09.11.1948
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Kasım 1948

— İstanbul:

İstanbul Üniversitesinin 495 inci ders yılı açılış töreni bu sabah saat 10 da Fen Fa­kültesi konferans salonunda yapılmıştı1:. Törende vali ve belediye başkanı Dr. Lüt-fi Kırdar, Birinci ordu Müfettişi Orgene­ral Nuri' Yamut," siyasî partiler temsilci­leri, porfesörler, Millî Eğitim müdürü Murat Uraz, Sağlk müdürü Faik Yargı­cın, Hıi'zıssıhha Enstitüsü müdürü Dr. Nurettin Onur, şehrimizde bulunan İngil­tere kraliyet tıp akademisi başkanı Lofd Moran ve refikası Leydi Moran, İngiliz Kültür heyeti üyeleri ve çok kalabalık bir öğrenci kütlesi hazır bulunmuştur.

Saat 10.15 de başta Rektör Ord. Prof. Sıddık Sami Onar olmak üzere muhtelif Fakülteler Dekanları, profesör ve doçent­leri yeni kıyafetleriyle kendilerine ayrı­lan yerleri almışlardı. Öğrenciler tarafından bir ağızdan söyle­nen istiklâl marşı ile törene başlanmış, bundan sonra Rektör Sıddık Sami Onar uzun bir söylev vermiştir. İstanbul Üniversitesinin, 495 inci ders yı­lma girdiğini belirterek söze başlıyan Rektör bugünü kutlamak İçin törende hazır bulunanlarla gerek telgraf, gerek mek­tup göndermek suretiyle bu kutlamaya iştirak edenlere teşekkürlerini bildirmiş, ve' Üniversitenin öneminden bahsederek demiştir ki:

Üniversitesi plmıyan memleket ve millet­ler hakikî istiklâl ve medenî hürriyetten mahrumdur demektir. Herhangi bir mem­leketi istilâ etmek istiyenler evvelâ o memleketin Üniversitesini yok etmeğe ça­lışırlar. Üniversite, istiklâl ve medeniye­tin en büyük ve kuvvetli timsalidir.

Rektör bundan sonra Fatih devrinde ku­rulmuş olan İstanbul Üniversitesinin bu güne kadar geçirdiği muhtelif safhaları, kısaca anlatmış ve ezcümle şunları söyle-mistir:

«Üniversitemiz bugün artık bütün dünyaÜniversiteleri ile tamamiyle.: müsavi şartiar altında işbirliği yapacak bir durum­dadır. Bunu yapamktadır. Bw işbirliğigünden güne artacak ve Üniversitemiz in­sanlığa ve dünya medeniyetinefaydalı birhale gelecektir.Sıddık Sami Onar söylevinin bundan son-.raki -kısmında Üniversiteler kanunundan, Üniversitede., yapılan reformlardan bah­setmiş ve «Üniversitenin vazifesi, öğretim değil, ilmî araştırmalardır.», diyerek muh-

telif' fakültelerdeki fâaliyeti anlatmıştır. Orman, mektebinin Orman'" Fakültesi ola­rak Üniversiteye, katıldığını bildiren-Rek­tör İstanb'ııl Üniversitesinin-geçen yıl içim­de Avrupa ve Amerika'daki bütün ilmî faaliyete tam mânasiyle iştirak ettiğini bildirmiştir.

Geçen: yıl' içinde vefat etmiş Üniversite profesörleriniyâdedenRektör,bundan sonra Üniversite gençlerine hitap ederek
demiştir ki:

— Ankara:

.Büyük Millet Meclisi bugün Cumhurbaş­kanı .İnönü'nün mutat açış nutuklariyle -sekizinci seçim devresinin üçüncü top­lantı yılı çalışmalarına başlamıştır.

-Bu münasebetle Büyük Millet Meclisi iıu gün fevkalâde günlerinden birini daha yaşamıştır. Bugünkü toplantının dikkat ve alâkayı çeken hususiyeti Meclis too-lantı salonunda, Başkanlık makamının sağ •tarafında kendilerine ayrılmış olan hususî yerde Büyük Millet Meclisinin da­vetlisi olarak burada bulunan Fransız parlâmento heyeti üyelerinin toplu olarak yer almış olmalarıydı.Kordiplomatiğe ait localarda ise, bütün büyük ve orta elçiler, . maslahatgüzarlar ve - büyük- elçiliklererkânı,Cumhurbaşkanlığına ait localarda Bayan İnönü, Yar­gıtay, Danıştany, Sayıştay başkanları, Üniversite Rektörü, Genelkurmay Birinci ve İkinci-Başkanları, dinleyici locaların­da hükümet erkânı, basına-, ayrılmış olan yerlerde de -yerli,, ecnebi basın ve ajans temsilcileribulunuyorlardı.

Meclisin önünde de kalabalık bir halk topluluğu vardı.

Saat 14.45 de Başkan vekillerinden Feri­dun Fikri Düşünsel başkanlık makamına gelerek yoklama yapılacağını bildirmiş ve başkanlık kâtiplerinden Necmettin Sahir Sılan (Tunceli) yoklamayı yapmıştır. Ne­ticede çoğunluk bulunduğu anlaşıldığın­dan Başkanvekili Feridun Fikri Düşün­sel, Cumhurbaşkanının açış nutkunu oku­yacağını bildirerek başkanlık makamından ayrılmış ve bunu müteakiben de Cumhur­başkanı İnönü, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin ayakta şiddetli ve sü­rekli alkışları ve yaşa sesleri arasında başkanlık yerine gelmişlerdir. Cumhurbaşkanınınsalonagirişlerihazır bulunanlar vekordiplomatik -tarafındanda ayağa kalkmak suretiyle selârrlaTimıstır.

Çoğunluk partisi milletvekillerinin daki­kalarca süren bu; tezahüratını takiben. Cumhurbaşkanı İnönü,. memleketimizin iç ve dış işlerinin umumî hatlarını ve bun­ların gelişmelerini açıklıyan nutuklarını iradetmişlerdir.

Bundan sonra başkanlık seçimi yapılarak İzmir milletvekili Şükrü Saraçoğlu seçime katılan 308 milletvekilinden 303 ünün oyu ile -Meclis Başkanlığına seçilmiş ve bu netice üzerine alkışlar arasında kürsüye gelen Şükrü Saraçoğlu aşağıdaki sözlerle milletvekili arkadaşlarına teşekkür et­miştir:

Arkadaşlar;

Beni Büyük Meclisimize bir iş yılı için başkan seçtiniz. Gösterdiğiniz bu büyük teveccühe lâyık olmağa çalışacağım. He­men söylemeliyim ki, beni bu yüksek ma­kam kadar, arkadaşlarımın sevgileri can­landırıyor. Bu sevgilerin yaratacağı yar­dımlardır ki, bende yeni işleri başarmak kanaatini yaşatıyor ve böylece Türk mil­letinin ve Türk devletinin temeli ve sa­hibi olan Büyük Meclisin yeni işlerinde de elbirliği ile çalışarak verimli ve ha­yırlı neticeler elde edeceğimize inanıyo­rum.

Arkadaşlar;

Yeni vazifeme başlarken hakkın ve ada­letin yolcusu, hürriyet ve inkılâbın bek­çisi olan Büyük- Meclisimizin huzurunda saygı ile eğilir ve hepinizi candan ve yü­rekten selâmlarım.

Bundan sonra Meclis başkanvekilleri, di­van kâtipleri ve idareci üyelikler seçimi­ne geçilmiş ve seçim yapılarak tasnif için oturuma ara verilmiştir.

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugünkü ikinci otu­rumunu Şükrü Saraçoğlu'nun başkanlı­ğında saat 16.50 de yapmış ve oturum açıl­dığı zaman Başkan. Meclis başkanvekille­ri. divan kâtipleri ve idareci üyelikler için yapılanseçim neticelerini bildirmiştir.

Seçim sonucuna göre, başkanvekilliklerine oy'a katılan 301 milletvekilinden 297 oyla Bingöl milletvekili Feridun Fikri Düşen-sel, 296 oyla Sinop milletvekili Cevdet Kerim İncedayı, 299 oyla Trabzon millet­vekili Raif Karadeniz seçilmişlerdir. Di­van kâtiplikleri için yapılan seçime ka­tılan 300 oydan 298 oyla Tunceli millet­vekili Necmettin Sahir Sılan, Kocaeli mil­letvekiliSedatPek,Erzincanmilletvekili Behçet Kemal Çağlar, Kocaeli mil­letvekili Cenap Aksu. İsparta milletvekili Sait Koksal, Urfa milletvekili Atalay A-kanseçilmişlerdir.

İdareci üyelikler için yapılan seçime katı­lan 296 oyla Sivas milletvekili Muttaüp Öker, Ağrı milletvekili Halit Bayrak, To­kat milletvekili Recai Güreli seçilmişler­dir.

Seçim sonuçlarının okunmasını müteakip başkanvekilliğine seçilmiş bulunan Sinop milletvekili Cevdet Kerim İncedayı baş­kanlık divanına seçilen arkadaşları adına şunları söylemiştir: Sayın arkadaşlar;

Başkanlık divanına seçtiğiniz arkadaşlar adına' şükranlarımızı ve hürmetlerimizi sunarım.

Vazifelerimizin ağırlığını ve kutsiyetini idrak ederek yükesk huzurunuzda bulu­nuyoruz. Önümüzdeki çalışma yılının e-hemmiyetine ve değerine göre, vazifele­rimizi iyi yapmağa çalışacağız.

Oylarınızla bize hayatımızda en iyi maz­hariyet saydığımız, bu hizmetleri vererek taltif ettiğiniz gibi, çalışma yılı içinde de yüksek teveccüh, müzaheret ve yardım­larınızla iğimizi kolaylaştıracağınızdan e-miniz.

Millî iradenin, millî egemenliğin ve Türk devlet iradesinin yegâne mümessili olan Büyük Millet Meclisi üyesi olan siz ar­kadaşlarımızı bütün bu duygularla ve şükranlarla selâmlarım.

Daha sonra Fransız millî meclisi başkanı Herrio'nun mesajı okunmuş ve geniş te­zahürata vesile olmuştur. Meclis Cuma günü toplanarak komisyonlar seçimini ya­pacaktır.

— Ankara:

Bugün Büyük Millet Meclisinde başkanlık divanının seçiminden sonra Başkan Şük­rü Saraçoğlu, Fransız millî meclisi baş­kanı Herriot tarafından Büyük Millet Meclisine gönderilmiş bir mesaj olduğunu ve bunun okunacağını bildirmiştir. Bu­nun üzerine Necmettin Sahir Sılan aşa­ğıdaki mesajı okumuştur: Bay Başkan,

Bütün arkadaşlarımın adına ve kendi na­mıma size kardeşçe bir selâmın iblâğını Fransız parlâmento heyetinin başkam, es­ki nazır ve milletvekili bay Pierre-Oli-ver Lapie'den rica ettim.

Bakanlıklar ile bunlara bağlı müessese­lerde, devlet ekonomi kurumlarında, il özel idareleri ve belediyelerde bugün kul­lanılmakta olan ve insan taşımaya mah­sus bulunan motorlu nakil vasıtalarına ait rakam bilgilerini arzediyorum. Bu rakamlarda Millî Savunma Bakanlığı. Genelkurmay Başkanlığı ve ordu hariç bulunmaktadır.

Arzettiğim daire ve müesseseler elinde halen 123 âdet binek otomobili, 227 kaptı­kaçtı, 196 Jeep, 15 âdet otobüs bulunmak­tadır. 128 binek otomobilinden 28 âdedi Bakanlar ile kanunen binek otomo­bili tahsis edilmiş1 olan makamlara,- 63 âdedi valilere. 12 adedi emniyet işlerine. 24 âdedi katma bütçeli dairelerle, devlet ekonomi kurumlarına ve sıtma savaş baş­müfettişliklerine aittir. Bu nakil vasıta­ları için 537 şoför istihdam edilmekte ve bunlara bir yılda 1.216.165 lirası per­sonel masrafı ve 1.410.547 lirası da işlet, me ve tamir masrafı olmak üzere cem'an 2.626.713 lira harcanmaktadır. Bu meb­lâğdan bakanlara ve kanunla binek, oto­mobili tahsis edilmiş olan makamlara har­canan mikdar 193.628 liradır, geri ka­lanı çeşitli dairelerin hizmet kamyonetle­rinin personel ve işletme masraflarını teş­kil etmektedir. Bunun 636.277 lirası ge­nel bütçeye giren dairelerin. 269.326 küsur lirası katma bütçeli dairelerin, 731.764 îi_ rasi devlet ekonomi kurumlarının. 460.656 lirası il özel idarelerinin ve 334.879 îiraii da belediyeler umumiyetle hizmet vâsıta­larına ait bulunmaktadır.

Sayın arkadaşlar, deylet ve diğer âmme idareleri çok çeşitli hizmetler deruhte eiJ mislerdir. Birçoğu ticarî ve sınaî mahiyet arzeden bu işleri iyi, sür'atli ve verimli bir surette ifa edebilmek için, fenni 1e-rakkiyatm lüzumlu kıldığı her türlü va­sıtalardan faydalanıldığı gibi icap ettikçe nakil vasıtalarından da ayni suretle fay­dalanılması zaruretine hükümetiniz kaani bulur m akladır. Bu konuda, üzerinde has­sasiyet ve dikkatle duracağımız nokta hiz­mete ait nakil vasıtalarının şahsî hu­suslarda kullanılmamasıdır. Bu soruya ait cevabımın başında da arzettiğim veçhile nakil vasıtası .kanununun cevaz verdiği binek otomobillerinden başka otomobille­rin kullanılması menedilmiş ve bunlar Maliye Bakanlığınca satılmıştır. -Sayın ar-

kadaşımızın önergelerinde ileri sürdükleri israf ve otomobil saltanatı iddialarını ye­rinde bulmamaktayım. Elimizde tatbik edilmekte bulunan nakil vasıtaları kanu, nunun noksanlarını ikmal eden yeni bir tasarı da hazırladık: Şu günlerde sunaca­ğımızı umduğum bu tasarıda, dairelerin devamlı hizmetleri için kullanılan vasıta­ları üzerinde suiistimal imkânlarını kaldı­racak yeni hükümler konulmuş, müeyyi­deler şiddetlendirilmiştir.

3. — Millî korunma kanununun tatbikine devam etmekte fayda ölmediği.

Sayın arkadaşlar, yüksek heyetinizin bil-,diğigibi.millîkorunmakanunununbi­rinci maddesinde:

— Umumî veya. kısmi seferberlik.

— Devletin bir harbe girmek ihtimali!

— TürkiyeCumhuriyetinialâkalandı­ran yabancı devletler arasındaki harp hâli. Olağanüstü hallerden sayılmış ve bu hal­lerdedevletin bünyesiniiktisat ve millî müdafaa bakımındankuvvetlendirmek maksadiyle hükümete muayyen' vazife ve
salâhiyetler verilmiştir.

İkinci Dünya Harbi sona ermiş olmakla beraber, henüz olağanüstü haller devam etmektedir. Milletlerarası siyasî durum gerginliğini muhafaza etmekte olduğu gi­bi, ekonomik durum da istikrar bulmuş değildir. Harbin doğurduğu iktisadî sar­sıntılar ve huzursuzluklar hemen her t&.~. rafta hükmünü icra .eylemektedir. Millî, korunma kanununun memleketin ticarî ve ekonomik hayatını gelişmekten alıkoydu, ğu iddiasını haklı bulmuyorum. Harp ve olağanüstü haller «conjoneture» ü içinde barış zamanının serbestliğini ve gelişme­sini beklemek. doğru olmaz. Döviz kıtlığı mahsullerimizin ihracında karşılaştığımız zorluklar, millî korunma kanununun 'tat­bikinden değil, harp ertesi milletlerarası ekonomik ve bilhassa onu yaratmakta büyük âmil olan siyasî durumun henüz is­tikrar bulmuş olmamasından doğmakta, dır. Milletlerarasıticaret sahasında kar­şılaştığımız çeşitli zorluklar, ticari ve eko­nomik hayatımıza tam bir serbestlik ile çalışmak imkânını vermektedir. Tica­ret ve ekonomimizin, tanzimi için gerekli tedbirleri almak hususunda, millî'korun, ma kanunu fevkalâde zamanlar nizamı olarak vermiş olduğu selâhiyetlere zaman zîiaan başvurmak ihtiyaç ve zaruretini duymaktayız. Busalâhiyetlerikullanırken,ekonomik hayatımızıen az-müteessir -edecek şekilde teenni ve ihtiyatla hareket 'etmekteyiz. Harp yılları içinde başvurmak zorunda kaldjğ-ımiz elkoyma,,. ticaret maddelerini;] alım, ve -satımım men, nakil vasıtalarına, fabrikalarave depolara elkoyup^ bunları bizzat--işletmek gibi tedbirleri tamamiyle kaldırmış bulunuyoruz.

Bu kanunun mülkiyet ve tasarruf hakla­rını engellediği ifade edilen hükümlerin­den biri de, gayrı menkul kiralarının temdidine taallûk -. etmektedir. Harp ve olağanüstü hallerde - her memlekette.- gö­rülen ve içtimaî tesirleri bakımından bü­yük - sarsıntılar husule getiren kira suiis­timallerini önlemek maksadjyle. başka memleketlerdeki emsali gibi. memleketi­mizde de alınmış olan bu tedbir^ mülkiyet ve tasarruf hakkının kısmen tahdidini ta-zamraun etmekle, beraber, cemiyet için ar-zettiği esaslı faydalar, bu tahditten doğa­cak olan zararların çok üstünde bulundu­ğundan memleketimiz de bu kararı al-, makta . tereddüt etmemiş ve bu tedbir, tatbikattaki bütün aksaklıklarına rağmen bilhassa büyük şehirlerde, geniş bir halk kütlesi lehine büyük faydalar sağlamış ve elin da., sağlamaktadır. Bu faydayı ihlâl etmeyecek şekilde* mülkiyet ve rtasarruf haklarını da- âmkânnisbetinde az tahdit etmek .maksad-iyle geçen -yıl ,5020 sayılı kanunla kabul buyurduğunuz hükümler, mülkiyet hakkı sahipleri için elverişli bir durum vücuda getirmiştir.

Ayrıca bina yapımını teşvik kanunu da yeni inşaatı çoğaltmayı istihdaf etmekte­dir. BU hükümlerin, büyük şehirler mes­ken buhranını yavaş yavaş hafifleterek bir gün, millî korunma kanununun tah­ditlerini lüzumsuz bırakacağı bir zamana geleceğimizi umabiliriz. Ancak bu zama­na ulaşıncaya kadar, kanunun " tatbikin» den müstağni kalmamıyacağına hüküme­tiniz kaani bulunmaktadır.

4. -— Fevkalâde hallerde haksız mal ikti­sap edenler hakkındaki 4237 sayılı kanu­nun- tatbikatından alman neticeler:

Sayın arkadaşlar, fevkalâde hallerde hate-sız mal iktisap edenler hakkındaki 4237 sayılı kanun 3 haziran 1942 tarihinde yü­rürlüğe girmiştir. Kanunun tâyin ettiği usul hulasaten şudur:

Kendilerinin veya kanları ile velayeti al­tında bulunan çocuklarının yaşayış tarzı veya mal durumları gelirleri ile müiena-rfp, olmayanlarmensupolduklarıbakan

veya onun, salâhiyet vereceği âmirler tsa rafından mal beyanına çağrılabilir, -

Mal beyanına çağrılanlar tarafından be­yannameler münderecatı, alâkalı memur hakkında soruşturmaya girişilmesini icap ettirecek münderecatının hakikate uygun­luğu tahkik , ettirilir. Tahkikat sonunda tanzim . olunacak tahkikat evrakı,- tahkiki emreden mercilerce incelenerek:

— Haksıgmalİktisapedildiğine,

— Hakikathilafıbeyannameverildi­ğine,

— Sahte: vesikalar ibraz olunduğuna,

— Haksız olarak iktisapedilen mallann kaçırıldığına veya gizlendiğine,

Kanaat, hâsıl olursa, tahkikat evrakı ilgili mahkeme savcısına tevdi olunur.

Bu usul dahilinde şimdiye kadar muhtelif Bakanlıklarca âmir veya memur cem'an 141 kişi. mal beyanına çağrılmıştır. Bun­lardan 15 inin tahkikatı henüz devam et­mektedir. Geri kalan 126 kişi hakkında yapılan soruşturma sonunda 60 kişi hak­kında takibat icrasını. mucip bir hal gö. rülrnemiş, 66 kişiye ait tahkikat evrakı mahkemeye tevdi edilmiştir. Bunlardan 43 kişinin muhakemeleri henüz neticelen­memiş, muhakemesi sona erenlerden 21 kişi beraet etmiş ve iki kişi mahkûm ol­muştur.

Haksız mal iktisabının çok açık ve kesin delillerle meydana çıkarılmasındaki zor­luklar, bir çok hallerde servet mengeinîn kabili tahkik bulunmaması gibi imkânsız­lıklar bu hususta idarî makamlarca sarfo-lunan gayretlerden semereli sonuçlar alın­masına mâni olmaktadır. Hükümetiniz mevzuu bu bakımdan tekrar ele almıştır ve incelemelere başlamıştır.

Sözlerimi bitirmeden önce bir noktaya işaret etmek isterim.

Sayın arkadaşımız önergesinde çok müp­hem bir ifade ile «bu kabilden bir çok kimselerin eser ve işleriyle apaçık ve topluca olarak göze çarptıkları ve geniş Ölçüde takibatsızlık ve müsamahaya maz. har oldukları şikâyetleri umumidir» diye bir beyanda bulunuyorlar. Hükümetiniz haksız mal iktisap ettiğine vakıf olduğu hiç bir âmir ve memuru, memuriyet sıfa­tı ne olursa olsun takibatsız bırakmaz ve müsamaha ile asla karşılamaz.

Sayın arkadaşımızdan bu mevzuda açık sarihbilgisivarsasöylemesinibilhassa rica ediyorum. Eğer hükümetin muttali olmadığı «bu kabilden eser ve işleriyle apaçık ve topluca olarak göze çarpanla­rın kimler olduğu hakkında bizi aydınlat­mak lûtfunda bulunurlarsa, icabını yap» makta zerre kadar tereddüt etmiyeceği-mize sayın arkadaşım emin ölsünler.»

Başbakan yardımcısından sonra kürsüye gelen soru. sahibi, Seyhan milletvekili Ahmet Remzi Yüregir, Başbakan yardım­cısının vermiş olduğu izahata teşekkür etmekle beraber yapılan açıklamanın ta'ı-min .edici olmadığını söylemiş ve askerî ve mülkî tekaüt kanununun 25 inci madL desine temas ederek Bakanların ve Mec­lis Başkanlarının bu maddeye istinaden hiç memuriyet yapmamış ulsalar bile bi­rinci dereceden teka udiye almalarının, bütçenin açık bulunduğu bir devirde doğ­ru olmıyacağmı. ayni zamanda bunun bir imtiyaz mahiyetinde bulunduğunu kay­detmiş ve imtiyazlı ve sınıflı bir zümre­nin yaratılmasına yol açacağı kanaatin­de olduğu bu vaziyete aleyhdar olduğunu söylemiştir.

Resmi otomobil ve kamyonetlere dair so­rusuna karşı verilen cevaba da temas fi­den Ahmet Remzi Yüregir, otom ob iller in daha ziyade hususî islerde kullanılmasın­dan şikâyet e:miş ve Başbakan yardım­cısının açıklamasında akar yakıt ve amor. tisman masraflarından bahsedilmemiş ol­duğunu işaret ederek, makam sahipleri­ne resmi otomobil yerine tazminat veril­mesi tavsiyesinde bulunmuştur.

Yine bugünkü sorularından biri olan ko-runma kanununa da temas eden Ahmet Remzi Yüregir. kanunun fevkalâde hal­ler için konulduğunu, ancak kanunun hâlen birçok maddelerinin tatbikattan çıkarılmış bulunduğunu kaydetmiş ve bu kanunun ticaret hayatına büyük bir en­gel teşkil eylediğini söylemiştir.

Millî korunma kanununun mülkiyet hak­kını da tahdit eden bir kanun olduğu ka­naatinde bulunduğunu söyleyen soru sa­hibi, kanunun hem mülk sahiplerini, hem de kiracıları zarara soktuğunu, hava pa­rası adı ile ahlâkî bir zaaf yarattığını kaydederek kanunun kaldırılmasını iste­miştir.

Son olarak haksız mal iktisap hakkındaki kanunun tatbikatına temas eden sofu sahibi, kanunun iyi işlemediği­ni, birçok kimselerin kanunun boşlukla­rından istifade ederek haksız mal iktisap ettiklerini söylemiş ve , «arkadaşlar, ben bu kanunun daha şiddetle tatbik edilme­sini ve memlekette fenalık yapanların, kabahat işleyenlerin mutlak ceza..görme­sini, bu itibarla ahlâk ve fazilet mesele­lerinde hükümetin daha sıkı ve kat7' adımlar atmasını istirham ediyorum» de­miştir.

Bundan sonra Denizli milletvekili Reşat Aydmh'nın ziraî kombinaların yıllık bi. lânçolari, atölye ve demirbaş, eşyaları ve yapılan yolsuzluklar hakkındaki, sorusuna. geçilmiş, fakat. Tarım Bakanı Mecliste ol madiği için sorunun cevaplandırılma başka bir oturuma bırakılmıştır.

Daha sonra Hıfzı Oğuz Bekata'nm şeker fiyatlarına yapılan zam hakkındaki so­rusuna geçilmiş ve soru okunduktan son­ra kürsüye : gelen Ekonomi Bakanı Cavit Ekin şunları söylemiştir;. Arkadaşlarım, şimdi sayın arkadaşım Hıfzı Oğuz Bekata'nm şeker fiyatlarına zam ve buna müteferri meseleler hak­kında bir soru Önergesi okundu. Bunu takibine yine gündemed birisi Reşat Ay­dınlı ve diğeri Ekrem Oran arkadaşımı­za ait olmak üzere yine şeker fiyatına 11 müteallik iki soru önergesi mevcuttur. Ayni zamanda Demokrat Partili arkadaş­larımız yine bu. meseleye müteallik ol­mak üzere bir gensoru takriri vermişler, dir. Bu genosru çarşamba günkü güncter me alınmıştır. Eğer izin verirseniz1 çar­şamba günü gensoru büyük .Mecliste" na.. zarı itibara alındığı takdirde o gün hep­sine birden cevapvermiş olayım. Eğergensoruya karar verilmezse o zaman -bu­günkü gündemdeki üç soruyu cevaplan­dırayım. Bu itibarla soruların .cevaplan­dırılmasının tehirini rica ederim.

Ekonomi Bakanınınbu beyanıüzerirte- -Başkanbusabah şekerhakkında,gen­soru açılması için başkanlığa birönerge geldiğini söylemiş ve bunun gelecek .otu­rumgündeminealındığını bildirmiştir. Eskişehir milletvekili Ahmet Oğuz, Baka-nm sorulan bugün cevaplandırmasını is­temişsedeBakan,bütünsorularaçar­şambagünküoturumdacevapvereceği­ni bildirmiştir.

Gündemde görüşülecek başka bir madde olmadığından çarşamba günü toplanma* üzere saat 16,50 de oturuma son verümiştir.

— Zonguldak:

Yurdumuzdamadenkömürününbulunu»

şunun 119 uncu yıldönümüne rastlayan bugün, Uzun Mehmedin kendi adı .'le anılan parkta saat 11,30 da büyük bir tö­renyapılmıştır.

Park bayraklar ve vecizelerle süslenmiş­ti. Partiler, Halkevi, Ereğli. Kömür İşlet­mesi, milîî teşekküller ve hayır Kurum­ları ile bütün okullar tarafından Uzun Mehmetanıtınaçelenklerkonulmuştur.

Vali, . şehrimizde bulunan milletvekilleri, yüksek memurlar, İşletme Umum Müdü­rü ve işletme mensupları, seçkin bir halıt ve işçi topluluğu parktaki yerlerini al­mışlar ve tam 11,30 da törene bandonun çaldığı İstiklâl marşıile başlanmıştır.

Bundan, sonra söz alan muhtelif hatipler Uzun Mehmedin hayatı ve maden kömü­rünün yurt ekonomisindeki rolü hakkın, daetraflı konuşmalar yapmışlardır.

9Kasım 1948

—İstanbul:

Unesco Yönetim Kurulunun şehrimizde yapacağı 12 nci toplantıya iştirak edcrak olan -heyet bugün saat 17,30 da özel' bir uçakla Yeşilköye. gelmiştir.

Heyet, hava alanında Millî Eğitim Baka­nı adına (Yüksek Öğretim Genel Müdürü Hamdi Akman. Protokol Umum Müdür muavini Tevfik Kâzım Kemahlı, Vali muavini İhsan Ecemiş, Unesco Yönetim Kurulu Genel Sekreteri Roger Barnes, Unesco Yönetim Kurulu Türk üyesi Re­şat Nuri Güntekin^ Unesco Türk Birlik komisyonu adına profesör Orhan Aîis-bah, üniversiteler temsilcileri ve basın mensuplarıtarafındankarşılanmıştır.

Delegeler hususî otobüslerle doğruca Pe.. rapalas oteline giderek Türk temsilcileri ile tanışmışlar ve istirahat etmek üzere kendilerine ayrılan dâirelere çekilmişler­dir.

Unesco Yönetim Kurulu, perşembe saba­hı Yıldız sarayında çalışmalarına başla­yacak ve toplantılarda yalnız davetliler hazır bulunacaklardır.

10Kasım 1948

—Ankara:.

Ebedî Şef Atatürk'ün Ölümünün 10 uncu yıldönümü münasebetiyle bugün bütün Türk milleti, başta en büyüğü olduğa halde büyük kaybın bu unutulmaz acısı nı, ilk günkü- gibi bütün tazeliği ile bir defa daha yaşamaktadır. Bütün bayrak­lar bu ulusumuzun büyük yas gününün remzi olarak her yerde yarıya çekilmiş bulunuyor. Başkentin muhtelif meydan­larındaki Atatürk anıtlarının etrafında meşaleler yanmakta ve yüzlerce çelenk buanıtlarıçevirmişbulunmaktadır.

Atatürk'ün bundan 10 yıl önce hayata gözlerini yumduğu dakikada saat 9,05 de bütün Türk milletinin kalbi ve ruhu ile onun aziz hâtırasına teveccüh ettiği an­da Cumhurbaşkanı İnönü de Ebedî Şefin kabri önünde tazim duruşu ile ulusumu, zun bu en büyük evlâdının hâtırasını ta­ziz eylemekte idi.

Cumhurbaşkanımızın, Atatürk'ün mânevi huzurundaki bu tazim duruşlarında ken­dilerine Büyük Millet Meclisi Başkaaı Şükrü Saraçoğlu, Başbakan Hasan Saka, Büyük Millet Meclisi Başkan vekilleri, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay Başkanlar), Bakanlar, Dışişleri Bakanlığı Genel Sek­reteri, C. H. P. Genel Sekreteri, Par'.i Grupu Başkan vekilleri ile Demokrat Parti Başkanı Celâl Bayar, Genelkurmay birinci ve ikinci Başkanları ve Millî Sa­vunma Bakanlığı Başmüsteşari ile kara. deniz ve hava müsteşarları ve ordu ar­kanı, Ankara Valisi ve Emniyet Müd -rübulunuyordu.

Yine bu dakikada şehirdeki bütün fab­rikalarla vesaiti nakliye' düdüklerini çal­mak suretiyle büyük kaybın vukubuldu-ğu ânı bildirmişler ve halk, bulundukları yerde beş dakika süren saygı duruşu ile Atatürk'ünazizhâtırasınıanmışlardır.

Cumhurbaşkanımızın, devlet ve hükümet erkânı ile ordu büyüklerinin, Atatürk'ün muvakkat kabrini ziyaretlerini takiben, kordiplomatiğin en kıdemlisi bulunan Yunan Büyük Elçisi Skeferidis, 9,30 da Atatürk'ün muvakkat kabrini ziyaret a-derek kordiplomatik adına bir çelenk koymuş ve bir tazim vakfesinde bulun­muştur.

