09.11.1951
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Kasım 1951

— Ankara :

Cumhuriyetin 28 inci yıl dönümü mü­nasebetiyle, Dışişleri Bakanımız Fuad Köprülü ile yabancı Devletler Başba­kan ve Dışişleri Bakanları arasında şu telgraflar teati edilmiştir :

Yunanistan Başbakan muavini ve Ha­riciye Nazırı M. Venizelos'tan Dışişleri Bakanı Fuad Köprülü'ye.

Bugünün bana verdiği mes'ut fırsattan çok büyük bir memnuniyetle istifade ederek ekselansınıza Krallık Hüküme­tinin samimî tebriklerini ve dost ve komşu Türk milletinin büyüklüğü ve refahı için hararetli dileklerimi suna­rım.

Venizelos Başbakan muavini ve Hariciye Nazırı

Dışişleri Bakanı Fuad Köprülü'den Yu­nanistan Başbakan muavini ve Harici­ye Nazırı M. Venizelos'a. Türkiye'nin millî bayramı, dolay isiyle ekselansınızın göndermiş olduğu teb­riklerden çok mütehassis oldum. En derin teşekkürlerimin ve şahsî saadet­leri ile şecaatkâr dost ve komşu mil­letin refahı hakkındaki dileklerimi su­narım.

Fuad Köprülü Ehemmiyetli dış meselelere ve mem­leketin- ve mevcudiyetimizin müdafaa­sına ait haberlerin umumî efkâra arzı zamanının takdirinde hükümetin me­suliyeti olduğunu unutmamak gerektir.

Millî Emniyet ve istiklâlimize ve dev­letlerarası münasebetler sahasındaki hareket serbestimize taallûk eden si­yasî bir teşebbüs kargısında hüküme­timizin kendi görüşünü savunmakta ve menfaatlerimizin icabını yerine ge­tirmekte en büyük bir hassasiyetle ha­reket edeceğinden herkesin mutmain olduğunda şüphe yoktur. Hal böyle iken, Sovyet hükümetinin Atlantik Paktına karşı ötedenberi takınmış ol­duğu tavrın bir şekii ifadesi olan ve hiçbir yeni fikir ihtiva etmiyen ve ye­ni bir teşebbüs mahiyetini taşımayan ve hattâ beklenmekte bulunan notası üzerine, tamamen meçhul menbalardan çıkan bir takım yanlış haberlerin mu­ayyen maksatla ortaya atılmadıkları kabul olunsa bile memleketin yüksek menfaatlerine taallûk eden meseleler­de tamamiyle laubali ve mübalâatsız bir telâkkiye delâlet ettikleri aşikâr­dır. Bunun içindir ki bu tarz haberleri yayma hareketi karşısında istisnasız bütün gazetelerimizden dikkat ve has­sasiyet beklemekhakkımızdır.»

— İstanbul :

Atatürk'ün ölümünün 13 üncü yıldö­nümü münasebetiyle yarın şehrimizde Üniversite ile diğer okul ve müessese­lerde anma törenleri tertip olunmuştur.

Hazırlanan programa göre, saat 9 u 5 geçe bir saygı duruşu yapılacak ve bu sükûta vapurla diğer deniz vasıtaları düdük çalmak suretiyle iştirak edecek­lerdir.

Üniversite ve okullarda saygı duru­şundan sonra hatipler Atatürk'ün ha­yatı ve inkılâpları hakkında konuşma­lar yapacaklardır.

Atatürk'ün aziz hâtırasına hürmeten, yarın resmî daireler bayraklarını ya­rıya indireceklerdir. Ayrıca bütün eğ-îence yerleri kapalı bulunacak, spor gösterileri yapılmıyacaktır. Bu arada bazı sınamalar, Atatürkün hayatına ait filmler göstereceklerdir.

10 Kasım 1951

— Ankara :

Atatürk'ün ölümünün13 üncüyıldö-

nümü dolayısiyîe bugün, bütün yurtta onun ölmez hatırası tazimle anılmıştır.

Hayata gözlerini yumduğu 9.05 de bü­tün memlekette saygı duruşunda bu­lunulmuştur.

Her tarafta bayraklar yarıya indiril­miştir. Bu münasebetle bu sabah saat 9.05 de Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraberlerinde Büyük Millet Meclisi .başkanı Refik Koraltan, Başbakan Ad­nan Menderes, Bakanlar, Genelkurmay başkanı, Milletvekilleri, Danıştay ve Yargıtay başkanları, Üniversite Rek­törü, Başbakanlık müsteşarı, Askerî Şûra üyeleri, Millî Savunma ve Genel­kurmay Erkânı, Ankara Valisi, Bele­diye başkanı, Garnizon ve Merkez Ko­mutanları olduğu halde Atatürk'ün ge­çici kabrini ziyaretle bir buket koy­muşlar ve ihtiram duruşunda bulun­muşlardır.

Cumhurbaşkanı ayrıldıktan sonra sı-rasiyle kordiplomatik erkânı, siyasî partiler temsilcileri, Türk Dil ve Tarih Kurumu üyeleri, Belediye temsilcileri, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesindeki ihtifalde bulunanlar, Ankara Üniversi­tesi Yüksek okullar, Lise, Orta ve Tek­nik okullar, İlkokullar, geçici kabri zi­yaret etmişler ve ihtiram duruşunda bulunmuşlardır.

—Ankara :

Büyük Atatürk'ün ebediyete intikali­nin yıldönümü münasebetiyle bu sabah saat 9 u beş geçe Orduevinde bir anma töreni tertip edilmiştir.

Atatürk'ün bazı şahsî eşyalarının da teşhir edildiği bu törene İstikâl Mar-şiyle başlanmış ve ihtiram vakfesini müteakip söz alan hatipler aziz Atanın şahsiyetini, askerî ve siyasî dehasını belirten konuşmalar yapmışlardır.

Büyük bir kalabalığın hazır bulunduğu anma töreni Atatürk'e ait bazı filim-leringösterilmesiyle sona ermiştir.

—Ankara :

Büyük Atatürk'ün ölümünün 13 üncü yıldönümü münasebetiyle bu sabah Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde bir anma töreni yapılmıştır.

Törende Milletvekilleri, Profesörler ve büyük bir gençlik kütlesi hazır bulun­muştur. '

Bandonun çaldığı İstiklâl Marşından sonra Hukuk Fakültesinden Emin Gü-

rol, Atatürk'ün fâni hayata gözlerini yumduğu saat 9.05 de hazır bulunanları beş dakikalık ihtiram sükûtuna davet etmiş, müteakiben bir konuşma yapa­rak, Atatürk'ün okul sıralarından iti­baren gösterdiği muvaffakiyetleri, Türk milleti için giriştiği mücadeleleri, başardığı inkılâpları izah etmiş, bugün, gençliğin onun eserlerinin ve kendisi­ne emanet ettiği Cumhuriyetin bekçisi olduğuna işaretle sözlerini şöyle bitir­miştir:

«Ey büyük Atam,

Türk Milleti kulaklarından senin «ile­ri» diyen sesini eksik etmiyecek, senin çizdiğin yoldan yürüyerek senin yanı­na, arşa kadar yükselecektir.

Güvendiğin Türk gençliği en büyük hazinesi olan Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa edecektir. Sana, senin bu Millete kazandırdığın İstiklâl Marşı île söz veriyoruz :

Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak

sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.»

Bunu takiben Profesör Coşkun Üçok, Atatürk'ün hayat ve eserleri mevzuun­da bir konuşma yaparak, bilhassa onun tarihî şahsiyetini belirtmiş, tarihi şah­siyetlerin millî ve dünya bakımından olmak üzere iki kısımda incelenebile­ceğini tarihten misaller vererek izah ettikten sonra, büyük Atamızın bu iki vasfı da nefsinde cemetmiş bir tarihî şahsiyet olduğunu söyleyerek sözlerini bitirmiştir.

Profesör Afet İnan da Atamızın tatlı bir Mayıs gününde, mütevazı bir muhit içinde dünyaya gözlerini açtığını, millî mücadele yıllarındaki kahramanlığını ve ondan sonraki devrede memlekete kazandırmış olduğu irfan ve medeniyet seviyesini belirttikten sonra yalnız Türkiyenin ve Türklerin değil, bütün dünyanın hayranlığım üstünde toplı-yan bu müstesna insan hakkında dün­ya basınında çıkmış takdirkâr yazılar­dan parçalar okumuş ve koca bir kü­tüphane dolduracak derecede çok olan bu yazıların gençler tarafından tetki­kinin elzem olduğuna işaret ettikten sonra ona ait hatıralarım nakletmiştir.

Profesör Afet İnan konuşmasını Ata­türk'ün -şu sözleriyle bitirmiştir:

«Benim Türk milletine, Türk Cumhu­riyetine, Türklüğün istikbaline ait ö-devlerim bitmemiştir. Siz onları ta­mamlayınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar edersiniz. Bu sözler bir ferdin değil, Türk milletinin I duygusunun ifadesidir. Bunu her Türk 1 bir parola gibi kendinden sonrakilere I tekrar etmekle son nefesini verecektir. I Her Türk ferdinin son nefesi, Türk mil- I letinin nefesinin sönmiyeceğini, onun I ebedî olduğunu göstermelidir.

Yüksek Türk, senin için yükselmenin| hududu yoktur. İşte parola budur.»

Bundan sonra Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinden İlhan İnanç, Atatürk'ün gençliğe hitabesini okumuş ve mütea­kiben gençlerin, Ataya ait şiirler cku-masiyîe tören nihayete ermiştir.

— İstanbul :

Büyük Atatürkün ebediyete intikalinin 13 üncü yıldönümü yurdumuzun her köşesinde olduğu gibi bugün şehrimiz­de de Üniversite, okullar ve müessese­lerde yapılan törenlerle anılmıştır.

Bu münasebetle -bütün resmî daireler bayraklarım yarıya indirmişlerdir.

Aziz Atamızın ruhuna hürmeten saat 9.05 geçe limanımızdaki bütün vapur­lar düdüklerini çalmışlar bütün nakil vasıtaları durmuş yolcular yere inmiş­ler ve bütün diğer vatandaşlar da beş dakika ihtiram vakfesinde bulunmuş­lardır.

Üniversite Konferans salonunda yapı­lan toplantıda Vali ve Belediye başkanı Prof. Gökay, Birinci Ordu Müfettişi Korgeneral Şükrü Kanatlı, İstanbul Ko­mutanı Korgeneral Nazmi Ataç, Pro­fesörler ve salonu dolduran binlerce talebe kütlesi hazır bulunuyordu. İs­tanbul İl ve Belediye başkanlığı, İstan­bul Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği ve Demokrat Parti İl İdare Kurulu tarafından gönderilen çe-lenkler kürsünün arka tarafındaki Ata­türkün büstünün etrafına yerleştiril­mişti.

Saat tam 9 da ' İstanbul Üniversitesi Rektörü Profesör Kâzım İsmail Gürkan kürsüye gelerek Birinci Cihan Harbi sonunda yer yer istilâ edilmiş olan va­tanı düşmandan kurtararak istiklâli­mizi alan ve Türkiye Cumhuriyetini kuran Atatürkü 13 yıl evvel bugün kaybettiğimizi söylemiş ve fâni hayata

gözlerini yumduğu bu dakikada elemi­mizin daima alevlenmekte olduğunu "belirttikten sonra toplantıda hazır bu­lunanları ihtiram sükûtuna davet et­miştir.

Beş dakikalık saygı, duruşundan sonra şehir bandosurefakatiyletoplantıda Bİunan gençlertarafındanİstiklâl Marşı söylenmiş, müteakibenÜniver-ma îktisad Fakültesi Dekanı Ö-Bter Lûtfi Barkan söz alarak, Atatür-kün 20 milyon Türkü bir arada tutan ir kuvvet olduğunu ifade etmişve uıevî Çanakkale müdafaasının kan­amanı olan bu insanın muhtaç olduğu udreti milletin asil kanındasezerek yurdun hakikî kurtarıcısı olduğunu be-litmiştir.

Dekan sözlerine şöyle devam etmiştir:

ürklüğün şerefini kurtaran Mustafa Kemal Askeri ve siyasî dehasını büyük bir dâvanın emrine verdi. Yeni bir Türk devletini sağlam esaslar üzerinde

nırdu ve aklın geriliğe karşı olan mü­cadelesini ehemmiyetle ele aldı. Bu büyük insanTürkmilletinimuasır

ünya milletleri arasına koymak iste­di ve milletimizin bu defa kat'î olarak Garplılaşmak azmini ispat etti.

Dahi asker, vazifesi daha kolay olma­yan cesur bir inkılâpçı İle nöbetini de­ğiştiriyor, zaferin neticesiz kalmaması-u temin etmek yolunu araştırıyordu. Onun gösterdiği istikamet prensipleri Türkiyeyi yeniden yaratmak için o lü­zumsuz ölen kahramanca bir ahlâkın prensipleri idi.

Atatürk bizden her yıl Türk vatanının ıa kuvvetli ve daha refah içinde ol­masını bekliyor. Bizler bu vatanın çe-ı hakikatleri içinde bu milleti yük-tmek ve bu emaneti muhafaza etmek için her fedakârlığa katlanacağız.

Aziz Atatürk, seni bekleyen 20 mil­yon insana meş'alen daima yol göste­recek ve emanetini Türk gençliği dün­ya durdukça koruyacaktır.-.

rofesÖr Barkan'm konuşmasından >nra söz alan İstanbul Üniversitesi Ta­lebe Birliği başkanı Ternel Enderoğlu Atatürkün varlığı etrafında toplanan Türk gençliğinin birinci vazifesinin 'ürkiye Cumhuriyetini ilelebet muha­faza ve müdafaa etmek olduğunu söy­lemiş vs sözlerine şöyle devam etmiş­tir:

«Aziz Atatürk,

Seni kaybetmekten dolayı duyduğu­muz elem sonsuzdur. Yalnız senin şu sözlerin bizlere teselli veriyor. «Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cum­huriyeti ilelebet payidar kalacaktır.»

Senin fâni vücudunun huzurunda biz varız, milletimiz var, müsterih ve ra­hat uyu atam.»

Üniversite salonunda yapılan toplantı­yı müteakip, toplantıda hazır bulunan­lar toplu bir halde Sarayburnu Parkı­na giderek Atatürkün anıtına çelenk koymuşlar ve artık ebediyete intikal eden büyük insanın manevî huzurun­da huşu ile eğilmişlerdir.

—Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar bu sabah Atatürk'ün geçici kabirlerini ziyaret­ten sonra, beraberlerinde Büyük Millet Meclisi başkanı Refik Koraltan, Ba­kanlar, Genelkurmay başkanı, Ankara Valisi ve Belediye başkanı olduğu hal­de anıt kahire giderek inşaat durumu hakkında ilgililerden gerekli izahat al­mışlardır.

—Ankara :

Amerikan Temsilciler Meclisi üyelerin­den mürekkep 10 kişilik bir heyet ya­rın saat 16 da özel bir uçakla şehrimize gelecek ve şehrimizde iki gün tetkik­lerde bulunduktan sonra Salı sabahı saat 9 da yine uçakla İstanbul'a hare­ketedecektir.

Amerikan Temsilciler Meclisi üyeleri yarın Esenboğa hava alanında törenle karşılanacaklar ve akşam Amerikan Büyükelçisi tarafından verilecek husu­sî bir yemekte hazır bulunacaklardır.

Misafirler Pazartesi günü saat 12.30 da Başbakanı, saat 15. 30 da Büyük Millet Meclisi başkanını ziyaret edecekler ve Meclisin bir oturumunda hazır bulun­duktan sonra saat 17.30 da Cumhur­başkanı tarafından kabul edilecekler­dir.

Ayni gün saat 21 de Büyük Millet Mec­lisi başkanı Refik Koraltan Ankara Pa­lasta Misafirler şerefine bir resmi ka­bul tertip edecektir.

—Ankara :

Üç gündenberi şehrimizde tetkiklerde bulunanAmerikanTarım Bakanlığı

veteriner işleri uzamanları bu sabah Türk Veteriner Hekimleri Derneğini ziyaret etmişler ve öğle yemeğini Der­neğin misafiri olarak Karpiçte yemiş­lerdir.

—Mersin :

Beraberinde Sosyal Yardım İşleri Ge­nel Müdürü Seyfeddin Okan olduğu halde Mersin'e gelen Sağlık ve Sosyaİ Yardım Bakam Dr. Ekrem Hayri Üs-tündağ bugün Atatürk ihtifalinde bu­lunduktan sonra memleket hastanesi­ni teftiş etmiştir.

—Ankara :

Büyük Millet Meclisi başkanı Refik Koraltan'm Reisliğinde toplanan göç­men ve mültecilere yardım birliği ida­re heyeti, yaz ayları zarfında yapılan faaliyeti gözden geçirmiş ve yeni İs­kân umum müdürü Haşim îşcan'm ver­diği izahatı dinlemiştir.

Halkın yüksek hamiyet ve yardımları­nı toplayan Göçmen Birliği, elindeki teberrulardan yedi milyonunu, evvelce kararlaştırılmış olduğu şekilde, göçmen köylerinin inşası için hükümet emrine tahsis etmiş bulunuyordu. Bu sefer idare heyeti, Önümüzdeki yardım kam­panyasına kadar, bir milyon liranın daha iskân emrine tahsid edilmesine ka--rar vermiştir. Bu suretle göçmen dava­sında halkın yardımı, bugüne kadar sekiz milyon lirayı bulmuştur.

Bu paralarla, memleketin muhtelif böl­gelerinde göçmen köyleri yalpımakta-dır. Şimdiye kadar 2954 "evin topluca inşasına başlanmıştır. Bundan başka yirmi iki bin köyde de ayrıca evler yap­tırılmaktadır ve kış gelmeden evvel, göçmenlerin barındırılması için her im­kân hazırlanmış bulunmaktadır.

Göçmenlerin müstahsil bir hale geti­rilmesi için de, Ziraat Bankası, geniş çapta bir kredi kolaylığı üzerinde dur­maktadır. Bu kolaylık tahakkuk ettiği takdirde, ziraatçi göçmenler ve sanat­kâr göçmenler bu imkânlardan ayrı ayrı istifade edeceklerdir.

Halkın teberru olarak yardımı, hükü­met yardımları, devlet arazisinin tak­simi suretiyle yapılan toprak yardım­ları ve kredilerle, Şimdiye kadar göç­menler için sarfedilen miktarın üçyüz milyonu bulduğu tahmin edilmektedir.

— İstanbul :

Büyük kurtarıcı M. Kemal Atatürk':-ebediyete intikal edişinin 13'üncü yi dönümümünasebetiylebugüns 15 deAtlas sinemasındaMilli Tü Talebe Birliği tarafından tertip oluna bir toplantı yapılmıştır.

Toplantıya başlandığı zaman sinemi mn sahnesinde aziz Atamızın ebeı istirahatgâhmı temsil eden ve etrafa da meşaleler yanan kabrinin iki tan fmda, birisi kız diğeri erkek iki gen izci ile iki Mehmetçik yer almışlardı

Çok kalabalık bir dinleyici topluluk nun hazır bulunduğu toplantıya Ata türk'ün aziz hatırasını taziz içinj dakikalık bir saygı duruşu ile başlar mıştır.

Müteakiben toplantıyı açan Talebe B ligi başkanı, yaptığı konuşmasını Atatürk ideali için her fedakârlığı y pacak bir iman sahibi olan gençliğ Atatürkün şahsına ve inkılâbına teca­vüze yeltenenlere fırsat vermiyeceğia, böyle bir fırsatı bekleyenlerin daina hayal sukutuna uğrayacağını be mistir.

Talebe başkanının konuşmasından son-l ra Talebe Birliğine gönderilen mesw lar okunmuştur.

Bilâhara söz alan Atatürkün eski Gfrl nel Sekreteri Hikmet Bayur, AtatürkH ait hatıralarını anlatmış ve Atatüm hakkında söylenen bir takım çirl™ iftiralara cevap vererek, Atatürkün hu-l susî şahsiyetine dil uzatanların, omsm siyasî hayatında ve eserlerinde ten™ edecek mevzu bulamıyan kötü niyeffl insanlardan başka bir şey olmadıkla* rmı söylemiştir.

Bundan sonra bir hitabede buluna» muharrir Yaşar Nabi, Atatürkün şah-1 siyetini ve eserlerini tahlil ederek kur-l tarıcılık vasfını tebarüz ettirmiştir.

Yaşar Nabi'ninkonuşmasından sonra I talebelerAtatürkiçinyazılan şiirleri okumuzlar ve söz alan şair Behçet K&l mal Çağlar heyecanlı bir konuşma yap-1 mıştır.

Toplantı sona ermeden önce gençler Atatürke olan bağlılıklarım belirtmek için hep bir ağızdan and içmişlerdir.

Müteakiben toplantı sona ermiş ve Ta­lebe Birliğinin hazırladığı bir çelenk Taksimdeki Atatürk âbidesine konmuş­tur.

Takım oyuncularının birbirlerine tak­dim edilmesi ve Millî marşların çalın­masından sonra oyuna Türk takımının vuruşu ile başlandı.

tik 3 dakikada teşebbüs Türklerde. Bu arada sağhaf Eşrefin ileri çıkışı ve 18 üzerinden çektiği şutu rakip kaleci zorlukla bloke etti.

Buna mukabil İsveçliler de açıldı ve beşinci dakikada İsveç sağ açığı mu­hakkak bir golü kaçırdı.

Bizim takım yavaş yava§ sür'at kas zanmağa başladı ve hattâ 8 inci daki­kada Muhtar, îleceb'den aldığı yerinde pası biraz sürüp kaleci ile karşı karşı­ya kaldıysa da Svensson'un müdahale­si gole mani oldu.

Her iki takımın forvet hatları nisbeten münferid akınlarla gole gitmeğe çalışı­yorlardı, fakat bu şekilde netice alma­larına imkân yoktu. 26 mcı dakikada rakip takımdan bir oyuncu ile çarpışan for hatlımızın en emin elemanı Recep sakatlandı ve oyundan çıkmak zorun­da kaldı. Yerine Hüseyin girdi. Bu sakilde bütün yük Hat hattımıza çök­tü.

31 inci dakikada Erol'un çok güzel or­tası Muhtara kadar uzandı, onun ka-.fası müsait pozisyonda' olmasına rağ­men top avutta. Bu şekilde ilk devre golsüz nihayettendi.

ikinci devreye her iki takım herhangi bir değişiklik yapmadan çıktılar. İs­veçliler derhal gol atmak azmi ile sü­ratle oyuna bağladılar ve kalemize ka­dar indiler, fakat çektikleri gollük şu­tu Turgay mükemmel bir şekilde kur­tardı.

Takımımızda har hattı kendinden bek­lenilen oyunu çıkarmakta ve İsveçli­
lerin bütün tazyikine muvaffakiyetlekarşı koymakta.

5'inci dakikada İsveç santrforu Byd ell­in çok sıkı bir sütünü Turgay kurtar­dı.

Akınların karşılıklı olmasına rağmen İsveçliler hücum teşebbüsünü ellerin­den bırakmıyorlar. 8 ve 9 uncu daki­kalarda Turgay ile Naci kalemizi iki muhakkak golden kurtardılar.

12 inci dakikada Eşrefin sakatlanması üzerine yerineFahreddingirdi.

İsveçliler akınlarına devam ediyorlar. Takımımız 15 inci dakikada anı bir hü­cum yaptı. Muzaffer, Mehmed Ali'den aldığı kısa pası müsait durumda olan Muhtara aşırdı, santrforumuz da ya­kın mesafeden kalecinin müdahalesine rağmen topu kafa ile îsveç ağlarına taktı.

Bu golden sonra for hattanız bir müd­det ileri paslarla İsveç defansını aşma­ğa çalıştıysa da İsveçlilerin atik oyunu buna İmkân bırakmadı.

İsveçlilerin hiç olmazsa beraberliği te­min -etmek için bütün gayretlerini or­taya koydukları göze çarpıyordu. Fakat hat hattımız ve bu arada Turgay ile Naci İsveçlilerin gol hücumlarını canlı ve yerinde müdahalelerle karşılıyor­lardı.

22 ci dakikada İsveç santraforunun bir hücumunu Önlemeğe çalışan Turgay, kendisine yardıma gelen Naci İle çar­pıştı. Bu çarpışma, oyunda bir iki da­kikalık bir inkıtaa sebep oldu. Az sonra oyuna her iki oyuncunun da iş­tirakiyle tekrar başlanıldı. İsveçliler müdafaamm aşmak için başta santr­for ve içleri olmak üzere bütün gayretleriyle hücumlarına devam edi­yorlardı.. Millî takımımız da iki iç oyuncuyu geri çekmiş vaziyette son 15 dakikayı atlatıp sahadan galip ayrıl­mak üzere mücadele ediyordu.

Son dakikalarda takımımızın bütün elemanları müdafaaya çekilmişti.

Son dakikalar çok canlı bir müdafaa oyunumuzla geçti ve maç bu suretle 1-0 Türk millî takımının galibiyetiyle ne­ticelendi.

—İstanbul:

Şehrimizde bulunan Güney Kore Baş­bakanı John Myun Chang ve Güney Kore Millî Meclisi ikinci başkanı Taik Isang Chang bugün müzeleri ve tarihî anıtları gezmişlerdir.

—Tokat:

Bölgemizde kurulacak ikinci §eker fab­rikası için 5 Ağustos 1951 de teşekkül eden mahdut mesuliyetti Turhal ve civan istihsal kooperatifi ortakları bu­gün saat 10 da Turhal şeker fabrika­sında toplanmışlardır. Toplantıya şeker fabrikaları genel Müdürü, Turhal Kay­makamı, fabrika Müdürü, Ziraat Mü­dürü ve ortak müstahsiller iştirak etmislerdir. Bu münasebetle bir konuşma yapan Genel Müdür, yakında şeker sanayii ile ilgili bir kanun çıkacağı­nı, bu suretle şeker sanayiine Özel ser­mayenin iştirakinin sağlanacağını, bu sene pancar mahsulünün bolluğu do-layısiyle müstahsilin eline bol para geç­tiğini, binaenaleyh kooperatife hisse­dar olarak iştirak edildiği takdirde çok ileri bir adım atılmış olacağını söyle­miştir.

Genel Müdürün bu konuşmasından sonra seçimler yapılmış, müteakiben toplu bir halde kooperatifin ilk bina­sını teşkil eden Turhal bölge binasına gidilerek törenle levha asılmıştır.

15 Kasım 1951

—Ankara :

Yüksek Sağlık Şûrası, bu yılın üçüncü kanunî toplantısını bugün saat İlde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Ekrem Hayri Üstündağ'm başkanlığın­da yapmıştır.

Bu toplantıya Ord.Prof. Dr. Gnl. Tev­fik Sağlam, Ord. Prof. Dr. A. Kemal Atay, Ord. Prof. Dr. Fahrettin. Kerim Gökay, Ord. Prof. Dr. Tevfik Remzi Kazancıgil, Ord. Prof. Dr. Saim Ali Di-lemre, Prof. Dr. Gnl. Zeki Hakkı Pamir, Prof. Dr. Zeki Faik Ural, Dr. Gnl. Kâ­zım Damlacı, Dr. Tevfik İsmail Gökçe, Bakanlık müsteşarı Dr. Ekrem Tok. Danışma ve İnceleme Kurulu bagkanı Dr. Süha Delibaşı, Sağlık İşleri Genel Müdürü Dr. Arif Anıl, Sosyal Yardım İşleri Genel Müdürü Dr. Seyfettin O-kan İştirak etmişlerdir.

Şûranın gündeminde 12 adlî ihtibar mevzuu ile 57 meslek hastalığı mevzuu ve yurdun sari ve içtimaî hastalıklar durumunun ve diğer sağlık konuları­nın incelenmesi vardır.

—İstanbul:

Pariste Birleşmiş Milletler Genel Ku­rul toplamlısına iştirak etmek üzere memleketimizden geçen ve şehrimizde iki gün misafir kalan Güney Kore Başbakanı Dr. John Mynn Chang ve Güney Kore Millî Meclisi ikinci baş­kanı Mr. Taik Sang Chang beraber­lerinde Başbakanlık sekreteri Mr. Hong Yul Lee ve Haberler Bürosu Sekreteri Miss. Angela Ahn olduğu halde bugün saat 10 da Parise gitmek üzere İngiliz

hava uçağı ile şehrimizden ayrılmış­lardır.

Yeşilköy hava alanında Vali adına Özel kalem Müdürü Nabi Up tarafından uğurlanan Güney Kore Başbakanı ve Millî Meclis ikinci başkanı şehrimizi ziyaret -etmiş olmalarından duydukları memnuniyeti izhar etmişler ve dün gezmiş oldukları müzelerimiz, saray­larımız ile tarihî anıtlarımız için hay­ranlıklarını ifade eylemişlerdir.

— İstanbul:

Meriç nehri ıslâh projesi daimî komi­tesi başkanı Türkiye hükümeti mü­messili yüksek mühendis Salih Demir-bilek ve Yunan hükümeti Temsilcisi komite sekreteri yüksek mühendis G. Lyniberidis tarafından ajansımıza aşa­ğıdaki müşterek beyanat verilmiştir:

Türkiye ve Yunanistan hükümetleri aralarında kara hududunu teşkil eden Meriç nehrinin müşterek ıslâh işleri hakkında işbu beyanatı yapabilecek mesud durumda bulunmaktadırlar.

