11.10.1950
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Ekim 1950

Bu saat 8.30 du Ankara'dan oto­mobille Eskişehir'e hareket eden Cum­hurbaşkanımız Celâl Bayar, te­zahürleri arasımda yolu her kasaba ve köyde surette kesileyol üzerindeki köylülerle memleket İş­leri üzerende samimi hasbıhallerde bularak buluna Çifteler'e de uğradıktan sonra saat 17.30 da Eskişehir gelmiştir.

Cumhur başkanı bu seyahatinde Başbakan Adnan Menderes, Çalışma Bakanı Hasan Polaitlkan'la Ankara Millet­vekili ıMüuntaz Paik Fenik refakat et­mektedir.

2 Ekim 1950

—Erzurum :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bugün, saat 13 te askerî uçakla Erzurum'a CumhurbiaşikaaıiTnıza bu se-yıahaftında Baştaik'an Adnan Menderes,

Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik 'ile Toprak Masulleri Ofisi ve Zira-ait Bankası Genel Müdürleri refakat et-

Erzurum :

öğleden evvel Doğu iRleri valileriyle ya­pılan uzun toplantıya Başkanlık eden Cumhurbaşkanı Celâl Bayar,la, Başba-ıkan Adnaeı Menderes, öğleden sonra muhtelif heyetleri kabul etmiş, bu he­yetlerle memleket Ye bölge meseleleri ' üzerimde uzun 'konuşmalarda bulunmuş, et kombiTj.'asiyle verem hastanesini gez. jîiiş ve tetkikler yapmıştır. Cumhurbaş­kanımız yaptığa her ziyarette yollarda ve ziyaret ettiği bina önünde toplanan baflkın sevgi tezahürLeriyle karşılanmış ve uğurianmıştır.

5 Ekim 1950

— Erzincan :

Cumhurbaşkanı Oelâi Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve beraberlerindeki zevat Ordu Evinde Öğle yemeğinde bu­lunduktan sonra saat 16 da askerî bir uçakla Diyarbakır'a hareket etmişler ve halkın içten • gelen tezahürleriyle uğurlanmışlardır.

—> Diyarbakır :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ile Başba­kan Adnan Menderes'in partilere yap­tıkları ziyarette memleket meseleleri üzerinde görüşmeler cereyan etmiştir. Ezcümle akaryakıt ile zirai borçlar mevzuları üzerinde durulmuştur.

Başbakan, akaryakıttın ucuzlatılmasının bütün memleket iktisadiyatı bakımın­dan çok büyük b'İr önem arzettiğinl, bunun bihassa- ziraat ve nakliyat saha­larında kendisini göstereceğini ve bu bakımdan bütçe imkânları müsaade eder etmez, ucuzlatılması yollarının aranacağını söylemiştir. Zirai borçlar bahsinde de, az mahsul alan ve bu yüz­den durumu bu sene borcunun öden-ımesine imkân vermeyen çiftçilerin bu borçlarının gelecek seneye tecil edilmiş olduğunu, henüz tecil edilemeyenlerin de, edileceğini ve buna rağmen Ziraat Bankasının yeni seme mahsulü için bu gibi çiftçilere yeni krediler açmaktan da çekinmeyeceğini ifade etmiştir.

C. H. P. de Cumhurbaşkanı Celâl Ba­yar kendisine talkdim edilen hatıra def­terine şu cümlel'eri yazmıştır :

Diyarbakır Halk Partili arkadaşların (hakkımızda göstermiş oldukları neza­ket ve muhalbbet memleketimizin gele­cekteki siyasi hayatı bakımından muci-fbi iftihar olduğu kadar, ibizler için de, ibir teşekkür sebebi teşkil etmiştir. Bu güzel hatırayı daima yadötmekle kuv­vet ve inşirah duyacağız.»

MilLet Partisinde de yine kendisine tak­dim edilen hatıra defterine şu cümleleri yakmıştır :

«Diyarbakır'ı ziyaretimizde Millet Par­tili arkadaşların gösterdikleri yakınlık ve nezaket bizi bilhassa 'müteşekkir et­miştir. Bunu ifade " etmekle yeni bir hazduymaktayız.»

Bütün Diyarbakır bugün bayraklarla süslüdür. Gece her taraf ışıklarla dona­tılmıştır. Sokaklar halkla doludur. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve berabe­rindekiler akşam yemeğini Ordu Evinde yemişlerdir.

—- Rarnan :

Geceyi kampta geçiren Cumhurbaşka­nımız Celâl Bayar ve Başbakan Adnan Menderes bugün öğleden evvel petrol sahasındaki kuyuları ve aşağıdaki tas-fiyeham-syi geamiEitir. Teîknik Müşavir Doktor Mühendis Nejdet Egeran umu­miyetle Türkiye, hususiyle Güney Doğu Türkiye ve Raman petrol sahaları ve arama tetkik faaliyetleri hakkında. Cumhurbaşkanına, Başbakana ve refa-katSıerindekilere geniş izahat vermiştir. Bu izahata göre, Raman bölgesinin propeksiyon devresi faaliyeti bitmiş­tir. Halen'günde 450 ton istihsal yapan kuyuları 50 ton işleyen tecrübe tasfi­yehanesi ve 20 milyon tonluk ihtiyat etüdleri ile Raman M. T. A. tarafından Ettiibank İşletmelerine devredilmek: üze­redir. İşletme fat&üiyeti genişletilecektir. M. T. A. ise, arama ve tetkik faaliyeti Güney Doğu petrol sahasının Garzan Hüseyniye ve Keşan dağlık bölgelerine nakledilecektir.

Verilen izaaMı büyük bir alâka ile din­leyen Cumhurt>aşlcanımız, petrol mev­zuu üzerinde gittikçe artan ibir dikkat­le durulalacağını, nerede petrol bulmaimkânı kendini gösteriyorsa orada- ça­lışılacağını,Hükümetin Kmişebüyük ve yerinde ibir önem atfettiğini söyle­miştir. Bundan sonra Mri delinmekte olan, diğeri ilk p-etrol çıkarma tecrübesi yapılan ve üçüncüsü tamı olarak istih­sale açılmış bulunan üç kuyu gezilmiş ve çalışmalar hakkında Sondaj Mühen­disi Abdurrahıman Durukan'ın verdiği izahat dlnlenümiştir.

Bilâhare Kimya Mühendisi Şemsi Ağır'in delaletiyle tasfiyehane gezil-mistir. Flaman herkesin üzeninde karşı­laşılan bir çok güçlüklere rağmen, Türk tekniğinin ve feragatli Türk çaiışma-sınm bir başarısı hissini bırakmıştır.

Öğle yemeği kapmta verildikten sonra saat 15.15 te bütün kamp mensupları­nın tezahürleri arasında Diyarbakır'a hareket edilmiştir.

9 Ekim 1950

— Elâzığ :

Cumhurbaşkanı Celâl Eayar ve Başba­kan Adnan Menderes refakatlerindeki zevatla birlikte bugün saat 10.20' de uçakla Diyarbakır'dan şehrimize gelmiş­ler ve hava alanında-karşılanmışlardır. Hava alanında Elâzığ Vilâyet konağına gelen ve burada vilâyet erkanını kaibul eden Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Baş­bakan Adnan Menderes'le beraber ko­naktan çıkarken bahçeyi ve meydanı dolduran muazzam biır halik kitlesinin saıygı ve sevgi tezahürüeriıyle karşılan­mışlardır. Celâl Bayar halita hitap ede­rek demiştir 'ki :

«Beni da&ma sıcak bir muhabbetle kar-şıladıniz, Elazığlılar bu sefer de bana ve yanımdaki arkadaşlara1, emsalsiz te­zahüratla hüsnü kabul gösterdiler. Bu­nun minnet hatırasını dalma muhafaza edeceğim.

Görüyoruim ki halk, rejimimize bütün kalbiyle fcağlıdır ve ıztıraplarını din­dirmek için çalışma bekliyorlar. Bu ız-tırapları dinlendirmek bîr zarurettir. Biziım borcuîmuz ancak sizlere hizmet etmekte ödenir. Bunun tezahürüne, fiilî eserlerine şahijt olacağımızı temenni ve ümit etmekteyim. İstiıkfoal milletçe bizimdir. İstikbali ve istikbalden özle­diğiniz refahı mutlıaka fethedeceğiz. Bu emsalsiz tezahüratınız önünde gön­lüm dolu olarak sizlere şükranlarımı arzederim. Memlekete ve şahsen teker teker hepinize saadetler dilerim.»

11 Ekim 1950

—Ankara :

Memleketimizde basketbolü ilerletmek gayesi ile, 15 gün kadar davam etmek üzere Ankaraı, izmir, Edirne, Eskişehir, Afyon ve Kocaeli'nde sportif oyunlar federasyonu tarafından basketbol kurs­ları açılacaktur. Ameli ve nazari çahş-malarm yapılacağı bu kursların Anka­ra ve İzmir'de Millî Takım- Antrenörü­müz Samilm Göreç, diğer illerde de, fe­derasyonun uygun göreceği "birinci sı­nıf baskeltbOdcular idare edeceklerdir.

—Istanibul :

Şehrin turizm işlerini bir esasa bağla­mak üzere alâkalı resmi ve hususi mü­esseseler temsilcilerinin ve turizm uz­manlarının iştirakleriyle bir toplantı ya­pılacaktır.

12 Ekim 1950

—Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bugün sa­at 16.30 da Çankaya Köşkünde İktisadi İşbirliği Teşkilâtı eski Başkanı Paul Hoffamn ile İktisadi İşbirliği Avrupa Merkezi Başkanvekili Büyük Elçi Tylor "VVood'u Birleşik Amerika'nın Ankara Büyük Elçisi Wadsworth ve İktisadi İşbirliği Türkiye İcra Heyetti Başkanı Russel Dorr ile birlikte kabul etmiştir. Bir saatten fazla süren bu kabul esna­sında Dişişleii Bakanı Profesör Fuat Köprülü ile Devlet Bakanı Fevzi Lütfi Karaosmanoğiu da hazır bulunmuştur.

—- Ankara :

Dışişleri Bakanı ve Bayan Fuat Köprü­lü bu akşaim Avrupa İktisadi İşbirliği eski Başkanı ,M. Paul Hoffman ve be­raberinde bulunan misafirler şerefine Hariciye Köşkünde bir akşam yemeği vermişlerdir.

iBu yemekte Başbakan Adnan Mende­res, Başbakan Yardımcısı Salmet Ağa-oğlu, Devlet Bakam Fevzi L/ütfİ Kara­osmanoğiu, Millî Savunma Bakanı Re­fik İnce, Ekonomi ve Ticaret Bakanı Zühüt Velübeşe, Tarım Bakanı Nihat îyriboz,Ulaştırma BakanıSeyfi Kurttoek, Dışişleri Bakanlığı Umumi Kâtibi 3üyü!k Elçi Zihni Akdur Üflıe Dışişleri Başkanlığı ileri gelenleri ve Amenüka 'Büytülk Elçisi M. Waıdsworfrh, Yardım Heyeti Başkanı M. R. Dorr ile General Tate ve General Evans refikalariyle birliMe hazırbulunmuşlardır.

13 Ekim 1950

—İsitanbuli :

Şehrimüzde top&ajnacaik olsun. O.rita Şaırk Havaıcıhk Kongresi delegelerinim bü­yük (bir kışımı istanbul'a gelmiş bulun-'makta'dır.

Bugün 'd:e 12 kişilik bir Mısır heyeti, biT Belçikalı ve bir 'de İngiliz havacılık mütehassısı saat 15 te foir Mısır uçağı ile şehrimize ıgelıruişterdir.

Diğer taraftan 1 Ekim'ıde başlayan ih­zarı çalışmalara 'da deivam olunmakta­dır. Kongre 17 Salı günü saat 15 te Şale Köşkümde toplanacaktır.

—Ankara ;

Devlet Bakanlığından bıldirrl'lmişitir : Bulgaristan'dan' (geüeoek >göçm enlerin yerleştirilmesi ımesel'ösiinü müzaikere lett-mek üzere .Devlet Bakanlığında (taşlkil edıiilen ıBaikanlüklararası Komisyon, bu­gün saat 115 ite Tarım Bakanı Nihat îy-ritooa'un riyasetinde 'toplanmıştır. ' Gelmesi ımuht'emel .göçmenlere yapılıa-caoak ilk yardım itmkânl arını sağla-ma-k ımaksaldiıyle Tarım Bakanlığı Top­rak ve fekân ÎşIoti Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan program tasla­ğı müzakere edilmiştir. Bu taslak üzerinde, muhtelif Bakanlık mümessilerinin ileri sürdükleri noktai nazarl'a>rı gözönürıde tutarak yapılınıası icap eıden ayarlamayı lihzar gayesiyle tâli bir kıcımlisyon kurulmuştur. !Bu (ko. misyon, çalışmalarına derhal ibaşlıya-caik. ve iBa!kan'lıkl'a>rarası Kamisyonun toplantı igümü olan 17 'EMm Salı günü­ne kadar raporunu hazırlamış olacak­tır.

—Ankara:

Ankara'nın başkent oluşunun 27 nci yıl dönümü münasebetiyle bu gece Dil, Ta­rih ve Coğrafya Fakültesi Konferans sa­lonundaAnkaraBelediyesi ve Ankara

Kulübü tarafından bir tören tertip edil­miştir. Törende, Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Başbakan Adnan Menderes, Ta­rım Bakanı Nihat îyriboz, Maliye Baka­nı Halil Ayan, İşletmeler Bakanı Muhlis Ete, milletvekilleri, Başbakanlık Müste­şarı Ahmet Salih Korur, Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürü Dr. Tevfik Halim Alyot, Ankara Valisi Necati tlter Anka­ra Belediye Başkam Atıf Benderlioğlu ve Ankaralılar hazır bulunmuşlardır. Törena, Ankara Belediye Başkanı Atıf Benderîioğlu'nun bir konuşmasiyle baş­lanmış, Belediye Başkanının konuşma­sından sonra, Ankara Kulübü adına Dr. Kâzım Mıhçıoğlu, hemşehrilerine bu yıl­dönümünü kutlamıştır. Mütaakıben, halk şarkıları çalınmış ve söylenmiş ve millî kıyafetler giymiş efeler tarafından milli oyunlar oynanmıştır. Daha sonra, Anka­ra Radyosu Yurttansesler Korosu güzel ve neşeli bir program sunmuştur. Bu programdan sonra şiirler ve son olarak Gencosman tarafından halk türküleri o-kunarak saat 23,30 da törene son veril­miştir.

14 Ekim 1950

— Mersin:

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Kor-altan, dün Toros ekspresiyle Mersin'e gelmiştir. Gümrük genel Komutanı Ge­neral Halim Oruz, Seyhan Vilâyeti adı­na D. P. adına il başkanı Dr. Hilmi Yal­çın ve İl îdare Heyeti üyeleri ile İçel Vi­lâyeti adına Vali Şakir Canalp, Belediye Başkam Bayan Müfide îlhan, Emniyet Müdürü, D. P İl İdare Heyeti başkan vekili, Demokrat Partililer, Trasus Kay­makamı, Tarsus D. P. Başkanı Mustafa Nuri Gurka n, Tarsus Belediye Başkan-vckili, köylüler ve basın mensuplariyle Millet Partisi Tarsus teşkilâtı namına bir grup tarafından Yenice'de hararetle karşılanan Refik Koraîtan, gördüğü sa­mimî tezahürattan ziyadesiyle mütehas­sis olarak teşekkür etmiş, kısa bir vak­feden sonra Tarsus'a müteveccihen Ye­nice'den ayrılmıştır.

— Tarsus:

Tarsus Belediye Meclisi ittifakla aldığı bîr kararla İçel Milletvekili ve Büyük Millet Meclisi Başkam Refik Koraltan'ı

Tarsus hemşeîıriliğine kabul etmiştir. Bu hususta tanzim edilen mazbata Tarsus Şehir Meclisinden bir heyet tarafından Refik Koraltan'a takdim edilecektir.

— Mersin:

Şehrimize gelmiş bulunan Büyük Millet Meclisi Başkanı ve îçel Milletvekili Re­fik Koraltan, dün Belediyede yaptığı te­maslar sırasında Mersinlilerden ve Bele­diye Başkanı Bayan Müfide ilhan'dan Mersin Limanının bugünkü hazin duru­mu hakkında geniş izahat almıştır. Bil­hassa son günlerde pamuk almak üzere limanımıza gelen bir çok yabancı vapu­run limandaki yükleme vasıtalarının kifayetsizliği yüzünden günlerce orada kaldıkları alelacele on, on beş kadar mavnaya şiddetle ihtiyaç olduğu anlatıl­mıştır.

Bu müstacel ve ciddi vaziyet karşısında telefonla Başbakanla görüşen Koraltan, meselenin gayet nazik bir şekil aldığını izah ederek Ulaştırma Bakanının uçakla Mersin'e gönderilmesini istemiş, Başba­kan da yarın Ulaştırma Bakanını uçakla Mersin'e göndereceğini vaad etmiştir.. Ayrıca liman "bahsi üzerindeki şikâyetle­ri dinleyen Refik Koraltan, bu husustaki düşüncelerini de açıkliyarak şunları İda-de etmiştir:

Mersin Limanı meselesini behemehal halledeceğiz. Bunu yapmağa söz verdik. Bu sözümüzü tutacağız. Eğer Mersin li­manı meselesini gerçekleştirmezsek Mersinlilere karşı vazifelerimiz yarım kalmış olacaktır. Biz sözümüzle, özü­müzle tüm insanlarız.

— Ankara:

Maliye Bakanı Halil Ayan, Anadolu A-jansımn bir muhabirine aşağıdaki beya­natta bulunmuştur:

1951 bütçesinin geçen seneye nazaran daha büyük bir açık göstereceği yolun­da matbuatta bazı neşriyata tesadüf edilmektedir.

Bütçe hakkındaki görüşümüz, Büyük Millet Meclisinde okunan Hükümet pro­gramı ile Kamutaya ve umumi efkâra arzedilmiş olup 1951 bütçesini de bu gö­rüşe ve tasarruf esasına sadık kalmak suretiyle hazırlamak kararındayız. Bütçe üzerindeki mesaiye henüz başla­mış bulunuyoruz. Bütçeyi Büyük Millet Meclisine sunmak için daha önümüzde bir buçukaydanfazla bir zamanımız

vardır. Buna aykırı olarak ve Hükümete maledilmek suretiyleİlerisürülen fikirler şahsi tahminlerden ileri geçemez.

-— Ankara:

Maliye Bakanı Halil Ayan Nnadolu A-jansma şu beyanatta bulunmuştur. Son günlerde bazı gazetelerde Osmanlı Bankası mukavelesinin tecdidi mevzuu ele alınarak bu müessese aleyhinde neş­riyat yapılmakta olduğunu görüyorum.

Osmanlı Bankası bir mukavele ile Hü­kümetimize bağlıdır. Bu mukavele 1933 senesinde tarafların rızaları ile akit ve kanunla tasdik edilmiş olup ne müesse­sede ne de onu bize bağiıyan mukavele­de yukarda işaret eylediğim neşriyatta vehmolunan haller ve vasıtalar katiyyen yoktur.

Ecnebi sermayesine karşı düşmanlık hisleriyle meşbu kimselerin kaleminden çıktığı anlaşılan ve muayyen maksatlara matuf olduğu açıkça hissoiunan bu neş­riyat kanaatlerimize tamamen aykırı ol­duğu gibi memleket menfaatlerine de halel verecek mahiyettedir. Biz yabancı sermayenin iktisadi sahada faaliyet göstermek üzere yurdumuza gelmesini ve çalışmasını arzu ediyoruz. Halen tatbik mevkiinde olan Türk pa­rasını korufna kararı ile 5583 numaralı kanun bu arzuyu tahakkuk ettirmeye matuf hükümleri ihtiva etmekte ve umumiyetle müsahade eylediğimize g*ö-re fiiliyetta da yer bulmaktadır.

— Ankara:

Ankara lig maçlarına bugün saat 13 ten itibaren 19 Mayıs Stadında başlanmıştır. Birinci maç, Havagiicü ile Maltepe ara­sında yapılmış ve Havagücü bütün maç müddetince hâkim bir oyun çıkararak 8-1 galip gelmiştir. Maçm birinci devresi 4-0 idi.

İkinci maç Gençlerbirliği ile Hacettepe arasında idi. Birinci devreyi 2-1 galip bi­tiren Gençlerbirliği, ikinci devre daha gevşek oynamaya başlamış, bundan isti­fade eden Hacettepe iki gol daha atarak vaziyeti 3-2 lehlerine çevirmiştir. Maçın sonlarınadoğruGençlerbirliği bir gol daha atmaya muvaffak olunca maç 3-3 berabere sona ermiştir.

— İstanbul:

Bir -müddetten, beri memleketimizde tet­kiklerde bulunan İktisadi İşbirliği (O. E. C. E.) Tarım Komisyonu üyelerinden Hoffman Legarre ve Mr. Phorarinson bugün Toprak Mahsulleri Ofisinde bir basın toplantısı yapmışlardır. Toplantıda heyet adına konuşan Fransız Delegesi Lagarre, demiştir ki:

«Birleşmiş Milletler İktisadi işbirliğinin Ağustos ayında aldığı bir karar gereğin­ce Tarım Komisyonundan bir heyet, bir­liğe dâhil devletlerin balıkçılık durumu­nu tetkik edecektir.

Bu mevzuda ilk ziyaret ettiğimiz devlet Türkiye'dir. Her şeyden evvel şunu te­barüz ettireyim ki gerek Ankara'da te­mas ettiğimiz hükümet çevrelerinden gerekse şenriniade temas ettiğimiz ba­lık sanayicilerinden gördüğümüz hüsnü kabule candan teşekkür ederiz.

Yaptığımız tetkikler somunda anladık M memleketin balıkları kalite bakımından dünyanın en iyi balıklarıdır. Bu, balıkçı­lığınızın inkişafı bakımndan büyük bir avantajdır. Türkiye için,, 'diğer balıkçı memleketleri düşündüren bu mesele bu suretle ortadan kalkmaktadır.

— Ankara:

Basm-Yayın ve Turizm Genel Müdürlü­ğü yarınki Paaar günü saat 12,15 ten itibaren, Birleşmiş Milletler kuvvetlerine katılmak üzere Kore'ye giden birliğimiz için Ankara Radyosunda hususi neşriya­ta başlıyacaktır.

Bu neşriyat bundan böyle hergün yapıla­caktır. Kısa dalga üzerinden yapılacak bu yayın, yarın saat 12,15 ten 12,50 ye kadar uzun dalga postasından da veri­lecek, bu suretle memleket içinde de din­lenebilecektir. Bu neşriyatın her gün 12,15 ten 12,30 a kadar olan kısmı uzun dalga postasından da verileceği için memleketin her tarafından dinlenmesi mümkün olacaktır.

— İstanbul:

Bu gece İstanbul Spor ve Sergi Sara­yında Fransız profesyonel boksörleri ilk karşılaşmalarını yaptılar . 4 müsabaka ikişer dakikadan 6 raunt olmak üzere Türk Fransız boksörleri arasında oldu. Müsabakaların teknik neticeleri şunlar­dır:

54 kilo

Halil Ergönül - Leumeunier Halil sayı hesabiyle galip gelmiştir. 54 kilo

Abdi - Fernandez

Fer.nandez ikinci rauntta nakaut ile ga­lip gelmiştir. 57 kilo

Aleko - Ali Arman

Ali Arman sayı hesabiyle galip gelmiştir. 67 kilo

Necati Korkut - Toupe Toupe üçüncü raunt sonunda nakaut ile galip gelmiştir.

Son müsabaka 67 kiloda iki Fransız boksörü Perrot ile Gilbert arasında ya­pılmıştır.

Üçer dakikadan 10 raunt üzerinde yapı­lan karşılaşmada çok faik dögüşen Per­rot maçı sayı hesabiyle kazanmıştır.

15 Ekim 1950

— Ankara :

Ankara Radyosunda Kore'ye giden bir­liğimiz için yayınlanmasına karar veri­len programın başlaması münasebetiyle bugün saat 12.15 te Radyo Evinde Wr tören yapılmıştır.

Törende Millî Savunma Bakanı Refik Şevket tnce, Adalet Bakanı Halil özyö-rük, iGenelkurmak Başkanı Orgeneral Nuri Yaımıt, Büyük Millet Meclisi idare Heyeti Üyelerinden Kütahya Milletvekili Ishan. Şerif özgen, milletvekilleri, Ba­sın ve Turizm Genel Müdürü Doktor Ha­lim Alyöt, Ankara Valiısi Necati îl'ter, Belediye Başkanı Atıf Benderlioğlu, Ko­re'ye giden birliğiımizde'ki askerlerin ai­leleri, yerli ve yabancı basın mensup­ları hazır bulunmaktaydılar.

Törene Cumhurbaşkanlığı Armoni Müzi-kası tarafından çalman İstiklâl Marşı ile başlanmış, bundan sonra Millî Savun­ma .Bakanı Refik Şevket İnce, Kereye giden birliğimize hitap etmiş, müteaki-ıben Basın Yayın ve Turizm Genel Mü­dürü Doktor Halim Alyot şu hitabede bulunmuştur. «Kahraman asker kardeşlerim,

Ankara'daki kısa dalga radyo istasyo­numuz Birleşmiş Milletler kuvvetlerine katılmak üzere Kore'ye .giden Türk as­keri birliği için bir program' yayınla­mağa karar vermiştir. Bu münasebetle, siz kahraman Türk evlâtlarını, bir kere daha gönülden kopup gelen saygı ve sevgiduygulariyleselâmlarım.

Vatan topraklarından ayrılmadan .önce sizleri tanımış olmanın eşsiz heyacamm ve aranızda geçirdiğim bir kaç saatin unutulmaz hatıralarını (hâlâ, yaşıyorum. Sizler, Türk tarihinin altın, harflerle yazılı zafer sayfalarına yenilerini ilâve etmek için vazifeye koştunuz.' Bu anda "bütün Türk milletinin kalbi sîzlerle bir­likte çarpmaktadır. Orada şanlı Türk Sancağını başınızda daima şerefl-e taşı­yacağınıza güveniyoruz.

Radyo istasyonunuzdan hergün saat 12.0.5 ile 13.00 arasında yayınhyacagımi"-özel programlarla, bngün olacağı gibi sizlere seslerimizi duyuracak, memleket havalarının nağmeleriyle vatan hasreti­nizi gidermeğe, ana topraklarımızın ko­kusunu sizlere ulaştırmağa çalışacağız.

Radyomuz, sizler için elinden geleni ya­pacak, fırsat 'buldukça eşlerinizi, çocuk­larınızı ve yakınlarınızı bu mikrofoida sizlerle buluşturacaktır. Birleşmiş Milletler ideallerini ve dünya sulhunu korumak gibi yüksek bir vazi­feyi üzerinize almış bulunmaktasınız. Bu mücadelenizde muvaffak olacağını­za inanıyoruz.

Hepinizi Tanrıya emanet ederiz, Kahra-man Türk evlâtları:» Doktor Halim Alyot'un konuşmasını ta­kiben, Kore'ye giden birliğimiz için ter­tip edilen «memleketten selâm» progra­mımın icrasına geçilmiştir. Bu program gereğince, Cumhurbaşkanlığı Armoni Mukizası tarafından ımarşlar çalınmış ve Kore'ye giden subay, erbaş ve erle­rimizin aileleri, mikrofonda konuşmuş­lardır. Hemen hemen 'bütün davetlilerin gözlerini yaşartan bu konuşmalardan sonra, birliği»ıiz için memleket ve dün­ya halberleri okunmuş ve bugünkü prog­ram böylece sona ermiştir. Aldığımız malûmata göre, Ankara. Rad­yosu kısa dalgasında Kore'ye giden bir­liğimiz için her gün yapılacak olan neş­riyattanbaşkahaftanınÇarşamba ve

Pazar .günlerinde saat 12.15 ile 12.30 arasında «memleketten selâm» ismiyle ayrı bir program <iaha tertip edilmiştir, Bu programda, Kore'ye giden birliğimize dahil, subay, erbaş ve erlerin ailelerinin mektupları okunacaktır.

— "Ankara :

Millî Savunma Bakanı Refik Şevket in­ce, Kore savaş birliğimiz için tertip edi­len özel programların açılışı münasebe­tiyle bugün radyoda aşağıdaki bitabede bulunmuştur:

Kore yolunda bulunan asker evlâtlarıma ve onların komutanlarına : Radyomuzun yeni açtığı «asker» saati­nin ilk sözcüsü olmakla bahtiyarım. Siz­lerle, Ankara'da bulunduğumuz zaman­lar, Etimesgut Alanında iki defa daha görüşmüştüm. Ben hâlâ o günlerin tath heyecanını taşıyorum ve hâlâ sizin hey­betli manzaranızın vadettiği saadetin içinde yaşıyorum. Evlâtlarım,

Milletler arasındaki muharebelerin ta­rihi çok eskidir. Bunların ihepsi haklı ve­ya haksız bir sebebe .dayanmıştır. Şura­sını size 'katiyetle söyler ve temin ede­rim ki, hiçbir harp sizin iştirak ettiği­niz bu sefer kadar mübarek ve insanî maksat gütmemiştir. Sizler yalnız Türk Milletinin değil, sul­hu seven bütün milletlerin istikbali, hür­riyeti, şeref ve haysiyeti dâvasının bay-rakdarhğım yapanların arasında bulu­nuyorsunuz, Bu dâva, Türkün istiklâl ve istikbalini, hayatını, tarihini kurma­ğa yarayan bir dâvadır. Memleketten ayrılırken gördüğünüz muhabbet eser­lerini, sizlere karşı gösterilen samimî alâkayı başka nasıl anlayabiliriz? Ya­pılan tezahürün elbette çok büyük mâ­nası vardır.

Sizler,, üzerlerinize aldığınız vazifeyi hakikiyle yerine getirince hiç şüphesiz milletin gönlü hoş olacak ve ondan top­lanan faydalarla yalnız :bu.günkü nesil değil, bütün evlâtlarımız ve torunları­mız iftihar edecektir. Vazifeniz, çok büyüktür. Unutmamalı­dır ki, büyük vazifelerin şerefleri kadar tarihî mesuliyeti de vardır. Bizler, siz­lerin, başarı göstererek Türk ve cihan tarihinde iyi nam 'bırakacağınızdan emi­niz.

16 Ekim 1950

— Ankara:

On Birinci Millî Türk Tıp Kongresi, bu­gün saat 11 de Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi büyük konferans salonunda ilk toplantısını yapmıştır. Kongrenin ilk toplantısında Cumhurbaş­kanı Celâl Eayar, Bakanlar, Ankara ve İstanbul Valileri, Ankara Üniversitesi rektörü, Ankara ve İstanbul Tıu Fakül­teleri ve GüSıane Tıp Akademisi Rek­törleri, profesörler, doktorlar, tıbla ilgiil diğer zevat, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ileri gelenleri, askerî ve sivil tıbbiye talebeleri, salonu baştan aşağı dolduran büyük bir dinleyici kütlesi ve basın mensupları hazır bulunmakta idi. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi galeri­sine, muhtelif hastalıklar, bilhassa ve­rem hakkında bilgi veren panolar -konul­muştu.

Saat 11 de Cumhurbaşkanının kongreye gelmesiyle toplantı başladı. Bandonun çaldığı İstiklâl Marşından sonra, kongre başkanı, kongrenin bu ilk toplantısında bulunanları Atatürk'ün aziz ruhunu ta­zim için iki dakika sükûta davet etti. Mütaakiben, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Ekrem Hayri Üstündağ", üyeler tarafından dikkatle takip edilen nutkunu söyledi.

Alkışlarla karşılanan bu nutuktan sonra Kongre Başkam Dr. îhsan Şükrü Aksel, kısa bir konuşma yaparak Millî Tıp Kongrelerinin 1925 yılında yapılan birin­cisinde veremin en mühim mezu olarak ele alındığını, garip bir tesadüf eseri olarak bu kongrede de üyelerin 1925 yı­lında yapılan birincisinde- veremin en mühim mevzu olarak ele alındığını, ga­rip bir tesadüf eseri olarak üyelerin gene aynı mevzu üzerinde durduklarını söyle­miş ve bu hususta izahat vermiştir. Mü­taakiben, başkan kongrenin bir «ilmî olimpiyat!» olduğunu, memleketin onuîı-telif köşelerinde "bulunan Dr. meslekdaş-lann bu münasebetle bir araya gelerek düşüncelerini söylediklerim, zorluklarım hallettiklerini, karşılıklı münakaşa im­kânı bulduklarını kaydetmiştir. Bundan sonra Başkan, kongrelerin ehem­miyeti üzerinde durmuş ve beynelmilel kongrelere katılan üye adedinin bazan 3000 e vardığını bilhassa belirtmiştir.

Başkanın konuşmasından sonra önerge­lerin okunmasına geçilmiş ve Atatürk'ün muvakkat kabrini üyelerden müteşekkil bir heyetin ziyareti hususundaki teklif alkışlarla kabul olunmuştur. İkinci önerge, işçilerimizin verem teda­visi için büyük yardımlarda bulunan Sü­reyya Ilmen'e kongrenin teşekkürlerinin bildirilmesi hakkında idi. Bu önerge de alkışlarla tasvip edildi. Önergelerin kabulünden sonra, O. M. S. (Dünya Sağlık Teşkilâtı) Mümessili Eugenne Berthe, kongre üyelerine hita­ben bir konuşma yapmış ve birkaç ay­dan beri Türkiye'de çalışmaktan çok memnun olduğunu, ilgili makamların kendisine çok yardımda bulunduklarını, çakmaları esnasında Türk hekimleri ile beraber çalışmak fırsatını da elde etti­ğini söylemiş ve «Türkiye'de dünya ça­pında hekimler mevcuttur» demiştür. On-birinci Millî Tıu Türk Kongresinin alaca­ğı kararları bütün Yakın Şark memle­ketlerinin alâka ile takip edeceklerini de söyliyen Dr. Berthe, kongreye muvaf­fakiyetler temenni ederek sözlerine son vermiştir.

Kongrenin ilk toplantısı, bu suretle sona ermiş ve üyelerden müteşekkil bir heyet toplantı hitam bulunca Atatürk'ün mu­vakkat kabrini ziyaret ederek tazim du­ruşunda bulunmuştur. Toplantılara, saat 14,30 dan itibaren de­vam edilecektir.

— Ankara:

Bu sabah açılan 11 inci Miliî Türk Tıp Kongresinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Doktor Ekrem Hayri Üstündağ tarafından irat edilen nutkun metni şu­dur:

Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başba­kan, aziz misafirlerimiz, az'i heslekdaş-larım,

'Cumhuriyetimizin ve Türk tababetinin güzel ve faydalı bir geleneği haline ge­len Millî Tıp Kongremizin (11) incisini bugün huzurnuzda açıyorum. Kongremizi yüksek himayelerine alarak huzurlariyla bizleri şereflendiren sayın. Cumhurbaşkanımıza kongre namına şükranlarımı sunarım. Kongrenin hazırlayıcısı olan Türkiye Tıp Encümeninin başkan ve üyelerine ve icongre mevzularını tetkik ederek rapor

halinde huzurunuza sunan raportör ar­kadaşlarıma hepiniz namına teşekkürü borç bilirim Millî Türk Tıp Kongreleri ötedenberi milletimizin ve memleketimi­zin en mühim sağlık ve sosyai dâvalarını tetkik ve müzakere mevzuu yapmıştır. Geçen kongremizin, bu seneki (11) inci Millî Türk Tıp Kongresinde konuşulmak üzere «Verem» mevzuunu seçmiş olması da hakikaten çok isabetli olmuştur. Bu suretle, yurdumuzun «Verem» gibi en mühim bir sağlık dâvası salahiyetli mes-lakdaşlarımızm tetkiklerine arzedilmiş .olacaktır.

Malûmunuz olduğu üzere «Verem» sos­yal dertlerimizin en mühimmini teşkil etmektedir. Bütün dünyada olduğu gibi bizde de bu mevzuun sağlık dâvalarımı­zın başına alınması zaruridir ve çizeni­dir. Verem ölümlerinin millî bünyemize ika ettiği zararları rakamla ifade eder­sek, bunun şümulünü belki daha iyi te-cessüm ettirmiş olufuz. Verem ekseri­yetle gençleri öldürmektedir ve ortalama veremden Ölüm yaşı 20 olarak kabul edilmiştir. Vasati ömür altmış sene oldu­ğuna göre vereme tutulan bir şahsın, bu hastalıktan masun kalsa idi, en aşağı 40 sene daha yaşaması ve çalışa­bilmesi mümkün olurdu. Böyle bir insa­nın bütün çalışma müddeti zarfında en mütevazı bir tahminle ayda 50 lira gibi asgarî bir ekonomik (kıymet temsil ettiği kabul edilirse, bu insanın vakitsiz ölü­münden hâsıl olacak zararın yılda 600 ve 40 sensde takriben 24.000 liraya baliğ olması İcap ede.

Yurdumuzda veremden senede asgarî (40 bin) vatandaş öldüğüne göre, yalnız yeerm ölümlerinin- millî ekonomimize yaptığı zararın senede bir milyar Türk lirasına yakm olduğu anlaşılmaktadır. Bir verem musabının sebep olduğu bu iktisadi zarara bir de bakımı ve tedavisi için gerek" şahsen ve gerek Devlet ve milletçe yapılacak masraflar da ilâve edilirse millî zayiatımızın ne büyük bir yekûna baliğ olacağı kolayca takdir edi­lebilir. Şurasını da ayrıca kaydedeyim ki bizim ve memleket tıp mensuplarının müşahade ve kanaatine göre, bütün şe­killeriyle birlikte hakikî verem ölümleri bu'(40 bin) rakamının da çok üstünde­dir Halbuki, verem ile mücadele mevzu­unu ehemiyetle ele alan memeieketlerde

son yarım asır zarfında verem meselesi günden güne şümul ve ehemmiyetini kaybetmiştir, 3u memleketlerde verem ölümlerinin azalması şüphesiz ki bir te­sadüf e&eri değildir. Bu azalma, her şey­den evvel verem savaşının ciddî bir şe­kilde ele alınması, ve aynı zamanda eko­nomik ve sosyal şartların gittikçe salâh bulması ve tekâmül etmesiyle kabil ol­muştur.

Verem savaşında başarı gösteren mem­leketlerde bu sahada alman tedbirler a-rasında şunları sayabilirim:

Yaşama ve beslenme seviyesinin tekâ­mül ve yükselmesi, meskenlerin sağlık şartlarına uygun bir şekilde inşası, çalış­ma şartlarının düzeltilmesi, okullarda ve orduya alınırken ve ordu birliklerinde, işçiler ve halk arasında yapılacak tara­malarla hastaların meydana çıkarılması ve hastalıklarının şekline göre prevan­toryum, sanatoryum veya verem hasta­nelerine sevkedilmeleri, veremlilere tah­sis edilecek her çeşit yatakların her ve­rem ölümüne bir yatak tekabül edecek sakilde artırılması, sağlık sigortaları ve bilhassa vereme karşı içtimai sigortalar tesisi, halkın verem hastalığı ve ijyen kaideleri hususunda aydınlatılması, mil­letin Devletle tam bir işbirliği yapacak şekilde çalışması için her tarafta verem savaş derneklerinin kurulması, yeni do­ğan çocuklarla ilk ve orta okul çocuk­larından lüzum görülenlere B. C. G. aşı­sı tatbik edilmesi, sanatoryumlarda te­davi görenlerle sanatoryumlardan iyile­şerek çıkan hastalara, sağlık durumları­na göre yapabilecekleri yeni sanat ve çalışma yollarının gösterilmesi.

Bu saydığımız tedbirler gösteriyor ki, verem mücadelesi, sadece bir hükümet işi değildir. Hükümet bu memleketin kültürel, içtimai!, iktisadî ve sıhhi saha­larda tam bir işbirliği yapmaları ile he­define vâsıl olabilecek çok veçheli bir cemiyet ve devlet işidir.

Bu tedbirler sayesinde bir çok memle­ketlerde verem ölüm nispeti memnuniyet verici bir şekilde düşmüştür. Meselâ: Danimarka'da 1921 senesinde verem ö-lüm nispeti yüz binde 96 iken bu nispet 1949 da 19 a düşmüştür. Birleşik Ameri­ka'da 1910 da veremden ölüm nispeti yüz bin de 200 iken, 1948 de 28 e düşmüştür.

Beşinci Patoloji Kampare Kongre­si, iştirak eden. delegeler üzerinde iyi te-tesirler bıraktığından 'diğer milletlerara­sı kongrenin Türkiye'de toplanması hakkında tekliflerle karşılaştık. Hatta turistik bakımdan bu kongre vesilesiyle Yalova kaplıcalarına 500 kişilik bir ge­zinti teMif edildiğini kaplıca müdürlü­ğünden öğrenmiş bulunuyoruz. Ümit ederiz ki yurdumuz için bu kadar faydalı olan millî tıp kongreleri gibi mil­letlerarası tıp kongreleri de memleketi-miade sık sık toplanır. Sözlerime son verirken sayın kongre ü-yelerini hürmetle selâmlarım.»

— Ankara:

11 inci Millî Türk Tıp Kongresi, ikinci oturumunu bugün öğleden sonra saat 14,30 dan itibaren Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi konferans salonunda Proesör İhsan Şükrü Aksel'in başkanlığında yap­mıştır.

Bu oturumda raporların okunmasına başlanmış ve Dr. Tevfik İsmail Gök-çe'nin «Akciğer tüberkülozunda yeni te­daviler», Dr. Etienne Berthet'in «akciğer veremlerinin sanatoryumdan, çıktıktan sonra medikososyal bakımdan cemiyete iadelerinin muhtelif cepheleri», Dr. Ah­met P. Erbelger'in «kavernostomi, tam-ponman ve ekstraplöral pnömotoraks hakkında», Dr. Sacit Tezelli'nin «Akci­ğer vereminin tedavisinde ekstraplöran pnömotoraks'dan aldığımız neticeler» ve Dr. Turgut Targay'ın «tüberküloz teda­visinde pnömoperitan'm rolü» mevzula-rmdaki raporları okumuş ve üyeler bu konular üzerinde söz alarak tenkitler yapmışlardır.

Saat 17,30 da raporların okunması bit­miş ve üyelere tıbba ait filimler gösteril­miştir.

Kongre, yarın, saat 9,30 dan itibaren ça­lışmalarına devam edecektir.

— İstanbul:

Yarın açılacak olan sivil havacılık kon­gresi münasebetiyle Hava Yolları Genel Müdür Yardımcısı Rıza Gevçen bugün saat 16,30 da Şale Köşkünde bir basın toplantısı yapmış ve aşağıdaki izahatı vermiştir:

«Yarm saat 15 te milletlerarası sivil ha­vacılık teşkilâtının büyük kongresi İs-

tanbul'da Yıldız'da Şale Köşkünde açıla­caktır.

1946 senesinde Şikago'da bütün devlet­lerin iştirakiyle beynelmilel sivil havacı-1:5c kaidelerini tanzim &tmek üzere 'bir kongre toplanmış ve beynelmilel sivil havacılık kaidelerine ait esaslar incele­nerek bazı kararlara varılmış ve bu top­lantıdan sonra 1. C. A. O. resmen teşek­kül ederek daimî olarak faaliyete geç­miştir. İ. C. A. O. beynelmilel sivil ha­vacılık teşekkülünün remzidir. Bu teşek­kül zaman zaman tertip ettiği kongre­lerle havacılık kaidelerini tadil ve ıslah etmek gayesini takip etmektedir.

Kongre 20 gün devam edecektir. Kon­greye iştirak edecek 22 devlet şunlardır: Avusturya, Amerika, Belçika, Danimar­ka, Fransa, Hindistan, Ira-k, İsveç, İsrail, İsviçre, İngiltere, İtalya, Holanda, Lüb­nan, Mısır, Norveç, Polonya, Güney Af­rika Birliği, suriye, İran, Ynanistan ve daveti yapan devlet olarak Türkiye'dir. Bugüne kadar 86 delege gelmiştir. Kon­gre altı komite halinde çalışacaktır:

— Koordinasyon komitesi,

— Muhabere ve uçuşkolaylıkları ko­mitesi,

— Havameydanları ve yer tesisleri komitesi,

— Uçuş kaideleri ve hava trafik kon­trol komitesi,

— Arama ve kurtarma komitesi

— Meteoroloji komitesi.

Delegeler yarm saat 9 dan 12 ye kadar Şale Köşküne gelerek İtimatnamelerini tevdi edecek vb kaydolunacaklardır. Saat 15 te kongre umumi heyet toplan­tısını Türk Delegasyonu Genel Sekreteri Orhan Bate açacak, ondan sonra İstan­bul Valisi şehir namına «hoş geldiniz» di­yerek delegeleri selâmlıyacaktır. Mütaakıben Hükümet namına Ulaştırma Bakanı açış nutkunu irat edecek, Bey­nelmilel Sivil Havacılık Teşkilâtı Tem­silcisi Banes cevap verecektir. Bundan sonra sekreterlerin takdimi müzakere kaidelerinin kabulü, umumi heyet ekse­riyetinin tesbiti, iti'nıatnaımeteri aflısfin ko­mitenin raporu, umumi heyet başkanlık divanının seçilmesi, komitelerin teşkili, bunların gündeminin kabulü, umumi he­yetin ikinci toplantı gününün tâyini ya­pılacaktır.

