11.10.1951
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Ekim 1951

—Ankara:

Başbakan Adnan Menderes, beraberinde Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Ya-mut, Hava Kuvvetleri Komutam Muzaf­fer Göksenin, Aydın Milletvekili Dr. Na­mık Gedik ve Başbakanlık emir subayı Yüzbaşı Muzaffer Ersü olduğu halde Es­kişehir Hava Harp Okulunun açılış töre­ninde bulunmak üzere bu sabah uçakla Eskişehir'e hareket etmiştir.

ikinci bir uçakla Bayındırlık Bakanı Ke­mal Zeytinoğlu, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Ekrem Hayri "üstündağ, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı müsteşarı Mu­ammer Çavuşoğlu, Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanları, Gümrük ve Tekel Bakanlığı Özel Kalem Müdürü gitmişler­dir.

Diğer bir uçak da yerli ve yabancı Basın mensuplariyle elçilikler askerî ataşelerini ve davetlileri götürmüştür.

—Mardin:

Demokrat Parti İl kongresi, dün eski Halk­evi binasının sinema salonunda yapılmış, İl İdare Kurulu raporunun kabulünü mü­teakip dileklere geçilmiş ve söz alan ha­tipler, muhtelif konulara ait görüş ve dü­şüncelerini ifade etmişlerdir. Daha sonra Mardin Milletvekili Abdurrahman Bayar, ileri sürülen dilek ve mütalâaları cevap­landırır mahiyette bir konuşma yapmış ve

muvasalat ettiler. Bu arada İstanbul ve Ankara gazetelerinin foto muhabirleri, film operatörleri, mütemadiyen çalışmaktaydı­lar.

Saat 10.30'da merasim duruşunda, Hava Harp Okulu talebeleri. Başbakana takdim edildi. Adnan Menderes. Beyaz eldivenli, beyaz tozluklu ve dipdiri saf halinde du­ran Hava Harp Okulu öğrencilerinin ha­tırını sorduğu zaman «sağ ol» cevabıyla karşılandı.

Bundan sonra İstiklâl marşı ile törene baş­landı. İstiklâl marşının söylenmesini taki­ben. Hava Harp Okulu Komutanı Kur. Albay Gavsi Uçagök açık nutkunu söy­ledi.

Kurmay Albay Gavsi Uçagök, Türk hava­cılığının kısa bir tarihçesini yaptıktan sonra, Türk havacılarının bugünü ebediyen kalplerinde taşıyacaklarını ve bu okulun temelini atanlara minnet duyacaklarını be­lirterek sözlerini şöyle bitirdi:

t:Aziz büyüklerim, yakın tarih karalarda ve denizlerde üstün hava gücüne sahip bu­lunan milletlerin her türlü istilâya karşı koyma kudretinde bulunduğunu bariz mi­sallerle bize gösterdi. Bir avuç kahramanın koca bir yurdu üstün düşman savletinden koruduğunu ve büyük milletimizin asîl duygularla bize emanet ettiği şu silâhlarla. heyula gibi olsa da üstümüze saldıracak düşmanı kahretmeğe and içmiş bulunuyo­ruz. »

Okul Komutanının hitabesinden sonra Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muzaffer Göksenin bir konuşma yaparak ezcümle şunları söyledi:

«Bugün Hava Harp Okulunun ilk men­supları olmak şerefini taşıyan bu asîl ruh­lu Türk çocukları tarih boyunca eşsiz menkibeler yaratan ve bugün dahi dünya­nın takdir ve hayranlığını kazanmak su­retiyle Kore'de hamasetler gösteren kahra­manların evlâtları, kardeşleri olmanın he­yecan ve gururu içindedirler. Memleket hizmetlerinde üzerlerine düşecek en ağır vazifeleri başarabilmek için onların -bu ocakta ileri bir teknik bilgi, kuvvetli bir disiplin ve sağlam bir bünyenin sahibi o-larak yetişeceklerine ve okul komutan, ida­reci ve Öğretmenlerinin de bu gaye için emeklerini esirgemiyeceklerine inanmakta olduğumuzu söylemeyi zevkli bir vazife addederim.

Bu okulun kaynağı havacılık aşkını benim­semiş, Türk milletinin kudretinin ifadesi olan. Türk gençliğidir. Gençliğin kıymetli temsilcilerini Türk milletinin havacılık an-

layışının ifadesi ve Türkün en büyük var­lığı olan millî birliğin tâ kendisidir.

Bizim havacılık anlayışımız geniştir ve şümullüdür. Bu anlayışı Büyük Atatürk'ün şu sözleriyle ifade etmek İsterim:

((Türkiye'nin istikbalinin emniyeti gökler­dedir. Bu hedefe milletçe hep beraber ve emin adımlarla ilerliyeceğiz.»

Hava Harp Okulumuzun aziz vatanımıza, büyük milletimize lâyık ve yüksek tahsil müessesesi olmasını candan temenni ede­rim.»

Hava Kuvvetleri Komutanının sözlerini bitirmesinden sonra Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen misafirlere hitap ederek şöyle dedi:

«Sayın misafirlerimiz,

Dünya motor ve uçak sanayiinde hızîa in­kişaf eden bir tekâmüle şahit olmaktadır.

Buna muvazi olarak çok kısa zaman içinde keşif ve icad edilen ve yapacağı tahribat akıllara hayret ve dehşet salan yeni silâh­ların da ancak uçaklarla kullanılabilmesi mümkün bulunuyor.

Bu şartlar içinde vukua gelecek herhangi bir savaşta havacılığın oynayacağı rolün ehemmiyetihertürlüİzahtanvarestedir.

Aziz ve değerli vatandaşlarım.

Hiç olmazsa birkaç nesil boyunca olsun, dünya sulhunu mümkün kılacak temel prensipleri bulmakta ve bunların tatbikini temin edecek teşkilâtı kurmakta beşeriye­tin gösterdiği aciz devam ettikçe, hürriyet ve istiklâli hayatlarının ayrılmaz bir unsuru sayan milletler için her gün yeni bir te­kâmüle erişen silâh ve vasıtalarla müceh­hez müdafaa tertipleri almak zarurî ola­caktır. Bu tertipler arasında hava kuvvet­lerinin mühim bir mevki işgal edeceğinde şüphe yoktur.

Bu düşüncelerle mülhem olarak havacılı­ğımızı teknik tekâmülün seyrini takip ede­cek bir olgunluk seviyesinde bulundurmak maksadiyle. mevcut müesseseye ilâveten burada bir Hava Okulu tesisi kararîaşmjş ve bugün kıymetli huzurunuzla okulun açışı sağlanmıştır. Burada tatbik edilecek ders programları ve takip olunacak çalış­ma metodlariyle uçakları kendi uzviyetle­rinin bir parçası imiş gibi meharet ve mu­vaffakiyetle kullanacak sağlam iradeli, ge­niş bilgili genç pilotlar yetişecektir.

Bu okulun açılış töreninde esirgemediğiniz şerefli huzurunuz, bu teşebbüse millî mü­dafaamızınverdiğiehemmiyetideğerlen'dirmiş. gerek öğreticiler ve gerekse öğren­ciler için tükenmez bir şevk ve gayret kay­nağı olmuştur. Mâna ve ehemmiyetini ge­reken ehemmiyetle takdir ettiğimiz çok kıymetli alâkanızdan dolayı hepinize te­şekkürlerimi sunmakla şerefli bir vazife yapmış olmanın bahtiyarlığı içinde hepi­nizi hürmetle selâmlarım.

Öğreticiler ve öğrencilere de muvaffakiyet­ler dilerim.»

Konuşmaların akabinde, Hava Harp Oku­lu öğrencilerinin and içme töreni başladı. Öğrenciler, takjm halinde, üzerine. Türk bayrağı serilmiş olan bir masanın etrafına dizilerek gür sesleriyle şöyle diyorlardı;

«Hazarda ve seferde, karada, denizde ve havada, her zaman ve her yerde, milleti­me ve cumhuriyetime doğruluk ve muhab­betle hizmet ve kanunlara, nizamlara ve âmirlerime itaat edeceğime, askerlik na­musunu ve Türk sancağının şanını canım­dan aziz bilip, icabında cumhuriyet ve va­tan uğrunda seve seve canımı feda edece­ğime namusum üzerine and içerim.»

And içme merasimi bittikten sonra, hep bir ağızdan Hava Harp Okulu marşı söylendi. Bu arada Başbakan Adnan Menderes, marşın şairi ile bestekârına, jet uçağı şek­linde kupalar hediye etti. Müteakiben Başbakan, okulun yaş kütüğüne ilk şeref plâkasını ve metnini ayrıca vermiş oldu­ğumuz hitabesini yaptı.

Saat on ikiye geliyordu. Okul uçakları, ku­lakları sağır eden bir uğultu çıkararak, misafirlerin Önünden geçip, ok gibi havaya fırlamaya başladılar. Çelik kuşlar, güneşin parlak ışığı altında, pırıl pırıl yanarak, semada dolaşıyorlardı. Bir ara, sıra ha-İine gelerek, misafirlerin üzerlerinden aş­tılar, müteakiben, muharebe nizamına ge­çip, dalışlar ve çıkışlar yaptılar. Ameri­kalı subaylar. Türk havacılarının, bu mü­kemmel uçuşları karşısında hayranlıklarını belirtiyorlar ve zaman zaman memnuniyet- . lerîni izhar etmekten geri durmuyorlardı. Bu sırada yerde yapılacak olan resmi ge-jçit de başladı. Muhteşem bir manzara karşısında bulunuyorduk. Sema. Türkün çelik kanatlarının sesiyle doluyor, yer, kahraman Mehmetçiğin çelik adımlariyle sarsılıyordu. Türk uçakları bu anda yine gökleri. Mehmetçik de gönüllerimizi fethet­ti ve bu büyük tören de bu suretle sona ermiş oldu.

— Ankara:

Kalkınma Projeleri İktisadî Tahlil Ensti­tüsü Akdeniz Yetiştirme Merkezi bugün saat 17 de Ankara Üniversitesi Dil ve Ta-

rİh - Coğrafya Fakültesinde yapılan bir törenle açılmıştır. Törende Ekonomi ve Ticaret Bakanı Muhlis Ete, Tarım Bakanı Nedim ökmen. İktisadî İşbirliği Türkiye Özel Misyonu Başkanı Mr. Russel Dorr, Tarım Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı müsteşarları, Amerikalı uzmanlar, Birleş­miş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilâtın­dan Ezekile, Bakanlık^ mensupları ve seç­kin bir davetli kitlesi hazır bulunmuştur. Töreni Ekonomi ve Ticaret Bakanı Muhlis Ete şu konuşma ile açmıştır:

«Muhterem misafirler, sevgili meslekdaş-larim,

Birleşmiş Milletlerin faaliyetine dahil işler­den biri de kalkınma projelerinin iktisadî tahlillerini yapmak için yetiştirme merkez­leri kurmak olmuştur.

Geçen sene Pakistan'da Lahor'da kurulan bu kurslar, bu sene «Akdeniz Yetiştirme Merkezi)) adı ile Türkiye'de, Ankara'mız­da tertip edilmiş bulunuyor.

Ev sahibi memleket Hükümetinin bir âza­sı sıfatiyle Birleşmiş Milletlerin bu vadide çalışan ihtisas teşekküllerine, memleketi­mize karşı gösterdikleri bu yakın alâkadan dolayı teşekkürlerimi arzetmek isterim.

Malûmunuzdur ki, bu fikrin tatbik mevkii­ne geçmesi için Hükümetimiz ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilâtı, Millet­lerarası İmar ve Kalkınma Bankası ve Birleşmiş Milletler arasında 1 Nisan 1951 günü Ankara'da bir anlaşma imza edilmiş ve bu anlaşma 29 Haziran 1951 tarihinde Büyük Millet Meclisi tarafından tasdik edilmiştir.

Muhterem dinleyenlerim,

Bir iktisatçı sıfatiyle Kalkınma Projeleri İktisadî Tahlil Enstitüsünün kurduğu Ye­tiştirme Merkezlerini bir çok bakımdan faydalıtelâkki etmekteyim.

Bu müesseselerde:

1— İktisadîplânveprogramişlerinde mütehassıs olan şahsiyetler bilgi ve tecrübelerini elit bir zümreye en kısa zamanda vermek imkânını bulmak­tadırlar.

2— Muhtelifmemleketlerdenbuişlerle meşgul olan veya çalışacak olan kim­seler en mütehassıs zevattan ve en kısa yoldan faydalı malûmat elde edecekler ve bunlarla müzakere ve münakaşaimkânınıbulacaklardır.

3— BirleşmişMilletlerin,maddîyardımiyle iştigal eden teşkilât aynı esaslar üzerine hazırlanmış olan prog­ramları daha kolayca tetkik etmek, . bunları daha rahatça finanse etmek imkânım sağlamış olacaklardır. Doğ­makta olan Kalkınma Projeleri İkti­sadî Tahlil Enstitüsü ve onun tesis ettiği yetiştirme merkezlerinin bir rolü de kuruldukları memleketlerde iktisadî plân fikrini devlet müessese­leri arasında yaymağa yardım etme­leridir.

Çünkü hemen her memlekette bu mevzu­da sarih olarak anlaşılması gereken bir mesele vardır. Totaliter memleketlerde çi­zilen ve tatbik edilen plânlarla demokratik rejimlerde tatbik edilen plânlar arasında mühim farklar vardır.

Totaliter ekonomilerde bütün ekonomi plânlı ekonomi adını taşır ve her faaliyet, devlet tarafından senelik programlarla plânlaştırılır. Bu memleketlerde plân emir­dir.

Buna mukabil demokratik rejimlerde ikti­sadın asıl muharriki piyasadır, fakat bu demek değildir ki, bu memleketlerde ikti­sat plânsızdır, çünkü plân ve plânlı faali­yet esasen iktisat mefhumunda mündemiç­tir, fakat modern ekonomide her teşebbüs bir plâna müncer olur, büyücek her işlet­menin bir plânı vardır, bir fabrikanın, bir çiftliğin, bir bankanın iş programları ve bu arada finansman plânları vardır. Devlet kendi işletmelerinin plânlarım düşünmekle beraber bölge ve memleket ölçüsünde hu­susî işletmelerin plânlariyle de alâkadar olması lâzımdır. Bugün Türkiye'yi idare eden Demokrat Parti Hükümeti tanzîmci bir iktisat politikası gütmekle plânlama, rasyonalizasyon ve koordinasyon işleriyle yakından alâkadirdır. İşte yarından iti­baren tedrisata başlayacak olan Akdeniz Yetiştirme Merkezinin esas mevzuu ziraî plânlar olmakla beraber, iktisadî pîân ve program ve bunların finansmanı gibi mem­leketimiz için çok hayırlı bir mevzu ile uğraşmış olacaktır.

Aziz misafirlerimiz.

Milletlerarası topluluklarının büyük fay­dası olduğu muhakkaktır. Hele bu toplu­luk Akdeniz milletleri gibi birbirleriyle sosyal, kültürel ve ekonomik benzerlikleri olan memleketlerin insanlarından terekküp ederse, mütekabil anlaşma daha kolay o-ltır zanmndayım.

Çünkü toplantıların, kursların öğrenmek gibi necip bir gayenin yanı başında insan­ları ve memleketleritanımağa, sevmeğe,

dost olmaya çalışmak gibi yüksek maksat­ları olduğunu da unutmamak lâzımdır.

Bu sebepten dolayıdır ki, Akdeniz Yetiş­tirme Merkezine gelen misafirlerimiz, vakit buldukça Ankara dışında tetkik seyahati yapmak imkânı bulurlarsa çok memnun oluruz. Ev sahibi memleket olarak bu kurs­lara Türkiye partisİpanlarmm sayısı diğer memleketlere nazaran fazladır. İçerden ve-dışardan bu kursa gelen zevatın hususî dâvaları olduğuna göre her memlekete ait pek çok tipik "hâdiselerle karşılaşacağınızı zannederim. Kıymetli profesörlerden bun­ların hal çarelerini bulmak hususunda pra­tik tavsiyeler yapılacağını şimdiden ümit etmekteyiz. Şahsen ben de sadece bir ilim adamı olarak, vakit buldukça aranıza ka­tılmaktan büyük bir zevk duyacağımı be­yan etmek isterim.

Kıymetli misafirlerimiz.

Merkezimize katılan memleketlerin dâva­ları çoktur. Vakit nakittir sözünü hatırla­tarak konuşmamı burada bitirir, hepinize başarılar dilerim.

Bakanın konuşmasının İngilizceye tercüme edilmesinden sonra Akdeniz Yetiştirme Merkezi Kodirektörü Şefik Bilkur. teknik yardım mevzuunu izah eden bir konuşma yapmış, müteakiben Dr. Ezekile de bir konuşma yaparak, sözlerine, Türk Hükü­metine, gösterdiği kolaylıklardan dolayı teşekkür ederek başlamış ve kurslardaki tedrisat programının mahiyeti hakkında açıklamalarda bulunmuştur.

Bundan sonra misafirler hazırlanan büfede izaz edilerek törene son verilmiştir.

3 Ekim 1951

-— İstanbul:

Dün Liman Lokantasında Basın toplantısı tertib eden İstanbul Milletvekilleri, İstan­bul Şehir Meclisi âzalarının, mülhakat ka­za kaymakamları ile Vilâyet ve Hükümet erkânının ve Basın mensuplarının iştirak ettikleri büyük bir toplantı yapmışlardır.

Bu toplantıda İstanbul mülhakatı köyleri­nin kalkınması için milletvekilleri tarafın­dan hazırlanan raporun tatbikatı hakkında müzakereler cereyan etmiştir. .Toplantıyı İstanbul Milletvekili ve Meclis Grubu Baş­kanı Fuad Hulusi Demirelli açmış ve bi­lâhare raporun okunmasına geçilmiştir. Dört bölüm ve 31 maddeden mürekkep olan rapor, münhasıran köylerin kalkınma­sı mevzuunu ihtiva ve 5 senelik bir plân hazırlanmasını tavsiye etmektedir.

Ordu erkânının ve seçkin davetli kütlesinin hazır bulunduğu yemekte Vali ve Belediye Başkanı aşağıdaki nutku söylemiştir:

nSaym Ordu Müfettişi, sayın Milletvekil­leri, sayın misafirlerimiz,

6 Ekim gününün mânası üzerinde duracak ve o mukaddes güneşin doğduğu günleri burada size anlatacak değilim. Milletimizin bağrından fışkıran ordumuzun sayın komu­tanlarını kucaklamakla duyduğumuz sevinç sonsuz ve o sıcaklığın tâ kendisidir. Bu akşamın bir hususiyeti de burada her tür­lü siyasî akideler üstünde yükselen tek ruh ve tek partili kurtuluş gününün hâtı­rasının heyecanla anılmasıdır. Yine bu ak­şamınıza şeref veren kahraman harp malû­lü gazilerimizi de ayni heyecanla takdis ediyoruz. Büyük dâva için hayatlarını se­ve seve yurd ve vatan uğrunda feda eden aziz şehitlerimizin kudsî hâtıralarını min­net ve tazimle anıyoruz. Yine bu akşam burada bu şehre hizmet etmiş eski Sehre-minleri ve Valiler günümüzü sevinçle dol­duruyorlar. Millete ve şehre hizmet etmiş ve bu emaneti birbirine devreylemiş in­sanlar karşılıklı kalben bağlıdırlar. Bu has­let milletimizin asıl ve fedakâr karakteri­nin ifadesidir. 6 Ekim kurtuluş gününü trfze yaratan Atatürk'ün fedakâr arkadaş­ları, aziz komutanlarımızı ve kahraman ordumuzu şehir adına bir daha hürmetle selâmlar, hepinize saadetler dilerim.»

Bundan sonra söz alan Birinci Ordu Mü­fettiş vekili Korgeneral Abdülkadir Seven Valinin nutkuna şu cevabı vermiştir:

«Sayın Milletvekilleri, kıymetli misafir­in.

İstanbul'un kurtuluş yıldönümü vesilesiyle sayın Belediye Başkanının Ütifatkâr ifa­delerine ordu namına teşekkürlerimi arze-derim.

Arkadaşlar, bir ordu kudretini millî kuv­vetin varlık ve hayatından alır. Kendi mesleği dahilinde ona kuvvet verir ve icap­larına göre bu kuvvet ve kudreti devletin hükümranlık hukukunu muhafaza için kul-kiiıır. Türk ordusu yalnız yakın zamanlar­da değil, tarih boyunca en haşmetli, en ka­vi bünyeli, en azimli olarak bu millî kay­nağa i-nad etmekle muvaffakiyete ulaş­mıştır. Bu sebeple sayın Valimizin Türk Ordusu hakkındaki cemilekâr ifadelerini asli mastara devretmekliğime müsaadelerini rica ederim.

Arkadaşlar,

Bugünkü.Türk ordusu, istikbalde bu top­raklar üzerinde, bir kurtuluşun tesidîne ve-

sile olacak kara günün meydana gelmeme­sine çalışıyor, çalışmaktadır ve çalışacak­tır. Sayın İstanbul Belediyesinin bu gece ordu namına vâki olan davetine teşekkür­lerimi arzedcrimj)

Bundan sonra malûl gaziler adına bir eski subay. Vali ve Belediye Başkanının ve Ordu Müfettiş vekilinin nutuklarına cevap vermiş ve Türk yurdunda birbirini takip eden nesillerin ayni heyecan ve kudretie daima memleket müdafaasında ön safta yer alacaklarını belirtmiştir.

Yemek çok samimî bir hava içinde geç vakte kadar devam etmiştir.

8Ekim 1951

—İstanbul:

Çarşamba gününden beri limanımızda mi­safir bulunan Birleşik Amerika'nın Akdeniz donanmasına menup 2400 tonluk Kenneth ve Tohnston muhribleri bu sabah Akdenize müteveccihen limanımızdan ayrılmışlardır.

9Ekim 1951

—Ankara:

Emîn kaynaklardan aldığımız haberlere göre Bulgar Hükümeti tarafından aleyhi­mizde propaganda yapmak üzere Türk a-zınljğmm kesif olduğu bölgelerde dolaştı­rıldığını evvelce bildirdiğimiz Nâzım Hik­met, bu zelilâne vazifesini canla başla ba­şarmağa çalışmaktadır. Bu kızıl uşağı uğ­radığı kasabalarda civar köylerden zorla getirilen Türk köylülerine yaptırılan mi­tinglerde, göçmen kız ve kadınlarının ırz­larına geçildiğini, erkeklerin ise ağalar ta­rafından esir gibi kullanıldığını, Türkiye* ye göç etmek için komünist rejiminin bu­rada kurulmasını beklemelerini, o zaman bizzat kendisi Bulgaristan Türklerini Tür­kiye'ye davet edeceğini, ileride Türkiye'­de tatbik edilmek için şimdiki Bulgaris­tan'da kalarak komünizmi öğrenmelerini söylemiş ve sözlerine inananların göçten vazgeçtiklerini bildirmelerini istemiştir.

Bulgarlar ile çingenelerin alkışları arasın­da ancak on kişi Türkiyeye gitmiyecekîeri-ni söylemişlerdir. Bunlar arasında bulunan Yunala köyünden dört komünist ellerindeki göçmen pasaportlarını yırtınışlardır. Nâ­zım Hikmet bunların üzerlerine atılarak kucaklamıştır.

Kırcaali'deki bu mitingte bazı ırkdaşları-mız eski Bulgar rejiminde kendilerinin anavatana göç etmelerine müsaade edilme­diğini, fakat şimdi Türkiye'ye göç etmek İmkânını bulduklarını ve Bulgar Hükümeti izin verirse artık kendilerinin de göç ede­ceklerini söylemişler. Nâzım Hikmet bun­lara cevap vermemiştir. Koşukavak'da ya­pılan toplantıda bir ırkdaşımız (Sen ne söylersen söyle biz Türkiye'ye gideceğiz ve Türk bayrağı altında öleceğiz) demiş. Nâ­zım Hikmet ona (Alçak, faşist, kapitalist) diye haykırmış ve bu zavallı Türk köylüsü Bulgar milisi tarafından yakalanıp götü­rülmüştür.

Filibe'de birkaç saat kalan Nâzım Hikmet ile oradaki Türklerin çoğu temas etmek istememişlerdir. Bu sebeple Nâzım Hikmet yalnız Filibe rüştiyesinden komünist Kad-riye ile öğretmen Necip ve çingenelerle görüşebilmiştir.

Bulgar Hükümeti bir taraftan Nâzım Hikmet'i âlet ederek göçmenlerin memle­ketimize gelmelerini önlemeye çalışırken, diğer taraftan bu ırkdaşlarımızı tazyik ile 1952 yılı iktisadî plânına dahil işlerde on­ları çalıştırmaya karar vermiş bulunmak­tadır. Türk çiftçilerinden ekecekleri arazi ile istihsal edecekleri mahsul mikdanm gösterir taahhütnameler alınmakta ve on­lara Türkiye için çıkış vizesi vermekten imtina olunmaktadır.

10 Ekim 1951

— Kars:

Şehrimizde bulunan Gümrük ve Tekel Ba­kanı Profesör Rıfkı Salim Burçak Valiyi, Garnizon Komutanlığını. Belediyeyi, siyasî partileri ziyaret ve Gümrük. Tekel Müdür­lerini teftiş ettikten sonra İl Genel Meclis salonunda toplanmış bulunan Karshlara, sık sık alkışlarla kesilen şu hitabede bu­lunmuştur :

«Muhterem vatandaşlarım.

Tarih, Türk vatanının tarihine, birkaç şanh kalenin kaderine sıkı sıkıya bağlı kaimıştır. Kars da, Edirne gibi. Erzurum gibi. vatan müdafaasında çok şerefli ve şerefli olduğu kadar da mesuliyetli bir va­zifeyi kahramanca başarmış olan kaleleri­mizden biridir. Bu şanlı kalenin kahraman halkına hitap etmek fırsatım bulduğum için şu anda kendimi mesut ve bahtiyar hissediyorum.»

Bakan bundan sonra yeni iktidar zamanın­da yapılan işler hakkında eskileri ile mu­kayese ederek ve rakkamlar zikrederek izahat vermiş ve sözlerine devamla: «De­mokrat Parti Türk milletine yapmış oldu­ğu vaadleri yerine getirmemiştir yolunda propaganda yapanlar bu türlü müphem ve

meşkûk sözler söyleyeceklerine müsbet iş ve memlekete hizmet sahalarında bizimle kendilerini mukayese etmelidirler. Demok­rat Parti iktidarı ile birlikte büyük ve u-mumî bir kalkınma faaliyeti başlamış bu­lunuyor. Eski iktidar zamanında Kars'ta yapılmış olan işlerle yeni iktidarın bir bu­çuk yıl içinde yaptığı işleri size mukaye­seli bir şekilde arzettim. Yeni iktidarın le­hine tecelli eden bu muazzam fark, vata­nın her tarafında göze çarpmaktadır.» de­dikten sonra dış politika hakkında geniş izahat vermiş ve konuşmasını şu sözlerle bitirmiştir:

»Türkiye bugün Batı âleminin ihmal ve inkâr edemiyeceği. sözüne güvenilir, kuv­vetine inanılır bir Devlet sıfatiyie. dünya barış ve güvenliğini korumak maksadiyle bir araya gelmiş bulunan devletler grubu­na eşit haklar ve eşit vazifelerle dahil ol­muş bulunuyor. Bu, Türk dış politikasın­daki muazzam değişikliğin ve basarının en açık bir delilidir.»

Gümrük ve Tekel Bakanı, bu konuşmasını müteakip, halkın sevgi tezahüratı ve alkış­larıarasındaErzurum'a hareketetmiştir.

—Ankara:

Kore savaş birliğinin yurda dönmüş bulu­nan Alay Komutanı Albay «Celâl Dora» bu sabah Ankara'ya gelmiş, garda Vali, Emniyet Genel Müdürü. Garnizon. Harp Okulu, Merkez Komutanları. Elazığlı hemşehrileri ve kalabalık halk kütlesi ta­rafından coşkun tezahüratla karşılanmış­tır.

Elâzığ Kültür Derneği Başkanı Rahmi Ulûğ. Albay Celâl Dora:ya bir buket ve­rerek hemşehrileri adına hoş geldiniz de­miştir.

—İstanbul:

Cumhuriyet gazetesinin tertip ettiği 1951 Türkiye güzellik kraliçesi .müsabakası mü­nasebetiyle ilk seçme bu sabah saat 10 da Saray sinemasında yapılmıştır.

Seçmede müsabakaya iştirak eden genç kızlar, kalabalık bir jüri heyeti, güzellerin aileleri efradı ile diğer davetliler hazır bu­lunmuştur.

İki saat süren seçme neticesinde, Noter hu­zurundaki tasniften sonra, cumartesi günü Spor ve Sergi Sarayında yapılacak son seçmeye girmek üzere, müsabakaya iştirak eden 54 genç kızdan 20'si seçilmiştir.

—■ Ankara:

Marshall Plânı Türkiye Özel Misyonu Başkam Orta Elçi Russel H. Dorr tarafın­dan bugün aşağıdaki beyana: verilmiştir:

— Ankara;

Tarm uçakla şehrimize gelecek olan İngi­liz Genelkurmay Başkanı Feld Mareşal Slim'in hal tercümesi aşağıdadır:

Mareşal Sir William Joseph Slim, 1891 yı­lınınAğustosayındadünyayagelmiştir. Askerîhayattaçoktemayüzetmişolan Mareşal Slim, Birinci Cihan Harbînde dö­nüşmüş ve Gelibolu'da, yaralanmıştır. Harp sonunda First Gurkha Rifîes'e iltihak et-miş ve müteakiben Hindistan'daki Yüksek SubaylarOkulunuidareetmiştir.İkinci Cihan Harbînde Sudan ve Eritre'de 10'uncu piyade tugayına, Suriye,İran veIrak'ta 10'uncu Hint tümenine,Birmanya'daBi­rinci Birmanya Kolordusuna, lS'inci Hint Kolordusuna,14'üncü Orduya ve nihayet Güncy-Doğu Asya Müttefik kara kuvvet­lerine Komutanlık etmiştir.1948'den beri İmparatorluk Genelkurmay Başkanlığı va­zifesini görmektedir.

Feld Mareşal Slim'in Birmanya'da komuta ettiği 14'üncü Ordu, askerlik tarihinde rastlanan orduların en büyük ve en muhte­lit olanlarından biridir. Büyük Britanya, Hint, Batı ve Doğu Afrika askerlerinden kurulmuş olan bu ordu, Çin'den Hint Ok­yanusuna kadar uzanan muazzam bir cep­heyi tutuyordu. Üzerinde savaşların cere­yan ettiği arazi ormanlık bölgelerden bü­yük nehirlerle bölünen geniş ovalara kadar muhtelif yapıda toprakları ihtiva ediyor­du. Sir William'ın tabiriyle «harp mak­satlarına hizmet eden hayvanlar» arasında güvercinler, köpekler, midilliler, katırlar, atlar, mandalar, öküzler, filler bulunuyor­du. Yük hayvanlarının giremediği nv.ntakalarda malzeme taşımak için hamallardan istifade ediliyordu. Feld Mareşal Slim'in komuta ettiği 14'üncü Ordu, Birmanya'yı istilâ etmiş ve Hindistan'ı ele geçirmeye hazırlanan Japon kuvvetlerini bozguna uğ­ratmıştır. 1945 Mayıs'ı sonunda arta ka­lan mağlûp Japon kuvvetlerinin sığındık­ları Orta Birmanya dağlık bölgesi hariç, bütün Birmanya müstevlilerin elinden kur­tarılmış bulunuyordu. Harbin bitmesine kısa bir zaman kala Sir William Güney-Doğu Asya Müttefik Kara Orduları Komu­tanı tayin edilmiş ve Japonları Malezya'­dan atmak için plânlar hazırlamakla meş­gulken 1945'-de Japonların teslim haberini almıştır.

12 Ekim 1951

— Ankara;

Birleşik Amerika müşterek Genelkurmay Başkanı General Omar Bradley, İngiltere Genelkurmak Başkanı Feld Mareşal Sİr William Slim, Fransa Hava Kuvvetleri Komutanı General Lecheres, bugün saat 11.30'da özel bir uçakla Atina'dan şehri­mize gelerek Esenboğa hava alanına inmiş­lerdir.

GenelkurmayBaşkanlarıhavaalanında Başbakan adına Özel Kalem Müdürü Bas-ri Aktaş, Hükümet adına Protokol Umum Müdür muavini Şemseddin Mardin, Dışiş­leri Bakanı adına Özel Kalem Müdürü Sa­dî Eldem, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Kara, Deniz ve Hava Kuv­vetleri Komutanları, Haberleşme Başkanı, Garnizon ve Merkez Komutanları ile Ame­rikan,İngiliz,Fransız ve YunanBüyük­elçileri, Amerikan Askerî Yardım Kurulu Başkanı, Amerikan, ingiliz ve Fransız Bü­yük Elçilikleri kara. deniz ve hava ataşe­leri ile Basın mensupları tarafından kar­şılanmışlardır.

Uçak alana indiğinde Bayan Yamut Bayan Bradley'e hoş geldiniz diyerek bir buket vermiş ve misafirler hazır bulunanlara takdim edilmişlerdir.

Misafir Genelkurmay Başkanları, İstiklâl marşının çalınmasını müteakip selâm res­mini ifa eden bir ihtiram kıtasını teftiş etmişler ve daha sonra Esenboğa hava a-lanından ayrılmışlardır.

— Ankara:

Bu sabah General Omar Bradley ve Mare­şal Sir Wiliam Silm ile birltkte şehrimize gelmiş bulunan General Lecheres 1896'da doğmuş ve tahsilini Saint-Cyr'de yapmıştır. Buradan AsteğmenolarakçıkanGeneral Lecheres 1914-18 harbini Asteğmen ve Teğmen olarak yapmış ve bu harpte yara almıştır.

Harpten sonra hava kuvvetlerine geçmiş, Fas harbine iştirak etmiş ve burada gös­terdiği yararlıklardan dolayı ismi dört de­fa şeref listesinde zikredilmiştir.

General Lecherea daha sonra Yüksek Harp Okuluna girmiş, buradan çıktıktan sonra 193O'a kadar 36'mcı Bombardıman ve Ke-, şif Filosuna Komutanlık etmiş, bilâhare Hava Ordusu Genelkurmay Başkanlığında hava personelinin yetiştirilmesiyle meşgul olmuş, iki sene sonra bir hava tugayının komutanlığını uhdesine almıştır. 1940'da Kuzey Afrika'ya geçen General. 1943'de Albay rütbesiyle (B. 26) Bombardıman Tugayına Komutanlık etmiş, Korsika, da­ha sonra italya ve Fransa muharebelerine katılmıştır. 1945'de Tuğgeneral olarak Su­riye'de hava kuvvetlerine komutanlık et­miştir.

General Lecheres daha sonra Denizaşırı Hava Kuvvetleri Genel Müfettişliğine ta­yin edilmesi münasebetiyle bütün Fransız müstemlekelerinde tetkik ve teftiş seya­hatleri yapmak fırsatını bulmuş, daha son­ra Hava Ordusu Genelkurmay Başkanlı­ğına tayin edilmiş, bu sıfatla Avrupa Mü­dafaa Teşkilâtı üzerinde yapılan Brüksel .Konferansına iştirak eylemiştir.

Atlantik Paktının imzasından sonra Atlan­tik teşkilâtına murahhas tayin edilmiştir. General Lecheres bundan başka Genelkur­maylar Başkanlığı Komitesi Başkan ve Başkan yardımcısı vazifesini ifa etmekte­dir.

— Ankara:

Bu sabah şehrimize gelmiş olan Birleşik Amerika Müşterek Kurmay Heyetleri Baş­kanı General Omar Bradley, İngiliz İmpa­ratorluk Genelkurmay Başkam Feld Ma­reşal Sir William Slim ve Fransız Müşte­rek Kurmay Başkanları Heyeti Başkanı hava generali Charles François Lecheres öğleden sonra Ankara'daki tetkik ve te­maslarına başlamışlardır.

Misafir Genelkurmay Başkanları saat 15'-de Amerikan Büyük Elçisi Mr. Wads-worth, İngiliz Büyük Elçisi Sir Noel Char­les ve Fransız Büyük Elçisi Jean Lescuyer ile birlikte Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen'i. bilâhare saat 15.30'da Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü'yü makamla­rında ziyaretle kendileriyle yarımşar saat görüşmüşlerdir,

Heyet daha sonra beraberinde Amerikan Askerî YardımKuruluBaşkanıGeneral

William H. Arnold ile Amerikan, İngiliz ve Fransız Büyük Elçilikleri ataşemiliterleri ve Kuzey Atlantik Paktı daimî grubu he­yetine refakat eden yüksek rütbeli subay­lar olduğu halde saat 16'da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut'u maka­mında ziyaret etmiştir.

— Ankara:

Bugün şehrimize gelmiş olan Birleşik Ame­rika Kurmay Heyetleri Başkanı General Omar Bradley Kuzey Atlantik Paktı daimî grubu adına şu demeçte bulunmuştur:

Kuzey Atlantik Paktının daimî grubu, Türk Kurmay Başkanları ile Türkiye'nin Kuzey Atlantik Paktına alınmasının as­kerî veçhelerini müzakere etmek üzere bugün Ankara'ya gelmiştir.

Daimî komitenin azaları, Amerika Birle­şik Devletleri Müşterek Kurmay Başkan­ları Heyeti Reisi General Omar Nelson Bradley, Büyük Britanya İmparatorluk Genelkurmay Başkanı Feld Mareşal Sir Wiiliam Slim, ve Fransa Müşterek Kur­may Başkanları Heyeti Reisi hava gene­rali Charles François Lecheres'den müte­şekkildir.

Grupun Ankara'ya ziyareti, geçenlerde Ot-tawa'da toplanarak her Kuzey Atlantik Paktı âzası hükümete Türkiye'nin Kuzey Atlantik Paktına daveti için lüzumlu hazır­lığın yapılmasını tavsiye eden kararını ta-kib etmektedir.

Daimî grup azaları ile Türk Kurmay Baş­kanları arasındaki toplantılar muhtemelen bugün başlıyarak yarınki cumartesi ve pa­zar günü devam edecektir.

Konferans izahı bir mahiyet taşıyacaktır ve toplantının maksadı herhangi bir karara varmak olmıyacaktır. Daimî grup, Türk Kurmay Başkanlarının kumanda münase­betleri ve teşkilât hakkındaki fikirlerini alarak bunun tetkikini temin edecektir.

Bilâhare, alâkalı bütün zevatın fikirleri Öğrenildikten sonra, daimî grup âzalarının temsilcilerinin tetkikleri Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtı Askerî Komitesine ve Konseyine, tasviplerini temin için takdim olunacaktır.

Daimî grup azalan çarşamba günü Paris'­ten hareket ederek Atina'ya gitmişler ve orada, Ankara'da vukubulacak görüşmele­rin bir eşine dün iştirak etmişlerdir. Bu görüşmeler esnasında Yunanistan'ın Kuzey Atlantik Paktı kuvvetlerfi araşma ithali bakımından muazzam terakki temin edil­miştir.

—Ankara:

Bu sabah şehrimize gelmiş olan Birleşik Amerika Müşterek Kurmay Heyetleri Başkanı General Omar Bradley, İngiliz İmparatorluk eGnelkurmay Başkanı Feld Mareşal Sir William Slim ve Fransız Müş­terek Kurmay Heyetleri Başkanı hava ge­nerali Charles François Lecheres öğleden sonra saat 16.3O'da Amerikan Büyük Elçi­si Mr. Wadsworth, Fransız Büyük Elçisi M. Jean Lescuyer, İngiliz Büyük Elçisi Sir Noel Charles ve generallerin Kurmay Başkanlariyle birlikte Başbakan Adnan Menderes'i makamında ziyaret etmişler ve saat 17.40'a kadar kendileriyle görüşmüş­lerdir.

Bu ziyaret esnasında Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Fuad Köprülü de hazır bulun­muştur.

Ziyareti müteakip Başbakanlığın önünde toplanmış olan çok kalabalık bir halk küt­lesi misafirleri şiddetle alkışlamış ve sevgi tezahüründe bulunmuştur.

Müttefik komutanlar halkın bu samimî duygularına selâm vererek mukabelede bu­lunmuşlardır.

13Ekim 1951

—Ankara:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bugün Çan­kaya'da Ankara'nın başkent oluşunun 28'inci yıldönümü münasebetiyle Belediye Başkanı Atıf Benderlioğlu'yu. Başkan mu-.avini Ziya Altınbaş'i, Belediye Meclisi ü-yelerinden emekli general Tevfik Oge ve Hikmet Yazıcıoğlu'yu, Ankara efelerinden en yaşlı Fehmi ve en genç Doğan Güner Efeyi, Üniversite adına Siyasal Bilgiler Okulu şehircilik doçenti Fehmi Yavuz'u, Demokrat Parti İl Başkanı İrfan Erdem'i, C.H.P. İl Başkanı Cafer Tuzel'i, Millet Partisi İl Başkanı Osman Nuri Uzun'u, Ticaret Odası adına Mümtaz Yağcioğlu'yu,

14Mayıs Kulübü adına Dr. Mahir Mavioğlu'yu kabul etmişlerdir.

—Ankara:

Ankara'nın başkent oluşunun 28'inci yıl­dönümü münasebetiyle bugün bütün şehir bayraklarla donatılmış ve büyük bir tö­ren yapılmıştır. Törene bu sabah saat 9'da Atatürk'ün geçici kabri önünde başlanmış ve sırasiyle Belediye Başkanı Atıf Ben-derlioğlu, Belediye Meclisi üyeleri, Ankara Üniversitesini ve Ankara Kulübünü tem­sil eden heyetler, efeler, siyasî partilerin Ankara İl Başkanları. Ticaret Odası, An­karaTurizmDerneğiveEsnafDernekleri temsilcileri kabri ziyaret ederek bir tazim duruşu yapmış ve birer buket koy­muşlardır. Bundan sonra, en önde davul zurna ve efeler, onların arkasında Belediye Başkanı ve heyetler olduğu halde Saman-pazarı, Aslanhane yolu, Hisar, Saat Kulesi önü tarikiyle halkın tezahüratı arasında Ankara kalesine çıkılmış ve saat 10.30'da bando İstiklâl marşını çalarken iki An­kara efesi kaledeki direğe bayrak çekmiş­tir. Bu merasimden sonra efelerin oynadık­ları millî oyunlar zevkle seyredilmiş ve tezahürata vesile olmuştur. Bilâhare grup­lar dağılmış, Belediye Başkanı beraberin­de biri en yaşlı, diğeri en genç iki efe, siyasî partilerin Ankara İl Başkanları ve her heyeti temsilen bir kişi olduğu halde otomobillerle Çankaya'ya giderek Cumhur­başkanınıziyaretetmiştir.

Belediye Başkam ve beraberindekiler bun­dan sonra Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan'ı makamında ziyaret et­mişlerdir. Heyeti büyük bir samimiyetle karşılayan Meclis Başkanı, Ankara'nın başkent oluşuna tekaddüm eden günlere ait bazı hâtıralarını anlatmış ve bu büyük günün ehemmiyetini bir kere daha zikre­derek Ankaralıları tebrik etmiştir.

Heyet Valiye yaptığı bir tebrik ve teşek­kür ziyaretini müteakip dağılmıştır.

Bundan sonra Belediye Başkanı makamın­da şehir adına yapılan tebrikleri kabul et­miştir.

Törene öğleden sonra saat 14.3O'da Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesinde devam edil­miştir. Bu törende sayın Cumhurbaşkanı­mız Celâl Bayar, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Ekonomi ve Tica­ret Bakanı Muhlis Ete, Tarım Bakanı Ne­dim Okmen, Ankara Valisi Necati İlter, Belediye Başkanı Atıf Benderlioğlu, Be­lediye Meclisi üyeleri, Vilâyet erkânı ve seçkin bir davetli kütlesi hazır bulunmuş­tur.

Törene İstiklâl marşı ile başlanmış ve mü­teakiben kürsüye gelen Belediye Başkanı Atıf Benderlioğlu şu konuşmayı yapmış­tır:

Saym Cumhurbaşkanımız, kıymetli misa­firlerimiz,

Güzel Ankara'mızın başkent ilân edildiği bugünü birlikte kutlamak üzere huzurları­nızla şeref verdiğinizden dolayı, Belediye­miz adına hepinize sevgi ve şükranlarımı arzederek töreni açıyorum. Biliyorsunuz ki, Büyük Millet Meclisinin 13/Teşrinievvel/1339tarihinde aldığıU mumî Heyet kararı ve Teşkilâtı Esasiye Kanunumuzun ikinci maddesi ile Ankara şehrinin Türkiye Devletinin makam ida­resi olduğu kabul ve ilân edilmiştir.

Şehir Miclisimizin gecen yıl 10 Ekimde ittihaz ettiği karara göre. bu mutlu günü her yıl kutiamak şehrimizin gelenekleri arasında yer almış bulunmaktadır. Ata­türk inkjlaplarının başında gelen Ankara, aynı zamanda bu inkılâpların doğuşuna sahne olmuş bir şehirdir. Ankaralılar bü­tün kabiliyet, cesaret ve heyecanları ile bu inkılâplara fiilen karışmış ve onun içinde yoğurulmuş. vefakâr İnsanlardır.

Hiç şüphe etmiyorum ki, Büyük Atatürk Ankara'yı kendi dehasına vüs'at ve imkân veren en müsait bir belde olarak bulmuş ve Ankaralıları, kendi hamle kabiliyetini arttıran bir varlık olarak görmüş ve sev-mîş ve nihayet kendi ruhundaki asıl heye­can ile bunları mezcederek büyük eserle­rini meydana getirmeğe muvaffak olmuş­tur.

Büyük Atatürk Hükümet merkezi olarak Ankara'yı seçmekle asırlar boyunca Ana­dolu'dan uzak yaşayan Devlet idaresini Anadolunun ortasına, milletin sinesine çek­miş ve bu suretle Anadolunun muhtelif yerlerinden gelen onbinlerce vatandaşın feyiz ve ilham kaynağı haline gelen An­kara'da Devleti millete yaklaştırmak, mil­letin içine girerek onu daha yakından ta­nımak ve anlamak fırsatını elde etmiş­tir,

Aziz misafirlerim,

Şehirler, insanlar gibi, konuşan, düşünen, muhakeme eden zamanı gelince his ve he­yecanını ortaya koyan, iyi işlendiği takdir­de kabiliyet ve cevherini göstermesini bi­len talii veya talihsisligi olan birer varlık­tır. Öyle şehir vardır ki, kendi kaderine hâkim olmasını bilir ve yine Öyle şehir vardır ki, talihi açık, kısmeti bol olur.

Ankara Öyle bir şehirdir ki. Tanrının lütuf ve ihsanına mazhar olduğu kadar, zama­nında kendi kaderine de hükmetmesini bil­miş, ve bunu daima iyi yollarda inkişaf ettirmeğe muvaffak olmuştur. Bu müşa­hedemizi. Hükümet merkezi olmadan ev­velki Ankara'nın yeni devre girerken gös­terdiği seyyaliyet ve intibak kabiliyeti ile izah ve ispat etmek mümkündür.

Osmanlı imparatorluğundan devren gelen eski Ankara, 25-30 bin nüfuslu orta halli bir vilâyet merkezidir. Osmanlı inhitat dev­rinin bütün sıkıntılı manzarası, bu vilâ­yetin asil,fakatneşesizyüzünde okunmaktadır. Ticaret ölgündür, esaslı bir sa­nat yoktur. Şehrin dar ve karanlık sokak­larında ve bozuk yollarında medenî bir vasıtaya tesadüf etmek mümkün değildir. Hülâsa. Ankara işlenmemiş bir pırlanta ha­lindedir.

İnkılâbın feyizli hamlesi onun bu silik çeh­resini birdenbire değiştirmiş ve Ankara akıllara durgunluk verecek bir süratle par­lak bir gelişme devresine girmiştir. Anka­ra'nın eski halini bilenlerin çoğu henüz a-ramızda yaşamaktadırlar. Onun bu serî in­kişafını dil ile tarif etmenin mümkün ola-mıyacağmı söyler dururlar. Çok eski bir mazisi ve kıymetli bir tarihi olan Anka­ra'yı, bu hususiyetlerinden ayrı olarak daha çok Atatürk inkılâbiyle birlikte mü­talâa ve izah etmek lâzımgeldiği kanaatm-dayım. Ankara'yı Atatürk inkılâplariyle beraber mütalâa etmediğimiz takdirde bu süratli inkişafın mânası izahsiz kalacağını ve şehrin kendine hâs diliyle bize hiçbir şey söylemiyeceğini takdirinize terkede-hm.

Aziz misafirlerim,

İnkılâp tarihimizde bu derece ehemmiyetli mevkii olan Ankara'nın, inkılâplarımızın korunmasında da büyük vazife ve mesu­liyete sahip olduğuna şüphe yoktur. Ankara şehrinin Hükümet merkezi ittihaz edilme­sindeki isabetli kararın mâna ve ehemmi­yetini bir bakıma bu anlayışla da mütalâa etmek yerinde olur. Bu sebepledir ki biz Ankaralılar, inkılâplarımızın muhafaza ve müdafaası yolunda bütün milletle beraber olarak, canlarımızı dahi tehlikeye atmak­tan çekinmiyecek kadar onun sadık bek­çisi olduğumuzu her zaman ispat etmeğe amadeyiz.

Atatürk inkılâplarını zedelemeğe çalışan bir hareket nerede, ne zaman ve hangi şart­lar altında ortaya çıkarsa çıksın, bütün Türk gençliğini Ankara kalesi gibi yekpare bir kitle halinde karşısında bulacaktır.

Ankara'nın hususiyetlerini yaşatabilmek ve onun karakterini muhafaza etmek, içinde yaşayanların elindedir. Millî oyunlar, fol­klor havaları, düğün âdetleri vesaire gibi Ankara'ya mahsus kıymetlerin iyi tarafla­rını yaşatmak hem bir zevk, hem de va­zifedir. Geçen yıl da arzettiğim gibi An­kara için daimî bir gelenek haline giren bugünkü tören vesilesiyle şehrin kıymet verdiğimiz millî vasıflarını her yıl daha canlı bîr surette değerlendirmek kararın­dayız.

Önümüzdeki yıllarda Ankara'nın geçmişte yaşadığıdevirlericanlandıranmillîve

yeni İl İdare Kurulu seçimi yapılarak kongreye son verilmiştir.

— Eskişehir:

Törene hususî surette giden Anadolu A-jansı muhabiri bildiriyor:

Bugün Eskişehir'de Hava Harp Okulu açıl­mıştır. Bundan böyle, şanlı bir tarihi olan kara kuvvetlerimizle, şerefli bir maziye malik bulunan Türk Donanmasının yanı-sıra. yeni ve taptaze bir kuvvet olarak, hava ordumuz da doğmaktadır.

Eskişehir bugün tarihî günlerinden birini daha yaşamıştır.

Hava Harp Okulunun açılışı dolayısiyle,. askerî hava meydanı bayraklar ve flama­lar ile süslenmiştir. Misafirler için, çadırlar kurulduğu gibi, seyirciler için de ayrıca, yerler temin edilmişti. Ankara ve İstan­bul'dan davetlileri getiren uçaklar, birbiri sıra alana iniyorlardı. Hoparlörlerle, gelen misafirlerin isimleri bildirilmekteydi. Bu arada Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Ekrem Hayri Üstündağ ile, Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğiu'nun merasim sa­hasında bulundukları da haber verildi. Saat 10.25'te' Başbakan Adnan Menderes, beraberinde Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut ve Aydın Milletvekili Dr. Namık Gedik olduğu halde uçakla mey­dana indi ve başta bando bulunan bir kıta asker tarafından selâmlandı. Müteakiben, Amerikan yardım grubu başkanı General Arnold ile yardım grubu üyeleri de alana mahallî bir müze tesis etmek ve bu müzeyi temsil ettiği devrin mimarî tarzını yaşa­tan bir bina içinde kurmak emelindeyiz. Şehri her yaşadığı devirdeki hususiyetle-riyle dile getirmenin bugün içinde yaşa­yanlara ne büyük dersler ve ilhamlar vere­ceğini ve ziyaretçiler için ne çekici bir alâ­ka tophyacağını takdir buyurursunuz.

Ankara'nın üzerinde durulmasını ehemmi­yetle arzu ettiğimiz hususiyetlerinin busun daha çok artmış olduğunu ve bilhassa ih­tiyaçlarının genişlediğini gozönünde tutan belediyemiz bu bakımdan da şehrin gelişme tarzına ve icablarına uygun tetbirler ve ka­rarlar almak zorundadır. 25 bin nüfusun çok kısa bir zamanda 300 bine yaklaşmış olması ve aynı süratle Belediye hudutla­rının genişlemiş bulunması yüzünden hem­şehrilerin bin bir ihtiyaçlarının birden or­taya çıkması, Belediye idaresini aynı sürat temposuna uygun bir çalışma mecburiyeti altına sokmuştur. Halbuki yapılacak iş­lerle, sarfedilecek parayı ve zamanı birbi­rine nisbet ettiğimiz takdirde Belediyenin bilhassa para bakımından aynı sürat tem­posuna uymak imkânına malik bulunma­dığı kolayca anlaşılır.

Muhterem hemşehrilerim,

Şurasını sizlere bilhassa arzetmek isterim ki, Ankara'yı bütün bu saydığımız husu­siyetler ve imkânlar İçinde örnek bir belde haline getirebilmek, herşeyden evvel siz­lerin çok yakın alâka ve himmetinize bağ­lıdır. Şu izahımla bu mevzuda bize en çok lâzım olan parayı ikinci plânda mütalâa ettiğime hayret etmiş olacaksınız. Evet aziz hemşehrilerim,, bir şehirde Belediye idaresinin halktan alâka ve kolaylık gör­memesi, o yerde Belediye hizmetlerinin ifa edilmemesi demektir. Belde sakinlerinin hu İncelikleri daima gözönünde tutarak Belediyeye kolaylık göstermeleri kendi menfaatleri icabıdır.

Sevgili Ankaralılar,

Şehrimizin Hükümet merkezi olması nime­tinden daha çok istifade etmesini bilmek ve bu şehri her bakımdan örnek bir belde ha­line getirmek elinizdedir. Ben iddia ediyo­rum ki, 300 bin Ankaralıya da Tanrı bu hususta gereken liyakat ve kabiliyeti bah­setmiştir. Şehrin her derdini, her iğini müşterek malınız gibi, kendi evlerinizin işi ve derdi gibi bilin.. Onlara çare arayan­lardan yardımınızı esirgemeyin.. Belediye İdaresinin yalnız sizlerin müşterek ve me­denî ihtiyaçlarınızı düşünen ve bunlara çare arayan bir idare olduğunu, bu sebeple sizleri rencide etmekten cok uzak bulundu-

ğunu unutmayın. Kanuna, emirlere, nizam­lara karşı gelenleri ikaz edin, mâni olun, şehrin müşterek nizamı ve âmme hizme­tinin yerinde ve zamanında ifası için bir-birlerinİzi ve Belediye idaresini murakabe ve kontrol etmekten geri durmayın, unutmayın ki, 22 milyon vatandaşı­mız gözünü ve kulağını açmış, bütün Türkiye'nin çarpan kalbi olan Ankara'dan güzel sesler ve iyi örnekler bekliyor. Sizin bütün Türkiye'ye en güzel Örneği verece­ğinize emin olarak sözlerime son verir, he­pinizi sevgi ile selâmlarım.»

Belediye Başkanından sonra sözü Ankara Kulübü adına Kâzım Mihçıoğlu almış ve bu günün ehemmiyetini tebarüz ettirerek bütün Ankaralıların bayramını kutlamış­tır.

Bundan sonra Ankara Radyosunun Yurttan Sesler ekibi yurt havaları çalmış ve Ankara efelerinin sık sık alkışlanan saz ve oyun gösterilen ile toplantıya son verilmiştir.

Cumhurbaşkanımızın Dil ve Tarih - Coğ­rafya Fakültesine gelişlerinde olduğu gibi gidişlerinde de halk coşkun tezahürat yap­mış ve kendilerini dakikalarca alkışlamış­tır.

Aynı saatlerde Kaleden 28 pare top atılmış ve tayyareler şehir üzerinde gösteri uçuk­ları yapmışlardır.

— Ankara:

İki gündenberi şehrimizin misafiri bulu­nan Birleşik Amerika Müşterek Kurmay Heyetleri Başkam General Omar Brabley, Büyük Britanya Genelkurmay Başkanı Feld Mareşal Sir "VVilliam Slim ve Fransız Müşterek Kurmay Heyetleri Başkanı ha­va generali Charles François Lecheres şe­refine Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut ve Bayan Yamut tarafından bu akşam saat 21'de Ankara Palas'ta bir resmi kabul tertip edilmiştir.