Carî senenin başlangıcında Türkiye, Yunanistan ile birlikte bu hudut neh­rinin ıslahı için Amerikan yardımını sağlamak üzere ECA'ya müşterek bir teknik yardım dileği sunmuştur. Şaya­nı şükrandır ki bu dilek kabul edilmiş­tir. Bunun neticesi olarak önümüzdeki günlerde Amerikalı Harza mühendislik işleri etüd kumpanyası, Meriç vadisi üzerinde proje bürosunu kuracaktır.

Türkiye ve Yunanistan hükümetleri bu ıslah işlerinin yapılmasını uzun zaman-danberi arzu etmekte olup bu hususta gayretler sarfedilmişlerse de bu işlerin tahakkuk safhasına girmesi ancak bu hususta Marshall Yardımının gösterdi­ği hususî alâka ve anlayış sayesinde bugün kabil olmuştur. Bundan dolayı Türkiye ve Yunanistan hükümetleri işbu deklarasyon ile ECA idaresine şim­diye kadar bu işler için gösterdiği de­rin alâkadan dolayı teşekkür ederler ve aynı zamanda memleketin bu böl­gesinde ekonomik ve ziraî istihsal im­kânlarının gelişmesi hususunda yapıl­ması gerekli ıslah işlerinin ikmaline kadar ECA idaresi tarafından bu alâka­nın devam ettirileceğine kani bulun­maktadırlar. Meriç vadisinin gelişmesine ait işle­rin bir an evvel başlaması ve intacı içinECAtarafından yapılacakmalî yardıma muvazi olarak kendi millî ve idarî imkânlarımızı azamî şekilde bu işe tahsis edeceğimizi teyit ederiz.

Avrupa işbirliği programının ana hat­larına uygun olan v-e hür bir dünyanın teşkili için dünya hür milletleri arasın­da gelişmesi gereken mütekabil kuv­vetli dostane münasebet ve rabıtaların iki komşu ve dost hükümet atasında tesisini sağlayacak olan bu işbirliğin­den dolayı Türkiy-e ve Yunanistan hü­kümeti büyük haz ve memnunluk duy­duklarım açıkça ifade ederler.

— Ankara:

Moskova'da çıkan «Ogonyok» gazetesi, »Nazım hikmet'in evinde" serlevhasını taşıyan bir röportaj neşretmiştir.

Bu röportajda vatan haini Nazım Hik­met Türkiye'de gizli komünist partisi­nin faaliyeti hakkında ifşaatta bulun­makta ve bazı isimler bile vermekte­dir.

Gazete muharriri Nazım Hikmet'in Rusya'da muhtelif gayretlerinden bah­settikten sonra yazısına şöyle devam etmektedir :

Konuşmayı şairin sıhhati meselesine naklettik. Kendisi şunları söyledi:

»Moskova'da bütün istirahat imkânları tana temin olundu. Beni mükemmel bir sanatoryuma şevkettiler, fakat, iti­raf edeyim ki, bir hafta sonra oradan «kaçıverdim». Hayır, şimdi istirahat zamanı değildir. Çalışmalı ve kaybedi­len fırsatları telâfi etmeliyiz.»

Nazım Hikmet «Yeni Dünya» dergisi­nin Eylül sayısını ele alıyor. Bu sayıda, Türk komünistlerinden S. Üstüngel'in «hapishanede ve serbest hayatta» baş­lıklı mektupları dercolunmuştur. Nazım Hikmet'e göre, bu mektupların muhar­riri «Türk edebiyat sanatında ilk de­fa olarak, Türk halkının ve onun ön­cüsü Komünist Partisinin hürriyet ve bağımsızlık, sulh ve ekmek uğrunda yapmakta oldukları mücadeleyi doğru bir şekilde aksettirmektedir. Nazım Hikmet bu mektuplara dayanarak, si­nema senaryosu yazmak arzusundadır.

Ogonyok gazetesinin muharriri yazısı­na şöyle devam etmiş ve vatan haini­nin ifşaatını şöyle tesbit eylemiştir :

Konuşmamız sulh uğrundaki mücade­leye temas edince şair şunları söyledi:

Belki Türkiyedeki arkadaşlarım, barış taraftarlarının neşrettikleri beyanna­menin, türkçe metnini bana gönder­meye muvaffak olurlar. Vatanımda, polis tedhiş sisteminin pek merhamet­siz bir tarzda hüküm sürmesine rağ­men, sulh uğrundaki mücadele gevşe­miş değildir. Barış müdafileri İstanbul-da «Barış» isimli bir dergi neşrine karar verdiler. Halbuki, dergi başyazarlarının derhal hapse atılacağını pekâlâ biliyor­lardı. Bununla beraber, yapılan taki­bat arkadaşların teşebbüslerine mâni olamadı. Hükümet, meşru surette çıkan bu dergiyi kapattırdı. O zaman «Barış yolu» ismini taşıyan gizli bîr dergi çı­karmağa başladılar.»

Nazım Hikmet bu gizli Barış Yolu der­gisinin Türkiye'de 10 bin adrese dağı­tıldığını söylemiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir :

İstanbul'da (Barışseverler Cemiyeti) kurulabilmiştir. Bu cemiyetin, başın­da Ankara Üniversitesi doçentlerinden Bellice Boran ve birkaç genç avukat vardı. Onlar ne kadar tehlikeli bir işe giriştiklerini biliyorlardı. Fakat buna rağmen silâhlarını bırakmadılar. «Ce­miyet» önderlerini askerî mahkemede yargıladılar ve her birini 15 sene müd­detle hapse mahkûm ettiler.

Bununla beraber, cellâtlar milletimin hürriyet aşkını kıramadılar. Umumî efkârın baskısı altında Türk mürteci-leri, Behice Boran'm ve sebatkâr arka­daşlarının mahkûmiyet müddetlerini birdenbire kısmak zorunda kaldılar. Barış uğrunda yaptıkları mücadelede memleketimin alelade insanları, emper­yalizmin kara kuvvetleri üzerinde ye­ni zaferler kaydedeceklerdir. Türkiye-nin alelade insanları bütün kalpleri ile Sovyet vatandaşlarına bağlı bulunuyor.

— Ankara :

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan Seyhan, İçel ve Hatay İllerin­de bir tetkik seyahati yapmak üzere bu akşam Toros ekspresi ile Ankara-dan hareket etmiştir.

Başkan, İçel Milletvekillerinden Hü­seyin Fırat ve Salih İnankur ile bir­likte gitmekle v-e hususî kalem müdürü Bedri Akyüz de kendilerine refakat et­mektedir.

Başkan, garda Büyük Millet Meclisi başkanvekiller inden Balıkesir Milletve-

Sayın Fuad Köprülü Türkiye Dışişleri Bakanı

Ankara

Türkiye Cumhuriyetinin ilânının yirmi sekizinci yıldönümü münasebetiyle şahsî saadetleriyle Türk milletinin re­fahı hakkındaki en samimî tebrikât ve hararetli temenniyatımm lütfen kabu­lünü rica eylerim.

Moshe Sharet

Ekselans Mösyö Moshe Sharett İsraelHariciyeNazırı

Türk Millî bayramı münasebetiyle ba­na gönd-armek lûtfunda bulunduğunuz ve temenniyattan son derece mütehas­sis olarak şahsî saadetleri ve İsrael milletinin refahı hakkındaki en halisa­ne temenniyatıma terdifen teşekkürle­rimin kabulünü ekselanslarından rica eylerim.

Fuad Köprülü

Hindistan Hariciye Nazırı Jawaharlal Nehru'dan Dışişleri Bakanı Prof. Fuad Köprülüye

Millî gününüzün bu yıl dönümünde zatıâlinize ve vasıtanızla Türkiye hü­kümeti ile milletine Hindistan hükü­meti ile milletinin ve benim samimî temennilerimizle kalbî selâmlarımızı takdim etmek bana büyük memnuni­yet vermektedir.

Jawaharlaî Nehrukili Sıtkı Yırcalz ve İdare âmirlerinden İzmir Milletvekili Mehmet Aldemir, Seyhan, İçel ve Hatay Milletvekilleri ile Büyük Millet Meclisi Umumî Kâtibi Refet Sezen ve dostları tarafından uğurlanmıştır.

16 Kasım 1951

— Ankara :

Bugünkü zafer gazetesinde Nazım Hik-met'in Rusyada memleket aleyhin­deki neşriyat ve faaliyeti hakkında Mümtaz Faik Fenik «Kızıl yılanın ka­fası ezilecektir- başlığı altında şu ma­kaleyi neşretmiştir :

Vatan haini Nâzım Hikmetin bir Mos-kove gazetesine vermiş, olduğu yeni bir beyanat, memleketimizde akılları sıra faaliyette bulunmağa yeltenen ve sor. günlerde elebaşıları tevkif edilen gizli komünist partisinin meşum cibilliyeti­ni ve habaset dolu mahiyetini ifşa et­mektedir.

Bugün gazetelerde bu hususta bulaca­ğınız tafsilât, Türk komünistleri diye birleşen ve Türk vatanının bütünlü­ğünde, Türk milletinin hürriyetine kasteden bu hainlerin, memleketi par­çalamak için nasıl sistemli bir faaliye­te giriştiklerini ve «Barışseverlik» adı altında nasıl Türkiye'yi, Moskoflara peşkeş çektiğini açıkça gösteren bir iti­raftır.

Fakat bu aşağılık mahlûkların mel'a-netleri memleketimizde derhal anla­şılmış, ve elebaşıları yakalanarak he­sap vermek üzere adalet huzuruna sev-kedilmişlerdir.

Biz Türk emniyet kuvvetlerinin bu hu­susta gösterdikleri teyakkuzu burada takdirle yadederiz.

Nazım Hikmetin ifşaatı teyit etmekte­dir ki, «Gizli komünist partisi» diye anılan teşkilât asla bir şüphenin mah­sulü değildir. Birtakım kızıl uşaklar aralarında toplanmışlar, parti kurmuş­lar ve Moskovadaki efendilerile işbir­liği yapmak yoluna bile girişmişlerdir.

Demek barışseverler komünistlerin bir kamuflajıdır ve barış ismi böylece bir hiyanete âlet edilmek istenmiştir. Çün­kü bu kızıllar, zahirde barışsever namı altında ortalığa bir kadife eldiven uza­tırken, hakikatte bir komünist partisi olarak millete orak sallayıp kafamıza çekiç vurmağa kalkmışlardır.

İşte Nâzım Hikmetin sözleri, bir manlar İstanbul'da neşredilen ve so kapatılan «Barış» dergisinin ve bu d giyi çıkaranların maskelerini söküp makta ve vatana kasteden bu hainle hakikî hüviyetlerini bize bütün çıplı lığı ile göstermektedir.

Kızıl tahrikçiler «Barış» kapanınca, defa «Barış yolu» diye bir başka de: çıkarmışlar ve bunu on bin nüsha ündemuhtelifadresleredağıtma başlamışlardır.Maksatlarıaşikârd Güyabarışı korumak fikrinin prop gandasıni yaparak bir takım kimselt ağlarına düşürmek ve böylece koni nizmi bir iktisadî doktrin halinde Tü kiyeye yaymaktır.Fakatişte suçu tü yakalanmışlardır. Şurasını söylemi lâzımdır ki komünizm artık bir iktisa doktrin olmaktan çıkmış ve doğruda doğruya Rus emperyalizminin ve isti! hırsının bir âleti haline gelmiştir.

Komünis partisi ele basılarında bı lunan tüzük ve programın maddelö artık meydandadır. Bunların gayeleı Türkiye'yi muhtelif Sovyet parçaların ayırmak ve sonra hepsini Rusya'ya Ü hak etmektir. Zaten yutmak için par çaîamak komünizmin birinci usulüdür Şimdiye kadar ellerine geçirdikleri av lan hep böyle yutmuş değil midirler'

Fakat şunu bir defa daha söylemek lâ­zımdır ki, bu ml'unlar, Türkiye'de asla emellerine nail olamıyacaklardir. Bu memlekette herkes komünizmin ne de­mek olduğunu pekâlâ bilir. Her Türk ailesinde Moskoflarla muharebe eder­ken şehit düşmüş veyahut yara almış bir kahramanın şeref hâtırası vardır. Türk milleti, bu vatanın istiklâlini ve bütünlüğünü kanı ve cam pahasına daima korumağa hazırdır ve şayet birkaç sütü bozuk çıkacak olursa, bun­lara da lâyık olduğu cezayı vermeye daima kadirdir.

Türk halkı o kadar vatanına ve istik­lâline bağlıdır ki, bu kuvvetli ve te­miz bünye ona arız olmak isteyen kı­zıl mikropları işte böyle bir anda te­mizler.

Nâzım Hikmet'in bu ifşaatı onun kendi vatanına olduğu kadar Barışseverler Cemiyeti adı altında Moskova köleliği yapan arkadaşlarına bile hiyanet ede­cek tıynette aşağılık bir adam olduğu­nu bir defa daha isbat eden vesikadır.

Bundan sonra Almanyadan bahseden Acheson Almanyamn her tarafında tahkikat yapılabilmesi için Birleşmiş Milletlerin kontrolü altında Millerarası tarafsız bir komisyonun kurulmasının derpiş edildiğini söylemiş ve «hür mil­letler arasında rol oynayabilecek kud­rette hür bîr Almanyamn mevcudiye­tini teminat altına alacak şekilde de­mokrasi prensiplerine müstenit bir Al­man ittihadının mümkün olduğu ka­dar çabuk gerçekleştirilmesi zaruretini teyid etmiştir.

Avusturyamn daha hâlâ işgal rejimine tâbi olduğunu hatırlattıktan sonra Acheson İtalyanın Birleşmiş Milletlere kabulüne Rusyanm artık daha fazla engel olmamasını telkin etmiştir.

Daha müessir bir program sunulma­dıkça atom enerjisi kontrolüne dair en. tatminkâr plân olan Birleşmiş Milletler teklifini Amerikanın desteklemeğe de­vam edeceğine işaret eden Dean Ache­son sözlerini şöyle bitirmiştir:

Bazı kimseler güvenliklerinin icap ettirdiği savunma programını azimle ve kudretle tatbik ederken barıştan bahsetmektedirler. Bu durumu değiş­tirmemek için hiç bir zaman gayret­lerimizi elden bırakmamalıyız.»

Amerika dış işleri bakam saat 12.20 de kürsüden inmiştir. Bu suretle nutku tam 40 dakika sürmüştür.

Achesonun nutkundan sonra oturuma son verilmiştir.

— Paris :

Sovyet Rusya Dışişleri Bakanı Andrei Vişinski bugün Birleşmiş Milletler top­lantısında söz alarak Birleşik Amerika-ya acı ithamlarda bulunmuş, onu Kore-de mütecavizane harbi açmaktan mesul tutmuştur.

Vişinski konuşmasına, bundan evvelki Asamble toplantılarında yapmış oldu­ğu gibi ayni acı dil ile başlamış ve şöyle demiştir:

Birleşik Amerika Kore harbini durdur­mak istiyorsa, sadece General Matthew Ridgway'e müzakereleri engellemek­ten hâdiseler çıkarmaktan ve saçma, yersiz teklifler yapmaktan vazgeçmesi­ni emretmelidir.

Şurasına da işaret edeyim ki, Sovyet Rusya, geçmişte, şimdi üç büyük Ba­tılı devletin yeni tasarılarında ileri sür­dükleri gibi, atom silâhlarının azaltıl­masını değil tamamile kanun dışı edil­mesini istemişti."

Vişinski silâh yarışının İngiltere, Fran­sa ve halkın açlığa maruz kaldığı geri kalmış, gelişmemiş memleketlerde cid­dî, vahim iktisadî buhranlara sebep ol­duğuna işaret ederek şöyle demiştir:

Birleşik Amerika Ekonomisi, silâhların daimi surette çoğalması ve sivil istih-saJâtın yeniden kısılması yüzünden doğan harp enflasyonu dolayısiyle sağlamlık göstermeyen bir durumda­dır.»

Vişinski Birleşik Amerikayı yeni bir dünya harbi hazırlamakla itham etmiş-ve şunları ilâve etmiştir :

«Sulh lehinde git gide daha fazla sesler yükselmektedir. Hattâ Amerika'da bile nüfuz politikasına karşı gittikçe artan muhalefet ve itirazlar görülmektedir. Birleşik Amerika müzakerelere devamı reddettiği takdirde, bunun zararı Bir­leşik Amerika ile Müttefiklere olacak­tır yolunda sözler duyulmaktadır.

Fakat Birleşik Amerikanın bütün dış politikasının esasında yeni bir harbe hazırlanmaktan başka bir şey mevcut değildir.»

Sovyet Rusya Atom bombalarının der­hal imha ve imâlinin tamamiyle yasak edilmesine çoktan çalışmıştır. Sovyet teklifleri, atom silâhları dahil silâhlan­manın azaltılmasını derpiş eden Batı­lıların teklifleri ile tezad teşkil etmek­tedir.»

Silâhlı kuvvetlerden de bahseden Vi­şinski, batılı devletlerin 1939 yılından çok daha fazla miktarda askeri silâh altında bulundurduklarını ve sayıları­nın Sovyet faal asker kadrosunun iki misli olduğunu iddia etmiştir.

— Birleşmiş Milletler (Paris) :

Genel Kurul toplantısından çıktığı sı­rada demeçte bulunan Birleşik Ame­rika Dışişleri Bakanı Dean Acheson ez­cümle şunları söylemiştir :

«Vişinski iki saat müddetle hakikatlere karşı mücadelede bulunarak mağlûp olmuştur.»

Sovyet heyetinin umumî silâhsızlanma hakkında Batılı teklifi derin bir tetki-

ke tabi tutmadan reddetmesi, Ameri­kan çevrelerinde büyük bir hayal kı­rıklığına sebep olmuştur.

İngiliz çevrelerine göre, yeni Sovyet teklifi büyük bir hayal kırıklığına se­bep olduğu gibi Genel kurulda büyük bir çoğunlukla reddedilmesi muhte­meldir.

—Paris, (Birleşmiş Milletler) :

Genel Kurulda Vichinsky'nin nutkun­dan sonra mütalâasını bildiren İngiliz Dışişleri Bakanı Eden şunları söyle­miştir :

»Bu nutukta yeni birşey yoktur.» Batılıbütünmurahhasheyetleribu mütalâaya iştirak etmektedirler.

—Paris :

Birleşmiş Milletlerdeki Mısır delegesi Dr. Azmi bey bugün bir Basın toplan­anda Arap memleketleri arasında tam bir birlik olduğunu söylamiştir.

—BirleşmişMilletler(Paris) :

Genel Kurulunbu sabahkioturumu saat 11.55 de sona ermiştir. Kurul öğ­leden sonra 14 de toplanacaktır. BirleşmişMilletler(Paris) :

Genel Kurulun öğleden sonraki otu­rumu bugün saat 14.20 de açılmıştır.

—Birleşmiş Milletler(Paris) :

Umumî mahiyetteki müzakerelerine devam eden Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bu sabahki oturumunda önce Yeni-Zelanda delegesi F. W. Dodge'yi dinlemiştir.

Yeni-Zelandanın dün sabah Amerikan Dışişleri Bakanı Acheson tarafından si­lâhsızlanma ve müşterek güvenlik hak­kında sunulan teklifi destekleyceğini bildirdikten sonra Yeni-Zelanda dele­gesi Geni Kurulun bu altıncı içtimam-dan gayenin Kore meselesini halletmek ve harbe son vermek olduğunu söyle­miştir.

Bundan sonra İngiliz - Mısır ihtilâfına temas eden delege, bir andlaşmanın tek bir millet tarafından feshini red­detmiş ve siyasî kanaatleri ne olursa olsun meslektaşlarını kendisiyle bir­leşmeye davet eylemiştir.

Müteakiben söz alan Küba Dışişleri Bakanı bütün dünyanın mukadderatı­nı tâyin edecek olan bu müthiş saatte Birleşmiş Milletler toplantısını üzüntü dolu bir dikkatle takip etmekte blun-duğunu söyîiyerek ezcümle şöyle de­miştir :

«Dünya artık silâhlı bir barış hayali ile aldatılacak bir dünya değildir. Bu dün­ya artık tam bir barış istemektedir".

Küba delegesinden sonra söz alan Hon­duras delegesi Tiburcio Carias uzun uzu İtiyadan bahsetmiş ve Birleşmiş Milletler Teşkilâtının banilerinden biri olan ve îtalyanm Birleşmiş Milletler ca­miasına iltihakını daima desteklemiş bulunan Antheny Eden'e hoş geldiniz demiştir.

Hunduras delegesinin sabah oturumun­da konuşacakların şunlar olduğunu bil- . dirdiktensonraBaşkan Milletlerarası ÇalışmaBürosuMüdürüDavid A. Morse'a söz vermiştir.

Milletlerarası Çalışma Bürosunun ro­lünden bahseden Mors bundan dört yıl önce kabul edilen sendika haklarının korunmasına mütedair çalışma kon­vansiyonunun ve sendika haklarını ihlâl eden iddiaların tarafsızca tetkiki ile vazifeli bir tahkikat ve uzlaştırma komisyonunun iki yıl önceki kuru­luşunu hatırlatmıştır.

Fakat hükümetlerin bu teşekkülün topraklarında faaliyette bulunması hu­susunda mutabık olmamalarından do­layı eseflerini beyan eylemiştir.

Daha sonra iaşe ve tarım teşkilâtı baş­kanı M. G. Barton kürsüye gelerek Birleşmiş Milletlerin dünyadaki açlığa son verme çarelerini bulmak hususun­da gayretlerini teksif etmeleri için Ge­nel Kurula hissî bir hitabede bulun­muştur.

Müteakiben Unesco Genel Müdürü Bodet söz almış ve "fikirlerin ve in­sanların dolaşmaları için devletlerin hudutlarını açmalarını, haberleşme hürriyetinin ve münevverlerle artist­lerin haklarının teminat altına alınma­sı» nıistemiştir.

Nihayet Dünya Sağlık Teşkilâtı Genel Müdürü Brock Chishclin söz alarak bugüne kadar dünyada 79 milletin bu teşkilâtın kuruluşunu kabul etmiş ol­malarından dolayı tebriklerini sunmuş­tur.

Chishclin bundan sonra Milletlerarası Sağlık Teşkilâtı tarafından hastalık ve cehalete karşı mücadelede elde edilen neticeler hakkında etraflı izahat ver­miştir.

Saat 11.55 de başkan Padillo Nervo o-turuma son vermiş ve Genel Kurulu öğl-aden sonra saat 14 de toplantıya ça­ğırmıştır.

Öğleden sonraki oturumda söz almak üzere yalnız Avustralya heyeti sözcüsü ismini kay d ettirmiştir.

—Birleşmiş Milletler(Paris) :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun öğleden sonraki toplantısı Avusturalya Dışişleri Bakanı Cassey'in Sovyet Rus-yaya karşı şiddetli ithamının serdi ile başlamıştır.

Avustralya Dışişleri Bakanı, Sovyet Rusyayı şimdiki vaziyetten mes'ul tut­muş ve demiştir ki:

—Bu memleketin yayılma tazyiki, bi­zi yeniden silahlanmağasevketmiştir.
Aksi takdirde büyük tehlikeler ve hür­riyeti kaybetmekle karşılaşacaktık.

Bugün endişe içinde yaşıyoruz ve bir dünya harbi içine dalmak tehlikesi içindeyiz.»

Cassey, Avustralya hükümetinin cid­dî surette yapılacak her teklifi tetkik etmeğe hazır, fakat Sovyet hükümeti tekliflerinin samimiyetine inanmanın güç olduğunu söylemiş ve demiştir ki :

—Pek yakın gayemiz müşterek emni­yet ise nihaî gayemiz müşterek refah­
tır,

Fakat Sovyet Rusyanın hareket hattı değişmedikçe hakikî refaha kavuşula-mayacağı da aşikârdır.

İktisaden geri kalmış milletlere yar­dım edeceğine, Sovyet Rusya karışık­lıklar ve ayrılıklar çıkarmaktadır. Sov­yetlerin sözde barış kampanyasını, Sovyetlerin millî siyasetinin bir âleti olarak telâkki ediyoruz.™

Avusturalya Dışişleri Bakanından son­ra Haiti Cumhuriyetinin daimî temsil­cisi Dantes Bellegarde söz almış ve ırkları, milletleri ve sınıfları yekdiğe­rine karşı koymağa uğraşan kin ve şid­det doktrinleri aleyhinde bulunmuştur.

Birlenmiş MilletlerGenelKuruluya­rınki Cumartesi günütoplanmıyacaktır.

Gelecek toplantısı Pazartesi günüsaat 9.30 da yapılacaktır.

—Paris :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Büro­su, Arap memleketlerinin Fas meselesi hakkında Fransa aleyhine vaki şikâ­yetlerinin şimdilik tehirini Genel Ku­rula tavsiyeye karar vermiştir.

Oya konulan bu teklif 4 çekimser ve 4 muhalif oya karşı 6 oyla kabul edil­miştir.

—Paris(Birleşmiş Milletler) :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği, Yugoslavya'nın Sovyet Rusya ve Doğu memleketlerine karşı muhtırası ile şi­kâyetini, bugün öğleden sonra yayın­lamıştır.

Yugoslav murahhası Kardelej, bunun Genel Kurul gündemine kaydını iste­miştir.

20 Kasım i 951

—Paris :.

Birleşik Amerika ve İngiltere dün ak­şam müşterek olarak neşrettikleri ka­rar suretinde Birleşmiş Milletler Gü­venlik Konseyinden Dr. Frank Gra-ham'a, Keşmir meselesinin halli için, daha 6 haftalık bir müddet verilmesi­ni istemektedirler.

Bahis mevzuu karar sureti Güvenlik Konseyine bugün sunulacaktır.

—Birleşmiş Milletler (Paris) :

Genel Kurul Bürosu Kurul müzakere gündemine "bütün silâhlı kuvvetlerin ve bütün silâhların muvazeneli bir şe­kilde tahdit ve tenzili nizamnamesi» adı-verilen İngiliz - Fransız - Amerikan ta­sarısını gündeme kaydetmiştir.

—Birleşmiş Milletler (Paris) :

Genel Kurul Bürosu Atlantik Paktiyle Korenin takbihini, silâhsızlanma ve bir beşler paktını derpiş eden Sovyet plâ­nının müzakeresini gündeme almıştır. Bu husustaki karar oya müracaat edil­meden verilmiştir.

—- Birleşmiş Milletler (Paris) :

Genel Kurul Bürosunun bugünkü otu­rumu saat 16.15 de sona ermiştir.

—Birleşmiş Milletler (Paris) :

Genel Kurul Bürosu Çinin Birleşmiş Milletlerde temsil edilmesi meselesinin Buradaki bütün çevrelerde ümit edildi­ğine göre Eden'in hakaretamiz sözlere bir son verilmesini istemesi, bütün Ge­nel Asmable havasını yumuşatacaktır: Bilindiği gibi Genel Asamble, geçen sene bir düşmanlık havası içinde top­lanmıştı.

—Paris :

İngiltere Dışişleri Bakanı Eden, Bir­leşmiş Milletler Genel Kurulunda bu­gün yaptığı konuşmada soğuk harbe son verecek müzakerelere başlanabil­mesi için Doğu Bloku ile Batı Bloku-na mensup delegelerden birbirlerine hakaret edici sözler söylememelerini istemiştir. Eden'den sonra derhal söz alan Kanada Dışişleri Bakanı ««Birleş­miş Milletler sulh için son ümidimiz-dir.» demiş ve Sovyet Dışişleri Bakanı Vişinski'ye, kullanmış .olduğu lisandan dolayı hücum etmiştir.

Gerek Eden ve gerekse Pearson, Ame­rika Dışişleri Bakanı Dean Acheson'un nutkuna cevap veren Sovyet Dışişleri Bakanının kullandığı lisanı takbih et­mişler ve Eden, bu çeşit konşuamlara son verilerek daha ciddî meselelerle uğraşılmasını dünyadaki mevcut, ger­ginliği azaltmak için atılacak ilk adı-mm bu olduğunu söylemiş ve «benim vazifem bu olacaktır» demiştir.

Eden, Kendi hükümetinin ve Batılı devletlerin harp için değil, sulh için si­lâhlanmalarını istemiştir.

Acheson, İngiltere Dışişleri Bakanının nutkunu çok iyi karşılamış ve bu nut­kun sulh için atılacak en doğru adım­lara yol açacağını söylemiştir.

Acheson, Sovyet Dışişleri Bakanı Vî-şinski'nin nutkunda kullanmış olduğu lisandan çok müteessir olduğunu söy­lemiştir.

—Paris. (Birleşmiş Milletler) :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun bugün öğleden sonraki toplantısında ilk olarak söz aîan Yunan temsilcisi Jean Politis olmuştur.

Yunan temsilcisi ezcümle şunları söy­lemiştir :

«İtiraf etmek lâzım gelir ki, bilhassa milletlerin emniyetleri, hürriyetleri ve bağımsızlıkları sahasında manzara hiç de emniyet verici değildir.»

Birleşmiş Milletler anayasasındaki bazı gayritabiilikleribelirtenPolitis,Al manyanın işgalini ve 1946 senesinde Pariste imzalanan bazı barış andlaşma-larmm şimdiye kadar tatbik edilme­mesini esefle karşılamıştır.