. İstanbul Üniversi­tesinden Prof. Dr, ihsan Kilimi Alantsr ve Doçent Sezai Bedrettin Tomay'ın ha­zırlamış olduğu rapor, Doçent Sezai Toımay tarafından tebliğ edilmiş ve hu mühim memleket dâvası üzerinde tet­kiklere dayanan raporunu izah etmiştir. Raporlarında son 10 senede istanbul'da 117.887 doğuma mukabil 103,141 ölüm kaydedildiğini bildirmiştir. Bu kıymetli tebliğden sonra Çocuk Hekimi Dr. Fa-'kaçel'li de Pananteral çocuik ishalleri hakkında bir görüşme yapmıştır. Her İki tebliğ kongre üyeleri tarafından alâka ile takip edilmiş ve Dr. Sabahat­tin Payzm, Doçent Dr. Beîıiç Onul, Dr. Vefik Vasaf Akan, Prof. Dr. Nuri Er­gene, Dr. Talat Vasfa öz tarafından söz alınarak bu konu üzerinde ikıyır.eitli fi­kir ve mütalâalarını bildirmişiier-dir. Geç vakte kadar devam eden bu memleket dâvası üzerinde çok hassasiyetle durul­muş ve geç vakte kadar müzakereler devam etmiştir.

— Ankara :

Anikara Veremle Savaş Derneği tara­fından yaptırılan verem hastanesi bugün saat 13 te îsımietpaşa Parkı yanındaki yeni binasında törenle açılmıştır.

Törende Sağlık ve Sosyal Yardım. Ba­kanı Dr. Ekrem. Hayra tfetündağ, Sağ-l*k ve Sosyal Yıar'dım Bakanlığı ileri gelenleri, Ankara Valisi Necati îlter, Belediye Başkanı Atıf Benderlioğlu, İİ inci Tıp Kongresi münasebetiyle şehri­mizde bulunan doktorlar, iktisadî Işibir-liği îdaresi Türkiye lora Komitesi Baş­kanı Ortaelçi Mir. Russell Dorr ve eşi, bankalar temsilcileri, Veremle Savaş Derneği üyeleri ile kalabalık bir îıalk Kütlesi hazır bulunmuştur.

Sağlık ve Sosyal Tardım Bakanı Dr. Ekrem Hayri Üıstünıdağ bir îuitaibe ile töreni açmiştıır:

— İstanbul :

Savarona Yatını inşa eden Alman fir­masının istanbul'daki miim'esıs'iLi, Sava-ronanın aynı firma tarafından lüks bir yolcu gem'isi haline getirilebileceğini; ve iki Alman mühenıdıiısinin, .gemiyi görmek üzere istanbul'a gelmek istediğini, Dev­let Denizyolları idamesine bildirmiştir. Haber aldığımıza göre, Savas-onayı inşa eden firma, yatı, Hamlburg'taiki teızıgâîı-larmda 150-Iİ60 yolcunun yatabileceği (kamaralarla teçMz edilmiş modern bir yoteu gemisi yapabileceğini ileri sür­mekte ve bu işin üç ayda bitirilmek üzere kendisine verilmesini teklif et­mektedir.

Alman mühendisi erinin gemiyi tetkik­lerinden sonra bu hususta bir karar ve­rileceği, ilgililer tarafımdan söylenmek­tedir.

—İstanbul,:

'Milletlerarası sivil (havacılık teşkilâtı Orta Doğu konferansı bugün de Yıldız Sarayı Şale Köşkünde komiteler halinde çalışmalarına devam etmiştir.

Hava meydanları ve yer tesisleri (Ağa) komitesi çalışma grubu, uçuş pistleri­nin öbaltlarını "tâyin etmek için -muhtelif uçakların, fiziki ksa-akt eristiklerini sı­nıflandırmıştır.

Arama ve kurtarma komitesi :()Sar) ha­va, derüE ve 'kara çalışma gruplarına ayrılarak bölge dâhilinde arama ve kur­tarma bakımından elde mevcut vasıta­lar, arama ve kurtarma koordinasyon merkezleri yardımcı merkezleri, ikaz.' merkezlerile ilkaz pistlerinin tesbitine Çalışmıştır.

Uçuş kaideleri ve hava trafik kontrolü komit esi ı (Cam) ile met eorolaj i (Met) komitesi kendi mevzuları 'üzerinde çalış­mıştır. 1 numaralı yardımcı komite, de­legeleri arasında üç kişilik bir çalışma grubu seçerek mmtikavî programın ana hatları üzerinde etütler yapmak ve bir rapor hazırlamak üzere çalışmalarına devam etmektedir.

'Bu rapor, bugünkü ve istikbaldeki hava yolları,, seferleri, uçak tipleri, uçuş yük­sekliklerini ihtiva ettiği gibi, hava mey­danları ve bilûmum- yardımcı yer tesis­lerine ait bilgiyi toplamış olacaktır. Diğer taraftan -muhabere ve uçuş ko­laylıkları (Coım) kolmitesinin gönderdiği bir raporda birinci yardımcı komitenin hava meydanlarının hangilerinde aletle iniş sistemlerinin kurulmasını lâzım geldiğine dair izahatın verilmesi isten­miştir.

Cumhurbaşkanımız uçak meydanımda ve (baıŞtan baca donatıüonış ol'an şehirde coşfeun tezahürlerlekarşılanmışlardır.

Ankara :

3 Eylûl'de yapılan seçiımler neticesinde teşelkkül «den il>k D. P. Belediye Meclisi bugün saat 17 de Ticaret ve Sanayi Odaısmda toplanımış ve yine Belediye BaŞik'amı ile başkan vekili eri ve komisyoaı sernl'erini yapmıştır.

Toplanitıya eski Belediye Başkanı Fuat Börekçi kısa bir hübabe ile açmış ve üyeleri selâmlıyaraSk yeni Bele'diye Baş-kanmamuvaffaMyetler dilemiştir.

Bumdan sonra en yaşlı üye Emekli G-e-îieral Tevfük öge muvakkat Ibaşikan olaraik toplantıyı idare etmiş ve gi&li oyla yapılan başkan seçiminde D. P. İl Başkanı Avukat Atıf Renderlioğlu itti- Başkanlığa

3 Ekim 1950

— Erzurum :

Bugün Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'ın Başkanlığında, Başbakan Adnan Menderes'in de iştiîraikiyle Doğu vaıljleri bir top:l'anitı yapmalarıdır.

17,10; Beşiktaş 17,35; Eminönü 17,40; Fatih, Kadıköy ilçeleri saat 17,50 de sa­yımı bitirdiklerini Vilâyete bildirmişler­dir. Vilâyet de saat 17,50 de sayımın bit­tiğini resmen ilân etmiştir. Sayım devam ettiği müddetçe Vali ve Belediye Reisi Or. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay, Emniyet Müdürü Kemal Ayglin, Altıncı Şube Müdürü Orhan E-yüboğlu şehri gezmişler ve asyım me­murlarının çalışmaların: yakından takip etmişlerdir. Sayım Komitesi Başkanı Zühtü Cubukluoğlu ile Valinin Hususi Kalem Müdürü Nabi Up, Vilâyetteki se--çim bürosunda meşgul olmuşlardır.

—İstanlbul :

Şehrimizde sayım devam ettiği müddet, zarfında Beşiktaş'ta beş, Eyüp'te bir, Beyoğlu'nda da bir kişi vefat etmiş; Be­şiktaş, OrtakÖy ve Bakırköy'de de birer Çocuk dünyaya gelmiştir.

— İstanbul :

Vali ve Belediye Reisi Or. Prof. Gökay, saat 18,10 da sayımın bittiğini şifreli bir emirle bildirdikten sonra, gazetecileri kabul ederek, ezcümle demiştir ki:

— Sabahın erlken saatlerinden 'itibaren sayım komitesi çalışmaya başlamıştır. Yaptığım teftişler memnuniyet verici bir mahiyet arzetmektedir. Sayımda vezife almış vatandaşlarm büyük bir istek ve şevkle çalıştıklarını gördüm. Demokrasi rejiminde, milletin kendi yüksek iradesi ile kendi hürriyetini tahdit ederek yurt ve memleket menfaatini her şeyin fev­kinde tutmak suretiyle Cumhuriyet dev­rindeki nüfus sayımlarının beşincisini de bugün şehrimizde başarı ile şu dakikada sona erdirmiş bulunuyoruz.

îlk defa saat 16,25 te Adalar halkının serbestçe sokağa çıkabileceğini kayma­kama bildirdim. İstanbul halkına saat 17,50 de Yangın Kulesindeki itfaiye Ku­mandanı vasıtasiyle sokağa çıkmak ser­bestisini ilân ettim. Bu hususta kullandı­ğım parola benim için çok uğurlu olan Eskişehir İdadisindeki numaramdı.

Sayım günü Vali Muavinleri, kayma­kamlar, bucak müdürleri, Emniyet Mü­dürü ve arkadaşları ile emniyet ve jan­darma teşkilâtı ve askerî komutan ve yardımcıları, il sayım komitesi ve sayım-

da çalışan bütün memurlar sabahın saat altı buçuğundan itibaren vazifeleri ba­şında bulundular. Vazifelilerin ve hem­şehrilerimizin sayınım muntazam işle­mesi ve erken saatlerde bitmesi için gös­terdikleri gayreti takdir ve sitayişle yadederim.

Sağlık ekipleri muntazam bir şekilde vazifelerini dakikası dakikasına yapmış­lardır. Sayın basın mensuplarının çalış­malarımızı kolaylaştırma yolunda gös­terdikleri müzaharete de teşekkürü vazi­fe bilirim. Bu sayım da yurdumuz için hayırlı olsun.

Cumhuriyet gazetesinde gördüğüm üze­re, dün akşam bir aralık bazı semtlerde ekmek sıkıntısı dikkatimi çekti. Gecenin yirmi üçünde fırınları teftiş ettiğim za­man, bazı semtlerde vatandaşların ek­meksiz kaldığına şahit oldum.. Akşamın yirmisinden itibaren kaymakamlarla emniyet âmirleri ve Belediye iktisat mü­dürlerini vazife! en dirmiştim. Sıkıntı Beyoğlu, Fatih ve EminÖnü'nde. oldu. Bazı fırınların ihmalkâr davranması bu sıkıntıyı meydana getirmiştir. Bunlar hakkında şiddetli takibat yapılacaktır. Ekmeksiz kalan vatandaşlara başka yerlerden ekmek temin edilmiştir»

Marmara ve istanbul limanlarındaki de­niz vasıtalarında vazifeli olarak bulu­nanların sayımına da sabahın erken sa­atinde başlanmıştır.

Tescil fişlerine nazaran Türkiye'nin en kalabalık liman lolan istanbul limanın­da bulunan sandal, mavna, yelkenli, mo­tor, şilep ve yolcu gemilerinde sayım sa­at 11 de hemen hemen tamamlanmıştı. Hopa aralık postasından dönen «Karade­niz» vapuru saat 11,30 da yolcu salonu önüne gelmiş ve gemide bulunan 900 ka­dar yolcunun memurlar tarafından sa­yımları yapılmıştır; fakat toplar atılm-caya kadar ge'miden dışarıya çıkartılma­mışlardır.

Bundan başka limanımıza iki ecnebi bandıralı şilep gelmiş ve sayıma tabi tu­tulmuştur.

Bu şilepler Holânda bandıralı «Hercules» ve italyan bandıralı «troli» dir. Evvelki gün izmir'den hareket eden ve istanbul postasını yapan «Tırhan» vapu­ru da saat 15,15 te limanımıza gelmiştir. «Tırhan» da bulunan 650 kadar yolcu veimage001.gifmürettebatın sayımı seyir esnasında ya­pılmışsa da yolcular gemi yanaşınca dı­şarıya çıkartılmamışlardır. Zonguldak'taki havzadan kömür tahmil edip limanımıza geeln «Yılmaz» .şilepi de Büyükdere önlerinde durdurulmuş ve sa­yım muamelesine tâbi tutulmuştur.

Liman başkanlığı bütün listelerini saat 16,15 te tamamnyarak İl Sayım Kurulu­na teslim etmiştir.

Evvelki gece, Adalar, Anadolu, Boğaz, Kadıköy ve Haliç iskelelerine yanaştırı­lan vapurlar, dün sayımın hitamını ilân eden topun atılışına kadar iskelelerde se­fere hazır bir durumda beklemişlerdir.

Saat 17,50 de sayımın sona ermesinden sonra muhtelif istikametlere gitmek is-tiyen yolcular bu vapurlara binmişlerdir. Sayım (mlümıasebcilbylie dura selinim en gö­rülmeye değer bir yeri de hiç şüphe­siz ki Yeşilköy hava alanı îdi. İstanbu­l'a galıan uçaiklaır bakımından haitafanın en haınökeltli glütoıü olan Pazar günü Ye-şilköye dünyamın dört köşesinden 6 uçak ge'lımjştir. Dijn Yeşilköy hava aJa-iBJi'd'a vazifeli b:eş - aUtı m'eimunlaj üç -beş gazeteciden "başka kirmseılıer yoktu. tllk olarak 15 yolcu ile S. A. S. uçağı -mieyıdajnla indi. Karşılayıcılarını bekle-mrekıte Olan hiç bir şeyden halbersiz yol­cuların şaş-kun şaşkın bakımmaları kar­şısında şirket memulu yülkselk sesle du­rumu anlataraik izailıait verdi. Yuvaları­na, eşierine, dostlarına featvuŞmafk iğin saibırsi&la uzu mesafeler kalteitımiş bu insanların meydanda 3 saialt beMeımeleri cmûar hesabına şak üzücü oldu. ÎMnc: olarak Aür - France uçağı ve onu tsfei-fben de B. E. A. uçağı meydana koridu. Yıolcularm gümrü'k salonunda Mr yan­dan muayeiıelıeri yapihuken b'ir taraf­tan dasayımları yapılmaktaydı.

Yolcular 17.50 ye kadar Yeşilköy'de 'befctemişler, top aitıil'masi'ndaın sonra aeıhregelmlşlerdiiT.'

Dünkü hâdiseler

IKüÇi'Jİkp'aaar'ıda Kılbleçeşmıesinıde 14 bu-ınıara-h eıvde oturan Mehm'et Nuri aidın-Ğa, bari saat 2 de sarhoş bir halde evim­den çılkımış, sokaJKta dolaşınken devri­yeler tarafın'dan ■görü'Lmüşitür. Mehlmöt Nuri evi-nedönmesind ihfraır edenme-

bu tekliflerinli yerine getirece­ği yerde eitrafınd'aıkMere saidıriiıağa 'baiŞ.lıaımış, sayuhı (memıurlariindan Aih-m'e/t'İn karnına bir de tefeme altmıştır. Mehımet Nuri yatoaLamnış, karakola geltiriknlş, Ahimet t'edaivi ailtın almmış-ıtırj

Aynca, diümkü sayımı esnasında Üskü­dar'da, 30 ve diğer i!ıc elerde de 15 e ya-■km sayam viaikıajsı olmuştur. Bunlar sa-y:im mıeımurlarijyile ha'llk arasında cere­yan eden ufak hâdiselerden ilbardttÜT.

- --i OEıcfeae :

Şıehrilmii'z.de nâiıoş bir teS:r birak'an telk hâdise de vuikua gelmeseydi, sayım mormal şeikilde ceırefyan eltimiş olaıcaktı. Bd)irne'd'e mıevcult diğer konsoloslardan-1 d'aiıma başka şekilde hareket öden. Bul­gar Konsolosu Diraiıter Yalaikıiyev sayım yum sırasında da onlaıra benzeımeımenân yolunu buimuşıtur. FiLhafk^a saat 10 a doğru îrîulm'aiileyMn sokiaıklarda dolaştı­ğı görülmüş ve kıeyfliyet ilgili maikaıra-lara duiyuirul:muştur. Bunun üzerine Eımnıiyelt Müdürü kendisini buLmuş, Sa­yım Kanunu ve Yöneitımeliği hülküımLe-ri karşısında bu^ün her zamanllfiinün ak­sine oılaırialk sökaiklarda dolaşjmıasının ik?.ıb:îolaımtyacağını

Nüfus saıynmı İzmir'de saat 18.45 te biıt-Tniiştıir. Sayını meımurlariyle derieifcleıme imıamu'fî'annın îıiç l>İr işaret taşımadık­ları için birbirlerini tanımakta müşkü­lât çelkltilkterr görülınıüışitür. Tek tük ba­zı evlerde s^yıim mamurlarına kapı açılim'a'mış, bu şekilde hareket edenlerin polis vasiitiaisıyle saiyılması zarureti ha­sıl oıîımuştur. Saıat 13 ten sonra sokak­larda insanlar ve nafeiıl vasıtaları gö­rülmeğe başlanmıştır. Bunların sa-yıldıikltan sonra serbest oldulk'larını sa­nanlar ve evıleıninıde İkçi içeaıl-erolduğu

anfesilmiştir. Niafeliıl vasıtaları da Kemalpaşaı, Buoa grbüı sayımı erken biten yerlerden gelımiisleridir. Zalbıtanm buH-ları önlemesi kolay olmasmıştır. 500 ki­şi hakkımda aaibıt varakası tutulmuş­tur. Sayım, esnaısın'da îamir'de iki yan­gın, yedi öMüım ve iki doğuım vıakası ol-ımuştu;r.


image002.gif—• Adapazarı :

Bugüm yapılan sayımda muih.iitim.l2de iki önemli hâdlise olmuştur. Bolu Valisi sayım kanıunununda sayılm günü posta işlerinin durmasına dair bîr madde ol­mamasına rağımen Adapazarı postane­sini çektiği toiır tel ile bütün posta iş'Le-rinâ durdurmuştur, istanbul'un günlük gazeteleri Hendek, Düzoe ve Bolu'ya gi­demediği gi'bi Bolu -üzerindeın Ankara gazeteleri de Adapazarı'na geiemefmıiş-tir. Hâdise hayretle karşılanmışltır. Adapazarı'na bağlı İkizli Osmaniye Kö­yünde saıynm memuruna yardım eden Hayri Ergun bir aıVludan atladığı sıra­da belinde bulunan tabancası patlamış ve feci şekilde yaralanmıştır.

—İskenderun :

Sayım intizamla devamdadır. Sayıımm tam. başladığı saatte ve sayım memu­runun kapıyı çaldığı anda Yenişehir Mahallesi Dinç Sokağında oturan Maki-nist Mahmutt Kalender'im bi*r çocuğu dünyaya gelımiş, adı Sayım konuılımuş-tur.

21 Ekim 1950

;—Anfcara :

Birleşmiş Milletler Eğiitim Komisyonu ibu saıbah saait 11 de Sümer Sokaktaki Mertkezinlde bîr basın toplantısı tertip eümıiş ve Komisyon üyelerinden Siyasal Bilgiler Fakültesi! Dekanı Profesör Fa-HÜ1 Hsikfeı Sur bir demeçite fculunrnuşitur:

—Ankara :

Bu ayın 28 imde Ankara'da yapılacak olan TürkJMısır millî maçında Türk Millî Taikımı kuvvetli bir ihtimalle şu şek'Üde çlkacaktır:

Turgay, - Naci, Rahmi - Mustafa, Me-fcfflı, Muzaffer - îsfendiyar, Erol, Bülent, Lefter,Fahrettin.

— İstanbul :

Dünya Sağiıik Teşkilâtı ile Verem. Mü­cadele Kurumu bu yıl üniversiteye yazı-lacgk öğr&ncüerin verem, bakımından muayenelerini ve aşılanmalarını .müşte­reken teklif etmişlerdir. 'Bu teklif istanbul Üniversitesince kabui olunmuştur. 24 Ekim 1950 Salı günün-

den itibaren Morfoloji Enstitüsünde mu­ayene ve eşılara başlanacaktır.

—Balıkesir :

Balıkesir ya.mgmmda za-rar gören tüccar ve esnafa kredi yardımında bulunmak üzere şehrâimfee .gelmiş ollara Türkiye Graniti Bankası Umum Müdür Muavini Muzaffer Eplrdıem şunları söylemiştir: «Cümhurlbaşkenımızm yangın felâketini mıütaakıp Balıkesir'i ziyaretleri siırasm-da verdikleri direktif vs Maliye Baka-nur.üzm ibu hâdise dolıayısiyle gösterdik-1-eri yakın alâkanın bir neticesi olarak sağlanan imkânlarla, Banlkamızm yan­gından zarar gören Balıkesir tüccar ve esnafına bir kredi yardımında bulun­ması takarrür etmiiŞtir.

Yanığından zarar görenlere inhisar ede-cök olan bu kredi yardımını buradaki arkadaşlarla birlikte düzentemek üzere Balıkesir'e gelmîiş bulunuyorum. Kredi' yardımının yüzde 5 gibi cüz'i bir faizle ve Banka muamielâltmda müteamıil süre­nin bir kaç misli bir müddetle yapılma­sına karar -verilmiş bulunmıası bu yar­dımı çak yerinde ve çok faydalı olaca­ğını göstermektedir.

Yangından zarar gören tüccar ve esna­fa bu yardımı yapmak imkânım buldu­ğumuzdan dolayı kendim'izâ ne kadar ibalMüyar telaıkfei ettiğiimizü söylemeğe lüzuım görinüyorunu.» Garanti Bankasının bu kararı şehrimiz mehafilinde büyük bi-r al'âka ve seviç uyandırmıştır.

— Ankara ;

Anlkaıra lig maçlarına, bugün lö Mayıs Sltaıetindia devam eidilmîştir. Bırniye't Hilâl'e 3-2 ve Harpokuîu Ka-liespiTO 4-1 galip gelmüşlerdir. Günün s<yn karşılaşması, Deımirspor ile Anfkarajgücü anasında yapılmıştır. Bi­rinci devre 1-0 Deımirspor lehine sona ermiŞjAnkarıa'güçlüler ' ikinci devrede devrede daha enerjik bir oyun çıkara­rak, iki gol atmıya muvaffak olmuş­lar ve böylece oyun 2-1 Ankaraigücü lehine sona

—-Ankara :

MısırGençMillîFutibölTakımı oyun­cuları .ayın 25- inde 27 kişiliîk bir kafile halinde bir Mısır uçağı ile şeihırtm!ıae ge­lecektir.

—Anikara :

Ayın 28 inde Tel-Aviv'de yapılacak Tüıik-îsralii Millî Fultboi karşılaşması hakemliği için, İsrail FıtftlboH Föderasyo-nu italyan Karpanîyi teklif etmiş ve Futbol Federasyonumuz bunu kabul etmiştfiır.

—İstanbul :

Alm&rM Rristol, Amerika'n Ha&tanesi Hemşire Okulunu bitiren öğrencilere fougüın saat 15 te törenle diplomaları verilmiştir. Törende, Valli ve Belediye 'Başkamı Prof. Gökay, Atmerifean Büyük­elçisi M.r. Wadsworth, Birindi Ordu Mü­fettiş VekSli Korgenerali Şükrü Kanatlı, îsıtamlbul Sağiliik Müdürü Dr. Fadlk Yar­gıcı ve şeJhniKiİzin tanınmış doktorları lıazirbuhmımuşlardır.

— İstanbul :

Franısız ve Türk boksörleri arasında son müsabakalar bu gece Spor ve Sergi Sa­rayımda yapıldı.

Karşılaşmaların neticeleri şunlardır: BirincimüsabakabiBÜnıboksörlerden Vladliımliır ile Yongoarasında yapıldı ve maç berabere bitti.

îkiMcdmüsabakaAlpiHeGilbertara-snıdayapıldı vemaç berajb-ere Mitti. ÜçüncümüsabakaYo^golstıavrlidi ile Fransız Lemonierarasında idi. Fransız alayıfresalbıiylegalipsayıldı.

10 ravunıdluk dördüncü m.üisalbaka Tüpe' ile Aüû Amran arasında oMy. Bu iki Fraoi'sız bıoksör ajrasındalki maç çet ve sıkı bir dövüşmeden, sonra "berabere Ibfitti.

SBaştadi mjüsalbaka Ruhi ile Perraıit arra-ısında.cereyan etti. Ruhi dördüncü raunt­ta Aibanidone ettiğinden Perraut galip ilân olunidu.

Gecenin son ma,çı Adnan ile Fermandez arasında idi. Karşılıklı bir mücadele halmde cereyan ödem bu maç neticesin­de Adnan înan Fernıaadeze sayı hesa-ibdlle galıipgeldi.

—İstanbul :

Beşiktaş-Fenerbahçe takıml'am, İstanbul Gazeteciler Cemiyetitarafuıdan konan kupa için bug^ün înönıü Staıdmda 25 bini ibulan bir seyirci kitlesi önünde karşı-'laşitıliar. Seyirciler arasında. Vali ve B'e-led'İ'ye Başkanı Profesör Fahrettin Ke­rim Gökay, komuitanlar, şehi'imiade bu­lunan 'milletvekilleri de hazır bulunuyor­lardı.

Bu nmsalbakayı Fenerfaah'çe 2-1 kazan­mıştır.

Gazıeteciler Cemiyetinin kupası müs-aba-kiayı mlütealKip galip Fener(balhçıe Takı­mına Vali ve Belediye Başkanı Fahret­tin Kedini GÖkay tarafından verildi.

23 Ekim 1951

—İstanbul :

Türkiye Millî Talebe Federasyonu Ge­nel Idaıre Kurucu Peırşemlbe günü An­kara'da Federasyon Merkezinide topla-nacalktır. Toplantıya Xstanibul "Üniver&i-tesıi Taleibe Bârügi, Istanibul Yüksek Okulları Talebe BÜrlüğıi, tamir Yüksek Bkonıoımli ve Ticaret Okullu Taleibe Ce-ımiyeti, onguldak Teknik Okulu Taleibe Cemıiye'ti, Ankara Üniversitesi Taleibe Birliği, Anfcara Yüksek Tahsül Talebe Büii&jğii ve îstantoul Teknik Üniversitesi Taieibe Birliği temısiilcdleri katılacaktır, îdare Kuırulunun gündennıine .göre bu bopUantüda federasyonun mıalî durumu, fealiyelt naporu,, öğr^tian talimatname­leri, taletoe bursları, talefoei yurtları, ta­ konulıarı görüşül ecekltlir.

— Ankara :

32 nci dönem eglütumilna .başarr ile bitiıren yedek sulbayiara buigün saat 15.301 da okulda yapılan bktörenlediplomaları

venilmi'ştir.

24 Ekim 1951

— Pa^ris :

iBeynelmilel Güreş Fedierıasyonunun bil­dirdiğine göre, istanbul'da Aralık ayı­nın 2 sinde ve 3 ünde dünya grekoro­men ve serbest gıür'eş şamıpiyonaları arasında müsabakalar yapılacaktır.

Her iki sitilin de kullanılacağı bu «ıü-safoaikalar ilk defa yapılacaktır. Birinci gün greko-remoı ve ikinci glün serbest güreşecek olan 'güreşçilerden her iki stilde de en çok, puvan alan şampiyon olacaktır.

— Ankara :

Türkiye Zeytinyağı ve Nebati Yağcıları Kongresi bu akşam saait 17 te Ekonomi ve Ticaret Bakanlığının "konferans salo­nunda ikinci Uimuımi HJeyeft toplantısını yapmıştır. Bu toplantıya Sutlkı Yıroalı Başkanlık etmiş ve istihsal, sanayi ve ticaret komisyonlarımın hasırladıkları raporlar ok-unımuştur.

Raporlar hakkımida baaı delegeler söz alarak inuütıalâalar serdatmiışl erdir. Kongre, mıeısaıisine yarın da devam ede­cektir.

26 Ekim 1951

—Ankara:

Şemrlmiade bulunan îngiıliijz Parlamento Üyelenifflden ve Mamchesiter Gu'ardiam Gazetesi Muharrirler iınıdien Mr. Phillip Priiroe şerefine bugüm saat 18 de Anka­ra Gazeteciler Oamlyeitd Başkamı ve An­kara Milletvekili Mümtaz Faiik Fenik tarafından Şehir Lokantasında Mr kok-tely paritii verilmiştir.

Bu toplattığa Büyük Millet MeoBsi Baş-feaını Rıeifik Kforaltam, Dışişleri Bakan­lığı Umumi Kâtibi Faflk Zihni Akdur, lag'iîltiere Büyük Elçisi Sir Noel Ohar-les, Ankara Valisi, Belediye Başlkanı, ve yabancı basın mensupları hazır bu-lunmuşüardır.

—lamâr :

1 Kasum güınlü başlıyacaik olan Tarım Sayİminırt llülmiadekâ hazırlıklarına bü­yük b'iır hız verikniştir. Bu cümleden olarak bugün de bazı ilçelerde yeniden sayım .memurları için kurslar açılsmış ve 'çalışmalara başl'aomıştır. ŞehrEim'iz-deki kum ise faallyıetina, bitlmmek üze­redir.

—İstanbul :

îcao Milkitterarıa'Si Sivffl Havacılık Teş­kilâtı dün de toplanıtılarma devam et-ımiştlir.

Icao toplamlısı münasefo-etlyle şehrimiz­de bulu-nan Bayındırlık Bakanlığı Hava Meydanlar Müdürü Esat Turgut, îcao Hava Meydanları ve Yer Tesisleri Komiitesi İkinci Başkam seçalmîşitir. Ken-diısinden Öğrendiğimize göre, yeniya-.

pilmatota olan Yeşilköy Hava Meyda­nının (bir kısmı Önümüzdeki Aralık ayında ve maydanıa tamamı da -1951 yılı somlarında uçuşlara açı-lacaktır. Eseaıboğa Beynıelmüel Hava Meydanınrn da Yılbaşında inşaatı ikmal edüe-«akjtlir. Her iki meydan tamamlandığı zaiman bütün ihitiıyajçlarla birlikte en 'madern şe'k'ilde te'Sh'i'aatl'anıdırı'lımış öla^ caJktır. Bu 2 meydandan başka, bütün memlekete şâmil olnıalk üaere uçuş ko-laklıklanını tesbit eden prograımm taltbilkma 195S yılmda geçiılımiş olacaktır. Hava meydanları bürosunun bu husus­ta hazırlamış olduğu uıçuş kolaylıkları plânının diğer memleketlerde de tatbâık edilmesi hususu bu kere yapılan îoao top.Jan)tısında tarvsıiye olunjmuŞtur. ruu

27 Ekim 1951

— Ankara :

Türkiye Zeytiinıyağı ve Nebatıi Yağlar Kongresi bu sab.a'h saait 9.30 da Baş­kan veık'ill erinden Muhip özyiğit'iaı Baş-kanlığünida üçüncü ve son oturumunu yapmışltur.

Buigünkü oitûruimda raporlar üzerimde uımuıml m'üzıakereler yapılmış ve bilOıas-sa tağşiş işi ile ihracat meseleleri üze-ili'inde durulmuştur. Veriiımıin artırılması, iyi kalite zeytinyağı çıkarılması, has-■ta.lıkl,arla müoaıdele konuları üzerinde delegeler konuş/tuikltam sonra hariçten Sthal ediıleın 9a;bıınların daha iyi ciinlsıle-mnin memleikeı'Bimâzde de imal edildiği belirtilmiş ve bu sanatın himayesi is­tenmiştir. Bazı delegeler bir çok şikâ­yetlere sebebiyet veren alâmeti farika hu'suısunda Hükıiini'eititen düzenleyici bir hal suretli bulması teıme'nniisiinde1 bulun-' muşlardır.

Müzakerelerin yeterliğime dair verilen önerge sonunda başkanlık- konıgre me-sajisiınlde şu üç esasın temini kararlaştı-rilidığmı be:lirtımâşlt'ir :

— TağŞişiin men'd ve bumemnuüyetiin şidetli bir şekülde tatbiki,

— Zeytinyağı,nebati yağ'ar ve tohuım'lairı ileprinanın ihracı için mıüştekar biir poliütiiikanm taklibi,

— S,abun, yağ ve yağlıtohumların staödardiaasyona tabi tutulması.

Mütaablken Ekonomi ve Ticaret Ba-kenlığı iMügiteşarı Faruk Suetoer kürsü­ye gelerek çahşmalıarm te'şkilâtl'arı Oıçin faydalı olduğumu (belirtmiş ve Bakam, adına 'dişlemelere teşekkür etmiştir. KJonıgre .çalışma'ları Bakanlıkça tetkik ed'ilıirtken İstişarelerine ımüracaait etmek için kongre çakışmalarında esas teşkil eden üç grup teımsilcilerinden' ifeiişer de­legeden 6 Stişlilk ibâr Itemsilci heyettin 3e-çü'ırnesdcnilistemiştir.

Teme ilcilerim se.çil'mesi iğin kongreye beş dakika ara verilımiş, sonra faear grup temsilcilerini biMirnrişltiir.

Kongre, ımeöads'inin ımeımlökeît üçin (hıa-yırh olması temennisiyle nihayeteer-

ımdştiır.

—t Ankara :

Türkiye Zeytinyağı ve Nebati Yağlar 'Kongresinin soma ermesi ımünasefbetliyle konıgre delegeleri ibugün saat 13 te Ata­türk'ün Gagaca Kalbi'ini zıiyareit'Ie Tsir bu-k'öt Ikoytnıuş ve saygı durxışu>nda bıulun-'muşlardır.

— Üstanlbul :

Cu'vnltou'riyetiın 27 noi Yıldönüımü selb eltiyle '29 Elkim Pazar günli şelhrim'iz-

de toüyük -bir tören yapılacaktır.

Yiarın öğıîeden sonra toaşlıyaicaik olan ;bayra.m 'Pazartesi ge'ceyarısına (kadar devaım ;edeoektir. Bayraım ımüın'aselb etiy­le ibültün res'mî ve hususi ımüess'eseler, ikara ve demiz nakli vasıtaları, levüer is­tasyon ve lis'kel'eler gündüz (bayraklarla. dlomaJti'lıaıeaik ve ;gece de ışiiklandırılacak-tir.

Buıgün şdîırm ''başlıca cadde ve meydan-ılannm kayraklarla süS'lenımeısiıne ibaş-laınımışîtır.

lBa;yraım dol ayış iylıe donanmaımısa men­sup 16 parçalılk :b'ir filo limanımıza gel­miş ve "Dolm.alb.ahce önlerinde 'dıennirlemiştir.

— Istanibul :

Yıldız ıSarayı Şale Köşkünde toplan­makta olan Siviil Havacılık .KangrreiS'inin Cum'hurlyet Bayratmı tatilıiniden istifade etmek suretiyle İzmir'e yapacağı seya­hat îıakkmda (kendisine müracaat etti-ğv.ııiz ıDevlet Havayolları Ge-nelûVEüldür

Muavini Rıza Çerce! aşağıdaki ıızahaitı verim i!şıt:iır :

<4Bilıiın!dİği li'zere 2(8/10^1960 Cumartesi günü saat 14 de foaşl&yaıöak ibir seyahat proıgraımı ihazır'lanmıştur. Haleın Anka­ra'da ıbuluoıan îamır Belediye Reisi Ra­uf Onursal ita îmaksalbla yarınki uçaklaîzirmv'e gidecektir. iızde ilik d'erfa 'olarak yapıla­cak olan ve ımulibellif inıâUetlerle beyııel-rm#el İte'ş'eikıkiüılleniıı iştirak ettiği 200 kliâiliük kaf'i-'eniin bu seyahatünün çok iyi totirş ek'ı'jde temini îçân Devlet Denizyolları üdaıreS'i, îzımiiır Vilâyeti Bel gidiye Reisliği, E'ge Turizm 'Cemiyetli bu hu­susta Mitlön yardım ve k.olayl])kiari ssir-g^momekteıdürler. Biu seyahat Devlet iDenizyollıarı Umuim Müdürlüğünim en yeni ve lüks vapurlamnldan Isıkendeıi'un İle yapılacaikltır. fekenderun Vapuru iüe Cumrartesi günü saat ıl4 de İstanbul'dan haıreket edile­cek, Pazar "günü öğleyin Izımir'e gele­cek olan ıkaf'ile öğlıeden sonra şehri ve taanühî eserleri gezıecefklıerdir. Pazartesi glünıü sabahleyin Bergaıma'ya gidip ak­şama tekrar İzmir'e dönülecektir. Sah günlü ö.ğ;ey2 rkadar delegıeıl'&r şeîıri gez-d'kt'en sonra, saat 14 de Izımir'den ha-refeet edilerek Çarşamba igünü îstan-tal'-a avdet edilımiş olaicaJk ve öyleden somJka komiteler lüeımen^ itökrar -oalışma-l?nîio. 'başlayacaklarıdır.

—t Ankara :

Cumlhuılbaşkam Celâl Bayaır bulgun Ç^jnlkaya'da iBnmeiii Paltrik Kaymaka-mı IKevonk Aslanyan'ı katoul etımişlerdir.

—- Ankara:

1950 genel nüfas sayımının bugün alman muvakkat neticelerine göre, nüfusumuz 20 milyon 902 bin 628 dir. İstatistik Genel Müdürlüğü, bu neticeyi Başbakanlığa bugün aşağıdaki tezkere ile ibildirmiştir:

22 Ekim 1950 Pazar günü. bütün yurtta" yapılan genel.nüfus sayımının, il ve ilçe­lerden telgrafla alman muvakkat netice­lerine nazaran Türkiye nüfusu, 1945 nü­fusu ile mukayeseli olarak aşağıda arze-dümiştir.

1950 nüfusu20.902.628

1945 nüfusu18.790.174

2.112.454

Artış farkı

Nazmi Ataç ve merasim Komutanı Tümgeneral Talisin Çelefcican olduğu halde kı't'alarla diğer birlikleri teftiş ederek halkın bayramını kutladıktan sonra Cumhuriyet Âbidesi önünde yer almıştır. Bunu mütaakıp tören komuta­nın emri üzerine .bütün birli'kle hazır oı vaziyetine geçmişler ve kıtalarla okul­ların ve hal'km iştirakiyle İstiklâl Mar-şı söylenerek şeref direğine bayrak çe­ki laniştir.

Bumdan sonra muhtelif resmi ve hususi demeklerin gönderdiği çelenikler âbideye konulmuştur. Saat 1:1 de şeref tribünü önünde geçit resmi başlamıştır. Şeref tribünümde milletvekilleri, Vali ve Bele­diye Başkam Prof. Gökay, Birinci Ordu Müfettiş Vekili Korgeneral Şükrü Ka­natlı, İstanbul Komutanı Korgeneral Nazma Ataç, Donanıma Komutanı, Bi­rinci Ordu Kurmay Başkanı Tümgene­ral Vedat Garan, generaller, yüksek rüt-[beli suibaylar, il genel meclisi üyeleri, partiler başkan ve mümessilleri yer al­mış bulunuyordu.

[Büyük bir intizamla yapılan geçit res­minde başta bandosu ve sancağı oldu­ğu halıde piyade alayı onu takiben askerî okullar ve deniz ktıası geçmiştir. Mey­danı dolduran onibinlerce haikm coşgun tezahüratı arasında ordumuz birlikleri­nin geçit resmi tanksavar, uçaksavar, toıpçu ve tamik alaylarından rnüi&etjıeSîMI zıhlı tugay ve ağır ve hafif topçu alay­ları, bindirilmiş kıtaîarla devam etmiş­tir.

Ordu birliklerinden sonra lise ve orta okullar ve kız isçileri, yavrukurt oyma­ğı, yüksek okullar kız liseleri, kızılay hemşire okulu, erkek liseleri intizamlı bir şekilde geçmişler ve halk tarafından dakikalarca alkışlanmışlardır.

Cumhuriyet Bayramı bugün saat 12 de .Selimiye'den 21 top atımı ile selâmlan-mıtştır.

istanbul'da .bayram güneşli bir hava içinde sevinçle kutlanmış, umumi mey­danlarda 'bandolar marşlar çalmış ve ekipler halinde millî oyunlar oynanmış­tır.

— Ankara:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bugün saat 12,30 da Atatürk'ün geçici kabrini ziya-

ret ederek bir tazim duruşunda bulun­muşlar ve kabre bir buket koymuşlar­dır.

Cumhurbaşkanının bu ziyaretleri esna­sında Büyük Millet Meclisi Başkanı,. Başkan vekilleri, Devlet Bakanı Başba­kan Yardımcısı, Bakanlar, Genel Kur­may Birinci ve İkinci Başkanları, Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanları, Yüksek Askerî Şûra Üyeleri, Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay Başkanları Yargı­tay Başsavcısı, "Üniversite Reaktörü, Dış­işleri Bakanlığı Umumi Kâtibi, eski Bü­yük Millet Meclisi Başkanı Şükrü Saraç­oğlu, Demokrat Parti Meclis Grupu Baş­kan vekilleri, Ankara Valisi, Garnizon ve Merkez Komutanları ve Emniyet Mü­dürü hazır bulunmuşlardır. Cumhurbaşkanı muvakkat kabre geliş, ve gidişlerinde bir ihtram kıtası tarafın­dan selâmlanmışlar dır.

Ankara:

Cumhuriyetin 27 nci yıldönümü bütün yurtta olduğu gibi, şehrimizde de içten gelen tezahürlerle ve pek parlak bir şe­kilde kutlanmıştır. Dünden beri baştan başa şanlı bayrağımızla donanan şehir gece bir ziya tufanı içinde bulunuyordu. Sabah erkenden büyük geçit resmini» yapılacağı Hipodroma giden yollar İnsan . yığınları ile dolmuştu. Hipodromun içi de aynı manzarayı gösteriyordu. Saat 12 de İstasyon tepesinden atılan 21 topla. kutlama töreni başladı. Atatürk'ün mu­vakkat kabrini ziyaretten sonra Cum­hurbaşkanı Celâl Bayar, beraberinde U-mumi Kâtipleri ve Başyaverleri olduğu halde tebrikleri kabul edecekleri Büyük Millet Meclîsine gelmişlerdir. Cumhur­başkanlığı Bandosu İstiklâl Marşını çal­mış ve hazır bulunan ihtiram kıtası se-âlm resmini İfa etmiştir. Meclis kapısında Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, 'Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu ve Bakanlar tarafından karşılanan Cum­hurbaşkanı doğruca dairelerine gelmiş­ler ve tebrikleri kabul etmişlerdir. Kabul resminin devammca Büyük Millet Meclisi Başkanı ile Devlet Bakanı Baş­bakan Yardımcısı Cumhurbaşkanının İki tarafında yer almış bulunuyorlardı. Cumhurbaşkanı evvelâ Milletvekillerinin, bundan sonra kara, hava ve deniz kuvvetleri erkânının, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay Başkanlariyle Üniversite Rek­törünün, Başbakanlık ve Bakanlıklar erkânının, Ankara Vali ve Belediye Baş­kam ile Vilâyet ve Belediye ileri gelen­lerinin, siyasi partiler genel sekreterlik­leri ve Ankara îi Yönetim Kurulları mensuplarının, Harp Malûlleri, Emekli Subaylar dernekleriyle, Bankalar ve muhtelif malî ve içtimaî teşekküller mü­messillerinin tebriklerini kabul etmiş­lerdir.

Bundan sonra şehrimizde bulunan büyük ve orta elçilerle maslahatgüzarlar bera­berlerinde elçilik müsteşar, kâtip ve ata­şeleri bulunduğu halde Cumhurbaşkanı­na tebriklerini arzetmişlerdir.

Ordu erkânının kabulü sırasında Genel Kumı?ıy B?:şikainıi ve kordlıpl'OlrnaitiğLn'ka-bulü sırasında da Dışişleri Bakanı Cum­hurbaşkanının son tarafında yer almış­lardır.

Cumhurbaşkanlığı Umumi Kâtipliği ile Büyük Millet Meclisi ve protokol me­murlarının tebriklerini kabul suretiyle sona eren rasimeden sonra Cumhurbaş­kanı büyük geçit resminde bulunmak ü-zere hipodroma müteveccihen Meclisten ayrılmışlardır.

Celâl Bayar, Büyük Millet Meclisine ge­liş ve dönüşlerinde Meclis önünde topla­nan kesif bir halk kütlesi hararetli te­zahüratta bulunmuş ve kendilerini şid­detle alkışlamışlardır.

— İzmir:

17 Ekimden beri Yıldız Sarayında top­lantılarına devam eden Milletlerarası Sivil Havacılık Kongresi delegeleri Ege bölgesinde turistik bir gezi yapmak üze­re bugün saat 11,30 da İskenderun vapu­ru ile İstanbul'dan şehrimize gelmişler­dir. İzmir Valisi ve Belediye Başkam ile Garnizon ve Müstahkem Mevki Komu­tanları gemiye gelerek delegasyon baş­kanları ile ayrı ayrı görüşmüşler ve ken­dilerine «hoş geldiniz» demişlerdir. Devlet Havayolları Genel Müdür Yar­dımcısının idaresinde yapılan bu seyahat büyük bir intizam içinde geçmiş ve dele­geler gördükleri intizam ve misafirper­verlikten sitayişle bahsetmişlerdir. I. C. A. O. nun Konferanslar Şefi olan Çin delegesi Doktor Poeliu Dai delegele-

re refakat eden Anadolu Ajansı muha­birine seyahat esnasında şunları söyle­miştir:

Türkiye çok güzel ve cazip bir memle­kettir. Gördüğüm tekâmül karşısında hayran kaldım. Türkiye'ye geldiğim za­man karşılaştığım şeyleri sürpriz keli­mesiyle ifade etmek isterim. Gösterilen iyi misafirperverlikten dolayı yalnız kendi adıma değil 1. C. A. O. namına da teşekkür ederim. Yıldız Sarayı hakika­ten muhteşem bir mâna ifade etmekte­dir İzmir seyahati de hem İstirahat hem de delegelerin serbestçe birbirleriyle ta­nışıp anlaşması ve Türkiye'yi daha ya­kından Öğrenmesi bakımından çok fay­dalı olmuştur. İstanbul ve Türkiye, Orta Şarkın merkezi ve telâki noktasıdır. Bu bakımdan Kongrenin İstanbul'da yapıl­masını tercih ettik. İstanbul aynı zaman­da havacılık ve hava trafiği bakımından da çok mühimdir. Ve Yakın Şarka sivil havacılığın tekâmül ve inkişaf merkezi olmaya namzettir.

