06.12.1951
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Aralık 1951

—Ankara :

Dışişleri Bakanı Profesör Fuar Köprü­lü bu sabah saat 11.30 da uçakla İs­tanbul'dan şehrimize gelmiştir.

Bakan, hava alanında, Başbakan Adnan Mnderes, Devlet Bakam Başbakan Yar­dımcısı Samet Ağaoğlu, Devlet Baka­nı Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu, bakan­lar, milletvekilleri, Genelkurmay Baş­kanı Orgeneral Nuri Yamut, Dışişleri Bakanlığı umumî kâtip vekili Cevat Üs­tün ve Dışişleri Bakanlığı ileri -gelen­leri, Basın - Yayın ve Turizm Genel Mü­dürü Halim AJyot, Vali, Belediye Baş­kanı, Emniyet Müdürü ile yakın dost­ları tarafından karşılanmıştır.

Cumhurbaşkanlığı Genel Kâtibi Nu-rullah Tolon, Cumhurbaşkanı adına D*ş işleri Bakanına hoş geldiniz,demiştir.

—Ankara :

Dün bir kalp sektesinden vefat eden Harp Okulu Komutam Tuğgeneral Nizs-mettin Karacebe'nin cenazesi bugün öğ­le namazını müteakip Hacıb ayranı ca­miinden askerî törenle kaldırılarak e-bedî istirahatgâhma tevdi edilmiştir.

Törende, Millî Savunma Bakam Hulu­si Köymen, Genelkurmay îkinci Baş­kam Korgeneral Zekâi Okan, Genelkur­may, kara, deniz ve hava kuvvetleri iie ri gelenleri, garnizon ve merkez komu­tanları, spor kulüpleri idarecileri, muh-

Meslek hayatında vazifesine bağlılığı ve ordunun yükselmesi için sonsuz gay­reti ile temayüz eden ve hepiniz için numune olacak bir karaktere sahip bu­lunan komutanınızın bu ziyamdan dola­yı hepinize baş sağlığı dilerim.)

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut Bayan Karacebeye de şu mesa­jıgöndermiştir:

(Vatansever've şerefli asker, Tuğgene­ral Nizamettin Karacebe'nin ölümü Türk ordusu için telâfisi güç bir kayıp olmuştur.

Kendisinden daha çak büyük hizmet­ler beklediğimiz yüksek meziyet sahi­bi Generali ordumuz saygı ile anacak­tır.

Bu acıyı derin surette duyan Türk si­lâhlı kuvvetleri adına size taziyetleri-mi sunar, Nizamettin Karacebe için Hakkın rahmetini niyaz ederim.)

—İstanbul :

İstanbulda göçmen iskânı işi devam et­mektedir. Kazalara yerleştirilen 222 ai­lenin ev inşaatı bitmiştir. Bundan baş­ka Ramide yapılmakta oian 2014 ev­den 719 unun inşaatı yarıyı bulmuş ve 20 tanesi de tamamen bitmiştir. Ra­mide Taşhtarla göçmen mahallesine ya­pılan yolun 160 metresi ikmal olunmuş­tur. Mahallenin elektrik ve su işi de bitmiş bulunmaktadır. Diğer taraftan 540 göçmen ailesine 233650 kilo tohum­luk verilmiş ve 193 çiftçi ailesine 261 bin lira değerinde Ziraî Donatım kre­disi açılmıştır. Ayrıca 181 küçük esnaf ailesine 88 bin liralık çevirme serma­ye temin olunmuştur. Tertip harici ci­lan bin yüz ailenin evlerinin de üç köy halinde Metris ve Kadı Yakuplu ara­zisiiçindeinşalarıkararlaştırılmıştır.

—İstanbul :

Dürüstlüğüyle tanınan, kanun ve nizam­lardan aynlmıyarak çalışan ve otomo­billerine binen yolculara daima hürmet­le muamele eden şoförlere birer rozet verilmesi kararlaştırılmıştır. Bu rozeti taşıyan şoförlerin itimada lâyık olduk­ları görülecek ve geceleri otomobillere binmekten çekmen kadm yolculara em­niyet telkin edilmiş olacaktır. Diğer ta­raftan dürüst hareket eden şoförlere ay­rıca para mükâfatı da ihdas olunmuş­tur.

—îstanbul :

Belediye bütçesi 44 milyon liralık mu-hammenatile hazırlanmışbulunmak-

tadır. Belediye Başkanlığınca Belediye şube ve adirelerine 1951 yılı bütçesi i-çinde kendilerine ayrılan tahsisatla ya­pılan işleri bir rapor halinde hasırla­maları tebliğ edilmiştir. Bu raporlar in­celendikten sonra yıllık çalışma umumi raporu olarak şehir meclisinde bütçe müzakereleri açılışında üyelere tevzi o-lunacaktır.

— İstanbul :

İsveç likinin üçüncüsü Djurgardoen ta­kımı ilk maçım bugün Mithat Pa^a sta­dında Galatasarayla yaptı.

Birkaç bini aşmayan bir seyirci küı -leşi önünde yapılan maçı takımlar şu kadroileoynadılar:

Djurgardoen : Nilsson - Pnadersson, Pettesson, Stenman. İvergen, Larsson Eriksson, Petterson, Holmberg, Gedelbo-ro, Şandberg.

Galatasaray : Turgay - Naci, Fazıl -özcan, Doğan, Hidayet - Muhtar, Hik­met, Reha, Recep, Rober.

Hakem Sulhi Garan .

İlk 15 dakikada Galatasaraylılar olduk­ça üstün bir oyun çıkardılar. Fakat hü­cumlar gelişi güzel bir tempoya dayan­dığından netice vermedi.

15 inci dakikada İsveçli sağ açığın gü­zel bir ortasını' kısa bir vuruşla tamam­layan santrfor, takımına bir gol kazan­dırdı.

Bu golden sonra oyun 40 inci dakikaya kadar karşılıklı isabetsiz hücumlarla geçti. Devrenin son beş dakikasında Ga­latasaraylılar İsveç kalesini adamakıllı zorladilarsa da gol çıkaramadılar.

Devre 1 — 0 İsveç takımı lehine bitti. İkinci devrede Galatasaray kaleye Ce­mali, sol açığa Bülendi almıştı.

Galatasaraylılar onuncu dakikada hend-bolle karışık bir sütle beraberlik golü* nü yaptılar.

Bu gol İsveç takımını harekete ge­tirdi. İsveçliler 7 nci dakikada sağ açık­ları, 20 nci dakikada da santrforları va-sıtasiyle iki gol çıkardılar.

Vaziyet 3 — 1 olunca hamle sırası Ga-latasaraya gelmişti. Nitekim öyle oldu. Birdenbire canlanan Galatasaraylılar, 26 nci dakikada Rehamn güzel bir pa­sından faydalanan Muhtarın bir kafa vuruşuyle ikinci gollerini yaptılar. He­men iki dakika sonra da Reha köşeyi bulan bir sütle takımına üçüncü golü kazandırdı.

telif devletler ataşemiliterleri ile rah­metlinin akraba ve yakın dostları da tö­rende hazır bulunmuşlardır. Başta bir bando olmak üzere Harp Okulundan iki tabur, Yedek Subay Okulunu temsilen bir takım, bir süvari polis kıtası tören­de yer almıştı.

Cenaze, Adliye önüne kadar Harp O-kulu Öğrencilerinin elleri üzerinde ta­şındı. Önde merkez komutanlığından bir kıt'a, gelen çelenkleri taşımakta idi. Ada­liye önünde, kıtalar son selâm duruşu­nu ifa ettiler. Cenaze, burada arabaya konularak Cebecideki askerî mezarlığı­na götürüldü.

Cebeci askerî mezarlığında, muhafız kıtasından bir merasim takımı cenaze­yi karşıladı. Burada, Harp Okulundan bir öğrenci ve bir yüzbaşı, birer ko­nuşma yaparak, rahmetlinin ordudaki ve Harp Okulundaki çalışmalarını anla­tarak ölümünün ordu için bir kayıp ol­duğunubelirttiler.

— Ankara :

Harp Okulu komutanı Tuğgeneral Ni-zamettın Karacebe'nin vefatı dolayısiy-le Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nu­ri Yamut tarafından Harp Okulu subay ve öğrencilerine aşağıdaki mesaj gön­derilmiştir:

(Harp Okulu subay ve öğrencileri için mesaj,

Komutanınız Tuğgeneral Nizamettin Karacebenin hazin vefatı dolayısiyle duyduğum teessür büyüktür. Meslek hayatında vazifesine bağlılığı ve ordunun yükselmesi için sonsuz gay­reti ile temayüz eden ve hepiniz için numune olacak bir karaktere sahip bu­lunan komutanınızın bu ziyamdan dola­yı hepinize baş sağlığı dilerim.)

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut Bayan Karacebeye de şu mesa­jıgöndermiştir:

(Vatansever've şerefli asker, Tuğgene­ral Nizamettin Karacebe'nin ölümü Türk ordusu için telâfisi güç bir kayıp olmuştur.

Kendisinden daha çak büyük hizmet­ler beklediğimiz yüksek meziyet sahi­bi Generali ordumuz saygı ile anacak­tır.

Bu acıyı derin surette duyan Türk si­lâhlı kuvvetleri adına size taziyetleri-mi sunar, Nizamettin Karacebe için Hakkın rahmetini niyaz ederim.)

—İstanbul :

İstanbulda göçmen iskânı işi devam et­mektedir. Kazalara yerleştirilen 222 ai­lenin ev inşaatı bitmiştir. Bundan baş­ka Ramide yapılmakta oian 2014 ev­den 719 unun inşaatı yarıyı bulmuş ve 20 tanesi de tamamen bitmiştir. Ra­mide Taşhtarla göçmen mahallesine ya­pılan yolun 160 metresi ikmal olunmuş­tur. Mahallenin elektrik ve su işi de bitmiş bulunmaktadır. Diğer taraftan 540 göçmen ailesine 233650 kilo tohum­luk verilmiş ve 193 çiftçi ailesine 261 bin lira değerinde Ziraî Donatım kre­disi açılmıştır. Ayrıca 181 küçük esnaf ailesine 88 bin liralık çevirme serma­ye temin olunmuştur. Tertip harici ci­lan bin yüz ailenin evlerinin de üç köy halinde Metris ve Kadı Yakuplu ara­zisiiçindeinşalarıkararlaştırılmıştır.

—İstanbul :

Dürüstlüğüyle tanınan, kanun ve nizam­lardan aynlmıyarak çalışan ve otomo­billerine binen yolculara daima hürmet­le muamele eden şoförlere birer rozet verilmesi kararlaştırılmıştır. Bu rozeti taşıyan şoförlerin itimada lâyık olduk­ları görülecek ve geceleri otomobillere binmekten çekmen kadm yolculara em­niyet telkin edilmiş olacaktır. Diğer ta­raftan dürüst hareket eden şoförlere ay­rıca para mükâfatı da ihdas olunmuş­tur.

—İsanbul :

Belediye bütçesi 44 milyon liralık mu-hammenatilehazırlanmışbulunmaktadır. Belediye Başkanlığınca Belediye şube ve adirelerine 1951 yılı bütçesi i-çinde kendilerine ayrılan tahsisatla ya­pılan işleri bir rapor halinde hasırla­maları tebliğ edilmiştir. Bu raporlar in­celendikten sonra yıllık çalışma umumi raporu olarak şehir meclisinde bütçe müzakereleri açılışında üyelere tevzi o-lunacaktır.

— İstanbul :

İsveç likinin üçüncüsü Djurgardoen ta­kımı ilk maçım bugün Mithat Pa^a sta­dında Galatasarayla yaptı.

Birkaç bini aşmayan bir seyirci küı -leşi önünde yapılan maçı takımlar şu kadroileoynadılar:

Djurgardoen : Nilsson - Pnadersson, Pettesson, Stenman. İvergen, Larsson Eriksson, Petterson, Holmberg, Gedelbo-ro, Şandberg.

Galatasaray : Turgay - Naci, Fazıl -özcan, Doğan, Hidayet - Muhtar, Hik­met, Reha, Recep, Rober.

Hakem Sulhi Garan .

İlk 15 dakikada Galatasaraylılar olduk­ça üstün bir oyun çıkardılar. Fakat hü­cumlar gelişi güzel bir tempoya dayan­dığından netice vermedi.

15 inci dakikada İsveçli sağ açığın gü­zel bir ortasını' kısa bir vuruşla tamam­layan santrfor, takımına bir gol kazan­dırdı.

Bu golden sonra oyun 40 inci dakikaya kadar karşılıklı isabetsiz hücumlarla geçti. Devrenin son beş dakikasında Ga­latasaraylılar İsveç kalesini adamakıllı zorladilarsa da gol çıkaramadılar.

Devre 1 — 0 İsveç takımı lehine bitti. İkinci devrede Galatasaray kaleye Ce­mali, sol açığa Bülendi almıştı.

Galatasaraylılar onuncu dakikada hend-bolle karışık bir sütle beraberlik golü* nü yaptılar.

Bu gol İsveç takımını harekete ge­tirdi. İsveçliler 7 nci dakikada sağ açık­ları, 20 nci dakikada da santrforları va-sıtasiyle iki gol çıkardılar.

Vaziyet 3 — 1 olunca hamle sırası Ga-latasaraya gelmişti. Nitekim öyle oldu. Birdenbire canlanan Galatasaraylılar, 26 nci dakikada Rehamn güzel bir pa­sından faydalanan Muhtarın bir kafa vuruşuyle ikinci gollerini yaptılar. He­men iki dakika sonra da Reha köşeyi bulan bir sütle takımına üçüncü golü kazandırdı. Oyunun son on dakikası karşılıklı ne­ticesiz hücumlarla geçti.

Maç bu suretle 3—3 beraberlikle neti­celendi

— Kayseri :

Kayserililerin sürekli arzu ve ricaları üzerine bugün de burada kalan Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, vilâyeti ziyaret ederek makineleşme, is­tihsali arttırma hususunda mühim ham­leler olduğunu tesbit etmiş, bu arada Ziraat Bankası Müdürünün verdiği iza­hatı dinlemiştir.

Bu izahata göre, Kayseri vilâyeti da­hilinde son bir buçuk senede Ziraat Bankası ticarî plasmanı 800 bin lira­dan üç milyon liraya, ziraî plasman da dört buçuk milyondan dokuz milyona yükselmiştir.

Koraltan Adliyeyi de ziyaretten sonra kolorduya giderek subay, erbaş ve era­tın modern asıtaları büyük bir liya­katle nasıl kullandıklarını görmüş, hay­ranlık ve takdirlerini ifade etmiştir.

Büyük Millet Meclisi Başkanının Bele­diyeyi ziyareti heyecanlı tezahürata ve-. sile teşkil etmiştir. Belediye Başkam Osman Kavukçu, imar plânının tatbiki hususunda sarfedilen gayretlerden bah­sederek şehrin içme suyu, mezbaha, as­ri mezarlık ve mesken meseleleri üze­rindeki çalışmaları anlatmış, metre ka­resi 30 kuruştan 1000 evlik arsa satış­larına bir an evvel başlanması için lü­zumlu formalitenin ikmaline hız veril­diğinibelirtmiştir.

Ticaret Odasında tertiplenen toplantı­da da bulunan Refik Koraltan, Kayse­rili vatandaşların iktidardan ne istedik­lerini sorduğu zaman, Cumhuriyet Haik Partili tüccarlardan Ahmed Sürmeli ve Cemal Hattaş Demokrasi rejiminin tat­bikatından ve hükümet icraatından deT rin bir memnunluk ve huzur duyduk­larını beyan ederek teşekkür etmişler­dir.

Bu arada Karabük fabrikalarının üç beş tüccara bağlanmıyarak, daha geniş bir tüccar kitlesi ile iş yapması, işsizliğe meydan vermemek ve ihtiyacı daha su­huletle karşılayabilmek için hüküme­tin de yardımı ile hususî teşebbüsün Kayseride çimento fabrikası kurulması­na imkân verilmesi, mevziiî olmakla be­raber halen çimento, demir, akaryakıt ve kereste üzerine müşahede edilen kü­çük karaborsacılığın önlenmesi, telefon şebekesinin genişletilerekmevcud300 numaranın 1000 e çıkartılması temenni edilmiş, Sızır çağlayanı üzerinde beş milyon liraya kurulacak olan hidroelek­trik santralının Kayseride sanayi kal­kınmasını kısa zamanda çok ileri götü­receğikaydedilmiştir.

Bilâhare söz alan Koraltan şunları söy­lemiştir:

Yurtta en iyi hizmet eden, memleket mahsullerini harice tanıtan, onu elden çıkarmak için iç ve dış piyasalarda pa­zarlar bulan tüccarlardır. Bu bakımdan bu sahadaki inkişafları hassasiyetle ta­kip etmekteyiz. Bu hususta hükümet mümkün oîan müzahereti yapmaktadır.

Nitekim serbest ticaret rejiminin tat­bikine geçilmekle memleket ve tüccar­larımız bundan fayda görmüşlerdir. Bu­nun güzel neticesi olarak mahsulleri­miz kıymetlenmiş, millî gelir artmıştır.

Bir memleketin ticareti ne kadar iyi ça­lışırsa istifade o nisbette artar ve mah­sul değerlenir. Amerika'nın, Avrupa'nın zengin olmalarında, tüccarların mühim rolü vardır. Bu kıtaların ham ve ma­mul istihsalâtmı diğer mmtakalara gö­türen, tanıtan tüccarlar olmuştur. Biz­deki bugünkü devir ve rejim milletin müşterek malıdır. Tüccar tabakası da bugünkü rejimimizin terakki unsurla­rından biridir. Biz tüccarlarımızla ifti­har ediyoruz.

Koraltan Ticaret Odasından ayrıldık­tan sonra Halk Partisini ziyaret etmiş ve samimî biı hüsnü kabul görmüştür. Parti binasında bir müddet kalarak meşgul olan Refik Koraltan Cumhuri-, yet Halk Partili vatandaşların da ar­zularını dinlemiş, ne düşündüklerini ri­ca etmiştir.

Bizi şereflendirdiniz. İşlerin yolunda git­tiğini de görmekteyiz, memnunuz, diyen Cumhuriyet Halk Partililer, Vali Kâzım Arat'tan ziyadesiyle memnun oldukları­nı da söyleyerek içme suyu işinin ta­hakkukunu bir an evvel görmekle De­mokrat Parti iktidarının icraatından bahtiyarlık duyacaklarım ilâve etmişler­dir.

Refik Koraltan, Kayseri içme suyunun daha çok gecikmiyeceğini, bu iki buçuk milyon liralık işin önümüzdeki yıl ele alınacağını söyleyerek demiştir ki: "Memleketli olarak birbirimizi daima seveceğiz. En büyük kuvvetimiz de bu olacaktır.

Müteakiben çarşıyı da gezen Koraltan, iki saat kadar yaya dolaşmış, esnaf ve tüccarı bizzat iş yerlerinde, mağazala­rında ziyaret ederek, umumî vaziyetin ne merkezde olduğunu tesbit etmiştir. Kayserili birçok tüccar ve esnaf ezcüm­le şöyle demiştir:

"Bugünü gördük. Allah'a şükürler o!-sun. İşimiz, ticaretimiz de iyidir. Bil­hassa bu seneki gibi bereketli, kazanç­lı,alışverişgörülmemiştir."

Boğazhyanh bir vatandaş da şunları söylemiştir:

Bu yeni idare en güzel idare şeklidir. Artık haysiyetli birer vatandaş olaraK hükümetlerin arzularımızın tahakkuku­nu isteyebiliyor, sözümüzün geçer ak­çe haline geldiğini görüyoruz. Allah bu idareye zeval vermesin ve hepiniz sağ olun..

Refik Koraltan tetkik ve temaslarına devam etmektedir.

— Ankara :

Bayındırlık Bakanlığının 1951 senesi münferit su işleri programına dahil iş­lerden olan Sakarya bataklıkları ara­sında bulunan "Kör Hasan bataklığının" kurutulması işi ihale edilmiştir.

Bu iş 1953 senesi sonunda bitmiş ola­caktır ve bittiği zaman 40.000 dekar ba­tak arazi ekilebilecek bir hale gelecek­tir. Bu suretle Kör Hasan, Çifteler, E-mine - Ekim, Azmak, Yaralı köylerinin ekime müsait arazisi genişlemiş olacak­tır.

Bu ameliyede 32 kilometre uzunluğunda Sakarya mecrası derinleştirilecek ve ay­rıca Sakarya üzerinde 7 adet geçit köprüsü inşa edilmiş olacaktır.

Batağlığm kurutulması aynı zamanda civar halkın sıhhatleri üzerindeki men­fi tesirleri de ortadan kaldırmış olacak­tır.

2 Aralık 1951

— Kayseri :

Büyük Mîllet Meclisi Başkanı Refik Ko-raltar bugün sabahleyin Sümerbank işçi mahallesi inşaatını görmüş ve ile­ride 500'e ibiâğ edilecek olan bu güzel evlerde işçilerimizin mes'ut olmalarını temenni etmiştir.

Saat 10'da Kayserililere veda eden Ko­raltan, Ordu Müfettişi General Şahap Gürler, Kolordu Komutanı General Se-lâhattin Sel ışık, Yurdİçi Bölge Komu­tanı General Galip Ulaş, Kayseri mil­letvekillerinden Kâmil Gündeş, Ali Rıza Kılıçkale, İbrahim Kirazoğlu, İstanbul milletvekillerinden Hüsnü Yaman, Vali Kâzım Arat, Belediye Başkanı Osman Kavuncu, Emniyet Müdürü, Demokrat Partililer ve binlerce Kayserili tarafın­dan uğurlanroış, garnizon mensubu su­baylar ve bir ihtiram kıtası selâm res­mini ifa etmiştir.

Koraltan, kara yolu ile Mucur - Kırşe­hir - Kaman üzerinden Ankara'ya dön­mektedir.

—Erzurum .

Büyük vatan şâiri Namık Kemal'in 63 üncü yıldönümü münasebetiyle Erzurum Öğretmenler Derneği bugün saat 14'te belediye salonunda bir anma töreni ter­tipetmiştir.

Yüzlerce Erzurumlu vatandaşın katıldı­ğı bu törende, merhumun ruhunu taziz için yapılan bir dakikalık ihtiram vak­fesinden sonra muhtelif hatipler tara­fından büyük vatan şâirinin hayatı, e-debî ve siyasî cepheleri etraflı bir şe­kilde izah edilmiş ve merhumun "Va­tan" şiiri okunarak törene son veril­miştir.

—Ankara :

Gümrük ve Tekel Bakanlığından bildi­rilmiştir :

Tekel mamullerinin fiatlarında 1943 yı­lında yapılan fiat arttırmalarından son­ra bu defa fiatlarda yeni bir ayarlama, yapılmasına zaruret hasıl olmuş ve bu cümleden olarak nisbeten varlıklı bir kı­sım yurtdaşîarımızm istihlâk etmekle-olduğu yüksek ve orta nevili sigaralar­la zarurî ihtiyaç maddesinden ziyade bi­rer keyif maddesi olan ispirtolu içki­lerin fiatlarma bir miktar zam yapıl­ması lâzım gelmiştir.

Ancak başta köylü sigarası olmak üze­re satışların %60 ma yakın bir miktarı­nı teşkil eden ve dar gelirli büyük bîr halk kitlesi tarafından istihlâk edilen sigara ve tütün çeşitleriyle diğer Tekel mamullerinin fiatlarında herhangi bir arttırma yapılmamıştır.

Bu fiat ayarlamasını icap ettiren başlı­ca sebepler, teknik zaruretler ve mali­yet unsurlarından değişiklikler olarak i-ki noktada toplanabilir.

Tekel mamullerini ve bilhassa sigara i-raalâtını ötedenberi teessüs etmiş olan halkın içim zevkine uygun olarak istik­rarlı bir şekilde idame ettirme zarure­ti vardır.

Bu seyahatlerinde Cumhurbaşkanına Millî Eğitim, Bayındırlık, Tarım vo Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanları, Ma­nisa Milletvekili Adnan Karaosmanoğlu, Ankara milletvekili Mümtaz Faik Fe­nik ve Başyaver Kurmay Yarbay Nu-reddin Alpkaıtal refakat etmektedirler. Cumhurbaşkanı garda, Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Baş­bakan Adnan Menderes, Bakanlar, Mil­letvekilleri, Genelkurmay Başkanı İle mülkî ve idarî erkân tarafından ugur-lanmışlardır.

—Ankara :

İçişleri Bakanağına tayini yüksek tas-dika iktiran etmiş olan Devlet Bakanı Fevzi Karaoamanoğlu bu sabah asil o-larak vazifesine başlamış ve İçişleri Ba­kanlığı ileri gelenlerinin ve dostlarının tebriklerinikabuletmiştir.

Gümrük ve Tekel Bakanlığına tayini dün yüksek tasdika iktiran eden Ba­lıkesir milletvekili Sıtkı Yırcalı bu sa­bah makamına gelerek vazifesine baş­lamış, Bakanlık mensuplariyle tanışmış ve dostlarının tebriklerini kabul etmiş­tir. Sıtkı Yırcalı, öğleye doğru Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan'ı ziyaret etmiş ve Başkan Vekilliğinden istifasını vermiştir.

— Kırıkkale :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar yanların­daki zevatla birlikte bugün saat 11.20 de Kırıkkale istasyonuna gelmişler ve kısa bir tevakkuftan sonra yollarına de­vam etmişlerdir.

—Kayseri :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar refakatin­de 'Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Ek­rem Hayri Üstündağ, Bayındırlık Ba­kanı Kemal Zeytinoğlu, Tarım Bakanı Nedim Ökmen ve Millî Eğitim Bakam Tevfik İleri olduğu halde bu akşam sa­at 19.30 da Kayseri'ye gelmiş ve garı dolduran büyük bir kalabalığın sürekli alkışları ve sevgi tezahürleriyle karşı­lanmıştır.

Cumhurbaşkanı, vilâyet hududunda Kayseride bulunan milletvekilleri, Kay­seri Valisi Kâzım Arat, Belediye Baş­kanı Osman Kavuncu ve daha birçok kimseler tarafından istikbal edilmiştir.

Sayın Bayar'a Ankara'dan hareketin­den itibaren bütün yol boyunca istas­yonlarda biriken halk tarafından can­dan sevgi tezahürlerinde bulunulmuş­tur. Her yerde tren durduğa müddetçe Cumhurbaşkanımız, halktan, ziraî du­rum ve âsâyış. meseleleri hakkında mem­nunluk verici haberler almıştır.

Trenin bir bucak saat Kayseri'de kal­masından faydalanan Cumhurbaşkanı­mız, Kayserililerin büyük sevgi tezahür­leri arasında vilâyete gitmiş ,ve kendi­sini ziyarete gelen muhtelif heyetlerden Kayseriyi ilgilendiren meseleler hakkın­da malûmat almıştır.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, vilâyet ko­nağında Kayseri'nin ilçe ve bucakların­dan gelen bu heyetleri kabul ederken, dışarıda toplanan büyük bir kalabalı­ğın İsrarlı alkışları üzerine terasa çık­mış ve kısa bir hitabede bulunarak ken­disine ve refakatinde olanlara gösteri­len muhabbete teşekkür etmiş ve de­miştir ki :

"İyi yoldayız, millete verilen sözün tu­tulmakta olduğunu, yakın faaliyetlerin neticesi göstermektedir. Biz, sizlere is-tinad ederek çalışıyoruz, Cenabı Hak'­tan temennim odur ki, bu mesaide bizim daima muininiz olsun.

Kayserinin her zaman ilerlemekte ol­duğunu yakından bilirim. Bu muhitte yaşayan vatandaşların daima yükselmek ve inkişaf etmek istidadında bulundu­ğundan da herkes emindir. Buna yardım içinçaıışmak bizim esasvazifemizdir.

Gösterilen muhabbete tekrar teşekkür eder hepinize saadetler dilerim."

Cumhurbaşkanımızın bu hitabesi halk tarafından sürekli alkışlar ve sevgi te­zahürleriyleU arşılanmıştır.

Cumhurbaşkanımız saat 21'de aynı tren­le Amasya'ya müteveccihen hareket et­miştir.

Sayın Celâl Bayar yarın öğleyin Amas­ya'da olacak ve hapırperver vatandaşı­mız Ruhi Tingiz tarafından 450 bin lira sarfiyle inşa edilen 120 yataklı hasta-haneninaçılıştörenindebulunacaktır.

Cumhurbaşkanımız geceyi Amasya'da geçirecek ve ertesi sabah otomobille Samsun'a hareket edecektir. Yol boyun ca Lâdik ve Vezirköprü ziyaret oluna­cak, bilhassa Vezirköprü'de Kızıhrma-ğın amenajman işleri tetkik edilecek­tir.

General Tahsin Yazıcı, Yeşilköy hava ilanında Vilâyet ad:ns Vali muavini Fu­at Alper, Şehir Meclisi adına Murat Güden, Harp Akademileri Komutanı Korgeneral Fevzi Mengüç, Ordu Kur­may Başkam Tümgeneral Suat Kuyaş, Merkez Komutanı Tuğgeneral Reşit Erkmen, Deniz Komutam Tuğamiral Tacettin Talayman, Generaller, dostla­rı, gazeteciler ve binlerce vatandaş tarafından büyük sevgi tezahürleri ara­sında karşılanmış ve kendisine aynea muhtelif birlik ve dernekler adına bu­ketler verilmiştir.

Kore birliğimizin eski alay komutam Albay Celâl Dora, Kurmay Başkanı Yarbay Selâhaddin Tokay, Yüzbaşı İs­mail Çataloğlu ve diğer bazı subaylar generali karşılamak üzere hava meyda­nındahazır bulunuyorlardı.

General Tahsin Yazıcı halkın sürekli alkış ve "Varol,, sesleri arasında uçak­tan indikten sonra kendisini karşılayan­larla beraber Gümrük binasının önü­ne gelmiş ve mikrofonlarla halka şu lıitabede bulunmuştur;

"Memleketimden ayrılırken milleti­min şeref ve itibarını Birleşmiş Mil­letler cephesinde temsil etmek gayesi ile yola çıkmış ve Kore'de elde bulunan imkânlar nisbetinde çalışarak bugün memlekete dönmüş ve vatandaşlarıma kavuşmuş bulunuyorum. Bundan duy­duğum huzur ve bahtiyarlık büyüktür. Milletimin karşısına açık alınla çıkmak en büyük emelim di.

Hepinizsağolun,varolun.

Bundan sonra General ihıiram kıt'asını teftiş etmiş ve Mehmetçiklere hitaben de şunları söylemiştir:

"Korede'ki kardeşlerinizin hepsinin siz­lere selâmı var, hepsi vazifelerini va-pıyor ve başarılarını elde etmek için ça­lışıyorlar.

General Yazıcı, uçaktan inişinde olduğu gibi aynı sevgi tezahürleri arasında otomobile binerek hava alanından ay­rılmıştır.

Kore birliğimizde vazife görmüş olan Yüzbaşı Hurşit Güneşli, Üstteğmen Ke­mal Çam ve Üstteğmen Ragıp Uluğbey de ayni uçakla memlekete dönmüşler­dir.

— Samsun:

CumhurbaşkanımızCelâlBayarreta- h katindeTarım,BayındırlıkveMillî EğitimBakanlarilekendisinikarşı.d.- [ mağa gelen Samsun Milletvekillerinden Muhittin Özkefeli,Haşim Alişan, Hadi Üzer,ŞükrüUluçay,FeritTüzel,Co- . rumMilletvekiliHakkıYemeniciler. J Manisa Milletvekili Adnan Karaosman-oğlu,Ankara Milletvekili MümtazÎV ik Fenik, Samsun Valisi Turgut Baba-oğlu, Samsun Belediye başkanı Hamit Erip ve daha bir çok Samsunlular oldu-ğuhaldeSamsun'danayrılmışlardır.

Cumhurbaşkanımızı sabahın erken sa­atlerinde bir çok Samsunlular sevgi ve saygı tezahürleriyie uğurlama­lardır.

Sayın Bayar evvelâ Havzadan geç­miş ve burada bütün Havzalılar tara­fından alkışlarla karşılanmıştır. Cum­hurbaşkanımız buradan Samsun'un en mühim kazalarından biri olan Vezİr-köprüye gitmiştir.

Bütün Vezirköprü halkı Cumhurbaşka­nımızı karşılamak üzere kasabanın girişinde, kendisini bekliyorlardı. Bura­da birçok kurbanlar kesilmiş ve sayın Bayar halkla beraber belediye binası­na kadar yaya gitmiştir.

Burada toplanan büyük bir kalabalığa hitaben Cumhurbaşkanımız kendisine ve refakatinde bulunanlara karşı gös­terilen muhabbete teşekkürlerini bil­dirmiş ve ezcümle demiştir ki:

"Hürriyete ve İstiklâle âşık bulundu­ğunuzu daima isbat etmiş insanlarsı­nız. Bu tezahürlerinizden iktidara getirdiğiniz insanlara inanarak onla­ra büyük vazifeler tahmil etmiş ol­duğunuz için kalben ve vicdanen sa­adet içerisinde olduğunuzu derhal anlamak kabildir. Bugünkü iktidarın aziz vatandaşlara âlicenap halkımıza hizmetten başka bir emeli yoktur. Bu­gün millet ve memleket meseleleri hakkında sizlere uzun boylu görüşme­ğe ne vakit ve ne de imkânımız ol­madığını takdir edersiniz. Şurasını söyliyeyim ki, sizin inanarak işbaşına getirdiğiniz kimselerin, kalbinde ya­nan arzuları tahakkuk ettirmekten başkahiçbirdüşünceleriyoktur.,,

Cumhurbaşkanımız bundan sonra şu cümlelerle hitabesine nihayet vermiş­tir:

"Bugünküçalışmalarlabuidealigünimage001.gifgeçtikçe daha çok tahakkuk etmiş bu­lacağız. Dünyanın karışık vaziyeti içinde umumî dikkatin memleketin se­lâmetini temin üzerinde toplandığını biliyorsunuz. Siz buna emin olarak tar­lanızda çalışacaksınız. Mahsul ve' gay­retlerinizi kıymetlendirmek, iktidarda olanların başta gelen vazifelerinden biridir.,,

Cumhurbaşkanımız sözlerini, gösterilen büyük tezahürata tekrar teşekkür ede­rek bitirmiştir.

Sayın Bayar bundan sonra Vezirköprü'­yü Boyabada bağlıyacak köprü yeri­ni mahallinde görmek üzere Vezir­köprü'den 17 kilometre uzakta bulu­nan Kızılırmak boyuna hareket et­miştir. Cumhurbaşkanımız ve Bayın­dırlık Bakam Kemal Zeytinoğlu bura­da sallarla yapılan nakliyatın ne zor şartlar içinde cereyan ettiğini görmüş­ler, alâkalılardan ve köylülerden ge­reken malûmatı almışlardır. Eğer bu köprü yapılacak olursa Karadeniz böl­gesi İstanbul'a en kısa yoldan bağ­lanmış olacaktır. Mühendisler köprü­nün 200 metre uzunluğunda olacağını ve en az bir hesapla bir milyon liraya çıkacağını söylemektedirler. ' 'Şimal • yolu,, denilen hu yol Karadeniz'in en mühim bir ihtiyacını karşılayacaktır. Çünkü bu sayede Samsun Sinop'a ve oradan Bolu ve İstanbul'a bağlanacak­tır. Samsun'un aynı zamanda sahilden Erzurum'a bağlı olduğu göz önüne alı­nacak olursa, bu yolun ve köprünün ehemmiyeti kendiliğinden meydana çıkar.

Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu köprünün etüdlerinin yapılması için gerekenemrinverildiğinibildirmiştir.

Cumhurbaşkanımız burada bir kam­yonun nasıl Keleklerle karşıya geçiril­diğini görmüşler ve sonra avdet et­mişlerdir. Samsun'a gelinirken Lâdik de ziyaret edilmiş ve sayın Bayar bu­rada da halkın coşkun tezahürleriîe" karşılanmıştır. Bundan sonra Kavak yolu ile Samsun'a müteveccihen ha­reket edilmiştir.

Samsunlu'lar Cumhurbaşkanımızı ka­file kafile otomobillerle yollarda kar­şılamışlardır. Böylece gittikçe büyü­yen kafile, aşağı yukarı yedi sekiz ki­lometre uzunluğunda bir otomobil kor­donu halinde Samsun'a doğru ilerle­meğe başlamıştır. Cumhurbaşkanı­mız yoldaki sis yüzünden akşam ka­ranlığıbastıktan .sonraSamsunagelebilmiştir. Fakat on binlerce Sam­sunlu ince ince yağan yağmura rağmen sokaklarda kendisini beklemişler ve Sayın Bayar'a muazzam ve muhteşem birkarşılamatöreniyapmışlardır.

Cumhurbaşkanımızın geçtiği bütün so­kaklar hemen hemen insandan duvar olmuştu/ Yaşa, varol sesleri ve aîkış-lar her tarafı inletiyordu. Sayın Ba­yar böylece vilâyete gelmiş ve orada toplanan muazzam kalabalığa balkon­dan bir hitabede bulunarak bu büyük muhabbete teşekkürlerini sunmuş, şahsına gösterilen teveccühün Sam­sunluların memlekete hizmet dâvasına ne kadar bağlı olduklarını bir defa da­habelirttiğinisöyliyerekdemiştirki:

"Biz memleketin yüksek menfaatlerini aşk iie tahakkuk ettirmeğe çalışıyo­ruz. Biz dâvaların şahıslara bağlı ol­duğuna inanan insanlar değiliz. Siz memleketin yüksek gaye ve maksatla­rının tahakkuk edeceğine emin oîma-dığınız müddetçe başınızı çevirip bana. bakmazsınız. Bana değil, kimseye baK-mazsmız. Bu hissiniz vatanîdir ve çok yerindedir. - Benim nâçiz şahsında kar­şı gösterdiğiniz tezahürleri millî dâva­ya ve bizim hizmet azmimize inanmış olmanızın bir ifadesi olarak telâkki ediyorum. Size ayrı ayrı teşekkürler ediyorum.

Aziz Samsunlular, biz dün ne isek bugün de oyuz. Bugün ne isek yaruı da o olacağız. Dâvamız hak ve adalet dairesinde bu vatana vs bu millete hiz­met etmektir. Biz bu milletin mes'ut olması için çalışıyoruz. Çünkü bu mîl­let mes'ut olunca millî dâvamızın ta­hakkuk ettiğini gören insanlar sıfatiy-le biz de bahtiyar oluruz. Siz bu sa­adete lâyıksınız. Kepinizi heyecanla ve muhabbetle selâmlar, akşamın bu geç saatlerinde, bu yağmura rağmen nâçiz şahsıma gösterdiğiniz teveccühe te­şekkürler ederim. -Bahtiyar olunuz aziz Samsunlular.

Cumhurbaşkanımızın bu sözleri mey­danı dolduran Samsunlular tarafından sık sık alkışlrla kesilmiş ve devlet başkanımıza büyük sevgi ve saygı teza­hürleri yapılmıştır.

6 Aralık 1951

—. İstanbul :

Dün uçakla şehrimize gelen Koredeki askerî birliğimizin eski komutam Tüm­general Tahsin Yazıcı bugün öğleden evvelBirinciOrdu MüfettişiKorgenerai Şükrü Kanatlı'yı makamında zi­yaret etmiştir.

Bundan sonra, Tümgeneral Yazıcı Bi­rinci Ordu Müfettişi tarafından Ordu Evinde şerefine verilen ziyafette ha­zır bulunmuştur.

Yemekte Vali adına, Vali Muavini Fa­zıl Ubaydın, Belediye Reis Muavini Suat Kutat, Ordu Kurmay Başkanı, Merkez ve Tümen Komutanları, Ko­re'den memlekete dönmüş bulunan su­baylar, İl Genel Meclisi Başkan Vekili Hayri Yaman ve Amerikalı Askerî uz­manlar hazırbulunmuşlardır.

-— İstanbul :

Stokholm elçisi Emin Ali Sipahinin cenazesi bugün öğle namazını mütea­kip Beyazıt camiinden törenle kaldı­rılmıştır.

Merhumun naşı, önde şehir bandosu, Bakanlıklardan, Vilâyetten ve mües­seselerden gönderilmiş çelenkler ol­duğu halde Piyade Taburu, Atlı Süvari Bölüğü, Polis ve andarma müf­rezeleri refakatinde Beyazıt meydanın­dan Divanyolu caddesini takiben Sul-tanahmede getirilmiştir.

Cenazeyi Vali Muavini Fuat Alper, yüksek rütbeli subaylar, Şehir Meclisi üyeleri, merhumun akraba ve dostla­rı ile kalabalık bir halk kütlesi ta­kip etmekte idi.

Sultanahmet meydanında askerî kıta­nın selâm resmini ifa etmesini müte­akip merasime son verilmiş ve merhu­mun naşı cenaze otomobili ile Rumeli Hisarınagötürülerekdefnediîmiştir:

— Ankara.:

Millî Savunma Bakanlığı Temsil Büro­sundan, Türkiye-Lüksemburg arasında 25 Kasım günü yapılan askerî takımlar futbol maçı hakkında ezcümle aşağıdaki malûmat verilmektedir:

Türk-Lüksemburg maçı için Kasım ayı­nın 21 inde Ordu futbol ekibimiz, hava kuvvetlerine mensup bir uçakla mem­leketimizden ayrılmış ve oldukça fena hava şartları altında Lüksemburg'a var­mıştır. Kore'de göstermiş olduğumuz kahramanlıkları gazete ve radyolardan takip eden Lüksemburg'lular. uzaktan uzağa hayranlık hisleri besledikleri Türklerin Ordu ekibini memleketle­rinde görmek ve misafir etmekten duy­dukları sevinci her fırsatta ifade etmiş­ler ve ekibin bütün fertlerini büyük bir misafirperverliklekarşılamışlar,Lüksemburg şehrinden maada, Remick, Eshtermach, Esch'de yapılan gezilerde Türk Ordusu mensubu sporculara her girdikleri yerde, mağazalarda, gazino­larda, sokaklarda her türlü kolaylık ve yardım yapmak için Lüksemburglu'lar âdetabirbirlerileyarışetmişlerdir.

Türkiye-Lüksemburg Ordu takımları karşılaşması, 25 Kasım günü Türk ve Lüksemburg bayraklarile süslenmiş Lüksemburg stadında havanın yağışlı olmasına rağmen tribünleri dolduran binlerce seyirci önünde oynandı. Saat 14,30 da maçı idare edecek olan Fran­sız hakemi, beraberinde yan hakemleri olduğu halde sahaya çıktı. Onları Türk takımı takip etti. Mutat seramoniden sonra takımlar şu kadrolarüe sahada yerlerini aldılar:

Türk Ordu takımı: Feyzi-Mehmet, Rıd-van-Eşref, Basri, Mustafa-Nusret, Fah­rettin, Sabahattin, Recep, Süleyman.

Lüksemburg Ordu takımı: Wagner-He-inen, Scuer-Remy, Mertl, Schumaster-Dietsehter, Fandel, Conter, Paulus, Re-uter.

Hakem. : Le Foll (Fransız)

İri cüsseli olan Lüksemburg takımı o-yuncuları ilk dakikalarda Türk kalesi­ni sıkıştırmaya başladılar ve üstünlük­lerini 15 dakika kadar muhafaza etti­ler. Bundan sonra oyuncularımız ya­vaş yavaş kendilerini toparhyarak yir­minci dakikadan itibaren deplasmanlı ve yerden bir oyun tutturdular. Türk takımı, ilk golünü Fahrettin vasıtasile kazandı.

35 inci dakikadan itibaren Türk takımı hâkimiyeti tamamen ele almıştı. 40 mcı dakikada, Sabahattin topu Nusret'e geçirdi. Nusret güzel bir sütle takımı­na bir gol daha kazandırdı. Bu golü, devrenin bitmesine iki dakika kala Re­cebin attığı üçüncü gol takip etti ve devre 3-0 Türk takımı lehine netice­lendi.

İkinci devreye genç oyuncularla takvi­yeli olarak başlayan Lûksenıburglu'lar, santrforları vasıtasile devre başlarında ilk gollerini kazandılar. Bir kaç dakika sonra, Süleyman, Mustafadan aldığı topla, rakip kale önüne indi ve Recep'e güzel bir pas verdi. Recep de topu ka­leye soktu. Oyun yağmur altında oy­nanmakta olduğu halde sür'atli cereyan ediyordu. İkinci devrede Türk takımı rüzgâra karşı oynamasına rağmen, yi­ne hâkimiyetieldetutuyordu.Maçın bitmesine doğru, her iki takım birer gol daha attı ve maç 5-2 Türk takımı lehine sona erdi. Hakem maçı muvaffa­kiyetle idare etti.

Ertesi günü, Lüksemburg gazeteleri, Türk tekniğinin Lüksemburg teknik ve enerjisini yendiğini yazmakta idiler-Ayni gün Fransa ile Belçika arasında oynanan maçı Belçika Ordu takımı 3-1 kazanmıştır.

— Bafra

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar bu sa­bah refakatlerinde Bakanlar, Milletve­killeri, Başyaver Nurettin Aipkartal ve Hususî Kalem Müdürü Fikret Belbez olduğu halde Samsundan Bafra'ya ha­reket etmiştir.

Bafra yolunda, Bafralılar ve civardan gelen birçok köylüler Cumhurbaşkanı­mızı otomobillerle karşılamışlardır. Böy­lece gittikçe büyüyen kafile ve 100 e yakın otomobille milletçe coşkun say­gı ve sevgi tezahürleri arasında öğleye doğru Bafra'ya girmiştir. Cumhurbaş-kammızm gelişile Bafra müstesna gün­lerinden birini yaşıyordu. Hemen hemen bütün Bafra halkı ve civar köylüler gel­mişlerdi. Cumhurbaşkanımız sürekli al­kışlar arasında balkona çıktı ve bu muh­teşem kalabalığa hitaben şunları söy­ledi:

"Sevgili vatandaşlarım, aziz Bafralılar,, Hatırlarsınız güzel şehrinizi bir kaç de­fa ziyaret etmiş sizin huzurunuzda memleket meselelerini konuşmuştum, O günlerin zevkli hatırasını daima yaşa­rım ve yaşamaktayım. Bugün de sizin asil heyecanınız önünde fevkalâde bir sevinç duyuyorum. Çünkü Bafralıların millî dâvaya, üzerinde yürüdüğümüz hak ve adalet dâvasına ne kadar bağlı olduklarını yakından bilirim. Aziz Baf­ralılar bu dâvaya ne büyük bir sadakat gösterdiklerini daima niliyat ile ispat etmişlerdir.

Siz memleketin en güzel yerlerinden bi­rinin sahiplerisiniz. Bilirini çalışkansı­nız, ahdinize, sözlerinize vefalısınız. Bi-lirirn uhdenize düşen millî vazifeleri da-ıüia fedakârlıkla yerine getirirsiniz. Böyle müstesna yaradılışta olan vatan­daşlarımızın lâyık oldukları refah ve saadete kavuşmaları elbette haklarıdır. Bu olacaktır ve olmak yolunu tutmuş­tur.

Sizin gibi mübarek insanlara hizmet etmek onların millî arzularım yerine getirmek bizin"; en büyükzevkimizdir.

Biz o zevki tatmak için size hizmet iş­tiyakıiçindeyiz.

Eğer sizin arzularınız dahilinde hizmet edebilirsek hayatımızın en büyük zevki­ni ve mükâfatım görmüş oluruz.

Biz sizlere lâyık olmağa çalışıyoruz. Al­lah'tan temenni ederim, milletimize sa­adet ve memleketimize refah ihsan et­sin.

Sizlere bu müstesna tezahüratınızdan dolayı teşekkür ederek huzurunuzdan ayrılırken sözü sizin reylerinizle size vekâlet eden vekillerinize bırakıyorum.,, Cumhurbaşkanımızın nutkundan sonra Millî Eğitim Bakanı Tevfik ileri umumî memleket meseleleri hakkında bir ko­nuşma yaptı.

Müteakiben Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu memleketin bayındırlık iş­leri hakkında izahat verdi. Bu izahata göre bütün bu havaliyi ilgilendiren Sam­sun Limanının inşasına 1952 yılında derhal başlanacaktır. Vezirköprü'yü Boyabat'a bağlayacak olan Kızılırmak köprüsünün inşası için etüdlere başlan­mıştır. Türkiye'nin en işlek yolların­dan biri olan Samsun-Bafra yolu der­hal asfaltlanacaktır. Bayındırlık Ba­kanından sonra Tarım Bakanı Nedim Ökmen konuşmuş ve ziraî vaziyetimiz hakkında izahat vermiştir. Bundan sonra Ankara Milletvekili Mümtaz Fa­ik Fenik memleket meseleleri hakkın­da bir konuşma yapmıştır. Gerek Ba­kanlarımızın konuşmaları, gerek Müm­taz Faik Fenik'in hitabesi meydanı dolduran muazzam kalabalık tarafın­dan uzun uzun alkışlanmıştır. Cumhurbaşkanımız aynı heyecanlı ve sıcak tezahürler arasında otomobiline binmiş ve buradan, Alaçam'a gitmiştir. Otomobil kafilesi Alaçam'a kadar yol boyunca daha da büyümüştür. Aiaçam-hlar da sayın Bayar'a müstesna bir kar­şılama töreni yapmışlardır. Sayın Ba­yar Belediye dairesinde Alaçam mesele­leri hakkında alâkadarlardan ve Ala-çamlı'lardan izahat aimış ve sonra dışa­rıdaki halka kısa bir hitabe irad ederek gösterilen samimiyete teşekkür et­miştir. Sayın Cumhurbaşkanımız Öğleden son­ra tekrar Bafraya dönmüştür. Bafralı­lar bu sefer kasabanın Alaçam yolu ta­rafında kendisini büyük tezahüratla karşılamışlardır. Öğle yemeği şehir kulübünde yenmiştir. Cumhurbaşka­nımız bundan sonra Boyabat heyetini kabul etmiştir.

—İstanbul :

Şehrimizde bulunan Kore Birliğimizin eski Komutanı Tümgeneral Tahsin Ya­zıcı, bugün saat 16'da Vilâyete gele­rek Vali ve Belediye Başkam adına Vali Muavini Fuat Alper'i ziyaret etmiştir. Tümgeneral Yazım, bu arada rahatsızlı­ğı dolayisileevinde bulunmaktaolan

Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay ile telefonla görüşerek, kendisine şifa temennisinde bulunmuş ve Korede bu­lunduğu müddet zarfında gerek mek­tup, gerek telgraf ve gerekse hediyeleri ile İstanbul halkının Koredeki Birliği­mize gösterdiği sıcak alâkadan dola­yı profesör Gökay'a teşekkür etmiştir.

—Ankara :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun her yıl 10 Aralığı bir kutlama günü kabul etmiş olması münasebetiyle bu yıl yapılacak merasime basınımız ve İnsan Hakları Türk gurubu da iştirak edecek şekilde bir program hazırlan­mışta1.

Önümüzdeki pazartesi günü İstanbul ve Ankara radyolarında konuşmalar yapılacaktır. Yine gurup tarafından aynı gün saat 17 de Dil ve Tarih-Coğ-rafya Fakültesinde bir tören tertip edilmiştir.

—Ankara:

BüyükMilletMeclisiBütçe. Komisyo­nu bugün saat10datoplanarak1952. yılıbütçetasarısınıntetkikvemü­zakeresinebaşlmışbulunmaktadır.

Bütün Komisyon üyelerinin iştirak et­tikleri bu toplantıda başbakan Adnan Menderes de hazır bulunmuştur. Komisyon başkanı Enver Adakan top­lantıyı açarak ilk sözü hükümete ver­miş, bunun üzerine Maliye Bakanı Hasan Polatkan 1952 yılı bütçe tasa­rısı hakkında iki saat süren geniş iza­hatta bulunmuştur. Başbakan Adnan Menderes, bu izahlar sırasında hükü­metin icraatı ve tutumu hakkında za-zaman zaman açıklamalarda bulun­muştur.

Hasan Polatkan, 952 bütçesinin tanzi­mine hâkim olan esasların tetkik ve tahliline geçmeden önce içinde bulun­duğumuz yıl bütçesine bir göz atma­nın faideli olacağını, bütçelerin bir seneye münhasır olmak üzere tertip olunduklarım, fakat iktisadî ve malî faaliyetlerin mahiyetlerinde istikrar ve istismar, aynı zamanda âmmehizmetlerinde devamlılık vasfının da aşi­kâr bulunduğunu, herhangi bir bütçe­nin esas ve kaynaklarının geçmiş büt­çelerde olduğunu, tesirlerinin de gele­cek yıllar bütçelerine sirayet edeceği kabul edildiği takdirde, bir bütçeyi lâ-yıkiyle tetkik edebilmek ve bir ev­velki bütçenin tatbikinden doğan ne­ticeleri görebilmek ve gelecek yıl büt­çelerine de tesirlerinin ne olabileceğim tetkik edebilmek için nazarların hem geriye çevrilmesinin hem de İleriye tevcih edilmesinin zarurî olduğunu söyliyerek 1951 bütçesinin ve aylık tat­bikatı ve umumî iktisadi durum hak­kında izahat vermenin lüzumuna işa­ret ettikten sonra Kore harbinin baş-larnasiyle fiat seviyelerinin Avrupa memleketlerinde 1950 temmuzundan itibaren mütemadi surette yükseldiği­ni, bir sene zarfında ortalama %12 ilâ 15 bir artış gösterdiğini, bu seyrin İn­giltere ve Fransa gibi memleketlerde yüzde otuza varan nispetlerle devam ettiğini belirtmiştir.

Memleketimizin durumunun garp mem­leketlerinden farklı olduğunu, onların silâhlanma masraflarım henüz bir yıl-danberi arttırmakta olmalarına muka­bil bizim bu artışı senelerdenberi de­vam ettirdiğimizi, önümüzdeki bütçede de yine aynı mecburiyet ile karşılaştı­ğımızı ifade eden Maliye Bakanı, garp memleketlerinin Marshall yardımından Çok geniş ölçüde faydalanarak sür'atle kalkındıklarım, istihsal ve milli gelirle­rini 1937 senesinin üstüne çıkarmağa muvaffak oldukları halde memleketi­mizin maalesef bu geniş yardımlardan gereği gibi istifade edemediğini, diğer milletlere yapılan yardım yekûnunun ancak yüzde 1,2 nisbetinde bir yar­dım görmek imkânını bulabildiğimizi sözlerine ilâve etmiştir. Hasan Polatkan izahatına devamla demiştir ki:

"Yeni iktidar iş başına geldiği günden beri memleketin bütün " kaynaklarım seferber ederek, ötedenberi geri kal­mış olan iktisadî kalkınmanın bir an evvel tahakkuk ettirilmesini en mühim vazife bilmiş, memlekette teşebbüs .fik­rinin ve istihsal gayretlerinin kökleş­mesine var kuvvetle çalışmıştır. Bu gayretlerin ilk semereleri elde edilmeye başlanmış olduğundan bu yıl memleket­te hemen hemen bütün ziraat şube­lerinde şimdiye kadar emsaline az rast­lanacak derecede umumî bir istihsal artışınaulaşmış bulunuyoruz.Bunu neticesi olarak umumiyetle istihsal rak-karnları yükselmiş, ir, hacmi genişle­miş, memleketin sat; naîma gücü artmış ve binnnetice ithalât ve ihracatımız ye­kûnu daha evvelki senelere nazaran çok mühim artışlar kaydetmek yoluna gir­miştir.

Hükümetin takip etmekte olduğu isa­betli malî ve iktisadî politika sayesin­de umumî fiat seviyesinde istikrarın muhafaza olunduğunu izah eden Ma­liye Bakanı Merkez Bankası emisyon hacminin yükselmekte devam etmesi-tıe de işaret eylemiş ve "bazı çevre­lerce zaman zaman bir tenkit mevzuu olarak ele alınmış ve tekrarlanmış bir takım iddialarla memleketin bir enf­lâsyona doğru sürüklendiği kanaati yaratılmak istenilmiştir. Bir memleket­teki tedavül hacmi ile fiat seviyesi a-rasmda mutlak bir rabıta arayanlar için Merkez Bankası emisyon hacmi­nin bir sene zarfında 200 milyon lira­ya yakm bir artış kaydetmesi mü­him olarak görülebilir. Fakat mem­leketin umumî istihsal seviyesi, müba­dele ve iş hacminin genişlemesi gibi e-ssalı faktörler gözönüne alındığı tak­dirde enflâsyonist bir politika takip edildiği kanaatini vermek isteyenlerin iddialarına hak verdirecek bir manzara ile karşı karşıya bulunmadığımız teza­hür eder.

Deflâsyonist bir'politikanın bir memle­ket için doğurabileceği zararlar enf­lâsyonist bir politikanın zararlarından hiç de az değildir. Memleketimiz iş ve istihsal hacmi ile tedavüldeki para mik­tarının iyi ayarlanmamış olmasının sı-" kmtılarmı çekegeîmiştir. Emisyon hac­mine, inkişaf halinde bulunan bir mil­lî iktisadın icabettirdiği genişliği ak­settirmeyen, yani deflâsyonist bir po­litikaya düşmüş olan memleketler, İk­tisadi faaliyetlerin genişlemesini bas­kı altında bulundurmak gibi ağır bir hataya düşmüş olurlar. Bundan da o memleketin istihsal kütlesi zarar görür. Emisyon politikamız, ne enflâsyonist bir politikanın iktisadî inkişafımızın istik­bali için teşkil edeceği tehdide imkân veren, ne de deflâsyonist politikanın is­tihsali ve iktisadî inkişafı menfi tesir­leri altında bunaltan bîr yoldur.,, de­miştir.

Maliye Bakam Bankalar ve Kredi mev­zuuna, tevdiatın mütemadi artış halin-ae bulunduğuna, altın mevcudunda a-zalmak şöyle dursun, cüz'i bir artış bi­le bulunduğuna, ithalât veihracatımızın çok geniş ölçüde artmakta oldu­ğuna dair rakkamJar vermek suretiyle izahlarda bulunmuş, bundan sonra 1951 yılı bütçe tatbikatının izahına geç­miştir. 1951 bütçesinin ne büyük bir samimiyetle tatbik edilmekte olduğunu, tahminlerde gösterilen isabetli rakkam-îar zikretmek suretiyle anlatarak mas­raflar, gelirler ve hazine muameleleri itibariyle ayrı ayrı geniş açık'arnalar yapmıştır.

Bakan, 1952 bütçesinin masraf ve gelir rakkamlarmi tahlil ederek Millî Sa­vunma, Millî Eğitim, Baymdırhk, Sağ­lık ve Tarım gibi memleketin müdafaa­sı, içtimaî ve iktisadî kalkınması mevzu-îarına ayrılmış olan büyük ödeneklerin geçen yıllarla kabili mukayese olamıya-cak derecede fazla olduğunu tebarüz et­tirmiş, katma bütçeli dairelerin durum­larına geçerek bu idarelerin bünyelerin­de yapılmış olan değişiklikler netice­sinde açıklarının nasıl bertaraf edilmek­te bulunduğunu izah etmiştir. Ezcümle geçen yıl 19 milyon lira bütçe açığı bu­lunan P. T. T. İdaresinin bu yıl bütçe­sini açıksiz olarak tanzime muvaffak ol­duğunu, yine geçen yıl 68 milyon açığı bulunan Devlet Demiryolları İdaresinin bu yıl ancak 10 milyon liralık bir açı­ğı bulunduğunu, Devlet Denizyollarının bir Anonim Şirket haline getirilmiş ol­ması neticesi açıklarının hazineye bir yük teşkil etmekten kurtarıldığını taf-silâtiyle tebarüz ettirmiştir. Bu izahlar sırasında tekrar söz alan Başbakan Adnan Menderes, bütçe açı­ğı durumuna temas ederek, karayol-üan, il ve köy yolları, iskele ve ba­rınaklar, su işleri gibi bayındırlık faaliyetleri için geçen yıllara naza­ran ayrılmış olan büyük yatırım tahsisatına işaretle, bu sahalarda geçen yıla göre bu derece büyük miktar­larda artışlara gidilmeyip daha cüz'î art­tırmalarla iktifa edilseydi, bütçenin açıksız olarak getirilmesi mümkün ola­bilirdi, bu takdirde kimsenin neden da­ha fazîa arttırma yapmadınız diye ten­kitte ' bulunmıya hakkı olamayacaktı ve kimsenin böyle bir tenkid aklına gelmi-yecekti. Fakat vazifesini ve mes'uliye-tini müdrik olan hükümet, memleketi süratle kalkındırmaya yarayacak olan bu mevzulara bütçe açığını göze almak suretiyle büyük tahsisler yapmaktan çekinmemiştir. Şunu da derhal ilâve edeyim ki, önümüzdeki yıllarda bu sa-halardaKi yatırımlarımızın miktarları bugünkünden de fazla olacaktır, demiş­tir.

Maliye Bakanı, hükümetin, sermayenin hususî teşebbüs sahasına ve bu arada sınaî sektöre intikalini temin için ted­birler almakta olduğunu, sanayide dev­let rekabetinin artık mevzuu bahis o-lamiyacağını izah etmiş ve "devlet tah­villerine karşı muazzam talepler bulun­duğu halde hükümetin tahvil piyasası­nı istilâ etmemek suretiyle sermayenin hususî teşebbüs sahasına akmasını te­min ettiğini açıklamıştır. Bu bahiste Bakan demiştir ki:

"Sınaî halkmmayı temin yolunda Tür­kiye Sınaî Kalkınma Bankası büyük gayretler sarfetmektedir. Banka bugü­ne kadar kendi kaynaklarından olmak üzere, çelik, mensucat, inşaat malzeme­si, gıda maddesi, madenî eşya ve tıbb' müstahzarat sanayi şubelerinden 26 fir­maya 9.415.0S5 lira ikraz için mukave-

Je yapmış, hususî hesaptan çimento, çır­çır ve yağ, iplik, tıbbî müstahzarat sa-

jiayi şubelerinden S firmaya 17.866.800 lira ikraz olunmuş, Marshall Plânı Özel Teşebbüs Fonundan çırçır, sebze ve meyve, iplik sanayii kollarından 4 fir­maya 1.286.000 lira ikraz için keza mu­kavele yapmıştır. Banka kendi kaynak­larından çırçır fabrikası için bir firma­ya ikraza karar verdiği 352.000 liralık anlaşmanın tasvip edilmesi için millet­lerarası Bankaya göndermiş, mensucat sanayii için 3 firmaya ikraz edeceği 4.257.800 liraya ait mukavelelerin tas­vibini de keza Milletlerarası Bankanın tasvibine göndermek üzere bulunmak­tadır.

Görülüyor ki, Banka, faaliyete başladi-,ğı şu kısa müddet içinde sanayiimizin inkişafına ve bazı sanayi kollarının ku­rulmasına büyük yardımlar yapma yo­lundadır.

Banka halen kendisine yapılmış olan birçok kredi taleplerini de tetkik et­mektedir."