Yunan temsilcisinden sonra söz aîan milliyetçi Çinin daimî murahhası Dok­tor Tsiang, komünist Cinde halen hü­küm süren tedhişi anlatmış ve 1 Ekim 1949 dan 1 Ekim 1950 tarihine kadar 1.176.000 insanın sözde mukabil ihtilâl­ciler olduklarından dolayı katledildik­lerini bildirmiştir.

Şili temsilcisi memleketinin silâhsızlan­ma hakkında üçlerin tasarısını destek­leyeceğinibildirmiştir.

Söz alan Irak murahhası Fazıl Cemali, Fas meselesine temas etmiş ve bu memleketin son iki dünya harbi içinde müttefiklerin dâvalarını belirtmiş ve Fasın mümkün olan sür'atle bağımsız olması gerektiğini belirtmiştir.

13 Kasım 1951

— Paris :

Birleşmiş Milletler Genel Asamblesi, bu sabah Türkiye saati ile 11.30 da açıl­dı ve gündemin bir kısmı münakaşasız kabul edildi. Gündemin münakaşasız kabul edilen maddeleri şunlardır :

Atom enerjisinin Milletlerarası kon­trolü, . Kore istiklâli, müşterek güven­lik tedbirleri.

Çinin Rusya'dan şikâyeti münakaşalara yol açtı. Çin Rusya'yı, istiklâlini ve toprak bütünlüğünü tehdit etmekle suçlandırmakta ve bu memleketten şi­kâyet etmektedir. Bu mesele, geçen Asamblede görüşülmüştür. Çin bu sefer tekrar konuşulmasını istemektedir.

Sovyet Rusya adına Malik, şiddetle iti­raz etti. bunun, dünya efkârını büyük hâdiselerden başka noktaya çevirmek kasdiyle söylenmiş bir yalan olduğunu ileri sürdü.

Malik'ten sonra söz alan Milliyetçi Çin temsilcisi, Çin'in tehlikeye maruz bu­lunduğunu tekrarladıktan sonra Asam­ble bu meselenin gündeme alınmasına 8 muhalif, 13 çekimsere karşı 30 oyla karar verdi.

Bundan sonra Filistin ve Mültecilere yardım meselesine geçildi. Hind dele­gesi bu meselenin gündeme alınmasın­da ısrar etti. 2 çekimser, 1 muhalife karşı 40 oyla bu mesele de gündeme alandı.

—Paris :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda umumî müzakereler sırasında söz ala­cak olanlar arasına Sovyet Dışişleri Bakanı Vyshinskinin adı, talebi üzeri­ne ikinci defa olarak yazılmıştır.

—Paris,(Birleşmiş Milletler) :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Yu-goslavyânın Sovyet Rusya ile peykleri aleyhine şikâyetini beş aleyhte ve 4 müstenkif oya karşı 44 oyla kabul et­miştir.

Bundan sonra, Mısır, Irak, Lübnan, Suudî Arabistan, Suriye ve Yemen mu­rahhasları tarafından teklif edilen Fas meselesinin tetkikinin tehiri hususun­da Büronun tavsiyesini tetkike geç­miştir.

Mısır delegesi buna itirazda bulunmuş ve Fas meselesinin yeniden gündeme alınmasını istemiştir.

Filipin ve Sovyet Rusya Murahhasları Mısır lehine oy vereceklerini söylemiş­lerdir.

Bundan sonra söz alan Fransız Dışiş­leri Bakanı Robert Schuman, Fransa-mn Faşta güttüğü siyaseti izah etmiş ve bunun Birleşmiş Milletler anaya­sasının 75 inci maddesine uyduğunu belirtmiştir.

—Paris :

Geni Asamblenin bugünkü toplantısın­da komünist Çinin Birleşmiş Milletlere kabulü hakkındaki Sovyet Rusya tek­lifinin gündeme alınıp alınmaması mü­zakere edildiği sırada Sovyet delegesi­nin komünist Çinin Birleşmiş Millet­lere alınmasını temin maksadiyle gös­terdiği gayretleri için Birleşik Ameri­ka Dışişleri Bakanı Dean Achson mü­dahalede bulunmuş ve Sovyet Rusya-nın aşağı yukarı 90 defa Kızıl Çini Bir­leşmiş Milletlere kabul ettirmeğe çalış­mış olduğunu hatırlatmıştır.

14 Kasım 1951

—Paris :

Birleşmiş Milletler Sekreterliği bugün Bulgar Dışişleri Bakanından hudut hâ­diselerini ve bilhassa geçen 14 Eylül­de Yunan hudut makamları tarafından iki Bulgar hudut muhafızının kaçırıl­masını protesto eden iki mektup almış­tır.

Birinci mektup hâdise mahallinde Yu­nan hudut muhafızlarının geçtiklerini meydana çıkaran kati deliller bulun­duğunu belitmektedir.

İkinci mektupta da 13 Ağustosta Bul­garistan'ın Kromongrad köyündeki hâ­dise kaydolunmaktadır. O gün bu köy­de Bulgar hudut muhafızları, Yunan hudut muhafızları tarafından mitralyöz ateşine tutulmuşlardır.

— Paris :

Bu sabah Türkiye saati ile 1.50 de top­lanan Birleşmiş Milletler Genel Asam­blesi, Bürosu tarafından hazırlanmış olan gündemini münakaşa ve tasvip et­mek üzere evvelki gün geri bıraktığı müzakerelere başlamıştır.

Bugün 14 hatib söz alacaktır. Bunlar Kolumbiya, Danimarka, Uruguay, Pa­kistan, Paraguay, Güney Afrika, Do­minik Cumhuriyeti, Belçika, Ekuator, İran, Hindistan, Parma, Ukrayna ve Salvador delegeleridir.

İlk sözü, Kolumbiya Dışişleri Bakanı almış ve beşeriyetin yeni bir barbar­lar akını tehlikesine maruz bulunduğu­nu söyliyerek memleketinin Birlşmiş Milletlere faaliyette bulunmak imkâ­nını veren politika ile işbirliği yapmak istediğini belirtmiş ve Birleşmiş Mil­letler kapısının Birleşmiş Milletler anayasasının esas prensiplerine bağ­lanmak isteyen İtalya ve İspanya'ya açıldığını görmek arzusunu izhar et­miştir.

Danimarka Dışişleri Bakanı, harb sı­rasında zaferi temin etmiş olan mütte­fikler arasındaki İşbirliğinin devam et­mediğinden teessür duyduğunu söyle­miş ve Vishinsky'nin nutkunu ve onun Atlantik Paktına hücumunu ele alarak bunun mantıksız bir hicviye olduğuna işaret etmiş ve sözlerini bitirirken üç­lerin silâhsızlanma hususundaki tek­liflerinin bu yolda çalışmalara iyi bir esas teşkil ettiği kanaatini izhar ederek sulh isteyen herhangi bir kimse bunu sadece reddetmek hakkına mâlik de­ğildir, demiştir.

Üçüncü hatib Uruguay delegesi, bir araya geldikleri zaman birkaç yüz mil­yon oy temsil eden küçük devletlerin Birleşmiş Milletler topluluğunda oy­nayabilecekleri mühim role işaret et­miş ve şöyle demiştir :

Milletlerin hürriyetinden bahsetmeden sulhden bahsedilemez. Hürriyetsiz sulh öldürücü bir tehdide, maruzdur. Şunu tekrar edelim ki, yer yüzünde söz hür­riyeti mevcut olmayan geniş bölgeler bulundukça hakikî bir silâhsızlanma elde edilemez.

Pakistan Dışişleri bakanı da sulhun belli başlı engellerinin korku ve şüphe olduğuna işaret ederek bu iki şey yok olmadıkça silâhlanma gitgide hızlana­caktır demiş ve Genel asambleden müstemlekecilik prensipini imha ve ırk ve renk farkı gözetmeksizin bütün in­sanlara hürriyet ve müsavat yasası prensipini tatbik etmesini istemiştir.

—Paris, (Birleşmiş Milletler) :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun dördüncü komisyonu olan ve Dominik Cumhuriyeti murahhası Max Henri-quez Urena'nm başkanlığında bulunan vesayet komisyonu bugün ilk toplantı­sını yapmıştır.

Filipin murahhası Jose d'İnglas komis­yon başkan yardımcılığına ve Dani­marka murahhası Hermode Lannung raportörlüğe seçilmiştir.

Fransız heyeti gündemde son mesele olarak kaydedilmiş olan İtalyanm tam yetkilerle vesayet konseyi mesaisine iştirak etmesi meselesinin ilk olarak ele alınmasını istemiştir.

Bu teklif üzerine tartışmalar başlamış­tır.

—Paris :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bu­gün öğleden sonra umumî müzakere­lerine devam etmiştir. Bu arada söz alan Belçika-Dışişleri Bakanı Van Ze-eland yalnız hakikatlere gözlerini ka­payanların hür dünyanın kalbi ile sulh istediğini inkâr edeceklerini söylemiş ve silâhlanma yarışma ilk başlayan hür dünya olmadığı bilâkis devamlı bir sulh için çalıştığını belirttikten sonra şunları ilâve etmiştir :

Bunun içindir ki üçüncü teklifi Belçika hararetle karşılamıştır. Batı devletleri bu teklifleriyle iyi niyetlerini ve sami­miyetlerini izah etmişlerdir. Hür mil­letlerin muvaffakiyete ulaşmalarının en esaslı şartı hür devletlerin kuvvet^ lerini ve gayretlerini müdafaa paktları ile birleştirmektir.

İkinci bir şart da iktisaden geri kalmış memleketlere teknik yardımdır.»

Van Zeeland bundan sonra Avrupa Konseyi, Schuman ve Pleven plânları­nın Avrupanm Birleşme arzusunun bir tezahürü olduğuna işaretle kıt'anm bir nesil içinde iki harp ve işgal gördüğü­nü ve bunun için müşterek gayretlerde diğer milletleri kendi paylarına düşeni daha cömertçe mütalâa etmelerini is­temiştir.

—Paris, (Birleşmiş Milletler) :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun bugünkü toplantısında söz alan İran murahhas heyeti başkanı Nasrullah İn­tizam ezcümle şunları söylemiştir :

«Bugünkü vaziyetin sebeplerinden biri bazı büyük devletlerin diğer devletle­rin siyasî ve iktisadî bağımsızlıklarına her vakit riayet etmemelerinden ileri gelmektedir. İktisaden geri kalmış memleketler daha müterakki memle­ketlerin tecrübelerinden istifade etme­leri lâzımdır. Fakat bu işbirliği tam bir müsavat esası üzerine kurulmalıdır.

Eski petrol kumpanyasının İranın İçişlerine müdahalede bulunduğunu belirten İran murahhası, İran kara su­larına harp gemileri göndermekle în-gilterenin Birleşmiş Milletler anaya­sası prensipleri hilâfına hareket etti­ğini bildirmiştir.

—Paris :

Birleşmiş Milletlerdeki Mısır delegele­rinden Mahmud Azmi bey Suudî Ara-bistanm Mısırı tamamen desteklediğini ve Mısırın talepleri yerine getirilme­dikçe Orta - Doğu müdafaası hakkında hiçbir şeyi nazarı itibara almayacağını bildirmiş olduğunu söylemiştir.

Azmi bey Arap devletleri arasındaki birliğin çok kuvvetli olduğunu ve Su­riye, Lübnan, Yemen ve Irak'ın da İn­giliz Mısır ihtilâfında memleketini des­teklemeğe karar verdiklerini ilâve et­miştir.

-— Paris, (Birleşmiş Milletler) :

Filistin ara bulma komisyonu bu sa­bah İsrail, öğleden sonra Arap heyet­lerini dinlemiştir. Komisyon bu heyet­ler tarafından verilen mülâhazatı tet­kik edecek ve yakında kararlarını bil­direcektir.

—Paris :

Bugün Birleşmiş Milletler koridorların­da dolaşan bazı söylentilere göre, İn-

giltere, Kanada ve Birleşik Amerika, Fas meselesinin Birleşmiş Milletlerin yedinci devresi gündemine alınması keyfiyetini Mısırlılarla görüşmüşlerdir.

Bu meselenin Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun bu devresinde görüşülmesi kararlaştırıldığı söylenmektedir.

Fransız murahhas heyeti, bu hususta hiçbir görüşme yapılmadığım bildir­miştir. Fransız murahhas heyetine göre, Fas meselesi Birleşmiş Milletler yetki­si dahilinde olmadığından gündeme idhal edilemez.

15 Kasım 1951

—Paris :

Güvenlik Konseyi üyeliklerinde Şili E-kuvator'un ve Pakistan da Hindistanm yerini alacaktır. Konseyde değiştirile­cek üçüncü üye Yugoslavyadır. Bunu tahlif edecek üç memleket vardır: Sov­yet Bloku ile İngiltere gibi bazı mem­leketler tarafından desteklenen beyaz Rusya, Filipinler, ve Yunanistan.

Filipinler Birleşik Amerika tarafından desteklenmektedir, fakat Filipinlerin şimdiye kadar Avrupanm sahip bulun­duğu üyeliği kaybettirmemek üzere neticede Yunanistan lehinde oy ver­meleri mümkündür.

Güvenlik Konseyi seçimleri gelecek hafta başındaki Genel Kurul toplantı­sında yapılacaktır. Konsey 5 daimî üye ile vazife müddetleri iki yıl olan ve bu müddetin hitamında üçte biri değişen 1 daimî olmayan üyeden mürekkep­tir. Şili, Ekvator ve Hindistanm vazife müddetleri sene sonunda Nihayet bul­maktadır. Konsey üyeliklerinden çı­kanların seçimi mutad olarak her Genel Kurul toplantısının başlangıcında ya­pılmaktadır.

—Paris, (Birleşmiş Milletler) :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Öğleden sonraki toplantısı saat 14.17 de açılmıştır.

—Paris :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun bugün Öğleden sonraki toplantısında ilk olarak söz alan Arjantin temsilcisi Hİpolito Jess Paz, memleketinin dış si­yasetinin milletlerin haklı dâvasına hizmet etmek olduğunu söylemiş ve demiştir ki:

Kendi dâvalarımızın kabulünü mille­timizin arzusuna tâbi kılıyoruz. Ka­rarlar almadan Milletlere danışmamız lâzımdır."

Bundan sonra Arjantin temsilcisi bir çok memleketlerin ve hususiyle İtal­ya'nın Birleşmiş Milletlerde bulunma­masını tenkit etmiş ve bunun hak ve adalete aykırı olduğunu söylemiştir.

Arjantin temsilcisinden sonra söz alan İsrail Dışişleri Bakanı Meshe Sharett Irak temsilcisinin hücumlarına ve bu sabah Lübnan temsilcisinin iddialarına cevap vermek istediğini sÖyliyerek, ilk önce silâha sarılanların Arap mem­leketleri olduğunu söylemiş ve demiş­tir ki :

"Arap devletleri tarafından kabul edi­len hareket hattı iktisadî ablokalan, denizden giriştikleri abloka Birleşmiş Milletler anayasasına aykırıdır» demiş­tir.

Beyaz Rusya Murahhası da söz alarak üçler tarafından ileri sürülen silâhsız­lanma teklifinin -kabul edilemez oldu­ğunu söyledikten sonra Sovyet barış projesinin kabul edilemez olduğunu söyledikten sonra Sovyet barış proje­sini övmüştür.

Beyaz Rusya temsilcisi, Atlantik Pak­tı, Amerikan devletleri arasındaki and-laşmalan, dünyanın muhtelif bölge­lerinde yürürlüğe giren tedafüi pakt­ların Birleşmiş Milletler himayesi al­tına alınmasını teklif etmiştir.

16 Kasım 1951

—Washington :

Pariste radyo İle yayınlanan dün ak­şamki beyanatında, temsilci Mike Mansfield, Birleşik Amerika tarafın­dan yapılan silâhsızlanma teklifinin Vichynsky'yi kahkaha ile güldürmesi­nin «zaafı kabul» olduğunu bildirmiş­tir.

«Vichinsky'nin gülmesi bütün dünya­da duyulacak ve sulh ve emniyet gibi hayatî meseleleri ciddiye almaması do-layısiyle bunun neticeleri Rusya için pek kötü olacaktır.»

Mansfield Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna iştirak eden Birleşik Ameri­ka murahhas heyetine mensuptur.

—Paris :

BirleşmişMilletlerGenelKurulunun Paris'teki toplantıları bugün sona er­mektedir.

Toplantılar Fransız Dışişleri Bakanı Schumann tarafından kapanacaktır.

Son toplantıda Vichinsky'nin delege­lere bir kere daha hitap etmesi muh­temeldir.

B.B.C.'nin Birleşmiş Milletlerdeki mu­habiri Genel Kurulda 15 gündenberi yapılan toplantıların heyeti umumî-yesini gözden geçirerek şunları yaz­maktadır :

Kominform memleketleri delegelerinin sert sözleri Batılılarla Sovyet projeleri arasında bir uzlaşma ümidi imkânı gös­termemektedir. Fakat diğer delegelerin nutukları Batılıların silahsızlanma tek­liflerinin tasvip edildiği kanaatini uyan­dırmaktadır. Bundan başka İtalya'nın Birleşmiş Milletlere kabulü hususunda da ayni şekilde umumî bir arzunun mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Bu mesele bilhassa Lâtin Amerika delege­lerini ilgilendirmektedir ve dün Türk delegesi tarafından da bahis mevzuu edilmiştir. B.B.C. muhabiri, Birleşmiş Milletlere girmek isteyen daha 14 dev­let varsa da İtalya'nın vaziyetinin özel bir mahiyet arzettiğine işaret etmekte ve şöyle demektedir: Zira İtalya Bir­leşmiş Milletler tarafından Somali'de vesayet yetkisini sağlamakla görevlen­dirilmiştir. Diğer taraftan İtalya'nın Birleşmiş Milletlere kabulüne karşı Sovyet Rusya'nın vetosunu kullanmış olmasına mukabil Sovyet delegesi şahsen İtalyanm bu teşkilâta alınma­sına taraftar olduğunu beyan etmiştir.

— Paris :

Birleşmiş Milletler Genel Asamblesi, bu akşam bitirmek kararı verdiği umu­mî müzakeralerine bu sabah Türkiye saatiyle 11.50 den itibaren devam et­miştir.

Söz almış bulunan 11 hatibten Liberya delegesi, irad ettiği nutukta komşusu iki büyük müstemlekenin vicdan ve ahlâklarına hitab ederek bunların dai­ma vicdanlı hareket etmediklerinden dolayı teessürlerini belirtmiştir.

Suriye delegesi Faris El Huri, büyük devlet şeflerinin Birleşmiş Milletler yüksek kürsüsünden artık harb oîmı-yacağmı söylemediklerinden dolayı esef ettiğini bildirmiştir.

Birmanya delegesi, büyük devlet tem­silcilerinden sulhu temin etmelerini istemiş ve Eden'in söylediği nutku Öv­müştür.

Dışişleri Bakanı Selâhaddin Paşa, Bir­leşmiş Milletler anayasasının ruh ve metninin tatbik edilmediğinden hayal kırıklığına uğradığını söylemiş ve son hâdiseler neticesi Mısır'da ve bilhassa. Süveyş kanalı bölgesinde hadis olan vaziyetin bir tablosunu çizerek şöyle demiştir :

Bu hâlâ Mısır'ın müttefiki olduğunu iddia eden İngiltere'nin Mısır'a karşı açtığı hakikî bir harbtir.

Selâhaddin Paşa, Mısır hükümetinin 1899 ve 1936'da İngiltere ile imzalamış olduğu anlaşmaları 16-10-1951'de neden feshetmek zorunda kaldığını izah et­tikten sonra söyle demiştir :

Hakikî bir plebisite imkân vermek üzere İngiltere'nin de ayni şeyi yap­ması şartiyle Sudan'dan kıtalarımızı çekmeği kabul ediyoruz. Bu suretle İngilizlere açıkça meydan -okuyo­rum. Buna cesaret edemiyeceklerinden eminim.

Bundan sonra 1920denberi İngiltere ile Mısır arasında cereyan eden müzake­relerin bir tarihçesini yapan selâhaddin Paşa bu müzakereler esnasında İngi­lizlerin bir an dahi emperyalist zihni­yetlerini terketmediklerini söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

Diğer bazı devletlerle birleşen îngilte, emperyalizmin modası geçmiş kuk­lasını başka renk ve kisveye bürüyerek bize satmak istemiştir.

— Paris :

Birleşmiş Milletler Asamblesi umumî müzakerelerinde son olarak söz alan hatip, Birleşmiş Milletler Genel Sek­reteri Trygve Lie, muallâktaki mesele­lerin halledilmesine doğru gitmek üze­re Paris'te bulunmakta olan delegas­yonlar şefleriyle Dışişleri Bakanlarının müzakerelere girişmelerinin zarurî ol­duğunda ısrar etmiştir.

Genel Sekreterin kanaatine göre tam bir sulha doğru hakikî terakkiler kay­dedebilmek için Asambleye tevdi edil­miş bulunan anlaşmazlıklardan hiç de­ğilse birkaçının halledilmesi şarttır, Genel Asmable mütareke ve ateş ke­silmesini temin için teşebbüse girişerekimage001.gifherşeyden Önce Kore meselesini halle çalışmalıdır.

Genel Sekreterin ısrarla üzerinde dur­duğu bir nokta da şudur :

Bütün dünyada silâhların azaltılması meselesinin eskisinden çok daha büyük bir gayretle müzakere edilmesi zaru­rîdir,

Trygve Lie, bu hususta Asambleye ta­sarılar verilmiş olmasından dolayı da memnuniyetini izhar etmiştir.

—Paris :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun bugünkü toplantısında söz alan Fili­pinler Dışişleri Bakanı C. Romule, Sov­yet Dışişleri Bakam Vichinsky'yi Ba­tılı üç büyük devlet tarafından sulh için sarfedilen gayretleri baltalamakla itham etmiş ve Rusya'nın tamamen hüsnüniyetsizlikle hareket ettiğini söy­lemiştir.

—Paris :

Bugün Birleşmiş Milletler Genel Ku­rulunda ikinci konuşmasını yapan Sovyet Dışişleri Bakanı Andrei Vi-chinsky dört maddelik yeni bir sulh plânı teklif etmiştir.

Sivilmakamlarharicindeatomenerjisininistimalinikanunhari­ci edecekbiruzlaşmaprojesininhazırlanması için 1 Şubat 1952 denevvel bir komisyon teşkili.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu­nun,BirleşikAmerika,İngiltere,Fransa, Çin ve Sovyet Rusya ara­sında silâhların ve silâhlı kuvvet­lerin üçte bir nispetinde azaltılması hususunda bir anlaşmaya varılması ve tahakkuk ettirilmesi.

Yine Genel Kurulun bütün millet­lere atom bombası veyabancımemleketlerdeki üsler dahil silâh­lıkuvvetlerihakkındamalûmat
vermelerini tavsiye etmesi. Bu ma­lûmatınGenelKurultarafından atom silâhlarının kanun dışı edil­mesive silâhlı kuvvetlerin azal­tılması t-aklifini müteakipengeçbir ay içinde verilmesi.

4—Güvenlik Konseyinin kontrolü al­tında atom silâhlarının kanun dışıedilmesine, silâhların azaltılmasınanezaret edecek ve silâhlı kuvvetler hakkında verilmiş olanmalûmatı kontroledecekMilletlerarasıbir teşekkülün kurulması.

Vichinsky konuşurken Avusturalya Dışişleri Bakanı Casey müdahale etmiş ve iki defa söz alamıyacağıru söylemiş­tir. Vichinsky bunun üzerine bu mü­dahaleyi ayıplanacak bir hareket ola­rak vasıflandırmış ve Birleşmiş Millet­ler anayasasında bir delegenin iki kere konuşmasına mâni olacak bir hükmün bulunmadığını söylemiş ve komünist delegeler tarafından alkışlanmıştır.

Vichinsky bundan sonra, Batılıların teklifini berbat bir plân olarak tavsif etmiş ve bunun atom harbine mâni ol­madığını bilâkis atom silâhlarının is­tihsalini kanunî bir şekle soktuğunu iddia etmiştir. Vichinsky devamla şun­ları söylemiştir :

Atom silâhları kayıtsız şartsız kanun, dışı edilmedikçe silâhsızlanma meselesi için ciddî bir hal çaresi mevcut olamaz.

— Paris, (Birleşmiş Milletler) :

Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schu-mann Birleşmiş Milletler Genel Kuru­lunda Sovyet murahhas heyetine hitap ederek şunları söylemiştir :

Sizinle vekar çerçevesi içinde kalmak, şartiyle bir mütareke ve gerginliğin tedricî surette azaltılması imkânlarını araştırmağa amadeyiz. Rejimlerimizin tezad halinde bulunduğunu ve uzlaş­maz olduğunu biliyorum. Fakat" harp etmeden bunlar yan yana yürüyebilir­ler.

Almanyadan bahseden Fransız Dışişleı-i Bakanı şunları söylemiştir :

İşgal altında bulunan bütün toprak­larda serbest seçimlerin yapılması prensipi üzerine mutabık görünüyoruz. Bunun şartlarını tesbit etmek lâzım-gelir. Bize gelince, tarafınızdan tayin edilecek tarafsız müşahitlerin seçim­leri tam mânasiyle korumak için her iki işgal bölgesinde evvelden tahkikat­ta bulunmalarını lüzumlu görüyoruz.

Schuman ancak hürriyet havası içinde teşekkül edecek birleşmiş bir Avrupa-nın harbe ve sefalete karşı teminat teşkil edeceğini ve bundan dolayı Fransamn bir Avrupa Camiası ihdasım teklif ettiğini, bunun kömür ve çelik sahalarında ilk defa tahakkuk ettiğini söylemiş ve demiştir ki:

Milletlerin yaşamalarınıvehürriyetlerini temin için her şeden evvel ara­mızda anlaşmamız lâzımdır.

17 Kasım 1951

— Washington :

Sovyet Dışişleri Bakam Vichinsky'nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yaptığı ikinci konuşma, Washington-daki resmî şahsiyetler tarafından hay­retle karşılanmıştır. Ayni şahsiyetler Sovyet Dışişleri Bakanının bu seferki konuşmasında değişik bir lisan kullan­masını kaydetmekle beraber bunun sa­dece bir propagandadan ibaret olabile­ceğine de işaret etmektedirler.

Ayni şahsiyetlerin kanaatince vaziyet böyle olduğu takdirde gülmek sırası Batılılara gelmiş olacaktır. Bununla beraber "Washington resmî çevrelerinde bu hususta resmî bir durum almaktan çek inilmektedir. Halen Başkan Tru-man'm Florida'da, ve bu hususta resmî beyanat verebilecek yegâne şahsi­yetler olan Dışişleri Bakanı Ache-son ile savunma bakanının da Pariste bulunduklarınaişaretedilmektedir.

Diğer taraftan bu resmî şahsiyetlerden bir kısmı silâhsızlanma hakkında Batılı üç büyük devletin ileri sürdükleri tek­lifleri, Sovyetlerin ileri sürdüklerinden çok daha realist bulmaktadırlar.

—Paris :

Siyasî komisyon bugünkü toplantısın­da, Brezilya delegesinin teklif edilmiş olan gündemle değiştirilmesini isteyen takririni 5 muhalif -Sovyet bloku- 5 çe­kimsere karşı 45 oyla kabul etmiştir.

18 Kasım 1951

—Birleşmiş Milletler (Paris) :

Üç büyük Batılı devletin silâhsızlan­ma hakkında yarın siyasî komisyona sunacakları deklerasyonda bu karar suretinin yürürlüğe girmesinden sonra kurulacak silahsızlanma komisyonu­nun vazifesi programından bir kısmı­nın hükümetlere arzedilebilecek dere­cede ilerlemesini müteakip Birleşmiş Milletler teşkilâtında üye olsun olma­sın silâhlı kuvvetlere sahip olan bütün devletlerin derhal bir konferansa ça-ğırılmaları gerektiği beyan olunmak­tadır.

Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa tarafında siyasî komisyona sunulan silâhsızlanma hakkındaki karar suretin­de bütün silâhlı kuvvetlerin ve bütün silâhların muvazeneli bir şekilde tah­dit ve tevziîerini tanzim edecek ve Güvenlik Konseyinin otoritesi altında bulunacak bir komisyonun kurulması derpiş edilmektedir.

Bu komisyon klâsik silâhlanma, atom silâhlanmasına mütedair iki komisyo­nun yerini alacaktır. Yeni silâhsızlanma komisyonunun başlıca hedeflerinden biri silâhların savunma ihtiyaçlarına in­tibak ettirilecek şekilde tahdidini ger­çekleştirmek ve atom silâhlarının yasak edilmesini sağlamak üzere Milletlera­rası müessir bir kontrolü tesis eyle­mektir.

19 Kasım 1951

— Birleşmiş Milletler, (Paris) :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğin­den bildirildiğine göre Genel Sekreter Trygve Lie Genel Kurula Sudan'da bir plebisit yapılmasını isteyen takriri tek­lif edecektir. Hatırlarda olduğu gibi Mısır Dışişleri Bakanı Muhammed Se-lâhattin Paşa Genel Kuruldaki Konuş­masında Sudan meselesinin halli İçin Birleşmiş Milletler kontrolü altında İn­giliz ve Mısır kuvvetleri çekildikten sonra bir plebisit yapılmasını teklif etmişti. Trygve Lie de Mısır Dışişleri Bakanının mühim ve realist bir teklif­te bulunmuş olduğunu ve bunun ciddî ve sür'atle nazarı dikkate alınmasını söylemişti.

