayrılıklar, Demokratlan mühim kayıplara uğratmış. bu da Cumhuriyetçilerin savaşlarını hız­landırmalarına ve kazançlar sağlamaları­na imkân vermiştir. Bunun neticesi ola­rak 1932 de Mr. Roosevelt'in başkanlığa seçilmesi İle başlayan ve 16 yıl devam eden Demokrat hâkimiyetinin son bul-r.'Lkta olduğuna hükmetmek mümkündür. V: ziyet bu merkezde olduğuna göre aca­ba Cumhuriyet Partisi adayının seçimi kazanması. Amerika'nın dış politikası 15-zerinde tesir eder ve bu politikanın m;i-l::rr,değişikliklergeçirmesinesebepolur

Meselâ Cumhuriyet Partisinin içinde hâ­lâ infirat taraftarı olan elemanlar bulun­maktadır. Acaba yeni Cumhurbaşkanı bunların tazyiki altında kalarak Ameri­ka'yı dünya siyasetinden çeker ve onu kendi âlemi ile alâkalanmağa sevkeder mi? Yoksa Amerika'nın bugün dünya ki­yaseti içinde tutmuş olduğu önderlik va­zifesini ve iktisadî yardım gereklerini ifaya devam etmesini sağlar mı? Bugün dünyanın her tarafında bu sual­ler sorulmakta ve bu suallerin cevabı merakla beklenmektedir. Fakat Mr. Dewey'in kendisi seçim sa­vaşı sırasında bu suallerin cevabını ver­miş ve verdiği cevapların umumî hoş­nutluk uyandıracak mahiyette olduğu görülmüşbulunuyor.

Amerika'nın dış politikasını dokuz mad­deye dayayan Mr. Dewey, bilhassa «Ame­rika'nın sulhsever milletlerden birleşik bir cephe vücuda getirerek, nerede baş kaldırırsa kaldırsın, tecavüze karşı gel­mesi icap ettiğini» anlatmış ve Avrupa milletlerini barışın en büyük desteği teş­kil edecek tarzda birliğe sevkederek hsv türlü yardımda bulunmak esası üzerinde durmuştur.

Mr. De'u/ey'in iktidar mevkiine geçtik­ten sonra tatbik edeceği dış siyasetin te­melleri bunlarsa, ki böyle olmak icap eder. onun General Marshall tarafından tutulan siyasetten ayrılmryacağmı söyle­mek mümkün olur. Çünkü yalnız dün­yanın değil, bizzat Amerika'nın da selâ­meti, bu siyasettedir. Amerika bu siya­seti bıraktığı ve infirat siyasetini yeni­den hortlattığı takdirde, kendi istikbali­ni tehdit edecek tehlikelerin ancak bü­yümesine ve Amerika'y1 kolaylıkla kap­lamasına yardım etmiş olur. Amerika si­yasetinin böyle bir vahim değişiklik ge­çireceğini sanmak ise, âdeta imkânsızda. Amerika'daki bütün mes'ul unsurlar du-

rumu çok iyi anladıkları için Amerika­nın dış politikasında mühim hiç bir de­ğişiklik vukubulmıyacağını söylemek Sa­ha doğru olur.

Elhâsıl bu aym sonunda bitecek olan se­çim savaşı ister Mr. Tfumân'i iktidar mevkiinde tutsun, ister Mr. Deweyi onun yerine getirsin. Amerika'nın dış politikasında bir değişiklik beklememek icapeder.

Amerika cumhuriyetçilerinin dokuz umdesi...

Yazan: Ömer Rıza Doğrul

24 Ekim .1948 tarihli «Cumhuriyet» İstan­bul'dan:

Bugün bütün dünyayı en çok meşgul ed^n meselelerden biri. Amerika'daki seçim savaşı ve bu savaş neticesinde kimin başkanlığa geleceğidir. Şimdiki halde Cumhuriyetçilerin namzedi, daha ağır bastığı için onun dış politika meseleleri­ne dair söylediği sözler, dikkat ve ehem­miyetle karşılanmakta ve bu sözler uzun uzadıya tahlil olunmaktadır. Cumhuriyetçiler adayı Mr. t)ewey, «dün­yayı adalete dayanan barışa kavuştur­mak için» dokuz umdeli bir program ra­hibidir. Geçenlerde bu umdelere kısmen işaret etmiş ve bunlarîn şimdiki Ameri­kan dış politikasını iyiden iyi destekledi­ğini belirtmigtik.