Geç vakte kadar samimî bir hava içinde devam eden kabul resminde Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes. Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu. Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen, Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü, Cumhurbaşkanlığı Umumî Kâtibi Nurullah Tolon, Başyaver Kurmay Yarbay Nureddin Alpkartal, Dış­işleri Bakanlığı Umumî Kâtip vekili Bü­yükelçi Cevat Üstün, Protokol Umum Mü­dürü Tevfik Kâzım Kemahlı, Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Genelkur­may îkinci Başkanı, Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanları, Genelkurmay Da­ire Başkanları. Amerikan, İngiliz ve Fransız Büyükelçileri ile Kuzey Atlantik Paktı üyesi devletlerin sefirleri, Amerikan Askerî Yardım Kurulu Başkanı. İktisadî İşbirliği İdaresi Türkiye İcra Komitesi Başkanı ve Dışişleri Bakanlığı ileri gelenleri eşleriyle birlikte hazır bulunmuşlardır.

13 Ekim 1951

—Ankara:

Dünkü Basın toplantısı münasebetiyle bugünkü Ulus gazetesinde yapılan neşriyat hakkında Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri bir muharririmize aşağıdaki beyanatta bu­lunmuştur :

((Dünkü Basın toplantısında gazetecilerin sorularına verdiğim cevapları herhangi bir yanlışlık olmasın diye kelime kelime dikte ettirmiştim. Bu izahat bugünkü Zafer ga­zetesinde tamamen ve Hür Ses gazetesiyle Kudret'te kısmen ve ifadelerime sadakatle intişar etmiştir. Bugünkü Ulus gazetesinde ise bana atfen yanlış tefsirlere yol açacak bazı haberler çıkmıştır. Ezcümle bir ga­zetecinin <(Bir edebiyat öğretmeni talebe­lerine Nâzım Hikmet serbest nazmı en iyi kullanan bir şairdir derse bu söz onun hak­kında takibatı ve cezayı mucip olur mu» şeklindeki sorusuna Ulus gazetesi «ve onun eserlerini tavsiye ederse» cümlesini de ilâ­ve etmiştir. «Bir edebiyat öğretmeni tale­belerine Nâzım Hikmet'in bir vatan haini olduğunu izah ve telkin ettikten sonra ser­best nazmı en iyi kullanan bir şairdir sö­zünü söylemesi kendisi hakkında takibatı icab ettirmez» cevabı benimdir. Fakat va­tan haini olduğu bilinen ve bildirilen bir şairin eserlerinin Türk çocuklarına hiçbir öğretmen tarafından tavsiye edilmiyeceği ve edilemiyeceği aşikârdır.

Yine bu gazetenin öğretmen okullarının ayrı ayrı müdürlüklere bağlanacağı yolun­daki haberi de tamamen yanlış ve beyana­tınım aksinedir. Bilâkis yeni Teşkilât Ka­nunumuzda öğretmen yetiştiren bütün mü­esseseleri bir Umum Müdürlükte toplamış bulunuyoruz.»

—Ankara:

Üçüncü Kore değiştirme birliğimize men­sup dokuz yüz kişilik bir kafile, bu sabah saat 7.30'da Özel bir trenle ve halkın coş­kun tezahüratı arasında şehrimizden ayrıl­mıştır.

—Ankara:

Başbakan Adnan Menderes'in başkanlığın­da cumartesi sabahı saat 10'dan itibaren başlayan ve Amerikan, İngiliz ve Fransız BüyükElçilerjyleaskerîheyetlerininiştirak ettikleri Başbakanlıktaki toplantılar bugün saat 13.30'da nihayet bulmuştur. Görüşmeler, cumartesi saat 10'dan 13.30'a ve 17.30'dan 2O.3O'a, bugün de H'den 13.30'a kadar devam etmek üzere üç top­lantı halinde yapılmış bulunmaktadır.

Bu toplantılara Dışişleri Bakanı Profesör Fuad Köprülü, Millî Savunma Bakanı Hu-" lûsi KÖymen, Genelkurmay Başkanı Or­general Nuri Yamut, Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtip vekili Büyükelçi Cevat Üs­tün, Genelkurmay İkinci Başkanı Korge­neral Zekâi Okan, Harekât Başkam Kor­general Yusuf Âdil Egeli, Haberleşme Baş­kanı Tuğamiral Aziz Ulusan, Birleşik Ame­rika Müşterek Kurmay Heyetleri Başkam General Omar Bradley, Büyük Britanya Genelkurmay Başkanı Feld Mareşal Sir William Slim, Fransız Müşterek Kurmay Heyetleri İkinci Başkanı hava generali Charles François Lecheres ve Kurmay Başkanları, Amerikan Büyükelçisi Mr. Wadsworth, İngiliz Büyükelçisi Sir Noel Charles, Fransız Büyükelçisi M. Jean Les-cuyer, Amerikan Askerî Yardım Kurulu Başkanı Tümgeneral William H. Arnold ile Amerikan, İngiliz ve Fransız' Büyükel­çilikleri ataşemiliterleri hazır bulunmuşlar­dır.

Bugün saat 13.30'da nihayet bulan- toplan­tıyı müteakip evvelâ İngiliz, sonra Fran­sız heyeti ve en nihayet General Omar Bradley maiyetile birlikte Başbakanlıktan ayrılmışlardır.

Misafirlerin ayrılmasından sonra yarım saat Başbakanlıkta çalışan Başbakan Ad­nan Menderes, beraberinde Dışişleri Baka­nı Profesör Fuad Köprülü olduğu halde aşağıya inmiş ve etrafını çeviren gazete­cilerle kısa bir görüşmeden sonra Başba­kanlık Önünde toplanan halkın sürekli al­kışlan ve sevgi gösterileri arasında Başbakanlıktanayrılmıştır.

General Omar Bradley gazetecilerin soru­larına karşı şunları söylemiştir:

«Görüşmelerhakkındabugünbirtebliğ yayınlanacaktır. Zannedersem tenevvür et­mek için bu kâfidir. Ve bunun dışında size bir şey söylemenin lüzumsuz olduğu kanaa- I tindeyim. Bu tebliğin müştereken hazırlan- I mış olduğunu da yazabilirsiniz. Bu görüş- I meler karşılıklı fikir teatisi şeklinde çere- I yan etmiştir. Buradan doğruca Paris'e gİ-l deceğim. Başka bir yere uğramamız bah™ mevzuu değildir.

— Port Said:

SüveyşKanalına gitmekÜzere dün gecfl burayagelenİngilizkuvvetleri MısırlH

makinistin treni tahrik etmemesi yüzünden burada kaldıklarından bunlar İngiliz askerî kamyonlariyle nakledilmişlerdir,

—İskenderiye:

Mısır Kabinesi, Orta-Doğu'nun savunması ve Sudan meselesi hakkında dört devlet tarafından yapılan teklilferi müzakere et­mek maksadiyle bugün toplanmıştır.

Nahas Paşa!nın başkanlığı altında içtima eden Kabine, Parlâmentonun yarın yapa­cağı içtimada dörtlü notaya verilecek ce­vabı hazırlamıştır.

Bu hususta demeçte bulunan Nahas Paşa. Birleşik Amerika, İngiltere, Fransa ve Türkiye Büyükelçilerine cevabı yarın ve­rileceğini bildirmiştir.

—Ankara:
Resmî tebliğ:

Türkiye'nin Atlantik Paktına eşit haklar ve vecibelerle iltihakı resmen tahakkuk et­tikten sonra mevzuubahs olacak, tatbikata müteallik, çeşitli meseleleri ve buniara za-mimeten Orta-Dûğü emniyeti işini de göz­den geçirmek üzere 12 Ekim cuma günü Ankara'ya gelmiş olan Amerika Birleşik Devletleri Müşterek Kurmay Başkanları Komitesi Reisi General Omar Bradley, İn­giltere imparatorluk Genelkurmay Başkanı Maşeral Sir William Slim ve Fransa Ge­nelkurmay Başkanları Komitesi İkinci Reisi Orgeneral Charles Lecheres ile 13 ve 14 Ekim tarihlerinde Başbakanlıkta Başbakan Adnan Menderes'in riyasetinde, Dışişleri Bakam Profesör Fuad Köprülü'-nün, Amerika Büyükelçisi Mr. George Wadsworth, Fransa Büyükelçisi M. Jean Lescuyer, İngiltere Büyükelçisi Sir Noel Cîıarles'in, Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut'un ve tarafların yardımcıları­nın iştirakiyle üç toplantı yapılmıştır.

Görüşmeler dört devlet arasındaki müna­sebetlerinfarikasınıteşkiledensağlam dostluğu aksettirİci bir samimiyet havası ve açık sözlülük zihniyeti içinde cereyan

etmiştir.

Atlantik Paktı teşkilâtının bünyesi ve işîe-yiş tarzı, Türkiye'nin bu bünye "içindeki rolü ve Türkiye'nin hangi komutanlığa bağlanmasının münasip olacağı cihetleri gözden geçirilmiştir.

Temaslar sırf ihzarı bir fikir teatisi mahi­yetinde olduğu cihetle tetkike mevzu me­seleler hakkında herhangi bir karar alın­masını icabettirmemekle beraber, aşağıdaki hususlar üzerindeşimdidentarafların gorüş birliğine sahip bulundukları müşahede edilmiştir;

1— TürkiyeveYunanistan'ınAtlantik Paktına girmeleri muamelesinin bir an evvel tekemmül ettirilmesi lâzım­dır, Atlantik Paktı Daimî Grubu ile şimdiden temasa geçmek ve Türki­ye'nin pakta iltihakı tahakkuk ettik­ten sonra paktın askerî temsilciler komitesinde temelli üye olarak kal­mak üzere, "VVashington'a bir Türk generali gönderilecektir.

2— Orta-Doğu'yu hedef tutanbir tecavüz hareketini bertaraf etmek ve bu bölgenin sulh ve emniyetini korumak umumî menfaat iktizasındandır. Bu maksatla bir Orta-Doğu Komutanlı­ğının tesisi lüzumlu görülmüştür. Esasen böyle bir Komutanlığın ku­rulmasındaki faideyi, prensip itiba-rile, Hükümetimiz daha evvel teslim etmiş ve bu görüşünü ilgili devletlere bildirmiş bulunmaktadır.

Bu temaslar, memleketimizin Atlantik ca­miasında kcndİlerile işbirliği yapacağı dost ve müttefik devletlerin salahiyetli askerî erkâniLe daha yakından tanışmak ve taraf­ların düşüncelerini birbirlerine doğrudan doğruya anlatmalarına imkân vermek ba­kımlarından da bilhassa faideli olmuş ve memleketimizin Atlantik Paktına girişin­den mütevellit tatbikat meselelerinin halli mevzuunda çok ileri terakkiler kaydedil­miştir.

15 Ekim 1951

— Ankara:

Kore'ye gidecek olan üçüncü değiştirme birliğimizin 900 kişilik İkinci kafilesi bu sabah saat 7.30'da halkın coşkun tezahü­ratı arasında yola çıkmıştır.

-— Ankara:

Uç gündenberi şehrimfcin misafiri bulunan Birleşik Amerika Müşterek Kurmay He­yetleri Başkanı Orgeneral Omar Bradley, Büyük Britanya Genelkurmay Başkanı Feld Mareşal Sir William Slim ve Fransız Müşterek Kurmay Heyetleri Başkan vekili hava generali Charîes François Lecheres beraberlerinde Kurmay heyetleri olduğu halde bu sabah saat 9.30'da Paris'e gitmek üzere Özel uçaklariyle şehrimizden ayrıl­mışlardır.

Misafir generaller Esenboğa hava alanın­da başta bando bulunan bir ihtiram kıtası tarafından selâmlanmışlar ve Hükümet adınaProtokolUmumMüdürmuavini

Şemseddin Arif Mardin, Başbakan adına Özel Kalem Müdürü Basri Aktas, Millî Savunma Bakam adına Özel Kalem Mü­dürü Selâmı Tolgay, Dışişleri Bakanı adı­na Özel Kalem Müdürü Sadi Eldem, Ge­nel Kurmay Başkanı Orgeneral Nuri Ya-mut, Genelkurmay İkinci Başkanı, Genel­kurmay Harekât ve Haberleşme Başkan-lariyle Kara, Hava ve Deniz kuvvetleri Komutanları, Amerikan, ingiliz ve Fransız Büyükelçilerile Büyükelçilikleri ataşemİU-terleri. Amerikan Askerî Yardım Kurulu Başkanı, Garnizon ve Merkez Komutan­ları tarafından uğurlanmalardır.

Cumhurbaşkanı adına Cumhurbaşkanlığı Başyaveri Kurmay Yarbay Nureddin Alp-kartal ile Özel Kalem Müdürü Fikret Bel-bez misafirlere iyi yolculuklar dilemişler­dir.

General Bradley, Feld Mareşal Slim ve General Lecheres şehrimizden ayrılmadan -evvel Anadolu Ajansı muhabirine aşağıdaki demeçte bulunmuşlardır:

(«Türkiye'yi ziyaret etmek ve Cumhurbaş-kanmız, Başbakanınız, Dışişleri Bakanınız, Genelkurmay Başkanınız ve diğer mümtaz Türk resmî şahsiyetleriyle tanışmak mazha­riyetine nail olmak bizim için büyük bir zevk teşkil etmiştir.

Dün toplantılarımızın sonunda dediğimiz gibi bu, çok tatmin edici bir konferans ol­muştur. Resmî şahsiyetlerinizle fikir teatisi yapmak ve Türkiye'nin savunma gayretle­rini Kuzey Atlantik camiasmdakilere en iyi şekilde nasıl uydurabileceği mühim me­selesini müzakere etmek imkânını bulduk. Dün akşam Türk Hükümeti tarafından neşredilen ve neşredilmeden önce Hükü­metinizin bizimle metnini müzakere etmek nezaketinde bulunduğu tebliğ İle tam mu­tabakat halinde olduğumuzu ifade etmek isteriz.

Memleketinizden ayrılırken bu ziyaretin bize en yüksek sivil ve askerî şahsiyetleri­nizle tanışmak imkânını vermiş olmasın­dan duyduğumuz memnuniyeti izhar etmek isteriz. Dostluğunuzu esasen biliyorduk. Eminiz ki Atlantik camiası içinde işbirliği­miz gitgide daha samimî ve tesirli olacak­tır.

Bir kelime daha ilâve etmek isteriz: Bu da Kore'deki Türk kuvvetinin metin, cesu-rane ve tesirli işbirliği hakkındaki hürmet ve hayranlığı m izdir.»

— Ankara:

Dışişleri Bakanlığından bildirilmiştir:

«13 Ekim cumartesi günü, Kahire'dekİ İn­giltereBüyükelçisiMısırHükümetine,

Mısır'ın da tam eşitlik haklariyle şerik olarak katılacağı ve Orta-Şark'm savunma­sına yardım etmek kabiliyet ve arzusunda bulunan memleketlerin iltihakına açık bir Orta-Şark Komutanlığı kurulmasına mü­teallik esas prensipleri ihtiva eden bir pro­je tevdi eylemiştir.

Bu proje, Mısır'ı olduğu kadar Türkiye'yi de birinci derecede ilgilendiren Orta-Şark savunmasını temin etmeğe matuf bulun­makta; Mısır'a tam eşitlik haklariyle ve lâyık olduğu büyük ehemmiyetle mütena­sip bir mevki temin etmekte ve nihayet, İngiltere ile Mısır arasında Süveyş Ka­nalı işinden doğan gergin durumu Mısır'ın olduğu kadar bütün hür dünyanın men­faatlerini koruyan çok taraflı bir tertip içinde makul ve icaplara uygun bir şe­kilde halletmek imkânlarını cemetmekte-dir. Bu itibarla, Türkiye Hükümeti, Orta-Sark'ta sulh ve istikrarın korunması ile ilgileri mü&ellem bulunan ve bunu temin için gereken maddî imkânlara malik olan Birleşik Amerika ve Fransa Hükümetlerde mutabık olarak, dost Mısır Hükümeti nezdinde, mezkûr projeyi desteklemeği ka­rarlaştırmış ve bu kararı tatbiken Kahire'-deki Büyükelçisi, projenin İngiltere Büyük-elçisince Mısır Hükümetine tevdiinden sonra. 13 Ekim günü, Birleşik Amerika ve Fransa Büyükelçileri gibi Mısır Hariciye Nazırını ziyaret ederek dostane tavsiyelerde bulunmuştur.»

— Ankara:

İçişleri Bakanı Halil OzyÖrük, bugün Öğ­leden sonra kendisile görüşen bir muha­birimize şu beyanatta bulunmuştur:

«Üç dört gün evvel Erzurum'da yapılmış olan Halk Partisi Kongresinde Hükümeti tenkid sadedinde söylenmiş olan sözler ara­sında i(Erzurum'da bir aydan beri devam eden yağmurlardan mahsulün zarar gör­düğü ve buna karşı ilgililerin alâkasız kal­dıkları. Hükümetçe köylüye yardım edil­mediği» nden bahsolunduğu görülmüştür.

Hükümet her zaman ve her yerde olduğu gibi Erzurum ve İlçelerİle köylerinde de­vamlı yağmurlardan zarar gören yurddaş-lanmiza karşı da hiçbir zaman ilgisiz kal­mamıştır. Bu sene bütün yurddaki istis­nasız .feyiz ve bereketten Erzurum da ay­nen müstefit olmuştur. Cİftçi vatandaşla­rımızdan yaşlıların söylediğine göre elli seneden beri bu derece mahsul bolluğu gö­rülmemiştir.

Temmuzun 25'inden beri devam eden hasat işi ovalarda tamamlanmış, yalnız dağ köy­lerinde mahsul geçyetiştiği için bunların

image001.gifbiçme ve harman işleri henüz bitirileme­miştir.

12 Eylülde başlayıp arasız devam eden yağmurlardan bilhassa bir kısım dağ köy­lerinde mahsul zarar görmüştür. Henüz biçilmeyenler için büyük bir zarar mevcut değilse de harmanda bulunanların yüzde yirmi nisbetinde zarar gördüğü tahmin e-dilmektedir. Bunu gözönünde bulunduran Vilâyet makamı husule gelen zararları tes-bit etmiş ve köylü vatandaşlarımızın Ziraat Bankasına olan borçlarının tecili için Ban­ka ile vâki mutabakat üzerine tecil mua­meleleri de ikmal edilmiştir. Bu havalide bulunan köylümüzün Bankaya olan 850.000 iira borçlarından yüzde ellisi kendi taraf­larından ödenmiştir.

Ellerindeki mahsulü sattıkça diğer köylü­ler de borçlarını ödemeye devam etmek­tedirler. Geçen sene bir alım mevsiminde Toprak Mahsulleri Ofisi 50.000 ton mik­tarında hububat satın almışken bu sene 1 Ekime kadar 65.000 ton satın almış ve alım muamelesine hâlâ büyük bîr hızla devam edilmekte bulunmuştur. Tahmine nazaran bu sene mübayaat miktarı yüz bin tonu bulacaktır.

Zarar gören köylüler için Tarım Bakanlığı tohumluk olarak 150.000 kilo hububat tah­sis etmiş ve istenildiği takdirde bu miktarı çoğaltacağını da bildirmiştir.

Şimdiye kadar ender görülen yağış tehli­kesi üzerine Erzurum'da Ziraî Donatım Kurumunun bir bölge müdürlüğü tesis e-dümiştir. Bu yıl içinde köylerimize 185 traktör. 4 harman makinesi. 4 biçer-döğer verilmiş ve bunlardan başka daha birçok küçük ziraat âletleri dağıtılmıştır. Önümüz­deki yıl da yüz harman makinesi ve iste­nildiği kadar traktör, biçer-döğer ve çayır makineleri satılabilecektir. Binaenaleyh Hükümetin köylü vatandaşlarımıza karşı ilgisiz kaldığı hakkındaki isnatlar tamamen yersizdir. Erzurum ve İlçelerinde asayiş durumu her zamandan ziyade şayanı şük­ran bir halde bulunmaktadır. Yurdda asa­yişsizlik bulunduğu hakkındaki mücerret iddialar artık kale alınacak bir mevzu teş­kil etmemektedir. Bunu inşirah ve itimat­la kaydetmeyi bir vecibe bilirim.

Bundan sonra anti-demokratik hükûmetle-krin mevcut kanunlarımızdan ayıklanması hususunda İçişleri Bakanlığında çalışmala­rına devam eden Komisyon faaliyeti hak­kında izahat veren İçişleri Bakanı sözle­rine şöyle devam etmiştir:

nAnti-demokratik hükümlerin mevcut ka­nunlarımızdan ayıklanması için İçişleri Ba­ndığındaÜniversiteprofesörleriyleher Bakanlıktan iltihak etmiş mütehassıs kim­selerden mâteşekkil bulunan Komisyon bil­diğiniz gibi evvelce yaptıkları toplantılarda tesbİt edilmiş olan formül dairesinde ça­lışmalarına devam ederek ihtisaslara göre sekiz komiteye ayrılmış bulunuyordu. Fa­aliyetleri sona eren bu komitelerden yedisi tarafından tanzim edilmiş bulunan rapor­lar 5 Ekimde tekrar toplanan umumî he­yette tetkik edilmiş ve gereken kararlar verilmiştir. Yalnız malî mevzuatı tetkikle mükellef olan komite henüz çalışmalarını tamamlıyamamıştır. 5 Kasıma kadar de­vam edecek olan faaliyet sonunda bu ko­mitenin de tetkiklerini bitireceğini ve ra­porunu Genel Kurula vereceği şüphesiz-dir.^Genel Kurul'un verilmiş bulunan bu ra­porlar neticesinde düzenliyeceği umumî rapor üzerine Hükümetçe gereken tasarı­lar hazırlanıp peyderpey Büyük Millet Meclisine sunulacaktır.»

Devlet memurları statüsünde yapılması düşünülen ve bu yolda çalışmalara devam edilen mevzulara da temas eden Halil Öz-yörük sözlerini şöyle bitirmiştir:

(«Devlet memurlarının statülerini tanzim eden ve bugün yürürlükteki Memurin Ka­nununun yerine memurların haklarını ve vecibelerini daha esaslı hükümlere bağla­yan yeni bir tasarı hazırlanmıştır. Bunun da yakında Büyük Meclise sunulacağını bildirmek isterim.»

—Ankara:

Cumhurbaşkanı bugün saat 17!de itimat­namesini takdime gelecek yeni İran Büyük­elçisi ekselans İbrahim Zand'ı Çankaya'da mutadmerasimlekabulbuyurmuşlardır.

—Ankara:

Amerikan Hükümetinin daveti üzerine Ko­re savaşlarına iştirak etmiş erlerimiz ara­sından seçilen Sarıkamışlı Hacı Altuner bir yıl kalmak üzere Amerika'ya gidecek­tir.

Türk erinin tarihî kahramanlığının canlı bir sembolü olarak dost memlekette arkadaş­larını temsil edecek olan bu kahraman eri­miz Kore savaşlarında vazifesini başarmak yolunda tam ondört yerinden yara almış bir gazidir.

19 Ekim 1951 günü Etimesgut'tan kalka­cak Devlet Havayollarının uçağile İstan­bul'a ve oradan da Londra üzerinden Ame­rika'ya gitmek üzere hazırlanmakta olan Hacı Altuner, bir yandan da Amerika'da dost silâh arkadaşlarîyle anlaşabilmek için İngilizce dersler almaya devam etmekte­dir.

Bilâhare sözü Genelkurmay Başkanı Orge­neral Nuri Yanıut almış ve mezunlara hi­taben: «Türk milletinin varlığının ve ge­rerinin koruyucusu olan sizlerin bu mes;ut gününü kutlarım. Eğitim ve idare heyeti­nin de mesaisini memnunlukla karşılarım. Kendini bu işe vakfeden Colonel d'Eles-cu'ya da bilhassa teşekkür ederim. Bu ve­sile ile Türk - Amerikan müşterek mesaisini görmekle büyük bir zevk duyuyorum» de­miştir.

Nihayet mezunlara Orgeneral Nuri Yamut, Ankara Valisi Necati İlter, Amerikan As­kerî Yardım Grubu Başkanı General Ar-nold ve diğer yüksek rütbeli subaylar tara­fından diplomaları tevzi edilmiş ve bu su­retle törene son verilmiştir.

— Ankara:

Demokrat Parti Kongresinin sabah oturu­munun sonlarına doğru Genel Başkan Ad­nan Menderes, Genel Kurul raporu hak­kında yapılan konuşmalar üzerine söz ala­rak delegelerin tenkitlerine cevap vermiş ve bu suretle sabah oturumu nihayet bul­muştur.

Öğleden sonra saat 15'de toplanan Kongre­de Genel İdare Kurulu raporu üzerinde 502 alan delegeler raporun leh ve aleyhinde mütalâalarını bildirmeye devam etmişler­dir.

Saat 16'da Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Kongreye gelerek üst balkonda dinleyiciler arasında yer almışlardır. Cumhurbaşkanı­mızın Kongre binasına girdikleri andan iti­baren başlayan tezahür salona girmelerini müteakip son haddini bulmuş ve bütün Kongre delegeleriyle dinleyiciler tarafından alkışlar ve büyük saygı tezahürlerile se-lamlanmışlardır.

Cumhurbaşkanımız Kongre müzakerelerini bir saat kadar takip etmişler ve oturuma ara verildiği esnada ayni sevgi tezahüratı arasında ayrılmışlardır.

Müzakereler sırasında verilen yeterlik ö-nergeleri kabul edilmemiş ve müzakereler saat 19'a kadar devam etmiştir.

Bu arada bir delegenin Genel Kurulun sözcü tâyini hususundaki teklifi üzerine Genel İdare Kurulundan Samed Ağaoğlu söz alarak şunları söylemiştir:

Maruzatım usule müteallik olacaktır. Kon­grelerin usulü, esas gayesi Genel Kurulun Kongrenin sonunda cevap vermesidir. Ge­nel Kurul lehinde konuşanlar Genel Kurul adına konuşmuyorlar. Genel Kurulun söz­cüleri değildirler. Genel Kurul'un icraatını tasvip edenler kendi vicdanî kanaatlerini ifade ediyorlar. Genel Kurul Başkanı lü­zum hissettiği her an bizzat içimizden bi­rinin cevap vermesini temin eder.

Arkadaşlar. Genel Kurul sizleri sonuna ka­dar hürmetle dinliyecektir. Ve sizleri tat­min edeceğimizden emin olmanızı rica ede­riz.

Bundan sonra delegeler söz almağa devam etmişler ve Kongre saat 19'a kadar çalış­mıştır.

17 Ekim 1951

—İstanbul:

Birkaç .günden beri limanımızı ziyareti beklenen Brezilya mektep gemisi Almiran-te Saldanha bu sabah saat 9.30'da limanı­mıza gelmiş ve Dclmabahçe önünde de­mirlemiştir.

Gemi Komutanı Albay Pedro Paulo de Araujo Suzano saat 10'u çeyrek geçe ka­raya çıkmış ve sırası ile Brezilya Elçisine, Valiye. İstanbul ve Deniz Komutanlarına bir nezaket ziyareti yapmıştır.

3320 tonluk ve 4 direkli Brezilya mektep gemisi Nisan ayında Rio de Taneiro'dan hareketle uzun bir sefere çıkmış ve Cenu­bî Amerika, Afrika ve Asyanm belli başlı limanlarını ziyaretten sonra Süveyş Kana­lından geçerek Beyrut'a uğramış ve orodan limanımıza gelmiştir.

Almirante Saldanha çok şiddetli rüzgârlar dolayısiyle Midilli adası etrafında üç gün dolaşmak mecburiyetinde kaldığından li­manımızı ziyareti de tabiatile gecikmiştir. Gemide mürettebattan başka 2 S zabitan ve Sİ talebe bulunmaktadır.

Brezilya Başkonsolosu Mösyö Suea Braga bu sabah saat 10.30'da gemiyi ziyaret et­miştir. Bu münasebetle şehrimize gelen Brezilyanın Ankara Büyükelçisi ekselans Castello Branco bu akşam Park OteVde bir kokteyl verecektir.

—İstanbul:

Bu sabah limanımıza gelen Brezilya Harp Filosuna mensup Almirante Saldanha eğitim gemisi komutanı deniz albayı Pedro Paulo de A. Suzano saat 10.15te karaya çıkmış ve 10.20 de Vilâyete gelerek Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gpkayı makamında ziyaret etmiştir. Gemi komutanı Valiyi ziyareti sı-rasmda hava muhalefeti yüzünden seyaha­tin iki gün gecikmesinden Özür dilemiş ge­misinin Türk sularına girmesinden itibaren ve bilhassa Çanakkaleden geçerken duydu­ğu samimi hisleri belirterek, Çanakkalede kahramanlık ve şahamet tarihinin eşsiz sa-hifelerini Brezilyalı genç denizcilere anlat­mak fırsatını bu suretle elde ettiğini ve bu­nun kültür sahasında iki memleket arasın­daki bağiarı kuvvetlendireceğini söylemiş­tir.

Vali ve Belediye Başkanı ilk defa olarak İs­tanbul'u ziyaret eden Brezilyalı kıymetli genç denizcileri komutanın şahsında şehir adına selamlamakla zevk duyduğunu, iki memleket arasında eskiden beri mevcut ik­tisadi münasebetlerin bu defa bu gibi kültü­rel dostluk ziyaretleri ile ayrı bir hususiyet kazanmasından hâsıl olan memnunluğunu ifade ile İstanbul'da geçirecekleri günlerin neş'elî ve iki taraf gençlerini birbirine yak-laştırıcı olması dileğini izhar eylemiştir.

— İzmir:

Ege Tütüncüler Derneği dün akşam topla­narak gündeminde yazılı muhtelif mevzular üzerinde görüşmüştür.

Amsterdanı'dakİ Dünya Tütün Kongresi­ne iştirak eden Dernek mümessillerinin de hazır bulundukları bu toplantıda. Kongre­ye iştirak eden delegelerden Haydar Aryal Türk delegasyonunun Kongrede Yunanlı­larla elbirliği yaptığını ve bu beraberliğin faydalı neticeler sağladığını ifade etmiş ve heyetimizin Başkanı Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Faruk Sunterin müsbet neti­celer alınmasında büyük âmil olduğunu söylemiştir.

Gecenin geç saatine kadar devam eden top­lantıdaezcümleşu kararlar alınmıştır:

23 Ekim'de reexport ile ilgili olarak yapı­lacak olan ve İzmir ile İstanbul Tütüncüler Derneklerinin de iştirak edecekleri toplan­tıda reexport'a mâni olmak için disparite-nin ortadan kaldırılmasının elzem olduğu­nu veya bu yapılmadığı takdirde Yunanis­tan'da carî usulün tatbikinin yerinde ola­cağının Bakanlığa Ege Tütüncüler Derne­ğinin mütalâası olarak bildirilmesi, lisans mevzuunda ısrar gösterildiği takdirde Tü­tüncüler Derneğinin bu vazifeyi üzerine a-lamıyacağınm Hükümetin malûmatına ar-ze dilmesi.

Dernek toplantısında aynı zamanda An-kara'daki içtimaa Haydar Aryal ile birlik­te Orhan Onbaşıoğlu ve Nihad Vfeskala'nm katılmaları kabul edilmitir.

— Ankara:

Demokrat Parti Üçüncü Büyük Kongresi bu sabah saat 9.30'dan itibaren İzmir delegesi Rauf Oonursal'ın başkanlığında top­lanarak Genel İdare Kurulu raporunun müzakeresine devam etmiştir.

Saat 10.30'da verilen bir kifayeti müza­kere takriri kabul edilmiş ve oturuma ya­rım saat ara verilmiştir. İkinci oturumda Genel Başkan Adnan Menderes söz ala­rak, hatipler tarafından ileri sürülen fi­kirlere cevap vermiş ve Genel Kurul adına Kongrenin hüküm vermesine intizar etmek­te olduğunu söyîiyerek Kongreyi saygı i!e selâmladığını beyan etmiştir.

Delegelerin hemen hepsinin mevcut bulun­duğu bu oturumda yükselen mütemadi tas­vip sesleri ve sürekli alkışlarla kesilen hi­tabesini bitiren Genel Başkan, kürsüden yerine gelinceye kadar, Kongrenin bu teza­hürü devam etmiş ve reye konulan Genel Kurul raporu ittifakla kabul edilmiştir.

Bundan sonra dost Pakistan .Başbakanı Liyakat Ali Han'ın hazin ölümünden Kon­grenin duyduğu teessürü bildirmek üzere bir taziye telgrafı çekilmesine ittifakla ka­rar verilmiş ve bu vazifenin icrasına Baş­kanlık divanı memur edilmiştir. Oturum saat 15'e bırakılmıştır.

—Ankara:

Demokrat Parti Üçüncü. Büyük Kongresi bugün saat 15'te toplanmış, fakat Komis­yon raporları henüz tamamlanmamış ol­duğu için alman bir kararla yarın saat 9'da tekrar toplanmak üzere oturuma son verilmiştir.

—Ankara:

Liyakat Ali Han'ın katli dolâyısiyle Baş­bakan Adnan Menderes, Pakistan Genel Valisine ve Dışişleri Bakanı Profesör Fuad Köprülü. Pakistan Dışişleri Bakanına aşa­ğıdaki telgrafları göndermişlerdir:

Ekselans KhawajaNazimüddin Pakistan Genel Valisi Karaşi

Liyakat Ali Han'ın menfur bir suikaste kurban olduğu hakkındaki elim haberi de­rin bir teessürle aldım. Dost ve kardeş Pa­kistan milletine ve size bu büyük devlet adamının zıyaı dolâyısiyle benim ve Tür­kiye Hükümetinin en samimî taziyetlerini takdim ederim.

Başbakan AdnanMENDERES

Ekselans

Zafirullah Han Pakistan Hariciye Nazın Karaşi

Liyakat Ali Han'a yapılan menfur suikast yüzünden dost ve kardeş Pakistan mille­tinin uğradığı acı kayıptan pek müteessir olarak size içten selen taziye duygularımı arzederim.

DışişleriBakanı Fuad KÖPRÜLÜ

—Ankara:

Liyakat Ali Han'ın katli hâdisesi münase­betiyle bugün Cumhurbaşkanımız adına Başyaver Nufleddİn Alpkartal, Hükümet adına Protokol Umum Müdürü Tevfik Kâzım Kemahlı, Başbakan adına Özel Ka­lem Müdürü Basri Aktaş, Dışişleri Bakanı adına ' Özel Kalem Müdürü Sadi Eldem Pakistan Büyükelçiliğine giderek özel def­teri imza etmişlerdir.

—İstanbul:

Bu sabah limanımızı ziyarete gelen Ahni-rante Saldanha Brezilya mektep gemisi Komutanı Albay Pedro Paulo de Araujo Suzanna ve gemi zabitanı şerefine bu ak­şam saat 18'de Brezilya Büyükelçisi Mario de Castello Branco tarafından Park Otel'-de bir kokteyl verilmiştir.

Türk denizcilerinin Brezilyalı meslekdaş-ları ile tanışmalarına vesile olan ve ilk de­fa bir Brezilya harp gemisinin memleke­timizi ziyareti sebebiyle tertip olunan bu samimî toplantıda gemi Komutan ve za-öitanmdan maada Vah ve Belediye Reisi Prof. Gökay, İstanbul Deniz Komutanı Tuğamiral Taceddin Talayman, Deniz Eği­tim Komutanı Tuğamiral Nuri Günege, Deniz Harp Akademisi Komutanı Tuğami­ral Fuad Uzgören, İstanbul Merkez Komu­tanı Tuğgeneral Reşit Erkmen. Deniz Eği­tim Alay Komutanı Albay Altıntaş, şeh­rimizde bulunan bütün ecnebi Konsoloslar ve Elçilikler deniz ataşeleri, Türk ve ya­bancı Basm mensupları hazır bulunmuş­lardır.

Gemi Komutan ve subaylarının, kendileri­ne uçak ile refakat eden zevceleri de bu toplantıya iştirak etmişlerdir.

Brezilya Eğitim gemisi Komutan, subay ve öğrencileri yarın toplu halde Taksim mey­danına giderek merasimle Cumhuriyet âbi­desine çelenk koyacaklardır.

18 Ekim 1951

— Ankara:

Khwaja Nazimüddin Pakistan Başbakanı Karaşi

Dost Pakistan devletinin değerli Başbakanı Liyakat Ali Han'a karşı yapılan menfur suikast dolayısiyle Ankara'da içtima halin­de bulunan Demokrat Parti Üçüncü Büyük Kongresi en derin teessürlerinin ve yürek­ten taziyetlerinin kardeş Pakistan milletine arza ittifakla karar vermiş olduğundan keyfiyeti Ekselanslarına arzeder, dost ve kardeş Pakistan milletinin İlelebet payidar olması temennilerimi bildiririm.

Türkiye Cumhuriyeti Demokrat Parti Üçüncü Kongresi ve AnkaraBelediyesiBaşkanı

Âtıj BENDERLİOĞLU

—Londra:

Basın muhabirlerinin Malta'dan bildirdi­ğine göre, Liverpool kruvazörü üç aylık erzakını almış bir halde ilk emirde Mısır'a gitmek üzere beklemektedir.

Bununla beraber Britanya Amiralliğinden bir sözcü bu haber üzerinde yorumda bu­lunmayı reddetmiştir.

—Londra:

Britanya'nın Orta-üoğu Komutanı Gene­ral Robertsson'un bugün uçakla Süveyş Kanalı mıntakasma hareket ettiği bildiril­mektedir.

—Ankara:

Liyakat Ali Han'ın katli dolayısiyle Bü­yük Millet Meclisi Başkanı adma taziyet için özel Kalem Müdürü Bedri Akyüz bugün Pakistan Büyükelçiliğine giderek özel defteri imzalamıştır.

—Ankara:

Demokrat Parti Üçüncü Büyük Kongresi bugün saat onbirden itibaren Atıf Ben-derlioğlu'nun başkanlığında çalışmalarına devam etmiş ve Komisyonlardan gelen ra­porlarKongreyearzedihniştir.

İlk olarak Program Komisyonundan gelen rapor okunmuştur, Bu raporda programda tadil edilecek bîr cihet olmadığı kanaatine varıldığı belirtilmektedir.

Bundan sonra Tüzük Komisyonunun ra­poru okunmuş ve söz aian delegeler tü­zükte yapılması düşünülen tadilâtın teksir edilerek Kongre delegelerine dağıtılması­nı, ancak bundan sonra müzakerelerin ya­pılmasını teklif etmişlerdir. Bu teklif ek­seriyetle kabul edilmiştir.

Bunun arkasından Dilek Komisyonu ra­poru okunmuş ve her İlden bir delegenin dilekler üzerine söz almasına karar veri­lerek oturum saat 14.30'a talik edilmiştir.

— Ankara:

Demokrat parti üçüncü büyük kongresi, bugün saat 14.3O'da Mustafa Zeren'in baş­kanlığında toplanarak çalışmalarına de: varri etmiştir.

Sabahki oturumda çekilen kuraya göre İs­tekler Komisyonu raporu üzerinde ilk söz Gaziantep delegesine verilmiş, bunu alfabe sirasiyle diğer Vilâyet delegeleri takip et­miştir. Kırka yakın Vilâyet delegesi ma­hallî ve umumî mahiyetteki memleket ih­tiyaçları üzerindeki görüşlerini bildirmişler ve saat 19'da, yarın sabah 9'da toplanmak üzere oturuma son verilmiştir.

Varın istekler faslmdaki müzakerelere de­vam edilecek ve müteakiben Tüzük, He­sap ve Bütçe ve Ana Dâvalar Komisyon­ları raporları görüşülecektir.

19 Ekim 1951

—İstanbul:

İki günden beri limanımızda misafir bu­lunan Almirante Saldanha Brezilya eğitim gemisi Komutanı deniz Albayı Suzano ta­rafından yarınki cumartesi akşamı saat 18'de gemide bir kokteyl verilecektir. Ko­mutan davetlilerini, kendi gemisinin hu­susî motörleri İle Dolmabahçe rıhtımından alacak ve toplantı sonunda ayni vasıta iîe karaya çıkaracaktır.

—Ankara:

Demokrat Parti Üçüncü Büyük Kongresi çalışmalarına bugün saat 9'dan itibaren Mustafa Zeren'in başkanlığında devam et­miş ve Dilek Komisyonunun raporu hak­kında söz alan delegeler, raporda zikredil­meyen dilekler üzerinde durmuşlardır.

Her il adına bir delege dilek ve isteklenni ileri sürmüş ve bundan sonra verilen öner­gelerin okunmasına geçilmiştir.

~ İstanbul:

Amerikan Kongresi, Amerika'nın müttefik­lerine yaptığı iktisadî ve askerî yardımın devamı, ve bugüne kadar İktisadî İşbirliği İdaresince tedvir edilen faaliyetlerin deva­mını sağlamak üzere karşılıklı bir Güven-

lik Teşekkülü (Mutuel Security Agency) kurulması hususunda son günlerde yeni bir karar almış bulunmaktadır.

Bu karar üzerine takip edilecek yeni siya­sete aid birtakım meseleler ve idari mev­zular ortaya çıkacaktır.

Bu yeni teşekkülün başına getirilen Ave-reil Harriman ve muavini İle bu mevzu etrafında görüşmek üzere Amerika'ya gi­decek olan İktisadî İşbirliği İdaresi Tür­kiye Özel Misyonu Başkanı M. Russel Dorr, bugün hareketinden evvel bir Basın toplantısıtertipetmiştir.

Amerika'da o hafta süren temaslarda bu­lunacak olan Russel Dorr, kendisini Tür­kiye'ye göndermiş olan Harriman ile ye­niden beraber çalışacağından duyduğu zev­ki belirtmekle sözlerine başladıktan son­ra: «Türkiye'de bulunduğum senelerde kaydedilen iktisadî gelişmeler ve Önümüz­deki birkaç sene içinde bilfiil başarıldığı­na şahid olacağımız daha da mühim geliş­meler hakkında Mr. Harriman'a malûmat vermek üzere Amerika'ya gidiyorum» de­miştir.

Bundan sonra Harriman'a sunacağı malû­matı teker teker sayan Russel Dorr. mem­leketimizin ziraî durumu hakkında şunları söylemiştir:

Türk çiftçisinin, bu yıl da yalnız Ameri­ka'dan değil, fakat ayni zamanda Avrupa memleketlerinden de Marshall Plânı tah­sisatı ile temin olunan ziraî makinelerin yardımiyle evvelce 9.042.000 tonla en yüksek rekolte senesini teşkil eden 1948 rakamlarını aşarak 10,693.000 tonla Tür­kiye tarihinin en yüksek hububat rekolte­sini elde etmiş bulunduğuna bilhassa işa­ret edeceğim. Bu seneki rekolte son S se­nenin vasatisine nazaran yüzde 70 ve en yüksek rekolte senesine nisbeten yüzde 20 bir artış kaydetmektedir. Bu artışın de­ğeri ton başına kıymetleri en aşağı 70 do­lar olduğuna göre, 1945-1950 arasındaki vasati hasad kıymetine nisbeten 306 mil­yon 300.000 ve Türkiye tarihinde kayde­dilen en yüksek hasad yılına nisbeten 131.000.000 dolar bir artış ifade etmekte­dir.

Pamuk istihsalimiz hakkında ise Russel Dorrdemiştirki:

Mr. Harriman'a pamuk istihsalinde de harb sonrası vasatisine nisbet edildiği tak­dirde yüzde 150 bir artışın sağlanmış ol­duğunu ve bu sayede gene harb sonrası vasati istihsalinde 77.000.000 dolar tuta­rında bir artış kaydedildiğim bildireceğim. Marshall Yardımı yapılan belli başlı kömür ve demir İstihsal projelerinin henüz tamamlanmamış olmalarına rağmen 1948 rakamları ile mukayese edildiği takdirde kömür istihsalinde yüzde 12, demir cev­heri istihsalinde yüzde 43, pik demir is­tihsalinde yüzde 80 ve çelik istihsalinde yüzde 17 bir artış sağlandığını tebarüz ettireceğim.

Bundan sonra madenlere seçen Dorr, krom cevheri istihsalinin yüzde 57 ve bakır is­tihsalinin yüzde 118 arttığını ve son 3 sene zarfında Türkiye'de motorlu taşıt sayısı­nın yüzde 54 ve faal traktör sayısının yüz­de 640 gibi muazzam bîr rakama varmış olduğunu ifade ederek bilhassa en mem­nuniyet verici bir nokta olarak 1947-1948 rakamlarına kiyasen ihracatın kıymet iti­bariyle yüzde 55 nisbetinde artmış oİduğu-nu açıklayacağını ilâve ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

Bu gelişmelerin en şayanı dikkat ciheti Marshall Plânından bugüne kadar yapılan yardımlardan ancak yüzde 60 nisbetinde bir randıman alınabilecek derecede vakit geçmiş olmasına rağmen, başarının bu de­rece yüksek oluşudur. Projelerin planlan­ması, inşaat ve denizcilik malzemesinin sa-tm alınması aylara mütevakkıftır. Mütea­kiben malzemenin Türkiye'deki faaliyet mahallerine nakli ve faaliyete geçmeden evvei iş yerlerinde tesislerin bilfiil kurul­ması lâzımdır. Gelecek olan malzemenin sadece yüzde 60'ınm memlekete varmış ve daha da cüzî bir kısmının faaliyete geç­miş bulunmasına rağmen Türkiye'nin yu­karıda kaydettiğim neticeleri elde etmiş ol­ması keyfiyeti karşısında önümüzdeki yıl­lar zarfında memleketimizin süratle artan millî bir gelire sahip olacağını şimdiden ehemmiyetle ifade edebilirim.

Bundan sonra ileride tahakkuku beklenen muazzam tasavvurlara temas eden Russeî Dorr demiştir ki:

önümüzdeki seneler zarfında Zonguldak vesair kömür projelerinin tamamlanması, işlenen kömür miktarında yüzde 40 bir ar-üş sağlanmakla kalmayacak, ayni zaman­da istihsal masraflarını da yüzde 20 nis­betinde düşürecektir. Divriği demir ma-denlerindeki gelişmeler ve Karabük'teki kok ve sintering fabrikalarının tekâmülü pik demir istihsalinde yüzde 200 nisbetin­de munzam bir artış sağlayacaktır. 294 ki-lomelrelik Çatalağzı-İstanbul enerji^ hat­tının ikmali Kuzey-batı Anadolu ile İstan­bul'a senede 710.000.000 kilovat-saat_ ta­katinde ucuz elektrik temin edecektir. Önü­müzdeki aylar zarfında memlekete, halen faydalarımgördüğümüzmakinelereinzimamen büyük miktarda yeni traktörler vesair ziraat malzemesi ve yol makineleri gelecektir.

Türkiye'ye yapılan maddî yardımları des­teklemek üzere çok mühim bir mahiyet taşıyan bir de teknik yardım mevzuu var­dır. Ziraat, devlet kara yolları, kimya en­düstrisi, elektrik işleri, madencilik, izabe işleri, tayyarecilik, ormancılık, ulaştırma, demiryolları vesair muhtelif sahalarda va­zife gören yüzlerce Türk teknisyen, mü­hendis ve idarecisi teknik yardım faslından etüd maksadiyle Amerika'ya gönderilmiş­ler ve avdetlerinde modern usulleri Türki­ye'de tatbik etmeğe başlamışlardır. Birçok vaziyetlerde bu teknik yardım propj eleri. Amerikan uzmanlarının memlekete dönen Türk uzmanlarının mesailerini kolaylaştır­mak üzere buraya gelmelerini sağlayacak şekilde ayarlanmıştır. Müstakbel yıllarda gıda maddeleri istihsalinin daha ziyade arttırılması ve memleketin bilûmum ikti­sadî sahalarında sınaî istihsal ve verimli­liğin yükselmesi yolunda teknik yardım programının büyük rolü olacaktır.

Bundan sonra Russel Dorr, ırktaşlarına sinesini açan Türkiye'nin göçmen politika­sını şu cümlelerle öğmüştür:

On binlerce göçmeni ve Bulgaristan'dan Türkiye'ye hicrete zorlamak suretiyle Türk iktisadiyatını muazzam bir yük altında bırakmağa matuf komünist gayelerinin Türkiye'de bu teşebbüse yeltenenlerin a-leyhine dönmüş olduğunu, Mr. Harriman:a memnunlukla bildireceğim. Bu göçmenleri Türkiye'nin hararetle bağrına basması, on­ları iskân etmek ve müstahsil vatandaşlar haline getirmek yolunda sarfedilen tesirli gayretler cidden insana ilham vericidir. Türk halkına fayda sağlayacak ve ayni za­manda komünist emellerine sed çekecek olan bu gayrete, küçük mikyasta dahi olsa, karşılık paralar fonu vasıtasiyle iştirak et­mekten saadet duymaktayız.

Göçmen politikamız hakkında bu sîyatiş-kâr cümlelerden sonra Türkiye'nin iktisadî durumu hakkında ümid verici ufuklar a-çan beyanatını Russel Dorr, şöyle bitir­miştir :

Türkiye'nin yukarıda zikrettiğim başarıları sağlamasının bir sebebi de, diğer Mar­shall Plânı memleketlerinin aksine Birle­şik Amerika'dan temin olunan yardımı yi­yecek maddeleri vesair lüzumlu madde­leri harcamak suretiyle israf etmemiş ol­masıdır. Türkiye, bu yardımı, memleketin hayat seviyesini yükseltecek ve memlekete daimî sağlanacak yardımlara tahsis etmeğe muvaffak olmuştur.

image002.gifimage003.gifMenderes Tüzükten herhangi bir maddenin çıkarılması veyahut bir madde ilâvesi için mutlaka bir zaruret olması icabettiğini. Komisyon tarafından Başkanın vazifesini kolaylaştırması için böyle bir ihdasın ya­pıldığı yolundaki mucib sebebin varid ol­madığını ve Genel Kurulun şimdiye kadar böyle bir zaruret hissetmediğini., pratikte ve tatbikatta buna hiçbir lüzum ve icap olmadığını söylemiş ve Kongrede tasvip olunan bu fikre uyuiarak Genel Sekreterlik ■ ihdası hakkındaki Komisyon teklifile İkinci Başkanlık hakkındaki teklif redde­dilmiş ve eski madde ibka olunmuştur.

Müteakiben Tüzükte tadili teküf edilen diğer maddeler müzakere ve kabul edilerek sabahın 2.30'unda cumartesi günü saat 10'da toplanmak üzere oturuma son veril­miştir.

Bu saate kadar Genel İdare Kurulu reyle rînin tasnifine devam edilmektedir.

20 Ekim 1951

— Ankara:

Demokrat Parti Üçüncü Büyük Kongresi bu sabah saat 10'dan itibaren Rauf Onur-sal'in başkanlığında çalışmalarına devam etmiş ve Başkanlık divanına verilmiş olan bazı önergeler okunarak reye konmuştur.

Bundan sonra dünkü oturumda yapılan Genel İdare Kurulu seçimlerinin tasnif ne­ticeleri okunmuş ve Haysiyet Divanı se­çimine geçilmiştir.

Tasnif sonunda alman neticelere göre, Ad­nan Menderes Genel İdare Kurulu Baş­kanlığına, Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu, Profesör Fuad Köprülü, Refik Koraltan, Celâl Ramazanoğlu, Samed Ağaoğîu. Sıtkı Yırcali, Fefik Şevket İnce, Fethi Çelikbaş, Atıf Benderlİoğlu, Emin Kalafat, Kâmil Gündeş, Tevfik İleri, Rıfkı Salim Burçak, Mustafa Zeren Genel İdare Kurulu üyelik­lerine seçilmişlerdir.

Seçim neticeleri okunduktan sonra, Genel Başkan Adnan Menderes, söz alarak Bü­yük Kongrenin memleket ve parti işlerinde yeni hamlelerin ve hayırlı işlerin kaynağını teşkil edeceği hususundaki tahminlerin ta­mamen tahakkuk ettiğini ve Üçüncü Kon­grenin baştanbaşa muvaffakiyetle geçtiği­ni ve gelecek Kongreye kadar iki yıllık si­yasî ve idarî istikran tamamiyle teminat altına aldığını, Kongrede her şeyin açıkça konuşularak seçimlerde vicdanlarla baş-başa kalındığını ve Demokrat Partinin bu memleketin mukadderatını eline alıp yü­rütmek kiyasetinde bir teşekkül olduğunun bütün açıklığile bu Kongrede meydana çıktığını, Demokrat Parti içten, dıştan ge­lecek bütün savletlere mukabele etmek im­kânını kuruluşuna temel teşkil eden asîl gayelerde ve en geniş vatanperverlik his-lerile mütehalli olan mensuplarının fera­gat ve fedakârlıklarında bulacağını, Kon­grenin derin tahassüsleri ye sürekli alkış­lan arasında beyan ederek kendilerini Ge­nel Kurula seçmek suretiyle gösterilen iti­mada en candan teşekkürlerini şahsı ve arkadaşları namına arzettiğini ve Kongre­nin gösterdiği muhabbet ve itimadın, mes'-uliyetin uhdesinden gelmek için maddî im­kânsızlıkları imkânlara kalbetmek suretiy­le çalışacaklarına söz vererek Kongre hu­zurundan hürmet ve muhabbetle ayrıldı­ğını söylemiştir.

Kongrede bundan sonra Ana Dâvalar Ko­misyonundan gelen rapor okunarak kabul edilmiş. Yüksek ve Merkez Haysiyet Di­vanı seçimlerine geçilerek saat 15'de top­lanmak üzere çalışmalara ara verilmiştir.

—Ankara:

Liyakat Ali Han'ın katli dolayısiyle Pakis­tan Dışişleri Bakam Zafirullah Han'a ta­ziyede .bulunan Dışişleri Bakanımız Prof. Fuad KÖprülü'ye Zafirullah Han şu telgrafı göndermiştir:

Ekselans Fuad Köprülü TürkiyeDışişleriBakanı

Sabık Başbakanımızın elîm vefatı müna­sebetiyle Ekselansınızın taziye mesajına Hükümetim ve kendi adıma en samimî teşekkürlerimle minnettarlık hislerimi su­narım.

DışişleriBakanı Zafirullah Han

—İstanbul:

Dört günden beri limanımızda misafir bu­lunan Almirante Saldanha Brezilya eğitim gemisi Komutanı, Dolmabahçe önünde de­mirli bulunan gemide bu akşam saat I8'de bir kokteyl vermiştir.

Toplantıda, şehrimiz askerî ve mülkî erkâ­nı, Brezilya Büyükelçisi ve yabancı Kon­soloslarla memleketimizdeki deniz ataşeleri ve Türk ve yabancı Basın mensupları ha­zır bulunmuşlardır. Davetliler toplantıdan sonra saat 21'de gemiden tahsis olunan va­sıtalarla karaya dönmüşlerdir.

Brezilya eğitim gemisi, sefer hazırlıklarını tamamlamış ve saat 22.30'da limanımızdan ayrılmıştır.

Almirante Saldanha gemisi buradan Pire'-yegidecek,müteakibenNapoli,Cenova,

Bizert, Tulon ve Barselon'a doğru 10 aylık bir yolculuk devresinden sonra Rio de Ja-neiro'ya dönmüş olacaktır.

Hareketinden Önce kendisiyle görüşen mu­habirimize, gemi komutanı deniz Aibayı Suzano ihtisaslarını şu cümle ile ifade et­miştir :

«Bu kadar yer gördük, İstanbul gibi hari­kulade güzellikte bir beldeye rastlamadık.»

21 Ekim 1951

—Ankara:

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı­nın İstanbul'da bir kısım Üniversite genç­leri ve teşekkülleriyle yaptığı temaslar es­nasındaki beyanları münasebetiyle bu ha­reketin Üniversite gençliğini politikaya ka­rıştırmak mânasına gelip gelmediğini ve Üniversite gençliğinin politika ile iştigali­nin doğru bulunup bulunmadığını soran bir muhabirimize Millî Eğitim Bakanı Tev-fik İleri şu mütalâada bulunmuştur:

«Bahsettiğiniz hâdiseler dikkatimizi çek­miyor değildir. Masum Üniversite talebesi içine girmek fırsatını bulmakta olan poli­tikacılar. Üniversite talebesi adına memle­kette meseleler çıkarmak istemektedirler. Fakat, haber vereyim ki, ailelerin gözbebeği ve memleketin istikbali olan gençlerimizin tahrik politikacılarının insafsızlığına kur­ban olmasını uzaktan seyredemeviz.»

—Ankara:

Demokrat Parti Genel Kurulundan bildi­rilmiştir;

Merkez Haysiyet Divanı seçim tasnifi so­na ermiştir. Mazeretleri dolayısiyle itizar eden üç üyenin yerine, Tüzük hükümlerine göre, sirasiyle rey alanlar getirilmiş ve bu­na göre Merkez Haysiyet divanı şu zevat­tan terekküp etmiştir:

Ömer Sanaç (Elâzığ Milletvekili), Celâl Türkgeldi (İstanbul Milletvekili), Müfit Erkuyumcu (Balıkesir Milletvekili), Mu­zaffer Kurbanoğlu (Manisa Milletvekili). Osman Kavrakoğlu (Rize Milletvekili), Esat Budakoğlu (Balıkesir Milletvekili), Salamon Adato (İstanbul Milletvekili).