-— Birleşmiş Milletler, (Paris) :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu siya­sî komisyonu bu sabah, Norveç delege­si Fin Moe'nin başkanlığında toplan­mıştır. İlk olarak Dean Acheson söz almış ve 3 Batılı devlet tarafından ha­zırlanan silâhsızlanma plânını Komis­yona sunmuş ve bu plânını tarihte bir dönüm noktası teşkil edeceğini söylemiştir. Acheson hakikî bir silâh­sızlanma programının mühim askerî kuvvetlere mâlik bütün milletleri içine alması gerektiğini belirtmiş, ve bu plâ nın silâhları azaltmağı ve atom silâh­larını menetmeği hakikaten mümkün kılacak bir muhafaza ve kontrolü der­piş etmesi lâzım geldiğini ilâve etmiş, silâhlanma gayretlerinin vardığı «teh­likeli nokta» y hatir-latarak, Robert SchumanmGenelKurulönünde ima eylediği -Sovyet muamma» suıdan en­dişe ile bahsetmiştir.

Dean Acheson, şimdi her türlü propa­ganda fikrini bertaraf eden silâhsızlan­ma istikametinde samimî bir gayret sarfedilmesi lâzımgeldiğini söyliyerek atom enerjisi ve klâsik silâhlar komis­yonu çalışmaları neticesi kargısında hayal kırıklığını ifade etmiştir.

Acheson, Batılıların sundukları silâh­sızlanma plânının aşağıdaki belli başlı dört unsuru ihtiva ettiğini bildirmiştir:

Silâhların Milletlerarasıtadad vekontrolü.

Silâhlı kuvvetlerin tesbit edilen birseviyedemuvazenelibirşekilde azaltılması

Atom bombasının nıen'i.

Milletlerin, imzaladıkları anlaşma­lara riayeti sağlamak üzere temi­nat ihdası.

Silâhlanma plânının en mühim nokta­larından biri olan silâhların tahkiki keyfiyeti üzerinde ısrarla duran Bir­leşik Amerika Dışişleri Bakanı Ache­son, silâhların muvazeneli azaltılması keyfiyetinin bütün silâh ve silâhlı kuv­vetlere ve «hudut ve gümrük muhafa-2a kuvvetlerine» tatbik edilmesi lâzım geldiğini ilâve etmiştir.

Acheson, bundan sonra silâh ve silâhlı kuvvetlerin açıklanması ve kontrolü sahasında tedricen ilerlemek lâzım gel­diğini söylemiş ve demiştir ki :

'i Evvelâ, devletlerin güvenliğini en az mutazarrır edecek en küçük yerlerden başlamak lâzımdır. Atom sahasında bazı bilgiler bu sahaya dahil olabilir. Açıklama ham maddeler ve fabrikaların gücünden başlayabilir.

Acheson atom istihsalini de alâkadar edebilecek olan bu açıklamaların, kon­trol sisteminden evvel yapılması lâzım geldiği kanaatini ileri sürmüş ve ikinci safhada atom silâhlarının yer alabile­ceğini söylemiştir.

bu plânın bir «manevra» olduğuna dair bazı kimseler tarafından ileri sürülen ithamlara itiraz eden Acheson, kontrol sistemine hiçbir kayıd ve tahdid ko­nulmaması lâzım geldiğini söylemiş ve bunun mutlak surette zarurî olduğuna işaret eylemiş, plânın ikinci unsurunu tahlil ile .demiştir ki:

Bu anlaşmanın bütün memleketlerin bütün silâhlı kuvvetlerine tatbik edil­mesi lâzımdır. Bu anlaşmaya göre bü­yük devletlerin silâhlı kuvvetleri sa­vunma ihtiyaçlarına kâfi fakat tecavüz için gayri kâfi olacak derecede tesbit edilecektir. Binaenaleyh, tesbit edile­cek çok sarih bir plafon mevcuttur ve memleketlerin nüfus kesafeti nazarı itibara alınacak bir âmil teşkil edecek­tir.

Silâhların bu plafonunun tesbiti için ikinci bir faktör de mevcuttur. Bu da askerî istihsale tahsis edilen sınaî is­tihsaldir. Fakat burada bir boşluk var­dır. Filhakika silâhlı kuvvetlerin tes­bit edilen asgarî haddeki silâhlardan nasıl faydalanacaklarını bilmemiz lâ­zımdır. Binaenaleyh, silâhlı kuvvetle­rin yasak edilmesini temin maksadile müessir bir Milletlerarası kontrol üze­rinde ısrarla durmuş, bu hususta atom enerjisi sahasında Birleşik Amerika ve Birleşmiş Milletler siyasetinin tarihçe­sini yapmış, 15 Kasım 1945 te Birleşik Amerika Başkanı ile Kanada ve İngil­tere Dışişleri Bakanlarının atom silâh­larının yasak edilmesini istediklerini hatırlatarak bilâhara Sovyet Rusyanm da bu beyana iltihak ettiğini ve bu su­retle atom enerjisi komisyonunun ihdas edildiğini bildirmiştir.

Acheson, sözlerine şöyle devam etmiş­tir :

1948 de atom enerjisi hakkındaki Bir­leşmiş Milletler çoğunluk plânı sunul­muştur. Bugün 3 devletin verdiği tek­lif te atom silâhının yasak edilmesi he­defini gütmektedir. Acheson bundan sonra milletlerin imzalayacakları anlaş­malara riayetlerini sağlamak üzere te­minat ihdasından bahsetmiş ve bu te­minatın bütün milletlere şamil olması lâzımgeldîğini belirterek demiştir ki : Bir memleket sözüne riayet etmezse, cezaî tedbirler almak üzere bunu bil­memiz lâzımdır.

— Birleşmiş Milletler, (Paris) :

Kolombiyamn teklifi üzerine, Birleş­miş Milletler Kurulu vesayet komisyo­nu, müzakerelerin devamı için ısrarla beklenen lüzumlu bir vesika elde edil­mediğinden İtalyanm bu komisyona tam bir şekilde iştiraki hakkındaki mü­zakereleri birkaç gün tehir etmiştir.

Komisyon aynı zamanda Güney - Batı Afrika hakkındaki müzakereyi de tehir

etmiştir. Buna sebep te komisyon üye­leri önünde görüşlerini bildirmeye da­vet edilmiş olan bu topraklar halkı de­legelerinin beklenmesidir. Müzakereler komisyonun kendi kendilerini idare et-miyen topraklar hakkındaki raporu üzerine başlamıştır.

—Birleşmiş Milletler, (Paris) :

Mısır heyeti sözcüsünün bildirdiğine göre, Mısır Genel Kurul Başkanından, Fas mes'elesinin gündeme alınmasını müzakere etmek üzere Genel Kurulun ■ toplanmasını talebedecektir.

—Birleşmiş Milletler,(Paris) :

Birleşmiş Milletler Kurulu özel siyasî komisyonu bu sabah ilk defa toplan­mıştır. Başkanlığa ittifakla Birleşmiş Miîletlerdeki Türkiye daimî delegesi Selim Sarper, başkan yardımcılığına Ukranya delegesini mağlûp eden İsveç delegesi Grafstrom ve raportörlüğe de Nikaragua delegesi Guillerme Sevilla Sacasa seçildikten sonra, komisyon gündemini tesbit etmiştir. Gündemi aşağıdaki şekilde tanzim eden Hollan­da teklifi 16 muhalif, 9 müstenkif oya karşı 32 oyla kabul edilmiştir :

1—a) Yunanistanm istiklâli ve toprak

bütünlüğü: Birleşmiş Milletler hususî komisyonunun Balkan­lar hakkındaki raporu.

b) Yunan çocuklarının memleket­lerine iadesi : Genel Sekreterin ve Milletlerarası Kızılhaç Teşki­lâtının raporları.

Rusya, Bulgaristan, Macaristan,Arnavutluk, Romanya, Polonya, ve
Çekoslovakya hükümetlerinin Yu-.goslavyaya karşı yürüttükleri has-
manefaaliyetlerhakkındakiYu­goslav şikâyeti.

BatıAlmanya,BerlinveSovyetişgal bölgesinde hakikî hür seçim­
ler yapılabilmesine imkân verecekmevcutşartlarhakkındabu top­raklardaaynizamanda tahkikatyapılmasile vazifeli Birleşmiş Mil­letler kontrolüaltındatarafsızmilletlerarası bir komisyonun teş­kili.

GüneyAfrikayayerleşmişHintasıllışahsiyetlereyapılanmua­mele,

Filistina) > Birleşmiş MilletleruzlaştırmakomisyonununFilistin hakkındaki raporu.

b) Filistin mültecilerine yardım : Orta - Doğudaki Filistin mülte­cileri için Birleşmiş Milletler iş ve yardım bürosu Müdürünün raporu.

6—LibyadakiBirleşmişMilletlerko­miserinin senelik raporu.

b) Libyayı idare eden devletlerin senelik raporu.

İtalyan sulh andlaşmasınm 2 ve 3numaralı zeyillerigozönünde bu­
lundurularakeskiİtalyanmüs­temlekesi Libya ileMısır arasın­dakihudutlardatatbikedilecektahdidat.

Büvenlik Konseyinin raporu.

Sovyet delegesi Arab devletlerinin desteklenmesile daha evvel, 1/1/1952 tarihinde Libyanm istiklâlinin tanın­ması hakkındaki Birleşmiş Milletler karar suretinin nazarı itibara alınarak Libya meselesine tercih hakkı tanın­masını istemişti. Bundan başka Rus delegesi Yugoslavyanm şikâyetine ter­cih hakkı tanınmış olmasını protesto etmiş ve bunun kendisine göre Rusya ve halk demokrasilerine tevcih edil­miş bir iftira .telâkki ettiğini söylemiş­tir.

Gündem kabul edildiğinden komisyon ilk maddenin tetkikine geçmiştir. Bu sırada Rus delegesi Jacob Malik, Nico-las Beloyannis'in de aralarında bulun­duğu ve Yunan askerî mahkemeleri tarafından idama mahkûm edilmiş olan on iki şahıs lehindeki takririni ortaya atmış ve komisyonun bu meseleyi der­hal ele alarak hükmün değiştirilmesi için Yunanistan delegesile müzakere­lere başlamasını istemiştir.

Bu müdahale, Yunan delegesinin şid­detli tepkisine sebebiyet vermiş' ve bu talebin meselenin çerçevesi haricine çıktığını ve bir memleketin dahilî işle­rine müdahale teşkil ettiğini söylemiş ve bunların müsamahadan istifade ede­ceklerini temin etmiştir.

Bu mesele hakkında müzakerelere gi­rişilmesi hakkındaki Rus teklifi redde­dilmiş ve yarın saat 9.30 da toplanmak üzere oturuma saat 12.30 da son veril­miştir.

— Birleşmiş Milletler, (Paris) : Birleşmiş Milletlcrdeki Mısır heyetinin.


Yunanistan üe Türkiye arasında dost­luk bağları mevcuttur. Türkiye, Yu­nanistan'da normal halin avdet etmiş olduğunu görmek ister. Yunanistan'ın şimal hudutlarmdaki vaziyette bir sa­lâh görmekten memnuniyet duymak­tayız.

Bu hal, Yunanistan'ın da taleb ettiği gibi, 1947 de kurulan Balkan hususî komisyonunun ilgasına imkân vermek­tedir. Bununla beraber, vaziyetin iyi­liğe doğru inkişafı, sulh ve emniyetin Balkanlarda hüküm sürdüğüne asla delâlet etmez. Binaenaleyh dünyanın yeniden ateşe verilmesine sebep ola­bilecek bir hâdisenin her an vukuu muhtemel olan bu bölgede gene uya­nık davranmakta devam edilmelidir.

İngiltere, Fransa, Amerika, Yunanis­tan ve Meksika gibi devletlerin teklif ettikleri Balkan müşahitler tâli komis­yonunun kurulmasına, bu yüzden Tür­kiye de taraftardır. Bu heyetin vazifesi bu bölgeden durumun inkişaf ve sey­rini takiple tehdide maruz kalan her­hangi bir devletin daveti üzerine Bir­leşmiş Milletleri vaziyetten haberdar edebilmek için mahallinde tahkikat yapmak üzere müşahidler göndermek olmalıdır.

Türk delegesi, müteakiben Balkan hususî komisyonunu övmüş, ve Şimal hudutlarında asayişi muhafaza eden ve uzun harb senelerinin tevlid ettiği ıztı-rablara rağmen cesareti sayesinde ikti­sadî ve siyasî kalkınma hamlesinde muvaffak olan kahraman Yunan mil­letinden sitayişle bahsetmiştir.

İlhan Savut, sözlerini şu cümle ile bi­tirmiştir :

"Sulh ve emniyet tamamen tesis edil­medikçe Birleşmiş Milletler Balkanlar­daki duruma bigâne kalamazlar.»

—Birleşmiş Milletler (Paris) ;

Mısır heyeti Fas meselesi hakkında Genel Kurul başkanı Padilla Nervo'ya göndereceği mektubun tevdiini yine geri bırakmıştır. Filhakika Mısır he­yetinin sözcüsü bir Basın toplantısı yaparak mektubun yarın tevdi oluna­cağını beyan etmiştir.

24 Kasım 135!

—Birleşmiş Milletler (Paris) :

Birleşmiş Milletlerdeki Amerikan mu­rahhas heyeti, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinden, 6 Kasımdanberi Ja-va denizi üzerinde kaybolmuş olan Birleşmiş Milletler keşif uçağı mese­lesini, Güvenlik Konseyine arz etme­sini istemiştir.

— Paris :

50 dakika süren nutkunu söyledikten sonra siyasî komisyondan çıkan Vi-chinsky'nin etrafım gazeteciler sardı. Bunlar Sovyet Rusya Dışişleri Baka­nına şu tek suali sormak kararını ver­mişlerdir :

Tâdil tekliflerinizin başkanlığa tevdii-nin, silâhsızlanmağa ait Batılılar tasa­rısının müzakeresine esas teşkil ede­cek bir kabul manasında tefsir edilmesi doğru olur mu?

Vichinsky, bu suale, bu kadar basit bir meselenin uzak görüşlü gazeteciler ta­rafından ileri sürülmesine hayret etti­ği cevabı ile mukabelede bulunmuş ve gazetecilerin ısrarı üzerine gülümseye­rek şu cevabı vermiştir:

«Öyle bir tefsir yanlıştır. Bizim tâdil teklifimiz Batılıların teklifini esasında ve bünyesinde tamamiyle değiştirmek­tedir. Bununla beraber tekliflerimiz, siyasî komisyon gündeminin başında gelen Güvenlik işi ile ilgili olduğundan bu yoldaki müzakerelere iştirak ede­ceğiz.

Bu beyana rağmen Fransız delegasyonu sözcülerinden birisi, tâdil teklifinde bu­lunması itibarile, Sovyet Dışişleri Ba­kanının, Batılıların plânım müzakere­ye esas olarak kabul etmiş sayılacağını söylemiş ve Sovyet maksatları hakkın­da nihaî bir fikir edinebilmek için Vi­chinsky tarafından tevdi edilen tâdil tekliflerinin incelenmesinin zarurî ol­duğunu iîâve etmiştir.

25 Kasım' 1951

— Birleşmiş Milletler (Paris) :

Birleşik Amerika murahhası Philip Jessup yarın siyasî komisyon toplantı­sında, Cumartesi günü Sovyet murah­hası Vichinsky'nin silâhsızlanma hak­kında verdiği nutka cevap verecektir.

Yarınki toplantıda ayrıca Hindistan murahhası Sir Benegal Rau söz alacak­tır.

Bütün atom tesislerinin, atom enerjisi istihsal eden müesseselerin, demir ve çelik, elektro - enerjik vesair endüstri­lerin Milletlerarası bir teşekkülün ida­resine tevdii hususuna gelince, Vichins­ky, Batılıların bu husustaki teklifleri­nin tamamen kabul edilemez mahiyet­te olduğunu, zira böyle bir hareketin atom malzemesine sahip bir memleke­tin bütün sanayiinin yabancı ellere tev­dii demek olacağını beyanla şöyle de­miştir :

Prensip meseleleri hakkında mütead­dit defalar beyan ettik ki: kontrol va­zifesini üzerine alacak bir teşekkülün kurulmasına veto hakkı bahis konusu olamaz.

Vichinsky sözlerine şöyle son vermiştir; Bütün ayrılıklara rağmen teklif edilen Tâli Komitenin çalışmalarına iştirake hazırdır ve eminim ki Sovyet tâdil tek­lifleri dikkat nazarına alınacak olursa barış yolunda faydalı bir iş görmüş olacağız.

Vİchinsky'den sonra Amerikan delege­si Jessup kürsüye gelerek ortada barış için hakikî bir arzu mevcut olduğunu ve teklif edilen Tâli Komitenin faydalı iş görebilecek son derece takdire şayan bir uzuv teşkil ettiğini beyanla şunları söylemiştir:

Sovyetler Birliğinin bizimle birlikte ça­lışabileceğini ve cidden terakkiler ger­çekleştirebileceğimizi ümit ediyoruz.

Jessup, Tâli Komiteye düşen vazifenin kolay oîmryacağına işaret etmiş ve bu komitenin bütün gayretini hakikî bir silâhsızlanma komisyonunu meydana getirmek için kullanılabilecek usulleri

tespit işine haretmesi gerektiği kanaa­tinde bulunduğunu söyliyersk şöyle demiştir:

Amerikan heyeti, Sovyet tadil teklif­leri hakkındaki kanaatini bilhassa bil­dirmek hakkını mahfuz tutar.

Jessup'un bu kısa hitabesini müteakip oturuma 11.30 da son verilmiştir.

Siyasî Komisyon, Öğleden sonra bir Tâli Komite kurulması hakkında Pa­kistan, Suriye ve Irak tarafından müş­tereken yapılan teklifle Norveç ve Bo­livya heyetlerince ileri sürülen tadil tekliflerinin müzakeresine başhyacak-tır.

—Paris :

Siyasî Komisyonun bugünkü toplantı­sından çıktığı sırada demeçte bulunan Vichinsky şunları söylemiştir:

«Başlıyacak olan müzakerelerin mu­vaffakiyetle sona ereceği hakkında ümitvanm.»

Siyasî Komisyon dört büyük devlet Dışişleri Bakanı ve Asamble başkanın­dan müteşekkil bir silâhsızlanma tâli komitesinin ihdasını kararlaştırmıştır. Vichinsky bu Tâli Komite çalışmaları­na bizzat iştirak edecektir.

—Paris, (Birleşmiş Milletler) :

France Presse ajansı muhabirine de­meçte bulunan Suriye murahhas he­yeti başkanı Faris .El Huri, ezcümle şunları söylemiştir :

.Silâhsızlanma hakkında bir Tâli Ko­mite teşkili hakkındaki karara siyasî komisyonca oy birliği ile varılmış ol­masından dolayı hakikaten çok bahti­yarım.

Faris El Huri, bu Tâli Komite mesaisi sonuçları hakkında ümitli görünmüş­tür.

Arapların Fas meselesini gündeme ge­çirmek yolundaki gayretleri neticesiz kalmıştır. Fransa bu meselenin günde­me alınmasına çok çalışmıştır. İdare Komitesinde oya başvurulduğu zaman,

İngiltere, Fransa, Amerika, Kanada, Norveç ve Dominik cumhuriyetinin aleyhte, yani gündeme alınmaması için, Rusya, Polonya, Yugoslavya ve İrak'ın lehte, yani gündeme alınması için oy verdikleri, Si/am, Çin, Şili ve Meksi-kanın da müstenkif kaldıkları görül­müştür.

12Kasım 1951

—Panmunjom :

Mütareke Tâli Komisyonlarının öğle­den sonraki toplantısı 2 saat sürmüş ve yarın sabah saat İle talik edilmiştir.

13Kasım 1951

—Tokyo:

Korede mütareke müzakerelerini için­de bulunduğu çıkmazdan kurtarmak üzere Müttefik ve komünist idarecileri bugün tekrar toplanmışlardır. Fakat bugünkü toplantıda komünistlerin müt­tefik uçaklarının Pan - Mun - Jom'un tarafsızlığım ihlâl ettiklerine dair yap­tıkları ithamlar yakında bir sulha varı­labileceği hakkındaki ümitleri yeniden suya düşürmüştür.

Müşterek tâli komite bu sabah saat 11 den 16 ya kadar toplandıktan sonra gelecek toplantının çarşamba günü aynı saatte yapılmasını kararlaştıra­rak dağılmıştır. Bugünkü toplantı hak­kında hiçbir malûmat mevcut değildir.

—Tokyo:

8 inci ordunun bugünkü tebliğde cep­henin merkez ve batı kesimlerinde kay­da değer bir faaliyet olmadığı bildiril­mektedir.

Kosong'un güneyinde ise düşmanın, dün gece üstüste yaptığı hücumlar müttefikler tarafından püskürtülmüş-tür.

15 Kasım 1951

—Korede 8'inci Ordu Karargâhı :

8'inci Ordu Karargâhı tarafından ya­yınlanan tebliğde bildirildiğine göre bugün Batı ve Merkez cephelerinde herhangi bir hareket kaydedilmemiş­tir,

—Tokyo:

Komünist Çinlilerin Kore'de 9643 harp eserini katlettikleri yolunda 8 inci Ordu tarafındandünyapılananıaçıklama

hakkında General Ridgway'm Genel Karargâhı tahkikata başlamıştır.

17 Kasını 1951

—Tokyo:

Birleşmiş Milletler bugün Komünist­lerin azamî 30 gün zarfında şimdiki muharebe hattının ateş kes hattı ola­rak tesbitini kabul veya reddetmeleri hususunda ısrar etmişlerdir.

—Tokyo:

Kore'deki Türk birliği komutanı bugün 8'inci Ordu Komutanı General Van Fleet'i ziyaretle kendisine veda etmiş­tir. General Van Fleet, Türk Genera­line Birleşik Amerika Ordu Bakanlığı tarafından Birleşmiş Milletler dâvasın­da 8'inci Ordu ile birlikte yaptığı hiz­metlere mükâfat olarak verilen Liya­kat nişanını takmıştır. Türk komutanı bu sabah Türk birliğinin komutasını yeni Komutan Namık Arguç'a devret­miştir.

—Korede Türk Karargâhı :

Bugün cephe hatlarının biraz gerisin­de Türk Tugayı Komutanı General Tahsin Yazıcı, Müessir olduğu kadar heyecanlı bir merasimle askerlerine ve­da etmiştir.

Kore'de 14 ay Müttefik kuvvetlerinin Türk birliklerine komuta etmiş olan General Yazıcryı- Müttefik Generalleri içten gelen sözlerle övmüş, başlarında bulunduğu askerler de ona karş: bes­ledikleri bağlılık duygularını açıkça izhar etmişlerdir.

General Tahsin Yazıcı, Türk kuvvet­lerine veda edip de çam dallariyle ör­tülü takın altından geçerken General ile^askerler göz yaşlarını zaptedememiş-lerdir. Hislerini açığa vurmak itiyadın­da olmayan Türklerin bu hareketi, Kore'deki vazifesinden ayrılan Türk komutanı ile askerleri arasındaki duy­gu kaynaşmasını aksettirmektedir.

Merasimde, 9'uncu Kolordu Komutanı, 25'inci tümen komutanı ve Güney Kore ordusu komutanı birer hitabede bulun­muşlardır.

General Tahsin Yazıcı, Komutayı Tuğ­general Namık Argüe'a resmen devret­tikten sonra Japonya'yı ziyaret edecek, oradan da yeni vazifesine başlamak üzere memleketine dönecektir.

Amiral Turner Joy, gazetecilere verdi­ği beyanatta komünistlerin sulh and-laşması ile mütareke anlaşması arasın­da bir tefrik yapmadıklarını ve bu şe­kilde yabancı kuvvetlerin Kore'den çekilmelerini ileri sürdüklerini söyle­miş ve bu meselenin hükümetler ara­sında müzakere edilebileceğini sözleri­ne ilâve etmiştir.

Yarm mahallî saatle saat 11 de tekrar toplanılacak ve müzakerelere devam edilecektir.

— Tokyo :

Kore'deki Türk tugayının eski Komu­tanı Tümgeneral Tahsin Yazıcı'nm kanaatine göre, Kore'de komünistler harbe devam ettikleri takdirde büyük kayıplar vererek mağlup olacaklardır.

Türkiyeye dönmeden evvel bir kaç gün geçirmek üzere hâlen Tokyo'da bulu­nan Tahsin Yazıcı, «Birleşmiş Milletler kuvvetleri öyle bir kuvvete sahiptir ki komünistler hatlarımıza girebilseler bile onları hiç bir zaman bozamazlar. Bu hususta komünistlerin bile artık en küçük bir şüpheleri kalmamıştır demiştir.

Konuşması esnasında Tahsin Yazıcı. Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin da­ha iyi giyecek, daha iyi yiyecek ve da­ha yüksek bir maneviyata sahip olmak­la düşmana karşı üç avantajları oldu­ğuna işaret etmiştir.

Kore'de bir yıllık çarpışması esnasında Türk askerlerini zaferden zafere gö­türmüş olan Türk Komutanı Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin, icabettiği tak­dirde, bugünkü mevzilerini bütün kış müdafaa etmeye ve hücuma uğradık­ları anda mukavemete hazır oldukları­nı söylemiştir.

Kore'deki Amerikan kuvvetleriyle olan yakınlığına işaretle Tahsin Yazıcı, Türklerle Amerikalılar arasındaki sa­mimî işbirliğine karşı teşekkür ve takdirlerini ifade ederek bu işbirliğine Kore'de Generalden nefere kadar bü­tün askerlerin şahit olduğunu söyle­miş ve «Türkiye'ye giderken bu sa­mimî ve tatlı hatırayı da beraberimde götürüyorum» demiştir.

Tahsin Yazıcı, Cumartesi günü Tür­kiye'ye müteveccihen Tokyo'dan ay­rılacaktır.

—Paris,(Birleşmiş Milletler) :

Kuzey Kore Dışişleri Bakanının 19 Ka­sım tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu başkanına gönderdiği bir tel­grafta, «Kuzey Korelilerin harp esir­lerini katlettikleri yolunda Birleşmiş Milletler nezdinde yapılan ithamların sulh görüşmelerini geciktirmeğe ve mütecaviz kuvvetlerin Kore'de işledik­leri cürümleri saklamak üzere kanaat­leri bulandırmağa matuf yalanlardan ibaret olduğun beyan edilmektedir.

Bu vesika bugün Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği tarafından açıklan­mıştır.

Telgrafta ayrıca Kore'de muhasematm derhal kesilmesi, kıtaların cephe hat­tından geriye çekilmesi ve iki kilomet­relik bir silâhsız bölgenin ihdası, Kore-deki yabancı kıtaların tahliyesi, Kore-de harbin uzamasından mesul olanlara ve harp suçlularına karşı müeyyideler konması talep edilmektedir.

30 Kasım 1951

—Tokyo:

Mütareke konferansına iştirak eden de­legeler bu sabah Panmunjom'da bir saat 37 dakika süren bir görüşme yap­mışlardır.

Görüşmelere yarın mahallî saatle on-birde devam edilcektir.

Bu sabahki toplantıda Birleşmiş Mil­letler delegesi, dün Komünistlerin ya­bancı kuvvetlerin Koreden tedricî su­rette çekilmeleri yolunda yaptıkları teklifi reddetmişlerdir.

Birleşmiş Milletler murahhas heyeti baş delegesi Amiral Joy, Komünistlerin müşterek bir kontrol komisyonunun kurulmasına şiddetle muhalif olduk­larını, bildirmiş ve bugünkü toplantıda hiç bir ilerleme kaydedilmediğini söz­lerine ilâve etmiştir.

—Tokyo:

8'inci ordu tebliğinde bildirildiğine gö­re cephede hiçbir faaliyet olmamış, sadece Kumsong'un güney batısındaki merkez cephesinde Birleşmiş Milletler kuvvetleri iki keşif taarruzunu geri püskürtmüşlerdir.

Müttefik kıtaları mevzilerini muhafaza etmişler, Doğu ve Batı cepheleri üze­rinde bazı keşif hareketlerinde bulun­muşlardır.

2 Kasım 1951

—Washington :

İyi haber alan mahfillerden Öğrenildi­ğine göre, Avrupamn yeniden silâh­lanma gayretini arttırmak ve lüzumu halinde Avrupaya yapılan Amerikan yardımını çoğaltmak üzere Başkan Truman nezdinde ısrar etmek maksa­dı ile General Eisenhower Washingtona gitmektedir.

Atlantik Paktı azaları tarafından ta­sarlanan Plânların tahakkukunu hız­landırmak üzere Generalin geçen ay Ottawa'da toplanan Atlantik Konseyin­de yolladığı mesaja işaret edilmektedir.

Zira bu sahada Avrupa milletleri mu­azzam güçlüklerle karşılaşmakta ve «Savunma gayretleri ile iktisadî im­kânları tevazün haline getirmekle mü­kellef olan 3 büyükler komitesinin yapacağı tetkikler sonunda Avrupa memleketlerinin mühim açığı kapat­mak üzere hiç bir imkâna sahip olma­dıkları meydana çıkacaktır.

General Eisenhower'i bu meseleler en­dişeye sevketmekte ve bu yüzden Liret ile Frank'm satın alma gücünün düşü­nülmesi lehinde bulunmaktadır.