İtalyan delegesi Albay Liberi de kongre­de büyük bir enerji ile çalışmak husu­sunda Türk makamlarının büyük yardı­mı olduğunu kaydetmiş ve hiçbir kon­grede böyle neşeli bir çalışmaya tesa'düf f^rrr'dig.kr.söylemiştir.

— Ankara:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. bugün Hi­podromdaki geçit töreninden sonra mem­leketimizde misafir bulunan Mısır futbol takımı kafile başkanı Rifat Beyi kabul etmişlerdir.

—Trabzon :

Cıirr!hur:ye:tin 27 aci yıldönümü şehri­mizde Ibü'yü'k tezahüratla kutlanmakta­dır. Şehir dün 13 ten itibaren bayrak­lar,- taklar ve defne dailariyle süslen-rr/ş, ilce ve köylerden gelen halkla yol­lar (geç:t vermez hale gelmiştir. Bugün saat 9 dan 10 a .kadar vilâyette b:r ka­bul töreni yapılmış ve saat 10.30 da be­lediye meydanında Vali, Garnizon Ko­mutanı ve,Belediye Başkanı tarafından, bütün teşekküllerin bayramları kutlan­mıştır. Kutlamayı mütaakip Valinin yap­tığı 'bir konuşmadan sonra geçit resmi on binlerce halkın alkış tufanı içinde uzun'müddetdevametmiştir.Davul.

Böylece muhtarlıklarda ik­tidara mesned olacak mühim bir ekseriyet elde edilmiştir. Belediye seçimle­rinde ise neticeler çok daha lehimizdedir. Muhaliflerimiz, sanki büyük bir suç işlemişiz gibi, belediye seçimi neticelerini henüz ilân etmedik diye bize hücum ediyorlar. İlânını bu kadar arzu ettikleri zaferlerini işte bildiriyorum: Seçimlerden önce Halk Partisinin elinde 630 küsur belediye bulunuyordu. De­mokrat Parti ise yanılmıyorsam, ancak 2 veya 3 küçük belediyeye sahipti. Bu­gün Demokrat Parti 48 i bütün mühim vilâyet merkezleri olmak üzere 357 belediye kazanmış bulunuyor. Halk Partisi ise, elinde mevcut 630 küsur be­lediyeden, 6, 7 si mühim olmayan vilâyet merkezleri ve ekserisi küçük kü­çük nahiye ve köy belediyeleri olmak üzere 230 küsur belediye muhafaza ede­bilmiştir. Bunların çoğu da mazideki cebir ve şiddet zihniyetinin henüz te­sirinden kurtulamıyan uzak ve hücra yerlerdedir. Kendileri için büyük za-fermiş gibi ilânını İsrarla istedikleri belediye seçimleri neticeleri, işte bundan ibarettir. Şu verdiğim rakamlar arasındaki nisbet meydandadır. Ama netice­ler, kazanılan yerlerin ehemmiyet ve keyfiyeti bakımından ele alındığı taktir­de seçimlerden evvel belediyeleri yüzde, doksan dokuz elinde bulunduran Halk Partisinin yüzde seksen, yüzde doksan tasfiye edilmiş olduğunu iddia etmek ancak bir hakikatin ifadesi olur.

Üç dört gün sonra da il genel meclisleri seçimleri yapılacaktır. Bugün, bütün illerimizde bu meclislerin yüzde doksan dokuz buçuğu Halk Parüsindedir. Seçim neticesinde ayni vaziyetin devamı imkânsızdır. Başa baş kalsak dahi, il meclislerinin yarısını kaybetmiş olacaklardır. Halbuki biz eminiz ki, il ge­nel meclislerini yüzde doksan dokuz elinde bulunduran Halk Partisi, Önümüz­deki seçimler neticesinde, bunların ancak çok küçük bir nisbetini belki mu­hafaza edebilecektir.

Başbakan, bu suretle, 14 Mayısta alman neticenin, birbirini takip eden se­çimlerle, adım adıma teyid edilmekte ve perçinlenmekte olduğunu belirtmiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

14 Mayısta Türk milletinin aldanmış olduğunu soyuyorlar. Halbuki hakikat Şudur ki, Türk milleti, çoktan verdiği ve 14 Mayısta tatbik ettiği büyük ve azimli kararını, ondan sonra yapılan seçimlerle teyid etmiştir. İşte bu suretle ve Demokrat Parti iktidarının her yönden alındığı musibet tedbirlerle demok­rasi hayatı bu memlekette tabii mecrasına girmektedir.

Türk milleti, gayet derin bir basiretle, milletvekilleri seçiminde, Demokrat Patriye kahir bir ekseriyet vermiş bulunmaktadır. Şayet az bir ekseriyetle iktidara gelinmiş olsaydı-, ve milletin bu kararı müteakip seçimlerle teyid edil­memiş bulunsaydı iktidar düşkünlerinin, haris politika hastalarının, bu mem­leketin huzurunu kaçırabilecek hareketlere cür'et etmeleri beklenebilirdi. Memleket baştanbaşa huzursuzluk içindedir, Demokrat Parti iktidarı memle­keti harbe götürmektedir, 4 sene bu iktidara nasıl tahammül olunabilir şek­lindeki gayet açık tahrikler bu iddiamızı ispat etmektedir. Son büyük tecrü­belerle ortaya çıkan hakikat şudur ki, milletimiz, kendi işlerini kendi eline almış, tarihî, gayri tarihî, şef mef, hiçbir kimsenin vesayetine muhtaç olmak­sızın kendi kendisini idare edebileceğini bütün dünyaya ispat etmiştir. Mem­lekette birtakım efsaneler, hurafeler yaratılmıştı ve bunlar devam ediyordu.

Türk Hükümeti sözleşmenin âtideki metnini zorlayarak yapmak istenilen tef­siri kabul edemez. Metin şudur :

«Âkit taraflar Bulgaristan Türkleri ile Türkiye Bulgarlarının rızaya müstl-nit muhaceretlerine hiç bir mania ile karşı konulmıyacağını kabul ederler. Muhacirler menkul mallarını ve hayvanlarını tam bir serbesti dairesinde be­raber götürmek ve gayrimenkullerini tasfiye etmek hakkına malik olacaklar­dır. Gayrimenkul mallarını katî hareketlerinden evvel tasfiye etmek isteme­yenler bu işi muhaceretlerinden itibaren iki sene içinde yapacaklardır, lgililerin tasfiye bedellerini ne suretle memleket dışına çıkaracakları hakkın­da iki hükümet arasında bir anlaşma yapılacaktır.»

Bu metin her türlü tefsirden müstağni bir mahiyet arzetmektedir. Metnin ifa­de ettiği mâna şudur: Sözleşmeyi müzakere edenler Türkiye Bulgarlariyîe Bulgaristan Türklerinin - ki bunların adedi diğeriyle kıyaslanamayacak kadar ziyadedir - şimdiki vatanları hudutlarının diğer tarafında ylrleşmek arzusunu gösterebilmeleri ihtimalini dikkate almışlardır, ve her hangi bir sebepten do­layı bu şahıslar kendi dilekleriyle böyle bir teşebbüse giriştikleri takdirde onların gitmelerine terkedecekleri memleket makamlarının karşı koymıya-cakları, bundan başka ilgililere menkul servetlerini nakilde, gayrimenkulllrini tasfiyede ve bu tasfiye bedellerini nakilde her türlü kolaylık gösterecekleri hükmünü vazetmekte mutabık kalmışlardır.

Görülüyor ki, mantıkan, bu hükümler bugün olduğu gibi kütle halinde vuku bulan bir muhacerete değil, belki tabii muhaceret hallerine tatbik edilebilecek hükümlerdir. Filhakika, toprağına göç edilecek memleketin bu muhaceret seyrini milletin umumi menfaati ile ve bizzat muhacirlerin daha hususi ma­hiyetteki menfaatleriyle ahenkli kılacak bir surette düzenlemek hakkını kim, makûl bir surette inkâr edebilir? Türkiye 1925 mukavelesini imzalarken iç­timaî ve iktisadî bünyesi için muhakkak bir dağılma sebebi teşkil edecek te­şevvüşlere kendisini maruz bırakmak niyetiyle bu işi yapmış dlğildir. Bulgar hükümeti, «göçmenlere vize vermek hususunda vukubulan gecikmelerden dolayı memleketinin ekonomik hayatının teşevvüşe uğratılmasına müsaade etmemek zorunda olduğunu» söylüyor, fakat o diğer tarafın da kendi millî ekonomisini tehlikeye düşürmeyecek surette hareket lylemesindeki zarureti asla dikkate almıyor. Bulgar tebaası olmakta henüz devanı eden ve, sayısız miktarda muhaceret beyannameleri dağıtılması suretiyle, memleketten ayrıl­maları tasavvurunda bol bol teşvik görmüş olan ve, denildiğine-göre, bu yüz­den kararsız bir durumda kalan muhacirlerin menfaatlerine gelince, Bulgar hükümeti bunlara hiç aldırış etmiyor. Ama, Türk Hükümetinin bu bedbaht ahaliye müteallik politikası aynı mahiyette olamaz ve olmayacaktır. Muhaceret işi normal hadler dahilinde ve muntazam bir surette cereyan etti­ği müddetçe Türkiye birbirini müteakip bir çok insan topluluklarının kendi toprağına gelmelerine muhalefet etmemiş, Türk Hükümeti onları iskân için elinden geleni yapmıştır. Muhaceret cereyanının bir tehcir halini alması üzeinedir ki o, komşu memllketi gerek ahdî vecibeleri gerek insanî vazifeleri üze­rinde dikkatli olmağa davet etmek lüzumu hissetmiştir.

Çünkü, bütün bu meselede esas olan şey, muhacirlere yeni vatanlarında ko­lay ve müsait bir hayat kurabilmeleri imkânının verilmesidir. Bu netice ise, ancak muhacirler lehine edinilmiş olan taahhütlerin mutlak şeklinde yerine getirilmesi sayesinde elde edillbilir. Kaldı ki, sözleşmeyi imzahyan iki dev­leti, insan haklarına hürmet prensibi de buna mecbur kılmaktadır.

Dışişleri Bakanlığı sözleşmenin hükümlerine dayanarak 28 Ağustos tarihli notasında Bulgar Hükümetinden saTih bir talepte bulunmuş, yani muhacir­lerin tasfiye ettikleri mallar bedellerinin topraklarına muhaceret vuku bulan memlekete nakli hususunda üçüncü fıkrada derpiş edilmiş olan «anlaşma» yi yapmak için daha fazla vakit geçirmeksizin müzakerata girişmeği ona teklif etmiştir. Bulgar Halk Cumhuriyeti Hükümetinin notası bu meşru talebe in­sanı isyan ettiren bir sükût ile mukabele etmektedir. Dışişleri Bakanlığı bu yolda bir cevapla yetsenemez. Binaenaleyh, o bu hususa dair noktai nazarını en yakın bir zamanda kendisine bildirmesini Bulgar Hükümetinden rica eder. Emniyetini ve ekonomik menfaatlerini lâyıki veçhile koruyan bir nisbeti aş­madıkça, Türkiye, kendi topraklarına gelip yerleşmek isteyen Türk muhacir­lerine hiçbir zaman güçlük göstermemiştir. Bundan böyle de onun hareket tarzı ayni kalacaktır. Fakat unutmamalıdır ki 1925 sözleşmesi gibi siyasî bir vesika olgun düşüncelerin maddiyata inkilabetmiş bir eseridir ve bunda iki devletin karşılıklı menfaatleri arasında, uzun müzakerelerden sonra, kurul­muş tam bir müvazenet varlığı görülür. Bu devletlerden birinin böyle bir akit-ten türlü menfaatler istihsal edip diğer tarafa sadece vecibeler'bırakması ka­bul edilemiyecek bir şeydir.

İşleri daha salim bir şekilde mütalâa ettiği taktirde, bahis konusu menfaatler hakkında daha anlayışlı bir zihniyet göstermesi tabiî bulunan Bulgar Hükü­meti, bunun yerine bir tehdit ifadesini tercih ediyor. Elde edilen ve tevsik olu­nan malûmat gösteriyor ki bu hükümet, zavallı Bulgaristan Türklerinin mu­kadderatı üzerindeki bu münakaşayı açmağa teşebbüs eylediği tarihten çok daha evvel, bu tehditleri ika safhasına da koymuştur, Türklerle sakin birçok köyler boşaltılmıştır, bu köylerin başka bölgelere gidip yerleşmek zorunda bı­rakılan ahalisi oralarda her türlü keyfî muamelelere maruz sefil bir hayat ya­şamaktadırlar. Dışişleri Bakanlığı ortada mevzuubahis olan şeyin kendilerine karşı sarih taahhütlere girişmiş bulunduğu insan cemiyetlerinin varlığı yok­luğu meselesi olduğunu hatırlamağa Bulgar Hükümetini davet eder. Türkiye Bulgaristan'la arasmda mevcut her ihtilâfa dostane bir tavsiye şekli bulmak hususundaki devamlı azminin inkâr edilemiyecek delillerini vermiş bulunu­yor. Lâkin o şimdiye kadar komşusunun bu uzlaşıcı temayüllere iştirak et­tiğini görememiştir. Birçok işlerde Türkiye'nin hakeme müracaat hususunda yaptığı teklifler Bulgar Hükümeti tarafından mutlak bir red cevabı ile kar­şılanmıştır. Şimdi, mevzuubahis olan hayatî bir meselede de Sofya kabinesi­nin aynı uzlaşmazlık zihniyetini göstermesine ve, iki taraf arasmda doğrudan doğruya anlaşma tekliflerini reddederek, üstelik bir de kendi rey ve kararı­nı karşı taraf için muta kılmağa kalkışmasına göz yumulamaz.

Sonradan bu mesele Türkiye ile Bulgaristan arasında uzun müzakerelere ko­nu oldu. İki taraf murahhasları 18 Ekim 1925 tarihli Türk - Bulgar dostluk muhadesine ilişik protokoldün (C) fıkrasında görülen «nlaşmanın şartlarını tesbit suretiyle bu işe pratik bir hal şekli bulmuş olduklarını sandılar. Bu an­laşmaya göre bahis konusu mallar karşılıklı olarak iki devlete intikal ediyor­du. Fakat iş bu kadarla halledilmiş olmadı, zira., varılan metin tefsirinde Sof­ya Hükümeti suiniyet gösterdi.

1820 den 1932 ye kadar Türk ve Bulgar dışişleri bakanlıkları arasında bu hu­susta bir çok noktalar teati edildi ve Sofya'daki Türk Elçisi Bulgar makamla-riyle bitmez tükenmez müzakereler yaptı. Bütün bunlardan bir netice çıkmadı. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti hukukî bir mahiyet arzetmeden bu ihtilâfı hakeme götürmeyi teklif etti ise de, Bulgar Hükümeti bu teklifi reddeyledi ve iş orada kaldı. Nihayet, 2 Haziran 1947 tarihli ve 86024/38 no: lı notasiyle Dışişleri Bakanlığı meseleye bir daha avdet ederek, bir hal şekline razı olma­sını Bulgar Hükümetinden diledi. Bu talebe bugüne kadar cevap alınamadı. Şimdi, hayret verici bir cesaretle, Türkiye'ye karşı bir itham mevzuu olarak kullanılmasına kalkışılan metruk emlâk meselesinin tarzı inkişafı işte bundan ibarettir.

3 — Bulgar Hükümeti, bir muhacirin siyasî ve içtimaî kanaatlerini nazarı itibare almak hakkını Türk Hükümetine tanımayı reddediyor. Halbuki, en başta memleketin iç ve dış emniyetine taallûk edenler gelmek üzere, devletin bazı vazifeleri vardır ki kendini vahim tehlikelere uğratmaksızın hiçbir dev­let onları ihmal edemez. Herkesin kabul etmiş olduğu bu tabiî hak, bugünkü şartlar İçinde, Türkiye için daha da önüne geçilemez bir mahiyet almıştır. Zi­ra Türk makamlarına gelen bazı haberler vardır, bunların ne gibi haberler olduklarını mükemmelen bilmesi lâzımgelen Bulgar Hükümetinin onları ale­niyete vurmağı Dışişleri Bakanlığını mecbur etmekten çekinmesi yerinde olur. iki memleketin komşuluk münasebetleri bu neşirden zarar görmüş olacaktır.

Bu şartlar içinde Bulgaristan'daki Türk konsoloslukları kendilerine müracaat eden şahıslara vize verirken, zaten,- bütün memleketler konsolosluklarının tabiî surette yaptıkları nezaretten farklı olmayan olabildiği kadar hafif bir kontrol icra etmektedirler. Göçmenlerin Türkiye'ye kabulü esas olduğu için, bunlar arasında talepleri redde uğrayanların miktarı hemen hiç mesabesinde­dir. Bulgaristan'daki Türk Konsolosluklarının faaliyetine dair ileri sürülen id­dianın tamamiyle asılsız olduğunu burada bir kerre daha söylemenin yeri var­dır.

Bulgar Hükümeti herkesten iyi bilir ki onun bahsettiği usul «Bir devletin iç güvenliği ile ilgili bilgiler toplamak» hususunda kullanılabilecek ne tek ne de en makûl usuldür. Diğer taraftan, bu ithamla bazı muhacirlerle Bulgar polis

image003.gifmakamları arasında tesis edilmiş bir münasebetin nişanesini görmemek müm­kün değildir, ve bu hal, konsolosluklara göçmen işi altında başvuran her şah­sa vize verirkln, daha büyük bir dikkat ve itina gösterilmesini zarurî kılacak kâfi bir sebeptir.

4 — Bulgar notasının ihtiva ettiği muhakeme tarzının seyrine kapılıp gidil­diği takdirde bunun insanı içinden çıkılamıyacak gayri mantıkî bir duruma götüreceğini görmekte gecikilmiyor. Filhakika tahmine göre, hâlen Bulgaris­tan'daki Türk azınlık unsuru 850.000 kişiye, yani memleketin bütün nüfusu­nun yedide birine yükselmektedir. İddia olunduğu gibi, «Milleyet hissi ve di­nî telâkkilerle» hareket ederek yahut, daha doğrusu, kendi elinde olmayan âmillerin karşı durulmaz tesiri altıdnda kalarak, bu unsur memleketi bırakıp gitmek kararını verse ve bu kararını birdenbire yürürlüğe koysa acaba ne olurdu? Türkiye sırf sözleşmeyi imza etmiş olmasından dolayı bütün bu ye­rinden yurdundan olan ahaliyi aynı zamanda kabul zorunda mı kalacaktı?

Böyle bir iddia makûl olarak ileri sürülemez. Şüphe yok ki akitlerin mezkûr sözleşmeyi müzakere ederken kasdlttikleri şey bu değildir. Buna kanaat ha­sıl etmek için, bu hususla ilgili müzakerelerin hangi şartlar altında yapılmış olduğunu hatırlamak kâfidir: Dört yıldan fazla süren bir mücadeleden yorgun Çıkmış olan Türkiye, egemenliğini korumak için, keza ağır fedakârlıklara mal olan diğer bir harb yapmış bulunuyordu- Toprakların büyük bir kısmı ha-rabolmuştu. Memleket iktisadi bir bitkinliğin aşikâr nişanelerini arzediyordu. Bundan başka, Türk ve Rum ahalinin mecburî mübadeleleri yapılagelmekte idi ve o, böyle bir muamelenin bütün güçlüğünü ölçmlğe imkân veriyordu. Şimdi, bu haller dahilinde ve iyice edinilmiş bir tecrübeye rağmen, bir hükü­metin, hiçbir hazırlık yapmadan ve sırf ilgililerin talebi üzerine, kendi top­raklarında durup-düşünmeksizin yüzbinlerce insan - ki onların gelmesi mevcut güçlükleri arttırırdı - kabul etmek kararını alabilmiş olduğunu söylemek öy­le bir iddia olur ki bunun esassızlığını bizzat Bulgar Hükümeti kendi kendi­ne itiraf etse gerektir. Boyll bir mecburiyet ancak şu istisnaî iki halde kabili tasavvur olurdu: Ya bu kararı veren âkit böyle yapmağa askerî bir felâket neticesinde, galibinin tehdidi altında, mecbur olmuştur ki - hakikat asla böy-,1e değildir -, yahut Bulgaristan Türklerinin durumu o zaman böyle bir gö­rünüm arzediyordu ve onların tahlisi zarureti o derece âcil bulunuyordu ki Türk Hükümeti, iktisadı ve içtimaî her türlü mütalâayı bir tarafa bırakarak ve varacağı karardan memleket hesabına hasıl olacak müthiş neticeleri dik­kate almıyarak, bu gibi bir taahhüt altına girmek mecburiyetini hissetmişti. Kendisiyle selefleri arasındaki ideoloji farkları ne olursa olsun, Bulgar Halk Cumhuriyeti Hükümetinin şimdi onlara böyle bir durumun sorumluluğunu atfedeceğine inanmak güçtür.

5 — Bulgar Hükümeti muhacirlere Türkiye için giriş vizesi verilmesinde sonsuz gecikmeler vuku bulduğu iddiasındadır. Hâdiseler bu ifadeyi teyid-etmikten uzaktır. Bulgaristan'daki Türkiye konsoloslukları ilgililerin talep­lerini azami surette yerine getirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Nite­kim:

a) Bu bahiste her biri zarurî iken, birçok formaliteler - bundan evvelki notada da işaret edildiği gibi Bulgar Hükümeti - nin şikâyetleri dikkate alı­narak kaldırılmıştır.

Türk konsoloslukları mensuplarına muhacirlere mütealik işlerde yardım
etmek üzere yedi muavin memur ayrılmıştır. Yazık ki bundan üç hafta ev­
vel Bulgaristan'a duhul müsaadesi istenilmişken Sofya Hükümeti bunlardan
ancak dört kişiye vize vermiş ve bu suretle diğerlerinin hareketi gecikmiştir.

Son Eylül ayında Türk konsoloslukları rekor bir rakama vararak 37.848
göçmene vize vermişlerdir. Görülüyorki yalnız bu miktar bile 1939 dan ev­
velki senevi göçmen miktarları ortalamasının üç misline muadildir.

â) Bulgar Hükümeti «Türk Hükümetine muhacereti durdurması selâhiye­tinin verilemiyeceğini» yazıyor. Amma iş hiç de böyle değildir. Muhacir akını şiddetinden hiçbir şey kaybetmemiştir, bilâkis bu akın bugün en -aşağıdan endişe verici bir hal almıştır. Şu var ki Bulgar otoriteleri, kendileri için Türk vizesi almağa dahi lüzum görmeden, birçok göçmeni ve, bunlar arasında, yüz­lerce çingeneyi mukavelenin sarih hükümlerine rağmen Türkiye'ye sokmağa kalkışıyorlar. Bu çingeneler geldikleri yere iade edilmekte, fakat Bulgar ma­kamları onları, bir kerre memleketi terk etmiş oldukları behanesiyle? Bul­garistan'a sokmamaktadır. Bu gidip gelmelerden dolayı iki memleket ara­sındaki ulaştırma mukavetten kesilmişse bundan hasıl olan sorumluluğun, asla Türk idarî makamlarına terettüp edemiyeceği aşikârdır.

6—- Muhaceret meselesini güçleştiren şeyin bilhassa göçmenlerin malları ile
ilgili kanunî mevzuata Bulgar Hükümetince sistematik bir surette gösterilmek­
te olan riayetsizlik olduğu ne kadar söylense azdır. Bulgar notası*, sadece göç­
menlerin mukaveleden mütevellit haklarını kullanabildikleri iddiasını, bu id­
diayı isbata da teşebbüs etmeden, ileri sürmekle iktifa ediliyor. Halbuki Bul­
garistan'da millî ekonominin ve paranın korunmasına müteallik iki kararna­
menin mevcut bulunduğunu herkes bilir. Bu kararnamelerin muhacirler hak­
kında da tatbiki onların, sözleşmenin yukarıya naklolunanmaddesindeki2
inci fıkrada derpiş edilen selâhiyetlerini hiçe indirmektedir.

Bulgar Hükümeti bu hakikati inkâr mı ediyor? Böyle ise bütün bu yerinden yurdundan sökülüp atılmış zavallıların hepsinde, müşterek bir hal olarak gö­rülen yoksulluğu hangi sebebe atfetmeli?

7— Bulgar Hükümeti, Türk azınlığının mes'ut ve müreffeh yaşamakta ol­
duğu hakkındaki iddialarını teyit zımnında Sofya Elçisi İstinyeli'nin 1949 ba­
şında bir İstanbul gazetesi muhabirine yaptığı beyanatı zikretmektedir.
Siyasî bir mümessilin ilk Ödevi nıemleketiyle kendisinin nezdinde vazife gör­
mekte olduğu memleket münasebetlerinde meydana çıkan güçlüklerin tahfi­
fi için elinden geleni yapmak olduğunu burada hatırlatmağa lüzum var mı?
Şimdi, Bulgaristan'da Türk azınlığına yapılan insaniyetsizce muameleleri kar­
şısında Türk umumî efkârının hissetmekte bulunduğu heyecana Türkgaze­
teleri ekseriya tercüman olmaktadırlar. Matbuatm bu endişesini az çok yatış­
tırmak için Bay İstinyeli, şimdi bîr koz olarak kullanılmasına teşebbüs edi­
len beyanatı yaptıysa, bu beyanatta ancak tabiî ödevine sadık kalmak isteyen
bir diplomatın iyi niyetlerinin ayannişanesinigörmeklâzımgelir.Esasen,
Bay İstinyeli Bulgaristan'daki hakikî durumun ne olduğunu herkesten iyi bil­
mektedir. Onun bu bakanlığa gönderdiği bir çok raporlar bunun kâfi delilidir.

Amma öbür tarafta înönü ve onun peyk­leri şimdi tutup sindirmeden, bastırma­dan, zordan, istikrarsızlıktan bahseder­ler.. Bu düpedüz, hakikatleri inkâr edip alelade bir kışkırtıcılık yapmaktan baş­ka bir şey değildir.

Bugün aynı müşahedeyi Orta Anadolunun göbeğinde Eskişehir'de de yapmış bulunuyoruz. Cumhurbaşkanı ve Başba­kan Halk Partisi Merkezine giderek zi­yareti iade ettikleri zaman aynı raem-nuniukla karşılandılar, aynı sualler aynı şekilde cevaplar aldılar. Halk Partililer teyit ettiler ki, burada da partiler ara­sındaki münasebetler çok dostanedir, herkes birbiri ile gül gibi geçinmektedir. O halde tekrar edelim: geçimsiz olan. etrafı herkese kara göstermeğe kalkan sadece İnönü ve onun etrafındaki peyk­lerdir.

Eğer bu yazımı okuduktan sonra gidece­ğimiz diğer vilâyetierdeki teşkilâtlarına aksine bir direktif vermezlerse, onlar­dan da aynı şekilde cevaplar alacağımız­dan asla şüphe etmiyorum. Bugün açık olan hakikat şudur: Bizzat Halk Parti­liler şeflerini tekzip etmişlerdir.

14 Mayıs'ta ne başladii...

Ya-zan: Hüseyin Cahit Yalçın

2 Ekim 1950 tarihli Ulustan

Demokratlara göre, bu memlekette de­mokrasi 14 Mayısta başlamıştır. Biz de öyle ümit etmiştik. O tarihten çek evvel, vatanımızda demokratik rejimin kökleş­mesinden ve yerleşmesinden bahseder­ken, bubapta kati bir emniyet getirmek için iktidarın sükûn ve kanun dairesinde partiler arasında bir iki defa yer değiş­tirdiğini görmek lâzım olduğunu açıkça söylemiştik. Bundan dolayıdır ki son se­çimlerde Demokrat Partinin galebesini, parti mülâhazaları haricinde, sırf vata­nın selâmet ve saadeti namına, adeta memnuiyetie karşılamış idik. Hükümeti ele alan Demokrat Partinin muvaffaki­yeti demokrasinin hürriyet ve kanunun muvaffakiyeti olacaktı. Artık rejim mü­nakaşalarından kurtularak muntazam programlar dairesinde memlekete hizmet vazifesiyle iştigal etmeğe başlıyacafctık.

Çok büyük bir acı ile söylemek mecburi­yetindeyiz ki bu ümit pek çabuk söndü. Meclis toplanıp, Demokrat Başbakan kürsüye çıkarak ağzmı açar açmaz dar düşünceli, kindar ve mutaassıp bir parti­zan ile karşılaşmakta olduğumuzu derin eseflerle gördük.

Hayır ,14 Mayısta, Demokrat Partinin inandırmak istediği gibi, bu memlekette demokrasi başlamamıştır. Yüz seneden fazla bir mazisi olan, İkinci Meşrutiyet ve Millî Mücadele hareketleriyle hazırlık devresini geçiren ve İsmet İnönü'nün sarsılmaz azim ve metaneti ile son inki­şaf merhalesine varan demokrasi 14 Ma-yısjteıa i;jbaren bir alksül'asme::, bîr gerile­me ve soysuzlaşma nöbet ve ateşleri içinde kavrulmağa başlamıştır.

«Devri sabık» yaratmayacağız, dediler. Hayır, efkârı umumiyeyi aldattılar. Bu­günkü şartlar içinde bundan, daha geniş ve daha şedit bir «devri sabık» başlıya-mazdı. Demokratlar yalnız bir sözlerini tuttular - Memurlara hitaben kara liste hazırlıyoruz, aklınızı başınıza toplayınız dedikleri zaman, bir çok kişi bunun cid­diyetine pek inanmamıştı. Zaten kendi­leri de havadisi tekzip etmek istemiş­lerdi. Fakat demokrat hükümetle bera­ber bu kara liste tatbik mevkiine kon­mağa başladı. 63 validen 63 ünün değ;ş-tiği görüldü. Kaldırıimıyanlar varsa on­ların da yerlerinde değişiklikler göze çarpıyor. Değişen kaymakamların sayısı ise yüzleri bulmuştur ve şimdi sıra ilce müdürlerine gelmiştir.

Devri sabıkın intikamını almak hırsına yalnız idare memurları kurban gitme­dir. Bütün servisler, bütün teşkilâtlar alt üst oldu. Bir fırtına, bir kasırga bü­tün idare çai'klarını birbirine geçirdi. «Otorite» sarsıldı. Şehirlerde ve kırlarda zabıta vakaları misli görülmemiş surette arttı. Başbakan Yardımcısı «jandarma ve kaymakam» baskısı kalmadı diye if­tihar ediyor. Kalmıyan şey baskı değil Hükümet otoritesidir. Bunu anlıyabil-seydi sükût etmeyi muhakkak tercih ederdi. Hükümet nüfuz ve kuvvetine ve kanuna meydan okuyanlar «şimdi de­mokrasi var» sesiyle mala, cana ve namuşa taarruz ediyorlar. Baldırı çıplak güruhu bu kadar şımartılmiştır. Baskıya gelince, onu demokrat hükümet kendisi deruhte etmiştir. Jandarmaların ve kaymakamların baskı, yapmalarına hacet yok. İstanbul Belediye seçimlerin­de Kasımpaşa çingenelerinin gönlünü kazanmak maksadiyle gece kondulannı yıktırmamak için yüksek kabine erkânı­nın valiye telefonları, valinin şiddetli te­lefon emirleri, «Demokrat Parti teşki­lâtlarının yüksek makamlara müracaat­ları İstanbulluların dilinde bir destan halinde geziyor. Demokrat Hükümet bu meselede bir «anket parlâmanter» kabul etmek cesaretini gösterebilir mi?O parlâmentodaki muhalefet partisine en insafsızca isnatlar yapılır, fakat mu­halefet için cevap vermek hakkı tanın­maz. O parlâmentodaki muhalefete men­sup Milletvekillerinin tutanakları bîr tehdit silâhı olmak üzere aylardan beri tasdik edilmez.

14 Mayısta başlıyan şey demokrasi değil hayal sukutudur. Gün geçtikçe bu hayal sukutu genişliyor ve derinleşiyor. Daha şimdiden, efkârı umumiyedeki pişman­lık el ile tutulur hale gelmiştir. Halk u-cuzluk bekliyor, fiyatlar artıyor! En son havadise göre, Hükümet fabrikaları pa­muklu fiyatlarım artırmak kararım ver­miştir. Halk bütçede tasarruf bekliyor, fakat bir telgraf ajansı yeni ve eski büt­çeler arasında bir fark beklememek lâ­zım geldiğini ilân ediyor.

Bütün bu hakikatleri demokrat hüküme­tine açık açık söylemek bizim vazife­mizdir. Tuttukları yol yanlıştır ve her şeyden evvel zihniyetleri bozuktur. Bizi dinlemesinler, zarar yok, Sözlerini tut­sunlar, muhalefette iken taraftar görün­dükleri prensiplere hürmet etsinler, baş­ka bir şey istemiyoruz.

Memurlar arasında yapılan de­ğişiklik...

Yasan : Mümtaz Faik Fenik

3 Eiltim 1950 tarihli Zafer'den

Muhalefet muharrirleri, bugünlerde, or­talığa yeni bir kışkırtma mevzuu yapa-brımek için, mtefinnariatr arasımda yapıılıan toazı değişikliklerin,memlekette huzur-

suzluk yarattığını yazmakta ve böylece yine İnönü'nün Belediye Seçimleri dola-yisiyle radyoda söylediği propaganda nutkunun izinde yürümektedirler. Evet, biz de biliyoruz ki, bazı memurlar bulundukları yerlerden başıka yerlere nakledilmişlerdir; fakat bu değişiklikler, gerek memurlar arasında, gerek imemle-kette huzursuzluk değil, bilâkis tam bir istikran tesis etmek ve rahatsızlığı ön­lemek gayesiyle yapılmakta, yani eski C. H. P. ikıtidarmm bıraıktığı kötü mi­ras .bu .şekülds 'b!jr_ tesf'ıyeyts tabi tutulan rak, emniyetli bir idare sistemi kurul­maktadır.

Fikirlerimizi daîia açık bir tarzda orta­ya dökelim: Kimse inkâr edemez ki C. H. P. iktidarı zamanında, idare ile partti birbirine tamamiyle karıştırılmış, hajtâ valilerin parti başkanı oldukları devirler bile görülmüştür. O zamanın memur te­lâkkisi şu idi : Memur demek, Hüküme­tin ve dolayıstiyle iktidar partisinin be-hctnL'Cıal ^ıtc'dllğln: tahakkuk ettiren bir unsur dçımteŞnti. Öyle is'£ bir 'taraftan ida­rede bulunurken diğer taraftan partinin ..ımvafiiaıkııyeOl1 işin çailışmaısı (kadar ıtaibii ibtuf şey yoktu. BSefle Ereğli1 Kömür işlet­mesi giibı iktisadi teşekküllerde, müdür­ler ve ıntüTiur'ar, daima particiliği ön plân/a alarrik çalışmışlar ve partiye hiz­met etmekte âdeta idarî ,blr vsızüfe başar­mış gsfbtt, gurur ve iftihar duyımuşlıardır. Memurıin Kanunu, memurların partilere ejj'dıS iMİtisaıp etareBâai değil, haıttâ parti binalarına girip çıkmalarım bile yasak ettiği halde, bir çok kimseler bunu hiçe saymışlar ve hattâ fiilen idare kurulla­rında bile vazife almışlardır. Bu arada «Ben Halk Partisinin valisiyim» diyen valilerin meydana çıktığını unutmıyalrm. İşte kötü miras, dediğimiz şey, hâlâ Bu gibi telâkkileri devam ettirmek ve parti işletriyle devlet idaresini birbirinden ;bir türlü ayıramamaktır. Memlekette 14 Mayıs son­ra Demokrat Partinin iktidara geçme­siyle yeni ve büyük bir inkılâp hamlesi olmuştur. Nasıl lâikliklt dinle dünya iş­leri ayrılmışsa, devlet silerini tedvirde de idare ile particilik tamamiyle ayrıla­caktır. Bütün dâva. bu hakikati zihin­lere yerJeş'.p bun-dan sonrası içün idarî mekanizmanın rahatça işlemesini temin edebilmektir.

Cevaplar içinde meseleyi en derin nok­talarından ele alanları olduğu gibi idarî ve adlî bakımlardan mütalâa edenleri, cemiyetin bünyesindeki aksaklık ve sa­katlıklara işaret eyliyenleri de vardır. Bütün bunları okuduktan sonra bu an­ket münasebetiyle serdedilmiş olan fi­kirlerden müllh&m olaraik bu dâva üzeri­ne ve bu meselenin halline dair kanaati­mizi yazmak isteriz. Her şeyden evvel şurası muhakkaktır ki sebepleri ne olur­sa olsun Türkiye'de, büyük şehirlerde ve istanbul'da bir kısım cürümler artmış­tır. Bunda herkes müttefiktir. Buna gö­re her şeyden evvel bu artışın sebepleri­ni mütalâa ile önlenmesi çarelerini dü­şünmek bir memleket vazifesidir.

Bundan başka, gene bu anket sırasında verilmiş olan cevaplar, memleketimizde suç işlenmesine sebep olan âmillerin de ehemmiyetle mütalâasına işaret ediyor­lar.

Şu bir kaç gün içinde elde edilen malû­mat ve mütalâalara göre, bu işte iki türlü tedbire lüzum vardır:

Bunlardan birincisi; tababette «Sympto-matique = Semptomatik tedavisi» deni­len ve hastalığın arazım gidermeye ya­rayan yani her şeyden evvel bu cürüm­lerin tekerrürüne ve vukuuna mâni ola­cak sathî tedbirlerdir. Bu cümleden ola­rak zabıtayı takviye, (sayı ve salâhiyet bakımından) suçların çabuk cezalandı­rılması çareleri hatıra gelir. Bunlar he­men tahakkuk ettirilmelidir.

İkinci nevi tedbirler; gene hekimlikte «Causal tedavi» denilen ve hastalığın sebeplerini izale eden esaslı tedbirlerdir ki, bunlar daha derin ve çeşitlidir.

Bunların başında bizim cemiyetimize, ahlâkımıza telâkkilerimize uymadığında-ittifak edilen Ceza Kanununun değişti­rilmesi geliyor.

Bundan başka ahlâk telâkkilerinin son zamanlarda gevşemesi sebeplerini araş­tırmak bunun da kuvvetlendirilmesi, aile ve mektepte yalnız tahsile değil, terbi­yeye de çok. ehemmiyet verilmesi, hapis­hanelerin birer cürüm mektebi halinden çıkarılması,mahkûmlara iş bulunması,

demokrasi ve hürriyet telâkkisinin, ha­yatta disiplin, nizam ve ahlâk mefhum­larını zayıflatacak değil, kuvvetledire-cek unsurlar ve âmiller olduğuna inana­rak, fertieri buna inandırma yollarıma aranmasiyle hulâsa edilebilecek idarî, adlî, terbiyevî içtimaî ve iktisadî bir sü­rü tedbirlerin alınması bir zaruret ola­rak teklif edilmektedir. İnsanların oldu­ğu gibi, cemiyetlerin de hastalıkları ve hafif veya vahim hastalıkları vardır. Bugün bizim cemiyetimizi tehdit eden ve belirtileri şahıslarımızı huzursuzluğa sevkeden hastalık pek hafif bir maraz değMir. CMdl tedbirlere ve esaslı teda­vilere ihtiyaç gösteren bir şeydir. Başta Hükümet adamları olduğu halde bu ha­le ve bu haletlere çare bulmak hepimi­zin vazifesidir.

Bu vazifenin ifası için her şeyden evvel bir koordinasyona ihtiyaç vardır. Yani dâvanın muhtelif cephelerini mütalâa yetkisini haiz kimselerin veya müessese ve makamların temsilcilerinden mürek­kep bir nevi «Cemiyet hastalıklariyle savaş» komitesi kurmak ve onların ve­recekleri fikirlere göre kanunî, idarî, ik­tisadî ve terbiyevi tedbirleri tatbik sa­hasına koymaya başlamak gerektir. Bizce bu iş yalnız, bir kanun davasıdır veya sedece bir terbiye meselesidir diye ele almak, muvaffakiyetsizliğe uğrama­yı peşin kabul etmek olur. Ve bu sebp-ledir ki hastalığın hem arazını, hem se­beplerini izale için çok cepheli bir sava­şa katîihtiyaç vardır.

Sayım...

22 Ekim 1950 tarihli Cumhuriyet-fen

Bir memleketni yüz ölçümü ile nüfusu arasındaki nispet, o memleket halkının yaşayış seviyesi üzerinde birinci derece­de tesiri olan bir unsurdur. Her kilomet­re dörtgenine düşen adam sayısı belli bir rakamın çok üstüne yükselmek de geçim zorluğuna ve huzursuzluğa yol açıcı se­beplerdendir. Demek oluyor ki, nüfusun yüz ölçümüne nispeti, elde edilmesi güç bir muvazene davasıdır. Fakat bu şimdi­lik sadece nazariyat aüıasunid'a böylediir. İçinde yaşadığımız şartlarmilletleri mümkün mertebe fazla nüfus sahibi ol­mağa zorlamaktadır. insan, taşıdığı be­den ve zillin değerleriyle en büyük bir kuvvet kaynağıdır. Toprağı kâfi gelmi-yen fazla nüfuslu milletler, endüstri ve ticaret yolu ile yüksek bir hayat seviye­sini muhafaza eedbiliyorlar.Bunlardan bazıları sömürgeleriyle, bir kısmı da fü­tuhat yolu ile genişlemek, zengin olmak metodunudenemişlerdir.İkinci Cihan Harbinde Japonya'nın,Almanya'nın, ve İtalya'nın birlikte yürütmeğe çalıştıkları harb ve istilâpolitikasıiflâs ettikten sonra artık bu fütuhat sisteminin tarihe karıştığınısöyUyebiiiriz. Milletlerarası yeni bir ahlâkın temelleri atılmakta, ka­ideleri kurulmaktadır. Şunun bunun, top­rağınagözdikmek,durupdururken komşusuna saldırmak, bir gün geelcek, imkânsız bir hale girecektir. Fakat,nüfusunu geçindiremiyen, kala­balık milletlerin istikbali ne olacaktır? Alman sosyologu Sombard'ın dediği gibi çoğalma siyaseti ve nüfus yarışı insanlık tarafından«zaruri bir ıstırabaolarak böylece devam edip gidecek midir? Dün­yadaki karaların yüz ölçümü ve bunların geçindireb ileceği insan sayısı -bilim ve teknik ne kadar Üerlese de - sınırsız ol­madığına, insanlarda çoğalmakta arasız devam ettiğine göre, bir gün bu hale bir çare aranacağındanşüpheetmiyelim. Henüz bir üniversite öğrencisi bulundu­ğum sıralarda problemi kendi kendime çözmeğe çalışır ve doğumlarınkontrol altına alınması ihtimalini düşünürdüm. Ozamanki düşüncelerin şimdi en yet­kili sosyologlar tarafındanbenimsendi­ğini görüyorum. Ne denir, akıl için tarik birdir. Milletler arasındaki birbirine bağ­lılık (interde'pendance) duyguları kuv­vetlenip de, devletler üstü bir otorite her yere hâkim olduğu zaman, düînya nüfu­sunun yayımı ve artımı işleri mutlaka bir düzene konulmak istenecektir.İlk­önce belki çok nüfuslu yerlerden az nü­fuslu yerlere muhacir gönderilecek, son­ra da ailelerin belli bir sayıdan fazla ço-cok sahibi olması yasak edilecektir. Şim­diçok çocuklulara yardım ediliyor ya, ileride durumun tersine dönmesi ve çok çocuklulardan fazla vergi alınması ihti­mali bile vardır.

Bütün bu yazdıklarım, istikbale ait tah­minlerdir. Gerçekleşmesini pek mümkün

gördüğüm bu tahminlere bakarak, şu sa­yım gününde, milletimizin varlığını bi­rinci derecede ilgilendiren nüfus dâva­mıza dair okuyucularımı düşünmeğe da­vet ediyorum.

Bizde kilometre dörtgenine düşen nüfus sayısı, özlediğimiz rakamın çok atlmda-dır. Topraklarımız, şimdikinin rki üç misli vatandaşı rahat rahat geçindirebi-lecek büyüklüktedir. Milletimiz de, çok şükür, dünyanın en doğuran milletlerin­den biridir. Hayatiyetimizin kudretini kimse inkâr edemez. Gelgelelim, sağlık teşkilâtımızın yetersizliği yüzünden ufak yaştaki çocuklarımızı iyi koruyamıyo­ruz. Doğum esnasında olsun, doğumdan sonraki aylar içinde olsun kayıbımız müthiştir. Verem gibi kökü içtimaî sefa­lete .dayanan bazı afetler karşısındaki aczimiz yüzünden de her yıl binlerce yurttaşın vakitsiz ölümünü sineye çek­mek zorunda kalıyoruz. Hastanelerimi­zin ve buralardaki yatak sayısının azlığı meydandadır. Hekim ve ilâç yüzü görnıi-yen köylerimi zçoktur. Vaziyet böyle de­vam 'ettiği takdirde Türkiyemizin her bakımdan ileri milletler seviyesine yak­laşması gecikecektir.