—Ankara:

Unesco'nun Paris'teki merkezi ile Millî Eğitim Bakanlığı arasında memleketimiz kültür hayatını çok yakından ilgilendiren iki mühim anlaşma dün Millî Eğitim Ba­kam Tevfik İleri ile Unesco adına Unesco Merkez teşkilâtında vazife almış bulunan Profesör Ratip Berker tarafından İmza­lanmıştır.

İmza töreninde Unesco Türkiye Millî Ko­misyonu Yönetim Kurulu Başkanı Profe­sör Doktor Tevfik Sağlam ve Kurul üye­leri hazır bulunmuşlardır.

Anlaşma mevzularından birincisi, Türkiye-nin Unesco Kitap Kuponları Birliğine ilti­hakıdır. Şimdiye kadar 21 üye devletin katıldığı bu Birliğe Türkiye'nin iştiraki ile memleketimizdeki ilim kurulları, üniversi­teler ile umumî kütüphanelerimiz Avrupa ve Amerika'dan kolaylıkla kitap getirtebi-leceklerdir. Maliye Bakanlığının da mu­vafakatiyle yapılmış bulunan bu anlaşma gereğince, Türkiye'de kitap kuponlarının tevzi merkezi vazifesini Millî Kütüphane görecektir. Unesco Paris merkezi, pek ya­kında ve ilk parti olarak, tevziatı yapılmak üzere Millî Kütüphaneye 60 bin lira kıy­metinde kitap kuponu gönderecektir. İlim teşekkülleri dışında, münevverlerimiz de kendileri için lüzumlu ilmî eserleri kolay­lıkla temin etmek üzere Millî Kütüphane­den bu kitap kuponlarını bedeli mukabilin­de satın alabileceklerdir. Bu suretle döviz formalitelerine lüzum kalmaksızın isteni­len eserin parası kupon halinde bir mek­tupla Avrupa ve Amerika'daki kitap tica­reti müesseselerine yoüanabilecektir.

Millî Eğitim Bakanlığında imzalanan ikinci anlaşma. Ankara'da Millî Kütüphanede bir Biblioğrafya Enstitüsü kurulmasına dair­dir. Bütün masrafları Paris'teki Unesco tarafından temin olunan bu merkezin te­sisi için gerekli mütehassıs Paris'ten yol­lanacak, ayrıca bu mütehassısın bir sene­lik çalışmadan sonra merkeze dönmesini müteakip yerine kaim olacak ilmî perso­nelin yetişmesi için Unesco'ca iki burs tah­sis olunacaktır.

Her iki anlaşmanın metinleri yarın sabah Paris'e varacak olan Profesör Ratip Ber­ker tarafından Unesco merkezine tevdi o-lunacak ve bu mevzularda derhal faaliyete geçilecektir.

— İstanbul:

İskenderiye Akdeniz Olimpiyat oyunlarına iştirak eden Sait Salâhaddin Cihanoğlu'nun başkanlığındaki güreşçi, atlet ve basketbol-culardan mürekkep sporcu kafilesi bu sa­bah saat 11.15'de iki hususî Lübnan uçağı iledönmüşlerdir.

— Ankara:

Demokrat Parti Genel Merkezinden bildi­rilmiştir :

Yüksek Haysiyet Divanı seçim tasnifi ne­ticesinde oy sırasına göre şu zevattan te­şekkül etmiştir:

—İskenderun:

Kore Tugayımıza ait İ800 kişilik üçüncü değiştirme kafilesi bugün saat 14.2O'de «General Wc Langfitti» Amerikan gemi­siyle Yarbay Hilmi Elci'nin komutanlığın­da Kore'ye hareket etmiştir. Gemide Yu­nanlı, Belçikalı, Hollandalı ve İtalyan as­kerler de vardı. Uğurlamada Kara .Kuv­vetleri Kurmay Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu, Vali, Tümen Komuta­nı General Kemal Niş, Kaymakam, Bele­diye Başkan muavini, parti ve basın tem­silcileri hazır bulunmuşlardır. Saat 12.30'-da bindirme bitmiştir. İskele binlerce va­tandaş ve kahramanların aileleriyle dol­muş bulunuyordu. Bandonun çaldığı millî marşlar heyecanı arttırıyor ve muazzam tezahürata vesile veriyordu. Saat 13'de Di­yanet İşleri müfettişlerinden Mehmet Me­tin bir vaizde bulunmuş, müteakiben Kara-Kuvvetleri Kurmay Başkanı veciz öğüt­lerle dolu bir hitabe yapmış ve bu arada. Millî Savunma Bakanı ile Genelkurmay Başkanlarının istekleri üzerine, buraya gelmiş olduğunu söyliyerek kahraman as­kerlerimize başarı ve uğurlu yolculuklar dilemiştir.

Bundan sonra gemi alkış ve «yaşa, varol» sadalan arasında hareket etmiştir.

23Ekim 1951

—Ankara:

Demokrat Parti Genel İdare Kurulu, saat 16'da Adnan Menderes'in başkanlığında toplanmış ve oturum saat 18'e kadar de­vam etmiştir.

Bu toplantıda muhasip üyeliğe, üyelerden Emin Kalafat, kâtip üyeliğe, üyelerden Kâmil Gündeş seçilmişlerdir.

24Ekim 1351

— Ankara:

İstanbul'da inşası mukarrer turistik otelin avan projelerini yüksek mimar Sedat Hak­kı Eldem'le Skidmore, Owİngs ve Merrill müessesesinin mümessilleri mimar Bun-shaft ve mühendis Schwartz Amerika'da hazırlayarak yurdumuza getirmişlerdir.

Projeler Amerikan otellerinin son kabul edilen esaslarına göre tanzim edilmiş bu­lunmaktadır. Basit ve iktisadî olarak ter­tiplenmiş olmaları ve azamî derecede kon­foru ve her türlü işletme kolaylıklarını haiz bulunmaları bu binaların başlıca hususlyetlerîndendir. Plânlar halen T. C. Emekli Sandığı mütehessısları tarafından tetkik olunmaktadır.

İnşa edilecek olan bu otelde sekiz yatak odası katı bulunmaktadır. Otelin yan cep­helerine gelen kısımlar apartman olarak tertiplenmiş ve bu suretle daireler dahil binaya 278 yatak odası yerleştirilmiştir. Her oda banyolu ve teraslıdır. Yatak oda­ları katının altında oturma holleri, avlu etrafında dükkânlar, bar, iki yemek salo­nu bulunmaktadır. Bu salonlardan bazıla­rında klimatizasyon tesisatı da bulunmak­tadır.

Katlar arasındaki irtibatlar müteaddit a-sansörlerle temin edilmiştir. Salonların önünde büyük teraslar ve ortasında geniş bir havuz olan bahçe de bulunmaktadır. Otelin etrafında geniş bir park, yüzme ha­vuzu, tenis kortları ve otomobil parkı da olacaktır.

Bu otel memleketimizin turistik bakımın­dan mühim bir ihtiyacını karşılayacak ve Avrupa'nın en modern otellerinden bi­ri olacaktır.

Mefruşatı, parkın tanzimi ve bilûmum te-sisaüyle 13,5 milyon liraya çıkacağı tahmin olunan ve bu yıl başında temelinin atıla­cağı umulan otelin, İstanbul'un SOO'üncü fetih yılınayetiştirilmesineçalışılacaktır.

— Ankara:

Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, bugün saat 16'da bir Basın toplantısı yaparak şu beyanatta bulunmuştur:

«C.H.P. Genel Başkanının İstanbul'da Üniversite çevrelerinde yaptığı temaslar ve beyanları hakkında mütaleami soran Anadolu Ajansı muhabirine dört gün evvel şu beyanatta bulunmuştum:

[(Bahsettiğiniz hâdiseler dikkatimizi çek­miyor değildir. Masum Üniversite talebesi içine girmek fırsatını bulmakta olan poli­tikacılar, Üniversite talebesi adına memle­kette meseleler çıkarmak istemektedirler. Fakat, haber vereyim kî. ailelerin göz be­beği ve memleketin istikbali olan gençle­rimizin tahrik politikacılarının insafsızlı­ğına kurban olmasını uzaktan seyredeme-yiz.»

Bu beyanatımın yerinde ve zamanında ya­pılmış olduğu hakkındaki kanaatimi mu­hafaza etmekteyim. Bu şekilde bir beyan­da bulunmamın asıl hedefi, bugün sahneye çıkıp iadei itibar için türlü marifet ve hü­nerler göstermek gayretinde bulunan iki yüzlü tahrik politikacılarının maskelerini yüzlerinden alarak fecî surette gülünç hüviyetlerini Türk efkârı umunıiyesine ol­duğu gibi göstermekten ibaretti.

Üç günden beri Ulus gazetesinin bu be­yanım dolayısiyle yapmış olduğu ve mü-tebessimane karşıladığım neşriyat, maksa­dın hâsıl olduğunu göstermiştir. Filhakika gafil politikacılar fikirlerinde ve sözlerin­de hiçbir zaman samimî olmadıkları için dün konuştuklarını bugün unutmuş ve ef­kârı umumiye önünde işte bu kadar fecî ve gülünç duruma düşmüşlerdir.

Müsaadenizlebu sözlerimi izahedeyim:

Ben beyanatımı tercihen İsmet İnönü'nün 10 Mayıs 1950 tarihinde İstanbul'da Tak­sim meydanında söylemiş olduğu seçim nutkundan aldım. C.H.P. Başkanı Ulus gazetesinde «Tahrik politikacıları» başlığı altında neşredilen nutkunun bu kısmında aynen şunları söylemiştir:

«Vatandaşlarım,

Son günlerde gördüğümüz bazı - hâdiseler ve işittiğimiz bazı rivayetler üzerine de şöyliyecek bir iki sözüm vardır. Masum Üniversite talebesinin büyük kitlesi içine girmek fırsatını bulmuş olan politikacılar, Üniversite talebesi adına memlekette ehem­miyetli bir mesele Ortaya çıkarmışlardır. Biz seçimden sonra bu meseleyi ciddiyetle ele alacağız. Muhtelif Üniversitelerimizde ve muhtelif vesilelerle dört seneden beri vu­kua gelen elemli ve hüzünlü hâdiseleri zik-retmİyeceğim. Fakat, haber vereyim ki, aile babalarının göz nuru ve memleketin istikbali ve dayanci olan gençlerimizin için­den ufak bir kısmının olsun tahrik politi­kacılarının insafsızlığına kurban olmasına kayıtsız kalmıyacağız.»

Görülüyor ki, bu seçim nutku ile beyanatım arasındaki fark, sadece «biz seçimden son­ra bu meseleyi ciddiyetle ele alacağız») yo­lundaki C.H.P. başkanının tehdit cümle­sine beyanatımda yer verilmemiş olmasın­dan ibarettir. Bu beyanatıma esas olan fi­kirler dolayısiyle üç günden beri Ulus ga­zetesinin başmakalesinden fıkra sütunları­na kadar şahsıma ve iktidarımıza karşı yöneltilen geri zihniyet, fuzulî vasilik. Nazi ve Faşist rejimleriyle Demirperde ar­kasında yeri olan zihniyet gibi isnat ve ithamların tamamen Genel Başkanlarına raci olması lâzımgeldiğine işaret etmeğe lü­zum yoktur.

C.H.P. Başkanının 95O'de Üniversite hak­kında bu sözleri söylemesine hak verdire­cek bir hâdise yoktu. Çünkü. Demokrat Parti ne muhalefette, ne de iktidarda poli­tikayı, başlıca gayeleri memleketin yarını için hazırlanmakolan Üniversite gençleri arasına ve Üniversite içine sokmamıştır. Halbuki C.H.P. Başkanının İstanbul'daki faaliyeti, 950 seçim nutkundaki fikirlerine tamamen zıt bir faaliyet halinde bulun­maktadır.

Millî Türk Talebe Birliği temsilcilerinden bir grup kendisini Atatürk ihtifaline davet için ziyarette bulunuyorlar. Bu kadar te­miz maksatlarla yapılmış bir ziyareti dahi istismar etmek için C.H.P. Başkanı, «Siz de mahkemeye verildiniz mi?» diye sor­maktadır. Bunu Millî Türk Talebe Birliği Genel Sekreterliğinin 21 Ekim tarihli Hür­riyet gazetesinde neşredilen tavzihinden öğreniyoruz. Eğer bir takım gençler bazı hareketleri dolayısiyle mahkemeye veril­mişler ve hattâ tevkif edilmişlerse bu ni­hayet kanunları tatbik ile mükellef adiî makamların vazifelerini yapmaları neticesi olmuştur. Hal böyle iken Atatürk ihtifali bahis mevzuu olduğu bir sırada gençlere «siz de mahkemeye verildiniz mi» sualini sormak, gençliği kanunlara, nizamlara. Hükümet otoritesine ve mahkemelere kar­şı tahrik etmek arzusundan ve politika tah­rikçiliğinden başka neye hamledilebilîr?

Diğer taraftan 24 Ekim tarihli Ulus gazete­sinden öğreniyoruz ki, İnönü Üniversiteler inkılâp ocağını açmış ve Üniversiteli genç­lere hitap ederek «bilmelidirler ki bugün murakabede olan C.H.P. (dikkat ediniz muhalefet değil, yalnız C.H.P.)- dış ve iç meseleler için başlıca teminattır» demiştir. Bu hitabın politika tahrikçiliğine ait olan-kısmma işaret etmeğe lüzum yoktur. Fakat bir Halk Partisi ocağına hem Üniversite, hem İnkılâp kelimelerinin eklenmesindeki korkunç istismar zihniyetine yani politika­ları hesabına feda etmiyecekleri hiçbir memleket menfaati ve aziz mefhum bulun­maması zihniyetine bilhassa temas etmek isterim.

Burada tekrar geriye dönüyorum. Gençle­re, «siz de mahkemeye verildiniz mi» sua­lini kim soruyor? Bilhassa bu noktaya dik­kat nazarınızı çekmek isterim.

19 Mayıs 1944 gençlik bayramında söyle­miş olduğu ve milliyetçi Türk gençliğinin yüreğinde ebediyen onarilmıyacak yaralar ıçan nutkunda «Millî kurtuluş sona erdiği zaman yalnız Sovyetlerle dosttuk» demeği ihmal etmemesine rağmen, Türk milleti için en büyük düşman olan komünizm teh­likesi hakkında tek bir kelime sarfetmiyen, buna mukabil komünist Sabahattin Âli'nin şahsında komünistlik aleyhinde tezahürat­ta bulunmaktan başka suçları olmayan mil­liyetçi Türk gençliğini Irkçılık ve Turan­cılıkla itham ederek bunlardan vüzlercesini bir seneden fazla Engizisyona rahmet oku­tacak işkenceler altında kıvrandıran, ta­butluklarda inleten ve bugüne kadar bir­çok defalar bu itham yapıldığı halde ta­butlukların ne olduğunu bir türlü sorup öğrenmek istemeyen insandır ki, bugün gençlere «sizler de mahkemeye verildiniz nû» sorusunu sorabiliyor. Mecliste konuşup tenkid etmiyorlar. Za­manlarına ait icraat hakkındaki ithamları­mızın hesabını sorun diyoruz, sormuyorlar. İcraatımızın herhangi bir kısmını ele alıp seviyeli ve haysiyetli bîr fikir münakaşa­sına bîr türlü girmiyorlar. Türk milleti için tarihî denecek iç ve dış zaferlere ulaşıyo­ruz, tahammül edemiyor ve bu zaferleri bile vatandaşa zehretmenin yolunu arıyor­lar. En masum hisleri kin ve hırslarına âlet etmekten çekinmiyorlar. Hülâsa, ya­ratmak istedikleri hâdiselerle bu millete rahat nefes aldırmamak için dün olduğu gibi bugün de yemin etmişe benziyorlar. Bu izahatımdan sonra beyanatımı vesile ederek yapmış oldukları neşriyat dolayı-siyle düşmüş oldukları gülünç vaziyetin takdirini Türk efkârı um'umiyesine terk ediyorum.»

Bundan sonra Millî Eğitim Bakanı, bir ga­zetecinin. Falih Rıfkı'mn Ulus'taki isnadı hakkında bir sÖyliyeceği olup olmadığını sorması üzerine şu cevabı vermiştir:

«(Evvelâ ben size şunu sorayım: d Yeni Rusya» adlı kitabı ile Türkiye'de Bolşevik Rusya'nın meddahlığını yapmış olan Falih Rıfkı gibi bir insanın uzaktan dahi oîsa solla ve solculukla münasebeti olan bir kimseye hücum edebileceğini tasavvur ede­bilir misiniz?

Ben Hükümet programında yer almış olan komünizmle mücadele mevzuuna Millî Eği­tim Bakanlığı İçinde cesaret ve enerji ile el attığım zaman nasıl komploların, nasıl tahriklerin karşıma çıkacağını çok iyi bili­yordum.

Bütün bunlara rağmen bu komplo ve tah­riklerin karşısında dünü ve bugünü terte­miz olan bir insan sıfatiyle dimdik ayak­ta durmaktayım. Şu ciheti de işaret ede­yim: Moskova radyosu bana sövmezse. Ulus gazetesi bana en ağır hücumları yap­mazsa vazifemi yapmakta bir atalete uğra­mış olmanın acısını duyuyorum.

Ne gariptir ki, Ulusçular Hükümetimize de, şahıslarımıza da en kuvvetli taraflarımız» dan hücum etmek gafletini göstermektedir­ler.

Binaenaleyh kuru gürültü yapacaklarına, ellerinde ne vesikalar varsa, ortaya koy­gunlar görelim.

Genel İdare Kurulundan niçin istifa ettiniz sualini de Tevfik İleri şöyle cevaplandır­mıştır:

«Bu tamamen benimle partim arasındaki bir meseledir.. Bizim için herşeyden evvel partimize ve partimiz yolu ile memlekete hizmet bahis mevzuudur.

Çok ağır olan Millî Eğitim Bakanlığındaki vazifelerime bütün çalışmalarımı teksif e-debİîmek için Genel Kuruldaki yerimi, im­kânları daha geniş, daha müsait bir arka­daşa devretmeyi faydalı bulduğum içindir ki.ayrılmışbulunuyorum.»

— Ankara:

Birleşmiş Milletler Anayasasının yürürlü­ğe girmesinin 6'ncı yıldönümü münasebe­tiyle bugün saat 16.30'da Dil ve Tarih -Coğrafya Fakültesi salonlarında bir tören yapılmıştır. Törende Ekonomi ve Ticaret Bakanı ve Birleşmiş Milletler Türk Der­neği Başkanı Prof. Muhlis Ete, milletve­killeri, kordiplomatik ve kalabalık bir haİk kitlesi hazır bulunmuştur.

Törene, Kore'de Birleşmiş Milletler ideali uğruna canlarını veren kahramanların ruh­larını tazim için bir dakikalık saygı duruşu île başlanmış, müteakiben Başbakan Ad­nan Menderes'in Birleşmiş Milletler günü münasebetiyle yayınladığı aşağıdaki me­sajı okunmuştur:

«24 Ekim Birleşmiş Milletler günüdür. Bugünü devlet ve milletçe haklı bir gu­rur ve sevinçle kutlamaktayız.

İki Cihan Harbi boyunca insanlığın çek­tiği ıstırapların tekerrürü endîşesinin do­ğurduğu bir zaruret karşısında kurulmuş bulunan Birleşmiş Milletler teşkilâtı geçen kısa zaman zarfında bütün dünya milletle­rinin sulh ve sükûn içinde yaşamalarını ve içtima ve iktisadî terakkilerini temin gaye­siyle üzerine aldığı önemli vazifenin tahak­kuku uğrunda sarfettiği mesai dolayısiyle bütün sulhsever milletlerin ümitlerim üze­rinde toplamıştır.

Milletlerarası güvenlik, barışın korunması, devletler arasındaki ihtilâfların barış yol-larİyle ve devletler hukuku prensiplerine uygun bir şekilde halli, devletlerin tam eşitliği gibi dış politikamızın esaslarını teş­kil eden prensipler Birleşmiş Milletlerin gayeleri meyanmdadır.

Hür milletler arasında lâyık olduğu yeri gerek Güvenlik Konseyinde, gerekse teş­kilâtın diğer çalışma kollarında bihakkın ihraz eden Türkiye, Birleşmiş Milletler gayelerine olan inanç ve güvenini bu teş­kilâtın kuruluşundan beri nasıl samimiyet ve ciddiyetle ve her fırsatta isbat eylemişse, bundan böyle de bu yolda ilerlemekten ve çalışmalara bütün gayretüe katılmaktan geri kalmıyacaktır.

Birleşmiş Milletler gününü sizlere olduğu gibi bütün barışsever memleketler halkına da candan kutlar, dünyanın bir an evvel demokratik esaslara müstenit yani adalet İçinde her devletin istiklâl ve haklarını ko­ruyan bir suih ve sükûna kavuşması yo­lunda sarfettiği yorulmak bilmez mesai­sinde .Birleşmiş Milletlere üstün başarılar dilerim.»

Başbakanın mesajının okunmasını takiben Birleşmiş Milletler Türk Derneği Başkanı Prof. -Muhlis Ete kürsüye gelmiş, günün ehemmiyetini belirterek söze başlamış ve ((gelecek nesilleri harp belâsından koru­mak, insanın ana haklarını sağlamak, dev­letlerarası vecibelere saygı göstermek ve insanlığa daha iyi yaşama şartları temin etmek için kurulmuş olan Birleşmiş Mil­letlerin bu beş senelik hayatı kolay geç­memiştir» diyerek Birleşmiş Milletlerin göğüs germek zorunda kaldığı birçok me­seleler olduğunu belirtmiş ve Birleşmiş Milletlerin kıymet ve ehemmiyetini anla­mak için bu teşkilâtın mevcut bulunmadığı bir dünyayı tasavvur etmenin kâfi gelece­ğini ifade etmiştir.

Prof. Muhlis Ete, bundan sonra Kore harbinde Birleşmiş Milletlerin rolü üzerin­de durmuş ve tarihte ilk defa olarak teca­vüze karşı müşterek ve fiilî tedbirlerin Birleşmiş Milletler tarafından alındığım, Türkiye'mizin de bu harekete derhal katı­lan devletlerin başında, geldiğini söylemiş ve Birleşmiş Milletlerin kısa zaman içinde «Filistin'deki harbi, Pasifik'teki Hollanda-Endonezya anlaşmazlığını, Keşmir'de Pa­kistan - Hindistan anlaşmazlığını, 1946'da İran meselesini, Suriye - Lübnan çatışma­sını, 1948-49 Berlin meselesini, silâh kul­lanmaya müncer olmaksızın» yatıştırdığını da ilâve etmiştir.

Birleşmiş Milletlerin gayelerinin tecavüze karşı müşterek ve fiiiî tedbirler almaktan başka, insanlığın hayat seviyesini yükselt­mek olduğunu, sosyal sahada 10 Aralık 194S yılında Genel Kurulca ilân edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile her devlette her ferdin ana haklardan ve temel hürriyetlerden faydalanmasının te­minine çalışıldığını, dünya üzerindeki bir milyon kadar mültecinin felâketli durumu­nun da ıslahı ile meşgul olunduğunu söy­leyen hatip, teşkilâtın halletmesi lâznnge-ien daha birçok meseleler olduğunu, bun­ları yapabilmek için son derece büyük bir gayret sarfetmek icap ettiğini belirtmiş ve, «unutmamalıdır ki, Birleşmiş Millet­ler bizim Birleşmiş Milletlerimizdir. Teş­kilâtın muvaffakiyeti, biz halkların da teş­kilâta karşı göstereceğimiz ilgiye, teşkilâtı desteklememize ve çalışmalarında teşvik etmemize bağlıdır. Kazanacağımız, insanlı­ğın bugünü ve yarımdır, kaybedersek İn­sanlığımızı kaybedeceğiz» demiştir.

Prof. Muhlis Ete, konuşmasını şu sözlerle sona erdirmiştir:

«Barış, bize kendiliğinden ve bizden hiçbir gayret istemeden gelmiyecektir. Barışa ve insanlığın daha iyi bir yarınına varmak için bütün kuvvetimizle çalışmamız, feda­kârlıklara katlanmamız lâzımdır. Birleşmiş Milletler gayelerinin düşmanları' ile müca­dele etmemiz ve bu muazzam binayı, her taşı için ayrı bir itina ve sabırla çalışarak inşa etmemiz gerekmektedir.»)

25Ekim 1951

— İstanbul:

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Camilie Paris, bu akşam saat 20.15'de uçakla Strazburg'dan gelmiş, Hava alanında Vali adına Özel Kalem Müdürü Nabi Up tara­fından karşılanmıştır'.

Hükümetimizin davetlisi olarak memleketi­mize gelmiş bulunan Camilie Paris, yarın uçakla Ankara'ya hareket edecektir.

26Ekim 1951

— İstanbul:

Hükümetimizin davetlisi olarak dün ak­şam uçakla şehrimize gelen Avrupa Kon­seyi Genel Sekreteri M. Camilie Paris, bu sabah saat 11'de Vilâyete gelerek Vali ve Belediye Başkanı Prof. Fahreddin Kerim Gökay'ı makamında ziyaret' etmiştir.

M. Camilie Paris, bugün saat 14.40'da u-çakla Ankara'ya hareket edecek. Hüküme­timiz erkâniyîe temaslarda bulunduktan sonra sah günü trenle şehrimize dönecek­tir.

— Ankara:

Hükümetimizin davetlisi olarak memleketi­mizi ziyaret etmekte olan Avrupa Konseyi Genel Sekreteri M. Camilie Paris, bugün Öğleden sonra uçakla İstanbul'dan şehri­mize gelmiş ve hava alanında Hükümet adına Protokol Umum Müdür muavini Sa-mim Yemişçibaşi. Dışişleri Bakanı adına Özel Kalem Müdürü Sadi Eldem, Fransız Büyükelçiliği Müsteşarı ve Başkâtibi tara­fından karşılanmıştır.

Türk efkârı umumiyesine bütün çıplaklığı ile açıklanacaktır.

İşte bu mücadelemizden ve bu memleketi uçuruma götürmek yolundaki faaliyetleri­ne engel oluşumuzdan dolayı her ne paha­sına oiursa olsun, bundan kurtulmak ve be­ni yıpratmak taktiğine başvurdular.

Bir seneye yakın bir zamandan beri işitti­ğim ve kendisinden yüzde yüz emin insan­ların lâkaydisiyle karşıladığım bu taktiğe maalesef sırf particüik mücadelesi vesile­siyle Ulus gazetesi de âlet oldu. Bu beya­natım kendimi müdafaa, etmekten çok, bu yolda çalışacakların nelere göğüs germesi icabedeceğinin milliyetçi Türk gençliğine bildirmek maksadına matuftur. Siyasî ha­yata atıldığım günden bugüne kadar geçen hayatım bütün milletçe Öğrenilmiş ve bi­linmiştir.

Şimdi yıllarca evvele ve henüz talebe ol­duğum çağa döneceğim. Ben hayatımın bütün safhalarının hesabını verebilecek ve yüzünü kızartacak bir zerre lekesi oîmıyan bir insanım. Daha dünkü hayatlarının he­saplarını bile veremiyenlere şu hesap ve­rişim hicap verecek midir?

Ulus gazetesi milliyetçiliğimin ne zaman­dan başladığını soruyor. Bu sual memleketi dolduran binlerce milliyetçiye sorulabilir ve birçok milliyetçiler bunu tesbit imkâ-nmı bulamazlar. Fakat şükrolsun ki, ben bugün elimde olan birtakım vesikalarla milliyetçiliğimin tâ talebeliğimden beri baş­ladığını isbat edecek durumdayım.

Millî Türk Talebe Birliğinin başkanı bulun­duğum bir kongresinde söylemiş olduğum şu sözleri 11 Mart 1933 tarihli Vakit ga­zetesinden alıyorum;

«Dört haftadır hiçbir şey yapamadık. Hâ­lâ intihap lâflanndayız. Dışardaki delikan­lılar bizden daha iyi iş yapıyorlar. Şuurlu iş yapalım. Cemiyetimizi, birliğimizi yık­mak istiyenler vardır, zaman zaman bunu görüyoruz. Çok temiz duygularla geldiği­miz bu yuvadan, -yine temiz duygularla ay­rılalım. Çünkü burada Türk büyüğü Ziya Gökalp'in dediği gibi «ben sen yokuz, biz varız».

28 Mart 1933 tarihli Cumhuriyet gazete­sinde neşredilen bir mülakatımda Talebe Birliği Başkanı olarak şunları söylemişim:

«Öteden beri sadece bir şiir mevzuu olan Anadoluyu gençlere tanıtmak için şimdilik yakın kısımlardan başlıyarak birçok seya­hatler tertip edeceğiz. Bu seyahatler gezin­ti mahiyetinde değil, gittiğimiz köy ve kasabaların içtimaî ahvalini görmek ve yaşa­yış tarzlarını, acılarını, dertlerini anlamak maksadiyle olacaktır. İlerde vazife alacak gençler bunlardan istifade ederek yarınki çalışma tarzlarını şimdiden tesbite imkân bulacaklardır. Münevver zümre kendisini besliyen Anadoluya pek az mukabele et­miştir. Halbuki ona karşı çok borçludur. Bu borcu Anadoluyu tanımak ye sevmekle, kendimizi köylülere tanıtmak ve sevdir­mekle ödemeye çalışacağız. Bilhassa ken­dilerine yabancı olmadığımızı anlatacağız. Millî günlerin büyüklüğünü halka anlat­mak için o günlerde toplantılar yaparak şuurlu tezahüratta bulunacağız. Şimdiye kadar bu cihet maalesef mekteplerde ih­mal olunmuştur. Halbuki en ziyade çalış­ması icap eden müesseseler mekteplerdir. Büyüklerimizi, bilhassa büyük şehitlerimi­zi unutmanın önüne geçmek istiyoruz. Hürriyet için sesini yükselten Namık Ke­malin mezarı ile ancak o muhitteki beş on genç alâkadar olur. Biz bütün memlekette bir Namık Kemal günü yapacağız. O gün Darülfünun Konferans salonunda Birlik tarafından büyük Türkçü Ziya Gökalp'in ve diğer kıymetli adamlarımızın unutulma­masını temine çalışacağız. Millî işleri çok hassasiyetle takip edeceğiz, maamafih bu hassasiyet talebenin alâkadar olması icap ettiği kadar olacaktır. Milliyetçilik aleyhi­ne söylenen bir şey olursa derhal neşriyat­la önüne geçeceğiz.»

Ulus gazetesi, Hemşinli Celâl oğlu Tevfik Efendi kimdir diye soruyor. Şimdi cevap veriyorum:

Hemşinli Celâl oğlu Tevfik, 28 Mart 1933'-de Cumhuriyet gazetesi muhabirine bu be­yanatı veren 21 yaşındaki Yüksek Mühen­dis Mektebi talebesidir. Milliyetçiliğin ne zamandan başladığına ait olmak üzere mü­saadenizle bir iki küçük vesika daha vere­ceğim :

Geçen sene Vatan gazetesinin siyasî hayata atılmadan yazılmış samimî bir hatırat di­ye tavzif ettiği ve parça parça tefrika et­tiği 15 Mart 1949 yılında Teknik Üniver­site Talebe Birliğinin neşrettiği (Arı) ga­zetesinde tefrika edilen hatıratımdan, ya­ni siyasete atılmadan iki küsur sene evvel yazılmış ve Teknik Üniversite gençliğine gönderilmiş talebeliğime ait hatıratımdan da-bir iki yere kısaca işaret edeceğim:

28 Nisan 1949 tarihli (Arı) gazetesinde neşredilen hatıratta şunlar okunmaktadır:

«19 Nisan 1933 gecesi ağzına kadar dolu olan Şehir Tiyatrosunda müsameremizi verdik. Adı Türk Gecesi idi. Saat 9'da baş-lıyan gece sabaha karşı saat 2'de sona erdi. İstanbul o güne kadar böyle bir gece görmemişti. Erzurumun. Karadenizin ve Egenİn kahraman çocuklarından tutun bü­tün Anadolu, bütün Türkistan, Kırım, Azerbaycan o gece Şehir Tiyatrosu sahne­sinde ses olarak dile geldi, raks olarak can­landı ve ruhlarımızı bütün Türklerin ruh­ları ile birleştirdi. Dikkat ederseniz hare­ketlerimizin tek hedefi vardı. Her hâdise­den bu hedef uğrunda istifade ediyorduk. Bu hedef Türk milliyetçiliği idi. O sıralar Nâzım Hikmet'in bir bayrak olarak dalga-landırıldığı zamandı. Muallim Mektebi ta­lebelerinden bir kısmının mahkemeden kelepçe ile çıkan Nâzım Hikmet'e «Üstat bileklerindeki kelepçeler şeref bilezikleridir, varol)) dediklerini jşitmiştirri, Sertellerin «Resimli Ay» mecmuasında Nâzım Hik­met'in Mehmet Emin'e. Hâmît'e kızıl ip­tal damgasını vurduğu sıralardı. Talebe Birliğinin o tarihteki faaliyetleri Nâzım Hikmet'e ve dolayısiyle bolşevik propa­gandasına müthiş bir darbe vurmuştu. Gençlik, îman. 'heyecan, mücadele ve kah­ramanlık çağıdır. Gençliğe mutlaka o his­lerini tatmin edecek bir istikamet verilme­lidir. Eğer gençlik başı boş bırakılırsa o, politika madrabazlarının ve satılmışların elinde bu arzularını memlekete ve millete zararlı istikametlerde tatmin yoluna düşe­bilir. İşte bizim hareketlerimiz gençliğe en ulvî. en mukaddes heyecan yolunu göster­mişti. Memleketin hayrına olan herşeyin peşinde, memleketin aleyhinde olan herşe­yin karşısında idik. Vaktiyle Nâzım Hik-met'i alkışlıyan Kafatası piyesinin temsili sırasında sahneden ona çelenkler veren gençlerin «Tevfik ağabey. Nâzım Hik-met'i dövelim, susturalım» teklifleriyle karşılaştım.

Şimdi bir seneye yakın bir zamandan beri bir tertip vasıtası olarak kullanılmak is­tenen ve son beyanatım dolayısiyle Ulus sütunlarında mevzuubahis edilen yazıya, Nâzım Hikmetin bazan şiirlerine, bazan da fikir ve ideolojisine hayranlığım is­nadına geliyorum:

Ulaştırma Bakanı bulunduğum sırada rö­portaj yapan bir muharrire de söylemiş ol­duğum gibi şiire karşı daima yakın alâka göstermiş ve kütüphanesinde eski ve yeni şairlerin eseri yer almış bir insanım. Mil­liyetçiliğimin vesikalarla tesbit edebildi­ğim mebdeinden bir kaç sene evvel şiirle­rini yeni yeni neşretmiye başlayan Nâzım Hikmet'in bu şiirlerine karşı alâka duy­muş ve bir anket defterine bu şiirleri sev­diğimi ve beğendiğimi ifade eden ve bu­gün tam metnim hatırhyamadığım ve lâa-kal 20 sene evveline ait bir hâtıra olmak dolayısiyle hatırlamama da imkân olmayan bir yazı yazmıştım. Yalnız şu kadarını da hatırlıyorum ki, beğendiğimi söylediğin» o şiir dahi veya şiirlerden birisi Ana­dolu'ya aitti. Ve «biz o diyarı böyle do­laştık», «Köylünün toprağa hasreti var. toprağın hasreti makinalar» mısralarını ihtiva eden ve yine memleket meselelerine olan alâka ve bağlarımı okşaması bakı­mından hoşuma giden bir şiirdi.

İşte bugün -fikirleri bulandırmak ve mü­cadelemizde samimî olmadığımız hissini yaratarak bu mücadelemizi zaafa uğrat­mak gayesiyle aleyhimde kullanılmak iste­nen ve bir türlü neşredilmeyen fotoğraf, bu yazının fotoğrafı olsa gerektir.. Par­ticilik endişesiyle en ulvî dâvaların ne ka­dar iğrenç bir şekilde istismar edilmek is­tendiğine, bundan beliğ misal olamaz.

Benim onsekiz - ondokuz yaşımda bir genç olarak 20 sene evvel bir anket defterine o satırları yazdığım günlerden sonra 1932 yılında Hikmet Feridun vasıtasiyle Akşam gazetesinin yapmış olduğu ve bilâhare «Bugün de diyorlar ki» adlı kitapta neş­redilen cevaplarda dün olduğu gibi. bugün de vatanperverlik hislerinden bir zerre kaybetmemiş birçok insanlar o tarihte Nâ­zım Hikmet'in şiirlerini, san'atını beğen­diklerini ifade etmişlerdir.

Kısaca şuna, da işaret edeyim ki, Nâzım Hikmet'in bir şair tarafı, bir de komünist ve vatan haini tarafı vardır. Ve şair Nâ­zım Hikmet'i muhakkak ki vatan haini Nâzım Hikmet çoktan öldürmüştür. Yüz­de yüz vatan haini olduğu için Türk hâ­kimleri tarafından hapsedilmiş olan ve bir kısım münevverler tarafından affına te-kaddüm eden günlerde dahi ne komünist ve ne de vatan haini olmadığı İddia edilen ve Umumî Af Kanunundan istifade ederek tahliye edildikten kjsa bir müddet sonra Rusya'ya kaçıp gırtlağına kadar ihanet çamuruna batan Nâzım Hikmet'in hususî affı için aldanmış bir kısım temiz memle­ket çocuklariyle birlikte bilhassa ne yaptı­ğını bilerek bu talebe imzasını atmış olan Falih Rıfki Atay'in 20 küsur sene evvel Nâzım Hikmet'in ortada ne ihaneti sabit ve ne de, bugünkü gibi hüviyeti malûm iken ve 18-19 yaşında bir talebe bulundu­ğum sırada bir iki şiirine karşı göstermiş olduğum sempatiyi ondan sonraki bütün hayatımı inkâr ederek gençliğimde sol oi-duğum şeklindeki iftiraya mesned ittihaz ediş sadece garip ve gaflet değil, maksatlı bir tertiptir. Çünkü benim komünizmle yaptığım mücadele aynı zamanda onların kendi zamanlarındaki günahlarınıencamlı

image004.gifvesifcalariyle ortaya koymakta ve iç yüz­lerini Türk milletine açıklamaktadır.

Beyanatımın bu kısmını şu cümlelerle so­na erdireceğim:

Hayatımın hiçbir safhasında yazı veya söz veya fiille Türk vatanperverliği ve milliyetçiliği aleyhine islenmiş tek bir ha­tam yoktur. Bilâkis beni tanıyanların çok iyi bildikleri gibi ve vesikalarla ve icraa­tımla sabit olduğu veçhile kendimi bildi­ğim bileli Türk milliyetçiliğinin idealist bir neferi olarak vazifemi yaptım ve yap­maktayım ve yine hayatımın hiçbir saf­hasında Nâzım Hikmet'in mel'un ideolo­jisi olan komünizme ve solluğa en ufak bir yakınlık duymamış olmanın ve bilâkis komünizmin karşısına daima bir düşman olarak çıkmanın huzur ve gururunu duy­maktayım. Müfteriler şeref ve haysiyetten bir zerre nasibedar iseler bu sözlerimin ak­sini isbat edecek delillerini derhal ortaya koysunlar.

Şimdi kısaca Falih Rıfkı'nın beyanatına temas edeceğim:

Benim Falih Rıfkı hakkında söylediklerim yeni değildir. Buna benzer sözler çok yerde ve çok kimseler tarafından yazılmış ve söy­lenmiştir. Kendisi bu sözlerimin isbatını is­tiyor. Bunun isbat vesikasını sözlerim ara*-sında vermiştim. Bu vesika (Yeni Rusya) adlı eseridir. Bu itibarla bana isbat değil, ona müdafaa düşer. Bununla beraber bu kitaptan bazı satırları, kendisinin bunların altına bugün dahi imzasını atabileceği be­yanını da hatırlatarak Türk efkârı umu-miyesinin takdirine arzediyorum:

«Kızıl Rusya'nın her gün içten yıkıldı­ğını zannetmekten hoşlananlar, benim mektuplarım bu zanlarına kuvvet verme­diği için bana kızdılar ve memlekette boî-şevik propagandasına bilmiyerek yardım ettiğimi söyler gibi oldular.»

«Ben bizim kalabalığımıza benziyen bir kalabalığı garplileştirmek, geri bir memle­keti ileri götürmek İçin kızıl komünizm tecrübelerini ve metodlarını tetkik ettim.» «Kaç senedir iki esası müdafaa ediyorum: Şimal terbiyesi ve ihtilâlci metodlar. He­men ayni günlerde bastırdığım (Deniza­şırı) şimal terbiyesinin üstünlüğünü ve (Yeni Rusya) iptidaî bir halkı ve memle­keti büyük bir hızla Garp seviyesine çı­karmak için aranmış ve bulunmuş İhti­lâlci metodiarı tez olarak almıştır.»

«Türkler yalnız kendilerim düşünerek, Ruslar bütün insanlar için inkılâp yaptı­lar.»

«Garbın şarktan senelerden beri beklediği müjde Türkiye'den ve Rusya'dan ifîâs ve imdat çığlığıdır.»

«Ne ipek çorap, ne şık iskarpin ve ne de moda esvabı. Sokaklarda gördüğümüz Rus kadınları erkek topuklu, bez çoraplı ve gelişigüzel kılıktadırlar. Buna rağmen Slav kadınının güzelliği beş on adımda bir gö­zümüzü alır.»

«Size şu garip istatistiği söylemeliyim: Es­ki Rusya senede 50 milyon çift papuç alır­dı. Yeni Rusya 80 milyon alıyor. Yalnız ortada eski Rusya'nın çıplak ayaklı adam­ları kalmamıştır.»

«Rusya'ya şimdi içtimaî, siyasî her türlü tetkikler için gelinebilir. Burada yepyeni bir rejimin tecrübesi vardır ve Rusya de­nen memleketin toptan inşası ve inkişafı harbi vardır. Rusya'ya otei tenkidi, de­mokrasi tenkidi ve hürriyet tenkidi, moda tenkidi yapılmak için gelmek abestir.»

«Herkes iki şiddetli akıntının biri içine sürüklenmiştir. İhtilâlci propaganda, ihti­lâl düşmanı propaganda. Biri, insana ümit ve heyecan kanatları takar, biri kafanızı karanlık uçurumun bir kayasından öbür kayasına vurur.»

Bu bahsi de daha fazla uzatmaya lüzum yoktur. Yalnız kesmek için 1931'de basılan bu kitaptan tam 13 sene sonra, 16 Ocak 1944 tarihli Ulus gazetesinin «Bir dostlu­ğun sağlam temelleri» başlığı aitmda Fa­lih Rıfkı imzasiyle çıkan başmakalesinden de benimle kimlerin mücadele etmekte ol­duğunu Türk efkârına anlatmak için bir­kaç satır nakledeceğim:

«Lenin ve Atatürk ölmüşlerse onların e-serlerini ancak vürüten, ilerleten ve yük­selten iki şef, İnönü ve Stalin başımız-dırlar.»

«Bütün bunlar yirminci asrın en büyük dâvalarından birini başaran eşsiz bir ihti­lâlcinin yeni Türkiye'yi ve yeni Rusya ile yeni Türkiye arasındaki münasebetleri, eserini muvaffak kılan prensiplere göre muhakeme etmesidir. Rus topraklarını ve bu topraklar içinde yaşıyan halk yığınla­rını, belki de tarihin eu korkunç istilâsın­dan kurtaran Stalin, eşsiz kudretini yine ayni idealizm kaynaklarından almıştır.»

O sıralarda ben. bir mektep talebesi iken, Arı mecmuasında Hemşinli imzası ile ve Millî Türk Talebe Birliğinin neşretmekte olduğu (Birlik) gazetesinin 12 Ağustos 1933 tarihli sayısında bambaşka şeyler te­rennüm ediyordum.

İkinci devreye, Kıbrıslılar daha iyi başla­dılar. Devrenin beşinci dakikasında bir Çetinkaya hücumu esnasında Ankaragücü beki topu İS içerisinde eli ile tuttuğu için hakem penaltı verdi. Penaltı atışını Çetin-kaya'lılar gole tahvil ettiler. İki dakika sonra. Ankaragüçlü Fikret hasım kale ö-lünde 25 metreden çok güzel yerden bir sütle topu Çetinkaya kalesine yolladı. Ka­leci güçlükle topu önledi, fakat elinden ka­çırdı. Kale yakınında bulunan Hüsamed-din, topu rakip kaleye soktu. Vaziyet böy­lece 5-2 Ankaragücü lehine oldu.

Devre sonuna kadar Çetinkayahlar hâkim oynamalarına rağmen gol çıkaramadılar ve maç bu şekilde sona erdi.

Kıvrak, zaman zaman güzel paslı bir oyun oynayan Çetinkayahlar. Ankara sporsever­leri üzerinde iyi bir tesir bıraktılar. Misafirtakım,ikincikarşılaşmasınısalı günü Gençlerbirliğİ ile yapacaktır.

—Kozan:

Kore'den dönen gazilerimizden dokuz Ko-zanh bugün kaymakam, Belediye Başkan vekili ve binlerce Kozanlılarm içten gelen sevgi tezahürlerile Kozan'a kilometrelerce uzakta karşılanmıştır. Belediye gazilere bir ziyafet vermiştir.

-— İstanbul:

Cumhuriyetin 28'inci yıldönümü münase­betiyle şehrimizdekı bütün resmî ve hususî binalar bugün öğleden itibaren bayraklarla donatılmış bulunmaktadır.

Yurdumuzun her köşesinde olduğu gibi bayramın parlak bir surette tes'idî için Belediye tarafından her türlü tertibat alın­mış ve gereken hazırlıklar ikmâl edilmiş­tir.

Bu geceden itibaren şehir ışıklarla donatı­lacak ve şenlikler yapılacaktır.

—Ankara:

Bu sabah 19 Mayıs Stadyomunda, Ankara bölgesi atletizm ajanı Raşit Giray'ın baş­kanlığında birçok millî takım mensupları­mız ve şampiyonlarımızın iştirakiyle An­kara atletleri bir toplantı yapmışlardır. Bu toplantıda, Ankara Belediye Başkanı Atıf Benderlioğlu, Bölge Müdürü Mithat Ertuğ. hakemler ve Basm mensupları da hazır bulunmuşlardır.

Atletizm ajanı toplantıyı açmış ve Millî Takıma bir çok atletler veren Ankara böl­gesi atletlerinin isteklerini birer birer an-' latmış ve bilhassa pistlerin düzeltilmesi işinde Belediyenin yardımına ihtiyaç oldu­ğunu belirtmiştir.

Müteakiben sö zaîan Belediye Başkanı A-tıf Benderlioğlu, «gençlik ve spor hare­ketlerinde Belediyemizin bigâne kalması­na imkân yoktur. Müsaadesi nisbetİnde yardım etmeye daima amadeyim.» demiş ve Belediyece yapılabilecek yardımlar ü-zerinde durmuştur.

Atletler ve idareciler, Belediye başkanları­nın kendilerine gösterdiği bu yakınlıktan dolayı çok mütehassis olmuşlardır.

— Ankara:

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 28'incî yıldönümü münasebetiyle New-Yorfe'taki Türk - Amerikan Cemiyeti, Cumhurbaşka­nı Celâl Bayar'a aşağıdaki telgrafı gönder­miştir :

«Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yıldö­nümü Türk - Amerikan Cemiyetine. At­lantik ve Akdeniz İttifakını teşkil ve de­mokrasi prensipleriyle adalet ve hürriyet ideallerini tekrar teyid eden barışsever milletler ailesi için büyük milletinizin el­zem olan üyeliğini selâmlamak için bir fır­sat teşkil etmektedir. Türk - Amerikan Cemiyetimiz 29 Ekim gününü, 500 seçkin davetlinin katılacağı bir toplantı ve Hava Bakanı Finletter ile Büyükelçi Feridun Ce­mal Erkin'İn Türkiye Cumhuriyeti, dünya ve hürriyet konularındaki birer nutukla-riyle kutlayacaktır. Ekselansınızdan dira­yetli ve cesaretli bir devlet başkanı olarak bir telgraf almak şerefiyle pek bahtiyar olacağız. Türkiye ile Birleşik Amerika'nın uğrunda çarpıştıkları ve kanlarını döktük­leri müşterek barış dâvası için sizlerle kardeşçe bir birlik hissetmekteyiz. Sizin sağlık ve kuvvetiniz için. kahraman mille­tinizin de saadet ve refahı için en samimî temennilerimiziarzederiz.

Türk - Amerikan Cemiyeti Büyükelçi Wilson - Profesör Jackh. CumhurbaşkanıCelâlBayar.butelgrafa aşağıdaki cevabı vermişlerdir:

Ekselans

Büyükelçi Wilson - Profesör Jackh. Türk-AmerikanCemiyeti

New-York

Telgrafınız beni son derece mütehassis et­ti. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 2S'incî yıldönümü vesilesiyle ifade buyurduğunuz

çok samimî duygulardan dolayı size ve Amerikan - Türk Cemiyetinin bütün sayın üyelerine hararetle teşekkür ederim. Ame­rikalıların ve Türklerin bugün yanyana ve pek kuvvetli bir tesanüt halinde olmaları, mahiyetleri icabı zamanın tesirine tâbi bu­lunan dünya hâdiselerinin gelip geçici bir tezahüründen ibaret değildir. Bu tesanüt, menfaat birliğinden maada, iki milletin yekdiğerinin aynı olan öz hasletlerine, yani derin bir hürriyet âşkına ve adalete, de­mokrasiye bağlılık prensiplerine de dayan­dığı için, yıkılmaz bir temel üzerine ku­rulmuş bulunmaktadır.

Milletlerin istiklâlini tehdit eden tahak­küm teşebbüslerine Kore'de bir arada kar­şı koymak için kendisine yapılan davete icabete müsaraat göstermiş ve kahraman evlâtlariyîe Türk evlâtlarının bu uğurda yanyana savaşmalarından gurur -duymuş olan Cumhuriyet Hükümeti Türk - Ameri­kan işbirliğini Atlantik Paktı camiası için­de, umumî sulhun nef ine olarak, daha da inkişaf ettirebilmek imkânını bulacağının bahtiyarlığım şimdiden hissetmektedir. Muhterem Finletter ile bütün hazırunu se-lâmîar ve cümlenize saygı ve sevgilerimi sunarım.

Celâl Boyar 29 Ekim 1951

—- İstanbul:

Cumhuriyetin 22'inci yıldönümü şehrimiz­de büyük bir heyecan ve coşkunlukla kut­lanmaktadır.

Şehirdeki resmî ve Özel binalar, meydanlar, ticarethaneler, taşıt vasıtaları bayraklarla, limandaki gemiler alay sancakları ile do­nanmış bulunmaktadır.

Genç, ihtiyar, kadın, erkek, binlerce İstan­bullu sabahın erken saatlerinden itibaren yollara dökülmüş, geçit resminin yapılaca­ğı Taksim Cumhuriyet " alanına gitmekte idiler.

Tören. Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gö-kay'm saat 9'dan itibaren İl binasında teb­rikleri kabulü ile başlamıştır.

Protokol sırasına göre Önce şehrimizde bulunan milletvekilleri, ve sırasiyle Birinci Ordu Müfettişi. İstanbul Komutanı, Deniz Komutanı, generaller, amiraller, kara ve deniz üst subayları, İstanbul ve Teknik Üniversiteleri Rektörleri, Dekanlar, Yük­sek okullar müdürleri, profesörler, genel müdürler, adliye erkânı, Cumhuriyet sav­cısı ve yardımcıları, Vali muavinleri, Belediye Başkan muavinleri, İl Genel Mec­lisi üyeleri, kaymakamlar. Vilâyet ve Be­lediye erkânı. Emniyet Müdürü ve mua­vinleri, okul müdürleri, Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü İstanbul tem­silcisi vekili, Millî Eğitim ve Beden Ter­biyesi müdürleri. Ticaret ve Sanayi Odası mümessilleri, partiler İl ve İlçe Başkanları, İdare Kurulu üyeleri, harp malûlleri, millî cemiyetler, Basın temsilcileri, şirketler ve cemiyetler mümessilleri Valiye tebrikte bulunmuşlardır.

Saat 10'da Vali büyük üniformaları ile ge­len yabancı Başkonsolos ve Konsolosların tebriklerini kabul etmiştir.

Vilâyetteki tören sona erdikten sonra pro-tokola dahil zevat ve Konsoloslar heyeti geçit resminin yapılacağı taksim Cumhu­riyet alanına hareket etmişlerdir.

Taksim Cumhuriyet alanındaki törene sa­at 10.30'da başlanmıştır. Sabahın erken saatlerinden itibaren Taksim meydanına akın eden kalabalık, tören saati yaklaştığı zaman son haddini bulmuştu. Saat 10.30'da merasim sahasına gelen Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay. İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç ve Merkez Komu­tanı Tuğgeneral Reşit Erkmen, askerî kıt'-alarla diğer birlikleri teftiş etmişler ve müteakiben Vali ve Belediye Başkanı tö­rende hazır bulunan askerî birliklerin, öğ­rencilerin ve halkın devlet adına bayra­mını tebrik ederek kısa bir hitabede bulun­muştur. Vali ve Belediye Başkanı hitabe­sinde Büvük Atatürk'ü ve vatan uğrunda şehit olanları tazimle anmış ve Kore'de sa­vaşan kahramanlarımıza İstanbulluların sevgi ve selâmlarını ifade etmiştir.

Bundan sonra bandonun çaldığı İstiklâl marşı ile şeref direğine bayrağımız çekil­miş ve hazırlanmış, olan çelenkler âbideye konulmuştur.

Saat 11'de Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay. Birinci Ordu Müfettişi Korgeneral Şükrü Kanatlı, İstanbul Komutam Kor­general Nazmi Ataç. İstanbul Merkez Ko­mutanı, Emniyet Müdürü. Malûîgaziler Birliği temsilcisi geçit mahallindeki yerle­rini almışlar ve askerî birliklerle büyük bir izci ve talebe kitlesinin iştirak ettiği geçit resmi başlamıştır.

Geçit resmini sayısı onbinleri aşan büyük bir kalabalık, kendilerine ayrılmış olan yerlerde, milletvekilleri, yüksek rütbeli su­baylar kordiplomatik ve- resmî şahsiyet­ler takip etmişlerdir .

Saat 12.30'da törene son verilmiştir.

Size Türkiye'nin, gayet muhtasar ve an­cak birkaç rakama müstenid bir portresini çizdim. Ümid ederim ki iki memleketimiz arasındaki samimî işbirliği ve temaslar si-kılaştıkça Türklerin dürüstlüğü, açık söz­lülüğü ve Amerika'ya karşı besledikleri sevgi hakkında her biriniz şahsen tecrübeye müstenid malûmat sahibi olursunuz.»

—İstanbul:

Cumhuriyetin 28'inci yıldönümünün heye­can ve coşkunlukla kutlanmasına şehrimiz­de Rece de devam edilmiştir.

Şehirdeki resmî ve özel binalar, meydanlar, taşıt vasıtaları, limandaki cemiler parlak bir şekilde tenvir edilmiştir. Bu arada bay­ramı kutlamak üzere bu gece otobüs ve kamyonlarla İlçelerden ve muhtelif yerler­den gelen halk Taksim meydanında toplan­mıştır.

Meydanın etrafında ışıklarla renklendiril­miş suların akışı göz alıcı bir manzara teş­kil ediyordu.

Meydanı dolduran kalabalık arasında yer alan davul ve zurnaların refakatinde miliî oyunlar oynanmış, havaî fişekleri atılmış ve çeşitli eğlenceler tertip edilmiştir.

Saat 19'dan itibaren meydanı doldurmağa başlayan halk gece geç vakitlere kadar neş'e içinde eğlenmiştir.

30 Ekim 1951

—İstanbul:

Bu sabah Ankara'dan şehrimize gelen Av­rupa Konseyi genel Sekreteri Camille Pa­ris, saat 15'te Parkotel'de bir Basın top­lantısı tertib etmiştir.

Camille Paris bu toplantıda memleketimizi ziyaret etmiş olmasından duyduğu mem­nuniyeti ifade ve bu ziyareti kendisine ba­ğışlayan hükümetimizin nazik davetine te­şekkür ettikten sonra şunları söylemiştir:

Güzel memleketinizde ancak S gün kala­bileceğim. Perşembe günü Paris'e dönü­yorum. Türkiye'ye gelişimin sebebi, Avrupa işleriyle ilgili bir seyahat değildir. Ankara .ziyaretiminsebebidiğerAvrupadevlet merkezlerini ziyaretimde olduğu gibi Tür­kiye Hükümetinin ve Dışişleri Bakanlığı­nın Avrupa Konseyi ile alâkalı makamla-riyle fikir teatisinde bulunmaktır. Seyaha­tim bu bakımdan faydalı olmuştur diyebi­lirim.