3 Kasım 1951

—Paris :

Atlantik Paktı kuvvetleri Başkomutanı General Eisenhower, bugün sabaha karşı uçakla Washington'a hareket et­meden evvel Orly hava alanında ga­zetecilere verdiği beyanatta, Başkan Truman ile askerî meseleleri görüşmek üzere Washington'a gittiğini söylemiş ve kendisine sorulan siyasî sualleri ce-vablandırmayı reddetmiştir.

5 Kasım 1351

—Washington :

Türkiye'ye tevdi edilenve bu memleketin Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtına dahil olmak hususundaki tasavvurunu protesto eden son Sovyet notası Birle­şik Am-erika Dışişleri Bakanlığı sözcü­sü Michael Mc Dermott'a göre, Kuzey Atlantik Paktına dahil olacak yeni bir azayı korkutmağa matuf yeni bir teşeb­büsten başka bir şey değildir.

Sovyetlerin Norveç'e geçenlerde yaptı­ğı buna benzer protestosunu ima eden Mc Dermott, Sovyetlerin aynı usulleri Kuzey Atlantik Paktına dahil olan di­ğer devletlere karşı da kullandıklarını belirtmiştir.

Sözcü, Sovyet diplomasisi ile nasıl ha­reket edilebileceğini bilen Türk hükü­metine itimadı olduğunu bildirmiştir.

Türk hükümetinin son notaya vereceği cevap hakkında Amerikan Dışişleri Bakanlığının herhangi bir malûmatı ol­mamasına rağmen Mc Dermott, Türk hükümetinin bu meseleyi halletmek üzere çok zengin bir tecrübeye sahip olduğunu da unutmamak lâzımdır, de­miştir.

Mc Dermott bu şekilde 1945 ve 1946 senelerinde Kremlin tarafından Türki­ye'ye yapılan tazyik ve sindirme ha­reketlerini kastettiğini de sözlerine ilâ­ve etmiştir.

Sözcü, Türk Hükümetinin o tarihler­de mükemmel bir şekilde hareket etti­ğini de belirtmiştir. Sovyet hükümeti tarafından o zamanlar yapılan tazyik Boğazların müşterek kontrolü talebini ihtiva etmekte idi.

Bugün Basma yaptığı şifahî beyanatın­da Mc Dermott, Türk Hükümetine tevdi edilen son Sovyet notasının Ku­zey Atlantik Paktı Teşkilâtının gaye­lerini tahrif ve pakta dahil olması muh­temel olan yeni azaları da korkutmak gayesini güttüğünü sözlerine ilâve et­miştir.

—Roma :

Atlantik Paktı memlek-stleri Genelkur­may başkanları bugün burada hususî bir toplantı yapmışlardır.

Genelkurmay başkanlarının Cumartesi günü 12 memleket Dışişleri, Savunma ve Maliye Bakanlarına verilmek üzere bir rapor hazırlamaları beklenmekte­dir. Bu raporun başlıca maddeleri şun­lar olacaktır :

hazırlamaları beklenmektedir. Bu ra­porun başlıca maddeleri şunlar olacak­tır:

Bir Orta Doğu Komutanlığı ihdası,

Doğrudan doğruya General Eisenhower'inyüksekKomutanlığına bağlanmakhususundakiTürkiyenin taldebinin yerine getirilmesi,

Genel Karargâhı Napolide bulu­nan Amiral Carney'in komutası al­
tındaki Güney Avrupa Komutan­lığının vazifelerinin tesbitile, Ak­
deniz için bir Komutanlık sistemi­nin ihdası.

Bir Atlantik Komutanlığının tesisi.

—Roma':

Atlantik Paktı memleketleri askerî ko­mitesi bugün öğleden sonra çalışmala­rına devam etmiştir. Muhtelif heyet­lere başkanlık eden şahsiyetler şunlar­dır :

General Charles Lecheres (Fransa), Ge­neral Etienne Baele (Belçika), General Charles Folkes (Kanada), General Effi-cinon Marras (İtalya) General Bjoerne Oen (Norveç) General Anibal De Pas-sosy Sousa (Portekiz), General Omar Bradley (Birleşik Amerika), Hava Ma­reşali Sir John Slessor (İngiltere), A-miral J. C. Vistgaard (Danimarka), Amiral E.K. Vanholthe (Hollanda), ve Albay Aloyse Jacoby (Lüksemburg).

Avrupa'daki Müttefik Kuvvetleri Ge­nel karargâhı Kurmay Başkanı Gene-

rai Gruenter, yarın öğleden sonra ya­pılacak toplantıya iştirak edecektir.

21Kasım 1951

—Roma :

Atlantik Paktına dahil memleketler askerî komitesinin bu sabahki toplan­tısında, Atlantik deniz kuvvetleri ko­mutanlığına bir Amerikalı Amiral ta­yini ve pakta dahil silâhlı kuvvetlerin Amerika tüfeği kullanmaları hususun­da bir prensip anlaşmasına varılmıştır.

22Kasım 1951

—Roma :

İyi bir kaynaktan öğrenildiğine göre, Atlantik Paktı askerî komitesi son top­lantısı sırasında bir İngiliz Amiralinin komutası altına konulacak bir «sahil komutanlığı» teşkilini müzakere et­miştir.

Bu komutanlık Manş Kanalı ile Kuzey denizinin geniş sahasını korumakla vazifeli bulunacak ve limanların sa­vunmasına ve mayın dökme ve tarama işlerine nezaret edecektir.

23Kasım 1951

—Roma :

Atlantik Paktı Konseyi Temsilcileri ya­rınki toplantıya iştirak etmek üzere buraya peyderpey gelmektedirler.

Bir ihtiram kıtası hava meydanında ve istasyonda daimî olarak beklemekte ve gelenleri selâmlamaktadır.

Şimdiden büyük devletlere mensup birçok şahsiyetler gelmiştir. Konsey toplantısı için bütün hazırlıklar tamam­lanmıştır.

—Roma :

Atlantik Paktı Konsey toplantısı aley­hinde komünistlerin nümayişte bulun­mamalarını temin maksadiyle İtalyan polis kuvvetleri her tarafta son derece ciddî tedbirler almışlardır.

24Kasım 1951

—Roma :

Atlantik Paktı devletleri askerî ve si­yasî liderlerinin dün akşam burada yaptıkları toplantıyı müteakip açıklan­dığına göre Almansilâhlıkuvvetleri

Batı Avrupa savunmasına 1953 senesin­den evvel iştirak ettirilmeyecektir.

Bilindiği gibi Batı savunması hakkın­da General Eisenhower, Roma toplan­tısında Atlantik Paktı Dışişleri Bakan­larına yeni bir plân sunacaktır. Bu plân gereğince 1952 senesi sonuna kadar Batı Savunması için 28 - 30 tümen ih­das edilecektir.

Bunlardan 6 sı Amerikan, 10 u Fransız, 4 ü İngiliz, 3'ü İtalyan askerî kuvvetle­rinden müteşekkil olacaktır.

— Roma :

Atlantik Paktına üye olan 12 mem­lekete mensup 36 Bakan ve aralarında Generallerin, Amirallerin, bir Mareşal-lin, diplomatların ve müteaddit müte-hassılarm bulunduğu 400'den fazla de­lege Atlantik Paktı Konseyinin 8'inci oturumunun bugünkü muhteşem açılış merasiminde hazır bulunmuşlardır. O-turum Foro İtalico sarayının üye dev­letlerin bayraklariyle ve duvarları tem­sili motiflerle süslenmiş olan muazzam salonunda açılmıştır. Bir İtalyan piya-yade birliği büyük bir meraklı kütle­sinin toplanmış olduğu sarayın metha­linde toplantıya gelen askerî şahsiyet­leri selâmlamakta idi.

Tam öğle üzeri delegeler at nah şeklin­deki ve ananevî yeşil çuha ile örtülü masa etrafında yerlerini almağa başla­mışlardı.

Delegelerin arkasında Genelkurmay şefleri ve murahhas heyetlerin ileri ge­len şahsiyetleri oturuyorlardı. Birkaç dakika 12 memleketin delegeleri, fotoğ­rafçıların, sinema operatörlerinin arzu­larını tatmin etmekle geçirmişlerdir.

Saat tam 12.05 te oturum, yabancı mi­safirlere hoş geldiniz diyen ve toplan­tının mânasını belirten kısa bir konuş­ma ile İtalya başbakanı De Gasperi ta­rafından resmen açılmıştır.

12 memleketi temsil eden Bakanlardan başka Türkiye delegesi Hüseyin Ragıp Baydur ve Yunanistan delegesi Averof ta müşahit sıfasiyle toplantı çalışma­larını takip etmek üzere Atlantik Kon­seyinin Konferans masasında yerlerini almışlardır.

— Roma :

Atlantik Paktı Konseyinin toplantısına igtirâk eden delegelere hoş geldiniz dedikten sonraİtalya başbakanıDe

Gasperi Roma tarihinin nihaî kuvve­tin iman ve manevî enerji ile teşekkül ettiğini Öğrettiğini hatırlatmış ve ez­cümle şunları söylemiştir :

«Mevzuu bahis olan yapıcı bir sulhtur. Bu sulhun kuvvet bulması için siyasî ve içtimaî alanda esas hürriyetler ve içti­maî ve iktisadî imkânların vüsati üze­rine kurulmuş demokratik bir teşkilâ­ta ihtiyaç vardır. İşte itediğimiz sulh budur. Atlantik paktı sınıflar ve mil­letler arasında adalete doğru bizi hür­riyet ve hür gelişme içinde sevkedecek sulhun paktıdır. Aradığımız müdafaa vasıtaları harbi tevlit değil, bu sulhu temine matuftur.»

— Roma :

Atlantik Paktı Konseyinin bugünkü ilk oturumunda İtalya Başbakanı De Gasperiden sonra söz alan Kanada Dış­işleri Bakanı ve Konsey Başkanı Les-ter Pearson Paktın gayelerini izah et­miş, ve Konseyin müşterek gayeye u-laşmak için daha sık toplanmasını söy­lemiştir. Pearson bundan sonra İtalya ve Portekizin Birleşmiş Milletlere üye olmamalarından dolayı duyduğu üzün­tüyü ifade ile bu memleketlerin teşki­lâta kabullerinin çalışmalarım başlıca mevzulardan biri olduğuna işaret et­miştir. Başkan ayni zamanda General Eizenhower ve Harriman tarafından Konseye verilecek olan raporların e-hemmiyetini de belirtmiş ve Paktın ga­yelerini şöyle hülâsa etmiştir:

Birleşmiş Milletler ve Atlantik Paktı ayni siyasetin iki kemidir. Bu siyase­tin gayesi sulhun korunması ve kolay zaferler temin edecek tecavüzlerin durdurulması için kuvveti arttırmaktır. Atlantik Paktı hükümetlerinin bu kuv-" vetlenme ihtiyacını duymaları için her türlü sebep mevcuttur.»

Pearson konuşmasına son verirken müşahit sıfatı ile Konsey toplantısına iştirak etmekte olan Türkiye ve Yu­nanistan temsilcilerini selâmlamış ve bu iki memleketin hürriyet ve sulha bağlılıklarını zaten cesaretle ispat et­miş olduklarını söylemiştir:

Pearson'dan sonra Türkiye delegesi Roma Büyükelçisi Hüseyin Ragıp Bay­dur ve Yunanistan delegesi Yunan Dış­işleri Bakan Yardımcısı Anglos Ave­rof kısa birer konuşma yaparak Baş­kana teşekkür etmişlerdir.

Bu karar sureti daimî teşkilâtların va­zifelerini tesbit edecek ve Şubat ba­şında Lizbonda toplanacak olan kon­seyin gelecek oturumun gündemini tanzim edecektir.

28 Kasım 1951

—Roma :

Roma'da toplantı halinde bulunan Ku­zey Atlantik Konseyinin Avrupa ordu­sunun kurulmasiyle ilgili tasarıyı res­men tasvip edeceği sanılmaktadır.

Dün M. Robert Shuman, Fransa, İtal­ya, Almanya ve üç Benelux hükümeti arasında yapılan müzakerelerde bu or­dunun kurulması yolunda kaydedilen gelişmeden bahsetmiştir.

Roma'da bulunan Basın muhabirleri­nin bildirdiğin-e göre, bir Avrupa ordu­su kurulması ile ilgili plânı tasvib e-der mahiyetteki karar suretinin kabu­lü, Kuzey Atlantik Konseyinin, Alman-yanın Avrupa savunmasına iştiraki hu­susunda, millî bağımsız kuvvetlerin teşkili yerine Almanya'nın Avrupa or­dusu içinde yer alması şıkkını tercih ettiğini gösterecektir.

—Roma :

Atlantik Konseyinin genel oturumun­dan önce Schuman, Acheson ve Eden, yeniden üçlü bir toplantı yapmışlar­dır. Bu toplantıda dün olduğu gibi ge­ne Federal Almanya Cumhuriyetiyle müzakere edilen anlaşmalarda halli icabedetmekte olan meseleler incelen­miştir.

Bu anlaşmalar, yeni ahdî rejimin tat-bikatmdaki amelî prensipleri tasrih etmektedir.

—Roma :

Atlantik Konseyi dün Yardımcılar ta­rafından hazırlanan karar suretlerini tetkik etmek üzere bu sabah toplan­mıştır.

—Roma :

Kuzey Atlantik Paktı Konseyinde söz alan İngiliz murahhası, İngiltere'nin Atlantik Paktı Ordusu deniz başkomu­tanlığına bir Amerikan Amiralinin ta­yinini kabul edemiyeceğini söylemiş­tir.

—Roma :

Atlantik konseyinin gelecek toplantısı 2 Şubat 1952'den itibaren Lizbon'da yapılacaktır. Konseyin bugün saat 15 de biten son toplantısında aldığı karar budur.

—Roma :

Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schu­man, bugün yaptığı bir Basın toplan­tısında, Atlantik Konseyinin Roma'da yaptığı toplantıda alacak kararları bu­lunmadığını, fakat sadece Paris Kon­feransı çalışmalarının neticesinden ha­berdar edilmesi icap ettiğini belirttik­ten sonra bir Avrupa ordusu teşkili hakkında Fransız teklifini açıklamış ve ezcümle şunları söylemiştir:

Biz, milîetlerüstü bir camianın hizme­tinde olacak millî hükümetlerin birer politika unsuru gibi tâbiiyetinde bu-lunmıyacak bir ordu. teşkilini teklif ettik. Öyle bir ordu teşkili bahis ko­nusudur ki, bu teşekkül millî bir ben­ciliğinemrindebulundurulmasın.

Schuman sözlerine şöyle devam etmiş­tir :

Milîetlerüstü bir ordu, bunun emir ala­cağı milîetlerüstü bir siyasî otoriteyi istilzam eder. Bu otoritenin şekli hak­kında henüz hiçbir karara varılmış de­ğildir. Mamafih Avrupa'da siyaset bir­liği meselesi ortaya atılmış bulunmak­tadır.

Muhtelif cephelerden böyle bir birliğe karşı ileri sürülen itirazlara cevaben Schuman, Birleşmiş Milletler Teşkilâ­tına mensup büyük milletlerin altı'lar grupu dışında kalmasına esefle, altı'lar grupunun 160.000.000 insanı birleştir­diğini ve bu sayının Birleşik Amerika nüfusuna müsavi bulunduğunu işaret etmiştir. Fransız Dışişleri Bakanı, bun­dan başka bu altı millet arasında Fran­sa ile Almanya'nın yer aldığını belirt­miş ve bu müşahedenin Milletlerarası siyaset ve barış hususunda özel bir mâna taşıdığını ilâve etmiştir.

Bundan sonra Schuman, şunları söy­lemiştir :

İkinci bir itiraz daha yapılmıştır. De­nilmiştir ki, Avrupalı askerlerin kah­ramanlık göstermek hususunda tahrik edecek kâfi derecede bir ideal sahibi olduklarından emin misiniz ?

image002.gifParlâmentolarının tasvip etmeleri­ne intizaren konsey toplantılarında hazır bulunmuşlardır.

29 Kasım 1951

— Roma :

Atlantik Paktı Teşkilâtı Konferansına katılan askerî ve sivil şahsiyetler Al­manya'nın bir orduya sahip olmasın­daki müstaceliyeti bilhassa işaret et­mişlerdir.

General Eisenhower ve halen burada bulunan diğer Amerikalı şahsiyetler zamanın geçmekte olduğunu ve Alman askerlerinin savunma teşkilâtına dahil ediimesindeki her gecikmenin tehlike ifade ettiğini ihtar eylemişlerdir.

Yetkili kaynaklardan belirtildiğine gö­re Almanlarla silâhlanma mevzuunda anlaşmaya varılmadan geçip giden her ay, Batılılar için biraz daha gayri mü­sait bir durum yaratmaktadır. Dahilde, silâhlanma aleyhinde bulunan sosya­listler gün .geçtikçe daha fazla kuvvet kazanmaktadırlar. Dışarıda ise, Ruslar Almanya'nın ittihadı için tazyikte bu­lunmaktadırlar.

—Roma :

Atlantik Paktı konseyinin toplantı-miş olan İngiltere Dışişleri Bakanı Eden, öğleden sonra uçakla Londra'ya hareket etmiştir.

Hareketinden evvel Eden, İngiltere Büyük Elçiliğinde Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Acheson ile bir görüş­mede bulunmuş ve beraber yemek ye­mişlerdir.

30 Kasım 1951

—Roma :

Bakanlar Kurulu, Atlantik Konseyinin Roma'da yaptığı toplantı çalışmaları hakkında Başbakan ve Dışişleri Bakanı Aİcide De Gasperi, Savunma Bakanı Randolio Pacciadi ve Hazine Bakanı Giuseppe Bella'nın izahatını dinlemek üzere bu sabah toplanmıştır.

Komada toplanıp konuşmakta­dırlar. Avrupa müdafaasın] ilgilendi­ren ehemmiyetli meseleler bu on iki devlet konferansının gündemindedir. Bu konferansa Türkiye ile Yunanistan birer müşahit gönderdiler.

Evvelki gün gazetelerde çıkan bir Ro­ma telgrafına göre, «Konferansta görü­şülecek meseleler arasında Akdeniz ve Orta - Doğu Komutanlıkları ve Türki­ye ile Yunanistanm Atlantik Paktına iştirak şekilleri de mevcuttur.»

Son satırları okuyunca hayret ettik: Türkiye ile Yunanistanm Atlantik Paktına girmelerinin ayrı bir şekli mi olacaktır? Diğer 12 devlet bu pakta hangi şekilde girdilerse Türkiye ile Yunanistan aynı şekilde katılacaklar­dır.

Fakat 22 Kasım tarihli gazetelerde çı­kan bir telgraf bu meseleyi daha fazla aydınlatıcı mahiyettedir. Gene Roma-dan gelen bir Amerikan ajansı telgra­fında deniliyor ki:

«Askerî liderler, Türkiye ve Yunanis­tanm gelecek sene Atlantik Paktına kabullerinden sonra paktın neresinde ve ne şekilde yer alacaklarını tetkik etmişlerdir. Yunanistanm durumu ko­laylıkla halledilmiştir. Türkiyenin du­rumunun halli daha ' müşkül görün­mektedir. İngiltere liderliğinde olan bazı devletler Türkiyenin, Eisenhower komutanlığı dışında bırakılmasını is­temektedirler. ..»

Bu telgraf haberlerinin tam doğrulu­ğundan şüphe edilebilir. Çünkü Tür­kiyenin «Atlantik Paktının neresinde ve ne şekilde yer alacağı..." tarzında bir mesele olmamak gerektir. Bunun bizce hiç mânası yoktur. İngiltere, Fransa veya Norveç Atlantik Paktının neresinde ve ne şekilde yer almış iseler Türkiye de o yerde ve o şekilde yer alacaktır.

Hükümet en yetkili ağızlardan tekrar edegelmektedir ki Türkiye, Atlantik Paktına, ancak diğer devletler gibi eşit haklar ve külfetlerle girer. Haklarda ve vazifelerde eşitlik olunca da Türki­ye için Atlantik Paktına, hattâ Yuna-nistandan farklı, hususî bir giriş şekli, ve paktın içinde sırf Türkiyeye mah­sus ayrı bir mevki tasavvur edilemez. Anlaşılıyor ki Türkiyenin Atlantik Paktına alınması, fakat Eisenhower komutanlığı,yaniAvrupamüdafaası dışında bırakılması fikrini ileri süren gafiller hâlâ vardır.

Atlantik Paktının, bir tecavüz ve harp tehlikesi karşısında tek müdafaa kuv­veti, Eisenhower komutasındaki ordu­lardır. Amerikanın, İngilterenin Fran-sanın paraca, silâhça, insanca ne­leri varsa bu Avrupa ordusuna tahsis etmişlerdir. Bu ordu, bin zor-.lukla gelecek yıl 40 tümene çıkarılmak isteniyr. Amerikanın ve diğer devlet­lerin, her hangi bir tecavüzü önlemek için EIsenhower kuvvetleri dışında baş­ka askerî imkânları yoktur ve daha uzun zaman olmıyacaktır. O halde, Eisenhower komutası hududu dışında bırakılmak istenen Türkiyenin yardı­mına nereden, kim gelecektir? Atlantik Paktı bir siyasî vesikadır. Asıl ehem­miyetli olan, bu vesikanın askerî .tat­bikatıdır. Hem Atlantik Paktını imza­lamak, hem de bu paktın tek yardım ve müdafaa uzvu dışında kalmak, kar­şılıklı taahhütlerin külfetlerini yükle­nip faydalarından mahrum kalmak demektir.. Böyle bir «yeri ve şekli» Türkiye elbette kabul etmez. Netekim "Times» gazetesi, İstanbul basınında tercümesini okuduğumuz bir yazıda şöyle diyordu :

«Her şeye rağmen, topraklarının sa­vunması, doğrudan doğruya General Eisenhower komutası altına konma­dıkça Türkiye tatmin edilemiyeeektir.» İngiliz gazetesinin bu düşüncesi tam yerindedir. Eğer Romadan gelen bu haberler doğru ise hükümetin lâzım gelen teşebbüslerde ısrarla devam etti­ğine ve edeceğine eminiz.

Kabul etmelidir ki Amerikanın gay­retlerine rağmen, Türkiyenin Atlantik Paktına girişinde bazı devletlerde bir zihniyet hüküm sürmektedir. Bu zih­niyetin izlerini baksa bir vesikada gö­rüyoruz. Türkiye ve Yunanistanm At­lantik Paktına kabul edilmeleri için geçen ay Londrada bir protokol imza­landı. Bu protokolda iki noktayı dik­kate değer bulmaktayız. Biri, proto­kolün başındaki şu cümledir : «Yuna-nistanla Türkiyenin Atlantik Paktına girmeleri Kuzey Atlantik bölgesinin emniyetini arttıracağından:

Türkiye Yunanistanm Atlantik Paktına girmeierindeki ilk gaye kendi emniyet­lerini arttırmaktır, sadece Kuzey At­lantik bölgesinin emniyetine hizmet etmek değildir. Türkiye ve Yunanista-

image003.gifnın emniyetlerinin Kuzey Atlantik bölgesinin emniyeti bakımından ehem­miyetli olduğunu belirtmek gerekirdi.

Gene protökola göre, Atlantik Paktı­nın altıncı maddesi şu şekilde değişe­cektir: «Akitlerin Avrupada veya Ku­zey Amerikadaki topraklarına, Cezayir Fransız vilâyetlerine, Türkiye arazisine karşı herhangi tecavüz...» Bu maddeye göre Türkiye Avrupadan ayrılmış, olu­yor. Halbuki Avrupa Konseyine girmiş olan Türkiyenin Avrupalı devlet sıfatı resmen tanınmıştı. Herhangi yanlış an­layışa yer bırakmamak için «Bütün Türkiye toprakları dahil olmak üzere Avrupa...') demek geregirdi. Fakat bu protokol Türkiyeye gösterilmeden ya­zılmıştır. Hakikatte çok ehemmiyetli bu küçük yanlışlıklar ondan ileri gel­miştir. Protokolün yazılışına hâkim olan zihniyetle Türkiyenin Eisenhower komutası dışında kalmasını istiyen si­yaset birdir. Kabul protokolunda Av­rupadan ayrı tutulduğu içindir ki Tür­kiyeye Atlantik Paktında «hususî bir yer, ayrı bir şekil» arıyanlar var. Bu zihniyetin Roma konferansına kadar devam etmiş olmasına Türk efkârı hayret edecektir.

Dışişleri Bakanı Köprülü Pariste bü­tün Atlantik devletleri ricaliyle görüş­mek imkânını bulmuş, Türkiyenin At­lantik Paktına kayıtsız şartsız, diğer­leri gibi girebileceğini tekrarlamıştır. Türkiyenin ısrarı karşısında bu hususî giriş şekillerinden mutlaka vaz­geçeceklerdir. Türkiyenin hususî mev­kilerde oturamıyacağmı kesin olarak söylemek yetecek ve her şey yoluna gi­recektir.

Yazan: M. Nermi

29 Kasım 1951 iarihli Yeni İstan­bul'dan

AVRUPA'da,. canlı bir politika kımıl­danışı var. Roma'da Atlantikliler top­lanmışlardı. Biz de, şimdilik, dost bir dinleyici gibi, oturumlarda bulunuyo­ruz. Pakta, tam-haklı bir üye olarak katılabilmemiz için, formalitelerin ta­mamlanması lâzımdır. İlerideki toplan­tılarla, bizim faaliyet imkânlarımız da «dahagenişlemişolacaktır.Roma'nın

Batı - Kuzeyi de, durgun ve kımıldanış-sız değildir. Avrupa milletlerinin dele­geleri Strasbourg'a da gelmiş bulunu­yorlar. Demek oluyor ki bir yandan Atlantikliler savunma konularına dal­mışlarken, Avrupalılar da öte yandan kendi işlerini incelemeye ve sonuçlan­dırmaya çalışmaktadırlar. Bizim bura­da da delegelerimiz var. Ufak tefek ay­rılıklarla her iki toplantının erişmek istediği şey birdir: Barış. Fakat nasıl?

Atlantikliler gibi Avrupalılar da barı­şın, eski diplomasiden kalma mantık oyunlariyle sağlanacak bir şey olmadı­ğını anlamışlardır. Bugün barış tehli­keye düşerse, sebeplerini bulmak güç değildir. Demokrasiler, zamanlarını, dünya tarihinde eşi görülmemiş bir po­litika uyuşukluğu içinde geçirmişler ve hasımlarını gerçekten büyük ümit­lere düşürmüşlerdir. Hattâ demokrasi düşmanları, politikanın karaborsasında, hasreti çekilen barış için, akıllara dur­gunluk veren fiyatlar koparacaklarını umuyorlar! Hasma ümit veren bir po­litika, harp kadar tehlikeli bir politi­kadır. Halbuki, ne kadar anlaşılmaz, bir şeydir, demokrasiler; barışı kurtar­mak fikriyle böyle bir politikaya sarıl­mışlardır.

Milletler, büyük tereddütler içinde, yollarını değiştirmeğe çalışıyorlar şim­di. Birkaç iradeli adım atıldıktan son­ra gene birdenbire durulduğunu, im­kânların yoklandığını ve manasız ümit­lenmelerle zaman kaybedildiğini gö­rüyoruz. Avrupa dünyası eski Ellas ve eski Roma kültüründen doğmuştur. Fakat, sosyalistliğin Avrupalılığa çok aykırı kuruntuları yayıldıktan sonra gerçeklik duygusu oldukça zayıflamış­tır. Romalı, "Barış mı istiyorsun, sa­vaşa hazırlan» umdesini benimsemişti. Avrupa, bu yüksek hayat umdesinden ayrılsın cezasını çekiyor. Demokrasi; parti politikacılığı şekline döküldükten sonra şahsiyetsiz kalmak tehlikeleri geçiriyor. Softa anlayışlı Şark politi­kacısı, oy koparmak için. nasıl yobaz­lığın eteklerine sarılıyorsa, Avrupanm kısır önderleri de aynı maksatla, yurt düşmanı cereyanların tefine öyle ayak uydurmaya çalışıyorlar. Asıl vatan dâvasının unutulması bundan ileri ge­liyor. Avrupa, bu büyük demokrasi ve ruh buhranını aşmak üzeredir. Haklı ümitlere düşebiliriz. Strasbourg ve Ro­matoplantıları,gerçekliğedönüşün güzel belirtileridir. Her iki toplantıda, aynı savunma konusuna dokunulmuş olması, gelişigüzel bir tesadüf değil­dir.

Fransız Dışişleri Bakanı Schuman, Ro-mada toplanan Atlantik Kurultayında yaptığı açıklamada, Avrupa ordusunun kurulmasını ısrarla istiyor. Buna ben­zer bir teklif de, Avrupa Danışma Mec­lisi Dışişleri Komisyonu Başkam Guy Mollet tarafından Strasbourg'da yapılı­yor.

Bu teşebbüsün Fransadan gelmiş ol­ması son derecede ehemmiyetlidir. Biz bunu, Alman dâvasının müspet bir ölçüde çözülmesine doğru atılmış bir adım sayabiliriz. Schuman, yüksek kültürlü ve geniş anlayışlı bir politika­cıdır. Batı Avrupa ekonomisinin teş­kilâtlandırılması için hazırladığı plân­la, yapıcı görüşlerinin belgelerini ver­miştir. Alman dâvası, en son pürüz­lerine kadar ölçülmedikçe, Avrupada barış politikası güdülemez. Biz, Avru­pa ordusunun kurulmasını, ilerdeki gelişmeler için çok ehemmiyetli bir konak saymaktayız.