Halbuki dediğim gibi dünya dönüyor ve öteki milletler durmadan yürüyorlar. Varlığımızı koruyabilmek ve halkımızın refahını artırabilmek için kilometre ba­şına düşen vatandaş sayısını hızla yük­seltmeğe mecburuz. Topraklarımızın al­tını ve üstünü dolduran servet kaynakla­rından bir damlasını kaybetmiyecek bir duruma bir an Önce ulaşmalıyız. Tekni­ğin imkânlarından faydalandığı halde toprağı yetmiyen milletler bir yanda du­rurken, bizim hâlâ kara sapanla yarı aç bir halde yaşamamız bugünkü dünya şartlarına aykırıdır. Yarının dünyası bu­na belki de hiç imkân bıra'kmıyaçaktır.

Büküngü büyük bayram...

Yazan: Mümtaz Faik Fenik

29 Ekim 1950 tarihli Zafer'den

Bugün bütün Türkiye Cumhuriyetin 27 nci yıldönümünü heyecanla kutluyor. Bu bayraklar, bu kalabalık, bu levhalar, bu mızıkalar hepsi, hepsi bu bayram sevin­cinin en renkli ve heyecanlı birer aksi­dir.

işteümidimizveistikbalimiz 'olan bu güneşi eskiden zaman zaman kaplıyan îbalçıklar. 14 Mayısta döküldü ve altın­dan bütün şaaşası ile o berrak nur, göz kamaştıran bir -şekilde parladı. 14 Mayıs güneşiartık bütün yurt top­raklan üzerinden, eksik olmayacaktır. Arkamızaibakarakve geçmişten1 hız alarak önümüzdeki daha aydın istikbale doğruyürümeğe ib&kalırou. Biz, dün,Cumhuriyet kelimesini kutlu-yorduk. Memlekette demokrasi inkılâbı kök salmaya başladığı günlerden sonra mânasını, kutladık; bugün de ilk defa oalraik hakikî hürriyetini kutluyoruz. Cumhuriyeti bizden emanet alıpebedi­yete doğru elden ele devredecek nesil­ler, 14 Mayıs 3.950 tarihini dalma min­netle ve şükranla hatırlıyacaklardır.

Cumhuriyet Bayramı...

Yasan: HüseyinCahit Yalçın

129 Ekim 1950. (tarihli Ulus'tan

Senelerdir kutladığımız Cumhuriyet "Bayramını bugün gene bütün. Türk mil­leti için en hakikî bir (bayram olarak "karşılarken, isterdim ki her Türk vatan­daşı bir müddet kendi vicdanı ve irfanı ile başbaşa verip bu olay üzerinde de­rin derin düşünsün. İsterdim ki Cumhu­riyet Bayrama sadece tatlı ve neşeli !bir tatil haline gelmiyerek "her vatandaşın kendi kendisiyle ıgördüğü bir mânevi îıesap günü, hayatın gürültülü ve pa­tırdı ile geçen akışı içinde bir düşünce ye inceleme vakfesi teşkil etsin. Biz yaptıkları putlara tapan iptidaî insan­lar gibi, cumhuriyete bilmiyerek ve dü-şünmiyerek, sadece bir görenek şevkiyle bağlı olımıyalım. Cumhuriyetin ifade et-, tiği realiteyi anlayarak ve kalbimizde hissederek kendi kendimizi terbiye et­mek ve yükseltmek için. onu ruhumuza sindirelim. Türk Milletine cumhuriyet kendisinin dışındaveyaüstünde birkudrettarafından zorla yükletilmedi yahut bağış­lanmadı. Bir asırdan fazla bir müddet evvel, Türik Milleti uzaktan sezer gibi olduğu hak ve hürriyet hayatına, siyasi rüşd çağma erişmek için içinde bir te-'hass-ür beslemeğe başlamıştır. Padişah­ların keyfi idaresine ikarşı bir nefret hissi ve bundan kuntul-ma arzusu ile baş-. layan bu hareket bir mücahitler silsile­sinin gayret, hizmet ve îedakârlıklariyle yürüdü, genişledi, meşrutiyet tecrübele­rinden (geçtikten ve inkıraz uçurumları­nın kenarlarından dolaşıtktan sonra ni­hayet bundan yirmi yedi sene evvel bir hakikat oldu. Cumhuriyeti kim1 kuardu, Türk milletine onu kim verdi? Bu, sathi bir g-örüşü ifade eden bir gaflet sualidir. Cumhuriyeti Türk Milleti kurdu. Cum­huriyet îkimsentn malı değildi ki onu Türk Milletine İhsan edebilsin, Türk Milletinin hissiyatı, Türik Milletinin ide­ali cumihuriyet mefhumunu "benimsemiş olsaydı hu rejim 27 senedenıberi yaşa­maz ve gitikçe kuvvetienmezdi.

Fakat, nankörlüğe kaçmamak ve haki­katleri eksik olarak görmemek için, iti­raf ve teslim etmek icap eder İki Ata­türk olmasaydı cumhuriyet olamazdı. Belki daha uzun bir müddet sultanlar hâkimiyeti altında yaşardıik. Millî Mü­cadeleyi Atatürk'ün nurtu görüşü ve dehâsının sevk ve idaresi altında bizzat Türk Milleti muvaffakiyete eriştirdiği içindir ki cumhuriyet rejimini düşünmek ve zaten fiilen, mevcut olan realiteyi resmî ve kanuni şekle koymak kaabil ve kolay oldu. Bu noktayı sırf Atatürk'­ün kuvvetli iradesine, derin görüşüne ve çelik azmine borçluyuz. Cumhuriyet mefhumu ile büyük Atatürk'ün adı bir­birlerinden ayrılma kabul etmez bir tarzda îkalblerimizde birleşmek iktiza eder.

Yirmi yedi senedir istibdat ve kötülük altında yaşadıklarını haykırmak hafifli­ğinde bulunanların bu cumhuriyet bay­ramlarında vicdanları yle yapacakları muhasebe neticesinde epeyce ıstırap ve mahcubiyet duymaları lâzım gelecektir. Atatürk devrinde hükümet ve idare ku­surları vuku bulmadığını iddia etmek akıldan geçmez. Fakat o zaman ilân edilmiş bulunan millî hâkimiyetin bü­tün icaıplariyle fiile konduğunu görmek için kuvvetle ;mü;bareze etmiş ve bununneticelerine katlanmış bir kalem sahibi sıtfatiyle Atatürk'ün ibÜyülk icraatı hu­zurunda bû gün bir Türk vatandaşı sı-fatiyle ebedî bir minnettarlıkla Cumhu­riyeti 've Kurucusunu selamlamayı en büyük vazife bilirim. Atatürk'ü müteaıkip, bu Cumhuriyet Bayramında, bir Türk sıfatiyle ve aynı hürmet ve sevgi hisleriyle İsmet İnö­nü'yü de yâdetmek benim kanaatimce vatanî bir vazifedir. İsmet İnönü bir Millî Şef sıfatiyle yüksek bir nüfuz ve kudreti haiz iken, hazırlama devresinin artık tamam olduğuna ve milletin ol­gunluğuna itimat ederek sırf vicdanının emriyle yüzde yüz demokrasiye doğru yürüdü. 1946 senesinde, Türk tarihinde ilk defa olarak vukua gelen umumi, tek. dereceli ve gizli seçimlerin sebep olduğu şikâyetler ve ortaya koyduğu acemilik­lerle tereddütler, uyandırdığı şüpheler hatırlanır ve '1.950 de yapılan sükûnetli ve dürüst seçimler ile 'mukayese edilirse dört sene içinde ne hızlı bir gelişme ile bu hürmete şayan safhaya erişmiş oldu­ğumuz anlaşılır. İşte bu t&kâmülü İsmet İnönü'ye boçluyuz-. Onun iyi niyeti va­tanseverliği ve demokrasi idealine can­dan bağlılığı olmasaydı bu demokratik gelinme ya başlanmazdı, ya yarı yolda kalırdı. Fakat onun metin iradesi, se­batı ve azmidir ki her zorluğu yenerek Türk Milletini 1950 seçimlerine götürdü ve demokrasiyi yüzde yüz bir halde mu­haliflerinin eline teslim etti. İsmet İnönü olmasaydı Türk Milleti şüphesiz ki hakkına ve hürriyetine gü­nün birinde gene mutlaka sahip ola­caktı. Fakat ne zaman ve ne dahilî bo­ğuşmalar ve belki de kamlar bahasına? Fakat İsmet İnönü ıbigi namuslu, va­tansever ve metin iradeli bir devlet adamına sahip olmak bahtiyarlığıdır ki bizi bu felâketlerden esirgedi ve bugün-ne arızasız ve gürültüsüz bir surette eriştirdi. Esef edilecek bir partizanlık ruhiyle hareket edilerek İsmet İnönü'­nün resimleri indirilebilir, ismi ve devri tarih kitaplarından çıkarılabilir, bir sa­nat eserinin içinden bir «Vandalizm» örneği olarak resmi kazıtılacak kadar ileri gidilebilir. Fakat hiç bir cebir ve" şiddet bütün bir milleti hafızasından, insafından, kadirşinaslığından tecrit edemez. Türk Milletinin ruhunda vatan

aşkı, hürriyetin ideali yaşadıkça Ata­türk'ün ve onu takiben ismet İnönü'nün hâtıraları da hürmet ve sevgi ile anı­lacaktır.

Bu sene Cumhuriyet Bayramımızı bütün demokratik haklarımıza sahip bir hal­de, tamam olmuş bir cumhuriyete malik medeni bir millet sıfatiyle karşılamak saadetine kavuşmuş bulunuyoruz. Bu nimetin kıymetini bilen Türk Milleti için bundan sonra en 'büyük vazife hakla­rının bir zerresini bile feda etmemek ve Atatürk rejinnini korumak olacaktır

Ankara politika havası...

Yazan: Mehmet Faruk Gürtunca

3il Ekinıl950 taırihü Her Gün'den

Yarrn Büyük Millet Meclisinin 1 Kasım açılışı. Bugün de Demokrat Parti Mec­lis Grupu toplanıyor. Ankara'da gerek İktidar çevrelerinde, gerekse muhalefet muhitlerinde büyük politika faaliyeti, var.

Büyük Millet Meclisinin 9 uncu dönemi­nin ibirinci devresi, Demokrat Parti İk­tidara geldi geleli, en toüyük siyasi hâ­diselere şahit olacağa (benziyor. C. H. P. ve M. P. çevreleri daimî su­rette Adnan Menderes'in Londraya ame­liyat için gitmesi ihtimali dolayısiyle kabinenin çekileceğinden bahsediyorlar. Veya 3-4 bakan değişeceğinden demvu-ruluyor. Bakalım, Celâl Bayar yarınki meclis nutkunu nasıl söliyecek? Neler­den söz açacak? Bu nutuk bütün çev­relerde merakla bekleniyor. Dündenberi Ankara'da, Meclisin yeni si­maları görünmeğe başladı. Birkaç gün-denberi C. H. P. merkezinde geç vakit­lere kadar çalışmalar görülüyor. Malat­ya Belediye Reisi Muzaffer Akalın, şim­di Ankara'da C. H. P. nin kahramanı­dır. Kahramanlara muzafferiyet dile­mekten başka elden ne gelir? Ankara'ya gelmiş İken gazetemiz için hükümet rükünlerini ziyaret ve politi­ka havasını öğrenmek her halde çok yerindeolacaktı.

Başbakanlığa gitmek doğru mu?. Zira, Adnan Menderes işte bir haftadanberi hasta yatıyor.

Bu gelişme, demokratik faaliyetlerin büyüme için çok az fırsat bulduğu Osmanlı Sultan­ları idaresindeki 600 sene nazarı itibara alınırsa, daha pek çok manalıdır.

Bu gelişmenin en büyük âmili Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve ilk Cum­hurbaşkanı Kemal Atatürk'tür. Onun li­derliği altında sağlam, sosyal ve kültü­rel reformlar tesis edilmiştir. Eğitimin faydalarının bütün Türk halkına ulaştı­rılması elde edilen büyük kazançlardan biridir. 1938 ilâ 1950 yılları arasında bu reformlara Atatürk'ün halefi Cumhur­başkanı ismet İnönü tarafından devam edilmiştir, ikinci Dünya Harbinin hita­mından az sonra Türk Hükümeti muha­lefet partilerinin kurulmasına müsaade eden kanunu kabul etmiş ve haberler üzerindeki takyidatı kaldırmıştır.

Bunu takipedendört yıl içinde Türk milleti muhtelifpartileringörüşlerini tartmak ve serbestçeistedikleri hükü­meti seçmek imkânına sahip oldular. Türkiye'nin demokratik gelişmesine uy­gun olarak muhalefethareketini itidal fakat İsrarla muvaffakiyete götüren B. Celâl Bayar vesair Demokrat Parti li-. derlerine 6.n hayranlığımıifadeetmek isterim. Bu şahıslar, bir muhalefet par­tisinin millete borçlu olduğu mesuliyet­leri bildiklerini ispat etmişlerdir. 25 Ha­ziran 1950 de uzunzamanTürkiye'de hatırlanacak bir tarihtir. Bu tarih, Ame­rika ve diğer hür memleketlerde de ha­tırlanacaktır.Bu tarihteSovyetlerden yardım gören Kuzey Koreliler bağımsız Kore Cumhuriyetini istilâ ettiler. Güven­lik Konseyin mütecavizi derhal tâyin e-derek BirleşmişMilletlerüyelerinden tecavüzü geri atmak ve barış ile güven->iği yeniden tesis etmek için yardım is­temesi lıür dünyaya müşterek gayretle elde edilecek kuvveti hatırlatmış ve in­sanların Birleşmiş Milletlere daha fazla itimat etmesini temin etmiştir. Türkiye 4.500 kişilik bir savaş kuvveti göndererek Birleşmiş Milletlerin askerî yardım isteğine bütünkalbiylecevap vermiştir. Türkaskerleri Kore'ye vasıl olarak Türkiye'ye karşı duyduğu dosta­ne hisleriyle tanınan General Mac Art-hur'ün komutası altındaki Birleşmiş Mil­letler kuvvetlerine katılmışlardır. Nüfus

adedine nispeten Türkiye'nin yolladığı asker miktarı 35 bin kişilik Amerikan' askeri birliğine eşittir. Bu, sadece ehem­miyetli bir yardım değil, aynı zamanda da 200 seneden fazla bir zamandan beri Rus emperyalizmi tehlikesi altında ya­şamış bir memleket tarfamdan yapılmış cesur ıbir harekettir.

TürkiyeBirleşmişMilletlerinbarışın, muhafazasınıtemin için yaptığı diğer faaliyetlerdemühim rol oynamaktadır. Geçenlerde Türkiye 1 Ocakta başlamak üzere iki sene müddetle Güvenlik Konse­yine üye seçilmiştir. Bu memleket, Kore Cumhuriyetine tecavüzedildiği zaman Güvenlik Konseyinin vaktinde tedbir al­masında mühim rol oynamış olan Birleş­miş Milletler Kore Komisyonunun da bir üyesidir. Türkiye bu komisyonun yerine-kurulacak olan Kore'ninbirleştirilmesi ve kalkındırılması-komisyonuna da üye olacaktır. Türkiye bundan başka Filistin. AraıbuîmaKomisyonunun üç üyesinden biridir. Türkiye, Güvenlik Konseyi hare­kete geçmekten menedildiği zaman Ge­nel Kurulun barış ve güvenliği muhafa­za edebilecektedbirlerebaşvurmasını temin için Amerika'nınyaktığıteklifi destekliyen devletlerden de biridir. Türk Hükümeti, müşterek güvenlik ted­birlerine iştirak ederektecavüze karşı .kuvvet tesis edilmesinidesteklemekte­dir. 4 "Ekimde Türkiye,Akdeniz'in sa­vunması ile alâkalı işlerde Kuzey Atlan­tik Anlaşması teşkilâtıma askerî plân­larına iştirak edeceğini bildirdi. Birleşik Amerika bu hareketi gayet iyi karşıla­makta ve bundan hem Türkiye'nin hem ele, Amerika da dâhil oalrak,Atlantik Anlaşması memleketlerinin istifade ede­ceğine emin bulunmaktadır. Gayet mü­him olan Kuzey Atlantik Anlaşması teş­kilâtı, Birleşmiş Milletler Anayasası çer­çevesi dâhilinde, dünya güvenliğini te­min için hür milletlerin müştereken sar-fettikleri gayretlerdensadecebiridir. Bu tedbirlerden bilhassa biri Birleşik A-merika ve Türkiye'yi doğrudan doğruya içine almaktadır.Bu tedbir Türkiye ile Yunanistan aley­hine mevcut Sovyet tecavüzü tehlikesini karşılamak üzere 1947 senesinde tesbit edilen Türkiye ve Yunanistan'a askerî yardım programıdır. Bu program, Truman doktrininden çıkmıştır. Bu doktrin, silâhlı azınlık veya haricî tazyikler kar­şısında bağımsızlıklarını muhafazaya azmetmiş milletleri Amerika'nın destek­leme siyasetini ilk defa olarak açıkla­mıştır.

O tarihte Türkiye'nin, hangi kaynaktan gelirse gelsin, tecavüze karşı durmak hususundaki azminden şüphemiz yoktu. O zaman, bugün olduğu gibi, Türk mil­letinin geniş bir savunma teşkilâtı yü­künü omuzlarına almaya taraftar olması bu azmin delili idi. Türk halkının daha yüksek bir hayat şartı elde etmek arzu­suna rağmen ve Türk Hükümetinin bu neticeye varmak için memleketin iktisa­di kalkınmasını çabuklaştırmak isteğine rağmen, Türkiye bütçesinin yüzde 35 ini savunmaya ayırmaktadır. Bu, Türk hal-Kımn hürriyet ve bağımsızlıklarına ne kadar kıymet verdiklerinin bir belirti-.sidir.

Silâhlanma programı gereğince yapılan yardım Türk siâhlı kuvvetlerinin mo-.dernleşme ve kuvvetlenmesini temin et­miştir. Bu kuvvetlerin hazar kadroları azaltılmışsa da muharebe kudretleri çok artmıştır. Türle kuvvetlerinin artan kuv­veti Doğu Akdenizin ve doîayısiyle Ya­kın Doğu'nun güvenliğini artırmaktadır. Bu bütün dünya'daki müşterek güvenli­ği kuvvetlendirmektedir.

Askerî sahada olduğu kadar iktisadi sa­hada da Amerika'nın Türkiye'nin gay­retlerini kuvvetlendirdiğini söylemekten memnunluk duymaktayım. Avrupa'nın müşterek kalkınma gayreti vasıtasiyle Türkiye'nin ziraat ve maden istihsalini artırmasına, gayet geniş iktisadi kalkın­ma programlarına girişebilmesine ve bu suretle bağımsızlığını iktisadi temelleri­nin desteklenmesine yardım edilmekte­dir.

30 Haziran 1950 den beri Türkiye E. C. A. yardımı olarak takriben 185 milyon dolar almıştır. Bu para ne şekilde kulla­nılıyor? Bu para traktör, pulluk, kom­bina vesair ziraat aleti alınarak daha geniş arazinin ekilmesine, daha az mas­rafla daha fazla istihsal için memleketin :belli başlı kömür madenlerinin modern­leştirilmesine sarfediliyor. Bu artan zi­raat ve maden istihsal âtının Türk pazar­larına ve ihraç için limanlara daha seri

nakledilebilmesi İçin Türkiye'deki yoila-rın nisasına kullanılacak makinelerin almmasma sarfediliyor. Memleketin e-lektrik tesisatının artırılmasına sarfedi­liyor. Gördüğünüz gibi bunlar Türkiye-nin aslî iktisadiyatının kuvvetlenmesine sarfediliyor.

E. C. A. Türkiye'ye başka bir şekilde de yardım etmektedir. Bu, Başkan Truman dördüncü nokta programını teklif ettiği zaman düşündüğü teknik yardıma da Türkiye'ye temin etmektedir. Meselâ E. C. A. programı gereğince Amerikan uz­manları bir çok sahalarda Türk, perso­neli ile birlikte çalışmakta ve bir çok Türk de burada bizim teknik ve usulle­rimizi Öğrenmek üzere eğitim görmek­tedirler. Bu program gereğince, bugün 50 den fazla Amerikan uzmanı Türkiye-de ve 75 Türk teknisyeni de Amerika'da bulunmaktadır.

Kısaca gözden geçirdiğim bu hâdiseler harbin sonundan beri Amerika ile Tür­kiye arasında nasıl sıkı bir münasebet kurulduğunu göstermektedir. Bu harb Amerikalıların müdafaa ettikleri coğra­fî vaziyet dolayısiyîe Güvenlik hayalle­rini yok etmiş ve infiratçılık politikasını tamamiyle ortadan kaldırılıştır. Harb, barışın sadece hükümetler arasındaki barışsever münasebetlere değil aynı za­manda muhtelif milletler arasında haki­kî bir anlaşma ve arkadaşlık ruhuna da dayanması lâzımg-eldiğini öğretmiştir.

Tabiatiyle arkadaşlık tesis etmenin en tatminkâr yolu temastır. Burada tahsil­de bulunan 700 kadar Türk talebesi te­mas ettikleri insanlarda Türkiye'ye kar­şı bir ilgi uyandırmaktadırlar. Bunlar Türkiye'ye döndükleri zaman memleke­timiz hakkında edindikleri intibaları da beraberlerinde götürecak ve şüphesiz bunu aile ve arkadaşlarına nakledecek­lerdir.

Türkiye'deki hususi Amerikan eğitim müesseseleri de buralarda okuyan 2000 den fazla Türk talebesi için Amerika ile temas noktası teşkil etmektedir. Bu mekteplerin senelerden beri Türkiye'ye karşı Amerikalıların igli duymalarının sebeplerinden biri olduğunu unutmamak lâzımdır. Bu mekteplerin devamı için binlerce Amerikalı para vermiştir. Bü­tün Birleşik Amerika'da bu mekteplerde

ders veren Amerikalıların tecrübeleri dikkatle takip edilmektedir, öğretmen­lerin memleketlerine döndükleri zaman Türklere karşı duydukları arkadaşlık açık ve daimidir.

Bu yılın başlarında İki hükümet arasın­da imzalanmış olan Fulbr'ight anlaşması dolayısiyle eğitim ve kültürel mübadele­nin artacağına enünina. Bu anlaşma bazı Amerikan âlim ve profesörünün Türki­ye'de tetkikatta bulunmasını ve ders vermesini temin edecek ve Türklerin de Amerikan eğitim, müesseselerinde oku­malarını kolaylaştıracaktır. Buna ilâve­ten Türk Hükümetinin de yardımiyle Columbia Üniversitesinde kurulacak Türkiye ve Türkçeyi öğretim merkezi de .Amerikalılara Türkiye'yi daha fazla öğ­renme İmkânını verecektir. Fakat iki memleket halkı arasındaki ar­kadaşlık için bir sağlam temel teşkil et­mek Üzere hükümetlerin kültürel müna­sebetler sahasında sarfettikleri gayret­ler özel eğitim müesseseleri, ticarî te­maslar, hür basm ve Amerika'daki Türk arkadaşları ve Türkiye'deki Amerikan arkadaşları gibi resmi olmıyan grupla­rın gayretlerinin yerine kaim olamaz, .sadece bunları destekler. Türkiye'de bu-.radaki Amerikan - Türk cemiyetine ben-.zer bir cemiyetin kurulması bu gayeyi

temin için büyük yardımları olabilir. E-ğer bu aksam sizin tertip ettiğiniz şe­kildeki toplantılar her iki memlekette de sık sık tertip edilirse bu hepimize faydalı olabilir. Amerikan - Türk cemi­yetinin oynıyacağı mühim bir rol var­dır. Bu cemiyet, onu desteklememizi ve teşvik etmemizi hak ediyor ve ben onun muvaffak olmasını diliyorum.»

28 Ekim 1950

— Lake Success:

Türkiye - Pakistan ve Brezilya dün öğ­leden sonra sosyal politik komisyonda İspanya'ya siyasi heyet gönderilmesi ya­sağının ilgasına matuf 8 devlet tarafın­dan verilen takririn lehinde oy vermiş­lerdir.

30 Ekim 1950

— Atina:

Türk Cumhuriyet Bayramı münasebe­tiyle, Saray Başmabeyincisi Türkiye'nin Atina Büyük Elçisi Eşref Ünaydın'a gi­derek 'Kıral Paul'ün tebriklerini bildir­miştir.

Daha sonra Büyük Elçi Hükümet erkâ­nının ve bunu mütaakip Türk - Yunan Birliği üyelerinin tebriklerini kabul et­miştir.


Türk - İtalyan dostluğunun ye­ni bir tezahürü...

Yazan: Astm Us

31 Ekim 1950 tarihli Vakiit'de»

Cumuhuriy etimizin. 27 nci yıl dönümü münasebetiyle bazı yabancı memleket radyoları da Türkliyeden bahsettiler. Bunlar içinde en ziyade 'bizim, için dik­kate değer oalnı Roma radyosunda İtal­yan Dışişleri Bakanı 'Kont iSforça'nm müsteşarı vasıtasiyle Türk Milletine yaptığı hitap ile Tünkdye adına Roma Büyük Elçimiz Hüseyin. Ragıp 'Baydur'-un verdiği cevapta her iki devlet ada-ımı Tünk - İtalyan dostluğunu Övmişler ve hu 'dostluğun Aköaniz su>lhu ve em­niyeti ve medeniyeti üçin lüzumunu be­lirtmişlerdir.

Harpten sonra îtalyanın Dışişleri Ba­kanlığına .Kont .Sforça'nm geçişi haki-ikaten yalnız İtalya için değil, bütün Akdeninz m.emlelketleri için de ıbir şans olmuştur. Çünkü Kont ıSforça muhtelif Akdeniz memleketleri arasında ahenkli işbirliği yaratmak kaibli yetinde olan müstesna bir adamdır. Biz bu sözü Millî Mücadele tarihinde kendi tecrübelerimi­ze ve müşahedelerânlize dayanarak söy­lüyoruz.

1918 mütarekesinde îstanbul Birinci Dünya Harbinin galip devletleri tarafın­dan işgal edildiği zaman Türkiyeye İtal-yadan gelen Başkomiser Kont Sforça idi. Sevr muahedesini zor ile Türkiyeye tat­bik etmek için İzmire Yunan Ordusu çıkarıldığı zaman ibunu saımimi olarak tasvip etaniyen itilaf devletleri komiser­leri içinde sadetçe Kont Sforça idi. Şimdi İtalyanm Dışişlerini idare eden ibu kıy-metlli devlet adamından Türk milliyet­çileri çok yardım görmüş ve bu suretle Sevr 'kararlarına karşıTürk Milletinin

ruhundan kopan isyan sesini duyan adam olduğunu 'göstermiştir.

Eğer Lozan sulhundan sonra İtalyanm Dışişleri Bakanlığında Kont iSfor&a, ya­hut onun. anlayışından başka İtalyan, diplomatı .bulunsaydı belki Türküye ile-Musolini İtalyası arasında gikari anlaş­mazlıklar önlenelbilirdi. Maalesef Muso-lini Kont Sforçanm kıymetini takdir etmemiş, onu vatanından uzaklaşmaş. medburiyetilnde bırakmıştır. -Kont SiPorça İkinci Dünya Harbinin sonuna 'kadar Amerika'da mülteci hayatı yaşamıştır. Geçen (Mart içinde Türkiye ile İtalya ara­sında Romada imzalanatn dostluk pak-tmm iki taraflı ibür iyi niy^t eseri oldu­ğuna samimi surette" inan-iyoruz.

'Kont Sforça .müsteşarı vasıtasiyle rad­yoda söylediği sözleri arasında şöyle bir fıkra var: «Tiirkiyenin Akideniz savun­masının plânlaştınlması çalışmalarında işbirliği yapmak üzetre Şimal Atlantik Konseyine davet edilmiş olmasından bü­yük memnunluk duymaktayım. Bu, Türkiyenin, Avrupa .güvenliği ve dünya, sul­hu için ifa etmekte olduğu hizmetin ta­nınması demelktir.

Türkiiyenin Akdeniz savunması pl'ânlaş-tırılması çailışm al arına katılması Türki-yenin Avrupa güvenliği ve ıdünya sulîıu yolundaki hizmetlerinin tanınması 'de­mek, ise ibu İşbirliğini plân hazırhiklari hududu içünde bırakılmaması, Atlantik devletlerinin Akdeniz gru|bunu teşkil eden İngiltere, Amerika, Fransa, İtalya ile Türkiye arasında diplomatik ıblir an­laşma ile tamamlanması da lâzımdır. Bu guruba Yunanistan da gireibilir. Sa­yın İtalya Dışişleri Bakanının bu lüzumu takdir edeceğin'den ve Türkiye ile înglil-tere ve Fratnsa arasındaki .1939 tarihli ittifak muahedesini bu istikamette bir işbirliği vesikası haline getirmek yolun­da çalışacağında emin bulunuyoruz.

image004.gifSovyetler, takrirlerinde, Birleşmiş Mil-leri-er enirine silâhlı kuvvetler verilmesi ve kurmay heyeti "teşkili hakkında Bir­leşmiş Milletler Anayasası maddeleri­nin süratle tatbikinin teminini Güvenlik Konseyindenist em ektedirler.

Ekim 1950

LakeSuccess :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteti Trygve Lie'nin Kore'deki ş:ahsi temsil­cisi Alibay Alfred Katızin gazetecilere yaptığa beyanatta, Kuzey Kore'îilerin, beklenmedük bir yardım görmediikçe, artjk memleketin Kuzeyinde uzun müd­det 'mukavemet göstermeyecekleri ıka-naaltini izhar etmiş ve demiştir ki :

Birleşmiş Milletler kuvvetleri araların­da topta bulunan .çok miktarda silâh ele geçirmişlerdir. Kuvvetler Kuzeye ilerledikçe giriştikleri .temizleme hare­kâtı kuvvetli çeteci gruplarının teşek­külüne mâni olmak üzere gütmektedir. Pazar günü .Seoül'den ayrılmış olan Al­bay Katzân, Kore halkının içinde b-u-kuodukları aokılı durumu Birleşmiş Milletlere açıklamak, istediğini tasrih etmiş ve ıkanaatine göre, sadece Güney Kore halkının kışı geçirmesi için 70 ilâ 80 milyon dolarlık malzemenin lâzım olduğunu i:!âve etmiştir. Katzân bu meblâğın Kuzey Kore hal­kının İhtiyacına cevap vemiyeoeği giıbi yeniden imar [masraflarım da karşılamıyacağını tasrih etmiştir. Daha evıvel Atina'da bulunan Katziaı, Kore ihtiyaçlarının, harpten sonra Yu­nanistan'ın karşılaştığı İhtiyaçlardan daha fazla olduğunu söylemiş ve Güney Kora ordularını överek bu kuvvetlerin 'harikulade çarpıştıklarını sözlerine, ilâ­ve :etimiştîır.

—- Lake Sucoess :

Sovyet Rusya, Kore'ye yapılacak ikti­sadi yardım tedbirlerini görüşmek üze­re fevkalâde surette bir toplantı yapan İktisadi ve Sosyal Konseye yeniden iş­tirak eitımiştir.

Oturum açılır açılmaz söz alan Sovyet Murahhassı Arutunyan LMüUiyetçi Çin murahhassmm çıkarrılmasını ve yerine Pekin 'Hükümeti temsilcisinin geçirdl-meısiniistemiştir.

13 Ekİ

— LakeSuccess :

Trygve Lie'nön. Birleşmiş Millıetler Ge­nel Sekreterliği müddetinin yenilenme-sine Sovyet Rusya'nın vetosunu kullan­ması ve Polonya Dışişilerâ Bakanı Mod-zelewski'ni!n adaylığının Güvenlik Kon­seyi tarafından reddi üzerine Konsey, Genel Kuru1! Başkanına bir mektup göndererek kendisini durumdan ve bu teşkilâtın içimde bulunduğu çıkmazdan haberdar etmiştir.

—' Lalke Success :

Birleşmiş "Milletler Kore Komisyonu tarafından Amerikan Güney Kore as­kerlerine Kuzeylilerin yaptıkları fena muamele halkkında hazırlanan rapor Genel Sekreter Trygve Lle'ye sunul-mutşur. Trygve Lie, bu raporu Genel Kurula havale ederek incelemesini iste­miştir.

—- Dake Success :

Trygve Lie'nin yeniden Birleşmiş Mil­letler Genel Sekreterliğine seçilmesin­de Rusya'nın vetosunu kullanması ile hasıl olan çıkmaz ve Polonya Dışişleri Balkanı Modzelewski'nin adaylığının Güvenlik Konseyi tarafından reddedil­mesi keyfiyeti, Birleşmiş Milletleri, va­zifesinin hiitaım tarihi oîan 2 Şubatta, Genel Sekreterden mahrum bırakmak tehlikesini ortaya atmaktadır.

Arren Austin tarafından durumdan ha­berdar edilen Genel Kurul, bu -çıkmaza bir hal çaresi bulmağa uğraşmaktadır. Daha şimdiden bazı üyeler Trygve Lre'-ndîi vazifesinin 5 seneden az bir müd­det için uzatılmasını talep etmek ta­raftandırlar. Fakat Sovyet heyeti, Ge­nel Sekreterin Güvenlik Konseyinin tav­siyesi üzerine tâyin edileceğini: dıerpiş eyleyen Birleşmiş Milletler Anayasam hükümlerine sadık kalacağını teyit et­mektedir.

Binaenaleyh, bu maddeden 'kuvvet bu­lan Ruslar, gerek kendi taraflarından, gerekse diğer memleketler tarafımdan gösterilen bir adayın ismi etrafında it­tifak temin etmek vazifesinin Güvenlik Konseyine ait olduğunu ileri sürmekte-

dirler. Fakat Hindistan delegelerinden 'birinin dışmda böyle bir ittifakı ikimin, temin edebileceği bilinmemektedir. Bu arada Mudollar'm ismi zikredilmek­tedir. Mamafih Trygve Lie'nin vazifesi­nin, Genel Kurul tarafından uzatılması ühitimal-Ieri büyülktür. Bu arada Trygve Lie'nin fikrini öğrenmek kalmaktadır. Genel Sekret&r yafkın çevrelerde kendi­sinin Genel Kurul kararma ittiba ede­ceği ima olunmaktadır.

— Lake Success :

Sovyet Rusya Dışişleri Baıkanı Vişins-ki bugün Reuter Ajansı muhabirine verdiği beyanatta, Trygve Lie'nin Bir­leşmiş Milletler Genel Sekreterlik vazi­fesinin yanilenmesine Rusya'nın neden muhalafet ettiğini zaımanı gelince açık­layacağını bildirmiştir. Sovyet Bakanı, Trygve Lie'nin vazife­sinin uzatılmasına Rusya'nın karşı koy­duğunu şiddetle teıkrar etmiş ve böy­le bir uzatılmanın Birleşmiş Milletler Anayasasına tamamen ımuhalif olduğu­nu,söylemiştir.

Birleşmiş Milletlerteşkilâtınınşefsiz ka'ması ihti'mali üzerinde kendisine so­rulan sualeşu cevabı vermiştir : «Doğrusu teessüfeşayan bir şeyola- . çaktır.»

Vişinski bundan dolayı Güvenlik Konse­yinde bir çıkmaza girildiği takdirde ka­bahatin kendisinde olmıyacağını belirt­miştir.

16 Ekimi 950

— Lake Success :

Bİrl&şmiş Milletlerin Rusya'da bulun­durduğu haberler servisine talisis edilen paranın ve dolayısiyle bu servis personelinin azaltıknasını temin maksa-diyle Rusya tarafından sarfedilen gay­retler semere vermemiş ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu îdare ve Bütçe Komisyonu, 11 çekimser, beş muhalif ve 28 muvafık oyla verdiği bir kararla Sovyetlerin bu teşebbüsünü akim bı­rakmıştır.

Bilindiği üzere halen Moskova'da müte-vazi 'bir büroda çalışan ve Rusya'nın muhtelif yerlerinde faaliyette bulunan ve kadrosu yedi kişiyi geçmiyen bir haberler bürosu bulunmaktadır.

— Lake Success:

Güvenlik Konseyi İsrail ile- Araplar ta­rafından mütareke hükümlerinin her iki taraf tarafından ihlâl edilmesine dair yaptıkları şikâyetleri incelemek için toplanmıştır.

Arapların Mısır tarafından ileri sürülen şikâyetlerinden biri, İsrail'i binlerce A-rabi İsrail'den ihraç etmek ve Mısır top­rağına kovmakla itham ediyordu, ikinci şikâyet İsrail'den geliyor ve İsra­il'i Yarmuk ve Şeria nehirlerinin birleş­tikleri noktada Ürdün toprağını işgal etmekle itham ediyordu. İsrail Hükümeti dört şikâyeti ihtiva e-den bir liste vermişti: 1 — Mısır tarafından tatbik edilen ab­luka, 2 — Ürdün tarafından mütareke hükümlerinin ihlâli. Mısır ve Ürdün ta­rafından girişilen tecavüz tehditleri.

Mısır ve Ürdün'ün şikâyetlerini karma mütareke komisyonuna arz etmemeleri.

—Lake Success:

Suriye ve Irak Dört Büyüklerden «İngil­tere, Fransa, Amerika ve Sovyet Rusya» Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun ha­len yapmakta olduğu toplantılar esna­sında toplanarak aralarındaki ihtilâfları halletmelerini istemişlerdir. Beş büyüklerden biri oanl Çin bu teklife dâhil değildir. Çin'in Birleşmiş Milletler­de temsili meselesi uzun zamandan beri Rusya ile diğer büyük devletler arasın­da en büyük anlaşmazlık noktaalrından birini teşkil etmektedir. Siyasi Komis­yona sunulan Irak ve Suriye müşterek teklifi Genel kuruldan dört büyüklere şu hususları tavsiye etmesini istemekte­dir.

— Genel Kurulunbeşincitoplantısı esnasında, ihtilâfların temelli olarak hal­li ve Birleşmiş Milletler Antlaşması çer­çevesi içinde bir anlaşmaya varmak ga­yesinde dünyayı tehdit eden ve Birleşmiş
Milletleri felce uğratan meseleleri yeni­den müzakere etmek üzere toplanmak

— Genel kurulu en geç 15 Kasıma ka­dar müzakere ve görüşmelerinden haber­ dar etmek.

Bu takrir Birleşmiş Milletlerin halen ge­çirmekte olduğu buhranı başlıca Güven­lik Konseyi üyelerinin dünyanın bazı meseleleri hakkında bir anlaşmaya var­mağa muvaffak olamamalarına atfet­mektedirler.

17 Ekim ,1950

—-Lake Success:

Andrei Vichinsky de­miştir ki:

Eğer biz beş büyükler mutabık kalsak, -münakaşaya lüzum kalmryacaktır. Sovyet Dışişleri Bakanı bundan sonra 7 devlet tarafından verilen tasarının Birleşmiş Milletler Anayasasına muga­yir olduğunu bir kere daha belirtmiş ve bu kanaatini desteklemek için bahis mevzuu Anayasayı madde madde ele a-la-rak hukukî deliller öne sürmüştür. Fransız ve İngiliz murahhasları bu teze muhalefet ederek siyasi komisyona veri­len projenin her noktadan Anayasanın hükümlerine uygun olduğunu belirtmiş­lerdir. Mamafih bir noktada Suriye mu­rahhası Faris El Huri. Vichinsky'nin sözlerine iştirak etmiştir. Filhakika Su­riye delegesinin kanaatine göre, Güven­lik Konseyi, Genel Kurulun olağanüstü içtimaa davetini bir usul ve esas mese­lesi olarak telâkki ederse genel şurul bu hususta muteber bir karar veremez. Söz alan Avustralya murahhası Percy Spender, bahis mevzuu olan şeyin ana­yasayı madde madde tetkik etmek ol­madığım, fakat barışı müdafaa etmek paresi arandığını belirtmiştir. Bundan sonra Vichinsky'nin delillerini cerheden Avustralya delegesi 7 ler tasarısı lehine oy vereceğini bildirmiştir.

— Lake Success:

«Barış lehinde müşterek hareket» tasa­rısı üzerinde siyâsi komisyonda cereyan eden müzakerelere yeni bir unsur katıl­mıştır.

Filhakika Irak ve Suriye bir karar su­reti vererek Birleşik Amerika, Sovyet Rusya, ingiltere ve Fransa'dan genel kurulun hâlâ yaptığı toplantılar esnasın­da toplanarak dünya barışını tehdit eden başlıca meseleleri birlikte incelemelerini talep etmiştir.

Siyasi komisyonda dört büyükler arasın­da müzakerelerin yapılmasını isteyen Sovyetler Birliğinin, Suriye-Irak teklifi­ni desteklemesi icap etmektedir. Halbu­ki Birleşik Amerika tasarıyı ihtiyatla kabul etmiştir. Filhakika Birleşik Ame­rika Sovyetler Birliğniin, barışçı metin­lerini hareketleriyle göstermesini arzu etmektedir.

Bu çevrelerde, Suriye - Irak karar sure­tinin genel kurulda geniş müzakerelere sebep olmıyacağı kanaati varsa da Hin­distan gibi «milletlerarası üçnücü kuv­vet» olarak teâlkki edilen develtlerin, iki Arap devleti tarfamdan ileri sürülen fikri desteklemeleri mümkün görülmek­tedir. Bu keyfiyet de çok alâkabahş mü­zakerelerin cereyanına sebebiyet vere­cektir.

öte yandan Özel siyasi komisyon Libya meselesini incelemek üzere Salı günü öğleden sonra toplanacaktır. Sabahleyin Kanada, Şili, Ekuatör ve Yu­nanistan delegeleri toplanarak uzlaşma metnini hazırlıyacaklardır. Öte yandan Kore komisyonu da toplana­caktır. Bir taraftan da iktisadi ve sos­yal komisyon. Kore'ye yardım teşkilâtı­na dair Birleşik Amerika tarafından ile­ri sürülen teklifi inceliyecektir.

Nihayet haber verildiğine göre genel ku­rul, murahhas heyetlerin bir hal çaresi bulmalarına intizaren genel sekreter se­çimlerine dair müzakereleri tehir et­miştir.

Bu konu üzerindeki müzakerelere Per­şembe günü başlanacaktır. Halen Gü­venlik Konseyinin bir aday üzerinde an­laşması imkânsızlığı önünde Genel Ku­rulun şimdiki sekreter Trygve Lie'yi 2 ilâ 5 sene müddetle vazifesinde idameye yetkili olmasını talep eden bir takrire mümkün olduğu kadar fazla imza topla­mak bahis konusudur.

19 Ekim 1950

— Lake Success:

Siyasi komisyon Çarşamba günü öğle­den sonra, Güvenlik Konseyi daimî üye­lerden birisinin vetosu neticesi felce uğ­radığı takdirde, genel kurulun fevkalâde içtimaa davetine, 5 aleyhte, 2 çekimser oya karşı 52 oyla karar vermiştir.Vişinski diğer ta,raf!tan Birleşik Ameri­ka, (Fransa ve înigiılltere'yi ıbir Alman ordusu kurmak üzere tedlbitfler ataıaMa itham etmiş ve bunun Almanya'nın Av­rupa1 ve dünya için yemi bir karışıklık kaynağa iteşlkil etmesine asla müsaade ediieni'iyec eğimibelirten Potsdam An­laşmasını açıkça ihlâl demeik olduğunu .söylemiştir.

Sovyet Dışişleri Bakanı aynı zamanda Batı alemini Avrupada yeni askerî ma­ceralara girişmek üzere askerî kuvvet-.ler yaratmak istemekle üfcham etmiştir. Vişin'ski, Batılı 'devlet temsilcileri, Bir­leşmiş Milletleri Kore'de olduğu gibi as­kerî maceralara atmak istiyorlar» de­miştir. Ve geçen seneki g-ibi Rusya'nın atom 'enerjisinin ve bu enerjiyi 'istU&al eden fsibrijkalann milletlerarası kont­rol ve murakabesine yine hazır oldu­ğunu tekrar etmiştir. Mamafih Vişinski Batılıların bu sahadaki taleplerin Sov­yetler tarafından reddedildiğini zikret-memiştir.

Hatırlandığı gibi Batılılar atom kontro­lünü önceden haber vermeden ve gayrı muntazam fasılalarla yapılması husu­sunda israa1 'etimişlerdi. Viışdınski büyük devletlerin silâhlanma­larını azaltmalarını isteyen Bevin'i hü­cumlarına hedef tutmuştur. Ve şunları söylemiştir :

«Bevin'in, Rusya'nın Avrupa devletleri­nin hepsinin .müştereken ordulaırından daha büyük bir orduya saîıip olduğu yolundaiki ithaimları propaganda ve uy­durmadır.»

Stakiholını Barış Beyannaimesiınıden sita­yişle bahseden Vişinski Mac Artnur'le Ceneral Oma;r Bıradle'ye hücum 'etrneik-t€fn g-erî kalmamıştır. Tam ilki ısaıait süren bu nuituktan soora Komisyon müzakelere saait 22 ye kadar ara vermiştir.

24 Ekim 1950

— Lake Success :

Birleşki Ameritea, Fransa, ingiltere, Sovyet Rusya ve ıMllliyetçi Çın temsil­cileri dün bir toplantı yaparak Birleş­miş Milletler Genel Sekreterliğine kimin tâyin edileceği hususunda müzaikere et­mişlerdir.

Oüfvea'iük Kon,seyiniin Cumartesi günü yaptığ"! itaplaıatiida tou hususta karara varrlımaırması 'üzerine Konseye Sovyetler "tarafınd an verilen 'bir takriri mütaafcıp Güvenlik Konheyi böyle bir toplantı ya­pılmasını tavsiye etmiştir.

Bürd'sşiik Ameri'kayla diğer üç 'devlet b©mısu.toileri Trygve Lle'niiı Genel Sek­reterlikte kalımasma taraffcardirlıar, fa-teeıt Sovyeıt Rusya buna itina® ötmeklte-dir.