Hâlen Avrupa Konseyi bir istişarî meclis sıfatını taşımaktadır. Konsey çalışmaları hakkında sizlere kısaca malûmat vermek istiyorum. Konseyin teşekkülünden itiba­ren bir kısım üye devletler bir Avrupa fe­derasyonu veya konfederasyonu fikrim ile­ri sürmüşlerdir. Fakat bugünkü statüsüne göre Konsey bir istişarî meclistir. Bu a-rada Konsey üyesi devletlerin birkaçı kendi aralarında bazı organizasyonlar kur­maktadırlar: Schuman Plânı gibi. Konsey bu gibi anlaşmalar hakkında sadece tavsi­yelerde bulunmaktadır.

Konsey asamblesinin önümüzdeki ayın 26 smda yapacağı toplantıda Avrupa'nın siyasî bakımdan teşkilatlandırılması meselesi gö­rüşülecektir. Bu siyasî teşkilâtlanma, bu fikre taraftar olan ve olmayan devletlere göre iki şekilde mutalea edilecektir.

Genel sekreter müteakiben basın mensupla­rının suallerine cevap vermiş, konseyin Av­rupa ticaret pazarı tesisi hususunda topla­nan konferans çalışmalarında ve gelecek yıl müzakere edilecek Avrupa'daki işsizler ve muhacirler meselelerinde ilerleme kaydedil­miş bulunduğunu belirterek sözlerini bitir­miştir. ,

— Ankara :

Ankara Arkeoloji Müzesi Hitit eserleri sa­lonu, bugün saat 15'de tarihî Mahmutpaşa bedesteninde törenle açılmıştır.

Müze, Cumartesi, Pazar ve Pazartesi gün­leri saat 9-12 ve 14-17 arasında ziyaretlere açık olacak ve 12 kuruş mukabilinde gezile­cektir. Toplu halde gelen öğrenci, asker ve bilginler parasız olarak ziyaret edebilecek­lerdir.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Ankara arke­oloji Müzesi Hitit eserleri salonunun açıl­ması münasebetiyle Müze Müdürü Nuri Gökçe'nin başkanlığındaki Meliha Koşan, Saadet Onat ve Burhan Tezcan'dan müte­şekkil heyeti kabul etmişlerdir.

Bu münasebetle yapılan hasbıhal esnasın­da Cumhurbaşkanı,, Hititlerin menşeleri, san'atlan, Anadolu'daki yayılış sahaları hususuna ve Büyük Atatürk'ün Hititlerin neslinden olduğumuz üzerinde durduğuna ve bugün de ayni iz üzerinde durulması gerektiğine işaret etmişler, bilhassa 1936 yılındaAtatürkileGaziantepçevresine yaptıkları bir seyahatte, Hİtitlerin vaktiy­le kullandıkları elbise ve serpuş benzerle­riyle giyinmiş kimselere rastlıyarak onla­ra işaretle «biz bunların ahfadıyız» bu­yurduklarınısöylemişlerdir.

31 Ekim 1951

— Ankara:

Demokrat Parti Meclis Grubu başkanlı­ğından bildirilmiştir :

Demokrat Parti Meclis Grubu 31 Ekim 1951 çarşamba günü saat lO'da Grup_ İkin­ci Başkanı Eskişehir Milletvekili Abidin Potuoğlu'nun başkanlığında toplandı.

Ara seçimlerinde Demokrat Partiden ka­zanan 18 Milletvekilinin Grup Heyeti umumiyesinetakdiminimüteakip,Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı adayları­nın seçimine geçildi.

Başkan adaylığına İçel Milletvekili Refik Koraltan, Başkanvekilleri adaylığına Balı­kesir Milletvekili Sıtkı Yırcalı, Kayseri Milletvekili Fikri Apaydın ve Manisa Mil­letvekili Muhlis Tümay intihap olundular.

Kâtipliklere aday olarak İbrahim Kirazoğlu (Kayseri), Fürizan Tekil (İstanbul), Sedat Baran (Çorum), Muzaffer Ünal (Tokat), Sait Bilgiç (İsparta), Ömer Mart (Çanak­kale) seçildiler.

İdareci üyeliklere de sırasiyle Halil Ata-lay (İçel), Mehmet Aldemir (İzmir), Ah­met Kocabıyıkoğlu (Balıkesir) seçilerek 2 Kasım 1951 cuma günü saat 10'da top­lanmak üzere saat 19.30'da birleşime son verildi.

Başbakan Adnan Menderes'in Anadolu Ajansına beyanatı.

Ankara : 11 (A. A.)

Millet Partisi Genel Yürütme Kurulunun dış politikamız mevzuuna dair neşrettiği tebliğ hakkında fikrini sorduğumuz Başbakan Adnan Menderes bize şunları söyledi:

Tarihin eşini kaydetmemiş olduğu büyük tehlike karşısında münferiden savunmalarına imkân olmıyacağmı anlıyan küçük büyük Batılı hür mem­leketler varlıklarını ve millî an'anelerine dayanan demokrasi rejimini birleşerek korumak maksadiyle Atlantik Paktını vücuda getirdiler. Mem­leketimiz, coğrafî mevkii itibariyle, tehlikenin şiddetini daha yakından hissediyor, fakat harp sonunda içine düştüğü siyasî tecerrüt onu ancak kendi başına kalmak ve kendi imkânları ile yetinmek zorunda bırakıyor­du. Bu gerçek endişe bizden evvel iktidar mevkiinde bulunmuş olanları Türkiye'nin mukadderatını da Batılı devletlerinkine bağlıyabilmek im­kânını araştırmaya sevketmiş, lâkin bunu tahakkuk ettirmek için yapılan teşebbüsler, dahilî, haricî âmillerin tesiri ile akim kalmıştır.

Demokrat Parti Hükümetinin güttüğü aizmli ve Türkiye'nin taahhütlerine mutlak bağlılığını bilfiil göstermesi itibariyle de hayırlı ve güven verici dış politika sayesindedir ki Garp camiası ile Anlantik Paktı içinde kader birliği yapmak durumuna girmek üzere bulunuyoruz. Atlantik Paktına davet edilmemiz hakkında alman karar, bu bakımdan hepimizi sevindir­mesi lâzımgelen bir hâdise iken ne yazık ki bazılarınca bu yerinde sevinç âdeta Türk milletine çok görülüyor. Bir takım küçük iç politika hesap ve oyunlarına kendilerini kaptıranlar kâh Türkiye'nin Pakta bir bütün ola­rak değil de, yalnız bir kısım topraklariyle katılacağı gibi gülünç, fakat zihinleri karıştırıcı mütalealar serdettiler; kâh Pakttan istifademiz dere­cesi böylece cayi sual iken bizim Batı müdafaasına muazzam rakamlarla gösterdikleri kuvvetler ayıracağımız iddiasında bulunarak ve yabancı matbuatta okudukları, kaynağı meçhul, her türlü haberi hakikat gibi gös­tererek umumî efkârda tereddüt, hattâ endişe uyandırmaya mütemadiyen uğraştılar. Bu neviden gayretlerin yeni bir misaline de Millet Partisi Genel Yürütme Kurulunun dış politikaya ait görüşünü ifade eden tebliğinde rastlıyoruz. Gerçi sureta bu tebliğ «mes'uliyet mevkiinde bulunan Hü­kümete bazı cihetleri hatırlatmak üzere» yapılmakta, yani ikaz kasdine dayatılmak istenmektedir; fakat o partinin resmî sözcüsü olan Kudret gazetesinin bu tebliğ üstüne bütün bir sahife enliliğinde koyduğu şu «Hükümet tehlikeli bir yoldadır» serlevhası asıl kasdin ne olduğunu açıkça meydana koyuyor. Amma ben küçük hesaplara ve particilik oyunlarına dayanan bu tezahürler üzerinde fazla duracak değilim. Yalnız vesileden faydalanarak şunları belirtmekte fayda görmekteyim:

1 — Atlantik Paktına bu camianın üyesi olan diğer oniki devletin'hak­larına da, vecibelerine de artıksız, eksiksiz tekabül eden eşit haklarla ve vecibelerle gireceğiz. Bu cihet Ottawa Konferansı kararını mü­teakip bize resmen ve sarahatle temin edilmiştir. Şu halde, hukukan, başka üyelerin deruhte ettikleri mükellefiyetler sınırını aşan «taviz­ler ve tek taraflı taahhütler» bizim için asla bahis mevzuu değildir.

2 — Türkiye topraklarının tamamı Paktın tazammun ettiği karşılıklı ga­rantinin tatbik sahasına dahil bulunacaktır. Bundan evvel intişar eden beyanatıma rağmen bunun böyle olacağında el'an şüphe göstermek, herhalde hüsnüniyet mahsulü sayılmamak lâzımgelir.

Atlantik Paktına kabulümüzün tabiî bir neticesi olarak ortaya çıkacak ve halli lâzımgelecek, tatbikata müteallik, meseleler elbette vardır ve ola­caktır. Bu sefer Amerikan, İngiliz, Fransız yüksek askerî şahsiyetleriyle yapacağımız görüşmeler ise hukukî hüküm ifade edecek müzakereler nevinden değil, sadece ihzarı bir fikir müdavelesi mahiyetinde olacaktır.

Bu işden ayrı olarak Orta-Şark'm müştereken korunması mevzuu da ta-biatiyle gözden geçirilecektir. Atlantik Paktı sistemine giren Türkiye doğu ve cenup sınırlarının ötesindeki komşu milletleri de her türlü teca­vüz tehlikesinden masun ve tam bir emniyet içinde yaşıyor görmekte bizzat onlar kadar menfaatlıdır. Bu mevzua dair temaslar da şüphesiz ve hiç değilse şimdilik bir fikir teatisi mahiyetini aşmıyacaktır. Bu mühim meseleler görüşülürken Hükümetin millî menfaatleri korumakta en kü­çük bir ihmal göstermiyeceğinden emin bulunmaları lâzimgelen muhalif­lerimizin beyhude yere fikirleri karıştırmaktan ihtiraz etmeleri de onlara düşen bir vatanî vazifedir, sanırım.

Demokrat Partinin Üçüncü Büyük Kongresi.

Ankara : 14 (A. A.) —

Demokrat Parti Üçüncü Büyük Kongresi bugün saat 10'da Büyük Sinema salonunda açılmıştır.

Sinemanın önünde sabahın daha erken saatlerinden itibaren büyük bir hareket ve kesif bir kalabalık göze çarpmakta idi.

Saat 10'a doğru delegelere tahsis edilmiş olan alt salondaki koltuklar ta­mamen dolmuştu. Saat 10'da Parti Genel Başkanı Adnan Menderes, Ge­nel Kurul üyelerinden Refik Koraltan, Profesör Fuad Köprülü, Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu ve Samed Ağaoğlu delegelerin alkışları arasında salona girerek diğer Genel Kurul üyelerinin bulunduğu Ön koltuklarda yer al­dılar.

Dinleyicilere tahsis olunan üst balkon da ayni kesif manzarayı arzediyor, dinleyiciler arasında delege olmayan Bakanlar ve Milletvekilleri bulunu­yorlardı.

İki yan balkonu gerek İstanbul ve gerek memleketin her tarafından gelmiş bulunan Basın mensupları işgal ediyor ve bir çok yabancı gazeteciler de hazır bulunuyordu.

10'u 20 geçe İstiklâl marşının çalınmasını müteakip Kütahya delegesi Yu-s.uf Aysal tarafından yoklama yapılmaya başlandı.

Yoklamadan sonra Parti Genel Başkanı Adnan Menderes, delegelerin sü­rekli alkışları arasında Başkanlık kürsüsüne gelerek, Kongrede hazır bu­lunan delegeleri hürmet ve muhabbetle selâmladığını ifade ile «hoş gel­diniz» demiş, Kongreye iştirak edecek 1375 delegeden 1160 delegenin ha­zır bulunduğunu ve Demokrat Parti Üçüncü Genel Kongresini açtığını söyledikten sonra Üçüncü Genel Kongrenin diğer iki Genel Kongre gibi memleket hayrına başarılı olmasını temenni etmiştir. Bundan sonra, Parti Genel Başkanı, Kongre Başkanlık seçiminin reyi işarı ile yapılmasının Tüzük icabı olduğunu belirtmiş ve delegelerin reylerine müracaat etmiştir.

Muhterem arkadaşlar,

Bu kısa maruzatımızla size partimizin iki buçuk yıla yaklaşan faaliyetini umumî hatları ile arzetmiş bulunuyoruz. Genel Kurulunuz vazifeye baş­larken kendisine tevdi edilmiş bulunan mukaddes emaneti asıl sahibine devrettiği şu anda derin bir bahtiyarlık duymaktadır. Çünkü vazifeye baş­ladığı 1949 Haziranında, muhalif bir partiyi hedefine sevketmek gibi ağır bir mesuliyet altında iken, şimdi, seçimle taayyün eden bütün memleket vazifelerinde ekseriyeti' kazanmış bir partinin mesul heyeti olarak karşı­nızda bulunmaktadır.

Bahtiyarlığımızın ikinci bir sebebi de şudur: Geçirdiğimiz 15 aylık devre­nin, yukarıda işaret ettiğimiz veçhile, partimiz için en müşkül bir devre olduğunu, fakat kısmî seçimlerin bütün bu müşküllere ve ağır şartlara rağmen kazanıldığını gözönüne alırsak emniyetle sÖyliyebiliriz ki, parti­miz, milletimizin daima artan itimat ve muhabbetine mazhardır ve bundan sonra da mazhar olacaktır.

Sevgili arkadaşlarım,

Üçüncü Büyük Kongremizin de, bundan evvelki kongreler gibi, memleke­timiz için hayırlı kararlara varacağı kanaatile hepinizi saygı ve sevgi ile selâmlarım.

Genel Başkan, dakikalarca süren tasvip sesleri ve alkışlar arasında kür­süden inerek yerini aldı.

Hesap raporunun okunmasını müteakip Kongre Başkanlığına verilen öner­geler reye konulmuş ve oybirliğile kabul edilerek saat 16'da tekrar top­lanılmak üzere Kongreye son verilmiştir.

Verilen önergeler arasında Kore'de hür insanlık ideali uğrunda çarpışan kahramanlarımıza Kongrenin saygı ve sevgilerini ifade eden bir telgraf çekilmesi, bütün Kongre heyetinin saat 15'de Atatürk'ün muvakkat kab­rini ziyaretle çelenk konulması, Türk ordusuna Kongrenin sevgi ve say­gılarının bildirilmesi bulunmaktadır.

Demokrat Parti Kongresinde Genel Başkan Adnan Menderes'in açıklaması.

Ankara ; 16 (A. A.) —

Demokrat Parti Kongresinin bu sabahki oturumunda İzmir'den gösterilen fazla delegelerin Genel Kurul tarafından kabul edildiğini söyliyen Kırşe­hir delegesi Enver Turay'm konuşması münasebetiyle Genel Başkan Ad­nan Menderes söz alarak bu.arkadaşının yanlış anlayışlara mahal verecek bazı sözlerine cevap vereceğini ifade etmiş, hatibin bu meselenin İzmir veya İzmit'te cereyan ettiğini bilmediği gibi tenvir edecek bir izahta da bulunmadığım, esasen böyle bir hâdise olmadığını, olsa bile sırf mahallî kongrelere ait bir işin şikâyet olmadıkça Genel Kurulda mevzuubahis edilemiyeceğini beyan ederek demiştir ki:

«Sizi temin ederim ki burada ballandıra ballandıra anlattıkları İzmit me­selesinin esası yoktur. Aslı dahi olsa Genel Kurulu alâkadar edecek, Genel Kurul için muahazeyi mucip olacak bir ciheti bulunmıyacakti. Bunu size gayet açık bir lisanla temin etmek mecburiyetindeyim.» (Alkışlar).

Genel Başkan, tenkid yapanların tenkide tahammül etmeleri icabettiğini söyliyerek neden dolayı cevap vermek istediğini izah ile demiştir ki:

Bu sözler nefsinize olan güveni sarsacak mahiyettedir. Onun için cevap veriyorum.

Arkadaşlar,

Biz nefsimize güveni bir an için dahi kaybetmemek mecburiyetindeyiz. Bu memleketin, dünyanın en nazik bir zamanında kaderini idare etmek yüksek mesuliyet ve vazifesi, bu partiye verilmiştir. Bu partinin en sala­hiyetli heyeti sizlersiniz arkadaşlar. (Şiddetli alkışlar). Biz böyle bir heyet olarak güvenimizi, bir an için dahi sarsıntıya maruz bırakmamak mecburiyetindeyiz. Mutlaka tenkid etmek için tenkid etmek, hayır arkadaşlar, tenkid, mutlaka hakikatlere ve prensiplere dayanmak icabeder. Bu arkadaşım diyor ki, Demokrat Parti Genel Kurulu 1950'ye kadar işleri iyi idare etti, iyi vazife gördü. 1950'den beriye ise işler iyi gitmedi, teşkilâta ehemmiyet vermedi. Buna verilecek en kestirme cevap şu olacaktır:

1950 de aldığımız seçim neticelerinden 1951 ara seçimlerinde bir milimetre dahi kaybetmedik. (Bravo sesleri).

Bunun büyük ve mühim mânasını anlamak lâzımdır. Bir âlemi husûmete karşı 16 ay iş başında ciddî mesuliyetler altında, 950 seçimlerinin heye-caniyle elde edilmiş neticelerden bir milimetre dahi kaybetmemiş olma­sının mânasını, Genel Kurulun aleyhine, partinin aleyhine değil, onun yüzde yüz lehine kaydetmek icabeder.

Arkadaşlar,

Kanaatim şudur ki 1950 seçimleri arifesinde Demokrat Partiye ileride ya­pacakları için rey verildi. Tâbir caiz ise bu bir tasavvurdu. 1951 seçimle­rinde ise, Türk milleti yeni iktidarın neler yapmağa kadir olduğunu bi­lerek reyini kullandı. Yani tasavvura değil, hakikate reyini vermiş oldu. (Şiddetli ve sürekli alkışlar).

Bu sevimli ve genç arkadaşım diyor ki, millet Halk Partisinden yüz çe­virdiği için Demokrat Parti ara seçimlerini kazanmıştır. Hayır, memleket, Demokrat Parti iktidarının, bu devleti iyi idare edeceğini görerek ve 16 aylık vazife başında bulunduğu müddetçe edindiği kanaatin neticesi ola­rak reyini lehimize kullanmıştır. (Şiddetli alkışlar).

Arkadaşlar,

Daha ilk günden itibaren Demokrat Parti vaidlerini yerine getirmedi, De­mokrat Parti içinde ihtilâf vardır, Demokrat Parti müsbet iş göremez, bütçede 900 milyon lira açık var gibi iddialarla yakamıza yapıştılar. Diğer taraftan çok mühim hâdiseler karşısında devlet gemisini hiç bir kazaya uğratmadan selâmetle yürütmesini bildik. 16 Eylüldeki reyler işte mil­letçe edinilmiş bu kanaatin mahsulüdür.» (Alkışlar).

Genel Başkan, sözden ziyade işe yer verildiğini ve bu suretle mütevazı bir rapor hazırlandığını söylemiş ve Adana Kongresi ihtilâfından bahse­den delegenin de bir taraflı konuştuğunu ve oradaki çoğunluğun hatibin fikrinde olmadığını, bunun iki taraflı bir dâva olduğunu izah ettikten sonra sürekli alkışlarla karşılanan şu cümleleri ilâve etmiştir:

«946 seçimlerinde 65 kişilik bir grupla Meclise girdik. İki yıl geçmeden bu­nun yansına yakınını kaybettik. Bugün ele aldığımız emanetten bir zerre dahi kaybetmeden, hattâ onu kuvvetlendirip arttırarak huzurunza getirmiş bulunuyoruz.

Partimiz genç arkadaşımın hilâfına olarak ne mebus kaybetti, ne âza kay­betti, ne rey kaybetti. Demokrat Parti Genel Kurulunun işte size kısa hesabı bundan ibarettir.

Elbette vaziyet büsbütün başka olurdu. Kuruluşuna temel teşkil eden demokratik prensiplerden ayrılmış olan bir Genel Kurulun haddini bil­dirmek imkânı elbette her zaman mevcuttur. Halk Partisi mensuplarının içinde mazinin iştiyakını hâlâ içlerinde yaşatan, yine şu eski Halk Partisi olsak diyelner, elbette vardır. Fakat acaba bu mümkün müdür? Elbette hayır. Çünkü eski Halk Partisi 1950 seçimleriyle, hattâ ondan daha evvel Demokrat Partinin kurulup milletimizin umumî tasvibini kazanmış olma-siyle tamamen tarihe gömülmüştür arkadaşlar. (Şiddetli alkışlar).

Sözlerini, programda neden değişiklik hazırlanmadığı yolunda söz söyliyen hatibe intikal ettiren Genel Başkan Adnan Menderes, bir ihtiyaç olma­dıkça hemen bir kongrenin toplanmasile programda tadilât düşünülemi-yeceğini, bu tadilâtın ancak parti mensuplarının etinde kemiğinde ken­dini hissettiren bir vakıa ile ortaya çıkacağını ve bundan dolayı böyle bir tadilin lüzumu kaydedilmediğini belirterek demiştir ki:

«Bir program, bir partinin manevî hüviyetini, kılığını, kıyafetini, çehre­sini çizen ve tesbit eden bir vesikadır. Bunun üzerinde ikide birde deği­şiklik yapmak katiyen doğru olmaz. Buna bir sebep daha ilâve edeyim. Seçimler için milletin huzuruna biz bu programla çıktık. Bundan başka iktidarımızın ilk hükümeti de bu program, üzerinde çalışmaktadır. Biz Genel Kurul olarak, programımızdaki herhangi bir maddenin mevcut olmasından veya herhangi bir madde veya hüküm mevcut bulunmama­sından dolayı tatbikatta işlerin aksamakta veya zararlı devam etmekte olduğu kanaatini taşımıyoruz. Eğer bunun aksini iddia eden arkadaşlar olursa programın şu maddesini şu sebeplerle değiştirmek icap ederdi şek­linde bir iddia ile buraya gelmeleri gerekirdi.»

Genel Başkan, mutlaka cevap istenecek herhangi bir şey olursa bunlara cevap vermeği bir vazife olarak telâkki ettiğini ifade ile rapor ve iki buçuk seneye yakın çalışmalar hakkında delegelerin hükümlerine intizar etmekte olduğunu, ve Genel Kurul adına herkesi derin sevgi ve saygı ile selâmla­dığını beyan ederek sözlerine son vermiştir.

Demokrat Parti Üçüncü Büyük Kongresinde Atlantik Paktına girişimiz hakkında Prof. Fuad Köprülü'nün beyanatı.

Ankara : 19 (A. A.)

Bugün Demokrat Parti Büyük Kongresinde verilen bir önerge üzerine Dışişleri Bakanı Fuad Köprülü bütün delegelerin tasvip nidaları ve sü­rekli alkışları arasında Atlantik Paktına girişimiz hakkında aşağıdaki be­yanatta bulunmuştur:

«Sevgili arkadaşlarım,

Emriniz üzerine kürsüye geldim ve Atlantik Paktı hakkında kısaca maru­zatta bulunacağım. Çok yoruldunuz, çok güzel ve istifadeli münakaşalar dinlediniz, onun için sizi fazla rahatsız etmek istemiyorum.

Atlantik Paktı hepinizin çok iyi bildiğiniz gibi oniki Amerika ve Avrupa devleti arasında yapılmış olan tedafüi, yani herhangi bir taarruz karşı­sında elbirliği ile müdafaa için vücuda getirilmiş bir teşekküldür. Bu te­şekkül bütün demokrasi dünyasının Avrupadaki en mühim devletleri ile Birleşik Amerika ve Kanada'yı ihtiva etmektedir. Her bakımdan, askerî, iktisadî, sınaî kuvvetler itibariyle dünyanın en büyük kuvvetini nefsinde toplayan bir camia, bir teşekkül, bir ittifaktır.

Kongremizin sı­cak ve samimî havasını ve biz kardeşlerinizin sevgi ve selâmlarını da lütfen beraber götürünüz.

Kongremizi kapatırken sizlere kendi işlerinizde de hayırlı başarılar diler, hepinize ayrı ayrı hürmet ve muhabbetlerimi arzederim.

Başbakanımızın Attlee'ye me­sajı...

Yazan: Mümtaz Faik Fenik

1 Ekim 1951 tarihli Zafer'den

Atlantik Paktı ile Türkiye ilk defa olarak, Birleşik .Amerikanın, da dahil olduğu Batı demokrasileriyle birlikte fiilî bir şekilde tedafüi bir ittifak sistemi içine dahil olmak­ta ve böylece kendi emniyeti ile beraber dünya barışının korunmasında büyük bir vazife almaktadır.

Tarihimiz tetkik edildiği zaman bizim de içinde bulunduğumuz bu kadar geniş siyasî bir vesikaya tesadüf edilemez. Bu itibarla Üttawa kararının Türk demokrasisinin Garp demokrasileriyle işbirliğini teyidet-mesi bakımından ehemmiyeti çok büyük­tür.

Atlantik Paktı ile, diğer âkit devletlerle olduğu gibi, İngiltere ve Fransa ile de mü­nasebetlerimizin bundan sonra çok daha genişliyeceği muhakkaktır. Bundan dolayı bilhassa haz duyduğumuzu bu sütunlarda ifade etmek isteriz.

İngiltere ve Fransa üe, 1939 da yapılmış bir ittifak muahedemiz bulunduğu malûm­dur. Bu anlaşmada, harp Akdeniz bölge­sine İntikal ettiği takdirde, Müttefikler ara­sında elden gelen yardımın yapılması bahis mevzuudur. Şimdi Atlantik Paktı ile, bu yardımlaşmanın hududu çok genişlemekte ve ayrıca dünya barışını koruyan bir ma­hiyet almaktadır. Bundan sonra bu mev­zuda sıkı işbirliği yapacağımız ve bilhassa İngiltere ile aramızdaki dostluk bağlarının daha fazla genişliyeceği muhakkaktır. Böy­lece, Demokrat Parti iktidarının dış politi­kada azimli ve kararlı dürüst çalışmaları 1939 İttifakının kıymetini çok büyük bir nisbet dahilinde arttırmıştır.

Karilerimiz, Atlantik Paktı dolayısiyle İn­giliz Başbakanı Attlee İle Başbakanımız Adnan Menderes arasında teati edilen me­sajları gazetelerde elbette büyük bir mem­nunlukla okumuşlardır. Başbakanımız, ce­vabında. Demokrat Parti iktidarının dış politikada tuttuğu samimiyeti bir defa daha göstermiş ve gayet açık bir surette «Bu karar neticesinde bize terettüp edecek

vazifelerin ehemmiyetini tamamiyle takdir etmekte olduğumuzu tekrar evlemek iste­rim» demiştir.

Adnan Menderes Hükümetinin hiçbir za­man iki mânaya gelir sözü yoktur; hâdi­seleri daha önceden bütün etrafı ve şü­mulü ile tetkik ettikten sonra sarih karar vermek ve bu kararın netice ve. tesirlerini hesap ederek hareket hattını çizmek, yeni iktidarın en bariz bir vasfıdır. Bu vasfın Türkün esasen mert karakteri icabı oldu­ğunu burada tekrar etmek bizim için şe­refli bir. vazifedir.

Tâ Kore kararından beri altına im­za koyduğumuz taahhütlerimize sada­katimizi müttefiklerimize ve dostla­rımıza ve bütün cihana çok fiilî mi­sallerle isbat etmiş bulunuyoruz. Elbette ki, Atlantik Paktı ile bize terettüp edecek vazifelerin ehemmiyetini tamamiyle takdir ederek hareket edeceğimiz tabiîdir. Dürüst bir siyasetin en bariz tarafı, bir teşebbüse veyahut bir temasa geçerken millî menfa­atleri her cepheden esaslı surette mütalâa etmek ve bir defa karara varıldı mı, artık ondan kaçınmak için vesile aramamaktır. Demokrat Parti iç politikada da, dış poli­tikada da. bunu bir prensip olarak almış ve işte bundan dolayı muvaffak olmuştur.

Ottawa'da verilmiş olan kararın müttefik­lerimize olduğu kadar bize de yükleyeceği karşılıklı mesuliyetler ve vazifeler vardır. Bunların ne olduğu karşılıklı olarak elbette tesbit edilecektir. Çok tahmin ediyoruz ki, bir kaç günden beri Başbakanlıkta yapılan siyasî temaslar, Türk - Amerikan ve Türk -İngiliz dostluğunu bir kat daha takviye et­tiği kadar, aynı zamanda Atlantik Paktın­dan mütevellit mütekabil vecibelerin göz­den geçirilmesi ve fikir teatisi için karşı­lıklı imkânlar hazırlamağa da hizmet et­mektedir.

Şurasına bilhassa kaydetmek isteriz ki, şimdiye kadar Türkiye ile Amerika ve İn­giltere arasındaki münasebetlerin ve dost­luğun bu kadar gelişmesinde mühim hiz­metleri dokunan. Birleşik Amerika Büyük Elçisi Ekselans Wadsworth ve İngiliz Bü­yük Elçisi Ekselans Sir Noel Charles'le yapılan bu konuşmalar, karşılıklı menfa­atler ve işbirliği çerçevesi içinde hem Ak-

Yazan: Ahmet Emin Yalman

2 Ekim 1951 iarihli Vaian'dan

Hava Harp Okulunun açılışında bulunmak üzere askerî bir tayyare ile Eskişehir'e uçuyoruz. Bende eski bir sevgüive kavuş­mağa gitmek gibi bir his var. Talihin ga­rip cilveleri yıllarca mukadderatımı hava­cılığa bağladı. Sonra gazetecilik mesleği­nin icabı muhtelif istikametlere iki. üç yüz bin kilometrelik uçuş yaptım. Netice ola­rak, havacılığa âdeta gönül verdim. Hava iie münasebeti olan her faaliyet bende de­rin bir alâka ve heyecan uyandırıyor. Tayyaremizin pilotu uçuşumuz hakkında izahat verdi. Askerî talimat İcabı, para­şütün kullanış tarzı hakkında bizi aydın­lattı. Sonra havalandık. 1936 yılının ba­şında gazeteciliğe dönüşümden evvel yıl­larca müddet sık sık uğradığım Eskişehir'e, Türk havacılığının başmerkezine doğru u-çuyoruz.

Hava ile alâkalı nekadar hâtıralarım var­sa, birdenbire canlandı. 1915 de (Tanin) in harp muhabiri sıfatiyle Garp cephesinde, yani Fransa'nın Alman ishali altındaki top­raklarında bulunduğum sırada havacılık­la iki defa kucaklaşmıştım. Verdun civa­rında idi. Şiddetli bir hava muharebesinin devaniJ sırasında bir keşif tayyaresiyle ilk uçuşumu yaptım. Harp muhabirlerinin uç­ması yasak olmakla beraber, Türkiye'de askerî ataşe sıfatiyle bulunmuş olan bir Tümen Komutanının müsamahasiyle bu nimete ermiştim. Bir mesleğin ve bir vazi­fenin heyecanı içinde gaşyolmanın, kor­kunun her nev'İne karşı insanı ne kadar şerbetli bir hale koyabileceğini o zaman tecrübeden geçirdim. İki satihlı, iki kişi­lik bir tayyare içinde ilk defa olarak ha­valarda uçmağı hiç yadırgamadığım gibi, etrafımızda minimini bulutlar şeklinde patlayan makinelitüfek mermilerinin isabet ' sahası içinde bulunduğum bir an bile ben­de endişe uyandırmadı. (Bulutlar arasında harp muhabirliği) diye bir tek yazı yaza­rak, heyecan ve intibalarımı okuyucuya anlatmanın hazzı, fâni bir cana pekâlâ be­del diye kabul edilebilirdi.

Aradan zaman geçti. Siyasî hâdiseler yü­zünden gazetecilik mesleğinden ayrı düş­tüm. Bu esnada ticarî faaliyetlerle meşgul

olurken, Amerikaya yaptığım bir iş seya­hatimde büyük bir Amerikan havacılık grupunun vekâletini aldım. Bunun üzerine havacılığımızla yedi yıl müddet âdeta evli bir hale geldim. 1929 buhranının arifesinde idi. Amerikada geniş iktisadî inkişaflar; bilhassa^ havacılık sahalarında akisler yap­mıştı. Âdeta feyezan halinde akan serma­yeler için havacılıkta yatırılacak saha ara­nıyordu. Vekili bulunduğum grup, Türki-yeye yalnız hava malzemesi satmağa de­ğil, ayni zamanda hava yollarımızı kur­mağa, Türkiyede teyrare imalâtına giriş­meğe alâka gösterdi. 1929 da grupun da­veti üzerine bir hava heyetiyle beraber A-merikanın Atlantikle Pasifik arasındaki her-türlü hava tesislerini gezdik. Netice olarak Amerikan grupıyle memleketimiz arasında sıkı bir münasebet kuruldu ve yıllarca de­vam etti. İlk sivil meydanlar açıldı, ilk hava hattı kuruldu. Kısmen Türkiyede imal edilmek şartıyle Amerikan grupuna avcı ve mektep tayyarelerinden mürekkep geniş bir sipariş verildi. O devre nisbetle dünyanın en sür'atli tayyarelerini teşkil e-den ve büyük bir manevra kabiliyetine sa­hip olan Hawk tayyarelerinin Eskişehir'­deki sür'at tecrübeleri, Kayseri'deki imalâtı birkaç yıl bütün vaktimi aldı ve mesleğim­den uzak düşmenin acısını bana biraz u-nutturdu.

Alaylı bir Amerikan mühendisinin, yanı bir ustabagınin amelî rehberliğiyle Türk mühendisleri ve işçileri tarafından Kayse-ri'de yapılan tayyareler, Amerikadaki ima­lât için taahhüt edilen vasıfları yüzde yüz temin etti. Yani o devir için rekor teşkil eden 320 kilometrelik çok hassas bir avcı tayyaresi bundan yirmi yıl evvel Kayse-ri!de mükemmel bir şekilde yapılabildi.

Bu yolda inkişaflar devam etseydi, mem­leketimiz her nevi tayyareyi ve kısmen tayyare motörlerini yapacak bir hale gele­cek, sonradan dünyada birdenbire büyük bir gelişme gösteren havacılık sahalarında. Türkiye; Amerikan sanayii ile elele, ileri saflarda yürümek imkânını bulacaktı.

Tutulan yol neden terkedİldi? Neden meç­hule atılmak suretiyle zararlı ve masraflı tecrübelere girişildi ve havacılığımız âde­ta bir baltalama hareketine maruz kaldı? Bunun izahını, bütün işlerimizde görülen zikzaklı, ıttıratsız, keyfî gidişlerde bula­biliriz. Bilgimizin temeli sağlam olmadığı, hedeflerimiz iyi tesbit edilemediği, iş gör­me usullerimiz kırtasiyeci mantığın kurbanı kaldığı için günün birinde bütün enerjiler gelişigüzel bir sahaya hasrediliyor, orada yaman neticeler almıyor. Sonra heves ge­çiyor, başka bir iş, moda oluyor, dün şu veya bu sahada sarfedilen himmetler, enkaz yığınları haline düşüyor.

Havacılığın ilk inkişaf devirlerinde Türk havacılığı milletlerarası inkişaflar ve faa­liyetlerle âdeta atbaşı beraber gitmiş, Türk havacılığının azmi ve bu çetin ve nazik faaliyet sahasının icaplarına uymak istidadı güzel imtihanlardan geçmişti. Sonra her işimizde olduğu gibi, izah kabul etmez bir gerileme devri başgösterdi, kısa bir zaman sonra geri saflara düştük ve yıldırım sür'-ati alan havacılık inkişaflariyle teması bir aralık âdeta kaybettik.

Türk havacılığı hâlâ bugün bile üvey evlât vaziyetindedİr. Millî Müdafaa bütçemizin havacılık hakkında ifade ettiği alâka pavı. dünyanın hiçbir memleketİyîe ve bizim gi­bi topun ağzında bulunan bir memleketle kıyas kabul etmez. Hava Harp Okulunun istiklâlinin nihayet kabul edilmesi ve ha­vacılığın hususî icaplarına uymak imkâ­nını böylece ele geçirmesi, isabetli istika­mete doğru mühim bir adımdır.

Eskişehir hava meydanında sevimli ve âşi­nâ çehreler arasında bu yazıyı tamamlar­ken, havacılığımızın, bu eski sevgilimin akj-beti hakkında içim ümitlerle doludur. Ye­ni açılan Hava Harp Okulu, Türk havacı­lığının bir kat daha kanatlanması ve yeni inkişaf ufuklarına uçması için herhalde hayırlı bir hareket noktası olacağına ima­nım vardır.

Veli Beşe'nin makalesi...

Yazan: Ali Naci Karacan

2 Ekim 1951 iarihli Milliyei'den

Sayın Velibeşe'nin basına ait çeşitli mese­leleri bahis konusu eden bir makalesi bazı gazeteler tarafından iyi karşılanmadı. Bu arada dostumuz Sedat Simavi dünkü «Hür­riyet» de her nasılsa biberi biraz fazla kaçırılmış bir yazı ile. muharriri, gazete­ler üzerinde yapılması düşünülen bir baskı hareketinin öncüsü olmak, basını köstekle­meğe kalkmak gibi ağır ithamlar altında bıraktı. Tahsilini Garp üniversitelerinde yapmış seviye sahibi bir fikir adamı ola­rak tanıdığımız Velibeşe'nin gazeteci sıfa-tiyle değil, fakat son bir buçuk yıllık ga­zete yayınlarının bir kısmı karşısında ıs­tırap duyan, çare arayan bir hukukçumuz, bir vatanperver olarak düşündüğü fikirleri kendisine tahsis edilen ve köşesine «ser­best» kaydı bilhassa vazedilen bir sütunda ileri sürmüş olmasına bu derece hiddet ve şiddetle mukabele etmek reva mıdır? Zan-

netmiyoruz. Herhangi mevzuu ele alınca eğer canımız isterse alabildiğine, kıyasıya tenkid etmeği, tozu dumana katmağı ken­dimiz için bir hak halinde kabul ettirmek dâvasını müdafaa ederken hiç olmazsa başkalarının konuşmak, yazmak bahsinde aynı haklara sahip olduğunu beraber ka­bul etmek lâzım geldiğine, bunun, müsa­maha ve tahammül babında temel şartı teşkil ettiğine inanıyoruz.

İktidardaki partinin ve hükümetin matbuat üzerinde bîr baskı hareketine geçmeği dü­şündüğüne, bunun için de Velibeşe'nin şimdiden bazı makaleler yazarak efkârı hazırlamak oyununa giriştiğine ait telâkki­nin, arkadaşların müsaadesiyle, tamamen yanlış bir düşünce, baştan başa hatalı bir tahmin olduğu kanaatimizi gizleyemîyece-ğiz.

Demokratik bir partinin programını yazmış ve onun tatbikatına ait mesuliyetleri bü­tün memleket, hattâ dünya karşısında e-muzlarma almış devlet adamlarının gaze­teler üzerinde rahatlık ve kolaylık olsun diye herhangi bir baskıya kalkacağından şüpheye hakkımız olmadığı gibi, hattâ bir parti adamı, bir Genel Kurul üyesi olduğu, için Velibeşe'nin şahsî düşüncelerini de mü­hürle damgalanmış devlet tezkeresi gibi resmî bir ihtar sanmak ve bu yanlış zan­nından kendisinin böyle mutlak bir bas­kıya taraftar olduğu neticesi, asgarî tabi­riyle cümleleri biraz fazlaca zorlamaktır.

Dün ak dediklerine bugün kara, dün kara" dediklerine bugün ak diyen ve mehdiler gibi halka her gün bir türlü akıl öğreten ve her sabah bir başka hava terennüm eden bazı gazetelerin halk efkârını dalâletten dalâlete sürükleyerek mütemadiyen yanlış istikametlere sürüklemek istedikleri inkâr olunabilir mi?

Bir kısım gazetelerin, gazetecilikle hiç a-lâkası olmayan iş adamlarının elinde bir politika âleti, bir intifa vasıtası, bir silâh haline getirilerek ve maden gibi işletilerek, iç politika neşriyatının şahsî ihtiraslara, bulanık maksatlara göre ayarlandığı artık göze batar hale gelmedi mi?

Uç beş yüz bin liralık bir sermaye tedarik eden herkes Babıâli caddesine gelerek ve-bir rotatif tedarik ederek aklma eseni ya­zar ve karşısında muvazeneyi tesis edecek bir kuvvet olmazsa, memleket kaderinin mesuliyetini yüklenmiş bir siyasî parti, kanunî müeyyideler koymaksizm, demokra­tik prensiplerinden fedakârlık yapmaksızın, sermayenin tahakkümüne ve halkı iğfal et-

meşine karşı, aynı silâhlarla karşı gelmek, mücadele etmek hakkını haiz değil mi?

Herhangi bir tacir, herhangi bir anonim ortaklık, herhangi bir banka, politika saha­sında at koşturmağa kalkar, kalkabilir de, milletin ifadesi halinde iktidara gelen bir parti, bir gazete çıkarmanın tedbirlerini almak suretiyle tahriklere, bulanık suda balık avlamak maksatlarına karşı koymak istemez, bu istek o parti için meşru bir hak olarak kabul edilemez mi?

Bize öyle geliyor ki sayın Velibeşe. maka-leleriyle — biraz ilmî şekilde — basit su­aller halinde sıraladığımız ve yerimiz olsa daha da sıralayacağımız nice meseleleri akademik bir tartışmaya mevzu ittihaz et­mek istemiş ve düşüncelerini yazarken bil­hassa Sedat Simavi gibi büyük bir gazete­nin başında olduğu için yazılariyle mem­lekete karşı tirajı nisbetinde mesuliyet ta­şıyan bir memleket çocuğunun kanaatlerini rahatsız edebileceğini herhalde hatırından geçirmemiştir. Nerede kaldı ki, ne kadar acaip görünürse görünsün, bizim samimî kanaatimiz yakından tanıdığımız Sedat Si-mavi'nin matbuatımızın seviyesine, ahlâ­kına, mesuliyetlerine ait yazmadığı fikirle­riyle Velibeşe'nin aynı bahse ait, fakat yaz­dığı düşünceler arasında büyük farklar da yoktur. Basına ait ıstıraplar bugün yalnız Yelibeşe'yi, yalnız çekirdekten yetişmiş ga­zetecileri değil, memleketi seven bütün münevverleri mustarip edecek mahiyette­dir.

Demek istiyoruz ki herkes fikrini istediği gibi ortaya koymakta serbesttir ve herkes fikrini serbestçe yazıyor diye hükümetin herhangi bir baskı hareketine kalkacağını sanmak bir vahimedir.

Bir kere daha yazdığımız gibi basının ba­şına gelecekiyilikler de,kötülükler de. herey.. yalnız bizden gelecektir, yalnız bizden gelebilir.

Yazan:M.Nermi

4 Ekim 1951 tarihlî Yeni İstanbul'­dan

Eizİm Ölçümüzde bir devrim yapan ve es­ki bir düzeni tasfiyeye girişen her millet, ilkönce, hukuk sistemini ele almak, ince­lemek ve karar vermek zorundadır. Çün-

kü: bu sistem, tasfiyesi düşünülen hayat ve teşkilât düzeninin mantığından, yapı­sından doğmuştur, ve, yeni bir kımıldanı­şı çekirdeğinde iken durdurmak ve gider­mek için, ne lazımsa, hepsim istisnasız dile getirmektedir. Bir devrimi böyle bir hukuk anlayışına bırakmanın ne kadar tehlikeli olduğunu bundan da anlıyabiliriz. Onun için, her devrim, kendi hukuk anla-yışiyle gelir ve ondan kuvvet alarak yaşı-yabilir. Bizim de, yeni bir hukuk sistemi kabul etmekle yaptığımız şey budur. Bu­nun lüzumlu olup olmadığını münakaşa etmek, hiç şüphesiz, devrim fikrinin doğ­ru olup olmadığını Öne sürmekten başka bir şey değildir.

Hukukçularımızın azımsanamıyacak bir kısmı çıkarıldıkları günden beri yeni ka­nunlarımıza ve bu arada Medenî Kanuna bir türlü ısınamamişîardır. Yeni kanunla­rımıza karşı yöneltilen şikâyetleri hepimiz biliyoruz. Memleketimizin hayat şartların­dan bahsediliyor, yeni kanunların bize çok yabancı bir kültür dünyasiyle ilgisinden "bahsediliyor ve işlerimizin bu yüzden bo­yuna aksadığından bahsediliyor. Bütün şi­kâyetleri burada sıralamak İstemiyoruz biz. One sürülen iddiaların, hemen hepsi de çok doğrudur. Yalnız bu şikâyetleri dinlerken, okurken, bizim için, gerçekten çok ehemmiyetli olması gereken bir dâ­vanın, hiç de hesaba katılmadığım söyle­mek zorundayız. Biz, yerimizde mi say­mak istiyoruz? İdeallerimizi nasıl gerçek­leştireceğiz? Yeni cemiyete giden yolları nasıl bulacağız?

Eskisi-bırakılıp da yeni bir kanun sistemi kabul olunduğu zaman, birçok ihtilâf konu­ları, ister istemez, kendiliğinden belirir. Hü­küm ve karar ölçüleri değişir de ondan... Ceza hükümlerindeki değişmelerin tesirleri o kadar büyük olmıyabİlîr. Fakat özel hu­kuk konuları ihtilâflara çok daha elveriş­lidir. Medenî Kanunumuza karşı yönelti­len şikâyetlerin, bu durumu gerektiği gibi, değerlendireni emekten ileri geldiğini söyli-yebihriz. Bundan başka yeni hukuk anla-, yışına ısınmamızı güçleştiren ehemmiyetli sebepler de az değildir. Kanunlarımız yü­rürlüğe girdiği zaman, genel olarak, tanı­dığımız biricik hukuk kaynağı Mecelle'dir. Biz, özel hukuk hâdiselerini yalnız bu Öl­çüye aöre hükümlendirmeye alışmişızdır. Mecelle'nin iyi olup olmadığı kendi başına ele alınarak bir dâvadır. Fakat bu kanun, erkeği ilk plâna alan, kadın ve erkek eşit­liğini henüz tanımıyan ve ekonomik geliş­mesi çağimizınkine uymıyan bir cemiyetin, halifeli ve pultanlı bir devrin hak ölçüle­ridir.

Türk müdafaa kuvveti miktara değil, ka­liteye güvenen bir kuvvet halini almak za­ruretindedir. Bizde askerlik; keyfî surette idare edilir, millete hesap vermekten müs­tağni bir ocak mahiyetini tamamiyle terk-etmeli, miîletin fedakârlığına lâyık, bütün hareketleri en ince ve en bilgiü verim he­saplarına tâbi bir modern müessese hüvi­yetine kavuşmalıdır.

İnsanları disiplinli ve toplu bir şekilde sevk ve idare etmek, hamaset ve fedakâr­lık duygularını canlı bir halde tutmak he­defleri, askerlikten elbette kalkmıyacaktır. Fakat disiplin mefhumu; tahakküm mahi­yetinden sıyrılacak ve gayede müşterek vatan evlâtları arasında karşılıklı saygıya ve sevgiye dayanan bir işbirliği, bir aile ahengi, bir arkadaşlık ruhu çerçevesine gi­recektir. Fedakârlık hissinin yanında da teknik üstünlük kıymet itibariyle sıkı bir yer alacaktır. Bugünkü askerlik, hasmı ze­delemek imkânını öyle ince silâhlarda arı­yor ki, bunları başarı ve isabetle kullan­mak, cesaretten ziyade bir bilgi işi halini almıştır.

Kendi evinin sahibi mevkiine çıkan Türk milleti, demokrasiyi yalnız bir siyasî mü­nakaşa mevzuu şeklinde bırakmakla kal­mamalı, bunun nimetlerini ve aydınlığını şimdiye kadar bir esrar perdesi içinde ka­lan askerlik âlemine de sokmalı, bu ocağın mükemmel ve verimli bir şekilde işlediğine dair devamlı surette kanaatler edinmelidir. Zaten bugünkü harpte askerî cephe fikri tamamiyle silinmiş, hariçten gelen sademe-ler karşısında ihtiyariyle, kadınıyle, çocu-ğuyle bütün bir millet; millî müdafaa ve mukavemet dâvasında maddî ve manevî vazifeleri göze almak, bunlara iptidadan zihin alıştırmak mevkiine varmıştır. As­keri silâhlar ve teşkilât ne kadar mükem­mel olursa olsun, halk, sademe karşısında panik yaparsa, dağılırsa, millî müdafaa kuvvetinin hakkiyle vazife görmesi imkân haricine çıkar.

Millî Müdafaa ile halk arasında yeni köp­rüler kurmak dâvası bugüne kadar bizde çok ihmale uğramıştır. Halbuki askerlik İşleri alâkadan ve tenkidden mahrum bıra­kılırsa, böyle köprüler hiçbir zaman ku­rulamaz ve askerî müesseseler, kendilerin­den beklemeğe mecbur olduğumuz verimle çalışamaz.

Bu sahada gazetelerimize çok mühim vazi-.feler düşüyor.Eskişehirde yapmak fırsatını bulduğum temaslar, bu bakımdan za­ten duyduğum faaliyet İhtiyacını; şuurlu bir mücadele azmi derecesine vardırdı. Günlük mevzular imkân verdikçe, ben kendi hesabıma askerlik dâvalarını ortaya sermeği iş edineceğim. Bugünün en tesirli silâhı olan, ilk sademeyi, hattâ harbi ön­leyecek vasıtayı teşkil eden havacılıktan başhyarak, vazifeye girişeceğim.

Hürriyet Cephesi Komutanla­rım karşılarken...

Yazan: Nadir Nadİ

13 Ekim 1951 tarihlî Cumhuriyet'ten

Birleşik Amerika Devletleri Genelkurmay Başkanı General Bradley'in başkanlığın­daki heyet dünden beri Ankara'dadır. Dev­let merkezimizde üç gün kalarak Atlantik Paktına girişimiz ve Orta-Doğu savunması ile ilgili meseleler etrafında hükümetle ha­zırlayıcı temaslarda bulunacak olan heyette İngiltere'yi, Genelkurmay Başkanı Mare­şal Slim, Fransa'yı da gene Genelkurmay Başkanı General Lecheres temsil etmekte, ayrıca her üç devlete mensup mütehassıs subaylar heyeti tamamlamaktadır.

Sayın misafirlerimizi burada yürekten se­lâmlar ve kendilerine hoş geldiniz derken, yalnız okuyucularımızın değil, bütün Türk milletinin hislerine tercüman olduğumuza inanıyoruz. Ankarada geçirecekleri kısa günler İçinde misafirlerimizin hakkımızda iyi intibalar edinecekleri ümidindeyiz. Bu­rada her şeyden önce azimli, şahşacakların-dan şüphemiz yoktur. İkinci Cihan Harbi sona erdiğinin daha ertesi günü bir takım isteklerle karşılaşan Türk milleti, o zaman­lar büyük tehlikeyi henüz kavrıyamıyan bir dünya ortasında tek basma olduğu hal­de «hayır» demiş ve şerefini korumak uğ­runa sonuna kadar çarpışmayı göze almış­tı. Türkiyeden . yükselen bu sesin öteki milletler üzerinde dikkat çekici ve uyan­dırıcı bir vazife gördüğünü söylerken mü­balâğa etmediğimiz kanaatindeyiz. 1945 ten bu yana dünya çok karanlık günler ge­çirmiş, bir çok hayaller kırılmış, bir çok gayretler boşa gitmiştir. Milyonlarca ma­sum insanın kanı pahasına elde edilen bir zaferin dünyayı nihayet o kadar hakettiği

image005.gifbarışa hâlâ kavuşturamaması hazindir. Bu uğurda geceyi gündüze katarak çalışan dev­let adamları yıllardır bir netice elde ede-medilerse bunun sebebini belki de yara­dılışın ezelî kanunlarında aramak lâzımdır. Eskilerin kullandığı şu iki atasözü bugün de ne kadar doğru: «Barış istersen savaşa hazırlan!» ve«Birlik kuvvet doğurur!»

Evet, idealist barışçılara biraz acı da gel­se hayatın gerçeği her zaman olduğu gibi bugün de bu sözlerin mânasında saklıdır. İkinci Cihan Harbinin hemen arkasından patlak veren emperyalist emelleri durdur­mak, millî bağımsızlıkları korumak için hürriyetçi milletler kuvvetlenmek ve bir­leşmek zorunda idiler. Karşılıklı pazarlık­larla, yatıştırma ve uyuşturma politikala-rİyle bir neticeye varmağa imkân yoktu. Hitler ve Mussolİni rejimlerinde görüldüğü gibi her fedakârlık karşı tarafça bir zaaf sayılıyor, her gerileyiş yeni bir İsteğe yol açıyordu.

Şükürler olsun ki, hürriyetçi milletler ni­hayet büyük tehlikeyi görmüşler ve barışı kurtarmak için tutulacak en doğru yolu bulmuşlardır. Geç kalınmamış olmasını bütün kalbimizle_ temenni ederiz. Birleşik Amerika ile Batı devletleri arasında ku­rulan Atlantik savunma sistemi, büyük tehlikeye karşı en tesirli bir mekanizma olarak bugün ayaktadır. Türkiye o siste­me katılmakla, ötedenberî takip ettiği dü­rüst hareket çizgisinin zarurî bir netice­sine varmış olacaktır. Nereden gelirse gel­sin, varlığımıza göz diken her teşebbüse sonuna kadar karşı durmak azmi, millî karakterimizin temelidir. Aynı duyguyu bizimle paylaşan Batılı milletler topluluğu arasında yer almak bizi olduğu kadar el­bette o topluluğu da kuvvetlendirecek, böy­lelikle barışı kurtarma imkânları artacak­tır.

Ankara görüşmelerinin nihaî, hattâ fiilî bir müzakere mahiyeti taşımadığını biliyoruz. Dost ve müttefik kurmaylar Pakta girme­mizin doğuracağı teknik ve askerî mese­lelerle bunun tabiî neticesi sayılan Orta-Doğu savunmasına ait konular üzerinde hazırlayıcı mânada istişarelerde bulunacak­lardır. Bu itibarla konuşmalar etrafında tahmin ve mütalâa yürütmeyi burada şim­dilik yersiz sayıyoruz.

Ankara'da geçirecekleri üç günün dünya barışı hesabına faydalı gelişmelere imkân hazırlamasını dilerken sayın misafirleri­mizin aramızdan iyi duygularla ayrılmala­rını yürekten düeriz.

Kongrede ileri sürülen dilek­ler

Yazan: Mümtaz Faik Fenik

19 Ekim 1951 tarihli Zafer'den

Demokrat Parti Büyük Kongresi, dün di­lekler faslı üzerinde müzakerelere başladı. Dilekler denilince, bunun fevkalâde şeyler olduğunu, halkın tereyağlı ekmeğinin ya­nında bir de sütlü kahve istediğini zan­netmeyiniz. Demokrat Parti Kongresinde ileri sürülen bütün dilekler, vatandaşların, esasen hakları olan ve başka ileri memle­ketlerde istenilmesi, kimsenin akbna büe gelmİyen en tabiî şeylerdir. Yol istiyorlar, köprü istiyorlar, su istiyorlar, toprak isti­yorlar, elektrik santrallerinin bir an ev­vel kurulmasını istiyorlar. Hulâsa bütün istedikleri, bulundukları kasabalarda ve köylerde, medenî insan olarak her türlü ihtiyaçlarını tatmin edilmiş görmektir. Bilmiyoruz, bu dileklerin hangi biri başka ileri memleketlerde herhangi bir Parti kongresinde bahis mevzuu olabilir?

Şunu hemen söylemek lâzımdır ki, De­mokrat Parti Kongresinde İleri sürülen bu dilekler, ayrıca senelerce iktidarda kalan Halk Partisi tarafından yapılan ihmalle­rin, ve teseyyüplerin hazin bir büânçosu-dur. Bir kaç şehrin, o da bir kaç mahalle­sine veya semtine itibar gösterimiş ve memleketin büyük bir kısmı köyü ile, ka­sabası ile ve hattâ vilâyeti ile ihmal edil­miştir.

Evet, bu millet 14 Mayısta hürriyetini ka­zanmıştır; fakat bir çok ihtiyaçlarını te­min edip tam bir medenî huzuru kazanması için eJbette zaman lâzım gelir. Çünkü bu, beş on ayın işi değildir.

Dün, Kongrenin aralık verdiği bir sırada Ağrı delegeleriyle konuşuyordum. Onların söylediklerini dinlediğim zaman hakikaten içimi derin bir hüzün kapladı. Ve şimdiye kadar gezdiğim bütün Doğu bölgesi, bütün ıstırapları ve çektikleri ile gözümün önün­de canlandı. Düşünün bir defa ki, Hakkâri delegeleri senenin bu mevsiminde, yollar kapandığı için Kongreye gelememişlerdir. Bir de karakışın adamakıllı bastırdığı gün­leri hesabediniz, bu İllerin İlçelerle, İlçe­lerin Bucaklar ve Köylerle olan muvasa­lasını gözönüne getiriniz. O zaman Doğu İllerimizdeki halkın neler çekmekte oldu­ğunu daha ivİ anlarsınız.