— İstanbul:

Ebedî Şef Atatürk'ün ölümünün onuncu yıldönümü münasebetiyle bu sabah Hal. kevlerinde, üniversitede .ve okullarda ha­zin ihtifal törenleri yapılarak, bu büyük Türkün ölmez hâtırası anılmış ve İstan­bullular kalbden gelen ve çok derin bir elem ve teessürün ifadesini belirten göz yaşlarıilebutörenlerekatılmışlardır.

Yukarıda saydığım büyük nehirlerin ve su işlerinin tanzimi için de bir milyar liraya ihtiyaç vardır. Bunun listesi vs cetvelleri hazırlanmıştır. Buna mukabil bütçeye konabilen rakam gözlerinizin önündedir. Binaenaleyh ihtiyaçlar pek çoktur. Memleketin umumi ilerlemesi için bu ihtiyaçların giderilmesi lüzumu ria şimdi eskisinden daha çok hissedilmekte­dir. Arkadaşım emin olsunlar ki. ben Bayındırlık Bakanı olarak ve hükümeti­miz elimizden geldiği kadar bu ihtiyaç. Iarı en kısa zamanda karsılamıya çalış­maktayız.

Bu açıklamalardan sonra diğer sorulara geçilmiştir.

— Ankara:

Dördüncü Türk Tarih Kongresi üyeler, bugün öğleden sonra saat 15 de Dil v. Tarih - Coğrafya Fakültesinin muhtelif salonlarında dört seksiyon halinde çalış­malarına başlamıştır.

Eski Anadolu ve ön Asya seksiyonuna î İstanbul Üniversitesi edebiyat fakültesi arkeoloji doçenti Bayan Halet Çambei, Türk Tarih Kurumu tarafından Karate. pe'de yaptırılan kazılar esnasında mey­dana çıkan heykeltıraşlık eserleri hak­kında teknik ve stilistik mülâhazaları ih­tiva eden tezini okumuştur. Müteakıb-en Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Eti dili doçenti Dr. Sedat Alp «Eti devleti­nin iç bünyesi», yine Dil ve Tarih - Coğ­rafya Fakültesi arkeoloji doçenti Dr. Ekrem Akurgal «Eti sanatının Yunan sa­natına tesiri», 'İstanbul arkeoloji müzeleri tablet uzmanı Dr. Kraus «İstanbul çivi yazılı tablet kolleksiyonuna ait yeni ça­lışmalar ve metin neşriyatı» adlı tebliğ­lerini okumuşlardır.

Klâsik çağlar ve Bizans seksiyonunda ise İstanbul Üniversitesi eski çağ tarihi do­çenti Dr. Afif Erzen, Büyük İskender'le III. Daruis arasındaki İsos meydan muha­rebesinin mevkii hakkında», İstanbul VJ-niversitesi eski çağ tarihi profesörü E. Bosch «İmparator Gardianus'un isim vs portresini havi Anadolu şehir sikkeleri-, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi asistanlarındanDr.JaleİnanSide'de bulunan heykeltıraşı eserler», Ayasofyj Müzesi Müdürü Muzaffer Ramazanoğla da «Son arkeolojik keşiflere göre Sent İren ve Ayasofya mmtakasınm tarihi» adlı tezlerini tebliğ etmişlerdir.

Orta Asya ve ortaçağ Türk tarihi seksi­yonunda da stanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi profesörlerinden Dr. Reşit rah­metli Arat «Türklerde vakit tesbiti me­selesi., yine İstanbul «Kanunname-i Çin ve Hatay». İstanblu arkeoloji müzesinde Nümizmat İbrahim Artuk da -İstanbul arkeoloji müzesi nümizmatik kabinesine giren sikkeler» hakkında tebliğlerde bu­lundular.

Osmanlı tarihi seksiyonunda da Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi tarih doçenti Dr. Halil İnalcık «1341 tarihli timar cet­veline göre Fatih devrinden önce timar sistemi», Konya Müzesi Müdürü Ze':ı Oral «Turgut oğulları», Türk Tarih Ku­rumu üyelerinden Osman Ferit Sağlam «Şimdiye kadar yayınlanmamış bazı kita­belerle meskukâtımızın millî tarihimize hizmetleri», yine Türk Tarih Kuruma üyesi Efdalettin Tekiner -Şair Nedim'in meşkûk medfeni ve Damat İbrahim Pa­şanın vefatına dair», Dil ve Tarih - Coğ­rafya Fakültesi tarih profesörü Dr. Be­kir Sıtkı Baykal «Patrona Halil ayaklan­ması». Başbakanlık Arşivi Genel Müdür muavini Salâhattin Elker de «Mustafa Reşit Paşa ve Türk arşivciliği» adını ta­şıyantebliğleriniokumuşlardır.

Bütün bu tebliğler yurdumuzun ve umj. mî Türk tarihinin birçok karanlık nok­talarını aydınlattığı gibi, uzun zamandan beri yanlış olarak bilinen bazı tarihî bil­gilerin düzeltilmesini sağlamıştır. Mese­lâ Efdalettin Tekiner, şimdiye kadar Üs_ kadarda Şair Nedim'e atfolunan mezarır bu şahsiyetle hiç bir ilgisi olmadığını kat'î bir şekilde ispat etmiştir.

Dört seksiyonda da tebliğlerin okunması­nı müteakip İstanbul Üniversitesi profe­sörlerinden Bossert, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdür muavini Rüstem Duyu­ran. İstanbul Üniversitesi profesörlerin, den Arif Müfit Mansel, Bay Şerif Bag-tav, Millî Eğitim Bakanlığı arkeologla­rından Mahmut Akok, İstanbul Ünive c -sitesi Hukuk Fakültesi profesörlerinden Sadri Maksudi Arsal. Edebiyat Fakülte, si profesörlerinden A. Caferoğlu, Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi asistanlarırdan Dr. Bahaeddin Ögel, İstanbul Üni­versitesi profesörlerinden Mükrimin Halil Yuıanç, Ankara Üniversitesi profesörle,. Hnden Akdes Nimet Kurat, Bay Abdül-kadir İnan, Bay Niyazi RamazanoğU, Bay Faruk Sümer, Tarih Kurumu uzmanı Adnan Erzi, profesör Zeki Velidi Toğan, Adana Müzesi- Müdürü Naci Kura, İstan­bul Üniversitesi profesörlerinden Ömer Lûtfi Barkan ve Bay Efdalettin Tekint-r tarafından münakaşalar açıldı ve tamam­layıcı bazı izahat verildiği gibi tebliğ sa hiplerinin de tebliğlerinin bazı noktaları­nı açıklamaları sağlanmış oldu.

11 Kasım 1948

— Ankara:

Yurdumuzda mevcut muhtelif nebat nu­muneleri toplamak üzere sekiz ay Önce gelmiş bulunan Birleşik Amerika Dev­letleri Tarım Bakanlığı mütehassısların­dan Jack R. Harlan yakında Amerika'ya dönecektir. Jack Harlan, memleketimizde yaptığı incelemeler hakkında bir muha­birimize şunları söylemiştir: 1948 senesinin büyük bir kısmını, Türki­ye'nin muhtelif bölgelerinde seyahat ed?-rek geçirmekten dolayı büyük bahtiyar­lık duyuyorum. Bu seyahatimi, Birleşik Amerika, Tarım Bakanlığı nebat araştır­ma şubesi hesabına yaptım. Yakında yur­dunuzdan ayrılıyorum.

Vazifem dolayısiyle Türkiye'de yaptığım seyahatte Türkleri şehirde, köyde ve tar­lada işbaşında gördüm. Köylünüzün, dâ, valarmı, ümit ve ideallerini öğrendim. Türkiye'yi yalnız Ankara ve İstanbul ile tanıyan bütün yabancılara şunu temin ederim ki, Türkiye'de tasavvur ettikle­rinden daha büyük şeyler vardır. Türki­ye'den, geldiğim günlere nazaran çok da­ha geniş tecrübe ve bilgiye sahip olarak ayrılıyorum.

R. Harlan,, memleketimizde yaptığı İnce­lemeler ve araştırmalara ait intıbalarmı böylece kaydettikten sonra bütün gezi­lerinde kendisine her türlü kolaylığı gös­termiş olan profesör Vâmık Tayşi ile mu­avinlerine, sivil ve askerî âmirlere, Ta_ j-jrr. Bakanlığı teşkilâtına bilhassa teşek­kürde bulunmak istediğini ifade etmiş ve şöyle demiştir:

Türkiye, insana bir kâbustan uyanan bir memleket hissini veriyor. Eski ve yeni güzellikler, öylesine bir ahenk teşkil edi­yor ki, insanın hayran olmamasına im­kân yok. Berrak ve lâtif bir gün doğ­muştur.Türk milletinin,çalışkanlığı,azmi ve imanı ile, arzu ettiğiniz her türlü hayat seviyesine" erişebilirsiniz.

—İstanbul:

Unesco Yönetim Kurulunun bu sabahla toplantısında Türkiye geçici komisyon üyesi Prof. Orhan Alisbah toplantıda bulunanları selâmlarken söylediği nutuk­ta Unesco'nun halk eğitimi hususundaki çalışmalarından bahsetmiş ve Türk mıl_ letinin milletlerarası çalışmalardaki fiilî alâkasını belirtmiştir.

Başkan Dr. E. Ronald Welker (Avustral­ya)nutkunda şöyle demiştir:

«Unesco, yalnız Türkiye hükümeti tara­fından kendilerine gösterilen müstesna misafirperverlikten değil, aynı zamanda bu ziyaretin Türk Üniversite profesörle, ri, terbiyecileri ve ilim adamları ile fikir mübadelesi imkânını vermiş olmasından mütehassis bulunmaktadırlar. Bu vesile ile kurul üyelerinden bir çoğu milletler­arası anlaşma için amelî çareler aramak mevzuları üzerinde münakaşalar yapmak ve fikir mübadelesinde bulunmak fırsatı­nı bulmuşlardır. Türkiye'de bulunmamız bizim için ayrı bir mazhariyettir. Çünkü Türkiye kendi millî komisyonunu teşkil etmiş olan memleketlerden biridir. Millî komisyonlar ise Unesco sözleşmesi gere­ğince Unesco ile üye devletler arasında en tesirli bir şekilde işbirliği yapacak' o-lan kuruluşlardır.»

—İstanbul:

Unesco yönetim kurulunun bugün müza­kereye başladığı gündem aşağıdaki 9 mad­deyi ihtiva etmektedir:

— On birinci toplantı tutanaklarının ka­bulü,

— Genelmüdürünsontoplantısından sonraki devre çalışmalarına dair raporu,

— Genel müdürün yıllıkçalışma rapo­ru, programla ilgili meseleler, Unesco ki­
tap kuponu usulü hakkında rapor,

— Gayriresmîuluslararasıteşkilâtlamünasebetleri,

—Malî meseleler,

— İmarlailgilimeseleler,

— Yönetim kurulu ile ilgili meseleler,

— Genel müdür adaylığı işinin incelen­
mesi.

— Muhtelif meseleler.

Gündemmeselelerininmüzakeresisırasında harp sonrası döviz vaziyeti dolayı-siyle yabancı memleketlerden satın alına­cak kitaplar için bir kolaylık temini mak_ sadiyle ihdası düşünülen Unesco kitap ku­ponu meselesi görüşülürken söz alan Dr. Carneiro (Brezilya) Beyrut toplantısına pek az zaman kaldığma işaret ederek gün­demdeki maddelerden genel müdür aday­lığı işinin ehemmiyetine binaen önceden görüşülmesi teklifini ileri sürmüş ve bu teklif hararetli münakaşalara yol açmış­tır. Nihayet yarın yapılacak oturumun sa­at 11 e kadar olan kısmının açık, fakat müteakip kısmının kapalı olarak yapıl­masına ve bu kapalı oturumda genel mü­dür adaylığı meselesinin görüşülmesine karar verilmiştir.

12 Kasım 194S

— İstanbul:

Unesco yönetim kurulu 12 inci toplantısı, nın ikinci oturumu bu sabah saat 9.45 de yıldız sarayında açılmıştır.

Gündemde geri kalan maddelerin müza­keresine geçilmeden önce başkan doktor Walker, Polonya konsolosluğundan aldıî,ı mektupta yönetim kurulu üyelerinden Profesör Stanislav Aruld'un toplantıya gelemiyeceğini ve yerine Poîonyanm An­kara Büyük Elçiliği mensuplarından Bİ3-!awsk'nin gönderildiğini ve kendisinin bu gün öğleden sonra geleceğini söylemiş ve dün Atina'dan gelerek bu sabahki oturu­ma iştirak etmiş olan Profesör Çen Yu-an'ı aralarında görmekle, yönetim kuru. İu üyelerinin bahtiyarlık duyduklarını ifa­de etmiştir.

Bundan sonra maddelerin müzakeresine başlanmış, malî meselelere ait maddenin dördüncü fıkrasını teşkil eden 1949 yılı bütçe tasarısı etraflıca incelenmiş ve ge­çen yıla nisbetle yeni bütçede bir azalt­ma yapıldığı anlaşılmıştır. Üyelerden oîr kısmı, 8.200.000 dolar olarak tesbit olu­nan taslak bütçe üzerinde düşüncelerini anlatmışlar ve kurulun malî sorumlulu­ğu olmaması itibariyle genel müdürün malûmat kabilinden sunmuş olduğu bütçe taslağı hakkında not aldıklarını bildir­mişlerdir.

Malî meselelere ait ayni maddenin görü­şülmesinde Unesco'nun yeni üyelerinden Irak'ın da teşkilât masraflarına iştiraki bahis konusu olmuş, ve bu memleketin hangi dövizle masraflara katılacağını bil-dirilmediğiiçingenelmüdüryardımcısı yönetim kurulunun bir karar alması ge­rektiğini söylemiştir. Yapılan görüşme ne­ticesinde Irak'ın Sterlin sahasına dahî] memleketlerden bulunması bakımından masrafa İngiliz lirasiyle iştiraki kabul edilmiştir.

Gündemin bundan sonraki maddesini kül­türel kalkınma meseleleri teşkil ediyor­du. Bu sırada söz alan kültürel kalkınma komitesi başkanı Brezilya delegesi Pro­fesör Carneiro. kurula sunduğu rapor hak­kında izahat vermiş ve kültürel kalkın­ma sandığından istifade edecek memle­ketler meselesi hararetli tartışmalara yol açmıştır.

Saatin ilerlemesi dolayısiyle gündemdek i maddelerin müzakeresi şimdilik kâfi gö­rülmüş ve umumî konferans başlamadan önce Beyrut'ta bir genel oturum daha ya. puması kararlaştırılarak genel müdür a-dayı seçimi için saat 11.30 da gizli otu­ruma geçilmiştir.

— Ankara :

Türk hava birlikleri komutan ve ileri ge­lenleri, Amerikan yardımı hava gurubu mensuplariyle birlikte Ankara'da beş gün devam eden bir toplantı yapmışlardır. Toplantıda Türk hava kuvvetleri için ter. tip edilen eğitim programları gözden ge­çirilmiş ve progralmarda bir vahdet temi­nine çalışılmıştır. Bu münasebetle seri ha­linde konferanslar verilmiş ve eğitim programları, yeni malzemenin kullanılışı, bakım işleri, bugüne kadar birliklere ve­rilen direktiflerin tevhidi meseleleri üze­rinde bilhassa durulmuştur. Verilen kon­feransların faydalı olması için de ayrıca muhtelif filimler ve tablolar gösterilmiş­tir.

Bu münasebetle bugün öğleden sonra ha­va kuvvetleri komutanlığında basın men­suplarının da hazır bulunduğu bir top­lantı yapılmış ve Amerikan yardımı ge­reğince memleketimize verilen Thunder-bolt uçaklarının İtalya harplerindeki fa­aliyetlerine dair renkli bir film gösteril­miştir.

Toplantı sonunda bir konuşma yapan ha­va kuvvetleri komutanı Orgeneral Zeki Doğan toplantıya iştirak eden Türk ve Amerikan subaylarına verimli sonuçlar elde edileceğine şüphe etmediği mesaile. rinden dolayı teşekkürde bulunmuştur.

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün Feridun Fikri Düşünsel'in başkanlığında toplanmış ve müzakereye Maraş milletvekili Dr. Kâ­mil İdil'in. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde yapılan seçim hakkındaki söz­lü sorusuna hükümet adına Dışişleri Ba-kanvekili Tahsin Bekir Baha'nın yaptığı açıklama ile başlanmıştır.

Tahsin Bekir Balta soru konusu olan me­sele etrafında şunları söylemiştir: Muhterem arkadaşımız "Dr. Kâmil İdil, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine Türkiye'nin değil Mısır'ın seçilmiş olma­sının sebeplerini soruyorlar.

İç politika konularında büyük mecliste istediğimiz gibi konuşmada memleket ve millî menfaat bakımından çok kere mah­zur olmiyabilir. Fakat takdir buyurursu. nuz ki. dış politikaya taallûk eden konu­larda hal böyle değildir. Dış politika ko-r.ularmda olayların olduğu gibi tahlil ve ifadesinde çok dikkatli ve titiz davran­malıyız. Bu sebeple Önergede sözü edilen hususları, olayların hakikî cereyan tarzı ile telif ve o şekilde kabul etmek sure­tiyle soruyu cevaplandırmak zorundayım. Önergede «Bu seçim için Türkiye ile Mı­sır belli başlı iki namzet olarak bahis konusu bulunuyordu» deniyor. Halbuki Türkiye Güvenlik Konseyinde açılacak yer için namzetliğini koymamıştır. Esa­sen Konsey üyeliği seçiminde namzetlik ileri sürmek genel kurulun içtüzüğüne aykırıdır. Hiç kimse ne kendi devletinin namzetliğini ve ne de başka bir devletin namzetliğiniasambledeilerisüremez.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda se­çim işi, her yerde ve her seçimde olduğu gibi, her şeyden önce bir hazırlık mese­lesidir. Konseye veya milletlerarası 'oir kurula seçilmek istiyen devletler bu ar­zularını bir kaç oy önce elçilikleri vası-tasiyle büyün üye devletlere bildirirler ve bunların desteğini temine çalışırlar. Arzettiğim gibi Konsey üyeliğine Türki­ye bu defa da talip olmadığı gibi Suriye-den açılan yere jTran'm talip olmasını bek­liyordu. Hattâ İran'ın böyle bir talebimi desteklemesi için Birleşmiş Milletler nez-dindeki daimî delegemize talimat da ve­rilmişti. Halbuki delegasyonumuz Paris'e vardığı zaman Arap Birliğinin aldığı bîr kararla. Konseye yine Mısır'ın namzetti, ğini ileri sürdüğünü öğrendi. Bu suretle Birleşmiş Milletler, kurulduğundanberi yapılan üç konsey seçimlerinde her de-fasmda da Ortaşark bölgesine ait olan bir yerebirArapdevletinin girmesiylebu yerin Ortaşark devletlerine değil, yalnız Arap devletlerine tahsis edildiği yolımda bir geleneğe yol açabilmiş olabilirdi. De­legasyonumuz bu mahzuru gayet dostane bir şekilde Mısır heyetine anlattı. Ve ü-çüncü defa bir Arap Birliği devletinin ve iki .defadır Mısır'ın namzetliğine sırî bu sebep dolayısij'le taraftar olamadığımızı izah etti. Noktainazarımız Arap Birliğine Su şekilde izah olundu:

«Aramızdaki kuvvetli rabıtalara ve kendi­lerine karşı beslediğimiz sıkı dcstluK ve sevgi hislerine rağmen bu sefer de bir Arap Birliği devletinin Konseye girmesi, Konseydeki bu yerin yalnız Arap devlet­lerine tahsis edildiği fikrini yaratacağın­dan bu meselede kendileriyle birlik ol­mamıza imkân yoktur. Bahusus bütün or_ ta şarkın diye gösterilmek istenen ivı namzetlik sadece Arap Birliğinin bir ka­rarı "ile Öne sürülmüştür. Türkiye şimdi­ki halde Konseye girmek isteğinde değil­dir ve biliyorsunuz ki, bu yolda hiç bir teşebbüste de bulunmamıştır. Fakat bu" defa Arap Birliği dışında bir devletin, meselâ İran. Afganistan, Pakistan veya Yunanistan'ın namzetliğini müştereken desteklemeğe hazırız, dedik.»

Delegelerimiz diğer Ortaşark delegeleri­nin de tasvip ettikleri bu prensip mesele­sinde İsrar ettiler. Aradaki bu görüş far­kından haberdar olan bazı Avrupa dev­letleri Türkiye'nin ileri sürdüğü bu coğ­rafî prensipi haklı bulduklarını, bu ka­naatlerini k-uvveüe izhar için Türkiye'ye rey verileceğini temsilcilerimize söyledi­ler. Bu suretle ilk seçimde Türktye 23 rey aldı, ki, kendisini seçtirmek için te­şebbüs ve gayretlerde bulunmamış olması hasebiyle bu netice tahminlerin üstünde­dir. Bütün bu izahattan anılan seçimde Türkiye ile Mısır arasında herhangi bir rekabet davası mevcut olmadığı bu izah­larımla açıkça anlaşılıyor. Şu halde ar­kadaşımızın önergesinde ileri sürdüğü mağlûbiyet sözü için de meydanda bir mevzu bulunmadığı tabiîdir.

Bir noktayı daha açıklıyayım: Konsey se­çiminde rey gizlidir. Kimin kime rey ver. diği hakkında kesin hükümler ileri sür­mek doğru olmaz. Tahminlere göre Av­rupa devletleri ile dominyonların ve A-rap Birliği dışında Ortaşark devletlerinin Asya devletlerinin ve hattâ iki üç güney Amerika devletinin Türkiye'ye rey ver. miş olduklarını sanırız. Mısır'a ise güney Amerika ekseriytle; Arap Birliği, Sovyet-

image001.gifkendi namzetliğini koymak ve hattâ baş. ka bir devletin namzetliğini ileri sürmek caiz değildir. Kaldı ki, bahsettikleri şe­kilde bir deklârasyon Mısır'ın namzetli­ğini dolayısiyle ileri sürme ve destekleme gibi bir mâna taşımaz, mıydı acaba? Ve bu da asamble içtüzüğüne ne derece uy­gun olurdu? Keza böyle bir deklarasyon, müdafaa ettiğimiz prensipten yani .bu ye­rin Arap devletlerine münhasır olmadığı prensipinden feragat demek olmaz mıv-dı? Bütün bunlar diplomasi tekniğinin icaplarına göre d elegasyonumuzca düşü­nülmesi ve halli icabeden keyfiyetlerdir ki, Paris'deki arkadaşlarımız bu icaplara göre hareket etmişlerdir. İlk maruzatı­mın başındaki sözlerimle bu icaplara dik-kati çektim. Bunu ifade etmek bir ders değil, halen dışişleri mesuliyetini vekâle­ten üzerine alan bir arkadaşınızın vazi­fesidir. Bu itibarla mazur görsünler. Ne­tice itibariyle delegasyonmuz tam vazi­fesini yapmıştıı- ve ortada hiç bir suretle bizi üzecek bor durum yaktur.

Bundan sonra gündemde bulunan diğer sorulara geçilmiştir.

—- Ankara :

Meclisin bugünkü oturumunda. İstanbul milletvekili Osman Nuri Könin'in on Üç ilde yapılan kısmî milletvekili seçiminden sonra İçişleri Bakanlığı tarafından ya­pılan şifreli tamim hakkndaki sorusuna cevap veren İçişleri Bakanı Münir Hüs-rev Göle şu açıklamada bulunmuştur: Sayın arkadaşlarım;

13 ilde yapılan milletvekili ara seçimine takaddüm eden günlerde Bakanlıktan ya­zılan şifreli tamimin maksat ve sebeple, rinin açıklanması için sayın Osman Nuri Koni arkadaşım tarafından sözlü soru önergesi verilmiştir. Basında da çeşitli yorumlara yol açan bu tamim hakkında izahat vermek fırsatını bana temin ettik­lerinden dolayı arkadaşıma teşekkür ede­rim.

Arkadaşlarımın sorularına sırasiyle cevap vereceğim:

1 — Şifreli telgrafın hangi sebep ve ka­nuna istinat ettirildiği soruluyor. Tamimin esbebi sorulduğuna göre, bu şif­reyi ve bundan önce valüele yolladığım yazıları, biraz vaktinizi almakla beraber, efkârı umumîyeyi tenvir ve sebebi izah bakımından müsamahanıza güvenerek hu­zurunuzda okumak mecburiyetini duyu­yorum.

8. 10. 1948 gün ve 15325 sayılı açık tel örneği:

«—Münhal milletvekillikleri için yapıla­cak seçim günü yaklaşmaktadır. Kanunun uygulanma tarzını açıklıyan izahnamenin başlangıcında ve 10 ve 11 inci maddele­rinde belirtildiği gibi milletvekilleri seçi­mi kanunu oyda gizlilik, tasnifte aleniyet ve seçim işlerinde teminat prensiplerini koymuş ve hükümet de tatbikat sahasın­da bu maksadın tahakkuku için her türlü tedbirleri almıştır.

2— Seçimin kanunî bir şekilde cereyanını sağlamak hususunda kanunun idare âmir. lerine yüklediği vazifenin Önemini bir de­fa daha tebarüz ettirmek isterim. 3—'Halk iradesinin tam ve kâmil bir su­rette tecellîsini sağlıyacak tedbirler üze. rinde hassasiyetle duran Bakanlık seçim işlerini murakabe etmek üzere mülkiye müfettişlerini de seçim bölgelerinde va­zifelendirin iştir. Bu itibarladır ki, seçimin, kanunun tayin ve tesbit etmiş olduğu hü­kümler dahilinde yapılması lâzım geldiği ve hilâfmdaki hareketlerin sorumluluğu gerektireceği hususlarının iliniz çevresin­deki idare ve zabıta kademeleriyle muh­tarlara ve seçim komisyonu üyelerine yö­netim işleri tarafından münasip şekiller, de anlatılmasını ve herhangi sebep ve ve­sile ile olursa olsun, tarafgirliği tesbit edilecek olanlar hakkında derhal kanun icaplarına tevessül olunacağının ilgililere duyurulmasını tekrar ve önemle rica ede­ri m. ■>

12. 10 1498 gün ve 15453 sayılı şifreli ta. miminörneği:

«Yaklaşan ara seçimlerinin hüsnü cereya­nını ve dolayısiyle kanun hâkimiyetini sağlamak üzerindeki dikkat ve hassasiye­timiz her zaman ifade edilmiş bulunmak­tadır. Neticenin kani bulunduğumuz gibi tam ve kâmil bir surette örnek seçim ola­rak tecellisinde bilhassa idare âmirleri­mize düşen vazifenin şeref hissesi büyük­tür. Bunda başarı gösterecek olan arka­daşlarımı tebrik ve takdir edeceğim. Seçim müessesesine karşı halk güvenini mutlak surette sağlamak bakımından se­çim komisyonlarının vazifelerinde taraf­sız kalmaları esastır. • Bütün idare kade­melerinin vazifelilere "bu yönden telkin­de bulunmaları ve bunu sağlamaları lâ­zımdır. Bu itibarla kendi imza, mühür ve­ya parmak işaretleriyle oy'a bizzat işti­rak eden ve oy'a katılmamış olan vatan­daşlarımızınadlarınıvesoyadlarınıseci.

image002.gifmi müteakip esçmen defterlerinden çı­kararak birer liste halinde tesbit ve iti­raz vukuunda bu liselerin efkârı umumi­ye muvacehesinde neşredilmek, hem vu­kuu melhuz iddiaları cevaplandırmak, hem de yolsuzluk varsa müsebbiplerini kanuna tevdi eylemek bakımlarından za­rurî görülmüştür.

Binaenaleyh seçim neticesinin Bakanlığa bildirilmesini geciktirmemek maksadîyle seçim bittikten ve gerekli mazbatalar tan­zim ve talik ve seçim kurullarına tevdi edildikten sonra ayrı ayrı her seçim ko­misyonunun kendi bürosundaki seçmen­lerin oturdukları mahalle ve köylerle ad­larını ve soyadlarını ihtiva eden esas se­men defterinin bir örneği üzerinde oy'a iştirak edenlerle etmiyenleri hizalarında yazı ile açıklamak ve iştirak edenlerin ye­kûnunu da tesbit ve kaydetmek suretiyle tanzim ve tasdik edecekleri bu edfterle. rin bütün imkânlarından ve vasıtalardan faydalanılarak en kısa zamanda Bakan­lıkta bulundurulmasına gayret ve himme­tinizi hassaten rica ederim.» Sayın arkadaşlarım,

Bu şifre ve yazıda sebepler tekrar ve açık olarak bildirildiğine göre ayni konu etrafında maruzatta bulunmakla vaktinizi almak istemiyorum.

Telgrafın hangi kanuna istinat ettiğine gelince:

Vilâyet idaresi kanununun 20 inci mad_ desi vazifemizi belirttiği gibi idare âmir­lerine seçim kanununun muhtelif madde­lerinde verilen vazifeler de bu alâkamı­zın münasebetini izah etmektedir. * Bir idari tasarruf ve tedbirin kanuna uygun olup olmadığı araştırılırken o idarî ted. birin alınmasını menedecek kanunlarda bir hüküm mevcut olup olmadığını da tetkik etmek icabeder. Binaenaleyh, ka­nunun tatbikine memur olan makam o-nun uygulanması için gerekli tedbirleri alırken bunun kanuna aykırı olmamasına dikkatle mükelleftir. Bu bakımdan hadi-setetkik edilince görülür ki, bunda ka­nuna aykırı bir cihet yoktur.

2 — Sayın arkadaşlarım bu telgrafın Se­çim kanunu ile mutabakat derecesinin dü­şünülüp düşünülmediğini sormaktadırlar. Biraz evvelki izahatımızda da tebarüz ettirdiğimiz gibi seçim kanununun ne hü­kümleri, ne de ruhu böyle bir tamim ya­pılmasına mâni değildir. Seçmenlerin oy­larınıvermezdenevvelkimliklerininso-

rulması ve bu suretle hüviyetlerinin tes-biti ve ondan sonra oy'a iştirakleri ka­nununsarihhükümleriiktizasındandır.

Böylece sandık başında bulunan vazifeli ve vazifesiz vatandaşlar huzurunda hüvi­yeti tesbit edilmiş kimselerin bir listesi­nin Bakanlığa intikal ettirilmesini iste­mek seçim kanunun başlıca esasları olan oy gizliliğine, tasnif aleniyetine, seçim emniyetine, kendileri de teslim ederler ki, asla muhalif düşmez. Bu tamim yapılır­ken bu cihetler inceden inceye düşünül­müştür.

Şimdi üçüncü suale geçiyorum. Sual şudur:

(Şifreli olması iltizam edildiğine göre mahremiyeti kabul olunan bu telgraf muhteviyatı sonradan neden ifşa edilmiş­tir?)

Bu üçüncü sualin cevabını vermeden ev. vel müsaadenizle dördüncü son sual olan (önceden ne gibi mülâhazalar saikasile keyfiyetin sır kalması yoluna gidilmiş­tir?) sorusunu izah etmeği ve ondan son­ra üçüncü sualin cevabını vermeği ka­nunun daha iyi aydınlatılması bakımın­dan uygun görüyorum:

Tamimin kapalı telle yazılmış olması bu­nun hiç bir zaman sır olması mülâhaza­sına matuf değildir. Çünkü, valilere" veri­len bu emir, seçim kurullarına ve dola. yisiyle seçim komisyonlarına kadar inti­kal ettirileceği ve bu kurullarla komisyon­ların muhtelif partilere mensup vatan­daşlardan teşekkül etmesi tabii bulundu., ğu bir art nazara alınırsa ortada herhangi bir su denilen gizliliğin mevcut olamıya-cağı tezahür eder. Tamimin kapalı telle yazılmış olması şu sebeplerden ileri gel­miştir:

Ötedenberi şifreli emirler daha fazla sür­atle muhatabına isal edilir ve muhatabı da gereği ile şahsan meşgul olur. Bundan bagka bu yazı, münhasıran vazifelileri il­gilendirir. Bu itibarla seçmenlerle müna­sebeti olmıyan bir yazının açık telle teb­liği halinde seçmenlere yanlış tefsirlerle arzu edilmiyen bir tesir yapması ihtima­lindençekinilmiştir.