Her ordu, ilk önce, Ülke teşkilâtı­na, ülke ekonomisine dayanmak zo­rundadır. Avrupa ordusu için de, böyle bir temel yaratmak lâzımdır. Yapılması gereken işin büyüklüğünü kolayca an-lıyabiliriz. Bildiğimiz gibi, Avrupada, Marshall Yardımından doğmuş bir eko­nomik işbirliği vardır. Bunun iyi iş­lemediğini saklamanıalıyız. Karşılıklı fedakârlıklarla işbirliğini ekonomik bir temel haline getirmek mümkündür. Avrupa Birliği gibi Avrupa ordusu da, ilk önce, böyle bir temele muh­taçtır. Bu yapılmadan hiç bir so­nuç elde edilemez. Avrupa Birliği ise, ister istemez, Atlantik ekonomisine dayanmak zorundadır. Daha geniş bir ekonomi birliği içinde çalışmak imkân­ları hazırlanırsa hem milletler, hem savunma politikaları için, hem de dün­ya barışı için daha müspet sonuçlar el­de edilebilir. Biz, onun için, kurulması düşünülen Avrupa ordusunu, Atlantik kadrosuna almayı ve onun yedek bir kuvveti haline getirmeyi daha doğru buluyoruz. Avrupa Ordusu, silâh ve teşkilât bakımından, aynı yolda geli­şirse, büyük gayeye daha kolay erişil­miş olur.

«Almanyanm batı müdafaasına iştira­kine mâni olmak için Rusların yapa­cakları bütün teşebbüsler akim kala-, çaktır. Almanya, güvenilir bir müttefik olduğunu isbat edecektir.»

— Bonn:

İyi haber alan bir kaynaktan öğrenil­diğine göre, Almanya ile Yugoslavya arasında yakında normal diplomatik münasebetler tesis edilecek, bu iki memleketteki siyasî temsilcilikler Bü­yükelçilik payesine çıkarılacaktır.

22 Kasım 1951

—Paris :

Fransa, İngiltere, Birleşik Amerika Dışişleri Bakanlarının Türkiye saatile 12 de Dışişleri Bakanlığında başlayan toplantıları saat 14.40 da bitmiştir. Toplantıda Avusturya meselesi görü­şülmüştür. Bu görüşmelerde Dışişleri Bakanı yerine müsteşar Maurice Schu-mann bulunmuş, Bakan Eobert Schu-roan öğleye doğru Federal Almanya Başbakanı Adenauer'i kabul etmiştir.

—Londra:

Avusturya'dan alınan son haberlere göre,Sovyetmakamları,Avusturya

barış andlaşmasınm bir an evvel neti­ceye bağlanması için Batılılar tarafın­dan yapılan davetlere kulak asmamak­tadır. Sovyetler, Böyle bir netice alın­ması yolunda en ufak bir teşebbüste bulunmaları şöyle dursun, son zaman­larda Batılı devletlerin Avusturya'yı tekrar silâhlandırmaya başladıklarına ve geniş çapta askeri hazırlıklarda bu­lunduklarına dair yalan propaganda barajına hız vermişlerdir.

İyi haber alan Londra çevrelerine göre, bütün bu hareketler, Avusturya'da as­kerî işgalin uzaması ve Avusturya eko­nomisinin Sovyetler tarafından istis­marının idamesi için girişilmiş bir Rus manevrasıdır.

Umumî müzakereler yarın başlayacak, Asambleye Amerikalılarla yapılan gö­rüşmelere dair malûmat verilecek ve Bakanlar gelinceye kadar diğer mese­leler görüşülecektir. Bu meselelerin arasında, Mülteciler, kara ve denizyol­ları, pasaport, pul işleri de vardır.

27 Kasam 1951

—Strasbourg :

Avrupa İstişare Meclisi Dışişleri ko­misyonu başkanı Guy Mollet bugün şu şekilde hülâsa ettiği beş maddelik bir hareket programı teklif etmiştir:

Bir Avrupa ordusunun hakikaten teşkili için Pleven plânı üzerinde
müzakereler yapılması.

Bu müzakerelerin takibi.

Schumanplânınıimzalamışolanmemleketlerdenİngiltereninveyüksek otoritenin — İstişare Mec­lisiBakanlarKonseyi kontrol teşekküllerineiştirakiarzuedendiğer milletler temsilcilerinin da­vet edilmeleri için resmen teşeb­büstebulunmalarınıntalepedil­mesi.

Avrupa ordusu teşkil edilir edil­mez bunun hakkındaki müzakere­
lere faal bir şekilde iştirak etme­sinin Birleşik Krallıktan istenmesi.

5— 1952 başlangıcında hükümetler, Parlâmentolar, Avrupa konseyi, Mevcut Avrupa müesseseleri ve büyük iktisadî teşekküller, sendi­kalar ve İngiliz milletler camiası temsilcilerinden müteşekkil bir Av­rupa konferansının toplantıya ça­ğırılması.

Son olarak Mollet şunları söylemiştir :

«Avrupa, Ocak ayında Lizbonda veya herhangi bir yerde yapılacak toplan--tıya daha müttehit, daha kuvvetli ve hür dünyanın emniyetini temine daha muktedir ve dünya sulhüne daha fay­dalıolarak gelecektir».

—Strasbourg :

Avrupa Konseyi hayatının bir dönüm noktasında bulunuyor. Şimdiye kadar tek bir Avrupanm kurulmasına ingil­terenin imkân vermediği söyleniliyor. Fakat bu açık bir şekilde ortaya atı-

lamıyordu. Geçen hafta gene Stras-bourg'da Amerikalılarla yapılan te­maslarda misafirler Atlanüğin ötesine mahsus bir açıklıkla bu işi ele aldılar ve İngiltereyi itham ettiler. Bu yüzden Asamblede şimdiye kadar konuşan hatiplerin çoğu Londraya hücum ede­rek İngiliz durumunun kat'î surette tesbitini istediler İngiliz delegelerinin yarın cevap vermeleri bekleniyor.

Öğrendiğime göre, İngiliz delegeleri halen Romada bulunan Eden ile temas halindedirler. Dışişleri Bakanına, A-samblede, îngilterenin maruz kaldığı hücum nakledilmiş ve talimat isten­miştir. Bu dakikaya kadar cevap gel­mediğinden İngilizler Konuşmalarını yapmamışlardır. İngiliz çevrelerinde Eden'in uyuşma imkânını yok etmeyen bir talimat göndereceği ve belki de Guy Mollet'nin tekliflerinin esas itiba­riyle kabul edileceği kanaati hâkimdir. Bu takdirde Avrupa fikri belki de tari­hinin en ileri adımını atmış ve birleş­menin en büyük mahzuru ortadan kalkmış olacaktır.

— Strasbourg :

Asamblenin bugünkü toplantısında u-mumî ve siyasî işler komisyonu adına Belçika delegesi Struye tarafından bü­tün delegelerce büyük bir alâka ile karşılanan bir teklif ortaya atıldı.

Struye bütün üye memleketlerde bir Avrupa işleri Baklanığı ihdasını ve bakanlığın etrafında mütehassıslardan müteşekkil hususî bir heyetin bulun­masını ileri sürdü. Bu teklife göre, bu Bakanlık esas itibariyle Dışişleri Ba­kanlığına bağlı bulunacak ancak umu­miyetle her Bakanlıkta ayrı ve birbi­rinden habersiz cereyan edecek Avru-payı alâkalandıran bütün işleri tevhid edecektir. Böylece hem devlet bakı­mından Avrupa işleri daha verimli bir hale getirilecek, hem de Birleşik Av­rupa fikri Avrupa memleketlerinde duyulacak, tanınılacak ve gerekli ehemmiyeti bulacaktır. Teklif şimdiden birçok delegelerin tasvibine mazhar ol­muştur. Bunun bir tavsiye halinde Ba­kanlar komitesine sunulması kuvvetle muhtemeldir. Zaten Fransa'da ve İtal-yada böyle bir Bakanlık mevcuttur.

Asamble Komisyonlarının tesbiti işi bugün yapıldı. Sekiz kişilik murahhas heyetimizde halen sadece dört delege­miz Strasbourg'da bulunduğundan ça-

image004.giflışma pek zor olmaktadır. Ayrıca Tür-kiyeden başka bütün heyetlerin yar­dımcıları, mütehassısları ve sekreter­leri vardır. Bu yüzden her delegemiz müteaddit komisyonlara gitmek zorun­da kalmaktadır. Burada bulunan dele­gelerimizden Suad Hayri Ürgüplü Kül­türel ve hukukî komisyonlarda, Osman Kapanı Umumî işler komisyonunda, Zeyyad Ebüzziya iktisadî ve sosyal ko­misyonda ve Nadir Nadi sosyal komis­yondaki üyeliklerini muhafaza etmek­tedirler. Ayrıca gelemeyen delegeleri­miz yerine Osman Kapanı tüzük, Zey­yad Ebüzziya mülteciler, Nadir Nadi temsil edilmeyen milletlerin menfaat­lerini koruma komisyonlarında vazife alacaklardır.

Muhalefet partisine mensup delegeleri­mizin Avrupa Asamblesinin bu defaki toplantılarına gelmemiş olmaları kon­sey çevrelerinde bir takım suitefeh-hümlere sebep olmuş ve bir hayli so­ğuk karşılanmıştır. Bilindiği gibi Ka­sım Gülek ve Hüseyin Cahit Yalçın geçen defaki toplantıya gitmişler bu sefer ise müzakerelere katılmamışlar­dır. Bazı yabancı heyetler ve gazeteci­ler bu hareketi muhalefet partimizin, hükümetin Avrupa Birliği politikasını tasvip etmediği ve bu birliğe aleyhtar olduğu yolunda tefsir etmişlerdir. Bir takım kimseler ise daha da ileriye git­mekte ve Halk Partisinin Atlantik Pak­tı karşısında takındığı durumu hatırla­tarak bu partiyi infiratçı bir siyasete sahip telâkki etmektedirler.

28 Kasım 1951

—Strasbourg :

Avrupa Konseyi İstişare Asamblesinin bu sabahki oturumu saat 9 da Paul Henri Spaak'm başkanlığında açılmış­tır. Bu akşam inkıtaa uğrayarak gele­cek hafta tekrar devam edecek siyasî müzakereler için söz istemiş bulunan 10 kadar hatip vardır.

İlk sözü, İngiliz temsilcisi Maxwell Fyfe, almış ve İngiliz hükümetinin bir Avrupa Ordusu teşkili hakkındaki Schuman plânı ve umumiyet itibarile salâhiyetlerin birleştirilmesine dair du­rumunuaçıklamıştır.

—Strasbourg :

Avrupa Asamblesinin bugünkü toplan­tısında, Koredekİ Türk Birliği, millet-

lerin müşterek dâva uğrunda, kendi öz ve hususî dâvalarını savunurmüşçasına. mükemmel surette savaşabileceklerinin parlak delili olarak bir kere daha anıl­mıştır.

Bir kısım hatiplerin Avrupa ordusu­nun kurulması yolundaki güçlükleri ileri sürdükleri sırada Avrupalı asker­lerin hangi ideal uğrunda savaşacakları sorulmuş, bölyle bir ordunun tesirli ol-mıyacağı fikri izhar edilmiştir.

Bu mütalâalara cevap veren eski Fran­sız Başbakanlarından Paul Reynaud, Koredeki Birleşmiş Milletler ordusunu misal göstererek General Eisenhower-in takdirle andığı Türk birliği başta olmak üzere bütün diğerlerinin de aynı ve tek gaye uğrunda harikalar yarattığını söylemiştir.

Reynaud'dan sonra konuşma Yunan delegesi Naccas da, Avrupa Birliğinin pekâlâ mümkün olduğuna en güzel mi­salini, Yunan - Türk dostluğunun, bu iki memleket arasında gelişen tarihî İşbirliğinin vermiş bulunduğunu be­lirtmiş, Türkiye ve Yunanistanm 25 milyonluk nüfuslariyle ve Batı Avru-panmkilerle asla kıyas edilemiyecek der-acede mahdut imkânla beraber kı­tanın en kuvvetli Ordularını ayakta tuttuklarını hatırlatmış ve meselenin istiklâl ve hürriyet için fedakârlığa ha­zır olmaktan ibaret olduğunu tekrarla­mıştır.

Naccas'm ve bilhassa Reynaud'nun sözleri delegeler arasında büyük tesir yaratmış ve üzerinde bu derece uzun müzakereler cereyan eden Avrupa or­dusu mevzuuna Türkiye ile Yunanis­tanm davet edilmemiş olmalarından doğan memnunsuzluk yeniden kendini göstermiştir.

Bilindiği gibi Avrupa ordusu meselesi bizim de iştirakimiz ve takviyemizle Avrupa Asamblesi tarafından karar­laştırılmışken, davet vazifesini üzerine alan Fransa Atlantik Paktının kıt'alı üyeleriyle Almanyayı çağırmış, Tür­kiye ve Yunanistanı hariç bırakmış bu­lunuyordu.

Delegelerimiz geçen devre toplantısın­da bu meseleyi ileri sürdüklerinde bu defa aynı mevzuu tekrarlamamaları muhtemeldir. Çünkü bu konu öyle bir eksikliği ifade etmektedir ki, bunu biz­den ziyade başkalarının belirtmeleri lâzımdır.NitekimAsambledekidostlarımızbuihmali,şimdiden bir kere -daha belirtmeğe hazırlanmışlardır.

Konsey Kulislerinde bu istikamette kuvvetli bir cereyan baş göstermiştir. Delegelerin hepsi, Avrupanm en kuv­vetli ordusuna sahip olan Türkiyenin iştiraki olmaksızın, bir Avrupa ordusu­nun kurulması mevzuunun düşünüle-miyeceğinde müttefiktir.

29 Kasım 1951

— Strasbourg :

Dün öğleden sonra Strasburg'da cere­yan eden İstişare Meclisi müzakereleri esanasında Avrupa siyasetinin gaye­lerine dair meseleler görüşürlerken söz alan Türk delegesi Osman Kapani, Av­rupanm dâvaları muvacehesinde Tür­kiyenin görüşünü açıkça ifade etmiştir.

Avrupada tesanüdden bahseden Türk murahhası bunun bir vakıa olduğunu ve herhangi bir Avrupa Devleti bir felâkete uğradığı veya bir tehlikeye .maruz kaldığı zaman kendisini göster­diğini belitmiştir. Osman Kapanı bu tesanüde gözle görülür bir misal vere-, rek İtalyadaki su baskını felâketzede­lerine gösterilen umumî yardım cere­yanlarından bahsetmiştir. Osman Ka-panî bundan sonra İtalyayı Birleşmiş Milletler camiasında görememekten duyduğu üzüntüyü belirtmiş ve bu va­ziyete bir son verilmesi için her ne la­zımsa yapılması icabettiğini söylemiş­tir.

Bütün Batı devletlerinin sulh âşıkı. memleketler olduğuna işaret eden Türk delegesi sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Batı devletleri tarafından Birleşmiş Millet­lere sunulan silâhsızlanma plânını ta­mamen desteklemiştir. Şayet Rusya bu projeye vetosunu kullanarak muhalefet edecek olursa sulh lehindeki propagan­dasının ne kadar sahte olduğu meyda­na çıkmış olacaktır».

Bundan sonra Amerikanın, Avrupaya yaptığı yardımlara temas eden Osman Kapani demiştir ki :

«Amerikanın bizlere olan ihtiyacından ziyade biz onlara muhtacız; Dün dele­gelerden biri: Amerikalılar bize dolar veriyorlarsa buna mukabil Avrupa da -onlara müzelerini ve kütüphanelerini açıyor, demiştir. Ben bu fikre iştirak etmiyorum,çünkü herhangi bir tecavüz karşısında Avrupa Milo ve Jo-conde'larla müdafaa edilemez.

Bundan sonra sözü memleketine geti­ren Türk delegesi bu hususta demiş­tir ki :

«Memleketimiz sulhperverdir ve hiçbir tecavüzî maksad beslememektedir. Birkaç milyon Türk bugün Rusya'da yasamaktadır. Fakat Türkiye hudutları dışında yaşıyan Türklerin kah kardeş­lerine karşı çarpışmasına sebep olacak bir ihtilâfa meydan vermiyecektir. Bu­nunla beraber Türkiye hiçbir tecavüzü de katiyen müsamaha ile karşılamıya-caktır.»

Bundan sonra Türkiyenin coğrafî vazi­yetinden bahseden hatib Türkiyenin bilhassa tehlike arzeden ve stratejik ehemmiyeti haiz bir bölgede bulundu­ğunu hür memleketlerle müşterek kara hudutları olmadığını, sadece hür mem­leketlerden Yunanistanla komşuluk et­tiğini, Boğazların bekçisi olduğunu ve Sovyet Rusyanm sınaî ve petrol tesis­lerinin yakınında bulunduğunu tebarüz ettirmiştir.

Müteakiben Osman Kapanî Türkiyenin beynelmilel durumda ve ayni zamanda Batılılar için arzettiği ehemmiyeti te­barüz ettirerek federalizm meselesin­den bahsederek bu hususta demiştir ki:

«Türkiye natamam bir federasyona iş­tirak edemez; çünkü coğrafî vaziyeti buna mânidir, fakat Türkiye, İngiltere ve İskandinavya memleketlerini de ih­tiva eden daha geniş bir Federasyona veya tatbik edilecek olursa Atlantik federasyonuna katılmağa tamamen hazırdır: Devletlerüstü siyasî bir teşek­küle iştirake itiraz etmemektedir. Memleketimiz bir Avrupa ordusunun kurulmasına her zaman taraftar olmuş ve bu orduya katılmayı da daima te­menni etmiştir. Avrupa ordusunun ba­şında devîetlerüstü bir otoritenin mev­cudiyeti elzemdir. Fakat Türkiye ken­disine sarih teklifler yapılmasını iste­mektedir. Türkiye müşterek dâvamız olan hürriyet uğrunda fedakârlığa ha­zırdır ve bunu da Koreye kahraman as­kerlerini göndermekle ispat etmiştir. Türkiyenin Avrupa ordusuna katılması kıymetli bir işbirliği olacaktır.

Osman Kapani sözlerini bitirmeden evvel umumî heyetten doğu akdenizin ehemmiyetini lâyıkiyle teslim etmesini ve Türk ordusunun müşterek müdafaa

hususunda arzettiği kıymeti lâyıkiyle takdir etmesini rica etmiştir.' Konuşmasını müteakip kürsüden inen Türk delegesi Osman Kapani Fransız, Alman ve italyan delegeleri tarafından hararetle tebrik edilmiştir. Bilhassa İtalyan delegesi Osman Kapani'ye, İtalya hakkındaki söylediği sözlerden dolayı şükranını ifade etmiştir.

—Strasbourg :

Avrupa Konseyinde merakla beklenen İngiliz görüşü, nihayet dünkü toplantı­da Churchill kabinesinin İçişleri Baka­nı olan Maxwell Fyfe'in beyanatile açıklanmış bulundu. Bakan tarafından irad edilen nutkun konseyde yarattığı akis, oturumdan sonra yapılan Basın toplantısında on kadar gazetecinin ha­tibe sorduklarına mukabil aldıkları ce­vapla ifade edilebilir. Gazeteciler İn­giltere İçişleri bakanına şunu sordu­lar :

İngilterede Avrupa birliği fikri içincesaret verici noktalar bulunacağı bil­dirilmişti.Halbuki,beyanatınızda bumahiyeti belirten bir cümle duyulma­dı. Bunların nelerden ibaret olduğunu lütfen biz-e söyler misiniz?

Bu sual üzerine Maxwell Fyfe, birkaç nokta saydı, fakat, söyledikleri kimseyi tatmin etmedi.

Hâlen konsey çevrelerinde beliren ce­reyan, yeni İngiliz hükümetinin görü­şü ile eskisininki arasında göze çarpar bir fark olmadığı ve îngilterenin katı­lacağı bir Avrupa Birliğinin kurulamı-yacağı merkezindedir. Bütün ümitler tabiatiyle henüz kaybolmamıştır. An­cak, İngiliz delegesi Basın toplantısın­da, îngilterenin bir federasyona değil, bazı müşterek müesseselere taraftar bulunduğunu bildirmiştir.

Şimdi daha ziyade üzerinde durulacak cihet. Birleşik Amerikayı ve İngiltere İmparatorluk topluluğunu içine alacak bir Atlantik camiasının kurulmasıdır.

İngiliz görüşü. heyetimiz arasında ha­yal kırıklığına sebep olmamış, aksine, durumun bu suretle açıklanmış ve ka­ranlığın dağılmış olduğu tarzında yo­rumlanmıştır.

Delegemiz Suad' Hayri Ürgüplü, bu konudaki fikrini şu kısa cümle ile ifade etmiştir: «Artık Avrupa ne yapacağını biliyor. Mesele ümitsizliğe düşmemek ve ekonomik yoldan birliğin gerçekleş­mesine çalışmaktır.»


— Strasbourg :

Bugün Asmableye Eden ve Schuman davet edilerek umumî işler komisyo­nunun kapalı bir celsesinde görüşlerini müdafaa teklifi yapıldığında, İngiltere ile Fransa arasındaki görüş ayrılığı Avrupa konseyini kendi istikbaliyle il­gili hayatî bir kararın arifesinde bı­raktı.

Umumî müzakerelerin ilk kısmı bu akşam sona erdi. muhtelif milletlere mensup elli kadar hatibi dinledik. Top­lantıdan evvel hükümet değiştiren İn-gilterenin Avrupa Birliği karşısındaki yeni durumu merak ediliyor. Avrupa Birliği fikrinin öncüsü Chur­chill iktidara geldiğinde ümitler foasle-niyordu, fakat artık tamamiyle anlaşıl­dı ki İngilterenin durumunda bir de­ğişme yoktur.

Londra bir federasyonun aleyhindedir. Millî hakimiyetini muhafaza edecektir. Bu vaziyet karşısında ne olacağı me­rak edilmektedir. Fransız delegeleri, İngiltere katılmadığı takdirde Fransız Parlâmentosunun Pleven plânını tasdik etmiyecekierini açıktan açığa bildir­diler.

Bugün bir Basın toplantısında De Menthon, bunun bütün Fransız Dış politikasında değişiklik doğuracağını açıkladı. Fransa, başkalarının kendi millî ordularını muhafaza ederken, or­dusunu milletierüstü bir teşkilât emri­ne vermeyecektir.

Şimdi ortada îngilteresiz ve İskandi-navyasız bir federasyon fikri dolaşıyor. Türk delegeleri bu tezin aleyhinde cephe almışlardır.

delegelerimizce böyle bir federasyon sağlam temellere dayanmayacaktır.

Yapılması lâzımgelen şey yine Avrupa Konseyi içinde çalışmağa devamdır. İngilizler ve İskandinavyalılar fede­rasyon olmadan da Avrupalılar arasın­da işbirliğinin kabil bulunduğu tezini müdafaa ediyorlar.

Atlantik Paktını, Avrupa Konseyi İkti­sadî teşkilâtının ve kendi imparatorluk topluluğunu misal gösteriyorlar. Ancak Fransa ortada Almanyanm tamamiyle başıboş bir kuvvet olarak siyasî sahada belirmesinden korkmaktadır. İngiltere ile Fransa arasındaki görüş ayrılığı bu çevrede halledilemediği takdirde Av­rupa Birliği fikrinin ölüm tehlikesiyle karşı karşıy akalacağmı iddia etmek fazla bir bedbinlik olmıyacaktır.

«Adil bir âmme murakabesi altında» demir ve çelik sanayii hakkında önce verilmiş olan devletleştirme kararının kaldırılmasından başka muhafazakâr kabinesi İşçi Partinin mer'iyete koy­duğu mevzuatı tamamen ortadan kal-dırmiyacaktır.

Churchill'in hususiyle kara münaka­lâtının hususî teşebbüse devrini teklif etmediğine, muhalefet tarafından «şid­detle" münakaşa edilecek olan Üniver­sitelere ayrılmış 12 mebusluğu meskût geçtiğine işaret olunmaktadır.

Nihayet iktisadî durumun vahameti yeni muhafazakâr hükümete iç ticareti olduğu kadar dış ticaretin de serbestisi meselesini düşünmek fırsatını tabia-tiyle vermemiştir.

Siyasî mahfillerin tahminine göre, Kra­liyet nutku İngiîterenin İşçi iktidarı sırasında pek yakından hissetmiş ol­duğu mahrumiyetin vehamet kesbetti-ğini açıkça belirtmektedir.

—Londara :

Anglo - İranian Kumpanyası bugün Londrada neşrettiği bir tebliğde İran Başbakanı Musaddık'm dün Washing-ton'da Tahrandaki son kargaşalıkların kumpanya tarafından yaratıldığı yo­lunda yapmış olduğu beyanatın yanlış olduğunu bildirmektedir. "Kargaşalıklara ve ayaklanmalara kumpanya ilk defa teşebbüs etmemek­tedir» demiş olan Başbakan Musaddık'a cevap veren tebliğ kumpanyanın hiç bir zaman hiç bir yerde bu esassız it­hamda işaret olunan hareketleri kış­kırtmaya teşebbüs etmediğini ilâve et­mektedir.

—Londra :

Başbakan Churchill yakında Avam Kamarasının gizli bir oturumunda mü­dafaa meseleleri hakkında hususî mü­zakereler açacağını bugün bildirmiş­tir.

—Londra :

Başbakan Churchill bugün Avam Ka­marasında verdiği beyanatta ciddî malî ve iktisadî buhranı önleyecek zecrî ted­birler alınmadığı takdirde, İngiîterenin iflâsa doğru sürükleneceğini bildir­miştir.

—Londra:

Başbakan Winston Churchill bugün soğuk harbe- son vermek üzere en bü­yük ümidin, zayıf olarak değil de kuv­vetli olarak müzakerelere girişmek im­kân dahilinde olduğu zaman Rusya ile tertip edilecek bir dörtler toplantısın­da olduğunusöylemiştir.

—Londra:

Sabık Başbakan Attlee bugün Öğleden sonra muhafazagârlarm programını umumî bir şekilde tenkitle Avam ka­marasında müzakereleri açmıştır.

Muhalefet reisine göre, muhafazakâr­ların sarih bir siyasetleri yoktur.

Başbakan bugün Avam Kamarasında konuşurken işçiler tarafından sözleri mütemadiyen kesilmiştir.

Churchill Avam Kamarası toplantıları­nın Aralık ayı başından Şubat ayma talikini teklif etmesi Mecliste muazzam bir gürültünün çıkmasına sebep olmuş­tur.

Churchill'in bugün ileri sürdüğü baş­lıca noktalar şunlardır:

Dış siyasete dair müzakerelerin ha­lenParisteBirleşmişMilletlerGenel Kurulunun toplantılarına iş­tirakedenEden'in Londraya dö­nüşüne bırakılması.

Hoşnutsuzluk yaratabilecek tedbir­lerinalınmasındanhükümetçe­kinmeyecektir.

İşçi hükümeti tarafından millileş­tirilen demirve çelik sanayiininhususî teşebbüslere terki "Noel bay­ramından sonraolabilecektir.

Muhafazakârlar ÜniversitelerinParlâmentodaki yerlerini bu Parla­mentodönemisonunakadarye­niden tesise çalışmayacaklardır.

8 Kasım IS5I

— Londra:

İşçi muhalefet partisi Çarşamba günü Attlee ve Morrison'un da imzalarını ta-taşıyan ve Kraliyet nutkunda tadiller isteyen iki takrir vermiştir. Bu iki tak­ririn kabulü ya Churchill'in otomatik şekilde istifasına veya yeni seçimlere gidilmesine müncer olur.

Pazartesi günü müzakere edilecek olan ilk takrir demirve çelik sanayinin serbest bırakılması ve yol ulaştırma­larının liberalizasyonuna mütedair hü­kümet tasarılarına karşıdır. Takrire göre, bu tasarılar millet gayretini teş­vik etmemektedir ve bu iki sanayide de kararsızlık yaratacaktır.

Salı günü müzakereye konacak ikinci takrir, Noel yortusu münasebetiyle Churchill'in Parlâmentoya iki ay tatil vermek kararma hücum etmektedir. Bu takrire göre de memleketi Meclisin fikirlerinden mahrum bırakacak bu uzun tatilin tek mânası, hükümetin yapıcı her türlü politikadan mahrum olmasıdır.

9 Kasım 1951

— Londra:

İngiliz Başbakanı Churchill bu akşam verdiği bir demeçte İngilterenin Bir­leşik Amerikaya «Başlıca atom üsleri­ni» temin etmesi ile tehlikeler yük­lendiğini bildirmiştir.

Belediye Sarayında verilen hususî bir ziyafette bir konuşma yapan Başbakan demiştir ki :

«Binaenaleyh biz, Sovyet düşmanlığı­nın karşısında ilk hatta bulunmakta­yız- "

«Bundan dolayı kendi görüşümüz için Amerikalılar tarafından en büyük alâkayı istemek hakkım beklememiz lüzumu vardır. Bunun bizden esirgen­meyeceğine eminim.-)

Hür dünyayı istilâdan ve komünist te­cavüzünü mümkün olursa menetmek veya vazgeçirmek üzere Amerikalılar tarafından sarfedilen gayretlerle yapı­lan fedakârlıklar sulhun belli başlı te­mellerini teşkil etmektedir..'