Doğu eski devirde daima bir menfa olarak kullanılmıştır. Beğenilmiyen bir Vali mi var,sürDoğuya!..Katü bir memur mavar, sür Doğuya!... Veyahut Doğu İlle­rinde muhalefet cereyanı biraz fazlalaştı mı, en ceberut idare âmirleri, en insafsız jandarmalar oraya gönderilmiş, ve böylece bu bölge âdeta bir Sibirya haline sokul­muştur.

Dün yine Ağrı demokratlarından bir zat eski dertlerini tazelîyerek anlatıyordu; Halk Partisi zamanında, onun Demokrat Partiye müzahir olduğunu görünce ne yap- . mışlar biliyor musunuz? Söyledikleri akla durgunluk veren .ve bir İnsanın asla hatır ve hayalinden geçmiyen bir zulümdür: Evet, bu vatandaşı, muhaliftir diye, Ağrı'­nın Diyadin kazasından almışlar, cüzam­lıdır diye rapor uydurmuşlar, iki süngülü refakatinde tam teşekküllü bir hastahanede muayenesi için Erzurum'a, ve Elâzığ'a ka­dar sürüklemişler... Oradan cüzamlı olma­dığına dair rapor almış, bu defa memle­ketine dönünce arkasına bir komünistlik damgası takmışlar ve Ruslardan 165 bin li­ra aldı da Demokrat Parti mitingi yaptırdı diye bir de tertip uydurmuşlar. Bu da sök­meyince, bir taraftan hem mallarına el koymuşlar, hem de oğlunu şuna buna küf­rettidiye birjurnalla hapse tıkmışlar!...

Bu zulümleri dinlediği zaman insanın haki­katen tüyleri diken diken olmaktadır. Kim-bilir, Doğu İllerinde bu Diyadinli Demok­rat Parti Başkanı gibi kaç vatandaş, aynı şekilde işkencelere maruz kalmıştır? Kaç aile sefil bir halde tehcir edilmiştir?

Bütün bu vatandaşlar iki ellerini açarak, çok şükür ki Demokrat Parti iş başına geldi de bu topraklar üzerinde yaşayan insanlar hak ve hürriyetlerine sahip oldu­lar diye Cenabı Hakka hamdü sena etmek­tedirler.

Fakat yalnız hürriyet kâfi değildir; bu va­tandaşlara lâyık oldukları bütün medenî İmkânları bir an evvel temin etmek ve onların zaten hakları olan İhtiyaçlarını karşılamak gerektir.

Bu ihtiyaçlar Doğuda olduğu gibi, Batıda da, Cenupta da, Orta Anadolu'da da aynı­dır. Daha bir kaç gün evvel. İstanbul Va­lisi, İstanbul hudutları dahilinde kablet-tarih devirlerden kalma köyler olduğunu söylememiş midir? Gözönündeki böyle o-lursa, gözden ırak bulunanların ne halde olduğunu siz hesap ediniz!

İşte bunun iğindir ki. dün Demokrat Par­ti Kongresinde ileri sürülen dileklerin Halk Partisinin bir ihmal ve seyyiat bilançosu olduğunu söylemekte yerden göğe kadar hakkımız vardır.

Kapanış...

Yazan: Nadir Nadi

21 Ekim 1951 tarihli Cumhuriyei'ten

Altı gün süren sıkı bir çalışmadan sonra Demokrat Parti Büyük Kongresi dün ak­şam dağıldı. Yurdun dört bir köşesinden gelip devlet merkezimizde toplanan dele­geler bölgelerine döndükleri zaman verimli bir iş başarmanın rahatlığını vicdanların­da duyabileceklerdir. Milletimizin mukad­deratı üzerinde daha üç yıSa yakın bir za­man sorum taşıyacak bir partive ait olduğu için bu Kongre geniş ölçüde ilgi topladı. Demokrat Partiden olsun, olmasın vatan­daşlar Kongrenin çalışmalarını yakından takib ettiler. Bu arada bağımsız bir gaze­teci olarak biz de duygu ve düşünceleri­mizi kısaca aşağıya sıralamayı mesleğimi­ze ait bir vazife sayıyoruz. Tenkidlerimi-zin hedefi, daima olduğu gibi, devlet ida­remizde yurd ve yurddaşlar hesabına daha ileri neticeler sağlanmasına yardımdan iba­rettir.

Tüzük değişmeleriyle ilgili tekliflerden bir tanesi Genel İdare Kurulu üyeleri sayısının arttırılmasına dairdi. Bu teklifin lehinde ye aleyhinde hararetli konuşmalar oldu. Neticede İdare Kurulu kadrosunun eskisi gibi kalmasına karar verildi. Mesele aslın­da o kadar mühim olmamakla beraber partinin hükümet üzerindeki kontrolü ba­kımından İdare Kurulu üyelerinin sayısını bir miktar arttırmak daha iyi olurdu. Çoğu hükümette vazife yüklenen bu vatandaşlar. Parti yönetim organı halinde bir araya gel­dikleri zaman gayriresmî bir Bakanlar Ku­rulu toplanmış gibi bir manzara meydana geliyor ki, bunu önlemek ve hükümete yalnız Meclis grupunun değil, aym zaman­da en yüksek parti icra kurulunun da de­vamlı kontrolü altında bulunduğunu fiilen duyurmak gerekirdi. İnancımıza göre bu fikri savunanlar haklı idiler.

Başbakan Adnan Menderes bir konuşma­sında 1950 genel seçimlerile 1951 ara se­çimlerini kıyaslarken: «O zaman matbuat bizimle beraberdi, rüzgâr arkadan geliyor­du, pupayelken gidiyorduk. Halbuki bu se­fer matbuat bize karşı cephe aldı. ara se­çimlerinde kazanmak kolay olmadı» dedi. Bağımsız gazetelerin ileri geri bazı tenkid-lerini sayın Menderes Demokrat Partiye karşı cephe almak saysa bile, son resmî ilânlar tahsisatından beslediği irili ufaklı bir çok gazeteler bu ara seçimlerinde De­mokrat Partiyi can ve gönülden destekle-

image006.gifdiğine göre bunlar niçin hesaba katılmı­yordu? İlkönce bir dil sürçmesine yormak istedim. Fakat sayın Menderes-cidden tatlı ve muntazam konuşan bir adam. Nadiren de olsa kürsüde öyle dili filân sürçtüğü duyulmuyor. Sonra matbuat kelimesini ay­nı mânada sözlerinin bir başka yerinde da­ha kullandı. Artık şüpheye mahal yok: Menderes Demokrat Partiyi otomatikman destekleyen Samedin gazetelerini matbuat­tan saymıyor. Hürriyet rejiminin istikbali hesabına bilmem bunu bir müjde olarak karşılayabilir miyiz? Büyük Kongrenin de muhalif - muvafık ayırd etmeksizin baş­kanlık vasıtasiyle bütün basma gönderdiği teşekkür telgrafından sonra artık Same­din nazariyesinin iflâsa mahkûm olduğunu söylemekte zannedersem bir hatâ yoktur.

Dilekler Komisyonu raporunda Demokrat Partinin program ve prensiplerine aykırı bazı maddelere yer verildiğini gördük. Mi­sallerden bir misal: Yurdumuzda mason­luğun yasak edilmesi isteniyor. Bu isteği. Demokrat Partinin en kuvvetli daya­naklarını teşkil eden vicdan hürriye-tile bağdaştırmağa imkân var mıdır? Böy­le bir isteği benimseyen bir vatandaşın parti saflarında işi nedir? İngilterede, me­selâ İşçi Partisi kongrelerinden birinde bir üye kalkar da Muhafazakâr Parti prensip­lerinin kabulünü dilek olarak ileri süre­bilir mi?

Bu gibi ana dâvalarda siyasî partilerimiz daima çok hassas davranmalıdırlar. İpin uçu elden kaçarsa sonra bir daha toparlan­mak güç olur.

Halk Partili eski milletvekillerine iş ve­rilmemesine dair sayın Onursal'ın sözlerini de doğru bulmadığımızı söylemek zorunda­yız. Genç demokrasimizin inkişafı ancak elbirliğile ve karşımızdakileri düşman ye­rine koymamakla sağlanabilecektir. Her ik-tİdan ele alan eski iktidardakiler! manen ve maddeten ezmek yolunu tutarsa ne müs-bet olarak iş görmeğe, ne de millet olarak ilerlemeğe imkân bulamayız. Eski Halk Partililer zamanında geçimi için hukuk mü­şavirliği, profesörlük, hükümet doktorluğu, şu, bu vazifeye İhtiyaç duyanlar varsa, bu, kendi iktidarları devrinde o adamların dü­rüst yaşadıklarını isbat eder. Gerçi devlet kapısı bir imarethane değildir. Her mevkie, parti farkı gözetmeksizin yalnız en liya­katlileri getirmek lâzımdır. Fakat sırf Halk Partili olduğu için insanları kasden aç bırakmağa da .hakkımız yoktur.

Bugünkü büyük bayram...

Yazan:Mümtaz Faik Fenik

29 Ekim 1951 tarihli Zafer'den

Bugün bütün Türkiye, Cumhuriyetin 2S'in-ci yıldönümünü heyecanla kutluyor. Bu bayraklar, bu kalabalık, bu levhalar, bu muzikalar. hepsi hepsi bu bayram sevin­cinin en renkli ve en heyecanlı bir aksi­dir.

Niçin Cumhuriyete bu kadar candan bağ­lıyız? Çünkü orada kendi benliğimizin tam ifadesini buluyor ve onu demokratik ha­yatta beka şartlarından biri sayıyoruz. O bize vefalı bir ayna gibi hiçbir şeyi büyüt­meden, hiçbir şeyi daraltmadan milletin tam bünyesini ve çehresini gösteriyor.

28 yılda şüphesiz büyük inkılâplar başar­dık, büyük eserler yarattık; bunların hep­sini burada sıralıyacak değiliz. Eğer hâlâ şu işi, bu işi tenkit ediyorsak, bütün ya­pılanları daha tam, daha mükemmel ve milletin ihtiyaçlarına daha uygun görmek istediğimizdendir. Biz mezar taşlariyle de­ğil, hayatla övünürüz!

Halini beğenenler, emin olunuz ki, hamle kabiliyetini kaybedenlerdir. Ümitsiz ve is­teksiz bir insanla bir ölü arasında ne fark bulabilirsiniz? Ümitlerimiz, gayretlerimiz hep bu büyük Türk milletini daha ileri, daha mesut görmek arzusundan doğuyor. Şimdiye kadar yapılanlara bakıp da. Cum­huriyet bize bunları verdi, daha ne istiyo­ruz? dediğimiz gün hayat telâkkimiz dur­muş olacaktır. Unutmiyalım ki daima te­kâmül eden, daima merhale alan bir cemi­yetin içinde yaşıyoruz. Onun için mevcutla nefsini körleştirmekten başka hiçbir şey düşünmiyen ve yalnız olduğu yerde dönen mütevekkildervişlerdeğiliz.

18 yüz yıl evvel yaşıyan Roma'nın meşhur filozofu Marc Aurele'in dediği gibi «Ha}'a-tımız, tefekkürümüz ne yaparsa odur.» Biz tefekkürde İlerlemeğe bakıyoruz. Sade şimendüfer, sade köprü ve yol yapmakla değil. tefekkürümüze de en ilrei bir hız vererek hayat sürecek bir cemiyetin hakikî feyzine böyle ulaşacağız.

Atatürk Cumhuriyet fazilettir demişti. O halde bu fazileti tam gördüğümüz zaman tam Cumhuriyet bayramını idrâk ediyoruz, demektir. Fazilet de evvelâ Cumhuriyetin kendisine onun delâlet ettiği mânaya inan­mak ve onu tatbik etmektir.

O halde hâkimiyet kayıtsız ve şartsız mil­letindir, sözü, kayıtsız şartsız tekevvün ettiği gün Cumhuriyetolgunmeyvesini

vermiş ve tam faziletin delâlet ettiği mâ­nayı almıştır.

Fazilet, azlık tahakkümünün yerini millî iradeye bırakması, hakîkî millet adının meydanaçıkmasıdır.

Fazilet hepimizin teker teker kanunlar dairesinde ve prensipler çerçevesinde ferdî istiklâllerimize, hürriyetlerimize riayet e-dildiği gün Cumhuriyetle eşit olmuştur. Millet bugün buna erişmiştir. Demokrasi, tefekkür hayatımızda bize en nurlu yolu, hayat yolunu, hürriyet yolunu göstermiştir. Bu yol 14 Mayısta milletçe çizilen yoldur. Ancak bu sayededir ki, senelerce süren tek parti, tek şef sistemi kökünden ortadan kalktı ve onun yerine millî irade hâkim oldu.

Artık herkes biliyor ki, sandık başına gi-dîp de reyini kullandığı zaman, bu reyin kıymeti vardır. Vatandaş bu reyle kimse­nin ihtirasına âlet olmuyor; bir kukla der-gesine düşmüyor! Rey vermek bir şeklin yerine getirilmesi değil, doğrudan doğruya bir iradenin tezahürüdür.

Hep biliriz, 28 sene evvel doğan Cumhu­riyet, nice yıllar çocuk olarak kaldı: fakat 14 Mayısta rüşdünü isbat etti. Ona şimdi bütün kudret ve kuvveti veren demokra­sidir. Biz bu bayrakları bugün muayyen birkaç şahıs veya zümreyi Övmek için de­ğil, sade kendi kendimizin eseriyle iftihar etmek için dalgalandırıyoruz; bunun için bayram yapıyoruz; ve hakikî Cumhuriyet Bayramını belki ikinci defa olarak bütün mâna ve şümulü ile bugün kutluyoruz.

Hiçbir rejimin taklidinde değiliz. Biz cumhuriyette yalnız kendi kendimizi gör­mek' kararındayız. Milletteki bu iradeyi hâlâ anlamıyanlar, duymıyanlar varsa, on­lara hatırlatalım ki, çizdiğimiz hedeften as­la ayrılmayacağız, ona ânz olmak istiyen haşereleri kudretle temizliyeceğiz. Arka­mıza bakarak ve geçmişten hız alarak Önü­müzdeki daha aydın istikbale doğru em­niyetle yürüyoruz.

Biz. dün Cumhuriyet kelimesini kutluyor-duk, demokrasi inkılâbı kökleşmeğe baş­ladığı günlerden sonra mânasını kutladık; geçen yıl ve bu yıl da hakikî hüviyetini kutluyoruz.

Cumhuriyeti bizden emanet alıp, ebediyete doğru elden ele devredecek nesiller, büyük demokrasi inkılâbını daima minnetle ve şükranla hatırhyacaklardır.

Büyük eser ve gençlik...

Yazan: Nadir Nadİ

29 Ekim 1951 tarihli Cumhuriyet'-ten

En büyük bayramımızı kutladığımız bu­gün, yurdseverlerin kalbi seninle beraber­dir. Türk genci! Bu günü olanca heyecanı ile yaşamak, bugüne inanmak sensiz akla sığar mı? Şu topraklara ne kadar bağlı olsa da, her kişinin çaresiz yarı yolda bı­rakmak zorunda olduğu toplum hayatına tükenmezlik şuurunu senden başka kim ve­rebilir? Dünden bugüne devraldığımız bi­zi millet yapan maddî manevî değerleri bugünden yarına senden gayri kim ulaştı­rabilecektir? Sosyal varlığın zamanla do­nup kalıplaşan müesseselerini, o müessese­lerin pas tutan çarklarını gerektiği zaman sen değil de, kim yeniliyecektir?

Büyük dâvalarda muvaffak olmak için sa­na inanmak birinci şarttır. Gençliğe güven-miyecek glduktan sonra ayakta duracağı şüpheli bir ileri nizam uğruna didinmek neye ?

Cumhuriyetin kuruluş günlerine ait hâtıra­ları babamdan sık sık dinlemişimdir. 30 yıl öncesinin şartlan içinde hârikalar ya­ratmış, zaferler kazanmış, milleti en koyu bir karanlıktan en parlak bir aydınlığa ka­vuşturmuş bir kahramanın, Atatürk'ün ağ­zından bu kelimeyi ilk duydukları zaman, hattâ devrimci geçinen bir çok ileri kim­selerin bile dehşete kapıldığını söylerdi. Atatürk sana, senin yüreğindeki sönmez aleve inanmasaydı, o inanılmaz devrimleri başarmak zahmetine katlanır mıydı? Bir gün geriye dönülecek, hattâ yerinde sayı­lacak olduktan sonra ileriye doğru hamle etmekte mâna var mıydı?

Atatürk yalnız sana inanıyordu ve onun için de bunca vatan evlâdının kanı paha­sına yaratılan büyük eseri yalnız sana ema­net etti. Onun üzerine titremek, onu koru­mak ve daha da geliştirmek senin birinci ödevindir.

Cumhuriyet fazilettir, cumhuriyet haİk sevgisidir, cumhuriyet, gerçek sevgisidir. Millet uğruna doğru bildiğin yolda cesa­retle yürüyeceksin. Tek başına da kalsan inandığın fikirleri savunmaktan yılmıya-caksm. En büyük düşmanın cehalet ve gerilik olacaktır. Öz menfaat kaygusu ile toplumdan uzak düşmeği tehlikeli bir hastalık bileceksin. Yaygın bir hal al­dığı zaman bu hastalığın milleti verem­den, frengiden, sıtmadan, her âfetten daha feci bir şekilde kemirdiğini unutmıyacaksın.

İnsanlık hakların, vatandaşlık hürriyetlerin üzerine toz kondurmayacaksın. Bu hakla­rın ve hürriyetlerin karşılığı olan va­zifeleri seve seve yapacaksın. Nere­de ve kimse karşı olursa olsun kanun­suz hareketlere hiçbir zaman göz yunma­yacaksın. Seni gerçekten sevenlerle sana yaranmak istiyenlerî, sahici yurdseverlerle demagogları, halk avcılarını birbirinden ayırd etmeğe dikkat edeceksin. Bütün var­lığı ile sana inananlara lâyık bir vatandaş seviyesine yükselmek, varlığının başlıca hedefi olacaktır.

Büyük bayramın kutlu olsun, yüreği cev­her dolu Atatürk çocuğu.

Atatürk'ün kurduğu devlet...

Yazan:M.Nermi

Ekim 1951 tarihli Yeni İstanbul'­dan

Ekim 1918 de dağılan ve sona eren im­paratorluğu kim kurdu derseniz, karşınız­
dakini hayretlere düşürmüş olursunuz. Bilinmiyecek kadar güç birşey midir bu?
Hattâcevapvermekbilelüzumsuzdur.Sultan Osman'dan başka kim olabilir? îs-
tanbulunfethide böyledir.FatihSultanMehmet, birçok başka işler de görmüştür,
amma, adını anar anmaz hatırımıza ilkönce.İstanbul gelir. 1918 yılında imzaladığımız,
silâh-bırakımı anlaşmasınagöre. Anado­lu'nun kuzey-batısmda kurulduktan sonra
dünyaölçüsünde bir kudret halinegelendevlet, bir hâtıradan başka bir şey değil­dir. İstanbul'un da kime düşeceği bilinmi­yor.Demekoluyor ki;biz her .şeyimizikaybettikten sonra, tekrar bir devlet kurmuşuzdur,ülkemiziyenidenfethetmişizdir. Savaş tekniğinin çok ilerlemiş olduğubir zamanda,ele geçirilmek içinyıllarcauğraşılanülkeyi,birkaç .yılİçinde,çokufak ve iyi silâhlanmamış bir orduyla baş­tanbaşafeth etmişizdir. Savaş-güdümübakımındanbirharikadırbu,iradeuya­nışı bakımından bir harikadır bu, en kes­tirme bir sözle doğrudan doğruya bir ha­rikadır bu.. İnsan hayalini büyüleyen mil­let hamlesinin en yüksek noktası, yeni bir devletkuruluşudur,cumhuriyettir.

Yirmi sekiz yıl Önce başarılan büyük iş budur işte. Yeni devlet,, hayat görüşü ile, idealleriyle, teşkilâtîyle, ne Sultan Osma-nın, ne de Ankara bozgunundan sonra Çe­lebi Sultan Mehmed'in kurdukları devlet­lere benzemez. Onun için, yeni Türk dev­leti, eskilerinin bir devamı, bir yaması de­ğildir. Cumhuriyet, bir kere kopmuş ipliği eklemek için bir düğüm, yırtığı kapamak İçin bir yama olarak değil, yeni irade hız­lanışlarına bir başlangıç-, millet kudretle-nişlerine gür bir kaynak olmak fikriyle ku­rulmuştur.

Aradan yirmi sekiz yıl geçmiştir. Yeni dev­let ülkesinde, doğanların, büyüyenlerin sa­yısı en aşağı üç buçuk milyonu, bulmuştur. Her şeyde, ağır bile olsa, temelli bir de­ğişme vardır. Hayatımız, çağımızın zaru­retlerine göre, üslûplanıyor. Dünle bugünü, karşılaştırdığımız zaman eski ile yeninin birbirinden ne kadar ayrıldığını, mesafe­lerin durmadan genişlediğini görüyoruz. Yeni devlet., yolunu bulmuştur. Nesilleri yetişiyor, artıyor, kabarıyor,, denizine yak­laşmış bir ırmak gibi kudretleniyor. Gönül­lere en yüksek derlenirler veren bu ulı* gelişmenin yolunu çevirmek, kesmek hiç kimsenin elinde değildir. Atatürk'ün elin­den çıkan devlet yapısı, en kudurmuş fır­tınalarla güreşecek kadar sağlamdır. Eski­den bir bina kuruldu mu, temelleri arasına ya çıkın çıkın altın veya bir vakıf senedi yerleştirilir ve çökerse, yenisinin yapılması sağlanmış olurdu. Türk Devletini kurar­ken Atatürk, ne altını, ne de vakıf sene­dini düşünmemiştir. Biz tehlike ile karşı­laştığımız zaman ne yapacağımızı ondan öğrenmiş bulunuyoruz. En büyük kudret kaynağımız içimizde ve kanımızda d ir. Bu eşsiz kılavuz, tarih boyunca, bizim Boz-kurdumuz olmuştur. Hür ve sultansız ya­şamaya karar veren milletler, yalnız ken­di iradelerine, kendi kanlarına bel bağla­yabilirler.

Ne kadar üzücü bir şeydir ki; Sultan Os­man'ın devlet kurduğuna, Çelebi Sultan Mehmed'in devlet kurtardığına, Fatih'in İstanbul'u fethettiğine körü körüne inanan­ların bir kısmı; Atatürk'ün çok daha bü­yük bir harika yarattığına inanmak iste­miyor ve yıkıcı münakaşalar alevlendiri­yor. Osmanlı tarihinin ölçülerine göre dü­şüncelerin, genç devlet gerçekliğimizi za­man zaman yanlışanlamalarıçok mumkündür. Yeni hayat, yepyeni bir anlayış ve mantık ister. Orta-çağın karanlık ca­hilliği önünde yayılan bir gök sistemi Co-pernicus'a göre ne kadar bambaşkadır. Fi­kir ve kültür hayatımız geliştikçe hem devlet yapımızı daha iyi anlayacağız, hem Atatürk'ün, hem de yüksek sosyal teşki­lâtımıza karşı sorumluluğumuzu ve vazi­felerimizi... Biz hükümlerimizi tektük is­tisnalarla değiştirmeyecek kadar kudretli -yizdir. Büyük devlet kurucusunun heykel­leri kırılabilir. Fakat her çekiç vuruluşu­nun, kanımızı derinden derine seslendirdi­ği de bir hakikattir. Kan sesleniyor, temel­ler sesleniyor, kudret sesleniyor. Yarını­mıza sarsılmaz bir güvenimiz vardır. Ken­dimize güvendiğimiz günden beri, dünya politikasına, eşit haklı bir millet olarak girmişizdir. Yeni devletin harcı, malzeme­si, her şeyi bu güvendir işte. Onu idealle­rimizle seyrettiğimiz yüksekliklere eriştir­mek; lâiklik imanımızın, vatandaşlık sez­gimizin kudretine bağlıdır.

Amerikan gazetecilerinin zi­yareti...

Yazan: Selim Ragıp Emeç

30 Ekim 1951 iarihli Son Posia'dan

Memleketimizin savunmasını temin için yaptığı askerî yardımlarla, kifayetsizliğine rağmen iktisadî kalkınmamızda bir hayli tesir gösteren geniş öiçüdeki kredilerinden dolayı şükranımıza hak kazanan Birleşik Amerikadan, on dört gazeteci meslekdaş, birkaç gün evvel memleketimize geldi, kı­sa zaman kaldı ve tekrar memleketlerine döndü.

Mahallî şartları ve vaziyeti olduğu gibi. yerinde gözden geçirmek için ihtiyar edi­len bu zahmet, ayrıca teşekküre değer bir hâdisedir. Fakat Amerika'nın yardım im­kân lar iyle bizim ihtiyaç nisbetlerimizin ar-zettiği şümul ve sahayı tesbit edip kavrı-yahilmiye bu kadarcık bir zaman kifayet edemiyeceğİ için, bu gibi ehemmiyetli te­maslara tahsis olunan vaktin yeter olduğu da söylenemez.

Buna rağmen elde mevcut olan rakamlara dayanarak şimdiye kadar ulaşılan merha-leîeri grafikler üstünde görüp muayyen bir kanaat peyda etmek de mümkündür.

Bizim, Amerikalı meslekdaşlarımızla yap­mak fırsatını elde ettiğimiz temaslardan edindiğimiz başlıca intiba şudur:

Şimdiye kadar memleketlerinin yaptıkları yardımdan ne netice hâsıl olmuştur ve bu netice, Amerikan mükellefine yükletilen fedakârlığın ağırlığı ile mütenasip midir, değil midir? Bilhassa öğrenmek istedikleri şey bu olmuştur; gibi geliyor bize. Dilimi­zin döndüğü gibi izah ettiğimiz veçhile ay­nî oİsun, nakdî olsun; şimdiye kadar Bir­leşik Amerikalı dostlarımızdan gördüğümüz yardım ve alâkanın müteşekkiri olduğu­muz şüphesizdir. Bu kanaatimizi, dün ol­duğu gibi, bugün de. açık bir lisan ile ken­dilerine ifade etmekten geri durmamakta­yız. Yapılan yardımın, askerî sahaya mün­hasır kalan kısmı için, bizim kadar ken­dileri de, sarih bir fikrin sahibi oldukla­rından, bizim, bu hususta herhangi bir açık iddia serdetmemiz münasebet almaz. Fakat iktisadî alanda, bu yardımın maksadı te­min edebilmekten uzak olduğunu, diğer bir­çok memleketlere yapılagelmiş olan yar­dım rakamlarım ileri sürerek, şimdiye ka­dar defaatla ifade ettiğimiz için, bugün, bu bahis üzerinde daha fazla durmamızın faydası olamıyacağına inanıyoruz.

Herkesçe malûm olduğu veçhile, memleke­timizin siyasî durumu. Birleşmiş Millet­lerin Anayasasının sarih hükümlerine uy­gun olarak, her şeye ve herkese rağmen bağımsızlığımızı muhafaza azim ve kara­rımızla teyid edilmiş bulunmaktadır.

Amerikan yardımı olsa da. olmasa da; bu kararın değişebilecek bir tarafı yoktur.

Birleşik Amerika'nın; dünya sulhunu mu­hafaza bahsinde, kendi görüşüne uygun bu­larak desteklemeyi muvafık gördüğü bu hal karşısında, vaziyetin gerektirdiği neticcİeri çıkarmak, yine kendilerine düşer.

Büyük, millî dâvalarıntahakkuku, her za­man, mutlak surette, bir madde meselesi sayılamaz. Nice memleketler görülmüştür ki, mahrumiyetlerin en büyüklerine taham­mül etmek mecburiyeti ile karşı karşıya kalmalarına rağmen, ne îmanlarından bir zerre feda etmişler, ne de, onların bu yok­sulluğu, inançlarından bekledikleri muvaf­fakiyeti istihsal etmelerine engel olabil­miştir.

Demek ki, başarının ilk şartı, dâvaya inan­makla tecelliediyor.Türk milletinin sıkı

sıkıya bağlanmış bulunduğu ideaiin yük­sekliğidir ki, onun evlâtlarına, binlerce miî uzaklarda, Kore gibi tabiat şartlarının en müsaadesiz ve haşin noktalarında, en u-mulmaz kahramanlık örnekleri yaratmala­rına imkân vermiştir. Bunun sebebini, sa­dece, bu îmanda aramak icap eder. Maa­zallah bir zaruret halinde, daha üstün ha­rikaların meydana getirilebileceğinin zama­nını teşkil eden bu hâdiselere bakarak, A-merikah dost ve meslekdaşlanmızm, mem­leketlerine tam bir kalb emniyetile döndük­lerine inanmamak için, bizde en küçük bir tereddüt yoktur. Fakat umumî durum hakkında onların daha sarih kanaatlere sahip olabilmeleri, onların, aramızda, biraz daha kalıp vaziyeti yakından görebilmelerine bağlıdır. Meteor denilen gök taşı süratile yapılan ziyaretler, olsa o!sa, umumî fikir­ler hâsıl etmiye yarıyabilir. Fakat biz is­teriz ki, dostlarımız, daha etraflı kanaatlere sahip olabilmek için, derdlerimizi anlamı-ya, daha fazla zaman ayırabilsinler. Bu su­retle görüp anhyacaklardir ki, Amerikan dostlarımızın yardımı, en elverişli şartlar içinde, en verimli bir mahalli sarf bulu­yor.

Amerika Dışişleri Bakanı Dean Acheson'un da belirttiği gibi, Paktın hakikî maksadı üye devletlerin maddî ve manevî kıymet­lerini ve ideallerini herhangi bir tecavüz karşısında hep birlikte korumak isteğidir.

Büyükelçi Kore'de bir mütareke akdinin diğer mühim dünya meselelerinin hallini intaç ettireceği fikrinin tamamiyle yanlış olduğunu belirtmiş ve tecavüzün dünya­nın diğer herhangi bir zayıf noktasında her an baş gösterebileceğini açıklayarak söz­lerine şunları ilâve etmiştir: «Maamafih, aksilikler ve zorluklar, hür dünyanın muh­temel tecavüzlere karşı hazırlanmasını in­taç ettirmektedir. Kore'deki tecavüz de Birleşmiş Milletlerde şimdiye kadar görül­memiş bir azim cereyanı yaratmıştır. Ge-nelkurula verilen bazı yetkiler, bu teşkilâ­tın tesirini arttırmış ve müşterek güvenlik fikrineyardımetmiştir.»

Büyükelçi sözlerine devamla. «Türkiye'nin kendisini, Avrupa'nın korunması için ku­rulacak olan herhangi bir sistemin tabiî üyesi olarak kabul ettiğini bildirmiş ve "buna da sebep, Türkiye'nin Sovyet tehdi­dinin gölgesinde yaşayan bir devlet olma­sıdır» demiştir.

30 Ekim 1951

—Roma:

Türkiye Cumhuriyetinin 28'incİ yıldönümü münasebetiyle İtalya Cumhurbaşkanı Luigi Einaudi Türkiye Cumhurbaşkanı Celâl Ba-yar'a bir tebrik mesajı göndermiş ve dost Türk milletine italya halkının en samimî tebriklerini bildirmiştir.

—Washington:

Başkan Truman, dün akşam, Birleşik Ame­rika ile Türkiye arasındaki dostluk ve iş­birliğinin dünya sulh ve emniyetinin si-yanetinde büyük bir âmil olduğunu söyle­miştir. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu­nun yıldönümü dolayısivle Cumhurbaşkanı Celâl Bayat'a yolladığı mesajında Başkan Truman ezcümle şunları bildirmektedir:

«Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtında müş­terek âzalık ve iki memleketimiz arasındaki sıkı münasebetler dolayisiyle Birleşik A-merika milleti namına Türkiye Cumhuri­yetinin millî yıldönümü için en samimî iyi hislerimi Ekselansınıza ve Türk milletine bildirmek bana hususî bir zevk vermekte­dir.

«İki milletimiz arasındaki münasebetlerde şimdiye kadar kendini gösteren dostluk ve işbirliği ruhunu gelecek yıl içinde de dün­ya ve memleketlerimizin kalben arzuladık­ları sulh ve emniyetin tahakkukuna daha geniş çapta hizmet edeceğine itimadım vardır.»

— Londra:

İngiltere Kralı Altıncı Georges, bugün Türkiye Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'a Cumhuriyet Bayramı münasebetiyle bir tebrik mesajı yollamıştır. Kral mesajında şöyle demektedir:

«Türkiye Cumhuriyetinin 28'inci yıldönü­mü bana en iyi temennilerimi sunmak fır­satını vermiştir. Sayın Başkan, refah, hür­riyet, ve barışın korunması yolundaki müş­terek dâvamızda milletinize başarılar dile­rim, »

— Ankara:

Cumhuriyetin 28'inci yıldönümü münase­betiyle Afganistan, Almanya, Arjantin, Belçika, Birleşik Amerika, Brezilya, Çeko­slovakya, Cin, Danimarka, Fransa, Hâşi-mî Ürdün, Hollanda, İngiltere, Irak, İran, İspanya, İsrail, İsveç, İsviçre, İtalya, Lüb­nan, Meksika, Mısır, Norveç, Pakistan, Polonya, Sovyet Rusya, Suriye, Suudî A-rabistan, Şili, Yunanistan, Yugoslavya dev­let başkanlariyle Cumhurbaşkanımız ara­sında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Har-ry S. Truman'dan Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'a şu tebrik gelmiştir:

Kuzey Atlantik Andlaşmasi Teşkilâtı için­de birlikte üye olmak suretiyle iki mem­leketimiz arasındaki münasebetlerin daha da sıklaşmak üzere bulunduğu şu anda zâtı devletlerine ve Türk milletine. Türkiye Cumhuriyetinin millî yıldönümü münase­betiyle Birleşik Amerika milleti adına yü­rekten gelen iyi dilekler sunmaktan bilhas­sa memnuniyet hissediyorum.

Eminim ki memleketlerimiz arasındaki mü-nasebatın farikası olan bu dostluk ve işbir­liği ruhu, önümüzdeki yıl her ikimizin ken­di memleketlerimiz ve dünya için o kadar samimiyetle aramakta olduğumuz sulh ve güvenliğe daha da geniş ölçüde yardım edecektir.

Harry S. Truman

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, Birleşik Amerika Devletleri Başkanı Mr. Harry S. Truman'a şu cevabı göndermiştir:

5 Ekim 1951

— Paris:

BirleşmişMilletlerintertipettiğiFilistin Sulh Konferansmdaki İsrail murahhas he-

yeti, Filistin meselesinin yegâne hal çare­sinin İsrail ile Arab devletleri arasında bir Ademi Tecavüz Andlaşmasmın imzalan­ması olduğunu bugün Uzlaştırma Komis­yonuna bildirmiştir.

İlk olarak söz alan İngiliz delegesi Sir Gladwyn Jebb Konseye tarafları ihtilâf üzerinde müzakereye davet eden bir karar sureti taslağı sunmuştur. Bu tasarıda İran Başbakanına da hitap, eden İngiliz dele­gesi, Doktor Musaddık'tan tecavüzkâr bir mahiyet arzeden milliyetçi, hattâ infiratçı bir tavır takınmamasını ve yapıcı bir hal çaresini kabul edeceğini göstermesini iste­mektedir.

Jebb'ten sonra söz alan Musaddık, kısa bir konuşma yaparak İran'ın görüşünü Kon­seye arzetmiştir.

Musaddık Konseyin İran petrolleri mese­lesinde salahiyetli olmadığı ve olamayacağı fikrine istinat eden konuşmasının tam metnini okuyamıyacak kadar yorgun oldu­ğundan, İran heyeti mensuplarından AI-lahyar Saleh söz alarak konuşmağa devam etmiş ve hükümetinin hareket tarzıyla ba­rışa ne şekilde bir tehdit arzetmiş oldu­ğunu anlayamadığını söylemiş ve demiştir ki:

«Eğer bir sanayi şubesinin devletleştiril­mesi barışa karşı tehdit teşkil ediyorsa, birçok sanayi şubelerini devletleştirmiş o-lan İngiltere'nin, bansın temellerini sars­makla itham edilerek neden Konsey huzu­runa çıkarılmamış olmasına da hayret et­mek lâzımdır.»

İran heyeti mensuplarının konuşmaların­dan sonra Konsey yarın Türkiye saatiyle 22'de tekrar toplanmak üzere oturumunu saat 24.15'te talik etmiştir.

16 Ekim 1951

—Flushing Meadows:

İran'ın Güvenlik Konseyindeki nutku Tür­kiye saatiyle 24.10'da sona ermiş ve bunu müteakip İran Başbakanı Musaddık söz alarak İran'ın bugün birinci İngiliz karar suretine cevap vermiş olduğunu, daha son­ra da ikincisine cevap vereceğini beyan etmiştir.

—Flushing Meadows:

İran Başbakanı Musaddık'tan sonra kür­süye gelen İngiliz delegesi Sir Gladvyn Jebb «Musaddık ve nutku gösteriyor ki, Başbakan bütün şikâyet ve anlaşmazlık­ların unutularak sadece müsbet teklifler üzerinde durulması yolundaki davetimi ta-mamiyle cevaplandırmamıştır.» demiş ve Başbakanın nutkunun geçen hafta, geri alı­nan karar suretine istinat etmekte oldu­ğunu, halbuki bunun yerine cuma akşamı İran'a yeni bir karar suretinin tevdi edil­diğini belirtmiştir.

Sir Gladwyn Jebb, Başbakanın beyanatın­da İngiltere'nin devletleştirme prensibim kabul etmemiş olduğunun îma edildiği, halbuki durumun böyle olmadığını söylemiş ve demiştir kî:

«İran Başbakanı yine bizi kuvvet kullan­makla itham ediyor, halbuki İngiltere'nin kat'iyyen kuvvet istimal etmediği kayda savandır.»

— Flushing Meadows:

Güvenlik Konseyi toplantısı sona erdikten sonra Başbakan Musaddık ve İran heyeti, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lİe'nin bürosuna giderek Konsey Başkanı Muniz. İngiliz delegesi Jebb ve Konseyin diğer bazı üyeleriyle görüşmüşlerdir.

Musaddık otomobiline binmek üzere Trygve Lİe'nin kolunda koridorda görün­düğü zaman büyük bir topluluk kendilerini takip etmekte idi. 20 kadar fotoğrafçı Baş­bakanın resmini almak için yollarını kes­miştir. Onları takib etmekte olan Glachvyn Jebb, Başbakan Musaddık'm elini sıkarken fotoğrafçılar bunu tesbit etmek için fırsatı kaçırmadılar.

Polis, İran Başbakanının maiyetindeki he­yetin bir araya gelmesini temin etmek ü-zere seyrüseferi birkaç dakika inkıtaa uğ­ratmak mecburiyetinde kalmıştır.

Musaddık'm bulunduğu Güvenlik Konseyi­nin içtima salonunda kesif bir kalabalık toplanmış bulunuyordu. Gazeteciler, film' ve televizyon operatörlerinden başka ekse­riyeti gayet zarif ve şık hanımların teşkil ettiği müstesna bir davetli grupu bilhassa dikkati çekmekte idi.

Dr. Musaddık fazla heyecanlı değil, bilâkis hakkından emin bir devlet adamı, bir dip­lomat edasiyle memleketinin iddia ve ta-leblerinİ sakin bir sesle arzederken yüz bat­ları çökmüş, yorgun bir ihtiyar intibaı bı­rakıyordu. Ayni zamanda hasta bir insa­nın mecalsiz hali içinde görünen İran Baş­bakanı, Konseyin karışık usullerine uya­bilmek, evrakla dolu çantasını taşımak ve İngiltere imparatorluğunu sarsmağa mu­vaffak olan zatı görmek üzere bu güzel sonbahar gününde Flushing Meadows'a ge­len meraklı diplomatların ve basın men­suplarının tehacümünden kurtulmak için muavinlerinin yardımına muhtaç bulun­makta idi.

Nitekim Konsey Başkanı Carlos Munizİ itişip kakışan sayısız meraklılardan müte­şekkil kalabalık arasında sözde sükûneti temin ve muhafaza için hakikaten çok güç­lük çekti.

lmrnasma Sovyet heyetinin esasen muha­lefet etmiş olduğunu hatırlatmıştır. Sovyet delegesi konuşmasına son verirken Fransız teklifini kabul edemiyeceğini bil­dirmiş ve kanaatince Konseyin bu mese­leyi incelemek için salahiyetli olmadığını tekrarlamıştır.

Bundan sonra Milliyetçi Çin delegesi Fran­sız teklifine iştirak ettiğini bildirmiş. Ek­vator delegesi Antonio Quevedo da bu yol­da konuşmuştur. Esasen Ekvator delegesi Güvenlik Konseyinin salâhiyet meselesini kat'î şekilde halletmeden evvel İngilizlerle İranlılar arasında müzakereler yapılmasını tavsiye etmesini isteyen bir teklif sunmuş bulunmaktadır.

20 Ekim 1951

— Flushing Meadows:

İngiltere - İran petrol anlaşmazlığı hak­kındaki müzakereler hiç değilse muvak­katen sona ermiştir.

Güvenlik Konseyi, kendi petrol sanayiinin devletleştirilmesini tamamiyle bir iç mese­le sayan İran'ı, milletlerarası bir teşkilâtın nüfuzuna girmemek kararından vazgeçire-mediği için ihtilâf tetkike başlanırken or­taya atılan dâva olduğu gibi durmaktadır ve şikâyetçi mevkiinde bulunan İngiltere de hiçbir şey elde edemediğinden bir hal çaresi bulmak bizzat alâkadar taraflara, yani İngilizlerle İran'a kalmıştır Milletlerin iki büyük bloka ayrıldıkları bir hakikattir, bunun elim âkibetleri ne ola­bileceğinden de şüpheye mahal yoktur. Fakat vaziyeti iki tarafın hüsnüniyet nok-sanile meydana gelmiş bir şey addetmek de mümkün değildir. Bugünün harpleri de.

hazırlıkları da, buhranları da baştan sona kadar Moskpvanın şekil şekil istiiâ, imha, emrivakiler ihdas etmek gibi hareketleri­nin normal bir neticesidir. Yapılan her ha­yırlı teşebbüsü onlar baltalamış, onlar iti­raz etmiş, milletlerin sulha kavuşmasına mâni oldukları gibi, muhtelif yerlerde harp ateşini de bizzat onlar körüklemişlerdir. Bu şartlarla bir taraflı hüsnüniyet neye yarar?

6Ekim 1951

—Tokyo:

Hava kuvvetleri tarafından yayınlanan tebliğde bildirildiiğne göre bir Amerikan F-51 avcı uçağı düşman mevzilerini ma-kinalıtüfek ateşine tutarken uçaksavar top­lan tarafından düşürülmüş ve düşen uça­ğın pilotu kurtarılamamıştır.

7Ekim 1951

—Kore cephesi:

Cephenin doğu merkez kesiminde Yanggu kuzey ve kuzey-batısmda tekrar faaliyet başlamıştır. Beş-alti Ekim gecesi bu böl­gede mahdut ölçüde taarruza geçen Mütte­fik kuvvetler, Çinli ve Kuzey Korelilerin şiddetli mukavemetiyle karşılaşmışlardır.

Kore kit'asmın en arızalı topraklarını ih­tiva eden bu kesimde Yanggu kuzeyinde «Kalb çatlatan» adı verilen ve kilit mevzii teşkil eden kesimde bütün gün süren şid­detli çarpışmalardan sonra Birleşmiş Mil­letler kuvvetleri mühim bir tepeyi ele ge­çirmişlerdir. Yine bu bölgede, hatırlarda olduğu üzere, birkaç hafta evvel «Tepeler muharebesi» diye anılan şiddetli çarpış­malar olmuştu.

Harekât genişliği henüz tamamiyle bilin­memekle beraber. deam etmektedir.

Batı cephesinde Müttefik kuvvetler İngi­liz, Yunan, Türk ve Belçika kıt'aiarından mürekkeptir. Bu cephede Yuşon batısın­dan Pyongyarig güneyine kadar yanm dai­re teşkil eden kısımda dört. günden beri savaşlar devam etmektedir. Müttefik kuvvetler dün burada fazla düşman mu-kavemetile karşılaşmışlardır. Komünistler yerleştikleri siperlerden fazla sayıda ha­van, topçu ve otomatik silâhlar kullanmak suretiyle mukabele etmektedirler.

Dünkü harekât esnasında arazi kazancı az olmuşsa da Müttefik kuvvetler Yuşon batı ve kuzey-batısmda düşmana çok ağır kayıplar verdirerek mühim stratejik du­rumda olan bir kaç tepeyi elde etmeğe muvaffak olmuşlardır.

—Kore cephesi:

Müttefik birlikleri bugün merkez cephe­sinde düşman hattını yarmişîardır. Yü-şon'un kuzey ve kuzey-doğusundaki tepe­lerde düşman siperleri sıkı bir topçu ha­zırlığından sonra süngü ve elbombasi hücu­mu ile zaptedilmiştir. Bu bölgeyi müdafaa eden Çinliler inadlı bîr mukavemet gÖster-mişlersede,Müttefikkuvvetleridalga-

lan onları imha etmişlerdir. Diğer taraftan bugün öğleden sonra batı cephesine kısa bir ziyarette bulunan General Van Fleet şunları söylemiştir:

«Çinliler ve Kuzey Koreliler bıkıncaya ka­dar lüzum göreceğimiz nisbette taarruzda bulunacağız.»

Sekizinci Ordu Komutanı, bu bölgede 40 kilometre cephe hattı üzerinde beş gün-denberi girişilen harekâtta Müttefik kuv­vetleri düşmana insan ve malzemece çok mühim kayıplar verdirmişlerdir.

8 Ekim 1951

—Kore cephesi:

Sekizinci Ordunun tebliğinde bildirildiğine göre Birleşmiş Milletler kuvvetleri Yon­chon'un batı ve kuzey-batısmda taarruzla­rına' devam ederek şiddetli düşman muka­vemetine karşı kazançlar elde etmişlerdir.

Yonchon'un batısında sayısı meçhul düş­man kuvvetleri kesif havan ve topçu ate­şinin desteklediği müteaddit mukabil ta­arruzlarda bulunmuşlardır. Bu mukabil ta­arruzların hepsi geripüskürtülmüştür.

Yonchon'un kuzey-batısında Birinci Sü­vari Tümeni, şiddetli bir düşman muka­vemetiyle karşılaşmış ve kesif havan ve topçu ateşine maruz kalmıştır.

Ayni kesimde taarruzda bulunan Birleşmiş Milletler kuvvetleri mutedil bir mukave­metle karşılaşmışlar ve ufak kazançlar elde ederek müteaddit mukabil taarruzları püskürtmüşlerdir.

Yanggu'nun kuzeyinde taarruzda bulunan Birleşmiş Milletler kuvvetleri şiddetli bir düşman mukavemetine rastlamışlar, fakat bütün gün devam eden savaşlarda 3 kilo­metrelikbirilerleme kaydetmişlerdir.

Birleşmiş Milletler kuvvetleri «Kalb çat­latan» silsilesinde savaşlar devam ederken bu silsilenin güney-batısındaki tepeyi ele geçirmişlerdir.

—Kore cephesi:

Uç aydan beri ilk defa olarak. Sekizinci Ordu bugün öğleden sonra İki tebliğ ya­yınlamıştır.

Kaesong görüşmeleri bidayetine tekaddüm eden günler içinde yayınlanan günde iki tebliğ, mütareke görüşmelerinin açılmasın­dan sonra cephede hüküm süren sükûn do-layısiyle lağvedilmiştir.

İlgili askerî çevrelerde belirtildiğine göre, askerî faaliyetin yeniden başlaması, halen.

imuvakkat mahiyette bile olsa günde iki tebliğin yayınlanmasını lüzumlu kılmak­tadır.

Bu akşam yayınlanan tebliğde, Yonşon bölgesinde dün gece ve bugün şiddetli sa­vaşlar cereyan ettiği bildirilmektedir.

Yonşon'un batısında İngiliz İmparatorluğu Birinci Tümeni bu sabah stratejik ehem­miyeti haiz bir hedefi ele geçirmiştir.

Bu sırada diğer birlikler bu sabah erken­den bir düşman taburunun hücumunu püs­kürttükten sonra temizleme harekâtına gi­rişmişlerdir.

Yonşon'un kuzey-bat ısında, Birinci Süvari Tümenine mensup birlikler, şiddetle mu-.kavemet eden ve topçu ve havan toplarİyle desteklenen düşmana karşı arazi kazanç­ları elde etmişlerdir.

Ayni Tümene mensup diğer birlikler mah­dut ilerlemeler kaydettikten sonra, Yon­şon'un kuzey ve kuzey-batısında şiddetli savaşlara girişmiş bulunmaktadırlar.

—Tokyo:

General Ridgway, radyo ile yayınlanan ce­vabî mesajında şöyle demektedir:

«Tarafsız bölgelerin genişletilmesine ait teklifiniz hakkında benim görüşüm, lüzum­lu olan yeni konferans mahallinin etrafın­da küçük bir tarafsız bölge tesisinden iba­rettir.»

İstihbarat şefi General Frank Ailen tara­fından mahalli saatle 20.30'da yayınlanan ve komünist generallere hitap eden bu mesaj evvel emirde son haftalar içinde görüşmelerdeki aksaklıkların mesuliyetini komünistlere yüklemekte, daha sonra Gene­ral Ridgway'in 25 Eylül ve 4 Ekim ta­rihli ve komünist komutanlara göndermiş olduğu mektupların her iki tarafa müsavi bir hareket kontrol serbestisi temin ede­cek olan şartın belirtilmiş olduğu kayde­dilmektedir. Bu mektuplara göre, konfe­rans mahalli tarafların cephe hattının or­tasında bir yerde olmalıdır. Ancak bu sa­yededir ki, her iki taraf da konferans mahallinin civarındaki emniyetin mesuli­yetini yüklenebilirler.

10 Ekim 1951

—Kore'de ileri kanıp:

Bu sabah mahallî saatle 10'da Ponnunjon'-da komünistler tarafından kurulan büyük bir çadırda görüşmelere başlayan iki taraf irtibat subayları, yarım saat sonra cadın terkederek Chansachon nehri üzerindeki köprüyü tetkike gitmişlerdir.

Köprü, tarafsız Kaesong bÖJgesi içerisinde mütareke müzakerelerinin yeniden başla­nılması için Müttefikler tarafından teklif edilen Songhyonni ile komünistlerin gö­rüşme mahalli olarak tercih ettikleri Pon-nunjon arasında bulunmaktadır.

Bu tetkikin niçin yapıldığı açıklanmamış­tır.

İrtibat subaylarının toplantısı samimî bir hava içinde cereyan etmiştir ve köprü ü-zerindeki tetkiklerini müteakip çadıra dö­nen subaylar, mahallî saatle 12.26'ya ka­dar görüşmelere devam etmişlerdir. Bu gö­rüşmeneticelerihenüzaçıklanmamıştır.

— Sekizinci Ordu karargâhı:

Birleşmiş Milletlere mensup tank ve tank himayesinde piyade kuvveti bugün kızıl kıt'alarm içine daiarak dehşete düşmüş o-lan Çin kıt'alarmı söküp atmıştır. 50 tank ve takriben 3.000 piyadeden mürekkep Amerikan İkinci Tümeni doğu merkez cep­hesinde, komünistlerin elinde bulunan ara­zide sekiz mil ilerlemiş ve kızılları «Kanlı sırt» tan tardetmişlerdir.

Tank himayesindeki İkinci Tank Grubu bu sırtın doğusunda Satea ovasına kadar uzanmış ve kızıl koruganları ile müstah­kem mevkilerini ateşe tutup tahrip etmiş lerdir. Üçüncü grup ise merkez cephesinde Pyongyang'ın güneyinde, esas hatların iki mil ilerisine varmıştır. İkinci Tümene mensup kuvvetler sırttan batıya doğru ilerlemişler ve 38 ci arz dairesinin 23 mil kuzeyindeki Mungung köyünü bombalamış ve «Sırt» in kuzey ucundan iki mil öteye geçmişlerdir.

-— Kore cephesi:

8 ci Ordu Komutanı General Van Fleet, dün İngiliz Mîlletler Topluluğu Birinci Tümeni Komutam General Cassols'a İn­giliz kuvvetlerinin batı cephesinde üç -sekiz Ekim tarihleri arasında giriştikleri taarruzlarda kazandıkları muvaffakiyetten dolayı bir tebrik mesajı göndermiştir.

II Ekim 1951

— Toyo:

8'inci Ordu karargâhından bu sabah yayın­lanan tebliğde Yunşon'un kuzey-bat ısın da taarruzda bulunan Birleşmiş Milletler kuv­vetlerinin mukabil taarruzları püskürttük­leri ve mahdud arazi kazançları elde et­tikleri bildirilmektedir. Birleşmiş Milletler kuvvetleri Pyongyang'ın güney-doğusunda hafif ve Yanggu'nun kuzey ve kuzey-batısındaşiddetlibirmukavemetlekarşılaş-

mışlardır. Yanggu'nun kuzeyinde düşma­nın mukabil taarruzu neticesinde Birleşmiş Milletler uvvetleri hafif bir gerileme yap­mışlardır.

Ayni kesimin diğer kısımlarında Birleşmiş Milletler kuvvetleri düşmanın oldukça şiddetli mukavemetine rağmen 800 metre ilerlemişler ve iki tepeyi işgal etmişlerdir.

—Washington:

Kore'de Birleşmiş Milletler bayrağı altın­da çarpışmakta olan 16 memleketin as­kerleri için Güney Kore Cumhuriyeti bir seri hâtıra pulu bastırmıştır.

Birleşik Devletlerdeki Güney Kore Elçisi Dr. Yo u-Chan-Young, salı günü Başkan Truman'a bu pullardan takdim etmiştir. Bundan başka Kore savaşlarında Birleş­miş Milletlerle çarpışmakta olan diğer bü­tün memleketlere de gönderilmiştir.

Dr. Young, bu pulların Seoul şehrinin Birleşmiş Milletler kuvvetleri tarafından kurtarıldığı 29 Eylül günü bastırılmış ol­duğunu söylemiştir.

Pulların hepsi Birleşmiş Milletler bayra­ğını taşımaktadır.

Dr. Young, Başkan Truman'ın Kore Cum­huriyetinin, dünyanın hürriyetini muhafaza uğrunda çarpışmış olan kahraman askerle­rin hâtırasını yaşatmak isteyişinden dola­yı büyük bir sevinç duymuş olduğunu da sözlerine ilâve etmiştir.

—Kore Sekizinci Ordu Karargâhı:

Tam teçhizatlı Amerikan bahriye silâhen-dazlan bugün helikopterlerle Doğu Kore muharebe cephesine nakledilmişlerdir.

Askerlik tarihinde helikopterlerle yapılan nakliyatın en büyüğü olan bu sevkiyat, komünist mevzilerinin havan atışları men­zili dahilinde cereyan etmiş ve altı saat 15 dakikada sona ermiştir. Kızılların herhan­gi bir müdahale teşebbüsleri görülmemiş­tir.

12 Ekim 1951

—Kore cephesi:

Kore harbinin başından beri ilk defa ola­rak, Amerikan tank efradı kurşun geçmi-yecek yeni ceketleri tecrübeye başlamışlar­dır.

Bu ceketlerin iç taraflarında bulunan ince çelik tabakaları kısa measfeden atılan kurşunlarıgeçirmemektedir.

—Kore cephesi:

Akşam üzeri yayınlanan Sekizinci Ordu tebliğinde bildirildiğine göre, Birinci Sü­vari tümenine mensup birlikler Yonşon'un kuzey-batısında çok inadçı bir düşman, mukavemetiyle karşılaşmışlardır. Sabahle­yin şafak vakti taarruza geçen bir düşman müfrezesi Müttefik kuvvetleri tarafından geri çekilmeğe mecbur edilmişlerdir.

Birleşmiş Milletler kuvvetleri Pyong-yang'm güney ve güney-batısında iki düş­man hücumunu tardetmişlerdir.

Yanggu'nun kuzey-batısında hücuma ge­çen Müttefik kuvvetleri, düşmanın muka­vemetine rağmen iki tepeyi ele geçirmiş­lerdir.

Bu bölgede göğüs göğüse çok şiddetli çar­pışmalar cereyan etmektedir.

15 Ekim 1951

—Kore cephesi:

Birleşmiş Milletler sözcüsü General Nuc-kols, dün gece yaptığı bir basın konferan­sında Ponmunjon müzakerelerinde hiçbir terakki kaydedilmediğim teyid etmiştir.

Kaesong etrafında 5 millik bitaraf bir böl­ge muhafazasında ısrar eden komünistlerin bu taannüdü, müzakereleri çıkmaza sok­maktadır.