Bugün bu dokuz esası birer birer bahis mevzuu ediyoruz:

Amerika, Birleşmiş Milletler Kurulum:
bütünkuvvetiyledestekliyecektir.

Avrupa'yıkalkındırmakprogramı,Amerikadışpolitikasınınenzarurîesas­
larından biri olarak kalacaktır.

3.Avrupa'yıkalkındırmakprogramı,Ba­tıAvrupamilletlerini,AvrupaBirliğini
kurmağateşvikiçinkullanılacaktır.

Dost ve müttefik Çin'inuğradığı feciihmale son verilecektir.

Amerika, kendisini korumağa kâfi ge­lecekhava,karavedenizkuvvelterîne
sahip olacaktır.

Yalnız askerî kudret kâfi değildir. îktuadî buhranların vegenişişsizliğin te
kerrüıüne karşı gelinecektir.

Amerikakıtasındakikomşularlasıktve samimî işbirliği kurulacaktır.

Amerika'nın dış politikası her memle-ket halkına Aemrika tarihini anlatacak­tır.

9. Büyük bir manevî uyanma için insan­lığın ruhî kaynakları harekete geçirile­cektir.

Bu dokuz nokta içinde yenilik arzeden-lerin mühimlerinden biri, dördüncü mad­dedir. Çünkü Cumhuriyetçilerin Avrupa kalkınması kadar Asya kalkınmasına e-hemmiyet' vereceklerini belirtmektedir. Mr. Dewey'in Avrupa Birliği ile alâka­sından bahsettiği sırada söylediği şu söz­ler bilhassadikkatedeğer:

«— Amerika Birleşik Cumhuriyetleri ile Komünist Rusya, yıkık ve birbirinden ayrı memleketler arasından, karşı karsı­ya gelmiş bulunuyorlar. Üçüncü bir bü­yük ve barışsever devlete ihtiyaç var.» Bu sözlerden çıkan mâna, Batı Birliğinin bu ihtiyacı karşılayacağı ve Amerika ile Rusya'nın çatışmasına karşı geleceğidir. Nitekim Dewey, «dil ve tarih ayrılığı bu­nu kurmağa mâni olmamalıdır» diyerek ancak Batı Birliğinin Rusya ile Amerika arasında tamponluk yapabileceğini gös­termiştir.

Acaba Amerika Cumhuriyetçilerinin bu siyaseti Avrupa'da bir birlik. kurulması­nı kolaylaştırır ve bu birlik Sovyet teca­vüzüne karşı gelebilir mi?

Avrupa'nın çeşit çeşit ayrılıklar içinde yüzdüğü şüphe götürmez. Meselâ bir Barı Almanya'nın kurulanışı ve Batı Birliği-r.c katılması muazzam bir mesele teşkil etmekte ve hiç bir babayiğit bu meşele­rin içinden çıkılacağını tahmin edemo-n,ektedir.

Mr. Dewey, iktidar mevkiine geçmesinin Amerika'ya yalnız yeni bir hükümet de­ğil, belki yeni bir güven de vereceğini söylediğine göre, bu yeni güvenin Avru­pa'ya da yeni bir hız vermesi ve Avru­pa Birliğini kurmağa daha fazla yardım etmesi kuvvetle umulur.

Amerîkanın haricî siyaseti ve seçim­ler...

Yazan: Selim Sabit

27 Ekim 1948 tarihli «Tasvir» İstanbu!-dan:

Amerikan Cumhurbaşkanlığı seçimi yak­laşmaktadır. Nihayet birkaç gün daha beklersek Beyaz Sarayda yine Truman'ın mı kalacağı, yoksa Dewey'in mi onu istin-