Halen sarfedilen Amerikan gayretleri­nin onda biri ikinci dünya harbinin zu­huruna mâni olabilecek ve hatta hiç kan dökülmeden HiÜerin yıkılmasını temin edebilecekti."

«İngilterenin de bu arada kendisine .düşen hisseyi yüklenmesini istemekte ve müttefik devletler arasındaki te­şebbüs kabiliyeti ile tesirinin yeniden canlanmasını görmeyi ümit etmekte­yim.» Churchill bundan sonra İngilte­renin iktisadî sahada tediye kabiliyeti ile bağımsızlığını derhal tesis edebil­mesi için mümkün olan herşeyi yap-:ması lüzumlu olduğunu ilâve etmiştir.

Churchill Hükümetinin halen karşı karşıya kaldığı iktisadî durumdan hayretler içinde kaldığını da bildirmiş­tir.

Bu kötü duruma sebep kısmen dünya şartları ile kısmen de iki senedenberi devam eden seçim havasının da dah-linin kabul edilmesi gerektir.»

Halen siyasî bakımdan bölünmüş olan bu memlekette iflâsla karşı k-arşıya gelmekten daha feci bir şey olamaz.» Vahim hâdiselerin tesiri altında basi­retli ve mağlûp olmayan bir millet ol­duğumuzu da isbat etmiştik. Bu işi de başaracağımızdan eminim.

10 Kasım 1951

— Londra:

İngiliz Savunma Bakanlığı Süveyş Ka­nalı mmtakasındaki durum hakkında şu tebliği yayınlamıştır:

Kanal mıntıkasında sükûnet hüküm sürmektedir. Pot Saitte İngiliz donan­masına mensup 6 ve 21 de yabancı ge­mi demiratmış bir halde bulunmakta­dır. Süveş Kanalı Kumpanyası gece geçişlerinin ışıksız yapılabilmesi için tedbirler almıştır. Şimdi ışıksız bir gemi ışıklarını yakmış iki gemi ara­sında Kanalı geçmektedir.

Büyük hoparlörlerle teçhiz edilmiş Mısır Kamyon ve' otomobilleri Süvey-şin Arap mahallelerinde dolaşmakta ve İngiliz makamları emrinde çalışmaya devam eden erkek ve kadınları ölümle tehdit etmektedir. Bir Yunan tercü­manının karısına bir Mısırlı gelerek kocasını terketmez ve İngilizler için çalışmaya devam ederse hayatının teh­like altına gireceğini söylemiştir.

Süveyş Shelle Kumpanyası mensup­larından M. Godfrey otomobille Kahi-re'den Süveyşe giderken Mısırlı sivil­ler tarafından durdurulmuş ve Zaga-zig'e götürülmüştür. Orada bir memur kendisine pasaport ve kâğıtlarının ah-konacağmı bildirmiş ve M. Godfrey içinde iki îngiîizin daha bulunduğu bir hücreye kapatılmış, bir hayli za­man sonra demiryolu istasyonuna gö­türülmüş ve nihayet Kahire'ye hürri­yete kavuşmuştur.

Diğer taraftan Mısır basını yayınlaya­cak birşey bulamayınca hikâyeler uy­durma yoluna gitmektedir. Meselâ el Ahramgazetesi,GeneralErskine'in

radyo ile 6 kasımda yayınlanan tebli­ğinde sıkı yönetim ilân etmek niyetini izhar ettiğini ve generalin bir askerî hükümet kurmak üzere bulunduğunu yazmaktadır.

General Erskine asla böyle bir demeç vermemiştir. İngiliz askerlerinin aç ol­duğu ve gıdalarının kuvvet vasıtasıyla temin edildiği yolundaki iddialar ise tamamen uydurmadır. İngiliz kuvvet­lerinin gıda maddeleri hususunda ihti­yaçları muntazaman yapılan nakliyat sayesinde tamamen karşılanmaktadır. Mısır Basınının silâhlı Mısır grupları­nın İngilizler tarafından işgal edilen bir okula girmeye muvaffak olarak ele geçirdikleri İngiliz bayrağını parça parça ettikleri yolundaki iddiası son ■zamanlarda Mısır basınında görülen bütün diğer sansasyonel haberler gibi hakikat olmaktan uzaktır.

12 Kasım 1951

— Londra :

İyi haber alan mahfillerden dün akşam "bildirildiğine göre, Başbakan Chur-chiLTin Washington'da Başkan Truman ile yapacağı konuşmaların gündeminde îngilterenin kötüleşen iktisadiyatına yapılacak Amerikan yardımı başlıca meseleyi teşkil edecektir.

Churchill'in seçimlerdeki zaferinden-beri hâdiseleri yakından tetkik etmek fırsatını bulanlar İngiliz - Amerikan görüşmelerinde aşağıdaki mesleklerin müzakere edileceğine muknidirler:

1— îngilterenin sıkışık iktisadî durumu

'2— Stalini Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransanın liderleri ile karşılaş­tıracak olan muhtemel bir dörtler konferansı,

'3— Atom enerjisi meselelerinde İngil­tere ve Amerika arasında daha sıkı bir iş birliği,

4— Soğuk harbe karşı İngiliz ve Ame­rikalıların daha kesif bir politikası

15— Batılı devletlerin alacakları mü­him kararlarda daha büyük tesire sahip olmak üzere İngiltere tara­fından yapılan bir talep.

Sterlin sahasındaki dolar ihtiyatının tehlikeli bir şekilde azalması dolayı-siyle Churchill Amerikadan açkıca ma­lî yardım talep edecektir.

—Londra :

Churchill hükümeti bugün İngiliz çe­lik sanayiinin tekrar hususî teşebbüse iadesini derpiş eden tasavvurlarının ana hatlarını açıklamış, muhalif İşçi Partisi de, derhal bu meselede faali­yete geçerek hükümeti devirmeğe ça-laşmıştır.

13Kasım 1951

—Londra :

Churchill'e yakın çevrelerden bildiril­diğine göre, İngiltere Başbakanının Ocak ayı başında Birleşik Amerikaya yapacağı ziyaret sırasında talep edil­diği takdirde Birleşik Amerika kon­gresinde konuşmasıbeklenilmektedir.

Kongre yedi veya sekiz ocakta topla­nacaktır.

14Kesim 1951

—Londra :

İngiliz Başbakanı Churchill dün ak­şam Londra'daki İngiliz - Portekiz Ce­miyetinin yıllık yemekli toplantısına bir mesaj göndermiştir. Başbakan bu mesajında Cemiyetin bütün azalarına İngiltere ile Portekiz arasındaki dost­luğun sağladığı şekilde güzel bir gece geçirmelerini temenni etmiş ve şöyle demiştir :

«Wellington zamanında olduğu gibi Batı Avrupanm savunmasında da yan-yanayız. Eski ittifakımızın ruhu daima canlıdır ve asırlardanberi devam eden dostluk bunun hayatiyetini sağlamak­tadır».

—Londra:

Dün akşam İngiliz Harbiye Bakanlığı tarafından yayınlanan resmî tebliğ 12 ve 13 Kasımda Süveyş Kanalı bölge­sinde cereyan eden hâdiseleri aşağı­daki şekilde hülâsa-etmektedir:

İngilizzırhlıbirlikleri 12ve 13Kasımda Tak bölgesinde ateşe ma­ ruzkalmışlarvebunamukabele etmişlerdir.

12 Kasımda, 2 İngiliz askeri İsmailiyede Mısırlı sivillerin hücumunamaruz kalmış, sivillerden birisi öl­dürülmüş ve diğeri de tevkif edil­miştir.

3-— Mısırlıların İsmailiyede dağıttıkla­rı beyanname ve afişler Kahiredeki komandoların 14 Kasımda gelmelerini bekleyin" ve (.13 ve 14 Kasımda her ölen Mısırlı şehit sa­yılacaktır» ibarelerini' taşımakta­dır.

19 Kasım 1951

-— Londra :

İngiliz Dışişleri Bakanı Anthony Eden bugün Avam kamarasından yaptığı ko­nuşmada Komünistler mütareke kontro­lü, harp esirlerinin mübadelesi şartları­nı kabul etmedikçe Korede ateş kesil­mesine muhalif olduğunu ifade ile în-gilterenin Birleşik Amerika ile Aynı safta yer aldığını sarahaten belirtmiş­tir.

Kore mevzuunda ittihaz edilen bu kat'î hareket hattı ve İngilterenin Süveyş Kanalını terketmek niyetinde olmadı­ğına dair açık beyanat Avam Kamara­sında alkışlarla tasvip edilmiştir.

Churchil hükümeti yeniden iktidara geldiğindenberi Dış politika mevzuun­daki ilk mühim nutku ile Avam Kama­rası müzakerelerini açan Eden. «Za­manımızın en önemli meselesinin Do­ğu ile Batıyı birbirinden Ayıran uçu­rum» olduğunu belirterek. Sovyet Dış­işleri Bakanı Vichinsky'nm Pariste Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda verdiği nutukların kendisini ziyadesiy­le endişeye düşürdüğünü fakat bu endişenin nutukların sert edasından değil, «Vichinsky'nin kendisininkinden başka hiçbir fikir kabule mütemayil bulunmayışından mütevellit olduğunu söylemiş ve Sovyet Rusyanm atom ve Klasik silâhlar mevzuunda müşterek müzakere arzusunda bulunduğunu» ifa­de etmiştir.

Eden, sözlerine devamla demiştir ki :

-Şimdi Batılılar bu müzakerelere işti­rake hazırdırlar. Fakat Sovyet Rusya Klasik silâhlar bakımından ezici bir üstünlük temin etmek maksadiyle ev­vel emirde bütün atom silâhlarının tahrip edilmesini ısrarla talep etmek­tedir. »

Dışişleri Bakam, bu nutkunun büyük bir kısmını Orta - Doğu meselelerine hesretmiş ve Arap devletlerini bu böl­ge hakkında Türkiye, İngiltere, Birle­şik Amerika ve Fransa tarafından tek­lif edilmiş olan savunma paktına işti­rake davet etmiştir.

Bilâhara İranla olan münasebetlere te­mas eden, petrol ihtilâfında önemli hiçbir inkişaf kaydedilmediğini ve İn­gilterenin Tahranda bu mevzuda ye­niden görüşmelere başlamağa daima hazır olduğunu belirtmiştir.

Bundan sonra Mısır meselesine temas eden İngiliz Dışişleri Bakanı ezcümle demiştir ki :

«İngiltere, Türkiye, Birleşik Amerika ve Fransa ile birlikte bir Orta - Doğu Komutanlığına Mısırın iştirakini müm­kün kılmak üzere İngiltere, 1936 and-laşmasını yeniden gözden geçirmeğe amade bulunmaktadır.»

Diğer Orta - Doğu devletlerinin de bu komutanlığa katılacakları ümidinde ol­duğunu belirten Eden, şu iki teminatı vermiştir:

MüttefikPlânlarıbudevletlerinmillîhükümranlığınahalelgetir­meyecektir.

Kendi rızaları olmadan bu devlet­lerin millî toprakları dahilinde ya­bancıhiçbirkuvvetbulunmaya­caktır.

Kden sözlerine şöyle son vermiştir:

Orta - Doğuda bir harbi önlemek husu­sunda Mısırın üstün menfaati dört bü­yük devletin menfaatleriyle uyuşmak­tadır. Arap devletleri bunu anlamağa başlamışlardır." Ümit ederim ki Mısır da aynı şekilde hareket edecektir.

21 Kasım 1951

— Londra :

Dışişleri Bakanı Anthony Eden dün akşam dış siyaset hakkındaki müzake­releri kaparken yaptığı konuşmada bil­hassa Birleşmiş Milletler için şunları söylemiştir :

«Bu teşkilât bir komünist aleyhtarı âlet haline gelmemelidir.» İran hak­kında da Dışişleri Bakanı şöyle demiş­tir : «Bir anlaşmaya varıldığı takdirde Abadan tasfiyehanesi Direktörünün bir İngiliz olması hususunda Richard Stokes'un istediği teminatı vere­mem. Böyle bir anlaşma tahakkuk etse bile bunun mahiyeti hakkında da hiç bir teminatta bulunamam».

İngiltere ile olan anlaşmalar mucibin­ce atom bombasının Korede yalnız Amerikalılar tarafından kullanılması mevzuunda Eden eski Başbakan Attlee-

image005.gifnin Başkan Trumaııla yaptığı görüşme­lerden sonra verdiği beyanata dikkati çekmiştir. Attlee o zaman: »Başkan Trumanm bana vermiş olduğu temi­nattan memnun kaldım» demişti.

Orta - Doğu meselesi için de Dışişleri Bakanı ilk evvelâ halledilmesi icap eden meselenin 900 bin Arap mültecisi meselesi olduğunu söylemiş ve şöyle demiştir: «Birleşmiş Milletler gayret­lerini bu mesele üzerine teksif etme­lidir».

Korede harp esirleri meselesi için Eden mütareke şartalrı arasında mütareke hattının gerisinde bulunan bütün İngi­liz harp esirlerinin derhal serbest bı­rakılması şartının bulunması lâzım geldiğini söylemiştir.

Eden nutkunun en mühim kısmını AI--manyaya hasretmiştir. İşgal statüsünün yerine kaim olacak ve hâlen müzakere edilmekte olan yeni anlaşma hakkın­da Dışişleri Bakanı şunları söylemiştir: «Müttefikler Almanyanm Birleştirilme­si, Berlin şehri ve müttefik askerleri­nin korunmasına müteallik bazı hususî hakları mahfuz tutmaktadırlar. Bu an­laşmanın tahakkukundan sonra üç Ba­tılı devlet günü gününe hükümet iş­lerine karıgmıyacaklar ve Almanya da diğer Batı Avrupa memleketleri gibi müşterek müdafaanın icap ettirdiği masraflara iştirak edecektir. Bütün Al-manyada yapılacak seçimler her Alma­nın kanaatlerini serbestçe ifade etme­sini mümkün kılacaktır. İngiliz hükü­metinin Batı Almanyada istediği, ona bir Parlemanter demokrasi tesis etmek imkânlarım vermek ve Almanya ile TTransamn barışmalarını kolaylaştır­maktır».

Silâhlanma meselesinde hiç bir zaman askerlerin tesbit ettikleri kat'î tarih­lere bakmayıp daima Milletlerarası du­rumunun gelişmesini takip edeceği hu­susunda Avam Kamarasına teminat verdikten sonra Eden konuşmasını Almanya Başbakanı Adenauer'le yap­tığı son görüşmeleri ima ederek şöyle bitirmiştir: "Almanyanm, zamanımda-iki kere yapmış olduğu şeyi bir daha tekrarlamıyacağımümit ediyorum».

Dışişleri Bakanının son cümlesi bütün mebuslar tarafından alkışlanmıştır.'

— Londra :

Başbakan Chürchill bugün öğleden sonraAvam" Kamarasındabeyanatta

bulunarak Amerikan hava kuvvetleri-" ne İngiltere'de bazı üsler ve servisler temin edilmesine mütedair anlaşma­ların dünya barışının umumî menfaati bakımından devam edeceğini söylemiş­tir.

Chürchill bu beyanatını İngiltere'de sivil halka karşı muhtemel misilleme hareketlerinin önüne geçilmesi İçin bu anlaşmalara son verilmesini isteyen İş­çi Partisinin sol cenah mebuslarından Enıeris Hughes'e cevaben vermiştir. Baş­bakan bahis konusu anlaşmaların par­tinin muhalefeti işgal ettiği sırada vaki desteği ile işçi hükümetince akdedilmiş olduğunu ve bu itibarla muhafazakâr­ların bu anlaşmalardan mütevellit me­suliyeti paylaştıklarını ilâve etmiştir.

Diğer taraftan Hava Bakanlığı müste­şarı Nigî Biron bir suale cevaben yeni tip tepkili motörlerin Ruslara satılması neticesinde bunların imalâtına dair ba­zı sırların Sovyetler tarafından öğre­nildiğini beyan etmiş ve Kore'de ele geçirilen Sovyet yapısı Mig 15 avcı uçaklarının motörleri tetkik edildikten sonra bu kanaate varıldığını ilâve ey­lemiştir.

Nihayet Sömürgeler Bakanı Oliver Eyttleton İngiltere hükümetinin Nias-saland, Güney ve Kuzey Rodezya'dan müteşekkil Merkezî Afrika'daki üç sömürgenin topraklarını birleştiren bir «Afrika merkez federasyonu» tasarısı hazırlanmakta olduğunu bildirmiştir. Viktorya şelâleleri bölgesinde son za­manlarda yapılan Afrika merkez kon­feransını belirten Bakan, bu üç İngiliz sömürgesi halkına Özel ve âdilâne te­minat verileceğine işaret etmiş ve 'şöy­ledemiştir:

«Federasyon tasarısı bu toplantıları İn-' giliz sömürgeler Bakanlığının kontro­lünden çıkarmiyacaktır.»

—Londra:

Başbakan Chürchill bu akşam Avam Kamarasında oya konan bir tasarı do-layısiyle 78 e yükselen bir çoğunluk kazanmıştır.

Tasarı, Churcill kabinesinde muhtelif dairelerin işlerini koordine edfecek ba­kanlıklarınkurulmasınamütealliktir..

23 Kasım 1951

—Londra :

Japon barış muahedesine dair ilgili kanun tasarısı pazartesi günüAvam kamarasında ikinci defa olarak müza-. kere edilecektir. Birçok îşçi Milletve­kili andlaşmanm reddini talebeden bir takrir sunmuşlarsa da umumiyet iti­bariyle îşçi Partisi kanun tasarısını destekliyecektir.

24 Kasım1951

—Londra :

Başbakan Winston Churcill'e yakın çevrelerde belirtildiğine göre, Başba­kan, Josef Stalin ile buluşmak fikrin­den şimdilik vazgeçmiştir. Buna bina­en ChurchilTin Ocak ayında Washing-ton'a gittiği zaman 3 büyüklerin bu­luşması için Başkan Truman'ı tazyik etmiyeceği zannedilmektedir. Chur-chill'in Stalin ile yalnız buluşmayı da tasarlamadığı kabul edilmektedir.

Başbakan Churchill ve Dışişleri Bakanı Eden'in Ocak ayının 29 unda Queen Mary Transatlantiğiyle Birleşik Ame­rika'ya gidecekleri dün bildirilmiştir. Başbakan ve Dışişleri Bakanı Birleşik Amerika'da Truman, Eden ve Acheson ile görüşeceklerdir.

Aynı çevrelerde ChurchiH'in Stalin ile görüşmek fikrini terketmesinin sebe­bini, bilhassa İngiltere'nin iktisadî du­rumunun nadiren görülen bir zayıflıkta olmasında görmektedirler.

Anlaşıldığına göre İngiliz Başbakanı şimdi dış siyaset, atom meseleleri, as­kerî ve iktisadî mevzularda Birleşik Amerika ile daha yakın işbirliği mü­nasebetleri tesisini arzulamaktadır. Başbakan, sadece Yakın bir işbirliği is­tememekte, fakat kendisiyle beraber çalışanların ifadesine göre şahsen mümkün olduğu kadar çok iş görmeği arzu etmektedir.

28 Kasım 1951

—Londra :

Komünist Daily Worker hariç olmak üzere, bütün İngiliz basını Çekoslo­vakya Başbakan muavini M. Slansky'-nintevkifiüzerindedurmaktadır.

Daily Herald'ın siyasî yorumcusu M. Ewer diyor ki:

Partinin itimat ettiği diğer bir komü­nist lideri daha, ihanet ve casusluk su­çu ile tevkif edildi. Üç hafta evvel Po­lonya'da Gomulka'nın başına gelen ÇekSlansky'yi buldu. Bu suretle bir kere daha görünüyor ki bir komünist par­tisinin en yüksek kademelerinde bile akıl almaz derecede bir fesat ve ihanet hüküm sürmektedir. Partinin kendi iti-r.afından anlaşılan şudur ki Komünist­ler, diğer eriştikleri neticeler bir yana ihaneti tarihte bir eşi daha bulunma­yan bir hadde götürmüşlerdir. Cumhur­başkanı Gottwald, peyk devletleri lider­lerinin en kudretlisi haline gelmiştir. Stalin, kendilerini küçük Stalin olarak görmek istidadında olan şahsiyetlerden hoşlanmamaktadır. Peyk devletleri li­derleri, küçük Stalin rolü oynarken,, duydukları korkuyu saklayanlamakta­dırlar.

Tim-ss'in Viyana muhabiri şunu yazı­yor :

Slansky'nin tevkifi, bir taraftan Çek _ komünist partisi içinde cereyan eden iktidar mücadelesi, diğer taraftan par­tinin tarım ve endüstri alanlarındaki faaliyetinde uğradığı başarısızlıklardan, ileri gelmiştir.

—Londra :

Bağımsız Times gazetesi, İran konusu­nu ele alarak Anglo - İranian Kum­panyasının İran hükümetine yaptığı son tekliflerin, İran'a yılda 32,5 milyon İngiliz lirası gibi bir meblâğ temin et­tiğini ve bu gelirin İran için küçümse-nemiyecek bir yekûn teşkil ettiği ci­hetle, İran tarafından kabul edilmesi­nin yerinde olacağı görüşünü ileri sür­mektedir.

2% Kasım 1951

—Londra :

Basın muhabirlerinin Roma'dan bildir­diğine göre, M. Acheson, M. Eden, M. Schuman arasında yapılan görüşmeler sırasında incelenen meseleler meya-nında Avusturya barış muahedesi ko­nusunda dörtlü müzakerelerin yeniden başlaması imkânları ve Uzak Şark me­seleleri üzerinde yapılan tahliller mü­zakere konuları arasında yer almakta­dır.

Büyük Britanya Dışişleri Bakam M. Eden bugün Londra'ya dönecektir.

Basın muhabirleri, Avrupa Ordusu konusunda Fransa ve Benelux mem­leketleri arasında görülen görüş ayrı­lıklarının önemli olduğunuilâveet-

inektedir. Bununla beraber M. Schu-man, Paris'e hareket etmeden evvel, verdiği bir demeçte Atlantik Konse­yinin şubatta yapılacak toplantısında Avrupa ordusu üzerinde bir anlaşma tasarısının hazır olacağını kuvvetle ümit ettiğini söylemiştir.

M. Eden, bir Basın toplantısında, Bü­yük Britanya'nın Avrupa ordusuna üye olarak katılmıyacağmı ve diğer it­tifaklara bağlı bulunduğunu tasrih et­miştir. M. Eden, bir Kuzey Atlantik yüksek komutanının tayini hususunda, başka bir İngiliz hükümeti sözcüsünün bu konuda yakın bir tarihte bir açıkla­mada bulunacağını ilâve etmiştir.

30 Kasım 1951

— Londra :

ingiliz Başbakanı Winston Churchill'e doğumunun 77 inci yıldönümü münase­betiyle dünyanın her tarafından bin­lerce tebrik telgrafı, mektup ve hedi­ye gelmektedir.

Churchill, 84 yaşında bulunduğu sırada Başbakanlık yapmış olan Gladstone'-danberi İngiltere'nin en yaşlı Başbaka­nıdır.

Bu vesileyle kendisine meşhur şapkası biçiminde ve 36 kilo ağırlığında bir pasta hediye edilmiştir. Ailesi efradıyle mahdut sayıda birkaç dostu bu gece hususî bir akşam yemeği vesilesiyle bir araya geleceklerdir.

. Zira, Fransa ve İtalya, bu taksim şeklinden zarar görecekleri ka-naatindedirler.

Diğer taraftan Amerikan Kongresinin askerî yardım olarak kabul ettiği 6 mil­yar küsur dolar meblâğ üzerinden Baş­kan Truraan'm 500 milyon doları ikti­sadî yardım faslına nakletmek yetki­sinden de bahsolunmakta ve bu takdir­de ayrı paylaşma tasarıları ileri sürül­mektedir.

Bununla beraber, Mr. Churchill'in A-nıerika'ya gitmek için Kongrenin top-

lantı tarihi olan Ocak ay mı seçmesi,, İngiltere'nin, Başkan Truman'in yet­kisi dahilinde bulunan yardım haddin­den daha fazlası için de bazı teşebbüs­lerde bulunmıya hazırlanmakta olduğu­nu düşündürebilir.

Churchill'in Amerika ile sıkı işbirliği, İngiltere'ye ne türlü tâvize malolursa olsun, ve Amerika için ne ölçüde kül­feti gerektirirse gerektirsin, bu sıkı iş­birliğiyle —tahakkuk ederse— Sovyet âlemi etrafında biraz daha daralacak olan çenber, sonunda Kremlin'dekileri, sosyalist İngiliz hükümetine lâyık gör­medikleri tâvizi muhafazakârlara gös­termek mecburiyetinde bırakabilirimage003.gifDün akşam resmî olarak bildirildiğine göre, «kültürel ve içtimaî sahalarda varılan tekâmülleri gözden geçirmek üzere Brüksel Paktı istişarî konseyi bugün toplanacaktır.»

— Paris :

Anthony Eden'in milletlerarası sahneye avdeti Paris Sasınınca pek iyi karşılan­mıştır. Bütün müşahitler Eden'in Pa­zartesi günü Birleşmiş Milletlerde söy­lediği nutkun kıymeti İngiliz Dışişleri Bakanı ile Vichinsky tarafından kulla­nılan tâbirler arasındaki tezadda mün­demiç bulunduğunu takdir etmektedir­ler.

Hattâ komünist organı olan Humanite gazetesi dahi «Truman vari» olduğunu yazmakla beraber aynı zamanda bun­daki edanın «hesaplı itidalini» de be­lirtmektedir.

Keza Paris Basını İngiliz Dışişleri Ba­kanı tarafından Fransız Cumhurbaş­kanı Auriol'un «devlet adamları arasın­da insan' hislerle meşbu bir temas ya­pılması " hakkındaki telkinini ima et-, meşine karşı da hassas davranmakta­dır. «Bu uzlaştırıcı bir nutuk olmuştur» diyen Figaro gezetesi, «bu sözlerin Sovyet idarecileri tarafından işitilmiş ve anlaşılmış olmalarını» temenni et­mektedir.

Franc-Tireur: »Eden'in nutkundaki ana prensipler müsamaha, sabır ve itidal olmuştur" dedikten sonra şunları ilâ­ve ediyor:

((Mademki Vichinsky söz almak arzu­sunu izhar etmiştir, bu takdirde İngiliz­lerin hüsnüniyet sahibi olduklarım is-bat etmesi kendisince mümkündür. Eden, ona kendi sırası gelince müza­kerenin seviyesini' yükseltmek için şa­hane'bir fırsat vermiştir.» Combat gazetesinin "yorumcusu kendi tezinin ana hatlarını izah etmek için Eden'in- kullandığı mahirane kelime oyununu belirtmekte, Le Populaire'de Louis Levy, dinlenilen nutkun «enfes» olduğunu yazdıktan sonra bu nutkun Chaillot Sarayını kaplayan sisler ara­sında nihayet parlayan bir ışık oldu-, ğunu ve bilhassa gürültülü münakaşa ve kaba propaganda devrinin sona.er­diği ümidini vermekte bulunduğunu teyid etmektedir.

Parisien Libere gazetesine göre, Eden "böyle konuşmaksuretiyleVichinsky-

nin sözlerini itham etmek değil, fakat bunların sahibini bu sözlerin lüzum­suzluğuna ikna etmek istemiştir.

14 Kasım 1951

—Paris :

İngiltere Dışişleri Bakanı Eden Lon­dra'ya müteveccihen bugün Paris'ten ayrılacaktır. Yerine Devlet Bakanı Selwyn Lloyd İngiliz heyetine başkan­lık edecektir. Eden, gelecek hafta Pa­ris'e dönecek ve üç büyük Batılı devlet temsilcileri ile Dr. Adenauer arasında yapılacak müzakerelerde hazır bulu­nacaktır.

22 Kasım 1951

—Paris :

Batı Almanya Başbakanı Adenauer'in Paris'e gelmesine karşı dün tertip edi­len nümayiş sırasında polis takriben 800 kişi tevkif etmiştir.

Bu arada 15 polis memuru ile 1 nüma­yişçi yaralanmıştır.

—Paris :

Fransız Dışişleri Bakanlığında yapılan dörtlü toplantıyı .müteakip neşredilen resmî tebliğde bildirildiğine göre, umu­mî anlaşmada muallakta kalan bazı noktalar halledilmiş ve hükümetlerin kat'î teyidi kaydı ihtirazile Bonn'da dört devlet arasında hazırlanan anlaş­ma tasarısı tasvip olunmuştur.

—Paris :

Federal Almanya Başbakanı Adenauej-ile üç büyük Dışişleri Bakanı arasında yapılan toplantı neticesinde yayınlanan beyanname şu hususları ihtiva etmek­tedir :

Almanya hudutlarının nihaî tesbitibütün Almanya'ya şamil sulh andlaşmasmıırimzalanmasınakadargeciktirilnıelidir.

Üç büyük devlet Batı Almanya ilebirlikte nîemleketin birleştirilmesi­ni temine matuf çalışmalara başla­mışlardır.

Bir Avrupaordusuplânı alâkalımemleketler tarafından kabul edi­linceyekadar«umumî anlaşma» meriyete girmiyecektir.

Avrupa ordusu tahakkuk edinceye kadar müttefik kuvvetleri Almanya'da kalacak ve bu ordu gerçek­leşince Almanya Avrupanm savun­masına bizzat katılabilecektir.