Sorulan sualleri cevaplandırmaya de­vam eden Maliye Bakam Hasan Polatkan, Barker Heyeti raporunda, 952 yıhnda, Türkiyede âmme teşekküllerinin 450 milyon liralık bir yatırım yapma­larından bahsedildiğini, halbuki yalnız umumî muvazeneden yatırımlar için 952 yılında 363 milyon liralık bir yatırım yapılacağını, mülhak bütçelerde yatı­rımlar için 80 milyon liralık tahsisat bulunduğunu, bu suretle umumî muva­zene ve katma bütçelerde yatırımlar yekûnunun 443 milyon lirayı bulduğu­nu, iktisadî devlet teşekküllerinin bu­nun haricinde olduğu gözönüne alınır­sa Barker Raporunda 952 yılı için ve­rilen yatırımlar yekûnunun aşılmış ol-duğunu izah ettikten sonra vergi mev­zuuna ve bilhassa esnaf vergisine temas etmiş, Esnaf Vergisi mevzuunda şikâ­yetlerinin büyük bir kısmının gezici Es­naf Vergisine tâbi olan mükellefler île götürü ücret üzerinden vergiye tâbi o-lan hizmet erbabı namına yapılmış O-lan takdirlerin isabetsizliği üzerine''.1' toplandığını bildirmiş, kanunun ilk tat­bik yılında yapılan götürü ücrette gö­türü kazanç takdirlerinin isabetli olma­dığını, bu takdirlerin iktisadi şartlara da uygun bulunmadığı müşahede ve tes-bit edilmiş olduğundan iki yıl tatbik edilmek üzere yapılmış olan bu tak­dirlerin, Kanunun Maliye Bakanlığına bahşettiği selâhiyete müsteniden bir se­neye hasredilmiş ve önümüzdeki sene için götürü kazanç ve götürü ücretle­rin yeniden takdiri cihetine gidileceğini izah ederek Gelir, Kurumlar ve Esnaf Vergilerinin aksak cihetlerinin ıslâhı i-çin bir tâdil tasarısı da hazırlandığını, bu tasarının hâlen Bakanlıkta tetkik c-dilmekte olduğunu, tetkikler bîtirilİn-ce Meclise sunulacağını söylemiştir. Maliye Bakam Hasan Polatkan, soru­lan sualler arasında, 1951 yılı bütçe­sinin 4 üncü maddesiyle Millî Savun­ma masrafları için derpiş olunan 8~) milyon liralık yardım me'vzuuntm bu­lunduğunu söyliyerek Amerikan aske­rî misyonu ile yapılan görüşmeler so­nunda (83.540.000) liralık bir yardım programı üzerinde mutabık kalındığını, halen bu programın 32.494.000 liralık kısmının tamamen tahakkuk ettiğini bu miktara ait Liberasyonların, Ame-rikadan satın alınacak eşya ve mal­zemelerin bedellerini karşılamak için yapıldığını, Amerİkadan satın alman eşya ve malzeme arasında giyecek, teç­hizat ve harp gereçleri bulunduğunu, bakiye kalan 51.046.000 liralık kısmın da yıl sonuna kadar peyderbey libe-re edileceğinden emin bulunduğunu anlatmıştır. Marshaii yardımı mevzuu hakkında da izahat veren Bakan, yüz­de 95,1er hesabında 1951 Malî yılma devredilen bakiyenin 102 milyon lira olduğunu, bumeblağa 1951 yılında 44,6 milyonu inzimam ettiğini .mezkur he­saptan muhtelif mevzular için yine 1951 malî yılında 71,7 milyon lira libere edildiğini açıklamıştır. Bugünkü döviz açığının önümüzdeki aylarda kapan­ması halinde emisyonun artması ihtima­li bulunduğu hakkında sorulmuş olan bir suale Maliye Bakanı cevap vere­rek demiştir ki:

"Muayyen bir tarihte, İleride emisyon hacmi şu kadar artacaktır diye bir tahminde buulnulamaz. Emisyon hac­mi Merkez Bankasının haftalık vazi­yet cetvellerinin aktif ve pasifinde yer alan muhtelif kalemlerin durumuna tâbidir. Merkez Bankasının Kasım 1951 sonu döviz vaziyeti cetveli mündereca­tına göre döviz açığı miktarı 187.720.000 liradır. Emisyon ile ihracat gelirleri arasındaki münasebete gelince, Merkez Bankası memlekete gelen dövizleri Türk parası mukabili satın alacaktır. Bu satm alma muamelesi dolayısile lü­zum hâsıl olursa emisyon da yapabilir. Su kadar ki, öövi2 bir taraftan satm alınır diğer taraftan ithalât için ve diğer dış sarfiyat için tekrar türk lirası mukabili satılır. Merkez Bankası be­dellerinin memlekete gelmesi mutlaka emisyonu arttırır diye bir kaide kona­maz. Diğer taraftan toprak mahsulle­ri ofisinin 100 milyon liralık hububat ihracatından bahsetmiştim. Bu ihra­catın bedelleri geldikçe toprak mahsui-ieri Ofisi eline geçen paralarla Mer­kez Bankasındaki bonolarını itfa ede­cektir. Keza Ofisin memleket dahi­lindeki satışlarının bedelleri de mev-eut bonolarının itfalarında kullanıla­caktır. Görülüyor ki bir taraftan ih­racat bedellerinin merkez Bankasınca tahsili ve sahiplerine Türk parasiyle : tediyeleri emisyonu arttırıcı bir âmil olarak ortaya çıkarken diğer taraftan ithalât ve dış sarfiyat için döviz sa­tışları ve Toprak Mahsulleri Ofisinin İÇ ve dış satışlarının bedelleriyle bono­larının itfası emisyonu azaltıcı birer âmilolaraktesiricraetmektedir.,,

Bu arada Bakan, emanet hesaplarında bulunan paralar ve yıl sonuna kadar aktarma teklifleri ile gelinip gelinmi-yeceği hakkında sorulan sualleri şu şe­kilde cevaplandırmıştır:

1951 yılı başında âdi emanetler baki­yesi 79,8 milyon lira idi. Elde mevcut, en son Ağustos 1951nizamınanaza­ran 94,4 milyon liradır.Ancakbun­dan 10,9 milyon liranınbütçeye gelir kaydedilmesi iktiza eden birmenbaa. taallûk etmesi dolayısilehakikî artış, miktarı 3,7 milyon liradır.Bu da te­minat ve saire gibi ba2i normalmu­amelelerden mütevellittir.

Büçe emanetleri bakiyesi 1951 malî yılı başında 84,6 milyon, Ağustos 1951 sonunda 101,7 milyon liradır. 17 mil­yon liralık artış müesseselere ceste ceste ödenen yardım paralarının ema­nette intizar eden bakiyelerine ait bulunmaktadır. 1950 yılından devre­den yardım ödenekleri bakiyeleri 1951 malî yılının ilk aylarında tamamen ödenmiş bulunmaktadır. Pek zarurî, ihtiyaçlar için olmak kaydiyle yıl so­nuna kadar bir miktar aktarma tek­lifi getireceğiz. Yalnız şunu sarahatle ifade edebilirim ki, geçmiş yıllarda, yıl içerisinde yapılan aktarmalar ve alman ödenekler yekûnu, bütçe yekû­nunun yüzde 20 si civarlarında olduğu halde, 1951 bütçe tatbikatında bu güne kadar yıl içinde alman ödenekler ve yapılan aktarmalar bütçe yekûnunun, yüzde 0,37 bulmaktadır. Yıl sonuna, kadar yapılacak aktarmalarla bu mik­tar ancak yüzde 1 olabilecektir. Bu rakam tahminlerdeki isabeti ve tatbik­teki sıhhati gösterir.

Bütçe komisyonu pazartesi günü sa­at 10 da toplanarak müzakereye de­vam edecektir.

— Ankara

Büyük Millet Meclisi Bütçe Komisyo­nunun bugünkü müzakerelerinde ha­zır bulunan Başbakan Adnan Men­deres bir gün evvel muhtelif Milletve­killeri tarafından hayat pahalılığı, emisyon hacmi, fiyatların istikrarı, büt­çe gelirleri ve ziraî mahsul fiyatların­da takip olunan politika hakkında so­rulan sualler münasebetiyle söz alarak demiştir ki:

1949 Eylülü sonunda 942 olan toptan eşya fiyatları endeksi 1950 Eylülü so­nunda 435 ve 1951 Eylülü sonunda 460'dır. Yani 1949 yılından daha aşağı bulunmaktadır. Hayat pahalılığının yükselmesini mucip olan âmiller gibi düşmesini mucip olan âmiller de karşı­lıklı olarak işlemektedir. Sigara içki fiyatlarınaşunisbettezam vâkiol-

muştur, bu hayatı pahalıiaştırıyor, id­diasına karşı bunların kendi cürümleri nisbetinde hayat pahalılığına ne kadar inikas edeceği cayi sualdir. Fakat buna mukabil hayatın ucuzlamasını icap ettiren faktörlerin de mevcudiye­tini kabul etmek lâzımdır. Kazanç se­viyesi aynı kaldığı müddetçe endeksler pahalılık ve ucuzluğun tam makesini teşkil eder. Kazanç imkânları geniş­lerse ve meselâ vasati hayat standardı yüzde on artarsa geçinme endeksi yüz­de 5 yükselmiş dahi olsa hayatın yüzde 5 payahlandıgmi değil, yüzde 5 ucuz­ladığını kabul etmek gerekir. Fi­yat istikrarından bahsolunmaktadır: Fiyat istikrarının yegâne müsbet tedbiri piyasada madde bolluğu ya­ratmaktır. Biz o yolda yürümekteyiz. İstihsalin büyük bir hızla artması ve dış ticaret rejiminde engelleyici ka­yıtların kaldırılması, piyasada madde kıtlığını bertaraf etmektedir. İstihsa­lin artması neticesinde ihracat geniş­lemekte, iştirak kabiliyeti artmakta ve bu da ihtiyaç maddelerinin bol miktarda getirilmesini mümkün kıl­maktadır. Bütün hükümet tedbirleri istihsalin artmasına, ticaretin müm­kün olduğu kadar serbest şartlarla ce­reyanına ve piyasada madde bolluğu teminine matuf olması itibariyle bu tedbirlerin heyeti umumiyesi şimdi kar­şısında bulunduğumuz mesut netice­lerin elde edilebilmesini mümkün kıl­mıştır.

Geçen kış devresinde bir kanunun mü­zakeresi dolayısile emisyon, para kıy­meti, ithalât ve ihracat hakkında ge­niş sualler sorulmuştu. O zamanki maruzatımın âtiye muzaf kısımları­nın tamamiyle tahakkuk ettiğini bu­günkü mali ve iktisadî durum ve ge­tirdiğimiz bütçe vaziyeti isbat etmiş­tir. Hâlen emisyonda görülen 182 milyon liralık artışın iki ana sebebi vardır. Birincisi, Toprak Mahsulleri Ofisinin geçen seneden bir misli fazla .mubayaatta bulunması keyfiyetidir. Bunun hakikî bir ticarî muamele ol­duğu hususunda kimsenin tereddüt ve şüphesi yoktur. Toprak Mahsulleri Ofi­sinin alımlarından dolayı, geçen yıla nazaran emisyona müntehi olan artış miktarı 132 milyon liradır. 182 mil­yonluk artıştan 132 milyon lira çıkarı­lırsa geriye 50 milyon liralık bir fazla­lık kalır. Halbuki Merkez Bankasının portföyünde mevcut senetlerde 116 mil-_yon liralık artışmevcuttur. Bunun ticarî muamelelere müstenit olduğundan şüphemiz bulunmadığına göre bu mik­tarın da emisyona intikalini kabul et­mek icap eder. Halbuki, Toprak Mah­sulleri Ofisinin mubayaalardan doğan artışın haricinde emisyona intikal eden miktar, ticarî ve ziraî senetlerin artış miktarı olan 116 milyon değil 50 milyon liradan ibarettir.

Devlet gelirlerinin artma sebepleri ba­şında istihsalin artması ve iş hacminin genişlemesi gelir. Gelecek sene getiri­lecek bütçenin mesut bir hâdise olarak 2 milyar civarında olacağına şüphe­miz yoktur. Bu netice yeni vergiler koy­mak suretiyle değil iktisadî bünyenin kuvvetlenmesinin tabiî bir neticesi ola­rak elde edilecektir. İşlerimizin hiçbir noktasında geri gitmek veya durmak değil, hattâ tabiî seyriyle artmak de­ğil, fevkalâde bir hızla artış bahis mev­zuudur. Bunun aksini ispat etmek gay­ri mümkündür. Bu seyir elbet gelirle­rinde tesirlerini göstermekte devam edecektir.

İktisadî bünyemizin ferahlığa kavuş­ması ve içinde bulunduğumuz sağlam bir malî politikanın neticeleriniönü­müzdeki yıllarda çok daha geniş ölçü­de elde edeceğimizden şüphemiz yok­tur. Türk topraklarının baştan başa ekileceğine ve iş hayatının o nisbette artacağına inanımız berkemaldir. Bu memlekette ötedenberi hâkim bir ha­kikat şudur: Mahsulün istihsal zama­nında, yani çiftçinin elinde iken piya­salar daima düşüktür. Mahsul çiftçi­nin elinden çıktıktan sonra fiyatlar yükselmeye başlar. Biz memleketin bu kaderini değiştirdik, Türk çiftçi­sinin malını deeğrlendirme politikası­nın iktisadî kalkınmamızın temelini teşkil ettiği kanaatini taşımaktayız, Fakat çiftçimizin malını değerlendirme meselesi kolay bir iş değildir. Buğday, tütün, fındık, zeytin, pamuk, vesaire bütün mahsullerimizin dünya piyasala­rına müsait şartlar altında arzını te­min etmek meselesi her gün türlü tedbirlere ihtiyaç gösteren mevzular teşkil etmektedir. Meselâ bu yıl, mah­sulün fevkalâde bol olmasına rağmen buğday fiyatlarını geçen yıllara naza­ran yükseltmiş, fındık fiyatlarını tut­mak için zamanında çok esaslı tedbir­ler almış, tütünün ve pamuğun haki­kî değerleriyle satılmasını temin yo­lunda tedbirlerde kusur etmemeğe ça­lışmakta bulunuyoruz. Bütün bun­lar Türkiye'nin ve büyük kütleyi teşkil eden Türk çiftçisinin kaderini değişti­ren, istihsalin artmasını temin eden tedbirlerdendir. Biz, bu suretle yıllar­ca takip olunan yarüış bir politikayı tamamiyle tarihe mal edere yeni bir memleket görüşü ve iktisat anlayışı ile hareket ettik. Yakın bi rgelecekte bü­tün bu tedbirlerin müsbet neticeleri­ni daha geniş ölçülerde idrâk edeceği­mizden emin bulunuyoruz.,,

Başbakanın konuşmasını müteakip söz alan Antalya Milletvekili Burhanettin Onat hükümetin almış olduğu tedbir­lerin isabetli olduğu kadar cesurane buuînduğunu. bütün bu tedbirlerin bü­yük ve mes'ut neticelerinin memleke­tin her köşesinde gözle görülür elle tutulur hale geldiğini ifade ederek hü­kümetehararetleteşekkür .etmiştir.

— Anakara:

Başbakan Adnan Menderes bgün ma­kamlarında Karadeniz bölgesi ile İstan­bul fındık ihracatçılarını temsil eden 15 kişilik bir heyeti kabul etmiştir. He­yet Aimanyada son ay zarfında alman kararlardan ve fındık fiatlarmı düşür­meye matuf hareketlerden şikâyet et­mişler ve bu arada îngiltereye daha fazla fındık satılması için teşebbüsler­de buulnulmasını İstemişlerdir. Yapı­lan görüşmeler neticesinde hükümetin bu mevzu ile vaktinde ve tam ola­rak alâkalandığı hâdiseleri günü gü­nüne takip ettiği görülmüştür. Bu arada Ziraat, İş ve Osmanlı Banka­ları ile fındık üzerine yapılan avans­larda geniş hareket etmek suretiyle piyasayı desteklemeleri için bir anlaş­maya varıldığı .Fındık Kooperatifleri Birliği ortaklarının teslim ettikleri mal­larını kilo başına beşer kuruşluk des-tio'nun verilmesine ve müdahale fiya­tını fiilen kabuklu fındık için yüz ku­ruşa çıkarılmasına karar verildiği öğ­renilmiştir.

Bu arada yine Alman heyeti ile An-karada ve Aimanyada bulunan Tica­ret Bakanımız vasıtasiyle de federal Alman hükümeti nezdinde bu vadide yapılmakta olan temasların müsbet bir safhaya girmek üzere builunduğuna ıttıla kesbedilmiştîr. Heyet, bu icraat karşısında bu yıl bilhassa fındık ve mı­sır mevzuunda hükümetçe alınan ka­rarlardan dolayı Karadeniz halkının duyduğu memnuniyeti bir defa daha be­lirtmeğe fırsat bulmuştur.

Haberaldığımızagöre,ihracatçıbirlikler piyasalarımızı karıştıran ve sar­san spekülatörlere karşı hususî ted­bir alacaklardır. Diğer taraftan eko­nomi ve ticaret bakanı Muhlis Ete'ye bu toplantıyı müteakip yeni talimat, gönderilmiştir.

—Yozgat:

Amasya, Samsun, Çorum ve Yozgat İl­lerinde altı günden beri bir tetkik ge­zisinde olan Sayın Cumhurbaşkanı Ce­lâl Bayar bu sabah aa Çorum'dan ha­reket etmeden önce saat 11 de Çorum Kız Sanat Enstitüsünü ziyaret etmiş­tir. Öğretmen ve öğrenciler Sayın Bayar'ı büyük sevgi ve candan bir alâka ile karşılamışlar ve kendi elle­riyle hazırladıkları bir çay sofrasına da­vet etmişlerdir.

Cumhurbaşkanımız bu sofrada öğret­menlerle hasbıhalde bulunmuş vo okul müdürünün "Hoş geldiniz,, diyen kısa bir hitabesine cevap vererek, ezcümle demiştir ki:

"Bir memlekette, ilmin ve irfanın yeri her şeyin üstündedir. Medeniyetin öl­çülerinden biri de esasen budur. Mede­nî memleketler maarife verdikleri kıy­met sayesinde yükselmişler ve bugün­kü ileri merhaleye vâsıl olmuşlardır. O halde Türkiye devleti de daha çok yükselmek ve medenî milletler arasın­daki mevkiini daha çok yükseltmek için Maarif sahasında ilerlemeye azimle devam etmek mecburiyetindedir.

Biliyorsunuz Maarifimiz Tanzimattan-beri iki cereyanın tesiri altında kal­mıştı: biri garplılaşmak ve muasır me­deniyete erişmek cereyanı diğeri buna karşı koyan aksi cereyan.

Memleketin yükselmesini isteyenler garplılaşmak ve Maarifte ilerlemek yo­lunu tercih ettiler ve bu gaye uğrunda çalıştılar. Vakıa bugün için bu gayemi­zin tam bir şekilde tahakkuk ettiğini iddia edecek değiliz. Fakat hedefe her gün biraz daha yaklaşmaktayız ve mak­sada erişmek için aradaki mesafenin günden güne azaldığım görmekteyiz. İşte bizde tanzimat devrinde başlayan bu hamlenin tam mânasile tahakkuk et­mesini temin etmek siz öğretmenlerin uhdesine dügen devamlı bir vazifedir. Bunu sizlerden beklemekteyiz. Nite­kim şimdiye kadar siz ve sizden evvelki öğretmenler bu yolda feragatle çalış­mışlardır.

Biliyorsunuz bizde İçtimaî hayatta ka­dın erkek uzun müddet ayrı ayrıkalmışlardır. Hele şehirlerimizde kadınlar içtimaî hayattan büsbütün ayrı yaşa­mışlardır. Halbuki Anadolu köylerinde umumiyetle şartlar büsbütün başkadır. Kadın oralarda daha çok erkeğin yar­dımcısı olmuştur.

Çok doğru bir sözdür : Kadın hayata iştirak etmediği takdirde İçtimaî bün­yede tıpkı bir uzvun ikiye bölünmüş ve birbirinden ayrılmış parçaları gibi ha­reketsiz kalır. Onun içindir ki biz ka­dınlarımızın her sahada hayatta yer almalarına büyük bir ehemmiyet atfet­mekteyiz. Böylece memleketimizin hem nüfusu hem de iş başarma kabiliyeti büyük bir kudret kazanmış olacaktır.,, Cumhurbaşkanımız bundan sonra ka­dınlara kıymet ve ehemmiyet veren mil­letlerin nasıl taali ettiklerine dair mi­saller vermiş ve demiştir ki:

'—Hülâsa şudur: anne her şeye hâkim­dir, annelerdir ki bir memleketin me­denî, içtimaî seviyesini ve kuvvetini te­min ederier. Çünkü binnetice memleke­te faydalı unsurlar, faydalı evlâtlar, ye­tiştiren onlardır. Anneler bir memleke­tin bska şartlarıdır.,,

Ben bu itibarla evi yapan, evi tanzim eden Enstitülerin mevkilerini çok mü­him görmekteyim, bu Enstitülerin ger­çi iktisadî ehemmiyeti büyüktür. Fakat bunun üzerinde daha büyük olanı iç­timaî kıymetidir.

Bir ailenin içinde bilgi kadar duygu­lar da temiz olursa, her şey halle­dilmiş demektii. Duygu dediğim za­man medenî duygu, vatanî duygu, vatan sevgisi, millet sevgisi hepsi bunun içi­ne dahildir, medenî duygu ve vatan sevgisi için, çocuk evinde terbiyesini alırsa yani ona terbiye verecekler o ğekilde yetiştiriîirse her şey mebdeinde nalledilmiş olur. Bunun için kız ço­cuklarımızın yetişmesi Maarif imizdeki hedeflerin başında gelmektedir. Bu yol­da çok ileri adımlar atılmıştır ve böyle­ce Maarif sistemimiz hayata intibak j oluna girmiştir. Hayata intibak dedi­ğim saman hayatta lâzım olan bilgile­ri kastettiğimi tabiî anlarsınız.

İnsanların ömürleri o kadar kısadır ki, hayat adamı olarak yetişecekler kendi­lerine hayatta lâzım olacak bilgilere daha çok ehemmiyet vermeye mecbur­durlar. Bu nokta bilhassa bizim gibi türlü sebeplerle hayatta geri kalmış oianlar için aradaki mesafeyi sür'atle kapamak bakımından daha büyük bir ehemmiyeti haizdir. Biliyorsunuz ki, Anglosakson terbiyesi maddî mesainin büyük inkişafı yanında, maneviyata da kıymet vermektedir. Burada mâne­vi tâbirim ahlâk ve fazilet mânasına da kullanmış bulunuyorum. Biz de bu şe­kilde hareket edip müsbet ililmlerle ah­lâk ve fazileti daha iyi telif ettiğimiz takdirde Maarifimizden beklediğimiz semereyi sür'atle elde etmiş oluruz. Ne­tice alarak şunu söyleyebilirim:

İyi bir istikametteyiz. Millî ahlâkımız daima yükselmektedir. Bununla iftihar duyarız. Bu hususta hiç bir milletten geri değiliz. Fakat yapacağımız daha bir çok işler vardır. Bu işlerin başında bir çok Türkün hayatı pahasına mal olan inkilâplarımızm saf ruhunu muha­faza etmek gelir.

Hocalarımızdan beklediğimiz inkılâpla­rın bu saf ruhu üzerinde hassasiyetle durmalarıdır. İşte bu takdirde medenî âlemde en kuvvetli yerimizi tam mâ-«asile almış oluruz. Artık herkes şuna kanidir ki, asyaî bir takım batıl formül­lerle millet mevcudiyetini muhafaza etmeye imkân kalmamıştır. Bu itibar­la hocalarımızdan çok şeyler bekliyoruz. Şimdi burada Lâdik'de, Akpınar Köy Enstitüsünden geçerken bana uzattıkla­rı hatıra defterine yazdığım bir cümleyi tekrar edeyim. Orada şunu yazmıştım: "Vazife ye mes'uliyetiniz büyüktür.,, Evet, vazifeleriniz kadar mes'uliyetle-riniz de geniştir. Ben mes'uliyet dedi­ğim zaman maddî mes'uJîyet üzerinde durmuyorum. Asıl manevî meşguliyetten bahsediyorum. Onun üzerinde ısrar ediyorum. Çünkü haysiyetli ve şerefli insanlar için manevî mes'uliyetler çok korkunçtur.

Düşününüz bir defa ki yanlış yolda olan bir hoca kaç körpe dimağı zehirleye­bilir. Aksine olarak vazife ve mes'-uliyetini müdrik bir hoca memelekete ne kadar kıymetli evlâtlar yetiştire­bilir ve bunlar vasıtasile aile muhitine nüfuz edip müsbet tesirler halkcdebilir. Bu sözlerim karşısında şimdiye kadar bunun aksi mi oluyor gibi bir sual akla gelebilir. Hayır bunu söylemiyorum, fakat dikkat ve teyakkuzu asJa elden bırakmamak ve daha çok çalışmak nok-1 aşina işaret ediyorum.

Bugün memleketimiz ecdadımızdan mervus olan mazideki şerefli, ihtişamlı ve büyük, mevkiini bütün dünya çapın­da tekrar almak yolundadır. înkilâp-larımız memlekette kökleşmiştir.Eğer bu inkılâpların yürüyüşünde bazı ufak arızalara rastlanırsa, bunların tıpkı gürbüz ve kuvvetli bir çınar ağacından kuruyan küçük yapraklara benzediğini söylemek lâzımdır. Onları daima te­mizlemek kabildir. Gövde böylece da­ha çok zindeleşir. Nitekim ne zaman bu şekilde kuru yapraklar görülürse da­ima temizlenecektir. Şayet bazı görüş­lere nazaran inklIâp düşmanlığı kuv­vetli bir tezahürle bizi karşı kargıya bı­rakırsa bunu her zaman ezmek müm­kündür. Ve biz bu azme sahibiz.

İnkılâpların seyri İçinde içtimaî mevki-imiz yükseldiği nîsbette her şey onun­la beraber yükselecektir. Her şey, her şey beraber kalkınır. Sözlerimi biti­rirken şunu söylemek isterim: bugün aranızda çok güzel dakikalar geçir­dim. Burada daha fazla kalmak ve sizlerle bol bol konuşmak isterdim, fa­kat biliyorsunuz ki seyahatimize de­vam edeceğiz.

Size üzerinize aldığınız vazifede mu-.vaffakiyetler, -neş'eli ve bahtiyar bir hayat dilerim.,,

Cumhurbaşkanımızın bu sözleri salonu dolduran öğretmen ve öğrenciler tara­fından uzun uzun alkışlanmıştır. Sayın Cumhurbaşkanımız ve refaka-tindekiler öğîe yemeğini müteakip Çorum'dan Yozgat'a müteveccihen ha­reket etmiştir.

Çorum'da da kendilerini karşılamağa ge­len Milletvekillerinden Hakkı Yemeni­ci, Sait Özer, Baha Koldaş, Şevki Gür-ses, Hasan Üçöz ve Yozgatlılarla bir­likte hareket eden otomobiller kafilesi yol boyunca Küre, Kargın, Karamah-mut, Harar, Cabirlj köylüleri tara­fından durdurulmuş ve saym Bayar'a sevgi ve saygı tezahürlerinde bulunul­muştur.

Ellerinde (Ne Mutlu Türk'üm Diyene), (Hoş geldiniz sayın Cumhurbaşkanı­mız), (Yaşa varol) dövizleri ve Türk bayrakları taşıyan köy okulu öğrenci­lerine iltifatlarda bulunan ve onlara bu basit hareketlerinden dolayı teşekkür eden Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar'ı köylü gençleri spor kiyafetlerile koşa­rak, grup grup atlılar dört nalla ki­lometrelerce uğurlamişlar, ihtiram ve saygı nöbetlerini köyden köye teslim etmişlerdir.

Uzaktan Alaca göründüğü ve bir vi­raj dönüldüğü sıralarda 200'den fazla atlı Saym Bayar'ıkarşılamış veotomobilini araya alarak tam üç kilomet­relik yol boyunca dört nala otomo­bile refakat etmişler ve sevgi tezahü­ratında bulunmuşlardır.

Kasabanın giriş yerinde toplanmış olan muazzam kalabalık yaşa varol sesleri arasında Cumhurbaşkanımızı süvariler arasından çekerek bağrına basmıştır. Kasabanın içerisinde kısa bir mesafeyi çok uzun zamanda kateden Saym Ba-yar, ellerinde bayraklarla ve döciz-lerle iki taraflı dizilmiş öğrencilerin arasından hatırlarını sorarak geçmiş ve müteakiben otomobillerine binerek kasabanın diğer ucunda yeni açılacak Orta okul binasına gitmiştir.

Orta okul binasının önündeki meydanı dolduran binlerce Aiaca'hnın alkışları arasında okulun memlekete hayırlı ve uğurlu olması temennisiyle kurdeleyi kesen Cumhurbaşkanı, bundan sonra okulun balkonundan kısa bir hitabede bulunmuştur. Müteakiben Millî Eği­tim, Bayındırlık Bakanları da memle­ket hakkında birer konuşma yapmış­lardır.

Saat 16 da Alacandan hareket eden Cumhurbaşkanımız yolda bir çok ath ve yaya vatandaşlar tarafından kar­şılanmış ve kendileri otomobillerinden inerek hepsiyle kısa kısa görüşmelerde bulunmuştur. Tam Çorum-Yozgat hu­dudunda Bayar'ı Arap Seyfi köyü halkı çok kalabalık bir kütle halinde karşı­layarak yol üstünde yapılan .çeşmenin uğurlu elleriyle açılmasını istemişlerdir.

Cumhurbaşkanımız Arapseyfi köylüle­rinin bu isteklerini yerine getirerek çeşmeyi açmıştır. (Güle güle yine bek­leriz) ibareleri yazılı bir levha ve çi­çeklerle süslenmiş çeşmenin Önünde millî kıyafetli genç kızlarımız Cumhur­başkanımıza güzel sepetler içinde mey­veler ve ayran ikram etmişlerdir. Bu arada ihtiyar bir köylü saym Bayar'a hitaben ''Kırk senedir öz suyu içiyor­duk. Sizler sağoiun, bizi suya kavuştur­dunuz. Su gibi ömrün olsun,, diye se­vinçle haykırmıştır.

Yaşa, varol, yolun açık olsun sesleri arasında buradan hareket eden Cum­hurbaşkanımız yol boyunca daha bir çok köylülerin tezahüratı arasında yo­luna devam ederek tam saat 18 de Yozgat'a vâsıl olmuştur. Şehrin dışında muazzam bir kalabalık ellerinde yüzlerce meş'ale ile Cumhur­başkanımızı alkışlamış ve yaşa, sağ-ol,sesleriarasındasüreklialkışlarla büyük sevgi ve saygı gösterisinde bu­lunmuştur. Bu arada yirmiye yakm kurban kesilmiştir. Halkla beraber yü­rüyen Cumhurbaşkanımız şehrin içeri­sinde uzun bir mesafeyi halkın bu coş­kun ve içden gelen sevgi tezahüratı ara­sında katettikten sonra hükümet ko­nağına gitmiş ve orada toplanan bin­lerce Yozgatlıya kısa ve veciz bir hi­tabede bulunarak gösterilen bu muh­teşem tezahüre candan teşekkürlerini bildirmiş ve vazifesi . icabı memleketi alâkalandıran meseleler hakkında ma­lûmat almak mecburiyetinde olduğunu ve Yozgatlıların bu muazzam teahürle millî dâvaya ne kadar bağlı bulun­duklarını bugün tekrar tesbit ettiğini ve Yozgat'ın durumu hakkında malû­mat aldığını ifade etmiştir. Sayın Ba-yar sözlerim şu cümlelerle bitirmiş­tir.

"Milletimiz ilham kaynağıdır. Çalışan­lara karşı daima kuvvet ve kudret bah­şetmektedir. Sizinle hasbihal etmek benim vazifemi kolaylaştırmakta ve azmimi arttırmaktadır.,.

Cumhurbaşkanımızın sözlerini hükü­met konağının önünü dolduran binler­ce vatandaş dakikalarca alkışlamıştır. Müteakiben Millî Eğitim Bakanı Tev-fik İleri ve Bayındırlık Bakanı Ke­mal Zeytinoğlu birer konuşma yapa­rak memleket meseleleri üzerinde iza­hatta bulunmuşlardır. Cumhurbaşka­nımız bu gece Yozgat'ta kalacak ve yarın Ankara'ya müteveccihen hareket edecektir.

9 Aralık 1951

—Ankara :

Başbakan Adnan Menderes Anadolu Ajansına aşağıdaki beyanatta bulunmuş­tur:

"Ulus gazetesinin dünkü nüshasının bi­rinci sahifesinde çıkan (İçli dışlı) baş­lıklı küçük fıkrayı dikkatle okudum. Bunun hüsnüniyetle yazılmış olduğunu kabul ederek yazılanların doğruluğu sa­bit olduğu takdirde, hükümet icraa­tım çabuklaştırmak ve kolaylaştırabil-mek için isim, madde ce delil göster­mek suretiyle verdikleri malûmatı tev­si ve bize yardım etmelerini bilhassa rica ederim.,,

—Ankara :

Amerikan hükümetinin davetlisi ola­rak Amerika ve Avrupa'da seyahatlerde bulunduktan sonra memleketimize dönen Kore gazilerimizden çavuş Ziya Buras ve onbaşı Hacı Altmer bu sa­bahki ekspresle İstanbuldan şehrimize gelmişler ve garda törenle karşılanmış­lardır.

-— Ankara:

Bir haftadanberi Amasya, Samsun, Ço­rum ve Yozgat illerinde seyahatte bu­lunan Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, refakatinde Tarım Bakanı Nedim Ök-men, Bayındırlık Bakanı Kemal Zey­tinoğlu, Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, Manisa Milletvekili Adnan Ka-raosmanoğlu, Ankara Milletvekili Müm­taz Faik Fenik, Başyaver Kurmay Yarbay Nurettin Alpkarta], Hususî Kalem Müdürü Fikret Belbez olduğu halde bu akşam saat 18'de kara yolu ile Ankara'yaavdet etmiştir.

Cumhurbaşkanımız, saat ll'de Yoz­gat'tan halkın coşkun tezahüratı ara­sında hareket etmiş, Yerköy, Kaman, Balâ yolu ile Ankara'ya gelmiştir. Sa­yın Bayar'ı yollarda köylüler, candan sevgi tezahüratı ile karşılamışlardır. Keskin'den Kırşehir yoluna çıkan ka­labalık bir heyet yolda Cumhurbaşka­nımızasaygılarınısunmuştur.

10 Aralık 1951

— Ankara:

Kore savaş birliğimizin eski komutanı Tümgeneral Tahsin Yazıcı, bu sabah ; aat 09,10 da ekspresile, İstanbuldan şehrimizegelmiştir.

Tahsin Yazıcı garda, Milletvekilleri, Emniyet Genel Müdürü, Millî Savun­ma, ve Genel Kurmay ileri gelenleri, Ankara Valisi, Belediye Başkanı, Em­niyet Müdürü, Amerikan askerî yar­dım heyeti temsilcileri ve büyük bir kalabalık tarafından karşılanmış, kah­raman Generale, büyük sevgi gösterileri yapılmıştır.

— Ankara:

Türk Belediyecilik Derneği Dördüncü Genel Kongresi bu sabah Dil ve Ta-rih-Coğrafya Fakültesinde toplanmış­tır. Kongrede Büyük Millet Meclisi Başkam Refik Koraltan jçişleri Ba­kanı Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu ve Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğ­lu da hazır bulunmuşlardır.

Saat 10,30 da Dernek Başkanı Profesör Süheyp Derbilkürsüye gelerek kongreyi açmış ve müteakiben İçişleri Ba­kanı Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu şu hitabeyi yapmıştır :

"Yurd Belediyelerinin değerli temsilci­leri, sayın üyeler ve aziz davetliler,

Türk Belediyecilik Derneğinin dördün­cü Genel Kongresi yüksek huzurunuz ve kıymetli alâkanızla çalışmalarına başlıyor. Bu, şekilde belki bir dernek kongresidir. Fakat, hakikatte biz bu­nu, ayni ideal uğrunda çalışan Bele­diyelerimizin müşterek gayelerine da­ha süratle ve daha isabetle varmalarını temin edecek bir işbirliğinin muvaffak bir eseri '-telâkki ediyoruz. Bunun içindir ki, değerli huzurunuzda bu ko­nudaki görüşmelerimizi açıklamağı va­zife biliyoruz.

Kongrenin benim İçişleri Bakanlığı mes'uliyetini deruhte etmemin ilk gün­lerine rastlamasını büyük bir haz ve memnunlukla karşılarım. Çünkü uzak ve yakın bölgelerden bizzat gelen Be­lediye başkanı arkadaşlarımla buraya gelemiyen belediyelerimizin bu kadar mümtaz temsilcilerini her zaman bir arada bulmak imkânını kolaylıkla elde edenıiyecektim. Kongre bana bu im­kânı bahşettiğinden dolayı Türk Be­lediyecilik Derneğine teşekkür ede­rim.

Müşterek mevzuîarımızı beraberce mü­talâa edebilmek için kongre tarihinde vukubulan zarurî bir gecikmeyi arka-daşlrımm mazur görmelerini rica ede­rim.

Muhterem arkadaşlarım,

Her safhasının ayrı bir ehemmiyeti bir hususiyeti olan idare hayatında, İçiş­leri Bakanı olarak umumî idare hiz­metlerini ne kadar dikkatle mütalâa etmek lüzumunu hissetmekte isem, ma­hallî idare işlerinin bu sahada ayni de­ğerde bir üstünlük ve önem taşıdığına inanıyorum. Hattâ vatandaşın doğu­mundan ölümüne kadar şahsî, medenî ve içtimaî bütün iş ve dilekleriyle kar­şılaşan belediyelerin muvaffakiyetleri­ne hizmet etmeği, deruhte ettiğim bir vazifenin başarıya ulaşması için en büyük esas ve şart telâkki etmekle yamlmadığıma kaniim.

Demokratik bir idare sisteminde şü­mulü genişleyen amme hizmeti mefhu­mu, bilhassa belediyelerimizden bek­lenen vazifeleri arttırmaktadır. Bele­diyeler vatandaşlarımızın her gün hissetmeksizin dahi doğrudandoğruya veya bilvasıta temas ettikleri ilk ve en geniş bir idare kademesidir. Türk vatandaşının emniyet ve huzurunuhükümet olarakiçeride ve dışarıda temin ederken, sosyal bir topluluğun medenî ihtiyaçları genişleyen bir ferdi sıfatiyle ona hemşehrilik hak ve nimet­lerini de sağlamakta tek vasıtamız Be- ; 'ediyelerimizdîr. Belediyelerimizi bu sahada ne kadar teçhiz eder ve ne ka­dar kuvvetlendirebilirsek halkımıza iti­matla kullandığı reyinin bize düşen mukayeseleriniyapmışoluruz.

Belediye idareleri yalnız maddî imkân­larının çerçevelediği mesaî hududu içinde hiçbir zaman istenilen başarıya ulaşamazlar. Bu mevzuda başarının kar­şılıklı iki şartı ve iki unsuru vardır ki, biri belediye, diğeri ondan daha üstün değer ve vasfı ile hemşehridir. Beledi- j ye, aldığı vergileri hemşehrilerde ağır bir vergi külfeti telâkkisi uyandırma- j dan yine ona hizmet olarak iade im­kânım bulduğu nisbette hemşehriden itimad ve itibar görür. Buna karşılık hemşehri, idaresi kadar mes'uliyetinde de hissesi olduğu şehir ve kasabanın işlerinde belediyeyi ne kadar destekler ve ona ne kadar yardım ederse, bele­diyenin başarı ihtimali de o kadar ar­tar. Bu karşılıklı itimad ve hizmetin kurulabildiği yerler, maddî ve malî im­kânlar seviyesini kolaylıkla aşan mes'- I ut ülkeler olur.

Bundan dolayıdır ki, belediye idarele­rinin bürokratik birer idare mahiye­tinden uzaklaşmaları, vatandaşa yak­laşan ve bütün varlık hikmeti ona hiz­metten ibaret olan bir teşekkül vasfı­nı almaları lâzımdır. Bu vasfı almak­ta, bu psikolojiye uymakta İçişleri Ba­kanlığı, kendilerine azamî müzahe­reti gösterecektir. Fakat, bu da kâfi değildir. Tatbikatı bilgi ile aydmîat-mak, herbiri irili, ufaklı ayrı birer özel teşekküller arasında müşterek gayeyi kolylıkla tahakkuk ettirmek imkânla­rını araştıran ve kolaylaştıran bir rabıta, bir mihrak da lâzımdır. Bu rabıtanın manevî tarafı bütün belediye­lerimiz " ve bütün hemşehrilerimiz için vatan sevgisi, millete hizmet gayreti, kalkınma ve yükselme azmidir. Bunun yanında maddî rabıtayı da biz, Türk Belediyecilik Derneğinde görüyor ve ondan dolayı bu derneğin mesaisine kıymet veriyoruz. Belediyeci arkadaş­larımın da ayni görüşe katıldıklarını, Türk Belediyecilik topluluğunun hiç­bir kanunî ve idarî mecburiyetiolmadan bu ilmî ve meslekî teşekküle katıl­mış almalarındananlıyorum.

Dünyanın bütün ileri demokrasilerin­de bu böyledir. Meslekî birlikler şah­sî varlıkların üstünde ayrı birer kuv­vet kaynaklarıdır. Bu düşünce ile he­men her memleket belediyeleri ara­sında bu kabil ilm? ve meslekî toplu­luklar kurulmuş, hattâ bir derece da­ha ileriye gidilerek bu topluluklar Mil­letlerarası bir birliğe doğru da gitmiş­lerdir. Bundan dolayıdır ki, biz, Türk belediyecilerinin bu topluluğunu ba­kanlığımıza mevdu olan işlerin daha isabetli bir yolda ilerlemesini sağlı-yacak verimli bir kuruluş olarak kar­şılıyor ve yüksek huzurunuzda bunu ifade etmekle zevk ve iftihar duyuyo­ruz. ' Yine bundan dolayıdır kî, beledi­yelerimizin bu umumî ve müşterek gayeye daha geniş bir anlayışla katıl­malarını temenni ediyoruz. Arkadaşlarım,

Belediyelerimizde bugün hâkim olan mevzuatın eskiliğine ve halâ mücadele ettiğimiz ve yıktığımız telâkkilerin tesiri altında bulunduğuna inanıyo­rum. Kanunun satırları arasında bugün mevcut olan belediyelerin muhtariyeti senelerdenberi tartışılmıştır, istenmiş­tir, kongrelerimizin huzurunda vaade-dilmiştir. Fak-vt, günün ihtiyaçlarım karşılayan ve nazari hükümlerden zi­yade tatbikat imkânlarından ilham alan yeni bir belediye kanunu Büyük Mil­let Meclisine ancak Demokrat iktidarın götürmüş olduğu, iftiharla kaydedece­ğimiz bir vakıadır. Belediyeler ka­nununu tanzim ederken yine bazı Be­lediye Başkanı arkadaşlarımızın katıl­dığı bir toplantıdan ilham almış bu­lunuyoruz. Fakat kongremizin bu ko­nuyu tekrar ele almakla Bakanlığıma ve her şeyden evvel şahsen bana yar­dım ettiğini açıkça söyliyebi'lirim. Ka­nunun Büyük Millet Meclisindeki mü­zakerelerinde, bir taraftan belediyeci -arkadaşlarımızın, diğer taraftan onların temsilcileri olarak bu kongreye katı­lan Milletvekillerimizin karşılıklı mü­nakaşalarından çıkacak isabetli netice­lerin kanunda yer almamasına ihtimal verilemez.

Belediye gelirleri çetin ve dikenli bir mevzudur. Vatandaşa düşen mükelle­fiyeti azaltmak esastır. Fakat, öbür taraftan icraatın ve hizmetin en büyük kaynağı da bu mükellefiyettir. Şu hal­de malî mükellefiyeti vatandaşa temin edilen hizmetle mütenasip bîr hadde tutarak, bu külfet olmak telâkkisinden kurtaracak tedbirleri bize kongremiz tavsiye edecektir. Görgülerin verdiği intibaları, bilginin ışığı ile aydınlata­cak kıymetli elemanları değerli kong­remizde birleşmiş görmek bizim için. bulunmaz bir fırsattır. Bu itibarla kong­re gündeminde büyük bir isabet vardır. Kongre gündeminin diğer maddeleri de canlıhğmı bunlar kadar muhafaza eden. konulardır.

Aziz arkadaşlarım,

Biz bu anlayış ve görüşle sizin karşınız­da değil, yanınızdayız. Kongrenizin ka­rarlarının, kongremizin göstereceği tav­siye ve tedbirlerin bize daha isabetli kararlar aldıracağına inanarak yanınız­dayız. Kararlarınızın müzahiri ve mü-dafiî olmakla şeref duyacağız. Hepinizi hürmetle karşılar, kongremize başarılar dilerim.

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi Bütçe Komisyonu bu sabah 1952 bütçesi üzerinde umumî müzakereye devam etmiş ve birçok Mil­letvekilleri görüşlerini açıklamışlardır. Mazhar Şener (Giresun) hükümetten vergi siyasetini açıklamasını ve bu ara­da ziraî kazançların gelir vergisi saha­sına alınıp almmıyacağımn izahını is­temiş ve demiştir ki:

"Vasıtalı vergilerin bir malı politika âleti olduğu ve fazla iştira kabiliyetini bel etmeye yaradığı doğru değildir. Va­sıtalı vergilerin çoğaltılması hayat pa­halılığını arttırır. Bu durum eski ikti­darın hatası neticesidir. Vasıtalı ve vasıtasız vergiler arasındaki nisbetin sonuncular lehine artması icabetmekle beraber memleketimizin bünyesi icabı ideal bir nisbete varamayacağımızı pe­şinen kabul ediyorum.

Hatip Özel İdare ve Devlet hastahane-leri arasındaki ikiliğin kaldırılmasını, Özel idarelere karşı eşit muamele ba­kımından lüzumlu göstermiş ve hükü­metin bu husustaki naktai nazarını öğ­renmek istemiştir.

Tarık Gürerk (İzmir) tasarrufu hızlan­dırıcı tedbirler üzerinde durulmasını, Emniyet Sandığı işinin ele alınmasını, Posta İdaresinin de bu sahada vazifelen­dirilmesini istemiş, ziraî Kredi mevzu­unda çiftçi basma isabet eden kredinin 1938 de 83 lira iken 1951 de 300 lira ci­varında olduğunu, fakat istihsalmasraflarının daha süratle arttığını, banka kredilerinin evvelce 400.000 yerine şim­di 1,5 milyon çiftçiye şâmil olduğunu, kredinin beklenen hizmeti görebilmesi için istihsale matuf ve masruf olması îâzımgeldiğini söylemiş ve Barker ra­porundan bir cümle naklederek krediyi geniş sahaya dağıtmaktan ziyade her müstaknza yapılan yardımı arttırması­nın yerinde olacağını beyan etmiştir.

Fiat mevzuunda hesapsız bîr müdahale­nin zarara müntehi olduğuna işaret eden hatip demiştir ki:

J'Ziraî mahsul fiatlarmm basiretli, tem­kinli bir surette ince bir hesapla dünya gartlanna göre ayarlanmasına tarafta­rım.

Halil İmre (Sivas) uzun vadeli maksat­lar için hazine kefaletile İktisadî Dev­let teşekküllerinin ihraç ettikleri bono­ların bir enflâsyon tesiri yapmasının mümkün olduğunu ve hazinenin iktisa­dî devlet teşekküllerine kefalet miktarı­nın kanunla tahdidi lâzım geldiğini söy­lemiş, envestisman işinin bir program işi olarak ifade edilmesinden memnuniyet duyduğunu beyandan sonra Atlantik Paktına girmemiz neticesinde artması melhuz olan Marshall yardımı ile ilgili masrafların Meclis tarafından 'Tiaha ya­kından kontrol ve takibine imkân ve­recek usullerin tesisini temenni etmiş­tir.

Sinop Milletvekili Server Somuncuoğlu, (C. H. P.) dış piyasadaki fiat yükseliş­lerinin Türkiye'ye aksetmemesini dıs ticaret rejimimizin lisans sisteminden liberasyon rejimine intikalinde ve bu­nun neticesi olan ihtiyaçtan fazla mal ithalâtında aramış ve bunun dışarının enflâsyoncu temayüllerine karşı bir dalgakıran vazifesi gördüğünü, bundan sonra stokların ihtiyaç nisbetinde tesis edileceğini ve menşe fiatlarmm memle­ketimize aksedeceğini söylemiştir. Hatip demiştir ki:

Şahsen çok Özlediğim bir hareketi De­mokrat parti hükümeti samimiyetle tat­bik ediyor. Gerçekten geniş müstah­sil kitlesi her türlü yardıma lâyık ve muhtaç bir haldedir. Hükümeti müs­tahsili kredilerle ve ziraat âletlerile teçhiz- etmek ve fiat tereffülerini mu­tavassıta değil müstahsile intikal ettir­mek yolundaki politikasının tatbikinden dolayı tebrik ederim. Ve muhalefete mensup bir milletvekili olmakla be­raber bu bahiste kendilerini daima destekliyeceğime inanmalarını rica ederim. Server Somuncuoğlu, ziraî istihsal mad­delerimizin fiatlarmi himaye mevzu­unda başbakanın telâkkilerinin haki­katen yerinde olduğunu tebarüz ettire­rek şunu ilâve etmiştir:

"Dış piyasa yukarı doğru giderken memleket içinde Ğe fiatları yükseltici bir politika tatbikine mecbur olduğu­muzu kabul edersek bunun enflâsyoncu bir netice taşımadığını iddia edemeyiz. Fakat gelirler arttırıldığı takdirde enf­lâsyoncu bir politikanın mahzurları tah­dit, hattâ bertaraf edilebilir.,,

Hatip sözüne devamla, ziraî kredilerden memnuniyetle bahsetmiş, fakat tabiatın makûs cilvelerini hesaba katarak ziraî sigortaların tesisi lüzumuna işaretten sonra, arazi vergisine yapılacak zam meselesinde arazinin artan değerine gö­re matrahın değişmesini başbakanın iza­hı veçhile muhik görmekle beraber Si­nop gibi tabiatın cömert davranmadığı mıntıkalarda tek kuruşluk zammın bile çekilmez bir ağırlık olacağını ifade et­miştir. Nihayet Devlet hizmetlerinin bütçe açığı endişesine takaddüm etme­si fikrini ileri sürmüş ve bu hizmetlerin genişlemesi için şimdi çok elverişli olan ilk istikraz imkânlarından faydalanıl­masını ve bilhassa göçmen işi ile verem savaşı meselesinde bu tedbire müraca­atı tavsiye eylemiştir.

Fethi Çelikbaş (Burdur) bütçenin mia­dında verilmesi doîayısüe hükümeti takdir, ederek bunun bir dönüm noktası teşkil etmesini temenni ettikten sonra bütçenin umumi prezantasyonundaki tatmin edici izahata teşekkür etmiştir. Hatip demiştir ki:

Hükümetin malî ve iktisadî politikasın­da geçen devrelere nisbetle salâh iki kere iki dört eder gibi barizdir. Kre­di tevzii mevzuunda kalkınmamızın zembereği gibi olan yol mevzuuna ve münakle şebekesine ehemmiyet veril­miştir. Bundan duyduğum haz engindir. Hatip, Merkez Bankasının elektrik işle­ri gibi uzun vadeli teşebbüslerde Eti Bank veya İller Bankasını desteklemesi ihtimalini hatalı bulmuş, bankaların mevduatın yüzde yirmisini ve bütün ihtiyatlarım devlet tahvillerine yatır­malarını emreden mevzuatın değiş­mesini ve hususî kanunların da tahvilât çıkarmak selâhiyeti verilen müessesele­rin sermaye piyasasına tâbi olacak şekilde tahvilât çıkarmalarını temenni­ye şayan görmüştür.

Bütçe açığının iktisadî bünye üzerinde tazyik yaratmasının da mevzuu bahis olamayacağım ifade eden milletvekili ortada görünen iktisadî inkişaf ile milîl gelirdeki inkişafın masrafları massede­cek vaziyette olduğunu söylemi'ştir.

Bugünkü iktisadî kalkınmanın üç âmilin tesiri altında vukua geldiğini, bunla­rın da mahsul vaziyetinin müsait olu­şu, ziraatın makineleşmesinden müte­vellit randıman farkı, Kore harbinin başlangicmdanberi dünya konjonktörü-nün mütemadi yükselmesi olduğunu söyliyen Feridun Ergin bu hususlarda genişizahlarda bulunmuştur.

Söz alan Milletvekillerinden komisyon ikinci başkam Fethi Çelikbaş, bütçenin ilk defa olarak zamanında verilmiş ol­masından dolayı takdirlerini bildirmiş ve hepimizin takdirini mucip olan bir esbabı mucibe ile de gelmiş olması bir dönüm noktası teşkil eder demiştir. Bütçenin umumî takdimi okuyanlara, alâkası olanlara tatmin edici izahat vermektedir diyen Fethi Çelikbaş, hü­kümetin malî ve iktisadî politikasında ûir salâh olduğunun aşikâr bulunduğu­nu, bu hususta kendisinin de tamamen mutabık olduğunu belirttikten sonra tahsisat tefriki mevzuunda, yol, mü­nakale şebekesine ehemmiyet veril­miş olmasından duyduğum haz hudut­suzdur, bu hususta gösterilen anlayış memleket bünyesine tamamen uygun­dur, dünya gerginliği dolayısile Millî Savunma masraflarının artmış olma­sını da takdir ederim, İktisadî Dev­let Teşekküllerinin finansmanı mev­zuunda hazine kefaletini haiz bono­lar mekanizmasının durdurulduğunu kezatakdirederimdemiştir.

Devlet tahvilleri, yatırımlar, devlet plân ve programı, vergi adaleti ve hayat pa­halılığı mevzularma geniş mikyasta te­mas eden milletvekili, Barker raporun­dan da parçalar okumuş, halkın vergile­rin ağır olmasından değil, adaletsiz ol­masından şikâyet ettiğini söyleyerek bütçe gerekçesinde vergiler ve reform hakkında verilen izahattan memnuni­yetini belirtmiş, vergi reformuna giril­miş olmasını takdirlekarşılamıştır.

C. H. P. Milletvekillerinden Server So-muncuoğlu, yaptığı konuşmada, gerek­çenin layık olan ehemmiyetle hazırlan­dığını, hem millî iktisat hem de dünya iktisadını nazarı itibara almak suretile yapılan İzahların çok iyi ve yerinde ol­duğuna daha Önce konuşanlar gibi kendilerinin de kani bulunduğunu, bütçe tatbikatında 1951 yılma ait hayırlı ne­ticeyi sevinçle karşıladığım tebarüz ettirdikten sonra, gerekçede yeni ik­tidarın aldığı tedbirlerin ziraat saha­sında derhal netice verdiğinden bah-soîunduğunu, Demokrat Partinin ce­sareti hareketlerini çok takdir et­mekle beraber bu neticede evvelce alınmış olan tedbirlerin de hissesi bu­lunduğunu söylemiştir.

Sözlerine devam eden C. H. Partisi Milletvekili, gerekçede dış piyasalarda­ki enflâsyoncu temayüllerin iç piyasa­ya, intikal etmediğinden bahsolunuyor. Tamamen mutabıkım. Netice tama­men böyledir. Fakat dış piyasadaki enflâsyoncu fiatların iç piyasaya inti­kal etmemesinde liberasyonun da tesi­ri vardır. Liberasyondan evvel Tür­kiye lisans sistemile çalışırdı. Piya­sanın ihtiyaçları ancak pozisyonlar müsait olduğu zaman yerine getirilir­di. Liberasyon tatbik olunca bu imkâ­nı elinden kaçırmak istemeyen piyasa derhal geniş bir mal siparişine geçti, gümrük depoları ağzına kadar taçtı. Burada hükümeti tehdit etmiyorum. Zi­ra İstanbul'un bütün sahillerini güm­rük depoları haline getirilmesini is-tiyecek kadar hayalperest değilim, liberasyonun tatbikatı menşe memle­ketlerde yükselen fiatîarm memleketi­mize aksetmemesinde bir dalgakıran va­zifesi görmüştür, dedikten sonra Avru­pa camiasının bugün sosyal politika­nın, tesiri altına girdiğini, harp kon-jonktörü kalksa bile Avrupa'da sosyal politikanın fiatîarm indirilmesine mâni olacağını, dış fiatîarm daima yükse­leceğini, bu anlayışa dayanan bir büt­çe gerekçesinin daima yerinde oldu­ğunu ifade etmiştir.

İç durumumuza temas eden Server Somuncuoğlu, benim şahsen özlediğim bir hareketi Demokrat Parti iktidarı samimiyetle tatbik ediyor, müstahsil kütlesi her türlü yardıma lâyıktır. Bu politikada kendilerini tebrik ederim demiş, arazi vergisinde yapılacak art­tırmanın muhtelif vilâyetlerde arazi kıymetlerinin çeşitli şekillerde artmış olmasından dolayı hiç olmazsa arazi kıymetlerinin yükselmemiş olduğu yer­lerde verginin arttırılmasına gidilme­mesi az yükselmiş olduğu yerlerde az arttırmaya, çok yükselmiş, olan vî-lâyetlerdede çok arttırmaya gidilme­sinin uygun olacağını bildirmiştir. C.H.Partisi Milletvekili,bütçeaçığı hakkındaki noktai nazarını da izah ederken, "samimi hareket ediyorsak, bütçe açığından korkmamak lâzınıgel-diğini. açığı arttırmamak endişesile hizmetlerden vazgeçilmemesi geerkti--ğini, bütün milletlerin bütçe açığı içinde bulunduklarını söylemiş ve bu hususta misaller de vererek uzun izah­larda bulunmuştur. 952 yılı bütçesi hakkında mütalâalarını bildirmek üze­re söz almış olan Giresun Milletvekili Mazhar Şener, 952 bütçesinin, tertip ve şekil bakımından bir terakki ham­lesi teşkil ettiğini ve hükümetin övüne­bileceği bir eser olduğunu tebarüz et­tirdikten sonra malî istikrar meselesi, vergi politikası, özel idare ve devlet hastahaneleri kliniğinin kaldırılması bahislerine temas etmiş, İzmir Millet­vekili Tarık Gürerk tasarruf mevduatı, Ziraat Bankası kredileri, Sivas Mil­letvekili Halil Emre, emisyon mikta­rı, vergi ıslâhatı, yatırımlar, Marshall yardımı mevzuları üzerinde konuş­muşlardır.

Söz almış olan daha altı Milletvekili vardır. Komisyon yarın 10 da toplana­rak konuşmalarına devam edecektir.

11 Aralık 1951

— Ankara :

Kore savaş birliğinin eski komutam Tümgeneral Tahsin Yazıcı'nın Anka­ra'ya dönmesi münasebetile bu akşam Orduevinde basın mensuplarına bir kokteyl verilmiştir. Kokteylde Millî Savunma Bakam Hulusi Köymen, Ge­nelkurmay başkanı Orgeneral Nuri Ya-mut ve Genelkurmay ileri gelenleri ile Kore gazilerinden Çavuş Ziya Buras, ilacı Altmer ve Satılmış Kara, gazete­ciler, ajans ve radyo temsilcileri ha­zır bulunmuşlardır.

Tümgeneral Tahsin Yazıcı bu toplantı­da, Kore harbi hakkında soruian sualle­ri cevaplandırarak ezcümle şunları söy­lemiştir:

"Evvelâ Kore'de iken üzerime almış ol­duğum bir borcu edâ etmek isterim. Türk silâhlı kuvvetlerinin Kore'ye ha­reketinden bugüne kadar, Türk bası­nının ve Türk radyosunun, Kore kah­ramanları için göstermiş olduğu yakın alâka, orada çarpışan en yüksek rüt­beli subaydan en son ere kadar, her­keste minnet ve şükran, hisleri yarat­mışbuhislerinsizlereiblağıistenmiştir. Bunu söylemekle borcumu öde­miş,oluyorum.

Şimdi sizlere, Kore birliğimizin sağlık durumu üzerinde izahat vereyim. Kore savaş birliğimiz bugün sapasağlam, sıhhatli bir vaziyette vazifesini ifa etmektedir. Hastalıktan zayiatımız hiç mesabesindedir. Bunu rakkamlar-la da açıklayabilirim. Şimdiye kadar Kore'ye cem'an dokuz bin askerimiz gitmiş ve dönmüştür. Ve bunlar ara­sında hastalıktan ölenlerin sayısı yal­nız dokuz kişidir ki bu da binde bir nisbetindedir. Keza moral bakımdan da Kore'de çok kuvvetli bir durumda­yız. İstisnasız her her, Kore'de niçin ve hangi hedef uğruna çarpıştığını pek iyi bilmektedir. Teçhizat ve elbise ba­kımından da savaş birliğimiz çok iyi bir vaziyettedir. Bizim birliğimiz 25 in­ci tümene dahildir. Askerlerimizin kahramanlığı Birleşmiş Milletler kıta­ları arasında o kadar büyük bir kah­ramanlık meydana getirmiştir ki, mal­zemenin ve yeni kışlık elbiselerin en iyileri, ilk önce birliğimize dağıtılmış­tır.Bu bakımdan endişeetmemeliyiz.

Diğer milletlerin askerleriyle anlaş­mamıza gelince, İngilizce bilen subay­larımız irtibat işini mükemmelen yap­maktadırlar. Diğer taraftan, birliği­miz Kore'ye geldiği zaman, İngilizce bilen Korelileri de tercüman olarak kullanıyorduk, ancak, çok kısa bir müddet sonra bu Kore'liler Türkçeyi öğrendiler, böylece yerlilerle anlaş­mamız da kolaylaştı. Bu arada şu­nu da belirtmek isterim ki, Suwan'da, üzerinde bayrağımızın daimî olarak dalgalandığı bir ilk okul vardır ve bu okulun ismi de "Ankara Okulu,, dur. Okulun 118 talebesi vardır. Haftada iki saat burada Türkçe dersi velirir. Birliğimiz bu okulun bütün ihtiyaçla-. nnı temin etmektedir. Öğrenciler şimdiye kadar beş marşımızı tama-nüyle öğrenmişlerdir.,,

Tümgeneral Yazıcı, savaşlardaki' za­yiatımız hakkında da şu malûmatı vermiştir: "Kore^de çarpışan Birleşmiş Milletler arasında en az zayiat veren, bizim birlik olmuştur. İlk mermi pat­lamasından bugüne kadar olan şehit zayiatımız 520 dir ki bunların ara­sında kaza belâ şehitleri de vardır. En çok şehidi de Kunuri muharebesin­de vermiş bulunuyoruz.,,

Tahsin Yazıcı bundan sonra, Birleşmiş Milletler ordusuarasındakisıkı iş ve

gaye birliği üzerinde durarak, Kore'de savaşan Birleşmiş Milletler askerleri­nin vazifelerini kahramanca ifa ettik­lerini ve bundan sonra da edeceklerini ve insanlık ideali ,hak ve hürriyet uğ­runda çarpışan bu askerlerin birbirle­riyle ne kadar sıkı bîr şekilde kaynaş­tıklarını belirtmiştir.

— Ankara:

952 yılı bütçe kanunu tasarısı bütçe dayız. Kararlarımızın müzahiri ve mü-Komisyonunda bugünkü müzakeresini müteakip söz alan Başbakan Adnan .VEenderes ileri sürülmüş olan mütalâa­lara karşı geniş bir konuşma yapmış­tır.

"Her şeyden önce söz alan kıymetli ar­kadaşlarımın mütalâalarından geniş ölçüde faydalandığımı ifade etmek is­terim. Bu konuşmalarda, tasvip veya tenkit edici mütalâaların hepsi bizim yolumuzu aydınlatıcı mahiyette oimuş-:ur ve bu konuşmaların her biri ayrı bir değer taşımaktadır, diye söze baş-.layan Başbakan Adnan Menderes gö­ze çarpan bir kaç meseleye kısaca te­mas ettikten sonra, mevzuun umumiye­tine intikal etmenin yerinde olaca­kına kaniim. İlk önce Emin Kalafat arkadaşımızın bütçe gerekçesindeki, j/elir vergisi zümresinde meydana ge­len 60 milyon civarında bulunan açı­cın önceden tahmin olunabileceği şek­lindeki bir ibarenin hükümetin, en­cümenin, meclisin bilerek gelir kıs­mında şişirme rakam kabul etmiş oJ-.nası gibi mânaya gelebileceği hakkın­daki sözlerine cevap arzedeyim. Ge­rekçedeki ibaremiz bilerek şişirme bir rakkam kabul edilmiş olduğuna işa­ret değil bilâkis ilk defa tatbik edil-•nekte olan bir vergi olması itibarile bir tapalı kutu mahiyetinde olduğunu, açık da verebilir ,fazla da gelebilir gibi bir düşünceye tebarüz ettirmek içindir. Gelir vergisi zümresi hariç olmak üzere diğer vergi kalemlerindeki tahminlerin isabeti ortadadır O tarihlerde, gelir tahminlerinin tahakkuk etmiyeceğini ;ddia edenler vardı. Gerekçede, bu id-diah sözlerin hakikate ne derece ay­kırı olduğuna gerekçede işaret etmek istedik demiştir. Bundan sonra gelir vergisinin ziraate teşmili hususunda T.emas eden Başbakan bütçede en bü­yük açık kapı olarak ziraî sektörün vergi hududu içine alınmamış olması iîer; sürülebilir. Görüşümüze göre zi­raat sektörünün gelir vergisi içine alınmaması evvelâ arzettiği müşkülât yü­zünden, sonra gelir vergisine tâbi tu­tabileceğimiz ziraat sektöründeki saha­nın mahut oluşundan ileri gelmekte­dir. Zira ziraî işletmelerimizin pek çoğu küçük işletmeler halindedir. Bun' 'arın gelir vergisinden hariç kalması i"abedecektir. Vaziyet böyle olunca vergi hudutları içine girebilecek iş­letmeler mahdut demektir. Bir üçün­cü nokta olarak da, Türkiye'de ziraat umumiyetle henüz teşvik edilme du­rumundadır. Bina yapımını teşvik, teş­viki- sanayi kanunlarının mevzuu ve maksadı ne ise ziraate gelir vergisi­nin teşmil edilmemesinin maksadı da odur. Ziraatte maliyet farkı, kazanç farkı yeni başlamıştır. Bu terakki cVvam eder ve kazançlar daimiyet ve istikrar arzetmeğe başlarsa müşkülâtı­na rağmen bu sektörün de gelir vergisi­ne alınmasının doğru olacağını red­detmek mümkün değildir. ' Arazi ver­gicinde bu yıl emsal tatbik ediyoruz.