lâf edeceği anlaşılacaktır. Tahmini kuv­vetli olanlar Cumhuriyetçilerin namzedi­ni favori telâkki etmektedirler. Bununla beraber temin edildiğine göre, eski Baş­kanın seçilme ihtimalleri, bundan iki ay evveline nazaran, artmıştır. İki parti arasındaki seçim mücadelesi de belki bu yüzden, bir müddetten beri daha şiddetli ve ihtiraslı bir manzara arzetmektedir. Beklenildiği gibi, rakipler, seçim müca­delelerinde, haricî meseleler hakkın Aa sarih görüşlerini ifade etmişlerdir. Umu­miyetle kabul edildiğine göre, Amerikalı Demokratlar île Cumhuriyetçiler araş] ıı-da dış meseleler hakkında görüş birliği mevcuttur. Filhakika bu, iki büyük mü­essesenin sözcüleri, birkaç aydır Marshail •politikasını tasvip ve Truman'ı destekle­diklerini tekrar edip durmuşlardır. Bununla beraber insan bir programda mutabık kalabilir de tatbiki hakkında ayrı bir telâkkiye sahip olabilir. İşte son günlerde Amerika'da verilen nutuk­lardan çıkan mâna da bundan ibarettir. Bütün büyük Amerikan liderleri birkaç aydan beri, meselâ, Ruslara kafa tutmak icap ettiği kanaatindedirler. Fakat Cum­huriyetçiler, Truman ve Demokratların Rus istilâcılığına karşı zayıf ve becerik­sizce davrandıklarına inanmış bulunuyor­lar. Hattâ üstelik, birkaç seneden beri iktidarda bulunmuş olanları, Ruslar hak­kında tehlikeli zehaplara kapıldıkların­dan bugünkü dünya vaziyetinden mes'ul tutuyorlar. Bu suretle Cumhuriyetçiler, gelecek karanlık senelerde, memleketin idaresi nasıl bu adamlara tevdi edile­bilir, diye soruyorlar. Bu propaganda, bugünlerde Rusya aley­hine ayaklanmak üzere olan Amerikan eikârı umumiyetini tesir altında bıraka­bilir. Nitekim birkaç gün evvel de Tru­man, Filistin'in taksimine tekrar taraf­tar gözükmekle mukabil taarruza gel­miştir.

Bu şekilde Truman 2 milyonluk bir Ya­hudi seçmen kütlesini kendine cezbetmış olabilir ki, bu onun için mühim bir ka­zançtır. Bakalım, Cumhuriyetçilerin ve­ya Demokratların beyanatları, seçimden sonra Amerikan siyasetine tesir edecek midir? Biz Truman ve Dewey'in sözle­rinden şüphe etmek istemiyoruz. Her hal­de, Amerikan siyaseti, seçim propagan­dalarında tebellür etmemekte, Berlin ve­ya Kore, Fransa veya Mançurya'da te­celli etmektedir. Çang-Çung'un tahliye edildiği haberi ü-zerinedir ki. Çin yüksek komutanlığı he­nüz Çinlilerin elinde bulunan ve Man-çurya'njn iki büyük şehrinden bîri olan Çin-Ço ile muvasala hatlarını açık tut­mak için elden geleni yapmak kararını vermiştir. Çîn-Ço'nun iaşesi Fulu-tak li­manı yolu ile yapılmaktadır. Bir ajans telgrafına göre. Çin bahriyesi bu limanın müdafaasına yardım etmek üzere .Çunk-King»harpgemisiniorayagöndermiştir.

S Ekim 1948

— Nankin :

Kuzey Çin'de. Mançuri koridorunda Çin komünist kuvvetlerinin ilerlemeleri ya­vaşlamıştır.

Mukden'den Yingkov limanına doğru ilerlemekte olan hükümet kuvvetleri c-hemmiyetli demir fabrikalarının bulun­duğu Ansan'ı komünistlerden geri almış­lardır.

Ekim 1948

— Nankin :

Kuzey Çin'de, Jehol'de savaşlar cereyan etmektedir.

Resmî bir tebliğe göre, milliyetçilere men sup üç ordu, bütün koridoru ele geçirmek gayesiyle Mançuri kulvarına doğru iler­lemektedir.

Güney batıda bir komünist ordusu demir­yolunu kesmek maksadiyle Şen-si eyale­tinin merkezi olan Si-yan istikametinde ilerlemektedir.

—■ Nankin :

Chennault adındaki Amerikan hava nak­liyat kumpanyası Sovyet av uçaklarının müdahaleleri dolay isiyle Tsingtao ve Mukden arasındaki seferleri tatil emiştir. Bu kararın alınmasına, bu kumpanyaya ait bir uçağın Sovyet hava kuvvetleri ta­rafından yere inmeye mecbur edilmesi se­bebiyet vermiştir.