23 Kasım 1951

—Paris :

Batılı üç devlet Dışişleri Bakanlariyle yapmış olduğu konferanstan sonra bir Basın konferansında demeçte bulunan Batı Almanya Başbakanı Adenauer, Paris konferansının tarihî bir hâdise teşkil ettiğini, Batılı devletlerle Fede­ral Alman Cumhuriyeti arasında ger­çekleşen işbirliğinin Washington Kon­feransı kararları üzerinde mühim bir ilerleme teşkil ettiğini ve Federal Al­manya Cumhuriyetinin halen eşit hak­larla Batılılar arasında bulunduğunu ve bu sayede Almanya'nın sağlam esas­lara dayandığını söylemiştir.

Demecine devam eden Alman Başba­kanı, bu umumî anlaşmanın Almanya-ya eski düşmanlarile bir barış andlaş-ması akdi hakkını vereceğini, bu an­laşma çerçevesi içinde Almanya'nın hu­dutlarının tesbit edileceğini ve Federal Cumhuriyet ile Berlin topraklarının müdafaasının Federal Almanya'nın iş­tirakiyle Müttefiklerce sağlanacağını bildirmiştir.

Adenauer, Batılı devletlerin barış yo­lu ile Almanya'nın Birleştirilmesi hu­susunda işbirliği halinde gayretlerine devam edeceklerini belirttikten sonra bu anlaşmanın Sovyet Rusya ile muh­temel anlaşmalara bir engel teşkil et-miyeceğini ve bunun Almanya'nın bir­leştirilmesi yolunda Birleşmiş Millet­lere sunulan projelere aykırı bulunma­dığını söylemiştir.

—Paris :

Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Dean Acheson, Atlantik Paktı Konseyinin toplantısında bulunmaküzerebugün

Romaya hareket etmiştir. Dışişleri Ba­kanı hava alanında gazetecilere verdi­ği bir beyanatta şunları söylemiştir: «Paristen ayrılırken Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun çalışmalarına ümitle bakmaktayım. Birçok memleketlerin üçlü silahsızlanma teklifine derhal ce­vap vermelerinden cesaretlenmiş bulu­nuyorum. Henüz Sovyet temsilcisinden bu teklifin daha tafsilâtlı bir şekilde ortaya atılması yolunda bir talep vaki olmadı, fakat bu mevzuda bizi daha ileriye götürecek bir cevap verilmesi­ni ümit etmekteyiz. Atlantik Paktı Bir­leşmiş Milletlerin gaye ve prensipleri­nin desteklenmesi için teşkil edilmiştir. Roma toplantısını Pariste daha faydalı çalışmaların takip edeceğini ümit edi­yorum ».

28 Kasım 1951

— Paris,(Birleşmiş Milletler):

Bugün Basın Konferansında demeçte bulunan Dışişleri Bakanı Mohammed ZafiruUah Han Londra ve Kahire hü­kümetlerine sarih ara bulma tekliflerin­de bulunmadığını, fakat iki hükümet arasında halen mevcut gerginliği azalt­mağa yardımda bulunmaktan memnun­luk duyduğunu bildirmiştir.

Pakistan Dışişleri Bakanı, hükümetinin' her iki taraf ile temas halinde bulun­duğunu söylemiştir.

Sudandan bahseden ZafiruUah Han, serbest olarak taraflardan birini seç­mek hakkının Sudanlılara ait olduğunu bildirmiştir.

ZafiruUah Han İngiltere ile Mısırın bir hal sureti bulacaklarına emin bulundu­ğunu söylemiştir.

Orta - Doğunun savunması plânından bahseden Pakistan Dışişleri Bakanı, il­gili memleketlerin muvafakatleri istih­sal edilmeden bir plânın nasıl tatbik edileceğini anlayamadığını bildirmiştir.

7 Kasım 1951

— Londra :

Ekim ihtilâlinin 34 üncü yıldönümü münasebetiyle Politbüro üyesi halk komiserleri hükümet başkan yardımcısı Lavranti Beria'nm Moskova büyük Ti­yatrosunda söylediği nutuk öğrenildik­ten sonra yetkili İngiliz çevrelerinde şu mütalâa yürütülmüştür:

Birleşmiş Milletler Anayasası, bu yasa­nın ilham ettiği büyük prensiplerin müdafaasını üzerine almış olan mem­leketlerin yaptıkları bizatihi saldırmaz­lık paktıdır. Bundan dolayı Sovyet Rusya'nın başka memleketlerle saldır­mazlık pakt: imzalamasına lüzum yok­tur.

Bu çevrelerde, Sovyetlerin Batı devlet­lerinin tecavüzden korkmamak lâzım-geldiği hususunda ısrar edilmektedir ve bu devletlerin Sovyet Rusya ile bir Modis Vivendi'ye ulaşmağa hazır ol­duklarını Churchill müteaddit defalar söylemiştir. Ancak gene bu çevreler, bu Modus Vivendi'nin Sovyet Rusya'nın Batı dünyasiyle samimî olarak işbirliği yapmak arzusunu yalnız sözlerle değil, fiilen isbat etmesi gartiyle mümkün o-lacağmı ilâve etmektedirler.

30 Kasım Î95I

— Paris :

Moskova radyosu Amerikan uçakları­nın Ostronoi Burnu üzerinde uçmaları hakkında 7 Kasımda Birleşik Ameri-kaya verilmiş olan Sovyet notasının metnini yayınlamıştır.

Notaya göre Amerikan uçakları, ken­dilerine bir Rus hava alanına inmeleri için emir veren Rus uçaklarına ateş aç­mışlardır. Nota ayrıca Birleşik Ameri­ka hükümetinin henüz bir cevap ver­mediğini' de ilâve etmektedir.

image006.gifSudanlıların iptidaî bir esarete mah-Tîûm. edilmelerini, müstemleke olmak­tan bütün tarih boyunca kurtulamıyan bir memleketin müstemleke ihdasına kalkışmasını tasvip eylemişlerdi. Bu çatlak sesten başka Mıs:ıra hak veren olmadı. Uzaktan alkışlamakla büyük bir kıt'anm Mısır tarafından işgali te­min edilemiyeceği için iş daha ileri götürülememiş, Mısırlılar Sudan hudu­dunu geçmeği akıllarına getirememiş­lerdi. Yegâne yapabildikleri şey Kahi-rede bulunan Sudanlı birkaç subayın memleketlerine dönmelerine mâni ol­maktan ve bunları düşman tebaası gibi tevkif eylemekten ibaret kalmıştı. Ar­tık bir vilâyetleri! halkı addettikleri bir milletin subaylarını tevkifle işe başlamaları on dokuzuncu asır müs-temlekecilerinin bile yapmadıkları si­yasî bir hatâ idi. Fakat iş mebdede ga­rabetler arzettiği için bu da Mısır hü­kümetinin siyasî işlerdeki acemiliğine verildi. Sudan Meclisi gerek ilhak ka­rarını, gerek subaylarının tevkifini protesto etti. Hartumda nümayişler ya­pıldı, memleketin tam istiklâlinden .başka bir idare kabul edümiyeceği halk lisaniyle de ilân olundu. Halbuki Mı­sır Sudanlıların canla başla Mısır ordu. sunu beklediklerini bildirmişti. Bu ga­rip vaziyet karşısında Kanal meselesin­de olduğu gibi yine şaşkınlıklar göste­rilmeğe başlandı. Evvelâ cebren ilhak­tan, derhal orduların harekete geçiril­mesinden! bahsedildi. Bir müddet bek­ledikten, sözlerinin aksini yalnız ken­dileri dinlediklerini gördükten sonra ilhak kararının Sudanlılar .tarafından tasdiki için bir plebisit yapılmasını tek­life başladılar. Bunu vaktiyle yine Mı­sırlılar reddetmişlerdi. Şimdi geri dö­nüyorlar demektir. Vakıa bu teklifte bir siyaset oyunu oynamak hevesi de mevcuttur. Zekâ eseri olması için Su­dandaki İngiliz askerlerinin oradan çe­kilmesini istiyeceklerdir.

Fakat Sudan Millet Meclisi bunu arzu etmediği ve İngilizlerin memleketlerin­de kalmalarını istediği için bu gayret­leri de neticesiz kalmağa mahkûmdur. Mesele batağa girmemektedir. Ondan sonra kımıldadıkça daha ziyade sap­lanmaktan, fertler gibi milletler de kendilerini kurtaramazlar.

Kasım 1951

—Kahire :

Mısır'daki İngiliz kuvvetleri komutanı General George Erskine Mısır hükü­metine, Mısırlı polis memurlarının İn­giliz kamplarındaki iğcilerin çalışmayı bırakmaları için üzerlerinde tesir icra­sına devam ettikleri takdirde silâhları­nın ellerinden alınarak kanal bölgesin­den çıkarılacaklarını bildirmiştir.

9 Kasım 1951

— Kahire :

Mısır hükümetine yakın mahfillerin bildirdiklerine göre Arap memleketleri Orta - Doğu müdafaası hakkında Tür­kiye, İngiltere, Fransa ve Birleşik Ame­rikanın yapmış oldukları teklifi reddet­mişlerdir. Bu mahfillerin ilâve ettik­lerine göre, Parise gelen haberler bü­tün Arap memleketlerinin müttefikan almış oldukları bu kararı göstermek­teydi.

Arap memleketleri red cevabı verdik­ten sonra, kendi müdafaalarını teşki­lâtlandırmak mesuliyetini yalnız Orta Doğu memleketlerine bırakan Mısır teklifini tetkik etmiş olacaklardır. Yi­ne Mısır hükümetine yakın ayni mah­fillere göre bu red keyfiyeti Birleşmiş Milletlere bildirilecektir. Orta - Doğu memleketleri kendi müdafaa imkân­larını takviye etmek için Birleşmiş Milletlerden yardım beklemektedirler.

IIKasım1951

—Kahire :

Mısır makamları tarafından Süveyş Kanalı bölgesinde İngiliz kuvvetlerine karşı tatbik edilen abluka birdenbire sertleşmiştir.

Mısır makamları, İngilizlerin ellerine .geçmemesi için Süveyş Kanalından geçirilecek bazı yiyecek maddelerini mü­sadereye karar vermişlerdir. Bu cüm­leden olarak Ciddeye portakal götüren bir geminin hamulesi İskenderiye'de müsadere edildiği gibi, Lübnandan Ko-lombo ve Singapura patates, soğan ve portakal taşıyan diğer bir gemi de yine İskenderiye'de durdurulmuş ve hamu­lesi müsadere edilmiştir.

13 Kasım 1951

—Kahire :

1919'da İngiltere'nin Mısırdaki hima­yesine son verilmesini isteyen talebin yıldönümü olan «millî mücadele gü­nü» nde kalabalık bir halk kitlesine hi­tap eden Başbakan Mustafa Nahas Pa­şa, mücadele, tahliye, sabır ve muka­vemet istemiş ve tereddüt gösterilme­mesini ve barışmaya yanaşımıamasını tavsiye etmiştir.

Nahas Paşa, ayrıca demiştir ki:

Bugünkü mücadele diğerlerinden fark­lıdır. Çünkü bu mücadelenin sonu müs­temlekecilik ve istismara son verilme­sine varmakta ve bizleri istiklâl ve hür­riyete yaklaştırmaktadır.

—İskenderiye :

200.000 Mısırlı bugün İskenderiye so­kaklarından sükûnet içinde geçerek Mısır tarihinde emsali görülmemiş bir nümayiş yapmışlardır.

İngilizlere karşı 1919 da yapılan ihti­lâli anmak ve Süveyş Kanalının işgal altında bulundurulmasını protesto et­mek maksadiyle yapılan bu nümayişe iştirak edenlerden mürekkep bu muaz­zam kafilenin uzunluğu 5 kilometreden fazla tutmuştur.

16 Kasım 1951

—Kahire :

Buradaki İngiliz sefaretine Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından yeni bir no­ta tevdi edilmiştir.

Bu nota, Mısırın hukukî durumunu 1936 andlaşmasmm feshi dolayısile müda­faa etmektedir.

Notada ezcümle şöyle denilmektedir :

Mısır hükümeti andlaşmanm âkitlerden biri tarafından feshedilemiyeceğîni takdir etmektedir, fakat muahede 10 veya 20 sene içinde tadili derpiş eyle­mektedir. Bununla beraber, İngiliz hü­kümeti de andlasmanm bazı hüküm­lerini tadil etmeği kabul ederek bu hu­susta birçok vesilelerle müzakerelere başlamıştı. Bu da Londra hükümetinin nazarında muahedenin kendinden bek­lenilen işi yapmadığının kabul edildiği­ni ispat etmektedir. Bundan dolayı Mı­sır hükümeti bu muahedeyi feshe hak­kı olduğunu kabul etmektedir."

17 Kasım 1951

—Kahire :

îran Başbakanı Dr. Musaddık önümüz­deki Salı günü Kahirede beklenmekte­dir. Dışişleri Bakan vekili İbrahim Farag Paşa, Musaddık'm Mısır hükü­metinin misafiri olacağını bildirmiştir. Dr. Musaddık Kahirede dört gün kala­cak, bu müddet zarfında şerefine resmî halk nümayişleri tertip edilecektir.

Hükümet çevrelerinde, Batı politikası­na karşı Orta - Doğunun vaziyeti tevhi­de matuf müzakereler yapılacağı teyid edilmektedir.

19 Kasım 1951

—Kahire :

İngiliz kuvvetleri bütün gece îsmaili-ye sokaklarında dolaşmışlar, Mısır polis kuvvetleri ise kışlalarında harekete hazır bir şekilde beklemişlerdir. İngiliz genel karargâhı bir tebliğ .neşrederek son hâdiselerin mesuliyetini Mısırlılara yüklemekte ve ilk defa Mı­sırlıların bir İngiliz cipi üzerine ateş açtıklarını bildirmektedir.

—Fayed :

Mısırdaki İngiliz kuvvetleri başkomu­tanı General Sir George Erskine bugün Kanal bölgesi Valisi Gazali Beyle vu­kuu muhtemel çarpışmalar ve karga­şalıklaramâniolmaküzerealınacak tedbirler hakkında gizli bir görüşmede bulunmuştur.

Görüşmenin İsmailiye ile Port Said arasındaki yol üzerinde yapıldığı bil­dirilmektedir. Fakat Emniyet mülâha-zasiyle tam mevkii gizli tutulmuştur.

—İsmailiye :

Dün İsmailiyede vukua gelen vahim hâdiselerden sonra şehrin karşısındaki mahallelerde oturan hava kuvvetleri mensupları ailelerinin tahliyelerine hız verilmiştir.

Dün akşam takriben 60 kadın ve ço­cuktan müteşekkil bir grup Fayed'e-gönderilmiştir. Oradan da bu sabah uçakla ingiltereye hareket edeceklerdir.

21 Kasım 1951

—Kahire :

Mısır gazeteleri îsmailiyedeki zafer ha­berini bugün manşet şeklinde vermiş­lerdir.

Elahram gazetesi İsmailiye mezarlığına 82 İngiliz askerinin gömüldüğünü, El-nusri gazetesi de İsmailiye'de Kanalda 5 İngiliz askerinin cesetlerinin bulun­duğunu yazıyor. Bütün gazeteler Ka­nalda kayıp İngiliz askerlerinin ceset­lerinin aranmakta olduğunu bildiriyor­lar.

25 Kasım 1951

—Süveş Kanalı bölgesi:

İngiliz sözcüsü- tarafından bildirildiği­ne göre, dün gece Feyişha köprüsü ci­varında İngilizlerle Mısırlılar arasında müteaddit çarpışmalar cereyan etmiş­tir.

Mısırlılardan müteşekkil küçük bir grup, otomatik silâhlarla Nefeyigha petrol tasfiyehaneleri üzerine ateş aç­mışlardır.

İngiliz kuvvetleri mukabelede buluna­rak Mısırlılara zayiat verdirmişlerdir.

Diğer taraftan Neşya yolu civarında İn­giliz ve Mısır polis devriye kolları ara­sında ateş teati edilmiştir.

28 Kasım 1951

— İmailiye :

İngiliz genel karargâhının bildirdiğine göre,Mısır tethişçilere yardım etmemek hususun­da bulunduğu vâdlere mukabil İsmai-liye, Port Said ve Süveyşte bulunan bütün İngiliz kuvvetleri geri çekilecek­lerdir.

Bu üç şehirde bulunan bütün İngiliz aileleri hemen hemen tamamen tahliye edilmişlerdir.

Bu husustaki anlaşma bu sabah İngiliz kuvvetleri komutanı General Sir Geor-ge Erskine ve Mısır hükümeti adına Abdül Hadi Gazali Bey arasında imzalan­mıştır.

Her iki şahsiyet İsmailiye ile Port Said arasındaki yol üzerinde buluşmuşlardır. General Sir George Erskine ayni za-. manda Mısırlı sivillerin üstlerinin aran­mamasını ve bu şehirlerde devriyeler gezdirilmemesinide kabul etmiştir.

Mısır makamları tethişçilere karşı ya­pılan mücadelede polisin yardımda bu­lunacağını vâdetmişlerdir.

Dünyada siyasî durumun bu kadar ka­rışık ve nazik bir şekil arzettiği sırada, Mısır'ın barıştan ayrılmasını ve bu nevi kanun dışı usullere baş vurmasını her Tıalde Mısır'daki sağduyu sahibi, basi­retli insanlar pek tasvip etmese gerek­tir.

Bugünkü vaziyette hiddet ve sinirlilik­ten daha çok, dikkat ve teyakkuzla ve bilhassa müşterek tehlikeler karşısında müşterek tedbirler almakla netice el­de edileceği elbette takdir edilecektir. Fakat bunun için de henüz açık kapılar varken çok süratli hereket etmek lâ-zımgeldiği unutulmamalıdır.

Mısır ile İran arasında Dost­lukPaktı...

24 Kasım 1951 tarihli En Son Da-kika'dan

Amerikadan memleketine dönen İran Başbakanı doğrudan doğruya Tahrana gidecek yerde Kahirede konukladı ve Mısır hükümeti ile bir dostluk paktı imzaladı. Mısır ile İran arasında dost­luk münasebetlerini bozacak hiçbir mesele bulunmadığına göre böyle bir vesikayı bugünkü şartlar altında neden imzalamağa lüzum görüyorlar? Bu su­alin cevabını bulmak için İranla İngil­tere arasındaki petrol meselesile Mı­sırla İngiltere arasındaki Süveyş Kana­lı ve Sudan meselesini hatırlamak lâ-zımgelir.

Hakikat halde Mısırda İranı birleştiren aralarındaki dostluk değil, İngiltereye karşı aralarında müşterek olan kin duygusudur. İngiliz düşmanlığıTah-

ranla Kahireyi birleştirmiştir. Fakat iş burada da kalmıyor. İranda ve Mısır­daki İngiliz düşmanlığı İngilterenin müttefiki olan ve kendi menfaatlerini Orta - Doğunun emniyetinde gören A-merika ile Fransaya ve daha garibi kendi emniyetini Orta - Doğunun em-piyetinde bulan ve bu maksat üzerin­de Büyük Atlantik Devletlerile iş­birliği yapmak temayülünü gösteren Türkiyeye de şamil bir hal alıyor.

Daha sonra İranda ve Mısırdaki bu İngiliz düşmanlığı bu memleketleri isteyerek veya istemiyerek Sovyet Rsyanm da kolları arasına atıyor. Mısır, İngiliz düşmanlığile Mosko-vanm dünya sulhunu baltalayan si­yasetine hizmet ediyor. İran harpten sonra Sovyet Rusyamn Azerbaycanda neler yaptığını, Petrol meselesinde ne zorluklar çıkardığını unutuyor, bu dev­letin İranda hâlâ ne gibi emeller bes­lediği ve Tudeh Partisi vasıtasile neler yapmak istediğini âdeta görmemez-liğe ve bilmemezliğe geliyor.

Eivayete göre Kahirede İran Başba­kanı Musaddık ile Mısır Başbakanı Na-has Paşa arasında imzalanan dostluk paktmm hedefi Pakistandan Fasın At­lantik sahillerine kadar uzanan İslâm memleketlerini Doğu ile Batı arasında­ki hürriyet mücadelesine karşı tarafsız­lık siyaseti içinde birleşmeğe çalış-makmış!

Böyle bir siyaset gerçekleşebilmek için tarafsızlık ilânı kâfi değildir. Tarafsız­lığı silâh ile de müdafaa etmek lâzım­dır. Acaba İran ve Mısır devlet adam­ları bu lüzumu hiç duymuyorlar mı? Duyuyorlarsa ellerindeki vasıtalara göre buna imkân bulurlar mı?

Bakanlığına bu hususta bir nota verdi­ğini ve Amerika'nın buna cevap ver­mek için Orta - Doğu komutanlığının diğer üç devleti ile görüşmeği tasarla­dığını açıklamıştır.

28 Kasım 1951

— Washington:

Atom enerjisi komisyonu başkanı Gordon Dean, bugün yaptığı bir Basın top-îantısmda şöyle demiştir ;

Son zamanlarda Nevada'da yapılan -atom tecrübeleri silâhlı kuvvetlerimizin

gelişmesi bakımından pek faydalı ol­muştur.

Dean, gazetecilerin sordukları mütead­dit suallere cevap vermeği reddetmiş ve sadece şunu söylemiştir:

Yapılan tecrübelerin her birisi bize ye­ni birşey öğretmiştir. Savunma istih­sali senato komitesi başkanı bulunan Güney Koralina'lı Demokrat Ayan üyesi Burnet Meybank da, komisyonun dün yapmış olduğu gizli torumun hemen hemen Aiken'de İnşası mutasavver muazzam bir hidrojen bombası fabri­kası hakkındaki raporun incelenmesine hasredildiğini beyan etmiştir.

Şunu belirtmek yerinde o-lur ki Mr. Crock bu haberi verirken bunun her iki tarafça tekzip edilece­ğini, fakat haberin doğru olduğunu da bildirmişti..

Sanıldığına göre Truman'ın vaziyeti Eisenhovver'in vaziyetine bağlıdır. Eğer Eisenhower, çok zayıf bir ihtimal ola­rak'. Demokrat Partinin adaylığını ka­bul ederse tabii Truman'a yer kalmı-yacakür. Eğer daha kuvvetli bir ihti­mal olarak, Eisenhower Cumhuriyet Partisinin adaylığım kabul ederse, Truman kuvvetli gördüğü bu aday kar­gısında kendi adaylığını ileri sürmiye-cektir. Fakat eğer Eisenhower adaylı­ğını hiç koymaz da zayıf gördüğü Taft ile karşılagacaksa o zaman Truman da adaylığını koyacaktır. Şu halde gelecek Amerikan seçimlerinin muammasını ancak Eisenhower çözebilecektir.

İkidünyaarasında...

Yazan:NadirNadİ

29 Kasım 1951 tarihli Cumhuriyei'ten

Amerikan Kongresinden seçilmiş on dört üye ile Avrupa Konseyi Danışma Meclisini temsil eden on dört üye ara­sında Strasbourg'da yapılan toplantı bir kaç gün önce sona erdi. Avrupayı kaplıyan siyasî ve iktisadî güçlükleri Amerikan halk efkârı temsilcilerine anlatmak, bir Avrupa federasyonunu gerçekleştirme imkânlarını beraberce araştırmak maksadile yapılan bu top­lantı samimî bir hava içinde geçmiş, fakat, ne yazık, hiç bir müsbet neticeye varamamıştır. Yeni ve eski dünya po­litikacıları birbirlerine karşılıklı dert yanmışlar, birbirlerinden daha anlayış­lı bir ilgi beklediklerini söylemişler ve sonunda çözülmez dâvalarının azameti önünde «Tanrı yardımcısımız olsun!» diyerek ayrılmışlardır.

Avrupayı kurtarmağa çalışan devlet adamları arasında siyasî, askerî ve ik­tisadî bir birlik kurmaktan başka çı­kar yol olmadığına inananlar çoktur. Böyle bir birliği meydana getirebilmek için de İngiltere ile Amerikanın esaslı yardımı şarttır.

İngiltere, Avrupa Birliğinin üyesi olmalı, Amerikaisebirliğiyalnız manen değil, maddeten de destek­lemelidir. Hattâ, yaratılmağa çalışılan Avrupa ordusu Atlantik sisteminin bir uzvu sayılacağına göre, Amerika, müs­takbel Avrupa Birliğinin bir nevi akra­balığı vazifesini kabul etmelidir.

Strasbourg toplantısında söz alan Ame­rikalı temsilciler, yeni dünyanın eski dünyayı kurtarmak için her türlü fe­dakârlığa hazır olduğunu söylemişler, fakat maddî fedakârlık bahsinde Ame­rikan vatandaşından bundan böyle da­ha ne istenebileceğini üzüntü ile sor­muşlardır. Sayın Kongre üyeleri, Av-rupaya yardım maksadile Birleşik A-merikanm şimdiye kadar 81 milyar do­lar harcadığını belirtmişler, bu mikta­rın harpten önceki devirde iki yıllık Amerikan millî gelirine müsavi oldu­ğunu açığa vurmuşlardır. Amerikan si­lâhlanma bütçesi 1949 danberi 13 mil­yardan 70 milyar dolara yükseltmiş­tir. Birleşik Devletlerde vergi mükel­lefi vatandaşların sırtındaki yük ta­hammül edilemez derecede ağırlaşmış­tır. Vergilerin yüzde yetmiş beşi vası­tasız olarak ödenmektedir. Enflâsyona engel olmak maksadiyle hükümet üc­retleri, fiyatları ve kazançları sıkı ve devamlı bir kontrola bağlı tutmak zo­runda kalmıştır.

Amerikayi tükenmez bir hazine farze-den Avrupalılara bu ciddî durumu a-çıklayan Kongre üyeleri, müşterek em­niyetin sağlanması uğruna Avrupalı­ların da esaslı bir gayret harcamaları lüzumuna işaret etmekten kendile­rini alamamışlardır. Avrupa ne ya­pıp yapıp siyasî ve iktisadî birliğini tamamlamalı, ordusunu kurup teçhiz etmelidir.

Fakat gelgelelim, İngiltere Avrupa Bir­liğine katılmağa pek hevesli görünme­mektedir. Avrupa Birliği fikrini ilk or­taya atan Churchiîl olduğu ve Chur-chill şimdi iktidara geçtiği halde İngil­tere gene uzaktan seyirci kalmayı tercih etmektedir. Bu nokta kendilerine hatır­latıldığı zaman Strasbourg'daki Mu­hafazakâr İngiliz milletvekilleri şöyle demişlerdir: —Biz bir Avrupa Birliği kurulmasını yürekten diliyoruz. Bu fikri İkinci Cihan Harbinden sonra ilk defa Churchill'in öne sürdüğü de doğ­rudur. Liderimiz o zaman «bir Avrupa Birliği kurulursa İngiltere bunun dos­tu ve hâmisi loacaktır» demişti. Bir birliğin dostu ve hâmisi olmak başka, üyesi olmak da gene başkadır. Com-monwelt'le olan geniş münasebetleri­miz Avrupa Birliği içinde fazla sorum yüklenmemizeimkân veremez!

İngiltere böylece suya sabuna karış­mayınca bir çok Avrupa milletleri de birlik veya federasyon düşüncesine kar­şı yakın bir ilgi göstermemektedirler. Bilhassa İskandinavyalılar. Almanlar ve Belçikalılar İngilteresiz bir Avrupa Birliğini manasız bulmaktadırlar. Bunun dışında ezelî Fransız - Alman uyuşmazlığı da kongre üyelerinin-dik­katini çekmiş olmalıdır. Avrupa sa­vunma sistemine Alman kuvvetleri ka­tılmadıkça bir Avrupa ordusu kurula-mıyacağını Amerikalılar haklı olarak iddia etmektedirler. Fakat yetmiş yıl içinde üç defa istilâya uğrayan Fransa

Öyle kayıdlar ve şartlar ileri sürmekte­dir ki, kurulacak orduda Almanlara sa­dece ölmek vazifesi kalıyor gibi bir va­ziyet doğmaktadır. Esasen Fransanın en kuvvetli partisi olan De Gaulle'ün R.P.F. topluluğu da Avrupa ordusu fik­rini reddetmekte, millî orduların yan-yana dövüşmesi lüzumunu savunmak­tadır.

Velhasıl Amerikalı temsilcilerin Stras-bourg toplantısından pek iyimser duy­gularla ayrıldıklarına inanmak., biraz güçtür. Yeni dünya efkârı umumiyesi Üzerinde tesiri olan bu şahsiyetlerin ya­kında öğreneceğimiz intihalarını, ya­rınki gelişmeleri aydınlatmaya yara­ması bakımından, merakla beklenmeğe değer buluyoruz.

12 Kasım 1951

— Buenos-Aires :

Arjantin seçimlerinde Başkan Peron ve partisi başta gitmektedir. Peron'un aldığı oyların sayısı hemen hemen ra­kip Radikal Doktor Ricordo Balbin'inkinden iki misli daha fazladır. Son ne ticelere göre Peron 1.193.455, Balbini ise 567.325 oy almışlardır.

13 Kasım 1951

— Buenos-Aires :

Arjantin Haberler Bakanlığından dürt bildirildiğine göre, yeniden Cumhur­başkanlığına seçilen Peron'un karısı Eva Peron geçen Salı günü geçirdiği ameliyattan sonra salâha doğru ilerle­meler kaydetmektedir.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106