Türkiye'nin en büyük serveti toprak olduğu halde alman arazi vergisi 13,5 milyon liradan İbarettir. Hayvanlar vergisi ise 35 milyon liradır. Türkiye'­de hayvan servetinin toprak servetinden üç misli fazla olduğu kabul olunabilir, mi? diyerek, uzun izahlarda bulun­muştur. Bundan sonra bütçelerin ha­zırlanması mevzuuna geçen Adnan Menderes sözlerine devamla, "Bakan­lıklar ayrı ayrı bütçelerini yapıyorlar. Bunlar, masrafları tezyid istidadmda-dır, deniyor. Hayır arkadaşlar, bugün bütçeler böyle yapılmaktadır. Başba­kanlık en yüksek koordinasyon ma­kamıdır. Bu şekildeki bir anlayışla mahzurların çoğu bertaraf edilmekte­dir. Bu sene biz Başbakanlık oiarak Maliye bakanlığı ile çok sıkı bir teş­riki mesai yaptık. Masrafların Ölçüsü­nü Maliye bakanlığile beraber zama­nında ve yerinde öğrenerek daha- büt-çeîeı- kat'iyet kesbetmeden önce mas­rafların alabildiğine kabarmasını derhal önledik. Gelirin bütün hizmetler arasın­da istihsali mümkün nisbeti âdile da­hilinde tevziini temin ettik. Böylece muhtelif âmme hizmetleri arasında ken­di görüşümüze göre bir hâsılayı elde et­miş ve huzurunuza gelmiş bulunuyoruz. 3unun eksik taraflarım tamamlamak di­rayetli ellerinizde mümkün olacaktır. Yüksek Meclisin umumî heyeti de ir-şadlarımızdan lâyıkiyîe faydalanacaktır, ve şüphesiz ki bütçe de, daha mükem­mel olarak çıkacaktır^ Şöyle birsualimage002.gifhatıra gelebilir. Acaba Demokrat ik­tidar istediği, arzu ettiği gibi bir bütçe getirdi mi? Bütçeler âdeta irsi­yet doîayısile geçmiş bütçelerin tesiri altında kalrmya mahkûmdur. 950 den uzaklagıldığı nisbette bu tesirlerden kurtulmak mümkün olacaktır. 1952 bütçesi evvelkinden daha ziyade görü­şümüze uygundur. Üçüncü, dördüncü bütçelerimiz görüşlerimize daha mu­vafık olarak huzurunuza gelecektir. Bundan sonra para kıymeti ve tediye muvazenesi meselelerine temas eden Başbakan: Bizde tediye muvazenesi açıkları adetâ bünyevî bir mahiyet arz-eder. Tediye muvazenelerini lehe çe­virmek güç bir şey değildir. Merkanti-list bir zihniyetle takas, tahdit, lisans usullerini tekrar koyunuz, ithal olu-r.acak mal miktarını 500 milyon lira tutarına indiriniz, tediye muvazenesin­de derhal lehe bir nisbet elde edersiniz. Biz böyle bir yola gitmiyeceğiz. O takdirde tediye muvazenesi açığı ne olacak? Bunun nazari taraflarına gir­meyi zait addediyorum. Uzun yıllar ih­mal ve tazyik edilmiş olan memleket ihtiyaçları bir çığ halinde karşımıza çıkmıştır. Böyle bir zamanda memle­ketin binbir ihtiyacını gidermek yeri­ne tediye muvazenesinde açık verme­mek için tahditler sistemine girilemez. İstihsali süratle arttırmak ve artan istihasalle geniş mikyasta ihracat ya­parak tediye muvazenesini kapatma­yı, gidilecek yol olarak mütalaa edi­yoruz. Bu bahiste, tediye muvazenesin-deki açığın paramızın kıymetine tesir edeceği hususundaki endişelere yer ol­madığını ifade etmek için bu maruzat-' ta bulunmak mecburiyetinde kaldım.

Başbakan Adnan Menderes bundan son­ra Kalk Partisi Milletvekillerinden Fe­rit Meîen'in konuşmalarına temas ede­rek demiştir ki:

"Burada sözlerim tenkidi bir istikamet takip ederse mazur görmelerini rica e-deceğim. Mirası kabul etmek olduğu gi­bi, reddi miras da meşrudur. Yeni devir içinde bir Halk Partili eski devirdeki Halk Partisinin mirasını kabul ederek müdafaa etmesi doğru değildir. Eski Halk Partisi maziye aittir. Sözlerimi bu malûmatın ışığı altında dinlemelerini ri­ca ederim. Ferit Melen arkadaşımız ge­lirlerdeki tenakuzları belirtti fakat, te-zayütlerin Üzerinde hiç durmadı, Millî Müdafaa hizmetlerinde eksiklik var, de­diler. Nerede diye sordum, ilâç işinde, dediler.Arkadaşlarhemenarzedeyim.

1951 bütçesine konulmuş 1 milyon 220 bin liradan bugüne kadar ancak 750 bin lirası sarf olunmuş tur. Yani tahsi­satın kâfi gelmemesi yüzünden hizmetin yapılamaması vaziyeti yoktur. 500 bin lira para duruyor. Ayrıca 80 milyon li­ralık Amerikan Yardımı arasında da, bir milyon 800 bin liralık ilâç vardır. Bunlar gösteriyor ki, biraz kendi dü­şüncelerimize göre hâdiseleri imâl et­mek istidadını henüz taşımaktayız. Ma-amafih geçen sene bu vakitler vaziyet bize nasıl tasvir olunuyordu: ortalık kapkaranlık gösteriliyor, bütçede 800 -900 milyon lira açık var diye, ifade edi­liyordu. Şimdi, Ferit Melen arkadaşı­mızın tenkitlerine bakarak hakikaten bu yıl ile geçen yıl arasında, zihniyet­te büyük bir değişiklik ve salâh husule geldiğini görmek mümkündür. Yavaş yavaş birbirimize alışmağa ve zihniyet­lerimizi anlamağa başladık. Bunu bu bir sene zarfında hükümetin emir ve i-şaretlerinize imüsalen gösterdiği dikkat ve gayrete borçluyuz. Bunun âti için devamını temenni etmek memleketimiz için hayır duada bulunmak demektir. Marshall Yardımı mevzuuna geçen Baş­bakan Adnan Menderes bu hususta bazı rakkamlar zikrettikten sonra demiştir ki

Bütçe açığı için 150 milyon liralık A-merikan Yardımı tamamen tahakkuk etmiştir. Bugüne kadar da bir tek lira­lık iç istikraz yapmadık. Bir buçuk mil­yarlık 951 bütçesinin ancak 60 milyon­luk bir açık ve iç istikrazla kapanıla-cağı ortadadır. Bu muazzam neticeyi yok etmek imkânsızdır. Vaziyet böyle olmasa idi, memlekette bugünkü inşiraiı hâsıl olmazdı. Halbuki bütçede açık var­dır sözü bir sene müddetle Muhalefetin en esaslı silâhı ve gıdasını teşkil etU. Muhalefet bir sene, mütemadiyen büt­çenin 800 milyon açık olduğunu tekrar- i dan hâli kalmadı. Bugüne kadar olan zaman mesafesini nasıl mütalâa ediyo­ruz. Buna göz attıktan sonra yeni büt- i çeye nazarlarımızı çevirelim :

Bir bütçenin yalnız yapılması değil, tat­bikine hâkim, olan zihniyet de çok mü-hinidir. Amme hizmetleri görülmüş mü-dür, görülmemiş midir? Bu memlekette geçen bir sene içinde âmme hizmetleri hiçbir seneden eksik olmamıştır ve ol-raıyaçaktır, önümüzdeki bütçenin 194 milyon liralık açığı vardır. Bunun 150 milyon lirasını Amerikan Yardımı ola­rak alacağımızı ümit etmekteyiz. Ge­riye 44 milyon lira kalır. . Emrettiğiniz

hizmetlerden daha fazlasını yapmaya kalkmazsak tahmin ediyorum ki, bu 44 milyon liralık açık da husule gelmiyebilir.

Ferit Melen arkadaşımız bütçe açığının tarifini yaparak diyorlar ki, normal va­ridat ile, kapanmayan masraflar açık sayılır. Kendilerine soruyorum: 951 büt­çesi 900 milyon lira açıktır derlerken bu tarifi ile mi hareket etmişlerdi? O haide açığın mânasını anlamakta ken­dileri, kendileriyle mutabık değillerdir. Geçmiş bütçe hakkında menfî konuşa­bilmek çok müşküldür.

Ziraî ikraz mevzuunda da görüşlerini a-Çiklayan Başbakan Adnan Menderes es­ki iktidar zamanındaki ziraî kredi ar­tışlarının da muhalefetin doğuşu ile baş­ladığına işaret ettikten sonra müsbet tesirin her sahada kendini gösterdiğini söylemiş ve sözlerine devam ederek :

Hani Polis Vazife ve Selâhİyet Kanunu­nun 18 inci maddesi, hani vatandaşları bir yerden diğer bir yere nakle tâbi kı­lan İskân Kanunu, hani gazeteleri ka­patmak, hani idarei örfiye? Bunların -hepsi muayyen bîr devir geldikten son­ra tıpkı kış ortasında kalmış bahar çi­çekleri gibi ortadan kalkmıştır. Geçmiş zamanı bir devir olarak almak lâzımdır. Mes'uliyet kimdedir? Bunları bırakalım, bir muhalefet ortaya çıkınca herkes o-ma göre adımını atmak mecburiyetinde kalmıştır. Rakkamlar önümüzdedir. 938 yılında 35 milyon lira ve 944 yılında $0 milyon lira olan ziraî ikrazat 945 yılında birdenbire 120 milyon, 946 da 176 milyon liraya fırlamıştır.

Eğer muhalefet rejimi doğmamış olsay­dı, halkı tatmin zarureti duyulmamış obaydı, elbette kî 336 milyon liraya da -çıkılmıyacaktı, üye iddia edebilirim. Zi­raat Bankası bir politikanın en mühim âletlerinden biridir ve ikit darın görü­şüne tâbi olarak kullanılır. Bir devir, rubu asra yaklaşan bîr müddet içinde, Ziraat Bankasının sermayesini nihayet nihayet 35 milyonun dûnunda tutmuş­tur. Bu bir politika görüşünün netice­sidir. Bu yıl Ziraat Bankası 615 milyon lira ikraz edecektir. Bir hükümet po­litikası ve görüşü olmasaydı Ziraat Ban­kası kendiliğinden 615 milyon lira kre­diyi verebilir miydi? îşi soğukkanlılık içinde mütalâa etmek lâzımdır. O eski görüş ve eski zihniyet, bir dünya ouh-lanı 929'da başlamış olmasına rağmen, Ziraat Bankasına olan ve ödenemiyecek .hale gelenborçlarıancak934 yılında taksitlendirme Kararını vermiştir. İkti­darı ele alır almaz baktık ki, şikâyet­ler var. Derhal 40 vilâyette 90 milyon liralık borcu tecil ettik. Sonra da da­ha geniş ikrazat yaptık. Bu paraları tah­sil edemezsiniz, dediler, tamamen tahsil olundu. Türk köylüsü mahrumiyete gö­ğüs germekte bir kahraman olmasaydı dere aralarına girerek felâket çığları­nın üzerlerinden geçmesini temin ede­cek kadar zeki olmasaydı, bu milletten eser görmemek icab ederdi. Eski devir­de arabayı öne, beygirleri arkaya koş­tular. Aman ne varsa alalım, devlete ge­tirelim, dediler. Bari getirdiklerimizi nereye sarfedeceğimizi bilseydik. Onu da bilemedik. Bir zamanlar Romakârî binalar inşa ettik, şimdi bunîarı dur­durmuş bulunuyoruz. Elimize geçen im­kânları en kısa zamanda netice vere­cek ve en verimli olacak mevzulara hasr ve tahsis etmekteyiz. Ziraati niçin devletçiliğin haricinde bıraktılar? Çün­kü o devletçiliğe müsait değildi. Kulak­tan dolma birkaç mütaarife ile bu mem­leketin kaderi adetâ imal olundu.

Bundan sonra, Barker Raporuna temas eden Başbakan, bu raporun tetkik et­tirildiğini, diğer taraftan mukabil gö­rüşlerin de tesbit olunduğunu, bu ra­porun ana hatlarile iktidarın ana görüş­leri arasında çok aykırılık bulunmadı­ğını, bilâkis şayanı dikkat bir müşabe­het bulunduğunu, raporun tatbik edil-miyeceği yolunda bir kanaatin hâsıl ol­mamasını, mümkün olan genişlikte is­tifade edileceğini beyan etmiştir.

Sözlerine devam eden Adnan Menderes: Bir arkadaşımız kara sapan mevzuuna temas ettiler. Kara sapan ne olacak di­ye soruyorlar. Yollarda kamyonların bir­birini takip ettiği, traktörün köye ka­dar gittiği yerlerde kara sapan münka­riz olmağa mahkûmdur. Bunun için di­rekt tedbirlerimiz de vardır. Bu husus­larda ziraat bütçesinin müzakeresi sı­rasında tafsilâfım vermekle münşerih olacağız.

Bu münasebetle bütçeyi yaparken eko­nomik şartlar ne olacaktır, meselesi ü-zerine de bîr göz atmak lâzımdır, di­yen Başbakan bu hususta memlekette toprakların iki sene zarfında yüzde 30 fazla ekilmeye başladığını, ziraate tek­niğin girdiğini, çiftçinin dermansız ol­madığını, memlekette ruhî ve bünyevî muazzam değişiklik olduğunu, engelle­yici tedbirlerin kalktığını, mahsulün mutlakadeğerinesatılacağını,hukukî

image003.gifnizamın istihsale yardım ettiğini, fiatın istihsalin artmasında birinci faktör ol­duğunu, hükümetin ise ziraî mahsuller­de takip ettiği fiat politikasının müs­tahsili korumakta olduğunu bütün taf-silâtiyle izah ederek sözlerine devam e-der Başbakan, biz tabiatı râmetmek gayreti içindeyiz, Türk milleti toprağı delik deşik ediyor, gidip görebilirsiniz. Nehirleri kurutuyor. Suları yarı yolda paylaşılıyor. Bunu köylümüze kim öğ­retti? Kendi öğrendi. Traktör dahi ha­va şartlarını mahkûm etmenin bir va­sıtasıdır. Mesafenin de tabiatın da esi­ri değiliz. Bundan uzaklaştığımız nis-bette sağlam bir iktisadî bünyeye sahip olmaktayız. Ziraatin bugün sanayi gibi muayyen hesaplara istinat eden bir is­tihsal gubesi haline geldiğini dikkatten kaçırmamak lâzımdır, demiştir.

Başbakan Adnan Menderes'in bu uzun konuşması bir saat kırkbeş dakika sür­müştür.

— Ankara :

Bütçe Komisyonu bugün saat 10'da top­lanarak 952 yılı bütçe tasarısı üzerinde­ki müzakerelere devam etmiştir. Bir gün önce olduğu gibi söz alan millet­vekilleri Bütçe Kanunu tasarısının ha­zırlanmasındaki muvaffakiyet dolayısı ile takdirlerini ifade eylemişler ve hü­kümeti tebrik etmişlerdir.

Söz alan Giresun Milletvekili Hayret­tin Erkmen : 951 tasarısının gekiJ ve muhteva itibariyle muvaffak bir eser olduğunu, hükümetin ortodoks bütçe te­lâkkisinden modern bütçe telâkkisine hızla gitmekte olduğunu, bir bütçenin kıymetinin varidat ve masraf rakkam-larınm denkliği ile Ölçülemiyeceğini, bütçenin değerlendirilmesinin bütçeye konan paraların alındığı menbalarla sarfolunan işlere göre olduğunu, bu za­viyeden bakılınca bütçenin muvaffak bir eser teşkil ettiğini, bütçe artışının müsmir sahalara inhisar ettiğini, ziraî istihsali kalkındırmayı temine matuf gayretler görüldüğünü, ziraî sektörü memleketimizdeki iktisadi faaliyetin merkezi yapacak bir tutumla hareket edildiğini, ziraî mahsul politikasında bu yıl takip olunan yol ile bütün Karade­niz mmtakasmda alman neticeden do­layı hükümeti tebrik ettiğini söylemiş­tir.

Bundan sonra hayat pahalılığı mevzu­una temas eden Hayrettin Erkmen me­selenin hayatı ucuzlatmak değil, hayat seviyesini yükseltmek, hayatî kolayiaş-tırmak olduğunu, bunun da istihsali art­tırmakla mümkün olacağını, geniş küt­leyi teşkil eden köylünün hayat seviye­sinin yükseldiğini, iştira kabiliyetinin arttığını, 950 senesine nazaran 951 köy­lüsünün daha müreffeh olduğunu, daha rahat bulunduğunu ifade etmiştir.

Yatırım mevzuuna, iktisadî devlet te­şekküllerinin sermaye ihtiyaçlarına da­ir açıklamalar yapan milletvekili: "Ver­gileri adaletle tevzi ve hattâ tezyit ile hizmet yapmak lâzımdır. Ben hüküme­tin bu husustaki gayretlerini takdir e-derim."demiştir.

Millî Korunma Kanununun ticarethane­lere ait olan kira tahditlerinin kaldı­rılmasında hem iktisadi isabet, hem de malî menfaat bulunduğunu söyleyen Hayrettin Erkmen Gelir Vergisi mevzu­undaki mütalâalarını da açıklamış ve Arazi Vergisinde yapılan ayarlamanın muvafık olduğuna işaret ederek sözleri­ni bitirmiştir.

Van Milletvekili Ferit Melen bir gün evvel konuşan milletvekillerinin fikirle­riyle tamamen mutabık olduğunu söyle­dikten sonra bu yıl bütçenin gerekçe­siyle zamanında geldiğini, bundan dola­yı memnuniyetini ifade ettiğini, gerek­çeyi daha mütekâmil bulduğunu, mal­zeme bakımından daha zengin olduğunu söyledikten sonra harp konjonktürüne, sön yılın müsait durumuna, ithalât ve ihracatın artmasına, kredi mevzuuna, sınaî istihsale, bütçe hareketlerine, ge­lir tahminlerine, bütçe açığma, vergi­lere, mahallî idarelere dair noktai na­zarınıaçıklamıştır.

Çanakkale Milletvekili Emin Kalafat, 952 bütçesi üzerinde yapılan konuşma­ların yapıcı bir karakter taşıdığına ka­ni bulunduğunu, bedbin düşünceleri da­ima galip olan Ferit Melen'in konuş­masını hayırlı bir alâmet saymak lâ-zımgeldiğini, umumî konuşmalar sıra­sında yapılan izahlar ile verilen cevap­ların birçok tereddütleri izaie ettiğini, 951 bütçesine ait 9 aylık tatbikattan alınan neticelerin tahminlerin ne kadar isabetli olduğunu gösterdiğini, 951 de olduğu gibi 952 bütçesinde de kendi ya­ğımızla kavrulmak esasının tutulduğu­nu ifade eylemiştir. Gelir Vergisi, Ara­zi Vergisi, Harç Tarifesi, ziraî kazanç­ların Gelir Vergisine tâbi tutulması, va­sıtalı, vasıtasız vergiler mevzuunda dü­şüncelerini açıklayan milletvekili, Bina Yapılmasını Teşvik Kanunu dolayısiyle

yeni binalara sağlanan 10 yılın vergi muafiyetinin de fazla ve zararlı oldu­ğunu belirtmiş ve son zamanlarda yapıl­mış olan bazı zamlar dolayısiyle hükü­mete yapılan tenkitlerin yerinde olma­dığını söyleyerek sözlerini bitirmiştir. İzmir Milletvekili Behzat Bilgin 952 bütçesinden dolayı hükümeti tebrik et­meyi vazife bildiğini söyleyerek söze başlamış, bütçenin hazırlanması, Bar-ker Raporu mevzularında fikirlerim a-çıklamış, bütçede köy kalkınmasına ve ekonomisine büyük yer verildiğini te­barüz ettirerek Halk Partisinin zama­nında takip olunan politikanın bütün hatasını köy sektörünün ihmal edilerek endüstri sektörüne ehemmiyet verilmiş olmasında görürüm, demiş ve bundan sonra kredi mevzuuna, vergilere, emis­yon durumuna ait mütalâalarım açıkla­mıştır.

Çanakkale Milletvekili Kenan Akman-lar da söz alarak bütçe tasarısı hakkın­daki görüş ve mütalâalarım bildirmiş­tir.

Bu mevzuda başka söz alan kalmamış, bunun üzerine Başbakan Adnan Mende­res iki gündenberi ileri sürülen bütün mütalâalara karşı ayrıca bildirdiğimiz izahlarda bulunmuştur. Bu izahlar so­nunda beş gündenberi devanı eden büt­çenin tümü üzerindeki görüşmeler kâfi görülmüş ve Bakanlıklar bütçelerinin tetkikine geçilmesine karar verilmiştir. Bütçe Encümeni yarın saat 10'da top­lanarak bütçe tasarısı maddeleri üze­rindeki müzakerelerine devam edecek­tir.

— Denizli :

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı ve beraberindeki milletvekilleri bu sabah Akhisar'ın üç ayrı semtinde yapılmak­ta olan göçmen evlerini mahallinde gör­dükten sonra Süleymaniye köyüne gi­derek köylü vatandaşların dileklerini dinlemiş ve müteakiben Gördes'e geç­mişlerdir.

GÖrdeste sırasiyle Belediyeyi, Millet Partisini, ve Demokrat Partiyi ziyaret etmişler ve Gördeslilerin dilek ve ih­tiyaçları üzerinde hasbıhalde bulunmuş­lardır.

Gördes'ten hareketle saat 19'da Deniz­li'ye gelinmiş, burada Belediye nikâh sa­lonunda toplanan yüzlerce vatandaş ile .yapılan hasbıhalde Manisa Milletvekili Muzaffer Kurbanoğlu ve Zonguldak Milletvekili Muammer Alakant, Denizlinin değişen yeni çehresinden duyduk­ları memnuniyeti belirtmiş ve yeni iktidarın icraatından misaller vermiş­lerdir.

Başbakan Yardımcısı da Türk milleti­nin yapıcı kudretinin hakikî misalleri­ni teşkil eden Denizlileri hararetle teb­rik etmiş ve bütün memleketin tıpkı bu vatan köşesi gibi yeni bir zihniyetle, yepyeni bir hayata girdiğini anlatan bir hasbıhaldebulunmuştur.

12 Aralık 1951

—.İzmir :

Dün pamuk yüklü olarak İzmit'ten ay­rılmış olan Falkiand adlı bir İsveç şi­lebi bu sabaha karşı Gelibolu açıkları­na geldiği sırada 4 numaralı ambarın­da anî olarak bir yangın çıkmıştır. İs­veç şilebi bu esnada yanından geçmek­te olan bir Türk vapuruna telsizle du­rumu bildirerek Gelibolu'dan imdat gönderilmesini istemiştir. Biraz sonra Geliboîudan bir itfaiye ekibi hareket e-derek İsveç şilebine yardıma koşmugsa da yangını söndürememiştir. Gerek Ge-liboluda ve gerekse Çanakkalede yangı­nın söndürülemiyeceğini anlayan Falk­iand şilebi kaptanı kurtuluş çaresini İz­mir limanına sığınmakta bulmuş ve ma­kinelerini tam yolla faryap ederek li­manımıza doğru yollanmıştır. İsveç şi­lebi bugün saat 16.30'da limanımıza gel­meğe muvaffak olmuştur. Mendirek dı­şında demirleyen vapurun kaptanı du­rumdan derhal İzmir Liman İtfaiye Teş­kilâtını haberdar ederek imdat istemiş­tir. En kısa TJir zaman içinde vapura rakip olan İzmir Deniz itfaiye Teşkilâ­tı gece yarısına kadar ateşi söndürmek için gayret sarfetmiş ve neticede gemi­nin diğer kısımlarına sirayet etmeden ateş söndürülmüştür. Bununla beraber şilebin 4 numaralı ambarında hâlâ du­man tabakaları yükselmektedir. Zarar miktarı hakkında henüz hiçbir şey bili­nememektedir. Yangının gemi İzmit li­manında yükletilirken ambarda çalışan amelelerden birinin sigarasını söndür­memesi neticesi pamuk balyalarının tu-tugmasiyle meydana gelmiş olduğu an­laşılmaktadır.

14 Aralık 1951

—Ankara :

DışişleriBakanlığından bildirilmiştir : 14.Arahk.1951 Cuma günü Dışişleri Ba

kanlığında Türkiye ile Hindistan ara­sında bir dostluk andlaşması imzalan­mıştır.

Andlaşmayı Türkiye adına Dışişleri Ba­kanımız Prof. Dr. Fuat Köprülü ve Hin­distan adına, Hindistan'ın Türkiye Bü­yük Elçisi Ekselans Chandra Shekhar Jhaimzalamışlardır.

İmza merasiminde, bir taraftan Dışiş­leri Bakanlığı İkinci Daire Umum Mü­dürü Rıfkı Rüştü Zorlu, Protokol Dai­resi Umum Müdürü Tevfik Kâzım Ke­mahlı, Hususî Kalem Müdürü Sadi El-dem, Protokol ve İkinci Daire Erkânı, diğer taraftan Hindistan Büyük Elçili­ği İkinci Kâtibi M. Chowdry ve Kara Ataşesi Albay Verma hazır bulunmuş­lardır.

29.Haziran.1051 tarihinde iki memleket arasında akdedilen Kültür Anlaşmasını takip eden bu andlaşma. Türkiye ile Hindistan arasında zaten çok samimî o-lan dostluk münasebetlerinin daha da tarsinini sağlayacaktır.

Müddetle mukayyet olmayan bu andlaş-mada, her iki taraf arasında ötedenbe-ri mevcut olduğunu memnuniyetle mü­şahede eylemekte bulunduğumuz eski dostluk bağlarının milletlerarası barışın nef ine ve Birleşmiş Milletler Anayasa­sı ruhuna uygun olarak geliştirileceği ifadesi yer almıştır. Tarafiar, araların­da çıkabilecek her türlü anlaşmazlıkla­rı mutad diplomasi usulleriyle halletme­yi ve bunda muvaffak olmadıkları tak­dirde her iki tarafın en münasip bula­cakları sair muslihane vasıtalarla tes­viyeyi kabul etmektedirler.

Andlaşma bu ana hükümlerden başka, ticaret, seyrisefain, gümrük, havacılık, suçluların iadesi ve sair gibi her iki memleketi ilgilendiren diğer bazı husus­ları da ihtiva eylemektedir.

Bu andlaşmanın, her iki memleket a-rasında esasen mevcut bulunan dostluk bağına yeni ve kıymetli bir halka daha ilâve edeceği şüphesizdir.

înızayı müteakip, Dışişleri Bakanımız­la Hindistan Büyük Elçisi bu andlaşma­nın iki memleket arasındaki dostane münasebetlerin inkişafına ve dolayısiy-le umumî sulha hizmet edeceğini teba­rüz ettirmişlerdir.

— Ankara :

Türkiye ile Hindistan arasındaki dost­lukandlaşmasınınimzasınımütakip,

Hindistan Büyük Elçisi Ekselans Mrv C. S. Jha Anadolu Ajansına aşağıdaki beyanatı vermiştir :

Bugün, Türkiye ile Hindistan arasında­ki münasebetler tarihinin en mes'ut günlerinden biridir. Türkiye Dışişleri'. Bakanı Ekselans Dr. Fuat Köprülü ile ben, bugün Türkiye ile Hindistan ara­sında sürekli barış ve dostluğu ikrar ve-ifade eylediğimiz andlaşmayı imza et­miş bulunuyoruz. İki memleket de, ha­len aralarında mevcut dostluk bağları­nı daima kuvvetlendirmek ve iki mem­leket halkı arasındaki samimî münase­betlerin gelişmesi ve derinleşmesi hu­susunda birbirlerine söz vermiş bulunu­yorlar. Bu büyük memleketle yapılan, ve mühim bir mâna ifade eden bu and­laşmanın. Hindistan adına tarafımdan, imza edilmesi keyfiyeti şahsım için bü­yük bir iftihar ve şeref vesilesi teşkil etmektedir.

Bn andlaşma, inkılâpçı Cumhuriyet Tür-kiyesiyle Büyük Atatürk'ün ölmez inkı­lâplarını kendisine örnek tutan Hindis­tan arasındaki dostluğun başlangıcım ifade etmemektedir. Çünkü iki memle­ket arasındaki dostluk asırlar boyunca, devam ede gelmektedir. Bu andlaşma, geçmişte iki memleketi birbirine bağ­layan kardeşlik bağlarına büyük bir kıymet vermektedir. Modern Atatürk Türkiyesiyle hür Hindistan, asırlık dost­luklarını Birleşmiş Milletler Anayasasi. ruhuna uygun bir şekilde, karşılıklı hür­met ve işbirliği esası dahilinde kuvvet­lendirmek ve geliştirmek ve bunu de­vam ettirmek hususunda azmetmiş bu­lunmaktadırlar.

Türkiye ve Hindistan'ın müşterek bir­çok tarafları vardır. Gerçekten bu iki. memleket lâiklik ve ilerleme bakımın­dan birbirlerine çok benzerler. Terak­ki, refah ve barışı sağlamak hususunda Önemli rolü olan beşerî gayretleri ba­kımından Türkiye ile Hindistan arasın­da büyük işbirliği imkânları mevcuttur. Dostluk andlaşmasının İmzalandığı bu. mes'ut gün münasebetiyle asil ve dost Türk milletini samimî ve kardeşçe se­lâmlar, teşebbüs ve çalışmalarında da­ima muvaffakiyetler temenni ederim.

—Ankara :

Demokrat Parti Meclis Grubu Başkan­lığından bildirilmiştir :

Ankara ve İstanbul'da intişar eden ba: zı gazetelerin 1.12.951 günkü nüshala-riyle(Kudret)gazetesinin14.12.1953 günkü nüshasında grubumuzun 11.12.951 Salı günkü kapalı toplantısındaki görüş­melere dair olan neşriyatı hakikate ta­mamen aykırıdır.

Filhakika grubumuzun o günkü günde­minde Millî Savunma Bakanlığından bazı askerî faaliyetler ve bundan son­ra takip olunacak esaslar hakkında ma­lûmat talebini mutazammın bir önerge müzakereye kondu. Bu vesile ile söz a-lan Millî Savunma Bakanı istenen bu malûmatın hepsinin mutlak surette ve­rilmesinde askerlik sırları ve millî em­niyet bakımından mahzur telâkki etti­ğinin ve bu görüşünün konuşularak hal­lini istedi. Bu konuşmalara katılan Fu­at Köprülü de vaki beyanatında, bun­dan evvelki devrelerde memleketimizde askerî sırların bazan ne kadar basit şeylere kadar teşmil edildiğini misaller­le izah ettikten sonra bugün artık es­kiden sır sayılan birçok şeylerin açık­lanmasında mahzur görülmediğini ve milletin bunu görmekte olduğunu, bu­nunla beraber bütün dünya devletleri hayatında millî emniyet bakımından söylenmesi icab etmeyen askerî sırların bulunduğunun inkârı kabil olamıyacağı hakikatini bir defa daha teyid ettiğini ve bu meyanda Atlantik Paktına dahil bir devlet olmak sıfatiyle bu Pakt ge­reğince vâkıf olacağı askerî sırların da aynı suretle pakta mensup hiçbir dev­let tarafından açıklanamıyacağmı bil­dirdi.

Hal böyle iken, bazı gazetelerin Atlan­tik Paktına giriş şartlarımız üzerinde bir açıklama yapılamıyaeağı yolunda Dışişleri Bakanına izafe ettikleri ve ha­kikate tamamen aykırı bulunan neşri­yatı kat'iyetle tekzip ederiz.

—Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bugün sa­at 12.30'da Kore'den dönmüş olan Tüm­general Tahsin Yazıcı'yı kabul etmişler ve öğle yemeğine alıkoymuşlardır. Bu kabulde Genelkurmay Başkanı Orgene­ral Nuri Yamut. yemekte de Büyük Mil­let Meclisi Başkam Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, Millî Sa­vunma Bakanı Hulusi Köymen hazır bulunmuşlardır.

18 Aralık 1951

—Ankara :

Bugün saat ll'de sekizinci dönem Top­çu Pilot Kursunun birinci devre eğiti­mini başarı ile bitiren 33 subaya Etimesgut Türkkuşunda yapılan törenle bröveleriverilmiştir.

19Aralık 1951

—Ankara :

İş ve İşçi Bulma Kurumu Danışına Ku­rulu bu sabah saat 10'da toplanmıştır;

Toplantı Çalışma Bakanı Nuri Özsan-m bir nutku ile açılmıştır.

—Ankara :

Çalışma Bakanı Nuri Özsan'm açış söy­levini müteakip çalışmalarına başlayan îş ve İşçi Bulma Kurumu Danışma Ku­rulu toplantısında faaliyet raporu okun­muş ve raporun tümü hakkında müza­kereler cereyan etmiştir.

öğlenden sonraki toplantıda Kurum Ge­nel Müdürü Faruk Kardam tarafından delegelerin soruları cevaplandırılmış ve müteakiben komisyonların seçimine ge­çilmiştir.

Tarım işçileri, plasman ve ihtisas ko­misyonlarına ayrılan üyeler yarın saat 9'dan itibaren Kurum Genel Müdürlüğü binasında çalışmalarına devam edecek­tir.

20Aralık 1951

— Ankara :

Kalkınma Projeleri İktisadi Tahlil Ens­titüsü Akdeniz Yetiştirme Merkezinin kapanışı münasebetiyle bugün saat 17,30 da Dil, Tarih - .Coğrafya Fakül­tesindeki çalışma salonunda bir tören yapılmıştır.

Törende Ekonomi ve Ticaret Bakanı Muhlis Ete, Tarım Bakanı Nedim ök-men, Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Faruk Sünter, Tarım Genel Müdürü, İstatistik Genel Müdürü, A-merikalı uzmanlar, kordiplomatik, Ak­deniz Yetiştirme Merkezi mensupları hazır bulunmuşlardır.

21Aralık 1951

—Ankara :

Büyük Millet Meclisinde müzakeresi ya­pılarak kabul edilmiş olan İl İdaresi Kanununun 6'nci maddesinin ikinci fık­rasının yorumu bugünkü Resmî Gaze­tede yayınlanmıştır. Yorum şudur :

5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 6'ncı maddesinin ikinci fıkrasını teşkil eden (Vali tayininde3656 sayılıkanun hü-

kümleri cari değildir) ibaresi kariyer­den olmak. Siyasal Bilgiler ile Hukuk Fakültelerinden mezun bulunmak gibi şartlar ve vasıflarla bağlı olmaksızın, hükümetin, lüzum ve zaruret halinde hariçten münasip kimseleri vali tayin eylemekte mutlak yetkiye sahip bulun­duğu hükmünü ifade etmektedir."

-— Ankara :

Yönetmeliğinin 12'nci maddesine gövn yapılması gereken UNESCO Türkiye Millî Komisyonu 1951 yılı ikinci genel kurul toplantısı bugün saat 10.30'da Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesinde ya­pılmıştır.

Toplantıda memleketimizin tanınmış i-lim adamları, fikir adamları, yazarlar ve profesörlerden müteşekkil komisyon üyeleri ile müşahit sifatiyle toplantıyı takip edenler bulunmuştur.

— Ankara :

İş ve İşçi Bulma Kurumu Danışma Ku­rulunda seçilen Plasman, İhtisas ve Ta­rım İşçileri Komisyonları 21.12.1951 Cu­ma günü öğleye kadar çalışmalarım ik-maî ederek raporlarını hazırlamış ve sa­at 15'de müsteşar Muslih Fer'in baş­kanlığında kurul tekrar toplanmıştır.

Bu Umumî Heyet toplantısında komis­yon raporları üzerinde uzun ve etraflı görüşmeler yapılmış ve neticede, rapor­lar bazı tadillerle kabul edilmiştir.

— Ankara :

Milletlerarası İktisadî İşbirliği Teşkilâ­tı Genel Sekreterliği ile İktisadî İşbir­liği İdaresi Türkiye Özeî Misyon Baş­kanlığından bildirilmiştir :

Milletlerarası İktisadî İşbirliği Teşkilâ­tı Genel Sekreteri Fatin Rüştü Zorlu ile İktisadî İşbirliği İdaresi Türkiye Özel Misyon Başkanı R. H. Dorr arasında imzalanan bir anlaşma gereğince Mar-shall Plânı Karşılık Paralar Fonundan, çeşitli tarım mevzularma sarfedilmek üzere, 24.300.000 lira serbest bırakılmış­tır.

Türkiye'nin tarım sahasında giriştiği geniş kalkınma hareketini hızlandırmak maksadiyle hazırlanmış olan 48.300.000 liralık- programın 24.300.000 liralık kzs-mı, serbest bırakılan bu paralarla kar­şılanacak, mütebaki 24 milyon lira ise Tarım Bakanlığı bütçesine iki sene zar­fında konulacak ödeneklerle itmam edi­lecektir.

Serbest bırakılan karşılık paralarla ilk hamlede girişilecek işler şunlardır :

Ziraî Yayın Teşkilâtı ve pro­jeleri tatbikatı için Hayvanla çekilir ziraat âlet­leri mubayaası için Zirai araştırma projeleri veziraat okulları teçhizatı içinAğaçlandırma projeûeri içinYeni arazi açma işleri için Sulardan istifade ve su kay­naklarının geliştirilmesi içinHayvancılığı geliştirme .pro­jeleriiçin

24.300.000 Anlaşma gereğince bu programın ta­hakkuku için mubayaa edilmesi lüzum­lu teçhizat siparişleri derhal yapılacak, eğitim işleriyle diğer projeler tatbika­tına da Şubat 1852 nihayetinden evvel başlanılmış olacaktır.

Bu programın taallûk ettiği projelerin hepsi küçük çiftçiyi yakinen ilgilendir­mekte ve kalkınmalarını hızlandırma:; için lüzumlu bütün tedbir ve imkânları ihtivaetmektedir.

Ziraî Yayın Teşkilâtı projeleri ise Ta­rım Bakanlığı uzmanları üe teknik yar­dımdan faydalanılarak getirtilmiş olan Starc grubu teknisyenlerinin sıkı isbir ligi neticesinde meydana gelmiş hayır­lı .bir teşebbüstür.

Anlaşmanın imzası münasebetiyle B. Fatin Rüştü Zorlu ile Mr. R. H. Dorr aşağıdaki beyanatta bulunmuşlardır :

Ziraî istihsal ve verimliliğin arttırılma­sının gerek Türkiye'nin, gerekse batı Avrupa'nın kollektif savunmasında haiz olduğu ehemmiyeti müdrik bulunan Türk hükümeti, Türkiye'nin ziraî istih­sal ve verimliliğinde rolü olan hizmet ve tesislerin kuvvetlendirilmesi ve bun-larm ıslahına matuf geniş bir ziraî kal­kınma politikası kabul ve tatbik etmek­te bulunmuş ve bu maksatla da Mar-shall PJâm kanalı ile memlekete büyük mikyasta tarım makina ve ekipmanı i-le teknik yardım temin etmiştir.

Tatbik edilmekte olan ziraî kalkınma programını takviye ve hızlandıracak o-lan bu yeni anlaşma ile daha fazla ta­rım âlet ve ekipmanı elde etmek müm­kün olacak, mahsul istihsalinin ve hay­van yetiştirilmesinin kalite ve miktar bakımından arttırılmasını sağlayan modern teknikten faydalanmaları husu-sunda Türk çiftçilerinin gerekli eğitim­den istifadeleri sağlanabilecek, Türki-yenin tabiî kaynaklarından daha verim­li bir şekilde istifade edilmesi ve bazı temel kaynakların sür'atle geliştirilme­si temin edilmiş olacaktır."

Mr. Dorr devamla : "Geçenlerde Avru­pa İktisadî İşbirliği Teşkilâtı Bakanlar Konseyi önümüzdeki 5 sene zarfında ka­tılan memleketlerin istihsallerini yüzde yirmibeş nisbetinde arttırmalarına ka­rar vermiş ve bu gayeye ulaşmak için de gerekli tedbirler hakkında tavsiye­lerde bulunmuştu.

İstihsalin arttırılması mevzuunda Tür kiye şimdiye kadar hakikaten önemli hamleler kaydetmiş ve ekonomisinin sıklet merkezini teşkil eden tarım sa­hasında çok üstün neticeler elde etmiş­tir.

Bugün Türk hükümetinin muvaffakiyet­te tatbik etmekte olduğu ve Marshall Plânı yardımları ile hızlandırılan tarım programının tamamlanmasiyle çok da ha parlak başarılar elde edeceğine şim­diden kani bulunuyorum.,, demiştir.

—Ankara :

UNESCO Türkiye Millî Komisyonu, Ge­ne! Kurul toplantısına bugün öğleden sor.ra da çalışmalarına devam etmiş vs Ord. Prof. Dr. Tevfik Sağlam'm rapor üzerinde verdiği tamamlayıcı malûmatı dinlemiştir. Yapılan çabşmalarda takip olunan gaye ve elde edilen neticelerin muvaffakiyetini belirten Dr. Tevfik Sağlam, gönüllü hayır teşekküllerinin kurulması hususunda dikkati çektikten sonra göçmen vatandaşların çocukları­nın tahsil durumları için UNESCO Tür­kiye Millî Komisyonunun bu hususta çok iyi tedbirler altlığım söylemiş ve Yönetim Kurulu ile Sekreterliğin gös­terdikleri faaliyetlere teşekkürle sözle­rine son vermiştir.

22 Aralık 1951

—Ankara :

Bu ayın 23'ünden 29'una kadar devan-edecek olan verem haftasında halkın verem hakkında aydınlatılması için Sağ­lık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Tara­fından İstanbul ve Ankara radyolarır-dan konuşmalar yapılacaktır.

—İstanbul :

Misafir Rapid takımı ilk maçım bugün Mithatpaşa stadında Galatasarayla yaptı. Stadda tahminen sekiz bine yaki.ı bir seyirci kütlesi bulunuyordu. Sahaya evvelâ Avusturya ikincisi Rp-pid çıktı, yeşil forma, beyaz pantalon giymişlerdi. Bir iki dakika sonra da Ga­latasaraylılar çıktılar. Seremoni kısa sürdü ve takımlar karşılıklı şöyle yer aldılar :

Rapid : Zeman - Happai, Merkl - Kaf-ka, Gernhart, Golobiz - Korner I., Ha-napi, Dinst, Probst, Korner îî..

Galatasaray :Turgay-Naci,Fazıl Özcan,Doğan,Rober -Muhtar,Reha, Gündüz, Muzaffer, Ali.

Hakem :Feridun Kılıç.

Oyun başladıktan biraz sonra Rapidin yavaş yavaş teşebbüsü ele almağa baş­ladığı görüldü. Misafir takım, yerini bu­lan kısa paslarla göz doldurucu bir o-yun çıkarmağa başlamıştı.

Rapidin hissedilir baskısı devam eder­ken, Galatasaraylılar ll'mci dakikada anî bir hücum yaptılar, topu yakalıyan Reha köşeyi bulan bir sütle takımına bir gol kazandırdı.

Hiç beklemedikleri bir zamanda yapılan bu goi Rapidliieri kamçılamıştı. Bİr an içinde hızlanan Rapidliier oyuna hakin» oldular ve Galatasaray kalesine tchlı-.keli akınlar yapmağa başladılar. Bu müddet zarfında Turgay, güzel müda­halelerle iki gole mani oldu. Fakat yir­mi yedinci dakikada kale direğine çar­parak sakatlandı ve oyundan çıktı. Ye­rine genç kaleci Cemal girdi. Bu arada Fazılın yerine de Ahmet girmişti.

Galatasaray kalesi önüne adamakıllı yerleşen Rapidliier 31'inci dakikada sağ­dan çekilen bir kornerden faydalana­rak sol içleri Probst vasıtasiyle ilk gol­lerini kazandılar. Altı dakika sonra da sağ iç Hanapi ikinci golü, 43'üncü da­kikada da santrfor Dinst üçüncü gol­leri yaptılar ve devre bu şekilde 3-1 sona erdi.

İkinci devrenin ilk dakikalarından iti­baren Galatasaray yarı sahasına yerle­şen Rapidliier, tehlikeli hücumlar yapı­yorlardı. Nihayet 25'inci dakikada bu hücumlar semeresini verdi. Bu dakika­da sol içi takımına dördüncü golü ka­zandırdı. Bu golden sonra Galatasaray­lılar biraz hızıanır gibi oldular. Üstüs-te yaptıkları hücumlarla Rapid kalesini zorlamağa başladılar. Bu arada üç mü­kemmel fırsat yakaladıkları halde bun­lardan istifade edemediler.

image004.gif38'inci dakikada soldan yapılan bir Ra-pid hücumunda sol açığın ortasını kur­şun gibi bir vole şutla tamamlayan sag açık Köner I. takımına beşinci golü, oyunun bitmesine bir dakika kala da sol iç yakından sıkı bir şutla altıncı golü kazandırdı. Oyun bu şekilde 6—1 Ra-pid'in galibiyetiyle sona erdi.

Rapid takımı için kısaca usta ve klas bir takım denilebilir.

Rapid ikinci maçını yarın 14.30'da Fe­nerbahçe ile yapacaktır.

24 Aralık 1951

— Ankara :

Müstakil bir devlet alarak teşekkülü hakkında Birleşmiş Milletler tarafından alınan karar mucibince, Libya bugün is­tiklâline kavuşmuş bulunmaktadır.

Bu münasebetle, Cumhurbaşkanı Celâ-Bayar ve Büyük Millet Meclisi-Başka­nı Refik Koraltan tarafından, Libya Meliki Seyyîd Muhammed İdris Eisünu-sî Hazretlerine, Başbakan Adnan Men­deres tarafından Libya Başbakanına ve Dışişleri Bakam Prof. Fuat Köprülü ta­rafından Libya Dışişleri Bakanına aşa­ğıdaki mesajlar gönderilmiştir :

Libya Meliki Ceîâletmeab Seyid Muhammed İdris Elsünusî Haz­retlerine

Bingazi

Asırlardanberi sevgi ve kardeşlik bağ­ları ile bağlı bulunduğumuz Libya mil­letinin hür ve müstakil devletler aile­sine katılmakta bulunduğu bu tarihî ve hayırlı günde zatışahanolerine en sa mimi ve hararetli tebriklerimi takdime müsaraat ile büyük bahtiyarlık duy­maktayım.

Zatışahanelerinin yüksek idareleri ai-tında bu kardeş ve asil milletin en kısa zamanda sulha hadim hür milletler ca­miası içinde kendisini bekliyen mühim mevkii cihanın ve medeniyetin selâmeti için ihraz edeceğine kaniim.

Bu hislerle ve kanaatla mütehalli ola­cak yüksek garugi^-nn^ıı saadeti ve kar-

deşLibyaDevletininrefakvetealisi için en kalbi temennilerimi arzederim.

TürkiyeCumhurbaşkanı Celâl Bayar

Libya Meliki Ceîâletmeab Seyid Muhammed İdris Elsünusî Hazretlerine

Bingazi

Türkiye Büyük Millet Meclisi bugünkü İçtimamda ittifakla aşağıdaki karart vermiştir :

(Aziz ve sevgili Libyamn bugün istiklâ­le kavuşmasının Türkiye'de husule ge­tirdiği sevince tercüman olarak Mecli­sin hissiyat ve en iyi temennilerini kah­raman kardeş millete iblâğı başkanlık­tan rica olunur.)

Meclis Reisi sıfatiyle bendenize düşen bu zevkli vazifeyi yerine getirirken şahsî tebrik ve temennilerimin kabulü­nü de zatı mülûkânlerinden derin hür­metlerimle rica ederim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkam Refik Koraltan

Libya Başbakanına

Bingazi

Kardeş Libya'nın istiklâle erişmesi Türk milleti tarafından çok büyük bir sevinç­le karşılanmıştır. Bu sevince tercüman olurken, Türkiye Hükümetinin Başba­kanı sifatiyle, Libya hakkındaki siyase­timizin, milletimizin candan dostluk ve kardeşlik hislerinin tam bir ifade­sini teşkil edeceğini zatıâlinize iblâğa müsaraat eylerim.

Bu tarihî gün münasebetiyle gerek hü­kümetim, gerek şahsım namına sami­miyetle arzı tebrikât eyler ve Libya i-çin en büyük saadet ve refahı temenni ederim.

Türkiye Cumhuriyeti

Başbakanı Adnan Menderes

Libya Dışişleri Bakanına

Bingazi

Kardeş Libya milleti ile Türkiye mil­leti arasında asırlardanberi mevcut çok yakın dostluğun büyük Libyamn istik­lâle kavuşması üzerine siyasî münase-bat tesisi suretiyle en sıkı bir şekilde her iki memleketin ve cihan sulhunun nef ine olarak İnkişaf edeceğine ■ kani bulunuyorum.

Bu maksadın tahakkuku için en sami­mi şekilde mesaî sarf edeceğimi zatı-âlilerine temin ederken, bu mes'ut gün

image005.gifmünasebetiyle hararetli tebriklerimi arz eder, yüksek vazifenizde muvaffakiyet­ler dilerim

Türkiye Cumhuriyeti

Dışişleri Bakanı Prof. Fuad Köprülü

— Ankara :

Büyük Millet Meclisi Bütçe Komisyonu bugün saat 10'da toplanarak, Cumarte­si günü başlanan Dışişleri Bakanlığı bütçesinin tümü üzerinde müzakereye devam etmiştir. Söz alan muhtelif mil­letvekilleri, Dışişleri Bakanlığı teşkilâtı ve çalışmaları, dış politikamız ve dünya meseleleri hakkında, Dışişleri Bakanı Prof. Fuat KÖprülü'den sualler sormuş­lardır.

Servet Somuncuoğlu Kıbrıs meselesinin ne vaziyette olduğu ve Refet Aksoy, İ-ran politikası hakkında izahat istemiş­lerdir. Riza Erten, Suriye'de arazisi o-lan vatandaşlar için, bu topraklardan istifadelerini sağlamak üzere çalışılıp çalışılmadığmı ve son zamanlarda dört­lerin Ruslara verdiği cevabî nota için Bakanın ne düşündüğünü sormuştur. Mehmet Sadık Eti, kurye meselesine te­masla, evvelce yapılan müzakerelerde Bakanın kuryeleri arttırmak yoluna gi­dildiğini söylemiş olduğunu, halbuki bütçede, bu fasılda fazla" bir tahsisat gö­rülmediğine işaret etmiş ve komisyonun böyle mühim bir işte yeter tahsisatı ve­receğinden şüphesi olmadığını söylemiş ve son olarak da, Kore'deki Türk Silâh­lı Kuvvetlerine verilen tahsisat üzerin­de durmuştur.

Şefik Bakay, Basın - Yayın Genel Mü­dürlüğü bütçesinin dış propaganda fas­lının komisyon tarafından S0.000 den 380.000 liraya çıkarıldığını, bu para har­canırken Genel Müdürlüğün merkezden murakabe yapmakta güçlük çekeceği­ni, murakabe işinin büyük elçiler tara­fından yapılmasının kabil olup olmadı­ğını sormuştur. Ayrıca Şefik Bakay, Müslüman memleketlere gönderilen el­çi ve konsoloslarımızın, bu dine tama­men vâkıf kimseler arasından seçilme­sini ve Dı§işleri Bakanlığına alman me­murların, lisan imtihanı gibi bir de ter­biye, adab-ı muaşeret ve karakter im­tihanına tâbi tutulmalarını temenni et­miştir.

Hadi Hüsmen de, yabancı memleketler­le çalıştıktan sonra merkeze alman memurların, evvelce bulundukları menı-ieketlealâkalıdairelerdeçalıştırılmaları ile Bakanlığa daha faydalı olacak­larınısöylemiştir.

Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprü­lü, sorulan sualleri birer birer cevap­landırmıştır. Oturum, saat 13'te son bulmuştur.

Saat 18'da başhyan ikinci oturumda Dış işleri Bakanlığı bütçesinin maddelerine geçilmiştir. Raportör Mazhar Şener, yabancı memleketlerdeki memur ve hiz­metlilere verilen paranın arttığını, Ko­re Harbini müteakip birçok memleket­lerde vuku bulan fiyat artmalarının bu­na sebep olduğunu anlatmış, ayrıca a-lâkadar Bakandık memuru bu hususta izahat vermiştir. Mazhar Şener, Bakan­lık bütçesinin 301 ve 302 nci fasılların-daki kırtasiye için ayrılan tahsisatlar­da indirme yapılmasını teklif etmiştir. Alâkadar Bakanlık memuru bu husus­ta izahat vermiş ve bugüne kadar ih­mal edilmiş olan Bakanlık Arşivinin tanzim edilmekte olduğunu, Arşivin yalnız dosyalan için 9000 dosya kapa­ğına ihtiyaç bulunduğunu anlatmıştır. Maddeler indirme yapılmadan kabul e-dümiştir.

Yönetim giderleri bölümü müzakere e-dilirken söz alan Dışişleri Bakanı Fu­at Köprülü, Bakanlığın iktisada çok ri­ayet ettiğini, bu hususta elçilik, konso­losluk ve diğer dairelere sık sık tamim­ler gönderildiğini, yeni kurulan konso­losluk ve sefaretlerin vazifelerini yapa­bilmeleri ve Türkiye Cumhuriyetini ha­riçte temsil edebilecek hale gelebilme­leri için çalışıldığını, bu çalışmalarda da asgarî paranın harcandığını söyle­miştir. Yeni açılan konsolosluk ve se­faretler hakkında geniş izahat verdik­ten sonra "on para fazla sarfettiğimiz yoktur"demiştir.

Yine 302'nci fasıldaki 100.000 lira ya­bancı memleketlerdeki ziyafetler tah­sisatının nerelere ve nasil bir kıstasla dağıtıldığını soran Sadık Eti'ye ceva­ben Köprülü, bu paranın tam yetmiş da­ireye dağıtıldığını ve diğer sefaretler gi­bi bizim de ziyafetler vermek zorunda kaldığımızı, meselâ Savarona mektep gemisinin Hindistan'a yaptığı seyahat esnasında sefaret ve konsolosluklarımı­zın 5 ilâ 6000 lira harcıyarak ziyafet verdiklerini anlatmış ve daha birçok misaller vermiştir.

Muhabere giderleri faslında da Köprü­lü, Atlantik Paktına dahii olacağımız tesis ve dairelere göre, yeniden tahsi­sat istiyeceğini bilhassa belirtmiştir.

Tevhidi zabıta hususunda Emniyet Umum Müdürlüğünün bir proje hazır­ladığını, bunun için Amerika'dan gelen mütehassıs bir zatla da teşriki mesai edildiğini, ifade eden Bakan, bu pro­jeye göre zabıta memurlarının köyler­de, ilçelerde ve iiîerde nasıl vazife gö­receklerini ve polisle jandarmanın bir­leşmesinin lehinde ve aleyhinde olan mütalâaları uzun uzun izah etmiş, ve projenin bir ihtisas komisyonu tarafın­dan incelendiği'ıi, yakında Bakanlar Ku­ruluna sevkedüeceğini söylemiştir.

İzahatına devam eden İçişleri Bakanı, Özel İdare bütçelerinin işlemez bir hal­de bulunduğunun bedihî olduğunu, an­cak son zamanlarda bunlarda iyiye doğ­ru bir ilerleme kaydedildiğini, özel ida­relerin üzerinde hakikaten fazla yük bulunduğunu, valilerin otomobil mas­raflarının muvazene! umumiyeden veril­mesinin Bakanlıkça düşünüldüğünü, ev hususunda bir hüküm koymanın Yük­sek Meclisin elinde olduğunu, fakat Ba­kanlığın noktai nazarının Türk valile­rine mutlaka ev vermek merkezinde ol­duğunu, yalnız bunun şatafat için de­ğil, dosta düşmana karşı, devletin ve hükümetin bir mümessili sıfatiyle elzem olduğunu belirtmiş, nüfus dairelerinin durumuna temasla, nüfus dairelerinin hakikaten çok perişan bir halde olduk­larını, kayıtların eski yazılarla yapıldı­ğını, bunları yenilemek için her yıl büt­çeye bir miktar tahsisat konulduğunu ve bu işin peyderpey yapıldığını, yalnız biraz zamana mütevakkıf olduğunu, bu hususta bir kanun tasarısı hazırlandığı­nı, yeni yazım yapılacağını ve îsviçre-den gelen bir mütehassısla da işbirliği yapıldığım beyan etmiş, kaymakamlık .kursu hususuna temasla kursun elzem olduğunu, olsa olsa müddetini kısaltmak lâzım geleceğini izahla bucak müdürle­ri kursu için de aynı şeylerin düşünü­lebileceğini sözlerine ilâveetmiştir.

Merkeze alman valilerin günün hürri­yet nizamına, demokratik anlayışına uy-mıyan, mahallinde geçinemiyen ve mu­vaffak olamıyan kimseler olduğunu belirten Karaosmanoğlu, bunların, içinde merkeze alındıktan sonra tekrar vilâ­yetlere gönderilen ve hakikaten muvaf­fak olanlarının da .bulunduğunu, ihtisas­ları icabı ve maaş durumları dolayısiy-le diğer yerlerde çalıştırılamadıklarını, merkezde teftiş ve tetkik işlerinde va­zife gördüklerini, hizmetlerini dolduran­ların tekaüde sevkedildiklerini ve bu durumun bir müddet daha böyle devam edeceğini ifade etmiştir.

30 seneyi ikmal eden memurlardan ba­zılarının âdilâne bir şekilde tekaüde sevkedildiğini, bazılarının da bir müd­det daha kalmasının zarurî olduğunu i-zah eden Bakan, idarî taksimatın kifa­yetsiz olduğunda soru sahipleri ile hem­fikir olduğunu, lâkin bugün için bun­dan başkasının yapılmasına imkân ol­madığım, bucakların yerine tip tip il­çeler teşkil etmek suretiyle köyleri doğ­rudan doğruya bunlara bağlamanın Ba­kanlıkça düşünüldüğünü, Bucaklar Ka­nunu üzerinde çok eskidenberi durul­duğunu, Bakanlığın-bu çalışmalardan is­tifade ederek yeni bir faaliyete giriş­tiğini ifade etmiştir.

Özel idarelerin bütçe durumu hususun­da Bakan, Arazi Vergisinin daha âdilâ­ne bir tarzda yapılmak suretiyle bu i-darelerde bir ferahlık yaratacağını söy­lemiş, bu yıl kaç bucağın ilçe olacağı sualine de şu cevabı vermiştir :

"Bu yıl 15 bucağı ilçe yapmak tasav-vurundayiz. Usulü veçhile muhtelif Ba­kanlıklara sorduk ve tercihimizi buna göre yaptık. Tahsisat karşılarsa bu 15 bucağın hepsini, karşılamazsa bir kıs­mım yapacağız. Esasen bunun için on senelik bir plânımız vardır. Her sene on bucağı ilçe yapmayı düşünüyoruz. Fakat son zamanlarda bunu Î5'e çıkar­manın çarelerini aramaya başladık."

Bundan sonra valilerin murakabe ve se-lâhiyetlerine temas eden Bakan, Or­man, Tekel., P.T.T. Müdürlüklerinin ha­kikaten valilerin murakabesi dışında kaldıklarını, yalnız bunların temininin pek müşkül şeyler olmadığını, karşılıklı anlayışla halledilebileceğini, valilere tevsii selâhiyet vermenin yerinde ola­cağını ve meselâ bir vilâyetin kayma­kamlarını Bakanlık tayin etmeli ve fa­kat ilçelere tayini valilere bırakılmalı, demiş, İller Bankasının söylenildiği gibi lüzumsuz bir müessese olmadığını, ısla­ha muhtaç bulunduğunu, pahalıya mal ediyorsa ucuza mal etmenin yollarını aramak gerektiğini, hariçle olan münasebetleri ve personelinin durumu bakı­mından üzerine aldığı işleri belediyeler­den çok daha iyi yapabileceğini belirt­tikten sonra, bu malî yıl içinde nakil­leri yapılan vali ve kaymakamların a-dedinî ve bunun için sarfedilen parala­rı rakamlara dayanarak izah etmiş ve şunları söylemiştir :

"Bir vali, bir kaymakam vilâyet veya kazada devletin, hükümetin mümessili olduğu gibi bulunduğu yerin de hami­şidir. Valiler ve kaymakamlar halkla bağdaşabildikleri güne kadar, bugünkü hürriyet nizamlarına uyuncaya kadar, bîr yerden diğer bir yere nakledilmek­te devam edeceklerdir. Eğer bugün kay­makam sıkıntısı olmasaydı bazılarını vazifelerinden çıkarmakta tereddüt et­mezdik. Bize köylünün pis kokusundan çekinmeyen, şehirlinin en iğrenç tara­fını kendine dert edinen vali ve kay­makam lâzımdır. Vatandaşın huzuru i-çin bu elzemdir. Buna mukabil vatan­daşın da kendisine düşen vazifeleri yap­ması lâzımdır."

Bakan, daha sonra, umumî valilikler ih­dasının mahzurlu olduğunu, ilçe teşki­linde iktisadî, poğrafî vaziyetlerin ya­nında yol, asayiş ve hudut meseleleri­nin de rol oynadığını, bucaklarda tapu ve nüfus teşkilâtı ihdasının her şeyden evvel bir bütçe meselesi olduğunu, ö-zel idarelerde hizmetlerin kısmen ma­halline bırakıldığını, bunun zarurî ol­duğunu, Yol Vergisinin kalkması ile a-çılacak boşluğun bir kısmının yeni ya­pılacak arazî tahririnden elde edilecek gelirle kapatılacağını, özel İdarelerde 35 milyondan az olmamak üzere bu ver­gi tahsilatının yüzde 50 sinin verileceği­ni, belirtmiş ve illerin ve belediyelerin ve köylerin bütçelerini rakamlarla ifa­de etmiş ve izahatına devamla, Maliye Bakanlığının Kazanç Vergilerinden be­lediyelere ayrılan yüzde beş'lerin iki bu­çuğa indirmesi için yeni bir kanun ta­sarısı hazırlamış olduğunu, belediyele­rin hiçbir zaman parasız bırakılmıyaca-ğım, valilerin devletin, hükümetin si­yasî, idari mümessilleri olduğunu, bir partinin mümessili olmadığını, valilerin iç politikayı parti politikası yapan a-dam değil, bugünkü demokratik niza­ma, anayasa nizamına uyan siyasî a-. dam olduklarım, ancak iktidardaki par­tinin programını tatbik etmekle mükel­lef bulunduklarını, bazı memurların ma­hallî intihapla tayinine henüz bünye­mizin müsait olmadığım, yeni sevkedi-len mahallî idareler ve belediyeler kanun tasarılarına Büyük Meclisin en i-deal şekli verebileceğini, yeni Köy Ka­nununun halk hâkimiyetini esas tuttu­ğunu, Rumca, Ermenice ve Arapça olan yer isimlerinin değiştirileceğini, kan gütme davasına dair kanunun antide­mokratik kanunlar; inceleme komisyo­nunda incelendiğini, ancak bir müddet daha bu kanuna lüzum olduğu kanaa­tinde bulunduğunu belirtmiştir.

Bakanın verdiği bu geniş izahatı taki­ben Osman Bölükbaşı söz olarak "de­mokratik bir nizamda teminat, şahısla­rın değil, kanun ve- nizamların temina­tıdır," demiş ve vatandaş kadar memu­run da emniyetini düşünmek lâzım gel­diğini söylemiş, âmir meselesine temas­la "Yaptığımız demokrasi mücadelesin­de hâkimlere, adlî teminata güveniyor­duk. Çünkü hâkimin bir âmiri yoktu, kanunlara göre hareket ediyordu" de­miştir. Objektif ölçülerin kanunlara bağ­lanması lâzım geldiğine işaret eden Bö­lükbaşı, İller İdaresi Kanununun tâdi­li lâzım geldiğini söylemiş ve Bakanın bu hususta ne düşündüğünü sormuştur. Bölükbaşı, merkez valilerine de temas etmiş ve bunun iyi bir usul olmadığı mü­lâhazasını yürütmüştür. Yeni bir zih­niyetin kanunlarını tâdillerde de gör­mek istediğini söyleyen Bölükbaşı, "be­ni ithamlardan ziyade işlerin doğru git­mesini isteyen bir arkadaş olarak ka­bul etmenizi isterim" diyerek sözlerine son vermiştir.

Halil îmre, iç taksimata temasla coğ­rafî oluş yanında iktisadî tahavvülü de gözönüne almak lâzım geldiğine işaret ederek bu iki ölçüyü gözönüne alarak taksimat: yapmanın icap ettiğini söyle­miş, devlet idaresi ile mahallî idareleri ayırmak icap ettiğine işaret etmiştir. Abdullah Gedikoğlu da memleketin kal­kınmasının valilerin iyi ve kötü olma­sına bağlı olduğu fikrini ileri sürmüş ve Bakandan bu meseleyi hal İçin lâ­zım gelen kanunları Meclise bir an ev­vel sevketmesinî istemiştir.

Refet Aksoy, kaymakam kursunu ten­kit etmiş ve bir idare âmirinin nazarî derslerle değil, pratikle yetişeceğini söy­lemiş, Mehmet Özbey de mülkî taksi­mat üzerinde, bir heyet teşkil edilerek çalışılmasını istemiştir.