— Lnodra :

Bileşmiş ML'.kıtlerin Beşinci yıldönü-raü .ınvnaseibetiyle Jsıpomya Başbakanı Yc-shi'da, Japon halkının "barış antlaş-magınm yakın bir g"elecekite aıkte'dilme-sini arzu ettiğini ibil'dirmiş ve Japonya'­nın E;rkîim:ş M'îl'ısltk're üye olmayı !ümit ettiğini îılâve-etmiştiir.

- - F'.ushing- Mea'dows :

San Fıanciseo Anayasasının 1945 îte yü­rürlüğe .girmesi yıldönaimü münasebe­tiyle yapılan merasim esnasuıda ıfecaıusn 5 nci Genel Kurul Başkanı NaSruil-Iıaih îıntizam demiştir ttü :

3İı:c.ş,niş Milletler teşikilâtımn 5 " inci Gene! Kuru'.una (b'eülkd de 'müşiterek Gü­venlik Kurulu ismi verilecektir. Bu ge­cen ibeş sene müşkül oldu ve tehlike gedmiş değiı'dir. Fakat dünya yeniden ümide kavuşuyor : Filhakika Birleşmiş Milletler >ana prensiplerinden birini .mü­dafaa öderek azmini İspat etmiştir. Ve müşıterek .güven]ilk Birleşmiş Milletlerin kuvvelt istimal'ine, harbe veya hrab teh­didine karşı .gösterdiği bu aksülâmeldir. Tütiza.-n. yeter derecede gelişmemiş memleketlere teiknik yardım teşkilâtına karşı Birleşmiş Milletler tarafından gÖsfceri'ısn miitezayüt alâka üzerinde is-r.?x}% durmuş ve 20/l/'1949 'tarihinde söylediği açış nutkunda ilân ettiği 4 ümqü .mad'de prograımlıyl:e bu fikri aşı­ladığından dolayı Başkan Trınnan'a "te­şekküretmiştir.

İntizam, Genel Kurulun iştiyakla istedi­ği şeyin iBârleşrnİş Milletler Anayasa­sında ifadesini bulduğunu ilâve He söz­lerine şöyle son vermiştir : B:<r''?şmiş Milletler üyeleri müss'.mahayı, iyi. komşuluk zihniyöti dâhilinde yekdi­ğeriyle 'barış içinde yaşamağı ve milletlerarası barış ve güvenliği idame için kuvvetlerimi birleştirmeği istemektedir­ler.

—- Flushinıg Meadows :

Birleşmiş Milletler Anayasasının yürür­lüğe ginmesmin yıldönümü münasebe­tiyle Trygve Lie, söylediği nutu'kta şöy­le demiştir :

Zannederim kihakîkatenbarışçıbir dünya ıkurmsık. için bugünönümüzde. 1945tenberimalikolduğumuzenbü- yük i'rtık'ân mevcuttur.

Genel Kurul kuısününden Birleşmiş Milletlerin uğradığı hayal kırıklıklarını, teMJkeleri ve üçüncü dünya harbini teş­kil edecek olan tam bir felâket tehdi­dini hatırlatan Genel Seikreter sözlerine şöyle devam etmiştir :

Henüz bu tehlikeyi bertaraf etmiş deği­liz. Faıkst zannacierim ki ona nasıl mâni olacağımızı ve müstakar ve barışçı bir dünyayı nasıl kuracağımızı öğrendik. Bu dersleri, çok acı tecrübeler netice­sinde öğrendik.

İstikbal için elde edilen tecrübeleri Lie, şöyle sıralamıştır :

Silâhlı tecavüze karşı girişilecek müş­terek harekette kuvvetli olmak lâzım­dır. Bugünkü dünyayı ayıran derin ve tehlilkeli ihtilâfları barışçı bir hal çare­ciyle uzlaştırmak yolunda adım adım yürümeğe kuvvetle azmetmiş olmak lâzımdır.

Eğer Birleşmiş Milletlere üye hükümet­ler, bu teşkilâtı keyiflerine göre kull-a-lamp icabında bertaraf edecek elverişli tir vasıta olarak telakki edecek olur­larsa Üçüncü dünya harbini önliyeme-yiz.

Yenilenmediği takdirde beş senenin hi-tacnında sona erecek olan vazifesinden bahseden Genel Sekreter, Birleşmiş Mil­letler için ölenlerim hatıralarını anmış, Birleşmiş Milletler dâvasına hizmet eden hükümetler ve sekreterlik üyele-1 Tiyle toplantıda hazır bulunan Truman'aetmiş ve Truman'm Birleşmişkurucularından biri olarak ta­rihe geçeceğini söylemiştir.

26 Ekim 1950

— Lake Success :

Güvenlik Konseyi Çarşamba günü öğle­den sonra yaptığı özel içtimada, Birleş­miş Milletler Genel Sekreterliğine bir aday göstermek hususunda mutabık ka-

Konsey bu meseleyi Genel Kurula tak-öâ;n etmeğe karar vermiştir. Genel Ku­rul, Trygve Lie'nin yerine bir başkasını İntihabına veya Genel Sekreterin vazife­sinin uzatılmasına idair bir karar vere­cektir.

— Lake Success :

Güvenlik Kon.seiyin.deki Birleşik Ameri­ka Delegesi, Warren Austin, Çarşamba günü basma verdiği yazılı bir beyanat­ta şöyle demektedir :

Birleşik Amerika Trygve Lİe'nin Bir­leşmiş Milletler Genel Sekreterliği va­zifesine devam etmesi lâzımgeldiğine o derece kuvvetle inanıyor 'ki, Güvenlik Konseyinde Amerikan delegesi bu vazi­feye her hangi.bir adayın gelmesine şid­detle muaırız olacaktır.

Amerikanın vetosunu icabbettipecek bir vaziyet, olacağını sanmıyorum. Fakat hür devletlerin birliğinden ibaret olan. büyük prensip tehlikededir ve bu birli­ği karumsJk için lüzumlu bütün çarele­re başvurmaktan çekinmeyeceğiz,

Trygve Lie'nin yeniden, seçilmesi mese­lesini, Kore'deki Birleşmiş Milletler dâ­vasına bağlayan Austin, yeniden seçil­me keyfiyetinin Kore harbinde ölen gençlerin hatırasına hörmet olacağını söylemiştir, 'halbuki bu keyfiyete muha­lefetin, Birleşmiş Milletler Düşmaları ve Kuzey Kore'H mütecavizler tarafın­dan geldiğini hatırlatmaktadır. Austin Sovyetler Birliğini ima ile şöyle devametmiştir :

Trygve Lia'min yeniden seçilmesine mu­halefet eden Birleşmiş Milletler "Üyesi, Lİe'nin avukatlığını yaptığı Milletlera­rası teşkilâtın çalışmasına mâni olmak üzere Birleşmiş Milletlerin 53 üyesi ile mücadele edendir. Hiç kimse, Birleşmiş Milletler siyasetini, tarafsızlıkla ve kor­kusuzca idare ettiği için mahkûm edilen bir şahsiyete halef olmak İstemez. Fedakârlıklarının neticesi olarak Birleşmiş Milletler bugün her zamankinden daha kuvvetlidir.

Birleşmiş Milletler bugün her zamankinden fazla bu teşkilâta bağlanan ümit­leri tahakkuk ettirecek vaziyettedir.

Kanaatimce dünya milletleri iki büyük gayeye erişmek için Birleşmiş Millet­lere bağlanmışlardır. İlkönce hayat şartlarını islâh etmesi ve, sonra barışın ih­dası hususundaki şiddetli arzularını tahakkuk ettirmesi için bu teşkilâta gü­venmektedirler. Bu iki gaye birıbirine sıkr surette bağlıdır. Filhakika barışın temelleri sağlam olmalıdır ve bu ise ancak refahın artması ile mümkündür. Bu sebepten dolayı her iki gayeyi de ihmal edemeyiz. Milyonlarca insan için Birleşmiş Milletler kendilerine günlük hayatlarında doğrudan doğruya yar­dım eden bir kaynaktır. İaşe meselesidir, veya çocuklarını aşılayan doktor­dur. Daha fazla pirinç veya buğday yetiştirmek için ne şekilde hareket etme­leri lâzımgeldiğini kendilerine söyleyen mütehassıstır. Fakirhaneye günde bir öğün yemek ve mülteciye melce verendir.

Birleşmiş Milletler hür olmak isteyen her millete yardım etmektedir. Müstakil olmayan, fakat kendi kendilerini idare etmek isteyen milletlere bu yolda yardım etmektedir.

Genç milletler istiklâllerine kavuştukları zaman hürriyetlerini muhafaza et­meleri için Birleşmiş Milletler kendilerine yardım etmektedir. Birleşmiş Milletler tecrübe ile birçok şeyler öğrenmektedir. Dünya milletleri üzerinde nüfuzu artmaktadır.

İnsanların refahını artırmak için bu teşkilâtın sarfettiği gayretin gitgide daha tesirli olması sayesinde tarihte yeni bir sahife açılmıştır.

Kore Harbinin nihayet bulmak üzere olduğunu şu sırada Birleşmiş Milletler meharet ve tecrübesi bakımından bu sahada imtihana çekilecektir. Kore'nin hür, birleşmiş ve kendi kendine yeten bir millet olarak kalkınması, milletlerarası işbirliğinin insanların hürriyet ve refahı bakımından ne derece müfit olduğunu göstermek için bir fırsat teşkil etmektedir.

İnsanlığın ilerlemesi yolunda çalışan Birleşmiş Milletlerin tam mânasiyîe mü­
essir olabilmesi büyük bir gayeye erişmemiz adil ve devamlı bir barış ihdas
etmemiz gerekmektedir.

Halihazırda Milletlerarası büyük bir harbin tehdidi insanlığın bütün ümidle-rini sarsmaktadır.

Bu korkunun sebepleri, devletler arasında mevcut gerginlik ve Kore'de ge­çenlerde girişilen tecavüz hareketidir.

Biz Amerika'da böyle bir harbin önlenebileceğine inanıyoruz, harbin kaçınıl­maz olduğu fikrinde değiliz.

Bunun başlıca sebebi, Birleşmiş Milletlere olan inanımızdır. Birleşmiş Milletler harbi önliyecek kudrettedir.

İlkönce, milletler arasında mevcut anlaşmazlıkların barışçı usullerle müzake­re neticesinde halledilmesi imkânını hazırlamaktadır.

Saniyen, anayasa mucibince tecavüze mani olmak için üye devletlerin müş­terek kuvvetinden istifade edilmesi imkânını vermektedir. Salisen, tecavüz tehlikesi bertaraf edildiği takdirde milletlersilâhlanmanın teşkil ettiği yükten kurtulabileceklerdir.

Birleşmiş Milletler günü münasebetiyle Lake Success radyosunda Robert Schuman'm nutku.

Paris. 24 (A. A.) — (Afp) :

Birleşmiş Milletler günü münasebetiyle Lake Success radyosunda bugün Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schuman'ın aşağıdaki mesajı okunacaktır:

Birleşmiş Milletler yıldönümü münasebetiyle teşkilâtın bayrağı, üçüncü ge­nel kurulun açılmış bulunduğu yere asılırken Fransız milletinin ve Hükü­metinin 1945 te San Francisco'da ihdas edilen müessesenin istikbalinden emin olduğunu bir kerre daha tekrarlamakla bahtiyarım.

O zaman kendilerini zafere ulaştıran birliğin barış içinde devam edeceğine emin olan demokrat milletlere can veren büyük ümid muhakkak ki geçen se­neler zarfında hayal kırıklığına yer bırakacak kadar kuvvetinden kaybetmiş­tir. Fakat hayal kırıklığı ümidsizliği ifade etmez. Milletler bugün artık bili­yorlar ki, bazı devletlerin dünya tahakkümü siyaseti onları anayasanın kabul ettiği ahengi bozmağa ve hükümlerini ihlâle sevketse bile demokratik barış ve hürriyet idealine bağlı daha büyük sayıda milletlerin mütecanis azmi, adil dâvaların zaferini mümkün kılacaktır. Milletler bu işi kolaylaştırmak için genel kurulun yeni hükümle kabul ettiğini memnuniyetle göreceklerdir. Ana­yasaya riayet eden bu yeni hükümler, barıştan normal olarak msul bulunan teşekküller, sistemli surette mesuliyetlerini yerine getirmekten menedilseler bile barışın idamesini mümkün kılacaktır.

Barışı idame etmek için kuvvetler teşekkül edecektir ve devletlerin araların­da birlesmeleriniden daha iyi bir muvazene teessüs edecektir ki bu da dün­yada mevcut görüş ayrılıklarının barışçı bir hal tarzına bağlanmasını teminat altına alan Birleşmiş Milletler teşkilâtının cihanşümul mahiyetini takviye edecektir.

2 Ekim 1950

—Tokyo :

Komünist esirler, Güney Koreli istihba­rat 'memurlarına, Wonsan'da hazırlanan müdafaaya iştirak etmek için emir al-dıHîlarını söylemişlerdir.

Bugün, üstün uçankaleler Kuzey Kore­lilerin 38 inci arz dairesinin 300 mil Ku­zeyinde Nanam'da bulunan mühim ıbir yığımak ve silah, merkezini tahrip et­mişlerdir.

-Birleşmiş Milletler kuvvetleri yarım­adanın Güney Batısında sıkışan komü­nistleri imha hareketine devam etmek­tedirler. 27 nci İngiliz Tugayına men­sup müfrezeler Taeıgu'dan 20 mil mesa­fede bulunan Sangju'da büyük bir arazi üzerine yayılmışlardır. Midelesex tabu­ru efradı müteaddit silâh depoları mey­dana çıkarmış ve esirler almışlardır. Argyll taburu efradı da bir mayii tar­lası keşfetmiştir.

—LakeSucceıss :

Siyasi komisyon bugünkü .toplantısında bağımsız ve tek bir Kore vücuda geti­rilmesini temin ve 'kontrol edilebilecek Kore'de yeni ve dıaha kuvvetli bir Bir­leşmiş Milletler komisyonu ihdası hak­kında sekiz devlet tarafından alınmış olan kararı tetkik etmiştir. Bu sırada söz alan Sovyet Rusya Mur rahhası Vişinski, kararın, Birleşmiş Mil­letler kuvvetleri kumandanlığı ile gö­rüşmeleri istilzam ettirdiğini ileri sür­müştür. Sözlerine devam eden Vİşinski neticede kararın Birleşmiş Milletler kuv­vetleri kumandanlığı tarafından alına­cağı demek olduğunu söylemiştir.

3 Ekim 1950

—Tokyo :

General Mac Arthur Karargâhı saat 9.45 te 522 numara ile şu tebliği yayınlamış­tır :

Kore'nin Güneyinde Birleşmiş Milletler. kuvvetlerinin harekâtı düşmanın ricat yollarını tıkamak için mevzilerin tahki­mine ve mukavemet ceplerinin temizlen­mesine inhisar etmiştir. Sooul bölgesinde birimci deniz piyade tü­menine bağlı; birlikler Uiongfu'nun Güney varoşlarına kadar ilerlemişler ve harekât esnasında hafif bir mukave­metle karşılaşmışlardır. Bu 'bölgede bü­tün diğer Birleşmiş Milletler birlikleri taarruza ve düşmanı takip etmeğe de­vam etmişlerdir. Bu bölgede dün 356 düşman askeri öldürülmüş, 95 i de esir edilmiştir.

İkinci Tümene mensup birlikler bölgele­rindeki bir yol üzerinde düşman tarafın­dan tesis edilmiş olan barajı zayıflatmış­lardır. Bu tümenin karargâhı tarafın­dan son beş gün içinde 1066 esir alın­dığı bildirilmiştir.

Kumchon'un Batısındaki foir yol üzerin­de 60 kadar Kuzey Koreli asker tara­fından tutulan bara] 24 üncü Amerikan Tümenine mensup birlikler tarafından ortadan kaldırılmıştır. Chunchon'un alınması 6 ncı Güney Ko­re Tümeni tarafından tamamlanmıştır. Ghechon'un Kuzey Batısında 8 inci Gü­ney Kore Tümenine mukavemet etmekte olan bir düşman kuvveti ağır kayıplara uğradıktan sonra tepelere çekilmek zo­runda kalmıştır. Bu tünmene mensup bü­tün birlikler Kuzeye doğru ilerlemeğe devametmişlerdir.

Üçüncü Güney Kore Tümenine mensup birlikler Kangmrag civarındaki düşman topluluklarım temizlemişlerdir. Bu tü­mene mensup diğer birlikler Tomgchori'-ye kadar ilerlemişlerdir.

4 Ekim 1950

— Ytni Delhi;

Kore'de savaşa son verilmesi hakkında ■Sovyet Rusya'nın Birleşmiş Milletlerde-■ıki teşebbüsü Yeni Delhi'de bugüne ka­dar hiç bir resmî yoruma mevzu teşkil etmemiştir ve basın da bu teşebbüse az yer Itahsis etmiştir. Bununla beraber res­mî çevreler Sovyet hareketinden mem­nun görünüyorlar. Zira Kore ihtilâfına son vermeğe matuf her hangi bir teşeb­büs Hint başkentinde nazarı itibare alınmaktadır.

Kore ihtilâfından son günlerde sık sık bahseden Nehru Hint durumunu şu iki mülâhazayla tasrih etmiştir: İhtilâfın yayılmasına mıani olnıak, onu mümkün olduğu kadarçabuk, halletmek.Daha bir kaç gün evvel Nehru 38 ine! arz dairesinin aşılmasına muhalif oldu-

ğunu bildirmişti. Bu da omm Çin'in. 38 ıtilâfa karışmasına mani olmak arzusu ile izah edilebilir, filhakika o .takdirde ihtilâf yayılabilir. Buradaki İkanaat Çin'­in Kore'den çak daha kolay ateş alabi­leceği merkezindedir ve Çin kuvvetle­riyle Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin çatışmasının dünyada akisler uyandır­masından korkulmaktadır. Hindistan buna her ne bahasına olursa olsun mâni olmak arzusundadır.

Hindistan'ın siyasî çevrelerine göre «ateş kes» emri hiç olmazsa şerefli bir barış kurulmasına yarar. Bu da Hindistan için birinci derecede ehemmiyetlidir. Hindistan'ın arzusu birleşmiş Milletlerin Kore meselesini süratle ve Mac Arthur'e zorlama imikânı .verilmeden, halletmesi-dir.

Meselâ Yeni Delhi'de birçok çevrelerde Mac Arthür'ün. Syngman Rhee'yi hangi yetki ile Seul'a yerleştirdiği sorulmak­tadır.

—LakeSuccess :

Siyasi Komisyon bug-ün Kore meselesi­nin halli için görüşmelerine yeniden baş­lamıştır.

İlk olarak söz alan İsrail Dışişleri Ba­kanı Moshe Sharett, bir taraftan sekiz devlet, diğer taraftan Sovyet grupunca verilen takrir projelerini yakınlaştırmak için bir tahrir komitesi teşkili hakkrn-dak Hind teklifini desteklemiştir.

İsrail Dışişleri Bakanı, Birleşmiş Millet­lerin, silahlarını bırakmaları ve Kore'de tek idare kurulmasını temin yolunda Birleşmiş Milletler ile işbirliğnide bulun­maları için Kuzey Korelilere yeni bir müracaat yapılmasını ileri sürmüştür. Sovyet Muraihhası Vişinski, 'Sovyet tak­riri aleyhinde ileri sürülmüş olan iddi­alara uzum uzadıya cevap vermiş ve bu teklifleri yeniden, ileri sürmüştür. İngiliz MuraMıası Kenneitîı Younger, meselenin tetkiki için Türkiye, Avustu-ralya, Şili, Hollanda, Pakistan, Filipin murahhaslarından müteşekkil bir ko­misyon teşkilini teklif etmiştir.

5 Ekim 1950

—Tokyo :

S inciOrdu Genel Karargâhı: 8 inciOrdu Komutanı General Walton Walker, Kore'deki Birleşmiş Milletler kuvvetlerine hitap eden mesajında ko­münistlerin yıkılma ve çözülme devre­sine girdiklerini ve bir daha kalkmamı-yacaklarını söylemiştir. Kuzey Kore Kuvvetleri, Güney Koreliler 38 inci arz dairesini geçtiklerindenberi ilk defa bugün mukavemette bulunmuş ve muhabereye girişmişlerdir.

Kuzey Koreliler arz dairesinin 80 mil Kuzeyindeki stratejik bir noktada mu­harebe vermişlerdir.

General Mae Arthür'ün kuvvetlerimi top­lamakta olduğu merkez kesiminde, Ku­zey Korelilerin hududun bir kaç mil Güneyinde eski mevzilerini elde ettik­leri bildirilmektedir.

6 Ekim 1950

—Lake Success:

Ruslar gibi komünist Çinlilerin de şu anda, Kore harekâtına doğrudan doğru­ya iştirak tehlikesini önliyecek sürekli Gerillâ hareketlerine girişmeği tasarla­dıkları sanılmaktadır.

—Tokyo:

Müttefik uçaklar dün Kuzey Kore'yi 38 inci arz dairesinden Sovyet sınırına ka­dar baştan başa taramış ve General Mac Arthur'de 150.000 kişilik ordusunu ko­münist topraklara hücum için hazırla­mağa başlamıştır.

Bildirildiğine göre çok fazla zayiat ver­miş olan Kuzey Koreliler ümitsiz olarak Müttefik harekâtını hududun kuzeyinde geciktirmeğe hazırlanmaktadırlar. Fa­kat iki Güney Kore tümeni şimdiden 38 inci dair-esinli geçerek düşmanı hırpala­maya devam etmıektedir. Diğer taraftan dün Kore ve Japonyada-ki üslerinden hareket eden Amerikan bomba uçakları düşmanın takviye ve temerküz hatlariyle diğer hedeflerini dövmüşlerdir.

—Tokyo:

Güney Kore Öncüleri, doğu sahilinin ka­lesi Wonsan'dan 50 kilometre içerde ko­münist artçılarının mukavemetine rağ­men ilerleyişine devam etmektedir. Tokyodaki birleşmiş milletler çevreleri­ne göre, Mac Artmır Güvenlik Konseyinin 27 Haziran, tarihli kararının kendisi­ne Kuzey Kore'ye girmeğe yetki verdi­ğinden şüpheli olduğundan, Lake Suc-cess'den bu hususta salâhiyet talep et­miştir.

7 Ekim 1950

— Tokyo:

Genel Karargâhın 533 numaralı tebliği­nin metni şudur:

Birleşmiş milletler kuvvetlerinin en kay-de değer hareketi 3 üncü Güney Kore Tümeninin Kore'nin Doğu sahili boyun­da dağlık mmtakada süratle ilerleyişi olmuştur. Son haberlerde bu tümen bir­liklerinin Tongchon'da bulunduğu bildi­rilmektedir. Güney Kore Tümeni birlik­leri binlerce Kuzey Koreliyi Yangsu ci­varında mevzilerinden atarak kuzeye doğru ilerlemelerine devam etmektedir­ler. Son haberlere göre hu tümen, Song-hiyenni yakınlarına varmıştır. Seul böl­gesinde dağınık bir mukavemetle karşı-alşan Birinci Amerikan Süvari Tümeni birlikleri îmjin nehri üzerindeki köprü-başlarmı genişletmişlerdir. 8 inci Güney Kore tümeni birlikleri Uijongbu'dan iti­baren kuzeye doğru taarruz ederek Tongduchonni'yi geçmişler ve Soseng-ni'ye yaklaşmışlardır. Bu hareketlerinde bafif bir mukavemetle karşılaşmışlardır. Seoul'ün Güneyinde kurtarılan bölgeler­de Birleşmiş Milletler kuvvetleri düşman kuvvetleri düşman birliklerini imhaya devam etmektedirler. Cnokelri yakının­da İkinci Amerikan tümeni birlikleri bir düşman grupuna . taarruz ederek 200 Kuzey Koreliyi savaş dışı etmişler ve 125 esir almışlardır. Seoul - Pusan ile civarında bulunan demiryollarının işliye-cek hale gelmiş olması, Birleşmiş Mil­letler kuvvetleri tarafından girişilen imar işlerinin süratini gösterir.

— Londrıa

Dışişleri Bakanlığınca teyit edilen bir habere göre, Bevin, takriben bir hafta önce, Pandit Nehru'danKore meselesiyle ve bilhassa 38 inci arz dairesinin geçil­mesiyle ilgili bir mektup almıştır. İngi­liz Dışişleri Bakanlığında bu mektebun muhtevası hakkında en ufak bir malû­mat verilmemekte ise de, Hindistan'ın bir kaç defa resmî surette izhar ettiği

endişeler gözönünde tutulursa, Nehru-nun, 38 inci arz dairesi geçildiği takdir­de kendi kanaatince, doğabilecek tehli­keyi bir kere daha bu mektupta Bevin'e izah etmiş olduğu farzedilebilir. Bilindiği gibi Hindistan Hükümeti bil-îıassa Kuzey Kore'de bir Çin müdahale­sinden endişe etmektedir ve ihtilâfın başlangnıcmdan beri sarfettiği bütün si­yasi gayretler bu tehlikeyi önlemeğe matuf bulunmaktadır.

8 Ekim 1950

— Tokyo:

Kore harekâtı hakkında saat 9,15 te ya­yınlanan 535 numaralı tebliğin metni şöyledir:

Birleşmiş Milletler kuvvetleri büyük miktarda kuzey Kore kuvvetlerini ele geçirmeğe devam etmektedir. Bunların adedi 10.000 olarak tahmin edilmektedir. Böylece harb esirlerinin umumi yekûnu 50.000 e yükselmektedir. Seul'un kuzeyindeki bölgede birinci A-merikan Süvari Tümeni birlikleri Kae-song'u düşmanın dağınık mukavemetiyle karşılaşarak işgal etmişlerdir. Bu ke­simde bütün Birleşmiş Milletler birlikleri devriye ve temizleme harekâtına men­sup birlikler Kwanggan'm kuzeyine' çe­kilmeğe teşebbüs eden 600 kadar düş­man askeriyle çarpışmada bulunmuş­lardır.

Topçu ve uçaklar tarafından destekle­nen piyade düşmana tahminen 250 kayıp verdirmiştir. Bu tümene mensup müfre­zeler Kochang civarındaki bir düşman grubiyle ateş muharebesine tutuşmuş­lardır. Tümen son 24 saat' İçinde 350 esir almış,' 2 büyük traktörle düşmanın bir mühimmat deposunu ele geçirmiştir. 8 inci Güney Kore Tümeninin Chongong bölgesinde djşmamn hafif mukavemeti ile karşılaşarak yaptığı ilerleme mayın­lar, havan ve tanksavar ateşi yüzünden yavaşlamıştır.

6 ncı Güney Kore Tümeni Kwachon ci­varında düşmanın şiddetli mukaveme-tiple karşılaşmıştır.

Güney Kore Kapitol Tümenine mensup bir birlik hafif mukavemetle karşılaşa­rak Tongchon'un 6 mil kuzey batısında Chuingdae'nin varoşlarına kadar ilerle­mişlerdir. Bu tümenindiğer birlikleri

Munduog'un kuzeyinde hücumlarına de­vam etmişler ve dağınık bir mukavemet­le karşılaşmışlardır. Doğu sahilinde S üncü Güney Kore Tümeni Singjangni bölgesine varmıştır.

—Hong-Kong:

Komünist Çin kıtalarının Kuzey Tibeti istilâ ettiğini dün bildirmiştir.

Komünist Çin Başkan Yardımcısı Tung Pi Wu bütün Tibetle Formoza'nm işgal edileceğini bugün söylemiştir.

Yine Çin Haberler Ajansı Tibet'in kuze­yindeki Sin Kiang eyaletinde Komünist Partisi Sekreteri Wang Chen'in kıtala­rın kuzey Tibet'e girdiklerini bildirdiğini nakletmektedir.

9 Ekim1950

—Tokya:

Amerika askerî kuvvetlerinin 38 inci arz dairesini geçtiklerini Pyongyang radyo­su bugün kabul etmiştir.

—Tokya:

Keşif yapan pilotların bilidrdiklerine gö­re, düşman askerî birlikleri Wonsan'ı tahliye ederek sahil yolu boyunca geri çekilmektedirler.

Pilotların ilâve ettiklerine göre, "VVonsan merkez olmak üzere 10 kilometrelik bir dairede şehirler yanmaktadır.

Güney Kore askerî kaynakları keşif uçakları tarafından askerî birliklerin VVonsan'a girdiklerine dair verilen ha­berin henüz teyit edilemeyeceğini söyle­mekle beraber buna hayret edilmiyece-ğini de ilâve etmektedirler.

—Tokya:

Birinci Amerikan Süvari Tümeni düşma­nın inatçı mukavemetine rağmen bugün Kuzey Kore topraklarına girmiştir. Sekizinci Ordu çevreleri 15 haftadan be­ri devam eden Kore harbinin bu ay ni­hayete ereceğini tahmni etmektedirler. Mac Arthur'ün teslim talebine Kuzeyli­ler bugün beklenmedik mukavemetle ce­vap vermişlerdir.

Birleşmiş Millteler öncüleri bugün şa­fakla beraber taarruza geçerek, 38 inci arz dairesinin 800 metre kuzeyinde bu-

lunan kuvvetli komünist mevzilerine ta­arruz etmişlerdir.

Bugün öğleden sonra Birleşmiş Milletler kuvvetleri Seul - Pyongyang yolu üze­rinde 1500 metre ilerlemişlerdir. Do^u kesiminde, diğer Amerikan kuv­vetleri hududun 12 kilometre kuzeyinde H%agchon'da çarpışmaktadırlar. Sekizinci Orduya mensup kaynaklar, bu­gün başlayan taarruzla Kuzey Korelile­rin oldukça ümitsiz bir duruma düşece­ğinisöylemiş ve şimdikomünistlerin başşehri Pyongyang'ra güney ve doğu­dan piyade kıtaları tarafından tehdit e-diidiğini ilâve etmişlerir. Sekizinci ordu tarafındanyapılan tah­minlere göre, komünistlerin elinde an­cak 40 bin kişilik bir ordu kalmıştır. Geçen Haziranda komünistlerin 200 bin kişilik bir ordusu mevcut olduğu bildiril­mektedir.

Komünistler memleketin bütün yolları­nın devamlı hava akınları ile harap ol­ması sonunda müthiş bir iaşe ve teçhizat sıkıntısı karşısında bulunmaktadırlar. Son 24 saat esnasında, Birleşmiş Millet­ler kuvvetlerinin 4531 kişiyi esir ettik­leri General Mac Arthur karargâhından bildirilmiştir.

Böylece harbin başından beri alman e-sirlerin sayısı 55 bine baliğ olmuştur.

10 Ekim 1950

—Tokyo :

(Mac Artur'un Genel Karargâhından 1>V dirildiğine göre, Kuzey Kore Merkezi Pyongyang'a iki koldan ilerleyen Ame­rikan birinci Süvari Tümeni kuvvetli ftir mukavemetle karşılaşmıştır," buna mukabil cephenin Kuzey Doğu ucunda, Güney Kore kuvvetleri Wionsan'a yap­tıkları bu hücum neticesinde şehri ve hava alanını işgal etmişlerdir. Kaesong'un Kuzeyinde ıhücuma geçen Birinci Suvari Tümenine mensup bir­likler, tüfek, havan tapu ve topçu ate­şiyle desteklenen düşman kuvvetlerinin inatçı !bir mukavetiyle karşılaşmışlar­dır.

Cepheden, gelen en son haberlere göre suvari öncü kuvvetleri Kumchon'un 18 kilometre güneyindeki (bîr noktaya var­mışlardır.

Güneyde Pyongyang'a 13 kilometre mesafededir. Bu birlikler tanklar ve hafif silâhların desteklediği bir düşman mukavemetiyle karşılaş­maktadırlar Beş düşman tankı uçaklar tarafından imha edilmiştir.

7 nei Güney Kore Tümenine mensup .birlikler 25 kilometrelik bir ilerleyişten sonra. Sookchuri civarına varmışlardır. Yangdok: bölgesinde 8 inci Güney Kore Tümenine karşı olan düşman mukave­meti artmıştır. Bu tümene mensup bir­likler Yangdok'un temizleme işini bitir­mişler ve Batıya doğru ilerlemektedir­ler. 8 inci Tümen dün 700 düşman öl­dürmüş ve 18esir almıştır.

—Tokyo :

Pusan Radyosuna g"öre, Kimilsung" ile hükümeti erkânı Mançuryaya iltica et­mişlerdir ve tahmin edildiğine göre, Mançuryayı Koreden ayıran hududun şimalinde, takriben yüz kilometre mesa­fedeki Tunghwa şehrinde 'bulunmakta­dırlar.

Yineradyoyagöre, Kimilsung bukış KoredeTti çete harekâtına Mançurya'dan idare etmek tasavvurundadır. 20 Ekim 1950

—Tokyo :

Mac Artlıur Karargâhından bugün bil­dirildiğine göre, üç istikametten ilerle­yerek Pyongyang'm merkezine varan Birleşmiş Milletler kıtaları gitgide gev­şeyen bir mukavemetle karşılaşmakta­dırlar.

Bugün Pyongyang'm kısmı âzamini iş­gal etmiş bulunan Birleşmiş Milletler kı­taları, Kore komünist ordusunun beka-yasmı imha etmek ve Mançurya'dan gelecek bir hücuma karşı müdafaa hat­ları kurmak maksadıyla Kore harbinin son safhasına başlamış bulunmaktadır. Seouî'u işgal eden onuncu Amerikan Kolordusu Genel Karargâhını Wonsan'-da, Kore'nin Doğu sahilinde kurmuştur. Onuncu Kolordu, Komutanı Korgeneral Edwrad Almond uçakla Wonsan'a var­mıştır.

General Mac Arthur Karargâhından bil­dirildiğine göre, şimdiye kadar Kore'de 75 bin komünist esir edilmiştir. Haliha­zırda günde 2400 esir alınmaktadır.

— Kore Cephesi:

Uçakla nakledilen paraşütçülerin Pi-yongyang'a inmeleri Kuzey Koreliler için. tam bir süpriz teşkil etmiştir. Fil­hakika Kimpo Hava Alanından kalkan uçaklar paraşütçüleri hamilen evvelâ Doğuya doğru deniz üzerinden uçmuş­lar, sonra Pyongyang'm Kuzeyine gele­rek birden bire komünist başkentine 30 mil mesafeye varmışlardır.

Düşmanm gösterdiği pek az mukavemet süratle yenilmiş ve iki piyade taburu Güneye doğru ilerlemeğe 'başlamışlar­dır. Bu iki tabur, halen mevzilerini tah­kim etmektedirler. Bilindiği gibi Pi-yongyang'm Kuzey bölgesi komünistler tarafından en ziyade tahkim edilen bir bölge idi.

— Tokyo :

General Mac Arthur Karargâhından Türkiye saati ile 8,30 da yayınlanan teb­liğin metni aşağıdadır:

Birleşmiş Milletler kuvvetleri çok sayı­da Kuzey Koreli esir almağa devanı edi­yorlar. Son 24 saat içinde takriben 7.00O esir alınmıştır. Mevcut harp esir­lerinin adedi 82.000 den fazladır.

Sukchon-Sunçon bölgesini ıbombaîayan ve memnuniyet verici neticeler elde eden 187 inci hava filosu hemen hemen hiç­bir düşman mukavemeti ile karşılaşma­mıştır.

6 ncı ve 8 inci Güney Kore tümenleri Songçon'dan Batı istikametinde Sun-çon'adoğruilerlemektedir.

Pyongyang kesiminde Birleşmiş Millet­ler kuvvetleri düşman ordusunun beka-yasını tasfiye- etmekte ve Sunçon bölge­sindeki kuvvetlerle birleşmek üzere Ku­zey istikametinde ilerlemektedir.

Pyongyang Güneyinde 27 nci ingiliz Milletler Topluluğu Piyade Tugayı düş­man bakiyesini temizliyerek ilerlemek­tedir.

Wonsan kesiminde Üçüncü Güney Kore Tümeni temizleme harekâtına devam ederek Hamhung-Hunharag bölgesinde ilerlemeğe devam etmektedir. Güney Kore Kapitol Tümeni Yongsan, Tokhung, Majondong ve Hongnon bölgelerinde ilerlemektedir.

Güney Koreli diğer 'bir birlik,Güneye doğru Yalu nehrine 40 milmesafedeki bir yere kadar ilerlemiş ve kuvvetli bir düşman muıkavemetiyle karşılaşmıştır. Biirinci Güney Kore Tümeni, şiddetli bir düşman mukavemeti karşısındailerle­mektedir.

28 Ekim 1951

— To&cyo :

Mac Artflmr Genel Karargâhı tarafın-dang bugün şu tebliğ yayınlanmıştır :

Kapitol Tümeni Kuzeye doğru ilerle­mektedir. Bu bölgedetki bir kesimde Kapitol Tümeni 20 mil 'kadar ilerlemiş­tir.

3 üncü Güney Kore Tümenine mensup birlikler de Kuzeye doğru ilerlemekte­dirler.

Son gelen haberlere göre bu birlikler Kotori'nin bri kaç mil Güneyinde bu­lunmaktadırlar.

Wonson bölgesinde Amerikan silâhen-dazları çıkartma harekâtına devam etmektediiıletr.

Onjong - Unsan bölgesinde bugün şid­detli savaşlar cereyan etmektedir. Bu'bölgede Birinci ve 6 ncı Güney Kore Tümenleri mukabil taarruza geçen düşman kuvvetleri tarafından şiddetli [bir mukavemet görnnektedirletr.

Mühim miktarda düşman kuvvetleri tarafından çevrilen 6 ncı Güney Kore Tümenine ait birlikler cereyan eden vahşi savaşlar sonunda bu çemberi ya-rabilmişlerdir.

Hava harekâtı esnasında S düşman tan­kı imha edilmiştir.

Kore'nin Güney bölgesinde birleşmiş milletler kuvvetleri son düşman grup­larını da tasfiye etmek için devriye gez-metkedirler.

29 Ekim 1950

—Tokyo :

Bugün sasıt yedi de yayımlanan 598 nu­maralı tebliğin meitni 'aşağıdadır : Birleşmiş Milletler kuvvetleri dün 3000 den fazla esir aldığını bildirmişlerdir.

Bıirleşmlış Milletler kuvvetleri Mançur-ya hududuna doğru ilerledikçe dün düş­manın mukavemeti gittikçe artmıştır. 27 nci İngiliz Tugayı Koşan civarında mukavemeti kırdıktan sonra Chongji-nu dolaylarına kadar ilerlemiştir. Bu ileleme esnasında kara ve hava. harekâ­tı neticesinde düşmanın 10 tankı tahrip edilmiştir.

Kuzeyde Taohon'a doğru hücum eden 24 üncü Ajmerükan Tümeni bir düşmatn taburiyle karşılaşmış ve bu taburu im­ha ederek İlerlemeğe devam etmiştir. Harekât esnasında düşmanın sekiz tan­kı ile üç otömatük topu tahrip edilmiş­tir.

Birinci Güney Kore Tümenine mensup birlikler Unsan'ın Kuzey Doğu ve Kuaey Batısında düşmanın şiddeltli muka­vemeti ile karşılaşmış! erdir. Düşmanın dün yaptığı mukabil taarruz muvaffakiyetle püskürtülmüştür. .Sekizinci Güney Kore Tümenine men­sup birlikler Onjong dolaylarına var­mışlar ve düşmanın muhtelif taarruz­larını püskürtmede Altıncı Güney Kore Tümenine yardıim etmişledir.

31 Ekim 1950

— Tokyo :

Mac Artnur Genel Karargâhından bu­gün yayınlanan tebliğin metni aşağı­dadır :

27 nci îngiliz Tugayı şMdeltld çarpışma­ları sonunda Chongju'yu işgal etmiştir. Bu tugaya mensup kuvvetler şehre gir-'meden evvel ıdüşlmanm mukabil taarru­zunu geri püskürtmüşler ve bir çotk tank imha etmişledir. 24 üncü Amerikan Tümenine mensup birlikler Cfrongju'nun 5 mil Batısında bulunan Kwaksan civarına varmışlar­dır. Bu tümene .mensup diğer bir birlsük Kusong civaırına varmıştır. Birinci Gü­ney Kore Tümenime mukabil taarruza geçen düşman kuvvetleri büyük, zayiat vererek çeikilımişlerr ve Güney Koreli­lerin topçu ateşi karşısında üç düşman bölüğü savaş dışı edilmiştir. 15 tanikin ve topçu kuvvetlerimin des­teklediği düşiman kuvvetleri Sudong ya­kınında 3 üncü Kore Tümenine karşı şiddetle mukavemetetmektedir.

Yani artık Birleşmiş Milletler, suni surette ikiye bölünmüş memleket istemedikleri gibi, Ruslar için peyk temin etme zamanının da geçmiş olduğunu anlatmışlardır. 38 inci dairenin kesip attığı bir nokta da .budur.

Kore ve Sovyet prestiji...

4 Ekim 1950 tarihli Vîdkiıt'ten :

Birleşmiş Milletler çevresinde yeni bir tartışma konusu belirdi: 38 inci arz dai­resine dayanmış olan Birleşmiş Milletler ordusunun bu hattı geçmesi doğru mu­dur, değil modir? Daha ileriye geçmeğe hakkı var mıdır, yok muıduır ? İleriye ge-, çerse Sovyet Rusya ve komünist! Çin ile silâhlı bir ihtilâfa yol açılmış olur mu, olmaz atta? Her meselede olduğu gibi bu meselede ileriye sürülen fikirlerin bir kısmı m.üs'bet, diğer kısmı menfidir. Mac Artitıur'un Birleşmiş Milletler ordusuna 38 imci arz dairesini geçmek için omir vermesini doğru ve haklı bulunanlar ©1-'duğu gibi Ibunun yanlış olacağını ve böy­le ıbir emir verildiği takdirde Sovyet Rusya veyahut komünist Çin ile silâhlı (bir ihtilâf durumu husule gelmesi ihti­mali bulunduğunu söyliyenler vardır.

Fakat Birleşmiş Mililetler çevresinde bu türlü bir tartışıma -devam edip giderken General Mac Arthur ıbu meselede orta­lama bir karar aldı ve bu karara göre emirlerini de verdi: Birleşmiş Milletler ordusu şimdilik 38 imci arz dairesinde durmuştur. Fakat Mac Arthur'un komu­tası altında bulunan Güney Kore Kuv­vetlerine ileriye geçmek müsaadesi ve­rilmiştir. Güney Koreliler birkaç günden-beri ,38 inci arz dairesini geçmişlerdir ve ilerlemeğe devam etmektedir.

General Mac ArtJhur bu tarzı hareketi ile Sovyet Rusya tarafından gelmesi 'muhtemel bir itiraza yine Moskava'mn-kenıdi dili ile cevap vermiş oluyor: Fil­hakika Kuzey Kore'yi silâhlandıran Sov­yet .Rusya'dır. Kuzey Kore'nin silâhlı [kuvvetlerini Güney Kore üzerine saldır­tan yine Sovyet Rusya'dır. Bunu herkes Iblliyor. Fakat Kuzey Koreliler 3:8 inci arz dairesini aşarak Güney Kore üzerine

yürüdükelri zaman Sıovyet Rusya bu iş­te tanıamiyle alâkasız göründü. Hâ'dise-nân Kore için sadece dahilî bir harp ol­duğunu iddia etti. Amerikan kuvvetleri­nin Güney Korelilere yandım etmesini protesto etti. General Mac Arühur da Birleşmiş Milletler ordusu 38 ünoi arz 'dairesini geçtikten sonra ingiliz ve Ame­rikan kuvvetlerini burada tutuyor. Bu hattan ileriye giden sadece Güney Ko­relilerdir. Bundan Sonra Kore hatibi da­hilî bir meseleden ibarettir ! Vakıa ko­münist 'Çin'in (Kıuzey Kore'ye yardım edeceği hakkında bazı haberler var. Fa­kat biz buna ihtimal vermiyoruz. Eğer komünist Çin istemiş olsaydı şimdiye fkaıdar Kore işine çoktan müdahale eder­di. Kuız&y Korelilerin en büyü;k kuvvet­leri eriJdükten, Kore'deki îbolşevik dâvası iflâs ettikten sonra komünist Çin'in mü­dahalesi beklenemez. Müdahale oitea ol­sa yine Sovyet Rusya tarafından gele­cektir. Fakat bu ihtimal de yine zayıf­tır. Çünkü Sovyet Rusya'nın Kuzey Ko­re'de silâhlı bir müdahalesi açığa çıkar­sa 3:8 imci arz dairesinde kalamaz. 3.8 in­ci arz dairesinin üstünde ayrı, aitmda ayrı iki Kore hükümetinin yaşamasına maddeten imkân yoktur. Kore'de bundan sonra Birleşmiş Milletlerin kontrolü al­tında ancak müstakil bir devlet kurula­bilir. Kore'nin Sovyet peyki bir d&vlet olamıyacağını artık Moskova da anla­mıştır/ Kore'nin Sovyet peyki bir devlet olmaması komünist Çin'in bile hoş gör-ım'ediğini gösteren deliller de vardır, 'Moskova'nın Ibundan sonra Kore'de ya­pacağı hareket, iflâs eden- fbu dâva için­den mümkün olduğu kadar kendi pres­tijini kurtarmağa çalışmaktır.

Kore deyip geçmemeli...

4 Elklünı 1950 tadMi Akşam Van :

(Kore hakkında .birleşen nokta şudur: Haifbten önceki durumun geri dönmeme­si.