10 Ekim 1948

—■ Nankin :

Bugün Çin milli bayramı münasebetiyle 400 kişinin hazır bulunduğu bir toplantı­da söz alan Başkan Çan-Kay-Şek, askerî durumun hükümet için elverişli olmad'.-ğmı ve bunun şüphesiz daha fenalaşaca-ğım söylemiş ancak, komünistlerin Çin'ds muzaffer oîmıyacaklan hususundaki ka­naatini teyit etmiştir.

12Ekim 1948

—Nankin :

Çin komünist kuvvetleri Şantung'un ku­zey doğusunda önemli bir liman olan Çe-fu'yu işgal etmişlerdir. Batı Çin'de hare­kâtta bulunan diğer komünist kuvvetler Şen-si ve Şan-si eyaletlerinin başkentle­rini tehdit etmektedir. Mançurya'da hükümet kuvvetleri kuz3y Çin'i Mançurya'ya bağlıyan koridorda '•',-nemli bir demiryolu merkezi olan Çincov kesiminde iki stratejik noktayı ele geçir­mişlerdir.

13Ekim 1948

—Hongkok:

Çin'de para istikrarını temin için ancak 8 hafta evvel tedavüle çıkarılmış olan yeni Çin parası korkunç bîr süratle kıy­metini kaybetmektedir.

Bu para tedavüle çıkarıldığı, tarihtenberi kıymetininyüzdeelleisinikaybetmiştir.

16Ekim 1948

—Nankin :

Çin Müdafaa Bakanlığından teyit edil­diğine göre. komünist kıtları. Chin-Chov"u ele geçirmişlerdir. Burası, Mançuri'yi kuzey Çin'e bağlayan koridorun önemli demiryolu kavşak noktasıdır.

Komünist taarruzunun başlamasından bir ay sonra Chin-Chov'un düşmesi, Mukdt ı ve Çang-Çun bölgesinde toplanmış olan önemli hükümet kuvvetlerinin tecrit edil­mesineyolaçacaktır.

17Ekim 1948

—Nankin :

Hükümetin bir tebliğine göre komünist ablukasını yaran muazzam hükümet kuv­vetleri Manço koridorunda k âin Chinchov isimli anahtar mevkiinin kuzeyinde Pas-hau ve Kaouîra'ya girmişlerdir. Tebliğde şehrin içindeki mevzileri bırak-hiiyan Chinchow hükümet kuvvetlerinin komünistlerle çarpışmağa devam ettikle­ri bildirilmektedir.

Chinchow;u çeviren komünist kuvvetleri 300,000 kişiye baliğ olmaktadır. Bunların elinde 200 top ve bir çok zırhlı otomo­bilvardır.

18Ekim 1948

—Nankin :

Komünist radyosu bu sabahki yayınında Şantunğ eyaletinin kuzey doğusunda bu­lunan önemli Şefu limanının ele geçiril­miş olduğunu bildirmiştir. Hükümet sözcüsü bu haberi teyit veya tekzip edecek durumda olmadığını açık­lamıştır.

19Ekim 1948

—Nankin :

Başkan Çan-Kay-Şek'in Mançuri'deki mil lî kuvvetler başkumandanları ile görüş­mek üzere üç gün zarfında ikinci defa olarak uçakla Mukden'e gittiği bildiril­mektedir.

Çin-Çov'daki durumun karanlık olduğu resmen haber verilmektedir. Henüz şe­hirde bulunan ve son haberlere göre şeh­rin, eski merkezinde mukavemete devam etmekte olan garnizon bafeiyesiyle telsiz muhaberesi kesilmiştir.

Bir Çin askerî sözcüsü dün yaptığı bir demeçte hükümet küvetlerinin Mançu ko­ridorunu açmak üzere mukabil taarruza geçtiklerini söylemiş ve hükümet kuvvet­lerinin Çin-Çov'un kuzey doğusunda ko­münist kıtlarını iki demiryolu kavşağın­danpüskürttüklerimteyitetmiştir.

21 Ekim 1948

—Nankin :

Hükümet kuvvetlerinin bugün Şinşov şehrini ele geçirmiş oldukları bildirilmek­tedir.

Bu şehrin alınması hükümet kuvvetleri­nin Mançurya ile bir münakale koridoru sağlamak için girişmiş oldukları taarru­zun ilk başarısıdır.

Diğer taraftan hükümetin askerî sözcüsü,

General Şeni Tung-Kuo'nun kumandası altındaki 7 inci ordunun komünistlerin hücumlarına kargı son ferde kadar da­yanmak için toplanmış olduğunu bildir­miştir.