Komisyonun sabahki oturumunda son o-larak Ferit Melen söz almış ve Baka­nın izahatından çok memnun kaldığı­nı, fikirlerini benimsediğini söyleyerek söze başlamış, Bölükbaşı'nm dediği gibi objektif ölçülere ihtiyaç olduğunu, va­liler ve idare âmirlerinin durumları hu­susunda Bakanla hemfikir olmakla be­raber, vuku bulmakta oian bazı mü­essif hâdiseleri, intikal devrine mahsus bir hastalık teîâkki ettiğini ve bunla­rı mazide bırakmak istediğini söylemiş ve "valilerin yetkilerinin tam olmadığı söy'endi. Ben bunun aksini düşünüyo­rum. Ötedenberi bir iş aksadığı zaman valilerin bu yetkisinin yeter derecede olmamasına verilirdi" demiş ve valile­rin yetkisinin niçin daraltılması lazım geldiğine dair misaller göstermiştir.

Komisyon, saat 16.30'da tekrar toplan­mak üzere müzakereye son vermiştir. Öğleden sonra saat 16.30'dan itibaren yapılan oturumda. İçişleri Bakanlığı bütçesinin tümü üzerinde müzakerelere devam edilmiştir.

Söz alan Sinop milletvekili Kemal Bal­ta, memurların yeni rejime intibak et­tiklerini söylemiş ve nahiyeleri kazaya çevirme temayülüne kendisinin de ta­raftar olduğunu ve sürgün cezasının an-ti demokratik görünmesine rağmen, şim­dilik kalmasının iâzımgeldiğini söyle­miştir. Mehmet Sadık Eti, memurların statüsünün tekrar elden geçirilmesi lü­zumunu belirtmiş, vesayidi idare mev­zuunda, belediyeler, muhtarlıklar üze­rindeki tasarrufların kaldırılmasını is­temiştir. Behzat Bilgin, hususî idarelere daha geniş selâhiyetler, çalışma imkân­ları verilmesinin ve aynı zamanda onla­ra çalışma imkânları sağlanmasının doğ­ru olacağını iddia etmiş, memurların te­minatı meselesine dair de, bu vatan­daşlara kâfi derecede teminat sağlan­dığına inandığını, meselâ İngilterede memurlara bizdeki kadar teminat veril­mediğini söylemiştir. İdarî taksimatta, bir fonksiyonu olmayan nahiyelerin se­bebi vücudunun da olmadığını iddia et­miştir. Murat Ali Üîgen de, memurla­rın hukukunun Anayasa ile sınırlandı­ğını, Memurin Kanununun mevcut ol­duğunu hatırlatmıştır. Müteakiben muh­telif milletvekilleri, bu hususlarda nok-tai nazarlarını birer birer izah etmiş­lerdir. İçişleri Bakam Fevzi Lütfi Ka-raosmanoğlu, komisyon üyelerinin söy­lediklerini daima aklında tutacağını, memurun teminatı meselesinde ise, bu­nun kanunlardan fazla zihniyete bağlı olduğunu, zihniyet değiştikçe bu me­selenin de kendi kendine halledileceğini, geçirilen intikal devrinin sarsıntılarına katlanılmak İâzımgeldiğini söylemiştir. Daha sonra maddelere geçilmiştir. Müzakereler esnasındaEmin Kalafat,SiyasalBilgilerFakültesitalebesininİçişleri Bakanlığından burs istediklerini,bu talebeler için bütçeye 67,500 liraiiK

birtahsisatkonulmasınıteklifetmiş-tir.Uzun müzakerelerimüteakip,bazı

fasıllardan tasarruf edilen paralarla bu tahsisat teminolunmuştur.BütçeKo-

misyonuİçişleriBakanlığıbütçesininmaddelerini kabulettikten sonra,Em-

niyetUmura Müdürlüğübütçesinigörüşmek için yarın sabah saat 10'da top-

lanmaküzeretoplantıya21.40dason verilmiştir.

—Ankara :

CumhurbaşkanımızlaYunanistanKralı MajesteBirinciPauiarasında,doğu­munun 50'nci yıldönümü münasebetiyle,tebrik ve teşekkür telgrafları teati e-dilmiştir.

26 Aralık 1951

—İzmir :

Kore'den dönmekte olan üçüncü değiştîrme kafilemiz General W. C. Langfittisimli Amerikan gemisile bu sabah saat10'dagelmiş vehavarynyağışlıolma­sına rağmen 3 kilometre uzunluğundaki rıhtımboyundasabahınerkensaatle-rindenberibekleşmekteolanmuazzam bir halk kütlesitarafından büyük bir heyecan ve tezahüratla karşılanmıştır. Limanımızda buJunan vapur ve sair tek­nelerin hep birden uzun uzun çaldıkla­rıdüdüksesleriarasındaCumhuriyet alanı Önündeki rıhtıma rampa eden W.1 C.Langfitt,gemisineilk olarakVali Vekili ile Kolordu, 65'inci Tümen, Gar­nizon,AkdenizÜslerKomutanlarıve'. basın mensuplarından mürekkep bir he­yet girerek kafile komutanı Yarbay Ga-I fur Enön'e hoşgeldiniz demiş ve buket­ler sunmuştur. Müteakiben Vali Vekili vegenerallergemiyidolaşarakbütün kahramanların hatırlarım sormuşlardır. GarnizonKomutanınıngemihoparlör­leri vasitasiyle vermiş olduğu bazı di­rektiflerden sonra saat tam ll'deka­file komutam Yarbay Enön, i!k olarak karaya çıkmış, başta bandonun bulun­duğu bir ihtiram kıt'asım teftiş etmiş-ı tir.

Nihayet halkımızın coşkun tezahüratı arasında kahramanlarımız bölük bölük karayaçıkmaya başlamışlardır.

Yaralı ve hastalar hariç diğer gazileri­mizin hepsi de Özel vasıtalarla Sarıkıg-layanakledilmişlerdir.Yekûnu25ilâ

0 kadar olan hasta ve yaralılar ise İz­mir Askeri Hastahanesine kaldırılmış­lardır.

W. C. Langfitt gemisiie gelen askerî ka­filemiz 61 subay, 73 astsubay ve 1342 erden mürekkeptir.

Bugün yurda dönen kahraman kafile­mizin Komutanı Yarbay Enön, kendisi-le konuşan Anadolu Ajansı muhabirine yol intibalarım söyle anlatmıştır:

"1 Aralık tarihinde İnşon limanından gemiye bindik ve aynı gün yola çıktık. Japon denizini geçerken tam S gün gid-detli fırtına yüzünden gemimiz pek faz­la sallandığı için biraz rahatsız olduk, Singapur'dan buraya kadar devam eden yolculuğumuz ise gayet rahat geçti. A-merikalı denizciler bize fazlasiyle ilti­fatta bulundular. Adetâ kendi evimizde bulunuyor gibiydik.

Kara sularımıza girdiğimiz zaman uzun müddettenberi vatan hasreti çeken her­kesin duyabileceği söyleri hissettik, hat­tâ o kadar ki, hemen hemen hepimizin gözleri yaşardı ve ilk gördüğümüz A-nadolu dağlarını bu göz yaşları içinde hayran hayran seyrettik.

Gemimizin iki günlük gecikme İle İz­mir'e gelmesinin sebebi ise program ha­ricinde bazı limanlara uğramış, olmamız­dır."

W. C. Langfitt gemisiie 170 ilâ 180 ka­dar Yunanlı ve 4 Hollandalı asker de memleketlerine dönmektedir.

— Ankara :

Büyük Millet Meclîsi Bütçe Komisyo­nu, bu sabah saat 10'dan itibaren Jan­darma Genel Komutanlığı 1952 yılı büt-çesirâr. müzakeresine başlamıştır.

Refet Aksoy, Mazhar Şener, Mustafa E-kinci ve daha birçok milletvekilleri., memleketteki jandarma kadrosunun ye­ter derecede olmadığına işaret etmişler­dir. Şefik Bakay, jandarma ile halk mü­nasebetlerinin eskisine nazaran çok dü­zelmiş bulunduğunu, bu sebepten Jan­darma Genel Komutanına ve İçişleri Bakanına teşekkür ettiğini söylemiş ve kadronun yeter derecede olmadığına te­masla, atlı jandarma kuvvetlerine daha fazla ehemmiyet verilmesini istemiştir. Süleyman Fehmi ve bazı milletvekilleri de, jandarmanın ihtiyaçları üzerinde durmuşlar ve jandarmanın bir meslekî teşekkül haline getirilmesini istemişler­dir.

Selim Ragıp Emeç, jandarmanın teçhi-zatlandırılmasma temasla, bu mesele ü-zerinde durulurken bunun nasıl tahak­kuk ettirilebileceğini de düşünmek ge­rektiğini, halen, jandarmanın çalışabil­mesi için vasıtaların az olduğunu, söy­lemiş ve kemiyet ve keyfiyet bakımın­dan kuvvetlerinin ne vaziyette bulundu­ğunu Jandarma Genel Komutanından sormuştur.

Kenan Akmanîar da, jandarmanın teç­hizat bakımından takviyesi hususunda Amerika'dan bir yardım görmenin im­kânı olup olmadığını sormuş ve bugün iç ve dış emniyet arasında sıkı bir ir­tibat bulunduğunu ilâve etmiştir.

Müteakiben Aziz Uras (C.H.P.), bilhas­sa şark vilâyetlerinde, devlet otorite­sine karşı duyulan ve iyi olmayan bir temayülün mevcut olduğunu, Mardin ve havalisinde eski ağalık devrinde olduğu gibi herkesin silâhla dolaştığını söyle­miştir.

Osman Bölükbaşı, objektif olmak lâzım-geîdiğini belirterek halkın bundan ev­vel jandarma elinden çok ,çektiği için, bugün duyulan şikâyeti biraz da tabiî görmek icab ettiğini, İçişleri Bakanının da dün ifade ettiği gibi, kendimizi de­mokratik bir zihniyete hazırlamak lâ-zımgeldiğinî anlatmıştır. Bölükbaşî, si­lâh kontrolü üzerinde ehemmiyetle dur­muş, Kırşehir'de yapılacak olan jandar­ma kışlasının hâlâ yapılmamasının se­bebini sormuştur.

Daha evvel asayişin bozulduğunu iddia eder. Aziz Uras'm konuşmasına karşı, birçok milletvekilleri söz almışlar, bu­gün memlekette asayişin düne nazaran daha düzgün ve daha iyi gitmekte ol­duğunu misallerle anlatmışlardır. Bu arada, Selim Ragıp Emeç, gazetelerin evvelce zabıta vak'alarını serbestçe ya­zamadıklarını, halbuki bugün her gaze­tenin bu bahiste uzun uzun yazılar yaz­dıklarını, bu halin de, bu kabil vak'a-ları artmış gibi gösterebileceğini anlat­mış ve gazeteciiik hayatında evvelce ba­şından geçmiş olan bazı vak'aları zik­retmiştir. Bu arada Ferit Melen, Aziz TJras'ı destekler mahiyette bir konuşma yapmıştır. Tank Gürerk, asayiş mev­zuunda, dayak gibi vatandaş şeref ve haysiyetini rencide eden iptidaî bir me­todun kalkmış olmasından mütevellit memnuniyetini belirterek, bunun yeri­ne medenî vasıta ve imkânların ikame­sini ve jandarmamı1 moral bakımdan da takviyesinitemennietmiştir.Cereyan eden konuşmaların karşılıklı muhavere ve mukabele şeklim alması üzerine Emin Kalafat, Bütçe Komisyo­nunda cereyan eden konuşmaların mu­hatabının hükümet olduğuna işaret e-deirek konuşma'arın karşılıklı muhave­re ve mukabele şeklini almaması için, Başkanlığın nazarı dikkatini celbederek arkadaşlarından bu lüzuma riayet edil­mesini rica etmiştir. Başkan da, Emin Kalafat'm ikazınıteyit etmiştir.

Sabahki oturumda son olarak konuşan Aziz Uras, tam ve kâmil bir muhalefet yapmak için konuşmuş olduğunu, hal­kın silâh tedarikine meyili olduğunu tek: ar te>id ederek, bu hususta Bakan­lığın ne düşündüğünü bilmek istediği­ni söylemiştir.

Sorulan sualleı^ cevap verebilmesi için Bakana vakit bırakmak maksadı ile, Başkan saat 16;da toplanmak üzere o-turuma son vermiştir.

— Ankara :

Dün sabah Etimesgut civarında vukubu-lan fecî uçak kazası neticesinde şehit düşen altı subayımızın cenaze töreni bugün yapılmış ve şehit havacılarımız Cebeci'deki şehitlikte ebedî istirahat-gâhlarma tevdi edilmişlerdir.

Törende, Cumhurbaşkanı adma Başya­ver Kurmay A'bay Nurettin Alpkartal, Millî Savunma Bakam, Milletvekilleri, Genelkurmay Birinci ve İkinci Başkan­ları, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları, Genelkurmay Harekât, Eğitim, Sağlık ve Personel Başkanları, Garnizon ve Merkez Komutanları, An­kara Valisi ve Belediye Başkanı, ecnebi ataşemiliterler ve kalabalık bir halk kitlesi hazır bulunuyordu.

Hacıbayram camiinde kılman cenazs namazını müteakip cenazeler top ara­balarına konmuş, başta bir polis müf­rezesi, bir merasim bölüğü ve bandonun bulunduğu cenaze alayı Adliye Sarayı önüne kadar gelmiştir.

Adliye Sarayı önünde cenazeler araba­lara nakledilerek Cebeci şehitliğine gö­türülmüştür. Burada yapılan tedfin tö­reninde bir üsteğmenden sonra konu­şan Tümgeneral Hamdullah Suphi Gö-ker, "Şehadetiniz geride kalan meslek-daşlarınızm gayretlerini kırmayacak ve ileri hamlelerini asla durdurmıyacak, bilâkis, hızlandıracaktır" demiş, bütün Türk milletine ve büyüklerine, meslek-daşTarma ve aileleri efradına uğradıkları büyük acıdan dolayı, Hava Kuvvet­leri Komutanlığı adma başsağlığı dile­miştir. Müteakiben ihtiram kıt'ası ha­vaya ateş etmiştir.

— Ankarg :

Bugün Bütçe Komisyonunda müzakere­si yapılan Jandarma Genel Komutanlığı bütçesinin tümü üzerinde muhtelif mil­letvekilleri tarafından ileri sürülen mü­talâalara, İçişleri Bakanı Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu, cevap vererek geniş ve tatminkâr izahlarda bulunmuştur.

Hatiplerin suallerine ayrı ayrı cevap­lar arzeden Bakan, evvelâ asayiş me­selesine temasla bu hususta şunları söy­lemiştir :

"Bazı arkadaşlar Türkiye'de asayiş yok­tur dediler ve bunun başlıca sebebi ola­rak da devlet otoritesinin azalmış oldu­ğunu söylediler. O halde bir kerre dev­let otoritesi nedir, onun üzerinde anlaş­mamız lâzım gelecek. Biz bugünkü ik­tidar olarak devlet otoritesinin eski muzlim devirlerin halktan ayrı, haîkır. üstünde icrayı hükmedilen devirlerin halkı kendinden kaçıran ve korkutan o-toritesi telâkki etmiyoruz. Hürriyet ni­zamı içinde halka huzur veren ve onun emniyetini, siyasî, içtimaî, her türlü em­niyetini arada hiçbir uçurum bırakma­dan muhabbet esasına ve benimseme te­meline dayanan bir tarzdır. Bu devir, bu esasları gözden uzak tutamaz. Asa­yişi de muhafaza etmek bu esaslar da­hilinde olur ve olacaktır.

Ötede beride bazı müteferrik hâdiseleri asayişsizlik diye ele alanlar bilmelidir ki, bu tarzda bir hükümet otoritesi mevcuttur ve halk bu tarzdaki otori­teye hürmetkardır..

Asayiş yoktur diyenler, adetâ asayiş olmamasını arzu eder gibi bir edâ ta­şımaktadırlar. Türk milletinin tamamı­nın derin ve geniş bir huzursuzluk için­de bulunduğu devirlerdedir ki asayiş bo­zuktu ve bugün asayiş yoktur diyenler o asayişi muhtelif yollar ve vesilelerle bozma yolunda olduklarının adetâ ga­fili bulunmaktadırlar.

Bizim anladığımız asayişin mânası şu­dur :

Vatandaş evinde kanun dışı hareket et­meğe yeltenen kimselerin korkusundan ve tasallutundan âzâde ve masun ola­rak ve aynı zamanda o evde kanunsuz olarak her türlü arama ve taramalara kalkanmemurunyersizhareketinde:

Şehir ve kasabalardaki ilkokulların da bina ve öğretmen bakımından kifayet­sizliğini ileri süren hatipler, ilkokul öğ­retmenlerinin terfileri ile halkın feda­kârlıkla yapmağa çalıştıkları ilk ve or­taokullar için Bakanlığın da talep vu­kuunda bir miktar yardım yapması hu­susunda ne gibi tedbirler alındığını ve KÖy Enstitülerinin Öğretmen Okulu ha­line getirilmesi hakkında Bakanlığın ne düşündüğünü sormuşlardır.

Bazı milletvekilleri Liselerin bir yıl u-zatümasını uygun görmediklerini, Lise­lerde klâsik bir metodia ders okutulma­sının gençleri hayata hazırlamadığını, keza lisan derslerinin de istenilen ran­dımanı vermekten çok uzak olduğunu, öğretmenlerin noksan ve kifayetsiz bu­lunduğunu söylemişlerdir.

Günden güne artan memleket ihtiyaç­ları karşısında Erkek ve Kız Sân'at O-kuliarınm tevsii ve ilçelere de tegmiii hususunda Bakanlığın noktai nazarını soran hatipler, okullarımızda, terim me­selesine de önem yererek normal konuş­ma dili ile mümkün olduğu kadar uzlaş­tırmak gerektiğin: ileri sürmüşlerdir.

Çeşitli tahsil kademeleri arasında bir muvazene mevcut olup olmadığını ve bu hususta Bakanlığın politikasının neden ibaret bulunduğunu soran milletvekille­ri, üniversiteye giriş imtihanlarının sa­kat olduğunu, üniversitelerin sadece devlet kapışma memur yetiştirdiğini, askerî liseler ile diğer liselerde tatbik edilen imtihan yönetmeliğinin birbirine uymadığını söyleyerek, askerî liseler yö­netmeliğinin de diğerlerine göre ayar­lanması lâzım geldiğini ileri sürmüşler­dir.

Milletvekilleri, ecnebi memleketlere gi­decek öğrencilerin uzun formalitelere tâbi tutulduğunu, bunun kırtasiyeciliğe yol açtığını, Bakanlığın bu hususta ne gibi tedbirler aldığını ve kültür ataşe­lerimizin muhitlerindeki öğrencilere fay­dalı olup olmadığını da sormuşlardır.

Üzerinde en fazla durudan meselelerden birisi de okur - yazar adedinin arttırıl­ması hususunda Bakanlığın ne gibi bir politika güttüğü meselesi olmuştur. Bu mevzuda söz alan milletvekilleri, bir müddet evvel memleketimizegeîen ve halk eğitiminde mütehassıs olan bir A-merikalı profesörün memleketimizde nelerle meşgul olduğu ve ne gibi ince­lemeler yaptığı, birkaç ay evvel topla­nan Ahlâk Kongresinin ne gibi amelî faydalar sağladığı hakkında Bakandan izahat vermesini istemiş ve Bakanlık Teşkilât Kanununun Meclise ne zaman sevkedileceğini sormuşlardır.

Yine bazı Milletvekilleri Doğu Üni­versitesi hakkındaki Profesörler heye­tinin raporunun açıklanmadığını ve bu yılkı bütçeye buna dair bir tahsisat kon­madığını belirtmiş ve memleketin ikti­sadî bünyesinin göz önünde tutularak muhtelif kademelerde Meslek Okulla­rının ihdas edilmesi lüzumunu ileri sürmüşlerdir. Bu arada bilhassa Yük­sek İktisat ve Ticaret Okullarına önem verilmesile Sanat okullarında ziraî tek­nisyen branşının ihdasını kaydetmişler­dir.

Söz alan Milletvekillerinden bazıları, Güzel Sanatlar alanında olağanüstü is­tidat gösteren çocuklarımızın bir jüri marifetiyle kanunî kıstaslar dahilinde tesbit edilmesini ve bunların garp sa­nat âlemi ile temaslarını temin ede­cek tedbirlerin alınmasını, bu istidatlar­dan olan İdil ve Suna hakkındaki ka­nunun diğerlerine de teşmilini ve bu arada sanat kabiliyetlerini hayranlıkla seyrettikleri 9 yaşındaki keman virtü­özü Atillâ üzerinde de hassasiyetle du­rulmasını istemiş ve kimsesiz çocuk­lar mevzuuna da temasla, bunları sefa­letten kurtarmak için 951 yılı bütçe­sindeki tahsisattan ne miktar istifade edildiğinisormuşlardır.

Yine bir hatip, eski eserlerin korunması için Bakanlıkça ne gibi tedbirler alın­dığım ve müzclerimizdeki eşsiz sanat eserlerimizin bozulmadan muhafazasını temin zımnında ne düşünüldüğünü sor­muş, ve kütüphanelerimizin bugünkü memnuniyet verici hallerinden takdir­le bahsettikten sonra kadrolarının ge­nişletilmesi ve daha ziyade tekemmül ettirilmesi lüzumuna işaretle bu hu-'sustaki tahsisatın .arttırılmasını is­temiştir.

Bakanlıkta mevcut tercüme bürosu çalışmalarının zayıfladığını, bunlara yeni bir hamle ile yeni bir hız ve is­tikamet verilmesi gerektiğini de ileri sürenlerolmuştur.

Bazı hatipler burs sisteminin iktisadî olmadığını,bununyerineyineleylilik.

Beşiktaş:

Mehmed-Kâmil, Vedü-Eşref. AH İhsan, Nusret-Sami, Recep, Hüseyin, Şevket, Faruk.

Rapid:

Zeman-Merkcl, Hppel-Kafka, Gernhart, Golobiç, Korner, I, Hanappi, Dinst, Probst, Korner.

Çok sür'atli bir tempo ile başiıyan maç ilk dakikalardan itibaren heye­canlı ve zevkli bir cereyana sürüklen­mişti.

13'üncü dakikada sağdan ortaya uza-îian bir hücumda Rapidliler sol içlerinin topa ufak bir temasiyle bir gol ka­zandılar.

Beşiktaşlılar, hareketli ve canlı bir oyun çıkarıyorlardı. Rapid defansı Beşiktaş-Marm hücumlarını hayli güçlükle ön­leyebiliyor lar di.

20 nci dakikada ortadan yapılan bir Beşiktaş^ hücumunda Recep, 20 metre­den çektiği köşeyi bulan sıkı bir şutla beraberlik golünü yaptı. Kaleci Zeman bütün gayretine rağmen bu mükemmel gole mâni olamamıştı.

Bu gol bir an içinde Viyanalı futbolcu­ları harekete getirmiş ve Beşiktaş ka­lesi çember içine alınmıştı.

Devre Rapidin baskısı altında devam ederken 1-1 beraberlikle bitti.

İkinci devre:

Bu devrede Beşiktaş takımı sağ açığa forahimi almıştı. Oyunun başlaması ile soldan yapılan bir Beşiktaş hücumunda Faruk'un ortasını güzel bir kafa vu­ruşu ile tamarnlıyan Hüseyin, Beşikta-§m ikinci golünü yapmağa muvaffak oldu.

Birinci dakikada yapılan bu golden son­ra Rapidliler, tekrar hâkimiyeti ele al­dılar, 20'nei dakikada sağaçığm orta­ladığı topa bir kafa vuran sol iç ta-kiminin beraberlik golünü yaptı.

Viyanalılar tamamen hâkim bir vazi­yette oyuna devam ederlerken Beşik­taşlıların anî olarak yaptıkları hücum, Rapid müdafaasını karıştırdı. Bu sıra­da topu kapan Recep isabetli bir vuruş­la Beşiktaşm üçüncü golünü de yaptı. Bu suretle Beşiktaşlılar Rapidin hâkim oyununa rağmen 25'inci dakikada yine 3-2 galip vaziyete geçmişlerdi.

Oyunun son dakikaları bir didişme halinde geçti, Viyanalı futbolcular bütün gayretlerine rağmen neticeyi değiştire­mediler ve maç bu şekilde 3-2 Beşikta­şm galibiyetiyle sona erdi.

31 Aralık 1951

— Ankara :

Ekonomi ve Ticaret Bakanı Muhlis E-te, kendisini ziyaret eden muhabirimi­zin Almanya seyahati hakkında sordu­ğu suallere aşağıdaki cevapları vermiş bulunuyor :

"Bildiğiniz gibi, Eylül ayında İzmir Fu­arına davetli olarak gelen Batı Alman­ya İktisat Nazırı Prof. Erhard'ın mü­tekabil dâvetine icabet etmek üzere, iki mesai arkadaşımla beraber Almanya'ya gittik. 14 gün süren seyahatimizde Frankfurt, Kolonya, Bonn, Hamburg ve Kiel şehirleriyle civarlarındaki endüstri merkezlerini ziyaret ettik.

Bu kısa müddet zarfında bilhassa Tür­kiye ile iktisadi münasebette bulunan tüccar ve sanayicilerle temas ettik, harpten sonra yeni usullerle ve yeni bir hızla gelişen malî ve sınaî işletmelerde tetkikler yaptık.

S: Almanya ile ticarî münasebetlerimiz nasıldır, daha fazla inkişaf imkânları mevcut mudur?

C: Almanya ile iktisadî münasebetleri­miz biri ticarî ve diğeri sınai mahiyet­te olmak üzere iki cepheli olarak inki-şjaf etmektedir. 1951 yılı dokuz aylık dış ticaret durumumuz şöyledir: itha­lâtta ÇJ-22 ile Almanya birinci gelmek­te, ihracatta ise %23 ile Almanya ikin­ci gelmektedir. Bunu mutlak rakamlar­la ifade edecek olursak: Almanya'ya 196.609 tonluk ve 206 küsur milyon Türk liralık ihracat ve 187.382 tonluk ve 165 küsur milyon liralık ithalât yap­mış bulunmaktayız.

îktisaden birbirini itmam eden bu iki âost memleket arasındaki ticarî müna­sebetlerin daha da artacağını tabiî gör­mek iktiza eder.

S: Ankara'da müzakere edilen Türk -Alman ticaret mukavelesi ne gibi esas­ları ihtiva edecektir.

C: Yeni ticaret mukavelesi bittabi Av-rupalılararası İktisadî İşbirliği ve Te­diye Birliği sistemine müstenit bir mu­kavele olacaktır. Biz mahsullerimizin bundan evvelki mukavelede yazılı mik­tarlardan daha fazla satılmasını, demir ve çelik gibi mamullerin bize daha faz-

la miktarda verilmesini istiyoruz. Al­manlar da tabiatiyle birtakım mamul­lerinin daha çok satılmasını istemekte­dirler. Yeni mukaveleye göre iki mem­leket arasındaki eşya mübadelesinin kar­şılıklı menfaatlerimize uygun olarak ar­tacağıümitedilmektedir.

S. Almanya'da Türk tütününün istih­lâkimemnuniyetbahşmıdtr?

. Ç: Biliyorsunuz ki Almanlar harbi kay­bettikten sonra Alman piyasalarını Vir-jinya tütünü işgal etmeye başladı. Al­manya gerek tediye müşkülât* dolayı-şiyle, gerekse dostumuz Amerikalıların takdire değer çalışmaları neticesinde, Virjinya tütününe alıştılar, buna mu­kabil şark tütünleri, sigaradan alman resmin yüksekliğinden dolayı, halka pa­halı geliyor ve sigara fabrikaları da ye­ter miktarda satamadıkları için sark ve dolayısiyle Türk tütünü işlemiyorlardı.

Almanya'da Türk tütününün tekrar rağ­bet bulduğunu müşahede etmiş bulunu­yoruz. Resmin henüz inmemiş olması­na rağmen az nikotinli tütün olması do­layısiyle birçok yerlerde Türk sigaralarma karşı büyük bir rağbet gördüm. Orada şark tütünü işleyen fabrikalar­dan maada, tütün tüccarlarımız da bir­likleri vasitasiyle propagandaya ehem­miyet verirlerse, durumun daha da sa­lâh bulacağına şüphe yoktur. Biz hükü­met, olarak elimizden geldiği kadar ça­lışıyoruz, biraz da tüccarımızın gayret göstermesi lâzımdır. Biz yolu açtık, on­lar kapatmamağaçalışsınlar.

Maahaza Almanya Türkiye ithalâtında yine birinci mevkii alınca, bu memleke­tin de tütün, pamuk ve kuru meyve gi-bimahsullerimize daha fazla alâka gös­termesi icabediyordu. Almanya'ya vakî pamuk ihracatımızdan memnunuz, fakat tütün ve kuru meyveler üzerinde daha faz'a alâka beklemek hakkımızdı. Gö­rüşmelerimizde bilhassa bunlar üzerin­de durdum. Alman devlet adamları tü­lün resminin indirileceği hakkında söz verdiler. Fındık üzerinde de ısrarla dur­maktayız.

S: Almanya dönüşünde sizi selâmlayan bazı gazetecilere Almanların memleke­timizde kuracağı tesislerden bahsetmiş-S'niz, bunlar hakkında biraz izahat ve­rir misiniz?

C: Büyük Millet Meclisi bundan 4 ay evvel "Yabancı Sermaye Yatırımları Kanunu" adı ile bir kanun çıkarmıştı. Bundan istifade ederek Batı Almanyaaa sanayiciler ve bankacılarla temasa geçtik. Bazılarıyla prensip anlaşmala­rına da vardık. Türkiyede bizimle be­raber tesis kurmak isteyenlerin başın­da Badische fabrikaları vardır. Bunlar Kütahyada Seyit Ömer linyitlerinden sun'î gübre fabrikası kurmak istiyorlar. 50 Küsur milyon lira kıymetinde olan bu tesis hem memlekete, hem de yakın şark memleketlerine sun'î gübre .verebi­lecek bir vüs'atta bulunacaktır.

Bundan başka Nordche şirketi Türkiye­de balık sanayii ve ihracat şirketi kur­mak üzere Şubat'ta temsilcilerini bize gönderecek, işin teferruatı üzerinde an­laşmayavaracağız.

Bundan gayri linyitlerimizden briket yapmak için teklifler aldık.

S: Neticeden memnun olduğunuz anla­şılıyor. Bu keyfiyeti bir kere daha te­yit etmenizi isterdik.

C: Bence bu gibi şahsî ve direkt temas­ların memleketler arasındaki münase­betlerin inkişafına son derece yardımı vardır.

Netekim bu seyahat pek yakında tahak­kuk etmesini beklediğim bu birkaç te­şebbüsten maada, Alman iş adamları­nı ve müesseselerini yakından tanımak bakımından son derecede faydalı ol­muştur.

Bu seyahati tertip eden Batı Almanya İktisat Nazırı kıymetli meslekdaşım Prof. Erhard'a ve seyahatimiz müdde-tince hemen hergün Türkiye'den bah­seden Alman matbuatına ve memleke­timiz iktisadiyatından ve bilhassa mah­sullerimiz hakkında çok güzel neşriyat yapan Frankfurt ve Stuttgart radyo i-darelerine memleketim namına teşek­kürü bir borç bilirim".

— İstanbul :

Avrupa ve Dünya Federasyonu fikrini Yayma Cemiyeti, neşri ricası ile bize a-şağıdaki mektubu göndermiştir:

"İnsanların ve milletlerin hakikî ve de­vamlı bir sulh, emniyet, hürriyet, ada­let ve refah içinde yaşamaları için, in­sanlık camiasının bir Dünya Federas­yonu halinde birleşmesi ve teşkilâtlan­masının zarurî olduğu fikrini yaymak' gayesini güden Avrupa ve Dünya Fe­derasyonu Fikrini Yayma Cemiyeti" ne, bu gayesinin tahakkuku yolunda mevki ve kiyasetleri, ilim ve irfanları ve ka­lem vesözleri ile yardım edebilecek memleketimiz güzidelerinden mürekkep bir Müzaheret Komitesi kurulmuştur. Komite isimleri aşağıda yazılmış şah­siyetlerden müteşekkildir:

Refik Koraltan (B.M.M. Başkanı}, Ord. Prof. Dr. Fuat Köprülü (Dışişleri Ba­kam), Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu (İ-çişleri Bakanı), Sıtkı Yırcaîı (Gümrük ve- Tekel Bakanı), Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay (Vali), Ord. Pro. Dr. Kâzım ismail Gürkan (Rek­tör), Ord. Prof. Dr. ömea Celâl Sarç, Ord. Prof. Mustafa Sekip Tunç, Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Veiidedeoğlu, Ord. Prof. Dr. Sıddık Sa-

mi Onar, Ord. Prof. Kerim Erim, Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil, Ord. Prof. Dr. H. Şükrü Baban, Prof. Dr. Yavuz Abadan, Nadir Nadi Abalıoğlu (Başya­zar, milletvekili), Salamon Adato (Mil­letvekili), Bedri Nedim Göknil (millet­vekili), Hamdullah Suphi Tannöver (Milletvekili), Cemal Eyüboğlu (Mil­letvekili), Necmeddin Sadak (Başya­zar, eski bakan), Dr. Adnan Adıvar (Muharrir), Burhan Felek (Muharrir), Haşim Refet Hakarar (Avukat)."

İdare Heyeti Başkanı Prof. Dr. Nihat Reşat Belger

Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü'nün Birleşmiş Milletler me­saisi hakkında Ankara Radyosundaki beyanatı.

Ankara : 1 (A. A.) —

Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü'nün Paris'te plâğa alman ve bugün Ankara Radyosunda saat 13'te yayınlanan demeci:

Aziz vatandaşlarım,

Bildiğiniz' gibi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu üç haftadan beri burada çalışmalarına devam etmektedir. Gene hepimizin malûmu olduğu üzere Birleşmiş Milletlerin ana gayelerinden başlıeası iktisadî, içtimaî, ilmî, sıhhî ve bunlarla alâkalı diğer sahalarda terakkiyi teşvik etmek suretiyle beşe­riyeti refaha ve sulha kavuşturmaktır. Bu yoldaki çalışmaların semereli olabilmesi ve uzak bir gaye olarak yeryüzündeki bütün insanların tek bir millet gibi ve hakikî sulh ve emniyet içinde elbirliği ile umumî refah için çalışabilmelerinin temini ancak bugün dünyayı tehdit eden harp belâsını önlemekle mümkün olabilir. Bu itibarla bugün sulh ve emniyeti sağlamak milletler arasında çıkan ihtilâfları halletmek, sulh ve eminyeti tehdit eden veya bozan vaziyet ve meseleleri ortadan kaldırmak ve nihayet tecavüze mâni olmak Birleşmiş Milletlerin birinci gaye ve vazifesidir. Esasen sulh­tan başka bir gayesi olmıyan ve milletin refahı için bütün gücü ile çalışa­bilmek imkânından başka bir şey istemeyen Türkiye'nin dış siyaseti de bu saydığım esaslara dayanır. Böylece Birleşmiş Milletler Andlaşmasmda tesbit edilmiş bulunan prensip ve gayeler, Türk dış siyasetinin esaslarına tamamen tetabuk ettiği içindir ki memleketimiz Birleşmiş Milletlere bü­tün samimiyetiyle bağlıdır. Yukarıda söylediğim gibi Birleşmiş Milletle­rin birinci gayesi dünyada sulh ve emniyeti sağlamaktır. Bunu yapabil­mek ve milletlerin harbin çekilmez ıstıraplarına katlanmadan ve modern silâhlanmanın icabettirdiği ağır iktisadî yükler altında ezilmeden sulh içinde çalışıp terakki edebilmelerini temin için en iyi yollardan biri takdir edersiniz ki milletlerin silâhsızlanın asıdır. Fakat silâhsızlanma tek taraflı olmaz. Bir kısım milletler silâhlarını muhafazaya ve arttırmağa devam ederken hür milletlerin silâhsızlanması tecavüzü davet etmektir. Bundan başka silâhsızlanmayı istisnasız otarak her milletin hüsnüniyetle tatbik ettiğinden emin olabilmek için müessir bir kontrol sistemi kurulması icap eder. Bu şartlar tahakkuk etmedikçe dünyada sulh ve emniyeti korumak için kuvvetli bulunmak zarurîdir ve bütün hür milletlerin borcudur. Kuvvete ancak kuvvetle mukabele edilebilir. Sulh bölünmez bir bütündür. Bu bakımdan tecavüz dünyanın neresinde olursa olsun bütün insanlığa karşı işlenmiş bir cürüm olmak itibariyle mutlaka bastırılmalıdır. İşte bunun içindir ki Birleşmiş Milletler bir taraftan umumî ve müessir bir silâhsızlanma sisteminin esaslarını vazetmeğe çalışırken diğer taraftan da bir müşterek emniyet sistemi kurmaya uğraşmaktadır. Bugünkü şartlar içinde böyle bir müşterek emniyet sistemine olan ihtiyacı da Kore bir kere d.aha isbat etmiş bulunmaktadır. Gene aynı ihtiyaçla hür milletler vâki olabilecek her türlü tecavüzü karşılamaya imkân vermek üzere karşılıklı yardımlaşmak ve kuvvetlerini birleştirerek arttırmak gayesini Birleşmiş

Milletler Andlaşmasmm da derpiş ettiği veçhile ve sırf müdafaa maksadüe-bölge ve müşterek müdafaa anlaşmaları akdetmektedir. Bunun da bize en yakın olan misali bizim de girmek üzere bulunduğumuz Atlantik Paktıdır. Birleşmiş Milletlerin bu toplantı devresinde yukarıda bahsedilen umumî ve diğer bazı muayyen siyasî meseleler ve bunların yanında daha birçok iktisadî, içtimaî, hukukî işler üzerinde çalışmaları daha iki aydan fazla sürecektir.

Bu arada size böylece hitap edebilmek fırsatını bulduğumdan dolayı bah­tiyar im.

Dışişleri Bakanlığının tebliği.

Ankara : 1 (A. A.) —

Dışişleri Bakanlığından tebliğ edilmiştir:

Bilindiği üzere, Türkiye'ye muhaceret eden Türkler arasına sahte vizeli pasaportları hâmil çingenelerin de katılmakta olmalarına mükerreren Bulgar Hükümetinin nazarı dikkati çekilmiş ve bu hale nihayet vermesi istenilmişti. Mezkûr Hükümet bu talebimizi is'af etmedikten mâda, mem­leketimize son defa sahte vize ile gelmiş olan 126 kişilik yeni bir çingene grubunu geri almaktan imtina ettiği için 8 Kasımda Hükümetimiz Türk -Bulgar hududunu kapamak zorunda kalmış ve bu tedbirin sebeplerini Sofya Elçiliğimiz vasıtasiyle Bulgar Hükümetine tevdi ettirdiği bir notada izah.ederek hâlen topraklarımızda bulunan mevzubahis çingene grubunun Bulgaristan'a iadesini kabul ettiği ve çingene göndermemek hususundaki eski taahhüdünü yerine getirdiği takdirde hududun tekrar açılacağı ve muhaceretin iki devlet arasında mukarrer kontenjan dairesinde devam edeceği bildirilmiştir.

Bulgar Hükümeti bu notamıza cevap verecek ve haklı talebimizin mük-tezasım yapacak yerde dün Bulgar Telgraf Ajansı vasıtasiyle bir tebliğ nehriyle iktifa etmiştir. Bu tebliğde,

Bulgaristan'da yaşayan Türk ekalliyetini Türkiye'ye muhacerete teşvik için Hükümetimizin 1944'den itibaren her propaganda vasıtasına müracaat ettiği ve bu tahrikat neticesinde Bulgaristan'ı terke hazırlanan göçmen­lerin muhaceretini bilâhare menetmeğe çalıştığı, 1925 Türk - Bulgar İkamet Mukavelenamesi hilâfına olarak bu göçmenlerden bazı evsaf aradığı ve kendilerinden siyasî akidelerini gösteren taahhütnameler istediği, bu su­retle Türk ekalliyeti arasında Bulgar aleyhtarı cereyan yaratmağa gayret ettiği, 1950 Ekiminde hududu kapattığı ve bu senenin 8 Kasımından iti­baren, evvelden haber vermeksizin, ikinci defa olarak bunu tekrarladığı, bu suretle binlerce göçmeni hudutta müşkül durumda bıraktığı, işbu ha­reketleriyle Hükümetimizin muhacerete müteallik anlaşma hükümlerine riayet eylemediği iddia edilerek Bulgar Hükümetinin bu sebeplerden do­layı her türlü muhacereti durdurmak mecburiyetinde kaldığı ve bunun kabahat ve mesuliyetinin Hükümetimize râci olduğu beyan olunmaktadır.

Baştanbaşa iftiralarla dolu olan bu tebliğde Bulgar Hükümetinin bahis konusu muhaceret meselesi muvacehesinde her iki memleketin karşılıklı durumlarını tamamen tersine olarak aksettirdiği görülmektedir.

Hükümetimiz herhangi bir şekilde Bulgaristan'daki soydaşlarımızı Tür­kiye'ye hicrete teşvik eylememiştir. Filhakika bulnarın asırlardan beri yaşadıkları topraklarda müreffeh olarak kalmağa devam etmeleri şayanı temenni olduktan başka, mal ve mülklerini kaybedip Türkiye'ye gelerek yerleşme gailesiyle karşılaşmaları her şeyden evvel Türkiye için halli müş­kül bir dâva teşkil ederdi. Yalnız bu mülâhaza Bulgaristan'daki soydaşları­mızı hicrete teşvik ettiğimize dair iddianın mesnetsizliğini isbata kâfidir. Bilâkis, hakikatte Bulgar Hükümeti 1950 yılından itibaren Bulgaristan'da­ki ırkdaşlarımızdan 250.000 kişiyi her türlü mal ve mülklerini gasbederek 3 ay gibi kısa bir zamanda beynelmilel hukuk ve insan haklarının hilâfına olarak sefil ve perişan bir halde Türkiye'ye tehcire kalkışmıştır. Bu suretle memleketimizi müşkül duruma sokmak ve'iktisadî vaziyetimizi sarsmak gayesini gütmüştür. Buna mukabil muazzam yekûnlara varan göçmen ka­filelerini en gayri müsait mevsimde memlekete kabul ve iskân gibi dev­letin malî takatini ve beşerî imkânları aşan bir işi başarmakta, ırkdaş-larımızı mahkûm edildikleri sefalet ve ıstıraptan kurtarabilmek gayre­tiyle, bir an tereddüt göstermemiş olan Hükümetimiz bu göçmenlerin ayda 12.000'lik bir kontenjan dahilinde gelmesine razı olmuş ve 1950 se­nesi başından şimdiye kadar 152.755 soydaşımızı memleketimize kabul ederek bunların iskânı cihetine gitmiş bulunmaktadır. Türk - Bulgar hu­dudunun tarafımızdan ilk defa kapatılması, Bulgar makamlarının bu göç işini büyük insan kitlelerinin tehciri haline getirmiş olmalarının zoru al­tında vukua gelmişti, ve bizim her ay için kabul edebileceğimiz göçmen miktarının tayin ve tahdidine onların muvafakatları bu kararımız netice­sinde mümkün olabilmişti.

Plânlarının böylece suya düştüğünü gören Bulgar Hükümeti sonradan taktiğini değiştirerek, muntazaman pasaport ve Türk vizesi- hâmili göç­menlerin memleketimize gelmelerine — bilhassa hasat mevsiminde bun­ları mecburî işlerde kullanmak üzere mâni olmuş ve, memleketimizden kaçak olarak oraya giden Nâzım Hikmet gibi kimseleri öne sürerek, bizce meçhul sebeplerden dolayı hicreti önlemek için göçmenler üzerinde tesir yaptırmağa ve bir çok propaganda ve tahriklere tevessül etmiştir. Fakat bunlar da neticesiz kalınca göçmenlere çıkış vizesi vermekte güçlükler göstermeğe başlamış, bunun neticesi olarak son 5 ay zarfında aylık göç vasatisi 12 binden 4 bin civarına kadar düşmüştür. Hattâ daha da ileri giderek, göçmenlerin elinde bulunan pasaportların Bulgar milisi tarafın­dan toplanmasına bile başlanmıştır.

Görülüyor ki Bulgar Hükümeti, hududun tarafımızdan kapatılmasından aylarca evvel soydaşlarımızın göç etmelerine mâni olmağı tasarlamış ve hudut kapatılması hadisesini kendisinin bu kararını mutlak bir şekilde tatbike girişmek için fırsat saymıştır.

Diğer taraftan yukarıda anlatıldığı veçhile gerek Türk - Bulgar İkamet Mukavelenamesi, gerek Kasım 1950:de aramızda varılan anlaşma hüküm­leri hilâfına olarak, Bulgar makamları Türk aslından olmayan sahte vizeli kimseleri ve bilhassa çingeneleri de göçmenler arasına ithale çalışmış­lardır.

Bulgar tebliğinde ileri sürülen, göçmenlerden siyasî akidelerini gösterir taahhütnameler alındığı yolundaki iddiaya gelince: Bu, Hükümetimizin göç akınını istismar ederek tahrikçi unsurların ve hususî ajanların mem­leketimize sokulmasına imkân nisbetinde müsaade etmemiş olması keyfi­yetinin tahrif edilmiş bir ifadesidir. Nitekim göçmen kafilelerine kasden bu gibi elemanların karıştırılmış olduğu müteaddit kereler tesbit edilmiş bulunmaktadır. Bütün bu hâdiseler Bulgar Hükümetinin taahhütlerine sadık kalmamağı şiar edindiğini ve en basit dürüst komşuluk icaplarına da uymaktan kaçındığını bariz bir surette göstermektedir.

Bulgar Telgraf Ajansının tebliğinde «Türkiye'nin Bulgaristan'a karşı hasmane niyetlerinin artmış olması hiç şüphesiz Atlantik Paktına girmesi ile ve harp kundakçıları olan Amerikan ve İngilizlerin kendisini Balkan­larda sulh ve asayişin ihlâline matuf bazı vazifeler icrasına memur 'etmiş bulunmaları ile alâkadardır» mealinde bir fıkra da mevcuttur. Göç me­selesi ile hiçbir münasebeti bulunmayan bu sözler, Bulgar Hükümetini son kararını almağa sevk eden hakikî âmilin ne olduğunu meydana koy­maktadır.

Binnetice, İkamet Mukavelenamesi hükümlerine aykırı olarak, vahi se­beplerle, muhaceretin bundan böyle durdurulması hakkında aldığı kararın bütün sorumluluğunun Bulgar Hükümetine terettüp edeceği izahtan va­restedir.

Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın, 1952 yılı bütçesi hakkında Basına beyanatı.

Ankara : 1 (A. A.) —

Maliye Bakanı Hasan Polatkan, bugün yaptığı Basın toplantısında, 1952 yılı bütçesi hakkında şunları söylemiştir:

«1952 malî yılı Bütçe Kanunu tasarısı buna bağlı cedveller ve katma bütçeler 30.XI.1951 tarihinde Büyük Millet Meclisine sunulmuştur. Bu suretle Anayasanın 95'inci maddesinin hükmü eksiksiz olarak yerine ge­tirilmiş bulunmaktadır.

952 yılı bütçe teklifinin esasları hakkında izahat vermeye geçmeden Önce, 951 yılı bütçesinin dokuz aylık tatbikat devresine göre arzettiği manza­raya ve yılbaşında yapılan tahminlerin fiiliyata ne nisbette tetabuk et­mekte olduğuna kısaca temas etmek yerinde olur.

Bilindiği gibi 951 malî yılı bütçesi ile carî hizmetlere ve yatırım giderle­rine cem'an 1 müyar 579 milyon lira ödenek verilmiş, buna' mukabil 1.344.000.000 liralık bir gelir tahmin edilmişti. Masraf yekûnu ile gelir tahmini miktarı arasındaki farkı teşkil eden 234 milyon liralık açığın Bütçe Kanununun 3'üncü maddesiyle tesbit olunan kapanma şekli de Avrupa Tediye Birliği Anlaşması ve Avrupa Kalkınma Programı gereğin­ce memleketimize tahsis edilmiş bulunan yardımlar karşılığı elde edilecek mebaliğden ve bundan artakalan miktar için de yapılacak iç istikraz ha­sılatından ibaret olacaktı.

951 yılı bütçesinin yüksek Meclisin Bütçe Komisyonunda ve Umumî He­yetinde tetkiki sırasında muhalefet tarafından ileri sürülen belli başlı tenkitler iki noktada toplanmakta idi:

Birincisi, bütçe açığının 234 milyon lira olmayıp 700-900 milyon lirayı bulduğu, ikincisi de bütçe gelir tahminlerinin kabartılmış ve şişirilmiş olduğu idi.

951 bütçesi şimdiye kadar görülmemiş bir samimiyetle tatbik edilmektedir. Bir bütçenin masraf bakımından samimiyet derecesini ölçen miyarlardan birisi de yıl içinde yapılan aktarmalarla ek ve olağanüstü Ödeneklerin miktarıdır. Eski yıllarda alman ek ve olağanüstü Önedeklerle yapılan ak­tarmaların miktarı o yıla ait bütçe ödeneğinin %20'si civarında bulunduğu halde 951 yılı bütçesinde bu nisbet % yarımı bile bulmamaktadır. Âmme teşekküllerinin ve devlet ekonomi kurumlarının yurt savunması için sarf ettikleri gayretlerin para ile ifadesi 200 milyon liradan fazladır. Bunlar Millî Savunma Bütçesinde görmek mümkün değildir. Bundan başka, dost Amerika Birleşik Devletlerinin de Millî Savunmamız için 1Û0 milyon liralık bir yardımı kanun tasarısının 4'üncü maddesinde yer almış bulunmaktadır. Bu suretle 952 bütçesiyle Millî Savunma hizmetine temin olunan ödenek mikdarı 600 milyon lirayı bulmaktadır. Memleketin ikti­sadî bünyesinin bel kemiğini teşkil eden ziraat sahasına tahsis olunan ödenek geçen yılın 45.774.983 lirasına karşı 15.365.711 liralık bir fazlalıkla 61.140.694 lirayayükseltilmiştir.

Bayındırlık mevzularından su işleri için 952 bütçesiyle teklif ettiğimiz ödenek eski iktidarın en son bütçesi olan 1950 bütçesinin 18.435.000 lira­sına nazaran %163 ve geçen yılın 38.437.000 lirasına nazaran da %26 bir artışla 48.590.000 liraya yükseltilmiştir. Bu meyanda nisbeten az masrafla ve bir, iki yıl gibi kısa müddetler içinde bitirilerek mühim ve faydalı ne­ticeler elde edilecek küçük su mevzularına ayırdığımız ödenek 1950 büt­çesinin 2 milyon lirasına karşı %750 gibi büyük bir artışla 15 milyon liraya çıkarılmıştır. Keza Demokrat Parti iktidara gelinceye kadar hiç devlet eli sürülmemiş bulunan köylerin içme suyu geçen yılki bütçemizde 5 milyon liralık bir yardımla ele alınmış ve bu seneki bütçemizde de %5Ö bir artışla bu konuya 7.500.000 liralık ödenek ayrılmıştır. Liman ve iske­lelerimiz için ayırdığımız 21.750.000 lira, 1950 bütçesine nazaran %139 ve geçen yıla nazaran da %73 gibi bir artış göstermektedir. Bayındırlık mev­zuundaki tahsislerimiz bundan ibaret değildir. Ayrı bir katma bütçe ile idare olunan kara yollarındaki gayretlerimiz daha da büyüktür.

1950 bütçesinde yol mevzuuna ayrılmış bulunan ödenek toplamı 60.303.378 lira iken, 1951 bütçesiyle bu miktarı %55 bir artışla 93.562.506 liraya ve. sunduğumuz 952 bütçesiyle de 950'ye nazaran %132 ve 951'e nazaran da %50 bir artışla 140 milyon liraya yükseltmiş bulunuyoruz. Bunun 115' milyon lirası devlet yollarına, 25 milyon lirası da İl ve köy yollarının ya­pımına harcanacaktır. Eski iktidardan devraldığımız bütçelerin tempo­suyla yol işine devam edilseydi 21 bin kilometrelik yol programının 30 yılda ancak bitirilebilmesi mümkün olurdu. Halbuki iktisadiyatımızı sür'atle geliştirmeye mecbur olduğumuz yol işinde alacağımız- tedbirlerin sür'atli ve geniş ölçüde olması gerekiyordu. İşte yukarıda yazılı rakamlar yol işine verdiğimiz ehemmiyeti ve alman tedbirlerin vüs'at ve şümu­lünü açıkça göstermektedir.

Burada köy yollarından da bahsetmek lâzımdır. Zira köy yolları köylü vatandaşlarımızı birinci derecede ilgilendiren bir mevzu olmakla beraber koy kalkınmasının da en başda gelen âmillerden birisidir. Bu bakımdan bu işe de Demokrat Parti iktidarı gereken ehemmiyeti vermiş bulunmak­tadır. Nitekim 1952 bütçesiyle 950 yılının 7 milyon lirasına karşı %257 ve geçen yılki bütçemizin 12 milyon lirasına karşı da % 108 bir artışla 25» milyon lira ödenek ayırmış bulunuyoruz. Sosyal kalkınmamızla birinci: derecede ilgili hizmetleri görmekte olan iki devlet dairesinden Millî Eği­tim Bakanlığına geçen yıla nazaran 11.694.000 lira, Sağlık ve Sosyal Yar-! dun Bakanlığına da 10 milyon lira fazlalıkla ödenek teklif edilmiştir 952 bütçesi gelir tahminleri büyük bir titizlik ve ihtiyatla yapılmıştır.. Bu tahminler sırasında 951 yılı içinde bütün istihsal ve iş hayatında mü­şahede olunan umumî inkişaf gözönünde tutulmuştur. Bu inkişaf seyrinin-önümüzdeki yılda da artarak devam edeceğine kani bulunuyoruz. Devlet bütçesiyle birlikte katma bütçeleri de Meclise sunmuş bulunuyoruz. Bu münasebetle şimdiye kadar açıkları Hazine kefaletini haiz bonolarla ka­patılan bir kısım katma bütçelerin bünyelerinde esaslı tedbirler alınmak suretiyle açıklarının hemen hemen izale edilmiş olduğunu söylemek ye­rinde olur. Nitekim geçen yıl 118.126.232 lira olan üç idarenin açığı bu sene sadece demiryollarına münhasır olmak üzere 10 milyon liraya in­dirilmiş, P. T. T. Genel Müdürlüğünün geçen yıl 19.215.251 lira olan açığı tamamen giderilmiş, Denizyollarının da bünyesi değiştirilerek katma büt­çeli idare şeklinden bir Anonim Ortaklığa çevrilmiştir.

1952 yılı için bu suretle Demokrat Parti iktidarı sıhhatli ve yapıcı bir bütçe hazırlamış bulunmaktadır. Bu bütçenin memleket ve milletimize hayırlı olmasını dilerim.»

Ankara : 1(A. A.) —

1952 yılı bütçe tasarısı şu şekildedir

Carî
Dairelermasraflar

a/l

Büyük Millet Meclisi10.744.374

Cumhurbaşkanlığı818.627

Sayıştay Başkanlığı1.973.215

Başbakanlık2.745.677

M. İktisadî İşbirliği Teş. . . .769.575

Danıştay Başkanlığı969.240

Basın Yayın Gn. Md4.695.813

İstatistik Gn. Md1.803.279

Devlet Meteoroloji İşleri . . .2.150.655

Diyanet İşleri Başkanlığı . . .8.769.071

Tapu ve Kadastro Gn. Md. . .12.957.867

Toprak ve İskân Gn. Md. . . .7.239.324

Adalet Bakanlığı48.602.926

MillîSavunmaBakanlığı . .481.356.900

İçişleriBakanlığı20.319.968

Emniyet Genel Müdürlüğü .36.527.306

Jandarma Genel Komutanlığı38.160.235

Dışişleri Bakanlığı .......13.536.520

Maliye Bakanlığı89.957.499

Devlet Borçları215.439.759

Millî Eğitim Bakanlığı ....184.892.990

Bayındırlık Bakanlığı7.295.840

Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı4.846.160

Sağlık ve Sosyal Yardım B.66.355.769

Gümrük ve Tekel Bakanlığı18.811.931

Tarım Bakalmğı40.721.843

UlştırmaBakanlığı2.574.958

Çalışma Bakanlığı1.649.970

İşletmelerBakanlığı8.319.333

Toplam1.335.006.624

Büyük Millet Meclisinin 3 Aralık 1951 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 3 (A. A.) —

B. M. Meclisi bugün saat 15'te Başkanvekilierinden Fikri Apaydm'm baş­kanlığında toplanmıştır.

Tekrar kürsüye gelen Cahit Zamangil, kendisinin dünya neşriyatından bu hususta kâfi derecede tenevvür ettiğini, ancak bir Milletvekili olarak Hü­kümetin görüşünü öğrenmek istediğini ileri sürmüştür.

Söz alan Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, bu mevzuda şunları söylemiştir:

«Çok muhterem arkadaşlar,

Kendi tâbirlerince kadim arkadaşım Cahit Kerim Zamangil, bir anlaşma­nın mevzuu içerisinden hakikaten çok mahirane bir tarzda fırlıyarak âde­ta bütçe müzakerelerine bugünden başlamak istediler. Konuşmalarının tek kelime ile hülâsası bundan ibarettir. İzin verirseniz şöyle bir gözden geçirelim arkadaşlar.

Bir takım sualler sordular. Bunlar Amerikalılardan yardım talebinden tu­tunuz da, ithalât ve ihracat muvazenemizin açık verip vermediğine kadar uzayan, sağma, soluna, ileriye doğru namütenahi mevzuları ihtiva etmek­tedirler. Sayın hocamız Fuad Köprülü, kalktı dedi ki, mevzu, iki devlet arasında yapılan bir anlaşmanın tadilinin tasdikine mütedairdir. Eğer bu hususta malûmat istiyorsanız, bu malûmatı istediğiniz yollardan, soru yo­lundan veya hususî olarak gelip beni ziyaret etmek yolundan da öğrene­bilirsiniz. Cahit Kerim Bey bundan istifade ettiler, buraya fırladılar, isti­zah yolunun kapalı olduğunu, soru müessesesinin mahiyetini ve ehemmi­yetini tamamen kaybettiğini, binaenaleyh yüksek Meclisin elinde kalsa kalsa kanunlar dolayısile bir murakabe yolunun kaldığını söylediler. Ben­deniz işte bu nokta üzerinde hassas olduğumdan huzurunuza geldim.

Arkadaşlar,

Büyük Millet Meclisinin elindeki bütün murakabe vasıtaları baştan niha­yete kadar tamamen işlediği halde, bu kürsüye çıkıp, yüksek Meclisin huzuruna çıkıp iki devlet arasındaki bir anlaşmanın tasdikine ait olan bir kanundan istifade ederek istizah yolu kapanmıştır, soru yolu kapanmıştır, elde kala kala yalnız bir kanunların tetkiki yolu ile murakabe kalmıştır, demesi en hafif tâbirile insafsızlıktır. (Soldan bravo sesleri).

Her an, her dakika istizah taleb edebilirler. Şu kürsüden bir celsede yirmi soru birden sorabilirler. Nasıl ki sorulmuştur da. Bu yollar kapanmış de­ğildir. Kapanmış mıdır arkadaşlar? (Soldan asla sesleri).

Ben de sayın hocamın noktai nazarına iştirak ederek diyorum ki, kadim dostum Cahit Kerim Bey, hakikaten mevzu yalnız ve yalnız iki devlet ara­sındaki bir ticaret anlaşmasının tasdikine mütedair Anayasa hükümleri mu-

-cibince huzurunuza gelmiş bir tasarıdan ibarettir. Bunun içine bütün bir âlem girer. Eğer bu âlemin her köşesinin ne olduğunu öğrenmek istiyorsanız, istizah yolu ile, yazılı ve sözlü soru yolu ile istediğiniz malûmatı elde edebi­lirsiniz, bunlar ayrı ayrı mevzulardır. İç ve dış ticarete taallûk edenleri Ticaret Bakanından, Maliyeyi alâkadar edenleri Maliye Bakanından ayrı ayrı sorabilir ve cebaplarmı alırsınız. Kendilerinden çok rica ederim, yirmi soru verebilirler, elli istizah teklifi yapabilirler. Hakikat bundan ibaret

•■iken, bu yüksek kürsüye çıkıp bütün yollar kapanmıştır, diye konuşma­maları icabeder. (Soldan alkışlar).

Biz 12 Kasım tarihli cevabî notamızda Birleşmiş Milletler Anayasasına uygun olarak vücude getirilmiş bulunan Atlantik Paktının sırf tedafüi bir tertib olduğunu — böyle bir paktı yapmak ihtiyacının hangi sebeplerden ileri geldiğini de açıklıyarak — anlattık, tam mânasiyle sulhperver bir devlet olduğu bütün dünyaca malûm bulunan Türkiye'nin bu pakta ilti­hak etmesi sebeplerinin kendi topraklarını ve mevcudiyetini korumak ve kollektif emniyeti kuvvetlendirmekten ibaret bulunduğunu izah ettik, mevcudiyetimizin ve toprak bütünlüğümüzün ve aynı zamanda, cihan sul­hunun neden tehlikede olduğunu meydana koyduk. Hattâ, Sovyet Rusya'­nın kendi vicdanını yokladığı takdirde, bu durumun mes'uliyeti kime raci olduğunu pek güzel anlıyacağma da işaret ettik, topraklarımız üzerinde aldığımız tedbirlerin, milletlerarası hukukun her devlete tanıdığı müda­faayı nefs hakkına müstenit olup en ufak bir tecavüz maksadına matuf bulunmadığını tebarüz ettirdik. Bu suretle, topraklarımız üzerinde güya başka devletlere tecavüzı üsler verdiğimiz isnadını da çürütmüş oluyorduk.

Muhterem arkadaşlar, cevabî notamızda ortaya koyduğumuz hususların her biri başlı başına birer bedahet teşkil etmesine rağmen, bu notamızın Moskova Hükümetince tatminkâr sayılmayacağını tahmin etmiyor değil­dik. Zira, biliyorduk ki, karşı tarafça tatminkâr addedilebilmesi için, bu cevabımızın — bütün cihanın olduğu gibi komşumuzun da zaten malûmu bulunan — bu bedahetleri tekrarlaması değil, bizim Atlantik Paktına gir­mekten vazgeçtiğimizi, kendi güvenliğimizi ve hür demokratik devletlerin güvenliğini mümkün mertebe arttırmaktan sarfı nazar eylediğimizi ifade eylemesi matlûp idi. Nitekim tahminimiz yanlış çıkmadı: Sovyet Hükü­meti, bize, bugün huzurunuzda beni söz almaya sevkeden, 30 Kasım tarihli ikinci bir nota verdi.

Bu notada, birincisine nazaran, herhangi bir yenilik yoktur: Atlantik Pak­tının tecavüzı olduğu, topraklarımızda başkalarına Sovyet Rusya aleyhinde kullanılmak üzere tecavüzı üsler verdiğimiz ve daha da vermek üzere bu­lunduğumuz iddiaları — birinci yazıdaki kelimelerin hemen hemen aynen kullanılması suretiyle — tekrarlanarak, izahatımızın tatmin edici bulun­madığı beyan edilmekte ve Hükümetimizin Atlantik grupunun Sovyet Rusya'ya müteveccih tecavüzî emellerine hizmete memleketi sürükleme­sinin Türk - Sovyet münasebatma ağır bir zarar ika edeceği ve bu siyase­timizden doğacak avakibin, mesuliyetinin tamamen Türkiye Hükümetine raci olacağı bildirilmektedir.

Böyle bir notaya cevap vermemiz bizim ancak, evvelki cevabımızı aynen tekrarlamamızla mümkün olabilirdi. Faidesi olacağına kani bulunsaydık, bunu memnuniyetle yapardık. Çünkü kendisine karşı herhangi bir kötü niyet beslemediğimiz, münasebetlerimizin dostane olmasını temenni etti­ğimiz ve bu arzumuzun bariz nişanelerini evvelce ahdî sahada da ibraz eylemiş olduğumuz bu komşumuzla aramızda herhangi bir sui tefehhüm bulunmamasını arzu ederiz. Fakat biraz evvel arzettiğim gibi, bize yapı­lan isnadlar, bu isnadların mesnetsiz olduğu hususunda teminat almağa yani hakikatin meydana çıkmsma matuf değildir. Eğer maksad bu olsay­dı, hattâ ilk Sovyet notasına bile lüzum kalmazdı. Zira hakikat meydan­dadır. Maksad sadece üzerimizde baskı yapmaktır.

Siird Milletvekili Baki Erden'in, her türlü nakil vasıtalarından mahrum bölgelerde helikopter istasyonu ihdasının mümkün olup olmadığına ve Hü­kümetin bu hususta ne düşündüğüne dair Ulaştırma Bakanlığından sözlü sorusu, Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurtbek tarafından cevaplandırılmış ve nakil vasıtalarından mahrum bölgelerde helikopter istasyonlarının tesisi için projeler hazırlandığını beyan etmiştir.