Bu sebeplerle emrin, seçim neticesine ka­dar duyulmaması ve herhangi yanlış tef­sirlere yol açmaması iltizam edilmiştir.

Bu maruzatımdan sonra (şifreli tamim yapıldığı halde mahremiyeti kabul olu­nantelgrafmuhteviyatınınsonradaniÜ-

image003.gifşasi) nın sebebi hakkında hüküm vermek daha kolay olur.

Biraz evvelki maruzatımla, esas itibariyle bu tamimin şifreli oluşunun hakikî mâ­nası ile bir mahremiyet muhafazası en­dişesinden ileri gelmediğini tebarüz et­tirdim. Bu itibarla, seçim bittikten sonra şifrenin, olduğu gibi herkes tarafından bilinmesinde mahzur kalmamıştır. Bundan başka bu konunun başında yaptığı akis­ler, halk efkârını işin mahiyetini anlama bakımından yanlış düşüncelere de sevk e- ■ debileceği gözetilerek umumî efkârın ay­dınlatılması zarureti hasıl olmuş ve şifre aynen basma verilmiştir.

Büyük Meclisten aldığı ilhamla vazifesini dikkat ve hassasiyetle yapan mesul bir adam srfatiyle tam bir huzur içinde ma. ruzatıma son veriyorum.

Bakanın açıklamasını müteakip kürsüye gelen soru sahibi Osman Nuri Koni, Ba­kanın tamimin hangi kanuna dayanılarak yapıldığını değil, kanuna muhalif olmadı­ğını açıklamakla iktifa ettiğini söylemiş ve tamimle seçim emniyetine tecavüz c dildiğini iddia ederek vatandaşların seçi­me katılıp katılmamakta serbest olduğu­nu, tamimin şifreli olarak gönderilmesine göre hiç bir memur tarafından ifşa edi-lemiyeceğini, aksinin suç teşkil edeceğini, bildirmiştir.

Tekrar kürsüye gelen İçişleri Bakanı Mü­nir Hüsrev Göle şunları söylemiştir:

Müsaade buyurun, ben bu maruzatımı, su­ale verdiğim cevabı tamamen sizlerin ve Türk milletinin takdirine bırakıyorum.

Arkadaşlar,

Burada politika yapılamaz. Mesul, ciddi bir arkadaşınız sıfatiyle ben yaptığım işin hesabını bu kürsüden veriyorum, burada politika yapılamaz.

Arkadaşlar.

Gizlilik bu değildir. Niçin böyle konuşu­yoruz, istirham ederim açık olalım, sami­mî olalım.

Seçim kanununun istihdaf ettiği gizlilik­ten maksat nedir? Bir vatandaş gelecek ya kendisinin beraber getirdiği reyi vere­cek, ya oradaki bir reyi alacak, höcreye girecek zarfın içerisine koyacak, kimse görmeden koyduğu oyu sandığa atacak, gizlilik budur. Yoksa bir sandık başında durur da gelip gidenin ismini tesbit eder. rem kanuna muhalif hareket etmiş olur muyum?

Vicdan hürriyetinden bahsettiler, bende­niz gerçi hukukçu değilim, ama vicdan hürriyetini ancak din hürriyeti, itikat hür­riyeti olarak telâkki ediyorum. Bu tamim ne büyük bir şeymiş ki. vicdan hürriye­tine kadar tesir ettiğini söylemek, bilmi­yorum benîm gibi cahil bir adama dahi yakışmaz efendim.

Arkadaşlar bendeniz öyle zannediyorum ki, sorulan suale bütün etrafiyle izahat verdim. Ve konuştum, bile bile konuş­tum. Ama kendileri anlıyamanjışlar, ne yapayım, anlamak istememişler. Benim için mucibi teessür bir nokta daha var: müsaade ederseniz onu da cevaplıyarak kürsüden ayrılacağım. Vali ve memurun hiç birinin efendisi yok­tur. Vali başlıbaşma bir kanun adamıdır. Vali başlıbaşma B. M. M. den çıkan ka-punlari tatbikle mükellef bir makam ve bu makamı işgal eden bir zattır. Onun efendisini aramak kadar dünyada hatalı bir §ey olamaz ve hatalı bir yol olamaz. (Soldan bravo sesleri, alkışlar).

— Ankara:

IV Türk tarih kongresi bugün Bolu mil. letvekili Hasan Cemil ÇambeFin başkanlı­ğı altında genel toplantılarından ikinci­sini Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesin, deki Hâmit dershanesinde yapmıştır. Bu toplantıda bilhassa kurumun bu yaz yap­tırdığı kazıların neticeleri hakkında geniş tafsilâtı ihtiva eden raporlar okunmuştur. İlk olarak Millî Eğitim Bakanlığı eski eserler ve müzeler genel müdürü Dr. Ha-mit' Koşay söz almış ve Alacahöyük ka­zısı hakkındaki tebliğini okumuştur. Mü­teakiben Dil ve Tarih-Coğrafya Fakülte­si arkeoloji doçenti Dr. Tahsin Özgüç. Türk tarih kurumu adına yapılan ka_ rum-kaniş (Kültepe) kazısı» ve ayni fa­kültenin arkeoloji asistanı Dr. Nimet Öz­güç karum_kaniş (Kültepe) kazısında bu­lunan kükçük eserler» adlı tebliğlerini u-mumî heyete arzetmişlerdir. Anadolu'nun eski çağlardaki siyasî ve kültürel tarihi bakımından pek önemli neticeler veren bu kazıda ele geçen binden fazla tablet hakkında da Sümeroloji asistanı Dr. Ke­mal Balkan Kültepe'de bulunan çivi ya­zılı yeni kaynakların mahiyeti» adlı bir tebliğde bulunmuştur. Müteakiben Kara. tepe'de yapılan ve Hitit hiyerogliflerinin tamamen okunabilmesini temin eden oir çok yazılı vesikaların bulunması suretiyle fevkalâde bir Önem kazanan kazı hak­kındada -İstanbulÜniversitesiEdebiyatFakültesi doçentlerinden Dr. Bahadır Al­kım «İkinci mevsim Karatepe çalışmaları; gezi ve kazılar^ ayni fakülte Profesörle­rinden Dr. Bossert; «Karatepe kitabeleri­nin ortaya attığı tarihî meseleler» adlı tebliğlerini okumuşlardır. Nihayet Prof, Dr. Arif Müfit Mansel'in «Antalya civa­rındaki Side kazısı hakkında verdiği iza­hattan sonra toplantıya son verilmiştir. Bundan sonra kongre üyeleri millî kütüp­hane tarafından verilen çayda bulunmuş, lardır.

Bugün üyeler seksiyonlarda çalışmalarını tamamladıktan sonra saat 15 de genel bir oturum daha yapacaklar ve muhtelif teo-liğlerin dinlenmesini müteakip kongre ni­hayet bulacaktır. Akşamleyin de saat 18 de Cumhurbaşkanımız İnönü Türk Tarih Kurumu üyelerine ve kongreye katılan delegelerebirçayverecektir.

14 Kasım 1948

— Ankara :

Unesco yönetim kurulu başkanı Dr. Wsl-ker. Millî Eğitim Bakanı Tahsin Bangu-oğlunun bugün Ankara Palas"ta tertip et­tiği toplantıda, heyet adına teşekkürde bulunarak memleketimizde gördükleri mi­safirperverliği unutamıyacaklarını ve Türkiye'nin Birleşmiş Milletler bakımın­dan daima müsbet bir rol oynıyacağına inandığını belirtmiş ve Unesco çalişmala-rımn üye devletlerle olan münasebetle­rinde, sözleşme gereğince kurulacak millî komisyonun ehemmiyetine işaret etmiş­tir.

Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu, Başkanın nazik ve cemilekârsözlerine mukabele ederek, Unesco yönetim kurulu üyelerini Ankara'da selâmlamaktan şeref duyduğunu belirttikten sonra, Türkiye'­nin Birleşmiş Milletler ideali karşısındaki samimî inancına işaret etmiş ve Türk kül­tür heyetinin çeşitli kollarını temsil ede­cek şekilde bir Unesco milli komisyonu­nun teşkili hazırlıklarının ilerlemiş oldu­ğunu söylemiş ve Unesco genel kurulu­nun Beyrut'ta yapacağı toplantının doğu milletlerini dünya medeniyeti ülküsüne bağlamak hususundaki ehemmiyetini be­lirtmiştir.

Millî Eğitim Bakanı sözlerine şöyle sonvermiştir;

Siyasî hayatımda daima bu idealin ta­hakkukuyolundaçalışacağım.»

17 Kasım 1948

—Ankara :

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bugün saat 16.30 da Çankaya'daki köşklerinde başka bir vazifeye tayini hasebiyle memleketi­mizden ayrılmakta olan Haşimî Ürdün krallığı elçisi Ekselans Ömer Zeki Pa^a El Afyoni'yi hususî surette kabul buyur­muşlardır.

Bu kabul esnasında Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtibi Büyük Elçi Fuat Carım <ia hazır bulunmuştur."

—Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Raif Karadeniz'in başkanlığında toplan­mıştır.

Görüşmelere gündemin ilk maddesi olan izmir milletvekili Ekrem Oran'ın şeker fiyatlarına yapılan zam hakkındaki soru­sunun okunmasiyle başlanmış ve Ekrem Oran'ın iki oturumda hazır bulnumamış olması dolayısiyle başkan sorunun sakıt olduğunu bildirmiştir.

Bundan sonra gündemin diğer maddeleri­ne geçilerek Sivas milletvekili Reşat Şem. settin Sirerin ormanların korunması va­tandaşların yakacak ihtiyacı, dışardan gümrüksüz olarak kereste ve maden dire­ği getirilmesi hakkındaki sorusunu geri aldığına dair önergesi okunmuş, Cumhu­riyet Halk Partisi Corum milletvekili Necdet Yücer'in arman kanununun uy. gulanması ve orman işletmelerinin çalış­ması hakkındaki sorusuna karşı da tarım Bakanı Cavit Oral açıklamada bulunmuş­tur.

Bakan, soruları teker teker cevaplandıra­cağını bildirerek, ormanlarımızın umumî durumuna temas etmiş ve ormanlarımızın memleketin yakacak ve yapacak ihtiya­cına kâfi olmadığını, 10,5 milyon hektar tutan ormanların, arazimizin yüzde 13 li-nü teşkil ettiğini söyliyerek, memleket ihtiyacını karşılıyaoilmek için bu mik­tarın asgarî bir hesapla yüzde 20 olmadı lâzım geldiğini bildirmiştir. Memleketin senede iki milyon metreküp yakacak ve yarım milyon metreküp kereste istihsal edebileceğini, ihtiyacın ise 18 milyon met­reküp olduğunu kaydeden Tarım Bakanı bu durum karşısında ormanlarımızda ka­çakçılığı ve tahribatı önlemek ve memls-ket ihtiyacını karşılamak üzere alman ted­birleri izah etmiş ve yakacak odun yeri­ne,kömürkullanılmasınınteşvikininve yapacak kereste için de gümrüksüz ke­reste ithalinin düşünüldüğünü ve bunun için Bakanlığın teşebbüse geçtiğini bil­dirmiştir. Ormanlarımızın fena itiyatlar yüzünden tahribatını önlemek için alınan tedbirlere de temas eden Cavit Oral, bu­nun için orman muhafaza, teşkilâtının ge­nişletilmesinin düşünüldüğünü, ayrıca bu teşkilâtın görev ve salâhiyetleri hakkın, da yeni bir tasarı hazırlandığına işaretle orman dâvasının hallinde en mühim me­selenin orman içindeki köylerin iskânı işi olduğunu kaydeylemig, bunun için top­rak umum müdürlüğü ile iskân müdür­lüğünün birleştirilmesine dair bir tasarı hazırlandığını bildirmiştir. Orman kanu­numun ana prensiplerine dokunmaksızm, köylü ile orman münasebetlerinin düzen­lenmesi için yeni bir tasarı hazırlandığını söyliyen Tarım Bakanı, orman kanununun muhtelif maddelerinin tatbikatı hakkında soru sahibinin istediği bazı rakamları ver­miş ve işletmelerin malî durumlarına da temasla, bunların birer amme müessesesi olarak kâr gayesi gütmediğini, kâr geti­ren işletmelerin kazancının, ormanların İmarına sarfedlldiğini söylemiştir. Odun. kömür fiaUarındaki yüksekliğin da_ ha ziyade nakliye masraflarının ve köy­lüye cami, mektep gibi müesseseler için verilen kerestelerin maliyeti yükseltme­sinden ileri geldiğine . işaret eden Cavit Oral. ormanlarımızda lüksden azade mü-tevazi bir çalışma sistemi kurulmasına çalışıldığını bildirerek sözlerine son ver_ mistir. Bakanın açıklamasını müteakip kürsüye gelen soru sahibi Necdet Yüçer, Bakanı» vermiş "olduğu izahata teşekkür ettikten sonra, orman meselesinin köylünün başlı­ca şikâyet mevzuu olduğunu kaydederek, köylünün yakacak ve yapacak ihtiyacını temin edemediğini, buna mukabil orman tahribatının da gün geçtikçe arttığını söy­lemiş ve orman işletmelerimizin ve bu yoldaki çalışmaların imar ve İslah hare­ketlerinin bir plâna bağlanmamış olma­sından şikâyet ederek, ormanların ame-nejdan plânlarının bir an evvel tamamla­narak memleketin hakikî istihsal duru­munun tesbit edilmesini, orman müdür­lüğü ile işletmelerin ayrılarak, verimli in­letmelerin rantabl bir şekilde işletilmesi­ni ve müstehlike ucuz kereste verilmesi­ni diğer verimsiz işletmelerin orman mü­dürlüğüne" verilerek yavaş yavaş imar iş­leriyle ödevlendirilmesini tavsiye etmiş­tir. Tekrar kürsüye gelen Tarım Bakanı Ca­vit Oral, orman işletmeleri üzerinde dıi-rarak, bu işletmelerin kusursuz çalıştığı­nın iddia edilemiyeceğini. ancak verimsiz ormanlar karşısında, melmeketin ihtiys-cı olan kereste ve yakacağı temine çalı­şan müeseselerin karşılaştıkları güçlük, ler gözönüne getirilirse, bunlar hakkında daha müsamahalı davranılması lâzım ge­leceğini söylemiş ve orman işletmelerinin islâhı için umum müdürlüğün teşkilâtının genişletilmesine çalışıldığını bildirmiştir. Cavit Oral sözlerini, orman dâvasının bir programa bağlanmadan halledilmesine im­kân olmadığını, Bakanlığa geldiği gün-denberi bunun üzerinde çalıştığını bildi­rerek bitirmiştir.

Demokrat Afyonkarahisar milletvekili Kemal Özçoban'ın ara seçimleri sırasın­da İçişleri Bakanlığı tarafından verilen şifreli tamim hakkındaki sorusuna da İç­işleri Bakanı Münir Hüsrev Göle şu kar. şilığı vermiştir: Azizarkadaşlarım,

Ayni mahiyette ve ayni konuya dair İs­tanbul milletvekili sayın Osman Nuri KÖ-ni arkadaşım tarafından verilen sözlü so-ruyu cuma günkü oturumda etraflıca ce­vaplandırmıştım. Her iki sorunun tama­men ayni olması itibariyle yüksek kamu­tayı fazla .işgal etmekten çekinirim. Bu­nun içindir ki, kısaca cevaplandırmam:* müsaadenizi rica edeecğim.

Arkadaşımın bana tevcih ettiği üç sual­den birincisi:

'•Ara seçimleri sırasında seçimlere işti­rak eden ve etmiyenlerin listelerinin gön­derilmesi hakkında Bakanlığın gizli o-larak yayınladığı genelgenin mahiyeti, se­bebi ve maksadı nedir?» Cevap:

Yapılan genelgenin mahiyet, maksat -e sebepleri bizzat genelgede mündemiçtir. İkinci soruları:.

*Şifre ile gönderilmek suretiyle bu tami­me verilen ehemmiyetin belirtilmesi.» Cevap:

Bu tamime, seçimin emniyet ve selâmetle cereyanı ve kanunların eksiksiz uygulan­ması için zaman zaman gönderdiğimiz ya­zılardan fazla ve hususî bir ehemmiyet atfedilmiş değildir. Tamim, münhasıran vazifelileri ilgilendirdiğinden yalnız on-îsr tarafından bilinmesi, ayni zamanda ve bilhassa seçmen üzerinde tesir yapacak bir takım yanlış tefsirlere yol açmamasın dan şiddetle kaçınılması ve seçim netice-leninciye kadar gizli kalması iltizam oluru muştur.

Üçüncüsoru:

«Genelge ileistenilen malûmatın kanuni

mesnetlerinin izahı»

Cevap:

Mesnedimiz yine kanunlarımızda'. Seçim kanununu uygulanmasına hükümet me­mur edilmiştir. :,İç idaremize taallûku iti­bariyle bînnetice bunu İçişleri Bakanlığı yürütür. Seçim kanunu idare âmirlerine birtakım vazifeler verdiği gibi vilâyet idaresi kanununun 20 nci maddesi idare âmirlerini nizam ve kanunların tatb'iki ile mükellef tutmuştur. Kanunların tatbikin­de alınması lâzım gelen tedbirlerin tak­diri kanuna muhalif olmamak sartiyîe idarî makamlara mevdudur. Sarahaten emredilmiş olsa bile. sarahaten men olun­mamış bir tedbiri idarî makamlar her za­man almaya yetkili olduklarını arzede-rim.

İçişleri Bakanından sonra kürsüye gelen soru sahibi Kemal Özçoban, Bakanın iza-hatinin tatmin edici olmadığı mütalâasın­da bulunmuş ve seçim kanununun ne de vilâyetler kanununun hükümete böyle bir tamim yapmak için bir selâhiyet vermedi­ğini ileri sürerek bu bakımdan genelge­nin seçim kanununun ruhuna aykırı gör­düğünü ve huzursuzluk yarattığını söyle­miştir.

Bundan sonra İstanbul Demokrat millet­vekillerinden Senini Yürüten'in Çatalca ilcesine bağlı Kestanelik ve Oklalı köy­lüleri arasında tarla ekimi anlaşmazlığı yüzünden çıkan hâdisede dövülen köylü­lere dair İçişleri Bakanlığından sözlü so­rusunun " müzakeresine geçilmiş ve kür­süye gelen İçişleri Bakanı Münir Hüsrev Göle, bu sözlü soruyu 24. 11. 948 çarsa-n-ba günü cevaplayacağını bildirmiştir. Mü­teakiben Afyonkarahisar milletvekili Ha­san Dinçer'in, Halkevlerinin durumu hak-kında Başbakanlıktan sözlü sorusu okun­muş ve Başbakan Hasan Saka söz alarak sözlü sorunun geniş bir muhtevası bu­lunduğunu ve bunun için lâzım gelen ma­lûmatın henüz elde edilemediğini bildi­rerek soruyu bir hafta sonra ceyaplandı-rabileceğinisöylemiştir.

Daha sonra C.' H. P. Bolu milletveküi Lûtfi Göre'nin Düzce tütünleri hakkında­ki Gümrük ve Tekel Bakanlığından söz­lüsorusunageçilmişvekürsüyegelen

Gümrük ve Tekel Bakam Emin Erisir-gil bu konuda aşağıdaki açıklamada bu­lunmuştur:

Bu sene Düzce tütün satışlarında Tütün Kanununun 31 inci maddesinde yazılı im-halı kısmın çokluğunu Bakanlığa hiç bir şikâyet yok iken istatistiklerden öğren­miştim.

Arkadaşlarımın izahına göre, yaz devre­si kurak gittiğinden mahsul zamanında neşvünema bulamamış, son devrede ya­ğan yağmurlar üzerine büyüyen tütünler­de imhalık kısım çok olmuştur.

Bu arada piyasada değer bulabilecek ki-sımla, bu imhahkların tefrikinde memur­larımızın adaletli hareket etmediğini ba­na bir gazeteci arkadaşım söyledi. 30/7/ 1948 de derhal bir yazı yazarak yakımlık tütünlerdeki fazlalığın sebebini sordum ve adaletsiz hareket edenler varsa derhal tahkikat yapılarak sorumlu tutulmalarını bildirdim. Bu emri telefonla da verdim. Bu tezkerenin yazılmasından bir gün son­ra Düzce'nin Üskübi köyünde ihraklık diye ayrılmış olan kısım içinde kıymet taşıyan tütünler bulunduğu ora halkın­dan bir kısmı tarafından iddia edilmiş, zabıt tutulmuş ve bu zaptın, Bolu Vali­sine verilmiş olduğunu haber aldun. Vi­lâyet makamı da bir tezkere ile bunu ba­na bildirdi.

Diğer taraftan bu zabıt üzerine Düzce Tekel Müdürü, Düzce Eksperi ile birlik­te Üskübi'ye gitmişler, tutanağın konu­su olan tütünü ambardan alarak halk hu­turunda muayene etmişler. İki balyadan ibaret olan bu tütünlerden 20 kiloluk bir balyasının hiç değer tışımıyan ve kanu­nun imhasını emrettiği kısımlardan mü­rekkep olduğunu. 11 kiloluk diğer balya­nın da kanunun.daha tarlada iken imha-5:m emretitği dip yapraklarla, diğer hasta­lıklı yaprakların halitasından mürekkep bulunduğunu görmüşler ve halka bunu anlatmışlardır.

Tütün ve Tütün İnhisarı Kanunu, yakı­lacak tütünler üzerinde eksperlere mut­lak bir salâhiyet 'vermemiştir. Ekici, tü­tünün yakımlık olmadığına inanıyorsa itiraz edebilir. O zaman eksper asla ya­kamaz.

Onun için Bolu Valisine yazdığım ce­vapta, bildirdiği hâdisenin tahkikini Te­kel Genel Müdürlüğüne bildirdiğimi kay­detmekleberaberkanununimhasıgereken tütünlere ait hükümlerini izah ettik­ten sonra, aynen:

-Bahsetttiğimiz kanun hükümleri ekici­lere anlatılır ve haksızlığa uğradıkları takdirde itiraz haklarını kullanmaları hıı-susunda münasip suretlerle tenvir edilir-lerse şikâyet konusu kendiliğinden kalk­mış olur.» diyerek bu hususta yardımını rica etmiştim. Şahsan prensipim, tahkiki gereken bir işi muhtelif kanallardan tahkik ettirmektir. Onun için, gerek doğrudan doğruya haber aldığım, gerek resmî şekilde bana aksettirilen hususla­rın tahkikini diğer bir tezkere ile vali­den rica ettim. Tekelin tütün müşavir uzmanını buralara gönderdim. Kocaeli Başmüdürünü ve teknik şefini işin tet­kikine memur ettim. Bir Tekel müfet­tişi vasıtasiyle mahallinde tahkikat yap-tirdim.

Bolu Valisi, benim yazdığım tezkereye cevap olarak /İ7/9/1948 tarihinde gönder­diğiyazıdaaynenşöyledemektedir:

«Düzce'de kanunun imhalık olarak tavsif ettiği işe yaramaz tütünlerin, ekicinin im­zası alınmak suretiyle tutanakla tasdik edilerek imha olunmakta bulunduğu ve bunun aksine hareket olunduğuna dair şimdiye kadar da kaymakamlığa . bir mü­racaat vâki olmadığı ve kaymakam tara­fından zaman zaman bizzat mahallinde yapılan incelemelerde böyle bir hale te­sadüf olunmadığı adı geçen kaymakam­lıktan bildirilmektedir."

Tekel Genel Müdürlüğünden aldığım 28/ 8'1948 tarihli karşılık yazıda şöyle den­mektedir:

Bakanlıklardan alınan telefon notu üze­rine Kocaeli mm takası teknik şefinin böl­ge başeksperi ile birlikte Çilmi, Üsküoi ve Düzce ihraklıkları üzerinde yaptıkları etraflı tetkikat sonunda varılan netice­ye göre bütün mıntakada olduğu gibi bu üç mühim alım noktasında da Imhalığa ayrılmış ve ayrılmakta olan tütünler ir., kanunen yok edilmesi icap eden aksam­dan' ibaret olduğu anlaşılmış ve bu hu­sustaki raporun bir Örneği ekli olarık sunulmuştur.

Rapor münderecatı, yukarıdaki mütalâa­mızı teyit eder mahiyette olduğundan ya­pılacak bir muamele görülmediği ve ev­velce gönderilen üç parça yazının iade olunduğu.

faa-^a bahsi geçen teknik raporunda da aynen:

Şilmi, Üskübi ve Düzce ihraklık­ları üzerinde etraflıca tetkikte bulunduk.Ve aldığımız neticeye göre. bütün mmtakada olduğu gibi bu üç mühim alınınoktasında da ihraklığa ayrılmış ve ay­rılmakta olan tütünlerin kanunen yanmı­şı icap eden aksamdan bulunduğunu...
denilmiştir.

Müfettişten aldığım raporda, valinin gö ı-derdiği zabıt varakasında ismi bahis mevzuu olan tütün sahibi Ali Dikmen'in esas itibariyle şikâyeti olmadığını ve bel­ki etraftaki lerin sözü doğrudur diye zaptı imzaladığını söylediği yazılmakta ve ha­disenin Tütün Kanununun 24 ve 31 inci maddelerinin titizce tatbikinden ileri g£ı-diği kanaati İzhar olunmaktadır.

Benimşahsi fikrimegelince:

Kanunun 31 inci maddesine göre yakılma­sı lâzım gelen yapraklar tütün değild k . 24 üncü madedye göre daha tarlada iken imhası gereken dip yapraklara da tüt.i'i denemez. Tütün ekicisi bunları gayet iyi bilir ve bu noktada eksperle ihtilâfı ola­maz. İhtilâf, tütün balyaları içine bunla­rın karıştırılmasından ileri geliyor. Eğer eksper gözünü kapar, bunu alrısa sahibi memnundur. Eğer ayıkla, getir denirse, ben nerede yapayım, nasıl yapayım, der. İnsaflıları da. hakkınız var. yakınız, di­yerek bırakır.

Filhakika imhalık yapraklar arasına ek­seriya bir miktar görmez, yâni düşü:; kaliteli tütün karıştırılır. Düşük kaliteli tütünün fiyatı düşüktür. 20-25 kiloluk bir balya imhalık tütün içinde az çok değL'r bulabilecek 2-3 düşük kaliteli tütün var­sa da dengi bozup içinden bunları ayır­mak bir külfet ve masraf işidir. Ekici ek­seriya karşılığını hesap ederek bu külfvt vemasrafıgözealmakistemez.

Daima olacak olan bu dâvayı hal içi'i hem halkımıza, hem eksperlerimize te­rettüp eden vazifeler vardır. Bu itiyatla olan ekicilerimiz bundan vazgeçmelidir­ler.

Eksperlerimiz de ekicilerimizin bu du­rumda olan balyalarını ayırttırmak için ellerinden gelen vasıta ve yardımı sağla­malı, bir taraftan da onları ikaz etmeli­dirler.

Bu sene alımlarda bunu temin etmeğe ça­lışacağız.

2— 3437 sayılı kanunun 31 inci maddesi­nin son fıkrasında yazılı olup sigara havmani arında kullanılması mümkün olamı-yan imhalık tütünlerin kıym etlendir il­mesi:

Bunlardannikotinçıkarılması,

Çürütülerekgübreolarakistimali,

c)Nikotinistihsaliiçinpetrolletağyr edilerek birbedel mukabilihariç mem­
leketleresatılmasısuretiylemümkünolur.İmhalığa ayrılan tütünlerçürükgibi
tamamiyletagayyürederektütünvasfı­nıkaybetmiş,yanık gibi hayatiyeti haiz
olmuş,kara yeşilgibiesasenterkibindenikotin ve nişastalı maddeler gereği gibi
teşekküledememişaksamdanbulunduğu­na göre bu kabil tütünler ancak takriben
yüzdeyarımgibipekaznikotiniihti/aetmektevenikotinfabrikalarıiçinfev -
kalâdezaruret olmadıkça vesaf nikotin fiyatlarındayükseklikbulunmadıkçade­
ğerlendirilerekihracıkabilolamamakta­dır.Harptenevvelmemleketdahilinde
bir nikotin fabrikası kurularak bu tütü.ıîerleyaprak tütünişletmesindenvefab­
rikasyondanmütehassıltozvekırıktü­tünlerdennikotinistihsali - derpişedile­
rek teşebbüse geçilmiş ise de harbin zu­huru dolayısiyle bu teşebbüs tatbik mev­
kiinekonulamamışveharpsonlarına doğru teşebbüs yenidenelealınarak ge­
rekli inceleme ve teşebbüsler neticesinde müstakillenkurulacak tesisatla yapılacak
imalâtmukabilielde edileceknikotinin amortismanıvemasrafıkoruyamayacağı
anlaşılmıştır. ,Son defa İstanbul'da Malte­pe'deinşasıkararlaştırılmışolansigara
fabrikası içinde bir de nikotin imalâtha nesibulnudurulmasıuygunolacağıka­
naatinevarılarakbubakımdandaicap eden teşebbüslere girişilmiştir.

Türk tütünlerinin az miktarda yâni or­talama yüzde 1,5 nikotini ihtiva etmesi ve bilhassa bu nisbetin imhalık tütünler­de yüzde 0,5 gibi işletme masrafını ko-ruyamıyacak derecede bulunuşu bu ima­lâthane tesis edildiği takdirde daha ziya­de fabrika artıklarından faydalanması ci­hetine gidilecek ve bu meyanda imhalık tütünlerden de. istifade imkânları göz önündebulundurulacaktır.

Bununla beraber haşerat imhasında kul­lanılmak üzere tarım teşekküllerinin, çiftçilerin lüzumunda talep ettikleri tü­tünler petrolle tağyir edilmek suretiyle bu imhalıklar meyanmda bedelsiz olarak verilmekte ve bu suretle ziraat işlerinde kullanılması sağlanmakta olduğu gibi, tü­tünleryakıldıktansonrahâsılolankül-

leri fazla miktarda potası ihtiva ettiğin­den, gübre makamında istimal edilmek üzere arzu eden çiftçilere de parasız da­ğıtılmaktadır.

Başka suretlerle imhalık tütünlerin de­ğerlendirilmesimümkündeğildir.

3 — İmhalık tütünler hiç bir suretle si­gara harmanlarında kullanılmıyan, düşük vasıflı tütünler ise az miktarda engin si­gara harmanlarında ufak bir nisbette is­timal edilebilen tütünlerdir. Şu halde im-halıklar kıymetsiz, düşük vasıflı tütünl;r ise az kıymetlidir. İmhalık tütünler Reji idaresi zamanında yakıldığı gibi, Devlet Tekel idaresi zamanında da aralıksız ola­rak yakılmıştır. 1942 yılından sonra da imhalık tütünlerin satışına müsaade edil­memiştir. Esasen 3437 sayılı kanun bu tütünlerin satışına müsaade etmez. Nite­kim Düzce istihsal mmtakasmda 1942 se­nesinde 93342 kilo, 1943 senesinde 10377 kilo, 1944 senesinde 6956 kilo, 1945 sene­sinde 34691 kilo, 1946 senesinde 42685 kilo tütün imhahğa ayrılarak yok edilmiştir. Satıldığı mevzubahs edilen tütünler dü­şük vasıflı ve az kıymetli tütünlerdir ki bunlar ötedenberi .olduğu gibi hâlen Je gerek Tekel İdaresi ve gerekse tüccar ta­rafından satın alınmaktadır. İmhalık tü­tünlerin nisbeti her yıl ayni olmaz, ^u miktar tütünün yetişme seyrine ve hava şartlarına göre her yıl değişir. 1947 yı­lında ekim fazla yapılmıştır. Yaz mevsi­mi kurak geçtiğinden mahsul sonbaharı kadar neşvünema bulamamıştır. Sonba­harda ise yağmurların erken başlaması tenebbütü hızlandırmış ve yağışın devam: ise yaprakların kemale ererek kuruması­nı mümkün 'kılmamıştir. Bundan dolayı da yanık, karayeşil ve kırıntı miktacı pek fazla olduğundan, imhalığa ayrılan tütün miktarı da göze çarpacak derecede yüksek olmuştur. Bunlardan maada yeni 3437 sayılı kanunun 24üncü maddesine göre dip tütünlerin toplanması yasak ol­duğu halde bazı ekiciler satabilecekleri mülâhazasiyle bu tütünleri de toplayarak ambarlara getirmekte ve hiç bir kıymeti olmadığı halde toplanması da yasak olan bu tütünler de imhalığa ayrılmaktadır. Bunlar haricinde düşük vasıflı olduğun­dan imhalığa ayrılarak yakılmış tütün mevcut değildir.