24 Ekim 1948

—Nankin :

Hükümet mahfillerinden verilen malûma­ta göre, Çin kuvvetleri bugün Mukden -Dairen demiryolu üzerinde bulunan ko­münist müdafaa hattını yaranışlardır. Çin kuvvetleri mühim bir ikmal merkebi olan -Hayçeng'i ele geçirmek için taarruza geçmişlerdir.

Diğer taraftan hükümet kuvvetleri, tara­fından tahliye edilmiş olan Şengşan ve Paotom şehirleri komünistler tarafjndnn işgalolunmuştur.

26 Ekim 1948

—Nankin :

inanılır, bir kaynaktan öğrenildiğine gö re. Çin hükümeti Mançurya'daki bütün kuvvetlerini tahliyeye hazırlanmaktadır. Bu tedbirin Amerikan askerî müşahitleri tarafından hararetle tavsiye edildiği ve Çin hükümetinin de nihayet bunu kabul ettiği bildirilmektedir. Hükümet kuvvet­leri Mukden bölgesinde çevrilmiş bulu­nan 200.000 kişinin çekilmesi için yol aç­mak maksadiyle Yingkow'u ele geçirmiş­lerdir.

Mançurya'mn tahliyesi ile Japonlar tara­fından kurulmuş olan bir çok fabrikalar ve tesisler Çin komünistlerinin ve dola-yısile Rusya'nın eline geçecektir. B'.i fabrikalar ve tesisler dolayısiyle bu bölge bütün Asya'nın en kuvvetli sanayi mem­leketini teşkil etmektedir.

29 Ekîm 194*

—Nankin :

Mançuri'deÇinhükümetkuvvetleri. Mukden'i denize bağlıyan yegâne demir­yolunumuhafazaetmeğeçalışmaktadır. Nankiri'denöğrenildiğinegöre,bugaye içingerekirseikiturnenkullanılacaktır. Msnçuri'dediğerhükümet kuvvetlerinin kuzey ÇinTe ulaşmak için büyük Çin şed­di boyunca kendilerine bir yol açacakları sanılmaktadır. Mukden'le Çing-Çao demiryol merkezi arasmda şiddetli savaşlar cereyan ettiği bildirilmektedir.

Basın muhabirleri Mukden'in tahliyesine başlandığını bildirmektedirler. Birleşik Amerika konsolosu ile konsolosluk men­supları yerlerini terketmemeğe karar ver., mislerdir.

30 Ekim 1948

—Nankin :

Mareşal Çan-Kay-Şek ve zevcesi uçakla Peiping'den buraya dönmüşlerdir. Mare­şal Peiping'de Mançuri'deki tehlikeli du­rum hakkında cephenin askerî şefleriyle iki haftadanberi görüşmeler yapıyordu. Hattâ verilen malûmata göre Mareşal ve Bayan Çan-Kay-Şek, şimdi komünist hü­cumları altında olan Mukden bölgesinie kıtaatın harekâtını idare etmişlerdir.

Resmen teyit edilmeyen, fakat İsrarla dönen şayialara göre, hükümet kuvvetleri Mançuri'deki kuvvetlerim Jebo ve Jing-keu limanı yoluyla boşaltmağa başlamış­lardır.

—Nankin :

Komünist kuvvetlerin, Mukden'în. kuzey­doğu mahallelerine girdikleri ve hükümet kuvvetlerinin Sarideniz lianlarmından bi­ri olan Yinkov istikametinde güney batıya doğru çekildikleri ve bu limanda' tahliye' edilmelerini bekledikleri bildirilmekte­dir.

Yarı resmî haberlere göre, komünist ve hükümet kuvvetleri komutanları arasın­da Mukden'i tahrip edilmekten korumak için zımnî bir anlaşma vardır. Bu haber­lerde hükümet kuvvetlerinin yalnız Muk­den tersanesini tahrip ettikleri ve şehir­deki diğer fabrikalara dokunmamış ot* duklarma işaret olunmaktadır. Bu tersane

Çin'de bulunan tersanelerin en önemlile­rinden biridir.

Ehemmiyetli bir komünist kolu Mukden'­in 8 kilometre güney batısına kadar iler­lemiş ve hükümet kuvvetlerinin Yinkov istikametinde ricat hatlarını kesmek teh­didinde bulunmuştur.