Nuckols. sözlerine şunları ilâve etmiştir:

Müttefik irtibat subayları, dün gece kızıl kuvvetlerden Albay Chang'ın ileri sürdüğü teklifi bu sabah reddetmişlerdir. Bu tek­lifte komünistler, Kaesong etrafında taraf­sız bir bölgenin ayrıca nazarı itibare alın­masını kabul etmektedirler.

—Kore'de bir yer:

Yetkili kaynakların bildirdiklerine göre, Çinliler, Kuzey Koreliler ve Ruslar ara­sında anlaşmazlıklar çıkmış bulunmakta­dır.

Pyongyang'da ve diğer bazı Kuzey Kore şehirlerinde son günlerde ayaklanmalar ol­muş ve Ruslar siyasetlerini herkese kabul ettirmekte zorlukla karşılaşmışlardır. Ku­zey Kore halkı Başbakan Kim-İI-Sung'u memleketi Çinlilere satmakla itham etmek­tedir.

Kuzey Koreliler Birleşmiş Milletler taar­ruzunun tazyiki karşısında hükümetlerinin haksız bir sulha yanaşmağa hazırlanmakla itham edilmesinden, Çinlilerin idareyi ele almalarından korkmaktadırlar. Yine ayni kaynakların ilâve ettiklerine göre,Kuzey

Kore ordusuna büyük sayıda Çinli subay girmiş ve hattâ bir çokları şimdiden yük­sekmevkileriişgaletmişbulunmaktadır.

Başbakan Kim-İl-Sung, ilk zamanlar bu­nun vahametini kavramamişsa da bugün endişelenmeğe başlamıştır. Fakat Çinü su­bayları Kuzey Kore ordusundan tasfiye edememektedir. Mütareke müzakerelerinde de Kuzey Koreliler Rusların ve Çinlilerin ağzını kullanmaktan başka bir şey yapa­mamışlardır. Hâlen Kuzey Kore müta­reke heyetine ((tavsiyelerde» bulunmak üj zere bîr Rus-Çİn komisyonu teşkil edil­miştir. Halk bunu Kim-İl-Sung'un mem­leketi yabancılara sattığının bir delili ola­rak telâkki etmektedirler.

17Ekim 1951

—Kore'de Birleşmiş Milletler iieri karar­gâhı:

Panmujon'da irtibat subaylarının öğleden sonraki toplantıları mahallî saat 15'te baş­lamış ve saat 16.50'de sona ermiştir.

—Kore'de 8'inci Ordu karargâhı:

8'inci Ordu karargâhı tarafından yayınla­nan tebliğde bildirildiğine göre. Birinci A-merikan Süvari Tümenine mensup birlik­ler Yonchon'un kuzey-batısmda şiddetli ,bir düşman mukavemeti ile karşılaşarak yavaş yavaş ilerlemektedirler. Tebliğde ilâve edildiğine göre, İkinci Güney Kore Tümeni ve 24'üncü Amerikan Tümeni merkez cephesinde 1500-2000 metre kadar ilerlemişlerdir ve 8'inci Tümen Yanggu'nun kuzey ve kuzey-batısmda hücuma geçmiş­tir.

18Ekim 1951

—Munsan:

Mütareke konferansında Birleşmiş Millet­ler resmî sözcüsü General Nuckols. bugün verdiği demeçte, bu sabah Panmunjon'da yapılan ve 100 dakika süren toplantıda elde edilen terakkilerin iyimserlikle telâkki edilebileceğini bildirmiştir.

Müttefik irtibat subayları tarafından bu sabah iki teklif ileri sürülmüştür. Bunlar­dan biri irtibat grupları arasında muhtelif teknik anlaşmaların yeniden gözden geçi­rilmesine dair bulunuyordu.

Kaesong ve Munsan etrafındaki emniyet bölgeleri çevrelerini 3 mile çıkarmak hak­kındaki yeni müttefik teklifine komünist­ler yarın cevab vereceklerdir.

Bu bölgeler üzerinde Müttefik uçakların uçmaları hakkındaki kararı da bildirecek­lerdir.

20Ekim 1951 •

—Kore cephesi:

Dün Kore cephesinin en faal kesimini Kumsong'un güney-doğu ve güney-batı bölgeleri teşkil etmiş, diğer bütün cephe­lerde sükûnet hüküm sürmüştür.

Kumsong'un doğu ve güney-batı kesimle­rinde kaydedilen çarpışmalar küçük düş­man gruplariyle Müttefik kuvvetler ara­sında cereyan etmiştir.

Kumsong'un güneyinde bir komünist ala­yı hücuma geçmişse de geri püskürtülmüş-tür.

21Ekim1951

—Munsan:

Birleşmiş Milletler ve Komünist irtibat subayları arasında varılmış olan anlaşma aşağıdaki maddeleri ihtiva etmektedir:

1.— Panmunjon'un konferans mahalli ih­das edilmesi,

2.— Panmunjon etrafında 1000 metre çapında bir bitaraf çemberin teşkili,

3.*— Bitaraf bölgedeki' polis kuvveti her iki taraf mensuplarından müteşekkil olacaktır,

4.— Müzakerelerin cereyanı esnasında bitaraf bölgenin emniyeti taraflarca onbeşer asker ve ikişer subayla sağ­lanacaktır. Toplantı saatleri haricin­de polis kuvveti her iki taraf için beşer asker ve birer subaya indiri­lecektir.

5.— Komünistler toplantı çadırını temin edeceklerdir. Diğer lüzumlu eşyalar taraflarca temin edilecektir.

6.— Munsan ve Kaesong etrafından üçer mil çapında tarafsız bölgelerin ih­dası.

7.— Munsan. Panmunjon ve Kaesong a-rasmda 400 metre genişliğinde bir emniyet koridorunun ihdası,

8.— Her iki tarafın personelini ve dele­gelerini tayin etmek hakkına sahip olması.

9.—- Her iki tarafın kendi hatları geri­sinde delegelerinin emniyetinden mesul olması,

10.— Müzakere tarihini ve saatini tayin etmek için İrtibat subayları dahil idarî meselelerin bir tertibe konması.

Diğerbiranlaşmanın maddelerideşun­lardır:

1.— Konferans mahalli ve devamı hak­kında evvelce yapılmış bütün an­laşmaların iptali,

2.— Tarafsız bölgede ne gibi hareketle­rin çete faaliyeti telâkki edileceği­nin tesbiti, iki tarafın da kontrolleri altında bulunmayan şahıslardan me­sul tutulmamaları,

3.— Tarafsız bölgenin ihlâli vakalarının eskiden kullanılmış olan usul daire­sinde irtibat subayları tarafından yapılması.

Tahta kapılı dükkânda...

Yazan:Ahmet $ükrü Esmer

,26 Ekim1951tarihli Ulus'tan

Kore'de mütareke görüşmeleri iki ay sü­ren bir aradan sonra nihayet tekrar baş­lamıştır. Mütareke teklifi geçen Haziranda komünistlerden gelmişti. Çin. 1950 yılı sonbaharında ansızın Kore harbine müda­hale etmiş ve Birleşmiş Milletler kuvvet­lerini geri atmıştı. Zor bir duruma düşen Birleşmiş Milletler, Çinlilere mütareke tek-iifinde bulunmuşlardı. Fakat zafer sarhoş­luğu içinde Çinliler bu teklifi reddettiler.

Birleşmiş Milletlerden gelen bu mütareke teklifinin reddedilmesi, Çin namına büyük bir hatâ olmuştur. Öyle anlaşıiıvor ki Çin­liler bu teklifi reddederken, Birleşmiş Mil­letler askerlerini Kore'den atabileceklerini ummuşlardı. Ondan sonra birkaç hamle yapmışlarsa da kuvvetlerinin bunu başar-mıya kâfi gelmediğini anladılar. Bunun üzerinedir ki, geçen Haziranda Malik'in ağziyle komünistler mütareke teklifini ileri sürdüler.

Mütareke görüşmelerine sahne olacak ye­rin tayini bahis mevzuu olduğu zaman Birleşmiş Milletler Kuvvetleri Başkomu­tanı Gl. Ridgway bir Danimarka hastane gemisini teklif etmişti. Fakat Çinliler ken­di işgalleri altında bulunan ve cepheden de pek uzak olmıyan Kaesong kasabasını is­tediler. Bu isteğin sebebi o zaman iyice anlaşılamamıştı. Sonra anlaşıldığına göre. Cinliler, Birleşmiş Milletler temsilcilerini kendi işgalieri altında bulunan bir yere, yani kendi ayaklarına getirerek galip tavır­ları takınmak istemişlerdir.

Filhakika Çinliler Kaesong'daki görüşme programını ve teşrifat işlerim kendileri tanzim etmiye koyuldular ve komünist ga­zeteci ve fotoğrafçılarının Kaesong'a gel­melerine müsaade ettikleri halde. Birleşmiş Milletlere mensup memleketler gazetecile­rinden bu müsaadeyi esirgediler. Görüşme­ler etrafında çıkan ilk ihtilâf bu mesele olmuştur. Çinliler bu meselede gerilediler. Nihayet görüşmeler başladı. Fakat Müte­madiyen Kaesong bölgesiyle ilgili hâdiseler

çıktı. Çinliler mütareke bölgesinin tarafsız­lığına tecavüz edildiğini iddia' ettiler: Bir­leşmiş Milletler aynı isnatlarda bulundu­lar. Nihayet Çinliler, bir hâdiseyi bahane ederek 23 Ağustosta müzakerelerden çekil­diler.

İki aydan beri müzakerelerin tekrar başla­ması için gayret sarfedilmekte idi. Nihayet üç hafta kadar önce Gl. Ridgway Kae-song'un güney-doğusunda Sougyon kasaba­sını teklif etti. Bu teklif hemen Çinliler ta­rafından reddedildi. Bunun üzerine Rİd-gway, iki cephe arasında bir yerin seçil­mesini Çinlilere bıraktı. Çinliler de Pan-munjon köyünü seçmişler ve bu yer Rid-gway tarafından kabul edilmiştir. Pan-munjon'un hartada yeri yoktur. Kaesong'un on kilometre kadar güney-doğusunda bulu­nan ve beş altı kerpiç evden ibaret olan Panmunjon, Kore dilinde «tahta kapılı dükkân» demekmiş. Fakat dükkândan eser kalmadığı gibi, görüşmelere elverişli bir yer de bulunmadığından müzakereler çadırda yapılacaktır.

On günden beri Panmunjon'un tarafsızlı­ğını sağlamak için tedbir alınmakta idi. Çadırın etrafı tarafsız bölge oldu. Bu böl­geye bitişik başka bölgeler ayrıldı. On gün­dür herkes şu sualleri soruyordu: Acaba mütareke görüşmeleri tekrar başîıyabilecek mi? Başlarsa müsbet bir neticeye varacak mı? Artık birinci sual cevaplandırılmıştır. Mütareke görüşmeleri başladı. Fakat ikinci sual cevapsızdır. Bu, Çinlilerin mütareke istemekteki maksatlarına bağlıdır. Hakika­ten anlaşmıya varmak istiyorlar mı? Yok­sa mütareke görüşmeleri de Kore'de giriş­tikleri savaşın bir safhası mıdır?

Mütareke Görüşmelerine 23 Ağustosta ne­rede bırakılmışsa şimdi oradan başlanmış­tır. Yani her şeyden Önce mütareke hattı­nın tayini lâzımdır. Bilindiği gibi Çinliler 38"inci arz dairesinin kabul edilmesini isti-vorlar. Birleşmiş Milletler ise şimdiki cep­hede ısrar ediyorlar. Bundan sonra müta­reke zamanındaki murakabe mekanizması­nın kurulmasına sıra gelecektir. Bir Kae­song bölgesinin tarafsızlığı yüzünden ne meseleler çıktığı hatırlanacak olursa, bü­tün Kore'nin murakabesinden ne büyük zorluklar çıkacağı tahmin edilebilir.

image007.gifAlmanya'nın birleşmesi...

Yazan:Ahmet $ükrü Esmer

11 Ekim 1951 iarihli Ulus'tan

Batı Almanya'nın Atlantik Paktı sistemi içine alınması kararı Washington'da verilir verilmez, Moskova da bu teşebbüsün ger­çekleşmesine mâni olmak için harekete geçmiştir. Bu oyunda Rusya'nın elindeki kozlardan biri de Doğu ve Batı Alman­ya'nın birleştirilmesİdir. Hatırlardadır ki, Moskova Batı Almanya'yı silâhlamak için geçen yıi Brüksel'de verilen karardan son­ra da bu kozunu oynamıştı.

Bilindiği gibi Almanya, biri demokrasilerin, öteki de Rusya'nın işgali altında iki böl­geye ayrılmıştır. Nüfusun ve toprağın ve heîe sanayi potansiyelinin büyük kısmı ba­tıdadır. Batıda 49 milyon Alman varken. Doğu Almanya'daki nüfus 18 milyondan ibarettir. Toprağın yüzde altmış dokuzu batıda, yüzde otuz biri doğudadır. Sanayi potansiyeli bakımından aradaki fark bu nisbetlerden de daha çok batının tarafın-dadır. Yâni Almanya'nın büyük kısmı A-merika, Fransa ve İngiltere'nin ellerinde­dir.

Demokrat devletler bu bölgede İdeal Al­man devletinin kurulmasına yardım etmiş­lerdir ve şimdi de bu devlete vaziyet ve şartların elverdiği nisbette hükümranlık hakları vermiye karar vermişlerdir. Buna mukabil Batı Almanya. da silâhlariyle de­mokrasilerin cephesine katılacak olursa, Batı Avrupa'nın emniyeti sağlamlaşmış o-lacaktır. Almanya'nın birleşmiş bir halde demokrasiler cephesine katılması tabiî çok arzu edilen bir iş olur. Fakat bu, mümkün olmadığına göre, ondan sonra gelen en iyi şık, 49 milyon Alraan'ın işbirliğini sağla­maktır. Demokrasiler de bu yol üzerinde-dirler.

Böyle bir teşebbüsün muvaffak olmasından kendi hesabına doğacak mahzurları gören Moskova. Doğu ile Batı Almanya'nın bir­leştirilmeleri teklifini İleri atmıştır. Bu teklif yeni değildir. Şimdiye kadar Mos­kova Doğu Almanya'da kurmuş oiduğu peyk hükümetin Başbakanı Otto Grote-wohl vasıtasiyle birçok defalar bu teklifi

ileri sürmüştü. Fakat şimdiye kadar yapı­lan teklifler, Batı Almanya'yı Doğu Al­manya'ya ilhak etmek ve bütün Alman­ya'yı bir Rus peyki haline getirmek için girişilmiş açık manevralardı. Bu manevra­lar yürümemîştir. Çünkü birleşmek için teklif edilen yolun bir Rus hilesinden İba­ret olduğu açık olarak görülüyordu.

Bu defa hile ustaca gizlenmiştir. Grote-wohi bütün Almanya'ya şâmil bir plebisitle, yani demokratik usullere uygun bir seçimle bu birliğin gerçekleştirilmesi teklifini ileri sürmüştür. Bu birleşme tekliflerinin nâzik olan tarafı, bütün Alman milletinin, sami­mî olarak birleşmek fikrinde toplanmış bulunmasıdır. Almanların bu noktada hak­lı olduklarına da şüphe yoktur. Onların nazarında bir Batı ve bir Doğu Almanya yoktur. İşgal bölgelerine ayrılmış iki kısım vardır ve bu iki bölgenin birleşmesi mu­kadderdir. Ne kadar süratle birleşirse her iki bölgedeki Almanların ıstırapları da o derece süratle nihayetlenmiş olacaktır. Fa­kat akıllı Almanlar, birleşelim derken hep­si birden Rus ağı içine düşmekten de kor­kuyorlar.

Grotewohl tarafından vapılan son teklif Almanlar arasında böyle bir tereddüt u-yandırmiştır. Üstelik Amerika ve İngiltere arasında da anlaşmazlığa yer vermiştir. Amerika bunun yeni bir Rus manevrası olduğunu ileri sürerek, teklifin reddedilme­sine taraftardır. İngiltere ise manevra ol­duğunu teslim etmekle beraber, bunun red-dedİlmemesini iltizam etmektedir. İngilte­re'ye göre teklif esas itibariyle kabul edil­meli ve birleşme teşebbüsüne geçilmelidir. Nasıl olsa bu teşebbüsün bir yerinde Mos­kova'nın manevrası meydana çıkacağından, bütün Almanların benimsemiş oldukları bir dâva hakkındaki teklif hemen reddedilmiş olmaz. Amerikan diplomasisinin hedeflere doğrudan yürümekle, İngiliz diplomasisinin suplesi bu meselede çarpışmaktadır. Her­halde Moskova, yekten Amerika ile İngil­tere arasında görüş ayrılığı belirttiği için ilk muvaffakiyetini kazanmıştır.

Bonn Hükümeti de bu noktada ihtiyatlı hareket etmek zorundadır. Bunun içindir ki, Grotewohl'ün teklifi prensip olarak reddedilmiş olmamakla beraber, teklif edilecek usul hakkında birtakım fikirler ileri sürülmüştür. Meselâ seçimin, milletlerarası murakabe altında yapılması ileri sürülmüş­tür. Doğu Almanya'yı Demir Perde geri­sine aldığından, Rusya'nın buna razı ola­cağı şüphelidir. Demir Perde gerisine de­mokrat memleketlere mensup insanların girmesi Rusya'yı çok kuşkulandırır. Gro-tewohl de bunu kabul etmemiştir.

Geçen gün Alman liderlerinden biri Öder -Neisse doğusundaki Almanya'da da plebi­sit yapılmasını istemiştir. Malûmdur ki, Öder - Neisse nehirlerinin doğusundaki Al­man, toprakları, Rusya'ya göre, Polonya'­ya aittir. Polonya da bu toprakları benim­semiştir. Bu sebeple Öder - Neisse doğu­sundaki toprakların Almanya'ya geri veril­mesi demek olan bu muameleye Mosko­va'nın asla razı olmıyacağı muhakkaktır. Sözün kısası Almanya'nın birleşmesi me­selesi bugün Batı ile Doğu arasındaki so­ğuk harbin bir safhasından ibarettir. Yal­nız Almanları çok hassas oldukları bir me­selede gücendirmemek için propaganda mücadelesinin bu safhasını ustaca idare et­mek lâzımdır.

Almanya meselesi...

Yazan:AhmetŞükrü Esmer

5 Ekim 1951 iarihli Ulus'tan

Japonya ile barış andlaşması San Francis-co'da imzalandıktan sonra, üç büyük dev­let, Almanya meselesini ele almışlardır. Fakat Almanya meselesi, Taponya mesele­sinden çok daha dallı budaklıdır. Büyük devletleri Almanya meselesinde meşgul e-den iki nokta vardır:

1— BatıAlmanya'nınAvrupamüdafaa

sistemine iştiraki.

2— Batı Almanya Hükümetine tanınacak

olan hükümranlık haklarının hududu.

Üç büyük devlet Batı Almanya'nın Avru­pa müdafaa sistemine iştirak ettirilmesi lüzumuna kaanidirler. Esasen buna pren­sip itibariyle karar verilmiştir. Fakat Batı devletleri ve hele Fransa, Alman militariz­minin tekrar canlanmasından korumakta­dırlar. Bunun için Fransa. Alman birlikle­rinin Eisenhovrer kuvvetlerine doğrudan doğruya değil de kurulacak Avrupa Ordusu yolu ile girmesinde ısrar etmiştir. Bu Av­rupa Ordusunun projesi de hazırlanmış, ve Fransa, İtalya, Belçika, Lüksemburg buna katılmışlardır.

Avrupa Ordusunun kurulmasında birtakım zorlukların mevcut olduğu teslim edil­mektedir. Fakat Fransa, ayrı bir Alman genelkurmayının ve Alman tümenlerinin teşkiline muvafakat etmemektedir. Hem Almanlardan Avrupa'nın müdafaasında faydalanmak, hem de Alman militarizmi­nin ihyisma mâni olmak için bulunan for­mül budur. Bu çareyi amelî görmeyen İn­giltere de nihayet buna razı olmuştur. An­cak Avrupa Ordusu kuruluncaya kadar Batı Almanya'yı Avrupa müdafaa sistemi içine almak yolunda hiçbir adimin atılma­ması da uygun görülmediğinden. Avrupa'­nın müdafaası için sağlanacak askerlerin hemen tesbiti Bonn Hükümetine, bunların talimi ve silahlandırılması da Amerika'ya bırakılmıştır. Adenauer geçen gün verdiği bir demeçte Batı Almanya'nın, Avrupa müdafaasına iştirak edeceğini bildirmiştir. Bir taraftan Avrupa Ordusu için hazırlık­lar yapılırken, öte taraftan Amerika da bu Alman birliklerini talim ve terbiye edecek­tir. Eğer Avrupa Ordusu kurulabilirse. Alman birlikleri o kanaldan Atlantik Pak­tı kuvvetlerine iştirak edeceklerdir. Kurul­mazsa, iştirakleri için başka şekiller düşü­nülecektir. Amerika, Avrupa Ordusu ku­ruluncaya kadar, Almanya'nın silahlandı­rılması meselesinin geri bırakılmamasını istemiş, bu görüşünü kabul ettirmiştir.

Batı Almanya için tanınacak olan hüküm­ranlık haklarına gelince; Bonn Hükümeti­ne gerek iç ve gerek dışişlerinin idaresinde serbestlik verilmesinde üç büyük devlet mutabıktırlar. Fakat Japonya ile yapıldığı gibi bir barış andlaşmasının imzasında a-melî zorluklar vardır. Bu sebeple Batı Al­manya ile imzalanacak vesikaya barış andlaşması adı verilmiyecek ve neticede Batı Almanya iç ve dış işlerinde Japonya kadar serbest olamıyacaktir.

Sebepleri şudur: Bir defa Batı Almanya içeride komünizme karşı Japonya derece­sinde sağlam değildir. Sonra Bonn Hükü­metine dış politikada tam istiklâl verilme­sinden korkuluyor. 1939 yılında Hitler'in ansızın Rusya ile anlaşması gibi bir ihti­male karşı tedbirli olmak lâzımdır. Bu sebepledir ki, üç Batılı devlet, Batı Alman­ya ile giriştikleri görüşmelerde işgal statü­sünü kaldırarak, Bonn hükümetinin hü­kümranlık haklarını tanırken şu hakları muhafaza etmektedirler:

Berlin şehrinin batı kısmını idarede devam edeceklerdir. Bu şehrin diğer kısmının Rusya tarafından idare e-dilmekte olduğundan doğan bir zaru­rettir.

3 Ekim 1951

— Londra:

Geçen ay Ottawa'da Dışişleri, Savunma ve Maliye Bakanlarının iştirak ettikleri Ku­zey Atlantik Paktı Konseyinin toplantısın­dan sonra ilk defa olmak üzere bugün bu­rada Kuzey Atlantik Bakan yardımcıları konseyi toplanmıştır.

Gelecek birkaç hafta zarfında Amerikan delegesi Charles Spofford'un riyasetinde çalışacak olan Dış Bakanları Konseyinin toplantısınıhazırlıyacaklardır.

Bakanlar Roma toplantısında Atlantik Paktına dahil 12 devletin savunma gay­retlerini gözden geçireceklerdir. Atlantik Ordusu Başkomutanı General Dwight D. Eisenhower'in de Bakanların müzakerele­rine iştiraki beklenilmektedir.

Roma toplantısında Avrupa ordusu ile Alman kıtaları meseleleri görüşülecektir. Gelecek bir kaç hafta içindeki çalışmaları hakkında Bakan yardımcıları bugün gün­demlerini tesbit etmişlerdir. Bu gündemde başlıca aşağıdaki 3 noktanın bulunduğu kabul edilmektedir:

Türkiye ile Yunanistan'ın Kuzey At­lantik Paktı Teşkilâtına aslî üye ola­rakdavet,edilmelerihususunda12Atlantik devletinin Ottawa'da verdik­leri karara uygun olarak bu husustakiresmî protokolün imza edilmesi.BuprotokolünLondra'dagelecekhafta
içindeimzalanmasıbeklenilmektedir.Bu protokolün imzalanmasından son­raki safhaTürkiye ile Yunanistan'ınAtlantik Paktına kabulü kararını ha­lihazır Pakt âzalarının millî Parlâmen­tolarının tasdiki veya Anayasalarmdakigereklişartlarınyerinegetirilme­sidir.

Washington'da Paktın Askerî Komite­si tarafından Atlantik Paktı Kuman­danlığının AkdenizveOrta-Doğu'daki bünyesi hakkında tanzim ettiği ra­por üzerinde müzakere.

3— Paris'te General Eisenhower karargâ­hınınbütçesinin hazırlanması.

—Londra:

«12 ler Komitesi» adı altında tanınan Atlantik Paktı Muvakkat Komisyonunun 9 Ekimde Paris'te toplanacağı Atlantik Paktı Daimî Komitesi tarafından bildiril­miştir.

Birleşik Amerika temsilcisi Averell Harri-man ile diğer murahhasların çoğunun pa­zartesi günü Paris'e gelmeleri beklenmek­tedir.

İngiltere henüz temsilcisini tayin etme­miştir. Fakat bu vazifenin Maliye Bakanı Hugh Gaitskell tarafından deruhte edile­ceği muhtemel görülmektedir.

Kanada, İtalya, Belçika. Maliye Bakanları tarafından temsil edileceklerdir.

Komisyonun 1 Aralığa kadar vazifesini so­na erdirmesi beklenmektedir.

4 Ekim 1951

—Paris:

Kuzey Atlantik Paktı Bakan yardımcıları Konseyi Başkanı Charles Spofford bugün Paris'deki Amerikan Kulübünde yaptığı konuşmada Türkiye ve Yunanistan'ın At­lantik Paktına dahil olmağa davet edilme­leri kararına temasla ezcümle demiştir ki:

«Bu iki memleket müşterek savunma teş­kilâtımızın güney kanadını ziyadesiyle kuvvetlendireceklerdir. Türkiye ve Yuna­nistan'ın Kuzey Atlantik Paktına kabul edilmeleri bu hayatî bölgedeki harp tehli­kesini hiç şüphesiz azaltacak bir keyfiyet­tir.»

7 Ekim 1951

—Paris:

Başkan Truman'ın hususî müşaviri Averell Harriman bu sabah hususî bir askerî uçakla Washington'dan Paris'e gelmiştir. Times, bundan sonra Paktı devletleriyle Türkiye'nin müştereken birleşecekleri ay­rı bir Kumandanlığın kurulmasına büyük bir askerî ehemmiyet atfetmekte ve ayrıca şunları ilâve etmektedir:

«Bununla beraber bu Kumandanlığa Tür­kiye'nin desteği şüpheli değildir.

Fakat mesuliyetler ne olursa olsun. Tür­kiye Orta-Doğu'daki vazifelerini yüklen­mece hazır olabilir. Her şeye rağmen top­raklarının savunması General Eisenho-wer'in komutası altına doğrudan doğruya konmadıkça Türkiye tatmin olmayacak­tın.»

4 Ekim 1951

—İskenderiye:

Burada bildirildiiğne göre, Arap Birliği Ce­zayir ve Tunus'un istiklâl yolundaki gay­retlerini desteklemeye karar vermiştir.

Yayınlanan tebliğde Arap Birliği Siyasî Komitesinin Fas'ın dâvasmı Birlik Konse­yi huzurunda desteklemeye karar verdiği bildirilmektedir.

11 Ekim 1951

—Kahire:

Arap Birliği Konseyi, İngiliz - Mısır And-laşmasımn feshi için tamamen müzahir ol­duğu yolunda Siyasî Komite tarafından kabul edilen karar suretini dün akşamki toplantısında tasdik etmiştir.

Arap Birliği Konseyinde Mısır heyeti baş­kanı Mustufa Nahas Paşa bu karara karşı şükranlarınıifade etmiştir.

Arap Birliği gelecek toplantısını cumartesi günü yapacaktır. Siyasî Komite son olarak bugün toplanacaktır.

14 Ekim 1951

~— İskenderiye:

Arap Birliği Genel Sekreteri Abdurrahman Azzam Paşa, Kasım ayında Paris'te açı­lacak Birleşmiş Milletler Genel Kurul top­lantısında Arap Birliğini temsil edecektir.

Dün akşam son toplantısını yapan Arap Birliği Konseyince alman karar budur.

Basına beyanatta bulunan Azzam Paşa, Birliğin içtima devresinin kapanmış oldu­ğunu ve bugünkü ciddî durum karşısında üyelerin her an toplantıya çağmlabilmele-rininmümkünbulunduğunusöylemiştir.

Arap Birliği Genel Sekreteri, Arap devlet­lerinin toplantı esnasında her hususta tam bir birük ve anlayış göstermiş olduklarını sözlerine ilâve etmiştir.

25 Ekim 1951

— Strasbourg;

Avrupa Konseyinden bildirildiğine göre. Konsey Genel Sekreteri. Jacques Camille Paris. Türk Hükümetinin davetlisi olarak uçakla İstanbul'a gitmek üzere bu sabah Zürich'ten ayrılacaktır. Bİr hafta sürecek seyahati sırasında Jacques Camille Paris, Türkiye Cumhurbaşkanı, Millet Meclisi Başkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanı ve diğer birçok şahsiyetlerle temaslarda bulu­nacaktır.

1 Ekim1951

—Londra:

Liberal News Chronicle gazetesi. Birleşmiş Milletlerin henüz eksik bir teşekkül oldu­ğunu hatırlatarak şunları yazmaktadır:

«Bununla beraber İngiltere, başka türlü hareket etmek imkânını bulamadığı için petrol meselesini Güvenlik Konseyine ar-zetmiştir. Zİra zor kullanmaktan vazgeç­mek mecburiyeti hâsıl olunca ortada mü­racaat edilecek sadece Birleşmiş Milletler Teşkilâtı kalmaktadır. Maamafih İngiltere bu durumu belki de lüzumundan fazla u-zatmıştır. İngiliz Hükümeti, İran, La Haye Adalet Divanı kararma itiraz ettiği zaman Güvenlik Konseyine müracaat etmeli idi.»

—Londra:

Kral Altıncı George'un sıhhî durumu hak­kında yayınlanan sağlık bülteninde Kralın son 24 saat içinde çok daha iyi olduğu bildirilmektedir.

3Ekim1951

—Londra:

Prenses Elizabeth ile Edİmbourg Dükünün çocukları Prens Charles ile Prenses Anna. bu sabah İskoçya'da Balmoral şehrinden trenle Londra'ya dönmüşlerdir.

Çocuklara mürebbiyeleri refakat etmekte İdi.

4Ekim 1951

—Londra:

Kral Altıncı George'un yarın Meclisihâs'm içtİmaında bulunarak Parlâmentonun feshi kararını bizzat imzalamasının mümkün ol­duğu resmen bildirilmektedir.

5Ekim 1951

—Londra:

Çin Hindindeki Fransız kuvvetleri Başko­mutanı General de Lattre de Tassigny bu sabahDışişleriBakanlığındaDışişleriBakanı Herbert Morrison tarafından ka­bul edilmiştir. Bilâhare General de Lettre de Tassigny. Savunma Bakanlığında Ema-nuel ShimvelTi ziyaret etmiştir.

Bilindiği gibi General, İngiliz Genelkurmay şeflerinin daveti üzerine 3 gün kalmak ü-zere dün Londra'ya gelmiştir.

6 Ekim 1951

— Londra:

Doktorlar bugün Kral George'un tehlikeyi atlattığını bildirmişlerdir.

Buckingham sarayından bugün yayınlanan sağlık bülteninde şunlar yazılmaktadır:

Kral her gün biraz daha kuvvet kazan­maktadır. Ameliyatı takip eden devre ih­tilatsız atlatılmıştır. Kralın geçirdiği ame­liyat son derece ciddî olduğundan neka­het devresi de zarurî olarka uzun sürecek ve Kral kuvvetini ağır ağır kazanacaktır.

— Londra:

İngiltere'de seçim mücadelesinin başlangı­cında, siyasî duruma hâkim olan hâdise Churchill ile İşçi Partisi arasındaki mü­nasebetlerin gayet iyi olmasıdır. Filhakika Muhafazakâr Parti bir cok yerlerde. İşçi Partisine karşı Liberal Partiyi desteklemek için namzedini seçimden çekmiştir.

Muhafazakâr Parti aynı zamanda Clement Davies ile parti liderinin grubuna mensup bazı saylavları da desteklemektedir.

Muhalefet liderinin bu hareketinin iki se­bebi olabilir:

1— Herhangi bir sürprize karşı hazır bu­lunmak ve bilhassa Muhafazakâr Partinin İşçi Partisi karşısında sadece bir kaç yer fazla elde etmesi ihtimaline karsı hazırlıklı bulunmak. Bu vaziyet­te Churchill üç veya dört Liberal say­lavın da kendisini destekliye ceği ümi­dindedir.

2— Churchill daima siyasî koalisyonlar içinde yoğrulmuş ve bu fikri tatbik etmiştir. Churchill Liberal Parti sağ cenahına seçimlerde muvaffakiyet ka­zandırdıktan sonra onlara kendi ku­racağı Kabinede bazı Bakanlıklar ve­rebilecek mevkide olacağını da düşün­mektedir.

ChurchîH'i bu yoida Anthony Eden ile Lord Woolton destekliyecektir.

7Ekim 1351

—Londra:

Kral George 6'nın iki hafta önce geçirmiş olduğu ciğer ameliyatını takip eden neka-hat devresi bugüne kadar memnunluk ve­rici bir şekilde devam etmiştir.

Kral sarayından bu sabah yayınlanan sağ­lık tebliğinde şöyle denilmektedir:

«Kral yine rahat bir gece geçirmiştir. Ma­jestenin sıhhî durumu memnunluk verici bir şekilde gelişmektedir.))

8Ekim 1951

—Londra:

Kral Altıncı George'un sıhhatindeki inki­şaf öyle süratli bir seyir takip etmiştir ki, doktorları, 15 gün evvelki ameliyattan be­ri ilk defa olarak bugün sıhhat bülteni neş-retmemişlerdir.

Sarayla ilgili kaynakların bildirdiklerine göre, birkaç gün içinde bülten neşredilmi-yecektir.

—Londra:

Muhafazakâr Partisi lideri Winston Chur-chil! bu gece radyoda yaptığı bir seçim ko­nuşmasında ezcümie şöyle demiştir: «Bu­günkü, fiilî, öldürücü tehlike hariç, İngil­tere'de bir Koalisyon Kabinesi kurmak mevzuubahis değildir.))

9Ekim 1951

—Londra:

Dün gece seçim nutkunu verdiği sırada Churchill, İngiliz - Mısır Andlaşmasınm feshi haberini yorumlamak için mikrofon­dan çekilmiş ve şunları söylemiştir:

Şimdi öğrendiğim haber, eğer doğru ise, Abadan'da bizi vuran darbeden daha va­him ve daha ıstıraplı diğer bir darbenin üzerimize indirilmiş olduğunu göstermek­tedir.

— Londra:

Muhafazakâr Parti lideri Winston Chur­chill, dün akşam radyo ile yayınlanan se­çim nutkunda şunları söylemiştir:

Parti kavgalarına veya sınıf mücadeleleri­ne devam ederek kuvvetimizi harcayacak ■olursak, İngiltere'nin kendi, öz mevcudi­yeti tehlikeye girecektir. Mevcut partilerin hepsi seçimleri elbette kazanmak isterler ve son iki yıllık şiddetli mücadelelerden sonra dış tehlike ihtimali hariç, herhangi bir koalisyon mümkün değildir. Fakat bu anlaşmazlıklarımızın ehemmiyetini müba­lâğa etmeye lüzum yoktur.

Silahlanmaktan bahseden ve daha ciddî bir eda kullanan Curchill, sözlerine şöyle de­vam etmiştir:

Niçin silâhlanıyoruz? Komünist Rusya ile istekleri hilâfına peykleri ve taraftarları olanların Sovyetlerce işgal edilen memle­ketler halkının içinde bulunduğu ölüm se­viyesine bizi de düşürmelerine mâni olmak için mi?

Fakat silâhlanma ancak yarım bir tedbirdir. Silâhlanmış değilseniz kimseden şefaat bek-liyemezsiniz. Şayet silâhlanırsanız Sovyet Rusya ile bir pazarlık ihtimali mümkün o-labilir ve bu pazarlık belki dünyayı bu­gün sarsan dehşetten kurtarabilir.

İşçi Partisi tarafından kendisine karşı ile­ri sürülen ithamlara cevaben Churchill, şunları söylemiştir:

Savaşmak için silâhlanmamız icab ettiği kanaatinde değilim. Ancak münakaşa ede­bilmek için silâhlı bulunmamız lâzım gel­diğini kabul ediyorum. Müzakerelerin baş­layacağı ümid ve kanaatindeyim.

Üçlü bir konferansın toplanması için 1950'de Edimbourg'da yaptığı ve sosya­listlerin reddettikleri teklifi hatırlatan Churchill. şunları ilâve etmiştir:

Eğer böyle bir toplantı yapılmış olsaydı Kore'deki harp tehlikesini ve bunun neti­celerini Önlemiş olurduk. Fakat bugün du­rum gergindir. Malezya'daki Yüksek Ko­miserin katli, mücadelenin nekadar çetin olduğunu göstermektedir.

Churchill, sözlerine şöyle son vermiştir:

La Haye Adalet Divanının kararını red detmekle İran barış dâvasını zayıflatmış­tır.

— Londra:

Orta Doğu savunma sisteminin tamamen çömesinin muhtemel ve mümkün olduğuna dair belirtiler görüldüğü şu sırada, İngiltere, Süveyş Kanalı müstahkem mevkiini kurtarmak için sarfedilecek nihaî gayretleri tetkik etmektedir.

Dışişleri Bakanı Herbert Morrison, Bakan­lığın Orta Doğu işleri mütehassıslariyle yapacağı toplantıda hazır bulunmak üzere seçim propagandası faaliyetine ara ver­miştir.

Muhalefet Lideri W. Churcill dün akşam verdiği bir beyanatta Mısırın 1936 andlaş-masını fesih ve Süveyş'dekİ İngiliz kıta­larının tahliyesi hakkında bir kaç saat ev­vel aldığı kararın, İngiltere'nin İran'daki petrol imparatorluğundan ihracından «çok daha ağır ve hakaretamiz» bir keyfiyet ol­duğunu söylemiştir.

Dışişleri Bakanlığı, Mısır Parlâmentosu­nun fesih kararını tasvibinden evvel ihtilâf hakkında görüşmelerde bulunmak için da­ha vakit olduğunu belirtmekte, fakat Mısır resmî şahsiyetleri aksine olarak, kapıların müstakbel görüşmelere artık kapalı oldu­ğunu ifade etmektedirler. Diğer taraftan İngiliz resmî şahsiyetleri Ürdün ve Irak'tan cesaret kırıcı haberler almaktadırlar. An­laşıldığına göre, İngiltere'nin Orta Doğu'-daki elli senelik hükümranlığından sonra Arap dünyası Doğu ile Batı arasındaki mücadelede geniş bir «tarafsız blok» ihdas etmeğe hazırlanmaktadır. Mısırın son ha­reketi İngiltere'yi gafil avlamıştır. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Kahire Hükümetinin. İngiltere'nin bu- hafta içinde yeni teklif­lerde bulunmak niyetine tamamiyle vâkıf olduğunu söylemiştir.

İyi haber alan kaynaklardan açıkladıklarına göre, üç büyükler İngiliz - Mısır Andlaş-masimn karşılıklı feshi ve bunun yerine Mısır'la muhtemelen Türkiye'yi içine ala­cak bir Orta Doğu Savunma Paktının ka­im olmasını teklif etmeği tasarlamış bu­lunuyorlardı.

Fakat Mısırlı şahsiyetler, İngiliz kıtaları Süveyş Kanalı bölgesinden çekilmedikçe. Hükümetin muhtemelen böyle bir teklifi müzakere etmeyeceğini belirtmektedirler.

İngiliz yetkili şahsiyetleri, Mısır'ın dünkü hareket tarzını, İngiltere ve Birleşik Ame­rika'nın Türkiye ile mutabık kalarak, Arap devletlerim tehdit ettikleri yolunda ko­münistlerin Orta Doğu'da yarattıkları inancın bir emaresi şeklinde mütalâa et­mektedirler.

İngiltere, «anlaşmanın tek taraflı olarak feshini kanunsuz» telâkki etmekte ve res­mî şahsiyetler, anlaşmanın 1956'da sona ermesine kadar Süveyş Kanalı bölgesin­dekiİngilizkuvvetlerindenhiçbirinigençekmek niyetinde olmadığını bildirmekte­dirler.

Kanal bölgesinde bulunan bütün İngiliz kıtalarına kışlalarında kalmaları emredil­miştir.

Buradaki resmî kaynaklara göre, Türkiye, Birleşik Amerika, ingiltere ve Fransa, İn­giliz - Mısır ihtilâfını halletmek maksa-diyle Mısır'a hâlâ yeni tekliflerde bulun­mak temayülündedirler. Bu tekliflerde, Mısır'ın Orta Doğu savunma sistemine it­halini derpiş etmektedirler.

Dışişleri Bakanlığı- sözcüsü İngiltere'nin, İran için olduğu gibi, Güvenlik Konseyine müracaat edip etmiyeceği hususunda bir şey söylemeği reddetmiş, fakat, İngiltere ile Mısır arasındaki İhtilâfın 1947'de Mı­sır'ın müracaatı neticesi esasen Güvenlik Konseyi gündeminde bulunduğunu, fakat o zamandan beri hiçbir takririn bu müracaatı destekleyecek kadar taraftar toplamadığını sözlerine ilâve etmiştir.

—Londra:

Süveyş Kanalı bölgesindeki İngiliz Kuv­vetleri Başkomutanı General Sir George Erskine, Bugün Mısır meselesi üzerinde Herbert Morrison, Kara, Hava ve Deniz Kurmay Başkanları ve Dışişleri Bakan­lığı mütehassıslarının iştirakiyle öğleden sonra yapılan müzakerelere katıldıktan sonra, karargâhına dönmek üzere Londra'­dan ayrılmıştır.

—New-York;

İngiltere, Güvenlik Konseyinin önümüzde­ki toplantısında, Londra ile Tahran arasın­da İkİ taraflı müzakereler yapılmasını der­piş eden yeni bir karar sureti sunacaktır.

Hâlen tasvip edilmek Üzere Dışişleri Ba­kanlığına gönderilmiş olan bu tasarının metni İngiliz delegesi Sir Gladwyn jebb tarafından kaleme alınmıştır. Sİr Gladwyn Jebb, bu tasarıyı hazırlarken Birleşik A-merika delegesi Ernest Gross ve Fransız delegesi Francis Lacoste ile görüşmüştür. İngiliz heyetine yakın çevrelerin kanaatine göre, İngiliz tasarısı petrol ihtilâfının hal tarzı mevzuunda İngiltere ile Amerika a-rasmdaki görüş ayrılıklarını telif edecek­tir.

10 Ekim 1951

—Londra:

Mısır hakkındaki beyanatını vermeden evvel M. Morrison, bütün gün Orta Doğu uzmaniariyleistişarelerdebulunmuştur.

— Londra:

Bağımsız Times gazetesi «Azimli hareket etmenin vakti geldi» başlığı altında Mı­sır'daki durumu tetkik etmektedir. Gaze­te, Mısır hükümeti ve Başbakanın dört devlet tarafından yapılan teklifleri ve Or­ta Doğu savunmasına iştiraki reddetmesi üzerine ciddî bir buhranı önlemek ümit­lerinin artık suya düştüğünü ve bu şart­lar dahilinde hükümetin ödevi açık oldu­ğunu söyliyerek şöyle devam, etmektedir:

Süveyş Kanalı mıntakasmm güvenliği İn­giltere, İngiliz milletler topluluğu ve bü­tün hür Batı dünyası için o kadar büyük bir önem taşımaktadır ki. sırf Mısır 1936 Andlaşmasını feshetti diye ingiltere için kuvvetlerini geri çekmek bahis mevzuu bi­le olamaz. Sudan'da yüklenmiş olduğumuz mükellefiyetler de herhangi bir şüpheyi kaldıracak derecede o kadar aşikârdır ki Mısır'ın Sudan için yaptığı taleplere mu­kavemet etmemiz gerekmektedir. İngiltere için Süveyş mıntakasmdakİ haklarını mu­hafaza maksadiyle zor kullanmak icap e-derse ve Sudan halkına yaptığı vaidleri tutmak için gerekiyorsa kuvvete başvurul­malıdır. İktidarı müteâssıplarm avcıma teslim etmeği intaç edecek kargaşalıkları durdurmak Mısır hükümetinin menfaati icabıdır.

Milletlerarası sahada bu öyle ciddî bir me­seledir ki, İngiltere büyük ihtimalle, Mısır'ı Orta-Doğu savunmasına iştirake davet eden devletlerin kendisini takviye etmesini talep edecektir. Birleşik Amerika, Fransa ve Tür­kiye Mısır'ın batı güvenliği bakımından ö-nemini resmen tanımış bulunuyorlar. Her biri resmî ve sarih bir beyanda bulunacak olursa bu durumun aydınlanması ve Mısır'­la siyasî münasebetlerin yeniden tesisi ba­kımından faydalı olabilir.

Times netice olarak, herşeyden evvel Batılı devletlerin Orta-Doğu'daki siyasetlerinin gözden geçirilmesi gerektiğini ileri sürmek­tedir. Son yıllarda Batılı devletler Orta-Do-ğuyu bir komünist tecavüzüne, hiç değilse bir komünist nüfuzuna açık bir bölge telâk­ki etmektedir. Bütün bu memleketlerde hâkimiyet komünist aleyhtarı olmaları ge­reken, bununla beraber Batılı devletlerin komünist tehlikesinde kendi durumlarını muhafaza için istifade etmek istediklerine inanmış olan siyasî liderler tarafından ida­re edilen milliyetçi ve mutaassıp dinî kuv­vetlerin elindedir. İşin kötüsü bu insanların plânlarıbaşarı kazandığıtakdirdeOrta-

Doğu'nun iktisadî ve savunma bakımından çok zayıf bir duruma düşeceği ve komü­nistlerin meydanı boş bulacak olmalarıdır.

—Londra:

Radyoda bir seçim konuşması yapan Dış­işleri Bakanı Morrison Orta - Doğu mü­dafaa anlaşması tahakkuk edinceye kadar İngiliz kuvvetlerinin Mısır'da kalacaklarını ve Mısırlılar memleketlerinde bulunan İn­gilizlerin mallarını ve canlarını koruma­dıkları takdirde İngiliz kuvvetlerinin bu işi üzerlerine alacaklarını bildirmiştir.

Morrison devamla demiştir k£ İngiltere hiçbir zaman Sudan halkının hürriyetini bir müdafaa anlaşması uğruna satmayacak­tır. Muhafazakârlar Orta - Doğu buhranını bir seçim propagandası olarak kullanmak­tadırlar. Halbuki İşçi Partisinin İran'daki siyaseti sulhu kurtarmaktır.

19Ekim 1951

—Londra:

General Eisenhower, bu sabah uçakla Pa­ris'tenLondra'yagelmiştir.

20Ekim 1951

—Londra:

Süveyş Kanalı bölgesine yeni İngiliz tak­viye kıtalarının yollanmasına devam edil­mektedir.

Kahire'den verilen ve henüz teyid edilme­miş olan bir habere göre. dün gece geç vakit Sudan'daki Mısır kuvvetleri Kurmay Başkanına Kahire'de kalması emri verilmiş­tir.

Bundan 12 saat kadar evvel Sudan'daki İn­giliz Valisi, Mısır generalinden şimdilik Sudan'a dönmemesini istemişti.

—Londra:

Salahiyetli bir kaynaktan bildirildiğine gö­re, Türkiye, Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa Orta - Doğu'nun,savunması hak­kında teşkilâtı tamamlamak üzere çalışma­larını hızlandırmışlar ve hazırlıklarına Mısır'ı dahil etmeden devama karar ver­mişlerdir.

Savunma teşkilâtına bir sonuç verecek o-lan 4 büyük devletin salahiyetli temsilci­lerinin Washington'da pek yakında bir toplantı yapmalarını temin etmek üzere diplomatik kanallardan yapılan müzakere­ler ilerlemiştir.

Yeni tadil, Mısır'a fikrini değiştirdiği tak­dirde, eşit haklara sahip olarak bu savun-

ma andlasmasına iştirak etmesini sağlamak­tadır.

Bu arada, 4 devlet de vakit geçirmiyerek, Mısır'ın savunma andlaşmasmın dışında olduğu faraziyesinden ilerleyerek askerî ve iktisadî bakımlardan plânlarını tesbit edeceklerdir. Orta - Doğu'nun savunma teşkilâtı genel karargâhının, bütün azala­ra uygun gelen Kıbrıs adasında tesis edil­mesi muhtemeldir. Fakat salahiyetli kay­naklar, Mısır'ın durumu ne olursa olsun, Orta - Doğu savunmasının en esaslı üssü­nü Süveyş Kanaîındakinin teşkil edeceğini belirtmektedirler.

Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtının Askerî Komisyonuna iltihak etmek üzere Türk ve Yunan temsilcileri pek yakında Wa-shington'a hareket edecekler ve bu iki memleketin Orta - Doğu'nun savunmasın­da oynayabileceği rol hakkında yapılacak müzakerelerde de hazır bulunacaklardır.

Gelecek aylar esnasında Türkiye'nin Orta-Doğu'nun savunma kumandanlığında kiiit mevkü işgal ederken Yunanistan'ın Gene­ral Eisenhower'in güney cenahına ithal edi­lip edilmemesi hakkında katî bir karara varılmasına intizar edilmektedir.

Diğer taraftan Orta - Doğu ile ilgili olan İngiliz Milletler Topluluğuna dahil Avus­tralya, Yeni Zelanda'ya yeni teşkilâta âzâ olarak girmelerini talep eden davetiyelerin pek yakında yollanılacağı sanılmaktadır. Orta - Doğu'da Türkiye'den sonra askerî bakımdan kuvvetli bir devlet olarak kabul edilen İsrail'e de daha sonra herhalde bit davetiye yollanacaktır. Ayni mahfillerden ilâve edildiğine göre, şimdilik İsrail'i bu projeye bütün hakları haiz bir âza sıfatile davet etmek mevzuubahis değildir.

Bundan başka söylendiğine göre, Türkiye'­ye Türk kuvvetlerinin mümkün olduğu nisbette Türk komutanları emrinde kala­cağı yolunda teminat da verilmiştir. Aynı zamanda Türk kuvvetlerinin, hükümetin müsaadesi alınmadan başka bir cepheye gönderilmeyeceği de. Ankara'ya temin edil­miştir.

Bu kaynaklara göre, son zamanlarda Wa­shington, Paris, Londra ve Ankara'da ya­pılan siyasî ve askerî müzakereler, Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtını Türkiye'nin Av­rupa'da bir ileri mevzi şeklinde telâkki olunması gerektiğine inandırmıştır.

Müşavirler, Türkiye'nin Batı savunma pro­jelerine dahil edilmesi gerektiğini bildir­mişlerdir. Böylece Türkiye Avrupa ve Or­ta - Doğu savunmaları arasında bir bağ va­zifesini görecektir.

21 Ekim 1951

— Londra:

İngiliz gazeteleri bugün Muhafazakârların iktidara iktidara gelişini yorumlamaktadır­lar.

Sunday Chronicle şunları yazmaktadır:

Clıurchill tarafından kurulan yeni Kabine, tam muhtaç olduğumuz hükümettir. Yeni iktidar ağır bir yükü taşıyabileceğinden ve milletin desteğine mazhar olduğundan e-min olarak yürüyebilir. Muhakkak olan bir şey varsa, o da olup bitenlerden daima haberdar olacağımızdir.

Sunday Dispatch şöyle demektedir:

«Churchill döndü ve dünya yeni ve heye­canlı bir alâkayla dikkatini bize çevirmiş­tir.»

Observer gazetesi, Muhafazakâr çoğunlu­ğun belki çok az olduğunu, fakat milletve­killerinin 195'den beri emsalsiz bir Par­lâmento disiplini içinde iyi yetiştiklerini yazmakta ve şöyle demektedir:

«Seçimlerin neticesinin bir iyiliği de her iki partiyi, Liberal ve diğer partilerin seç­menlerine daha çok dikkat etmeğe mecbur edeceğidir. Muhafazakârların kuvvetli bir şekilde idare edebilmeleri için sadece ken­di partilerinin destekleyicilerinin değil, fa­kat bir bütün olarak memleketin itima­dına ihtiyaçları olacaktır. Bu, her türlü sanayi mücadelesine mâni olmak ve azimli bir dış politika tatbik edebilmek için ge­reklidir. Seçim kampanyasında ve hattâ sonra Churchill millî birlik ihtiyacına ve parti mücadelelerinde sükûna büyük bir ehemmiyet atfetmiştir. Avam kamarasında partiler arasında ihtilâflar olacağı muhak­kaktır. Fakat bu ihtilâflar şu üç nokta dü­şünülecek olursa azalmalıdır:

1— Memleket iktisadî bir buhran karşı-smdadir ve bunu yenmek için bütün partilerin müşterek gayretleri lâzım­dır.

2-— Bu buhranı yenmek için alınacak ted­birlere karar verirken realist, bir Mu­hafazakâr siyasetten başka seçilecek yol yoktur. Bu siyaset aklıselim sahibi İşçi bir Başbakanın takip edeceği po­litikaya az çok benzemeli ve muhalefet tarafından parti mülâhazalariyle edil­memelidir.

3-— Eski Parlâmentoda dış siyaset iki par­tili idi, bunun böyle devam etmesi lâ­zımdır.

Churchill cömerttir, işte bunu ispat etmesi içinbundan iyi birfırsatolamaz.Avam


Kamarasındaki her iki parti arasında iti­dal ve vatanseverlik hâkim olmalıdır.))

Sunday Times gazetesi Muhafazakârların etde ettiği zayıf çoğunluktan memnun gö­rünmemektedir. Zira bu partinin, bazı ted­birleri yürürlüğe koymak lâzım geldiği za­man neticelerinden belki zarar göreceği kanaatindedir. Gazete şunları yazıyor:

Muhafazakâr hükümet sadece kendisini destekleyenler menfaatine değil, fakat bü­tün milletin menfaatine memleketi idare etmelidir. Memleketin muhtaç olduğu şey dahilde iyi bir hükümet ve hariçte makûl bir idare, ekonomik finanslar, iyi bir dip­lomasi ve demokrat dünyanın kuvvetli bir müdafaası dır. Vatandaşlık haklarımız da bunlara dahil olmalıdır. Bu şekilde hare­ket etmek, seçimlerde iradesini izhar etmiş olan ingiliz milletinin isteğini yerine getir­mek demektir. Bu, esasında, soldan sağa bir seçim kayması değil, fakat 300.000 o-yun mutedil İşçilikten, terakkici muhafa­zakârlığa devridir, Seçmenler kesin tedbir­ler için değil, daha iyi Bakanlar ve daha iyi bir hükümet lehine oy vermişlerdir.

22 Ekim 1951

— Londra:

İngiltere'nin muhtelif yerlerinde tesis et­tikleri bir düzine sandıkla memleketin nab­zını yoklayan efkârı umumiye istatistikçi­leri bugün aldıkları neticelerden sonra İn­giliz seçmenlerinin 25 Ekim perşembe günü yapılacak olan seçimlerde Winston Chur-chill'in Muhafazakâr Hükümetini İş başına getireceklerini müttefikan iddia etmişler­dir.

Muhafazakâr gazetelerden Daily Graphic ise, geçen bir hafta zarfında Muhafazakâr­ların faikıyetinin % 1 artarak tahminî se­çim neticelerinin % 51 Muhafazakârlar, % 42 Sosyalistler şeklinde tecelli edeceğini bildirmektedir.

Geçen hafta içinde yapılan diğer bir tah­minde seçmenlere 5 mevzu üzerinde sualler sorularak elde edilen rakkamlarda Muhafa­zakârlar %41,8, Sosyalistler ise % 36.4 nisbetinde rey toplayabilmişlerdir.

Muhtelif seçmenlere sorulan beş mevzu şunlardır:

Ev, İran, maliye ve iş meseleleri.

İstatistikçiler, Muhafazakârların perşembe günü yapılacak seçimler sonunda 625 âzalı Avam Kamarasına 43 ilâ 100 arasında bir üstünlük sağlayarak girebileceklerini iddia etmişlerdir.

Son yapılan tahminlere göre ise Muhafa­zakârlar yeni Avam Kamarasında geçen seçimde Sosyalistlerde olduğu gibi, ancak 5 farkla üstünlük sağlayabileceklerdir.

23Ekim 1951

—r Londra:

Tahliyeleri icap ettiği takdirde, Mısır'da bulunan İngiliz askerleri ailelerinin Black-pool limanında misafir edilmeleri için lâ­zım gelen tertibatın alındığı resmen bildi­rilmiştir.

Hâlen Mısır'da bulunan İngiliz askerlerinin karılariyle çocukları sayısının 12.000 ka­dar olduğu tahmin ediliyor.