Çanakkale Milletvekili Bediî Enüstün'ün, köylüye yapılan tohum yardı-miyle elde mevcut stok miktarına ve müşkül durumda bulunan Çanakkale bölgesine yapılacak yardım hakkında ne düşünüldüğüne dair Tarım Ba­kanlığından sözlü sorusuna cevap veren Tarım Bakanı Nedim Ökmen, bu sene köylüye 52.962 ton tohumluğun dağıtıldığını ve halen elde 21 bin ton tohumluk hububat bulunduğunu söylemiş ve bu tohumluk dağıtılmasında Çanakkale'nin hiçbir surette ihmal edilmediğini ve bu sene 167 ton fazla-siyle 500 ton tohumluğun Çanakkale'ye verilmiş olduğunu söylemiştir.

Soru sahibi de tohum tevziinde, Çanakkale'nin gadre uğramış olduğunu ileri sürünce, tekrar söz alan Bakan, Çanakkale'nin tohum tevziinde gadre uğramasına bir sebep bulunmadığını, ekim aylarına yetiştirilmek üzere, tohumlukların zamanında Çanakkale'ye sevkedümiş olduğunu bildirmiştir. Sözlü soruların müzakeresinin bitmesinden sonra, İçtüzük gereğince bir defada görüşülecek işlerin konuşulmasına geçilmiş ve Eskişehir Millet­vekili merhum İsmail Hakkı Çevik'in Cumhuriyet aHlk Partisi ile Halkev­lerine teberru edilen ve ucuz bedelle satılan gayrimenkullerin eski malik­leri adına kaydının tashihine dair kanun teklifi ve Anayasa, Adalet ve Maliye Komisyonları raporları kabul edilmiştir.

Büyük Millet Meclisi ve bağlanıkları ile millî saraylar, kasırlar ve köşk-lerdeki eşya hakkında Meclis Hesaplarını İnceleme Komisyonu raporunun müzakeresinde söz alan Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu ile Tokad Milletvekili Ahmet Gürkan, bu mevzuda Meclis tahkikatı açılmasını iste­mişler, C.H.P. Grupu adına kürsüye gelen Yozgad Milletvekili Avni Do­ğan da, Meclis tahkikatı açılması dileğinde, Halk Partisinin de, istek sa­hipleriyle birlikte olduğunu açıklamıştır.

Vaktin.geç olması sebebiyle müzakerelerin devamı gelecek birleşime bı­rakılmıştır.

Meclis çarşamba günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 19 Aralık 1951 tarihindeki toplantısında Dışişleri Bakanı Proî. Fuat Köprülü'nün beyanatı.

Ankara : 19 (A. A.) —

Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü, Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında, dış siyaseti alâkadar eden mevzular hakkında aşağıdaki be­yanatta bulunmuştur:

«Muhterem milletvekilleri,

Birleşmiş Milletler umumî heyetinin altıncı içtima devresi münasebetiyle geçenlerde Paris'e yaptığım seyahate müteallik malûmatı vermek ve fırsat ■düşmüşken belli başlı milletlerarası meseleler karşısında dış siyasetimizi izah etmek istiyorum. Dış siyasetimize dair umumî malûmat arzederken. bunu, her memleketi ayrı ayrı ele alarak değil, ancak bugünün ufak veya büyük meselelerinin aydınlanmasının icabettirdiği nisbette isimler zikri suretyle yapacağım. Paris'e, umumî heyet mesaisi bitinceye kadar kalmak üzere gitmemiştim. Gündemi bermutad yüklü olan ve halen işini ancak yarılamış bulunan umumî heyetin senelik alelade toplantıları, ekseriya en aşağı üç ay kadar sürer. Maksadım, alelusul umumî mahiyette beyanata hasredilen başlan­gıç celselerinden birinde, toplantılara iştirak eden diğer Dışişleri Bakanları gibi, Hükümetimizin umumî siyaseti ve Birleşmiş Milletlerin ele alacağı veya ele alması faydalı olabilecek meseleler hakkında bir prensip beyanatı yapmak ve oradaki meslekdaşlarım ve diğer yabancı ricalle şahsen temasta bulunmak idi.

Umumî heyette yaptığım beyanat matbuatta intişar ettiği cihetle, burada,, sadece, Amerika, Fransa ve ingiltere'nin, sulhu korumak yolunda yeni bir hamle yapmak ve bu suretle iyi niyet sahibi olanlarla iyi niyet sahibi ol­mayanları yekdiğerinden tefrik imkânını bir kere daha cihan efkârı umu-miyesine temin edebilmek maksadiyle yaptıkları silâhların kontrolüne ve tahdidine müteallik teklifi Hükümetimiz namına desteklediğimi ve Birleş­miş Milletlere bağlılığımızı teyid eylediğimi hatırlatmakla iktifa edece­ğim.

Birleşmiş Milletlerin, bu seferki umumî heyet toplantısı sonunda, dünya­nın içerisinde bocaladığı müşkülleri halledebileceğini, ve beşeriyetin ma­ruz bulunduğu büyük tehlikeyi bertaraf etmek çaresini bulabileceğini ümid eylemek biraz safdillik olur. Bununla beraber ümitsizliğe kapılmak ve Birleşmiş Milletleri faydasız bir teşekkül telâkki etmek fikrine sapmak da tamamen hatalı ve tehlikelidir. En müşkül meselelerin 60 milletin tem­silcileri tarafından münakaşa edilmesi suretiyle bir yandan cihan efkârı umumiyesinin tenevvür etmesi için yegâne fırsat ve imkânı bahşeden, önü­ne çıkarılan bütün manialara rağmen mütaarrıza karşı koymak hususunda «Kore» de bir Birleşmiş Milletler cephesinin kurulması suretiyle Birleşmiş Milletler zihniyetinin fiiliyat sahasına intikalini temin eden böyle bir te­şekküle sadık kalmak ve onun müessirliğinin artmasına çalışmak, her sulhsever devlet için — hattâ her şeyden evvel kendi menfaati bakımın­dan — bir vazifedir. Bundan dolayıdır ki biz, Birleşmiş Milletler müesse­sesine sadık kalmakta, onun kuvvetlenmesine tam îman ve samimiyetle, sabırla çalışmakta devam ediyoruz ve edeceğiz.

Paris toplantısı vesilesiyle, orada kendileriyle görüşmek fırsatına nail ol­duğum, başta M. Schuman, Mister Acheson ve Mister Eden olmak üzere dost veya müttefik devletler Dışişleri Bakanlarının veya diplomatlarının da ayni düşüncede olduklarını gördüm.

Bilhassa Amerikan, İngiliz ve Fransız refiklerimle yaptığım temaslardan bize karşı sağlam bir itimat beslendiği, bizim de onlara itimatta haklı ol­duğumuz ve kendi hükümetleriyle ileride yapacağımız temas ve müzake­relerin, teferruatı ne olursa olsun, bunların daimî sıkı işbirliği yapmak gerektiği kanaatinin çerçevesi dahilinde cereyan edeceği intibaını sarahatle aldım.

Atlantik Paktına iltihakımızla, bu işbirliği hem müşterek emniyetin, hem de münferit cemiyetin kuvvetlenmesi uğruna ahdi bir şekilde tecelli ede­cektir.

Malûmunuz olduğu veçhile Atlantik Paktı Konseyinin geçen Ekimde vu-kubulan Ottawa toplantısında âza devletler temsilcileri müttefikan, bizim ve Yunanistan'ın Pakta iltihaka davet edilmemiz hususunda karar aldılar.

Bunlardan birincisi Paktın 6'ncı maddesinin, bizim ve Yuna­nistan'ın ülkelerimizin tamamı ile Pakta âza olmamızı derpiş eder şekilde, değiştirilmesi idi ki, bu, evvelki ay, Londra'da bilcümle Pakt âzası devlet­ler temsilcileri tarafından imzalanan bir protokolün tanzimi suretiyle ya­pılmıştır, ikinci' formalite de Pakt âzası devletlerin kendi Anayasa usul­lerine göre bu protokolü kabul edip Pakta iltihaka davet olunmamızı tas­vip eylemesi ve tasvip keyfiyetini gereğine tevessül olunmak üzere, Ame­rika Hükümetine resmen tebliğ eylemeleridir ki, Norveç ve Danimarka tasdik muamelelerini ikmal etmişler, İngiltere ise ahiren hem tasdik ve hem de Amerika Hükümetine tebliğ muamelesini rapmıştır.

Pakta iltihakımızı temin hususunda en şayanı şükran şekilde faaliyet sarf-etmiş olan Birleşik Amerika'nın bu formaliteleri henüz yapmamış olması, Anayasası gereğince karar almağa yetkili bulunan Teşriî Meclislerinin henüz tatil devresinde bulunmasından ileri gelmektedir. Diğer âza devlet­lerin gereken muameleyi ikmalde gecikmeyeceklerini kuvvetle tahmin edebilecek durumdayım. Pakta, diğer âza devletlere nisbetle eşit şartlar sl^nda girmiyeceğimiz yolunda bir aralık ortaya çıkan veya çıkarılan de­dikodular veya endişeler, vakaların vuzuhu karşısında çok şükür bertaraf olmuş bulunuyor. Şimdi karşımızda, Pakta girdiğimiz zaman Türkiye'nin Pakt içindeki askerî tertibat bakımından nasıl bir yer alacağı meselesi kalmıştır. Henüz muallâkta bulunan bu mesele hakkında, müsaadenizle şimdilik yalnız şunu söylemekle iktifa edeceğim: Her bakımdan millî men­faatlerimiz, Atlantik Paktı teşkilâtının müşterek menfaatleri ve coğrafî ve askerî icabatiyle tamamen muvafık bulunduğu cihetle, mantıkan mem­nuniyet verici bir neticeye varılması pek tabiîdir. Hükümetimiz bu me­seleyi her noktai nazardan esaslı bir tetkike tâbi tutarak sarih ve katî neticelere varmış ve bunları alâkadar devletlere zamanında bildirmiştir. Henüz Pakt âzası olmadığımız için Yunanistan'la birlikte sırf müşahitle (ki bu vazifeyi Roma Büyükelçimiz ifa eylemiştir) umumî celselerine ka­tıldığımız Atlantik Paktı Roma toplantısında, bu hususta hiçbir karar alın­mamıştır. Geçen Ekimde General Bradley, Feldmareşal Slim ve General Leheres'in iştirakiyle Ankara'da yapılan ihzarı fikir müdaveleleri sırasın­da kararlaştırıldığı veçhile Vaşington'daki Atlantik Paktı Askerî Komi­tesiyle, daha şimdiden hazırlık temasları yapmak üzere ahiren Genelkur­may Başkanlığı haber alma Başkanı Amiral Aziz Ulusan bir yardımcı ile-birlikte Vaşington'a gönderilmiştir. Bu temaslar kâfi derecede süratle in­kişaf eder ve kuvvetle tahmin ettiğimiz gibi, Atlantik Paktına iltihakımız hakkındaki hukukî formaliteler de o zamana kadar tamamlanırsa, önümüz­deki Şubat ayında bizim de iştirakimizle Lizbon'da vukubulacak olan At­lantik Paktı Konseyi toplantısında bu mesele de ele alınabilecektir. Her halli kârda bizim muvafakatimiz lahik olmadan bize dair herhangi bir ka­rar ittihazı bahis mevzuu olamıyacağmı bir defa daha tekrara lüzum yok­tur sanırını.

Müşterek emniyet mevzuunu terketmezden evvel, müsaade buyurursanız; ortadoğu komutanlığı meselesi hakkında da izahat arzedeyim:

Bu mesele, tabir caizse, iki fasileye ayrılabilecek bir takım tefsirlere mey­dan vermiştir. Birinci fasileyi Moskova Hükümetinin ortaya atmak iste­diği dedikodular teşkil eylemektedir: Malûmunuz bulunduğu veçhile Sov­yet Rusya hariciyesi bizim Moskova Büyükelçimize olduğu gibi Amerika, İngiltere ve Fransa'nın — yani Orta-Doğu Komutanlığı fikrini ortaya atan dört devletin sefirlerine — geçenlerde birer nota tevdi ederek Orta-Doğu Komutanlığı kurulması fikrinin — tıpkı Atlantik Paktı gibi — Rus­ya'ya karşı tecavüzî maksatlar istihdaf ettiğini, aynı zamanda böyle bir Komutanlığı kurmak isteyenlerinOrta-Doğu memleketlerinin istiklâlini ellerinden almak, ve onları zorla Rusya'ya karşı birer tecavüz üssü haline getirmek emelini güttüklerini iddia etti. (Bu notaların tevdiinden az evvel, Moskova'nın Orta-Doğu devletlerine de birer nota tevdi ederek bu Komu­tanlığa katılmamaları lüzumunu âdeta onlara ihtar eylediği de hatırlarda­dır.) Bize tevdi edilen notanın cevabı Sovyet Rusya hariciyesine verilmek üzeredir. Cevabımızın metni tevdii müteakip neşrolunacaktır. Çünkü bizim kimseye karşı tecavüzî emeller beslemediğimizi, kimsenin istiklâline halel getirmek arzusunda olmadığımızı izaha kalkışmak, bedahetlerle kıymetli vaktinizi kaybettirmekten başka bir şey olmaz.

İkinci nevi tefsirler fasilesi üzerinde biraz durmak istiyorum:

Sırf tedafüi maksatlara matuf bulunduğu bedihi bulunan bu Orta-Doğu Komutanlığının mahiyeti ne olacaktır? Hangi devletleri ihtiva edecektir? Buna katılacak devletler için ne gibi vecibeleri tazammun edecektir? At­lantik Paktı ile ilgisi var mıdır? Yalnız memleketimizde değil, milletler­arası matbuatta da yer aldığı görülen bu suallere huzurunuzda cevap ver­menin faydadan hâli olmıyacağını sanıyorum.

Maksat, maddî ve manevî ehemmiyetine rağmen dışarıdan gelecek bir taarruza karşı maalesef açık bulunan Orta-Doğu'nun, böyle bir tecavüze karşı müdafaası için plânlar yapılması, Orta-Doğu devletlerinin böyle bir müdafaa için askerî bakımdan ihtiyaçlarını tesbit ve imkân nisbetinde te­min olunm asıdır.

Komutanlığa iştiraki arzu edilen devletler, bittabi, bütün Orta-Doğu devletleri ve bu bölgenin müdafaası ile ilgili diğer devletlerdir. Bunlar, arzu ettikleri takdirde ve gayet tabiî olarak, icabında teferruatını taraflarla müzakere ve münakaşa ettikten sonra, eşit durumda olarak Komutanlığa gireceklerdir.

Gerek askerî tertibat, gerek Komutanlık emrine verilecek kuvvetler hu­susunda, kendilerine taallûk edecek bakımlardan, arzu ve muvafakatleri lahik olmadan ne taahhütler, ne de tatbikat sahasında herhangi bir şey yapılması bahis mevzuu değildir.

Orta-Doğu Komutanlığı hükmünü ortaya atan dört devlet arasında da he­nüz herhangi bir taahhüt alınmış, herhangi bir plân tesbit edilmiş değildir. Bunlar zamanla ve hâdiselerin inkişafına göre inceden inceye düşünüle­rek yapılacak, hukukî ve siyasî temellere istinat ettirilecek şeylerdir.

Şimdiye kadar tesbit edilen noktalar, o da icabında, iştirake karar vere­ceklerle müzakere edilmek üzere, evvelâ Mısır'a tevdi edilen muhtıra ile bilâhare 10 Kasım 1951 de, diğer Arap devletleriyle İsrail'e verilen muh-tıralardaki geniş çerçevelerden ibarettir. Bu metinler neşredildiği cihetle muhtevalarını burada tekrarlamıyacağım. Yalnız şu ciheti tebarüz ettir­mek isterim ki, mezkûr metinlerden anlaşılacağı gibi ortada kimseye (empoze) edilmek istenen, şartları lâyetegayyer bir şey yoktur. Maksat, her üyenin hem kendi menfaatleri, hem de Orta-Doğu'nun menfaati için katılmasına hâdisatm lüzum gösterdiği bir tedafüi işbirliği tertibini, her üyenin hükümranlığını, toprak bütünlüğünü ve istiklâlini asla haleldar etmiyen bir şekilde korumaktır.

Bu mesele hakkında evvelâ Mısır Hükümetine tevdi edilen taslak bazı te­ferruatı ihtiva ediyordu. Çünkü bu taslağın muayyen bir siyasî durumu da yoluna sokacağı ümid ediliyordu: Filhakika, o zaman İngiltere ile Mısır arasındaki 1936 Muahedenamesini feshe hazırlandığını ilân eden Mısır'a, İngiltere ile olan ve iki taraflı olarak bir türlü halledilemiyen ihtilâfını çok taraflı bir anlaşma çerçevesi içinde halledebilmesi imkânını bu Orta-Doğu Komutanlığı projesi verecekti. Mısır'la İngiltere'nin arasında mev cut olup ancak 1956'da müddeti bitecek mezkûr muahedename mucibince Süveyş Kanalında bulunan İngiliz askerî tesisat ve kuvvetlerinin yerine Orta-Doğu Komutanlığı projesinde olduğu şekilde — Mısır'ın askerî po­tansiyeli kuvvetlendikçe mikdarmm azalması mukarrer — bir Orta-Doğu Komutanlığının ikamesi ve bu Komutanlığa Mısır'ın da kurucu âza olarak tamamen eşit haklar ve vecibelerle iştirak eylemesi, başta Mısır'ın kendisi olmak üzere bütün Orta-Doğu devletlerinin hayatî menfaatlerine ve do-layısiyle cihan sulh ve emniyetnin vikayesi gayesine tamamen uygun ola­rak İngiltere - Mısır ihtilâfının halline sağlam bir yol açabilecektir.

Maalesef, malûmunuz olan şekilde Mısır Hükümeti müzakereye yanaşmak şöyle dursun, herhangi bir mütemmim izahat istemeğe bile lüzum görme­den derhal red cevabı verdi.

Mısır'ın bu fevrî hareketi yaparken, çok dostane ve samimî bir mahiyette olan hattı hareketimizi de yanlış tefsir ettiğini teessüfle kaydetmek iste­rim.- Son zamanlarda bu memlekette gayri mesul bazı unsurların bize karşı gösterdikleri çirkin taşkınlıklar memleketimizde haklı bir teessür ve infial uyandırdı. Bu taşkınlıklara karşı Mısır Hükümetinin hassasiyet gös­termiş olmasını beklerdik.

Bu nahoş vaziyetin biran evvel nihayet bulması ümidini izhar ettikten son­ra Orta-Doğu Komutanlığı mevzuuna avdet edeyim:

Mısır'dan sonra diğer Arap devletleri ve İsrail nezdinde, yine dört devlet tarafından yapıldığını biraz evvel arzettiğim teşebbüs, Orta-Doğu Komu­tanlığının mahyeti hakkında kendilerine resmen malûmat verip düşünce­lerini öğrenmek, her devletin kendi menfaati ve Orta-Doğu'nun selâmeti için düşünülen ve hâdisatın düşünülmesini zarurî kıldığı bu tertibin — yu­karıda da tekrarladığım gibi — serbestçe müzakere ve münakaşa yolu ile kabul edilecek ve alâkadarların hükümranlıklarına ve istiklâllerine halel getirmek değil, bilâkis bunu korumak gayesine matuf bulunduğunu res­men tebarüz ettirmek maksadına matuftu.

Orta-Doğu'nun emniyeti, bizim cenup cenahımızın emniyeti demektir. Bilmukabele bizim emniyetimiz, Orta-Doğu'nun emniyetini çok büyük nisbette sağlamaktadır. Bundan dolayıdır ki, menfaatlerimiz müşterek bu­lunan Orta-Doğu devletleriyle günün birinde Orta-Doğu Komutanlığı me­selesini görüşebilecek durumlar hasıl olmasını umumî menfaatler bakı­mından da temenni eyleriz.

Atlantik Paktına girmek üzere bulnduğumuz şu sıralarda, bizim, coğrafî durumumuz itibariyle, Orta-Doğu Komutanlığı meselesi ile Atlantik Pak­tına girmemiz ve tedafüi teşkilâtta alacağımız mevki meselesi arasında herhangi bir rabıta mevcut bulunduğunu düşünenler oldu. Halbuki bu iki .mesele, yekdiğerinden tamamen ayrıdır. Bir tarafta ahdî esaslara istina--den teşekkül etmiş bir tedafüi tertip vardır: Atlantik Paktı. Diğer tarafta ise, sadece üzerinde işlenilecek henüz ahdî temelleri kurulmamış bir fikir, bir tasavvur vardır: Orta-Doğu Komutanlığı. Bunların yekdiğeriyle irti-batlandırılması bittabi her şeyden evvel mantıkan mümkün değildir. At­lantik Paktına girmemizin Orta-Doğu Komutanlığının tahakkuk etmesiyle .hiçbir alâkası yoktur. Bizim için evvelâ, Atlantik Paktına girerek onun çerçevesi içinde diğer âza devletler gibi, aynı hak ve vecibelerle yer ala­cağız, ondan sonra da, aynı Pakt üyesi olup da Orta-Doğu Komutanlığının kurulması lüzumunda mutabık bulunan Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa ile birlikte, bu komutanlık işi ile ayrıca meşgul olacağız.

Sayın arkadaşlar.

.Müsaade buyurursanız şimdi dış siyasetimizin ikitaraflımünasebetlere

müteallik kısmına geçeyim. Orta-Doğu'dan bahis açmış iken evvelâ oraya müteallik bazı malûmat arzedeyim. Biliyorsunuz, Suriye'de hükümet değişikliği oldu, Devlet Reisi çekildi. Biz bunu dahilî bir mesele telâkki ederek yeni iktidarla normal münasebat kurmakta gecikmedik. Geçenlerde Ankara'daki Maslahatgüzarlariyle siyasetlerinde hiç değişiklik olmayacağı teminatını bize gönderen yeni iktidarla dostane münasebetler kurmağı sa­mimiyetle arzu etmekteyiz. Kendisine karşı en iyi hisler beslediğimiz ve istikrar içinde mesut ve müreffeh olmasını candan temenni eylediğimiz bu komşumuzla, her zaman söylediğim gibi, menfaat birliği ve bir çok manevî bağlarla bağlı bulunduğumuz uzak, yakın diğer bütün Arap devletleriyle olduğu gibi, sıkı dostane münasebetler idamesine daima çalışacağız.

Kendisine karşı çok halisane ve dostane hisler beslediğimiz komşumuz iran'ın İngiltere ile olan ihtilâfının hâlen halledilmemiş olmasını büyük üzüntü ile müşahede ediyoruz. Bu ihtilâf ortaya çıktığı zaman, meselede tarafsız kalarak her iki tarafa da dostane tavsiyelerde bulunduk. Mesele İngiliz petrol müstahdeminin İran'dan çıkarılması kararının ittihazı' mü­nasebetiyle, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine gelince ileride uzlaş­ma temaslarını imkânsız hale sokabilecek bir durum hâsıl olmaması için, karar ittihazında acele edilmemesini temin zımnında uğraştık. Bu gay­retlerimiz büsbütün semeresiz kalmamakla beraber, maalesef taraflar ara­sında bir anlaşmaya henüz varılamamıştır. Bu ihtilâfın yakın zamanda hallini bütün kalbimizle temenni ediyoruz.

Komşularımızla münasebetlerimizi gözden geçirirken Sovyet Rusya ile münasebetimiz üzerinde fazla durmayacağım. Zira geçen gün yine bu kür­süden sizlere (30 Kasım) da Sovyet hariciyesinin, Atlantik Misakma gir­mek üzere bulunmamız münasebetiyle evvelce tevdi ettiğimiz cevabî no­taya mukabelesine dair yaptığım tahlilden bu komşumuzun şu sıralarda bize karşı sinir harbine kuvvet verdiğini müşahede buyurmuşsunuzdur. Geçenlerde bir Amerikan dergisinde bize dair çıkan bir makalede «Türkiye asırlardan beri sinir harbine maruzdur» deniyordu. Hakikaten, millet ola­rak, sinirlerimizin çok kuvvetli olduğunu belirten bu "müşahede çok doğ­rudur. Geçen gün de arzettiğim gibi, her türlü kötü niyetten âri, fakat ka­rarlı ve dürüst siyasetimizin verdiği vicdan rahatlığı, ananevi sinir kuvve­timizi bir kat daha arttırmaktadır.

Bize karşı yine aynı siyaseti gütmek istiyen komşumuz Bulgaristan'a ge­lince, bu Hükümet bize karşı kötü niyetlerinin son günlerde yeni bir nu­munesini vermiştir. Bulgaristan'dan tehcir edilen soydaşlarımız arasına sahte vizelerle karışan çingenelerin gelmelerine mâni olmaması ve tama­men yolsuz ve usulsüz olarak memleketimize gelen bu kimselerin geri alınmasına rıza göstermemesi yüzünden, uzun müddet tahammül göster­dikten ve teşebbüslerde bulunduktan sonra, bu gayretlerimizin ve sabrı­mızın semeresiz kaldığını görünce, bu yolsuz gelişlerin arkasını almak ve gelenlerin iadesini temin etmek için Bulgaristan'la olan hududumuzu ka­patmak mecburiyetinde kalmıştık. Bulgar Hükümeti bunu bittabi tarafı­mızdan suiniyet gösterilmesi ve anlaşmalara riayet edilmemesi gibi vahi sebeplerle tefsire çalışmış, bizi keyfî olarak artık göçmen kabul etmemekle itham ederek bu şartlar dairesinde göçü tamamen durdurmağa karar ver­diğini bir tebliğ neşri suretiyle ilân etmişti. Hatırlarda olduğu gibi geçen­lerde neşrettiğimiz karşılık tebliğde Bulgar isnadlarını birer birer ve çok kolaylıkla cerhederken, Bulgar Hükümetinin zaten bir zamandan beri göçü durdurmak için tedbir almağa başladığını bildiğimizi açıklamış ve bir zamandan beri durdurmak istediği göçü katı bir kararla durdurmak için, hududu kapatışımızı fırsat bildiğini tebarüz ettirmiştik.

Malûmunuz olduğu veçhile diğer bazı devletlerle birlikte İtalya'nın da Birleşmiş Milletler Teşkilâtına âza olması meselesini Güvenlik Konseyi tekrar ele alıyor. Bu mühim ve sulhsever devletin bu teşkilât dışında daha fazla durmaması lehinde reyimizi tehalükle kullandığımızı arza bilmem hacet var mıdır?

Kendisiyle beraber Atlantik Paktına girmek üzere bulunduğumuz yakın dostumuz Yunanistan'la aramızdaki iş ve kader birliği bu Pakt içinde daha da müşahhas ve faal bir durum kesbedecektir.

Yugoslavya ile münasebetlerimiz inkişafa çok müsait bir hava içinde bu­lunmaktadır.

Kadim dostumuz ve her bakımdan yalnız Akdeniz'de değil, cihan siyase­tinde mevkii çok mühim olan İspanya ile münasebetimiz mesud bir inkişaf halindedir.

Münasebetlerimiz aramızdaki an'anevî sevgiye lâyık bir şekilde inkişaf eden Pakistan ve Hindistan'la akdettiğimiz birer Dostluk Muahedenamesi ayrıca Hindistan'la imzaladığımız Kültür Anlaşmasiyle birlikte yüksek tasdikinize arzolunacaktır.

Cihan sulhunun korunması için olduğu kadar, kendi menfaatleri ve teali­leri bakımından da mühim bir potentiel ziyamı intaç eden Hindistan ve Pakistan arasındaki anlaşmazlığı üzüntü ile takip ediyoruz. Her iki tarafa da sırf dostane bir temenni mahiyetinde olmak üzere daima itidal ve mü­tekabil anlayış tavsiyelerinde bulunagelmekteyiz. Kişmir meselesi ile, Güvenlik Konseyi âzası bulunmamız hasebiyle, tâbir caizse vazifeten de alâkalı bulunmaktayız. Mesele henüz maalesef hallounmamıştır. Biz bu nevi nazik meselelerde taraflara, her şeyden evvel mânâsız prestij kaygu-larmdan tecerrüt etmelerini ve bilhassa tamiri kabil olmayacak fevrî ha­reketlerden efkârı umumiyelerini alıkoymağa çalışmalarını rica ediyoruz. Son zamanlarda, bazı memleketlerde müâşahede ettiğimiz bir takım va­kıalar, tehyiç edilen efkârı umumiyenin, zamanla nasıl önüne geçilmesi çok müşkül bir sel haline geldiğini isbat eylemektedir.

Her ikisi de çok yakın dostumuz bulunan Efganistan'la Pakistan arasın­daki ihtilaflı durum hakkında da aynı üzüntüyü duymakta ve aynı dostane yatıştırıcı faaliyete samimiyetle devamdan fariğ olmamaktayız.

Kendisine karşı en dostane hislerle mütehalli bulunduğumuz Endonezya'ya sırf teknik sebeplerden dolayı geciken Sefir gÖndermekliğimiz meselesini müsbet şekilde ve daha fazla gecikmeden halledeceğiz.

Önümüzdeki sene, Birleşmiş Milletlerin, nev'inin güzel bir numunesi ola­rak zikredebileceğim verimli mesaisi neticesi olarak müstakil bir devlet haline gelecek olan Libya'yı hür devletler camiasının yeni bir kıymetli unsuru olarak selâmlayacağız, ve kendisiyle münasebata girişeceklerin başında olacağız.

Uzak-Doğu'da ve cihan siyasetinde, Japonya'nın, lâyık olduğu mühim mevki ile mütenasip faal rolü oynamasına imkân verecek olan ve büyük memnuniyetle imzaladığımız Japon Sulh Muahedenamesi yakında yüksek Meclisinizin tasvibine arzolunacaktır.

Müsaade buyurursanız, söz Uzak-Şark'a intikal etmişken, biraz da Kore durumundan bahsedeyim. Orada cerayan eden mütareke müzakerelerinin neticeleri hususunda fazla ümitlere kapılmamak gerektiği zannmdayım. Mütarekenin akdine kati surette imkân yoktur demek istemiyorum. Eğer Birleşmiş Milletler cephesi, harbe devamın kendileri için gittikçe daha zararlı olacağını komünistlere isbat edebilecek şekilde savaşa devam eder­se, mütarekenin akdine imkân hâsıl olabilir.

Sovyet notasına cevabımız :

«Cumhuriyet Hükümeti, Orta-Doğu Komutanlığının ihdası hakkında Sov­yetler Birliği Hükümetinin 24 Kasım 1951 tarihinde Moskova'daki Türkiye Büyükelçiliğine tevdi ettiği notayı dikkatle incelemiştir.

Mezkûr notada Sovyet Hükümeti, Orta-Doğu Komutanlığı fikrini ortaya atan devltlerin tecavüzî maksatlar beslediklerini, Orta-Doğu'yu bir askerî üs haline getirmeyi derpiş ettiklerini, bu memleketlerin iç işlerine müda­hale etmek niyetinde olduklarını ve bu suretle millî hükümranlıklarını haleldar eyleyeceklerini iddia etmektedir.

Sovyet Hükümeti Orta-Doğu Komutanlığına haksız yere tecavüzî bir ma­hiyet atfetmekle, mutasavver teşkilâtın prensip ve gayelerini hususî mak­satlara delâlet eden bir şekilde tahrif etmekten başka bir şey yapmamak­tadır. Filhakika, Komutanlığın hedefi, Orta-Doğu'da, ilgili devletlerin. Birleşmiş Milletler Anayasasına uygun olarak, müşterek meşru müdafaa tedbirleri almalarını mümkün kılacak bir teşkilât kurmaktır.

Esasen, bu Komutanlığın gayeleri, bilhassa aşağıdaki hususları açıklayan 10 Kasım 1951 tarihli dörtlü beyannamede sarahatle izah edilmiş bulun­maktadır:

Orta-Doğu Komutanlığı, içtimaî ve iktisadî terakkiyatm .inkişafı için
lüzumlu olan barışı sağlamak üzere bölgenin heyeti umumiyesini savun­
mak maksadiyle sarfedilecek müşterek gayretlerin merkezi olacaktır.

Bu bölgeye dahil devletler bu Komutanlığa müsavat dairesinde ve kar­
şılıklı rıza yoluyla iştirak edeceklerdir.

Bu bölgenin savunmasınaiştirak edecek olan memleketlerde kıtaat
harekâtı, ancak ilgili devletlerin rızaları ile ve istiklâllerine sıkı surette
riayet edilerek vukubulac aktır.

İlgili devletler tarafından Komutanlığa bahşedilecek askerî kolaylıklar
hususî anlaşmalara mevzu teşkil edecektir.

Komutanlık, bu bölge dahilinde ortaya çıkabilecek meselelere ve ih­
tilâflara asla müdahale etmiyecektir.

Yukarıda beyan olunan prensiplerden, ilgili devletlerin bu teşkilâta iştirak, edip etmemek hususunda tamamen serbest bulundukları açıkça anlaşıl­maktadır. Binaenaleyh, Sovyet Hükümetinin, bu teşkilâtın mezkûr mem­leketlerin hükümranlıklarını ihlâl edeceği hakkındaki iddiaları hiçbir esasa istinat etmemektedir.

Dört devlet, bu devletleri, kendilerine yapılmış olan teklifleri, millî men­faatlerinin ışığı altında, tetkike davet etmişlerdir. Bu itibarla, bunlar üze­rinde herhangi bir tazyik yapılmış bulunması bahis mevzuu olamaz ve dahilî ve haricî işlerinin idaresi hususundaki tam hareket serbestlikleri böy­lece tamamen korunmuş bulunmaktadır. Esasen, bahse konu Komutanlığa iltihak etmekte menfaatleri olup olmadığına tam bir serbestlik içinde karar vermenin ancak bu devletlere ait olduğunu ilâveye lüzum yoktur. Binaen­aleyh, Komutanlığa iştirak etmemeleri lüzumunu ihtar maksadiyle Sov­yetler Birliği tarafından bu devletlere verilen notalar, bu bölge memle­ketlerinin dahilî işlerine müdahalenin elle tutulur bir delilini teşkil et­mektedir.

Sovyet Hükümetinin, Orta-Doğu Komutanlığının kurulmasını haklı gös­teren hiçbir tehlikenin mevcut olmadığı hakkındaki iddiasına gelince, Cumhuriyet Hükümeti, bilâkis, böyle bir tehdidin yalnız hassaten bu bölge için değil, fakat umumiyetle bütün hür dünyanın emniyeti için mevcut olduğu fikrindedir.

Bu suretle gerek halk arasında, gerek memurlarımızın vicdanında yanlış bir zehap husulüne yol açmanın mahzurları üzerinde durmayacağım. An­cak hak ve salâhiyetlerini millî iradeden alan, bütün hareketleri yine millî iradenin ifadesini teşkil eden kanunlara göre ayarlanmış, icraatı her an milletin yegâne ve hakikî mümessili Büyük Meclisin murakabesi altında bulunan Hükümet ve idareye karşı esaslı bir tetkike girişilmeden bir dev­let ve memur meselesi ihdas etmek doğru olmaz, sanırım.

Hukuk ve kanun muvacehesinde vaziyet bu olduğuna göre geriye bir me­sele kalır: Acaba Hükümet, memur mavzuunda, kanunların kendisine ver­diği salâhiyeti kötüye mi kulanmaktadır? Ortaya atılan iddialardan çıkan mâna devlet hayatında yapılan bütün memur tâyin ve nakillerinin kanu­nî salâhiyetlerin kötüye kullanılması şeklinde vukua geldiği kanaatini tel­kin edecek mahiyettedir. Bu derece iddialı olarak ortaya çıkabilmek için hiç olmazsa misaller göstermek, malûmat vermek ve esaslı delillere da­yanmak icabeder. Meselâ yeni iktidar zamanında memur kadrosundaki ha­reketler eski yıllara nazaran artmış mıdır? Artmış ise bunun sebepleri ne­lerdir? Başka memleketlere nazaran memur kadrosundaki hareketler bizde dikkati çekecek bir aykırılık arzeder mi? Böyle bir hal varsa içinde bu­lunduğumuz şartların doğurduğu ihtiyaç ve zaruretlerin ne dereceye kadar ifadesidir? Zannediyorum ki bu hususlar tetkike tâbi tutulmadan böyle mühim bir meselenin bu derece cüretle ortaya atılmaması icabederdi.

Ancak hulûskârlık yapan, emrin ve idarenin keyf ve hevesine göre hare­ket eden memurların bulundukları yerlerde kalabildikleri, fakat dürüst ve haysiyetli memurların bir yerden öte yere oynatıldıkları iddiası umumî efkârca ve bilhassa,memurlarımız tarafından hakikat zanniyle kabul edil­diğini bir an için farzedelim. İdare cihazının hali ne olur? Arzu etmedik­leri yerlere gönderilen yani değiştirilmekten şikâyetçi olan memur sayısı ile yerlerinin değişmesinden şikâyetçi olmayan, yahut yerlerini muhafaza eden memur sayısı arasındaki nisbet muazzamdır. Vaziyet böyle olunca yerlerini muhafaza eden veya bu hususta hiçbir şikâyeti olmayan ve me­mur mevcudu içindeki nisbeti belki de yüzde doksan dokuzu bulan büyük kütleyi âmme efkârı önünde hulûskârlık ve âmirleri keyfine göre hareket gibi ağır şaibe ve ithamlar altında bulundurmağa asla hakkımız yoktur. İşte şu birkaç günden beri politika borsasını meşgul eden memur mesele­sinin mahiyeti budur.

Bilgiye, tetkike, emek sarfına bağlı bulunan birçok memleket meseleleri mevcuttur. Fakta ucuz ve kolayı arandığı, hele iktidarı kötülemek maksadı güdüldüğü takdirde en elverişlisi bu beyanatıma mevzu teşkil eden nevi­den olanlardır.

Biz bunları bir intikal devrinin gayritabiilikleri olarak müşahede etmek­teyiz. Ancak bu halin devamında faide mülâhaza edilemez. Aksine, verine siz çekişmeler, karşılıklı prensip ve program münakaşalarına başlamamızı., yapıcı mücadele devrine girmemizi geciktirebilir.

Sual 2 — İç ve dış emniyet durumumuz hakkında malûmat rica edebilir miyim?

Cevap 2 — İç ve dış politika vaziyetimizi en kısa olarak şöyle ifade ede­yim:

İç politikada rejim münakaşalarını artık geride bırakmış olduğumuzu ka­bul etmek bir zarurettir. Vatandaş hak ve hürriyetlerinden emindir ve masuniyetlerimizin teminat altında bulunduğunda kimsenin tereddüdü olamaz.

Bu bölgedeki bazı devletler, böyle bir tercihte bulunmak hususunda tered­düt etmektedirler. Bu tereddüdün sebepleri vardır: Bazıları bitaraf kalma­nın mümkün olacağına inanmaktadırlar. Diğerleri, bazı demokratik Batı devletlerinin emperyalistik gayeler güttüğünü zannetmekte ve binaen­aleyh onlara karşı cephe almayı düşünmektedirler. Ben eminim ki bu mem­leketlere karşı metin, lâkin anlayışlı ve sabırlı bir siyaset, takip etmekle onları doğru yola sevketmek hâlâ mümkündür. Bu kolay bir iş değildir. Zira hem kökleri derinlere giden anlaşmazlıklar mevcuttur, hem de Orta-Şark'ta şayanı esef bir karışıklık ve heyecanlı bir hava hâlâ devam etmek­tedir. Mamafih, dediğim gibi sabır ve metanet sayesinde büyük neticeler elde edilebilir.

Sual: 4.— Türkiye bir müddetten beri, bilhassa Birleşik Amerika'dan yar­dım görmektedir. Bu yardımın mahiyet ve miktarı hakkındaki fikriniz nedir? Bunun arttırılması lüzumuna inanıyor musunuz ve böyle bir artı­şın askerî ve milletlerarası durum üzerinde ne gibi bir tesiri olabilir?

Cevap: Bildiğiniz gibi, Türkye'ye yapılan Amerikan yardımı hem askerî, hem iktisadîdir. Türkiye, bir taraftan lâyıkiyle gelişmemiş bir memleket­tir ve diğer taraftan da, senelerden beri kendi istiklâl ve toprak bütünlü­ğünü tehdit eden büyük tehlikeye karşı koymak için askerî sahalarda ta­mamen hazırlıklı ve pek kuvvetli bulunmak zorundadır. Türkiye'nin se­nelerden beri seferberlik halinde bulunduğunu söylersem, mübalâğa et­miş olmam. Zira Türkiye, şartlar ne olursa olsun ve kendisine neye mal olursa olsun, kendisini son ferde kadar müdafaa etmek azmindedir. Biz, bütçemizin yüzde ellisinden fazlasını askerî masraflara tahsis etmekteyiz. Hâlâ lâyıkiyle gelişmemiş olmamızın başlıca sebeplerinden biri budur. Karşılaştığımız zorlukların tahfifi için yaptığı yardım dolayısiyle büyük dostumuz Amerika'ya pek minnettarız. Bunu her vesile ile tekrar etmeyi zevkli bir vazife addederim. Lâkin maalesef her vesile ile de tekrar etti­ğim gibi, biz bu yardımın arttırılmasının zarurî olduğuna kaniiz. «Maale­sef» diyorum, zira mütemadiyen bir şey istemek hoş değildir. Bununla be­raber şunu unutmamalıyız ki biz bir artış istediğimiz vakit sadece kendi­mizi değil, lâkin hiç olmazsa aynı Ölçüde demokratik cephenin emniyetini de düşünmekteyiz. Zira Batı demokrasiler cephesinin kendi kendini mü­dafaa edebilmesi için Türkiye'nin tecavüze karşı fethedilmez bir kale haline gelmesi elzemdir. Diğer taraftan, Orta-Şark'm emniyeti, Türkiye'nin kendi topraklarına yapılacak bir taarruza kuvvetle mukavemet etmek kabiliye­tine bağlıdır. Türkiye'nin kendine düşen milletlerarası rolü oynamakta göstereceği başarının derecesi, birinci smıf askerî birliklerini lâyıkiyle cihazlandırıp talim ve terbiye etmesine ve modern bir harbe girişebilmesi için gerekli levazım ve hazırlıklara malik bulunmasına bağlıdır. Kuvvetli bir ordu ancak kuvvetli bir ekonomiye dayandığı nisbet ve ölçüde idame ettirilebilir. Demokratik dünyanın emniyeti bakımından, biz Türkiye'ye yapılan yardımın arttırılması hususunun pek makul bir envestisman te­lâkki edilmesi gerektiğine inanmaktayız. Zaten böyle bir artış Türkiye'yi büyük bir ölçüde Amerikan yardımından faydalanan diğer memleketlere nazaran imtiyazlı bir mevkie sokmaz, zira hâlen verilmekte olan mecmu Amerikan ekonomik yardımından Türkiye'ye doğrudan doğruya veya do­layısiyle düşen hisse ancak yüzde 2.2'dir.

Soru sahibi de, İstanbul ve Tekirdağ ormanlık bölgelerinde, bazı kanunsuz hareketlerin yapıldığını iddia etmiş ve hazırlanmakta olan Orman Kanunu tasarısı hakkında Grupta konuşacağını söyleyerek kürsüden inmiştir.

Balıkesir Milletvekili Ali Fahri İşeri'nin, Tuzla'daki Teknik Bahçıvalnık Okulu ile Çayırova Çiftliğinin tesis tarihlerine ve binaların kaça mal ol­duğuna, senelik bütçesi ile arazisinin kaç dönümden ibaret bulunduğuna,, kadrosu ile aylık ve yevmiye masraflarına, talebe miktarına, ziraat işle­rinde kaç traktör ve makine kullanıldığına, büyük ve küçük baş hayvan miktarına dair, Tarım Bakanlığından sözlü sorusu Tarım Bakanı tarafın­dan cevaplandırılmıştır. Bakan bu cevabında, Çayırova Teknik Ziraat Okulunun kuruluşu, tahsisatı, arazisinin miktarı, binalara sarfedilen meb­lâğ, içerisinde çalışan memur ve müstahdemlerin adedi, öğrenci sayısı hak­kında izahlarda bulunmuş ve okulun tedris sistemini anlatmıştır.

Malatya Milletvekili Mehmet Kartal'ın, Türkiye Ziraî Donatım Kurumu İdare Meclisi üyeliğine seçilen Turgut Nalcıoğlu'nun tahsil derecesi hak­kında Tarım Bakanlığından sözlü sorusuna cevap veren Bakan Nedim Ökmen, mevzuubahis zatın Ziraî Donatımdan istifa etmiş bulunduğunu bildirmiştir.

Çoruh Milletvekili Mecit Bumin'in, Öğretmenlerin Yapı Sandığı işlerine, Koy Enstitülerine verilecek unvanla mezunlarının tâbi olacakları şartlara, ilkokulların teşiftine, köy okullarına verilen bahçelere ve millî eğitim me­murlarına birer yardımcı veya kâtip kadrosunun verilmesine dair Millî Eğitim Bakanlığından sözlü sorusu Bakan Tevfik İleri tarafından cevap­landırılmıştır. Tevfik İleri, Öğretmen Yapı Sandığının Bakanlığın mura­kabesi altında işliyen tamamen iktisadî mahiyette, hükmî şahsiyeti haiz tir müessese olduğunu söylemiş ve bu tesisin daha faideli bir hale konul­ması için, Sandığın bir Tutum ve Yapı Sandığı şekline sokulmasına ça­lışıldığını ve bu husustaki tasarının Bakanlar Kurulunun mütaleasma ar-zedildiğini izah eylemiştir. Bakan Köy Enstitüleri hakkında da açıklama­larda bulunmuş, büyük kazalarda millî eğitim memurlarının yanma birer yardımcı verilmesi işinin Bakanlıkça da uygun görüldüğünü sözlerine ilâve etmiştir.

Çoruh Milletvekili Mecit Bumin'in, köy grup sağlık memurlarına ve ebe­lerine, Hükümet tabiblerine birer kâtip kadrosu verilmeme, Sıtma Mü­cadele teşkilâtiyle ağlık merkezlerine, kadroları tam olmıyan hatanelere, tam teşkilâtlı hastanelerin kadrolarına, röntgen cihazlarına, Ankara Nu­mune hastanesi kliniklrindeki izdihamın sebeblerine, şimdiye kadar açıl­mış veya açılacak hastanelerdeki tabip, hemşire ve diğer müstahdem ihti-yacımn ayarlanmama ve aylardan beri Yusufeli İlçesine gitmiyen dok­torlar hakkında ne muamele yapıldığına dair Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığından sözlü sorusuna cevap veren Sağlık ve Sosyal Yardım Ba­kanı Ekrem Hayri Üstündağ, Bakanlığın bütün bu mevzuları dikkatle ele aldığını, hastane kadrolarının tamamlanması için, malî imkânlar dahilinde elden gelen her şeyin yapıldığını, Ankara Numune Hastanesindeki izdi­hamın önlenmesi için çalışılacağını söylemiştir.

Bundan sonra, 1951 yılı Bütçe Kanununa bağlı a/l ve a/2 işaretli cetvel­lerde değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı ve Bütçe Komisyonu raporu kabul edilmiştir.

Meclis çarşamba günü toplanacaktır.

İzmir Milletvekili Pertev Arat'ın, neşren hakaret suçundan dolayı üç ay hapse mahkûm edilen Yeni Cephe gazetesi sahibi Osman Hâmid Tad hak­kındaki kesinleşmiş ilâmın infaz edilmemesi sebebine dair Adalet Bakan­lığından sözlü sorusuna cevap veren Adalet Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu yaptığı açıklamada, kanunun maddesi gereğince, ağır hapsi mucip olmayan vaziytlerde, suçluya mezuniyet verilebileceğini ve bundan dolayı kesin­leşmiş ilâmın infaz edilememesinde kanunî bir mahzur bulunmadığını be­yan etmiştir.

Müteakiben ikinci defa görüşülecek işler meyanında bulunan Türkiye Bü­yük Millet Meclisi binası ve eklenti binaları ile tesislerinin yapımı yetkisi­nin Bayındırlık Bakanlığına devri hakkındaki 5011 sayılı kanuna ek kanun tasarısı ve Bayındırlık ve Bütçe Komisyonları raporlarının ikinci konu­şulması yapılmış ve tasarı kanunlaşmıştır.

Daha sonra Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu'nun, Dilekçe Komisyo­nunun 7. VIII. 1950 tarihli Haftalık Karar Cetvelindeki 77 sayılı kararın Kamutayda görüşülmesine dair önergesi ve Dilekçe Komisyonu raporu kabul olunmuş, Tokad Milletvekili Sıtkı Atanç'm, Tekel Genel Müdürlüğü yapı işlerinin Bayındırlık Bakanlığına devri hakkında kanun teklifi ve Gümrük ve Tekel ve Bütçe Komisyonları raporları da, incelenmek üzere-Bayındırlık Komisyonuna havale edilmiştir.

Büyük Millet Meclisi 7 Ocak 1952 pazartesi günü toplanacaktır.

Herkes gayet iyi bilir ki, bütçe, bir memleketteki devlet hizmetlerinin ve yurt kalkınmasının aynasıdır. Mesele rakamların yüksek olmasında değil, memleketin iktisaden gelişmesi temin €dilerek gelirin de artmasmdadır.

Karilerimiz, diğer sütunlarda Maliye Bakanımız Hasan Polatkan'm yeni büt­çe tasarısı münasebetiyle verdiği beya­natı büyük memnunlukla okumuşlar­dır.

Bu beyanatı iki kısma ayırmak kabil­dir: Biri tatbikat senesine ait rakam­lar hakkındaki mütalâalar, diğeri de ö-nümüzdeki yıla ait gelir ve gider ra­kamları üzerindeki tahlillerdir.

Hatırlarda olacağı veçhile geçen yıl büt­çede 234 milyon lira açık vardı. Her şeyi değişik bir zaviyeden ve tamamiy-îe ters görmeğe alışmış olan muhalefet, tahmin edilen gelirlerin tahakkuk ede-miyeceğini söyleyerek bu açığın haddi zstinda 234 milyon lira değil, belki 700 hattâ 800 milyonu bulacağını iddia et­mişti.

Bunda takibedilen gaye belki de mü­kellefe, birtakım vergileri saklamak im­kânının mevcut bulunduğunu telkin et­mek ve bu menfî propaganda sayesin­de bir taşla iki kuş vurmaktı!.. Fakat umdukları gibi çıkmadı, bu 234 milyon liranın 174 milyonu dış yardımlarla ve bazı tasarruflarla temin olundu, açık düşe düşe 60 milyona düştü.

Maliye Bakanının verdiği izahattan öğ­reniyoruz ki, bu açık da memleketimiz­de ilk defa tatbikine başlanan Gelir Vergisi yüzündendir. Bu hususta lâzım gelen unsurlar elde olmadığı için, sıh­hatli tahmin yapılamamıştır. Şayet Ge­lir Vergisi ödemesinden 60 milyon lira­lık bir açık olmasa idi, geçen yıl büt­çesini hiç istikraz yapmadan kapamak mümkün olacaktı.

Görülüyor ki, bütçemizde iyiye doğru bir inkişaf vardır. Ve bu inkişaf bu se­ne- daha çok dikkate çarpmaktadır. Ni-

tekim bütçenin umumî yekûnu muhte­lif memleket hizmetleri doiayısiyle art­mışla da, açık geçen yıldan 40 küsur milyon lira eksiğiyle 194 buçuk milyon civarına düşmüştür.

Buna mukabil, yurdumuzun hayrına, kalkınmasına ve savunmasına ait mas­raflar kısılmamış, bilâkis fazlaîaştrnl-nnştir.

Muhtelif fasılları tetkik ettiğimiz za­man görürüz ki, yeni bütçenin bariz karakteri bir kalkınma bütçesi olma­sıdır.

Bir ziraat memleketi olan Türkiye'de. yeni bütçe ile köye, çiftçiye, toprağa çok büyük birehemmiyet verilmiştir.

Bu sene Türk köylüsü, eskisinden çok daha müreffeh olacak, daha çok istih­sal etmek, mahsulünü daha kolaylıkla pazarlara göndermek, daha çok kazan­mak ve köyünde daha rahat yaşamak imkânlarınıbulacaktır.

Ziraat sahasına ayrılan parada 15 mil­yon lira bir fazlalık vardır.

ye

Bayındırlık için ayrılan para,1{ nazaran yüzde 183 yüksektir.

Küçük su işlerine aynlan para, yüzde 750 artmış ve 2 milyon lira 15 milyo­na çıkarılmıştır. Köylerin içme suları için 7,5 milyon lira harcanacaktır.

Köy yollarına tahsis edilen miktar, 1950 ye göre, yüzde 257 fazladır.

Herkes gayet iyi bilir ki, köylerimiz se­nelerce ihmal edilmiştir. Ne yoluna ba­kan olmuş, ne çeşmesiyle meşgul olan çıkmıştır. Üstelik köylü birçok angar­ya, altında inim inim inlemiştir.

Demokrat Partinin köye doğru politi­kası sür'atle inkişaf etmekte ve böyle­ce köyler merkezlere sağlam bağlarla bağlanmaktadır.

Köylerimiz, dünden bugüne daha iyidir, ve yarın çok daha iyi olacaktır.

Bataklıkları kuruyacak, vatandaş, ara­ziye ve sağlığa kavuşacak, yolları yapı­lacak, muvasalası kurulacak, içme suyu dâvası halledilecek ve böylece köye ha­yat gelecektir.

Bugün memleketin içinde arı kovanı gi­bi bir faaliyet vardır. Yeni bütçe ile bu­nun daha çok hızlanacağını görecek ve hepimiz daha mesut olacağız. Muhtelif yazılarımızda bildirdiğimiz gi­bi, Türk Milleti, tarihin en büyük in­kılâplarından birini geçirmiş ve birçok asırlar devam eden şahsî idareden ve istibdattan büyük fedakârlıklar göste­rerek hürriyetine ve millî idaresine e-rîşmiştir. Şimdi demokrasi idare niza­mına kavuşmamız, ikinci bir muvaffa­kiyettir. Bu muvaffakiyete ve idareye lâyık olduğumuzu ispat etmek için ya­pılması gereken daha birçok şeyler yar­dır. Ve bunun başında maî, can ve hay­siyet dâvalarının, zamanımızın anlayı­şına göre çözülmesi ve her şeyin üstün­de tutulması gelir. Serbest ve nihayet­siz bir hürriyet içinde seçtiğimiz vekil­lerimizden bunu istemek ve beklemek hakkımızdır. Onun için biz şimdi, Mil­let Meclisimizin bu devresinde vekille­rimizden başta Anayasa olmak üzere, mukaddesatımızı himaye ve vikaye e-den kanunlar bekliyor ve bu ümitle ya­ğıyoruz.

Dış politikada riziko ve mah­zur.»

Yazan:Ali Naci Karacan

9 Aralık 1951 tarihli Milliyet'len.

V&tan başyazarı Ahmet Emin Yalman Ankaraya gitmiş. Başbakan Menderes'i ziyaret etmiş. Vakit öğle üzeri. Güzel vasıflarından biri de nezaket olan Men­deres, bir hayli zamandanberi kendi­siyle görüşmek arzusu izhar eden Yal-man'i almış Çiftlik lokantasına götür­müş, beraber yemek yemiş. Bu esna­da, tabiî, devlet adamiyle gazeteci ara­sında, birçok meselelere temas edilmiş.

İki gün sonra, Ahmet Emin Yalman, aynı lokantada, Başbakanla bir yemek daha yedikten sonra, kalkmış, İstan-bula avdet etmiş ve bu iki yemek es­nasındaki karşılıklı konuşmayı üç gün süren bir uzun hasbıhal şekline koya­rak gazetesinde neşretmiş. Yazısının ba­şına da: "Başbakanla konuşurken not tutmadım. Sekiz saatlik konuşmadan hatırımda kalanları yazıyorum. Eğer yazılarda bir yanlışlık olursa hatâ Men­deres'e atfedilmemelidir. Mes'uliyet be­nimdir!" diye de bir şerh vermiş.

Sekiz saatlik bir konuşma için, hattâ not dahi tutulsa, bir hatâ payı ayırmak icap ettiğine göre,artık notu dahi tu-

tulmamış bir konuşmaya yüzde kaç marj ayırmak icap edeceğini tâyin et­mek güç değildi. Afakîliği sarahatle be­lirtilmiş bir konuşmayı okumak, geç­mek, onu bir siyasî vesika, bir Başba­kanın resmî beyanatı muamelesine tâbi tutarak çeşitli mütalâalara mevzu itti­haz etmemek icap ederdi. Alelade ga­zetecilerin bile gösteregeldikleri bu iz­an ve nezaket eserini, bu tact'ı, hattâ bir totaliter rejimde olsa dahi, devlet l'Oİtuğuna oturmuş, mesuliyet hakkın­da az çok bir fikir sahibi olmuş yazarlar, daha iyi takdir edebilirdi. Yahut, Öyıe gerekirdi.

Fakat sayın Necmeddin Sadak, yalnız bir gazete başyazarı değil, aynı zaman­da eski bir Bakan, iktidardan düşen Halk Partisinin Dışişleri Bakanı, bina­enaleyh üstelik bir de politikacıdır. Ga­liba daha çok bu sebeple, gazeteci ola­rak, resmî kıymetini takdir etmemesi­ne imkân olmayan bu konuşmayı almış, yuvarlak şekilde ileri sürülen birtakım mütalâaların üzerine abanmış, Başba­kanın fikri olarak, ileri sürülen ve İkin­ci Dünya Harbinde rizikosuz bir poli­tika takip etmenin mahzurları üzerin­de tevakkuf eden sözlerini diline dola­yarak sanki devlet dış siyasetinin res­mî , bir ifadesi tahlil ediliyormuş gibi, lâflardan ahkâm çıkarmağa, "î-kinci Dünya Harbinde mutlak harbe girmeliydik!" tarzında bir beyanat ya­pılmış gibi harbe girmemenin o zaman­ki esbabını izaha kalkmış. Bununla da kalmamış. Sanki nassı katığ söyler, ya­hut âyeti kerime tilâvet eder bir de ta­vır takınarak: "Zinhar risque almağı Devlet politikası yapmağa kalkmayın!,, tarzındanasihatler desıralamış...

Gerçi sabık bakan, yazısının basma ve sonuna "eğer Adnan Menderes söyle­miş ise..." diye bir kayıt, bir hava pa­yı koyuyorsa da, bize Öyle geliyor ki, ortada Başbakana izafe edilebilecek sa­rahatte bir yazı olmadığına göre, bu nâzik mevzuu karıştırmamak icap e-aerdi. Yahut, bir eski Dışişleri Bakanı­nın ciddiyetinden bu beklenirdi. Bu tak­dirde geçmiş bir faslı açarak şartlan maziye karışmış bir harbe ait kapanmış bir sayfanın vesika, rakam, harita gi­bi donnee'lerini ortaya koymadan lü­zumsuz ve indî mütalâalara girişmek zahmetine katlanmağa mecburiyet el­vermezdi...

image006.gifAyrıca Zühtü Hilmi Velibo^e on tane rotatifgetirmektedir.

Bununla propagandası yapılmak istenen fikir şudur: Milyonluk bayi teşkilâtı yalnız Demokrat Partinin fikirlerini ya­yan gazeteleri satacak, diğerlerini sabo­te edecektir. Gelen on tane rotatifte ha-bire demokrat gazeteler basılacak ve böylece diğerlerinin vaziyeti bozulacak­tır; ve nihayet kapanmıya mecbur edi­lecektir.

Peki ama, bunun bir hesabı bir kitabı vardır: Bir rotatif bugün asgarî yarım milyon liradır. On rotatif beş milyon 3i-ra eder. Sonra rotatiflerle iş. bitmiz. Diz­gi makineleri vardır. Klişehane vardır.

Bina ister, döner sermaye ister. Kâğıt ambarlan lâzımdır. Demek ki, büyük gazetelere rekabet edecek yeni bir ga­zeteyi kurmak için asgarî bir hesapla bir buçuk milyon liraya ihtiyaç vardır.

Bu, on rotatif için onbeş milyon lira e-der! Bu parayı Demokrat Pari nereden bulacaktır? Üyelerin aidatiyZe mi temin c-decektir? Hadi, ne yaptı yaptı, buldu oiyelim. Bu on rotatifle çıkacak on ga­zetenin mevcut gazetelerin ba§ım yiye­ceği nasıl tahmin olunabilir?... Gazete demek, sade rotatif ve sermaye değildir.

Katta yalnız siyasî fikir ve kanaatler dahi, gazetenin sürümünü temin etmez. Onun dışında halkın bir yığın ihtiyaç­larına ve arzularına tercüman olmak gelir. Bunlar çeşit çeşit şeylerdir. Ki­misi sinema ilânlarım hergün yerli ye­rinde bulmak ister. Kimisi, takvimi a-rar. Kimisi falanca muharririn tiryaki­yidir. Bir başkası eğlenceli yazılar arar. Ve nihayet bir gazetenin zamanla mem­lekette tanınmış bir ismi, sütunlarının alışılmış bir geleneği vardır.

Sonra bugün rotatifleri ısmarlarsanız, bunların imali, gelip memlekete kurul­ması, asgarî iki seneye bakar. Bayi teşkilâtı hakkındaki iddiaya gelin­ce, bu sırf, bugün mevcut bayilere ken­di menfaatlerinin bozulacağı, hakkında birşüphetelkinetmektir.

Görüyorsunuz ki, bu haber baştanbaşa uydurmadır: Ve Halk Partisi bunu or­taya atmakla birkaç gaye gütmekte­dir:

Akılları sıra, mevcut gazeteleri bugün­kü iktidar aleyhine kışkırtmak, mevcut bayileri endişeye düşürüp, Demokrat Parti gazetelerine karşı vaziyet almaya sevketrnek, umumî efkâra, gazetelere baskı yapılıyor diyetelkinlerdebulunmak ve nihayet bütün halka, Demokrat Partinin milyonlarla oynadığı, para ba­bası olduğu gibi yanlış bir fikir ve ka­naat aşılamak!.... Ve bütün bunlar a-rasmda C.H.P. sini zavallı ve masum bir rolde göstermek!... işte takib edilen taktikin esası budur ve bunun ismi de bu zevata göre güya dürüst muhalefettir!.

İngiltere Kıbrıs'ı Yunanistan'a veremez...

Yazan: Abidin Dav'er

21 Aralık 1951 tarihli Cumhuriyet'-

ien.

Dünkü gazetelerde çıkan bir habere gö­re Yunanlı dostlarımız, gene Kıbrıs me­selesini kurcalıyarak İngilterenin, ada­yı Yunanistana vermesini istemişler. Bu hususta Paristen verilen ajans haberin-Ce aynen şöyle denilmektedir:

"Paris, 18 — Birleşmiş ?^illetlerdekî Yunan parlamento temsilcileri bugün, Kibrisin İngiliz idaresinde olmasını hak­lı gösterecek bir sebebin mevcud olma­dığını ileri sürmüşlerdir.

İnsan Haklan Komitesinde söz alan Yu­nan temsilcisi Loukis Akritas, gerek Birleşmiş Milletler şartının, gerekse in­san hakları beyannamesinin, îngiltereyi Kibrisin Yunanistanla birleşmesine mü­manaat etmemek mevkiine koyduğunu iddia etmiştir.

Yunan sözcüsü, komitede, 1950 sene­sinde yapılmış olan bir plebisitte, Ada halkının %Q0 mm, Yunanistanla birleş­mek lehinde rey vermiş olduğu keyfi­yetini hatırlatmıştır.

Akritas, "bütün dünya bilir ki, Ada nü­fusunun % 81 e yakın bir nisbeti Yu­nanlıdır ve bunların medeniyet seviye­leri en az bugün kendilerini idare eden devle tirıkine müsavidir"demiştir.

Sözcü, "İngilterenin, milletlerin kendi­lerini idare edecek hükümetleri seçmek hususundaki serbestileri prensipini Kıb-rısa da tatbik etmekte gecikmiyecek-leri ümidini" izhar etmiştir."

Biz, dost Yunanistanm ikide birde Kıb-rısı istemesini ne Türk - Yunan, ne İn­giliz - Yunan dostluğuna ve ne de bu­günkü dünya ahvaline yaraştıramadığı-mızı birkaç defa yazmakla iktifa ettik.

Anayasanın tâdili işinin topyekûn Büyük Millet Meclisine inti­kal edeceği hakkında inanılır bazı ha­berlerdençıkamânabudur.

Bilindiği gibi Halk Partisinin dokuzun­cu kurultayı dağılırken neşrettiği mu­halefet beyannamesi ile Anayasa hü­kümlerini ve vatandaş haklarını temi­nat altına aîmak için bir Anayasa mah­kemesinin ihdasım istemişti. Millet Par­tisi sözcüleri de zaman zaman bu tarz-d?. bir tedbire taraftar olduklarını fır­sat düştükçe açıklamışlardır. Anayasa­nın tâdili hakkındaki Ankara haberle­ri Demokrat Parti iktidarınca muhale­fet cephesinden gelen bu türlü dilekle­ri dikkate almak ihtiyacı duyulduğuna delil sayılabilir.