4— Yukarıda da izah edildiği veçhile sa­tılan tütünler imhalık olmayıp düşük va­sıflı olduğundan dolayı az bir bedelle satılan ve ticaret âleminde dubl kapa tâbir olunan tütünlerdir ki, bunlar bu yıl da satılmıştır ve hâlen de Tekel İdaresi­nin ve tüccarın depolarında mevcuttur. Tekel İdaresi bu tütünleri ufak bir nis-bet dahilinde ve engin sigara harmanla­rında kullandığı gibi. tüccar da (duol kapa) namiyle hariç memleketlere sat­maktadır.

Gümrük ve Tekel Bakanı Emin Erişirgi-lin açıklamasından sonra söz alan Bolu billetvekili Lûtfi Gören, 1948 senesinin Bolu'nun bütün ilçeleri için gerek zirai ve gerekse iktisadî bakımlarından en kö­tü yılı olduğunu bildirmekle sözlerine başlamış ve memleketin her tarafında mahsulün iyi olduğunu gazetelerden oku­duğunu ve sevindiğini, fakat Bolu'da mahsul durumunun iyi olmadığını, hatla Tarım Bakanlığından tohum tahsisi is­tendiği ve böylelikle elde edilen tohumun dahi karşılığının alınmadığını söylemiştir. Düzce'nin ikinci bir mahsulünün de tü­tün olduğuna işaret eden Lûtfi Gören, Tekel İdareleri tarafından yapılan muba­yaalara temas eylemiş, Tekel İdarelerin­de çalışan eksperlerin mubayaalarda lâ­zım gelen dikkati göstermediklerini ve bunun neticesinde halkın mutazarrır ol­duğunu bildirmiş, bu meselenin Bakan ta­rafından tetkikini ve mes'ullerinin ceza­landırılmalarını istemiştir.

Bolu milletvekili Lûtfi Gören'den sonra tekrar söz alan Gümrük ve Tekel Bakanı Emin Erİşirgil bu meseleyi tahkik edece­ğini ve lâzım gelen tetkikatı. yaptıracağı­nı bildirmiştir.

Bundan sonra gündemde başka görüşüle­cek madde bulunmadığından^ cuma günü saat 15 de .toplanmak üzere oturuma son verilmiştir.

18 Kasrnı 1948

— Van:

Van'da kurulan Ernis köy enstitüsü'bu­gün törenle açılmıştır. Açılış töreninde Millî Eğitim Bakanlığı adına İlköğretim Genel Müdürü Yunus Kâzım Koni hazır bulunmuş ve Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu'nun aşağıdaki mesajını oku­muştur:

21 inci köy enstitümüz Van'm Ernis kö­yünde açılmıştır. İlleriniz" için köy Öğret­meni yetiştirecektir. Yalnız vatandaş ira­desine dayanan Cumhuriyet, payidar ol­mak ve milletimizi çağdaş medeniyet -se-

viyesine ulaştırmak, hattâ onun üstü.ıe çıkarmak için bilgili, uyanık, birbirine dayanmasını ve güvenmesini bilen vatan­daşlara muhtaçtır. Kadın, erkek, Türt ulusunun bütün fertlerini iyi bir Cumhu­riyet vatandaşı halinde görmenin ilk şartı ilk Öğretimin yayılması, yüzde yüz hiç değilse herkesin beş yıllık bir okul öğretimi görmüş olmasıdır. Anadoluya yerleşmiş ve oradan hareketle tarihin kaydettiği en devamlı ve büyük impara­torluklardan birini kurmuş olan fatih cem­lerimizin İlk durağı olan bu ülkeleri, ya­kın bir gelecekte hayırlı gelişmeler bek­liyor. Cumhuriyet hükümeti doğu illeri­mizi vatan bütünü içinde ayni refah ve kültür seviyesinde görmek azim ve kara­rındadır. Ernis köy enstitüsünü bu azivn ve kararın ciddî bir ifadesi olarak anla­manızı dilerim. Ernis köy enstitüsü bu­gün 150 yi bulan öğrencileriyle düzenli ve plânlı olarak çalışmaya başlamıştır. Hükümetimizin kurmak için hiç bir fe dakârlığı esirgemediği bu iş sizindir. Do­ğu illerimizin kültür kalkınmasında Ernis köy enstitüsü' ağır bir sorumluluğu üze­rine almıştır. Bu kurumun başarılı ol­ması, ancak bütün vatandaşların burasını tanıması, sevmesi ve Onun işleriyle ya­kından ilgilenmesi ile mümkün olabile­cektir. Cumhuriyet hükümetinin sorumlu­luk almış bir uzvu sıfatiyle sizlerden. Er­nis köy enstitüsünü kendi eviniz, tarla-n;- gibi benimsemenizi istiyorum. Bura­da vazife almış öğretmen ve idareci ar­kadaşlarımızın bu yurt köşesinde başarılı olması için elimizden gelen her yardımı yapacağız. Ernis köy enstitüsünden feyiz alacak göz bebeği evlâtlarımız şuurlu, imanlı birer Türk vatandaşı ve münev­ver, pratik birer meslek adamı, öğretmen olarak yetişeceklerdir. Onların bedenleri­nin ve ruhlarının sıhhati ve gelişmesiyle ilgilenmek başta gelen vazifelerim izden­dir. Ömrü oldukça köy enstitülerinin ba­şarıları ile övüneceğini söyleyen sayın Cumhurbaşkanımız millî kahraman İnönü-yü her ari aranızda hissederek çalışınız. Çalışmaktan, öğretmekten yılmayımz. Mil­letimize karşı sevginiz ve ona yararlı )1-mak azim ve iradeniz her müşkülü yene­cek gücün tükenmez kaynağı olsun.

19 Kasım 1948

— Ankara:

BüyükMilletMeclisibugünsaat15de CevdetKerimİncedayı'mnbaşkanlığında toplandı. Müzakerelere eski Ticaret Bakanı Atıf İİnan hakkında Meclis soruş­turması yapmak üzere kurulan karma ko-İsmyon süresinin uzatılması hakkında::! tezkeresinin okunması ile başlandı ve ko­misyon süresinin üç ay daha uzatılması­na- karar verildikten sonra Rize millet­vekili Saim Ali Dilemre'nîn, Millî Ko­runma Kanununun 30 uncu maddesinin O fıkrasının 8 inci bendinin değiştirilmedi hakkındaki kanun teklifinin, geçici ko misyonda bu yolda diğer kanun teklifleri ile birlikte görüşülmesi hakkında İçişleri Komisyonunun tezkeresi okundu ve ka­bul edildi.

Bundan sonra Tokat milletvekili Nâzım Poroy'un, İstanbul Adliye Sarayı binası inşası için Ebussuut medresesi ile Başba­kanlık arşiv binasının yıkılmasına karar verilip verilmediği hakkında Başbakan­lıktan sorusuna cevap veren Başbakan yardımcısı ve Devlet Bakanı Faik Ahmet Barutçu şu açıklamada bulundu:

Sayınarkadaşlar,

Adalet Sarayının nerede yaptırılması uy­gun olacağı hakkında bildiğiniz gibi se­nelerden beri birçok tetkikler yapılmış­tır. Bu hususta en münasip yer plarak evvelce seçilmiş ve kararlaştırılmış olan Sultanahmet meydanı, buranın milletler­arası bir arkeoloji müzesi durumunda ol­ması, binanın yaptırılacağı yer diye bu­lunan tarihî kıymeti haiz İbrahim Paşa sarayının yıktırılması zarureti dolayısiy-le itirazlara uğramıştır. Bunun .üzerine bu kararın tatbiki durdurularak Beyazıt-ta eski Maliye Nezareti binasının bulun­duğu arsaya inşaat yaptırılması düşünül­müştür. Ancak buranın bir üniversite si­tesi halinde gelişmekte olan bir mevki olduğu ileri sürülmek suretiyle bazı iti­razları davet etmiştir. Bundan sonra Dü­yunu Umumiye idaresinden kalmış olan binanın tamir ve ihtiyaca göre dahilî tak­simatı tâdil edilmek suretiyle Adalet Sa­rayı olarak kullanılması düşünülmüş ve fakat bu binanın İstanbulda bulunan a-dalet dairelerini istiaba kâfi gelmiyeceği ve Beyoğlu cihetindeki mahkemeler için yeni bir bina yaptırılması zarurî olacağı neticesi kendini göstermiştir.

En son olarak, eski Danıştay binasının bulunduğu arsadan bir kısmı ile İstanbul' Valilik ve Defterdarlığı arasındaki saha­ya ve bu binaların deniz cihetinden "-nünde bulunan daha geniş sahaya, yek­diğerine bağlı üç binadan müteşekkil bîr

bütün şeklinde bir Adalet Sarayı yaptı­rılması tetkik edilmiştir. Buranın en önündeki sahanın bir ucunda Başbakan­lığa bağlı Arşiv Umum Müdürlüğü ile buna bitişik evrak depoları ve yakınında müstakil bir bina olarak da ayrı bir ev­rak hazinesi mevcuttur. Arkadaşımız. Adalet Sarayı buraya yaptırılmak için bu binaların yıktırılması kararlaştırılmış olupolmadığınısoruyorlar.

Şurasını önceden arzedeyim ki, Adalet Sarayının burada yaptırılması hususunda nihaî bir karara varılmış değildir. Burası da şimdiye kadar açıkladığım diğer mev­kiler gibi, Adalet Sarayı yaptırılmasına yarar bir yer olarak gözden geçirilmiş ûr. sarayın burada yaptırılması kararlaştırı­lırsa, binanın ne şekil alacağı, arsa va­ziyetinin ne olacağı, civarda bulunan ar­şiv binalarının durumu, şayet bu binala­rın kaldırılmasına zaruret görülürse muh­teviyatı olan tarihî vesikaların ve evra­kın nereye nakli ve vaz'ı münasip olaca­ğıhususlarıincelettirilmiştir.

Nihaî olarak Adalet Sarayının buraya yaptırılmasına karar verildiği takdirde dahi, ilk düşünülecek cihet, hiç şüphesiz paha biçilmez bir kıymeti haiz bulunan ve Osmanlı İmparatorluğundan başka or­ta Avrupa'ya kadar uzanan sahada yaşa­yan birçok milletlerin tarihleri ile sık; ilgisi olan evrak ve vasaikın her türlü halelden ve ziyadan vikayesini her su­retle sağlamak olacağına arkadaşımız şüphe etmesinler. Kaldı kî, Adalet Sara­yının bu sahaya yaptırılması, arşiv bina­larının behemehal yıktırılmasını da <a-rurî kılacak demek değildir. Bunların ol­duğu gibi muhafazası, yaptırılacak plân ve projelerde derpiş olunabilir. Muhakkak olan şudru ki, Sultanahmet meydanına ait kararın durdurulması ü-zerine gözden geçirilecek diğer. yerlerin hiç birisi hakkında nihaî ve.kat'î karara varılmamıştır.

Başbakan yardımcısının açıklamasını mü­teakip söz alan soru sahibi Nâzım Poroy, Başbakan yardımcısının beyanatının çok elâstikî olduğunu söyleyerek, hâlen Ada­let Sarayının inşası için düşünülen yer­deki Ebussuut medresesi ve Başbakanlık Arşiv Dairesi binalarının tarihî kıymetle­rine işaret ettikten sonra, Büyük Reşit Paşa tarafından arşiv olarak yaptırılan binanın geçen sene tamiri için 135 bin lira ve arşiv olarak tanzimi için de 400 bin lira sarfedildiğini kaydetti ve bu bidaların Adalet Sarayı için yıkılmasına imkân olmadığını bildirdi. Arşiv daire­sinin başka bir yere naklinden doğacak güçlüklere de işaret eden soru sahioi. vaktiyle İbrahim Paşa konağındaki tari­hî kıymeti haiz evrakın kese kâğıdı ya­pılmak üzere araba araba satışa çıkarıl­dığı zaman bunların Bulgarlar tarafın­dan yok pahasına satın alındığına işaret ettikten sonra. Arşiv Dairesi yıkıldığı takdirde buradaki evrakın da ayni âk> bete uğrayacağından korktuğunu söyledi. Adalet Sarayı için en müsait yerin İbrı-him Paşa konağı ve yanındaki arsalar oi.-duğunu söyleyen Nâzım Poroy, hükümet­ten, asarı atika binalara hiç bir şekilde d okunulmam asını sağlayacak bir kanun tasarısı hazırlamasını isteyerek sözlerine son verdi.

Soru sahibini müteakip tekrar kürsüye gelen Başbakan yardımcısı Faik Ahm^t Barutçu şunları söyledi:

Arkadaşımız. Başbakanlıktan şöyle bir iu-al sordular: Arşiv binalarının yıktırıla-cağı söyleniyor, doğru mudur, değil mi­dir? Bendeniz bu sualin tahrik edeceği diğer sualleri de beraberce cevaplandır­mış olmak için daha toplu bir şekilde ce­vap vermek istedim. Arkadaşımı sonra­dan dinlerken tekrar söz almayı düşünü­yordum. Ve bu defa vereceğim tafsilât. ile hoşuna gidecek, bir cevap alacağımı umarak da tatlı konuşacaktım. Arkada­şım birden Kasan Saka'ya teessüfle, şöy­le bir mütalâa serdettiler: Ben Başbakan­lığa bir soru sordum, dediler. Yardımcı cevap verdi. Başbakan da burada yoktur, dediler, yanlış anlamadımsa. Başbakanlı­ğa tevcih edilen bir sualin cevabını Baş­bakanın bizzat vermemesi teessüfe lâyık görülecek bir şey olmaktan ziyade, be­nim' sualime yardımcının cevap vermesi yerinde değildir, demenin teessüfe şayan olacağını ben cevap olarak arzedecek dâ-ğilim.

Nâzım Poroy (Tokat) — Öyle bir şey de­medim ki..

Devlet Bakanı ve Başbakan yardımcın Faik Ahmet Barutçu (devamla) — Beni ufak tefek gördülerse bilmem. Ama, zan­nediyorum, cevap verebilirim. Şimdi asıl konuya geliyorum, verdi­ğim cevap, kafi olarak yıkılacak veya yıkılmıyacak şeklinde olmamıştır. Ama, orada esasen Adalet Sarayının yapılması­na nihaî şekilde karar verilmiş olmadığı için ve nihayet Adalet Sarayı için düşü-

nülen yer etrafında ileri sürülen itirazlar üzerinde meselenin etrafiyle tetkik edil­mekte bulunması hasebiyle yıkılacaktır veya yıkilmıyacaktır, gibi bir şey sö.'-lemeğe zaten imkân kalmadığı içindir ki o şekilde vaziyeti izahla iktifa ettim. Şimdi tafsilâtını arzedeyim. Bir defaîs-tanbul'da Adalet Sarayı için itirazsız yer bulmıya imkân olmadıği anlaşılmıştır. Nereye gitseniz bir tarihî eser. tarihî kıymet taşıyan bir bina ile karşı karşıya gelmek ihtimali çoktur.

Eultanahmetteki yer için ileri sürülen itirazlar malûm, Beyazıt'ta bir yer bulun­du, burası gayet güzel, dediler, sonra burası için de Üniversite sitesi olmak üzere gelişen bir yerdir, doğru değildir. dediler. Nihayet Adalet Bakanımız İstan­bul'da bu işle meşgul olarak alâkadarlar­la, vali ile ve Prost'la görüşmüş, tetkik etmişler, bakmışlar, bu arsa üzerinde ne yapılabilir diye üzerinde durulmuştur ve incelenmiştir. Fakat bu da itirazları da­vet etti: Arşiv binasının kıymeti tarihi-yesi varmış, yüz sene evvel inşa edilmiş ve arşivciliğin icapları göz Önünde tutu­larak yapılmış ve saire dedikleri gibi, isviçre'den bir mimar getirilmiş. Bu mi­mar bütün bu kaideleri göz önünde bu­lundurmuş, rutubet derecesini hesapla­mış, ziya derecelerini, yangın ihtimalle­rini ve sairesi hesaplanarak ve bu bina öylece inşa edilmiş, asıl mühimmi içinde­ki vesaik yüz küsur milyon kadarmış... Bir asırdan beri bu evrakın tasnifine ça­lışılıyor ve meşgul olanlar ancak 16 kü­sur milyon vesikayı tasnif edebilmiş. Ba kıymetli tarihî vesaiki bir yerden diğer bir yere nakil çok müşkül. Ankara'da veya başka yerde bir arşiv binası yaptı­rılması fikri ileri sürülebilir. Burada ar­şivciliğin bütün icapları göz önünde bu­lundurularak bir bina, ondan sonra tasnif edilmiş vesaikin birbirine karışmasına imkân vermiyecek surette nakledersiniz, yerleştirirsiniz. Ondan sonra arşiv bina­sının yıkılması lâzım mı, değil mi, muha­fazasına lüzum var mı, yok mu, bir karar verirsiniz. Ama, bunlar derhal Nâzım Po­roy arkadaşımızın hemen hükümet bu yı-kılamaz desin.

Nâzım Poroy (Tokat) — Yıkılamaz. de­mesi lâzımdır.

Başbakan yardımcısı Faik Ahmet Barutçu (devamla) — Şimdi, orada bir Adliye Sa­rayı yapıldığı takdirde o binaların yıkıl­ması icap eder mi, etmez nîi, icap etme­den bu Adalet Sarayı oraya yaptırılabilir David J. Eflinger. Suudî Arabistan'daki Dhahran hava meydanından kalkarak ya­rın saat 31de Etimesut hava alanına ineceklerdir.

Amerikan yardımı hava kısmı başkanı General Hoag. misafirler şerefine saat 13 de Ankara Palasta bir öğle yemeği ve­recektir. Misafir heyet, pazartesi günü saat 16 da Mîlîî Savunma Bakanı Hüsnü Çakır'i, 16,30 da Genelkurmay Başkamı Orgeneral Salih Omurtak'ı, 17,15 de Türk Hava Kuvvetleri Komutam Orgeneral Zeki Doğan'ı makamlarında ziyaret ede­cektir. Heyet salı günü saat 9 da Etimes­ut hava meydanından hareket ederek Al­manya'da Wiesbaden'e gidecektir. Misa­firler şerefine Pazar akşamı Amerikan Büyük Elçisi Wadsworth, pazartesi akşa­mı da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Omurtak tarafından bir yemek verilecek­tir.

Yarın şehrimize gelecek olan heyet, bü­tün dünyadaki Amerikan hava üsleri ve tesislerini ziyaret ve ikmal bakımından ihtiyaçlarını tesbit etmektedir. Heyetin memleketimize yaptığı bu ziyaret tama­men hususî bir mahiyettedir.

— Zonguldak:

Harp sonrası şartlarının zorlukları için­de kurulan ve Türkiye'nin sanayileşme hareketinde bir örnek olan iki yeni tesis, Çatalağzı elektrik santralı ile ateş tuğla­sı fabrikasının açılmaları bugün Zongul­dak ili halkı için hakikî bir sevinç kay­nağı olmuştur. Etibank'm, sanayiimizin elektrikleştirilmesi gibi mühim bir gaye­yi ve Sümerbank'm Türk sanayi hayatın­da çok ehemmiyetli olan ateş tuğlası gi­bi tesisleri meydana getirmeleri memle­kette bu sahada bir yenilik teşkil etmek­tedir.

Bu münasebetle yapılan törenlere katıl­mak üzere Başbakan Hasan Saka, Büyük Millet Meclisi adına Feridun Fikri Dü-şünsel'in başkanlığındaki Millet Mecli-;i heyeti ile Adalet Bakanı Fuat Sirmen -den, Sümerbank ve Etibank erkânı ve bakanlık ileri gelenlerinden mürekkep bir heyet buraya gelmiş bulunmaktadır. Bu heyete İngiltere Büyük Elçisi Sir David Kelli ile Türk - İngiliz ticaret anlaşma­lar] görüşmelerine iştirak etmek üzere Ankara'ya gelen Sammervell Smith ve Çatalağzı santralı inşasını yapan Metro­politen Wikers Umum Müdürü Cook ve bu tesislerin inşası ile ilgili diğer İngiliz

grupları mühendisleri de davetli olarak refakat etmekte idiler.

Zonguldak havalisi halkı tarafından sev­gi tezahürleri ile karşılanan bu heyeti getiren tren saat 8,15 de Filyos'a vâsıl olmuş, istasyonda, başta bando olduğu halde bir kıta asker, Başbakan Hasan Sa­ka ile Büyük Millet Meclisi heyetine ih­tiram resmini ifa etmiş ve Zonguldak Valisi doktor Mithat Altıok, gelen heyete hoş geldiniz, demiştir. Bundan sonra doğ­ruca ateş tuğlası fabrikasına gidilmiştir. Fabrika Müdürü Faik Akbay, verdiği bir demeçte ateş tuğlasının sanayide işgal et­liği Önemi tebarüz ettirmiş, bu fabrika­nın sanayi bakımından temin edeceği fa-ide'ei: ve sanayiin gelişmesi hususunda­ki yardımını açıklamıştır. Büyük Millet Meclisi Başkan vekillerinden Feridun Fikri Düşünsel de bu güzel tesisin dai: ma artan bir hamle ile ilerlemekte olan Türk sanayii için hayırlı olmasını dile­yerek fabrikayı açmıştır. Fabrika ve fab­rikanın tesisleri gezildikten ve biraz is­tirahat edildikten sonra oradan ayrılma-rak Çatalağzına gidilmiş ve burada da yine Zonguldak halkı, partililer ve muh­telif teşekküller tarafından karşılanan Başbakan Hasan Saka ve Büyük Millet Meclisi heyetine askerî merasim yapılmış ve Zonguldak valisi Dr. Mithat Altıok güzel bir söylevle Zonguldak halkının sevgi ve şükranlarını ifade etmiş ve Ata­türk'ün direktifleriyle başlayan sanayileş­me hareketinin her şeye rağmen durma­dan devam edip gittiğinin bir misali olar. bu son eserin değerini belirtmiştir.

Başbakan, kısa bir hitabeyle Cumhuriyet hükümetlerinin sanayileşme hareketleri­ne verdikleri önemi işaret ederek bu gü­zel toplantıya İngiltere Büyük Elçisi Kel­li ve arkadaşlarının da katılmalarından duymuş olduğu memnuniyeti izhar eyle­miştir. Başbakanın hitabesinden sonra Feridun Fikri Düşünsel uğurlu olması di­leğiyle kurdelâyı keserek santralı işlet­meyeaçmıştır.

Santralın gezilmesinden sonra davetliler izaz edildikleri salonda fabrika müdür muavini İhsan Çatalağzı elektrik santra­lının kuruluşunu ve bu tesisi vücude ge­tirmek için yapılan teşebbüsleri anlatmış bugün resmen işletmeye açılmış bulunan santralın Zonguldak kömür sanayiine, Ka­rabük demir ve çelik fabrikalarına bir enerji kaynağı olarak önemini açıklamış bunun vücut bulması için gayret ve bilgilerini mükemmel bir surette kullanmış olan Türk İngiliz mühendis ve teknisi-yenlerine ve bu tesisleri kuran teşekkül­lere teşekkürlerini bildirmiştir. Çatalağzı santralının inşasını üzerine al­mış olan metropoliten Wikers müdürü Cook da kısa bir hitabeyle verdiği cevap­ta izhar edilen duygulara teşekkür etmiş ve bu eserle Türk İngiliz personeline ve kendileriyle teşriki mesaide bulunmuş olan Türk ve İngiliz mühendis ve tekni-siyenleriyle Etibank idarecilerine karşı tahassüslerini ifade eylemiş, daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanve-kili ve Millet Meclisi heyeti Başkanı Fe­ridun Fikri Düşensel Büyük Millet Mec­lisi heyeti adına verdiği bir demeçte bu yolda hükümetçe vaki her türlü arzunun geniş bir anlayış ile daima tasvip edilmiş bulunduğunu ve bugün burada başmd-ı bulunduğu milletvekilleri heyetinin hazır bulunmasının delâlet ettiği mânayı be­lirtmiştir.

Feridun Fikri Düşünsel Türk ve İngiliz fen ve iş adamlarının bu müşterek eser­lerinde Türk sanayiinin gelişmesinde ifa edeceği hizmetlere işaret ederek bunun ilerde de bu suretle devam edip gidece­ğinden emin olduğunu söylemiştir. Çatalağzmdan sonra da Kozluya gidilerek burada Uzun Mehmet 2 kuyusunun açıl­matöreniyapılmıştır.

— Zonguldak:

Kozlu Uzun Mehmet ikinci kuyusunun açılma töreni de çok güzel olmuşutr. Bas­ta Başbakan olduğu halde Kozlu'ya gidi­lerek Ereğli kömürleri işletmesi idareci­leri tarafından karşılanmıştır. Bando­nun çaldığı İstiklâl marşından sonra Bü­yük Millet Meclisi ba§kanvekillerinden Feridun Fikri Düşünsel tarafından kur­dele kesilmiş ve başmühendis Hakkı Kök tarafından bir söylev verilmiştir. Heyet vilâyet makamında valiyi ve müteakiben Halkevini ziyaret etmiş ve Halkevi çalış­maları hakkında Başbakana ve C. H. P. Genel Sekreteri izahat almışlardır. Saat 16.30 da Ereğli kömürleri işletmesi imar müdürlüğü binasına gidilerek Zonguldak kömür limanının muhtelif proje ve ma­ketleri üzerinde tetkikattâ bulunulmuş .ve bu hususta işletme Umum Müdüründen etraflı izahat alınmıştır. Buradan çıkıldıktan sonra Başbakan ve misafirler istasyona gitmişler ve başta vali olduğu halde havanın bozuk olması­na rağmen, kalabalık bîr halk topluluğu

tarafından saat 18.05 de Ankara'ya uğur-lanmışlardir. Vali ve işletme Genel Mü­dürü misafirleri Kilimli'ye kadar uğurla-mışlardır.

Üç açılma töreninin yapılması dolayısiy'.e Zonguldak çok neşeli ve hareketli gün­lerinden birini yaşamış, törenlerde ' bir çok vatandaşlar hazır bulunmuşlardır.

28 Kasım 1948

— İstanbul:

Türk-Yunan millî futbol maçı bugün İn­önü stadında yapıldı. Kar, saat 12 den iti­baren tekrar başlamış olmasına rağmen, stada 20 bini bulan bir seyirci kütlesi top­lanmıştı. Sahanın bir kenarında Ankara radyosu, diğer kenarında teknik üniveı -site radyosu kalenin arkasında da şehir bandosu yer almıştı.

Saat tam 14,30 da maçı idare edecek olan İtalyan hakem Dattilo ile yan hakemleri ve onları takiben evvelâ beyaz fenilâ ve mavi pantalonları ile Yunan millî takımı ve arkalarından Türk millî takımı şiddetli alkışlar arasında sahaya çıktılar. Yapılan seremoni esnasında evvelâ Yunan millî marşı, müteakiben istiklâl marşı çalındı. İstiklâl marşı çalmirken stadı dolduran halk marşı söyliyerek bandoya refakat etti. Bu sırada direklere Yunan - Türk ve İtalyan bayrakları çekildi. Töreni müte­akip Türk takımı renklerin karışmaması için duz kırmızı forma giydi.

Türk millî takımısahaya şöyle çıktı: Cihat-Naci.Vedii- Hüseyin,Bülent. Musa - İsfendiyar, Gündüz, Reha, Muzaf­fer,Şükrü.

Yunan takımı:

Velodinos - Paraskos, Murados - Minegos. Stefanidis, Mikoloskos - İskarbiris, Ska-nos,Mavropulos, Apostolides.

Oyuna Türk takımı başlıyor. Üç dakika tamamlanmadan evvel ortadan yapılan bir hücumda Muzafferin pasını yan bir kafa vuruşu ile tamamlıyan Reha Türk takı­mının ilk golünü yaptı. Bundan sonra Türk takımı Yunan yarım sahasına yer­leşmiş gibiydi. İki taraf da kaypak o-lan sahada topu kontrol edemiyordu. Türk takımının sağdan yaptığı hücumlar Yunan kalesi için daimî bir tehlike teşkil etmekteydi. 7 inci ve dokuzuncu dakika­larda iki fırsat kaçırıldı. 20 nci dakikada eni bir hücum yapan Türk takımı ikinci golünü de şu suretle kaydetti. Bir Yu­nan hücumunu karşılıyan Musa topu uzun bir vuruşla İsfendiyara verdi, İsfendiya-rm ortaladığı topa kaleye çok yakın me­safede bir kafa çıkaran Reha ikinci golü de yapmağa muvaffak oldu. 25 inci dakikadan sonra oyun aşağı yu­karı muvezeneli bir şekle girdi. Yunanlı oyuncular Türk kalesine hücumları sik-laştırdilar. Bu hücumlar tehlikeli olmaya başladı. 30 uncu dakikada Yunanlı sant-trforun müsait bir durumda çektiği şut kale direği yanından auta çıktı. Akabin­de soldan başlayan bir Yunan hücumunu da müdafaa, güçlükle önliyebildi. 40 inci dakikada Yunanlılar kalecilerini değiştirdiler. Devrenin iki sıfır bitmesi beklenirken 44 üncü dakikada uzun bir pasa yetişen Yunan solaçiği Naciyi atla­tarak kısa bir sütle takımına güzel bir gol kazandırdı. Ve devre bu suretle 2-1 sona erdi..

İkinci devrede Türk takımında Gündüz'ür. yerine Galip sağiç oyunuyordu. îlk da­kikalardan itibaren Yunan takımı sıkı hü­cumlar yapmıya başladı. 15 inci dakika­dan sonra Galibin yerine Salâhattin girdi. 25 inci dakikadan sonra Yunanlılar aşağı yukarı teşebbüsü ele aldılar. Sununla be­raber Türk takımının da baz; tehlike!: hücumları göze çarpıyordu. 20 uncu da­kikadan sonra Yunanlıların baskısı biraz daha artmakla beraber gol yapılamadı. Ve Türk Yunan millî maçı 2-1 Türk takımı­nın galibiyetiyle sona erdi.

29 Kasım 1948

— Ankara :

BüyükMillet Meclisi bugünsaat15de Feridun Fikri DüsünseTin başkanlığında toplanmış ve müzakereye bağımsız İstan­bul milletvîeknli Adnan Adıvsr'm Millî Eğitim Bakanlığından bir sorusuyla baş­lanmıştır. Adnan Adıvar bu soru Öner­gesinde, Profesör Hirsch'in Almanya'ya seyahati esnasında Türk talebelerinin Al­man Üniversitelerine kabulü için işgal makamları nezdinde yaptığı söylene» te­şebbüs için yetkili kılınıp kilınmadığmtn Meclisin vaktini işgal etmemek için, evet veya hayır şeklinde Millî Eğitim Baka ■ rıncacevaplandırılmasınıistiyordu.

Adnan Adıvar'm soru önergesi şekli Mec­liste umumî bir tasviple ve alkışlarla kar­şılanmış ve kürsüye gelen Millî Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu, Profesör Hir-feh'in Miîlî Eğitim Bakanlığınca böyle bir vazife ile tavzif edilmediğini söylemiştir. Bundan sonra Kocaeli milletvekili Sedat Pek'in, hükümetle Zingal şirketi arasın­daki ihtilâfa dair sorusuna geçilmiş, fa­kat soru sahibi bugünkü oturumda hazır bulunmadığı için sorunun cevaplandırıl­ması başka bir güne bırakılmıştır.