Bunlardan başka Mısır'a kocalariyle baba­larının yanma gitmek üzere Empreso of Austraîia gemisi ile yola çıkan, fakat Mısır topraklarına ayak basarnayan 800 kadın ve çocuk da Blackpool limanında misafir edileceklerdir.

24Ekim 1951

— Londra:

İngiltere seçimleri kampanyası başladığı günden sona erdiği tarihe kadar fazla ha­raretli bir manzara arzetmeden nihayetlen-miştir.

Plymouth'ta konuşan ve muhtevası bakı­mından mühim bir nutuk irad eden Wins-ton Churchill, kendisinin «harb istediği» hakkında işçiler tarafından ileri sürülen ithamları büyük bir belâğatle reddetmiş­tir.

Eski ve belki de müstakbel Başbakanın konuşması, 1500 kişi önünde cereyan etmiş olmasına rağmen, bu sabahki Londra ga­zetelerine büyük manşetlerle mevzu teşkil etmiş ve en az 3.000.000 insan tarafından okunmuştur.

Muhafazakâr Partinin seçimi kazanması takdirinde Dışişleri Bakanlığına gelmesi kuvvetle muhtemel bulunan Antony Eden de seçim kampanyasını, Liverpool. man-chester ve Salford gibi geniş ölçüde sınaî merkezleri muhiti içine alan Lancashire'de sona erdirmiştir.

Seçim işleriyle yakından alâkalı İngiliz mütehassıslarına göre, Attlee'nin iktidarda kalması veya Churchiirin Başbakanlık ma­kamına gelmesi yarın yapılacak seçimlerde Lancashire bölgesi seçmenlerinin verecek­leri oya bağlı bulunmaktadır.

Eden, bu bölgedeki son seçim nutkunda bilhassa İran ve Mısır hâdiselerinden bahsederek İşçi Partisinin bu konularda güt­tüğü siyasetten mütevellit «zafiyetleri» şiddetle tenkid etmiştir.

Mısır ve Sudan'dan ithal edilen pamuk­larla çalışmak ve bunları işletmek ile ge­çinen bir çok mensucat fabrikalarını ihtiva eden bu bölgede Dden'in temas ettiği haki­katler fevkalâde dikkati çekmiştir. Bu ham maddenin tesliminde hâsıl olacak in-kıtaın bu bölgede çok ciddî endişelerin hu­sulüne meydan vereceği söylenmektedir.

Buna mukabil Londra'da, İngiltere baş­kentinde İşçi Partisinin kazanmasiyle si­yasî mesleğini muhafaza edecek olan Dış­işleri Bakanı Herbert Morrison, seçim kampanyasına, temayülleri İşçi Partisi le­hine olmayan bölgelerde devam zorunda kaimış ve dün akşam Holborn - Saint Panrras mahallesindeki mektep binasına giderek orada konuşmuştur.

Büyük sayıda muarızların bulunduğu sa­londa konuşan Dışişleri Bakanının sözleri müteaddit defalar kesilmiş ve ancak mik­rofon sayesinde kendini nisbeten duyurma­ya muvaffak olmuştur. Esasen Morrison'un buradaki konuşması yalnız iç politika sa­hasına inhisar etmiştir.

Öte yandan Muhafazakâr Parti taraftarla­rının gösterdiği hoşnutsuzluk alâmeti, ek­seriyeti İşçi Partisi mensuplarından mü­rekkep bulunan topluluğun kanaatini tak­viye etmiştir.

Londra yakınlarında Walthamstow'daki seçim bölgesinde bulunan Başbakan Attlee de, kendisiyle Bevan arasındaki ihtilâf hak­kında seçmenler tarafından sorulanlara ce-vab vermekten başka bir şey söylememiş ve bunun mühim bir anlaşmazlık teşkil et­mediğini ilâve eylemiştir. Bugüne kadar Başbakanın yaptığı toplaritüar gayet sakin geçmiş ise de dün akşamki konuşması Sir Oswiald Mosley'in faşistlerine nümayişte bulunmağa vesile vermiştir.

—Londra:

Aşağıdaki rakamlar 1951 genel seçimlerin­de oy kullanacak seçmenlerin sayısını gös­termektedir:

İngiltere....28.809.112

İskoçya3.421.433

Gal1.812.712

Kuzeyİrlanda..871.855 Yekûn..34.915.112

—Londra:

Çin Denizinde Kaptan Kid'in hazinesini aramaya gidecek olan «La Morna» adlı 24 metre uzunluğundaki yelkenli, bugün Port-

smouth civarında bulunan Gosport'tan ha­reket edecektir.

Bir milyon Sterlingden fazla kıymette altın ve mücevherden müteşekkil olduğu rivayet edilen bu hazinenin beş mil uzunluğunda ve üç mil genişliğinde bir adada saklı ol­duğu söylenmektedir. Adanın yeri Kaptan Kid'in haritasında mevcuttur ve bu hari­tayı Kid 1701'de Wappin'de korsanlık yü­zünden tevkif ve idam edilmeden evvel ka­rısının yün sepetine saklamıştır. Simdi bu haritaya sahip olan aslen Yunanlı Kaptan Anthanasios Commandareas gemiye kap­tanlık edecektir. Mürettebat, Alman hava­cılığında vazife görmüş eski bir pilot, Ka­nadalı iki talebe, bir İngiliz iş adamı, ve eski bir müzfzyenden müteşekkildir.

Yelkenlide bir fıçı rom, yumurta, domuz sucuğu gibi yiyceklerle beraber, muhtelif eşyalar bulunmaktadır. Bu eşyalar arasın­da bir mayin arayıcısı, kazmalar, kürekler, sinema makineleri de mevcuttur.

Bütünmürettebattepeden tırnağa kadar silâhlıdır ve korsanların ananevi«Ölüm» işaretini taşımaktadırlar.Gemİilkönce Singapur'a doğru yol alacaktır. 25 Ekim 1951

—Londra;

Türkiye saatiyle 3.15'de alınan bir telsize göre, 124 milletvekilliğinin neticesi belli olmuştur.

Bunlardan İşçiler 69, Muhafazakârlar 54'ü-nü kazanmışlardır.

Neticesi belli olan 75 seçim dairesinde İşçiler 1.687.321 yani oyların yüzde 49,77'-sini, Muhafazakârlar 1.617.268 yani oyla­rın 47,71'İni kazanmışlardır.

Liberallerin aldıkari rey sayısı 68.068'dır.

—Londra:

Bu sabah başlamış olan İngiltere genel se­çimlerinde bazı garip sahnelere de rastlan­maktadır.

Kuzey İrlanda ile müstakil Güney İrlan­da'yı ayıran hududun Pettigo kasabasının içinden geçmesi yüzünden halkın yarısı sandık başlarına gitmekte, diğer yarısı da seyirci kalmaktadır.

Devon'un 12 mil açığındaki Lundy ada­sının İS sakini aralarında teessüs etmiş bulunan ananeye uyarak oylarını kullan­mamışlardır. Bu 18 kişi hiçbir vergi de ödememektedir.

—Londra:

Bugünkü umumî seçimler hakkında öğle üzeri alınan haberlere göre, oya iştirak nîs-

beti geçen senekinden daha yüksek olacağa benzemektedir.

Geçen sene yüzde 84 gibi rekor teşkil eden bir iştirak nisbeti kaydedilmiştir.

—Londra:

Buradaki umumî kanaate göre, Winston Churchill tekrar iktidarı ele alacaktır. Se­çime iştirak nisbetinin de geçen seneye nazaran daha yüksek olacağı tahmin edil­mektedir. Öğleye kadar oylarını kullanan­ların sayısı yüzde 20 ilâ 30 arasındaydı. Geçen sene ise ayni müddet zarfında İşti­rak nisbeti yüzde 18'i geçmemişti.

—Londra:

Seçimlerde bugün akşama kadar bütün memlekette mühim hiçbir hâdise olmamış­tır. Bununla beraber Muhafazakâr Parti Merkez Bürosu, bu sabah rakibi İşçi Par­tisini haysiyet kırıcı propaganda afişleri dolaştırmakla itham etmiştir.

—Londra:

İşçi Partisinin gazetesi Daily Mirroir, bi­rinci sahifesini büyük bir tabanca resmi ile Churchill ve Attlee'nin resimlerini bas­mış, altına da şunları yazmıştır: «Tetikte kimin parmağı var? Bugün tetik­teki sizin parmağmızdır. Güvenlik ve sos­yal adalet içinde terakki yolunda sulhu mü­dafaa eden partiye oy veriniz.»

Churchill bu resim ve yazılardan dolayı Daily Mirror gazetesi aleyhine dâva açmış­tır.

—Londra:

Londra bölgesinin ilk neticesi cenup Ham-mersmith seçim dairesinde belli olmuştur. Esasen İşçi Partisi tarafından işgal edil­mekte olan bu milletvekilliğini 19.273 oyla İşçi namzedi Williams kazanmıştır.

Muhafazakârlardan Hinton 16.038 oy al­mıştır.

—Londra:

Gece yarısından az sonra 22 milletvekilliği neticesi belli olmuştur. Bunlardan 12'sini İşçiler, 10'unu Muhafazakârlar kazanmış­lardır.

—Londra:

Grenviç saatiyle 23'de İşçilerle Muhafaza­kârlar atbaşı beraber gitmektedirler.

—Londra:

Batıda Bolton'da İşçilerin bir milletvekil­liğini Liberaller ele geçirmişlerdir.

—Londra;

Hükümet âzasından âkibeti belli olan ilk şahıs Çalışma Bakanı olmuştur. Bakan sandalyasmi muhafaza etmiştir.

Akar-yakıt Bakanı Noel Baker Derby'de seçimi kazanmışsa da geçen seferkinden iki bin rey eksik almıştır.

—Londra:

Grenviç saatiyle 24'de 75 milletvekilliğinin neticesi belli olmuştur. Bundan41'iniİşçiler,33'ünüMuhafaza­kârlar ve birini de Liberaller kazanmıştır.

—Londra:

Ipswich'de Ham Maddeler Bakanı Richard Stoks da seçimi kazanmıştır. Böylelikle Hükümet âzasından tekrar seçilenlerin ade­di şimdilik üçe çıkmıştır.

—Londra:

İskoçya'dan ilk netice gelmiştir. Kilmar-nock sanayi şehrinde İşçi namzedi William Ross çetin .bir savaşdan sonra rakibi Mu­hafazakâr Glen'i mağlûp etmeğe muvaffak olmuştur.

—Londra:

İlk 15 seçim bölgesinde yapılan tasnif ne­ticesinde İşçiler oyların yüzde 48.19'unu ve muhafazakârlar da 50,88'İni almışlardır.

—Londra:

Son haberlere göre 85 mebusluktan 47'sini İşçiler, 37'sini Muhafazakârlar ve birini de Liberaller kazanmışlardır.

25seçim bölgesinde alman neticelere göre.İşçiler569.585,Muhafazakârlar553.193rey almışlardır.

50 seçim bölgesinde alman neticelere göre ise. İşçiler 1.128.587. Muhafazakârlar 1.110.275 rey almışlardır. Seçim nisbeti Muhafazakârlar için yüzde 49. İşçiler için yüzde 50'dir.

—Londra:

En son haberlere göre, İşçiler 58, Muhafa­zakârlar 46, Liberaller 1 milletvekilliği ka­zanmışlardır. Tasnif ilerledikçe iki büyük parti arasındaki fark biraz açılmıştır. Manchester'de İşçiler bir milletvekilliği kaybetmişlerdir.

26Ekim 1951

—Londra:

Avam kamarasındaki 625 mebusluk için dün yapılan seçimlerde şimdiye kadar tasnif edilen 323 yerden işçiler 175 mebusluk kazanmışlardır. İşçilrin kaybı 12'dir.

Buna mukabil Muhafazakârlar 145 yer ka­zanmışlardır. Bu defa işçilerden aldıkları yerlerin adedi 10'dur. Liberaller ise ancak 2 mebusluk elde edilmişlerdir.

—Londra:

İngiltere seçimlerinde yeniden seçilen ilk şahsiyetler şunlardır:

Londra'dan Emeklilik İşleri Bakanı Ge-orge İsacs, Lancashire'den Eğitim Bakanı Tomlinson, Derley'den Yakıt Bakanı Noel Baker.

—Londra:

Sabaha karşı 3.25'de neticeleri öğrenilen 200 mebuslukta durum şöyledir:

İşçiler 112, Muhafazakârlar 86, Liberal­ler 2.

—Londra:

Saat 3.45'de alınan neticelere göre 249 mebuslukları İşçiler 136, Muhafazakârlar 111, Liberaller 2 yer kazanmışlardır.

—Londra:

Başbakan Attlee Walthmston'dan 12.500 oyluk bir çoğunlukla yeniden seçilmiştir.

—Londra:

Seçimlerde yeniden seçilen şahsiyetler ara­sında Londra'nın Muhafazakâr mebusu ve Churchill'in damadı Duncan Sandys de vardır. Eski Bakanlardan ve muhtemeİ Muhafazakâr Hükümette ChurchilTin ken­disine Çalışma Bakanlığını tevdi edeceği Muhafazakâr Sir Davİd Maxweü de yeni­den seçilmiştir.

—Londra:

Neticeleri belli olan 150 seçim dairesinde oyların tasnifi şöyledir: İşçiler : 3.473.357 (% 50,04). Muhafazakârlar:3.344.597 (% 48,19). Liberaller:102.250. Muhtelif: 20.54.

—Londra:

Aneurin Bevan, Galler memleketinden 21.500 oy çoğunlukla tekrar seçilmiştir.

-— Londra:

Saat 4.15'de 285 mebusluk üzerindeki ne­ticeler şöyledir:

İşçiler 154, Muhafazakârlar 129, Liberal­ler 2.

—Londra:

Saat 4'de alman neticelere göre 175 seçim-dairesinde oy tasnifi şöyledir: İşçiler:4.121.037(yüzde 50,67) Muhafazakârlar:3.654.309 (yüzde 47.39) Liberaller:126.095 Muhtelif:31.525.

Diğer taraftan seçime iştirak nisbeti yüzde 81.74 olarak tahmin edilmekte idi.

—Londra:

Dışişleri Bakanı Herbert Morrison yenidea seçilmiştir.

—Londra:

Donatım Bakanı Straus Londra'dan, İaşe Bakanı Maurice Webb Bradford'dan yeni­den seçilmişlerdir.

-— Londra:

Plymouth'dan adaylığını koymuş olan Muhafazakâr Partisi liderinin oğlu Ran-dolph Churchill, İşçi Partisinin solcu me­buslarından Michael Foot tarafından 2390 oy çoğunlukla mağlûb edilmiştir.

—Londra:

Havacılık Bakam Arfhur Henderson da Staffordshire'da Tipton'dan tekrar seçil­miştir.

—Londra:

İran'da petrol ihtilâfı meselelerinde mu-vaffakiyetsizliğe uğrayan Mührühas Lordu ve Ham Maddeler Bakanı Richard Stokes. yerini yeniden elde etmek üzere müthiş bir şekilde mücadele etmek zorunda kal­mıştır.

İşçi Partisinin en zengin iş adamlarından olan Richard Stokes İpswich seçim daire­sindeki eski yerini Muhafazakâr adayla çok sıkı bir mücadeleden sonra az bir fark­la elde edebilmiştir.

Stokes 1950 seçimlerinde 4236 bir çoğunluk elde etmişti.

İşçi Kabinesi mensuplarından Ticaret Ba­kanı Sir Hartley Shawcross, St. Helene seçim dairesindeki yerini elde tutabilmek için çok mücadele etmek zorunda kalmıştır.

— Londra:

Birinci Dünya Harbi Başbakanlarından LLoyd George'un oğlu Gwilm LLoyd George yeniden seçilmiştir.

— Londra:

İşçi Partisi Lancashire eyaletinin pamuk şehri Bolton'da doğu ve batı seçim dairelerinde çifte mağlûbiyete uğramıştır.

Muhafazakârlar bu 2 seçim dairesinde sı-rasiyle 368 ve 2748 oy farklariyle İşçi a-daykrı mağlûb etmişlerdir.

Kuzey İngiltere'de bir işçi şehri olan Dar-Iington'da Eğitim Bakanlığı Parlâmento Sekreteri İşçi adayı David Hordman ye­rini 813 oy farkla bir Muhafazakâra terk-etmigtir.

—Londra:

Londra'nın kuzeyinde yapılan tasnif sonun­da Muhafazakâr aday Bennett'in 17.378 oyuna mukabil, 1950 seçimlerinde İşçi me­busu Lola W. Mackay, ancak 17.076 ay alabilmiştir.

Bu seçim dairesinde İşçiler bu şekilde bir yer kaybetmişlerdir. Avustralya'da doğ­muş olan Mackay,. bilhassa Avrupa Fede­rasyonu fikrini müdafaa için muhtelif Av­rupa memleketlerini dolaşmıştı.

Westbronwich'te Muhafazakâr aday Müs­temleke İşleri Devlet Bakanı John Dug-dale 30.845 oyla yeniden seçilmiştir. Muha­fazakâr rakibi Johnson ancak 17.086 oy alabilmiştir.

—Londra:

Neticeleri alınan 200 seçim dairesinde oy tasnifi şöyledir:

İşçiler:4.755.078 (yüzde 51,20) Muhafazakârlar: 4.348.091 (yüzde 46,82) Liberaller:149.940 Muhtelif: 33.321.

—Londra:

Saat 5'te 50 aday, verilen oy adedinin as­garî sekizde birini toplayamadıkları cihetle İ 50 İngiliz liralık teminatlarını kaybet­mişlerdir. Bunlardan 36'sı Liberal, 6'si Ko­münist ve 8'İ de muhtelif partnere men-subdur.

—Londra:

Saat 4.45'te 250 seçim dairesinde elde edi­len neticelere .göre oy tasnifi şöyledir: İşçiler:5.892.033 (yüzde 50,25) Muhafazakârlar:5.592.291(yüzde47.69) Liberaller:204.671 Muhtelif:37.599.

Bu 250 seçim dairesinde iştirak nisbeti yüzde 82,20'yi bulmuştur.

— Londra:

Plymouth'un Sutton seçim bölgesinde Mu­hafazakâr aday John Jacob Astor'un 28.908 oyuna mukabil İşçi adayı Mrs. Lucy Middleton 28.198 oy alabilmiştir.

İşçi aday, Parlâmentodaki yerini Lady As-tor'un oğlu olan Jacob Astor'a terketmiş-tir.

Lady Astor, Avam Kamarasına girmiş olan ilk kadın mebustur.

—Londra:

İşçi Kabinesinde 1945 senesinden beri U-laştırma Bakanı olan Alfred Barnes, East Ham seçim bölgesinde 32.174 oy almıştır.

Barnes'İn Muhafazakâr rakibi Barted ise 12.813 oy alabilmiştir.

—Londra:

Muhafazakâr Partisi lideri 76 yaşında bu­lunan Winston Churchill. bugün erken sa­atlere kadar gelen seçim neticelerine göre muhtemel olarak tekrar iktidara gelebile­cektir.

Londra'daki evinde yerleştirdiği ve İngil­tere'nin her tarafıyla irtibatı temin eden telgraf makinelerinin başından bütün gece ayrılmayan harb senelerinin eski lideri Winston 'Churchill, 6 sene muhalefetten sonra iktidara geçişi beklemektedir.

Diğer taraftan en yakın mesai arkadaşları­na rağmen, bu sene umumî seçimlere gidil­mesine karar veren İşçi Partisi lideri Att-lee.nin dünkü seçimler sırasında mağlûbi­yeti bazı hâdiseler yüzünden kaçınılmaz bir hal almıştır.

Muhafazakârların çoğunluğu kabul edil­mekle beraber, bunun genişliği henüz tah­min edilememektedir. Bununla beraber se­çimlerden evvel siyasî müşahidler Muha­fazakâr Partinin diğer bütün partilere nis-betîe 20 yer üstünlük sağlayabileceğini tah­min etmişlerdi.

— Londra:

Saat 5'de alman haberlere göre İşçiler 167. Muhafazakârlar 142, ve Liberaller iki mil­letvekilliği kazanmışlardır.

—Londra:

Dün gece yarısından sonra Muhafazakâr Parti merkezinde beyan edildiğine ?öre, şimdiye kadar bildirilen neticeler, seçim­lerden önce Muhafazakâr Parti tarafından izhar edilen ümidleri haklı göstermekte­dir.

Muhafazakâr Parti Teşkilâtı Başkanı Lord Woollton. geceyarısına doğru Parti merkezi olan Abbey House'dan ayrılarak Chur-chilPin evine gitmiştir.

—Londra:

Yeniden seçilen şahsiyetler arasında Hazi-


ne Bakanı Douglas Jay ve Başsavcı Sir Frank Soskice de bulunmaktadır.

— Londra:

Alman son neticelere göre 330 seçim dai­resinde oyların tasnifi şöyledir: İşçiler:7.101.982 (yüzde 50,23) Muhafazakârlar:6.762.2S8(yüzde47.82) Liberaller:235.792 Muhtelif:39.921.

Bu 330 seçim dairesinde iştirak nisbeti yüzde 82,2S olarak tesbit edilmiştir.

—Londra:

Bu sabahki İngiliz gazeteleri, son baskıla­rında halen elde edilen 323 neticesinin gös­terdiği siyasî durum etrafında ilk yorum­larını yapmaktadırlar.

Tefsirciler umumiyet itibariyle büyük bir ihtiyatkârlik . göstermekle beraber muhafa­zakârların kazanacakları çoğunluğun 20-40 saylavlık arasında bulunacağında ittifak etmektedirler.

Times gazetesinin siyasî muhabiri, İşçi Par­tisinden Muhafazakâr Partiye geçen oy sa­yı nisbetinin yüzde bir derecesinde olduğu kanaatini İzhar etmekte ve şimdiye kadar tezahür eden temayül devam ettiği taktirde Muhafazakâr Parti ekseriyetinin takriben 20 saylavlık kadar olacağını tahmin eyle­mektedir.

Sağcı bağımsız Daily Express gazetesi de son dakikada herhangi bir değişiklik olma­dığı taktirde Muhafazakâr çoğunluğun 40 savîavlık kadar olacağı tahminini yürüt­mektedir.

Liberal News Chronicle gazetesi. Liberalle­rin Muhafazakârlar lehinde verdikleri oyla­rın seçimlerde katı rolü oynadığını kaydet­mekte ve İşçi Daily Herald gazetesi de sa­bah saat 4'te Muhafazakârların başta gel­mekte olduğunu yazmaktadır.

—Londra :

Kâğıt üzerinde işçilerin Muhafazakârlar­dan 25 mebusluk fazla elde etmelerine rağ­men neticeleri ilân edilen seçim dairesi Sosyalistlerin zaten üstün bulundukları şe­hir ve kasabalarda bulunmaktadır.

Bugün öğleye doğru açıklanacak neticeler bilhassa Muhafazakârların şehir ve kasa­balarla geriye kalan iç gölgelerden gelecek­tir.

Muhafazakâr Partiye mensub bir sözcünün tahminine göre, tasnif normal seyrini ta-kib edecek olursa Muhafazakârlar özlü bir çoğunlukla iktidara gelebileceklerdir.

Kurulacak olan Muhafazakâr Kabinesinde mühim bir mevki alacağı sanılan Muhafa­zakâr lider Lord Woolton ise Churchill'in riyaset ettiği bir toplantıdan, ayrılırken «seçimlerin noktası noktasına ümit ettik­leri şekiled»cereyanettiğini bildirmiştir.

— Londra:

Son neticelere göre 325 seçim bölgesinde oylar şu şekilde dağıtılmıştır: İşçiler:7.678.536 oy nisbet (yüzde 50) Muhafazakârlar: 7.357.981 oy nisbet (yüz­de 48)

Liberaller: 251.075 oy nisbet (yüzde 11,5) Komünistler:9.427 Diğerleri: 30.494.

—Londra:

İngiltere genel seçimlerinde Türkiye saa­tiyle 14.30'da yapılan tasnif sonunda 374 yerin 190'ını İşçiler (kazanç 1, kayıp 12). 182'sini Muhafazakârlar (kazanç 11, kayıp 1), Liberaller 2(kazanç 1).

—Londra:

Türkiye saatiyle 14.45'e kadar alman neti­celere göre İşçiler 901, Muhafazakârlar 192 ve Liberaller 3 mabusluk kazanmışlar­dır.

—Londra:

375 seçim dairesinden son alınan neticelere göre oylar aşağıdaki sayılarda ve nisbet-lerde dağılmıştır.

İşçiler:8.667.513(yüzde49) Muhafazakârlar:8.540.813 (yüzde 49) Liberaller:274.662 (yüzde 11,5) Komünistler:9.427 Diğerleri:36.973.

—Londra:

Türkiye saaüie 15.15'te alınan neticelere göre, İşçiler 215, Muhafazakârlar 229 ve Liberaller 3mebusluk kazanmışlardır.

—Londra:

Türkiye saatiyle 15.30'da alman son ne­ticelere göre İşçiler 223, Muhafazakârlar 254 ve Liberaller üç mebusluk kazanmış­lardır. İşçiler 2 mebusluğa mukabil 15, Muhafazakârar 15'e mukabil bir ve Libe­raller bire mukabil iki yer kavbetmişler-dir.

—Londra:

Türkiye saatiyle 15,45'te alman neticelere göre İşçiler 237, Muhafazakârlar 271 ve Liberaller 3 mebusluk kazanmışlardır. İtriler 3 mebusluğa mukabil 17. Muhafaza­kârlar 17'ye mukabil 1 ve Liberaller de bire mukabil 3 mebusluk kaybetmişlerdir.

—Londra:

Dışişleri Bakanı Eden'in Önümüzdeki pa­zar günü Paris'e gideceği ve Fransız Dışiş­leri Bakanı Robert Schuman ile, bilâhare de Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Dean Acheson ile görüşmelerde bulunacağı Dış­işleriBakanlığındateyidedilmiştir.

Bundan başka İngiltere, Fransa ve Birle­şik Amerika Dışişleri Bakanları arasında askıda kalan beynelmilel büyük meseleler hakkında gayri resmî mahiyette üçlü bir konferans toplanacağı muhtemel görül­mektedir.

İyi haber alan bir İngiliz kaynağından bil­dirildiğine göre Almanya, Orta - Doğu ve Kore meseleleri tetkik edilecek meselelerin başında gelmektedir.

—Londra:

Kabine toplantısını müteakip Başbakanlık tarafından neşredilen tebliğde Başbakanın silâhlanma müddeti devamınca veya aza­mî üç sene için kendi gelirini 10 bin İn­giliz lirasından 7 bine indirmeye karar vermiş olduğu bildirilmektedir.

Bundan başka 5 bin İngiliz lirası alan Ba­kanlar ise 4 bin İngiliz lirası alacaklardır.

Tebliğde ilâve edildiğine göre, Başbakan Bakanlık arabalarında da geniş bir kısıntı yapmak niyetindedir. Diğer taraftan Eden'in bundan böyle Avam Kamarasında Muhafazakâr liderliğini deruhte etmiye-ceğİ ve bu vazifeyi Sağlık Bakanı Crook-shank'm ifa eyliyeceği de öğrenilmiştir.

—Londra:

Başbakan Churchill, Dışişleri Bakanı Eden'e bidayette vermiş olduğu Avam Ka­marasıMuhafazakârPartiliderliğivazi-

fesini kendisinden almayı kararlaştırmış­tır.

Sağlık Bakanı Croockshank Eden'e sadece yardımcılık edecek yerde, onun yerine li­derliği tamamiyle deruhte eyleyecektir.

Bu değişikliği bildiren Kabine tebliğinde Eden'in önümüzdeki aylar zarfında yaban­cı memleketlerde yapılacak bir çok kon­feranslarda hazır bulunacağı cihetle Avam Kamarasındaki İiderlik vazifesinden affını rica ettiği ve Başbakanın bu ricasını kabul eylediği işaret olunmaktadır.

Bu derece ağır iki vazifeyi aynı zamanda ifa etmesini Churchili'in Eden'den istemiş olması, siyasî mahfilleri hayrete düşürmüş­tü.

Crookshank, Avam Kamarasında usul me­seleleri üzerinde mütehassıs bulunmakta­dır.

31 Ekim 1951

—Londra:

W. S. Morrison, 261 oya karşı 318 oyla AvamKamarasıBaşkanlığınaseçilmiştir.

—Londra:

Başbakan Churchill, bugün öğleden sonra merasime gecikmiş olduğu halde saat 3'e çeyrek kala Avam Kamarasına gelmiş ve Parlâmentonun tekrar açılması müsaade­sini veren Kralın masajını okumuştur.

Lordlar Kamarasında açılış merasimi cere­yan ederken, Muhafazakâr mebuslardan bir grup Avam Kamarasında kalarak Baş­bakanıhararetlealkışlamışlardır.

Churchill, herhalde kasdî bir dalgınlıkla iktidar partisinin işgal ettiği tarafa geçme­den evvel, muhalefet sıralarına oturur gibi yapmıştır.

image008.gif9 Ekim 1951

— Paris:

Müttefik Genel Karargâhına mensup, umu­miyetle inanılır kaynaklardan öğrenildiğine göre, General Eisenhower ve Birleşik A-merika, İngiltere ve Fransa askerî büyük­leri bugün ayrı bir Orta - Doğu Komutan­lığı İhdasına dair Ingüizler tarafından ileri sürülen bir teklifi tetkik etmişlerdir. Yeni Komutanlık Avrupa'da kurulmuş bu­lunan şimdiki Başkomutanlık örneğinde ve doğrudan doğruya Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtına karşı sorumlu olacaktır.

İngiltere ile olan 1936 Anlaşması muva­cehesinde Mısır'a hâlâ şüpheli bir ortak gözü ile bakılmaktadır. Orta - Doğu Ko­mutanlığının Kuzey Afrika sahilini, Mısır, Suriye ve Türkiye'nin ihtiva etmesi ihti­mali vardır.

Eiserhower ile İmparatorluk Genelkurmay Başkanı Mareşal Slim, Amerikan Müşterek Kurmay Heyetler aşkanı General Bradley

ve Fransız Genel Kurmaylar Heyeti Baş­kanı General Lecheres Paris civarındaki Genel Karargâhta görüşmüşlerdir. Müstakil Orta - Doğu Komutanlığı hemen hemen muhakkak surette Türkiye'yi içine alacak, Yunanistan ise muhtemelen Eisenhowerin komutasına verilecektir. Düşünülen diğer bir hal çaresi de bir Akdeniz Komutanlığı­nın, yani ulaştırma yollarına bakacak Ce-belüttarık'tan Marsilya'ya kadar olan sa­hayı kaplayan bir Deniz Komutanlığının kurulmasıdır.

Bir sözcü, alâkalı devletler, bilhassa son durumun ışığı altında Mısır muvafakat etmedikçe teklif edilen bu Orta - Doğu Komutanlığı meselesinde hiçbir anlaşmaya varılamaz, demiştir.

19 Ekim 1951

— Paris:

General Eisenhower, bu sabah uçakla Lon­dra'ya hareket etmiştir.

Yazan:Ahmet Şükrü Esmer

15 Ekim 1951 tarihli Ulus'tan

İtalyan Başbakanı Alcide De Gasperi geçen ay zarfında Yaşington'a yaptığı ziyarette memleketi namına bir takım istifadeler temin etmeye muvaffak olmuştu. Bunlar başlıca üç kısma ayrılır:

1-İtalyan barış andlaşmasınmdeğiştiril­mesi.

2- İtalya'nın iktisadî zorluklarına çare bu­lunması.

3- Tiryeste meselesinde İtalyan görüşünün desteklenmesi. İtalyan barış andlaşması 20 Şubat 1947 ta­rihinde Paris'te imzalanmıştır. Andlaşma imzalandığı zaman, İkinci Dünya Harbinin heyecanı henüz devam ediyor ve Mussolinİ-nİn komşusu Fransa'yı «arkasından bıçak-lıyarak» harbe katılmasından doğan hisler de politika adamlarının hareketlerine hâ­kim oluyordu. Bu hava içinde hazırlanan ve 1947 Şubatında imzalatılan barış and­laşması İtalya'nın silâhlı kuvvetlerini tah­dit etmektedir. Anlaşmaya göre İtalya'nın ancak 250 bin askeri, 350 uçağı ve 6 bü­yük, 40 küçük harb gemisi bulunabilecek­tir.

Aradan geçen dört buçuk yıl içinde millet­lerarası şartlar değişmiştir. İtalya barışın korunması için kurulan Atlantik müdafaa sisteminin bir üyesi olmuş ve demokrasi­lerle işbirliğine girişmiştir. İşte üç büyük devlet barış andlaşması kayıtlarının İtal­ya'nın milletlerarası münasebetlerindeki vazife ve mesuliyetleriyle telif edilemiye-ceğini gördüklerinden bu kayıtların kaldı­rılmasına ve 1947 Şubat andlaşmasmın İtalya lehine değiştirilmesine karar vermiş­ler ve bu kararlarını geçen ay Vaşington'-da neşrettikleri bir beyanname ile ilân et­mişlerdi.

Fakat İtalyan barış andlaşması yalnız üç büyük devlet tarafından imzalanmış-büyük devlet tarafından imzalanmıştır. Anlaşmayı üç büyükten başka yirmi ka­dar devlet de imzalamıştır ki, bunlar arasında İtalyan meseleleriyle yakından ilgili olan Yugoslavya, Yunanistan, Habeşistan ve Rusya da vardır.

Yugoslavya cephe değiştirmezden önce, milletlerarası hayatta İtalya'nın rakibi idi. Cephe değiştirdikten sonra bu rekabet eski hâd safhasını muhafaza etmemekte ise de Triyeste meselesi üzerinde iki devlet ara­sında derin anlaşmazlıklar vardır. Yugo­slavya andlaşması değiştirilmezden önce Triyeste meselesinin halledilmesini istemek­tedir. Üç büyük devlet de Vaşington'da bu Triyeste meselesini olduğu halde bırakma­yı tercih etmişlerdir. Gerçi 1948 Nisanında aynı üç büyük Triyeste bölgesinin İtalya'­ya geri verilmesine taraftar olduklarını bil­dirmişlerdi. Fakat o sıralarda henüz Yugo­slavya Rusya ile birlikte yürüyordu. Cep­he değiştirip de demokrasilerle işbirliğine giriştikten sonra üç büyük, Triyeste mese­lesinde iki tarafı da korumak politikasını takibetmektedirler. Uç büyüğe göre, Tri­yeste meselesi İtalya ile Yugoslavya ara­sında varılacak bir anlaşma ile halledilme­lidir. Böyle iki taraflı bir anlaşmaya varıl­ması için de adım atılmıştır.

Fakat İtalyan andlaşmasmın değiştirilme­sine asıl engel olan Rusya'dır. Filhakika andlaşmanın değiştirilmesine razı olması için yapılan müracaata Rusya geçen gün cevabını vermiştir. Bu cevapta Rusya and­laşmanın değiştirilmesi teklifini, doğrudan dağruya reddetmiyor. Fakat bunu demok­rasilerin kabul edemiyeceği birtakım şart­lara bağlıyor. Rusya İtalyan andlaşmala-riyle birlikte, Bulgaristan, Romanya ve Ma­caristan gibi peyk devletler andlaşmalan-nın da değiştirilmesini ve bu devletlerin İtalya ile beraber Birleşmiş Milletlere üye olarak alınmalarını ileri sürmektedir.

Hakikat şudur ki, bahis konusu olan Doğu Avrupa devletleri esasen Rusya tarafından silâhlandırılmış bulunmaktadır. Herkes bi­liyor ki, Bulgaristan'ın, Romanya'nın ve Macaristan'ın silâhlı kuvvetleri imzalamış oldukları barış andlaşmalannın hududu içinde değildir. Fakat bu olup bittiyi kabul etmek demokrasilerin işlerine elvermez. Öte yandan Rusya, demokrasiler cephesin­de olup da henüz Birleşmiş Milletlere üye olmiyan her devletin teşkilâta alınmasını, kendipeyklerininalınmalarınabağlamış ve peykler alınmadıkça demokrasilerin -a-daylarını da veto etmiştir. Bu tedbirle Rusya Birleşmiş Milletlere bir sürü peyk­leri sokabileceğini ummaktadır. Rusya'nın bu hareketi Birleşmiş Milletler Anayasa­sının ruhuna aykırıdır. Çünkü Birleşmiş Milletler Anayasası teşkilâta üye olacak devletlerde aranacak şartlan saymaktadır. İtalya'nın bu şartları haiz olduğuna da şüphe yoktur. Fakat Rusya'nın vetosu bu devletin Birleşmiş Milletlere üye olmasına engeldir.

İtalya'nın Rus vetosu karşısında Birleşmiş Milletlere girmesi şimdilik geri kalabilir. Fakat öyle anlaşılıyor ki, andiaşmanm si­lâhlı kuvvetleri tahdit eden hükümleri, Rusva'ya rağmen kaldırılacaktır. Demokra­siler sebep olarak aynı kayıtların, Rus teşvikiyle, peyk memleketler tarafından kaldırılmış olduğunu İleri sürmektedirler ki. bu sebebin makul ve mantıkî olacağına şüphe yoktur.

Rusya'nın bu silâhlardan haberi olmaması mümkün değildir. Haberi olduğu içindir ki tecavüze geçmeğe cesaret edemiyor. Hi­roşima üzerine 6 yıl önce düşen atom bombası Japonya'yı İkinci Dünya Harbin­de yendiği gibi. Rusya'nın kinci Dünya Harbinden sonraki plânlarını da altüst et­miştir. Rusya harpten sonra takip edeceği yolu çizerken atom bombasını hesaplama-mıştı. Rusya'nın da atom bombası yaptığı artık Stalin tarafından da itiraf ediliyor. Fakat Rus endüstrisinin bu sahada Ame­rikan endüstrîsiyle rekabet edebileceğine ihtimal verilemez.

SovyetRusya'nınyenisulh

Yazan: Necmeddin Sadak

9 Ekim1951tarihli Akşam'dan

Dünya basını, son günlerde, Sovyet Rus­ya'nın esaslı bir sulh propagandasına giri­şeceğini yazıp durdu. Bu tahminin ileri sü­rülmesine sebep, Doğu Almanya Başveki­linin, Batı Almanya'ya yeni seçimle bir­leşme teklifinde bulunmuş olmasıdır. Doğu Almanya'nın bu teklifi arkasında Rusya'­nın gizlendiği söylendi. Gerçekten, Sovyet Rusya yeni bir sulh taarruzu yaptı, fakat sanıldığındanbaşkatürlü...

Bir atom infilâkmin peşinden Mareşal Stalin'in sesi yükseldi. Hatırlardadır ki Stalin, geçen Şubatta «Pravda» gazetesi­ne uzun beyanatta bulunmuştu. O beyana­tın gayesi Sovyet Rusya'nın orduyu terhis ettiğini ve emperyalist Amerika'nın Kore'­den çekilmesi lâzımgeldiğini, aksi takdirde denize döküleceğini, ve bugünkü şartlar içinde harbin kaçınılmaz bir şey olmadığı­nı belirtmek içindi. Bu defa da ((Pravda» gazetesinde çıkan beyanatı atom silâhının kontroluna Amerika'nın engel olduğunu ve atom bombasına malik olan Rusya'nın «ne Amerika'ya, ne başka bir memlekete tecavüzü düşünmediğini» ve telâşa mahal Gİmadığını söylemek içindir.

Atom bombasını patlatıp, bütün kabahati Amerika'ya yüklenen bu barışsever sözleri yayınlamak, Avrupa ve Amerika'da ne gibi

tesirler doğuracak bilinemez. Rusya'daki bu ikinci atom infilâkı ve Stalin'in bu ikin­ci beyanatı, Batı Almanya'nın Avrupa müdafaasına katılması meselesinde, ve bir ay sonraki Birleşmiş Milletler toplantısın­da havayı değiştirir mi, kestirmek güçtür. Şu var ki, Amerika'dan gelen ilk tepkiler hep eskisi gibidir.

Atom silâhının kontrolü meselesinde Sta-Hn'İn mantığına uymak kolay olmaz. Bi­lindiği gibi, Rusya istiyor ki ilkin mevcut atom .bombaları tahrip edilsin, atom silâ­hının kullanılması yasak olsun, ondan sonra bir kontrol şekli bulunsun... Ame­rika teklif ediyor ki evvelâ atom silâhları­nın istihsali yasak edilerek milletlerarası sıkı kontrol altına alınsın, ondan sonra mevcut bomba stokları tahrip edilsin... Staiin Rusya'nın da atom silâhına malik olduğunu ileri sürerek eski iddiada ısrar ediyor. Fakat Amerika, bu sahada Rusya'­dan çok daha ileride olduğuna inanıyor. Rusya evvelâ kontrolü kabul etmedikçe atom müsabakasına son vermek, yazık ki mümkün olmıyacaktır. Çünkü, bu durum­da, yani Rusya'nın siyaseti değişmedikçe Amerika, elindeki atom silâhlarını, yani tek üstünlüğünü yoketmeğe razı olamaz. Amerika, barışseverliği, bu fedakârlık de­recesine kadar götürmek istese dahi, bütün Birleşmiş Milletler bu hamakati irtikâb et­memesi için ona yalvaracaklardır. Doğu Almanya'nın Batı Almanya'ya yeni seçimler yaparak birleşme teklifi, bu tek­lifi Stalin'in desteklemesi, Rusya'da ikinci atom İnfilâkının arkasından yeni beyanat... Bütün bu teşebbüsler gösteriyor ki Rusya, her şeyden fazla Batı Almanya'nın Atlan­tik Paktı müdafaa sistemine girmesini, yâni bir ordusu olmasını önlemeğe çalışıyor. Fransa'ya gönderdiği nota bu endişenin en açık alâmetidir. Fransa, bu notaya pek gü­zel cevap vermiş ve 1939 da Stalin'in Hit-ierle andlaşma imzahyarak Polonyayi tak­sim ettiklerini ve kuvvetli bir Hitler Al-manyasmın Avrupa'ya lâzım olduğu hak­kında Molotof'un gene 1939 da nutuk söylediğini hatırlatmıştır. İkinci Dünya Harbi başında Hitler Almanya'sını resmen destekliyen Rusya, bugün Batı devletleri­ni, yıkık Almanya'yı silâhlandırmakla it­ham ediyor. Hâdiseler gösteriyor ki Batı Almanya hakkında yakında alınacak ka­rarlar Rusya'yı her şeyden fazla ilgilendir­mektedir.

Sovyet Rusya'nın bu yeni sulh taarruzu.Almanya'nın silâhlanması işine tesir eder

mi? ingiltere'de,İşçi Partisi,yeni seçimlere «sulh» parolası altında giriyor. Fransa'da,

Almanya'nın eşit haklarla Avrupa Ordu­suna katılmasını istemiyen, Almanya'dan asker alınarak Rusya'nın tahrik edilmesin­den çekinen çevreler hâlâ vardır. Gerek İngiltere, gerek Fransa acele silâhlanmak için kendi bütçelerinden daha fazla para ayiramıyacaklarmı söylüyorlar. Bu şartlar içinde Rusya'nın yaptığı bu sürekli barış propagandası tam tesirsiz kalamaz. Unut­mamalı ki İngiltere'de İşçi Partisi sulh propagandasİyle seçime girerken Churchill de: «İlk işim gidip Stalin'le konuşmak olacak...« diye propaganda yapıyor. Batı Avrupa ve Atlantik devletleri de Ameri­ka'dan daha bol para almadıkça kımıldan­mak niyetinde olmadıklarım artık gizle­meye bile lüzum görmüyorlar.

Bu propagandaya Amerika aldırış etmi-yecektir. Amerika efkârında, Almanya İşini sürüncemede bırakan Fransa'ya karşı küskünlük artıyor. İran petrolleri dâvasın­da kendisini yalnız bıraktığı için İngiltere, Amerika'ya gücenmiştir. Bütün bu imkân­lar, ihtimaller, yani karşıyı ayırmak ve ayartmak hedefi, Sovyet Rusya'nın hesap­ları içindedir. Bıkmadan, usanmadan bu yolda yürüyor. Daha da yürüyecektir. Önünde yeni fırsatlar var: Bu yıl İngil­tere'de seçim, gelecek yıl Amerika'da se­çim...

Mareşal Stalin: «Ne Amerika'ya, ne baş­ka bir memlekete tecavüz etmek niyetin­de değiliz» derken belki samimîdir. Rus-va'nm niyeti, anlaşılıyor ki, beklemektir. Belli ki umduğu var. Batı âlemi hâlâ anla­şıp birleşecek. Allah bilir ne zaman!

Mareşal Stalin'in son demeci türlü tefsirlere yol açmıştır»,

Yazan:Necmeddin Sadak

14 Ekim1951tarihli Akşam'dan

Tam iki yıl önce, Eylül ayında Başkan Trııman, Rusya'da bir atom patladığını dünyaya haber vermişti. Truman bu habe­ri, bir nutukla, Birleşmiş Milletler toplan­tısında bizzat açığa vurmağa neden lüzum görmüştü? Bu sualin cevabıhatırlıyo­ruz kî o zaman uzun uzadıya araştırıl­mış. Başkan Truman'a türlü niyetler yük-letilmişti. İki senelik tarih gösterdi ki Tru­man, Amerikan milletini ve dünyayı daha fazla hazırlanmaya zorlamak için Rusva'da ilk atom infilâkı haberini allayıp pullayip ortaya sunmuştu. Truman'ın bu korkulu havadisini,Sovyetlerinresmî«Tass»Ajansı İki üç gün sonra, sadece ve kısaca teyid etmekle kaîdı, Moskova'dan başka bir ses çıkmadı.

Başkan Truman, geçen hafta, Rusların ikinci atomu patlattıklarını, bizzat değil, bu defa bir basın memuru vasıtasİyle ilân etti.-Aradan üç gün geçmedi, Stalin bu se­fer, bu haberi bizzat teyid etmeğe lüzum gördü, «Pravda» gazetesine usulen beyanat verdi. Stalin, bu beyanatını niçin yayın­ladı? Şimdi de iki sene evvelkinin aksine, dünyayı meşgul eden mesele budur.

Bazılarına göre. Stalin, Rusya'da ikinci atom tecrübesinin Amerika'da ilân edilmiş olmasından istifade ederek atom silâhının yasak edilmesi dâvasını tazelemek maksa-diyle ve bu hedefe ulaşmak için bu beya­natını hemen yazdırmıştır.

Böyle bir tefsir doğru sayılabilirdi, eğer Stalin'in demecinin şekli başka türlü ol­saydı... Halbuki, fikrimize kalırsa, Stalin, bu demecinde, atom silâhının vokedilmesî ve kontrolü bahsinde, yeniden konuşma açmak şöyle dursun, kapılan kaDamakta-dır. Çünkü atom silâhının kontrolü mese­lesinde Rus ve Amerikan, hattâ Rus ve Birleşmiş Milletler tezleri, hiç uyuşamıya-cak şekilde biribirinden uzaktır. Stalin ise Sovyet teklifinde şiddetle ısrar ediyor.

Bundan önceki yazımızda kısaca belirtti­ğimiz gibi Amerikan teklifine göre ilkin milletlerarası bir kontrol komisyonu kuru­lacak, bu komisyon, uranium madenlerin­den başlıyarak atom silâhı yapmağa yan-yan bütün istihsallere elkoyacak, lâbora-tuyardan fabrikaya kadar atom imalâtını kontrol edecektir. Yâni Amerika, atom enerjisinin harb silâhı gibi kullanılmaması­na taraftardır, tam ve sıkı bir kontrol ol­ması şartiyle...

Sovyet Rusya teklifine göre ise, evvelâ atom silâhı yasak edilecek, eldeki atom bombaları da bozulacak, ondan sonra mil­letlerarası bir komisyon kurulacak ve bu komisyon da her devletin ancak izin vere­ceği yerleri teftiş edebilecek...

Bu iki teklif nasıl uyuşur? Birinin gayesi atom silâhını gerçekten ve her yerde ya­sak etmek, diğerinin hedefi.ise Amerika'nın elindeki atom bombalarını tahrip ettirmek­tir. Amerika, pek tabiî olarak buna rıza göstermediği gibi. Birleşmiş Milletler A-tom Komisyonunda hiç bir devlet bu Rus oyununa gelmek istememişti. Şimdi Stalin aynı teklifi, hiç değiştirmeden tekrarlıyor. Tekrarlamakla da kalmıyor, Amerikaya şiddetle çatıyor. Bir anlaşmaya varma yolu bu olmasa gerektir.

1 Ekim 1951

— Abadan:

Tahran'dan bildirildiğine göre. Birleşik A-merika'nın İran Büyükelçisi Loy Hender-son, bugün Başbakan Musaddık ile uzun bir görüşme yapmıştır. Eu hususta her­hangi bir açıklamada bulunulmamış ise de Birleşik Amerika'nın son dakikada bir uz­laşma teminine açlıştığı bilinmektedir. A-badan'daki İngiliz teknisyenleri, Petrol Kumpanyasının Londra merkezine sert ifa­deli bir telgraf çekerek: «Hareketimizin petrol ihtilâfını halle yarayacağına dair ortada bir delil yoksa, sivasî rehine olarak Abadân'da kalmayı istemiyor,' İran polisi tarafından huduttan öteye atjlmaktansa buradan ((nazikâne» çekilmeyi tercih edi-. yoruz» demişlerdir.

Başbakan Yardımcısı Hüseyin Fatemî, bu­rada yaptığı bir basın konferansında de­miştir ki:

İngilizler Güvenlik Konseyine başvurmakla İran. İngilizlerin tard emrini kaldıracak değildir, ingilizler Basra'ya gitmedikleri takdirde Tahran'a gelip uçakla hareket e-debiIİrler. Son günlerde birçok Alman pet­rol mütehassısları bize müracaatla iş iste­mişlerdir. İran bu müracaatları tedkik et­mektedir. Konseyin petrol ihtilâfında hiçbir kazaî hakkı yoktur. Eğer Konsey bu mese­leyi ele alacak olursa bu hareket, kuvvet­linin zayıfa karşı zor kullanmasını affet­meye benzeyecektir.»

— Abadan:

Bugün basın konferansında demeçte bulu­nan Anglo - İranian Petrol Kumpanyası Umum Müdürü Alik Mason, Güney İran'­daki İngiliz Başkonsolosuna bu sabah Londra'dan gelen telgrafta, ingiliz harp gemilerinin, çarşamba günü Abadan'daki İngiliz personelinin tehliyesinin temin edi-' leceğinin bildirildiğini söylemiştir. Abadan'daki İngiliz personelinin sayısı 313'dür.

3 Ekim 1951

— Tahran:

Başbakan Musaddık, Güvenlik Konseyi müzakerelerinde hazır bulunmak üzere ge­lecek pazar gütü Tahran'dan ayrılacaktır. Hareket saati henüz tayin edilmemiştir.

Başbakan beraberinde İran murahhas he­yeti olduğu halde İsveç Şirketine ait bîr uçakla New-York'a varır varmaz, Musad­dık tedavi için şehrin hastahanesine gide­cektir.

Diğer taraftan Başbakan, İran Parlâmento­su Müşterek Petrol Komisyonu üyelerine birer mektup göndererek kendilerini Gü­venlik Konseyi müzakerelerinde hazır bu­lunmak üzere Lake Success'e gitmeye davet etmiştir.

La Haye'deki İran Ortaelçisi Hüseyin Na-vab da Lake Success'e hareket etmek em­rini almıştır.

.— Tahran:

Abadan'daki Petrol tasfiyehanelerinin tah­liyesi, hiçbir hâdise cereyan etmeden sona ermiştir. İran makamları büyük bir neza­ket ve doğrulukla hareket etmişlerdir. 17 kişiden ibaret olan İngiliz kadınları, 8.50'de kalkan İngiliz hava servisi uçaklariyîe ilk olarak hareket etmişlerdir.

İran makamları, formaliteleri asgarî hadde indirmişler ve büyük bir hüsnü niyet mi­sali vermişlerdir. Şirketin 300'ü bulan er­kek memurları bu sabah saat 8'den evvel klübde toplanmışlardır. Burada kısa süren bir gümrük muayenesine tâbi tutulmuşlar ve daha sonra limana hareketle orada ken­dilerini bekleyen İran Petrol Kumpanyası motörlerine binmişlerdir.

Tasfiyehanenin direktörü Kenneth Ross, limana gelerek her memurun ayrı ayrı el­lerini sıkmıştır. Sivil ve askerî İran ma­kamları da İngilizleri uğurlamak üzere li­mana gelmiş bulunuyorlardı. Hareket hemen hemen samimî bir hava içinde cereyan etmiştir. Günün yegâne hâ­disesi şudur:

İngiliz - İran Petrol Şirketi direktörünün yanında gazeteciler ve bilhassa bir Ame­rikalı sinema operatörü bulunuyordu. Bir İranlı polis, Amerikalı sinema operatörünü tevkif etmiştir. İngiliz direktör bir taksiye binerek yanında bir polis memuru olduğu halde en yakın polis merkezine gitmiş ve Amerikalının serbest bıraktırılmasma mu­vaffak olmuştur.

Dün ingiliz - İran Petrol Şirketi direktör­leri şerefine İran Petrol Şirketi İdare He­yeti tarafından bir ziyafet verilmiştir.

7Ekim 1951

—Tahran:

Bu sabah uçakla New-York'a hareket et­meden önce Başbakan Musaddık, İranlıla­rın petrol İhtilâfında gösterdikleri sükûnet­ten dolayı teşekkürlerini ifade etmiştir:

Başbakan İran milletinin istikbalde de aynı azimli hareketi muhafaza edeceği yolunda­ki kanaatini ifade etmek maksadiyle radyo ile bir mesaj göndermiş ve demiştir ki:

«Zulüm görmüş bir milletin haklarını Bir­leşmiş Milletler Teşkilâtı önünde müdafaa etmek üzere mukaddes vatan topraklarını terkettİğim sırada siz vatandaşlarımı Alla-hin koruması için duayı fırsat bildim. Bu büyük millî savaşta bugüne kadar elde edi­len bütün başarılar sizlerin siyasî olgunlu­ğunuzun ve dünyanın takdir ettiği ihtiyatı­nızın neticesidir. Milletimizin giriştiği mü­cadeleyi küçümseyenler azim ve kararımı­zın şimdiye kadar bizi iktisadî ve siyasî esaret altında tutan zincirleri birer birer söküp atmak imkânını bîzc verdiğini artik kabul etmelidirler.

8Ekim 1951

—New-York:

İran Başbakanı Dr. Musaddık, yanında oğ­lu ve kızı olduğu halde, gazetecilere üç da­kika süren Fransızca beyanatında Ameri­kan tarih ve halkını Öğdükten sonra şöyle demiştir:

Küçük milletlerin ıstırap ve sefaletlerini arttıracak her tedbire muhalefet edeceği­nize emin bulunuyoruz. İran'ın son elli sene zarfında gelişmemesi, yoksulluk ve talihsizlik içinde yaşamasının sebebi zalim ve sömürgeci Petrol Kumpanyasının petrol çıkarmak ve ihraç etmek bahanesile sene-

de yüz milyonlarca dolar kâr teminine ça­lışmakta olmasıdır.

En muhtaç ve çıplak halkın tabiî kaynak lan,hertürlüentrikalarçevrilipkukla hükümetler kurularaknisbet ve derecesi gittikçe artarak her sene daha fazla soyul­makta idi.

Eski İngiliz - İran Petrol Kumpanyası ile olan yegâne ayrılığımız işte bu tek nok­tada tebellür etmektedir. İşte bu adı ge­çen Kumpanya adına İngiltere hükümeti «koruyucu rolüne» bürünerek dâvasını Güvenlik Konseyine aksettirdi.

Eski Anglo - İranİan Petrol Kumpanyası hissedarlar grubunun .fakir milletlerin ser­vetini yağmaya devamda ve bütün küçük milletleri hürriyet ve adalet prensiplerine karşı ' besledikleri temel îmanı sarsmakta mevcut milletlerarası teşkilâttan faydalan­mak imkânını bulabilmesi, bana inanılmaz bir hâdise olarak görünüyor.

Dr. Musaddık perşembeye kadar New-York'ta bir hastanede kalacaktır.

17 Ekim 1951

—Tahran:

Liyakat Ali Han'ın Öldürülmesi burada büyük bir endişe uyandırmıştır. Resmî mahfiller Pakistan'da karışıklıklar çıkma­sından ve İran'ın doğu hudutlarının gü­venliğinin sarsılmasından endişe etmekte­dirler.

İki yıl önce muzafferane bir şekilde karşı­lanan Tahran'a yaptığı seyahatte Liyakat AH Han. İran - Pakistan dostluğunu tesis etmiş ve o zaman müslüman milletlerin birliğine kat'î surette taraftar olduğunu be­yan eylemişti.

Bu dostluk jran Şahının Pakistan'a yap­tığı seyahatle kuvvetlenmiş ve petrol ihti­lâfı başladığı günden beri Pakistan kat'î olarak İngilizlere karşı İran'ın tarafını tut­muş, buna karşılık İran Hükümeti Keşmir meselesinde Pakistan gömüşünü destekle­mişti.