Filhakika bugünkü Anayasamızın temi­natsız olduğu inkâr edilemez bir haki­kattir. Halk Partisi seçim beyanname-

sinde Anayasanın kuvvetler muvazene­si esasna göre tâdiline taraftar oldu­ğunu ilân etmekle bunu itiraf ve bu yolda uhdesine düşen millî vazifeyi ya­pacağını da açıkça ilân etmiş oluyordu. Halk Partisi 14 Mayıs seçimlerini kay­betmiş ve tabiî olarak bu taahhüdü ye­rine getirmek imkânını bulamamış. De­mokrat Parti iktidarı bîr buçuk sene-denberi bu mevzu üzerinde ne düşün­düğünü açıklamayınca dokuzuncu kurul­tay münasebetiyle neşrettiği muhalefet beyannamesinde bu mühim meseleyi ilk madde olarak ele almak zorunda kal­mıştır. Dış siyaset sahasında partilera-rası.mevcut görüş ayrılıklarının orta­dan kalkması Anayasanın tadili mese­lesinde de bir anlaşma yolu bulunma­sına hizmet ederse, çok partili demok­rasi rejiminin gelişmesi hareketi çok hayırlı bir safhaya girmek için hazır­lanmış demektir.


Türkiye ile Birleşik Amerika arasın­daki Dostluk yalnız muhtemel bir te­cavüze karşı karşılıklı bir emniyet ih­tiyacı ile değil, fakat aynı zamanda müş­terek ideallerimiz olan demokrasi ve sulha hizmet isteği ile meydana gelmiş­tir" demiştir.

Columbia Üniversitesi Siyasal Bilgiler talebelerine hitab eden Eren, Türkiye ile Birleşik Amerika arasındaki dostlu­ğun hiç bir zaman bugünkü kadar kuv­vetli olmadığını söylemiştir. Nuri Eren, hür dünyanın müdafaasında Türkiye'­nin rolünü ilk anlayan milletlerden bi­rinin Amerika olduğuna işaret ederek, bu müdafaada anahtarlardan birinin de Türkiye'nin elinde olduğunu ilâve etmiş­tir.

Orta Doğuyu üç kıtanın hava, kara ve deniz yollarının merkezi olarak tarif e-aen Eren, Türkiye'nin bütün bu bölge­nin ve Akdeniz bölgesinin müdafaa mih­veri olduğunu kaydetmiş ve Kore'ye yardım yollamakla Türkiye'nin, sulhun parçalanmaz olduğu keyfiyetini isbat ettiğini söylemiştir.

9 Aralık1951

— Bonn:

Milletvekillerinden mürekkep 10 kişilik Türk heyeti, Batı Almanya parlamen­tosunun davetlisi olarak dün akşam bu­raya gelmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Birinci Başkan Vekili Muhlis Tümay'm baş­kanlığındaki heyete 9 Demokrat Parti ve bir bağımsız milletvekili dahil bu­lunmaktadır.

Muhlis Tümay, Reuter muhabirine şim­diye kadar Bavyera'daki şehirleri ve Ko­lonya şehrini ziyaretle buradaki sanayi teşebbüslerini tetkik ettiklerini söyle­miş ve intibalannı şöyle ifade etmiştir: "Batı Aîmanyanm sür'atle kalkınması bjzi ziyadesiyle mütehassis etmiştir. Ma-amafih bunun Marshall Plânı yardım­ları olmaksızın tahakkuk edemiyeceği-nı müşahede ettik. Ayrıca şu neticeye varmış bulunuyoruz ki, harpler ve bom­balar zeki ve çalışkan bir milletin ru­hunu ve bilgisini değil, ancak maddeyi tahripedebilirler".

Türk parlâmento heyeti bugün Batı Al­manya parlâmentosu başkanı Dr. Her-mann Ehlers'in misafiri olacaklar ve hafta içinde parlâmento toplantılarında hazır bulunacaklardır.

—Bonn :

Batı Almanya Parlâmentosu Başkanı Dr. Hermann Ehlers on milletvekilinden müteşekkil Türkiye Büyük Millet Mec­lisi heyetini akşam yemeğine kabul et­tiği sırada Türk bayrağı Parlâmento binasına çekilmiş bulunuyordu.

Türk milletvekillerinden müteşekkil o-lan grup Büyük Millet Meclisi Başkan Yardımcısı Muhlis Tümay'm başkanlı­ğında bulunmakta idi.

Bonn'a gelmeden evvel Türk heyeti Bav­yera ve Kolonya şehirlerini gezmişti.

Heyet yarın Ruhr sınai bölgesini ziya­ret edecek ve parlâmento tesislerinde tetkiklerde bulunmak üzere Salı günü Bonn'a avdet edecektir.

II Aralık 1951

— Frankfurt :

Ekonomi ve Ticaret Bakanı Muhlis Ete' dün sabah müşavirlerile beraber Frank­furt'taki Ticaret ve Sanayi Odasını zi­yaret etmiştir.

Türkiye ile çalışan belli başlı sanayi­cilerin ve t üccarlarm hazır bulunduk­ları bu toplantıda Muhlis Ete, Türkiye ile Almanya arasındaki iktisadî müna­sebetlere işaret etmiş ve Alman iş a~ damlarınm bu husustaki mütalâalarını, dinlemiş ve suallerine cevaplar vermiş­tir.

Bu arada yabancı sermayeyi Türkiye'ye gelmeye teşvik edecek olan kanun da mevzuu bahis olmuştur. Alman sanayi­cileri bu yeni teşebbüsten faydalanacak­larını beyan etmişler ve Bakana Alman iş adamlariyle doğrudan doğruya temas ettiğinden dolayı teşekkür etmişlerdir.

Bakan, maiyetiyle birlikte aynı gün meşhur Alman kimya fabrikalarından Eadische Anilin Müesseselerini ziyaret etmiş ve Türkiye'de kurulması düşü­nülen sün'î gübre fabrikası hakkında te­maslar yapmıştır. Bu fabrikanın birkaç mümessili bugünlerde Türkiye'ye gele­ceklerdir.

Akşam üstü Almanya'da Türk tütünü işleyen Bacari sigara fabrikasına gidil­miştir. Türk Tekeli ile muayyen bir an­laşmaya göre çalışan bu fabrika Türk tütününü yaymak için gayret sarf et­mektedir.

Bakan, fabrika sahiplerini Türk tütü­nünü Almanya'da yaymak hususunda gösterdikleri gayretten dolayı övmüş ve-bu pişdarhk faaliyetinden dolayı mües-

Keseleri tebrik etmiştir. Fabrika sahi­bi Bacari, Türk İktisat Bakanının fab­rikaya kadar gelmek suretiyle göster­diği nezaket ve alâkaya teşekkür et­miştir.

—Frankfurt :

Ekonomi Bakam Muhlis Ete, bugün Al­man Ajansı, radyo ve gazete muhabir­lerini kabul etmiştir.

Radyo muhabiri hususî cihazîariyle Ba­kanın Almanca konuşmasını almış ve aynî akşam Alman radyolarına vermiş­tir. Bu konuşmasında Muhlis Ete, Türk AlmanmünasebetlerindenbahsetmişBatıAlmanyaMaliyeBakanınınşarktütünlerindenistihlâkvergisiniindir­mek istemesini büyük bir memnunluk­la ifade etmiş ve konuşmasının sonun­da:"Türkleri sevmek demek, Türk si­garasınıiçmekdemektir.Zirabunuyapmakla herAlmandaha fazlamik­tarda Alman malının Türkiye'desatıl­masınıteminetmişolacaktır..''demiş­tir.

Alman Haberler Ajansı ve Alman mat­buatı on gündenberi Alman iş adamla-riyle temas eden Türk İktisat heyetiyle meşgul olmakta ve Türkler lehinde ya-z]Jar yazmaktadır.

Hamburg gazeteleri ise moda salonla­rını ziyaret yerine Alman mekteplerini ziyaret eden Bayan Ete'nin bu jestin­den bahsetmektedirler.

12 Aralık 1951

—Bonn :

Bugün Batı Almanya Parlamentosun­da, Parlâmento Başkanı Dr. Hermann Ehlers'in hoşgeldiniz hitabesine cevap veren Türk Parlâmento Heyeti Başka­nı Meclis Birinci Başkan Vekili Muh-Vs. Tümay ezcümle demiştir ki:

Her iki memleket halkı sıkı temaslar kurmaya çalışmalıdırlar. Hükümetleri­mizin anlaşması kifayet etmez. Bütün maddi ve ticarî temaslardan çok daha mühim olarak iki memleket halkı ara-s:nda kültürel münasebetler meydana getirmeliyiz.

Batı Almanya Parlâmentosu Başkanı Dr. Ehlers, hitabesinde Türk askerleri nin Kore'de gösterdikleri kahramanlık­tan dolayı Almanların hayranlığım ifa-■ öe ederken Meclis bu sözleri şiddetle .alkışlamıştır.

-- Bonn :

Batı Almanya Parlâmentosu ziyaret e-dildikten sonra yapılan bir basın top-lf^ntısında söz alan Türk Parlâmento Heyeti Başkanı Muhlis Tümay, ezcüm­le şöyle demiştir :

' Türkiye, Atlantik Paktına katıldığın­dan dolayı Sovyet Rusya'nın tehdidle-rindenkorkacakdeğildir.

Türk - Rus münasebetleri çok zaman nâzik bir duruma girmiş ve Ruslar sık &ık Türkiye'yi tehdit etmek istemişler­dir.

Türkiye, uhdesine düşen Atlantik Pak­tı vecibelerini yerine getirmeğe âmâde olacaktır."

Türk Parlâmento Heyetinin diğer ü-î eleri de, Türkiye'ye Alman sermaye­sinin gelmesine Türklerin alâka göster-oıklerini ve Türkiye'de Büyükelçilik bi­nası ve Alman Hastahanesi gibi Alman emlâkinin durumu hakkında iki hükü­met arasında görüşmeler yapıldığım be­lertmişlerdir.

13 Arahk 1951

—İstanbul :

Bir müddet evvel tetkiklerde bulunmak üzere Batı Almanya'ya gitmiş olan Ti­caret ve Ekonomi Bakam Prof. Muh­lis Ete bu gece uçakla yurdumuza dön­müştür.

Yeşilköy hava alanında kendisini kar­şılayan gazetecilere verdiği beyanatta Prof. Ete demiştir ki :

' 11 gündenberi Aİmanyada bulunmak-tr idim. Bu müddet zarfında Almanya-ı.m Kiel, Hamburg, Frankfurt ve Bonn şehirlerindeki ticaret ve sanayi müesse­selerinde tetkiklerde bulundum. Bu a-lada Türkiye ile iş yapmak isteyen tüc­car ve sanayicilerle görüştüm. Aİman­yada Türkiye mahsullerine karşı alâka fazlalaşmıştır. Bilhassa Türk tütünü it-î alâtl son senelere, nazaran gittikçe art­mış ve artmaktadır. Bu arada görüş­tüğüm Almanya İktisat ve Maliye Na­zırlarından iyi vaadler almı^ bulunuyo-lum. Dört beş ay evvel çıkmış olan "Ya­bancı Sermayeyi Teşvik" Kanunumuzu ticaret odalarında ve sanayi müessese­lerinde ilgililerle müzakere ettik, çok alâka uyandırdı. Daha şimdiden birkaç müessese Türkiyede tesis kurmak üzere harekete geçmiş bulunuyorlar.

Harpte yıkılmış olan Alman tabrikala-

rmın yeniden kurulduklarını ve isleme­ğe başladıklarını gördüm.

Birbirini ihmal eden iki memleket a-rasmdaki münasebetlerin günden güne daha fazla artacağına eminim.,,

14 Aralık 1951

— Paris :

Avrupa Asamblesindeki Türk murah­hasları, Ankaraya dönmeden evvel bir­kaç gün kalmak üzere Paris'e gelmiş­lerdir. Türk murahhasları Paris'te, Bir­leşmiş Milletlerdeki Türk heyeti üye­leriyle temas edeceklerdir. Yalnız Stras-bourg Asamblesi Başkan Yardımcısı Su­at Hayri Ürgüplü Ankaraya hareket et mistir.

Spaak'm istifası ve Asambleye karşı yaptığı şiddetli tenkidler neticesi pek iyi bir hava içinde sona ermeyen top­lantıda elde edilen neticeleri yorumla­yan Zeyyad Ebuzziya, France-Presse A-jansi muhabirine verdiği beyanatta, Av­rupa Birliğinin ve Avrupa Konseyinin ihdasmdanberi tahakkuk ettirdiği ese­rin bilançosunu yaptıktan ve muhtelif sphalarda alman ve Avrupa Birliği fik­rinin tekemmülünü mümkün kılan ame­lî neticeleri tahlil ettikten sonra de­miştir ki :

İki sneden beri, bütün tenkidlere rağ­men hayret verici terakkiler elde ettik. Bir hayal telâkki edilen bazı fikirler hakikat olmuştur.

Avrupa Konseyinin üerine aldığı Avru­pa Kömür ve Çelik Birliği, Avrpa or­dusu fikri yakında hakikat olacaktır. Bakanlar Komitesi kendisine asamble tarafından yapılan telkin ve teklifleri kabule hazırdır. Komite, Avrupa zirai istihsal birliğine dair bu oturumda alman kararı muhakkak tasvip edecek­tir. Başka tasarılar ve bilhassa bir yük­sek komiserlik ihdası, Avrupamn si­yasî sahada yakında birleştirilmesini mümkün kılacaktır. Fakat, tarihin sey­rini bu kadar süratle değiştirmek ve bu derece az bir zaman içinde hakikî bir inkilçp yapmak güçtür. Hedefe merhale merhale varacağız. Da­ha şimdiden bir çok güçlükler yenil­miş bulunmaktadır.

Türkiye hedefe tedricen varılacağına kat'î olarak inanmaktadır. Biz Türk temsilcilerine gelince, hepimiz mevcut müfrit tezleri yeni Avrupa federasyonu tezleri ile, bu sahada İngilizlerin fonk­siyonelmetodlanmtelifiçinbütün

gayretlerimizi sarf ettik. Şimdilik, üye olmayan memleketlere sıkı bir surette' bağlı bir kaç mahdud devlete münhasır kalsa dahi bir Avrupa camiası ihdasınr. istiyoruz. Diğerleri de daha sonra bi­zim saflarımıza katılacaklardır. Ve-nihai hedefe bu suretle varılacaktır.

Güçlükler hiçbir suretle cesaretimizi kırmamalıdır.

Zeyyad Ebüzziya, Spaak'm istifasına bir hata olarak telâkki etmekte fakat bı* hâdisenin Avrupa Konseyinin meydana, getirdiği eserleri hiç bir suretle kıy­metten düşürmeyeceği kanaatini izhar' eylemektedir. Maamafih Zeyyad Ebüz-ziya'ya göre istifa, ümidlerini Avrupa. Birliği idealine bağlayan bütün mem­leket halk efkârı üzerinde fena tesirler: bırakabilir.

18 Aralık 1951

—New-York:

Dışişleri Bakanlığının misafiri olarak" Amerika'da bulunan Kızılay Cemiyeti. Başkanı Doktor Nihat Reşat Bel-ger 20 Aralık Perşembe günü Türkiye-saati ile 19.00,da Amerika'nın Sesi Radyosunun hususî bir programında. "Amerikada'ki Yardım Cemiyetleri,,, hakkındaki intibalarmdan bahsedecek­tir.

Amerika'daki üç aylık seyahati esnasın­da Dr. Belger Chicago, Boston, San-" Fransisco ve Los Angeles gibi büyük-şehirleri ziyaret edecek ve Amerika'­nın mesken ve sağlık projelerile Kı­zılhaç gruplarını ve çiftçi birliklerini, tetkik edecektir.

Kendisi ile görüşen gazetecilere Drl. Belger bütün seyahati esnasında ken­disini en mütehassis eden Amerikan, teşekküllerinin "4-h Klüpleri,, ile "A-merika'nın müstakbel çiftçileri,, gibi zi­raî teşekküllerle Amerika Kızılhaç ida­resinde çalışan "Kan Bankaları,, ol­duğunusöylemiştir.

22 Aralık 1951

—Brüksel:

Genç Türk talebesi Bedrettin Özalp-bisikletle 7230 kilometre Katettikterî-sonra dün Brüksele varmıştır. 29 Ey­lülde Türkiyeden ayrılan Bedrettin. Özalp, Yunanistan, İtalya, İsviçre ve-Almanya'yı katetmiştir.

Bayımızın kahramanlıklarına hayran o-lan askerler olmak üzere, her sınıfa mensup halkın Türkiyeye ve Türklere karşı samimî dostluk hisleri beslemek­te olduğunu memnunlukla gördük. So­ğukkanlı bir millet olan ve duyguları­nı heyecanla ifade etmek âdeti olma­yan İngilizlerin biz Türk gazetecilerine karşı gösterdikleri yakınlık ve sıcak a-lâkayı, bundan evvel, 1939, 1942 ve 1949 da İngiltereye yaptığım ziyaretlerde görmediğimi söyleyebilirim. Türk dost­luğu, artık İngilterede hükümet ma­kamlarından, politika adamlarından hal­ka, millete intikal etmiştir.

Atlantik Paktına girmemize ait proto­kol, İngiliz hükümeti tarafından par­lamentonuntasdikinelüzumgörülme-

den tasvib edilerek Amerikaya ve hü­kümetimize bildirilmiştir. Böylece İn­giltere protokolü kabul ettiğini bildi­ren ve bu suretle Türkiyeye karşı ve­cibelerini yerine getiren iîk devlet ol­muştur.

Türk - İngiliz münasebetlerinin bu de­rece dostane ve kuvvetli olması, Orta-doğuda barışın korunması ve dün3"anm bu mühim bölgesinin müdafaası bakı­mından çok hayırlı olduğuna ve olaca­ğına şüphe yoktur. İki müttefik mil­let, birbirine istinad ve itimad ederek bu yolda yürümekte ve barışa hizmet etmekte devam edeceklerdir ki buna memnun olmamak ve kuvvetlenen dost­luğu selâmlamamak kabil değildir Birleşmiş Milletler müş­terek tedbirlerini derhal ve müessir bir surette tatbike emin olmak üzere ko­münist mevzuatı incelemeğe devam tav­siye olunmaktadır.

—Paris :

Birleşmiş Milletler Dört Büyükler Si­lâhsızlanma Tâli Komisyonu bu sabah Birleşmiş Mîlletler Genel Kurul Baş­kanı Padilîa Nervo'nun riyasetinde iki buçuk saat süren bir toplantı yapmış­tır. İçtimadan sonra, Sovyet Dışişleri Bakam A. Vişinskî gazetecilere: "He­nüz işe başlıyoruz'" demiştir.

Komisyon öğleden sonra, saat beşte tek­rar toplanacaktır.

—Paris :

Umumiyetle iyi haber alan kaynaklar­dan verilen habere göre, on beş Asya ve Arap memleketi mümessilleri bugünkü İçtimalarında Güvenlik Konseyinde in-hilâl edecek olan üç yerden birine nam­zet olan Beyaz Rusyanın namzetliğini toptan destekleyip desteklememek hu­susunda bir karara varamamışlardır. Bu hususta yapılan gizli toplantıda şu karara varılmıştır: Arap - Asya grubu­na mensup her devlet, Perşembe günü yapılacak gizli balotaj esnasında inti­hap hakkını istediği devlet lehine kul­lanacaktır. Arap heyetlerine yakın çev­relere göre, Mısır ve Lübnan reylerini Beyaz Rusya lehine, Irak ve Suudi A-rabistan ise Yunanistan lehine kullana­caklardır.

5 Aralık 1951

—Cenevre :

Birleşmiş Milletler, Mültecilere Yardım Teşkilâtı İstişare Komisyonunun dün­kü toplantısında söz alan Türkiye de­legesi Orhan Eralp, yüksek komiserle­rin raporlarında Bulgaristandan Türki-yeye gelen mülteciler meselesine hiç te­mas edilmeyişini hayretle karşıladığını söylemiş ve 260.000 kişiyi içine alan bu mevzuun yükünü Türkiyenin yardımsız taşıyamıyac ağını belirtmiştir. OrhanEralp,sözlerinedevamlaTürk

—Bulgar hududunun geçenlerdekapa-

tılışına kadar her gün 300 ilâ 400 göç­menin Türkıyeye geldiğini söylemiş ve Türkiyenin iktisadî durumunun bu yü­kü yardımsız taşımaya müsait olmadı­ğını bildirmiştir.

Orhan Eralp, Bulgaristandan gelen mül­tecilerin durumu yüksek komiserler ta­rafından nazarı itibara alındığı takdir­de bunu memnuniyetle karşılıyacağını ilâveeylemiştir.

—Paris :

Siyasî Komisyon doğudan gelecek ce­vaplan nazarı itibara almaksızın Batı Almanya temsilcilerini dinlemek tasav-vurundadır.

Siyasî Komisyon, Cumartesi günü tek­rar toplanmak üzere oturumuna niha­yet vermeden evvel İsveç ve Haiti tem­silcilerini dinlemiştir. İsveç Dışişleri Bakanı Ostem Ünden, bütün Almanya-ya şâmil bir seçim imkânını tetkik et­mek üzere Birleşmiş Milletler heyetinin kurulması hususunda batılılar tarafın­dan ileri sürülen teklifi tasvip ettiğini, fakat bu heyete daha geniş çapta bir faaliyet sabası temin edilmesi lâzımgel-diğikanaatindeolduğunusöylemiştir.

Haiti'nin Fransa Büyük Elçisi Franck Lavan da batı tasarısını desteklemiş, İs­rail temsilcisinin "Almanlar İkinci Dün­ya Harbini çıkarmak ve milyonlarca ma­sumu katletmek suçlarım henüz kabul etmiş değillerdir,, iddiasını cevaplandı­rarak ezcümle şöyle demiştir:

"Bu yüzden bütün Alman halkım mah­kûm edebiilr miyiz? Hayır, bunu ya­pamayız, haksızlık olur.,,

6 Aralık 1951

—New York :

Avustralya Dışişleri Bakanı ve hâlen toplantı halinde olan Birleşmiş Millet­ler Genel Kurulu nezdindeki Avustral­ya baş delegesi Richard Casey, dün Bir­leşmiş Milletler merkezinde tertiplenen basın konferansında beyanatta buluna­rak ezcümle demiştir ki :

Demokratik memleketler dünya sulhu­nu muhafaza 've idame etmek maksa-diyîe samimî gayret göstermektedirler. Fakat komünizme bağlı memleketler i-çm ayni şeyin vârid olduğu söylenemez. Umarım ki bu demokratik memleket­ler dünya sulhunu muhafaza yolunda­ki ümidlerini kaybetmezler. Kore harbi hakkındaki kanaatinin ne olduğunusorangazetecilereRichard

image007.gifCasey, devam etmekte olan görüşme­lerin son durumundan malûmattar ol­mamakla beraber netice hakkında iyim­ser bulunduğunu ve mütarekenin yakın­da neticelenebileceğim umduğunu söy­lemiştir.

Casey, İngiliz - Mısır ihtilâfıyle alâka­lı bir suale verdiği cevapta ise, memle­ketinin Süveyş kanalı meselesinde İngi­liz görüşünü desteklediğini ve 1936 and-laşmasmm mer'iyette kaiması icab et­tiği fikrinde olduğunu beyan etmiştir. Richard Casey, son olarak orta doğu müttefik komutanlığı meselesine temas­la Avustralya'nın bu projenin lehinde olduğunubildirmiştir.

Avustralya Dışişleri Bakanı Paris'teki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu top­lantılarında 3 hafta bulunduktan son­ra memleketinedönecektir.

— Paris :

Dün Paris'te yaptıkları toplantıyı mü­teakip Birleşmiş Milletler Teşkilâtı ge­çici Komitesi İcra Bürosunun üç üye­si arasında bazı görüş ayrılıkları hasıl olduğuöğrenilmiştir.

İcra Bürosunu teşkil eden 3 müşavir, hâlen Geçici Komiteye hitaben Atlan­tik Paktı üyesi memleketlerden her bi­rinin savunma imkânları mevzuunda bir rapor hazırlamakla meşguldürler.

İcra Bürosu, Komiteye dün tasvibe maz-har olan bir ihzarı plân takdim etmiş olmakla iktifa ettiğinden 1 Aralıkta Gc-çici Komiteye tevdii icab eden bu ra­porun henüz tamamlanmamış bulundu­ğu anlaşılmaktadır. Üç müşavire yakın çevrelerde belirtildiğine göre, raporun j kaleme alınmasını geciktiren sebebler sadece ihzarı plân üzerindeki mevcud bazı görüş iarklanndan ibarettir.

i Üç müşavir, Komisyonun Atlantik Ca­miasının 1952 senesine ait imkânlarını

| tesbit etmesi lüzumunda uyuşmakla be­raber Harriman müteakib seneler için de şimdiden bazı tahminlerde bulunui-masmı istemektedir.

Jean Monnet ise, aksine olarak hâlen elde mevcud İmkânların lüzumlu gay­reti tesbîte kâfi olmadığı ve aralarm-ahnacak kararların 1952 senesine ni-ûsaretmesifikriniiltizametmekte-

liğer taraftanharb içinhazır bulun-'îrulrnasıtemenniedilen batılı birlik-" yahud sadece muayyen bir zaman

zarfında seferber hale getirilebilecek birliklerin mayısı hakkında da görüşler­de ayrılık mevcuddur.

Yetkili çevrelerde bugünkü görüş ayrı­lıkları, üç müşavirden taleb edilen işin snişliği ve 12 hükümetten verilen bil­gilerin bir araya getirilebilmesi için el­lerinde pek az zamanın bulunmasiyle i-zah edilmektedir. Ayni mahfillerde ilâ­ve edildiğine- göre, askeri uzmanların is­tekleriyle ekonomik imkânlar arasında­ki nisbet, geçici komite çalışmalarının başladığı sırada, bugün olduğundan çok daha geniş bulunuyordu.

Komitenin gelecek toplantısı 14 Aralık tarihinde yapılacaktır.

—Birleşmiş Milletler, Paris:

Güvenlik Konseyinde Yugoslavyadan a-çılan üyelik için Genel Kurulda yapı-an seçimlerde zaruri üçte iki ekseriyeti temin etmek mümkün olamamıştır.

Arka arkaya yapılan ve sadece Yuna-nistanla Beyaz Rusyaya mahsus kalan ikinci, üçüncü ve dördüncü turlarda her iki memleket aşağıdaki neticeleri elde etmişlerdir:

İkinci tur: Yunanistan 30, Beyaz Rus­ya 29 oy almışlardır. Bir üye müstenkif kalmıştır. Üçüncü ve dördüncü turda Beyaz Rusya 30, Yunanistan 29 rey al­mışlardır.

Vday sayısı tahdit edilmeden yapılan beşinci, altıncı ve yedinci turda da üçte iki ekseriyet elde edilemediğinden ye­niden Beyaz Rusya ile Yunanistan ara­sında yapılan seçimlerin sekizinci turun­da da Beyaz Rusya 32, Yunanistan 27 oy aldıklarından, düşünmek için zaman vermek üzere Güvenlik Konseyi seçim­leri talik edilmiş ve Genel Kurul ikti­sadî ve Sosyal Konsey seçimlerine ge­çilmiştir.

7 Aralık 1951

—Londra :

Birleşmiş Milletler tarafından kararlaş­tırılan tarihten onbeş gün önce olmak üzere, 15 Aralıkta yeni Libya Devleti kuraiacaktır.

Birleşmiş Milletlerin Libya'daki komi­seri M. Adrien Pelt, iktidarın geçici hü­kümete devri muamelesinin başlamış bulunduğunu 'açıklamıştır. Bu yeni dev­let, eski İtalyan sömürgeleri olan Trab­lus, Bingazi ve Fizan'ı içine almakta­dır.

Bundan sonra toplantıya son veril­miştir.

Gelecek toplantı yarın sabah yapıla­caktır.

—Paris:

Birleşmiş Milletlerdeki Yunan murah­has heyeti sözcüsü tarafından bu. ak­şam bildirildiğine göre, Yunan murah­has heyetinin Güvenlik Konseyine aday­lığım koymaktan vaz geçmeyi dü­şündüğüne dair bir ecnebi kaynaktan verilen haber tamamiyle asılsızdır.

12 Aralık 1951

— Birleşmiş Milletler, Paris :

Sovyet Rusya Dışişleri Bakanı Andrei Vishinsky, bugün siyasî komisyonda:

— Atom silâhlarınınkayıtsızşart­sız kanun dışı edilmesinin vemüessirbir kontrolün tesisinin,

— Büyük Devletler silâhlı kuvvetle­rininvesilâhlarınınazaltılmasının,

—Birdünyasilâhsızlanmakonfe­ransınıntoplantıyaçağırümasmınay­nı zamandaolmasılehindebulunmuş­tur.

—Birleşmiş Milletler Paris :

Eirleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie, İtalya'nın Birleşmiş Mil­letlere alınmasına dair genel kurulun geçen 7 aralıkta kabul etmiş olduğu karar suretinin metnini bugün gü­venlik konseyi başkanına yollamıştır. Hatırlarda olduğu veçhile bu karar su­reti İtalya'nın tam bir şekilde vesayet Konseyinin çalışmalarına iştirakinin ve ' bu maksadla Birleşmiş Milletlere ka­bulünün ehemmiyetine işaretle Gü­venlik Konseyi meselesinin süratle ele alınmasını tavsiye etmektedir.

—Paris:

Silâhsızlanma Konferansında Vishins-ky'den sonra söz alan Moch Sovyet si­lâhsızlanma tasarısının batılılardan ba­zı hususlarda sahip oldukları üstünlü­ğü kaldırmağa matuf olduğunu söyle­miş ve demiştir ki:

"Batılılar silâhların müessir bir şekil-du kontrolünü istemektedirler, fakat silâhların üçte bir nispetinde azaltıl­ması Sovyetlerin kara orduları alanın­daki üstünlüğünü arttıracaktır. Sov­yet plânının kabulü dünya hürriyetini daha ziyade tehdit eder.,,

— Birleşmiş Milletler, Paris :

Birleşmiş Milletler Siyasî Komisyonu bu sabah silâhsızlanma meselesi hak­kındaki müzakerelere tekrar başlmış-tır.

İlk söz alan Sovyet Rusya Dışişleri Bakanı Vishinsky, şunları söylemiş­tir:

"Halen Birleşik Amerika'nın ve Sov­yetler Birliğinin elinde bulunan atom silâhlarının menedilmesini teklif edi­yoruz. Bunları kanun dışı edelim. Biz bu işe girişiyoruz. Fakat, siz, bize ol­maz diyorsunuz. Çünkü bunları arttır­mak istiyorsunuz.,,

Tesbit edilecek bir seviyeye kadar si­lâhların azaltılması hakkındaki batı tekliflerini reddeden Vishinsky, bü­yük devletlerin silâhlarım ve kuvvet­lerini üçte bir nisbetinde azaltmak ü-zere bir anlaşmaya varmaları için bu silâhların ve kuvvetlerin ehemmiyetle­ri hakkında lüzumlu malûmatı verme­leri lâzımgeldiğinin muhakkak olduğu­nu söylemiş ve demiştir ki:

"Bunu söylemeye bile hacet yoktur. Bu, açık bir kapıyı zorla kapamaktır. Üçte bir azaltma prensibine razı İse­niz bütün bu malûmat size verilecek­tir.,,

Vishinsky, batılıların istediği gibi yeni bir dünya silâhsızlanma konferansının geri bırakılması için hiçbir sebep ol­madığında İsrar etmiştir. Nihayet Sov­yet Dışişleri Bakanı, kendisine göre tâli komisyonun üzerlerinde anlaşmaya vardığı 3 mühim hususu belirtmekte­dir:

Atom enerjisi ve klâsik tip silâhlar komisyonları çalışmalarının yeni bir teşekkül şeklinde tevhidi, bu teşekkü­lün çalışma usulleri ve veto ile alâka­lı oy verme şekli.

Vishinsky, bu anlaşmaları genişletmek ve silâhsızlanma yolunda ilerlemek için gayret sarfedilmesi üzerinde İsrar et­miştir.

Vishinsky'den sonra söz alan Fransa temsilcisi Jules Mosh, Sovyet Dışişleri Bakanının başlıca iddialarım çürüt­meğe çalışmış ve şöyle demiştir:

"Şunu söylememe müsaade ediniz ki kararlar ve tatbikat arasında yeni bir vuzuhsuzluk daha vardır. Çünkü Vis-hinsky'nin istediğiherhangibirkontrci olmadan atom silâhlarının kati bir şekildekanundışıedilmesidir.

Moch müteakiben atom enerjisinin kontrolü hakkındaki Birleşmiş Milletler plânına karşı Rusların yaptıkları tenkidlere işaret etmiş, Ruslarla üzer­lerinde anlaşamaya varılmış olan hususları belirtmiş ve nihayet Fran­sa'nın sulh, fakat hürriyet içinde bir sulh istediğinisöylemiştir.

Bundan sonra oturum tatil edilmiştir. Müzakerelere başkanın daveti üzerine devam edilecektir..

—Paris:

Birleşmiş Milletler Filistin uzlaştırma Komisyonu, bugün Genel Kurula tak­dim ettiği raporda İsrail île Arab Dev­letleri arasındaki anlaşmazlığı halle muvaffak olamadığımbildirmiştir.

Komisyon raporunda, ileride Birleşmiş Milletlerin ■ yardım veya arabuluculuğu ile Arab ve İsrail Devletleri arasında doğrudan doğruya müzakerelere giri­şilerek kısmî veya umumî bir nalaşma-ya varılmaya çalışılmasını tavsiye et­mektedir.

13 Aralık 195i

—Paris :

Birleşmiş Milletler hususî siyasî komis­yonunun dünkü toplantısında Çekoslo­vak delegeleri Birleşmiş Milletleri Al­manya'yı ikinci bir Kore haline sok­makla itham etmişlerdir. Çekoslovak delegelerinden biri her zamanki gibi Sovyet blokunun ağzını kullanarak Almanya'nın Birleşmiş Milletlerin kon-troiu altında hür seçimler yapılarak biri estirilmesi ve bu seçim imkânları­nın Birleşmiş Milletler tarafından bu­tun Almanya'da tahkik edilmesi hak­kındaki batı teklifine şiddetle itiraz etmiştir.

Irak, Hollanda, Yunanistan ve Ko­lombiya bu teklifi desteklemiştir. Bumevzuda beş kişi konuştuktan sonrabaşkan Selim Sarper müzakereleri Cu­ma sabahına talik etmiştir.

I— Paris:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bu­gün Güvenlik Konseyinde açık bulu­nan bir üyelik için Yunanistan veya Be­yaz Rusyayı seçmek üzere toplanacak­tır. Şili ve Pakistan ilk turda ka­zanmışlar fakatYunanistan ve Beyaz

Rusya üçte iki nisbette oy alamadıkla­rından seçilmemişlerdi. İlk turda Be­yaz Rusya 32 Yunanistan 27 oy ka­zanmışlardı. Haber alan çevrelerin bil­dirdiklerine göre Yunanistanm bugün kazanma ihtimali kuvvetlidir. İngilte-renin de oyunu Yunanistan lehine kul­lanması bu memleketin şansını arttı­racak belki kazanmasını temin ede­cektir. Geçen sefer İngiltere oyunu Beyaz Rusya lehine kullanmıştı. Genel Kurul bugün ayrıca Fransızların Fas'ta İnsan Haklarını ihlâl ettikleri yolunda Arap Devletlerinin vermiş oldukları karar suretinin gündeme alın­ması meselesini de müzakere edecek­tir.

-— Birleşmiş Milletler, Paris :

Güvenlik Konseyi seçimlerinin üçüncü turunda Yunanistan 34, Beyaz Rusya 24, İsveç 1 oy almışlar, adaylardan hiç biri ekseriyet nisabım dolduramamış­tır.

—Birleşmiş Milletler, Paris :

4'üncü turda ekseriyet nisabını doldu­ramadıklarından adaylardan hiçbiri Gü­venlik Konseyine seçilememişlerdir. Yunanistan 35, Beyaz R.usya 23, İsveç 1 oy almıştır. Nisab 40 oydur.

—Birleşmiş Milletler, Paris :

7'nci turda Yunanistan'ın 36, Beyaz Rusya'nın 23 almaları üzerine Asamb­le Güvenlik Konseyi üyeliği seçimini gelecek haftaya bırakmıştır.

—Paris :

Genel Kurulda, Güvenlik Konseyinde Yugoslavya'nın yerini alacak üyenin seçiminin gelecek haftaya bırakılması­nı müteakip Fas meselesi hakkında Arab Devletleri tarafından Fransa'ya karşı yapılan şikâyetin gündeme alın­ması hususunun müzakeresine geçil­miştir.

Mısır, Irak, Suudî Arabistan, Suriye ve Yemen tarafından kaleme alman bu mesele, Fas'ta Birleşmiş Milletler A-nayasasımn ve İnsan Haklan beyanna­mesinin Fransa tarafından ihlâli adı al­tında sunulmuştur.

Irak, Suriye, Pakistan, Mısır, îran ve Dominik Cumhuriyeti temsilcileri söz almak üzere isimlerini yazdırmışlar­dır.

îlkolarak kürsüye gelen İrakdelegesi Fadhel Cemali, vatandaşlarının fedakârlıkları neticesi Fas'ın bağımsız­lığa hak kazanmış olduğunu belirtmiş, Fas Sultanının geçen yaz Paris'e yap­tığı ziyareti hatırlattıktan sonra sözle­rine şöyle devam etmiştir:

Şayed Fransız Hükümeti geçen 4 yıl zarfında Fas'a karşı vazifelerini yerine getirmiş olsaydı Fas tedricen serbes­tiye kavuşabilirdi. Fransızlar bunu yapmamış olduklarına göre, Fas'ın bu meseleyi Birleşmiş Milletlere getirme­sinin zamanıdır. Memleketimin bu dâvayı Birleşmiş Milletlere sunmasına sebeb. Fransa'nın bu hakları tanıması­na yardım etmektir. Fasli'Iar ümitle­rini bu teşkilâta bağlamışlardır. Onla­rı hayal inkisarına uğratmamak, Fas'a ve Fransa'ya bu iki memleketin arala­rında dostane münasebetler tesis et­mesi için lüzumlu olan tavsiye ve di­rektifleri vermek icap eder.

İrak delegesi daha sonra Genel Ku­rul üyelerine ve hususiyle komünizme karşı mücadele etmek istiyorlarsa mli-ktlerin istiklâllerine kavuşmaları için çalışmaları icab eden batılı devletlere hitapla, şikâyetin gündeme alınmasına muvafakat etmelerini istemiş ve şun­larıilâveetmiştir:

Bilhassa Fransa'ya, büyük prensipleri­ni yalnız kendi hududları dahilinde değil, Kuzey Afrika'da da tatbik edil­mesine nezaret etmesi için hürriyet ve demokrasi uğruna çok şey yapmış o-lan büyük memlekete hitap ediyorum.

— Birleşmiş Milletler, Paris:

Irak delegesinden sonra söz alan Suri-ya delegesi Ahmed Şükrü anlaşmala­rın hiçbir suretle bir memleketin mil-T muhtariyetini kaldıramıyacakları gi­bi ilânihaye devam da edemiyecekleri-ni belirtmiştir.

Genel Kurulun Fas meselesini görüş­meğe selâhiyetli olduğu noktai nazarı­nı müdafaa ettikten sonra Fransız Dış­işleri Bakanı Robert Schuman'a hi-tab eden Suriye delegesi ezcümle de­miştir ki:

Arab memleketleri Fas meselesini Ge­nel Kurula sunarlarken asla Fransa'yı tezyif ve tahkir etmeyi düşünmemiş­ler, fakat sadece Fransada da çok kıy­metli olan hürriyet prensibine yardım etmek istemektedirler. Bizim Kuzey Afrika'da ve batı dün­yasında karışıklık tohumları ekmekten bir menfaatimiz olamaz. Biz tamamiyle barışçı emeller beslemekteyiz. Millet­lerarası gerginliği azaltmak için Fas meselesini gündeme almak icap eder.

—- Paris:

Şimdiye kadar Birleşmiş Milletler büt­çesinin yüzde 38.92 sini vermekte olan Amerika, Birleşmiş Milletler bütçe Ko­mitesi tarafından alman bir karar Ge­nel Kurul tarafından tasvib edildiği takdirde bu yardımını bir miktar azaltacaktır.

Dünkü görüşmelerde raporu bütçe ko­mitesi tarafından kabul edilen Birleş­miş Milletlere yardım komitesi, Sovyet Rusya'nın halen vermekte olduğu mik­tarı biraz arttırmasını istemiştir.

Komite Amerika'nın vereceği miktarı yüzde 36,9, Sovyet Rusyamnkİ yüzde 10'a yakm ve İngiltereninki de halen vermekte olduğu miktardan biraz fazla oiarak tesbit etmiştir.

■— Paris:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun bugün öğleden sonraki toplantısında söz alan Mısır Dışişleri Bakanı Muham-med Salâhattin Paşa, Fransa ile her türlü analşmazlık mevzuunu tetkik için Fas meselesinin gündeme kaydını is­tediğini bildirdikten sonra bu mevzu hakkındaki müzakerenin geri bırakıl­masına dair Asamble bürosunun tavsi­yesi aleyhinde bulunmuştur.

Salâhattin Paşa, Fransız Dışişleri Ba­kanı Robert Schuman'ı övmekle bera­ber, Fransa hükümetini Fas meselesi müzakeresine iştirake davet etmişti. Bundan sonra söz alan Robert Schu-man, Fransanm Faşta güttüğü siyase­ti belirttikten sonra, memleketinin Faşta vücuda getirdiği eserleri saymış ve Fransa'nın Faşta İnsan Hakları A-nayasasım ihlâl etmediğini söylemiş­tir.

Birleşik Amerika temsilcisi, Genel Ku­rul bürosunun tavsiyesini desteklemiş ve Fas meeslesinin Genel Kurulda mü­zakeresinin halen doğrudan doğruya ilgili memleketler menfaatleri yararına oiamıyacağım söylemiş ve meselenin barış yolu ile hallini tavsiye etmiştir.

— Paris:(Birleşmiş Milletler)

Siyasî komisyon, bu sabah silâhsızlan­ma meselesi, üç batılılar projesi, Sov­yetlerin bu projedeistedikleritâdilJer ve mutabakat hâsıl olan maddelerle ihtilaflı noktalan tesbit eden dört bü-.yükler tâli komisyonu raporunun mü­zakeresine devam etmiştir.

Oturumun başlangıcında Jessup, ko­misyona üçlü projenin yeniden gözden geçirilmiş metnini sunmuştur. Bunda, .Sovyetlerin esas metinde ileri sürdük­leri .teferruata ait bazı itirazlar —Sov­yetlerin tenkid edilecek unsur Dulduk-ları projenin umumi mahiyetini de­ğiştirecek şekilde — göz önüne alın­mıştır.

Jessup, dört büyüklerin silâhsızlanma işini tetkik etmek üzere üçüncü bir komisyon kurulması hususunda göster­dikleri müşterek arzunun bir ilerleme olduğu kanaatindedir ve cereyan ede­cek müzakereler arasında Sovyetler Birliğinin, batılılar programının Rusya aleyhinde olmadığı gibi, Rusya'nın ve başka hiçbir memleketin güvenliği ve istiklâli aleyhine de olmadığım anla-_yacağı ümidindedir.

14 Aralık 1951

— Birleşmiş Milletler, Paris:

îsveç delegesi bu sabah siyasi komis­yonda dün akşam îsveç delegasyonu tarafından yayınlanan karar sureti tasarısını müdafaa etmiştir.

îsveç delegesi, bu tasarıda dört işgal -devletinin, Alman milleti temsilcile­riyle birlikte müşterek bir anlaşmaya vararak bütün Almanya'da serbest se-'Çimler yapılması hususunda lâzım gelen -.şartları ihdas için gayret göstermele­rini istemektedir.

İsveç Dışişleri Bakanı ezcümle şunla­rı söylemiştir:

üçlü teklifin tatbik kabiliyeti yoktur, -çünkü komisyon, serbestçe doğu bölge­line giremiyecektîr, hattâ üc devlet .karar sureti, derpiş ettiği şekilde, bü­tün Almanya'da ayni zamanda bir tah-:tikata girişmek imkânım da sağlama­ya muktedir değildir, tsü oturumda Polonya üç batılı mem leketin teklifine muhalif kalmış, Sal­vador ile Filipinler teklifi kabul et-.miştir. Nihayet Brezilya ile Küba tem. sücileri beraber kaleme aldıkları bîr karar sureti tasarısı vermişler, tasarı­ya Bolivya, Kolumbiya ve Uruguay temsilcilerideiştirakeylemişlerdir.

.Br. karar sureti tasarısında asamble ta­rafından seçilecek 5 kişilik bir komisyonun derhal Almanya'ya gideerk gizli oyla hakiki serbest seçimler yapılması imkânlarını incelemesi tavsiye edil­mektedir.

— Paris :

Bugün Öğleden sonra umumî bir top­lantı yapan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Rusya'nın Birleşik Amerika'­dan şikâyetini 55 lehte ve 1 müstenkif oyla gündemine ithal etmeğe karar vermiştir.

Rusya, Birleşik Amerika'nın mütecaviz faaliyetlerinden ve diğer memleketlerin iç işlerine karışmasından şikâyet et­mektedir. Rusya'ya göre bu müdaha­leler, Sovyet Rusya'da, Polonya'aa, Çekoslovakya'da, Macaristan'da, Ru-manya'da, Arnavutluk'ta ve bazı halk demokrasileri memleketleriyle bu mem­leketler toprakları haricinde silâhlı ordular teşkilini ve bu gruplara adam toplanmasın: finanse etmek için yüz milyon dolarlık bir kredi açılması şek­lindedir.

16Aralık 1951

—Berlin:

Paristen dönen batı Berlin Belediye Başkanı Doktor Ernest Reuter, Bir­leşmiş Milletlerin yakında Alman me­selesi üzerinde bir karara varacağın­dan emin olduğunu söylemiş, Grotewehl hükümetinin Birleşmiş Milletler ko­misyonunu doğu Almanya'ya sokup sokmayacağı sualine bu hususta hâdi­selerin inkişafını beklemek lâzım oldu­ğu cevabını vermiştir.

17AraUk 1951

—Birleşmiş Milletler, Paris:

Birleşmiş Milletler siyasî komisyonu bu sabah yeniden toplanarak, silâhsız­lanma mevzuundan hemen sonra Sovyet ler Birliğinin Birleşik Amerika hakkın­daki şikâyetlerinin müzakeresine ge­çilmesinikararlaştırmıştır.

Bilindiği üzere Rusya, Birleşik Ame­rika'nın kabul ettiği bir kanunu, Sov­yetler Birliği ve Halk Cumhuriyetleri oprakları dahilinde yıkıcı ve müteca­viz ajan faaliyetlerini finanse etmeğe matuf bir hareket olarak tefsir etmiş­tir. Sabahki oturumda söz alan Bir­leşik Amerika delegesi P. Jessup, bu şikâyetin her türlü esastan âri oldu­ğunubildirmekleberaber,yapılmak-

image008.gifta olan müzakereleri müteakip derhal ve kabilse bu hafta içinde eîe alınması­nı bizzat talep etti. Sovyet delegesi Vıshinsky bu talebe hiçbir itirazı ol­madığını belirterek Sovyetlerin Bir­leşik Amerika aleyhindeki şikâyetini destekliyecek çok sağlam vesikalar ib­raz edeceğini ilâve etti.

Siyasî komisyon bundan sonra batılı­larla Sovyetlerin silâhlarının azaltıl­ması ve atom silâhlarının yasak edil­mesi meselesine mütedair muhtelif tek­liflerüzerindedeçalışmaya başladı.

İlk olarak kürsüye gelen Beyaz Rus­ya delegesi ve daha sonra Ukrayna ve Çekoslovakya delegeleri Sovyet tâdil teklifinin lehinde konuştular. Pakis­tan Dışişleri Bakanı Zafirullah Han dört büyüklerden müteşekkil silâhlan­ma tâli komisyonu tarafından elde edi­len neticelerden dolayı memnuniyetini izhar ettikten sonra üçlü takrir ve Sov­yet tâdil teklifinde belirtilen prensip­leri destekledi, fakat atom enerjisi ve klâsik silâhlarla meşgul olmak üzere tesisi düşünülen yeni komisyonun se-lâhiyetinin ne fazla geniş ve ne de fazla dar tutulması icap ettiğini söy­ledi.

Pakistan deleegsi, bu sebeple oya mü­racaat edildiği zaman bu şikâyetle İl­gili paragraflarda çekimser kalacağını sözlerine ilâve etti.

Batılı proje lehinde konuşan Peru de­legesini müteakip söz alan Polonya de­legesi, Sovyet tâdil teklifinin medhi-yesini yaptıktan sonra Genel Kurul tarafından alınmış bir kararın dört bü­yüklerin tasvibi olmadıkça hiç bir kıymet ifade etmeyeceğini belirtti ve şahsî kanaatine göre, mevcut duruma cevap veren bir karar sureti tasarısı verdi. Bu tasarı mucibince batılılar projesi ile Sovyet tâdil teklifinden baş­ka dört büyükler tâli komisyonunun ra­poruna muttali olan Genel Kurul, Gü­venlik Konseyinin murakabe ve ida­resi altında ve teşekkülü eski atom e-nerjisi komisyonuna benzer (Güvenlik Konseyi azalarından başka Kanada da­hil) yeni bir atom enerjisi ve klâsik silâhlar komisyonunun ihdasına teves­sül etmektedir. Gnnel Kurul adı ge­çen komisyondan başka eski klâsik silâhlar komisyonunu feshedecek ve si­lâhların azaltılması hakkındaki üçlü proje île bu mevzudaki Sovyet tâdil teklifini yeni komisyonun tetkikine arzedecektir.

Siyasî komisyon batılı proje ile Sov­yet tâdil teklifinin paragraf paragraf tetkikini tamamladıktan sonra Mı­sır heyeti, üçlü projeyle ilgili resmî tadilât olarak geçen Cumartesi günü Andraus Bey tarafından ileri sürülmüş olan ve atom silâhları ile diğer kütle halinde imha silâhlarının kayıt ve şartsız yasak edilmesi meselenin hu­kuk komisyonuna havale edilmesini derpiş eden bir teklifi komisyon azala­rına dağıttı. Hukuk komisyonu bu. toplantı sona ermeden evvel bahis mevzuu yasağı hukukî şekilde kaleme almaklamükellefolacaktır.

Oturumun talikinden sonra başkan, müzakereler ve Sah günkü Sovyet be­yanatı mevzuunda umumî bir izahatta bulundu ve oya müracaatı teklif etti. Oy, hususiyle batılı proje ve Polonya terafından son dakikada ileri sürülmüş olan teklifleri ilgilendirmektedir. Bugün öğleden sonra toplantı yapılmı-yacaktır.

—Paris:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ge-iecek Cumartesi 10 günlük tatiline başlamadan evvel 4 ana Birleşmiş Mil­letler grubu bütün hafta çalışacaktır. Güvenlik Konseyi, Ekonomik ve Sos­yal Konsey ile vesayet konseyi bütün hafta toplantılarına devam edecek, Ge-rel Kurul da bu haftaki komite topr lantüarıyla faaliyetini tamamiıyacak-tır.

Güvenlik Konseyi, Genel Kurulun tek­lifi üzerine İtalya'nın Birleşmiş Millet­lere üye seçilmesi keyfiyetini müzakere edecektir.

İktisadî ve Sosyal Konsey 1952 progra­mını müzakere edecek ve müteakip toplantısının gündemini kararlaştıra­caktır.

Vesayet Konseyi ise gelecek toplantı­sının yer ve zamanını tâyin edecektir.

18 Aralık 1951

—Birleşmiş Milletler, Paris:

Sovyetler Birliği, namzet diğer on üç memleket de kabul edilmedikçe rtalya nın Birleşmiş Milletler teşkilâtına- ka­bulüne muhalefet etmektedir.

—Birleşmiş Milletler, Paris:

Siyasî Komisyonda beyanatta bulunan. SovyetdelegesiVişinskiGenelKurul.

Hukuki Komisyonunu atom silâhlarıy­la diğer kütlevî imha silâhlrmm kul­lanılmasının menedilmesine ait şartla­rın hazırlanmasıyla mükellef kılan tâ­dil teklifini herhangi bir kaydı ihtirazı ileri sürmeden destekliyeceğini söyle­miştir.

— Paris:

Sovyet Dışişleri Bakanı Andrei Vişins-ki siyasî komisyonda yaptığı konuşma­da, tekrar gözden geçirilmek suretiyle komisyona sunulan üçlü batı teklifi­nin esas tasarıdan farkı olmadığını ve Earuch'un eski plânım her ne bahası­na olursa olsun müdafaa ettiğini söy­lemiştir.

Beyanatına devam eden Vişinski şunla­rı ilâve etmiştir:

"Batılıların, siyasetlerini Sovyetler Bir­liği ile danışmak hususunda istekli ol­madıkları görülmektedir. Sovyet Rus­ya, atom silâhlarının men'ini ve si­lâhların azaltılmasını sağlmak için hareket beklediği halde Birleşik Ame­rika, Fransa ve İngiltere silâhlanma­nın durumu hakkında malûmat iste mekte ve hakikî mânasında silâhsız­lanmakistememektedirler.

Sovyet Bakanı, gözden geçirilmiş ba­tı tasarısını inceden inceye tetkik et­tikten sonra şunu ilâve etmiştir:

Bizim üçte bir nisbetinde azaltma tek­lifimiz silâhsızlanma yolunda müsbet bir adımdır.,,

—■ Paris :

Güvenlik Konseyi bu sabah toplanmış ve muhtelif memleketlerle ve bu ara­da bilhassa İtalya'nın Birleşmiş Mil­letler teşkilâtına üye sıfatı ile katıl­malarına ait taleplerin tetkiki ile meş­gul olmuştur. GündemSe iki madde mevcut bulunuyordu: Bunlardan biri Genel Kurul tarafından tasvip olunan ve İtalyanm vesayet konseyine üye ol­masının zarurî bulunduğunu bildiren ve ayrıca yine İtalya'nın Birleşmiş Mil­letler Kurulu üyeliğine kabulünün müs­taceliyetle tasvibini isteyen takriri ih­tiva etmekte ve diğeri Avusturya, Fin­landiya, İrlanda, Ürdün, Güney Kore, Nepal, Arnavutluk, Moğolistan, Bulga­ristan, Rumanya ve Macaristanın Bir­leşmiş Milletler Kuruluna üye hakkı ile kabulleri taleplerinin Güvenlik Kon­seyincetetkikini rica eden veGenel

Kurulca tasvip olunan takrir suretini muhtevi bulunmakta idi.

Oturumun başladığı sırada Fransız he­yeti İtalya'nın Birleşmiş Milletler ku­ruluna üye olarak tasvibini Güvenlik Konseyine tavsiye eden bir karar su­retini tevdi eylemiştir.

Bunun üzerine Sovyet delegesi Ma­lik, şunları söylemiştir:

"Sovyet heyeti ileri sürülen müstaceli­yet ve hakkaniyet mefhumuna saygı göstermek maksadile bu meselenin a-melî olarak tetkikini ve adaylıklarını koymuş olan memleketler hakkında her hangi bir fark ve lehtarlık gözetmek­sizin aynı zamanda oya konulmasını muvafık görmektedir. Birleşik Ame­rika, İtalya dışında başka yeni bir üye­nin Birleşmiş Milletlere girmesini arzu etmemektedir. İtaîyanin tercihli mu­amele görmesine taraftar değiliz. Hu­susi bir usulle kabulünü icap ettiren istisnaî vaziyet* olmadığı gibi adaylık­larını koyan memleketler seçimlerinin geri bıraktırılmasına lüzum gösteren bir âmil de mevcut değildir. Sovyet heyeti böyle bir vaziyete iştirak ede­mez.,,

Sovyet delegesinin bu sözlerinden son­ra Hollanda temsilcisi söz almış ve gündemdeki maddelerin batılı üç dev­let tarafından ileri sürülen tarzda mü­zakeresinin lüzumunu desteklemiştir. Müteakiben konuşan Yugoslav temsil­cisi her iki noktai nazarı destekleyici mahiyette beyanatta bulunmuş ve gün­demdeki maddelerin tevhidi suretile seçim yapılmasını teklif etmiştir.

Hindistan delegesi Yugoslav delegesinin teklifi ile aynı fikirde olduğunu söy­lemiştir.

Birleşik Amerika delegesi diğer aday memleketlerin seçim müzakeresine îtal-yanmki nisbetinde alâkadar bulundu­ğunu ilâve eylemiştir.

Türkiye delegesi Selim Sarper ile mil­liyetçi Çin ve Brezilya delegeleri de Sovyet talebi ile Yugoslav teklifine mu­halifolduklarınısöylemiştir.

Bundan sonra başkan önce Yugoslav teklifini oya koymuştur. Bu teklif —Yugoslav'ya, Hindistan ve Sovyet Rusya— nm muhalefeti ve —Ekuatör ile Çin'in— çekimserliğine karşı 6 oy­la reddedilmiştir.

Konsey müteakiben Sovyet teklifini de oya koymuş ve bu teklifSovyetlerin.

— Paris :

Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna Bir­leşik Amerika delegasyonu üyelerinden Michael J. Mansfield Sovyetler Birliği idaresi altındaki memleketlerde yapı­lan istibdat hareketleri sona erip bu memleketler yeniden hür oluncaya ka­dar Birleşik Amerikamn böyle hareket­lere karşı koyacağını söylemiştir.

Mansfield Siyasî Komisyonda söz ala­rak Karşılıklı Güvenlik programı ile di­ğer hür memleketlere yapılan askeri ve iktisadî yardımların Sovyetler Birli­ğine karşı tecavüzî bîr mahiyet arzet-tiği iddiasını reddetmiştir.

Mansfield, "Zincire vurulmuş insanların bir gün hür olmalarını ümid etmek bir tecavüz hareketi değildir." demiştir.

Birleşik Amerika delegesi, Amerika ta­rafından tehditi edildiği iddiasında bu­lunan her memleketin Sovyet diktatör­lük rejimi altında olduğuna işaret et­miş ve Batı Avrupa'da Sovyet istibda­dından hürriyete kavuşmak üzere kaçan yüzbinlerce insanın firarının manidar ol­duğunu .söylemiştir.

21 Arahk 1951

■— Paris:

Birleşmiş Milletler tarihinde hiçbir ko­misyon başkanı, şimdiki kadar Özel Si­yasî Komisyona Başkanlık eden Türk daimî delegesi Selim Sarper gibi öğül-memiştir.

Sarper'in Polonya murahhası Katz Su-chy'nin şiddetli hücumuna maruz kal­ması neticesi komisyon üyelerinin ek­seriyeti Türkiyenin güzide temsilcisine itimad ve hayranlığını ifade etmek is­temiştir. Başkanı Öğmek için birbiri ar­kasından 15 murahhas söz almıştır.

Fransız delegesi Paul Devinat, Fransız heyetinin başkana büyük bir kıymet ver­diğini ve ona karşı büyük bir itimad beslediğini bildirmiş ve demiştir ki : Üzerinde bilhassa hassasiyetle durarak hakkınızda beslediğimiz büyük takdir hislerini ifade etmemize müsaadenizi ri­ca eder-im.

İngiliz delegesi Sir Glaadwyn Jebb, Sar­per'in müzakereleri takdire şayan bir surette idare ettiğini ve Polonya mu­rahhasının söylediği sözlerin tamamiyle haksızolduğunubelirtmekistediğini söylemiş, başkanın her zeki başkan gi­bi, komisyon çalışmalarının mümkün ol­duğu kadar erken bitmesi arzusunda bu­lunmasını pek iyi anladığını ilâve et­miştir.

Glaadwyn Jebb demiştir ki:

Bu hareket tabiidir, fakat bazen baş­kanı, istenmeyen kararlar almağa sev-ketmektedir.

Öte yandan Birleşik Amerika murah­hası John Sherman Cooper, Selim Sar­per'in büyük bir nezaket, büyük bir iti­dal ve büyük bir adalet hissiyle hare­ket ettiğini belirterek demiştir ki:

Sarper'in müzakereleri idare ediş şek­line hayranız.

Bolivya, Küba, Brezilya, İsrail, Hollan­da, Yeni Zelanda, Nikaragua, Belçika, Mısır, Güney Afrika ve Hindistan tem­silcileri sırasiyle Türkiye murahhasının müzakereleri "tarafsız, mahirane, sakin ve nazik" bir şekilde idare edişinde mut­lak itimadlarını bildirmişler ve karak­terinindoğruluğunubelirtmişlerdir.

Küba delegesi Emilio Dihigo'nun dediği gibi, bütün bu murahhaslar Katz Sucgy-nîn sözlerinin haklı gösterilemiyecek ve haksız olduğu kanaatinde bulunan ko­misyon ekseriyetinin hislerine tercüman olmuşlardır. Yalnız Çekoslovak ve Sov­yet Rusya delegeleri "bu müşterek met-hüsenaya iştirak edemiyeceklerini" söy­leyerek başkanın komisyon müzakerele­rini tarafgirane bir surette idare etti­ğini ilâve etmişlerdir.

Sarper, bunun üzerine söz alarak hak­kında, ve müzakereleri idaresi şekli ü-zerinde söyledikleri güzel ve dostâne sözlerden dolayı komisyon üyelerine te­şekkür etmiştir.

Bu müzakereye iştirak etmemiş olan Polonya murahhası Katz Suchy, o za­man kısa bir müddet için komisyon sa­lonuna gelmiş ve orada bulunmadığı bir anda kendisine hücum ettiklerinden do­layı komisyon üyelerine ve bulunmadığı bir zamanda böyle bir müzakerenin ce­reyanına müsaade etmesinden dolayı da başkana teessüflerini bildirmiştir. Maamafih Polonya murahhası, kanaa­tinden vazgeçmiş görünmektedir. Filha­kika Katz Suchy, bir gün evvelki be­yanatının şahsî mahiyette bir hücum ol­madığım ve bu hâdisenin başkan için olduğu kadar kendi heyeti için de na­hoş olduğunu söylemiştir. Bahis mevzuu hâdise Almanya'dabir

Tahkikat Komisyonunun ihdası mesele­si üzerinde izahatta bulunmak arzusun­da olan murahhaslara Sarper'in vermek istediği zamanın tahdidinden ileri gel­miştir. Zira bu mevzu üzerinde umumî müzakere sona ermiş bulunuyordu.

Sarper'in daima büyük bir titizlikle ta-kib ettiği genel kurul iç tüzüğüne gö­re oya geçildiğinden dolayı Katz Suchy-ya söz vermeği reddetmesi üzerine Po­lonya murahhası şiddetli ve mütecaviz bir ifade iie hücuma geçmiş ve Sarper'i, "müzakereleri tarafgirane bir şekilde idare etmek ve Polonyaya karşı fark gö­zetici muamelede bulunmakla "itham et­miştir.

Hâdise, Chailiot Sarayında derin bir a-lâka uyandırmıştır. Murahhasların ekse­riyeti, bir murahhasın bir komisyon baş­kanına bu derece haksız hücumlarda bu­lunmasının pek nâdir olduğunu belirt­mişlerdir.

Polonya murahhası söz söylerken Türk delegesinin gösterdiği sükûnet, kendine güven ve nezaket Birleşmiş Milletlerde Selim Sarper hakkında beslenen itimad ve nüfuzu daha da arttırmıştır.

Yemen'den maada, Birleşmiş Milletler nezdindeki Arap murahhas heyetleri şefleri bugün öğleden sonra, Mısır he­yeti nezdinde bir saat süren bir toplan­tıda bulunmuşlardır. Görüşmelerde temas edilen meselelerin başında, birinci devreye ait faaliyet bi­lançosunu çizmek ve 2 Ocak tarihinden itibaren ele alınacak meseleleri tetkik etmek vardır.

Libya ve Filistin muhacirleri meseleleri en mühim meseleler sayılmıştır.

22 Aralık 1951

— Paris :

Birleşmiş MiJletlerdeki Türk heyeti Baş­kanı Selim Sarper'in riyasetinde top­lanan Özel Siyasi Komisyon dün bu senenin son toplantısını yapmıştır. Komisyon sene sonu tatilinden sonra 2 Ocakta yeniden faaliyetine başlıya-caktır. Oturumun kapanmasından ev­vel Selim Sarper arkadaşlarına neşeli bir noel ve iyi bir sene geçirmeleri te­mennisinde bulunmuştur.

Pakistan temsilcisi o zaman gülerek, komisyon üyelerinin 1952 yılında, baş­kanakarşışimdiyekadarolduğundan daha fazla itaat göstermeleri temen­nisinde buulnmuş, Birleşik Amerika murahhası da Selim Sarper'e iyilikler temennietmiştir.

Oturumdan sonra tatil projeleri hak­kında kendisine sorulan suali cevap­landıran Selim Sarper toplantıların başından beri Pariste ancak oteli ile müzakerelerin cereyan ettiği Chaiîlot sarayını gördüğünü söyliyerek demiş­tir ki:

Bundan dolayı, âbideleri, kilise ve mü­zeleri gezmek için tatilimi pariste ge­çireceğim.

—Paris (Birleşmiş Milletler):

Genel Kurul murahhaslar! 22 Aralık­tan 2 Ocağa kadar devam edecek olan sene başı tatillerini muhtelif yerlerde geçirmek için dağılmaktadırlar.