Müteakiben gündeme devam edilmiş ve Türkiye ile Kanada arasında Ottawa'da aktedîlen Modüs Vivendi'nin onanması hakkındaki kanun tasarısı kabul edilerek. Başbakanlık kuruluşu hakkındaki kanu-, na bsğlı cetvele eklenen kadroların kal­dırılmasına dair tasarının birinci müza­keresi yapılmış ve oturuma son verilmiş­tir.

Mîllet Meclisi gelecek toplantısını çarşam­ba günü yapacaktır.

Bugün bu Kurumun IV. Kurultayını vücuda getirmek üzere toplan­mış bulunuyorsunuz. Kurumun işlerinin daha çok verimli, semereli olması burada yapacağımız mesaiye bağlıdır. Size muvaffakiyetler düerim. Yalnız şimdiden şu noktaya işaret etmek isterim ki, Türk mîlletinin yeni medeniye­tini meydana getirmek yolunda Türk Tarih Kurumunun büyük vazifesi ola­caktır.

Bu kurumun her çeşit çalışmaları, yayınları, bilhassa hafriyatlar kendisine dünya ölçüsünde şimdiden bir şöhret temin etmiştir.

Bu başarılı çalışmaları millet bu kurumdan beklemektedir. İnşaallah Türk Tarih Kurumu yakın bir zamanda daha da verimli olacaktır.

Kurum, Atatürk'ün bize tevdi ettiği bu değerli müessese mütemadiyen ilerle­yecek ve zaman içinde muvaffakiyetle gelişip gidecektir.

Yüksek kongreye başarılar dilerim.

Türk Tarİh Kurumunun toplantısında Kurum Başkanı Şemsettin Günaltay'ın nutku:

— Ankara:

Türk Tarih Kurultayının bugünkü açılış toplantısında Kurum Başkanı Sivas milletvekili Şemsettin Günaltay, Tarih Kurumunun umumî çalışmaları üzerinde şunutkuiradetmiştir:

Aziz Cumhurbaşkanımız, sayın dinleyiciler,

Millî tarihimizin ana kaynaklarını, bilinmeyen belgelerini derlemek, bütün devirlerini aydınlatmak göreviyle büyük Atatürk tarafından kurulan, onun açtığı geniş yolda azimle yürüyen Kurumumuz, bugün dördüncü ilmî top­lanışını yaparken, hüzün içinde derin bir huzur duymaktadır.

Vicdanî huzur duyuyoruz. Çünkü Atatürk'ün fâni hayata gözlerini kapadığı matemli günün yıldönümünde onun manevî varlığı olan millî ideallerinden birinin tahakkuku yolundaki çalışmaları belirtiyor, bu suretle ruhunu şâd et­tiğimize inanıyoruz.

Kongremizi yüksek huzrulariyle şereflendiren, çalışmalarımıza her zaman yakın ilgilerini göstermekle bizi şevklendiren hami reisimiz aziz Cumhur­başkanımıza derin minnet ve şükranlarımı sunar, davetimize lûtufkâr ica-betleril-e bu toplantıyı kıymetlendiren muhterem zevatı, mesaileriyle göğsü­müzükabartanbilginlerimizisevgivesaygıileselâmlarım.

Muhterem dinleyiciler,

Türk Tarih Kurumunun başarmakla görevli bulunduğu konular, çeşitli ol­duğu kadar engin ve pürüzsüzdür. Tabiî o nisbette de azimli ve sürekli me­sai istemektedir. Mjillî tarihimiz, önsüz maziden, sonsuz istikbâle doğru, za­man zaman coşarak taşan, vakit vakit dinerek inen, fakat muttasıl çağlayan bir oluşlar akınıdır. Devir devir, cihan tarihinin seyrini değiştiren bu oluşlar akınının, birbirlerini doğuran, birbirlerini olgunlaştıran büyük çağlarını, ayrı ayrı incelemek, ayrı ayrı aydınlatmak zarureti vardır.

Önce her çağı bu suertle derinden derine tetkik etmek, sonra da elde edilen belgelere dayanarak sentez yapmak yoluyladır ki, Türk'ün millî karakteri, cibillî kabiliyeti, meknuz kudreti ve nihayet bugünkü varlığının sırrı, yarınki durumunun ana çizgileri belirtilebilir.

Meselenin vuzuhla anlaşılabilmesi için şeker istihsal ve istihlâk durumumu­zun son ! 0 seneye taallûk eden bir kısım rakamlarını gözden geçirmekte fay­da vardır:

Harbe takaddüm eden beş senelik devrede şeker satışlarımız 60.000 tondan başlamış, 100.000 tona kadar çıkmıştır. Buna mukabil istihsalimizin azamî seviyesi ancak 94.000 tonu bulmuştur.

Şeker istihlâkinin istihsalle ayarlanması ve harp yıllarının artan masraflarına karşılık bulunması maksatlarını bir arada güden bir düşünüş mahsulü olarak 1942 ve 1 943 yıllarına rasdıyan devrenin bir kısmında şeker fiyatları en yüksek seviyesile 480-500 kuruşa çıkarıldığı vakit, istihlâk ilk yıl 62.000 ve ikinci yıl da 42.000 tona düşmüştür. Bu durum üzerine fiyatlar 1944 de 1 8G~ 200 ve 1945 ile 1946 yıllarında da 150-170 kurusa kadar indirilmiştir. Bu üç yıl zarfında istihlâk yine artmağa başlamış ve sırasiyle fiyat inmesile uy­gun bir tempo dahilinde evvelâ 75, sonra 85 ve 1946 yılında da 95 bin tonu bularak o yıl için elde olunan 96 bin tonluk azamî rekolte miktarına var­mıştır.

Böylelikle 1947 yılı durumuna geliyoruz. Bugünkü şeker durumu ile bu yılın hususiyetleri birbiriyle pek yakından alâkalıdır. Şurasını hemen arzedeyim ki 1947 yılı başında şeker fiyatları yeniden ucuzlatılmış, kristal şeker İ50 ku­ruştan 100 kuruşa ve küp şeker de 170 kuruştan 130 kuruşa indirilmiştir. Bunun neticesi olarak istihlâk yeni baştan hızlanmış, piyasanın bu en ucuz malı üzerinde o güne kadar görülmeyen bir talep kaydoİunmustur.

Gerçekten,yurdumuzdaşekerfabrikalarınınişebaşladıkları1926yılından

1946yılma kadar, bu 21yıllık devrede yüz küsur bin tonluk bir satış kay­
deden bir sene müstesna,sat:şlar miktar itibariyle hemen daima yüz bin to­
nunaltında temevvüçetmiştir.Arzettiğimfiyatindirmesinimüteakip1947
yılındakisatışmiktarı ise148.000tondur.Bumiktarın,istihsalimiziyüzde
elli nisbetinde aştığı ve aylık12.000 tonluk bir sarfiyat ortaya koyduğu gö­
rülür. Bu tempo1948 yılı ilk dört ayında da aynen devam etmiş ve dört ay
içinde 48.000 ton şeker satılmıştır.

İşte böylece bugünkü gensorunun hududuna gelmiş bulunuyoruz. Muhterem arkadaşlarım,

1947yılı başında meydana gelen ve böyleceî 948mayısına kadar devam
eden bu satış seviyesinihükümetiniz,normaladdetmek ve istihsal noksanı­
mızıdışardantedarikederekşekerpiyasasındakibugelişmeyiolduğugibi
idameeylemekçarelerinemüracaatederken,Mayısayındaşekerpiyasası
bilhassapsikolojikâmillerintesirialtındabirdenbireyeniinkişaflarasahne
olduvesatıştalepleri yenidenartarak,varılanseviyeyidesüratlegeçmek
istidadını gösterdi. Bu ayın ilk onbeşinde meselâ İstanbul'un100 tonluk gün­
lükihtiyacıbirden500tonafırladı.Ve, diğer yerlerdedebutemayüller
başladı.

Aylık 12 bin tonluk bir satışa göre tertiplenmiş olan stok ve dışarı sipariş imkânlarımızla bu yeni artış karşılanamazdı. Bu taleplere göre şeker piyasa­sına serbestçe arzda bulunabilmek için yeni kampanyayı yani eylül ayını bulmak ve kendimize yedi sekiz ay yetecek olan iç istihsale ulaştıktan sonra bunun sarfedildiği müddet zarfında istihsal açığımızı ithal yoliyle temin ede­rek bir sonraki rekolteye kavuşmak icabediyordu.İşte böylece ve yalnız bu

maksatlarla mayıs ayında ağustosun 15 inden itibaren tekrar sipariş kabu­lüne başlanmak üzere ancak eylül ayına kadar devam edeceği sarahaten be­lirtilerek şeker satışları tahdide tâbi tutulmuş ve keyfiyet zamanında Büyük meclisinize böylece arzedilmİşitir.

Sırası gelmişken şurasını yüksek huzurunuzda katiyetle arzetmek isterim ki, mayıs ayında tahdide gidilirken şeker fiyatlarına en küçük bir zam dahi yap­mağı düşünmedik.

Eylül ayı gelince ve rekoltemiz idrake başlanınca bidayeten vaki beyanlarla mutabık olarak, şekeri, bildiğiniz gibi serbest bıraktık. Bu sırada fiyatına da bittabi dokunulmadı. Çünkü, arzetmiştim, böyle bir zammı o tarihte hâlâ düşünmüyor, bütçe çalışmaları ilerledikçe varidat menbalarmı diğer sahalar­da aramağa devam ediyorduk.

Aziz arkadaşlar,

Şekere zam yapmanın mutlak zarureti ile ilk defa Eylül ayı ortasında bütün. Bakanlık ve hizmet bütçelerinde yapabileceğimiz azamî tasarrufları yaptık­tan sonra umumî bütçeyi bağlarken karşılaştık. Devam eden Millî Savunma masraflarını, içinde bulunduğumuz aylar ve 1949 yılı boyunca karşıhyabil-mek yanında, kalkınma hamlelerimizi de ihmal etmemek için yeni kaynak bulmak şart olmuştu, ithalâta döviz verme zorlukları yurtta âdil ve ihtiyacı karşılıyabilecek bir tevzi sistemi kurmağa müsait olmıyan şartlar gibi, şeker fiyatına zam yapmağı zorhyan ve fakat tarafımızdan henüz kâfi görülmeyen bazı âmillere bu son zaruret de ilâve olununca bildiğiniz ve bugünkü-genso- zam meydana gelmiştir.

Saym arkadaşlarım,

Hâdiseleri kronoloji itibarile huzurunuza yayan ve bu arada hükümetin gö­rüşünü ve hangi zaruretlerle ve ne zaman bu zamma karar verdiğini açıklı-

yan bu maruzatımı, şimdi müsaadenizle, gensorudaki sualler sırasiyle birer birer tamamlıyalim:

Birinci soruda i 7 Eylülde şekere yapılan zamla 29 Temmuzda, şekere zam yapılacağının doğru olmadığı yolunda Ulus gazetesinde intişar eden beyanat arasında görülen tezadın izahı istenmektedir.

Arkadaşlar, 29 temmuzda Ulus'ta çıkan Bursa'daki konuşmalarımın özü şu­dur: «Şeker fiyatlarına bir zam düşünmemekteyiz. İhtiyacı ithal yoliyle kar­şılamağa çalışacağız...» Filhakika 1 7 eylüle kadar bu fikrimi muhafaza ettim. Sözü edilen tarihte hükümetçe fiyat zammı karara alınması sebeplerini ise müteakipsorulan cevaplandırırkenesasendaha çokaçıklamışolacağım.

Şimdi ikinci soruya geçiyorum. Bu soruda yapılan zammın maksat ve zaru­retinin izahı isteniyor.

Buraya kadar verdiğim izahatla bu maksat ve zarureti açıkladığıma kaniim. Fakat yüksek müsamahanıza güvenerek vaktinizi biraz daha almama ve bu noktayı biraz daha derinleştirerek arzetmeme İzninizi rica ederim.

Evvelâ şurasını belirteyim ki; «şekere niçin zam yapıldı?» suali yalnızca ve tek bir sebebe irca edilerek cevaplandınlamaz. Bu zam kararında bir sıra sebepleri hep bir arada mütalea etmek zarureti vardır. Bunları birer birer arzediyorum:

I — 1947 yılı ile 1948 yılı ilk dört ayının satış seyrine göre istihsal ile is­tihlâk arasında şöyle böyle üçte biri, yani 50 bin tonu aşan ve fakat frenle-

nemezse belki de 70-80 bin tonu dahî bulacağı sezilen fark muvacehesinde ithalâta devamın açık mahzurları,

2 — DÖviz imkânlarımızın tebellür eden gayri müsait durumu,

3—Bütçe zaruretleri,

4 — Tevzi sisteminin bütün yurtölçüsünde tatbikineiç şartlarımızın müsait

olmayışı,

Gibi türlü maksat ve zaruretleri birbirine eklemek icabeder. Esasen zam ka­rarı da, öteki daha çok hâkim, beriki daha az müessir, ve fakat bütün bu unsurların birbirlerine eklenmesi sonunda meydana gelmiştir.

Gelir cazibesi tek başına hâkim olsaydı fiyat zammına belki daha mayısta gitmek icabcderdi. Bütçe hazırlıklarının ancak ve bizzarur eylül ortalarında tekemmül etmesi ve gelirler ve giderlerin bütçe tasarısında kesin şeklini al­ması sırasında, açıkladığım zaruret görülmeseydi muhtemeldir ki tevziin en az mahzurlu yolu aranırdı.

Döviz imkânlarımız geniş olsaydı varittir ki ne zam ve ne de tevzi şekilleri düşünülür, gittikçe genişleyen istihlâk büyük Ölçüde ithalâtla karşılanarak gümrük resminden ve fiyat farkından elde olunacak gelirle iktifa olunurdu. Hulâsa: bütçe giderlerinde türlü kesinti tedbirlerine rağmen, bir taraftan Mil­lî Savunma masraflarını kısıntısız, olduğu gibi karşılamak, diğer taraftan dış tediye durumumuzu gözönünde bulundurmak ve ona göre istihlâki iç istih­salle ayarlamak zorunda ve durumunda kalan hükümet, — son dakikaya kadar kaçınmış olmakla beraber — şeker fiyatlarına ölçülü bir zam yapmak kararına varmış bulunmaktadır.

Üçüncü soru şudur:

(Şeker gibi lüzumlu ve yararlı bir gıda maddesinin herhangi mülâhazaya da-ysnırsa dayansın, istihlâkini, istihlâk vergisini geniş bir lâubalilikle arttırmak suretiyle azaltmanın ve bu gıda maddesini bütçeye varidat temininde kolay bir kaynak telâkki etmenin devlet mefhumu ile nasıl telif edilebildiğinin iza-ha).

Muhterem arkadaşlarım,

Bu soruya cevap vermek ve soru sahiplerini tatmin etmek çok çetin bir iş olarak belirmektedir. Çünkü sualin içinde (herhangi mülâhazaya dayanırsa dayansın) denilerek, verilecek izahatı, gösterilecek sebepleri önceden kabul etmiyen bir ifade var. Sorunun bu şekilde oluşuna işaret ettikten sonra kıs­men vaki maruzatımın tekrarı olacak olcn görüşümü arzedeyim:

Yüksek huzurunuza takdim edilmiş bulunan 1 949 bütçe tasarısının tetkikin­den de anlaşılacağı üzere, hükümet, gider tertiplerinde mümkün olan tasar­rufları yapmış olduğuna kanidir. Bu kısıntılar yapıldıktan sonra Millî Savun­mamız, kalkınmamız ve diğer devlet hizmetleri için zarurî olan giderleri, vergilerimizin bazılarının gösterdiği inkişafa rağmeri, karşılayamıyacağı an­laşılmıştır. Bu durumda ya müsait görülen bazı vergi kaynaklarına başvur­mak veya istikraz yapmak veyahut açığı emisyon ile kapatmak şıklarından birini tercih etmek lâzım geliyordu. Hükümet huzurunuza gelmiş olan bütçe­yi tanzim ederken açığın bir kısmını olsun yeni vergilerle kapatmak yolunu tercihte tereddüt etmemiştir.

Şekere yapılan zammın diğer eşya ve hidemat üzerinde tabiî ve zarurî bir in­ikas yaratacağı yolunda, gensoruda ileri sürülen iddia ise nazarî bir mahiyet arzetmekten ileri geçemez.Gerçek şeker fiyatlarına yapılanzammın,gerek

harp içinde ve o günkü şartlar ilcasiyle yapılan zamlara* nazaran ölçülü bir nîsbette olması bakımından gerekse şekerin zamdan evvelki fiyatının müma­sil maddelerin fiyat seviyesi içinde arzettiği nisbî düşüklük bakımından diğer ihtiyaç maddeleri fiyatlarını kamçılaması ve memlekette mahza bu yüzden umumî bir fiyat yükselişine yol açması için herhangi makul bir sebep mü­lâhaza edilemez.

Arkadaşlarım pek iyi bilirler ki, herhangi bir fiyat manzumesi içinde bir mad­denin fiyatına yapılan zammın diğer eşyaya sirayeti, iktisat ilminin tanıdığı bir Tjmumî kanunla olur, bu kanunun ismine de ikame kanunu derler. Bir maddeye yapılan zam, ihtiyaçlara nîsbetîle o maddenin yerine kaim olmak istidadını haiz olan diğer emtianın talebini tahrik etmek suretiyle onlaran fi­yatlarında bir in'ikâs vücude getirir. Şekere zam yapıldığı zaman, şeker ye­rine kaim olacak pekmez, bal ve emsali, yani ikame imkânını haiz maddenin fiyatı zamdan evvel çok yüksek olduğundan, bu maddelerin fiyatları bugün dahi eski halini muhafaza e'mektedir. Bir istisnası, şei.erin iptidaî madde ola­rak kullanıldığı mamullerle, şekerden yapılan maddeler şüphesiz iptidaî mad­denin fiyatında husule gelen fazlalaşma sebebiyle o mamulün kıymetinde bir tezayüt husule getirmeleri tabiî bir kaidedir.

Muhterem arkadaşlar, dördüncü soru, bu zamlara rağmen istihlâkin iç istih­salle karşılanamadığı takdirde yeni zamma mı, vesikaya ma veya ithalâta -ma gidileceği noktalarını ihtiva ediyor.

Bu sualin, muhtevasında biraz lâtife ve belki biraz şaka kokusu Â& varılır.. Fakat arzedeyim ki, şeker fiyatlarına yapılan zammı [müteakip istihlâkin ta­kip ettiği seyir, alınan karalra istenilen neticenin elde edildiğini gösterir ma­hiyette bulunmaktadır. Bu fiyatlardan sonra şeker istihlâkâtımn temposu b.u senenin istihsali ile elimizde mevcut stokun seviyesine çıkarılamayacağı ka­naati hasıl edilmek derecesinde kuvvetlidir.

Şekerden alınması münasip görülen ve ölçülü ifade ettiğim zam da kâfi de­recede yapılmıştır. Herhalde muhakkak olan bir şey varsa /hükümeti» şeker fiyatına yeniden bir zammı hiç bir ariyerpanse, hiç bir rnütekaddim fikre is­tinat etmeksizin, hiç bir gizli niyet beslemeksizin sarahaten ;ifsde ediyorum, Böyle bir niyet ve maksat mevcut değildir. (Sağdan: yarin değişebilir, ses­leri)

Nitekim vakılar da bunu göstermiş ve şekerden imâl edilen -maddeler istisna edilirse diğer eşya fiyatlarında bu zammın tesirleri görülmemiştir.

Edirne'nin 25 Kasım Kurtuluş Bay­ramı...

Yazan: Mehmet Faruk Gürtunca

İstan -

25Kasım1948tarihli«HerGün»
bul'dan:-—"~

Edirne; Meriç kıyısı boylarında Türkiy-î-nin ilk batı bekçisi olan bu tarihî şehri­miz; bugün kurtuluşunun 26 ncı dönüm yılını kutl ulamaktadır. Her yıl Kasın: ayının 25 inci günü bu kahraman belde, bu sevinci bir daha içten duymakta, batı ufuklarından öteye ayni kahraman edâ ile baş kaldırarak bir kere daha bakmak­tadır. Kendisine dikilen kem gözler var mı diye!..

Bu sabah, güzel Selimiye'nin inci mina­relerinden ikisinin arasına ve muhteşem kubbesinin üstüne gerilen koca Türk bay­rağı bu toprakların ne kadar Türk oldu­ğunu ve Türk kalacağını, bu topraklar için ihtiras duyanlara ne beliğ anlatmak­tadır.

Bu yerler, düşmanlar için tekin değildir. Bu âbidelere kirli ayaklar basmağa kal­kınca başta koca Mimar Sinan olmak ü-zere atalarımızın ruhu kıyam eder ve:

— Buralara girilemez.! der.

Vatanı koruma gücümüz, ayni dedeleri­mizin kahraman ruh gücüdür. Bu haslet, bize onlardan gelmektedir. Ve ebede ka­dar devam edecektir.

Selimiye'yi Edirne'ye sonsuzluğa kadar armağan' eden Mimar Sinan Ağa, Yavuz ordularının bir sanatkâr eri idi. Fakat memleketin her yolunda rastlanan köp­rüler,herdağındagörülen kaleleronun eseriydi. Kanunî orduları kaç defa İs­tanbul'dan onunla birlikte kalktı; onunla birlikte eseri olan Büyükçekmece köprj-sünden geçti, onun eseri olan Lüleburgaz kervansarayında konakladı, onun eseri olan Havsa camimin sebilinden su içti ve ilk büyük konaklama için Edirne-ye doğru iîerlendiği zaman saatlerce me­safeden onun büyük eseri Selimiye ile göğsünü kabarttı. Belgrad, Budin. Tuna dönüşünde Edirne'ye uğrayan ordular. İstanbul hasretini coşkun cura sesleri ara­sında Edirne'de unuturlardı.

Trakya, Türkün bu caimleriyle, mescitle­rimle, imaretleriyle, hanları, hamamlariy-ledir ki, ebediyen Türk kalacaktır. Bi-:. mührümüzü bu topraklara bu eserleri­mizle basmış bulunuyoruz. Şair kocaNef'înin:

«Anda kasr-ı padişah! cennet-i âlâ midir?» Demesinde yerden göğe kadar hakkı var­dır. Çünkü Edirne'nin her evi en güzel bir bahçeye sahipti, her bahçeyi gül, sümbül, zambak, hanımeli, taflan çıçek-leriyle nar, badem, erik ağaçları, üzüm asmaları süslüyordu. Her .ey—bir gülsen saray içinde, her kasır bir «cenneti âlâ» idi.

Bugün bayram yapan bu Edirne, 26 yıl önce nasıl işgale uğramıştı? Edirneliler bu acıya —Balkan faciası gibi— naşı! dayandılar? Gözlerimizi, şahidi olduğu o günlere çevirelim.

Birinci Büyük Savaştan yenilgi ile çık­tığımız zaman Edirne ilk hicranı, Fran­sız işgal ordusu komutanı Franşe Des-prey'in Arda köprüsü ile Karaağaç ara­sına mağrurane gelmesiyle duymuştu. Bembeyaz bir ata binen galip kumandan, başı sarıklı, şalvarlı Cezair ve Faslı müs­temleke askerinin hâlesi arasında,. mem­leketin çok acı sahnelere şahit olacağını bize anlatmıştı. Edirne o gün boynunu bükmüş bir yetime benziyordu. Süveyşe, Kafkasa, Sankamışa, Çanakkaleye, Bağ­dat, Galiçyaya, Karpatlara gidenlerin ço­ğu geri gelmemişti. Onlar, böyle vatanın öksüz kalması için mi ölüm kafilelerine karışmışlardı? Muharebe meydanlarında, şu islâm dininden olduğu halde bize bir parça ferahlık vermiyen düşman komu­tanı kölesi olan Cezairli askerlerin kalbe ok gibi giren bakışlariyle bir kere daha ölmemiz için mi can vermişler, meçhul diyarlarda iskeletlerini bırakmışlardı?.. Yârabbim, benim de babam Çanakkalede bununiçin mi şehit düşmüştü?

Edirne, başına gelecek felâketi, bu bay­kuşların köprü başında, güzel Karaağaç yolunu süsleyen boylu ağaçların gölgesi­ne tünemesinden anlıyordu.

Mert Edirneliler, 13 Kasım 1918 de altmış harp gemisinden ibaret bir müttefik do­nanmasının Vahidettin sarayı önünde de­mirlediğini duydukları zaman artık salta­nat hükümetinden tamamen ümit kes­mişlerdi. Trakyada artık şu inanç hâkim­di: Vatanı yalnız Türk çocuklarının feda­kârlığı kurtarabilir. Bunun için Edirnede bir cemiyet kurulmalıdır. O günlerde çı­karılan1 (Paşaili) ve (Ahali) adındaki iki gazete, Türk çocuklarına derin bir iman aşılıyor, askerî hazırlıklar yüreklere fe­rahlık veriyordu.

»Trakya - Paşaili Cemiyeti», adını alan bu kurum, Osmanlı devlet ve hükümeti­nin galip orduların elinde bir oyuncak olacağını çoktan anlamış bulunuyordu Memleket belki işgallerle bölünebilir. Bu hal karşısında Trakyayı kurtarmak, an -cak kendi evlâtlarının f edakârhğile mümkünolabilirdi.

Bu gayelerle kurulan «Trakya - Paşaili Cemiyeti» nin hazırlıkları arasında Edir­ne bir ıstırap oku ile yeniden kalbinden vuruldu:

15 Mayıs1919 günü...

Edirne'nin Sarayiçi mesire yerine bütün Edirne mektepleri millî şarkılarla, tram­pete çalarak gidiyordu. Edirne Muallim Mektebi talebeleri, başlarında, geçenler­de Allanın rahmetine kavuşan Manisa milletvekili Rıdvan Nafiz Bey olduğu halde ayni kafileye iştirak etmiş bulunu­yordu.

O zamanlar çiçek bayramı yapılır ve 35 Mayısta kutlanırdı. Gösteriler yapılacak, idmanşenliklerihalkagösterilecekti.

Yarışlar başladı. Halk büyük bir sevinç içinde gösterileri seyrediyor. Hele Mual­lim Mektebinin beyaz fanilalarla bir pa­patya halinde yeşil çayıra dağılan jim­nastik ekibi, her yıl olduğu gibi büyük muvaffakiyetlerkazanmaktaydı.

Fakat, birdenbire, yüzünü keder, gözle­rini bir elem buğusu kaplamış olan Rıd Nafiz Bey,çocuklarının yanınageldi:.

— Haydi çocuklar, okula gidiyoruz! dedi. Dönüşte ne trampet sadaları, ne miî'I şarkılar vardı. Mektebi Sultanî talebesi, Sanayi Mektebi, bütün ilk okullar Tunca

köprüsü üzerinden ağır ağır şehre yollan­mağa başlamıştı.

Hiç bir çocuk bu sırra, hiç bir cevap ve­remiyordu.

Nihayet, üç şerefeli cami önünden sapa­rak en kısa yoldan okula gelen Öğretmen Okulu talebesi bir çevre olarak Rıdvan Nafiz Beyin etrafına toplandılar. Mer­hum müdür, hıçkıran bir sesle:

Çocuklar,dedi,bugünMayısidman bayramınıyarıdabıraktık.Çünkü...
Hıçkırıklar boğazını sardı. Sonra gücünü toplayarak devam etti:

Çünkü, bugün,Türk İzmiredüşmanayakbasmıştır.BugünTürk'ünmate>n
günüdür.Şimdibuandagüzelİzmir'de askerlerimiz dipçiklenîyor, süngülerle şe­
hit ediliyor. Hıçkırıklar bütün talebeyi sardı. Akşam üzeri bütün Edirne, güzel îzmir'in işga­lini öğrenmiş, kan ağlıyordu. O günden itibaren Trakya'nın müdafaası için de hazırlıklar arttırıldı. Birinci kolordu ko­mutanının halkla teması içlere ferahlık döküyordu.

ı* **

«Trakya - Paşaili Cemiyeti» daha çok ça­lışmağa başlamıştı. Fakat ecmiyetin ye­gâne kısa görüsü, vatanı bir kül halinde görmemesi, Trakya topraklarını ön plân­da düşünmesi ve Trakya dâvasını ele al­ması idi. Hattâ o kadar ki, Meric'in öte yanı olan Batı Trakya ile Doğu Trakyd-da bir (Trakya Cumhuriyeti), düşünülü­yordu. Çünkü, Bulgarlar Batı Trakya'dan henüz çekiliyorlar ve Yunanlılar buraları henüz elleri altına alıyorlardı. Birinci kolordu komutanının bu hareke­tini, Anadoluya geçen Mustafa Kemal hiç beğenmemişti. Anadolu ve Rumeli Mü-dafaai Hukuk Cemiyeti temsil heyeti adı­na hareket eden Mustafa Kemal, Edirne-deki bu kolordu komutanına şu tebligat­ta bulunuyordu: -Batı ve Doğu Trakya, bir millî. birlik halinde düşünülemez ve böyle bir ifade doğru bir siyaset değil­dir. Batı Trakya ise, bir muahede ile vaktiyle terkedilmiş bir kıtadır. Her iki Trakya'nın elbirliğini ısrarla iddia etmek, Doğu Trakya'da da bazı iddiaları ortaya artırabilir.»

îzmir'in işgalinden sonra Anadolu içine ilerleyip duran istilâ ordusu, Sevr and-laşmasımn imzasından sonra Batı Trak­ya'da da askerî hazırlıklara başlamıştı. Edirne'de birinci kolordu komutanı, Mustafa Kemal'den Anadolu ve Rumeli Mü-dafaai Hukuk Cemiyeti namına emirler alıyorsa da kendine göre kararlarından geri kalmıyordu. Ankara'dan verilen ta­limat şu merkezde idi: Trakya'nın da ta­lihi bütün memleket talihi ile birlikte hallolunabılecek esaslara istinat eder. Trakya toprakları üstün kuvvetlerin ta­arruzuna mâruz dahi kalsa nihayete ka­dar mukavemet edilmelidir. Trakya bal­tan başa zapt ve işgal edilse bile teklif olunacak herhangi bir hal tarzı, yaln.z başına olarak kabul olunmayacaktır.

Fakat birinci kolordu komutanı, yaban­cıların sözlerine ve vaitlerine kanarak İstanbul'a gelmiş ve kendisine şu fikir­ler telkin edilmiş:

a— Doğu Trakya yalnız başına mevcu­diyetini muhafaza edemez.

b — Batı Trakya île birleşmeli ve ancak yabancı bir idare sayesinde hayatını ida­me ettirmelidir.

Edirne'ye dönüşünde Mustafa Keaml'e manevî kuvvetinin nasıl çürütüldüğünü, bu konuşmaları bildirerek anlatan Trak­ya komutanını, gençler de, artık çok ateşli görmemeğe başlamıştı. Halbuki, bütün Edirne ona nasıl bir kurtarıcı ola­rak sarılmıştı. Kalpağı güneş gibi gör I-nen bu dinç asker, her geçtiği yerde al­kış tufanı içinde bırakılırdı. Fakat ko­lordu komutanının içlere şifa verecek ha­reketleri, askerî hazırlıkları hiç de gö­rülmüyordu. Ne silâh vardı, ne asker... Hattâ kolordu komutanı olarak Muhittir. Bey isminde bir miralay, İstanbul Harbi­ye Nazırlığmca, Edirne'ye de gönderil­mişti.

İstilâ ordusu 22 Haziran 1920 de Anado-luda yeniden taarruza kalkmıştı. Artık hedef Ankara'ya varmak ve millî kuvvet­leri ortadan kaldırmaktı. Çünkü Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1910 de kurulmuş ve yeni hükümet ordu hazırlığına bağla­mıştı. İstanbul gazetelerinden aldığımız haberlere göre Salihli, Akhisar, Alaşehir, İzmit, Balıkesir, Bandırma ve işgali ile Büyük Millet Meclisi kürsüsüne bir si­yah örtü örtülmesine sebep olan yeşil Bursa, birer birer düşmanın eline geçmiş­ti. Batı Trakya'da işgal işini tamamlayan ayni ordu, General Zimbarakakis idare­sinde bir askerî birliği taarruz için ha­reketegetirmişti.