21 Ekim 19S1

—Tahran:

İran Başbakan vekili ve Dışişleri Bakanı Kâzımî. dün Sovyet Rusya ve Yugoslavya Elçilerini kabul -etmiş ve kendilerine Gü­venlik Konseyinde İngiliz - İran petrol ih­tilâfı meselesinde delegelerinin takınmış oldukları tavırdan dolayı teşekkürlerini bildirmiştir.

Party'de Bevan zümresinin yarattığı kay-şimdilîk İngiliz Hükümetini kuran Labour naşmalar vardır. Güvenlik Kurulundan umduğu neticeyi alamazsa, aşırı solcuları gizli yollardan desteliyen Sovyetler, İngürede'de daha tesirli propaganda yapabile­ceklerine inanmaktadırlar. Görülüyor ki: Sovyetler, İran petrolleri dâvasının yarat­tığı gerginlikten geniş ölçüde faydalanma­ya çalışıyorlar. Bİz, bunları gÖzönünde tutarak. Güvenlik Kurulunun en uygun bir yol bulacağını kuvvetle ümit ediyoruz, hele Sovyetlerin bu dâvada niçin çekinimser kaldıklarınıanladıktan sonra..

İran'ın protestosu...

Yazan: Sedat Shnavi

5 Ekim 1951 tarihli Hürriyetleri

İngiltere'yi tutan bir tavır takındığımız için, sefiri vasıtasiyle İran, bizi protesto etmiş.

Burnumuzun dibinde İngilizlerin sermaye­siyle vücuda gelen Abadan petrollerini, senelerce istismar ettikten sonra Rusların teşvikiyle İran Hükümeti, İngilizleri kapı dışarı ediyor. Bu hareket, dört aydanberi yalnızİran'ıdeğil,yalnızAsya'yıdeğil,

yalnız Avrupa'yı da değil, fakat bütün dünyayı harp tehlikesiyle telâşa düşürdük­ten sonra, nihayet Güvenlik Konseyine in­tikal etti. Bolşevikleşme yoluna giden İran'ın en yakın komşusu olmak itibarayile Türkiye bu durumdan son derece mütees­sirdir. Bu teessürünü gayet tabiî olarak, müttefiki İngiltere'yi desteklemekle izhar etmektedir.

İran Hükümeti, Güvenlik Konseyinde âza olduğumuzu ve İngiltere ile yalnız mütte­fik değil, dost bulunduğumuzu da hesaba katmadan bizi protesto etmiştir. Aklın, mantığın ve iz'anın kabul edenıiyeceği bir şekilde bir türlü anlaşmaya yanaşmayan komşumuz İran'ın, haline ağlamalı mı, gülmeli mi bilemiyoruz?

Bence Demokrat Parti iktidara geleliden beri haricî siyasette bu mesele ile ilk defa aktif bir rol oynanmıştır. Adnan Mende­res'in zekâsını ve dış politikadaki uzun gö­rüşünü bu vesileyle belirtmek isterim.

Dostluğuna hakikaten sadakat göstermesi­ni her zaman bilmiş olan Türkiye. Ameri­ka'dan memleketine avdette kendisini zi­yarete bile lüzum görmiyen Şehinşahı hak­lı oîarak hâlâ mazur görememektedir. Bizi çok yakından alâkadar eden bu son petrol hâdisesinde Türkiye, şayet kendi fikrine sadik kalmışsa, İranlı dostlarımız onu ma­zur görmelidirler.

23 Ekim 1951

— Beyrut:

Mısır'ın milli taleblerini desteklemek için bu sabah Beyrut'ta yapılan nümayişlerde 10 kadar kız ve erkek öğrenci üç polis me-meru yaralanmıştır. Birkaç bin talebe bu nümayişlere iştirak etmiştir. Polisle nü-nümayişçilere iştirak etmiştir. Polisle sinin duvarları dibinde bir çarpışma ol­muştur. Üniversite idaresi talebelerin dı­şarı çıkmalarına mâni olmak için kapılan kapattırın işti.

Herhangi bir endişeye mahal vermemek için Türkiye, Birleşik Amerika ve ingiltere elçilikleri önünde muhafaza tedbirleri alın­mıştır.

Dünden itibaren Hükümet. 16 Temmuz'da Riyad El Sulh'ün katlini müteakip çıkan kargaşalıkları körükliyen unsurların son hâdiselerden de istifade ederek yeniden kargaşalıklar çıkarmaları endişesiyle bu­günkü nümayişi yasak etmişti. Ayni şekil­de nümayişler hiçbir hâdise olmadan Sayda ve Trablusşam'da da cereyan etmiştir.

26 Ekim 1951

— Beyrut:

Türkiye, İngiltere, Birleşik Amerika elçi­leri ile Fransa maslahatgüzarı, Lübnan Dış­işleri Bakanı Charles Helou'ya Orta-Şark müdafaasına dair bir nota vermişlerdir. Bu notada, dört devletin hazırladığı tasarı hakkında Lübnan Hükümetinin mütalâaları sorulmaktadır.

Notanın tevdi edilmesi Üzerine Dışişleri Bakanı, Başbakan Abdullah Yafi ve Dış­işleri Encümeni Başkanı Habib Abichehla ile görüşmüştür. Cumhurbaşkanı Beşare El Huri de Dışişleri Bakanını öğleden son­ra kabul etmiştir.

Siyasî çevrelerin kanaatine göre, Mısır'ın Arap Birliğine danışmaksızın dörtlü teklifi
reddetmesi üzerine Lübnan'ın vaziyeti ne­ zaket kesbetmiştir. Bundan başka Suriye
Dışişleri Bakanı Fevzi Attasi de, Suriye hattı hareketini tayine davet edilmeden,
projeyi reddetmiştir.

Maamafih, Birleşmiş Milletler Asamble­sinin Paris'de yapacağı toplantıya iştirak için Dışişleri Bakanının Paris'e hareketin­den evvel notaya cevap verileceği sanıl­maktadır.

73 kiloda Bekir Büke Mısırlı Abdülâziz'i tuşla, İtalyan Vidalı Yunanlı Klosterİdis'i .sayı hesabiyle ..yenmişlerdir.

8 Ekim 1951

— İskenderiye:

Bugün atletizm müsabakalarına son dere­de sıcak bir havada devam edildi.Stad-daki seyirci miktarı ancak 3.000 kişi idi. 200 metre seçimleri üç seri üzerinden ya­pıldı ve aşağıdaki neticeler alındı: Birinci seri:

image009.gif1.— Siddİ (İtalya)

2.— Degats (Fransa)

3-— Sillis (Yunan)

İkinci seri:

image010.gif1.— Montanai (İtalya)

2.— Safi (Mısır)

3,-— Çolakis (Yunan)

Üçüncü seri:

image011.gif1,— Petrakis (Yunan)

2.— Martin Dugard (Fransa)

3.— Frizzoni(İtalya)

Bizim atletlerden hiçbiri 200 metre seçme­lerine katılmadı.

Uzun atlamada Avni Akg'ün ilk atlayışın­da 6.85 metreye ulaştı, fakat ayağına kramp girdiğinden bundan sonra atlayama-dı ve üçüncü oldu.

Güreşçilerimizden Tevfik Yüce ve İsmet .Atlı rakipsiz kaldıklarından şampiyon ilân edildiler.

—İskenderiye:

Bu gece biten güreş müsabakalarında ta­kımımız tam bir zafer kazanmış ve sekiz sıklette de şampiyon olmuştur.

Son müsabakalarda Bekir Büke Vitali (İtalyan)'ı sayı hesabı ile, Tevfik Yüce sahaya çıkmayan rakibini hükmen, Cemil Sarıbacak Hafız (Mısir)'ı tuşla. Kemal Dişiçürük Zaim (Mısır) 'ı tuşla ve Bektaş Can da Lübnanlı Şafe ile Mısırlı Abdul­lah'ı tuşla mağlûp etmişlerdir.

Sekiz siklette de şampiyon olan güreşçile­rimiz takım .halinde de birinciliği kazan­mışlardır. Mısır ikinci olmuştur.

9 Ekim 1951

—Londra:

Mısır Başbakanının 1936 Mısır - İngiliz .muahedesinin feshi 'için gerekli <tedbirleri

almak üzere olduğunu beyan etmesi üze­rinde yorumda bulunan Daily Express gaze­tesi ezcümle şunları yazmaktadır

Muahede iki taraflı bir muahededir. Mı­sır'ın tek taraflı bir hareketle bu muahe­deyi hükümsüz addetmesi bahis mevzuu olamaz. Muahede her iki tarafın tasvibiyle de ği sürümezse kararlaşan süre gereğince 1956'ya kadar muteberdir. Kral Faruk Su­dan Kralı unvanını taşıyabilir. Zira kimse kendisini boş bir unvanı taşıdığı için mua­heze etmiyecektir. Asırlardır İngiliz Kral­ları, Fransız topraklarından bir santimetre kareye sahip olmadıkları halde, armaları­nın üstünde zambak alâmetini taşımışlar­dır. Süveyş Kanalına gelince, bu millet­lerarası hayatî önemdeki stratejik mahal harp içinde olduğu gibi, Britanya kuvvet­lerinin himayesi altında bulunmaya devam etmelidir. Mısır'ın bu hareketi hiçbir şe­kilde Abadan'daki vaziyetle mukayese edi­lemez. İran'da bir Britanya kumpanyası­nın -elinden emvali gaspedilmiştir. Mısır'da ise iki hükümet arasında imzalanmış ve havatî menfaatlere dokunan bir muahede bahis mevzuudur. Kanunsuz bir takım söz­leri ayni şekilde kanunsuz hareketlerle tat­bike kalkışırlarsa alacakları bir tek cevap vardır.

Muhafazakâr Yorkshire Post gazetesi ise ayni konuda şöyle demektedir:

Mısır hükümetinin hareketi beklenilmedik bir şey değildir. Mısır hükümeti geçenlerde Kanalı geçmek istiyen bir İngiliz gemisini durdurmaya sevkeden aynı ruh haleti için­de bu karan almış bulunmaktadır. Siyasî lisanla, her iki tedbir de defalarca tekrar edilmiş olan iştiyakların tezahürüdür. Mı­sır - İngiliz Andlaşmasi Britanya kuvvet­lerinin Kanal bölgesinde bulunmasını sağ­layan istinad noktasıdır. Bu insanlar Orta -Şark savunmasında önemli bir rol oyna­makta .olup onları orada tutmak hakkımızı muhafaza etmemiz gerekir. İsrail'e karşı döğüşen Arap orduları arasında en ağır bozguna uğrayan Mısır ordusudur. Bunun içindir ki Mısır'a Sudan'ı bile teslim ede­cek durumda değiliz. Sudan uzun seneler­den beri bir Britanya Genel Valisi tarafm7 dan mükemmel bir surette idare edilmiştir. Defalarca tekrar ettiğimiz gibi Sudan hal­kını müdafaa ile mükellefiz ve Sudan'ı Mısır'a bırakamayız. Mısır hükümeti bil­mektedir ki, Britanya hükümeti bu hafta içinde bu muahede hususunda yeni teklif­lerde bulunacaktı. Yine de beklemektense bu muahedeyi yırtmanın daha muvafık o-lacağı düşüncesine kapıldı.

. Neticeler;

1.— Mabruk (Fransız)3.558'10

2 — Cahid Önel (Türk)3.56 0/10

3.— Graj(Yugoslav)4.014/10

4.— Ekrem Koçak (Türk)4.03

Yüksek Atlama:

1,— Damİtro (Fransız)2 m. 2.— Galls (Fransız)1.90 3.— Dimitrijoviç(Yugoslav) 4.— Mahir (Türk)1.70

3.000 m.:

image012.gif1.— Curaskoviç (Yugoslav)0.38 5/10 2.— Şefedin (Yugoslav)9.392/10 3.— Özcan (Türk)9.479/10 Mızrak:

image013.gif1.— Dangubiç(Yugoslav)65.82 2.— HalilZıraman (Türk)63.62 3.— Kalimatis (Yunan)59.57

Maraton:

image014.gifAiımed Aytar (Türk), başlangıçta öne geç­miş ve sona kadar ayni tempo ile koşarak birinci olmuştur.

Aytar'mfinişteStadagirişi büyükteza­hürat ve şiddetli alkışlara vesile olmuştur. Netice: 1.— AhmedAytar(Türk)

3 saat4 dakika 25 sa. 2.— Ragazos (Yunan)

3 saat 21dakika 31 sa. 3.— Amram (Mısır)

3 saat 29 sakika — 4X400 bayrak:

image015.gif1.— Fransa

2.— Yugoslavya

,3.-— Türkiye

:Bumüsabakadaatletlerimizinderecesi3 dakika25saniye5/10'dir. Böylece atletizm müsabakaları sona ermiş­tir.

—■ Kahire:

İngiliz kıtalarının Mısır'da mevcudiyetine karşı ilk müsbet tedbir, bugün Ticaret Ba­kanlığı ihracat Komitesince alınmıştır.

Mezkûr Komite, İngiltere'nin harb fazla­sı malzemelerinin Mısır'dan Sudan'a ihraç

edilmesini yasak etmiştir.

— Washington:

Burada yaptığı mühim bir basın toplantı­sında Mısır Büyükelçisi Abdurrahman Bey, Orta - Şark müdafaasına dair bir an-

laşmava varıldığı takdirde Mısır'ın, Süveyş Kanalı bölgesinde yabancı kıtalar bulun­masına mâni olmıyacağını söylemiştir.

Bu esnada bir gazeteci: «Son hattı hare­ketinizi tesbit etmeden evvel biraz daha bekliyemez miydiniz?» şeklinde bir sual sormuştur. Büyükelçi şu cevabı vermiştir:

Hükümetimiz, İngiliz - Mısır anlaşması­nın tadilini 1946'da teklif etmiştir ve o ta-rihtenberi beklemekteyiz. Takdir edersiniz ki senelerden beri bekliyen bir insanın sabrı nihayet tükenebilir. Diğer taraftan sorulan bir sual üzerine Bü­yükelçi, Mısır'ın Orta-Şark müdafaası teş­kilâtına katılmak arzusunda olduğunu söy­lemiş, fakat böyle bir mesele müzakere e-dilirken kendi topraklarında yabancı kı­taların mevcud olduğu bir anda kendisini diğer taraflarla müsavi hak sahibi telâkki etmesinin imkânsız olduğunu ilâve etmiş­tir.

Yabancı kıtaların mevcudiyetinin Mısır'ın meşru isteklerine mâni oldunj yolundaki söz üzerine Times gazetesi muhabiri demiş­tir ki:

Batı Avrupa devletleri kendilerini Ameri: kan yardımı olmadan müdafaa edemiyecek hale gelirlerse derken bu devletlerin haklı isteklerini Amerikan kıtalarının Avrupa'­dan çekilmesine kadar nazarı itibara alın-mıyacağını mı kasdediyorsunuz?

Bunun üzerine Büyükelçinin cevabı şu ol­muştur:

Kanaatimce Amerikan kıtaları sadece Al­manya'da bulunmaktadırlar.

—.Kahire:

Kral Faruk'un Mısır ve Sudan Kralı ilân edilmesi üzerine Kahire'de akredite bulu­nan ecnebi devletler Büyükelçi ve Elçilik­lerinin yemden itimad mektupları vermeleri iktiza etmesi muhtemeldir.

Siyasî çevrelere göre. Mısır ve Sudan Kralına gönderilecek bu itimad mektupları metinlerinin 1899 ve 1936 İngiliz - Mısır Andlaşmalarının Mısır tarafından feshi yüzünden ortaya çıkan yeni durumun zımnen tanınmasını istilzam edeceği belir­tilmektedir.

12 Ekim 1951

—Kahire:

İyi haber alan kaynaklardan bugün bildi­rildiğine göre Mısır, Süveyş Kanalı böî-gesİndeki İngiliz garnizonunun bütün mu­habere, iaşe ve elektrik cereyanını kesme­ğe hazırlanmaktadır.


image016.gif"Nahas Paşa'nın gelişi, Kaynaşma ve kar­gaşalığın artmasına sebep olmuştur. Baş­bakan, vagondan inmek İçin polisin sık sık müdahalesiyle istasyon kapılarının boşal­tılmasını beklemek zorunda kalmıştır. Yüksek rütbeli memurların, polislerin ve nümayişçilerin içinde bulundukları umumî karışıklık arasında Başbakan güçlükle oto­mobiline gelebilmiştir. Taşkın birkaç nü­mayişçi Başbakanın otomobilinin üstüne çıkmışlardır.

Başbakanın hareketini müteakip gar mey­danında bulunan Mısır'ın Uyanışı adlı heykelin kaidesine çıkan hatibler konuşma­larda bulunmuşlardır.

Hatiblerin isteklerine cevap veren halk da bağırarak İngilizlere karşı tehditler savur­makta ve Nahas Paşa ile Kabine arkadaş­larından sitayişle bahsetmekte idi. Kahire sokaklarında bütün sabah dolaşmaktan yorulan nümayişçiler küçük gruplar halinde dağılmışlardır. Bu sabahki nümayiş hâdi-sesiz geçmiş, sadece birkaç cam kırılmış­tır.

—Kahire:

'Buraya gelen gayri resmî haberlere göre, İsmailiye'deki kargaşalıklar neticesi 6 Mı­sırlı ve 2 ingiliz ölmüştür.

Wafd Partisinin organı olan Al Balagh ga­zetesinin bildirdiğine göre, İsmailiye'de nü­mayişçiler İngiliz, askerî kuvvetlerine men-sub bazı birliklere ateş açmışlardır.

Gazetenin ilâve ettiğine göre. Mısır ordu­suna mensup birlikler ismailiye'deki em­niyet kuvvetlerini takviye için bu bölgeye hareket etme emrini almışlardır.

—Kahire:

İyi haber alan İngiliz kaynaklarının bil­dirdiğine göre. Mısır Dışişleri Bakanı Sa-lâhaddin Paşa tarafından İngiltere. Tür­kiye. Birleşik Amerika ve Fransa Büyük­elçilerine verilmiş olan Mısır cevabî nota­sında iki mühim nokta bulunmaktadır:

1— İngiliz kuvvetleri Mısır ve Sudan'da

bulundukları müddetçe Mısır dört devlet tekliflerini ve İngiliz - Mısır anlaşmazlığı hakkında yapılacak di­ğer teklifleri müzakereyi reddedecek­tir.

2— Dört devlet teklifinin evvelce İngil-

tere tarafından bir İngiliz - Mısır müdafaa paktı hakkında yapılmış o-lan tekliflere benzemesi ve esasen Mısır'ın bu teklifleri o zaman red­detmiş bulunması bu sonuncunun da kabulüne imkân vermemiştir,

17Ekim 1951

—Paris:

Mısır'ın Orta - Doğu Savunma Paktına iştiraki hakkında İngiltere, Fransa ve Bir­leşik Amerika tarafından yapılan daveti anî olarak reddetmesi dün buradaki siyasî çevrelerde gittikçe artan bir endîşe uyan­dırmış ve Süveyş bölgesi hayatî meselesi Batının askerî plânlarını hazırlamakla va­zifeli olanlar için bir numaraiı dâva ma­hiyetini almıştır. .

Buradaki Batılı çevrelerin intibaı İngiliz kıt'alarını Kanal bölgesinden atmak mak­sadı ile Mısır tarafından girişilecek her­hangi bir teşebbüse İngiltere'nin kuvvetle karşı koyacağı yolundadır.

Ahvale vâkıf olan siyasî çevreler geçen hafta Süveyş bölgesinin sadece İngiltere'yi alâkadar eden bîr dâva mevzuu sayılami-yacâğmı, ayni zamanda Atlantik Paktı projesinin tabiî neticesi olduğunu belirt­mekteydiler.

Mısır, Türkiye kıt'asmm ve onun muaz­zam kara ordularının teşkil ettiği Akdeniz doğu kısmı boyunca uzanan komutanlığın güney kanadı olarak telâkki ediliyordu.

18Ekim 1951

—Kahire ;

Orta-Doğu İngiliz karargâhı, aşağıdaki tebliği yayınlamıştır:

Dün gece Süveyş Kanalı bölgesinde hâ­dise olmamıştır.

—Kahire:

Mısır Dışişleri Bakanı Salâhaddİn Paşa, İngiliz - Mısır ihtilâfının müzakeresi için Arab Birliği Siyasî Komitesini içtimaa da­vet etmiştir.

Salâhaddin Paşa, bugün Kahire'de Arab Birliği azaları olan Mısır. Irak, Suudî Ara­bistan, Suriye, Lübnan, Ürdün ve Yemen'in Kahire'deki Elçileriyle görüşmüştür.

—İsmailİye:

Mısırlı nöbetçilerle kısa süren bir müsa­demeyi müteakip Süveyş Kanalı üzerinde­ki hayatî ehemmiyeti haiz El Firdan köp­rüsünün ele geçirilmesinden sonra ingiliz kıt'alan bu gece köprü üzerinde devriye gezmektedirler.

El Firdan köprüsünden Mısır'la Yakın -Doğu'yu birbirine bağlayan kara ve demir­yolu geçmektedir.

— İstanbul:

Mısır'ın Ankara Büyükelçisi Mehmed E-min Fuad Bey, bugün saat 17'de Bebek'­teki Elçilik binasında yaptığı basın toplan­tısında beyanatta bulunarak Mısır - İngiliz münasebetleri ve Mısır - İngiliz anlaşma­sının feshi sebepleri hakkında uzun izah­larda bulunmuş ve Mısırın neden Orta -Şark blokuna iştirak etmediğini kısaca izahla Mısır'ın her zaman Birleşmiş Mil­letler prensiplerine bağlılığını gösterdiğini fakat İngilizlerin Mısır'ın haklarını tanı­madıkları İçin bu bloka girmeyi reddettik­lerini belirtmiş ve Kanaldan geçiş meselesi hakkında da demiştir ki:

Mısır, gerek Garp ve gerek dost devletler ve Mısır'ın selâmeti için Kanaldan geçecek vapurların kontrolünde kanun, adalet ve dünya sulhu prensiplerine tamamen uygun hareket etmiştir. Mısır bu mesele üzerinde Mısır ve Arap devletlerini tehükeye dü­şürmemek şartiyle makul bir anlaşmanın temini için çok çalışmıştır. Ancak Kanal­dan geçecek vapurların petrol, silâh ve diğer askerî malzemeyi İsrail'e götürmesine razı olmaz. Kanaldan geçecek gemilerin bitaraf bir memleketten yüklenmiş ve yine bitaraf bir memlekete gideceğine dair bir vesika ibrazını kâfi görmektedir.

Birleşmiş Milletlerin bir milyon Arap göçmenin iadesi, Kudüs'ün beynelmilelles-tirilmesi ve Filistin'in taksimi hakkındaki kararlarım tanımayan İsrail'in üstelik de­vamlı tecâvüzleri vuku bulurken Mısır'ın Kartal'dan geçecek ve İsrail'e silâh taşıya­cak vapurlar için bu derece dikkat göster­mesi, zannetmiyoruz ki makul addedilme-

27 Ekim 1951

— Kahire:

İngiltere'de Churchill'in iktidara gelmesiy­le Mısır'da daha fazla artan gerginlik yü­zünden, bugün Kahire'de tehlike hali ilân edilmiştir.

Talebeler ve işçilerin Churchill aleyhine' nümayişler tertib etmeleri beklendiğinden polis kuvvetleri takviye edilmiştir.

Mısır gazeteleri, Churchill'den, Mısır'a karşı silâh kullanacak lider, bir numaralı emperyalist diye bahsetmekte, fakat 20.000.000 Mısırlının Churchill'in iktidara gelişinden korkmadığını yazılarında belirt­mektedirler.

Bağımsız Al Ahram gazetesi, şunları yaz­maktadır:

Yeryüzünde mevcut hiçbir kuvvet kendi keyfine göre 20.000.000 İnsanı hükmü al­tına alamaz veya bu 20.000.000'u arzuları hilâfına kendi ile dost olmağa zorlayamaz. Churchill için bir numaralı emperyalist diyen Wafdist Partisinin organı Al Mısrî gazetesi de: o Churchill'in tekrar iktidara gelişi 3'üncü Dünya Harbi korkusunu can­landırmıştır» demekte ve şunları ilâve et­mektedir:

Mısır yabancı bir devletin menfaati uğru­na kendini ateşe atmayıreddetmektedir.

Haftalık Ahbar-el-Yövm de, «Churchill Mısır'a karşı kuvvet kullandığı takdirde Üçüncü Dünya Harbine sebeb olacaktır ve böylece kendinin, kendi memleketinin ve Mısır'ın çukurunu kazacaktır» demekte­dir.

28 Ekim 1951

— İsmailiye:

Süveyş Kanalı bölgesinde bulunan İngiliz kuvvetleri herhangi bir çete faaliyetine karşı koymak için plânlarım hazırlamış­lardır.

Diğer taraftan İngiliz istihbarat servisinin iddia ettiğine göre Müslüman Kardeşler Cemiyeti, İngiliz kuvvetlerine karşı bir çete harbi hazırlamaktadır. Çeteciler halen Mısır'ın muhtelif yerlerinde talîm görmek­tedirler. Çetecilerin Kanal bölgesine sız­maları halinde İngiliz kuvvetleri komutanı General George Erskine şüpheli şahısları meydana çıkarmak için kasaba ve köylerde araştırmalar yapılmasını enaredecektir.

6 Ekim 1951

—Atina:

Yunan Başbakan! Venizelos, gelecek hafta Atlantik Paktı üç askerî şefi ile yapılacak müzakereleri hazırlamak üzere bugün si­yasî ve askerî temsilcileri bir tolpantıya çağırmıştır.

Yunan mahfilleri Birleşik Amerika Müş­terek Kurmay Heyetleri Başkanı General Omar Bradley, İngiltere Genelkurmay Başkanı Mareşal Sir William Sİİm ve yük­sek rütbeli bir Fransız subayının bu ay uçakla Atina'ya gelecekleri ve buradan An­kara'ya gidecekleri yolundaki haberi mem­nunlukla karşıladıklarını bildirmişlerdir. Başbakan Venizelos bugün beyanatta bu­lunarak üç askerî şefe memleketin askerî durumu hakkında malûmat veriieceğî ve Atlantik Paktı çerçevesi dahilinde Akde-nizin savunması için Yunanistan'ın da kendine düşen vazifeyi başarması istediği kendine düşen vazifeyi başarması istendiği hakkında izahat verileceğini söylemiştir.

27 Ekim 1951

—Atina:

General Plastiras'ın teşkil ettiği yeni Yu­nan Kabinesi bu akşam Kral Paul huzu-

zunda yemin etmiştir. Yeni Kabine şu şe­kilde kurulmuştur:

Başbakan:General Plastİras,

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı:

Venizelos.

Maliye Bakanı: Evelpides, İktisadî İşbirliği Bakanı: Cartlis, İçİşîeri Bakanı: Constantin Rendis, Adalet Bakanı: Papapİru, Eğitim Bakanı: Michail, Ticaret Bakanı: Papapolitis, Ulaştırma Bakanı:Boudars, Tarım Bakanı: İstelyo Alamanis, Bayındırlık Bakanı: Havinis, SanayiBakanı:Atanas Nuvas, ÇalışmaBakanı:Cassimatis, Sosyal Yardım Bakanı:Zaimis, Deniz Ticaret Bakanı: Nicola Varvutis. KuzeyYunanistanBakanı:LenidasPa-

chis. Milli Savunma Bakanı: Amiral Aleksandr

Sakallariou.

30 Ekim 1951

— Atina:

Türkiye Cumhuriyetinin 28'inci yıldönümü münasebetiyle, Saray Başmabeyincisi, Bü­yükelçi Ruşen Eşref Ünaydın'a, Kral PauFün tebriklerini bildirmiştir.

, Mareşalin şahsına karşı olan itimadın bir tezahürü olduğu gibi temsil ettiği istik­rarlı hükümet programının da halk tara­fından tasvibidir. Bu" şartlar altında Yu­nanistan iç politikasının inkişafı, Plastiras -Venizelos işbirliğinin neticelerine bağlı bu-lunmaktadjr.

Bir tehlike, Papagos'un seçim yolu ile elde

edemediği neticeyi, daha kestirme yoldan elde etmeye çalışarak, bir darbe yapmasın-dadır. Böyle bir maksadı olmadığını Papa-gos tekrar tekrar sÖylemişse de, bütün siya­sî parti liderleri, Mareşalin bu sözlerine inanmamaktadırlar. Gerek Yunanistan'ın yakın tarihi, gerek Papagös'un geçmişi de böyle bir şüpheyi haklı göstermektedir.

3Ekim 1951

—Washington:

Birleşik Amerika Atom Enerjisi Komisyo­nu Başkanı Gordon Dean, bugün beyanatta bulunarak: «Atom silâhları' artık harbde tabiye sahasında kullanılabilecek ve atom bombardımanına maruz kalmış olan bölge­leri de askerî kıt'alar oldukça kısa bir za­manda işgal edebileceklerdir.» demiştir.

4Ekim 1951

—Washington:

«Sovyet Rusya'nın son günlerde bir atom bombası daha infilâk ettirdiğine» dair dün Beyaz Saraydan verilen haber. Rusya'da bir atom infilâkının vukua geldiğim göste­ren emarelerin mevcut olduğu hakkında 23 Eylül 1949'da Başkan Truman tarafın­dan yapılan açıklamadan hemen hemen tam iki- yıl sonraya tesadüf etmektedir. Be­yaz Saraydan verilen bu haberde hiçbir tafsilât yoktur.

Daha birkaç hafta Önce Sovyetler Birli­ğinde atom infilâkları yapıldığına dair ye-nî deliller mevcut olup olmadığı hakkında bir gazetecinin sorduğu suale. Başkan Tru­man bu hususta malûmatı bulunmadığı ce­vabını vermişti. Bu itibarla çarşamba gü­nü bildirilen infilâkın son günlerde vukua geldiğine inanılabilir.

Bu infilâkın meydana gelmesini temin fi­den imkânlar hakkında hiçbir tafsilât ve­rilmemiş olmakla beraber, umumî efkârda hâkim olan kanaat Birleşik Amerika'daki Atom âlimlerinin herhangi bir infilâkı ha­vada yaydığı radyo-aktivite sayesinde mey­dana çıkarmağa muktedir oldukları yolun­dadır.

Beyaz Sarayın verdiği haber, ayni zaman­da Başkan Truman'ın San Francisco'da Demokrat Parti Kongresinde Birleşik A-merika'nın şimdi elinde yeni ve «akla gel­medik» atom silâhlarile daha başka silâhlar

bulunduğunu teyid eden beyanatından az bir zaman sonraya tesadüf etmektedir.

Başkan Truman'ın 23 Eylül 1949'da aynen: «Son haftalar zarfında Sovyet Rusya'da bir infilâkın vukua geldiğine dair elimizde deliller mevcuttur» dediği, halbuki bugün Joseph Short'un «bomba» kelimesini kul­landığı da belirtilmektedir.

— Washington:

Birleşik Amerika istihbarat servislerince Rusya'da meydana çıkarılan ve 23 Eylül 1949'da Başkan Truman tarafından bil­dirilen ilk atom infilâkından sonra Beyaz Saray'dan haber verildiğine göre, Sovyetler Birliğinde ikinci bir atom infilâkı vukua gelmiştir. Bilhassa hükümet hesabına ve bu konuda faraziyeler yürütebilecek yegâne kimseler olan Amerikalı atom uzmanları­nın kanaatince bu hal atom silâhlanma­sında dünya ölçüsünde bir yarışın başladı­ğını ifade etmektedir.

Ekserisi evvelce Los Alamos'da Amerikan atom bombalarının imalinde çalışmış bu­lunan bu uzmanlar, 1949 Eylülü ile 1951 Ekim ayı arasında Sovyetler Birliğinin lâ-boratuvar bombası safhasından beri imalât safhasına yavaş yavaş intikal ettiği kanaa-tindedirler. Bu uzmanlara göre, Rus en­düstrisinin tahmin ettikleri kudretile Sov­yetler 1949 ile 1950 arasında en çok bir düzine kadar lâboratuvar bombası imâl e-debilmişlerdir. Şayed Sovyetler terakkile­rini Birleşik Amerika ile aynı tempoda ge-liştirmişlerse, bu takdirde 1950 Eylülü ile 1951 Eylülü arasında muazzam tesislere ihtiyaç gösteren seri bomba istihsal meka­nizmasını harekete getirmek suretiyle muh­temel olarak daha yirmi kadar bomba imâl etmişlerdir. Yine aynı uzmanların kanaatince Sovyet­ler Birliğinde hâlen en çok otuz ilâ elli bomba mevcuttur ve gelecek on iki ay zarfında Ruslar yılda yüz kadar bomba imal edebilecekleri bir duruma ulaşacaklar­dır.

Bu uzmanlar Birleşik Amerika'nın hâlen en az 1500 bombaya sahip olduğu ve bunu her iki günde asgarî bir bomba imâl edecek bir tempo ile yürüteceği cihetle bu atom ya­rışında büyük bir avansa, sahip-bulundu­ğuna işaret etmektedirler.

Bununla beraber aynı uzmanlar hasmı vur­mak için askerî imkânlara sahip olmak icabettiğini ve Birleşik Amerika'nın stra­tejik bakımdan kendi hava kuvvetlerinin kıyas kabul etmez bir şekilde Sovyetlerİn-kinden üstün olduğuna emin bulunduğunu belirtmektedirler. Washington'un elinde ayni zamanda Sovyetler Birliğini ihata e-den noktalarda üsler ve uçak gemileri mev­cut bulunmaktadır. Bu üsler ve bu gemi­lerden fevkalâde sür'atlî tepkili B. 47 bom­ba uçakları havalanabilir.

Amerikan atom uzmanları yeni bir harpte taraftarların atom silâhlariylc ağır surette vurulacağı kanaatindedırler. Bu uzmanlar sonunda Birleşik Amerikanın muzaffer o-lacağma emin bulunduklarım beyân etmiş­lerdir.

—Washington:

Gazete" kâğıdı hakkında tahkikatta bulu­nan Temsilciler Meclisi Hususî Tâli Ko-misyonu, bu vaziyetin hayli vahim görün­düğü ve gazetelerin ihtiyaçları bulunan bü­tün kâğıtları elde edebilmeleri ümidinin az olduğu kararma varmıştır.

Diğer taraftan Alabana Demokrat Temsil­cisi Roberts, «yeni gazete kâğıdı fabrikala­rının tesisi için maliyet fiyatının yarısına kadar varan istikrazda bulunulması hak­kında bir kanun tasarısı tevdi etmiştir.

5 Ekim 1951

—New-York:

Japon Sulh Andlaşması tasarısını hazırla­yan Birleşik Amerika Dışişleri Bakanlığı Cumhuriyetçi Müşaviri John Foster Dulles, harpten sonra Japonya'da Birleşik Ameri­ka'nın ilk Büyüklçîlİği vazifesini kabul et­mesi hususunda Başkan Truman'ın yaptığı teklifi reddetmiştir.

Dulles, burada gazetecilere verdiği kısa bir beyanatta bu haberi teyid ettikten sonra, mensup olduğu Cumhuriyetçi Partinin hâ­len infiratçı olmadığı gibi, bu partinin ge­lecekte böyle olması teklifinin varid olma­dığını da bildirdikten sonra, Tokyo'daki vazifeyi kabul etmesine âmil olan sebebleri açıklamamıştır.

7 Ekim 1951

—Washington:

Birleşik Amerika Kurmay Başkanları Şefi General Omar Bradley, Amerikan ve Av­rupa askerî liderleriyle görüşmek üzere, bu­gün uçakla buradan Avrupa'ya hareket etmiştir.

Mahallî saatle yarın öğle vakti Paris'e varacak ve General Eisenhower'le buluşa­cak olan General Bradley, oradan da as­kerî şahsiyetlerle Kuzey Atlantik Paktı teşkilâtına dair müzakerelerde bulunmak maksadiyle Türkiye ve Yunanistan'a .gide­cektir.

Askerî hava meydanında General Bradley'i uğurlayanlar arasında Türkiye Büyükelçisi Feridun Cemal Erkin de bulunmakta idi.

9 Ekim 1951

—Washington:

Amerikan Kongresi, atom sırrının dost memleketlerle paylaşılması için Amerikan hükümetine salâhiyet veren bir teşebbüs yolunda ilk adımı atmıştır.

Atom Enerjisi Müşterek Komisyonu, mil­letlerarası bir kontrolün tesisine kadar a-tom sırrı hakkında malûmat teatisini me-neden 1946 tarihli kararda yapılması iste­nen iki tadili ittifakla kabul etmiştir.

Bu tadilâttan sonra Amerikan hükümeti, silâh olarak kullanılmasına imkân olmayan sahalarda atom esrarını dost milletlere if­şa edebilecektir.

:— Washington:

Buradaki iyi haber alan çevrelerin kanaa­tine göre, 1936 İngiliz - Mısır dostluk an­laşmasının Mısır tarafından feshi, Orta -Doğu'nun savunma dâvasını yeniden or­taya çıkarmış bulunmaktadır. Nitekim İn­giltere Mısır'a, Türkiye ve Arap devletle­rini içine alan Orta - Doğu savunma sis­temine girmesini teklif etmeyi tasarlamak­taydı.

Böylelikle İngiliz kıtalarının Süveyş Ka­nalı bölgesindeki mevcudiyeti sadece 1936 anlaşması hükümetleriyle değil, fakat At­lantik Paktına bağlı daha şümullü bir sa­vunma sistemiyle teyid olunacaktı.

Washington çevreleri, bir inkıta mevzuu-bahis olmaksızın bir rejimden diğerine geçmenin bu sayede mümkün olabileceğini ümit etmektedirler. Mısır'ın hiç beklemek­sizin 1936 anlaşmasını feshi Amerikan resmîçevrelerindeendişeyaratmıştır.

Birleşik Amerika Mısır'ın takip etmekte olduğu hareket hattını iyice tetkik edece­ğini ve müşterek tehlikeye karşı Orta-Do-ğu'nun müdafaasını temin hususunda diğer hür milletlere katılmanın kendi menfaati icabı olduğunu anlayacağını ümid etmek­tedir. Ben de şahsen Mısır'ın Orta - Doğu müdafaa anlaşması hakkında tarafımız­dan ve bilhassa Türkiye tarafından yapıl­mış olan teklifleri reddetmesiyle hâsıl olan durumu tetkikedeceği ümidindeyim.')

Bundan sonra gazeteciler Acheson'a bu müdafaa sistemine İsrail de dahil olmak üzere diğer Orta - Doğu memleketlerinin davet edilip edilmiyeceklerini sormuşlar, Dışişleri Bakanı da meselenin bu memle­ketlerle müzakere edilmekte olduğunu bil­dirmiştir, Nihayet Dışişleri Bakanı İsrail ile Arap devletlerinin aynı müdafaa siste­mine katılmalarının Orta - Doğu sulhüne büyük bir hizmet olacağını söylemiştir.

— Washington:

Ayan Meclisi üyesi Robert A. Taft, 1952 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Cumhur­başkanlığı adayı gösterilmesini istiyeceği-ni bir basın konferansında ilân etmiştir.

Ayan Meclisinin en kuvvetli Cumhuriyetçi üyelerinden biri olan Taft «Cumhuriyetçi­lerin çoğunluğunun parti namına namzet­liğimi koymamı istediklerine inandığım için bu harekete giriştim» demiştir.

İç ve dış siyaset hakkındaki görüşlerini açıklayan Taft, Cumhuriyetçi Partinin as­kerî tedbirler veya propaganda ile, Kore'­nin hür bir memleket olarak kurulması ve Batı Avrupa'nın Rus tecavüzüne karşı kendini savunmasını temin edecek silah­lanmasının tamamlanması da dahil olarak, gayet müsbet bir program arzettiğinİ söy­lemiş ve iç siyaset bakımından da şahsın hürriyetleri prensipi dahilinde bir ilerleme programıistediğinibelirtmiştir.

Taft, seçim mücadelesinde, hükümetin dış siyasetine, bilhassa Kore harbine iştirake ve kötü idareden dolayı vukua gelen diğer hâdiselere hücum edeceğini bildirmiştir.

Demokrat Partinin Cumhurbaşkanlığı se­çimleri için henüz hiç bir faaliyeti yoktur. Başkan Truman tekrar adaylık isteyip is-temiyeceğini henüz bildirmemiştir. Parti­nin faaliyeti Başkan bu kararını bildirin­ceye kadar tehir edilecektir.

Hatırlarda olduğu gibi Başkan Truman, müteveffa Başkan Roosevelt'in 1945 Nisa­nında Ölümünden beri bu mevkii işgal et­mektedir. Taft bu ilânı ile adaylığını isti-yeceğini bildiren ilk Cumhuriyetçi olmuş-

tur. Cumhuriyetçi Parti namına adaylığını koyacakları haber verilenler arasında Av-runpa'daki Müttefik Kuvvetleri Komutanı General Dwight D. Eisenhower ve Kaîifor-nia Valisi Earl Warren de vardır. General henüz bu husustaki kararını bildirmemiştir.

62 yaşında olan Taft'ın babası Birleşik Devletlerin 26'ncı Cumhurbaşkanlığını yapmıştır.

18 Ekim 1951

— Washington:

Dün gece açıklandığına göre Amerika, Rusya'ya müracaat ederek Doğu ile Batı arasındaki gerginliği izale yolunda ilk adım olarak Kore harbine bir son vermek üzere harekete geçmesini taleb etmiştir.

Bu teşebbüse verdiği cevapta Rusya, Ame­rika'nın güttüğü siyaseti takbih etmiş, fa­kat iki memleket arasında şimdiye kadar halledilmemiş olan mühim meselelere dair müzakere teklifinde bulunmuştur.

Sovyetler iki millet arasındaki münasebet­lerin bundan beter olamıyacağını beyan et­mişlerdir.

Amerikan hariciyesi, Sovyetlerin verdiği cevabı derhal bir propaganda vesilesi diye tavsif etmiştir. Çünkü Amerika, mahre­miyet kaidesine riayet etmiş ise de Rusya şimdiye kadar kendi cephesinden, gizli mü­zakerelere aid bazı safahatı ifşa etmiştir.

Amerika'nın sulh lehindeki teşebbüsü, Moskova Elçisi Alan Kİrk vasttasiyle 5 Ekimde yapılmıştır. Büyükelçi, Kore'de mütareke yapılabilmesi için Amerika'nın koştuğu şartları tekrar ederek bu harbe bir son verilmesinin «aradaki gerginliği ha­fifletmek» için yeni teşebbüslere yol aça­bileceğini ilâve etmiştir.

Elçi, ayrıca Kore'de müzakerelerin inkitaa uğramasının, iki memleket arasmda arzu edilmiyecek hâdiselere sebebiyet verebile­cek olan bu gergin vaziyetin vahametini arttıracağını Vishinsky'ye ihtar etmiştir.

Vishinsky ise Amerika'nın Moskova'dakî maslahatgüzarı Hugh Cunnigs'e tevdi et­tiği cevabda hiddetli .bir lisanla Amerikalı­ları Kore'de harbe sebeb olmakla ve mü­tarekeye varılmasını geciktirmekle itham etmiş ve demiştir ki:

17 Eylûl'de Başkan Truman'ın: «Rusya ile yapılacak anlaşma yazıldığı kâğıda bile değmez.» demesinden beri Amerika ile Rusya arasındaki münasebatm şimdikinden beter olması ihtimali pek azdır. Amerika'nın Rusya ile samimî olarak işbir­liği yapmak istemediğini ima eden Vi-shinsky, herşeye rağmen Rusya'nın tama­men sulhe mütemayil olduğunu ilâve ede­cek demiştir ki:

Sovyet Hükümeti, Amerikan Hükümetinin iştirakiyle halledilmemiş bütün mühim dâ­vaları görüşmeğe, Amerikan - Sovyet mü­nasebetleri de dahil olmak üzere milletler­arası münasebetlerin düzelmesine medar olacak bütün tedbirleri müzakereye muva­fakat etmektedir.

Vishînsky tarafından ileri sürülen mânada umumî müzakerelere girişmek maksadiyle Amerikan hariciyesine mensup vüksek şah­siyetlerin harekete geçip geçmiyeceklerine dair henüz elde bir alâmet mevcud değildir. Bununla beraber Vishinsky'nin beyatanma «propaganda)) damgasının derhal yapıştı­rılmış olması, Amerikalıların Kore mütare­kesine, «Rus maksadlarmm bir mihengi» niyetiyle baktıklarına işaret sayılmaktadır.

Amerikan Büyükelçisi ile Vishinsky arasın­da cereyan eden muhaberatın neşredilmesi keyfiyeti, Kore'deki Müttefik irtibat su­baylarının verdikleri malûmata tetabuk et­mektedir. Bu malûmata göre, Müttefik su­bayları sulh konferansı bölgesine dair ko­münistlerle uzlaşma teklifinde bulunmuş­lar ve mütareke müzakerelerinin bir dü­zene girmesini Ümid etmişlerdir.

Amerika tarafından Rusya'ya yeniden gös­terilen bu yakınlığa dair haber, dün gece yarısından az sonra Sovyet Tass Ajansı tarafından ilân edilmiştir. Tass Ajansı, A-merikan Elçisiyle Vishinsky'nin beyanatını hulasaten veren 10 sahifelik bir tebliğ neş-retmiştir. Amerikan Dışişleri Bakanlığı da derhal bir basın toplantısı tertip ederek iki "beyanatın metnini dağıtmış, Büvükelçinin Amerika'ya avdetinden evvel Vishinsky'vi ziyaret ettiğini izah ederek «Hükümetinin de müsaadesiyle Kore harbi meselesini» tekrar ortaya attığını ilâve etmiştir.

Gene Dışişleri Bakanlığının ilâve ettiğine göre, bir yandan Rusya, münhasıran askerî bir «ateş kes» teklifini ilk olarak ileri sü­rerken, diğer taraftan komünist sulh mü­zakerecilerinin tavrı hareketi, Sovyet Rus­ya'nın durumu ile telifi mümkün addedil­memiş ve işte Amerikan Elçisi de Rusya'­nın askerî bir mütarekeyi desteklemekte devam edip etmiyeceğini anlamağa çalış­mıştır.

Her nekadar Allan Kirk, Rusya'yı Komü­nist tecavüzünden mesul olmakla itham et­mişse de komünist murahhaslarının rea-alist bir mütareke akdetmeleri için Sovyet

Hükümetinin harekete geçeceği ümidinde olduğunusöylemiştir.

Büyükelçi, komünist camiasının hakikaten sulhun iadesini istediğine dair Amerikalı­ların besledikleri fikirlerin 4 noktada top­landığını ilâve etmiştir.

Şimal Koreliler ve kızıl komünistlerinsırf askerî esaslara müstenid bir mü­
tareke akdine hazır olup olmadıkları,

İki taraf kuvvetlerinin emniyetini te­min edecek makûl bir tampon hattı,

Yalnız mütareke ahkâmına riayet edi­lipedilmediğiniteftişeimkânverenkarşılıklı tedbirler,

Harb esirleri hakkında tatminkâr hü­kümler.

Allan Kirk, düpedüz bir tecavüz hâdisesi addedilen Kore harbinin son harbden son­ra Doğu ile Batı arasında peyda olan ger­ginliğin en tabiî neticesi olduğunu ve u-mumî bir harbe müncer olabileceğini teba­rüz ettirmiş ve demiştir ki:

Sovyet Hükümeti, şu hususu muhakkak teslim etmelidir ki, Kore'de mütareke mü­zakerelerinin akamete uğradığına dair en basit bir beyanat, vaziyete hâkim olan ve-hameti azamî haddine çıkarabilir ve iki hükümetin de vukuunu temenni etmedik­leri bir neticeye varabilir.

Amerikalılar, Kore'de harbin bittiğini gör­mek ve dünyanın diğer kısımlarına sira­yetine mâni olmak arzusundadırlar.

Amerika'nın ne Rusya'ya, ne de kimseye karşı hiçbir tecavüz emeli olmadığını te­min ederim diyen Büyükelçi, sözlerine şoy-le devam etmiştir:

Milletlerarası münasebetleri zehirleyen- as­kıda kalmış dâvaların halline yarayacak iti-mad ve emniyetin dünyaya hâkim olduğunu görmek ümidimizdir. İlk adım olarak Ko-reîde mütareke müzakerelerinin hayırlı bir netice vermesi kadar hiçbir şey böyle bir eserin vücude getirilmesine yarayamaz. Ko­re'de mütarekeye varılmadan bütün dün­yada mevcud dâvalara hakikî bir hal ça­resi bulmak ümidi zayıftır.

— Washington:

Başkan Truman bugünkü haftalık basın toplantısında Rusya ile anlaşmaların üzer­lerinde yazılı bulundukları kâğıt parçaları kadar kıymeti olmadığını söylemiştir.

Başkan Truman Birleşik Amerika'nın Moskova Büyükelçisi Allan Kirk ile Sov­yet Rusya Dışişleri Bakanı Andrei Vi-şinski arasında yapılan görüş teatileri hakkında bir tefsirde bulunmayı reddetmiş ve Vişinski'nin beyanatını henüz okumadığını bildirmiştir.

Bu arada Başkan, General Mac Arthür'ün Birleşik Amerika'nın Formoza'yı komü­nistlere bırakmak niyetinde olduğu yolun­daki beyanatına da temas ederek bunun hiçbir esasadayanmadığınıbelirtmiştir.

19Ekim 1951

ı— Washington:

Amerikan Dışişleri Bakanı Dean Acheson, Birleşmiş Milletler Genelkurulu toplantıla­rının 6 Kasımda Paris'teki- açılışında bu­lunmak üzere 25 Ekimde buradan hareket edecektir.

Dışişleri Bakanlığının bugün bildirdiğine göre, Bakan, Fransa'ya Amerika Trans­atlantiği ile gidecek ve Genelkurul toplan­tısını müteakip 24 Kasımda, Roma'da ya­pılacak olan Kuzey Atlantik Paktı Kon­seyi toplantısına iştirak etmek üzere İtal­ya'ya hareket edecektir.

20Ekim 1951

— New-York:

Amerikan basım Kore mütareke görüşme­lerinin başlaması için sarfedilen gayretlere ve Güvenlik Konseyinde İran meselesi ile .ilgili olarak cereyan eden olaylara hususî bir önem vermekte, bu arada Mısır - İn­giliz ihtilâfı üzerinde de durmaktadır.

Kansas City gazetesi, Kore mütareke gö­rüşmelerinin başlaması için sarfedilen gay­retleri memnunlukla karşılamakla beraber, bunun neticeleri hakkında kötümser görün­mektedir. Gazeteye göre, komünistlerin vaadlerİne. ancak komünist yayılma politi­kasında bir değişiklik müşahede edildiği takdirde inanılabilir. Halbuki Moskova ve onun peykleri, tecavüzkâr niyetler besle­mekte devam ediyorlar ve emperyalist plânlarından vazgeçmiyorlar. Gazete, bü­tün bunlara rağmen barışa varmak için her türlü çareye başvurmanın faydalı olacağını ilâve etmektedir.

«Ohio Times») gazetesi. Güvenlik Konse­yinde cereyan eden görüşmelerin önemi üzerinde durmakta ve verilen kararların isabetini belirtmektedir. Gazete. İran pet­rol ihtilâfının, çok ciddî bir mesele oldu­ğunu kabul etmekte ve karar verilirken bu ehemmiyetin gözden kaçırılmaması gerek­tiğini iiâve etmektedir.

«San Francisco Chronicle» gazetesi, Mısır ihtilâfıüzerindedurmaktave bu mesele

ile oldukça ciddî bir siyasî buhranın mey.-dana geldiğini kaydetmektedir. Süveyş Kanalının bugünkü önemi üzerinde ısrarla duran yazar, bu kadar hayatî bir bölgenin terkedilmesinin kolay olamıyacağmı ve bundan dolayıdır ki bu bölgenin müdafaası için ayrı bir plân hazırlandığını, fakat bi-linmiyen sebeplerden dolayı Mısır'ın bunu reddettiğini kaydetmektedir. Gazeteye göre, şimdiki dünya durumu, Mısır'da Süveyş bölgesinde herhangi bir değişiklik meydana getirmeğe müsait değildir.

21 Ekim 1951

— Washington:

Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sovyet Rusya hakkında yeni bir broşür yayınla­mıştır. «Kremlin Konuşuyor» adlı broşür­de, Sovyet liderlerinin demeçlerinden par­çalar verilmekte ve Rusya'nın gayeleri ve hakikî maksadlan Kremlin ileri gelenleri­nin kelimeleri ile açıklanmaktadır. Broşür,

Rusya'yı, modern tarihin en tecavüzkâr ve devletler hukukuna en uymayan bir siya­set takîbİle itham etmektedir. Amerikan Dışişleri Bakanlığı, Rusya'nın başlıca ga­yesinin dünya hâkimiyeti olduğunu inkâr ve itiraz edilmiyecek şekilde isbat etmek­tedir.

—- Washington:

Dışişleri Bakanı Dean Acheson bugün te­levizyonda yaptığı bir konuşmada, Mısır hükümetinin beynelmilel taahhütlerini tek taraflı olarak iptal edemiyeceğini tekrar­lamış ve Birleşik Amerika bâlâ Mısır'ın Orta - Doğu Savunma Komutanlığına ait dört büyüklerin ileri sürdüğü teklifleri na­zarı itibara alacağı ümidinde olduğunu, bunun sadece ihtilâfı halletmekle kalma­yacağını, fakat bütün bu havalinin sa­vunmasını daha kuvvetli esaslar üzerine istinad etmesini sağlayacağını sözlerine ilâve etmiştir.

Daha sonra Kore harbine temas eden A-eheson ezcümle demiştir ki:

Hasım taraf sadece silâh yığmakla kalmı­yor, fakat aynı zamanda ateş ediyor. İşte Kore'deki durum. Bize kalırsa, bir masa başında toplanıp ihtilâfları müzakere yo-îiyle halletmeğe taraftarız. Karşı taraf müzakere isterse müzakere eder, çarpışma­yı tercih ederse, çarpışırız.

Sovyet Rusya'yı Birleşmiş Milletler Teş­kilâtından neden çıkarmıyorsunuz? şeklin­de bir suale ise Acheson şu cevabı vermiş­tir:

Bu karan almak Birleşik Amerika'nın İşi değildir.SovyetdelegelerininBirleşmiş

Milletler toplantilarmdaki tavrı hareketi Sovyet Rusya'nın niyetlerini dünyaya belli etmekten başka bir işe yaramaz. Sulh maksadiyle gelen herkese kapı açıktır.

22 Ekim 1951

— Washington:

Dışişleri Bakanı Dean Acheson, dün Tele­vizyonla aksettirilen konuşmasında Mısır meselesini müteakip Kore harbine de te­mas ederek Birleşmiş Milletlerin tecavü­züne karşı koymak hususunda almış olduk­ları kat'î karar neticesi Kore'de Sovyet tecavüzünün akamete uğratılmış olduğunu söylemiş ve sözlerine şöyle devam etmiş­tir:

ogayet Birleşmiş Milletler başka türlü ha­reket etmiş olsalardı, bugün komünizm sa­dece bütün Kore'de değil, fakat uzak -Doğu'daki başka devletlerde de yayılmış bulunacaktı.»

Müteakiben Birleşik Amerika'nın yabancı devletlere yaptığı askerî yardıma temas eden Dışişleri Bakanı şunları söylemiştir: <(Hür dünyanın savunması için lâzım olan her şeyi yapacağız. Avrupa ve Birleşik Amerika'nın savunması aynı şevdir. Eğer Avrupa devletleri komünizm tarafından mağlûp edilîrlerse, Birleşik Amerika için de aynı tehlike mevcut olacaktır.))

—Washington:

6 Kasım'da Parfs'te toplanacak olan Birleş­miş Milletler Genel Kurulunun altıncı otu­rumuna iştirak edecek olan Amerikan he­yetinin dokuz üyesinin tayini Ayan Meclîsi tarafından tasdik edilmiştir.

Daimî delegeler şunlardır;

Heyet başkanı Büyükelçi Warren R. Aus­tin, Mrs. Frankiin Roosevelt, Montana'-dan demokrat temsilci Mike Mansfield ve Chio'nun cumhuriyetçi mümessili John "M. Verys.

26 Ekim 1951

—New-York:

Dışişleri Bakanı Dean Acheson ve Birleş­miş Milletler Genel Kurul toplantısına iş­tirak edecek Amerikan heyeti dün akşam ((American» Transatlantiği ile Fransa'ya müteveccihen hareket etmişlerdir.

Dışişleri Bakanmın «Birleşik Amerika'yı herhangi bir Genel Kurul toplantısında şimdiye kadar temsil etmiş olan heyetlerin en ehliyetlisi» olarak vasıflandırdığı heyet üyeleri arasında Birleşik Amerika'nın Bir­leşmiş Milletler nezdîndeki temsilcisi War-ren Austin, yardımcı temsilcisi Philip Jes-sup ve Bayan Eleanor Roosevelt de bulun­maktadır.