Vişinskİ Pariste kalmaktadır. Birleş­miş Milletlerdeki daimî Rus delegesi Jakob Malik ve Amerikan delegesi Philipp Jessup Güney Fransaya git­mek niyetindedirler. İngiliz murahhas heyeti Başkanı Selwyn Lloyd Londra-ya dönmekte, daimî İngiliz murahhası Sir G. Jebb ise Fransada kalmakta­dır.

Genel Sekreter Trygve Lie, tatilini ge­çirmek üzere Norveçe gidecektir. Ge­nel Kurul Başkanı Padillo Nervo İse Fransadanayrılmamakniyetindedir.

Birleşik Amerika delegelerinden Elea-nor Roosewelt ve Ernest Gross tatil­lerini geçirmek üzere uçak ile Birleşik Amerika'ya gideceklerdir.

Avrupalı delegelerden bir çokları da yılbaşı şenlikleri için memleketlerine dönmek niyetindedirler.

26 Aralık 1951

—Nevyork:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulundaki Amerikan delegesi Büyük Elçi Warren Austin bu teşkilâta, bir sulh âleti ol­ması bakımından duyduğu inancı teyid etmiştir.

Paris toplantılarından donen Austin, "Birleşmiş Milletlerin daima artan te­sirlerine her zamandan fazla inanmak­tayım,, demiş ve Birleşmiş Milletler teşkilâtının bilhassa dünya sulhu ve silâhsızlanması yolunda ve Birleşmiş Almanya'da hür seçimler yapılması hak­kında gösterdiği gayretlerden sitayiş­le bahsetmiştir.

Fakat komünistler, mütareke komis­yonuna düşen yetkiyi kafi surette red­detmişlerdir.

General Nuckols'a nazaran, tarafsız müşahitlerden müteşjkkil bir kontrol teşkilâtı kurulmasına dair yaptıkları teklife cevap istemekte İsrar etmekte­dirler.

Öte yandan Birleşmiş Milletler komu­tanlığı, mütareke safhası esnasında kıt­aların değiştirilmesi ve teçhizat ge­tirilmesinin menine dair komünistler tarafından yapılan teklifleri bir kere daha kat'î surette reddetmişlerdir.

Komünistler Birleşmiş Milletlerin tek­rar gözden geçirilmiş olan iki teklifine henüz cevap vermemişlerdir. Bu tek­liflerden biri kuvvetlerin, taraflardan bîri tarafından kontrol edilen toprak-alrda, mütarekenin yürürlüğe girmesin­den beş gün sonra tahliye edilmesi keyfi­yetine dairdir, komünistler adaların ve sahil mıntıkaların tahliyesi keyfiyeti­nin de nazarı itibare alınmasını iste­mektedirler.

İkinci teklif ise, bir mütareke komis­yonu teşkiline dairdir.

Harp esirleri mes'elesinin diğer bir tâli komisyon tarafından incelenmesine da­ir müttefikler tarafından ileri sürülen teklife gelince, komünistler bu talebi baş murahhaslarına bildireceklerini söylemekleİktifa etmişlerdir.

— Londra radyosu:

Bugün Kore'de Birleşmiş Milletler ve komünist ateş kes temsilcileri iki top­lantı yapmışlardır. Görüşmelerde pek az bir ilerme kaydedilmiştir. Esas mü­zakere mevzuu, teftiş sistemi hakkın­daki yeni bir Birleşmiş Milletler teklifi olmuştur. Bu teklifte bütün Kore'deki mülakat ile kara, deniz ve hava gi­riş noktaları üzerinde teftiş selâhiyeti-ri haiz bir mütareke komisyonunun teşkiliilerisürülmektedir.

Bu komisyonun, tarafsız veya askerî bir mahiyeti haiz olması şart değildir. Bu komisyon aynı zamanda tarafsız bölge de dahil olmak üzere bütün Ko­re'de müşterek hava taşıtı kontrolü hakkına da malik olacaktır.

Komünistler evvelâ bu teklifi reddet-mişlerse de sonradan incelemeyi vadetmişlerdir.

8 Aralık 1951

— Panmunjom :

Mütareke görüşmelerindeki her iki ta­raf heyetleri mütarekenin tatbik mev­kiine konmasına müteallik gündemin üçüncü maddesinin başlıca kısımları ü-zerindeki ihtilâfları halledememişler-dir.

Birleşmiş Milletler temsilcileri bir ke­re daha mütareke hattının Kuzeyinde bulunan adaları taviz mukabili ken­dilerine bırakmayı teklif etmişlerdir. Beş saat süren ve yalnız yarım saat bir ara verilmiş olan toplantının hitamın­da General Howard Turner verdiği be­yanatta şöyle demiştir : Komünistlerin teklif ettikleri üçüncü maddeyi müzakereye devam ettik. Fa­kat hiç bir neticeye varamadık. Müte­akiben komünistlerin teftiş komitesi­nin teşkili ile alâkalı beşinci maddeyi müzakere ettik. Fakat bu hususta da biranlaşamayavaramadık.

Müzakereler esnasında Birleşmiş Mil­letler resmî sözcüsü General Nuckols'a göre hiç bir hususiyeti olmıyan uzun görüş teatilerinden sonra general Tur­ner komünistlere şöyle demiştir:

Mütareke müzakerelerinin gelişmesi­ne imkân vermek için şimdiye kadar tt.şebbüs ve tavizde bulunanlar bizler olduk. Siz ne teklif ediyorsunuz?

Cevap olarak Kuzey Koreü General Lee, uzun bir beyanat okuyarak Birleş­miş Milletlerin tekliflerini reddetmiş ve kontrol uzvunun Birleşmiş Millet­lerin faaliyetini Kuzey Kore'nin iç is­lerine karışmak ve Kuzey Kore ve Çin ordularını tehdit etmek olacağına işa­ret etmiştir.

Birleşmiş Milletler sözcüsü General William Nuckols'a göre Birleşmiş Mil­letler de adalar meselesini mühim te­lâkki etmektedirler. Nuckols'un işaret ettiğine göre bu adaları ellerinde bulun­duran Birleşmiş Milletler Komünistler ran Birleşmiş Milletler komünistler ta-tarafmdan bazı ayarlamalar teklif edil­medikçe bunları terketmemeye karar vermişlerdir.

General Turner toplantıda şunları da söylemiştir:

Bu hususda yapacağınız bütün teklifleri alâka ile dinliyeceğiz, Bu sözlere de ko­münist delegelerinden General Hsich şöyle cevap vermiştir:

—Munsan :

Kore mütareke görüşmelerinin bir çık­maza girdiği bu günlerde, Birleşmiş Milletler komutanlığı, kızılları harp esirlerinin mübadelesi meselesinin gö­rüşülmesini kasten geciktirerek Bir­leşmiş Milletleri anlaşmaya icbar et­mek istemekle itham etmektedirler.

Mütareke görüşmeleri başlıyah dün tem altı ay olduğu halde Kuzey Kore vs komünist Çin liderleri halâ daha harp esirlerinin mübadelesini görüşme­yi reddetmektedirler.

Birleşmiş Milletler komutanlığı sözcüsü Tuğgeneral WiUiam Nuckols bu hu­susta demiştir ki:

"Komünistler harp esirlerinin müba­delesi meselesinin t görüşülmesini kas­ten geciktirmekte ve bu suretle Bir­leşmiş Milletleri kendi isteklerini ka-buie icbar etmek istemektedirler. Bu, askerî durumumuzu ve Kore'deki bü­tün kuvvetlerimizin emniyetini tehli­keye koyacaktır.,,

Milletlerarası Kızılhaç teşkilâtı komü­nistlerin elinde bulunan harp esirlerini ziyaret ederek onların Cenevre an­laşması şartlarına göre iyi ve âdil bir muamele görüp görmediklerini tetkik etmek istemiş ve izin için komünistle­re müteaddit müracaatlarda bulun­muşsa da her seferinde reddedilmiştir.

11 Aralık 1951

—Munsan :

Birleşmiş Milletler komutanlığı tarafın­dan bu sabah mahallî saatle 7.15 de bildirildiğine göre, komünistler müt­tefik kuvvetlerin bu sabah erkenden Kaesonga hücum ederek tarafsız bölge andlaşmasmı ihlâl ettiklerini ileri sür­müşlerdir. Komünistler vukubulan hücumun karadan mı yoksa havadan mı yapıldığım tasrih etmemektedir­ler.

Müttefik delegelerden müteşekkil tah­kikat heyeti beraberinde 10 gazeteci olduğu halde derhal Kaesonga hareket etmiştir.

—Panmunjom :

Mütarekekonferansı tâlikomisyonunun bu sabahki toplantısı mahalli sa­atle 13.10'da sona ermiştir. Bu gö-ı üşmenin 3 üncü maddesi müzakere e-di] mistir.

—Panmunjom:

Üçüncü noktayı müzakere eden tâli komisyondaki komünist murahhası Ge­neral Hsich bu sabah müttefik kuvvet­lerin değiştirilmesi fikrine karşı ko­münistlerin ileri sürdükleri itirazdan vazgeçtiklerini ve mütareke komisyo­nunun merkezî bir makamın kontrolü altında faaliyette bulunması yolunda müttefiklerin arzularını yerine getire-bi'eceklerini söylemiştir.

Filhakika General Hsich müttefikler geri hatların tarafsız miiletler tem­silcileri tarafından teftişine dair ko­münist teklifini kabul ettikleri takdir­de komünistlerin bu noktalarda iddia­larından vazgeçebileceklerini ima etmiş­tir.

—Kore. S,inci ordu karargâhı :

Bugün 8'inci ordu karargâhından ya­yınlanan tebliğde, Birleşmiş Milletler keşif kollarının batı ve merkez cephe­leri boyunca düşmanla hafif temasta bulundukları, havzanın kuzey batı­sında da düşman müfrezelerinin yap­tıkları yoklama hücumlarının geri püskürtüleceği bildirilmektedir.

—Panmunjom:

General Nuckols'un sözcüsü şu deme­ci vermiştir:

Komünistler bu sabahki oturumun so­runda 3'üncü madde hususunda bir anlaşma imkânı bulunacağı ümidini, müttefiklerin gözlerine aynagibi tut­tular. Öğleden sonraki oturumda ise bu ümidi yok ettiler. Sabahki oturum­da tarafsız bir teftiş teşekkülü hak­kında isteyerek kabul ettiklerini, Öğ­ledensonraresmenreddettiler.

12 Aralık 1951

—Panmunjom :

Birleşmiş Milletler bugün, komünistle­rin kıtaların değiştirilmesini, kabul et­meleri şartile cephe hattı gerilerinin tarafsız milletler müşahitleri tarafın­dan teftişlerini ve Kuzey Kore kara su­larındaki adalardan askerlerini çekme­ği kabul etmişlerdir.

Birleşmiş Milletler tarafından ileri sürrülen yeni teklifleri komünistler der­hal madde madde müzakereye başla­mışlardır.

—Panmunjom:

Mütareke konferansı tâli komisyonu­nun bu sabahki toplantısında günde­min 4'üncü maddesi yani harb esirleri meselesi müzakere edilmiş ve bu mese­lede hiçbir ilerleme kaydedilmemiştir. Sabahki toplantı mahallî saatle 13'te sona ermiştir. Görüşmelere öğleden sonra saat 15'te devam edilecektir.

Birleşmiş Milletler delegesi Amiral Liddy, gazetecilere verdiği beyanatta, bu sabahki toplantıda müttefik delegele­rin müttefik harb esirleri hakkında izahat istediklerini ve Kızılhaça, ko­münist harb esirleri kamplarını ziya­ret yetkisinin tanınması hususnda israr-İ3 durduklarını söylemiş ve sözlerine şunları ilâve etmiştir:

Buna mukabil komünist Çinli veya Ku­zey Kore'li delegeler, kendi prensiple­rinin yani mütareke imzalanır imza­lanmaz her iki taraftaki harb esirleri-îjin serbest bırakılmalarının nazarı iti-bare alınmasında İsrar etmişlerdir.

—Panmunjom:

Mütareke tâli komisyonunun bugünkü toplantısında komünistler, esirlerin Panmunjom köyünde mübadele edilme­lerini istemişler, kendi kamplarında bu­lunan müttefik esirler hakkında malû­mat vermeği reddetmişlerdir.

General Nuckols'un bildirdiğine göre ko-.münistlerin plânı şudur:

1 — Her iki taraf bütün esirleri serbest bırakacaktır.

.2 — Mütarekeden sonra mümkün olan süratle iade edilecek olan yaralı ve has­talar tercih edilmek üzere esirler grup grup serbest bırakılacaktır.

:3 — Mübadele Panmunjom'da yapılacak­tır.

'& — Her iki taraf, mütareke askerî ko--misyonunun himayesinde, esirlerin mü­badelesini tanzim edecek üye sayısını .bildirecektir.

.5 -— Yukarıda kaydedilen 4 maddeyi Bir­leşmiş Milletler kabul ettikten sonra ko­münistler esirler hakkında malûmat ve­receklerdir.


13Aralık1951
— Panmunjom:

Komünist delegeleri bugün, Birleşmiş Milletler Kuzey Kore'nin işlerine müda­halede bulunmamayı ve Komünist hatla­rının gerilerini emniyet altına almayı temin ettikleri takdirde mütarekenin kontrolü hususunda bir anlaşmaya var­manın mümkün olduğunu söylemişler­dir.

Dünkü toplantıda Birleşmiş Milletler heyeti komünistlerin tarafsız kontrol teklifini ve buna mukabil komünist hatları gerisinde bulunan adaları tahli­yeyi kabul etmişlerdi.

Mütarekenin kontrolü ve harp esirleri tâli komiteleri bu sabah yeniden bir çık­maza girmişlerdir.

— 8'inci ordu genel karargâhı :

Perşembe gecesi neşredilen 8'inci ordu tebliğinde bildirildiğine göre Birleşmiş Milletler kuvvetleri Korangpori'nin Ku­zey batı kısmında taarruz halindedir­ler.

Tebliğde, Kumhowa'mn Kuzey batısın­da dün en az iki taarruzda bulunmuş oldukları, Birleşmiş Milletler basın söz­cüsü Wirmillion tarafından bildirilmiş olan tank ve piyade birlikleri hakkında hiçbir gey zikredilmemiştir.

14Aralık 1951

— Panmunjom:

Mütareke konferansı tâli komisyonu­nun bu sabahki toplantısını müteakip beyanatta bulunan müttefik delege Ge­neral Howard Turner gündemin 3'üncü noktasının müzakeresinde kayde değer hiç bir ilerleme olmamıştır,, demiştir. Mahallî saatle 13'e kadar uzayan gö­rüşmelerde gündemin 4 üncü maddesin­de de her hangi bir anlaşmaya varıla­mamıştır.

Gündemin üçüncü maddesinin görüşül­mesini müteakip Birleşmiş Milletler mu­rahhas heyeti sözcüsü Albay Levie şu beyanatı vermiştir:

"Üçüncü madde üzerindeki müzakereler birliklerin değiştirilmesi ve bunların ye­niden teçhiz edilmeleri hususunda ileri sürülen müttefik teklifinin görüşülmesi­ne hasredilmiştir.

Komünistler, bu gibi tedbirlerin, müta­reke müddetince, askerî gücün artmasına yardım edeceği hususunda gens İsrarladüşmüşlerdir.,,

Cin Generali Hsİch Fang müzakerelerin sürüklenmesine taraftar görünüyordu. General, 5 dakika müddetle, General Ho-des'in, askerî gücün seviyesini yükselt­meden birliklerin değiştirilmesi ve bun­ların yeniden teçhizinin nasıl yapılacağı yolunda verdiği izahata teşekkür et­miştir.

"Gündemin dördüncü maddesinin müza­keresinde de komünistler, Birleşmiş mil­letlerin elinde bulunan esir sayısı ile kendi ellerinde bulunanların sayısı ara­sında oldukça mühim bir fark olduğunu ileri sürmüşler ve Albay Tsai Tse "şa­yet esirler mübadelesi bire bir nisbetin-de yapılacak olursa, müttefik kuvvet­lerin elinde bulunan esirlerin büyük bir kısmı serbest bırakılmıyacaktır,, de­miştir.

-— Panmunjom:

3'üncü maddeyi tetkikle muvazzaf tâli komisyondaki komünist delegeler bu­gün mütareke esnasında müttefik kuv­vetlerin mahdud bir şekilde değiştiril­melerini kabul eden 6 maddelik bir tek­lif vermişlerdir.

Birleşmiş Milletler sözcüsüne göre bu teklif aynı zamanda komünistlerin bita-laf nezareti altında faaliyette bulun­malarını kabul ettiklerini de ifade et­mektedir.

17 Aralık 1951

— Panmunjom:

Panmunjomda toplanan iki tâli komis­yonun bu sabahki oturumunda hiçbir ilerleme kaydedilmemiştir. 4 üncü madde gereğince harb esirleri işinin görüşülmekte olduğu komisyonda Birleşmiş Milletler delegesi Amiral Lib-by müzakerelerin yarın sabaha bıra­kılmasını tavsiye etmiş ve oturumun sonunda şu malûmatı vermiştir: "ko­münistler esirler hususunda mütekabil malûmat verilmesini kabul etmiyorlar. Gnlar esirler hakkında karşılıklı ma­lûmat verilmesi bahasına, her iki taraf esirlerinin toptan mübadelesini körükö-rüne kabul etmemizi istiyorlar. Üçüncü maddeyi görüşmekte olan kont­rol komisyonunda da General Howard Turner, Çin Generali Hsieh Fang'ın yalnız dün söylediği ayni kelimeleri de-zil cümleleri de aynen tekrarladığını bildirmiştir.

—Panmunjom:

3'üncü maddeyi müzakere eden tâli. komisyonun öğleden sonraki oturumu 15 dakika sürmüş, Birleşmiş Milletler-sözcüsü General Nuckols hiç bir terak­ki kaydedilmediğini söylemiştir. Her iki tâli komisyon yarın saat ll'de top­lanacaktır.

18 Aralık 1951

—Panmunjom:

Mütareke konferansı tâli komisyonunun, bu sabah 42 dakika süren toplantısını müteakip beyanatta bulunan Birleş­miş Milletler delegesi General Howard Turner, komünistlerin bu sabahki top­lantıda da yeni hiçbir teklifte bu­lunmadıklarınıbildirmiştir.

Eu sabahki toplantıda gündemin üçün­cü maddesi müzakere edilmiştir. Bu­gün ikinci toplantı yapılmıyacak ve görüşmelere yarın mahallî saatle ll'de devamedilecektir.

General Howard Turner, gazetecilere şunları söylemiştir:

Bu sabahki toplantıda komünistler 15-Aı alıkta bizim ileri sürdüğümüz tek­lifleri yeniden okumamızı istediler. Bi­lindiği gibi bu teklifimiz birliklerin de­ğiştirilmesi ve bunların yeniden teçhi­zine ait idi.

Biz cevaben zabıtları yeniden okuma­nın lüzumsuz olduğunu belirttik.

Komünistler bu sabahki teklifi, zabıt­ları beraberlerinde getirmediklerini ile­ri sürerek yaptılar. Biz de gelecek toplantıda getirmelerini tavsiye ettik.

Gazetecilerin "komünistler niçin böyle hareket ediyorlar,, sualine General Turner, "vakit kazanmak istiyorlar,, diye cevap vermiştir.

— Panmunjom :

Birleşmiş Milletler sözcüsü General. William Nuckols tarafından bildiril­diğine göre, kamünistlerin elindeki A-merikan esirlerinin sayısı 3.100 kadar­dır. Listede Amerikalılar hariç müt­tefik esirlerin sayısı binden biraz daha çok gösterilmiştir. Güney Koreli esir­lerin sayısı da 7.000'e baliğ olmakta-d:r.

Sözcü komünistler tarafından verilmiş. olan listedeki bu rakamların kasım ayı­nınnihayetinekadar almanesirleri muhtevi olduğunu sözlerine ilâve et­miştir. Mezkûr listede 24'üncü tüme­nin eski komutanı General WiHiam Dean'm da ismi vardır.

Listeler, Öğleden sonraki oturumun baş­lamasından on dakika sonra komisyon dördüncümaddeyigörüşürkenteati edilmiştir.

Birleşmiş Milletler heyetinden Amiral Lıbby, taraflar listeleri tetkik edene kadar oturumların tehirine müştereken karar verildiğini, görüşmelerin Per­şembe günü saat ll'de yeniden baş­lamasının muhtemel olduğunu söylemiş, fakat bu mevzuda karar vermenin irti­bat subaylarına ait olduğunu sözleri­ne ilâveetmiştir.

Birleşmiş Milletlerin verdiği Üstede, 20740 tanesi Çinli olmak üzere esirle­rin sayısı 132,474 kişiye baliğ olmak­tadır.

- - Munsan:

Birleşmiş Milletler komutanlığına men­sup yüksek rütbeli şahsiyetler bugün Kore mütarekesini görüşmek üzere ör.emlibirtoplantıyapmışlardır.

Birleşmiş Milletler kampında yapılan toplantıda General Ridgway, sekizin­ci ordu komutam James Van Fleet ve Birleşmiş Milletler mütareke he­yeti Başkanı Amiral Turney Joy ha­zır bulunmuşlardır.

Bu münasebetle beyanatta bulunan Birleşmiş Milletler Başkomutanı Ge­neral Ridgway "askerî ve mütareke heyetleri murahhasları arasında tam bir itidal hüküm sürmektedir,, demiş, daha başka malûmat vermekten çe­kinmiştir.

19 Aralık 1951

— Kore cephesi:

8'inci ordu tarafından yayınlanan teb­liğde bildirildiğine göre, Birleşmiş Mil­letler kuvvetleri Chorwon'un batısında topçu kuvvetlerinin yardımıyla bir düşman taburunun hücumunu mahal­lî saatle 17,50'de püskürtmüşlerdir. Çarpışma 4 saatten fazla sürmüştür.

Chorwon'un kuzey batısında ve ku­zeyinde vukubulan iki düşman hü­cumu dapüskürtülmüştür.

Pyongyang'm güneyinde sayısı bilin­meyen düşman kuvvetleri tarafından ileri bir mevzide yapılanyoklama taarruzu Türk savaş birliğine mensup kuvvetler tarafından geri püskürtül­müştür.

Kumsong'un güney batısında iki düş­man birliği ile müttefik kuvvetler ara­sında cereyan eden çarpışmalar 6 sa­atten fazla sürmüştür.

Diğer taraftan üstün uçankaleler dün gece düşman mevzilerini ve birliklerini bombalamışlardır.

Müttefik deniz kuvvetleri de batı sa­hilinde bulunan Kojojonson, Songjin, Hungnam, Wonsom ve Chinampo'yu bombalamaya devam etmişlerdir. "Mo-untsbay,, adlı İngiliz firkateyni Han nehrine sokularak düşman mevzileri­nibombalamıştır.

—BirleşmişMilletlerilerikarargâhı,

(Kore):

Buradaki Birleşmiş Milletler Komutan-.!ığ] Kuzey Kore'de bulundukları bil-' djrilen 11.559 Birleşmiş Milletler harp esirine ait bir listeyi tetkik etmekte­dir. Bu Birleşmiş Milletler esirlerinin İMrnleri dür Panmunjom'da yapılan mütareke müzakerelerinde komünist­lertarafından bildirilmiştir.

Dünkü tâli komite toplantılarında Bir­leşmiş Milletler delegeleri de ellerinde bulunan 132.474 komünist esirin liste-sisni vermişlerdir.

Birleşmiş Milletler sözcüsü General William Nuckols, esirlerin listelerinin teati edilmesinin tâli komitenin gö­rüşmekte olduğu esirlerin mübadelesi işinin halli demek olmadığını, sadece bu listelerin müzakerelerin bilgili bir şekilde devamım temin için esas ol­duğunu bildirmiştir.

Komünistlerin bildirdikleri listeye gÖ-re komünistlerin elinde 7.142 Güney Ko­reli, 3.198 Amerikalı, 919 İngiliz, 234 Türk, 40 Filipinli, 10 Fransız, 6 A-vustralyalı. 4 Güney Afrikalı, 1 Kana­dalı, 1 Yunan, 1 Hollandalı ve 3 Japon esir bulunmaktadır.

Japon esirleri hakkında malûmat is­tendiği zaman General Nuckols, Bir­leşmiş Milletler kamutanlığı emrinde hiçbir japon birliği bulunmadığını ve komünistlerin elinde de Birleşmiş Mil­letlere bağlı Japon esirlerinin buluna-rruyacağını bildirmiştir. General Nuckols komünistlerin ver­dikleri malûmatın doğruluğuna itimad eflilemiyeceğini, zira komünistlerin Milletlerarası Kızılhaç teşkilâtı mümessil­lerinin esir kamplarını görmesine mü-Sâade etmek istemediklerim bildirmiş­tir.

Nuckois, Birleşmiş Milletler ' komu­tanlığının kendilerine verilen listenin doğruluğu hakkında hiçbir karara va­ramadığınıbildirmiştir.

20 Aralık 1951

—île.rikarargâh — Kore:

Kore'de bir mütareke üzerinde görüş­melerde bulunan tâli komite, cephe ge­risi bölgelerin kontrolü hakkındaki Bir­leşmiş. Milletler isteği de dahil, bir çok konuların müzakelerinde bir neticeye varamamıştır.

Çarşamba günü yapılan iki oturumda da aradaki görüş ayrılıklarının kaldırıl­ması yolunda bir neticeye varılamamış­tır.

Harp esirleri listelerini mübadele eden diğer bir tâli komite bugün bir top­lantı yapacaktır.

132.474 komünist harp esiri hakkında verilen listeye komünistler itiraz ede­rek bütün isimlerin İngilizce olduğu ve herhangi bir numara ve hüviyet tesbit edecek bir malûmat olmadığı için bu listelerin işe yaramaz olduğunu söyle­mişlerdir.

Birleşmiş Milletler, esirlerin ana lisa­nında bir listenin de hazırlanarak veril­mesini kabul etmişler ve bunun bir hafta içinde yapılabileceğini bildirmiş­lerdir.

—Panmunjom:

Mütarekenin kontrolüne müteallik Ü-çüncü maddeyi müzakere eden tâli ko­misyon, bu sabah da hiçbir terakki kay-dedememiştir. Birleşmiş Milletler de­legeleri, kendilerinin "askerî hakikatler,, ve komünistlerin de "hükümran bir dev­letin iç işlerine müdahale,, olarak va­sıflandırdıkları meseleler üzerinde İsrar etmişlerdir.

General Howard Turner, Komünistlere bugünkü mevcud hakikatlara istinad ermeğe hazır olup olmadıklarını sormuş ve muhasamatın tekrar başlamasına ma­ni olunmak üzere her iki tarafın aske­rî gücünün mütareke icabı tahdid edil­mesini ifade ettiğini Birleşmiş Milletler­de telâkki olunan bu askeri hakikatları izaha çalışmıştır.

Birleşmiş Milletler sözcüsü General. Nuckols'un ifadesine göre Çin Generali. Hsich Fang, lüzumsuz bir hiddetle ce­vap vererek Birleşmiş Milletler komu­tanlığının Kore'de harb halini devam ettirmeye çalıştığını ve Kore mesele­sinin süratle hallini istemediğini söyle­miş ve şunları ilâve etmiştir:.

Hükümran bir devletin inşaya hakkı vardır.

Komünistler tarafından Çin işlerine mü--dshale olarak telâkki edilen 3 mühim. n^adde şunlardır:

— Hava alanları inşasımeselesindeimkânların tahdidi,

— Hakikî mânasiyle giriş-çıkış liman­larından başka yerlerin teftişi,

8 — Hava keşifleri.

22Aralık 1951

--Tokyo:

Mütareke konferansında bu sabah cere­yan eden müzakerelerde memnuniyet verici ilerlemeler kaydedilmiştir. Mü­tarekenin kontrolü hususunda da bir uz­laşmaya varılması ihtimal dahilindedir.. Şimdiki halde Kuzey Kore'deki adaları işgal eden Birleşmiş Milletler kuvvetle--i'inin bunları komünistlere bırakacakla-ıiıu söyliyerek dün ilk tavizde bulun­muşlar ve komünistlere Kuzey Kore'de sivil hava alanları inşa etmek müsaade­sini vermişlerdir.

Kurmay subaylarının toplantısında ile­ri sürülen bu uzlaşma teklifinden de ko­münistler pek tatmin olmamış ve mü­tareke kontrolü meselesini inceleyen tâli komisyonun bu hususla meşgul, olmasını taleb etmişlerdir. Bahis mev­zuu tâli komisyon bugün öğleden sonra toplanacaktır.

Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin değiş­tirilmesi meslesindekomünistlerintâ- -vjzlerde bulunması beklenmektedir.

Karp esirleri meselesinde de nihaî an­laşmaya varılmak üzeredir.

23Aralık 1951

— Panmunjom:

Mütareke kontrolünü tetkik eden talî. komisyonun bugünkü toplantısında ko­münistler, mütareke kontrol komisyo­nunda veto hakkının kullanılmaması hususnda müttefiklerin ileri sürdükleri-

image009.gifn;uaddel teklifi reddetmişler ve yine mütareke esnasında kıtaların hiçbir şar­ta tâbi olmadan değiştirilme ve ikmal­lerini ve hava meydanlarının inşaatının tahdidini kabule yanaşmamışlardır.

İşte, mütareke müzakereleri murah­haslarının 27 aralıktan evvel halle ça­lıştıkları iki mühim mesele budur. Şa­yet o güne kadar bu hususta tam bir anlaşmaya varılmadığı takdirde, 30 günlük mühletinin imkân verdiği müd­det zarfında şimdiki hattı fasıl, harbin gelişmelerine göre tağyire uğrayacak­tır.

24 Aralık 1951

—Panmunjom:

Mütareke gündeminin 4'üncü noktasını teşkil eden harb esirleri meselesini mü­zakere eden tâli komisyonun yemek ta­tili vermek üzere oturumu mahallî sa­atle 13.30'a talik etmesinden biraz Ön­ce Kuzey Kore'li General Lee Vang Cho, ecirlerin aileleri ile mektuplaşmalarına izin veren bir teklif ileri sürmüş ve bu teklif kabul edilmiştir.

Komünist delegeler ayni zamanda 24'üncü Amerikan tümeninin eski ko­mutanı General William Dean'in ailesi­ne hitaben yazdığını söyledikleri mektu­bu Amiral Libby'ye vermişlerdir. De­legeler komünist yüksek komutanlığı­nın General Ridgway'a gönderdiği me­sajı da Amirale tevdi etmişlerdir.

Daha önce Amiral Libby, Birleşmiş Milletlerce Kuzey Korelilerin ve Çİn-liierin ellerine düştükleri zannedilen ve müttefik komutanlığına verilmiş lis­tede mevcud olmayan 50.000 harb esiri hakkında izahat vermeleri için komü­nistleri tazyike devam etmiştir. Komünistler de Birleşmiş Milletler ko-lî.utanhğınm 44.000 esirin adlarım bil­dirmek istemedikleri yolundaki itham­larını tekrarlamışlardır.

26 Aralık 1951

—Panmunjom :

Mütareke gündeminin 4'üncü noktasını müzakere ile görevli tâli komisyonun oturumunda komünistler müttefik e-sirler tarafından ailelerine yazılı mek­tupları ihtiva eden bir paketle binlerce isim ihtiva eden bir listeyi ve Kore di­liyle yazılmış bir mektubu Amiral libby'ye tevdi etmişlerdir.

Komünistlerin verdikleri liste ile Kore diliyle yazılmış olan mektub henüz ter­cüme edilmemiştir.

—8'inci ordu karargâhı — Kore:

8'inci ordu karargâhından bugün ya­yınlanan tebliğde, Birleşmiş Milletler devriye kollarının Batı cephesinde Ko-wangpori'nin batısında düşmanla şid­detli muharebelere giriştikleri, doğu cephesinde Birleşmiş Milletlere men­sup birliklerin Mundugni ovasının ba­tısındaki ileri mevzileri geri almak için döğüşmekte oldukları, merkez cephesin­de de müttefik devriye kollarının kü­çük komünist gruplariyle hafif temas­lar yaptıkları bildirilmektedir.

29Aralık 1951

-— Panmunjom :

Mütareke konferansı tâli komisyonu­nun bugünkü toplantısını müteakip ga­zetecilere verdiği beyanatta, Birleşmiş Milletler sözcüsü General Nucklos, bu sabahki görüşmelerde de herhangi bir ilerleme kaydedilmediğini bildirmiştir. Fu sabahki görüşmelerde komünist de­legeler şunları söylemişlerdir:

"Müttefikler, mütareke nıüddetince Ku­zey Kore'de İnşa edilecek hava alanla­rının tahdidi hususunda İsrar etmekten vazgeçtikleri takdirde görüşmeler, için­de bulundukları çıkmazdan kurtulacak­lardır.,,

30Aralık 1951

—Panmunjom :

Esirlerin mübadelesi meselesini müzake­re etmekte olan tâli komisyonun bugün­kü toplantısında komünistlerin elinde bulunan 55 sivil müttefik esirin du­rumları da bahis mevzuu edilmiştir. Bu 55 kişi 1950 yazında komünistle­re Seul'u işgal ettikleri vakit kaça-mayıp esir düşen muhtelif memleket­lere mensup misyonerler, diplomatlar ve iş adamlarıdır.

Kuzey Kore temsilcisi General Lee, Sivil esirlerin listesini İleride verece­ğini, şimdilik buna imkân olmadığını, çünkü aralarında harb esirleri bulun-rr.-adiğından askerî mevzuların dışında kaldığını söylemiştir. General Lee, ay­ni zamanda bu esirler hakkında her hangi bir endişe duyulmamasmı, ken­dilerine gayet iyi muamele edildiğini, yalnız harb dolayısile Kuzey Kore halkının ecnebilere karşı duyduğu infial çok kuvvetli olduğundan emin bir yere nakledildiklerini bildirmiş ve mütareke imzalanınca bunların derhal serbest bı­rakılacaklar; hususunda teminat ver­miştir.

Birleşmiş Milletler temsilcisi Amiral Lİbby, bu 55 kişinin isimlerini havi lis­teyi komünistlere vermiştir. Bu liste­de 25 Fransız, 13 Amerikalı, 9 İngiliz, 4 irlandalı, 2 Belçikalı, 1 Avustralyalı ve bir de Avusturyalının isimleri var­dır.- 25 Fransızdan 17'si misyoner, 7'si Dışişleri Bakanlığı memuru ve l'i de muhabirdir. Amerikalıların 9'u misyo­ner, 2'si Dışişleri Bakanlığı memuru ve 2'si de mühendistir, İngilizlerin 4'ü misyoner, 3'ü Dışişleri Bakanlığı me­muru, 1' i muhabir ve l'i de resmî me­murdur. Listedeki diğer şahısların ek­serisi misyonerdir.

— Kore cephesi :

Sekizinci ordu tebliğinde bildirildiğine göre, Kore cephesindeki bellibaşli ye­gâne faaliyet batı kesiminde Korangpo-ri'nin batısında devam etmiş ve Bir­leşmiş Milletlere mensup birlikler 28 Aralıkta kaybetmiş oldukları mevzileri geri almak için tankların himayesinde taarruza geçmişlerdir.

Birleşmiş Milletler kuvvetleri 900 met­re ilerlemişler, fakat bir düşman bö­lüğü ile karşılaşmışlardır. Taraflar arasında şiddetli çarpışmalar olmuş, düşman hafif ve otomatik topçu silâh­lan ve havan topîariyle kesif ateş aç­mışlardır. Öğleye doğru savaş devam etmekte idi.

Cephenin diğer kesimlerinde hiçbir fa­aliyet olmamıştır.

Mütareke görüşmeleri...

Yazan: Ahmet Şükrü Esmer

2 Aralık 1951 tarihli Ulus'tan

Eğer yarın akşama kadar Korede'ki mütareke görüşmeleri üzerinde bir an­laşmaya varılamazsa bir ay Önce mü­tareke cephesi hakkında varılmış olan anlaşma da suya düşecektir. Bilindi­ği gibi, Kore mütareke görüşmelerine geçen yaz başlanmış ve ilk iş olarak mütareke cephesinin tesbiti meselesi €İe alınmıştı. Komünistler 38 inci arz dairesinin cephe olarak tesbitinde İs­rar ettiler. Birleşmiş Milletler Komu­tanlığı ise, arz dairesinin Kuzeyine dü­şen fiilî savaş cephesinin kabulünü İle­ri sürdüler.

Bütün yaz aylan zarfında bu mesele karara bağlanamadı. Görüşülen mese­le ile ilgili olmayan bir takım anlaş­mazlıklar ve hâdiseler çıktı. Bunların halli için uğraşıldı. Nihayet görüşme yeri Kaesong'dan başka mahalle nak­ledildi. Ve kasımın 27 nci günü şöyle bir anlaşmaya varıldı: Her iki taraf da muvakkat kaydiyle, o günkü muha­rebe cephesini mütareke cephesi ola­rak kabul edecek ve gündemin diğer maddelerine geçilecekti. Eğer bir ay zarfında diğer maddeler üzerinde bir snlaşamaya varılırsa, o zaman, 27 Kasımda üzerinde mutlak mutabık ka­lman cephe, nihaî olarak, mütareke cephesi olacaktır. Bir ay içinde anla-şılamazsa, 27 Kasım anlaşması da su­ya düşecek ve yeni cephe çizilmesi için müzakerelere girişilecektir.

İşte 27 Kasımda tesbit edilen bir ay­lık mühlet yarın nihayet bulmakta­dır. Yirmi dört saatlik bir zaman daldığı halde henüz diğer' maddeler üzerinde bir anlaşmaya varılmış değil­dir. Bu bir ay zarfında iki mesele ele alınmıştır : 1 — Mütareke Komisyo­nunun kurulması ve bu komisyonun vazifeleri.

2 — Esirlerin mübadelesi.

Her iki mesele üzerinde de bu şartların yazıldığı saate kadar bir anlaşma­ya varılamamıştı. Mütareke komisyo­nunun kurulması ve komisyonun vazife ve yetkileri çok dallı budaklı bir me­sele olmuştur. Her şeyden önce böyle bir komisyonun kurulmasına karar ve­rildi. Komisyona eşit sayıda Birleşmiş Milletler ve komünist üyelerin iştirak edeceği de kabul edildi. Fakat mura­kabenin kimler tarafından yapılacağı, nerelerin teftiş ve murakabe edilece­ği, teftiş ve murakabede ne gibi va­sıtaların kullanılacağı meseleleri üze­rinde anlaşmazlıklar çıktı.

Birleşmiş Milletler Komutanlığı mu­rakabenin Mütareke Komisyonu veya Komisyon tarafından tâyin edilecek memurlarca yapılmasını ve cephe ge­rilerinin her tarafına şâmil olmasını ileri sürdü. Komünistler murakabe­nin "tarafsızlar,, tarafından yapılma­sını ve yalnız giriş limanlarına inhisar etmesini istediler. Onlara göre "taraf­sızlar,, İsviçre ve İsveç ve Danimarka gibi devletlerdir. Halbuki İsviçrenin tarafsız olduğu kabul edilse bile, İs­veç ve Danimarka Birleşmiş Millet­lerin üyeleridirler. Her ne hal ise; Bir­leşmiş Milletler Komutanlığı, "taraf­sız murakipler,, in Mütareke Komis­yonuna bağlı bulunmaları şartiyle, bu teklifi kabul etti,

Sonra zor bir mesele çıktı: Her iki taraf da mütareke devam ettikçe Ko­re'deki askerlerini takviye etmiyecek-lerini kabul etmişti. Komünistler Kore-ye hiç yeni asker getirilmemesinde İs­rar ettiler. Halbuki Birleşmiş Milletler, Kore'deki kıtalarını sık sık değiştir­mektedirler. Komünistler geri alman askerlerin yerine yenilerinin getiril­mesine razı olmak İstemediler.

Fakat nihayet meselenin en acıklısına sıra geldi. Esirlerin mübadelesi. Birleş­miş Milletler komünistlerden esirlerin sayısını sordular. Önce komünistler bu­nu vermek istemediler. Karşılıklı olarak verilen rakamlara göre Birleşmiş Mil­letlerin elinde 132,474, Komünistlerin ellerinde de 11,559 esir olduğu anlaşıl­mıştır. İsimlerinilânıharbeiştirak

etmekte olan Birleşmiş Milletler mem­leketlerinde derin bir heyecan uyan­dırdı, ölmüş sanılan bazı askerlerin esir olduğu anlaşıldı, öte yandan esir düştüğü sanılanlardan bir kısmının da isimleri listede görülmüyordu.

Birleşmiş Milletler listeye itiraz et­mekle beraber hiç olmazsa, hasta esir­lerin derhal mübadelesini teklif etmiş­lerse de,buinsanîteklifkomünistler

tarafından kabul edilmemiştir. îşte görüşmeler bu safhada ikendir ki, bir aylık mühlet sona ermektedir. Son da­kikada bir hârika olarak anlaşılamaz veya mühlet uzatılmazsa, mütareke cephesi hakkında aylarca uğraşıldıktan sonra varılan anla§ma da hükümsüz kalacaktır. Ondan sonra ne olacağım oa Allah bilir.

18 Aralık 1951

— Paris:

Mutasavver Almanya seçim komisyonu-ija aday gösterilen beş millet arasında Polonya da bulunmaktadır. Bu adayları İngiltere, Amerika ve Fransa müşte­reken teklif etmişlerdir.

Bu adayları üç devlet adına teklif eden Britanya delegesi Sir Gladwin Jebb Po-lonyanın da aday gösterilmesinin Al-manyanm birleştirilmesi gayesini gü­den bu komisyon ne kadar tarafsız olmasını istediğinin bir delili olduğunu söylemiştir.

İngiliz delegesi bu komisyona Sovyet­lerin itiraz edemi yeceklerini, eğer eder­lerse bile bütün teklifi bir kül halinde boykot edeceklerini ümit etmediğini bil­dirmiştir.

-Bonn;

Pederal Bakanlar Kurulu bugün Al­manya'nın Avrupa Savunmasına ka­tılması ihtimali karşısında bu sahada y&pılacak masraflar üzerinde ince­lemelerde bulunmuşlardır. Bakanlar Kurulu toplantısından sonra resmî söz­cü henüz herhangi bir rakamın tesbit edilmemiş dlduğunu söylemiş ve de­miştir ki:

"R.esmî olmayan, bir Amerikan kay­nağı tarafından ileri sürülen senevi 13 milyar Alman markı tahsisat Fede­ral hükümetçe kabulü imkânsız oÜa-rak mütalâa edilmektedir.,,

21 Amalık 1951

—- Londra :

Genel kurulun dünkü toplantısında, bütün Almanyada serbest seçimler yapıl­ması imkânının mevcud olup olmadı­ğını tahkik etmek üzere bu memeleke-te tarafsız bir komisyon gönderilmesi hususundaki karar usreti kabul edilmiş­tir.

Birleşmiş Milletler nezdindeki basın muhabirlerinin bildirdiklerine göre, bu komisyon pek yakında Berlin'de Çalışmalarına başlıyacaktır. Sovyet bölgesindeki idarî makamlar komisyo­nunun kendi bölgelerinde tahkikatta bulunmasına müsaade etmiye çeklerini bildirmişlerdir. Bununla beraber Rus­ların, bu hareketlerinin bir netice ver-miyeceğini anlayacakları zannedilmek­tedir. Komisyona dahil bulunan mem­leketler şunlardır:

Brezilya, İzlanda, Hollanda, Pakistan, ve Polonya. Polonya delegesi dün verdiği bir de­meçte memleketinin komisyon çalış­malarına iştiraki reddedeceğini söy­lemiştir. Bununla beraber genel kurul, Polonyanm bu kararından vazgeçeceği ümidi ile komisyona başka bir üye tâyin etmemiştir.

27 Aralık 1951

—Bonn:

Fedaral Almanya Başbakanı Dr. Ade-r.auer, yarın Paris'e hareket edecek­tir. Müzakerelerin Avrupa ordusunun tâbi olacağı siyasî otoritenin şekli ve karakteri etrafında cereyan edeceği sanılmaktadır. Fransa, İtalya ve Fe­deral Almanya tarafından teklif edil­di ği nispette egemenlikten fedakârlık yapılmasına Benelux devletleri ve bil­hassa Belçika muhalefet etmektedir.

Schuman'm Pleven plânında yüksek komutanlık hususuyla ilgili bazı nokta­larda Benelux devletlerinin ve bilhassa Selçikanm tasvibini kazanmak maksa-dıyle bazı tâvizlerde bulunmaya razı o.duğu bildirilmektedir.

Paktı teşkilâtına iştiraklerine itiraz eden Sovyet notaları hakkında Shristain Science Monitör gazetesi, hür bir dev­letin muhtemel bir tecavüze karşı mü-dal'aa kuvvetlerini arttırmak istemesi­nin Sovyetler tarafından "tahrik edici,, mahiyette addedilip edilemiyeceği me­selesini ele almaktadır.

Adı geçen gazetede şöyle denilmekte­dir:

"Atlantik müdafaasının iki ucunda bulunan Türkiye ve Norveç geçenler­de Kuzey Atlantik paktına iştirak­lerine itiraz eden birer Sovyet notası almışlardır. Türkiye'ye verdiği notada Rusya, Türkiye'nin bu pakta iştira­kinin iki memleket arasındaki mü-nasebatı haleldar edeceğini bildirmiş­tir.

Notaların ne Türkler ne de Norveçli­ler üzerinde bir tesiri olmamış, bilâkis bu tehditler iki devletin bir ittifak yapılması hakkındaki fikirlerini kuv­vetlendirmekten başka şeye yarama­mıştır.

—Paris:

Avrupadaki Atlantik kuvvetleri genel karargâhı resmî çevreleri bugün öğle­den sonra dört Amerikan atom âlimi ile General Eisenhovver'e yakın çev­relere mensup subaylar arasındaki gö­rüşmelere dair hiç bir tasrihatta bu­lunmamışlardır.

Bununla beraber, Amerikan fizik âlim­lerinin dün yıldırım hazayla gittikleri Almanyada yaptıkları görüşmeler hak­kında Atlantik kurmay heyetine ma­lûmat verdikleri sanılmaktadır.

12 Aralık 1951

—Paris:

Müşavirler Komitesi Başkanı Averell Harriman, dün akşam basma verdi­ği beyanatta demiştir ki:

Atlantik Paktı teşkilâtı muvakkat ko­mitesi icra bürosunun, savunma teşek­küllerini takviyesi için alınacak tedbir­ler ve halledilmesi lâzımgelen ve hal çaresi bulunamıyan mes'eleler hakkın­da vazıh bir bilanço hazırlanmak yo­lunda ciddî terakkiler kaydettiğini söy-liyebilecekdurumdayım.

Atlantik Paktı muvakkat komitesinin hedeflerinden biri müessir ve muvaze­neli kuvvetler teşkil etmek üzere sar

f edilen gayretlerin ahenkleştirilmesi-dîr. Bu da, elde mevcud kuvvetlerden en iyi şekilde faydalanılmasını İfade etmektedir.

Harriman, muvakkat komitenin Cuma günü toplanarak, Atlantik Paktı üye­lerinin savunma imkânlarına dair icra komitesinin hazırladığı raporu incele­diğini bildirmiştir.

Bu komite bir kaç gün toplanacaktır. Rapor nihaî olarak hazırlandıktan son­ra Atlantik Konseyi ile âkid devletler hükümetlerine tavsiye şeklinde sunula­caktır.

Atlantik Paktı yetkili çevreleri raporun daha sonra "imkân nisbetinde,, yayın­lanacağını bildirmişlerdir.

14 Aralık 1951

-— Londra:

Türkiye ve Yunanistan'ın Kuzey At­lantik Paktına alınması ve Atlantik Paktı vecibelerinin Türkiye'nin Asya-daki topraklarına teşmil edilmesiyle il­gili protokolün tasdik muamelesinin ge­cikmesi karşısında Londra'nın yarı res­mî çevrelerinde, İngiltere teamüllerine göre böyle bir protokolün parlâmento tasdikine ihtiyaç göstermediği kayde­dilmektedir.

Netice itibariyle İngiliz hükümetinin tasvibini hâmil vesika Birleşik Ameri­ka hükümetine tevdi edilmek üzere 4 Aralik'ta İngiltere'nin Washington el­çiliğine yollanmıştır.

Türk hükümeti, 6 Aralik'ta bu keyfi­yetten haberdar edilmiştir. Böylece, İngiltere protokolü kabul ettiğini bildi­ren ve bu suretle Türkiye'ye karşı vecibelerini yerine getiren ilk devlet­tir

16 Aralık 1951

— Washington :.

Washington'dan gelen bazı haberlere göre, İngiltere Kuzey Atlantik Paktı teşkilâtının silâhlanma programında kendisine düşen rolü oynamak için yeni bir yardım görmeği istemektedir.

İngiltere'nin bu sahadaki ihtiyaçlarının evvelce Londra hükümetine vaadedilen askerî yardım hariç, bu malî sene için 300 milyon dolar olacağı söylenmekte­dir.

Şimdi Romada kanaatini değiştirerek hararetle taraftar olduğu nu bildirmiştir. Fakat, Avrupa ordusu projesinin zayıf tarafı İngiltere ile Nor­veç ve Danimarka'nın buna iştirakten kaçınmalarıdır. Bütün İsrarlara rağ­men, İngiltere'yi Avrupa ordusu-Tia katılmaya imale etmek mümkün olmamıştır.Hattâ HolandaveBelçi-

ka bile hükümranlık hakkını ileri sü­rerek teşkilâtın, Fransa tarafından is­tenildiği derecede sıkı olmasına itiraz etmilşerdir.

Roma toplantısının çok verimli olduğu söylenemez. Esas dâvaların görüşülme­si Lizbon toplantısına bırakılmıştır. Orada Churchül Truman'la görüşece­ğinden belki Lizbon, Roma'dan daha verimli olacaktır.

28Aralık 1951

—Paris

Avrupa ordusuna dahil altı memleke­tin Maliye Bakanları bugün Türkiye saatiyle 18,den az sonra Fransız Dışiş­leri Bakanlığında bütçe meselelerini hazırlamak üzere toplanmışlardır. Bu meseleler sabahleyin altı memleket Dış işleri ve Savunma Bakanları tarafın­dangörüşülmüştür.

—Paris

Bugün öğleden sonra Savunma Bakan­larıyla birlikte toplanan altı devlet Dış İşleri Bakanlarının gündemlerinde bu­lunan askerî meseleler hususunda ge­niş nispette mutabakata vardıkları iyi haber alan kaynaklar tarafından bildi­rilmektedir.

Altı devlet temsilcileri nihaî gayeleri­nin Avrupa federasyonu veya konfede­rasyonu olduğunu müttefikan kabul etmişlerdir.

Altı devlet delegeleri bugün öğleden sonra Avrupa ordusu üzerindeki pak­tın devamı meselesini ele almışlardır. Bu mesele iki tezin mevcudiyetini orta­ya çıkarmı§tır: Aralarında Fransa da bulunan bazı memleketler akdi teklif e-dilen paktın uzun süreli olması gerek­tiğini düşünmektedirler. Bu arada elli senelik müddet ileri sürülmüştür. Buna mukabil bazı diğer memleketler pak­tın nispeten kısa süreli olması gerek­tiği fikrindedirler.

Bu mesele, Bakanların yarın Dışişleri Bakanlığında yapacakları toplantıda tekrar ele alınacaktır.

29Aralık 1951

—Paris :

Avrupa ordusu konferansına iştirak eden Belçika Savunma Bakanı Eisen-hower'le konuşmak üzere Avrupadaki müttefik kuvvetleri karargâhını ziya­ret etmiştir.

—Paris :

Avrupa ordusu hakkında Dışişleri Ba­kanları konferansının bu sabahki otu­rumu saat 12,10 da sona ermiştir.

—Paris :

Avrupa ordusuna iştirak eden aitı dev-

let Dışişleri Bakanları toplantısı saat 19.30 da sona ermiştir.

Bakanlar yarınki pazar günü yeni bir toplantı yapacaklardır.

30 Aralık 1951

—Paris :

Altı Dışişleri bakanının bu sabahki toplantıları saat 11,45 de başlamış ve 14,50'de sona ermiştir. Dışişleri Ba­kanları çalışmalarına bugün öğleden sonra devam edeceklerdir.

—Paris :

Avrupa ordusunun kurulması için altı devlet Dışişleri Bakanlarının konfe­ransı 16,45'de sona ermiştir. Bütçe meselelerini tanzim etmek için 26 ilâ 27 Ocakta Pariste yeni bir top­lantı yapılacaktır. Bu tarihe kadar uz­manlar yeni tasarıları hazırlayacaklar­dır.

—Paris :

Avrupa ordusunun kurulması için altı Devlet Dışişleri Bakanlarının toplan­tısını müteakip yayınlanan tebliğde şöyle denilmektedir:

Avrupa Savunma teşkilâtı konferansın­da temsil edilen altı memleket Dışiş­leri Bakanları geçen 11 Aralıkta Straz-bourg'da başlamış olan görüş teatile­rine devam etmek üzere 27 ilâ 30 A-ralık tarihlerinde toplanmışlardır. Ma­liye uzmanları Savunma Bakanları bu müzakerelere iştirak etmişlerdir. Uz­manlar konferansmca Bakanların ka­rarma sunulan meseleler, ezcümle as­kerî ve malî meseleler incelenmiştir.

Bakanlar, Avrupa savunma teşkilâtının gerçekleştirilmesiyle hükümetlerinin başlıca gayelerinden biri olarak kalan Avrupa'nın birleştirilmesine doğru bir merhale teşkil ettiği kanaatindedirler.

Strasbourg'da yapılan son toplantıların­da De Gasperi tarafından ileri sürülen telkinleri değiştiren Bakanlar, vakti gelince andlaşmalarm derpiş ettikleri teşkilâtın yerini alacak ottan federal veya konfederasyon mahiyetindeki Av­rupa teşkilâtının tetkiki işini savunma teşkilâtınca derpiş olunan asambleye tevdi etmeğe karar vermişlerdir. Bu maksatla savunma teşkilâtı asamblesi andlaşmasmm tatbikinden itibaren altı aylık bir müddet zarfında altı hükü­mete tekliflerde bulunacak ve üç ay sonrahükümetler buteklifleriincelemekle vazifeli milletlerarası bir konfe­ransı toplantıya çağıracaklardır.

Drik Spikker'in teklifi mucibince and-laşmanm tatbikini müteakip hükümet­ler bu tasarıların hazırlanmasını kolay­laştırmak için gerekli tedbirleri müş­tereken alacaklardır. Bakanlar Avru­pa savunma teşkilatındaki müessesele­rin bir icra otoritesi, bir asamble, bir Bakanlar kurulu ve bir de Adalet Di­vanından mürekkep olmasını kararlaş­tırmışlardır. Savunma teşkilâtına mah­sus müşterek bir bütçe hususunda konferansta mutabık kalınmış, fakat Millî Savunma bütçelerininmüşterek

bütçeye nakline ait tadilâtın ileri bir tetkike tâbi tutulmasına karar veril­miştir.

Nihayet kuvvetlerin birleştirilmesi ve tertibini alâkadar eden meselelerin ek­serisinde bir anlaşma gerçekleştirilmiş­tir. Bu suretle Bakanlar uzmanlarca kendilerine havale edilen başlıca husus­lar üzerinde uzmanlar konferansı ça­lışmalarının devamını mümkün kılacak bir anlaşmamüşahedeeylemişlerdir.

Bakanların gelecek toplantısı Ocak ayı içerisinde Paris'teyapılacaktır.

alınacaktır. Heyetimizin mühim mü­dahaleler yapması bekleniyor. Bilindi­ği gibi birlik Avrupa konseyinin hari­cinde hususî bir teşekküldür.

— Strasbourg :

Avrupa konseyi her sene Avrupa hal­kına bir Avrupa birliği fikrini ve fay­dalarım en iyi bir şekilde takdim ede­cek edebî eserlere ve filimlere iki mü­kâfat vermeyi düşünmektedir. İlmî ve kültürel meseleler komitesinin bu fikri pazartesi günü desteklemesi beklenmektedir.

Mükâfatlar iki altın madalya olacak ve Arupa konseyinin Strasbourg'da ya­pacağı toplantılar esnasında birinciler? verilecektir. Şimdiye kadar yazılmış olan eserler ve çevrilmiş bulunan film­lerde müsabakaya iştirak edebilecekler­dir. Eser sahipleri arasında hiç bir milliyettefrikiyapılmıyacaktır.

2 Aralık 1951

-— Strasbourg :

Gayri resmî Avrupa parlamentosu mu­rahhaslarından bir çoğu, İngiltere Baş­bakanı Churchill'in Strasbourg'a gelip, İngiltere'nin Avrupa binliği hakkında­ki siyasetine dair izahat vermesini is­temektedirler.

Avrupa konseyine mensup şahsiyetler­den birinin bugün belirttiğine göre, Avrupa Birliği hareketinin babası o-larak sayılan ChurehilTin İngiliz poli­tikasını yeniden açıklamasını en fazla isteyenler arasında eski Fransız Baş­bakanlarından Paul Reynaud'nun da bulunduğuanlaşılmaktadır.

İngiltere işçileri Bakanı Sir David Max-well Fyfe'nin çarşamba günü, İngiliz politikası hakkında yapmış olduğu be­yanat burada bir çok murahhaslar, bil­hassa Fransız, İtalyan ve Alman mu­rahhasları arasında epeyce bir haydi sukutu yaratmıştır.

Ayrıca aralarında bazı İngiliz muha­fazakârlarının da bulunduğu Avrupa Konseyi istişare asamblesi murahhas­larından bir çoğunun, Fransa, İtalya, Batı Almanya, Belçika ve Norveç Dış­işleri Bakanları gelecek hafta sonunda asamblenin 1951 yılı nihaî oturumları­na iştirak ettikleri sırada burada hazır bulunması için, İngiliz Dışişleri Baka­nı Eden'i iknaa çalıştıkları bildirilmek­tedir.

İngiliz Dışişleri Bakanlığı sözcülerin­den biri, Eden'in 8 ilâ 10 Ekim arasın­da Strasbourg'a gitmesinin ihtimali ol­madığını söylemiştir.

Robert Schuman, İtalya Başbakanı ve De Gasperi, Norveç Dışişleri Bakanı Hahvard Lange'nin gelecek Cumartesi günü asamblede söz almaları beklen­mektedir.

Schuman'm teklif edilen Avrupa or­dusunu murakabe için, Avrupada "Siya­sî bir merci,, kurulması lehine hara­retli bir talepte bulunacağı sanılmak­tadır.

Batı Almanya Başbakanı Dr. Adenauer ile Belçika Dışişleri Bakanı Paul Van Zeeland'm da önümüzdeki pazartesi günü asamblede konuşmaları beklen­mektedir.

Toplantı 11 veya 12 Aralıkta sona ere­cektir.

4 Arahk 1951

— Strasbourg :

Avrupa konseyinin dünkü toplantısı, is­tişare asamblesi komisyonunun çalış­malarına hasredilmiştir. En önemli iş statüde yapılacak tadilât hakkındaki raporu, bu tadilâtın asamble tarafından nihaî tasdikinden önce inceleyen umu­mî ve adlî işler muhtelit komisyonun vazifesi olmuştur.

Türkiye delegesi Osman Kapanı, bu komisyonda bulunmaktadır ve kendisi­nin müdahalesi üzerine raporun statüye dair bazı fasılaları tâdil edilmiştir. Ka­panı, ezcümie Avrupa sözleşmelerine aid S'inci faslın tâdilini istemiştir. Ka-panî'nin teklifi İngiltere, Fransa temsıi-cileriyle komisyon Başkanı Belçikalı Rolün tarafından desteklenmiştir.

Statünün yeni maddesi Türk delegesi­nin teklifinde şu suretle tâdil edilmiş­tir:

Her Avrupa sözleşmesi tasdike tâbidir. Tasdik keyfiyeti sözleşmede şeklen bil­hassa tasrih olunduğu veya bir kısım devletlerin anayasaları hükümlerinin icabı bulunduğu takdirde bakanlar ko­mitesinin oybirliği ile bir yıllık müdde­tin hitamında zımnen tahakkuk saha­sına gelebilecektir.

Sözleşmenin tasdiki ancak parlamento­nun tasvibiyle mümkün olabilir. Tas­vibin tasdiki, kabul tarihinden itibaren geçecek altı ay zarfında hükümetlerin talebiyle vukubulur.

"13'üncü asırdanberi Bulgar toprakla­rında yaşamakta olan Türklerin ve tehciri evvelce tasarlanan 900.000 Bulgaristanlı Türkün hudud dışı edil­mesi bizi halli müşkül bir dâva ile kar­şılaştırmıştır.

Şimdiye kadar memleketimize kabul etmiş bulunduğumuz 160.000 Türk'ün belki yüzde 14'ü istihsale intibak ede­bilmiş unsurdur.

Bulgaristan'daki bütün mallarını terk-etmek suretiyle tamamen yoksul va­ziyette yurdumuza kavuşan bu göç­menler memleketimizin iktisadî ha­yatına ve şemdilik haassaten ziraat sa­hasına katılmak zorunda kalmışlardır. Bu göçmenlerin nüfusumuza tamamen ithal edilebilmesi için aile başına 2000 dola rhesabiyle 32.000.000 dolara ih­tiyacımız vardır. Yapılan hesaplara gö­re Bulgaristan'dan gelmekte olan diğer göçmenlerin ihtiyaçlarım karşılayabil­mek üzere 260 milyon dolara (yani millî bütçemize muadil bir meblağ) ihtiyaç görülmektedir.

Bir milyon insana şâmil bu dâvayı Tür­kiye'nin tek başına halledemiyeceği aş-i kârdır. İşte bu yüzdendir ki göçmen­ler dâvasını halle memur bir teşkilâtın kurulması bizim nazarımızda hayatî ehemmiyeti mutlak bir meseledir. Böy­le bir teşkilât, milletlerin Avrupa kon­seyinden bekledikleri ümidin haklı ol­duğunu isbat edecektir."

Müteakiben söz alan Suad Hayri Ür-güblü, bu dâvanın başka bir cephesine temas ederek intibak etmeyen göçmen­lerin her memleketin hayatı için teşkil ettiği içtimaî ve siyasî tehlikeleri bil­hassabelirtmiştir.

Suad Hayri ezcümle şöyle demiştir:

"Korkunç bir sefalete duçar ve memle­ketin sırtına yük olan bu binlerce mül­teci komünist ve ırkçı fikirlerin yayıl­masına elverişli mihraklar teşkil ede­bilirler. Açlık ve sefalet mevcud olduk­ça bütün zorlukları yenemeyiz. Göç­menler dâvası ile nüfuz fazlalığı mese­lesi, bunların neticesine katlanan mem­leketlere münhasır olmaktan çıkmıştır. Meskenden, giyimden ve gıdadan mah­rum nüfus fazlalığı teşkii eden göç­menler kütlesi, dehşet verici siyasî kay­naşmaya müsait zeminler teşkil etmekle memleket iktisadiyatını tehlikeye sü­rükleyecek zarar verici birer unsur haline gelmeğe müsaiddir. Vazifemiz her­kese hiç değilse mütevazı bir hayat se­viyesi temin etmek, onları nüfusumuza katmak ve derece derece yer vermek­tir.

Geniş çapta bir yardımlaşma zaruridir. Bu insanların âkibeti hür ve sulh için­de bir dünyanın temelleşmesine çalışan hepimizi alâkadar etmektedir. İskân, nakliye ve el emeği rekabeti bakımın­dan bu meeslenin yarattığı güçlükleri küçümsemiyoruz. Âcil ve müşterek bir yardım yapılması şarttır. Bütün mem­leketler bu dâvanın yardımına koşulma­sı için umumî efkârı harekete getirebi­lecek faaliyetler de bulunmalıdırlar.,,

— Strasbourg :

Avrupa konseyi istişare asamblesinin dün hemen hemen bütün gün devam eden iktisadî müzakereleri sırasında Fransız delegesi Longhambon, söz ala­rak Avrupa iktisadî işbirliği teşkilâtı­nın roparlarma istinaden ortada mevcud ekonomik meseleleri inceledikten sonra Avrupa iktisadî işbirliği teşkilâtına mensup uzmanların ziraî istihsalin art-tırüabileceğini teyid ettiklerini belirt­miş ve bunu niçin hiç bir engelin mev­cud olmadığı kanaatini izhar eylemiş­tir.

Fransız delegesi,, ziraî istihsalin" arttı-rılabileceği Türkiye'yi misal göstermiş ve demiştir ki:

Türkiye bu son yıllar zarfında şahane bir gayret sarfetmiştir. Diğer memle­ketlerde de istihsal kabiliyetinin fazla­laştırılması suretiyle istihsalin arttırıl­ması için geniş ölçüde imkân mevcud-dur. Ve bunun için gereken işçi, ve güb­re istihsaline sahip bulunmaktayız. Bu imkânlar ziraî istihsalin önemli suret­te artmasını sağlamak için kâfidir.,,

Fransız delegelerinin bu konuşması Türk delegeleri tarafından pek iyi kar­şılanmıştır.