Yarın bu sütunlarda Edirne'nin nasıl ij-gal edildiğini göreceğiz.

Atatürk'ün en büyük merakı, ks-bine üyeleri dâhil olduğu halde etrafro-dakilerle görüşürken onları anlamak için imtihan tertip . etmekti. Bu imtihanlar, insanın gerek ilmîni, gerekse zekâsını en derin köşelerine kadar incelemekte idi. Atatürk, çatık kaşlarının altından bakan mavi gözlerini ısrarla insanın üzerine di­kerek cevap verilmesini bekler gibi dj-rurdu. Bu gözlerin ifade ettiği mana şu idi: Kaçamak yapma, erkekçe konuşd-lım.

Bu adam müddeti hayatında ne yaptı? Ne başardı? Bir kere müstebit bir reji­min küllerinden yeni bir siyasî yapı meydana getirmiştir. Şanlı bir askerî an­aneye sahip bir millet için çok acı bir tecrübe olan felâketli bir harp esnasın­da vaziyet tamamiyle ümitsiz görünür­ken. Atatürk. Türk milletine karşı bes­lediği imanı, kalbinde bir ateş gibi ya­şatmış, Türklerin kendilerine karşı iman­larını yeniden uyandırmış, enerjilerini serbest kılmış, yeni ufuklar açmış ve milletine beslediği imandan hiç bir va­kit geri dönmemiştir.

Millet Meclisi devlet egemenliğinin tim­sali olup, her dört senede bir Cumhur­başkanını seçmek salâhiyetini haizdi. İh­tilâllerin demirden bir elle idare edilme­si lâzımdır. Atatürk, hiç şüphe yok, ana-vasa mekanizması harekete getirilmezden evvelki günlerde kendi teşebbüsü üzeri­ne bazı kat'ı kararlar almak zorunda kal­mıştı. Mamafih Atatürk, kanuna uygun olarak hareket etmeğe canla başla gay­ret etmişti. Millet Meclisine hürmeti çok büyüktü. Dahilî işler hususunda en fazla dikkat ettiği nokta, yalnız bir zaman için yaşamaya değil, fakat değişen şartlara ayak uydurabilecek kadar elastikiyet gös­termeye muktedir, canlı bir siyasî zihni­yet meydana getirmekti.

Diğer taraftan muvazeneyi muhafaza et­mek. Türkiyenin modern ve müterakki bir millet sıfatile yeni ihtiyaçlarını tetkik et­mek ve bu ihtiyaçları mevcut menbaları müsaadesi nisbetînde karşılamak icabedi-yordu. Her şeyden Önce sıhhatli bir mil­lî ekonominin meydana getirilmesi lâ­zımdı. Atatürk, 1923 senesinde milli eko­nomi 10 sene zarfında kurulmazsa, kurtu­luş harbinde girişilen mücadele ve feda­kârlıkların kamilen boşa gideceğini mîl­lete alenen ihtar etmişti. Atatürk'ün dur-endişliği kehanet denilecek derecede doğru ve isabetli idi. Hâdiselerin gidişatı, mil­lî efkârın seyri ve Türkiye'nin haricî münasebetleri hususundaki ihtiyaçlarını tssbit ve hissetmekte o kadar kuvvet kes-betmisti ki, arkadaşları müşkül ve do­lambaçlı vaziyetlerle karşılaştıkları vakit hep-ona danışmıya gelirlerdi. Atatür, tav­siye kabilinden yaptığı yardımları hiç bir zaman esirgememişti.

Atatürk'ün takip ettiği dış siyaset, sulh. dostluk, uzlaşma ve harbi önleme siya­seti idi. Fakat komşu memleketlerin, ye­ni Cumhuriyetin ve topraklarının tama-miyet ve istiklâlini tanımaları şartı İle, Rusya ile harp tarihe karışmış, Yunanis-tanla ihtilâf halledilmiş ve yerine dosta­ne münasebetler kurulmuş, Bulgaristan müstesna, bütün Balkan milletlerinin iş­tiraki ile yapılan Balkan antantı sayesin­de de Balkan kavgaları durdurulmuştu. İran, Irak, Afganistan'la imzalanan ade­mi tecavüz paktı, doğu hududunda sulhu idame ettiren bir garanti idi. Fransa ile iyi ve samimî münasebetler kurulmuştu. Faşist İtalya ile mevcut münasebetler o kadar iyi olmamakla beraber, uygundu. İngiltere ile tam bir uzlaşmaya varıldık­tan maada, bugün devam etmekte olar sıkı ve candan dostluk bağları tesis edil­mişti. Netice meydandadır. Atatürk'ün eseri, zamanın bütün imtihanlarına da­yanmıştır ve hâlâ da dayanmaktadır. Şu­nu da unutmıyalım ki, bu imtihan ve fırtınaların şiddeti, 1939 senesindenberi gittikçe artmıştır. Türkiye, yalnız kendi hudutları içini huzura kavuşturmuş de­ğildir. Felâketli ve mütereddit dünyamız­da da huzur veren bir âmil rolü oynamak­tadır.

Türkiye, ne istediğini ve dostlarının kîm olduğunu biliyor. Türkiye, seçtiği yolda yürümekte ve verdiği sözü tutmaktadır. Türkiye ilk Önce Atatürk'ün ve şimdi de İsmet İnönü'nün şefliği altında yaşadığı için talihlidir. Türkiye, çalışkan, disiplin­li, aklıselim sahibi ve hürriyet yolunda ilerledikleri için hiç bir insanı hürriye­tinden mahrum etmiyen asîl bir milletin meskeni olduğu için de talihlidir.

— Roma :

Türkiye ile İtalya arasında 30 milyar li-retlik ticaret mübadelelerini sağliyan an­laşma, bu akşam saat 17.30 da İtalya Dış­işleri Bakanlığı ekonomik işleri müdürü ortaelçi Umberto Grazzi ile Türk Ticaret Bakanlığı müsteşarı Cahit Zamangil arasmda Chigi sarayında imzalanmıştır. Anlaşma Avrupa ekonomik işbirliği ve bilhassa iki taraflı ödemeler sistemi çer­çevesine dahil bulunmakta ve bu usulün ilk pratik tatbikatını teşkil eylemektedir. Roma'da imzalanan protokollar, iki mem­leket arasında mübadele olunacak ticaret eşyasının miktar ve cinsini tayin eden an­laşma ile Ödeme tarzını tesbit eyliyen la­hikadan ibarettir.

Tütün ve balık gibi Türk menşeli malla­rın ödemeleri ya kliring ile yahut İtalyan malı karşılığı takas suretiyle yapılacak­tır.

11 Kasım 1948

— Roma:

Türk - İtalyan ticaret anlaşmasının im­zası munasebetile Türk ticaret heyeti baş­kam Cahit Zamangil, şu beyanatta bu­lunmuştur:

Yeni Türk - İtalyan ticaret ve ödeme an­laşmaları, eski anlaşmaları yürürlükten kaldırmaktadır. Bilindiği gibi, 1947 anlaş­maları, fiilen dolarla ödeme esasına da­yanıyordu. Dolar kıtlığına ait sebeplerle bu anlaşmalar gittikçe işlemez hale gel­miştir. Yeni anlaşmalara göre ise, öde­meler her iki memleketin kendi millî pa­raları ile, yani Türk lirası ve İtalyan li­reti ile yapılacaktır. Bu iki para arasın­daki münasebet, diğer anlaşamlarımızda olduğu gibi, bu paraların dolar ile olan münasebetlerine göre, taayyün etmekte­dir. Umumî surette, Türk - İtalyan anlaş­maları, diğer anlaşmalarımıza mümasil­dir. İtalya'ya ihraç edilecek maddeler a-rasmda başlıca balık, tütün, yumurta, pa­muk, deri, yağli taneler, nebatî yağla", bakliyat, kuş yemi, -et, burçak, halı vesair çeşitli maddelerimiz mevcuttur. Bunlar­dan yalnız balık ve tütün için, anlaşma gereğince, alınacak mallar karşılığında hususî takas imkân.! da ksbul edilmiştir. İtalya'dan ithal edilecek maddelerin ba:j-lıcaları,traktör,ziraatâletleri, her nevi demir ve çelik mamulleri, el âletleri, hsr nevi makineler ve motörler, kamyon ve otomobiller, yün ve pamuk iplikleri, bun­ların mensucatı ve İtalya'dan Ötedenberi almakta olduğumuz sair çeşitli maddeler­dir. Ayrıca sanayi tesisleri gibi büyük mubayaaları kolaylaştırmak üzere bir mektup da teati edilmiştir. Her iki mem­leket ihracatlarını finanse edeceklerdir. Yeni Türk - İtalyan anlaşmaları. Paris anlaşmalarının ruhuna uygun olarak tes­bitedilm'î.t:r.

25 Kasım 1948

— Lonrda:

Londra'da açılmış olan muasır Türk resim sergisini ziyaret edenler arasında İngiliz Güzel Sanatlar Akademisinden pek çok öğrenci bulunmaktadır. Bu serginin müd­deti Kasım ayının sonuna kadar uzatıl­mıştır. Londra Üniversitesine dahil bulu­nan meşhur «Slade ScholU un öğrencile­ri bu sergiyi hemen hemen her gün zi­yaret etmişlerdir. En ziyade alâkayı çe-' ken taraf bu sergi eyaletlerde açılmış ol­duğu sırada sergiyi görenlerin sadece ye­niden görmek maksadiyle Londra'ya ka-' dar gelmekte olmalarıdır. Halkevi komi­tesi serginin kapanışı munasebetile bir toplantı tertip etmektedir. Bu toplantıda modern Türk sanatından ve edebiyatın­dan bahsedilecek ve tercüme edilmiş Türk şiirleriokunacaktır.

30 Kasım 1948

— Roma :

İtalyan Başbakanı de Gaspari, Roma'dan geçmekte olan Türkiye Dışişleri Bakanı NecmettinSadak'ıkabuletmiştir.

Yapılan mülakatta İtalya ile Türkiye ara­sında mevcut dostane münasebetler göz­den geçirilmiştir.

Türkiye Dışişleri Bakam daha evvel İtal­ya Dışişleri Bakanı Sforza'yı ziyaret et­mişti.

3Kasım 1948

—Paris :

Birleşmiş Milletler Teşkilâtının iki komi­tesinde cereyan eden görüşmeler sırasın­da Polonya delegeleri Avrupa,nm kalknı-ması programına ve Amerikanın «fark gö­zetici ticaret siyaseti» ne hücumlarda bu­lunmak için gündemden ayrılmışlardır. Bu komite nezdindeki Amerikan delegesi Dışişleri Bakan muavini Willard Thorp; «Polonya delegesi Medzelewski'nin Mar-shall plânı ve Amerika'nın iki taraflı ti­caret anlaşmaları hakkındaki tamamen yanlış yorumlarına münasip zamanda ica-bedencevşaplarıvereceğinisöylemiştir.

Siyasî komitede ikinci Polonya delegesi Katz Suchy Filipinler halkının Amerika­nın iktisadî hâkimiyetini kabule icbar e-dilmişolduğunusöylemiştir.

Filipinler delegesi Romula, Polonya de­legesinin sözlerine su cevabı vermişitr:

Bahsettiğiniz bu Amerikan müdahalecili­ği misalinin Filipinler ticaret kanunu hak­kında olduğunu sanıyorum. Bu kanun gö­rüşüldüğü zaman Amerikan kongresinde .Filipin halkını temsil etmekteydim. Ve bu kanunu destekledim. Bundan sonra ka­nun hakkında millî bir plebisit yapılmış ve kanun Filipin halkının ezici bir ço­ğunluğu ile tasvip edilmiştir,

4Kasım1948

—Paris :

Genel Kurulun bugünkü toplantısında Fransa namına söz alan Ramadier, harp malzemesinin kontrolü hakkında teklif st-tiği kontenjan sistemine karşı Vişinski ta­rafından gösterilen büyük alâkaya hayret ettiğini söylemiş ve demiştir ki:

Bana öyle geliyor ki, Vişinski şimdiye ka­dar muhtelif vesilelerle kullandığı lisan­dan farklı bir lisan kullanmıştır.

Hindistan namına konuşan bayan Pandit de memleketinin bu husustaki durumu­nun değişmiş olduğunu ve işbirliğini da­ima arzu ettiğini söylemiştir. Bundan baş­ka Bayan Pandit, Hindistan'ın milletler­arası kontrolün sadeec atom enerjisine münhasır kalmıyarak diğer kaynaklara ve ezcümle petrole de teşmil edilmesi lehin­de bulnuduğunu ilâve etmiştir. Bayan Pandit demecine son verirken; Hindis­tan'ın atom enerjisi komisyonu tarafın­dan hazırlanan raporu desteklediğini bil­dirmiştir.

5 Kasım 1948

— Chaillot Sarayı:

Birleşmiş Milletler siyasî komisyonu bu sabahki toplantısında Yunan meselesini müzakereye devam etmiştir.

Birleşik Amerika murahhas heyeti adına İlk evvel söz alan Foster Dulles, Birleş­miş Milletler Balkan özel komisyonunun Yunanistan ile kuzey komşuları arasında yakınlık temin etmek üzere delâlette bu­lunacak bir veya bir kaç kişiyi tayin ede­bileceğinisöylemiştir.

Diğer taraftan Vişinski'nin «Amerikan müdahalesi" nden bahis eden hücumları­na cevap veren Dulîes, Birleşik Amerika­nın Avrupadaki silâhlı kuvvetlerini ehem­miyetli surette azalttığım ve Yunanistaıi-da ancak 500 gayri muharip Amerikalı bulunduğunu söylemiş ve şunu ilâve et­miştir.

Bunnula beraber, yeni bir korku dünya­yı kaplamış olduğundan silâhsızlanma yo­lundaki hareketi azalttık. Bu durum de­vam ettikçekuvvetli kalacağız.

Bunu müteakip konuşan İngiliz murahha­sı Mac Neil şöyle demiştir:

Yunanistanla kuzey komşuları murahhas­ları arasında bir toplantı yapılması husu­sundaki Avusturalya teklifinin, dörtler karar suretinin kabulünün müteakip vakti gelince yapılması lâzımdır. Bir uzlaş­ma ümidi varsa bunun vasıtalarını sağla­malıyız. Avusturalya teklifinin herhangi bir netice vermesini beklemek değil, an­cak ümit edebilirim.

Bundan sonra Visinskinin kendisine yap­tığı hücumlara uzun uzadıya cevap veren: ve siyasî komisyon bu «karmakarışık söz--lerin» içinden çıkacaktır, ümidini izhar eden Mac Neil Yunanistanm kuzey kom­şuları tarafından yapılan müdahalenin Balkan komisyonu müşahitler ince doğru­dan doğruya tesbit edilmiş bulunduğu keyfiyetinde İsrar etmiş ve dörtler karar suretini destekliyerek şöyle demiştir:

Komisyon şunu hatırlamalıdır ki, müda­halenin yapıldığı sabit oluyorsa ve dün­ya halkının çoğu bunu anlamış bulunu­yorsa bizim için dörtlerin karar suretini desteklemek manevî bir vecibedir.

Mac Neü'den sonra Avusturalya delegesi Albay hodgson konuşmuş ve bu sabah A-vusturalya adına tevdi edilmiş olan ve Yunanistanla kuzey komşuları arasında doğrudan doğruya müzakereler açılması­nı tavsiye eden karar suretinden bahset­miş ve demiştir ki,

Bu toplantı bir propaganda vasıtası teş­kil etmemesi için gizli oturum halinde yapılmalıdır.

Küba, Filipin ve Danimarka murahhasları da söz alarak dörtler karar suretini esas hatları itibariyle desteklemişler ve henüz İncelemesine vakit bulamadıklarını söy-Uyerek Avusturalya teklifi üzerinde uzun bir mütaleada bulunmamışlardır.

Oturuma öğleden sonra devam edilmek üzere son verilmiştir. Öğleden sonraki toplantıda Yugoslavya murahhası konu­şacaktır.

6 Kasım 1948

— Londra:

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bu sabah toplanarak Filistin hakkındaki mü­zakerelerine devam edecektir. Konsey, perşembe günkü toplantısında, mütareke durumu hakkmad Birleşmiş Milletler ara­cısından rapor beklemiye karar vermiş­ti.

İngiltere, Konseyin güney Filistin'deki Yahudi ve Arap kıtalarının eski mevzi­lerine çekilmesi hakkındaki kararının ku­zey Filistin'e de şamil olmasını teklif et­mişti.

B.B.C.nin Birleşmiş Milletlerdeki muhabi­rine göre, Amerikan seçimleri sona erdi­ği için Birleşmiş Milletlerdeki delegeler Amerika'nın Filistin potilikasmın ne ola­cağım merakla beklemektedirler. Genel Kurul şimdiye kadar bu çetin meseleye slini dahi sürmüş sayılamaz. Seçimler :1e-vam ederken Amerikan delegeleri, vatan­daki seçmenlerin durumuna tesir eder di­ye bu konu üzerindeki müzakerelerde da­ima kaçamaklı davranmışlardır. Kont Ber-nadotte'un Filistin meselesinin halli için hazırladığı raporlar yayınlandığı zaman, Marshall, Amerika'nın bunları makul bir hal tarzı bulmak için müzakere zemini o-larak kabul ettiğini söylemişti. İngilizler de ayni fikri ifade, edince, iki memleket mütehassısları bu raporun genel kurula nasıl kabul ettirilebileceğini müzakereye başlamışlardı. Fakat Amerikan seçimleri yaklaşıncatoplantılartatiledilmişti.

9 Kasım1948

— Paris :

Siyasî Komisyonda Yunan meselesinin ka­rara bağlanması sırasında dikkate değer hâdiseler vukubulmuştur. Komisyon reisi Spaak ile Yugoslav delegesi arasında şid­detli çatışmalar olmuştur. Yunanistan'ın şimal komşularını mahkûm eden karar su­reti paragraflarının reye konulması sıra­sında Yugoslav delegesi, 12 defa söz. al­mıştır. Son paragrafın reye konulmasın­dan evvel Yugoslav delegesi Balkan ko­misyonu raportörüne 15 sual sormuştur. Bu suallere raportör toptan cevap ver­miştir. Yugoslav delegesi cevabın kendi­sini tatmin etmediğini ve raportörün ya hazırlanmamış, yahut sualleri sıkıcı bul­muş olmasından dolayı cevap veremediği­ni, fakat, hazırlanmamış olduğunu farze-derek, kendisine yirmi dört saatlik müh­let verilmesini teklif etmiştir. Bu teklif komisyonca kırk reyle reddedilmiştir. Yu­goslav delegesi bu defa belki yirmi dört saat az görülmüştür diyerek kırk sekiz saat mühlet teklif etmiştir. Bunun üzeri­ne Spaak, Yugoslav delegesine, kırk sekiz saat reddedilince yetmiş iki saat, o da red­dedilince doksan altı ve ilânihaye teklif­lerde bulunacağı anlaşıldığından, son teh-lifini. salâhiyetine dayanarak,- reye koy-mıyacağını söylemiş ve hareketinin sabo­tajdan başka bir şey olmadığını kaydet­miştir. Yugoslav delegesi, reisin konuşma­sı esnasında sözünü kestiğinden, ayrıca suale riayete de davet edilmiştir. Bundan sonra Yugoslav delegesi tekrar söz ala­rak teklifini reye koymadığından dolayı reisin bu hareketinin komisyonca tasvip edilip edilmediğinin reye konulmasını is­temiştir. Yapılan rey toplama neticesinde komisyon kırk sekiz reyle reisin hareke­tini tasvip etmiştir.

—Paris:

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı nezdindeki Güney Afrika murahhası, Güvenlik Kon­seyinin bugünkü toplantısında, Almanlara ait eski güney batı Afrika sömürgelerinin vesayet konseyinin idaresine verilmesine Güney Afrika hükümetinin razı olmıya-cağını bugün bir kerre daha tekrarlamış­tır.

Murahhas demiştir ki, Bu karar, Güney Afrika ve güney batı Afrika'da yaşıyan halkın menfaatini sağlamak amksadiyle alınmıştır. Bu hususta oybirliği edilmek üzere Güney Afrika ile de bir anlaşma sağlanmış bulunmaktadır.

Murahhas bu kararın, bahis mevzuu böl­genin Güney Afrika'ya ilhakı mânasın! tazammun etmiyeecğini fakat iki bölge arasında daha sıkı bir işbirliği yapmak za­manının gelmiş olduğunu belirtmiş ve bu işbirliğinin şekli üzerinde de genel bir anlaşmaya varılmış olduğunu ilâve ede­rek sözlerini şöyle bitirmiştir:

Güney batı .Afrika toprakları Güney Af­rika birliği palâmentosunda iki üye' ile ve ayan meclisinde de ayrıca iki üye ile temsil edilecektir. Güney batı Afrika, Gü­ney Afrika birliğini teşkil eden i eyalet­ten daha ziyade muhtariyete sahip ola­caktır.

—Paris:

Birleşmiş Milletler Kurulu vesayet komis­yonunun güney batı Afrika toprakları hakkında bugün başladığı a müzakereler, Güney Afrika baş delegesi Saidlomvun bu toprakların Birleşmiş Milletler Kurulu o-toritesi altına konulmasını kabul edemi-yeceğini bildirmesi üzerine âni olarak baş­ka bir tarihe bırakılmıştır.

Irak delegesi Halit, fikir beyanından, ön­ce, uzun boylu düşünmek için zamana ih­tiyaç olduğunu söylemiştir. Hint heyeti başkanı Viyayalaksami Pa*ı-dit, Irak delegesini destekliyerek Sait Lo-uw'un bir çok meseleleri ileri sürmüş ol­duğunu ve bunlara etrafiyle cevap ver­mek için gerekli incelemeler yapılmasının zarurî bulunduğunu bildirmiştir.

—ChaillotSarayı:

Birleşmiş Milletler Balkan tahkikat ko­misyonu hakkındaki müzakerenin geri bı­rakılması hususunda Yugoslav heyeti ta­rafından ileri sürülen teklif-bir muhalif ve 6 müstenkife karşı 26 oyla reddedil­diğinden siyasî komisyon 4 muhalife kar­şı 43 oyla Avusturalya'nın tadil teklifini ve hususî komisyon üyelerinden veya ha­riçten bir veya birkaç kimsenin aracılı­ğına başvurulması hakkındaki fıkrayı da 6 muhalif ve 2 müstenkife karşı 39 oy­la kabul etmiştir.

Bunu müteakip Bebler'in isteği Üzerine 10 uncu fıkra oya konulmuş ve bu fıkra 43 oyla olduğu gibi kabul edilmiştir. Otu­ruma Grenviç saatiyle 18.20 de son ve­rilmiştir.

Komisyon dörtler karar suretinin son'iki fıkrasının ve bir çok tadil tekliflerinin müzakeresine devam edecek ve müzake­reler sırasında kararlaşmış olduğu veçhile Yunan çocukları meselesini yeniden in-" celiyecektir.

6 Kasım 1948

—Budapeşte :

Macar hükümeti tarafından Yugoslav tem­silcisine bu sabah verilen bir notada Yu­goslav hükümetince 26 ve 28 ekim tarihli Macar notalarına verilen cevapta kulla­nılan lisanın iki memleket münasebetleri­ni bozması ihtimalinden bahsedilmekte ve böyle bir hal vukuunda bunun sorumlulu­ğunun Belgrad hükümetine raci olacağı bildirilmektedir.

Dün akşam açıklanan bu cevap Budapeş­te'deki Yugoslav Elçiliği memurlarının hudut harici edilmeleri üzerine iki mem­leket arasında teati edilen notalarla il­gilidir.

16 Kasım 1948

—Budapeşte :

Budapeşte halk mahkemesi, Macaristan'­ın eski Mısır elçisini ölüme mahkûm et­miş ve mallarına elkonmasi kararını ver­miştir. Adı geçen elçi, Csornoky, eski Başkan Tidy'nin damadıdır. Mahkemede suçluluğunu kabul etmiş ve buna sebep olarak Macaristan'daki komünist rejime olanmuhalefetiniilerisürmüştür.

Mahkeme kararında iddia olunduğuna şö-re, eski elçi, Emperyalist devletlerin ajan-larjyle gayri kanunî temaslarda bulıuı-muş ve Dışişleri Bakanlığınca kendisine Kahire'ye gönderilen mahrem mesajlar­dan bu ajanları haberdar etmiştir. Yine kararda belirtildiğine göre, Csornoky, ay­ni zamanda Tildy'nin firarını hazırlamak­tandasuçludur.

Diğer taraftan Tildy, «eğer damadımın suçlarını bilmiş olsaydım bunları resmi makamata haber verirdim»demiş ve ayni zamanda rejime karşı dürüstlük ve sadakatini belirterek hükümetle her ba­kımdan, mutabık bulunduğunu ilâve et­miştir.

26 Kasım 1948

— Budapeşte :

Standard Oil kumpanyasının bir şubesi <.-lan Maort Petrol kumpanyasının dört ida­recisinin muhakemesine bu sabah halli mahkemesinde başlanmıştır. Bilindiği gi­bi sanıklar, kumpanyanın Amerikalı mü­dürü Rudeman ve yardımcısı Bannantine ile mutabık olarak Macar istihsalâtmda baltalama hareketlerinde bulunmuş j-rnak ve böylelikle devletin emniyetini ih­lâl etmekle suçlandırılmaktadırlar. Mü­dür ve yardımcısı Macaristan'dan hudut harici edilmişlerdir.

28 Kasım 1948

— Londra:

Budapeşte'den bildirildiğine gere, Macar Başbakanı komünist Rakoşi, dün gece bir nutuk söyliyerek katolîk kilisesi mensup-lariyle Kardinal Mindssenty aleyhinde ye­niden tehditlerde bulunmuş ve hükümetin katolik kilisesi ile bir anlaşmaya varama­dığını açıklamıştır.

Rakoşi, kilise mensupları hakkında işgal ettikleri mevki nazarı itibare alınmadan, kanunî takibat yapılacağını ve kiliseyi temsil eden mültecilere daha fazla mü­samaha edilmiyeceğini söylemiştir.

Macar - Yugoslav münasebetlerine temas eden Bagkan, Tito ve arkadaşlarının Ma­car komünist partisini parçalamak iste­diklerini ilâve etmiştir.'

image004.gifBulgaristan'ın dış âlemle alâkası ke­siliyor...

Yazan: Selim Sabit

24 Kasım 1948 tarihli -Tasvir» İstanbul-dan:

Bulgaristan, kesafeti her gün biraz daha artan bir esrar perdesine bürünmekte; ha­riçle büsbütün ilgisini kesmek yolunda­ki gayret ve faaliyetlerini arttırmaktadır. Bu. yıllarca Kremlin'de yetişerek bu memleketin idaresini ellerine alanların eseridir. İkinci dünya savaşında Alman­ların Rusyaya girdikleri zamana kadar o memlekete yabancı ayağı basmış mıydı?. . Rusyaya gidip gezmenin ne büyük müş­külleri yenmek demek olduğunu bilenler, ovaya davet edilen misafir heyetlerin bile ne büyük tahdid ve takip şartları altında seyahat ettiklerini unutmamışlardır. Böy­lelikle Rus toprakları bütün bir nesil için yabancılara kapalı kalmış ve bütün .bir Rus nesli yabancı âlemle her türlü ilgisi­ni kesmiştir.

Almanyanın mağlûbiyetinden sonra Ro­manya. Macaristan ve Bulgaristana giren bclşevik orduları, bu memleketlerde gör­dükleri hürriyet ve medeniyet havan içinde şaşırıp kalmışlardı. Rus askerleri­nin bir kol saati, kırık bir ayna parçası veya bir çiçek vazosu karşısında nas'.l şaşkın ve hayran kaldıklarını anlatanla­rın hikâyeleri, uydurulmuş masallar de­ğildir.

İŞte şimdi Kremimin sadık tilmizlerinden olup da Bulgaristan'ın başına geçenler. gün görmüş, hürriyet havasını tatmış ve medenî bir hayatın nimetlerinden fayda­lanmış olan bu memleketi o hale sokma­ğa başlamışlardır. Bulgar milleti hariç :e olup bitenleri bilmiyecek; aydınlar kamp­larda can verecek ve bir nesil sonra Bul-garistanda onların istediği gibi bir Bul­garhalkıtüremişolacak...Bunusağla-

mak için yabancı gazetelerin Bulgarista-ra girmesi yasak edilmiş; gazetelerin ^a-hifelerini, tiyatrolarda temsil edilen pi­yesleri ve sinemalarda gösterilen filmle­ri Rus eserleri, bolşevik Rusyayı propa­ganda eden eserler işgal etmiştir. Orada her şey, amma her şey, Ruslaşmaktadır. Sokakların ve caddelerin isimleri Ruslaş-ürılmış tiyatro -ve sinemalara büyük boî-şevik şeflerinin adları konulmuştur. Lo­kantalardaki lahnalı, prasalı yemeklerin adları bile Ruslaştırılmıştır.

Şimdi hükümet. Bulgar milletine en bü­yük darbeyi indirmeğe hazırlanmaktadır: Orada yabancı radyo istasyonlarını din­lemek resmen yasak değildir. Fakat bu ciheti sureti mahsusada takip eden me­murlar vardır. Tutulan kısrak harmanı döğer. kabilinde her tutulanın boyladığı yer iş kampıdır. Bu kamplardan da ne za­man kurtulacağı ve sağ, salim dönüp dönmiyeceği malûm değildir. Bununla be­raber siyaseten reşid olan ve hürriyetin ne demek olduğunu çok iyi bilen Bulgar milleti, bütün bu şiddet ve baskıya rağ­men, evindeki radyosiyle hür dünyanın hür sesini dinlemeğe devam etmekten vaz geçmiş değildir. Ancak hükümet buna da mâni olmak için hariçten her türlü rad­yo makinelerinin ve yedek parçalarının ithalini yasak ettiği için zamanla radyo­ları eskiyenlerle bozulanlar, bilmecburiye bunlardan mahrum kalmaktadır. Buna mukabil hükümet, Rusyada olduğu gibi, muayyen bazı istasyonlar alacak olan tek tip radyolar imal etmek üzere bir fabrika kurmak kararını vermiş bulunuyor. Bu yeni tip radyolar yalnız Sofya ile bazı Rus istasyonlarını alabilecekler; bunların dışında yabancı memleket istasyonlarını alamryacakl ardır.

Görüyorsunuz ki hükümet, sesini öldür­düğü bir milleti, hür dünyanın hür sesini almaktan da mahrum etmeğe karar vere­cek kadar cür'etkârdır. Bu facianın baka­lım son perdesi ne zaman inecek?

Yeni hükümetin çoğunluk için bu akşam parlâmentoda vermeğe başlıyacağı imti­han çok sıkı ve heyecanlı olacaktır. Veni-zeos'un 55 kişilik büyük liberal çoğunlu­ğunu toplaması ve basının umumiyetle yeni hükümeti hararetle karşılamaması, itimad oyunu ciddî tehlikeye koymuştur. Sayısı otuz iki kişi kalan Sofulisçi libe­rallerden, on dokuz kişilik merkez parti­sinden ve altı yedi müstakilden on kada­rının bugün fikrini değiştirmesi hüküme­ti düşürmeğe kâfi gelmektedir. Çoğunluk­tan emin olan hükûmetçiler. hattâ muha­liflerden de bazılarının hükûmetçilere ka­tılabileceği fikrindedirler, herhalde mü­cadelenin çetinliğinde herkes müttefiktir. Muhalefet liderleri kabine düğünce, mem­leketin bir gün dahi hükümetsiz kalma­masını temin maksadiyle dündenberi ara­larında istişarelerde bulunduklarını bil­dirmişlerdir.