Bu ülkenin, otuz sekizinci arz dairesinin geçtiği hayâli bir sınır çizgisiyle ikiye Ibölünanesi, bu çiziğinin şimalinde Sovyet Rusya'nın kurduğu ibir komünist hükü­metini hâkim olması, cenubunda ise Bir­leşmiş Milletlerinyaptırdığıseçimlerle iş Daşına geçmiş demokrat bir hüküme­tin bulunması ancak bir tecavüz ve bir har!b doğurdu.

Bu kadar felâket ve fedakârlıktan son­ra eski halin avdetini, komünistlerden ıbaşfca hiç kimse istemiyor. Şimdi isteni­len şey, ayrılığı kaldırıp teık bir Kore devleti kurmaktır. Esasen, bu ayrılıik ge­çici idi. Sovyet Rusya'nın, bütün Kore'yi komünist 1-eştirm ek istemesi yüzünden sürüp gitmişti.

Bütünlüğüne ve istiklâline sahip bir Ko­re ' devleti kurulmasında herkes birliktir. Yalnız ibu hedefe varacak yollarda ayrı­lık göze çarpıyor.

[Evvelâ komünist âlemle Batı dünyası arasındaki büyük ayrılık; Rusya ve Çin, Kore'de de aynı tipten ibir Halk Demok­rasi Cumhuriyeti isterler. Amerika ve diğer Batılı devletler ise Kore devleti şeklinin ve cinsinin, serbest seçimler ne­ticesi belli olmasını dilerler.

Kore'de yapı^nası gereken serbest se­çimlerin şekli etrafında Batılılar arasın­da tam birlik yoktur. Amerika'ya göre, Güney Kore'de geçen mayısta, Birleşmiş iMiliötler Komisyonunun kontrolü altm^ da seçmiier yapılmış, bir Meclis kurul-fmıış, bir hükümet doğmuştur. Uç yüz kişilik olan bu Millet Meclisine iki yüz üye seçilmiş, yüz yer açık bırakılmıştır. CBu boş yüz yer, Kuzey Kore'den seçile­cek .mebuslar içindir. Şu halde, Amerika der ki yeni seçimler yalnız Kuzey Kore'­de yapılmalı. İngiltere'nin fikri ise bü­tün Kore'de yeni seçimler yapılımasidır. Komünist Kuzey Kore'de seçimler nasıl yapılmalı? Bu noktada da düşünceler ayrılıyor. Amerika'ya kalırsa General Mac Arthur orduları, bugün önünde du­rakladıkları «otuz sekizinci' arz dairesi» sınırını ıgeçerek Kuzey Kore'yi de işga' etmelidirler. Bu suretle orası da Birleş­miş Milletlerin hâkimiyeti altına zorla girer ve seçimler yapılır, Kore bütünle-şir^

Hindistan buna razı değildir. İngiltere !bu hususta tereddütlüdür. Komünist Ko­re'ye harfb yayılırsa Sovyet Rusya ne der, Çin. ne der? Ne olursa olsun deyip geçmeli mi, İhtiyatlı hareket edip konuş­malı mı? Bu mühim noktada birlik ol­duğunu gösterir haJberler henüz gelmedi, işin kolayı, bu kararın mesuliyetini Bir­leşmişMilletlere [bırakmak, her hangi

bir hâdise olmasa Çin'in ve Rusya'nın karşısına Birleşmiş Milletler topluluğu­nu çı-kanmaktır. Tutulan yol da bu olsa gerektir. Hattâ Amerika, kendisiyle Çin ve Rusya arasımda her hangi bir hâdise­ye meydan vermemek için, Kuzey Kore işgal edildiği takdimde, Amerikan ordu­larının Mançurya hududuna yaklaşma­malarını ve oralara diğer Birleşmiş Mil­letler birliklerinin gönderilmesini düşün­mektedir. Bu suretle Amerika'ya karşı mevcut alınganlık önlenmiş olacaktır. Bir küçük Kore tecaıvüzü anıma, zaferle neticelendiği halde ne meseleler ortaya çıkarıyor! Kore deyip .geçmemeli.

Kore ve Kızıl Çin...

Yıazcm: ItfücaMt Topalak

5 Ekim 950 tarihli Zafer'den:

Dün Tokyo'dan bir ajans haberinin, A-merikan hava kuvvetlerine mensup bir sözcüye atfen bildirildiğine göre, Man-çurya'yı Kuzey Kore topraklarına bağli-yan yollarda faaliyet artmıştır. Kuzey Koreliler süratle ve büyük ölçüde takvi­ye almaktadırlar.

Bu müşahade uzun zamandan beri zi­hinleri meşgul eden komünist Çin mese­lesini şüphesiz ki tekrar canlandırmış ve Kore savaşma bir ihtilâl unsuru olarak ortaya atmıştır.

Komünist Çin'in, bir tarafta Kore, diğer tarafta Amerika olmak üzere ilgili iki devlet muvacehesindeki durumu nedir? ve ne olabilir?

Evvelâ şunu kaydetmek lâzımdır ki, Ko­re ihtilâfının başlangıcından beri, Sovyet Rusya gibi komünist Çin'de ihtilâfa fii­len ve açıkça müdahale etmemiştir. Yal­nız geçen Pazar günü komünist Çin reji­minin kuruluşunun yıldönümü münase­betiyle Dışişleri Bakanı Şu En Lai «Ame­rikalıların en büyük düşman oldukların­dan.... Asya'da tahammül edilmez bir emperyalist siyaset takifoettiklerinclen ve nihayet vahşice istilâ edilmiş olan Formoza'nm Çin milleti tarafından istir­dat edileceğinden vesaire...» bahsetmiş­tir.

Bu beyanat, Amerika'nın, milletlerarası sahada komünist Çin'e karşı tavrını değiştirmiyeceği artık iyice anlaşıldığı bir zamana tesadüf eder. Filhakika Ameri­ka, evvelâ Kore hakkında karar alırken buna Formoza'nm müdafaasını da kata­rak işleri basitleştirmiş değildir. O ka­dar ki, Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin Kore'de güç duruma düştükleri bir sıra­da işbu Formoza kararının yumuşak bir tefsirine lüzum görülmüştür. Bununla beraber, Kızıl Çin ne Formoza-ya hücuma yeltenmiş, ne de Kore'ye mü­dahale etmiştir. Aksine, geçen ayın 22 sinde komünist Çin'in bir ara, ihtilafta aracılığa talip olduğu zehabı bile uyan­mıştır. Sonradan tekzip edilen fakat bir tecrübe balonu olduğu muhakkak bulu­nan bu habere göre, Çinliler, Kore mese­lesi ile birlikte Japonya ile sulh işini de ileri sürmüşlerdir. Japonya ile sulh, Çin­liler için, her şeyden evvel Formoza'nm mukadderatının halledilmesi demektir. Zira bilindiği gibi harpten evvel Formo­za Japonların idaresinde iken zaferden sonra Çin idaresine terkedilmiştir. Şim­di bu adanın tasfiye edilmesi ile, komü­nist Çin, muhtemelen milliyetçi hükümet bakiyesini de ümit etmektedir. Filhaki­ka bu milliyetçi Çin Hükümetinden vaz­geçmek Amerikalılar için kolay olmıya-çaktır, zira daha dün, iki Amerikan uça­ğının 27 Ağustosta yanlışlıkla Çin top­raklarına taarruz etmeleri üzerine çıkan hâdise hakkında Warren Austin'in ma­kul ve mülayim bir lisan kullanması Va-şington'da cumhuriyetçileri derhal ayak-

landırmış ve Ayandan Styles Bridges, komünist Çin'in Birleşmiş Milletlere ka­bulü için hazırlık yapıldığını iddia et­miştir.

Mao Çe Tung'un en çok korktuğu kim­seler işbu cumhuriyetçilerdir. Onun için, Mao Amerika'da gelecek Kasım yapıla­cak seçimlere kadar Kore işinin tamam­lanmasına taraftar gibidir. Zira ancak bu sayede demokratlar kazanck ve ko­münist Çin'in Birleşmiş Milletlere ilti­hakı ümidi yeniden canlanacaktır. Çinliler Birleşmiş Milletlere girebilmek ümidiyle riayet ettikleri hususlardan biri de Hindicini meselesidir. Kore hâdi­seleri başladığı günden beri Ho ŞiMinch mevzii hücumlarla iktifa etmiş, hattâ son günlerde genel karargâhım kurmuş olduğu şehri de terkeyl emiştir. Dün de Ho Şi Minch'in rehineleri teslime razı olduğu bildirilmekte idi. Amerika'nın angaje olduğu bölgelerde komünist Çin'­in bu derece dikkatli davranmasını biraz da dahilî işler bakımından mütalâa et­mek lâzımdır. Zira, komünist Çin'de mu­azzam bir toprak: reformuna ve eğitim faaliyetine girişilmiş bulunmaktadır. Çin bugün için ne yapıp yapıp diğer millet­lerden, '(Rusya'dan.temin edemediği mu­hakkak bulunan) donatımı elde etmek zorundadır. Bunun ilk ve en katî çaresi de Birleşmiş Milletlere girebilmektir. Kore hâdiselerinin ışığında kızıl Çin'in durumu bîr bakıma böyle de mütalâa edilebilir.


Doğu Almanya seçimleri...

1,5 Ekim 1950 tarihli Zafer'den :

Bugün, bütün Doğu Aimanya'da, yani Almanya'nın Sovyet işgali altında bulu­nan kısmımda seçim yapılmaktadır.

Sovyetlerin hakimiyeti altında bulunan komünist hükümetin uzun zamandır ha­zırladığı bu seçimler tek liste üzerinden yapılacaktır. 1Ö46 seçimlerine nazaran, bugünkülerin arzettjği başlıca hususiyet budur, yani tipik surette Sovyet usulü­nün tafeibedilmiş olmasıdır. Filhakika, bundan evvelki seçimlere Hıristiyan - Demokrat ve Liberal - demokrat parti­leri de iştirak edip, Sovyetlerin komü-nist listesini tutmalarına rağmen, bir hayli oy kazanmışlardı. Bugün bu par­tilerden eser yoktur. Hükümet tarafımdan tabedilmiş listede, Birleşmiş Sosyalist - Komünist Partisi, yani asıl komünist cephe, görünüşte adaylıklarıaın ancak yüzde 25 ini elinde 'buloınduruyorsa da, listenin tamamı ko­münisttir. Çünkü, mesleik teşekkülleri, gençlik dernekleri, Ziraat birlikleri gilbi türlü toplulukları temsüen. listeye iâha! olunan adaylar da komünisttir. Bu ara­da eski naziLerin mühim bir yer tuttuk­ları da anlaşılmaktadır. Doğu .bölgesinde yaşıyan 13 milyon seç­men bu şartlar içinde oyunu verecek, da­ha doğrusu vermiye mecbur edilecektir. Zira Doğu Almanya hükümetinin oy vermemeyi su-ç sayan bazı nizam ve ka­ideler vazettiği îıafoer verilmektedir. Bu­nun üzerinedir ki, Federal Batı Almanya Parlâmentosu, doğulu seçmenlere hita­ben bir beyanname yayınlamak zorun­da kalmıştır. Beyannamede, Almanlara, hayatlarını tehlikede hissettikleri tak­dirde oy vermekten çekinmemeleri, bu seçimin bir komünist oyunundan ibaret olduğu, fakat oy vermemekle bir şey sağ-iıyamıyacakları hatırlatılmakta ve komünistlerden sakınmaları ilâve olun­maktadır.

Daha evvel, üç batılı devlet yüksek ko­miseri de Doğu Almanya'daki Sovyet misyon şefi General Çuykof'a 15 Ekim seçimleri hakkında yeniden protestoda bulunmuşlar, seçimlerin Alman milleti­nin hislerine ve arzularına tercüman ol­madığına belirtikten sonra, nihayet, Al­manya'nın ikiye bölünmüş halinden ve bunun avakııbından ancak Sovyetlerin mesul bulunduklarını tekrar hatırlat­mışlardır.

Diğer taraftan, Batı Almanya Başbaka­nı Adenauer de son ve ümitsiz bir teşeb -büsle, milletlerarası kontrol altında ce­reyan etmek üzere bütün Almanya'ya şâmil seçimlere başvurulmasını Doğulu makamlardan istemiştir.

Defaatla tekrarlanan bütün Ibu teşebbüs­ler akim kalmış bulunmaktadır. Bu arada, Doğu Almanya'da seçim kam­panyasının pek sakin geçmediği anlaşı­lıyor. «Kahrolsun emperyalistler» «Kah­rolsun onların uşakları» gibi, seçim propagandasından ziyade yıkıcı ihti­lâl parolalarını andıran levhalar ve afiş­lerle, komünistler, halkı yıldırmaya ça-lışmaMadırlar. Buna rağmen yer yer mukavemet hareketlerinin başgösterdiği ve seçimi baltalamak suçundan bir çok kimsenin tevkif olunduğu haber veril­mektedir. Fakat her ne olursa olsun, se­çimler yapılacak ve Sovyetlerin istedik­leri komünist bir meclis ve komünist bir hükümet teşekkül edecektir. Bunu müta-akıp, Sovyetlerin, Doğu Almanya ile ay­rı bir sulh aktedip, bir peyk memleket vücuda getirdikten sonra Almanya'yı, zahiren de olsa, terk etmeleri ihtimali vardır. Bu suretle, daha şimdiden, halk polisi adı altında, tanklar ve uçaklarla teçhiz edilmiş 265 bin kişilik bir orduya sahip bulunan Doğu Almanya'nın girişe­ceği herhangi bir tecavüz hareketinin mesuliyeti Sovyetlere hiçibir bakımdan terettüp etmiyecektir. Fakat, Doğu Al­manya böyle bir harekete cesaret edebi­lecek midir? Zira, üç Batılı devletin. Nevyorkbeyannamesiyle,BatıAlmanya'ya veya Berlin'in Batı kısmına yönel­tilecek herhangi bir tecavüzü, bizzat ken­dilerime yönetilmiş telâkki edeceklerini bildirmiş bultuıınaiktadirlar.

Rusların Avrupa'da büyük bir daribe ha­zırladıklarına kani bulunan Marshall'm fükri, ,bu noktada bütün vehametiyle te­barüz etmektedir.

Almanya meselesi Prag Konfe­ransı ile yemden canlandı...

27 'Ektim 1950 taırihıli Akşam'dam:

Geçen Mayıs sonunda Amerika, ingilte­re, Fransa hüküm eti eri Moskova'ya ver­dikleri birer nota ile, Doğu Almanya'da «Halk Polisi» adı altında hakikî bir Al­man ordusu hazırlandığını ve bunun, Sovyet Rusya tarafından, alınmış taah­hütlere aykırı olduğunu bildirmişlerdi. Sovyet Hükümeti bu notalara ancak ge~ ç&n hafta, yani beş ay sonra cevap ver­miştir. Moskova, bu cevabında, üç dev-İletin ileri sürdükleri iddiaların asılsız olduğunu bildirmekte ve karşı hücuma geçerek, Batı Almanya'da silâhlı kuvvet­ler teşkil edildiğini söylemekte ve Batı Almanya'nın müşterek Atlantik ordusu­na katılmasına karar verilmesini pro­testo etmektedir.

Nota, Amerika ile ingiltere ve Fransa-mn Batı Almanya ordusunu ihya etme­lerine Sovyet Rusyanm müsamaha gös-teriy&miyeceğini bildiren sert ibir eda ile bitmektedir.

Sovyet cevabının aylarca gecikmesi, anlaşılıyor ki hem Batı Almanyarun si­lâhlanması hakkındaki kararları hem de Kore hâdisesinin neticesini beklemek içindi. Nitekim Kore harbi hezimetle bi­terek Ahnan silâhlı birliklerinin müşte­rek Batı ordusuna katılmalarıma karar verilince yeniden bir Almanya meselesi ortaya atılmıştır.

Üç devlete Sovyet cevaıbı verilirken, Pra­g'da sekiz komünist devlet Dışişleri Ba­kanlarının bir konferansı toplandı. Molo-tof'un da hazır bulunduğu bu konferans­ta Almanya meselesi konuşulmuş ive ibazı 'kararlara varılmıştır. Yayınlanan tebli­ğe ,göre bu kararlar dört maddede top­lanıyor.

—> Almanyanm yeniden, süâhlıanmıyacağı ve bir tecavüz (hareketine karıştırılmıyacağı hakkında Amerika, İngiltere,Fransa ve Sovyet Rusya müşterek be­yanname neşretsinler.

— Almanyanm sulh sahasındaki eko­nomik gelişmesi için konulmuş tahditler kaldırılsın; harbe ait hiç foir kalkınmaya
izin verilmesin.

— Birleşmiş ibir Almanya ile sulih imzalansm ve bir sene 'sonra işgal kurvrvetleri sekilsin.

— Batı ve Doğru Alman bölgelerinden müsavisayıdadelegelerle bir yasacı Meclis toplansın, demokratik bir Alman­ya t'eşkillâtını hazırlasın, ve bu Meclis bütün Almanyaya hükümrân bir hükü­
met kurarak dört devlete bildirsin.Sekiz deimir peride devletinin bu kararı iyikarşılanmamıştır.'Bunlar,Sovyet Rusya'nın, komünist İbir Almanya yarat­mak maksadiyle 'eskiden beri ileri sür­düğü fikirlerin değişik ve karışık şekil­lere bürünmüşü sayılıyor. Amerika Dış­işleri ıBakanı M. Acheson, basın toplan­tısında bu teklifleri, yeni bir avutma ve oyalama manevrası'olarak şiddetle red­dediyor vebirleşmiş bir Almanyaile sulh yapılmasının tek çaresinin, Alman­
ya'da tam serbest seçimlerneticesinde bar Meclis toplanması olduğunusöylü­yor. Sovyet Rusya, Aknanya'da bu yol­da seçimler yapılmasını şimdiye kadar (kalbuletmemiştir.Praıgkonferansının
kararları, Rus baskısı 'altında Sovyet re­jimine sokulmuş, sımsıkı kapalı Doğu Almanya'yı Batıya hâkim kılmak emeli­ni igizlemektedir-ı

Prajg'da Iböyle bir konferans niçin top­lanmış ve Amerika, ingiltere, Fransa'­nın (hiçbir zaman kabuıi etmeyeceklerini bile ibile bu kararları neden almıştır?

Bu konferans ve [bu .kararlar Sovyet. Rusya'nın son zamanlarda giriştiği sulh propagandasının en esaslı safhası olabi­lir. Dünya sulhunu !her 'an tehlikeye ko­yan Tdu en pürüzlü, meselede dahi komü­nist devletlerin uysal ve anlaşmaya ha­zır olduklarını hetaı Alman milletine. hem demokrasi âlemine duyumraik ve gerginliğin karşı taraftan geldiğine her­kesi 'inandırmak, müdafaa tertiplerin gevşetmek istenmiştir. 'M. Acheson, hâ-ıdiseyi bilhasa bu yönden almaktadır.

14 Ekim 1950

—Londra:

Atlantik Paktı Dışişleri Bakan yardım­cıları Konseyi Başkanı Charles Spof-ford'un gelecek hafta başhyacak olan yeni içtima devresini hazırlamak üzere bu hafta sonunda uçakla buraya gelece­ğini Dışişleri Bakanlığının bir sözcüsü dün bildirmiştir.

Yeni içtima devresi 2.0 Ekim Perşembe günü başlıya çaktır.

Bakan yardımcılarının başlıca işi, bun­dan evvel Atlantik Paktı Dışişleri Ba­kanları tarafından kabul edilen 3 sene­lik yeniden silâhlanma programının ma­lî bakımdan desteklenmesi hususunu gö­rüşmek olacaktır.

—Londra:

Türkiye'nin Atlantik Paktından fayda­landırılması hususundaki teklifi ele alan Time And Tide gazetesi şunları yazmak­tadır:

Türkiye ve Yunanistan, Atlantik Paktı üyeliğine kabul edilmeksizin bu pakttan istifade ettirilecektir. Bu, çok büyük e-hemmiyeti haiz bir adımdır ve Doğu Ak­deniz'de Atlantik Paktı güney ve ma­hallî komisyonunun teşkil ettiği savun­ma sistemine sıkı surette bağlı bir siste-ımıin teşlklîi gjibi bir netice doguraıcakitır. Şimdi Doğu Akdeniz'de, Türkiye'yi, Yu­nanistan'ı, hem Atlantik ve hem de Ak­deniz devletlerinden olması doalyısiyle İngiltere'yi içine alan bir Doğu Akdeniz askerî komutanlığı ihdas edilmesine şa­hit olmamız muhtemeldir. Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Paktından isti­fade ettirilmesi hakkındaki talep derhal kabul edilmiştir. Zira Türkiye ile Yuna­nistan arasında sıkı askerî işbirliği te­sisi arzu edilen askerî birliğin bir gün tahakkuketmesivebundanher iki

devlet için karşılıklı menfaatler doğması mümkündür, zira her iki memleket de Atlantik Paktı cihazına bağlı bulunmak-1 tadır. Doğu Akdeniz güvenliği için Tür­kiye ile siyasi ve askerî işbirliği yapıl­masının lüzumlu bir şart telâkki edildiği Atina'da bu ihtimal bilhassa memnun­lukla karşılanmıştır. Şimdiki halde birer Rus peyki olan Bulgaristan ve Arnavut­luktan Bulgaristan, Yunanistan için mevzii bir tehlike teşkil etmektedir.

Gazete bundan sonra, Türkiye ile Yuna­nistan arasında tedafüi bir askerî anlaş-, mayı zaruri kıldığı mütalâasında bulun­duğu sebepleri kaydettikten sonra yazı­sına şöyle devam etmektedir: Yunan Genel Kurmayı Bulgaristan'da silâh altında tutulan smınflarm çoklu­ğundan ve bu sınıfların hizmet müddet­lerinin uzatılmasından haberdardır. Ke­za, Rusya'nın bir zamandan beri Bulg'a-ristan'a ağır tank ve harp malzemesi gönderdiğinden de malûmattar bulun­maktadır. Bundan başka Bulgar-Yunan hududunda kızıl Makedonyalı çetelerin yığıldığını da haber almaktadır. Pelk mânialı olan diğer Ibir husus da şu­dur ki, demir perde gerisindeki muhtelif memleketlerde gerillalar özel bir eğiti­me tabi tutulmaktadır. Bu eğitime bil­hassa Polonya'da-büyük bir Önem veril­mekte ve Özel gerilla okulları açılarak subaylar yetiştirilmektedir. Bunlara ders verenler arasında Rus subayları da bulunmaktadır.

Yunan kuvvetleri Başkomutanı General Papagos bir peyk devlet tarafından ya­pılacak her hangi bir taarruza Yunan ordusunun mukavemet edeceğine emin olduğunu ifade etmiştir, fakat Sovyetle­rin de, müdahale etmeleri halinde vazi­yetin değişeceği aşikârdır. General Pa-pagoe siyasi güvenlik prensipine olan sonsuz itimadını da belirtmiştir. Bu itimadında haklı olduğunu da Türkiye ile Yunanistan'ın Atlantik Paktından fay­dalanmaya davet edilmiş olması keyfi­yeti ifade eder.

18 Ekim 1950

—Washington:

Türkiye'nin Atlantik Paktına istişari o-larak iştiraki haberinin Ankara ve Va-şington'da ilânından sonra gazeteler bu meseleye tekrar yakından ilgi gösterme­ye başlamışlardır, ilân tarihi günü New-York Times bu haberi birinci sahifesin-de ve büyük puntolarla yayınlamış, aynı zamanda lehte mütalâaları ihtiva eden bir baş makale de neşretmâştir. Haberin intişarının ertesi günü de Washington Post', lehte mütalaaları âhtiva eden bir baş yazı çıkmıştır. Bundan maada Scri-pps-Howard gazeteleri yazarlarından ve eskiden beri bize karşı gösterdiği dost­lukla temayüz etmiş bulunan Milton Berliner de bir yazı yazarak Türklerin bu kadarla iktifa etmiyeceklerinî açık­layarak Amerika Hariciyesini tenkit et-mişttr.

Bu yazılardan maada St. Louis Star -Times gazetesinde, «Hoş geldin mütte­fik» ve «New Orleans Times - Spicayune gazetesinde «Türkiye ile irtibat» ve Charlotte Observer gazetesinde «Kısa görüşlü siyaset» adları altında ve yfine Türk tezini müdafaa eden yazılar çık­mıştır.

24 Ekim 1950

—Washington:

Türkiye ile Yunanistan yakında Atlan­tik Paktı Akdeniz bölge teşkilâtına or­tak üye olacakları cihetle her iki mem­leket Büyük Elçilerinin, Atlantik Paktı askerî ve savunma komitelerinin burada yapacakları toplantılarla yakından alâ­kadar oldukları bugün siyasi çevrelerde söylenmektedir.

Türk sözcüsü, Generaî Yusuf Egeli'nin Millî Savunma Bakanlığı ile Atlantik Paktı askerî komitesine resmî ziyaretler yapmak üzere Washinton'da bulunduğu­nu bildirmiştir. Bu komite, Atlantik Paktı memleketlerinin Stratejik siyaset­lerine ait plânlan hazırlamaktadır, Ge­neral Egeli. Kore'de Birleşmiş Milletler

emrine verilen Türk kuvvetlerinin kara­ya çıkışında hazır bulunduktan sonra buraya gelmiştir.

Sözcü, Egeli'nin pakt hakkında her tür­lü müzakerede bulunabileceğini ilâve et­miştir.

Yunan sözcüsü, Büyük Elçiliğe Atlantik Paktı savunma müzakerelerine iştirak etmesi için hiç bir davet yapılmadığım, fakat lüzumu halinde Yunan ataşemili-terinin buna hazır olduğunu söylemiş­tir.

25 Ekim 1950

— Washington:

Atlantik Paktı askerî komite toplantı­sından sonra, dün akşam, aşağıdaki teb­liğ yayınlanmıştır:

«Washinton'da toplanan Atlantik Paktı teşkilâtı askerî komitesi paktın kapla­dığı bölgenin müştereken müdafaası için hazırlanan plânlan tetkik etmiş ve bu bölge güvenliğinin süratle takviyesi lü-zumiyle alâkalı meseleleri İncelemiştir. Ele alman başlıca mesele Avrupa bölge­sinin müdafaası için müşterek bir sa­vunma kuvvetinin ihdası ve bir yüksek kumandanlık tesisinden ibaret bulun­maktadır. Bu çalışma 26 Eylülde New-York'ta toplanan Atlantik Konseyi ta­rafından müşterek müdafaa kuvveti hakkında ortaya atılan prensipler dai­resinde cereyan etmiştir.

Komite azalan, savunma komitesine ar-zedilecek olan ehemmiyetli meselelerin bir kısmı üzerinde mutabık kalmışlar­dır.

Gündem ziyadesiyle yüklü olduğundan komite, çalışmalarını tamamlamak üze­re Perşembe günü tekrar toplanacaktır.

27 Ekim 1950

—- Washington:

Atlantik Paktı savunma komitesinin toplantısından sonra üye memleketler Savunma Bakanları Salı günü mühim Amerikan askerî tesislerini gezecekler ve böylece az veya çok kısa bir zaman içnide Atlantik birliklerini emrine veri­lecek olan en yeni silâhları görecekler­dir.

Bakanlar ayrıca iki mühim hava ve de­niz merkezini de ziyaret ederek, denil-

altı mücadelesinde kullanılan en son u-sullerle ve uçakları ve ültramodern bom­bardıman gösterisinde hazır bulunacak­lardır.

28 Ekim 1950

— Washington:

Kuzey Atlantik Paktına mensup 12 Dev­let Savunma Bakanları, komünist aleyh­tarı Avrupa'nın müdafaa teşkilâtının başkomutanlığına General Eisenhower'-in tâyin edilmesine ittifakla karar ver­mişlerdir.

İkinci Dünya Harbi esnasında Avrupa'­da müttefik kuvvetleri Başkomutanı o-lan Eisenh.ower'İn komünizme karşı teş­kil edilen müdafaa kuvvetlerinin başına getirileceği tahakkuk etmiş sayılabilir. Birleşik Amerika Savunma Bakanı Ge-orge Marshall ve müşterek kurmay baş­kanları bu mevkie Eisenhower'in geti­rilmesi tavsiyesinde bulunmuşlardır. Ge­neral Eisenhower, böyle bir teklif kar­şısında kaldığı takdirde bunu kabul ede-ceğ'ini açıkça belirtmiştir.

11 Ekim 1950

— Ankara :

Atooısr'toa Birleşik Devletleri Başkanının isteği üzerine liktisadi İşbirlağl İdaresi­nin müşaviri olarak Avrupa'dıaJkl ŞMars-hall Plânı heyetlerini ziyaret eıtmietelte olan eski îkJtisajcti İşbirliği îdaıresi Baş­kanı Mr. ıPau'l HaHımasn bugün saat 16.15 te öb8i faîr Amerikan askerî uça-gı ile şeihriımtee g-elmişti:-. Mr, Paul Hoffan Etimesgut askerî ha­va alanında Devlet Bakanı adına Dev­let Bakanlığı Uımuonî Kâtip Veteilli Oe-ma! Sait IB&rik ile Özel Kalem. Müdürü Necini Aran, Aımerikan Büyükelçisi Mr. Waisv/orth, İktisadi işbirliği İda­resi TüTtoisye İcra Komitesi Başkam ıMr. RusssH Dorr ve t!kfcisa;dii İşbirliği idaresi ileri gelenleri ile basın mensupları ta­rafından karşılanmıştır. Hava alanımda (kendisiyle görüşen yerli ve yabancı ajams ve basın mümessilleri­ne Mr. Paul Hoffenan şu demeçite ifou-lunmuştui' :

«İktisadi İşbirliği İdarecisi iken buraya 'i ^çolk isterclirn. Şimdi bu a>rzu- gerçeıkl'eşmesinden dolayı çok Imeim- Amerika'nın Türkiye İle alâka­sının son derecesi çok yüksekitlir.

Zaten itkıtiısaidii işbirliği İdaresi Türkiye, îcra Komiite'si Başkanı Mr. Russell Dorr Türkiye hakkında o "kadar lıeyecanlı ve iyi raporlar veramştir ki, :buraya gelip Tüikleri ve Türkiye'yi yakından 'görmek lötedim.

Diğer itaraftan şalisi dostum olan Tür-Jüye'nin Wı3ıshing'ton'daki BüyÜke'1-çisi Feridun Oemal Erkin de bana ınıeml'eke-tin:ız hakkında çok istifade ettiğim Ibil-^aier vermiş'tir.»

Eski İktisadi İşbirliği İdaresi (Başkanı Mr. Paul Hoffman'a Paris'telki Marshall Plânı Merkftz Miısyonunun Başkan Ve-

kili :Büyülkelgi C. Tyler Wood tc Büyüke 'Katz'm Hususi Asistanı Mr. Nat-haniel T. ıBarJetit, iMr. Mauricıe T. tMoore ve Bayan Moorge, İktisadi işbiırMğ'i İda­resi Yunanistaaı İdarecisi Mr. Porter ve Gazeteci İMr. Blair refakat ettımektedir.

— Ankara :

Bugün ,şehrıiım:ıze gelmiş olan İktisadi İşbirliği İdaresi eski BaŞk'anı Mr. PaulHaGflmsra beraberinde Paris'teki Mars-ha1.1 Plânı Me-rkaz Misyonuınun Baaöî&n-vekili .Büıyükel'gi Mr. Tyler Woad, Ame-ri'kan iBüıylülk.eOçiSiı Mr. Waıdısworth ve likbisadi IştolirLiği idaresi Türkiye İcra Kcunitesi Başkanı Mr. Russell Dorr ol­duğu halde sıaalt 18 !de Dışişlerii ÎBaıkanı Fuait ^Köpi'ülü'yü m^kamınıda siyaröt etmiş ve Ibjır müddet görüşmıüştür.

Bug'ân şehrimize gelen Ikltisaidi İ^birli-ğ1: eski İdarecisi Paul Hofrman şeırefine İktiısaıdi işbirliği Türkiye Icfa Heyetti Başkanı Ortaelçi ve Bayan RafâsaL, H. ;Dorr tarafından verilen akşam yeme­ğinde, iktisadi İşbirliği YtmiaınliBitaiı İc­ra Heıyeti Başkanı Paul Porter, Mars­hall Plânı Paris Merkez Heyelti Başkan Veskıl'i ve Bayan Tyler, VV'Oöd, Büyükel­çi Kjatz'm Hususi Asistanı Natnaniel Bartlett, Paul Hoffman'm Hususi Mü­şaviri ve Eda Merkez Bürosu Müşaviri ve Kayan Maurice Moore, Wa'Shin'gton Eca Bünosai Haıberler Servisi Başkan VıekiM 'Andrew Berding ve Hûatoerfler ServiBünâen Blajir Moöd île Devl«t ÎBa-kam Başbakan. Yardımcısı ve Bayan Saınıs.t Ağuoğlu, Devlet iDateanı ve Ba­yan Fevzi LAitfî Karai^smaTiioğîllu, Dış­işleri Balkanı ve Bayan Fuat Köprülü, Maliye Saikanı ve Bayan Halil Ayan, îştjefcmeâer Balkanı ve Bayan Muhlis Ete, Ulaştınma .Bakanı Seyfi Kurtbek, Millî Savunıma BakanıRefik Şıetvfceitİnce, Devlet Bakanlığı Genel Sekreter Yar­dımcısı -ve Bayan Cemal Saiiıt Bark, Amerilka, Fransia ve Kanada Büyükelçi­leri, İktasaidi İşbirliği Türkiye Heyeıti mensupları ve Amerikan Yardım Heyeti ileri gederleri, Dışişleri Bakanlığı men­supları hazır bulunmuşlardır.

— Ankara :

İktisadi İşbirliği İdaresi eski Başkanı Mister Hoffman i!e Büyükelçi Wood, re­fakatlerinde İktisadi İşbirliği Türkiye Özel Misyonu Faskanı Mi'ster Russel Dorr bulunduğu halde isaat ,18.40 da Devlet Bakanı Fevizi Lütfi Karaosman-oğ]u'yu ımakaımmda ziyaret 'etmişlerdir. Amerikan 'milletinin iyi niyet ve selâm­larını geitirdiğini biddiren MiŞıte^ Hoff-man'a Devlet Balkanı, aynı îiislerle meş­bu olarak, ton ziyaretlerinden dolayı büyük zevk duyduğunu İMldirmiş ve 45 dakika süren mülakat çak samimi ve karşılıkla sempati ve ianiayış içinde sonaermiştir.

12 Ekim 1950

—- Ankara :

Dün şehrimize gelmiş olan İktisadi İş­birliği İdaresi 'eski Başkanı Mr. Pauî Hoffman ıftu ısaibah saat 9,30 ile 11 ara­sında İktisadi İşbirliği İdaresinde meş­gul olmuştur.

Daha sonra 'saat 11 de Mr. Hoffman ve beraıberlndeki zevat Anikara civarında ve şehre 31 (kilometre mesafede bulunan Ballıkpına.rı Köyünde Marshall Plânın­dan istifade edilerek memleketimize getirilmiş olan traktörlerle yapılan tar­la ziraatlni yerinde görmek üzere otomobil ile ıbu köye gitmişlerdir.

Bu tetkilk gezisine Devlet 'Balkanı Fevzi Lütfi Karaıosmanoğlu, Tarum Bakanı Nihat lyniboz, İktisadi İşbirliği İdaresi Türkiye İcra Komitesi Başkanı Mr. Russell Dörr, Devlet Bakanlığı Genel Sekreter Vekili Cemal Sait Bark, Tarım Bakanlığı Ziraat Umura Müdürü Fuat Eren, mıemleketümizde bulunan Birleş­miş Milletler Gıda ve TarıımTeşkilâ-

tından Besin Müşaviri Mrs. Tsongas ve liktisadi İşb'jrliğ'i İdaresi ileri gelenleri İştirak erimişlerdir.

'Mr. Hoffman Ballıkpmar Köyünde Marshall Plânından sağlanan tarım, âletlerinin kullanılışı ve "bunlarla elde edilen randıman hakkında alâkalılar­dan izahat aimış ve köyde ilkokul ile .muhtelif evleni gezerek köylülerle has­bıhallerd

Mr. Hoffman, 'bu gezi esnasında kendisi­ne refaket edıen Anadolu Ajansı Muha­birine müşahadel erinden fevkalâde ımemnun olduğunu söylemiş ve demiş­tir îki :

«Marshall Plânından sağl'anan yardım­dan en fazla istifade temin -etmeye sjz-met;rn:iş insanlar olarak takdire -lâyıksı-oız. Yapılan yardıma göre el'de edilen netice memnunluk vericidi'r.

Gördüğüm şu tipik küçük Türk köyün­de daiıi asırliardanfoeri Türklüğün en mümeyyiz vasfı olarak bilinen mİLSafir-perverliğl bizzaıt müşahade eıtitiğimden dolayı fevkalâde -mütehassısım. Köyün henüz iyi bir yola sahip olamaması yü­zünden içinde bulunduğu tozlu duruma rağmen evlerin bu kadar temiz tutul­muş olmasını tatodirle karşılarım. Bu gezim benlim iç:in çok faydalı 'dlımuş-ItUflt1.1»

—• Ankara :

Dün şehrimize gelmiş olan ve. Amerika Birie&ik Devletleri Başkanının isteği üzerine Marshall Plânına dâhil ımeımle-ketlerde îktisıaıdi İşbirliği heyeltlerini ai-yaret etmekte bulunan İktisadi İşbirli­ği eski B.aşkam Mr. Paul Hoffman ve-■beı-aberlerindekiler şer-efine bugün saıat 13.30 da Amerikan 'Büyükelçisi Mr. Wadsworth tarafından bir öğle yemeği verilmiştir.

Yeıme'kte Devlet Bakanı Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu, Dışişleri Bakanı Pro­fesör Fuat JCÖprülü ve Bayan Köprülü, iktisadi İşbirliği İdaresi Türıkiye İcra -Komitesi Başkaan Mr. Russell Doıt ve Bayan Dorr, Dısştüşten Bakanlığı Umu'mi Kâtibi Büyülkelgi Faik Zihni Akdur,

image005.gifDışişleri Bakanlığı Birinci Daire Umum Müdürü Bülent Uşaklıgll ve Bayan Uşaıklıgrl hazır 'bulunmuşlardır.

— Ankara :

iktisadi işbirliği İdaresi eski Başkanı Mr. Paul Hoffman 'bugün saat 17.30 da iktisadi İşbirliği idaresi binasında bir BasınKonferansı tertip etımişve yerli

ve,yabancı ajans ve "basın im.esiisupla.rini kabul oderek demeçte bulunmuş ve 'muhtelif soruları cevaplandırmıştır.

Mr. Dorr, Basın Konfıeransındaaı evvel Mr. Paul Höffiinan'nı aralarında gör­mekten .dolayı duydukları memnunıiyeti ■belirtmiş ve sözü Paul Ooffman'a,bı-

rakmıStır.

GhurchiH arada şunları söylemiştir : «Birleşik Amerika'nın atom silâhları ba­kımından üstünlüğü halen Sovyet ihti­raslarına karşı tek korunmaçaremiz-dir.»

Harbin kaçınılmaz olmadığı fikrinde bu­lunduğunu söyleyen Ghurohill nutkuna, şu suretle 'devanı etmiştir: «Kore meselesinden sonra iSovyet Rusya ile ;barış yollu ile anlaşma ümidinin art­tığını sanıyorum.»

Muhafazakâr Parti Lideri savunma ve siyasi sahalarda partisinin hükümeti destekleyeceğim belirtmiştir.

16 Ekim 1950

— Londra :.

ingiltere Başbakanı Clemenit Attlee, mil­lete hitajben dün akşam raıdyoda yaptığı bir konuşmada, atom (bombasının öl<dü-rüc üıbir tehlike teşkiL ettiğini kayıtla ingiltere'n™. Ibir hava akınına uğrayafoi-âeceğinden (bahsetmiş ve jsiıvil müdafaa çalışmalarındaki eksikliği doldurmak için gönüllüleri vazifeye davet etmiştir. Attlee, diğer birçok (hür memleketlerle beraîber hareket ederek İngiltere'nin de mütecavize karşı müdafaa ftedibirleri al­masının gerektiğini söylemiştir. Başbakan ezcümle demiştir ki: Kore harbinden aldığımız dersten de an­laşıldığı ig-übi kuıvvetlinin zayıfa hücumu her an vâki alabilir ve kudretli müda­faa kuvvetlerine sahip olunmadığı tak­dirde mütecaviz, kolayca ve kısa bir za­manda elde :etieceğl bir zafer ümidiyle hücuma geçmeğe teşvik edilmiş olur. Biz havadan iböyle bir hücuma uğraya­biliriz ve bunun da ne demek olduğunu biliriz. Geçen iharptenberi havacılık tek­niği ayna yende durmamış, ibirçok ilerle­tmeler kaydetmiştir.

ıŞayet, aksini temenni etmekle [beraber, yeni bir harble karşılaşacak olursak, harbim- !bu sahillere sirayetine mani ol­mak için elimizden gelen her şeyi yap­malıyız. Eğer huna muvaffak olmazsak harbi geçen (harbde gösterdiğimiz m-eha-ret ve ©esaretle karşılamak için hazır olmalıyız.»

18Ekim 1950

—Londra :ı

Başbakanlık Sir ;Stafford Cripps'in sıh­hî sebepler yüzünden istifa edeceği yo­lundaki şayiaları asılsız olarak vasıflan­dırmakta ve bu şayiaların Bevin'in sıh­hî durumu ve siyasi istikbali hakkında sık sık yayılan rivayetler kabilinden ol­duğunu ilâve etmektedir.

iMamafih, müşahitlere göre, uzun bir is­tirahat devresi g-eçirmesine rağımen Ma­liye Bakanı henüz sıhhatini yeniden elide ^tmiş .g-örünmemektedir. Müşahitler Sir ıStafford Cripps'in yemden 15 .günlük bir istirahat devresi için Gloucestershir'a gideceğim bildirmektedirler.

19Ekim 1950

—Lon-dra :

Maliye Bakanı iStafford Cripps'in istifa ettiğiresmen bildirilmiştir.

—Londra :

ıSir Stofford Cripps'in yerine, Hugh Gaitskell'in Hazine Bakanlığına tâyin edildiğiresmen bildirilmiştir.

—■ New-Yorfk :

îstifa eden Cripps'in perine Maliye Ba­kanlığına tâyin edilen İngiltere iktisadi işler Devlet Bakanı rHugh Gaitskell Bir­leşik Amerika ve Kanada'da iktisadi ve malî şahsiyetlerle görüştükten sonra <bu akşam uçakla Londraya dönecektir.

20Ekim 1950

—t Londra :

Bugün Afmerilcaidan avdet edecek olan yeni ingiliz Maliye Bakanı Hulgh Gaits-kelli muazzam işler beklemektedir.

(Malî, siyasi ve sendika muhitlerinde, 44 yaşmdalci iktisatçının bu işleri hallet­mek üzere .kuvvet ve tecrübeye sahip olupolmadığı sorulmaktadır.

Hasta Selefi, Kral Altıncı Göorg-es'u zi­yaret ederek, kendisine, gecen akşam istifasına aımil olan sıhhi sebepleri izah etmiştir.

Yeni Maliye Bakanını (bekleyen en bü­yük sıkıntılar şunlardır:

image006.gifİngiliz İşçi Partisinin buhranı...

Yasan: Cihat Baban

7 Ekim 1950 tarihli Son Saat'ten:

2 Kasımda Margate'de İngiliz îşçi Par­tisinin ıbüyük kongresi toplandı ve bu kongre, İngiltere politikasının dönüm nokralarından, biri olacaktır. Görünüşe göre kongre İngiliz politikası üzerinde olduğu kadar, İşçi Partisinin mukadde­ratı üzerinde de kuvvetli ibir rol oyna­yacaktır. Bir kere, İngiliz İşçi Partisi, dış görünüşündeki salâbete rağmen, pek o kadar sağlam ibir manzara arzetmi-yor. İngiliz îşçi Partisinin, sol kanadı, ki onun başında, Ön plâna geçmek için, can aitsü Mlısiter Revan vardır. Merkezle yani Morriison, Attle, kanadı ile hem fikir değildir. Bevan ve arkadaşlarına na-zaran, ıböyle bir ekseriyetle, hükümeti tutmak İşçi partisi için doğru değildir,

ekseriyetin yalnız altı kişiye inhisar et­mesi, işçi partisinin, kendi program ve prensiplerinden bir takım, fedakârlıklar yapmasını İcap ve intaç etmektedir. Bu itilbarla, tekrar seçimlere gitmek, ve ibu suretle, ya kuvvetli bir ekseriyetle iş ■başına geçmek, yakut da muhalefette (kalmak durumunu tercih etmelidir. Bevten Sağlık Bakanıdır. 'Hükümetin içinde gizliden, gizliye Bevan ile Morri-son arasında sert bir mücadelenin cere­yan ettiği de gizi ekmemektedir. Her ne ■kadar, hükümet, çelik sanayiinin devlet­leştirilmesi için, 18 Eylülde parlâmento­da, büyük bit müzakere .açmağa ve hat­tâ ekaliyette kalmayı dahi 'göze alarak, Bevan'ın sol ikanadını memmuın etmek is­temişse de, kazandığı zafere rağmen onları yine tatmin edebilmiş değildir. Kalbine çelik ve demir buhranını atlat­tıktan sonıra dahi, ibir takım zorluklarla karşılaşmıştır. Evvelâ, kendi hizmetle­rini, hükümetin, emrine tahsis edecek­lerini bildiren bir Hatama sanayiciler, ve mütehassıs kimseler, Meclisteki kararın siyasi mahiyetini, yaaai, işçilerin bu işi,

sol kanadı tatmin için yaptıklarını öğre­nince derhal hükümete sırtlarını çevir­mişler, ve 'vazifelerinden istifa etmişler­dir. Mütehassıs elemanlar kendilerine verilecek (vazifeyi kabul etmiyeceklerini resmen hükümete bildirmişlerdir. O ka­dar ki hüiküm-et âzasından Mister Strauss Mecliste, bu kimselerin açıkça aleyhinde bulunmuş ve bunların, parlâ­mento kararlarını baltaladıklarını söy­leyerek, onları ileri derecede vatansız­lıkla itham etmek dahi istemiştir. Bu -manzaraya göre şitmdi, İngilterede, iş­çilerin değil, sermayedarların, grev yap­maları, ve pasif bir mukavemet göster­meleri mevzuubahistir, İngilterede me­lon şapkalı grevciler, günün mizah inev-zularımd'andır.