"Yarı resmî haberlere göre Hinlitum'da bozguna uğrayan hükümet birlikleri kam­yonlarla ve kısmen yaya olarak Mukden istikametindeçekilmektedirler.

3)Ekİm !P*48

—Nankin.:

Güney istikametinde geri çekilmelerini temin maksadiyle hükümet kuvvetleri ta­rafından Mukden ile Vingkov limanı ara­sında vücuda getirilen muvasala yolunun komünistlerce kesildiği bu sabah Müda­faaBakanlığıtarafındanbildirilmiştir.

Diğer taraftan millî kuvvetlerin Mukden i tamamen boşalttığı, resmî çevrelerden bil­dirilmektedir.

—Nankin:

İnanılır kaynaklardan alınan malûmata göre komünistler bugün öğleden sonra Mukden'e girmişlerdir. Sokak savaşları devam etmektedir. Ve sanıldığına göre, şehrin işgali yarın sabaha kadar tamam­lanacaktır.

Mukden'deki muhabirle temas halinde bu­lunan Çin haberler ajansına saat 17 de gelen en son telgrafta şöyle denilmekte idi:«Devam imkânsız. Ayrılıyorum.»

Bununla beraber Nankin telgraf merkezi radyo vasıtasiyle Mukden'le temasa de­vam etmektedir ki, bu hal komünistlerin şehri henüz- tamamiyle işgale muvaffak olamadıklarınıgöstermektedir.

2 Ekim 1948

PAKİSTAN — Karaşi:

Pakistan Başbakanı ve Savunma Bakanı Liyakat Ali Han, Pakistan'ın batı savun­ma bölgelerinde yaptığı bir teftiş gemi­sinden Karaşi'ye dönmüştür. Başbakan. Keta'dan ayrılmadan önce. as­kerî okul öğrencilerine yaptığı bir de­meçte, savunma masraflarına, hükümetin büyük önem verdiğini söylemiş ve sözle­rine şunları ilâve eylemiştir: Bizim tecavüzî hiçbir emelimiz yoktur. Bahusus Hindistan'a karşı böyle bir şey asla mevcut değildir. Fakat orta doğuda­ki müslümanların bile akıbetleri Pakista-ım hürriyet ve bağımsızlığına bağlıdır.

16 Ekim 1948

HİNDİSTAN — Haydarâbat:

Hâydarâbât devleti köngr_e partisi baş­kanı, dün halka hitaben yayınladığı be­yannamede kendilerini ellerinde mevcut her çeşit silâhı teslime ve sükûnun iadesi için bugünkü hükümete yardıma davet etmiştir.

Haydarâbat kongre partisi başkanı, bun­dan başka basına verdiği demeçte poli­sin, Haydarâhad'm 8 kilometre güneyin­de Rizakârlarm en mühim gizli silâh de­polarını keşfettiğini ve burada büyük miktarda silâh ve mühimmat müsadere etmiş bulunduğunu ilâve eylemiştir.

17 Ekim 1948

HİNDİSTAN — Yeni Delhi:

Hint radyosunun bugün bildirdiğine göre. Rızakârlar Chincili bölgesinde Hint as­kerî partisi üyelerine taarruz ederek bun­lardan bir çoğunu öldürmüşlerdir. Bu taarruz üzerine sözü geçen bölgeye asayişi temin maksadiyle takviye kıta­ları gönderilmiştir. Yedi Rızakâr öldü­rülmüştür.

20 Ekim 1948

PAKİSTAN — Karaşi:

Pakistan hükümeti Karaşi'yi yeni domin­yona lâyık parlak bir başşehir haline ge­tirmek tasavvurundadii". B.B.C. muhabiri, şehir haline getirilecek bölgenin, hükümete ait 500 mil kare bir sahayı kaplamakta olduğunu yazıyor. Halledilmesi gereken başlıca meseleler­den biri de Karaşi nüfusunu iki misline çıkaran müslüman mülteciler meselesidir. Bu plânın tatbikine memur yeni idareci­ler şimdiye kadar bu mültecilerden bin-lercesine toprak bulmuş ve yerleştirmiş­lerdir.

Ecnebi diplomatların oturacakları ve elçi­liklerin bulunacağı mahallerin plânlan da hazırlanmışbulunmaktadır. Şehir suyu miktarını iki misline çıkarmak için de bir plân hazırlanmıştır.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106