—Atina:

Tesalya bölgesinde kâin Volo'da komü­nistler dün bir sağcı sendika mensubunu katletmişler ve askerî hâkimlerin otur­dukları evlere mayınlar yerleştirmişler­dir. Bu mayınlar vaktinde bulunarak im­ha edilmiştir.

Volo'da gece yansı henüz sebebi keşfedü-miyen şiddetli bir infilâk duyulmuştur Yine Tesalya'da bir yolcu treni Tİkala mevkiinde -mayına çarpmıştır, Yolcular dan dördü ölmüş, üçü yaralanmıştır. Epir'de çeteciler Yanya dan bir kaç kilo­metre mesafede bulunan Stravaki kasaba­sına hücumetmişlerdir.

21 Kasım 1948

—Atina:

Özel muhabirimizden:

Dün gece saat 19 da toplanan meclis ge­ce yarısından sonra da hükümet meselesi etrafındaki müzakerelerine sinirli ve be-yehecanlı bir hava içinde devam etmiştir. Müzakerelere Sofulis ve Çaldaris'in hükü­met demeçlerini okuması ve meclisin bir şubata kadar tatilini istemesi ile başlamış, "bundan sonra muhalefet liderlerinin kra­lın göstereceği bir şahsiyetin kuracağı partiler üstü devamlı bir hükümeti kayıt­sız şartsız destekliyecekleri hakkındaki müşterek demeci okunmuştur.

Meclis, sabah saat 7 ye kadar süren mü­zakerelerden sonra hükümete 167 ye kar­şı 168 oyla, yani bir oy farkla itimadın: bildirmiştir.

22 Kasım 1948

—Atina:

Yunanistan'da yeni koalisyon hükümetine karşı gösterilen muhalefet devam etmek­tedir. Sosyal demokrat partinin başkan M. Papandreu dün hükümetin kazanmış olduğu çoğunluk sadece bîr oya münhasır olduğu için kraldan itimat oyunu kabul etmemesini isteyecektir.

Muhalefet partilerinin başkanları bu ço-ğunlun anayasanın icaplarına uygun ol­madığını ileri sürmektedirler. Parlâmen­tonun önümüzdeki şubat ayma kadar tatil yapması hakkındaki karar da sadece bir oy farkla verilmiştir.

—Atina:

Ordunun harekâtı hakkında bu sabah ge­nelkurmay başkanlığı tarafından yayın­lanan resmî tebliğde, çetecilerin millî or­du birliklerile temastan kaçındıklar, ve yepyeni bir strateji takip ederek ufak topluluklar halinde köylere baskın yap­mak suretile orduyu taciz ettikleri bildi­rilmektedir. Bu cümleden olmak üzere çe tecilerden mürekkep bir grup, dün. mer­kezî Makedonya'da Maykon dağlan civa­rında Livadi köyünü basarak köylülerin hayvanlarını ve yiyeceğini yağma etmiş ve asker çağında bulunan 15 köylüyü be­raberinde götürmüştür.

Selanik'te Emniyet Bakanlığından bil­dirdiğine göre, dün Serez ile Selanik ara­sında sefer yapmakta olan bir trer- ma­yına çarparak yoldan çıkmıştır. İnsanca zayist olmamıştır.

—Atina:

Stilyanos Gonatas'm millî liberallerinden başka bütün muhalefet partilerini temsil eden Sosyal demokrat lideri Yorgi Pa­pandreu bu sabah Kral Paul ile görüşe­rek, dün yalnız bir oy farkla çoğunluğu temin eden Çaldaris-Sofulis kabinesinin çekilmesini icap ettiren sebepleri izah et­in işitr.

23 Kasım 1948

— Atina:

Bir oyluk itimat buhranı yatışmıştır. Kral, muhalefetin müracaatına cevaben mec­liste muhalefetin de sağlam çoğunlu­ğu olmadığı mütalâasında bulunmuştur, Sofulis, bugünkü şartlar altında millî menfaatler sebebile başkanlıktan çekilmî-

yeceğini söylemiştir. Çaldaris, yarın Pa­ris'e hareket edecektir. Muhalefet de Pa­ris görüşmeleri sonunu bekliyecekür. O zamana kadar kabineyi genişletmek için gayretler yapılacaktır. Hükümet takviy?-leri hüsnü kabule hazır olduğunu bildir­miştir.

Soi'ulis bu sabah krala umumî durum ve ayni zamanda general Papagos'un başku­mandanlığıetrafında görüşmüştür.

?4 Kasım 1948

— Atina:

Ordunun harekâtı hakkında bu sabah ge­nelkurmay tarafından yayınlanan resmî tebliğde, merkezî Makedonya'da Kozana bölgesinde, millî ordu birliklerinin çete­cilere karşı geniş bir sahayı temizleme harekâtına bağladığı ve dünkü harekât esnasında iki saat süren çarpışmalardan sonra, çeteiclerin bozguna uğratıldığı ve kontrolleri altında bulunan Liatika köyü­nün millî ordu tarafından ele geçirildiği ve Selânik'in kuzey batısından kalabalık bir çete topluluğunun dağıtıldığı bildiril­mektedir.

25 Kasım 1948

— Atina:

Rahatsızlığından biraz önce başbakan So-fulis, hükümet adına Yunan halkına ve orduya ayrı ayrı birer mesaj yayınlaya­rak, hükümetin ve kendisinin neden ikti­dar mevkiinde kalmak istediklerini anlat­mış, bunun memleket menfaatleri bakı­mından bir zaruret olduğunu belirtmiştir. Muhalefetin durumuna temas eden baş­bakan şöyle demiştir:

<Daha geniş bir karma hükümet kurmak için bütün parti liderlerine teklifte bu-lunduksa da, bunlar hiç bir mucip sebep göstermeden bu tekliflerimizi reddettiler. Üstelik muhalefet memlekete istikrarlı bir idare sağlayacak durumda da değildir. Eunun için bir oyla da olsa bize verilen güveni kâfi görerek işbaşında kalmayı bir vazife bildik.»

Orduya hitaben yayınladığı mesajda ise, Başbakan Sofulis, subay ve erlerin eşsiz kahramanlık ve vatanseverliğini bir kere daha Övdükten sonra, kazanılan zaferi millî ordudan hiç bir kuvvetin geri ala-mıyacağmı söylemiştir.

27 Kasım 1948

— Atina:

Kozani'den alman haberleregöre, millîkuvvetler, Livadia köyüne girmeğe mu­vaffak olan çetecilerle savaşa tutuşmuş­lar, âsilere ağır zayiat verdirmişlerdir. Sa­vaş sahasında 120 çeteci cesedi sayılmış­tır. Ayni bölgenin Olympia kesiminde do şiddetli savaşlar olmaktadır.

29Kasım 1948

Atina:

Son 24 saat zarfında Önemli hiç bir aske­rî harekât olmamıştır. Genel kurmay ta­rafından " yayınlanan tebliğde dün bazı mevziî keşif hareketleri olduğu, bu hare­ketler sırasında Makedonya'da l!10 Alman menşeli tüfekle. 200 kadar top mermisi­nin ele geçirildiği, 15 çeteci cesedine rast­landığı belirtilmektedir. Makronisi adasında islâh edilen. eski ko­münistlerden kurulan tabrulara sancak teslimi merasiminin bugün yapılması ga-iekirken başbakanın rahatsızlığı dolay: -siyle ve kralın arzusu üzerine bu merasim geriye bırakılmıştır.

30Kasım 1948

—Atina:

Millî ordunun harekâtı hakkında bu sa­bah genelkurmay tarafından yayınlanan resmî tebliğde, Epir'de Koniça'mn güney batısında temizleme harekâtında bulunan millî ordu birliklerinin Stelyaz hanı mev­kiinde çete elebaşısı Petri'nin çete grup­ları ile bütün gün devam eden kanlı ve çetin savaşlardan sonra çetecileri bczyu-na uğrattıkları bildirilmektedir. Bozguna uğratılan çetecilerden bir kısmı Perezya-Yanya yolunun 29 uncu kilometresinde millî ordu birlikleri tarafından pusuya dü­şürülmüş ve imha edilmiştir. Çeteciler dünkü harekât esnasında 190 ölü ve 285 yaralı vermişlerdir. 57 çeteci esir edil­miştir.

—Atina:.

Harbiye bakanı Kostantin Randig, yahtığı bir demeçte, askerî mahkemeler tarafın­dan verilen ölüm cezalarının, ancak narh divanları askerî şeflerince önceden yapı­lacak bir taleple durdurulabileceğini ve binnetice Harbiye Bakanının kendi teşeb­büsü ile bu hükümlerin İnfazını hiç bir veçhile durduramıyacağını tasrih etmiştir. Randis, yalnız iki karsı üç oyla verilen ölüm kararlarının af konseyinin bu hu­susta bir karar almasına kadar kendili­ğinde talik edilmiş olacağını sözlerine ilâve etmiştir.

22 Kasım 1948

— Bükre?:

RomanyaKomünistPartisi.«İşçisınıfına ve parti zihniyetine karşı koyan unsur­ları» bertaraf etmek üzere bir temizlen™ hareketi tertip etmiştir.

İrgun lideri. Arapların kendileri ile. Ya­hudilerin en amansız düşmanı olan İngi­lizlerin teşviki ile savaşmakta oldukları­nı sözlerine ilâve etmiştir. İngilizlerden korkup korkmadiği hakkın­da gazeteciler tarafından sorulan bir su­ale Menahem Beigin şu cevabı vermiştir: «Asıl onlar benden korkuyor. İngilizler ileoldukça başarıilesavaştım.*

26 Kasım 1948

— Amman:

Kudüs'teki Arap kaynaklarından bu sa­bah verilen haberlere göre Yahudiler bu eabah Belthatna'nm kuzeyinden Beit ve Safafa'mn güney mevzilerine kadar u-zanan bir cephe üzerinden Arap mevki­lerine karşı taarruza geçmişlerdir. Ya­hudi kuvvetleri bu taarruz sırasında ma-yinler ve havan topları kullanmışlardır. Bu taarruzun Yahudilere ağır kayıplar verdirilerek püskürtüldüğü bildirilmek­tedir.

Yahudilerin ayni zamanda Layrun yakın­larında Beliaksa köyüne karşı da taar­ruzdabulunduklarıbildirilmektedir.Dün

gece Tulkerem kesimindeki Irak mevzi­lerine karşı havadan yapılan keşif hare­ketleri ve bombardımanlardan sonra bu ?abah Cenin bölgesinde Yahudilerin bir taarruzda bulundukları bildiriliyor. Faîu-ga kesiminde de Mısır garnizonuna Karşı harekâtın yeniden başlamış olduğu haber verilmektedir.

27 Kasım 1948

— Paris:

İsrail hükümeti, Necefde Yahudi hatla­rının arkasında, içinde Mısır kuvvetleri bulunan Ceb'in muhasarasını, Mısır, İs­rail hükümeti ile müzakerelere girişme­yi kabul edinceye kadar, kaldırilmıyaca-ğim dün Güvenlik Konseyine bildirmiş­tir.

İsrail hükümetinin bu kararı Güvenlik Konseyine İsrail sözcüsü Aubery Eban tarafından bildirilmiştir. Güvenlik Kon­seyi bu karardan Yahudilerin Necef böl-gesinedki birliklerini geri çekmeleri hak­kında Birleşmiş Milletler tarafından ve­rilen emre uymadıklarını öğrendiği sıra­dahaberdaredilmiştir.

—Waşington:

Reuter muhabiri bildiriyor:

Seçim müacdelesini büyük bir zaferle ne­ticelendiren Cumhurbaşkanı Tnıman bu-gun merasimle Vaşington'a dönmüş ve yollarda 500.000 kişi tarafından alkışlan­mıştır. «Meşhurlar yolu» ismi verilen ve istasyondan başlayarak Beyaz Saraya ka­dar uzanan cadde şimdiye kadar hiç bir kahramanın bu derece büyük bir halk topluluğu tarafından karşılandığını gör­memiştir. Yollar bayraklarla süslenmişti. Cumhurbaşkanını garda yeni Cumhurbaş­kanı yardımcısı Ailen Berkley. kabine ve yüce öivan üyeleri karşılamışlardır. Başkanı Missouri eyaletinde kâin İndö-pendence'den getiren tren gara girdiği zaman, orada bulunan muazzam halk topluluğundan müthiş bir alkış tufanı yükselmiş ve muhtelif bandolar çalmağa başlamıştır. Otuz otomobilden mürekkep alay hemen yola koyulmuş ve bayraklar­la süslü birçok zafer taklarının yüksel­diği caddelerden geçerek Beyaz Saraya dâhil olmuştur.

Yollarda halk, zevcesi ve kızı da yanın­da bulunan Truman'i konfetti yağmuru­na tutmuştur. Otomobil gayet ağır iler­lemekte ve başkan birçok kimselerin eli­ni sıkmakta idi.

Truman'm bu muazzam istikbalden çok mütehassis olduğu görünüyordu. General Eisenhoverin Avrupa'dan donüşündenbe-ri kimse şimdiye kadar böyle karşılan­mamıştı. Truman hem gülüyor, hem de sevinç gözyaşları döküyordu. Cumhurbaşkanı yarın Vaşington'dan ay­rılarak iki haftalık mezuniyetini geçir­mek üzere Florida'ya gidecektir. Truman burada da istikbale ait plânlarına çalışa­caktır.

6 Kasım 1948

—Vaşington:

Başkan Truman, bu sabah kabinesi er­kânından birçoklarını kabul ettiği için hükümet üyeleri arasında bir değişiklik olacağı söylentileri fazlalaşmıştır. Gazeteiclerin sorularına cevap veren Başkanlık Basın Sekreteri Charles _Ross, bu görüşmeler etrafında yorumda bulun­maktan kaçınmış ve yalnız, Bahriye Ba­kanı Sullivan'ın Başkanla bahriyeye ait umumî meseleleri görüşmek için geldiği­ni ve Başkanın bu fırsattan faydalanarak seçimler esnasında gösterdiği yardım dolayısiyle Bakana teşekkürde bulunduğu­nu söylemiştir.

Başkanın. Savunma Bakanı James Fores-tale.e de teşekkür edip etmediği sorusurm duymamış gibi görünen Ross, Savunma Bakanının ziyareti maksadının ne oldu­ğunu bilmediği cevabını vermiştir.

Öte yandan Ticaret Bakanı Snyder, Baş­kanla olan görüşme hakkında izahat ver­memiş, fakat istifa meselesinin bahis ko­nusu olmadığını ilave etmiştir.

Savunma Bakam James Forrestal. istiı'a etmek tasavvurunda bulunduğunu açık­lamıştır. Filhakika Beyaz Saraya girdiği sırada. Bahriye Bakanı Sullivan ile bir­likte fotoğrafını çıkarmak istiyen muha­birlerin. Başkan Truman'm yeni idare devri başlamak üzere olduğuna işaret et­melerine mukabil. »Evet, fakat benim için değil»demiştir.

ÎO Kasım 1948

—Waşington:

Başkan Truman. 11 Kasım mütareke gü­nünün kutlanması münasebetiyle yayınla­dığı bir demeçte. Amerikalıların devama barış prensilperinin yorulmak bilmez ve ebedî taraftarları olduklarını belirtmiş ve Amerikan halkını, uğrunda savaştıkları bu prensiplere kendilerini vermeye teş­viketmiştir.

Başkan bu demecinde Birinci Dünya Sa­vaşına son veren mütarekenin 30 uncu yıldönümünün kutlanmasını istemiştir.

1926dan beri 11 Kasım Amerikanın her tarafında resmen mütareke günü olarak kutlanmaktadır.

12 Kasım 194S

— Vaşington:

Cumhuriyetçi ayan üyesi Vandenberg. Başkan Truman'm son seçimlerde kazan­mış olmasının yanlış tefsir edilmemesini Rusya'ya ihtar etmiş ve seçimlerden alı­nacak kat'î neticelerle her iki parti ta­rafından takip olunan müşterek dış si­yaset lehinde takriben 47 milyon oy ve aleyhine ancak bir milyon oy verilmiş olduğunun meydana çıktığını ilâve et­miştir.

Vandenberg, Molotov'un seçim sonuçları­nı yanlış hesaplamış olduğunu söylemiş ve Kremlin. Aemrikan dış siyasetinde bir gevşeme olacağı zehabına kapılıyorsa hu iyi bir netice vermez. Çünkü yanlış stra­teji yanlış düşünceler doğurur, demiştik. Vandenberg, Amerika'nın mütecavizlere karşı müşterek bir güvenlik ve sulh yo­lunda ilerlemeğe devam ettiğini ve .Rus­ya dâhil, bütün dünyaya karşı dostana hisler beslediğini sözlerine ilâve etmiştir.

14 Kasım 1948

— Vaşington:

Başkan Truman, dua haftası münasebe­tiyle, aşağıdaki beyanatı yayınlamıştır: Dua haftası tarihi yaklaştıkça, fikirleri­miz, mazide olduğu gibi, Allanın bize ina­yet ettiği servet ve nimetlere karşı şük­ranla dolmaktadır. Memleketimizin mane­vî ve ruhî varlıkları azalmış değildir. Evvelden olduğu gibi hür insanlar olmak sıfatiyle ve korkusuzca ilerleyebiliriz. Ha­sadımız iyidir. Mal bakımından da bere­ketli istihsalde bulunduk. Kaynaklarımı­zın zenginliği, diğer memleketlerin var­lıksız ve ihtiyaç içinde bulunan milletle­rine yardımetmemizeimkânverdi.

İnsanlığın refahına hizmet edebilmek maksadiyle milletlerarası sahada sarfedi-len gayretlere iştirak etmek mazhariyeti­ne vardık. Bugün milletlerin, ahenkli bir anlaşmaya varmak maksadiyle, görüş ve iddialarını serdedebüecekleri milletlera­rası bir tartışma meydanının mevcudiye­tini memnuniyetle karşılıyoruz. Bu yıl dua haftasına girerken yalnız bu haftanın mâna ve mahiyetini düşünüyo­ruz, ayni zamanda milletimizi ilgilendiren meselelerde bize basiret lütfetmesini de Allahtau diliyoruz. İnsanın şeref ve hay­siyetine, ayni zamanda hürriyet ve sulh İçinde yaşamak hakkına inanan bizler, hikmeti rabbaniden varlıklarımızı koru­masını ve diğer milletleri de siyanet ek­mesini diliyoruz.

Bu iitbarla ben, kongrenin 26 aralık ta­rihinde vermiş olduğu müşterek karara uygun olarak Amerika Birleşik devletle­ri başkanı sıfatiyle, her senenin kasım a-yının son haftasını dua haftası ilân edi­yorum. Bu hafta, 25 kasım perşembe gü­nü açılmış bulunacak ve bu hafta, millî bir mahiyet taşıyacaktır. Vatandaşlarıma şunu tavsiye ederim ki bu dua günlerin­de, diğer melekmetlerdeki yersiz yurtsuz ve ekmeksiz insanlara bu derece cömert­çe yardım etmemize imkân veren kadiri mutlaka şükretsinler, Bu suretle insanlar arasındaki iyi niyet dâvasına bağlılığımı­zı göstermiş olacağız.

Bütnü bunları düşünerek, bu beyanatta imzamı attım ve Amerika'nın resmî mü-hürünü vazettim.

— "Washington:

Burada hâkim olan kanaate göre, Savun­ma Bakanı Forrestal ve kabinenin diğer bazı üyeleri, bunlar meyanmda muhtemel olarak İçişleri Bakanı J. A. Kurg ve Ti­caret Bakanı Charles Sowyer gelecek ay vazifelerini terkedeceklerdir.

Forrestal bugün Berlin'de beyanatta bu­lunarak, vazifesine devam etmenin im­kânsızlığını Başkan Truamn'a'ı bildirmiş bulunduğunu söylemiştir.

Forrestal'in yerine kimin tayin edileceği henüz bilinmemektedir.

M. Forrestal, secim kampanyasının baş­langıcında da beyanatta bulunmuş ve va­zifesinin mahiyetinin, siyasete karışma­mayı âmir olduğunu söylemişti. Diğer ta­raftan, seçim kampanyasına faat bir su­rette iştirak eden genel savcı Tom Clark, Tarım Bakanı C.'Brannan ve Çalışma Ba­kanı Mauric Tobin'in vazifeleri başında kalacakları umumiyetle tasdik edilmekte­dir.

—. New - York :

Tekrar işe başlamak üzere yapılan tekli­fin Amerikan yükleme ve boşaltma ame­lesi tarafından reddi, doğu sahilinde hü­küm süren greve âcil bir hal çaresi bul­mak istiyen devlet aracısının ümitlerini ciddî bir şekilde kırmıştır.

İş verenlerin sözcüsü, daha geniş müsa-adekârlıkla hareket etmeğe mezun olma­dıklarını söylemiştir. Bununla beraber New-York amatörleri tarafından bu sa­bah tertip edilecek toplantıda müzakere­ye iştirak edeceklere daha ziyade yetki verilmesi bahis mevzuu olacağı sanıl­maktadır.

Meselâ Bulgaristan ve Arnavutluk, bu şartları yerine getirdiklerini gösterebil­mek için, Yunanlı çetecilere yardım et­mekten vazgeçsinler ve yine Bulgaristan, Macaristan ve Romanya istipdadm tazyi­kine son versinler. Moğolistan cumhuru yetinin kapıları haricî aleme açılsın ve dünya bu cumhuriyetin müstakil bulun­duğundan emin olabilsin.

180 — 11

Mr. Tru-man bundan sonra elbette daha eessur ve daha azimkar davranacaktır. Nitekim A-mcrika'dan gelen haberler, esasen can çe­kişmekte olan infiratçılık politikasının ar­tık öldüğünü kaydetmektedirler. Ölen yal­nız infiratçılık değil, Wallace'ın Sovyetçi-lik politikası da ölmüştür. Amerika artık demokrasi dünyasının yani bütün medenî milletlerin lideri olarak kızıl tehlikeye karşı daha büyük bir kuvvet ve enerji ile mücadele edecektir.

Avrupa'nın kalkınması, Türktye ile Yu-nanistana askerî yardım gibi meselelerde takip edilegelmekte olan politikaya daha önem ve kuvvet verileceği gibi, kızlı çarlığın devamlı Ve büyük, gayretlerle desteklediği ve beslediği komünist ordu­ları karşısında güç ve tehlikeli bir duru­ma düşen Çin'e de daha esaslı surette yardım edileceği şüphesizdir.

Müteveffa Roosevelt Naziliği, faşistliği ve Japon emperyalizmini mağlûp ve tasfiye etmek şerefini kazanmış,; fakat bu üç teh­likeyi yok ederken topyekûn onların şer-rülhalefi olan bolşevikîiğin, dünyanın ba­şına belâ olmasına, herhalde bilmiyerek yardam etmişti. Şimdi Mr. Truman'a da kızıl belâdan dünyayı kurtarmak şerefi mukadder gibi görünüyor.

Türkiye'ye karşı büyük dostluk duygulan ile mütehassis bulunan ve bu dostluğu askerî yardım kanunu ile maddi ve realist bir şekilde ispat etmiş olan Mr. Truman-ın dost Amerika milletinin yüksek baş­kanlık makamına tekrar seçilmiş olması, memleketimizde de büyük memnunluk ve sevinç uyandırmıştır. Dört yıl müddetle büyük Amerikan milletinin, hattâ dünya­nın mukadderatını elinde tutacak olan sa­yın Mr. Truman'ı kazandığı zaferden do­layı tebrik eder; kendisine, çok şerefli mevkiine ve çok mühim vazifesine lâyık başarılardileriz.

Amerika'da yeni siyasî program...

Yazan: Salâh Can

23Kasım1948 tarihli«Ulus»Ankara'dan:

Mr. Truman, Başkanlığının kanunî dev­resine başlamadan önce yeni kabinesini de, yeni siyaset programını da tanzim ha­zırlıkları içinde görünüyor. Bu plânda iç ve dış politikaya dair baş meselelerin e-hemmiyetle yer aldığına hiç şüphe yok­tur. Nitekim. Reuter Ajansının yaptığı tahminler bunu gösterdiği gibi, meselele­rin çoğunu da şimdiden ortaya koymuş­tur.

Bunlar arasında cihanşümul mahiyetiyle Şimal Atlantik ittifak tasarısının mevki ve mahiyeti hemen hepsinden üstün gel­mektedir. Zira ancak bu sayede Avrupa demokrasileriyle Şimalî Amerika Birleşik Devletlerini devamlı olarak bağlıyan pakt meydana gelecek — ve önce de söyledi­ğimiz veçhile — Amerika yabancı ve bil­hassa Atlantik ötesindeki devletlerle İlk defa bir ittifak yapmış olacaktır. Böyle bir andlaşmanın komünist Rusya'yı dü­şündürdüğü kadar mukabil tedbirler al­mağa da sevkedeceğinden şüphe edile­mez. Fakat Amerikan kudreti etrafında toplanacak böyle bir milletler birliği ta­rafından tedafüi tabiye alınması Sovyet genişleme plânlarına durgunluk ve belki de ümitsizlik verecektir.

Mahaza uzağı gören, ihtirassız bîr birlik politikası daha ziyade Avrupa devletleri­nin "hayatî vazifesidir. Çünkü birinci plân­da tehdide maruz olan memleketler Av-rupanın hür ve demokrat kısmıdır. Onlar birbiriyle uzlaşmak ve elbirliği yapmak j prensipine ne derece sadık kalırlarsa bir Avrupa - Amerika ittihadının temellerini o nisbette kuvvetlendirmiş olurlar. Nite­kim bir kaç gün evvel Amerika'nın Bir­leşmiş Milletler Konseyindeki baş delegesi Mr. Dulles Avrupa'yı süratle bir federas­yon haline gelmeğe davet. etmiş, Avrupa-îun müdafaasında Amerika'nın ikinci plânda olduğunu, hattâ Avrupa milletleri birleşik hareket etmezlerse Amerika'nın bir gün yine eski infirat siyasetine döne­bileceğini de açıkça söylemiştir.

Bu ikazın tesirini çabuk göstermesi ma­alesef şüphelidir. Çünkü Amerikan mü­cadelesi sayesinde hürriyetlerini tekrar elde etmiş olan Avrupa devletleri, müte­caviz komünizm tehlikesi karşısında bile köhne politika şartlarının tamamen de­ğişmiş olduğuna dikkat etmekte ve kendi varlıklarının dar çerçevesi içinde münfe­rit hükümranlıkla her şeyin yolunda gi­deceğini zannetmektedirler. Bunca ıstırap ve felâketlerden sonra dahi eski diploma­si itiyatlarına saplanıp kalmak Avrupa için çok acıdır.

Bu bakımdanFransızDışişleri Bakanının îVIetz şehrinde söylediği nutuk, misal ola­cak kadar karakteristiktir Mösyö S«hu-msn, İngiltere ve Amerika'nın Ruhi1 Al­man bölgesini merkezî bir Alman idare­sine devretmek kararlarını, Hitler Aîman-yasma bile nasip olmamış bir hal tasav­vur ve protesto ediyor. Hitler diktatörlü­ğünün Almanyada sahip olamadığı bir kudret veya bölge kaldı mıydı bilmiyo­ruz. Fakat Fransız nazırı Almanları ko­münist Ruslar tarafına kaçırmamak için orada mubassır veya gardiyanlık değil, medenî bir milletle arkadaşlık yapmak lâzım geldiğini takdir etmediyse Avrupa -da sulh fikrinedn ümitsizliğe düşmek yan­lış olmaz sanırız. Bize göre Fransızları yenitecavüzlerdenkoruyacaktedbirler,

Almanya'dan Ruhr ve Sar bölgelerini ko­pararak onları kendisine düşman yerine, bilâkis Almanların arkadaşça koluna gi­rerek Ruhr sanayimden komünist tehli­kesine karşı birlikte istifade etmek ola­bilir. Bu şartlar içir:de Mr, Dulles'in ikazı ne derece kıymet kazanmış oluyor? Amerika'nın muhtemel yeni kararları a-rasmda Truman'm Çin'e askerî yardımın artırılmasını reddetmek temayülü şiddet­le göz çeken bir hâdisedir. Belki bunvıu sebepleri arasında Çan-Kay-Şek Cumhu­riyetinin umulduğu kadar demokrat ol­maması da âmil olmuştur. Eğer Öyley&e Amerika'nın Türkiye ye yardıma devanı kararında demokrasimizin ciddiyetini ve haricî tesirini açıkça görmüş oluyoruz. Çin'in fethi için giriştikleri mücadelenin gelecek safhasını tatbik sahasına koy­malarına mâni olmanın artık imkânsız olduğu görülmektedir. Komünistlerin bun­dan sonraki darbelerine hedef teşkil e-decek olan General Fu-Tao-Yi'nin elin­de Çin Şeddinin müdafaası için ancak 200 bin, ilâ 300 bin kişilik bir kuvvet vaı> dır. Generalin muzaffer komünistlere em­niyetle karşı koyabilmesi için bu kuvvet­ler kâfi değildir. Bundan başka bu kuv­vetin gerisi de Şantung'daki mahallî kü-münistle»tarafındantehditedilmektedir.

—- Nankin:

Çin başşehrinin güvenilebilir kaynakla­rından bildirildiğine göre hâlen Mukden'i ellerinde tutan komünistler, Mançurya'da mütareke için millî kuvvetlere müzake­reyegirişmeyiteklifetmişlerdir.

Komünistlerin, muayyen bir müddet sü­recek mütareke hakkında görüşmelerde bulunmak üzere bir «Kuzey - doğu halk komitesi» teşkil ettikleri de ayrıca bildi­rilmektedir.

Bu komite Mukden'de bir beyanname neşrederek, yabancılar da dahil olmak üzere, şehrin bütün halkına mutad işleri ile meşgul olmalarını bildirmiştir.

Mukden'de bugün « sükûn» hüküm sür­mektedir. Dün Mançurya'nın Çin komü­nistleri tarafından işgal edildiğini kabul eden Mareşal Çan Kay Şek, Başbakan ve Maliye Bakanının istifaları üzerine baş-gösteren dahilî buhranla karşılaşmış bu­lunmaktadır.

Peiping ve Tien - Tsin'de bulunan İngi­liz,' Fransız ve Amerikalılara konsolos­lukları tarafından «henüz ulaştırma ko­laylıklarından istifade imkânı varken» gitmeleri tavsiye edilmiştir.

Yabancı elçilikler, Yangtse nehri güns-yinde bulunan Nankin ve Şanghay böl­gelerinin boşaltılması için hazırlıklar ya­pıldığı hakkındaki haberleri teyit ede­cek hiç bir malûmata sahipdeğildirler.

— Şanghay:

Mukden'in komünist kuvvetlerine tesli­minin evvelden kararlaştırılmış olduğunu gösteren daha kesin deliller ortaya çık­maktadır. Şehrin işgalinden 12 saat son­ra hükümete mensup şahsiyetleri taşıyan bir uçak Mukden'den hareketle Şangha-yagitmiştir.Diğerhaberleregöre,hü-

kümet kuvvetleri şehirdeki fabrikaları ve elektrik santralını tahribe teşebbüs; etmemişlerdir.

Çince ve ingilizce olarak yayınlanan ga­zeteler kuzeydeki durumu ayni şekilde yorumlamaktadırlar.

North China Daily News gazetesi, müda­faa ve iaşe hatları şimdi daha kısalm iş olduğu için, artık büyük masraflara ih­tiyaç kalmadığından, bir bakıma Mukde-nin kaybının hükümete faydalı olduğun;; ilerisürmektedir.

Şun Pau gazetesi, Çin'in ümitlerinin şim­di Amerikan yardımına bağlı olduğunu yazmaktadır.

—Nankin:

Shansi eyaleti hükümet sözcüsü, kom.i-nîstler tarafından çevrilmiş bulunan eya­let merkezi Tayuanda durumun düşman birliklerinin mevcudunu iki yüz bin kî -siye çıkaran takviyelerin yetişmesi üze­rine feci bir hal aldığını bildirmektedir. Komünistler pazar ve pazartesi günü ye­niden hücuma geçerek şehir sularından yedi kilometre mesafede bir mevkii ele geçirmişlerdir.