Muhafazakârıair, deıvletleş&n çelik re demir sanayiinde vazife ikabul eden ida­recileri;, ingi'Yız sr'usıyliınîM. ıQuıislilnjglHer) olarak vasıflandırıyorlar. Mösyö Chur-ohill yeni bir seçim ile iktidara geldik­leri takdi'nde, İşçi Partisinin yaptığı bü­tün değşiklikleri benimseyeceğini vaad-e'ttiği halde, çelik sanayiinin nasyonalize edilmesi kararını kaldıracağını açıkça söylemiştir.

Ingilteredeki çekişmeler ve mücadeleler bu safhada iken, müfrit sol kanadı tem­sil eden Bevan ve arkadaşları, yeni si­lâhlanma teşebbüsleri karşısında, gelir­lerden ve kârlardan daha yüksek vergi alınmasını teklif etmekte ve bunun için israr etmektedirler. Halbuki, böyle bir karar, Muhafazakârların İşçilere karşı takındıkları durumu daha şi'ddetlendir-■meğe yarayacaktır. Bevan'a göre, İşçi Partisi, artık burjuvalaşmağa başlamış­tır. Yeni seçim yapıldığı takdirde, İşçi Partisi ya kazanacak, yahut kaybede­cektir. Kazanırsa, mutediller yani Attlee'ler, Morrisonlar, idarei .maslahatçı bir politikanın mazeretini kaybedecek­lerdir. Muhalefete düşerlerse, onlar göz­den düşecekler, ve Bevan ön plâna fır­layacaktır.

Fransa - Amerika görüşmeleri..

Yasan : Ömer Sami Coşar

14 Ekim 1950 tarihli Cumhulriyeü-

üen :,

Sovyetlerin Kore'de tecavüze girişmele­rini mütaakıp Birleşik Amerika Hükü­meti, Atlantik Paktına üye olan memle­ketlerin, silahlanma işlerine hız verme­lerini ve askerî potansiyeli erini artırma­larını talep ediyor ve bunım üzerine de bu üye memleketler ek savunma prog­ramları tanzim ediyorlardı. Birleşik A-merika bu savununa programlarının sü­ratle tatbik edilmesi için yardım vaadin­de de bulunmuştu. Uye memleketlerden Fransa tarafından hazırlanan askerî pro­gramın karşıtlığı .2000 milyar frank olâ-rafk tesbit edilmişti. Bununla Fransa 20 tümen teçhiz edecek, 30.CÛ0 tonluk hava ve 300.000 tonluk da deniz donanması hazırlayacaktı.

Esasen seçimler .arifesinde fbulunan ve siyasi istikrarını güçlükle muhafaza ede­bilen Fransız [hükümetinin harpten kal­ma yaralarını tedavi ile meşgul iken bu programı tatbik mevkiine koyması hem foütçecle açık verebilecek ve hem de bir enflâsyon tehlikesi yaratabileoekti. Fransız resmî çevreleri, komünistler ya­vaş yavaş itibardan düşmekte İken (böy­le bir ımalî huzursuzluğun arucak onların ekmeğine yağ" sürebileceğini belirtmek­ten hiç bir vakit kaçınmamışlardı. Bu sebeple de bu askerî programın Fransa'­ya mümıkün blldugu kadar az bir yük ol­masını ve daha çok Amerikan yardımı ile tamamlanmasına temine çalışmıslar­dır.

îki gündenberi Washington'da cereyan etmekte olan Fransız - Amerikan görüş­melerinin de asıl hedefi Ibudür. Bu gö­rüşmelere bir taraftan Savunma Bakan­ları, diğer taraftan da Maliye Bakanla­rı iştirak etmektedirler. Fakat Fransız halk efkârının Savunma Bakanı Jules Moches'un temaslarından ziyade Maliye

Bakanı Petdh'in elde edeceği neticeleri büyük bir hassasiyetle beklediği muhak­kaktır.]

Çünıkü bu neticeler yeni askerî progra­mın Fransız mükelleflerine ne nispet dâ­hilinde yük olacağını katî bir şekilde ortaya koyacaktır.

Şimdi Washington'd a Fransız Maliye Bakanı Petch'in Amerikalı 'meslektaşı ■Synder'e Fransa'nın, böyle Ibir silâhlan­manın intaç edebileceği malî yküe ta­hammül eıdemiyeceğini ispata çalıştığı muhakikaktır. Fransız Maliye Bakanı, girişmiş olduğu bu «mücadeleden» mu­vaffakiyetle sıyrıldığı takdirde Fransa'­nın malî ve iktisadî muvazenesini bozul­maktan kurtarmış ve aynı zamanda da askeırî kalkınmayı sağlamış olacaktır. 'Bunun için de Paris resmî çevreleri, Waıshingtcra müzaJkerelerini büyük -bir dikkatle takip etmektedirler. Fakat son toiırkaç gün içinde Himdl - Çini­deki durumun Fransa aleyhinde ibirden 'bozulması ve komünistlerin seri ilerle­melere girişmeleri Maliye Bakanı Petch-in Washıinjgton'da muhtemelen elde ede­ceği kazançlardan Fransa'nın tam mâ-nasîyle fayda temin etmesine imkan bı-rakmıyacaktır. Çünkü Fransa ibugün TTJKdü - Ç.:m'ye sürfile yardım etmekle mükeılleftir ve bunu Amerikan- yardımı gelinceye kadar yalnız başına yapmak, mecburiyetindedir. Beklenen Amerikan yardımının ise, Pasifiğin ortasında ya­pılmakta olan Truman - Mac Arthur konferansını mütaakıp katî bir şekil ala­cağı ve Güneydoğu Asya'nın savunması dâhilinde Hindi Çinî'ye mühim bir yer ayrılacağı küvetle muhtemeldir.

Fransa İsrar ediyor...

8 Ekim 1950 tarihli Zafer:den:

Fransız kabinesi, dün, Pleven'in başkan­lığında önemli bir toplantı yaparak, si­lâhlanma meselesinde Nevyork'ta nasıl bir hareket tarzı takibedileceğini katı surette tâyin etmiştir.

image007.gif8 Ekim 1950

— Roma :

Faşist rejimine mensup 9 eski İtalyan ■diplomatı 6 seneden, fazla (bir zamandan (beri enterne 'edilmiş ibulunduklan Rüs-ya'ıdan Röına'ya dönmüşlerdir. Mevzuu-Ibahds 'diplomatlar, Rusların kendilerini, îtaılyan.makamlarına teslim etmeden ev­vel renklerinin sarılığını gidermek için .güneş ıbanyosu aümağ'a icibar ettiklerini ıbeyan etmişlerdir.

25 Kikim 1950

— Roma.:

Saatlerce süren şiddetli Ibir fırtına, Do­ğu .Sicilya'da îbüyük. hasarlara seîbebi-yet vermiştir.]

Porto Bmpeıdocle'da şehir sular altımda ıkal'mıştır. Birçok yerlerde vuıkua gelen toprak kaymaları neticesinde yollar ve demiryolları inkıtaa uğramıştır. Bir köprü yıkılmış ve yüksek tevettür hat­ları hasara uğradığından Ibirçok Miçük şehirler saatlerce karanlıkta kalmıştı-r.

20 Ekim 1950

Belçika'da, muhtelif Ibölgel'er sıkı 'bir ne­zarete ıtaM tutulmaiktaidır. Resmî çev­relerden her îıangi bir izahaitverilme-

miş se de, Komünist muihüitlierlincle mü­sadereler yapılmıştır. Jandarmalar yol­ları sıkı toir nezarete tatoi tutmaikta ve nakil vasıtaları koBdüktörlerinin ev­rakını UıtimaımAa tetkiketm;e!k,tedtrler.

5 Ekim 1950

— Londra :

Macaristan'dan alınan, iıalbenlere gör-e, Macar HüıkiimetL halikın Ehtiyaçla-rını karşilamalk için hemen hemen bütün gıda maddelerini vesikaya taibi tutmak­tadır. Bu kıltliik bir müddetten beri Ma­caristan'da hüküm sürmektedir. Filha-ıMka son zamanlara Ucada!" açlık yüzü görmemiş olan. Macaristan, İhalen ke­men hemen, hiıç iaşe kaynağı ibuiunrmı-yan bir ımemıleket haline gelmiştir.

Bu 'kıtlığın 'asıl sebebi, biir çok gıda maddelerinin Moskova'ya gönderilme­sidir. Hükümete gelince o dıa memleke­tin ihtiıyaçlarını hiç aazarı itilbare almaman'.

Londra'daiki siyasi yakarlara göre, bu gıda maddeleri Moskova'ya, vardıktan sonra Doğu Almanya'ya gönjderilimekte­dir. Zira Komünistl-er -böylece ıbir iîcaç haftasonra yapılacak oüan seçimlerde

'ahaliyi toendi taraflanna ikazanmaik üıma'dindedirler. Yasarlar mahsûlün i>u ısene diğer senelere nazaran ıdahja fena olması ihtiımaîüıi varit görm^tedirler. Bu durum idolaıyıslyle Macar Hükümeti 'iyi mahsul alıncaya kadar h!iç toir şey ihraç etmemesi .gerektiğini idrak ötmak zorundadır.

Diğer taraftan Macar komünistleri bü­tün mahsulün ihraç edildiğimi gizlemek liçirn fenıa mahsul idrak edilmesinden mütevellit imesullyeti «demokrasi 'aleyh­tarı» unsurlara yükletmektedir! er. Bu 'iddialarını teyijJt 'eltmek i-çin de ibir sürü insanı muhakeme etmektedirler. Bu in­sanlar gayet ağır cezalara çarpItırıTmak­ta ve bazıları da meçhul semtlere sü­rülmektedir. Ahali böylece iki ateş ara­sında bulunımaiktadır

1 — Açlıktan öl­mek,

2 — BüMiımet tarafmdatn verilen cüz'i tayınla ilktifa etmeyip başka yoîlarla gıda tendin «itmek ve bunun İçin de mahkûmiyeti göze almak.

21 Ekim 1950

— Londra :

Londra'ma yetkili -mahfillerinde beyan edildiğine .göre, Sofya Hükümetinin 250,000 Bulgaristanlı Türkü, zaruri eş­yalarını dahi beraberlerinde götürmele­rine müsaade etmeksizin tehcire teşeb­büsü karşısında Türkiye'nin takındığı azimli ve makûl hareket, son alman ha­berlere nazaran, Bulgar Hükümetini bu harekete devamdan önce düşünmeye sev-ketmiş görünmektedir. Filhakika Türk azınlığı Üzerinde Bulgarların yaptıkları tazyikin gevşediği öğrenilmektedir. Bu­nunla (beraber, burada hakim olan ka­naate göre, Sofya Hükümetinin hareke-tindeki bu değişikliğin, Bulgaristan'ı Türkiye ile imzaladığı andlaşmaıya ria­yete isevikedeeek yeni bir siyaset kabul edileceğine dair bir emmare olup olma­dığını söylemek İçin vakit henüz pek erkendir.

— Ankara :

Sofya Radyosunun bu sabahki neşriya­tında bildirdiğine göre, Bulgar Dışişleri Bakan Yardımcısı Jivkov Sofya'dakl Türk maslahatgüzarına yeni bir nota tevdi etmiştir.

Bu notada «Türk Hükümetinin keyfî bir kararla hududu kapaması üzerine Tür­kiye'de 131 açık Bulgar yük vagonu kal­mış olduğu» bildirilmekte ve «bunların iade edilmemesinin Bulgaristan'ın ikti­sadi bünyesinde bir takım zararlara sebebiyet verdiği» kaydedilmektedir. Bulgar notası, «Türk Hükümetinin bu vagonları iade etmemesinin devletler­arası (hukuk kaidelerine aykırı olduğu­na» işaretle bu vaziyeti protesto etmek­te, vagonların derhal iadesini istemekte ve ayrıca zarar ve ziyan da talep et­mektedir.

2 Ekim 1950

Daily Telegrapüı Gazetesi Viyama onu-hakirinin bildirdiğine gove Yugoslavya Hükümeti haftalardanberi siyasî bakım­dan şüpheli, kimseleri kütle halinde hu­dut hıarici etmeğe başlaanıştır.Yugosl'av-ya'mn iç cephesini feorumalfe iç/in alı­nan emniyet'çerçevesi dâhilinde'icra Tito müşkül durumda...

Yasan :MücahitTopalak

6 Ekim 1950 tarihli Zafer'den

Ktom'inform Siki yıl evvel llito'yu aforoz edip Yugoslavya'nın Sovyet Tîusya ile ve p'eykieriyl'e alâikiaeı kesildiği >gün-denberü, bütün dünya heyecanlı bir sirk numaram seyreder gilbi, Kremlin'in Belgraid'ı ^ezeceği günü toeklemiye foaşla-mıştı. 'Bu ıni'ühleti Ibir kaç hafta kadar hıesaplıyaiilar bile vardı. Fakat aradan iki yıl geçtiği h'alüe Tito, Moskova'ya hâlâ «Hayır» diyebiliyor.

Yugoslav diktatörünün, dstiMâ'lini (mu­hafaza hususumda, [büyük, bir tasfiye yaptığa ve Stalinci yaihut komiinifonmcu ■kamünüsıtlerin hepsini ibertanaf etltiğt muhakkaktır. Tito'mm, 'bu işi 'başarmak için aynen Sovyet gizli polis'tae îbenziyen tfrir îteŞikSılât ikurtmuş olduğu söylenmek­tedir. Bu suretle Tito'yu içerden devir-Tniiıye teşebbüs edebileoelk unsuırlıarjn hepsi yo!k 'edilmiş veya sindirilmiştir.

Bununla lb!eraber, her hangi bir blaka/ dâhil oHmak iistemiyen, «ve ne. Sovyet ordularının taayikina ne de dolara haş egmeik» niyetimde olmiyam böyle fljir devletin dsıtüsnai durumu, daüilî 'hayatta ge^niş 'akikler yaraitmaktan hali Ekaılma-rmıötır. Bir çok müşahitlerin iddiıasma göre, Yni'g'oslavj'-a'cla hayat iseviyesi hat­tâ en faikür peyk ımemleteötteki seVlye-den de düşüktür. RıejitrLin zayıf noktası budur. Zira, Yugoslavya vaktiyle Sov­yet Rusya'ya ctolâr mukabili maMne ıs­marlamış ve Ibu maikinelerli .peşm öde-imfflşltâ. Tiıto, 'Icdminforma meydan oku­yunca, Kus ^dareciî'eri ne makineleri vermişler, ne de parayı iade eltımişler-dir.

Bu vaziyet dâhlllradıe gittikçe vehamet keısb-eden iktisadi duruim, Tüto'yu itha­lât - âıhraoat banteasina müracaata sev-ikötmiş, ılâkin buradan teımin edilen yar­dım da kâfi 'gelmemiştir.

Dün gelen bir ıaj;ane haberinde Tüto'nun bu feere Milleltlerarası Para Fonundan 10 milyon dölâr istödıiği, layrıca İÜhraoat

ithal'ât ıbankıasına da, teterar müracaat ötitigi idi. Aynı habere 'gö­re, (bu yıl Yugoslavya'da, [kuraklıkyü­zündeneütünJin yiüMeleililisdyanmıştır.Bu ağır duruimun Yugoslavılîüikümeıtimn (kuvvetle ıbağlandığı tarafsııalik si­yasetini gayri [kabili tatbik Ibir hale ge­tireceği şüphesdzdlr. Nitefkiım, son gün­lerde, Yuıgoslavya crhetinden iktisadi ta­leplerin birlikte, OBaitı siyasetinedoğru Mr kayma da m'üşahede.edilmiştiir. Me­selâ bugüne kaldar, kom'infonml'aolan dargınlığına rağmen, her dâvada daima Halkçı Cumhuriyetler lelhindıe rey veren veya hiıç oknazsa imüstenikif kalan Yu­goslavya; son Kore hâdisesindelaçıkça Batılıları tutmuş ve DüŞişleri Batkanliarı Kardelj, Kuaey ıKore tecavüzünü >en ağır tâbıirlerle takbih, ve telan .dtunûŞiMr. Buna muvazi oliarak, ilki aya yakın foir zaımiandanlberi îbir çokînigilUzsiyaset adaımılaraımBeHgrat'ıziyaretigözse çarpmaktadır. Ernest Davieıs'in .Belgrat Atma arasında mütaadditseyahaltlerinden sonra, JMoel Baker, îraıgifeîişçi Partisi Başkanı SamWatson,Genel 'Sekreter 'Philips Morgan'da,Yugoslav­ ya'yı ziyaret etmişi erdir. Gelen bu zi­yaretçilerin Jhemen hepsinin ingiliz îşçi
Partisieııkânından olmaları, ÜJnıgiliterenin Tito Partisini ıbirSosyalistParti
halinde Balkanlarda yaşatmakistediği yolunda şayialara ' 2'bep olmuştur.

3 Ekim 1950

—' Tahran :

Horasan aile Doğu kısmının Mr zelzele neticesi harap olduğu resmen bildirdl-miş. Bu semenin biaşındanlberi bu bölge­de vukuıbulan bu. üçüncü zelzele sonun­da yedi kişi ölmüş, kırk kişi yaralan­mıştır.

7 Ekim 1950

— Tahran :

Ayan MecliS'inin ikinci oturumunun fou sabah Ibüyük merasimle açan Mufoam-med Rıza Şah Pehlevi «Allattı faizi harp­ten konusun» detm'iştir. önde ve arkada mızraklı süvari (birliği .ve atılı yaverlerle başkentin sokakla'Undan. alkışlar arasın­da geçen .Şah. Ayan Mecûdsi Başkanlık Divanı, [Hükümet erkânı., yüksek sivil ve askerî şahsiyetler tarafından kârşı-# tanımıştır. Dış ive Sıç p'Oİitik'a hakkındaRızaŞah Pehle^vi şunları söylemiştir : Yalbancı'memleketlerleticari miünasebetleirimizi gleüt^tiDeceğâE: ve 'Grünıey pet­rolleri meselesini hallödecegi'z. Dış poli­tikamız daiima 'Birleşmiş Müıllet'ler pren­siplerine dayaTLm'aktadır. tç politıilkaya gelniee, ım'evcut Seçiım Ka­nununu ıslâh edeceğiz, toütün omızı gel'iştireöeğ'ilz ve sosyal î-an

— Tahran :

Bugün öğrenildiğine göre, yedi (hlaıffca-danberi cereyan 'eden gizli görüşmeler netioeısl olarak pek yakında îranla Rus­ya arasımda foir Ticaret Anitlaşniaısı iım-zalanaoaıMır.

Umumiyetle iyd haıber alan kaynaiklara göre, ticaret hacmi ve fiyatTar lıulsus'-n-

da mıutalbıik toaüjaaı hıer iiki taraf Taiır an evtvel ticari münasebetlerin kurulması 'arzusunu izhar 'etmiştir. Öte yandan İran'a tnen yolu oüegönde­rilen şekerlerin ilk partisi ge'lmiş ve boşaltıma laımeliyeısine lbaşlıawmiştır. Rus müzakereöilıeri, ihracat ımaıllairmm hududun muaıyyen dört noktasından it-îıal edil-m'esi hakkında îran Başbakanı­nın ileri sürdüğıü telklifi kab'Uİ ıeltm ş1 erdir.

öte yanldan tran ikinci dünya harlbindentoeri Moskoıva Devlet Banikaısmda .bulunıan îran aTStm ve dolarları meisele-isüni ele alacak karma biır komisyon kn-ru'lması 'teklifini kaıbul eltmiştir.

9 Ekim 1950

— Tahran :

3O/9./'1950 tarihinde açılan ve 11 möm-leke't mümessillerinin iş'tiraık öttiği (Müs­lüman iMeirnlek etleri 2 noi îkitiısadi Kon­feransı, bir hatftaidanberi yapılan miü-zakebelerden sonra komisyon tarafın­dan hazırlamam, raporcun! (müzakeres'in-e 'başlanmıştıı'.

Türk Delegesi Müımitaz KJavalcioğlu'mun Sanayi Koımisyonu rapıoru ımünaselbe-tiyle ve Lübnan. Heyeti Başkanı Dr. 'Se­lim Haydar'ın da ımemlsketiyle îran aıraısmdaki ticaret şartlarına dair ımüda-fhaleleırinden sonra Afganıistan: Delegesi îlâlkir Muhammed Bahtiyar! Han, îran ille Afganistan iarasında iki 'taraflı bir :fâcaret anlaşması için yapılan imüızaike-ler hakkında Asaimlb'le'ye imaıl-üımat ver-imi'şltir. Konferans n-eticesiinde foüüün iMüs'lüim'an tm.emle'ketlerindeki bütün iıktisatâi ve sosyal haberleri toplamakla vazifeli bir «îslâm îstatiiıstikleri Enstitüsü» k.urul-malsı 'muhtemeldir.

10 Ekim 1950

—Londra :

Iran Başjbaikanı .Razmara, bugün Parlâ­mentoda verdiği beyanatta, «Aimerjlkaiı împort Export Bankası İran'a yollannı ve tarımını ıslâh etmesi için 20.000.000 dolar borç vereceğini söylemiştir.

Başbakanın ilâve ettiğ-ine göre, Sovyet Hükümeti ile yapılan ticaret görüşmele­ri tatmin edici surette devanı etmekte­dir.

12 Ekim 1950

—Tahran :

İslâm Memleketleri İktisat Konferansı Üçüncü 'Genel Kurul toplantısında, ti­caret, plânüaştırma, lükitdisat enstitüsü, ziraaJt, sınai ve tekniik kalkınma ve çalışma komisyonlarının (bütün raporla­rını oybirliği ile kabul etmiştir. Konfe­rans böylece çalışmalarını -bitirmiş ve programlını g-erçekleşUrmiş bulunmak­tadır. Delegelerin imaimle-ketlerine hare­ketine îkadar, kalan üç gün, sanayi tesislerinde ziyaretlerin -kabulüne hıas-redilecektir,

İslâm .memleketleri arasındaki, döviz güçlüklerinin, ya İslâm memleketlerinin iştiraki fite meydana getirilecek bir ban­kanın kurulması veya. bir kliring1 ve kambiyo merkezinim tesisi ile halledil­mesini, İslâm memleketlerindeki tica­ret odalarını içine alan. 'bir federasyo­nun kurulmasını, İslâm memleketleri arasında ihracat vergilerinin mümkün mertebe ortadan kaldırılmasını, güzel sanatların hoımaye edilmesini ve üçay

içinde ter ticaret konferansının toplan­tıya çağrılmasını derpiş eden tiearet komisyonunun raporu üzerindeki görüş-

"bir çak füMr ihti'lâflarma yol aç­mışsa da, bu ihtilâflar Pakistan Maliye Bakanı ve Konferans Başkanı Gulam Muhammed tarafEiıdari maharetle halle-

İran Murahhas Heyeti Başkanı Askar Hek'nrat üçe karşı sekiz oyla bu rapor­da şu tadilâtın yapılmasını kabul ettir-

«İslâm memleketleri aralarında, sanat eşyası nakli hususunda bütün tahdit­ler1! kaldırmayı taahhüt ederler.»

Bu, (konfreransm kaibul ettiği yegâne tadil teklifidir. Lübnan Murahhsas He­yeti Başkanı Dr. Salim Hayda-r'm sun­duğu tadil teklifi ise reddedilmiştir.

inan ve Suriye mevzuatında Lübnan mahsullerinin ithaline ve Lübfflan''lı ta­cirlerin serbestçe faaliyette bulunma­sına mâni teşkil öden tahditlere imâda bulunan Lübnan İslâm mem­leketlerinin, kendi aralarında ticaretin serbestçe icrasına imâm teşkil eder ma­hiyette bütün hükümleri mevzuatların­dan çıkartmaları gerektiği» fikrini ileri sürmüştür. Suriye Delegesi ise, «Lüb­nan meyve ihracatının her yerde kabul edilemiyeceğlU'e» işaret etmiştir. Konferans Başkanının müdahalesinden sonra, Dr. Salim Haıydar tadil teklifini geri almış, böylece bu raporun da oy­birliği 'ile kaibuliürM; imkân hasıl ol-, 'muştur.

29 Ekim 1950

— Tahran :

İran tariıhinde ilk defa olarak Neg-üs'ün fevkalâde 'murahhası geçen sene İran Büyükelçisinin -Ajdis Abbeba'ya yaptığı ziyareti Şaha iade etmek üzere Tahra-n'a gelmiştir. '

Tokyo :

Tınmanın, hafta sonunda Mac Arthuh'la P,asifikte buluşmak yolunda verdiği ka­rar Tokyoda büyük -Mr .hayret usandır­mıştır. iSanıldığına göre, General Mac Arthur'e yakın çevreler !bu JıaJberi bek­lemiyorlardı ve şimdiye Ikadar resmi mahfiller hiçbir tefsirde bulunmamış­lardı.

Çeşitli meselelerle meşgul olmak ve Uzak Doğuya ait meselelere hal çare­leri (bulmak zarureti gözönünde tutula­cak olursa ve generalin rgörüşlerinin Trumanımkilerle bizzarure (tevafuk et­mediği düşünülecek olursa, Birleşik Amerika Başkanının kararının yayın­lanmasından husule gelen hayretin bi-'zatihi Truman-IMac Arthur mülakatın­dan ileri gelmediği anlaşılıyor. Bu hay­ret daha ziyade son günlerde Formoza hakkında .rrailnariplere mesajını sansür ederek Mac Arthur'ü takbih etmiş olan Trumaniin bizızat ibu mülakatı talep et-ımesinden ileri (gelmektedir. öte yandan, bilindiği 'gibi Truman, İkinci Cihan Harfoin'den sonra birçok defalar Mac Arthurü Amerikaya dön­meye davet etsmiş, General de fazla (meş­gul olduğunu ileri sürerek fou daveti reddetmiştir. Tokyo'daki müşahitler, Truman ve iMac Artîhur tarafından in­celenecek meselelere ait aşağıdaki1 »lis­teyi vermektedirler:

— Korenin (tevhidi

— Kuzey Korenin Birleşmiş Milletler kuvvetleri tarafından muvakkaten işgali ve 7 Amerikan tümeninin mukadderatı

— Japon barış andlaşması

— Formoza meselesi

— UzakDoğuda-umuımidurum ve Birleşik Amerika ile Birleşmiş Milletlerin aökerîgayretlerineyeniden başla­mak mecburiyeti ihtimali.

12 Ekim1950

— WashİBgtton :

Başkan Truman Çarşamba günü öğle­den sonra «îndependence» isimli özel uçağı ile General Maıc Arthurle Ibuluş-mak üzere Washiüg1xm'dan 'hareket et-raiş ve seyahatinin ilk merhalesini teş­kil eden' Missori eyaletinde St. Louis Şehrine varmıştır.,

Dışişleri Bakanı Dean Acheson hava alanında1 'Başkana iyi yolculuklar temen­ni etmiştir.

—Saİnt Louis :

Truman - Mac Arthur mülakatının nere-'de yapılacağına dair 'henüz kati Ibir ma­lûmat elde etmek mümkün olmamışsa da (Başkana yakın çevrelerden 'bildiril­diğine göre ibu karşılaşmaya Honolukr-dan pek uzak olmayan küçük [bir ada­da cereyan edecektir. Filhakika Kalifornia petrolleri âlemin­de büyük ıbir şahsiyet olan ve Truman'm şahsi dostu bulunan Edward Pauley'in îıareketin'den evvel Washington Hava Meydanında başkanla konuşması ve kendisinin ,Sandiviç Takım Adalarına dâhi': bir adaya sahip ibul.im.masi ibu tah­mini takviye eder 'mahiyettedir. (Sanıldığına g'öre ymyüze yapacakları bu ilk karşılaşmada Truman ve General Mac Arthur, iBirleşmiş iMilletıl&r kuv­vetlerinin IKİoredeki hareketlerinin nihai safhasını ıgözden 'geçirmekle iktifa et­meyip Uzak (Doğuyu alâkadar eden bü­tün meseleleri inceliyeceM'er, Amerika­nın Asyada kati olarak tesbit edilmiş siyaseti hakkında karar vereceklerdir. Trumanm, Amerika dönüşünde .San Franei&co'da 17 lEkimde dilş siyaseıt hak­kında söyliyeceği nutukta 'bunun etra­fında izahat vermesi beklenmektedir, iki uçak Truman .Heyetini buluşma ma­halline götürmektedir. Birincisinde Baş­kanla beraber yaveri ıGeneral Vanigham, özel doktoru (General VVallace Graîıam, Başkanlık Basın Sekreteri Oharles Ross ve Trumanın işahsi dostu ve Washington eski Valisi Wall 'Green bulunmaktadır. İkinci uçakta 56 gazeteci, Trumanın (Muhasfız Kıtasına ımensuıp Ibirçok ajan yer almaktadır.

Perşemtofi sabahı da General Omar Bradley, Ordu [Bakanı Frank rPace ve iBaşkanm özel Müşaviri Averell Harri-man ile Dışişleri Bakanlığından Dean RuBk ve Philip Jessup uçakla Washing-ton'dan hareket edeceklerdir.

13 Ekim 1950

— Waslıiıngton.':

Başkan Truman General Douıglas Mac Anthur'le görüşmek üzere bugün uçakla hareket etmiştir. Başkan Batıya doğru yoluna devam etmeden evvel bugün öğ­leden sonra JPearl Harbouru ziyaret et­mek niyetindedir. Truman Mac Arthurle muhtemel olarak Wake Adasında görüş­mek üzere bu gece Havai'den ayrıla­caktır.

Bu program takip edildiği takdirde, Truman Pazar günü Honolulu'ye gele­cek. Pazar günü ile Pazartesinin büyük bir kısmını IHavaide istirahat ve gez­mekle geçirdikten sonra San Fransis-co'ya dönecektir.

Havai Teşrii 'Meclisi Pazartesi günü Başkan Trumamn .bir hitabede buluna­cağını -ümit ederek toplantılarına devam etmeğe karar vermiştir.

14 Ekim 1950

—Honolulu ;

Başkan Truman ile General ÎMac Arthur, Wake Adasında görüşeceklerdir.

—HouoluHu :

Truman/ın Mac Arthur ile Wafke adasın­da görüşeceği tahakkuk e;tti. Dün aStşasn bunun resmen bildirilmesi kimsede hay­ret tHy&achrmadı. Mac Arthur Tokyo'dan hareket ederken gideceği yeri saklama-mıştı.

Birleşik Amerika Devletleri Başkanı, madununun ayağına gidiyor deneibilir. Fakat Birleşmiş Milletlerin Kore harbi­nin idaresiyle mükellef kıldığı Birleşik Amerika Uzak-Doğu Kuvvetleri Başko­mutanının, genel karargâhından uzun müddet uzalklaşamıyacağı gözönünde tu­tulmak lâzımıdır.

Wake adasında ehemmiyetli politik, ve stratejik [meseleler görüşülebileceğine şüphe yoktur. Truman'ın müşavirlerinin hepsi bu yakınlarda Uzak-Doğu'yu ziya­ret etmiş, Asya 'meselelerinde salâhiyet sahibi şu şahsiyetlerdir:

Truman'ın sağ; eli Avere-11 Harriman, dünyanın bu kısmını kaç kere mühim vazifelerle dolağmış olan Philipp Jesşup, Uzak Doğu meselelerinde Dışişleri Ba­lkan Yardımcısı Dean Rusk, Kore'deki demokratik kuvvetler çoğunluğunu teş­kil eden Amerikan ordusu mesulü Frank Pace.

îtimat 'edilir kaynaklara ıgöre bugüne kadar hiç karşılaşmamış olan iki şahsi­yet ilk önce şu iki esaslı meseleyi tetkik edecektir :

- Umumi (bir harbe yol açmadan Asya'daiki komünistler müessir şekilde na­sıl mağlûp edilebilir.

- Fbrmıoza için yeniibirrejim tesisi demek olacak olan Çin ile Ibarışçı müna­ sebetler nasıl kurulabilir ve Çinhindine karşı Amerikan siyasetinin tarifi. Pekinhükümetinintanınmasıihtimali muhakkak .ki halli en çetin noktalardan biridir. Mac Arithur bugüne kadar Iviao
Çe Tumg rejimiyle her türlü münasebe­te kesin olarak muhalifti, 'buna anukabilWashington Hükümeti ıbu rejimin tanınmasına kaçınılmaz telâkkietmeğe meyyaldi. Bazı haberlere göre General
Mac Anbhur, Formoza hususundaki gö­rüşlerini son zamanlarda tadil etmiştir. Fakat Generalin Birleşmiş Milletler kad­rosuiçimdemüzakereyiderpişehazırolup olmadığını ve daha geçenlerde bir
dosttuk ziyaretinde bulunduğu Çan Kay ıŞek'in sıon barınağı olan Ibu adada mil­ letlerarası vesayet kurulması prensipini kabul eidlp etmediğini anlamak kalıyor. Çin Himdistanına gelince, Amerikan yar-
dumraiın büyük mikyasta artması ümidi pek azdır, meğer ki Jul Moch ile Maurice
Petsche'in Washington'daki görüşmeleri
durumu değiştirsin.

Mac Anthur'a yakm çevreler müstesna, Truman'a yakın çevrelerde Çin Hindi de Fransa'nın iç meselesi sayılmakta israr ediliyor ve Amerikan kuvvetlerinin işti­raki .tasavvur dahi edilmiyor. Doğru olup olmadıklarını anlamak im-kânsız söylentilere göre de Truman île Mac Artlhur ortaya atılan >ve birkaç ay önoe çalbucak vazgeçilen Pasifik Paktı tasarısını da görüşeceklerdir.

— Honolulu :l

General Mac Arthur, Başkan Truman ile görüşmek üzere bugün Türkiye saa­tiyle S de Wake adasına gelmiştir.

15 Elditm 1950

—ı Wake adası :

Başkan Truman, îndepence uçağının Cu­martesi sabahı mahallî saat 6.30 da var­dığı Wake adası hava meydanında, ken­disinikarşılamağagelen General MacÂrfchur'ü şu kelimelerde selâmlamıştır: «Nasılsınız General? Sizi 'burada gördü­ğüme memnun oldum» Bu tarihî mülakattan pek fazla heyeca­nadüşmüşgörünmeyenGeneralMac Artüıur,ya;kası açılt haki . gömleğinin içinde 70 yaşma göre şayanı (hayret genç birtavırla, s&IsÜei meratipitibariyle kendisinin nıafievM olan Başkana baka­rak, uzattığı eli sıkmıştır. Gri renkte bir kostüm giymiş olan Aive- -reli Harriman Generalin yanında duru­yordu. Generaıl ÛBradley ise askerî üni­forma ile 'biraz .geride, gazete ve fotoğ­rafçılarigrupu, yanında bu.mülakatta ihazır bulunlmalkta idi.

Selâmlar teati olunur olunmaz, Başkan Truman'la General Mac ArtJhıır, Cinev-rolet markalı eski siyah ıbir otomobile binerek Amıeriıka'nm Asya'daki siyaseti­nin taayyün edeceği müzakerelerine baş­lamışlarıdır.

Bu mzakerelerin 5 saatten fazla sürece­ği sanıLmamaktadır.

Müzakerelerim sonunu bekleyen gazete­ciler, üzerinde ne çiçek ne de ot görül­meyen sadece neibat namıma ışuraya bu­raya yayrkmş bazı çahlıliklar (buluman bu mercan adacığını tetkik etmektedirleır,

19 Ekim 1950

— Waıke adası :

Başkanın şbiraz istiraihat etmesi için Truman-iMac Arthur konferansına ma­hallî saat 8.20 de ara verilmiştir.

Truman, General Mac Arthur'le yaptığı mülakattan sonra Pazar günü mahallî saatle öğleyin Wake adasından' hareıket etmiştir.

—< Wafce adası :

Başkan Truırman Mac Arthur'le yaptığ; görüşme sonunda (basma verdiği kısa toe-yanatta önce VVashington'l'a >bu münze­vi adaciik arasındaki 13 bin kilometreyi kat etmesinin selbabini izah etmiştir. «ÛVIac Aı"tihur'ü lüzumundan fazla Kore iıarekât sahasından uzaklaştırmak iste-anedim.»

Başkan ıdaha sonra, neticesini 'Ço.k tat­minkâr îbulduğu fcu görüşaııe esniasında hüküm süren tam fcir .görüş birliğinden bahsetmiştir. Bununla beraber Başkanın

beyanatı ancak Kore mes el esinin tefer­ruatına telmihte /buîunınıaikta ve esasen 'görüşmenin de esas' 'gayesinin bu oldu­ğu roeii;rt^.miektedir.

Bu 'hususta Başkan, askerî harekâtın ki-sa bir hülâsasından sonra şu beyanatı vermiştir '

«'Bii'leş^miş Milletler umumi heytinin ka­rar sureanin ruıhuna uygun oiarafe. müm­kün olduğu kadar süratle !bu .böligede barışı sağlaıma'k için alınacak tedbirleri :ve iBiTİıeşmiş MMetleriîi verdiği vazife biter ibi'tmez silâihli küvetlerimizi Kore'­den geri çekımek hususlannı görüştlik.»

— Tokyo :

Wake adasında Başkan Truman'la Ge­neral Mac Arthtır arasında cereyan eden mülakatta Kore meseleleri /başlıca gö­rüşme .mevzuunu teşkil etmiştir.

Tokyo'ya ulaşan malûmata îbaMırsa Ge­neral, Başkana 'Korede'ki askerî durumu izah ettikten sonra her iki şaJhsiyet, Bir­leşmiş Milletler karar suretine uygun o-larak fcu Ibölgede biran evvel Ibarış ve ıglüvenliğin iadesi için- alınması gereken tedbirler etrafında görüşmüştür. Başkan Truman'm şu sözleri söylediği aynı malûmattan öğrenilmiştir : «Vaktimizin fbüyük kısmını, başlıca me­sele olan Kore'nin barışçı bir şekilde kaUkıntâıntaası işinin görüşülmicsine has­rettik,»

Yine Tokyo'ya ulaşan haberlere göre, [bilhassa siyasi meseleler müzakere edii-ımiş ve Tokyo'dalki diplomatik müşahit­lere bakılırsa bu meseleler nazik bir şe­kilde kendini göstermiştir. Bir'sieşmiş Milletlerin Kuzey Kore'de kar-şıilaşmakta oüdukları başlıca güçlükleri şu şekilde hulâsa etmek mümkündür : Bir yandan Birleşmiş Milletler Ko­misyonu ıgenei seçimlerin neticesine in-tizaren Kueey ISore'nin Syngman Rfh-ee Hükümeti otoritesime talbi kümm aması 'hususunda Wae!hiiııgton Hükümetinin görüşünü paylaşmaktadır, öte yandan [gymgmaaı Rlıee, hükümetinin ve Kore Cumhuriyetinin Birleşmiş Miletler tara­fından tanınmış (bir .müessese otduğuna göre Kuızey Kore üzerinde otoritesini da-(ha şimdiden kullanmak tasavvurundadır. Nitekim! ıSeoul Hülküme'ti memur'ıarı da­ha bugünden itibaren, Güney Kore kırvvetleri tarafından kurtarıian Kuzey Ko­re topraklarının idaresin.! ele almış bu­lunmaktadırlar. Böylelikle Kore toprak­larının idaresini <eie alınış (bulunmakta­dırlar. Böylelikle iSygman Rhee Birleş-itniş Milletleri bir emrivaki karşısında bırakmakta ve 'teşkilâtın kararını tanı­mamaktadır.

- BirleşmişMilletlerkararmagöre,Kore Komisyonu, Synsgman Rhee Hükü­metinin iştirakine- lüzum .görülmeksizinmuvakkaten KuzeyKore'yi idareede­cektir. Kamünist memurların yerlerinde
muhafazaetmeksizin fou işin nasıl ya­pılacağım kestirmek kaıbil değildir. Per­soneleksikliği ve Kore dilinin güçlüğü dolayısiyle Komisyon memleketi ancak bilâvasıta ve uzaktan uzağa idare ede­
bilecektir. - Hakikatte Kuzey Kore'de Birleşmiş Mileltlerin askerî toir Miıkfiimöti kurula­ cakveBirleşmişMilletlerkuvvetleri memleketi muvakkaten İşgal edecekler­dir.Bu askerî işgal General Mac Art-
hur'ünkomutasıaltında"bulunacaktır General MacArtihur'ün Truman'la bu­luşurken yanında sadece işgal rejimi al­tındakiJaponya'nın ibütün işlerine ba­kanGeneralWîıitney'inbulunuşubu keyfiyeti izah etmektedir, öyle ki, Ge­neral Whitney'in Kuzey Kore idaresine memur edilmesini ihtimal dâhilinde farzetmeık gerektir.

— Wake îsland:

Başkan Truman'm General Mac Arthur İle buluşmasından sonra yaptığı beyana­tın metni aşağıdadır: «General D-ouglas Mac Arthur ile kendi­sinden tam malûmat ve fikir almak için buluştum. Kendisini Kore'deki harekât sahasından lüzumundan fazla ayırmak istemediğimden Wake adasında onunla buluşmaya geldim. Konuşmalarımız çok tatminkâr olmuştur.

Aramızda tam bir görüş birliği bulun ması, vazifesi başına mümkün olduğu kadar çabuk dönmek isteyen General Mac Arthur'un fou isteğini yerine geti­rebilmek için, müzakerelerimizi çok ça-;buk bitirmeyi mümkün kıldı. Şüphesiz, General Mac Arthur'un şükranla işaret ettiği Washington ile harp sahası ara­sındaki tam işbirliği müzakereleri çok kolaylaştırmıştır.

General Mac Arthur ile hususi bir gö­rüşme yaptıktan sonra müşavirlerimizle birlikte müzakerelere başladık. Bu ko­nuşmalardan sonra yapılan teknik isti­şarelere şu şahıslar iştirak etmişlerdir: General Mac Arthur, Büyükelçi Muccio, Başkan Yardımcısı Averell Harriman, Ordu Bakanı Frank Pace, Genel Kurmay Başkanı General Oraar Bradley, Pasifik Donanması Başkomutanı Amiral Arthur W. Radford, Dışişleri Bakan Yardımcısı Dean Rusk ve Fevkalâde Büyükelçi Philip C. Jessup.

Evvelâ Kore meselesini görüştük. Ben General Mac Arthur'den askerî hususlar hakkında malûmat istedim. Komutası altındaki Birleşmiş Milletler kuvvetleri­nin yüksek cesaret ve kabiliyetleri hak­kında katî fikir edindim. General Birleş­miş Milletler Genel Kurulunun kararı gereğince bu bölgeye sulh ve sükûnu ge­tirmek ve buradaki Birleşmiş Milletler faaliyeti sona erer ermez silâhlı kuvvet­lerimizi çekebilmek için lüzumlu tedbir­leri izah etti.

Birleşmiş Milletlerin ele aldıkları Ko­re'nin imarı meselesine ve bunun Birle­şik Amerika tarafından sarfedilecek â-zami gayretle sağlanması imkânlarına da büyük bir zaman ayırdık. Birleşmiş Milletlerin uğrunda savaştığı barışçı ga­yelere varılmak isteniyorsa bu işin uy­gun bir şekilde başarılması icap eder. Müşterek askerî gayret neticesinde elde edilen muvaffakiyet maddî ve manevî kalkınma ile tamamlanmalıdır. Bu, esas itibariyle başkalarının Koreliler için ya­pabilecekleri şeyleri bizzat daha iyi ba­şarabilecek olan Korelilere sadece bir yardımdan ibarettir. Mamafih. Birleşmiş Milletler malzeme ve teknik bügi temin ederek ve mühim bir mesele olan eğitim sisteminin kalkındırılmasına çalışarak büyük yardımda bulunabilir. Bu arada, karışıklıklardan sonra sükû­nu temin etmek ve Kore halkının sulh içinde iyi bir hayat geçirmeleri ihtima­lini artırmak için, yapılan ve yapılmak­ta olan işlerden, ezcümle tnchon ile Su-won arasındaki ana demiryolunun, tn­chon çıkarmasından sonra 10 gün içinde, seyrüsefere açılmış bulunmasından, Pu­sandan Han nehrinin Batı sahiline giden demiryolunun süratle tamir edilerek 8 Ekimde ulaştırmayaaçılmış bulunmasmdan, şose ve köprülerin süratle tamir edilmesinden, Seoul'ün istirdadını müta-akıp 10 gün içinde şehre tekrar elektrik ve su temin edilmesinden bilhassa müte­hassis oldum.

General Mac Arthur bilhassa Büyükelçi Muccio'nun Kore'deki çalışmasını met-etmiştir.)