Mançurya'daki duruma gelince: Resmî bir yabancı kaynaktan bildirildiğine göre hü­kümete mensup uçaklar bugün ikinci de­fa olmak üzere Mukden'i bombardıman etmişlerdir. Şehirde şimdiki halde su ve elektrik yoktur.

3 Kasım 1948

—Şanghay:

Mançurya'yı kaybeden Çin millî kuvvet­leri Peiping'in 430 kilometre güney batı­sında bulunan ve komünistlerin kuşar-tıkları Shansi eyaletinin merkezi Taiyu-an'da çok kanlı bir müdafaa savaşı yap­maktadırlar.

İlk gelen haberlerden anlaşıldığına göre komünistler şehrin doğusundaki kenar mahallelere karşı şimdiden büyük bir ta­arruzagirişmişlerdir.

Kuzey Çin'e toplu bir halde hücuma ha­zırlanan 500 bin komünist, Nankin'in320 kilometre kuzey batısındaki milliyetti kuvvetlerin kilit kalesi Hsuchov'a ye-.iî bir darbe indirmeğe çalışmaktadırlar. Söylendiğine göre Hsuchov'da toplanan hükümetkuvvetleri600binkişidir.

Çan-Kay-Şek'in oğlu Albay Çiang-Vey-Kuo, Nankin'in 150 kilometre kuzey ba­tısında bulunan Suşov'un müdafaasın;.', katılan tank kollarını bizzat idare temek­tedir. Suşov, en büyük müdafaa merkez­lerinden ve en ünemlî demiryolu kavşak­larından biridir. Şehrin düşmesi başşeh­rin sükutu ile neticelenebilecek bir. ko­münist taarruzuna yol açabilir.

—Tientsin:

Hükümet kuvvetleri ağırlıklarını, araba, kamyon, bisiklet, katır ve merkeplere yükleyerek kale duvarlarından 64 kilo­metre mesafede bulunan Proting'i bugün boşaltmaktadırlar.

Proting, Peiping - Tientsin bölgesinin gi­riş kapısı olarak kabul edilmektedir. Şanghay'daki Çin çevreleri, Amerikan yardım idaresini teftiş için seyahate oı-kan William Bullit'in gelişinin, Başkan Çan-Kay-Şek'ir. müşkül durumdan kur­tulabilmesi için Amerikan yardımın'n derhal arttırılacağı mânasını ifade ettiği kanaatindedirler.

Şanghay'da oturan İngiliz ve Amerikalı­lar dün akşam şehir kulübünde toplana­rak bir veda balosu tertip etmişlerdir. Hükümet tarafından emredilen topyekûn harp sisteminin teşkilâtlandırılması için Tiensin içinde hummalı bir faaliyet var­dır.

Şangsi, Şanhor ve Suiyan eyaletlerinde tatbik edilecek olan plâna göre bütün askerî ve idari salâhiyet General Fu-Uso -Yi'everilmektedir.

Fu-Tso-Yi. Nankin'e başvurmadan, bütün mahallî işlerleuğraşacak bir kuzeyÇın komisyonukurmakniyetindedir. Hükümet kuvvetleri yeni sisteme uygun olarak Mukden-Peipİndemiryolu hau-tma muvazi bir yol inşa etmekte ve te­lefon hatları kurmaktadırlar. Taiyuan'dansongelenhaberleregöre, güneydevaziyetsüratlebozulmaktadır. Şahsi eyaletinin merkezi olan bu şehrin içinetop mermileridüşmüşveaskjrî valiGeneralYen-Si-Şan,yenidenNan­kin'e başvurarak kendisine hava yolu ile takviye gönderilmesini istemiştir.

—Londra:

Çin'deftalınanhaberleregöre,merkezi Çin'in kuzeninde hükümet kuvvetlerinin bellibaşlı müdafaa noktası olan Suşov sa­vaşında kazanılan zaferi gerek komünist­ler ve gerekse Çin hükümeti kendilerine mal etmektedirler.

Suşov'la Nankin arasında ulaştırma yeni­den kesilmiştir.

Şanghay basınında yayınlanan haberlere göre, General Şuşing-Van'ın motorlu bir­liklerinin taarruzları komünistleri Suşov yakınlarında durdurmıya muvaffak ol­muştur.

Çin'de ilkönce motorize edilmiş olan Ge­neral Şu ordusu şehri muhasara etmece çalışan komünist kuvvetleri arasında bir gedik açmıya muvaffak olmuş, ve doğuda bulunan diğer hükümet kuvvetleri ile ir­tibatı temin etmiştir.

Çin hava kuvvetleri savaşta gittikçe da­ha faal bir rol oynamaktadırlar. Suşov'danalmanhaberleregöre,hava taarruzlarısayesindekomünistkıtaların durdurulmasıbaşarılmıştır.

Diğer taraftan komünist radyo merkebi, komünistlerin Suşov'un doğusunda hükâ-met kuvvetlerini muhasara etmiş olduk­larını bildirmiş ve şehrin tecrit edilmiş halde ve ieslime hazır olduğunu ilâve etmiştir. Radyo bundan başka hükümet kuvvetlerinin zafer kazanmış olduklanuı bildirdikleri bölgelerde komünist kuvvet­lerinin muzafferiyetinden de bahsetmiştir. Diğer taraftan kuzey Çin'den gelen ha­berlerde bildirildiğine göre, bu kesimde­ki Çin hükümet kuvvetlerinin komuatm General Fu-Tso-yi, Hu-Peh eyaleti İle Jehol eyaletinin başşehirlerini tahliye et­miştir. Kuzey Çin'deki hükümet müdafaa hatlarını kısaltmak gayesi ile ve bililti­zam yapılan bir tahliye hareketinin bahis mevzuu olduğuna işaret edilmektedir,

Şang-Şi eyaletinin başşehri olan Tau -Yan'da durum gittikçe vahimleşmektedir. Komünist topçu kuvvetlerinin şehri bom­bardıman etmekte oldukları bildirilmek­tedir.

Nankin'den alman başka bir habere göre, resmî çevrelerde başbakanlığa Wang"Wen-how'un yerine General Şan-Şun'un geçs-eeği düşünülmekteidr. Başkan Çan-Kay-Şek, M. Wang-Wen-How'un yeni hükümet teşkil olununcaya kadar vazifede kalmasını temin etmiş­tir.

Çinkaynaklarındanalmanbaşka haberlere göre, General Şan-Şun yeni kabine­yi kurmayı kabul etmiş ve harbe devam kararında olduğunu bildirmiştir. Fakat General görevine başlamadan evvel A-merikan hükümetinin temsilcileri ile gö­rüşmek arzusundadır. Generalin Ameri­kan hükümetinden Çin'e yardım etmedi-r.i şahsen i-temek üzere birkaç gün içi". Vaşington a gitmek fikrinde olduğu bil­dirilmektedir.

—Nankin:

Nankrin'dea bildirildiğine göre, Çin hü-hükûmetinin, Sovyetleri 1945 Çin - Sov­yet andlagmasmı ihlâl etmek ve Çin ko­münistlerine askerî yardımda bulunmak ile itham etmesi muhtemeldir. Çin'in Gü­venlik Konseyi nezdinde de şikâyette bu­lunacağıtahminolunmaktadır.

Bundan başka Sovyet Rusya, Çin hükü­met kuvvetlerinin Port Arthur ve Dai-ren'e çıkmalarına müsaade etmediğinden dolayı Çin'in Rusya "yi şikâyet edeceği anlaşılmaktadır.

Andlaşmanın Sovyetler tarafından ihlâli hafta sonunda General Chang Kai Çhek-sin başkanlığında toplanan bir konferans tarafından incelenmiştir. Hükümet erkânı butoplantıyaiştiraketmiştir-.

16 Kasım 1948

—Şanghay:

Komünist kuvvetler Suşov'un güneyinde bulunan üç garı ele geçirmişlerdir. Bu garların ele geçirilmesi Lungay - Tien -Çin - Pakov demiryollarının kavşak noktasında bulunan hükümet kuvvetlerini tecrit etmek tehlikesini göstermektedir. Milliyetçi ordular tarafından yayınlanan tebliğde, Suşov'un 30 kilometre güneyin­de bulunan Lunghuangmiao, Şamov ve Lişuan şehirlerinin komünistlerin eline geçtiği kabul olunmaktadır. Ayni tebliğ­de demiryolu kavuşağı olması itibariyle büyük bir stratejik önemi olan SüÜsieiî'iii kenar mahallelerinde kanlı çarpışmalar cereyan etmekte olduğu bildirilmektedir. Kızıl kuvvelter tarafından şehrin batı kısmına yapılan bir hücum, kara ve hava kuvvetlerinin müşterek harekelteri neti­cesinde püskürtülmüştür. Komünist ordularına General Lio - Po -Şeng'inkumandaettiğisanılmaktadır.

—'Pekin:

Komünist kuvvetlerin Chengthu'yu aldıkları resmen teyit edilimştir. Diğer taraf­tan bildirildiğine göre, komünistler Tien Tsin'in kuzeyinde bulunan Tangşan de­mir madeni merkezine taarruz etmek ü-zere hazırlanmaktadırlar.

— Nankin:

Komünistlerin ilerlemesi ile tehlikeye düşmüş olan Suşov bölgesinde durum hâ­lâ karışıktır. Nankin'in 200 mil güneyin­de bulunan ve bu şehre varmağa çalışan hükümet kuvvetleri çarpışmağa devam etmektedirler. Komünistlerin Suşov'u '<-}-gal etmiş olduğu hususunda bazı şayialar çıkmıştır. Fakat hükümet haberler büro­sunun direktörü bu şayiaları kesin ola­rak yalanlayarak komünistlerin, Suşov.un 33 mil doğusunda Nienchauang'da mağ­lûbiyete uğramış olduklarını ve binlerce komünistin esir edildiğini bildirmiştir. Bununla beraber Suşov mukavemetinin daha uzun müddet devam edemiy.eceğî anlaşılmaktadır.

Mançurya'yı tahliye etmiş olan hükümet kuvvetlerine ait on tümen Pengpu'ya varmıştır. Hükümet kuvvetlerinin Hawei nehri boyunca ve Pengpu'dan geçnrjk üzere1 yeni bir müdafaa hattı tesis etme­leri kuvvetle muhtemeldir. Komünistler bu hattı yarmağa muvaffak olurlarsa 100 mil daha güneyde, Yangtse nehrinin kıyılarına kadar komünist kuvvetlerini hiç bir şey durduramıyacaktır. Bu yüz­den Nankin de komünistlerin tehlikesine mâruzkalacaktır.

Diğer taraftan merkezî haberler bürosu, tek gözlü komünist kumandanı Gener il Liu-Pu-Chen'in genel . karargâhının bir bombardıman neticesinde harap olduğu­nu ve çok önemli vesikaların ele geçiril­diğini bildirmektedir. Ayni kaynaktan ve­rilen tamamlayıcı malûmata göre, Su­şov'un güney - batısında ve doğusunda bulunan komünist kuvvetler karmakarı­şık bir halde çekilmektedirler. Sade tek bir noktada 8 bin esir alınmıştır. Diğer taraftan hükümet kuvvetlerine mensup uçaklar komünistleri hırpalamıya devam ediyorlar.

Teşrii Yuan Meclisinin, hükümetten, ko­münistlere karşı yapılmakta olan bugün­kü savaşın, «komünistlerin mahvı için. mücadele» yerine «tecavüze karşı savaş* adı ile anılmasını talep eden bir teklifi kabul etmiştir. Tekliften maksat, bütün dünyaya Çin hükümetinin komünist bir­liklerin yabancı memleketlerden yardım gördüğüne kani bulunduğunu göstermek­tir.

— Nankin:

Çin hükümeti haberler bürosu şefi Dr. Hollington Tong bugün verdiği demeçte, Nankin'i tahliye etmek niyetinde olma­dıklarınısöylemiştir.

Tong. Hsuşov'un işgal edildiğine dair ve­rilen haberi de yalanlamıştır.

Daily News isimli resmî Çin gazetesine göre Hsuchov'un doğusunda bulunan ko­münist kuvvetler üç isitkamette geri çe­kilmektedirler.

Komünistlerin başşehri «Hsuc'nov kapısı cihetimden hücum etme plânı tamamen iflâs " etmiştir.

19 Kasım 1948

— Londra:

Şanghay'dan alınan haberlere göre, mer­kezî Çin'de çok vahim bir hal almış olan buhran, en az bugün için durdurulmuş gibidir.

Hükümet kuvvetleri Suşov çevrelerinde­ki mevzilerini el'an tutmakta ve yeni ba­şar ıîar sağlamaktadırlar. Su kuvvetler iki kesimde motorlu birliklerle mukaûii taarruza geçerek komünistleri Şang-Tun-ga doğru çekilmeğe mecbur etmişlerdir. Hükümet kaynaklarından alınan haberle­re göre. komünist kuvvetle, Suşov:un gü­neyinde ilerleyen iki hükümet ordusunun arasında sıkışıp kalmışlardır.

—■ Nankin:

Hükümet çevrelerinden bildirildiğine gö­re, hükümet kuvvetleri Suşov da kafi bir zafer" kazanmışlardır .Yabancı müşa­hitler, Çin hükümet hava kuvvetlerinin büyük gayretler asriettiği hususunda mu­tabıktırlar. Sıkı bir işbirliği yapan bom­bardıman ve savaş uçakları komünist birliklerine karşı çok şiddetli hücumlar­da bulunmuş ve komünist birliklerini Su-şov'un doğusuna çekilmeğe mecbur' et­miştir.

Diğer taraftan Şanghay'dan bildirildiği­ne göre, eskiden Amerikan ordusunda ça­lışmış olan bazı pilotlar, «uçan kaplan­lar» diye kurulan yeni hava teşekkülle­rinde General Şelo'nun emrinde çalışma­yıteklifetmişlerdir.

—Nankin:

Hükümet kuvvetlerinin Nankin'in 220 ki­lometre kuzeyinde bulunan Suşov'da 10günden beri devam eden şiddetli savaş­lardan sonra komünist kuvvetlerine karcı«e?ici bir zafer» kazanmış oldukları bil­dirilmektedir. Hükümet çevrelerinden ve­rilen haberlere göre komünistlerin Nan­ kin ve Şanghay'ı tehlikeye mâruz bırak­mak için giriştikleri teşebbüsler tamamensuya düşmüştür. Hükümet kuvvetlerininkomutanı General Şiu Şîng Yuan-'a bu­gün «mavi gök ve ak güneş» madalyasıve bundan başka 200 bin altm yuan mü­kâfat verilmiştir. Diğer taraftan Suşcvgenel karargâhının kumandanı GeneralLi-Şiıı, savaşlara iştirak eden subay ve erlere bir milyon altın- yuan mükâfatdağıtmıştır.

Merkezî haberler ajansı resmî tahminle­re göre komünistlerin uğradıkları kayın­ların 200 bin kişiyi aştığını bildirmekte­dir. Çin gazeteleri Suşov savaşma iştirak eden komünist kuvvetlerinin 500 bin kişi olduğunu belirtmektedirler.

20 Kasım İ34S

—Nankin:

Nankin'deki Çin e yabancı askerî çev­relerininfikrinegöre,8-11tarihinde Sou

—Tcheouetrafındabaşlayan,15-11tari­
hindenitibarenşiddetinikaybedenve
Kiant-Su savaşının neticesi daha güneyde
vedoğudaHnainehribölgesindebelli
olacaktır.

Bu çevrelerde tasrih edildiğine göre hali hazırda iki mühim komünist hareketi be­lirmektedir. Birincisi Su-Çen'in doğusun­da Lungai demiryolundan itibaren güne­ye doğru ilerlemektedir. Öbürü Su-Çen'in 65 kilometre güneyinde Tsinpu demiryo­lu üzerinde Suksien'den itibaren doğu istikametindegelişmektedir.

Komünist Generali Şenyi'nin idaresi al­tında yapılan bu komünist hareketlerinin her ikisi de Huai'ne doğru yöneltilmiştir. Şimdiden Şuşien e varan bu generalin kuvvetlerioradatoplanmaktadırlar.

Buğdan maada Su-Şien'den gden Öncüler Huai'e doğru 75 kilometre doğuda bulu­nan Szehsien üzerinden ilerlemektedirler. Diğer taraftan Su-Seu'nun doğu cephesi­ni müdafaa eden milliyetçi ordulardan mürekkep kuvvetli bir grup, hiç bir mu­kavemetgörmedenvekomünistlerin kuzeydeki ve Tsinan'daki üsleriyle irtibat­larını kesmek maksadiyle kuzeye doğru ilerlemektedir.

Diğer birlikler güneye doğru komünist­leri takip etmektedirler. Resmî bir kay­naktan bildirildiğine göre bahis mevzuu olan birlikler bugün Su-Seu'nun 12 kilo­metre güneyinde bulunan Sampu'ya var­mışlardır.

nan Szehsien üzerinden ilerlemektedirler, diğine göre Su-Seu'daki hareketlerin he­yeti mecmuası nazarı itibara alınırsa her iki taraftaki kayıp miktarı on bin kişi­den azdır. Buna mukabil sivil halktaki kayıplar çok daha fazladır. Su-Seu böl­gesinde bildirilen hükümet kuvvetlerinin zaferine bu şehirde muhasaranın sona örmesine ve resmen gösterilen nikbinli­ğe rağmen Nankin'deki askerî çevreler, Lungai'da temerküz etmiş milliyetçi or­duların ekseriyetinin aşağı Yangse, yâni Nankin ve Şanghay ile irtibatlarını kay­betmeleri tehdidi karşısında istikbale en­dişeilebakmağadevametmektedirler.

—Nankin:

Askerî bîr kaynaktan bildirildiğine göre, Çin donanması karargâhını Nankin'den Formose'e nakletmeğe başlamıştır. Ayni kaynak ayrıca beş deniz üssünün Tsing - Tao'dan Formose'e nakledildiğini yalanlamaktadır.

21 Kas mı 1948

—Nankim

Komünist kuvvetleri Suşov yakınlarında yeniden taarruza geçmişlerdir. Hükümet çevrelerinden verilen malûmata göre, Su­şov un kuzey batısında ve güney doğu­sunda cereyan eden savaşlar gittikçe şid­detlenmektedir. Savunma Bakanlığı tara­fından yayınlanan bir tebliğde hükümet kuvvetlerinin son 24 saat içinde komü­nistlere çok ağır kayıplar verdirdikleri ve 2. bin komünistin öldürüldüğünü bil­dirmektedir.

Kwantung ve Kwansi komünist ordula­rına mensup kuvvetler Suşov'un 15 kilo­metre kuzeyinde taarruza geçmişlerdir. Hükümet kaynaklarından alman malûma­ta göre hava kuvvetleri herhangi bir mu­kavemetle karşılaşmadan komünist kuv­vetlerinihırpalamryadevametmektedir.

—Şanghay:

GeneralŞen-Yi'ninkumandasıaltındaki

komünist kuvvetleri bugün Suşov'un 55 kilometre doğusunda bulunan Janşuan şehrinde karşı taarruza geçmişlerdir. Hü­kümet kaynaklarından verilen haberlere göre komünistler savaşa beş yeni ordu daha sokmuşlardır. Savaşa yeni giren bu kuvvetler birinci, dördüncü, altıncı, o-nuncu ve on üçüncü ordularla Kwantung ve Kwansi tümenleridir. Komünistler ilk taarruzları sırasında kaybettikleri toprak­larıele geçirmeğe çalışmaktadırlar.

71 Kasım 1948

— Nankin:

Bir yandan hükümet kuvvetleri çetin sa­vaşlar verirken, diğer yandan merkez hü­kümet adamlarından bir grup, komünist­lerle sulh müzakereleri imkân ve ihti­mallerini müzakere etmekte ve bu ara­da komünislterin Suşov bölgesinde mu­kavemetleri gitgide artmaktadır. Resmî mahfiller ilk defa olarak Nien-şang'da durumun vahim olduğunu kabul etmektedirler. Suşov'un 33 mil doğusun­da bulunan bu bölgece hükümet garni­zonu 11 günden beri kuvvetli komünist birlikleri tarafından mahsur bırakılmış­tır.

Suşov'un güneyinden ve Pengpu'nun ku­zeyinden ilerliyerek iki şehir arasındaki demiryolunu ele geçirmeğe teşebbüs eden hükümet kuvvetlerinin ileri harekâtı ko­münistlerin mukabil taarruzu ile durdu­rulmuştur.

Daha evvel komünistlerin Nenşang'da kısmı küllinin ricat yolunu korumak maksadiyle ardcı muharebeleri vermekte olduklarını bildiren Çin merkez ajanr.ı şimdi, şehrin müdafaasına memur hükü­met kuvvetlerinin 11 günden beri mah­sur bulunduklarını kabul etmekte, fakat bu kuvvetlerin, hasmın hücumlarına kar­şı koymağa devam ettiklerini ilâve et­mektedir.

Suşov cephesinden gelen yabancı bir mü­şahidin bildirdiğine göre, filhakika Su-şov'da, hükümet hava . kuvvetlerinin mü­dahalesi sayesinde komünist kuvvetler kısmî bir hezimete uğramışlarsa da, bo­zulan bu kuvvetler tekrar toplanmakta vehücumageçmektedirler.

— Nankin:

Nankin askerî çevreleri bu şehrin komü­nist kuvvetleri tarafından boşaltıldığı ha­berini teyit etrnislerdir.

İnanılır krynaklardan verilen malûmata göre hükümet kuvvetlerine mensup iki ordu, Suşov'un 35 mil güneyinde bulunan Suhsien'in güney doğusunda komünist kuvvetleri tarafından muhasara edilmiş­tir. Komünist kuvvetlerin hükümet kuv­vetlerini mahvetmek amacı ile devamlı surette taarruzda bulundukları bildirili­yor.

DiğertaraftanMareşalÇan-Kay-Şek'in.

Nankin kumandanı Şang-Şen'in yerine Şang-Yoa-Ming'i tayin etmiş olduğu öğ­renilmiştir.

30 Kasım 1948

— Pekin:

Bu sabah resmen bildirildiğine göre, hü­kümet kuvvetleri, Suiyuaıı'da Pekin de­miryolunun nihayet bulduğu Pantov şeh­rim yeniden ele geçirmişlerdir. Askerî garnizon, şehri bundan bir ay ka­darevvel terketmiş bulunuyordu.

image005.gifimage006.gif8Kasım 1948

HİNDİSTAN—YeniDelhi:

Londra'da toplanan imparatorluk camiası konferansından dönen Pandit Nehru, Hindistan için en iyi hal çaresinin Bri­tanya İmparatorluğu camiası içinde müs­takil cumhuriyet formülünden ibaret ol­duğunu kongre partisi üyelerine söyledi-ğtbildirilmektedir.

Üyelerin gayet ketum davranmalarına rağmen, emin bir membadan bu haberi alan France - Presse ajansı, PenditNeh-ru'nun söylediklerini Uzakdoğu'da mühim olayların cereyan ettiği bir sırada Hin­distan'ın yalnız kalmaması lüzumuna isti­nat ettirdiğinibildirmektedir.

Kongre lideri, Hintlilerin iki taraflı va­tandaş sıfatını muhafaza etmeleri lüzu­muna da işaret etmiştir. Böylelikle Hint­liler bütün camiaya has vatandaşlık sıfa­tına da sahip olacaklar, şu şartla ki bu formül içinde «İngiliz» kelimesi bulun­masın.

9Kasım 1948

HİNDİSTAN — Yeni Delhi: GandhiyiÖldürenvegeçenHaziranda yargılanmasına başlanan Nathuram Zina-yak Godse 25 bin kelimelik uzun bir be­yannameokumuştur.

Godse bunda Mahatma Gandhi'yi öldür­düğünü itiraf etmekle beraber bunun gizli bir tertip eseri olmadığını temin et­mektedir.

Beyannamede Gandhi'nin şiddeti redde­den usullerini benimsemiyen ve Mahat-ma'yı an'anevî Hint dâvasına İhanet et­miş bir kimse gözü ile gören milyonlarca Hindunun duygu ve mânevi durumlarının uzun bir izahı vardır. Godse düşman şid­det göstererek haksızlık ettiği zaman te­cavüze karşı koymanın doğru ve mubah olduğunu iddia ettikten sonra ilk dünya harbiesnasındaGandhi'ninİngilizler hesabına asker topladığını söyleyerek Gan­dhi'yi Hint istiklâlinin yapıcısı olarak göstermenin manasızlığını belirtmektedir. Karar birkaç hafta, hattâ birkaç aydan evvelverilemeyecektir.

15 Kasım 1948

KANADA — Ottava: Mackenzie King bugün Başbakanlıktan çekilmiş, yerine Saint Laurent geçmiştir. Bu suretle fransızca konuşan bîr Kana-da'lı 80 sene zarfında ikinci defa olarak bu makamıişgaletmişoluyor.

Bu istifanın hiç bir siyasî sebebi yoktur. Mackenzie King artık kendini, eserini ik­mal etmiş adedtmekte ve hayatının son senelerini istirahate ve bu arada hâtıra­larını yazmağa hasretmek üzere bu ka­rarını varmistir.

Filhakika 74 yaşını bitirmiş olan King Kanada'nın mukadderatını 21 sene, 5 ay. 5 gün. yâni hiç bir başbakana nasip ol­mamış bir müddetle idare etmiş ve har­bin sonuna doğru da bilhassa ağır mes­uliyetler yüklenmiştir.

Başbakanın istifası bütün kabine arka­daşlarının da istifasını intaç etmekte ol-doğundan, Saint Laurent şimdi yeni ka­bineyi kurmağa memur olacaktır. Bu­nunla beraber kabinede fazla bir deği­şiklik olmıyacaktır.

20 Kasım 1948

PAKİSTAN — Karaşi :

Bir hükümet sözcüsünün bildirdiğine gö­re, Keşmir'de vaziyeti düzeltmek için hiç bir şey yapılmadığı takdirde Pakistan hükümeti özel askerî tedbirler almıya mecbur olacaktır. Ayni sözcüye göre, Hindistan Djammo bölgesinde bir taar-rtiza girişmiştir. Hindistan ve Pakistan hükümetleri bu meselenin hallini akim bırakacak herhangi bir taarruza girişme­mekiçin anlaşmışbulunuyorlardı.

28 Kasım 1948

HİNDİSTAN

Kurucular Meclisinin Kongre Partisi üye­leri, Nehru'ya, Hindistan'ın, İngiliz mîl­letleri camiasiyle olan bağları meselesi hakkındaki müzakerelere vatandaşlık ess-sı üzerinden devam etmesi hususunda yetkivermişlerdir.

Bukararsuretigizlibiroturumdaoy.ı başvurulmadan kabul edilmiştir. Partiüyeleribukararavarmakiçiniki gün devamlı bir şekilde toplantı halinde bulunmuşlardır.

Müzakereler sırasında, anayasaya. İngiliz milletleri camiası vatandaşlığına müteda­ir bir hüküm konulmıyarak bu hususta ayrı bir statü hazırlanması kararlaşmiş-tır.

29 Kasım 1948

HİNDİSTAN — Yeni Delhi :

Hindistan Kurucu Meclisi bugünkü top­lantısında anayasanın parya sınıfı hak­kındaki fark gözetici bütün tedbirleri feshedenmaddelerinikabuletmiştir.

Bu kabil tedbirlerin feshi Gandi taraf­ları saylavlar tarafından uzun uzun alkış­lanmıştır. Gandi'nİn uzun bir mücadele­den sonra eyaletlerin pek çoğunda bu tedbirlerin yürürlükten kaldırılmasına muvaffak olduğu 1834 tarihine kadar par­yalar diğer sınıflara mensup halk ile hiç bir şekilde temas «demez, mabetlerde du­alarını, yapamazlardı. Bunların sadece en hakir görülen işleri yapmalarına müsaa­de edilmişti.

Hindistan Cumhuriyeti...

Yazan: Ömer Rıza Doğrul

8 Kasım 1948 tarihli «Cumhuriyet» İs­tanbul'dan:

Hindistan'ın büyük lideri ve bağımsızlık savaşının unutulmaz rehberi Başbakan Nehru, Londra ve Paris'te bulunarak Bri­tanya Commonv/ealth'i konferansında ve Birleşmiş Milletler toplantısında hazır bulunmuş, daha sonra memleketine dö­nerken Kahire'de gayet mühim bir demeç vermiş ve Hindistan'ın Britanya İmpara­torluğu ile her bağlantıyı keserek tama-miyle hür ve bağımsız bir cumhuriyet olmağa karar verdiğini, Hindistan Kuru­cular Meclisinin anayasayı bu şekilde ha­zırladığım bildirmiştir. Sayın Nehru bu olayın Hindistan'la İngiltere ve Britanya dominyonları arasında iyi münasebetler üzerinde tesir etmiyeceğini de söylemiş ve böylece geçen yılın 15 Ağustosunda müstakil bir dominyon durumunu alan Hindistan'ın, yeni anayasasını çıkardığı zaman dominyonluğu bırakarak bütün mukadderatına doğrudan doğruya hâkim, tam ve kesin istiklâline sahip olacağım belirtmiştir.

Hindistan'ın bu kararım sevinç ve heye­canla alkışlamak icap eder. Hindistan, tam hürriyet ve istiklâline sahip olmağa tabiatiyle ve hakkiyle ehliyetli olduğu gi­bi, hürriyet ve istiklâlini destekliyecek bütün vasıf ve meziyetlere, bütün kıy­metli kaynaklara malik olan büyük ve kudretli bir memlekettir. Hindistan geniş ölçüde sanayileşmiş, modern teknolojinin her vadisinde kifayetli elemanlar yetiş­tirmiş; bütün malî ve idarî işlerini liya­katle başaracak, Hindistan'ı baştan başa teşkilâtlandıracak, elhâsıl memleketin bü­tün ihtiyaçlarını karşılayarak her muvaf­fakiyeti kazanacak, onun tam bir modern devlet olarak inkişafını sağlayacak bütün kuvvetleri edinmiş ve çalıştırmış bulun­maktadır. İktisadî bünyesinin sağlamlığı ise'söz götürmez mahiyettedir. Bu mem­leketinüçyüzmilyonnüfusluolduğunu da ilâve edecek olursak onun başhbaşma muazzam bir devlet teşkil ettiği kendili­ğindenbelirir.

Bu bakımdan Hindistan'ın eski Britanya İmparatorluğu devrinden kalan bağlantı­ları da keserek tamamiyle müstakil bir cumhuriyet sıfatiyle dünya tarihine doğ­ması ve milletlerarası siyaset sahnesinde kendine lâyık mevkii alması, âdeta bir zaruretmahiyetinialmıştı.

Bu yüzden Hindistan da bu işi geciktir­mek istememiş ve çalışmalarına başlayan Kurucular Meclisi de her şeyden önce Hindistan'ın müstakil bir cumhuriyet ol­duğunubildirenkararıvermiştir.

Dediğimiz gibi. Hindistan bu -durumu en yüksek mânasiyle hak etmiş bulunmak­tadır ve bundan böyle onu dünyanın on muazzam devletleri arasında görmemek için bir sebep kalmamıştır.

Bu yalnız Asya'nın hayatı namına değil, bütün dünyanın barışı namına büyük ve eşsizdeğerdeolan tarihî birolaydır.

Asya, son asır içinde Japonya'nın doğma­sına ve teali etmesine şahit olmuş ve bu­nun Asya tarihi hesabına bir dönüm nok­tası olduğuna inanmış, Japonya'nın teca­vüzü, genişlemesi bu inancını hayal inkisarına çevirmişti. Bugün Japonya yı­kılmış bir haldedir ve Asya'nın ha/at ve mukadderatında rolü iyiden iyiye küçül­müştür.

Japonya'nın yıkılmasından sonra Asya, evvelâ Çin'in yeni doğuşunu kutlamış ve Çin'in en büyük devletler arasında yer alması, yeni bir kalkınma müjdesi teş­kil etmişti. Fakat Çin'in karşılaştığı da­hilî muharebeler ve ayrılıklar bu mem­leketi bir hayli yıpratmış ve onun dünya barışı ve dünya güveni bakımından haiz olmasıgerekleşenağırlığıihlâletmiştir.

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106