General Mac Arthur'den, yazdığı rapor­lardan muttali olduğum Japonya'nın is-. tikbali hakkındaki fikirlerini bir de ken­disinin anlatmasını istedim. Evvelce de "bildirildiği gibi, Japonya'nın hak ettiği sulh anlaşmasının ilk müzakerelerini yapmaktayız.

Bundan sonra General Mac Arthur'den Birleşmiş Milletlerin bütün Pasifikte milletlerarası sulh ve güvenliği kurması ve muhafaza etmesine birleşik devletle­rin en tesirli bir şekilde yardım etme siyasetini nasıl geliştireceğimiz hakkın­daki fikrini sordum.

Bütün bu meselelerde konuşmalarımız çok faydalı olmuştur. Birleşmiş milletler kuvvetlerinin Başkomutanı sıfatiyle va­zifesini eşsiz bir şekilde ifa eden büyük asker - devlet adamı ile bu meseleleri konuşmak fırsatını bulduğum için çok memnunun, önümüzdeki tehlikeleri ta-Tnamiyle müdrikiz ve sulha olan bağlılı­ğımız, Birleşmiş milletlerin diğer sulhse­ver üyeleri ile olan birliğimiz ve azim ve artan kuvvetimiz sayesinde bütün bu tehlikeleri yeneceğimize imanımız tam­dır.»

— Wake adası:

Başkan Truman General Mac Arthur ile ^buluşmasından istifade ederek kendisine Kore'deki Birleşmiş Milletler kuvvetleri liderliğindeki muvaffakiyetinden dolayı "bir «mümtaz hizmet madalyası» tevcih etmiştir. Madalyanın beratında Kore Cumhuriyetine karşı yapılan komünist istilâsının ilk safhalarında kendilerinden sayıca çok üstün düşmana karşı yapılan muannit müdafaadan bahsedilmekte ve yapılan Birleşmiş Milletler mukabil ta­arruzunun askerlik tarihinde eşi az bu­lunduğuna işaret edilmektedir.

Başkan, aynı zamanda General Mac Arthur ile birlikte Pasifik Konferansına gelen Kore Cumhuriyeti nezdindeki A-

merika Birleşik Devletleri Büyükelçisi John J. Muccio'ya da sivil liyakat ma­dalyası vermiştir.

16 Ekim 1950

— Sanfransisko:

Başkan Truman'm War Memorial Opera House'da söylediği nutkun metni: Wake adasından yeni avdet ettim. Ora­da General Mac Arthur'le çok memnuni­yet verici bir görüşmede bulundum. Bu seyahati ne için yaptığım hakkında bir çok faraziyelerin ileri sürüldüğünü tah­min ediyorum. Bunda hakikat halde hiç bir sır yoktur.

Wake adasına General Mac Arthur'le görüşmek için gittim. Uzakdoğu mese­leleri hakkında fevkalâde bir tecrübeye malik ve seferde bulunan bir kumandan­la şahsi surette yapılacak bir görüşme­nin yerini hiç bir şey tutamaz. Bu sa­yede içinde bulunduğumuz buhranlı za­manlarda güdecek olduğumuz hakikî si­yaseti kararlaştıratoilmemlz için en lü­zumlu malûmatı mahallinde elde edebil­mek mümkün olmuştur. Kore'de çok mühim harekâtı büyük bir başarı ile idare etmekte olan General Mac Arthur'ü bu yerden uzaklaştırma-mak için bizzat Wake adasına gittim. Şimdi orada hâdiseler süratle bir birini takip ediyor. İşte bu yüzden onu vazifesi başından uzun bir müddet uzaklaştır­mak istemedim.

Dünya sulhunu uzun müddet devam et­tirebilmek hususunda tam bir itimatla bu konferanstan avdet ettim. "VVake adasında Uzak Doğu vaziyetinden ve bunun dünya meseleleri ile yakın ir­tibatından bahsettik. Bütün Pasifik bölgesinde sulhu ve emni­yeti sağlamak ve geliştirmek için Birle­şik Amerika'nın Birleşmiş Milletlere müessir bir surette ne tarzda yardım edebileceği hakkında General Mac Art-hur'un fikirlerini sordum. Japonya meselesinden ve bu memleket ile yakında yapılacak bir barış antlaş­masından bahsettik. Gerek General Mac Arthur gerekse ben barışsever ve müref­feh bir Japonya'nın istikbalini itimatla karşılamaktayız.İMac Artihur (bana Kore Garibinden bah­setti ve 'komutası altında çarpışan ibütün.Birleşmiş Milletler küvetlerinin fevkalâ­de başarılarını anlaittı.'Bu kuvvetler Gü­ney Kore kuvevtleri ile birleşerek istilâ dalgasını geriye çevirdiler. Şimdi dünya­nın her yanındaki .hür milletlerden da­ha çok asker .gelmektedir. Bu kuvvet­lerin bütün Kore'de suüıü yeniden tesis edeceklerinden eminim. Biz Amerikalı­lar, "kendi askerlerimizin, havacılarımı­zın ve deniz piyadelerimizin fevkalâde taşanlarından tabii olarak çok [büyük bir gurur duyuyoruz. Birleşmiş Milletler küvetlerine tâyin edilecek ilk kuman­danın da bizden. isten.rn.ssi ibizim için ay­rı bir gurur vesilesi olmuştur. Bu işin tam adamına sahip oluşumuz dünya için büyük bir talih eseridir. Bu adam çok büyük 'bir asker, General (Mac Artîmr'-dür. Birleşmiş Milletlerin Kore'deki ha­rekâtı bütün .dünya halkı için çoik büyük ehemmiyeti haizdir. Sulhsever Birleşmiş İMilletler, dö'Vİüşmek sırası gelince, mil­letlerarası bir teşkilâtın -bayrağı altında tecavüzü önlemefc için silâhlarına sarıl­dılar. Bu bayrağın, Birleşmiş Milletler bayrağımın altında muvaffak oluyoraM Bu, dünyada kanun hâkimiyetini tesis için asırlardır devam eden mücadelede ileri doğru atılmış .muazzam, bir adım­dır.-

San Fransisko halkı, Birleşmiş Milletle­rin dünya meselelerindeki hayati ehem­miyetini gerektiği gibi takdir ettikleri­ni göstermiştir.

Yalnız .Sam Fransisko bölgesinde taun 71 teşekkülün Birleşmiş Milletler haftası­nı kutladıklarını bana naklettiler. Bir­leşmiş Milletler bumdan beş sene evvel şimdi içinde bulunduğumuz opera bina­sında teşekkül etmişti. Birleşmiş Millet­ler, insanlığın âdil ve sürekli bir barışa mazhar olacağı ümit ve inancı ile ku­rulmuş idi.

Bu gün Kore savaşları neticesinde, Bir­leşmiş Milletler, şimdiye kadar olduğun­dan çok ıdaha fazla kuvevtlidir. Birleşmiş Milletlerin barışı sağlamak için gereken otoriteye .malik beynelmilel bir nizam kurmaya muktedir olduklanm şimdi anladık.General Mac Arfchur ile karşılaştığımız vakit, Kore'de barışı sağlayacak plânlar üzerinde görüşmelerde .bulunduk. Kore'de BirleşmişMilletlerGenel Ku­rulu kararları çerçevesi içinde bağımsız, demokratik tek bir hükümet tesisini mümkün kılacak plânlar üzerinde gö­rüşmelerde bulunduk.

İkinci Dünya Harbinden beri siyaseti­miz Kore'de daima bu gayeleri temin et­meğe .matuf bulunuyordu. Bizim yeigâne maksadımız, Kore'de ba­rışı ve 'bağımsızlığı tesis etmektir. Bu gayeye ulaşmak için ihtiyaç olduğu müddetçe kuvevtlerimiz orada kalacak­lardır. Toprak veya hususi menfaat pe-. sinde değiliz. Bunun herkes tarafından gayet açık olarak anlaşılmasını istiyo­ruz. Kore'de veya Uzak Doğu'da başka yerlerde tecavüzkâr bir maksat gütmü­yoruz. Barışı hakikaten isteyen millet­lerin hiç bir suretle Amerika'dan kork­masına sebep yoktur. Bizim peşinde koştuğulmuz zafer, sulh zaferidir. .Birleş­miş Milletler -kuvveitlıeri, Kore'de büyük başarılar kazanıyorlar. Fakat muihare-beler henüz bitmemiştir. Kuzey Kore komünistleri hâlâ Birleşmiş Milletlerin yetkilerini kabul etmeye yanaşmıyorlar. Neticesiz ve inatçı bir müdafaada hâlâ İsrar effiyorlar.

BirLeşmiş İMilletler kuvvetleri gittikçe genişlemektedir. Ve günden güne müte-cavizl'ene karşı olan üstünlükleri artmak­tadır. Kuzey Kore komünistlerinin mukavemet kudretleri yakında nihayete erecektir. Buna mukabil Birleşmiş Mil­letlerin vazifesi harbin bitmesi ile sona ermiyecektir. Orada yapılacak büyük imar ve kalkınma işleri vardır. Komü­nistlerin tecavüzü neticesi olarak Kore, büyük ölçüde tahrip edilmiş ve bundan çok müteessir olmuştur. Binlerce ve bin­lerce insan evsiz kalmıştır, önümüzdeki kış aylarında büyük açlık ve salgın has­talık tehlikeleri başgösterebilir. Birleş­miş Milletler, tehlikeleri Önlemek ve Ko­relilere yardım etmeik üzere- hazırlan­maktadır. Kore'de harap olan fabrika­lar tamir edilecektir. General Mac Art-hur ve 'Büyük Elçi Muccio bana bu hu­susta canlı misaller gösterfdiler ve bu imar ve kalkınma işine başlandığını bil­dirdiler. 'Demiryolları tamir edilmiş, köprüler yeniden yaplımış ve âmme hiz­metleri düzelmeye başlamıştır. Ani teh­likeleri önlemek üzere ordumuzun ve ik­tisadi dşbirliği teşkilâtımızın kaynakla­rından istifade edeceğiz. Yakında faali­yete geçecek olan Birleşmiş Milletler kalkınma ve imar programını kuıvevtle destekliyeceğis. Amerika, hür, birleşmiş ve telemdi kendine yeter bir Kore Cum­huriyetinin kurulması için elinden geleni yapacaktır. Hür milletlerin Kore'de te­cavüzü karşılamakla igösterdikteri (haki­kî birleşme arzusu, sıilihü ve'bağımsızlığı desteklemek hususundaki müşterek ide­alin neticesidir. Bu hür milletlerin sene­lerden beri takip ettikleri bir gayedir. «Birleşmiş ıMillötler» ilk olarak İkinci 'Dünya Harbmim karanlık günlerinde fa­aliyete igeç.miş ve sonra da diğer bir te­cavüzü önlemek için ona başvurulmuş­tur.

tşite o günden beri bu gaye, hür millet­lerce takip edi-len siyasetin temeli ol­muştur. Bu, toir talih 'eseri değil, Birleş -iniş Milletlerin 53 üyesinin Kore Cum­huriyetine karşı yapılan haksız bir te­cavüzü önlemekte .göst erdikleri hareket . (birlisinin neticesidir. Bu hare'keiti, son (beş sene içinde dünyanın hür milletlerini kalkındırmak için takip ettiğimiz müş­terek igaye ve siyasetin bir parçasıdır. Biz bu -gayeye, Avrupa'da Marshall Plâ­nı vasıtasiylş, dünyanın diğer ibir çok yerlerinde de iktisadi yardımla ulaşmak için içalışıyoruz >ve yine aynı gayeye ulaşmak için, tecavüzle tehdit edilen memleketlere askerî yardımda (bulunu­yoruz. Dünyanın her tarafında hür mil­letler gitgide kuvvetlenmektedirler. Harp sonrası senelerinde dünya sulhunu tesise matuf politikamıza -devanı ettik­çe bunun Soıvystler Birliği tarafından devamlı bir muha'lefetle k&rşrlandııgıniL ınıülşahede öttik.

Beş sene önce, gene fourada, San Fran-cisoo'da, Sovyetlerin, dünya sulhunu tesis hususundaki gayemizde bize yar­dım edeceklerini ummuştuk. Fakat ko­münist emperyalistler ibu şekilde hare-'ket etmediler. Diğer hükümetlerle, kar­şılıklı hürmet ve İŞfbirliği çevresinde ça­lışmak yerine, Sovyetler Birliği, diğer -memleketler üzerindeki kontrolünü ge­nişletmeye çalıştı. Sovyetler Birliği yeni 'bir 'müstemlekeciliğe (fSovyet tarzı) başladı. Bu tarz müstemlekecilik, eski­den bağımsız olan feir çok memleket­leri şimdi kontrolü altında tutmakta ve sömürmektedir. Sovyetler Birliği, işbir­liğini kalbul etmediği gibi, peyklerinin de

diğer memleiketlerle işbirliği yapmaları­na müsaade etmemiştir. Birleşmiş Milletlerde ise Sovyetler Birli­ği, obstrüksiyonl arına devaim etmiştir. Birleşmiş Milletler Anayasasında tesbit edilmiş oîan iktisadi, sosyal ve manevî gayelere -matuf faaliyetlere iştirakten 'kaçınmıştır. Hattâ aylarca Güvenlik Konseyini boykotla, müzakerelere katıl­mamıştır. Sovyetlerin ibu çeşit kareket-leri, dünya sulhunun kurulmasını güçleş­tirmiştir, öbstrüksiyonlarla desteklenen tecavüz ve istila tehditleri, Birleşmiş Milletler teşkilâtının sufllsü tesis yolun­daki çalışmalarını sekteye uğratmıştır. Kore'deki tecavüz hareketi karşısında 'hür dünyamın aldığı karar, tecavüze mâruz (milletler için yeni tbir esn-niyet kaynağı olmuştur. Fakat aynı saunanda Kore tecavüzü, tecavüz ruhunun hâlâ yaşamakta olduğunu da:ha açık ibir şe­kilde ispat etmiştir. Bu ruh yaşadıkça biz, daha 'bir çok tehlikelerle karşılaş­makta idevam. edeceğiz. Bugün demok­rasi inanışranıza, hur ve dürüst yaşayışı­mıza karşı yapılmış müstehzi! bir teca­vüz karşısında bulunuyoruz. Bu tecavüz, Iher türlü insanlık anlayışından uzaktır. Bu fena gayeyi destekliyenler her türlü vasıtalarla onu devam ettirmek ve hat­ta silâhlı kuvvetlerle müracaat kararm-dadırlar. Sovyetler Birliği ve onun Av-rupa'da'ki peykleri [büyük silâhlı kuv­vetler teşkil ederek Avrupa'da ve As­ya'da .günden güne kuvvetlenmektedir­ler. Bu büyük ordular dünya sulhu için daimî teihKkelerdir. ıBu kuvvetleri geniş­letmekte devaim ve diğer ımeımleketleri tehdit ettikçe yaşamak isteyen hür insanlar için bi:r tek çare vardır.

Kuvvette kuvvetle karşı koymak. Bu yalnız Amerika'nın, vazifesi değildir. Bu -birlikte yaşayan ve yaşamak isteyen bü­tün hür milletlerin vazifesidir. Birleşmiş Milletlerde Dışişleri Bakanı Dean Adheson, «Sulh için birleşme» adlı ibir plân teklif etti. Bunu tahakkuk ettirmek için Genelkurul, başka toir te­cavüz hareketi başlamadan süratle hare­ket etmelidir. Kendi memleketimizde ve diğer memleketlerde işbirliği yaparak silâhlı kuvvetlerimizi daha kudretli bir hale getireceğiz ve bu dünyada tecavü­zün yeri olmadığını -açıkça gösterece­ğiz.

18 Ekim 1950

—Londra :

Başkan Truman'm nutku bütün başkent­lerde alâka ile takip edilmiştir. Bu hu­sustaki ilk intibalar aşağıdadır:

Paris: Basın muhabirlerine g"öre, Kore'­de harbin yakın bir zamanda nihayet bulacağına dair Başkan Truman'm ver­diği teminat, Hindiçiniye daha çabuk Amerikan silahı gönderilebileceği ümi­dini vermektedir.

Boon: Batı Almanya Hükümeti, nutuk­taki bütün memleketlerin, hattâ işgal altında bulunanların bile sulh ve hürri­yet taraftarı olduğuna dair kısmı mem­nuniyetle karşılamaktadır. Yine bu hü­kümet Rusya'ya demir perdeyi kaldır­ması için yapılan talepten de memnun kalmıştır. Boon Hükümei, nutkun Ber-linlilere, 'Kore meselesi gibi bir mesele­de ilk kurbanlar olamıyacakları temi­natını verdiği fikrindedir.

—Londra:

Muhafazakâr «Yorkshire Post» Gazetesi barışın sağlam temeller üzerine kurul­duğunu görmek isteyenler için yeni bir ümit olduğunu belirterek şunları yaz­maktadır:

Başkan Truman'm nutku Sovyet Hü­kümetine bir ikaz ve davet mahiyetin-ded:.r. Bu nutuk Rusya'yı barışın tesisi-" ne karşı konulsn mânilerden mesul tut­maktadır. Demokratik prensiplere karsı Sovyet idarecilerinin giri:şm:ş oldukları hayasızca mücadele devam ettiği müd­detçe, Amerika hür dünyaya savunma vasıtaları vermekten geri durmıyacak-tır.

Truman, bundan başka Sovyet idareci­lerinden barışçı emellerine dair (müsbet deliller vermelerini, atom bombasının ortadan kaldırılmasını ve klasik tipteki silâhların azaltılmasını ımü.mkün kılacak olan kollektif bir savunma sistemi ha-zırlanmıasmı istemiştir.

—Londra :

Avrupanın komünist o'lmayan basını Başkan Truiman'i, .Sovyet tecavüzünü durdurmak veAsya'da barısı tesis et-

için Asya devletleriyle İşbirliği yapmak hususunda verdiği teminatı se­vinçle karşılaimatktadır. Komünist g-aasteler ise, Başkan Tru-'man'ın :San Fraasisc-o nutku hakkında her hangi bir tefsirde bulunmamakta­dır iar.

KoımiüıniEit olmayan gazetelerin' kanaa-tince, Sovyet Rusya Truman'm teklifle­rin1', reddedecaktür.

21 Ekim 1950

—Washington :

Dışişleri Bakanı Dean Aeheson, Savun­ma 'Bakanı George Marshall'a terclhan Hindi Oini-'ye askerî teçhizat gönderme salâniyetmin verildiğini söylemiştir. Acheson, Çin Hindin'deki asıkerî durum hakkında her hangi Ibir tefsirde bulun­mayacağım . belirterek, .bu meselenin Washington'dacereyan edenFransız

-Aımerifea n müzakerelerinde görüşüldü­
ğünü Üeri sürmüştür.

Aoheson, Birleşik Amerika'nın Cin Hin­dine şimdiye katd'ar ımühiım ımiktarda askerî teçhizat yolladığın-a işaret ederek da>ha fazls'sınm da mümkün olan sürat-1-e Çiaı Hindine g-önderileceğini söyle­miştir.

25 Ekim 1950

— Washington :

Acheson dün yaptığı BasınKonferan­sında ezcümle delmiştir ki : 1949 'danberi Birleşik Amerikaatom silâhları sahasında büyük tekâmül kaydetmâış ve halen mühim miMaffda. Atom bombası stoklarına maliktir.-» Acheson, hidrojen bombasının imal edi­leceği yerin yakında seçileceğini bildir­miş tfakat bu inşaatın henüz başlanıma-ıtıiş olduğunu açıkça belirtmiştir. Bakan,Birleşik Aımerika dışında atom silâhınınmevcudiyetihakkındaher hangi bir beyanat vermekten kaçınmış­tır.

28 Ekim 1950

— Washington :

Sanıldığına göre General Dwiglıt Eisen-hower''e bugün, komünist olmayan dün­yada en mühiim vazife olan Batı Avrupa müşterek savanıma sâisteımi Başko­mutanlığına tâyin edileceği ibilıdirile-c ektir.

General EenhowBr, Atlantik Baktı (memleketleri askerî komutanları tara­fından lÜtitSlfalkla bu vazifeye aday göstema göre bugün Washinıg:ton'da /Coplanan Atlıamttilk Battcti savunma ba­lkanlılarının ibunu fcasvübi saıdece foir for­maliteden ibarettir.

'Eisenhowıeır, Cuma ajkşaımı W'ashin,gto-n'a gel'mıiıştir.

Elsenhowar, Ibuıgün Ordu Bafcanı Frank Pace, Ordu Genelkurmay Başkanı Ge-merai .Lawiton CoMitnis ve imuhteımelen lSavunıma Bakanı Georıge Marsihall ile görüş eoefktir.

Eisenbower, 'Başkan Truraan ile de iblr g'örüşıme yapacaktır. Battı Aivü-uıpa .müşterek savunma kuv-vetlöriiüe .reısımeın BaŞkoimutan tâyiTLi hu­susunda kaltî -ka.rarı Baştoan Truıman'ın vereceği m'uiha'kkaktır. General Eİsen'hower'in resmen bu vazi­feye tâyin edüıebStaıeSi için Kuzey Ait-lanltilk CPaOtitı teşikilâltmıiı bir komünist tecasvüzii tehlikesine 'karşı Batı Avru-pa'nm savuiımalsı içim Mas edilecek imiüşttıerek silâalı - kuvvetlerin Başlkomu-tanlığ^ıa bitr Aim.erilka.hnin tâyin ğıini .resmen Büirleşilk Amerika'ya 'i 1'âzınudır.

29 Ekim 1950

—Washinig)ton :

General :Eisenhıower'ln iBaşkam. Trum'an da ıdâhll olduğu halde Cumartesi günü çeşütlü Aim&rökan şahsiyetlerlyl'e yaptığı aconuşmaisur müşaihiU'enm, fikrine göre, Generalin halen Wıashingiton'ıda 'tx>plan-ımiaikta olan Atiantük Paktı svaunma !ba-kanları Kuzey Atl-anitlfe Orduları Baş­komutanlığımın teendisiue verilmesinde mutaibılk karıdıkları takdirde mezkûr va­zifeye tâyinıi: ihtimali önünde Amerikan ıaskerî 'duraimu ile yakındam -al'âlk.aid:ar ölduğnınia bir delil ölar-aik .gösterileîbil'ir. Bundan böyle yeftikill çevrelerde «asker diplomat»" oüduğıu kaidar «diplomat aıs-

ıker» de olan Generaılin savunma ba-(kanl'arı :müz aikereleri-iiâin. nöticesi ohnası lâzıım gelen iki müttehit kuvv.et/ben, «nraşahhais aısfcerî bir haJkiikat» ımeyda-na g-ıe'tiirmök için, her han!g!i bir şahsi­yetten daha iyi seçiıldiği ikamaaitü ,mev-cufötur.

GenıeıraLin yeni vazifesinin çok büyülk tor diiploınıasiya icap etitireceğl ve ifeiinci dünya haırbinöe Avrupadaki müttefik Ekuvvetler Başkomutanı olarak ifa etti­ği vazifeden datoa ida igüç 'olabileceği Washân'gıton'.d'a gizîıenmeımelktedir. 2/ira Generalün. yegâne birleşme (kuvveti olarak «Rus tehdidi» âmiline dayanıp mütecanis ibir bcırliık meydana getinmesi l'âteım g'elmektedir. M.ütbeMt (bir Atlan­tik ordulsunaj Ato'aco (biriliklerinin kıatıl-masmı derpiş eden uzun vadeli plân. ne olursa o.ısun Amerikam çev^elerinıdeiki fkamıaitıe göre General Eiserihtovver, bu birlsşıtirme im^is'uHyettlıerimiin sadece as-ıkerî z'evahiırine 'raiğmıen, siyasi sahaca ıda iona e'deceği te$İr derecesinde mühim foiır riol loyıniayaibıiieoelktir. Öiteyanıdsn hatırlanıl digma göne, Gene-nal Ed!sen!howetr Avrupa .müldatfaa hattı-nm mümlkün öl'duğu kadar ilericle ol-ıması taraftarıdır ve ibu hattın Rhm Nehri .değıül, Eılbe üzerinde bulunması 'lehimdedir. İBimaenıaıleyh Bisenhow.er yal­nız als-kerî sahada, değil, iktisadî ve si­yasi sahada da Avrupa'nın durumunun zayıflamamasina herkesten iyi diıkîkat edebilecek 'durumdadır. 'Nihayet Birleşik Aanenüfca 'idari çevre­leri 'Generalin yeni vazifeısinıi iövfeaüâJde mühim telâMîd ettiği kanaa^tind'edirler. Bıinaenaleyh E:senhower'in 1950 Baş-ikan se:çilmlıeri 'için adaylığı koydurmak iısiteıyen OuHnhuriyet Partisi m'ensuplan-nı beataraf 'eltmiekte tereddüt gösterme­yeceği lümâJt eıdillm'elkitedir. Bu suretle (like) siyaset için deği'I falkatt 'üniform.a İçin ve ükinöi cihan harbinde ■asıkerter n'eadinde yarattığı geniş seım-ıpatSyi yeniden îfcmlımaik üzere Kolambia Ünliversâitesi RekitÖrlüğünü tserfk edecek­tir.

WialslhSajg!bo!Q bu 'âımile foüyülk iMtr ehem-mıiyelt atfetmektedir.

Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Acheson'un Atlantik Paktı Kon­seyi adına hükümetimize verdiği nota.

Ankara: 4 (A. A.) —

Birleşik Amerika Devletleri Hariciye Nazırı Mösyö Acheson, Şimalî Atlantik Paktı Konseyi adına. 20 Eylül 1950 tarihinde hükümetimize Vaşington büyük elçimiz delaletiyle metni aşağıdaki notayı tevdi etimştir :

«Şimalî Atlantik Paktı Konseyi, beşinci toplantısında, karşılaştığı emniyet meselelerinin tetkiki ile ilgili olarak Akdeniz sahası hakkında ve Türkiye Hü­kümeti arzu ettiği takdirde, Türkiye'nin, Şimal Atlantik Andlaşması teşki­lâtının Akdeniz sahasının müdafaası ile ilgili askerî plânlaştırma mesaisine iştirakini sağlıyacak tedbirlerin alınmasını arzuya değer mütalâa etmiştir. Konsey, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler üyesi sıfatile bu teşkilât prensiple­rine karşı gösterdiği faal müzaherete ve Türkiye'nin, Doğu Akdeniz istikrarı­nın idamesi hususunda oynamakta olduğu mühim role gereği gibi vakıftır.Konsey, Türk Hükümetinin, Şimalî Atlantik Andlaşması teşkilâtının Akdeniz müdafaası ile ilgili plânlaştırma mesaisi safhasına iştirakinin bu saha müda­faasına manalı bir surette medar olacağı kanaatindedir.»

Hükümetimiz mezkûr notaya, Vaşington büyükelçimiz delaletiyle, 2 Ekim 1950 tarihinde metni aşağıda yazılı nota ile cevap vermiştir:

«Şimalî Atlantik Paktı teşkilâtının Akdeniz müdafaasiyle ilgili askerî plân­laştırma mesaisi safhasında Türkiye'nin iştirakini sağlamak hususunda Şimalî Atlantik Paktı Konseyi tarafından izhar olunan arzuyu Türkiye Hükümeti itina ile tetkik eylemiştir.

Doğu Akdeniz istikrarının idamesi hususunda Türkiye'nin oynamakta olduğu mühim role işaret eden konsey, bu arzusunu, Türkiye'nin mezkûr plânlaştır­ma mesaisine iştirakinin Akdeniz müdafaasına manalı surette medar olacağı kanaatma istinat ettirmektedir. Bunu dikkat nazarına alan Türkiye Hüküme­ti, zaten politikasını güvenliği ve barışı müessir şekilde korumağa himzet esasında teksif etmiş bulunduğu için, konseyin arzusuna uyarak mevzuubahis mesaiye iştirake karar vermiştir.»


Truman vazife başında...

Yasan: Ahmet Emin Yalman

3 Ekim 1950 tarihli Vatandan:

G'üleryüzjü, sade tavırlı 'bir insan, toplan­tı yerimin 'kaplısından içeri (girdi, masa ibaşma doğru i'leriledi, arkasından mü­şavirleri, kâtipleri kafile halinde geli­yordu. Herkes ayağa halktı, kendisine saygı ıg-österdi.1

Gelen İçimdi? Amerikanın 'bugünkü Dev­let Reisi Truman, dünyanın en kudretli memleketini nefsinde temsil eden, sır­tında yalnız Amerikanın değil, Ibütıün dünyanııtn mukadderatına ait ağır 'me­suliyetler taşıyan adam... Toplantı ha­linde kendl'sini (bekleyenler de, Ameri­kan gazetelerinin Vaşlngton 'muhabir­leriydi. On beş kişilik 'grupumuz, bir ta­rafa seyirci olarak yerleşmişti. Truman, mikroifon 'başında yerini alır alımaa dedi ki:

—ıSize yapacak -hususi bir tebliğim yok.
!Sual belkliyorum.

iSuaıll-er yağmağa başladı. Amerikan Cumhurreisi, (bunların- bazılarını işitme­miş gibi »davranarak başka bir sualciye başını .çeviriyor, (bazısını bir lâtife ile veya kaçamaklı bir sözle atlatıyor. Mü­nasip gördüğüne açık. cevap veriyordu. Buanad1ter gazeteci sordu:

—Çom memnunum, vazifesini iyi yap­tı;banaistediğimi verdi,haricî siya­sette etele yürüdü. Arada oyunbozanlık eden demokratlar çıkmadı değil, fakat tesanüde hizmet edecek şekilde rey kul-
lEffiam Cunnih'uityetçj mutoaJÖSteröıısayısı daha çoktur.

Devam edensual ve cevaplardagöze çarpan taraf kısalıktı. Hiç bir gazeteci, sual sormak -bahanesiyle hatiplik etme­ğe kalkışmıyor, (Devlet (Reisinin cevap­ları da bir, iki cümleyi aşmıyordu. iBir aralık bir .gazeteci dedi ki:

—Mister Başkan,dünyanın en tanın­mış gazetecilerinden on (beşininbugün aramızda olduğunun farkında mısınız?

—Nasıl farkında olmam? [Bu ziyaret­lerini memleketlerarasındakitanışma ve anlaşmanın İbir vasıtası diye telâkki ediyorum.Birazdankendilerini hususi surette kabul edeceğim.

Truman, bu cevabı verdikten sonra kalktı, ıgaızeteciler dağıldi'la-r. Birkaçı yanma sokularak, hususi suretle bir müddet konuştular. ıSonra !biz kabul edildik. Her birimifz ayrı ayrı Devlet Reisine tanıtıldık. Truman, hepimize nezaketli cümleler sanfetti (hepimize bir­den hiifcap e:cterelk ide birkaç nazik soz söyledi, sonra ayrıldı. Gid'en Devlet iReisinin arkasından .bak­tım. iSelefi Rttıavelit gibi büyük kalibre­de ib'r aldaım olmak gilbi bir 'iddiası yc(k, sfalkalt Amfeniikanın ruhıraju tajşi-yan, o ruhtan anlayan, Amerikan ide­allerine bekçilik eden bir adam sıfatîyle her vaziyette kalbini: yoklayor, bilenler­le danışııyor, umu'mi efkârla temasını kaybetmeyor, 'doğru gördüğü meseleler­de hâkim cereyanlara karşı gelmekten de ıçeklnmeyerek vazifesini yapıyor. De­mokrasinin türlü türlü tahdit ve mura­kabe vasıllarına havi bulunmakla bera­ber son kararı1 bir tek adamın reyine bıraikan bu kocaman makine de bu sayede asgari sarsıntı ve hata ile devera­nına devam ediyor.

Son g-ünlarde BaŞkso. Truman fiflö /nıase-lede .kendini göstermiştir: Bahriye silâh-hendazlannin kendilerine mahsus bir generali olması ve donanmadan ayrı ve müstakil diye telâkki edilmeleri lehinde Amerikada ısrarlı bir cereyan var. Emekli! silah endazlar bu fikrin etrafın­da geniş ölçüde propagandalar yapıyor­lar. Bu arada Kaliforniya Milletvekille­rinden It>iri de Devlet Reisine bir mek­tup yazarak, syni .tavsiyeyi tekrar edi­yor. Harry Truman'm bu mektuba kıza­cağı tutuyor, milletvekiline şöyle cevap veriyor: «iBen Devlet Raisi bulundukça, silâhhendazlar, donanmanın polis kuv-veti mevkiinde kalacaklardır, öyle gö­rünüyor ki fou silâ^endazlarm Stalinin propaganda makinesine aşağı yukarı müsavi kuvvetle bir propagandaları var.»

Tam bu sırada (Amerikan sllâhendazlan Korede 'büyük yararlıklar ve fedakârlık­lar gösteriyorlar ve insanlık dâvası uğ­runa can .veriyorlar. Mektup şayi olun­ca Amerikada kıyametler kopuyor. Emekli silâhendazlarm yaptıkları toir toplantıda içlerinden 'biri, Devlet Rei­sinden l(IBeyaz Evdeki maîtılûk), çekilen Müdafaa Nazırı Johnıson'dan da .(liya­katsiz zırdeli) diye (bahsediyor. Bunun üzerine Devlet Başkanı, silâhendazlarm en büyük rütibeli ikumandamnı Beyaz-eve çağırıyor, «kullandığı aksi ve talih­siz lisandan dolayı samimi olarak tees­sür duyduğu» hakkındaki bir tarziye mektubunu bunu da kâfi görmüyor, kal-ktp .bizzat toplantıya gidiyor. Diyor ki:

— Ben bir hata yaptığım zaman düzelt­meğe gayret ederim. 'îşte bu maksatla buraya geldim. 'Bazı hâdiseler olur ki bunların sonunda «dünyanın sonu geldi, kıyamet koptu» gaibi hislere kapılırız. Halbuki yüz yüze geldiğimiz ve birbiri­mize (kalmizi açtığımız zaman aramız­da müessif hâdiseler, çirkin mânasını kaybeder hattâ müşterek .bir davayı yü­rütmeğe âmil olabilir.» Az evvel hiddet ve gazaptan gözü dön­müş duran emeldi sil'âhendazlar, Devlet

Başkanını alkişlayorlar, onunla beraber (bir vatanî şarkî söylüyorlar, mesele kapanıyor.

Bizim demokrasimizde noksan kalan ta­raf, işte tou anlaşma, uzlaşma ve hata­yı itiraf etme ruhudur.

Trumanm etrafında son günlerde cere­yan eden diğer Ibir hâdise, komünistlere karşı takibata girişilmesine -dair kon­grenin her İki 'meclisinden büyük bir ekseriyetle çıkan ıbir kamına karşı Dev­let Reisinin vetosunun kullanmasıdır. Bunun hakkında gösterdiği sebep şu­dur: «Komünist olduğu malûm olanlara karşı tedbir alınması yerindedir, fakat öyle olduğundan şüphe edilenlerin ica-ıbmda -toplama kamplarına sevkedilmesi, Amerikan varlığının özü olan hürriyeti tehlikeye düşürür. Bu hal, Amerikayı komünizm tehlikesine karşı koruyacak yerde mâruz bırakır. Kanunu tekrar gözden geçirin, iyi düşünün.»

Bir Devlet Reisinin halkın temsilcileri­ne karşı hürriyeti korumak rolünü üze­rine alması gifoi beklenmez ,bir vaziyet karşısında, kongrede yeni müzakereler oluyor, münakaşalar fasılasızca otuz saat devam ediyor. O sırada kongre âzası heyecan içinde bulunuyorlar, se­cim dairelerine koşmak 'bakımından sabırsızdırlar. Halkm hoş 'geöeceğini sanacağı cereyanı körkÖrüne destekle­meğe meylediyorlar. Takibat hakkın­daki kanun; vetoyu hükümsüz bırak­mak için icap eden üçte iki ekseriyeti temin ediyor. Fakat Truman'm müda­halesi boşa giıtmeyor, tatbikgtta ileri gidilmemesi, telâşa kapılmamasi, hür­riyet dâvasının çiğnenmemesi hakkında bir ikaz ve fren, vazifesinigörüyor.

Amerika Devlet Reisinin diğer dikkate lâyılk bir hareketi, Devlet Reisliği seçi­minden evvel zenci meselesinde aldığı azimli hareket tarziyle alâkalıdır. Bu siyaset, on üç .milyon zencinin Ameri-kaya sadık kalmalarına ve komünizm propagandasına karşı mukavemet pey­da etmelerine selbep olmuştur. Zenci dâ­vasına dair yazacağım yazıda ibunun hayret verici tesirlerinden bahsedece­ğim.

Mc Artfnır'un zaferindeki bü­yüklük...

3 Eki m'1950 tarihli En Son Daki­ka'dan :

Formoza Adası meselesinde Mac Art-hur'un kendi "başına hareket etmesi Trulman île arasım açmıştı. Hâdise (ka­panmış olmakla beraber. AımerÜka Milllî Savunma Bakanlığına General Mauşa-lın getirilmesinden sonra Mac Artlrur'-un UZ'afk - Doğuda Amerikan iişg^al kuvvetlen (komutaınılığından ayrılacağı rivayetleri de ımeydan almıştı. Fatoat Kore'de elde edi'len zaferin büyüklüğü Mac Arthıur'un vaziyetimi'yeniden tah-Mim etmiştir. Cumhurbaşkanı Trnjıman çektiği bir tefbrik telgrafına Mac Art-hur'ım büyük aaferini hayraaılılkla tak-diir etti. Bumdan sonra artık 'Mac Art-lıur'la Truini'an arasmd'aiki açıklıktan Ibaihsedilmese gerektir.

Hiç şüphe ydk ki Mac Arthur'un Kore'­de tatbik ettiği müdafaa taktiği harbin ilk safhalarında ve hattâ son günlere -kadar -bir çok ibenUtiltlere uğraımıs ol-ımaikla ber^aiber neticede dâhiyane oldu-ğu anlaşılmıştır.Puson'a kadar BMeş-

ımSş Milletler ordularını .geri'l etmek, ge­rileme esnasında hem Kuzey Kore (kuv­vetlerini yonmak, hem d;e havadan ve fcaraıdan ağır zayiata uğrat'malk, böylece Kuzey Kore'min bütün taıarrulz kuvvet­lerindi Kore yarım a-dasmuı Güney ve or-ita bölgeslme toplanaraik, Birleşmiş Mil­letler ordusımu nerddeyse bütün Kore'yi terkedip gitmeğe ituecibuT kal'acalknnş giibi bir vaaLyet ihdas 'ettikten sonra en g-eriide demirden pençeliyle tultmab, düşman tarafından gelen bütün taar­ruzları püskürtmek, bu sırada hiiç kim­senin hatırına gelimiyen bir yerden, în-şan denilen Jıümandan 40 ibin kişilik bir kuvvet çıOcairaTaik bir kaç ,gün içinde Seul'lü işgal ve aynı zamanda Kuzey Kore kuvvetlerinin ^arkasını kesanefe! Düşman oırdusunu, iki altes kıskacı içer­sinde yolketimek! Ve en kısa yoldan 38 inci arz dairesine varmak! 38 inci aırz dairesinden ötesilmi sadece Güney Kore'- bıraüsmaik!

Mac Artîıur bu zaıferıyle ya'lnız Güney Kore'yi kızılların istilâsinidan değil, ay­nı zamanda varlığı tehlikeye düşen Bir­leşmiş Milletleri de Cenevre Mill-etler Cemiyetinin akıbetine uğramaktan kur-taonış oluyor18 Ekim 1950

— Tokyo :

Çarşamba günü General Mac Arthur genel karargahından bildirildiğine göre Japon Hükümetine, Kasım ayının (birin­den itibaren yürürlüğe girmek üzere, ei-naî suçlardan doLayı işgal personeli müs­tesna Birleşmiş Milletlere mensup her­hangi bîr -devlet personelini tevkif ve yargılama yetkisi verilmiştir.

iMae Arthu-r tarafından verilen bu emir gereğince Uzak-Dogu Müttefik Komis­yonunun 21 Eylülde Vaşington'da aldı­ğı kararlar tatbik edilmiş olacaktır.

Japon Hükümetti Ibundan böyle Japon­ya'da kanım ve asayişi temin vazifesi ile mükellef olacaktır.

Müttefik devletlere mensup iş adamları, misyoner ve turistlerle diplomatik ma­suniyeti olanıyaa şahıslar böylelikle Ja­pon ceza kanumlarma göre yargılana­caklardır.

25 Eldin 1950

— Londra

Basın muhaib iri erinin bildirdikl erine gö­re, dün akşam Pekin Radyosunun yap­tığı yayından sonra komünist Çin kuv­vetlerinin Tibet üzerine yürüdüklerine dair mütemmim malûmat alınmamıştır. Bilindiği giibi .Peikin Radyosu dün akşam komünist Çin kuvvetleri birliklerine Ti-ibet üzerine yürülmeleri emri verildiği­ni söylemişti. Bu direktifler komünist Çin Partisinin" bir şulbesi ve askerî ma-(kaımlar tarafından mjüştereken neşredil­miştir. Bu direktiflerde, ordunun vazi­fesinin Tibet halkını «emperyalist bas­kısından» kurtarmak, Çin'in birleşmesini tamamlamak ve meıml'eke'tin hudut böl­geleri mmtakalarını müdafaa etmek ol­duğu söylenmektedir.

—Taipep :'

IMlliliyetçi Çin Başkanı Çanıg Kay Şek dün Birleşmiş Mileltler günü münasebe­tiyle Pormoza Jıalikına hitaben radyoda yaptığı bir konuşmada Ponmoza'nm ha­kimiyetinin Çin Cumhuriyetine ait ol-iduğTinu belirtmiştir.

27 Eldm 1950

—-Londra :

Komünist Çin Hükümeti dün Birleşmiş CMTiIletlere verdiği (beşinci ve en şiddetli protesto natasmda Birleşük "Amerika'yı, Çin topraklarına uçaklarla taarruz et-mek. suretiyle «tecamizî harbi» Mançur-ya'ya sirayet ettinmeğ^e teşebüsle suç-lariıdırmıştır.

Kûmünist Çin'in protesto notasında ser-deddlen iddialar, Komünist Çin'in Kuzey Koreliler safında harbe 'girmeyi tasar­lamakta olduğu yolunda tefsirlere yol açmış bulunmaktadır.

S Ekimi 1950ı

— Karaşi :

Başbakan Liyakat Ali Han, parlâmento­da .yaptığı bir beyanatta Keşmir mese­lesi hakkında geniş izahat vermiştir. Liyaikat Ali Han bu konuşmasında, Pa­kistan ile Hindistan arasın'da uzun za­mandan beri sürüp giden Keşmir anlaş­mazlığının geniş bi rtarihçesini yaptık­tan sonra, Keşmir ve Jamnu eyaletlerin-deki vaziyete temas etmiş ve ibu bölge­lerde- yasıyaın halkın huzursuzluk için­deki hayatını, anlatmıştır. Bu arada, hâ­disenin Güvenlik konseyine aksettiriliri ve Konseyce meselenin halli için alman (kararları, aralbuiucu General Mc Naug-Jıton ile Sır Owen Dixon'un uzlaştınma faaliyetlerini de etrafı ile izah eden Baş­bakan, Hindistan'ın bütün kararların tatbikini önleyici şekilde hareket etti­ğini ve bu yüzden meselenin halline im­kân bulunmadığını kaydederek, son te­şebbüslerinim, de netice vermemesi üze­rine arabuluculuk vazifesinden ayrılan Sir Owen Dixon'tisn ıçalışmal arına temis-la, Hindistan'ın son teklif ve hal çarele­rini de kabul etmediğini söylemiştür. Liyakat Ali Han, konoısımasmm sonun­da, Keşmir'in, Pakistan'a ilhakının kül­türel, ekonomik ve stratejik bakımlar­dan Pakistan için bir ihtiyaç fakat Hin­distan içini ise «.emperyalist bir macera» olduğunu ileri sürdükten sonra, bu an­laşmazlığın tehlikeli, siyasi akisler yarat­tığını, Keşmir'i iktisadi sefalete sürüklediğini ve Hindistan, - Pakistan dostluğu­nun temellerini sarstığını söylemiş ve geniş bir ülkenin sulh ve refahının ibu anlaşmazlığının hailine bağlı olduğunu, belirterek sözlerimi şöyle bitirmiştir : «ıHinjdistam ile en samimî dostluk mü­nasebetleri isinde yaşamak istiyoruz. Bütün anlaşmazlıklarımızı ısuüh yolu ile halıletmek istiyüruız. Her zaman söyle­diğim gıiıbi, harp gerek Hindistan, gerek­se Pakistan halkına tahminin fevkimde. agır bir sefalet getirmekten ıbaşka ibir işe yar&ımıyacaktır.'

Siyasetimizin hedefi berrak ve değişmez ıbdır keyfiyet arzetmektıedir. Neticesi ne-olursa olsun bu vaziyetimiz değişmiye-edktir. Keşmir halkınm kendi hislerini açıkça belirtmesini sağlamaya azmetmiş, bulunuyoruz. Biz, Keşmir halkının Pa­kistanlılarla birlikte yaşamak azmimde olduiklarınıakatiyetleinanıyoruz.»

9 Ekim1950

— Yeni Delini :

:Hinıdlstan Hükümeti bugün Komünist Çinlilerin Tibet'i istilâ, ettikleri hakkın­daki îıatberleri teyit edecek durumda ibuluınmadığını bildirmiştir. HUmdistan Dışişleri Bakanlığının yayın­ladığı bu tebliğe göre, Çin .ve Tibet'teki Hindistan temsilcileri Komünist Çin'de çıkan ve Çin kuvvetlerinin mibet hudu­dunu geçtiklerime dair olan haberler hakkında hiçbir malûmata sahip bulunmaktadırlar.