Avrupa'da ziraatin birleştirilmesine yol açan ziraî istihsal birliğinin asamblece kabulü Avrupa iktisadî işbirliği teşki­lâtı raporlarının bu sahadaki istihsal artışını mümkün telâkki etmeleri keyfi­yeti Avrupadaki ekonomik gayretlerin bu istikamete yöneltileceğini göster­mektedir.

Hiç şüphe yok ki Türkiye, ziraatı geliş­tirmek yolunda alınması mutasavver tedbirlerden ön safta faydalanacak memleketlerden biridir.

Evvelce tesbit edildiğinin aksine ola­rak, Bakanlar yarın toplanmıyacaklar-dır.

Robert Schuman ezcümle şunları söy­lemiştir:

Muazzam işler gördük. Teşriî ve adlî bakımdan engüçmeseleler elealın-

mış ve bunların büyük bir kısmı halle­dilmiştir.

Bu akşam ve daha sonra bilhassa müş­terek bütçeye dair halledilecek başka meseleler vardır.

Altı Bakanın bu müşkül meselelere işbirliği zihniyeti ve bir neticeye var­mak kat'î azmi ile sarılacaklarını t.e-yid ederim.

3 Aralık1951

— Londra :

İngiliz Dışişleri Bakanı Anthony Eden dün akşam seçim bölgesi Leamington'-da verdiği bir nutukta "Dışişleri Ba­kam sıfatıyla kendim için iki hedef it­tihaz ettim: bunlar milletlerarası mü­zakerelerde mevcut gerginliği azaltmak ve heyeti mecmuasiyla devamlı bir sulhun tesisini mümkün kılacak belirii ve mahdut meseleleri bir bir halletme­ğe çalışmaktır,, demiştir.

Muhafazakâr hükümetin iktidara ge­lişinden beri dış memleketlere yaptığı ilk ziyaretlere temas eden Anthony E-den,ezcümleşunlarısöylemiştir:

"Birleşmiş milletler toplantılarında de­legelerin birbirlerine, daha mutedil ve sakin bir eda ile hitap etmelerini temin İçin elimden geleni yaptım.

Birleşmiş milletler teşkilâtı Doğu ile Batının kargı karşıya geldiği ve müza­kerelerde bulunduğu yegâne müessese­dir. Bu sebeple Birleşmiş milletler teş­kilâtını temadi ettirmekte ve onun bey­nelmilel mahiyetini daha da şümullen-dirmekte gayret gösterelim,,

Daha sonra siiâhlanmamn lüzumunda İsrarla duran Eden bu keyfiyetin hiç kimseyi tehdit etmediğini bilhassa be­lirtmiş ve Roma konferansı hakkında ise "görüşülen başlıca meselelerin nihai kararlar için henüz olgun bulunmadığı sebebiyle bunun mutavassıt bir top­lantı mahiyetini haiz olduğunu teyid ve şöyle devam etmiştir:

"Bu toplantılar sırasında görüşülen baş­lıca mevzular arasında Avrupa camia­sının savunması meseleleri ve Alman­ya'nın bu savunmaya iştiraki dâvasın­dan başka Avrupa ekonomisinin zor du­rumuyla müessir bir Batı savunmasının zarureti keyfiyetini bağdaştırmak gibi güç bir mesele ele alınmıştır.

Bütün bu mevzularda bazı terakkiler kaydedilmiştir. Bu terakkilerin şubat ayı başlangıcında Lizbonda yapılacak glecek toplantıda bazı kararlar alma­mızı mümkün kılacağı ümidindeyim.,,

— Londra :

İngiltere Dışişleri Bakanı Eden dün kendi seçim bölgesinde konuşarak mil­letlerarası siyaseti gözden geçirmiştir: Eden, yapılacak işin muazzam olduğu­nu ve şu iki hedefe varmağa çalıştığını belirtmiştir.

1— Milletlerarası gerginliği azaltmak ,

2— Nazikvegüçmeselelerihallet­mek.

Batı ile doğu arasında doğrudan doğ­ruya teması mümkün kılan yegâne teş­kilât olan Birleşmiş miîletlerdeki umu­mî durumu düzeltmek için elinden ge­leni yaptığını kaydeden Bakan, şunla­rı ilâve etmiştir:

En büyük güçlüklerden biri Birleşmiş bir dünya mı kurmak mümkün olduğu yoksa, her iki tarafın da birbirlerine yaşamak hakkı bırakacağı ümidiyle şim­diki ayrılığın, devam edeceği meselesi­dir.

Birleşmiş milletler, el'an dünya birli­ğini tahakkuka çalışmaktadırlar. Fa­kat malûm sebepler dolayısiîe bu hedef henüz yakın değildir. Binaenaleyh gü­venliği daha mahdut temeller üzerine kurmaya çalışmalıyız.

3Aralık 195!

-— Londra :

Bulgar haberler ajansının buradan alı­nan bir haberine göre Bulgaristan da Birleşik Amerika'ya bir nota vermiştir. Bu notada Birleşik Amerika Rusyave

Doğu Avrupa memleketlerinde bozgun­cu faaliyetlerde bulunmakla itham edil­mektedir.

6 Aralık 2951

—Londra :

Dün Avam kamarasında eski sömür­geler bakam Griphitts, Churchill'den, hükümetin Malezya'ya İngiliz milletler topluluğu içinde bağımsızlık hakkı tanınması hususunda ne düşündüğünü sormuştur.

Churchill, bütün îngiltere tarafından bilinen ve kabul edilen bir hususun tekrar ifade edilmesinde fayda olmadı­ğını, mamafih Lyttelton seyahatten döndüğü zaman bu husustaki görüşünü ve vereceği izahatı dinlemenin faydalı olacağım söylemiştir.

Muhalefet 'lideri Attlee, Malezya hal­kının komünistlere karşı kahramanca çarpıştığı şu anlarda hükümetin Ma­lezya siyasetini tasrih etmesinin ha­yatî önemde olduğunu beyanla hükü­metin bu konudaki hareket hattı hak­kında en ufak bir şüpheyi dahi uyandı­racak tarzda lisan kullanılmaması ge­rektiğini hatırlatmış ve Malezya'yı ko­münistlere karşı savunmakla büyük Britanya'nın Malezya'nın bağımsızlığı­nı kazanmasına hizmet ettiğini ilâve etmiştir.

Müteakiben söz alan sömürgeler Baka-jıı L<yod, ekseri üniforma giymeyen kimselerin suikast ve bu gibi gaddarca .hareketlerin âmili olduklarını söylemiş âsî ve hayduttan başka bir kelime ile tavsif edilemiyecek olan bu kimselerin komünist partisi tarafından teşkilât-landırıldığma Malezya halkı ve hükü­metinin vâkıf olduğunu belirtmiş ve polisin gaddarca hareket ettiğine dair dolaşan haberlerin komünistler tarafın­dan yayılmakta olduğunu ilâve et­miştir.

— Londra :

Avam Kamarasında beyanatta bulu­nan Başbakan Churchill bugün harp tehlikesinin 1948 deki kadar kuvvetli olmadığım söylemiştir.

—Londra :

Avam Kamarasındaki bugünkü beyana­tı esnasında Churchiîl Mısır hakkında şunları söylemiştir:

Süveyş kanalı bölgesinde bulunan veya bu bölgeye sevkedilmekteolanîngiliz

kuvvetleriherşeye karşıkoyabilecek

kuvvete sahiptirler. Bu kuvvetlerle Mı­sır ordusu arasında fevkalâde iyi mü­nasebetler bulunduğunu memnuniyetle-müşahede etmekteyiz.

Herkes bu meselenin bir an evvel bir hal çaresine bağlanmasını beklemekte­dir. Mısır'ı dört devlet tarafından tek­lif edilen orta şark müdafaa sistemine-iştirak etmiş görmek arzusundayız.

7 Aralık 1951

— Londra:

Dün akşam Avam Kamarasında Sa­vunma müzakeresindeki müzakereler sırasında eski hükümetin Savunma Ba­kam Shinwelî söz almıştır.

İngiltere'nin Batılı devletler arasında, savunma meselelerinde vaadlerini ye­rine getiren tek memleket olduğuna. İşaret eden Shinwell, Avrupa ordusu meselesine temasla bunun Atlantik, paktını imzalayan Batılı devletler as­kerî kuvvetlerinin ağır bir şekilde in­kişaf etmesinden ileri gelmiş bulundu­ğunu teyid eylemiştir.

Eski Savunma Bakanı şahsî kanaatin-ce, bir Avrupa ordusunun "Avrupa'da siyasî birlik,, olmadan müessir olamıya-cağmı ve kendisinin böyle bir siyasî birliğe taraftar buulnduğunu belirt­miştir.

Churchill, hemen söz alarak Savunma. Bakanlığına olan hizmetlerinden dola­yı ShinweH'e teşekkür etmiş ve vatan­severliğini Övmüştür.

Bundan sonra İşçi Partisinin solcu me­buslarından Sidney Silverman'm Baş­bakana sorduğu sual dikkati çekmiştir. İşçi mebus atom bombasına sahip Ame­rikan hava kuvvetlerinin İngiliz üs­lerini kullanmasını derpiş eden anlaş­mada, Birleşik Amerika, İngiltere'nin, iştiraki arzu etmediği bir harbe sürük­lenecek olduğu takdirde bu Amerikan kuvvetlerinin İngiliz topraklarını terk edeceklerine dair mutad hükmün mev-cud bulunup bulunmadığını sormuş­tur.

Churchill, verdiği cevabda herhangi bir kritik durumun vukuu halinde bu üs­lerin kullanılması hususunun o sırada mevcut şartların ışığı altında îngiliz ve Amerikan hükümetlerinin müşterek ka­rarma bağlı bulunacağını söylemiş­tir. Avam Kamarasındaki müzakereleri gerilerden takip eden halk, bazı nüma­yişlerde bulunmuştur. Kadınlardan mü­rekkep bir grup "Nazüeri süâlandır-maym,, diye bağırmağa başlamış ve mebusların oturduğu sıralara beyanna­meler atılmıştır. Memurlar derhal mü­dahale ederek bu nümayişçileri dışarı çıkarmışlardır.

—Londra :

Başbakan Winston Churchill'in İngiliz hükümetinin bu sene savunma İçin ay­rılmış olan 1.250.000.000 sterlinlik kre­dinin hepsini harcamak durumunda ol­madığını belirtmekle, geçen Nisan a-ymdanberi 4.800.000.000 İngiliz lirasına baliğ olan üç senelik silâhlanma prog­ramının maddeten tahakkuk ettirilemi-yeceğini İleri süren solcu işçi lideri A-neurm Bevan'ı teyit etmiş olmasına Avam Kamarası koridorlarında büyük bir önem verilmektedir.

Bazı parlâmento çevrelerinde böylece Aneurin Bevan'm mevkiini hissedilir derecede kuvvetlendiği söylenmekte­dir.

8 Aralık 1951

—Londra:

Federal Almanya Başbakanı Dr. Ade-naur'in şerefine verilen ziyafeti müte­akip Alman devlet adamına Polonya ile Almanya araısnda halen mevcud hudud hakkındaki kanaati ve nazilerin Yahu­dilere karşı işledikleri cürümler husu­sunda gerek kendisinin gerekse Alman halkının ne düşündüğü sorulmuştur. îlk suale Dr. Adenauer, şöyle cevap ver­miştir:

Alman olarak, Polonya ile aramazda halen mevcud hududîan hakkaniyete müstenid telâkki etmemize imkân yok­tur. Fakat muhtemel bir barış andlaş-masmda Almanya ile Polonya için bu gerginliği bertaraf edecek bir işbirliği imkânı bulunacağını ümîd ediyoruz.,, İkinci suale Federal Almanya Başbaka­nı şöyle demiştir:

"Naziler tarafından Yahudilere Alman­ya dahilinde ve haricinde yapılanlar Fe­deral Alman cumhuriyeti için mânevi ağır bir yüktür. Federal Alman cum­huriyeti musevi camiasına karşı bunu tamir için elinden geldiği kadar gayret edecektir. Federal cumhuriyet bunun kendisi için bir vazife olduğunu kabul etmektedir.

10Aralık 1951

— Londra :

İngiliz Dışişleri Bakanı Eden bugün Ka­nada Ticaret Odasında şeerfine veri­len bir öğle yemeğinde beyanatta bu­lunarak ezcümle demiştir ki:

"Milletlerarası bir konferansa katıl-maktansa Arsenal futbol takımının bir maçında hazır bulunmayı tercih ede­rim. Zira müdafii bulundukları ideo­lojiler hakkında kabil olduğu kadar çok gürültü kopramak gayesile milletler­arası sahalardan faydalanmak millet­ler için -azlasile umumî bir itiyad haline gelmiş bulunmaktadır. Dünya temsilci­leri mevcut gerginliğin azalması için bu sisteme bir son vermelidirler.

Milletlerarası bir konferansta yapılması lâzım olan yegâne şey, hakikat halde istediklerim elde eden siz olduğunuz halde, muhatabınıza arzu ettiği şey­lerin hepsini elde etmiş olduğu hissi­ni vermektir. İşte diplomasinin sırrı bu­dur ve benim bunu ifşa etmemem İca-bederdi.

11Arahk 1951

— Londra:

îngiliz Kralı Altıncı Jorj'un Ameliya­tından dört gün sonra 27 Eylülde mem­leket işlerini tedvir için kurulmuş o-lan 5 kişilik muvakkat Niyabet mecli­si, yine Kral tarafından lağvedilmiştir.

Bu divan, Kraliçe Elisabeth, Prenses Elisabeth, Prenses Margaret, Glouees-ter dükü ve Kral'ın hemşiresinden mü­rekkepti.

— Londra :

Birleşmiş milletler genel kurulu tara­fından kabul edilen insan hakları be­yannamesinin üçüncü yıldönümü müna­sebetiyle dün geniş tezahürat yapıl­mıştır. Gayri resmî teşekküller gösteri ve söylevlerle bu günü kutlamışlardır. İngiliz radyosunda Paris'ten naklen bu günü kutlamak için hazırlanan mera­sim yayınlanmıştır. Bir çok şahsiyetler kutlamaya katılmış ve bunlar meya-nmda Prof. Albert Einstein Unesco'ya bir demeç yollamıştır. Prof Einstein Söyle demektedir: "son elli yıl içinde cereyan eden harplerde kaydedilen ha­sar göstermiştir ki, tekniğin bugün var­dığı seviye karşısında milletlerin gü­venliği ancak ve ancakmilletlerüstü teşkilât ve teeşbbüs sayesinde müm­kündür. Tahripkâr mücadelelerin bir dünya federasyonu kurulması sayesin­de önlenebileceği nihayet anlaşılmıştır. Dünya federasyonu, ferdlerden, millî sınırlarda durmıyacak ve daha ilerisine geçebilecek yeni bir mesuliyet ve sada­kat istemektedir. Bu sadakatin verimli olabilmesi için, bunun siyasî endişeler­den çok daha geniş meseleleri kavra­ması gerekir. Farklı kültür gurupları arasında anlayış, karşılıklı iktisadî ve kültürel yardım bunun gerekli mütem­mimidirler.,,

13 Aralık 1951

—Londra:

Mısır hükümetine tevdi edilen İngiliz notasının metni dün Londra'da yayın­lanmıştır. Notada, Süveyş ile terşih havuzları arasında bir yol inşa ettir­mekle İngiliz hükümeti, İngiliz asker­leri ile Mısır makamları ve halkı ara­sında hâdise çıkması ihtimallerinin as­garî hadde indirilmesi gayesini güden siyasetini teyid ettiği belirtilmektedir. İngiliz hükümeti yeni yolun inşaatı sırasında evleri yılkılmış olan halka tazminat vermeye hazır olduğunu bil­dirmektedir.

Diğer taraftan bildirildiğine göre, îs-mailiye, Portsaid ve Süveyş şehirlerin­deki îngiliz tebasım korumak veya asayişi temin etmek sebepleri hari­cinde İngiliz askerlerine yasak )edil-rniştir.

—Londra :

İngiltere'nin Orta Doğudaki duru­munu sarsmak için Sovyet Rusya'nın süratle faaliyette bulunduğu yolun­daki haberlerin tekrarlandığı bir sıra­da Ba§bakan Churchill, karışık Mı­sır durumunu müzakere etmek üze­re İngiliz kabinesi üyeleriyle görüş­müştür.

İngiîiz-Mısır münasebetleri hemen hemen kesilmek üzeredir. Londra'daki Mısır Büyükelçisi Abdül-fettah Arar paşa, Dışişleri Bakanı Sa-lâhaddin paşa ve Paris'teki Mısır Bü­yükelçisi ile görüşmek üzere yarın Paris'ehareketedecektir.

Î4 Aralık 1951

—Londra:

PazartesigünüParis'tebaşlayacak olan Fransız-îngİliz görüşmeleri bil­hassa Batı Avrupa savunması mesele­si üzerinde cereyan edecektir.

Yletkili bir kasnaktan bildirildiğine göre Winston Churchill ve Anthony Eden Fransız meslekdaşları Rene Ple-ven ve Robert Schuman'a Avrupa or­dusu hakkındaki Pleven plânına mü-zaharetlerini bir kere daha teyid ede­cekler ve îngilterenin mümkün olduğu kadar sıkı bir işbirliğinde bulunacağını bildireceklerdir.

— Londra :

Geçirdiği akciğer ameliyatından gitgide iyleşmekte olan îngiltere kralı altıncı George, 56'ncı doğum yılı münasebe­tiyle bugün Buckingham sarayında ailesi arasında hususî mahiyette küçük bir ziyafet vermiştir.

—Londra :

Paris'te bir Mısır sözcüsü, bugün beya­natta bulunarak ezcümle söyle demiş­tir:

Mısır, îngiliz kıtalarının Süveyş kanal bölgesinden çıkıp gitmelerinde halâ İs­rar etmektedir. Ancak bilfiil geri çe­kilme işinin tarz ve zamanını tâyin ve tesbit işi ileride görüşülebilir.

Sözcü, bu beyanatı Mısırlıların 18 ay­dan 2 seneye kadar bir zaman içinde, İngilizlerin Süveyş kanalı bölgesini tah­liye etmelerine rıza gösterecekleri riva­yeti üzerine vermiştir.

Ayrıca, Mısır ve çevrelerine mensub İki zat, tarafsız bir devletin arabuluculuğu­nu memnuniyetle karşılayacaklarını ima etmişlerdir. Amerika'nın, müzakereler­de barıştırıcı rolü oynayamayacak kadar îngiltere ile yakınlığı olması hasebiyle Pakistan, muhtemel bir arabulucu ola­rak mütalâa edilmektedir.

IS Aralık 1951

—Southampton :

Süveyş kanalı bölgesinde hizmet gör­mekte olan İngiliz vatandaşlarınınaile

ve çocuklarından müteşekkil 524 kişilik bir kafileyi hâmil bir îngiliz nakliye ge­misi dün gece Southampton limanına demirlemiştir.

17 Aralık 1951

—Londra radyosu :

tran hükümeti, La Haye Milletlerarası


Adalet Divanından 10 Ocakta yapılacak İran-îngiîtere petrol ihtilâfı duruşma­sının bir ay geri bırakılmasını istemek­tedir.

Tahran radyosuna göre, bu isteğe sebep îran hükümetinin istişaresine müracaat ettiği Avrupalı uzmanların raporlarını zamanında tamalıyamıyacakları keyfi­yetidir.

19 Aralık 1951

— Londra ;

Churchül ve Eden Fransa'nın başşeh­rinde iki gün kaldıktan sonra Londra'­ya dönmüşlerdir.

îngiliz gazetecileri, bu ziyaretin netice­lerini memnunlukla karşılamakta ve bilhassa Avrupa savunması ve ordusu karşısında İngiltere'nin tavrı üzerinde durmaktadırlar. Bütün gazeteler ilk sahifelerinde şu başlığı neşretmişler-dir: "İngiltere, Avrupa ordusunu des­teklemeyi vaad etti.,,

Newschronîcle'in Paris muhabiri, İngi­liz devlet adamlarının ziyaretinin Pa­ris'te iyimserlik havası yarattığını yaz­makta ve §Öyle demektedir:,, her ne ka­dar İngiltere'nin Schuman ve Pleven plânlarına katılmayı reddetmesi, Fran­sız hükümeti için bir hayal kırıklığına sebep olmuşsa da bu son müzakereler Strasburg görüşmelerinde hâkim olan soğuk havayı değiştirmeye yardım et­miştir.

Büyük Britanya'nın siyaseti daima iş­birliği ve teşvik edici bir siyaset olup, İngiltere bu iki plânı kendisi katılma­makla beraber, desteklemeğe çalışmak­tadır.,,

Times'İn Paris muhabiri şunları yaz­maktadır: "bu müzakerelerin neticeleri ve İngiliz-Fransız münasebetleri üze­rindeki tesirleri hakkında hüküm ver­mek için vakit henüz erkendir. Bu­nunla beraber hâkim olan havaya ba­karak diyebiliriz ki Fransız Bakanları İngiliz devlet adamlarının Avrupa bir­liğini savunmaya hazır oldukları yolun­daki ifadelerinden son derece memnun olmuşlardır.

Times gazetesi bir makalesinde Fransa ile İngiltere arasındaki görüş ayrılıkla-nda endişe verici bir taraf olmadığını yazmakta ve goyle devam etmektedir: "Anlaşma, İngiltere ve Fransa'ya pra­tik sahada işbirliği yapmak imkânını veren bir temel üzerinde vuku bulmuştur. İngiltere'nin Avrupa'da kuvvetle­rini bulundurmak kararı, bahsedilme­yen bir keyfiyet olmakla beraber, bir yenilik teşkil etmektedir. Zira bu, İn­giltere'nin Avrupa'daki mes'uliyetle-rinden kaçmağa çalıştığını sananların endişelerini gidermeğe kâfidir. îngiliz yardımı dışardan gelecek ve $ekli ne olursa olsun bir Avrupa federasyonuna girmesineticesiniveremiyecektir.

Liberal Newschronicle, Churchül'in Fransa'ya verdiği teminatın 6 Avrupa ordusu konusunda nihaî bir anlaşmaya varmaya teşvik edeceği ümidini izhar etmektedir.

20 Aralık 1951 —- Londra :

Si yasî yazarlar Ortadoğu savunması hakkında Sovyetler birliği tarafından gönderilen notaya İngiltere'nin cevabî notas: hakkında yorumda bulunmakta­dırlar.

Yazarların belirttiklerine göre, İngiliz notası, dört Batılı devletin Ortadoğu komutanlığı kurmakla güttükleri mak­sadın Orta ve Yakın doğu memleketle­rini kuzey Atlantik paktı denilen müte­caviz blokuıı almakta olduğu tedbirlere benzer harp tedbirleri almaya zorlamak ve bu suretle onları millî egemenlik haklarından mahrum ederek iç işlerine karışmak imkânını sağlamak olduğu yo­lunda Rus notasında mevcut ithamları reddetmektedir. Sovyetler birliği, Orta-doğuyu birleştirmek veya bu bölgenin refahını arttırmak yolundaki teşebbüs­lere muhalefet ettiğini açıkça göstermiş bulunmaktadır. Sovyet notası bundan başka İrandaki 7 senelik plâna ve N i 1 vadisini kalkındırma plânlarına karşı cephe almaktadır. Esasen Rusya Arap birliği ve dünya müslümanları birliği gibi birlik kurulması yolundaki teşeb­büslere hücum etmektedir. Kısacası Sovyetler birliği Orta doğudaki mevcut nizamı, bu memleketlerin içinde yıkıcı faaliyetlerle, baltalamağa çalışmakta­dır ve bütün bu faaliyetin gayesi bir komünist peyk rejimi kurmaktan iba­rettir. Bu maksatla alman son tedbir, millî cephe,, veya "dünya barış hareke­tidir.,, Moskova tarafından kurulmuş olan bu hareket Moskova emriyle çalış­maktadır. Ortadoğu devletleri, Sovyet­lerin el koydukları memleketlerin akı­betinin ne olduğunu tamamiyle müd­riktirler. Baitık devletleri ve Doğu Avrupa memleketleribuna kâfibir misal teşkil etmektedir. Sovyetlerin Ortadoğuya sızmasına başlıca mâni belki de islâm dünyasının kuvveti ve imanı olmuştur, Sovyetler Birliği sınır­ları içindeki müslüman devletlerin uğ­radığı felâket unutulmamıştır. Orta Asyanın müslüman milletten Moskova-nın emriyle şiddetli basla ve katliama maruz kalmışlardır. Dinî ve millî his­lere karşı Moskova tarafından açılan savaş meyamnda müslümanlar için iba­det hürriyeti kaldırılmıştır. Müslüman dünyası ile temas imkânları temin eden hac menediîmiştİF.

21Aralık 1951

—Londra:

Muhafazakâr Daily Tedgraph gazete­si, harptenberi İtalyamn eski kolonisi Lİbyayı idare etmekte olan Büyük Britanya ve Fransanın, Emir Seyid El îdris İdaresi altındaki Federal Kral­lık hükümetine pazartesi günü yetki­lerini devredeceğini yazmakta ve şöy­le demektedir:

Dün aksam Paris'te Birleşmiş Millet­ler siyasî komitesinde, İngilizler tara­fından desteklenen muvakkat Libya hükümetine karşı Mısır tarafından yapılan beyanata ve ingiliz malî yardı­mının Lİbyanm bağımsızlığım tehlike­ye sokacağı yolundaki Mısır şikâyet­lerine rağmen Libya pazartesi günü bağımsızlığına kavuşmaktadır. Birleşmiş Milletler Libya Komiseri Pelt, Mısır hü­kümetinin açığını kapamağa yardımı reddetmiş olduğuna işaretle Libya hü­kümetini finanse etmek üzere Milletler arası bir plân kabul edilmesi yolundaki teklifi Birleşmiş Milletlerin kabul etme­diğini söylemiştir. Libya şimdi yeni bir devre girmektedir. Bu, İtalyan Faşist hâkimiyetinden sonra bir kalkınma ve refah devri olacaktır.

22Aralık 1951

—Londra :

İngiliz Başbakanı Winston Churchill bu gün radyo ile yayınlanan mesajında İngiliz halkına hitabla, şayet bir millete yakışır bir şekilde yaşamak istiyorsa mahrumiyete katlanmağa hazırlanma­sını ve Amerikan yardımı ümidini terk­le borçlarım tediyesini mümkün kılacak sarp yolun aşılmasını talep etmiştir.

1940 yılında İngiliz milletine ancak kan, ter ve gözyaşı vaad eden 77 yaşındaki İhtiyar BaşbakanınNoelarifesindeki bu mesajı da epey keder verici olmuş­tur. Bununla beraber başbakanın bu konuşması beynelmilel durum mevzuun­da bazı ümitler getirmiştir.

Churchill "harp vuku bulduğu takdirde bunun ancak İngilterenin kontrolünden kaçan büyük kuvvetlerin mevcudiyetin­den dolayı,, olacağını söylemiş ve fakat "iyice düşününce, harbin çıkacağını zan­netmediğini,, sözlerine ilâve etmiştir.

Başbakan daha sonra İngiliz milletin­den üç sene İçin her türlü parti müna­kaşa ve tercihlerinin bertaraf edilmesini talep etmiş ve "hâdiseleri daha iyi ve­ya daha kötü yola sürükleye bilmek için bu üç seneye muhtacız,, demiştir.

Bilâhare İngilterenin mali durumuna temasla Churchill, Ekim ayında 115 milyon sterling'e inen ve böylece bir se­nede 1 milyar 400 milyon İngiliz liralık bir azalmayı ifade eden altın ve dolar ihtiyatlarmdaki fecî düşüşü belirtmiş ve sözlerine devamla şunları ilâve etmiştir:

"İhtiyatlarımız takriben 1 milyar do­lara baliğ olmakta idi. Açığımızı henüz kapatmamış bulunuyorduk. Bu sebeple ihtiyatlarımız azalmakta devam etti. Millî iflâsdan ancak bir kaç aylık bir mesafede bulunuyoruz. Şimdi açlık ve­ya merhametten — o da gösterildiği takdirde^— birini tercih etmek duru­mundayız, Birleşik Amerikanın bizim meselelerimizi, bizim için halletmesini bekleyemezsiniz. Şayet biz rahat bir şekilde yaşayacaksak, yeniden silâhlan­ma sahasındaki hariç bundan böyle Bir­leşik Amerika'nın yardımını hesaba katmamamız lâzımdır.

25 Aralık 1951

— Londra:

İngiltere Kralı Altıncı George, İngiliz milletler topluluğuna hitaben radyoda Noel münasebetiyle yaptığı konuşmada gunları söylemiştir:

Güç bir devirde yaşıyoruz. Dünyaya verebieceğimiz bir şey varsa o da bü­yük İngiliz milletler camiası milletleri arasındaki tesamuh ve anlayışın misa­lidir Vicdan huzuru duymamızın se­beplerinden biri de bütün milletlerin dostu olmamızdır.

Nazik bir devrede yaşıyoruz, fakat Noel daima olduğu gibi insanları yalnız maddiyatı düşünmekten alıkoyacak, birbirlerine karşı dostluk ve arkadaşlık hisleri taşımalarına imkân verecek­tir.

Aîtlee'den Churchîiî'e...

Yazan: Ahmet Şükrü Esmer

14 Aralık 1951 tarifeli Ulus'tan

Geçenlerde yapılan seçimden sonra în-giltere'de Atlee ve İşçi Partisi Hükü­meti çekilmiş ve Churchill ile Muha­fazakâr Partisi Hükümeti iktidarı ele almış, fakat İngiltere'nin dış politikası ile ona bağlı olan müdafaa programı de­ğişmemiştir. Yeni hükümetin iktidara geçmesini takip eden günlerde Kralın nutku üzerine açılan dış politika tar­tışması, Churchill Hükümetini dış po­litika mevzuunda Atlee Hükümetin­den ayrılmıyacağmı anlatmıştı. Tartış­ma, daha doğrusu görüşme sırasında es­ki Dışişleri Bakanı Morrison muhalefe­tin dış politikada tenkid edilecek bir nokta görmediğini çünkü yeni hüküme­tin eski hükümet tarafından takipedilen yolda yürüdüğünü söylemişti.

Avam Kamarasının 29 Ocağa kadar ta­tile girmesi münasebetiyle Churchill ev­velki gün hükümetin müdafaa progra­mını da İzah etmiştir. İngiltere'nin ve diğer Batı Avrupa memleketinin müda­faa programları bu sıralarda sıkı suret­te dış politikalarına bağlıdır. Çünkü mü­dafaa programları Atlantik Paktı emni­yet sisteminin çerçevesi içine alınmıştır. Bu da Amerika ile aralarındaki müna­sebetlere dayanmaktadır. İngiltere üç yıl içinde dört milyar yedi yüz milyon İngiliz lirasına mal olacak bir müdafaa programı kabul etmiştir. Churchill İşçi Hükümeti zamanında kabul edilen bu programın tatbik edileceğim bildirmiş ve Atlee yeni hükümetin bu noktada eski hükümetten ayrılmadığını gördü­ğü için memnun olduğunu beyan et­miştir.

Churchill'in Avam Kamarasındaki bu beyanatı .gelecek ay Vaşington'a yapa­cağı ziyaret İçin hazırlık cümlesinden-dir. Hattâ Paris'e 17 Aralıkta gidişi ve Fransız devlet adamîariyie yapacağı temas ve görüşmeler de Vaşington zi­yareti için hazırlıklardan ibarettir. Dün bildirilen bu Paris ziyaretini icabetti-ren sebep meydandadır:Bir müddettenberi İngiliz ve Fransız dış politika­ları ahenk içinde yürümüyor. Fransa Batı Avrupa devletleri arasında birlik: ve dayanışma kurulmasına gayret sarf-etmekte ve bu noktada Amerika tara­fından da desteklenmektedir. Schuman iktisadî plânını ve Avrupa ordusu pro­jesini ortaya atmış, fakat İngiltere bun­lara İştirak etmemiştir. Halbuki Fran­sa Almanya meselesini Avrupa Birliği çerçevesi içinde halletmek teşebbü-sündedir. Bu teşebbüslere İngiltere'­nin iştirak etmemesi, Fransız - İngilzi işbirliğini sarsmıştır. İngiliz - Fransız dış politikaları arasında sıkı bir ahenk kurmadıkça Churchill Vaşington'a git­mek istememiştir. 17 ve 18 Aralıkta Paris'te yapılacak görüşmelerin hedefi bu ahengikurmaktır.

Churchill'in Vaşington'a yapacağı ziya­ret Başbakan için çok daha nazik ve daha ehemmiyetli bir İş olacaktır. Ziya­retin nazikliği şu noktalardadır: İngiliz halkı Churchill'in Amerika'ya karşı faz­la müsaadekâr davranacağından kork­maktadır. Çünkü Churchill ötedenberi Amerika ile en sıkı bir işbirliği politi­kası takip etmiştir. Halbuki son seçim­ler sırasında söylenmiş ve çok alkış­lanmış olan nutuklar da göstermiştir ki, İngilizler Amerika ile işbirliğine ta­raftar olmakla beraber, dış politikada Amerika'ya tâbi olmıya ve Amerika'nın liderliğini kabul etmeye razı değiller­dir. Churchill İngiliz halkının bu nok­tadaki duyarlığını gözönünde bulundur­mak zorundadır. Ve gözönünde bu­lundurduğu içindir ki, Roma'daki At­lantik bölgesine bir Amerikan Amirali­nin komutan olarak tayini ve bazı si­lâhların Amerikan silâhlan standardı­na göre tesbiti gibi Amerikan teklifle­rini reddetmiştir.

Öte yandan Amerikan halkının kendisi tarafından aldatüacağı hakkında bir duyguyu da Churchill gözönünde tut­maktadır.

Harp içindeki temaslarında Churchill'­in Amerikan devlet adamlarını aldat­tığı, Amerika'yı İngiliz menfaatleri uğ­runda vasıta olarak kullandığı ve bu defa da bir şeyler koparmak içinA-merikaya geleceği hakkında kanaatler vardır. Amerikalılar ChurchiH'in kendi­lerinden büyük para yardımı isteğinde bulunacağından da korkuyorlar.

Bu sebepledir kî, Churchill Vaşİngton ziyaretinde yardım meselesini bahis ko­nusu etmiyeceğini anlatmıştır. Hattâ be­raberinde Maliye Bakanını dahi Va-şington'a götürmemektedir. Churchill İngiltere'de kurulmakta olan veRus-

ya'yı atomla bombalamak için kullanı­lacak Amerikan üsleri meselesini görü­şeceğini bildirmiştir. ChurchiH'e göre topraklan üzerinde bu üslerin kurulma­sı, ingiltere'yi büyük tehlike ile karşı karşıya getirmiştir. Bu sebeple Ame­rika tarafından hususî bir muameleye tâbi olmak İngiltere'nin hakkıdır. Gö­rülüyor ki Churchill yardım bahsine bu kapıdan girerek gelecektir. Siyasî müşahit ve yorumcular Chur­chiU ve Eden'in Paris seyahatiyle gc-rıiş ölçüde ilgilenmektedirler. Times'-in Paris muhabiri bu konuda şöyle de­mektedir: Churchiirin ziyareti İngiliz - Fransız münasebetlerinin olağanüstü bir anlayış safhasına girdiği bir zamana rastlamak­tadır. Öyle ki, Churchiirin bu ziyare­tinin lüzumlu olup olmadığı bile bir ba­kıma tereddüdü mucip olabilir. Bu nunla beraber ChurchiU Amerika'ya gitmeden evvel Fransa'yı ziyaret et­mekle bu sıkı münasebetlerin büs­bütün sağlamlaşmasına geniş ölçüde yardım etmiş olmaktadır. Bir çok Fransız şahsiyetlerinin defalarca işaret ettikleri gibi dünya barışının kaderi geniş ölçüde Fransız-îngiliz münasebet­lerine bağlıdır. Milletlerarası konfe­ranslarda bu iki memleketin bir mesele­de fikir beraberliği temin etmesinin a-İjnan karar üzerinde kesin olarak mü­essir olduğu defalarca müşahede edil­miştir.,,

Basın muhabirleri görüşmelerin başlıca şu üç mesele etrafında cereyan edece­ği hususunda mutabıktırlar: Orta-Doğu vaziyeti, Federal Almanya meselesi ve Almanya'nın kaderi ve nihayet Avrupa crdusu problemi.

Diğer taraftan bazı müşahitlerin işaret ettiği gibi, İngiliz delegasyonunda hiç bir mütehassıs olmadığı cihetle müzake­reler daha ziyade umumî mahiyette olacaktır.

Yann ChurchiU ve Eden General Eisen-hower'i karargâhında ziyaret edecek ve muhabirlerin tahminine göre, Gene­ralle Atlantik Ordusu Yüksek Komu­tanlığı konusunda görüşmelerde bulu­nacaklardır.

17 Aralık 1951

— Paris :

Başbakan Rene Pleven, Savurana Ba­kanı Georges Bidault ve Dışişleri Ba­kam Robert Schuman, bu sabah Şimal garında İngiltere Başbakanı VVinston Churchill ve Dışişleri Bakanı Anthony Eden'İ karşılamışlardır. İngiltere'den Fransa.ya feribntla geçen tren, saat 8'i birkaç dakika geçe gara girmiştir. İngiliz devlet adamları bir salon şek-ündeki vagonlarından inmişler ve mu­hafız alayından bir bölük tarafından se-lâmlanmişlardır.

ChurchiU siyah ve uzun bir rödingot giymişti ve altın topuzlu bastonuna ih­tiyatla dayanmakta, fakat ananevi pu­rosunu içmemekte idi.

ChurchiU, trompetlerle selâmlanmış ve muhafız alayı bandosu millî marşları çalmıştır. Müteaddit tokalaşmalardan sonra ChurchiU ve Eden kendilerini İn­giltere Büyükelçiliğine götürecek uzun siyah otomobile binmişlerdir. Refakat­lerinde kendilerini garda karşılayan İn­giltere'nin Paris Büyükelçisi Sir Oliver Harvey bulunmakta idi.

—Paris :

Fransız Cumhurbaşkanı Vincent Auri-ol'un ChurchiU ve Eden şerefine Elysee sarayında verdiği öğle yemeğinde Cum­huriyet konseyi Başkanı Desmonnervil-le, Başbakan Rene Pleven, Dışişleri Ba­kanı R. Schuman, İngiltere'nin Pari» Büyükelçisi Massigli ve Cumhurbaşkan­lığı Genel sekreter yardımcısı Paul Au-rioi hazır bulunmuşlardır.

—Paris :

Bir müşterek Avrupa nükleer fizik la-boratuvan kurulması işini ele almak üzere, Paris'te yapılacak olan ve 12 Avrupa memleketinin iştirak edeceği konferans bu sabah açılacaktır. 6 gün sürecek olan konferans Unesco bina­sında yapılacaktır.

—Paris :

Bu gün öğleden sonra Türkiye saatiyle 18.57 de başlayan Fransız - İngiliz gö­rüşmelerinden önce Fransa Başbakanı Rene Pleven, İngiltere Başbakanı ChurchiU ile yarım saatten fazla süren bir görüşme yapmıştır. Bu görüşmede İngilterenin Paris Büyük Elçisi Sir O-lîverHarvey'dehazırbulunmuştur.

~- Paris :

Winston Churchül ile Rene Pleven, Anthony Eden ve Robert Schuman sa­at 18.30'da görüşmelerine başlamışlar­dır.

Görüşmeler takriben saat 21'30'a ka­dar devam edecek ve müteakiben Baş­bakanlıkta, İngiltere Başbakanı şerefi­ne bir ziyafet verilecektir. Görüşmelere ziyafetten sonra devam edilecektir.

—Paris :

Bugün öğleden sonra ChurchiU ile Rene Pleven, Fransız ve İngiliz Dışişleri Bakanları ve yakın mesai arkadaşları a-rasmdaki görüşmeler iki saat kadar sürmüştür. İngiliz Başbakanının Paris seyahatinin maksadı, Vaşingtonda Baş­kan Truman ile yapacağı görüşmeden evvel Londra ve Paris arasında dünya siyaseti hakkındaki fikirleri karşılaş­tırmaktır.

Mısır, İran, Güney doğu Asya ve husu­sîyle Avrupa meseleleri gözden geçiril­miştir.

Avrupa ordusu meselesi görüşmelerin mihrakını teşkil etmiştir.

18 Aralık 1951

— Paris :

Eden ile Schuman arasındaki görüşme Türkiye saatiyle 17,30'da son bulmuş­tur.

Diğer taraftan General Eisenhower ve General Lauris Nursted'in Fontaineb-lau'da verdiği kabul resmine, Paris böl­gesini kaplayan kaim sis tabakası yü­zünden, iştirak edemeyeceklerini bildir­mişlerdir.


Mısır İngiltere'ye mey­dan okuyor. Bu şartlar altında İngilte­re ve Fransa "dert ortaklan" olmuş­lardır.

Bütün bu dertlerin, 1904 yılında olduğu gibi aralarında kuracakları dayanışma ve işbirliği ile karşılanabileceğine İn­giltere ve Fransa inanmaktadır. Hattâ böyle iki taraflı bir İşbirliği kurmakla da kalmıyarak ikisi bir arada Ameri­ka'yıkendilerine bunoktalarda yar-

dımda bulunmaya da zorlamak niyetin­dedirler. Çünkü sömürgeci bir devlet olmıyan Amerika, bu İngiliz ve Fran­sız sömürge dâvalarına karşı kayıtsız kalmıştır. Kore'de Amerika'ya sağla­dıkları yardıma karşılık olarak, İngil­tere ve Fransa, sömürgelerde kendile­rinin de Amerika tarafından destek­lenmelerini istemektedirler. Her hald* Paris görüşmeleri dikkat ve alâka ile takibedilmeğe değer.

image010.gif7 Aralık 1951

—Washington:

Macaristan'da inişe mecbur edilen dört Amerikan tayyarecisi hakkında Macar ithamlarına Amerikan hükümeti mad­de madde cevap vermiştir.

Dışişleri Bakanlığı basın sözcüsü Lin­coln "VVhite, Amerikan notasının dün Birleşik Amerika maslahatgüzarı Ge-orge Abbott tarafından Macar Dışişleri bakanlığına tevdi edildiğini söylemiş­tir.

Burada alman malûmata göre, tayyare­ciler silâhsız bir taşıt uçağile uçuş ya­parken yollarını kaybetmişler ve Sov­yet uçakları tarafından inişe mecbur edilmişlerdir.

Abbott'a göre, Macar hükümeti uçak mürettebatının tevkif edildiklerini bil­dirmiştir.

Amerikan notası, uçağın ve müretteba­tının serbest bırakılmasını talep et­mektedir.

.12 Aralık 1951

—Budapeşte :

Sovyet av uçakları tarafından geçen sene Kasımın 19 unda Macar toprak­larına inmeğe mecbur edilen C. 47 A-merikan uçağı mürettebatının memnu­niyet verici izahat almak ve Macar semalarının ihlâlinden mes'ul olanların cezalandırılmasını tahakkuk ettirmek gayesile 3 Aralık tarihinde verilen Ma­car notasında talep edilen tazminat mukabili iade edilecekleri kanaati bazı çevrelerde hâkimdir.

Macar hükümeti bugün verdiği yeni notada, hâdiseye dair Amerikanın id­dialarını cerhetmekte, ve şöyle demek­tedir :

Uçağın herhangi bir uçuş hatasını im­kânsız kılacak şekilde âletlerle mü­cehhez olduğundan bu hâdisenin düşü­rülerek yapıldığı sabit olmaktadır. Nota bundan başka bu ihlâlin paraşüt­le casus İndirmek gayesi ile yapıldığı neticesine varmak için mürettebatın beyanatını bahis mevzuu etmektedir.

Budapeştedeki Amerikan Maslahatgü­zarı şimdiye kadar mürettebatın mu­kadderatına ve uçağın iadesine dair yaptığı müracaata bir cevap alama­mıştır.

3 Arahk 1951 — Londra:

Bir Bulgar haber ajansının verdiği ve bugün Londra'dan alman mesaja göre, Türkiye'nin muhaceret meselesini Bul­garistan'a karşı dostane almıyan mak­satlar için kullanmakta devam etmiye-ceğine ve bunu önemli bir politika mevzuu yapmaktan vazgeçeceğine dair teminat vermesi halinde Bulgaristan, Türk aslından olan kimselerin tehcirine son verecektir.

Türk hükümetinin resmî bir beyanatını zikreden bu ajans, Türkiye'yi "memle­kete iade işinde lüzumsuz müşkülât,, çıkarmakla itham etmiş ve Bulgaris­tan'daki Türkler arasmda endişe ya­ratmak ve onları Türkiyeye dönmeğe ikna etmek için basını ve radyoyu faa­liyete geçirdiğinden dolayı Türk hükü­metini takbih eylemiştir.

Haberde ilâve edildiğine göre Türkiye-nin burada dostane olmayan son ha­reketi Türkiye'nin "bir tecavüz bloku olan Kuzey Atlantik Paktına,, alınması ileaynizamana tesadüf etmiştir.

12 Aralık 1951

— Tahran:

İran Başbakanı Muhammcd Musaddık dün, New-Yorktan salı günü Tahrana gelmiş olan Wiîliam Warren'i kabul etmiş ve kendisi ile, Truman programı­nın 4 üncü noktası gereğince İran'a ve­rilecek olan 23 milyon dolarlık tahsi­satın nerelerde kullanılacağına dair mü­zakerelerde bulunmuştur.

—Tahran :

îran, daha önce İngiliz-îran petrol kum­panyasından petrol almakta olan mem­leketlere bir ültimatom göndererek 10 gün içinde İran Millî Petrol Şirketi ile yeni mukaveleler yapmaları icabetti-ğini, aksi halde petrolün başka mem­leketlere satılacağını ihtar etmiştir.

Yabancı memleketlerdeki İran diplo­matlarına yeni mukavele metinleri mev­zuunda petrol alıcılariyie temasa geç­mek üzere talimat verilmiştir.

Başbakan Musaddık yarın Parlamento­da petrol satışı ile alâkalı yeni poli­tikasını açıklayacaktır. Başbakanın,İran'ın ihtiyacı olduğu mallara muka­bil petrol mübadelesini iltizam edenyeni bir projeyi tasvib ettiği ve böy­lece bir çok memleketlerin çok miktar­da petrol satın almalarına mâni olanyabancı döviz temini güçlüklerim ber­taraf etmeyi düşündüğü sanılmakta­dır.

—Tahran :

İran Başbakanı Dr. Musaddık, bugün 36 memlekette bulunan petrol kumpan­yalarınabirer ültimatomgöndererek

İran uetrolünü satı nalip almamak hu­susunda lOgün içinde düşünüp karar vermelerini taleb etmiştir.

Başbakan yardımcısı Hüseyin Fatımî, bu ültimatomların Sovyet Rusya ve Sovyet peyki devletleri de dahil, Tah-ran'daki 16 büyük elçilikle 24 elçiliğe tevdi edildiğini bildirmiş ve şöyle de­miştir:

"Her ne kadar evvelki mühlet sona er­miş ise de bu hareketimizle aşırı de­recedeki hüsnüniyetimizi göstermek is­tedik. Ültimatom müddeti bittikten son­ra îran petrolünü her dilediğine sat­mak hakkım muhafaza edecektir.,,

İran'ın petrolü devletleştirme kanunu, Angîo-îranian petrol kumpanyasının eski müşterilerine satış imtiyaz ve rüçhan hakkını tanımaktadır.

22 Aralık 1951

—Tahran:

İngiliz-İran petrol şirketi müşterile­rine, millileştirilen İran petrollerini satın almaları için hükümet tarafın­dan verilen 10 günlük mühlet bugün sona ermektedir.

Bu sabaha kadar İran resmî makam­larına bu hususla ilgili herhangi bir cevab gelmemiştir. Bununla beraber İran kaynaklarından Öğrenildiğine gö­re İngiltere büyü kel çisinin cevabını bugün bildirmesi ihtimal dahilinde­dir.

24 Aralık 1951

—Tahran :

Ayan Meclisi bu sabah petrol meselesinehasredilen bir gizli toplantı yapmış­tır. 3 saatten fazla süren bu toplantıda ayan üyeleri La Haye Milletlerarası adalet divanının hareket hattı ve ya­bancı memleketlere yapılan petrol sa­tışları hakkında hükümetten malûmat taîeb etmişlerdir. Hükümeti petrol ih­racına süratle bir hal çaresi bulmaya zorlayacak bir meylin mevcudiyeti ken-'dini göstermektedir. Başbakan Musad-dık rahatsız olduğundan Dışişleri Ba­kanı Kâzımı soru sahiplerine hükümet ad:na cevap vermiştir.

— Tahran:

Angoia-İranian petrol kumpanyasının petrol tulumba ve depolarının bütün ekip işçileri dün gece grev ilân edip barikadlar kurarak buralarım teslim almaya gelen istihkâm ekiplerine karşı koymuşlardır.

İşçiler aylıklarının ödenmediği iddiasın­dadırlar.

Başbakan Musaddık'm tulumbalarda ve sarnıç kamyonlarında çalışmak üze­re gönderdiği 700 mühendis depoya gi­rememişlerdir. Daha sonraları Musad-dık, grevcileri yatıştırıp yola getirmek maksadiyle Harbiye Bakanı General Murtaza Yezdan Penah ile Hüseyin Me-ki'yî vak'a mahalline göndermiştir.

General ile Meki, grevcilere taleplerinin yerine getirileceği vaadinde bulunmuş­lardır.

Grevin bu gece sona ermesi beklenmek­tedir.

27 Aralık 1951

— Tahran :

Burada iyi malûmat alan çevrelerden bildirildiğine göre, îran Başbakanı Dr. Musaödık İran'daki Amerikan askerî heyetinin hizmetine nihayet vermeği düşünmektedir.

Heyet, İran ordusu ile jandarma teşki­lâtında müşavir olarak bulunan 72 A-merikahdan mürekkeptir.

Amerika ile yapılan 1947 anlaşmasında İran'ın başka herhangi bir devlete mensup askerî müşavirler kullanmıyaea-ğma dair maddeler vardır.

Alâkalı kaynaklar, Dr. Musaddık'm bu şartları İran'ın hükümranlığını ihlâl mahiyetinde telâkki ettiğini ve bizati­hi Amerikan heyetinin mevcudiyetinin, soğuk harpte İran'ın tarafsızlık arzusu ile tezad teşkil ettiği kanaatinde bu­lunduğunu belirtmişlerdir.

Ayni Kaynaklara göre, Dr. Musaödlk, İran'ın hareket serbestisini tehdit et­tiği takdirde, Amerika'nın gelişmeleri geri kalmış memleketlere yardım fas­lından vereceği 23 milyon dolan dahi reddetmek tasavvurunda olduğunu ka­binesine bildirmiştir.

24 Arahk 1951

—Bingazi :

Muhammet! İdris Senusî bugünradyo ile yayınlanan ve bütünLibya'da ilân edilen konuşmasında Libya'nınistiklâ­lini şu sözlerle İlân etmiştir:

Libya'nın bugünden itibaren Millî Mec­lisin 2/12/1950 tarihli kararma uyula­rak müstakil ve hükümran devlet oldu­ğunu resmen ilân ediyoruz. Bundan böyle Libya Birleşik Krallığı hükümda­rı unvanını taşıyacağız.

Yeni hükümdar, Libya Millî Meclisi ta­rafından 7/10/1951'de hazırlanan ve iiân edüen anayasanın yürürlüğe gir­diğini bildirmiş ve bu anayasanın hü­kümleri mucibince iktidadı ele almış­tır.

—Washington:

Birlegik Amerika bugün yeni libya Krallığını resmen tanıdığım bildirmiş­tir. Bingazi'deki Amerikan Başkonso­losu Andrew Lynch, yeni hükümet nezdindeki Elçiliğin mas] ahatgüzarhk İşlerine muvakkaten bakacaktır. Baş­kan Truman, bugün Melik İdris Elsu-nusîye gönderdiği şahsî bir mesajda Libya'nın bağımsızlığa kavuşmuş olma­sı keyfiyetinin bütün dünya için "tarihî bir ehemmiyet,, taşıdığını kaydetmiş ve şunları söylemiştir:

' Bu münasebetle Majestelerine bu mu­vaffakiyetlerinden dolayı tebriklerimi arzetmek ve şahsınıza ve Libya halkına karşı Birleşik Amerika halkının dost­lukla meşbu hissiyatına tercüman ol­mak isterim.,.

Ayrıca Birleşik Amerika Dışişleri Baka­nı Acheson Libya Dışişleri Bakanına bir mesaj göndererek, Libya'nın bir an ev­vel Birleşmişmilletlerekabulü için

Bu teşebbüsleregirişeceğivaadinde lunmuştur.

— Bingazi :

İtalya'nm eski sömürgesi Libya Birleş­miş Milletlerin taahhüdü altında istiklâ­lini kazanan ilk devlet olmuştur. Kral İdris El Sunusî bugün Mussolininin faşist valisi Mareşal Graziani'nin vaktiyle ika­met ettiği saraya giderek memleketi­nin istiklâlini ve kendisinin de Libya'nın ilk Kralı olduğunu ilân etmiştir.

Birleşmiş Milletlerin Gsnei Kurulunun 1949'da aldığı bir kararla bugün Libya bağımsızlığına kavuşmuştur.

Halk bugün donatılan sokaklarda te­zahürat yapmıştır. Kral bugün Birleş­miş Mİlîetier Yüksek Komiseri Mr. Ad-rian Pelfi İngiltere'nin ilk Libya Elçi­si Sir Alec Kirkbride'i, diğer Kordip­lomatiği ve muvakkat libya hükümeti azalarını kabul etmiştir.

Kral, Libya'nın hür memleketler ara­sındaki mevkiini bir an evvel alması temennisinde bulunmuştur. Merasimin sonunda muvakkat hükümet reisi Baş­bakan istifa etmiştir. Kral, Mahmut Bey Muntasır'dan yeni hükümeti kur­masını istemiştir.

İngiliz ordusu yeni Kralı 41 takım topla selamlamıştır.

Libya'nın stratejik üsleri Batılı devlet­ler tarafından kullanılabilecektir. Yeni Libya devleti ile İngiltere arasında kar­şılıklı bir tedafüi anlaşma önümüz­deki baharda Libya seçimlerinden son­ra vazife alacak Libya hükümeti ile aktedilecektir. Anlaşma mucibince İn­giliz kara ve hava devletleri Libya'da kalacaklardır, İngiltere yeni devletle sıkı münasebetler tesis edecektir. İngiltere Libya'nın bütçe açığını kapa­mayı taahhüt etmekle kalmayıpkar-

image011.gifşüıklı bir yardım anlaşması akdetmiştir. Libya Fransa'dan karşılıklı yardım programı mucibince de Amerika'dan yardım görecektir.

25 Aralık 1S51

— Bingazi :

Dün İstiklâli ilân edilen yeni Libya Bir­leşik Krahığı hükümetinin bugün te­vekkül ettiği bildirilmektedir, tik Lib­ya kabinesi şu şekilde kurulmuştur:

Başbakan ve Dışişleri Bakanı Mahmut Muntassar, Eğitim ve Adalet Bakam Fethi Kâhya, MalîyeBakam Mansur Een Kadara, Saflık Bakam Mahmud Osrnan, Ulaştırma ve Bayındırlık Ba­kanı İbrahim Saban, Savunma Ba­kanı Ali Jerbi.

Kabinede 3 Trablus garp'lı, 2 Bingazİ'li ve bir Fizanlı bulunmaktadır. Eski Bin-gazi Başbakanı Muhammed Sagıslı, Seyf El Nasr Fizan, Fadıl Einzikrî Trablusgarp valiliklerine tâyin edilmiş­lerdir.

Yeni Libya . devletine İlk temsilcisini gönderen devlet ingiltere olmuştur. Sir Alexender Kirk Bride, itimatnamesini Melik Muhammed İdris El Sünusî'ye takdim etmiştir.

1 Aralık 1951

—Londra:

Kahire radyosu tarafından dün gece yayınlanan Mısır İçişleri Bakanlığı teb­liğinde şöyle denilmektedir:

"İngiliz kuvvetleri bugün Mısırın muh­telif bölgelerine sevk edilecek olan çok miktarda akaryakıt'ı müsadere etmiş­lerdir. İsmaiîiye yakınlarındaki bîr is­tasyonda İngilizler, 4 tanesi Kahire e-lektrik muhavvile merkezine, geriye ka­lanı demiryolu idaresine ait olan 9 tan­keri zaptetmişlerdir. Gene îsmailiyede 100 kadar İngiliz askerinden müteşek­kil bir gurup dün öğleden sonra bir Iıastahaneyi işgal, fakat yarım saat sonra tahliye etmişlerdir.,,

Port-Said dolaylarında üç kişiyi hâmil bir İngiliz arabasından yol kenarına bir insan atıldığının müşahede ve bilâhare fcu şahsın bir Mısır muhafızı olduğunun tesbit edildiği tebliğde ilâve olunmakta­dır.

Aynı tebliğe göre, Mısırlı muhafız Mı­sır makamlarına verdiği ifadede araba­dan atılmadan evvel tevkif edilmiş ol­duğunu ve kendini kaybedinceye kadar dövüldüğünü, silâhının da tahrip edil­diğini bildirmiştir.

3 Araîık 1951

—İsmaiîiye :

İsmailiyede sükûnun avdet etmiş olması sebebiyle Mısır ilk okulları bu sabahtan itibaren tedrisata devam edeceklerdir. Bilindiği gibi bu mektepler İngiliz kı-talanyle Mısır polisinin müsademe et­mesiyle neticelenen ciddî hâdiseler se-bebiyie İS Kasımdanberi kapah bulu­nuyorlardı.

—Kahire :

16 .Ekimden 25 Kasıma kadar Süveyş; kanal bölgesinde vuku bulan hâdiseler neticesinde 19 Mısırlının öldüğü ve 131 inin de yaralandığı bildirilmiştir.

Bu rakkamîar kanal bölgesi valisi tara­lından resmen yayınlanmıştır. Ölen 19 kişinin 9'u ve yaralanan 131 kişinin 22 si askerdir.

—Süveyş:

Mısır hükümetinin talebi üzerine İngi­liz bandırası taşımayan gemilerle çalış­mayı kabul eden Süveyş limanı amele­leri, bugün kararlarından vazgeçerek, İngiliz kuvvetleri tamsmiyle kanal böl­gesini tahliye etmeden evvel işe başla­mamaya karar vermişlerdir.

4 Aralık 1951

—Kahire :

Mısır Parlâmentosunun dün geceki top­lantısı sırasında bir meb'us, İngiliz kı­talarını Süveyş kanalı bölgesinden at­mak için Mısır'ın Sovyet Rusya ile bir dostluk anlaşması yapması İcab ettiğini söylemesi üzerine gürültüyle kürsiiden indirilmiştir.

Waft "Hükümet" Partisinden Süleyman Abdülfettah, hükümetten 4 büyük dev­letin Ortadoğu savunmasıyla ilgili tek­lifleri karşısındaki hareket tarzını ta­yin etmesini ve Sovyetler Birliği ittifakı taleb etmiş ve ekseriyetin protestosuyla karşılaşmıştı.

Hükümet adına konuşan Ticaret Bakanı Süleyman Gannam Paşa, "Biz yalnız kendimize güveniriz'" mukabelesinde bu­lunmuştur.

— İsmaiîiye :

Dün Süveyş kanalı mmtakasmda İngiliz kuvvetleriyle Mısır polisi ve ahali arasında çıkan hâdiselerde 20'den faz­la kişi ölmüş ve 80'den fazla kişi yara­lanmıştır.

İlk hâdise, dün sabah Süveyş sokakla-' nnda Mısırlı tethişçilerin açtığı ateşten İngiliz kuvvetlerinin sakınması üzerine çıkmış, Mısırlı polis memurları hâdise mahalline gelerek ateşe iştirak etmiştir. İngiliz askerleri bu tecavüze maruz ka­lan arkadaşları için yardıma koşmuşlar ve çarpışma üç saat kadar sürmüştür. İngiliz kuvvetleri genel karargahı tara­lından yayınlanan bir tebliğde bu hâdi­seler sırasında dört Mısırlının öldürül­düğü ve 25 polis memurunun esir edil­diği bildirilmektedir. Bir İngiliz askeri öldürülmüş ve biri de yaralanmıştır.

Dün akşam Süveyş valisi Mısırlıların za­yiatının 5 ölü ve 70'i mütecaviz yara­lıyı bulduğunu bildirmiştir. Vali, çar­pışmanın İngiliz askerlerinin Mısırlı po­lis memurlarına ateş açması üzerine çık­tığım ilâve etmiştir.

Dün öğleden sonra İngiliz askerlerine karşı bir tecavüz hâdisesi daha kay­dedilmiştir. Mısırlılar iki kamyonu tu­zağa düşürmüş ve 6 İngiliz askerinin Ö-lümüne sebebiyet vermişlerdir. İki İn­giliz askerinin kaybolduğu haber veril­mektedir.

Süveyş kanalı bölgesinde durumun dün gece bazı münferit silâh atışları dışın­da sakin olduğu bildirilmektedir. İngiliz askerleri dönemeç noktalarında nöbet beklemektedir.

Süveyş kanalı mmtakasındaki İngiliz kuvvetleri komutanı General Erskine dünkü hâdiselerin fazlasiyle vahim ol­duğunu beyan etmiştir. General Mısır .polisi tarafından tertip edilmiş bir te­cavüz hâdisesinden bahsetmiş ve vali r.ezdinde şiddetli bir protestoda buluna­cağını ilâve etmiştir.

— Kahire :

Pazartesi günü Mısırlılarla İngilizler a-rasmda cereyan eden ve 106 kişinin ö-îüp ve yaralandığı kanlı çarpışmalardan sonra, bugün 5000'den fazla üniversite talebesi yaptıkları nümayişlerde "Kana kan.. Silâh isteriz." diye bağırmışlardır. Nümayişlerde herhangi bir şiddet teza­hürü görüldüğüne dair Kahire veya îs-kenderiyeden şimdiye kadar bir haber gelmiş olmamakla beraber takviye edi­len polis kıt'alan İngiliz Konsolosluğu île diğer konsoloslukları ve resmî yer­leri kordon altına almışlardır.

Süveyş kanah bölgesindeki. İngiliz Ge­nel karargâhı:

Zannedildiğine göre, İngiltere bugün Mısır hükümetine bir nota tevdi ede­rek Süveyş şehrinin çarpışma saha­sında asayişi temin etmesi talebinde bulunmuş ve bu yapılmadığı takdirde şehri temizleyecek olan bir İngiliz ha­reketi ile karşılaşması ihtimalini ha­tırlatmıştır.

İngiliz kıtaları şehre giden bütün yol­ları ve Kahirenin petrol ikmalini yapan hatlarını kesmişlerdir.

îngiliz resmî şahsiyetleri Süveyş vali­sine Mısır polisinin asayişi temin etmek için bütün tedbirleri almağa mecbur ol­duğunu bildirmiştir.

Askerî makamlar, Mısırdan vâki talep­lerin mahiyetini açıkiamaimşiarsa da bunun bir ültimatom mahiyetinde ol­duğunu ihsas etmişlerdir.

Bugün bir İngiliz motorlu kolu Mısır polisi ve bazı sivillerle Süveyş civarın­da müsademe etmiştir.

Henüz teeyyüd etmeyen haberlere gö­re, İngilizlerin mitralyöz ateşi ile 20 Mısırlı ölmüştür.

5 Aralık 1951

— İsmailiye :

İngiliz kuvvetleriyle Mısır polisi ara­sında dün Süveyş sokaklarında yeni çarpışmalar olmuştur. Bir İngiliz teb­liğinin bildirdiğine göre, Mısır Polis me­murları, üç İngiliz zırhlı otomobiline süâh açmış ve İngiliz kuvvetleri de ate­şe mukabele etmişlerdir. İki İngiliz askerî yaralanmıştır ve bir Mısır tebli­ğine göre, 15 Mısırlı Ölmüş ve 26 kişi de yaralanmıştır.

Mısırlılar, dün akşam yeniden, İngiliz­lerin hâdiseden mesul olduğu iddiasını

ileri sürmüşlerdir. Bu isnat İngiliz as­keri makamları tarafından reddedilmiş­tir.

Dünkü hâdiseler İngiliz kuvvetleri ko­mutanının Mısırın Süveyş valisiyle gö­rüşmesinden az bir zaman sonra vâki olmuştur. İngiliz komutanı, Süveyş so­kaklarında bugünlerde vâki olan hâdise­lerin Mısır polisinin nizamı muhafaza etmekte aciz göstermesinden ileri gel­diği kanaatinde olduğunu söylemiştir. Geçen pazartesi günkü İngiliz kayıpla­rının 11 ölüye yükselmiş olduğu bildi­rilmektedir.

Kabine ictimadan sonra siyasî müna­sebetlerin kesilmesi kararının ilân edi­lip edilmiyeeeğini soran gazetecilere, Mısır Dışişleri Bakan Vekili İbrahim Farağ paşa "Bu gibi tetkikler zaman ister ve bu zaman da tâyin edilemez,, demiştir.

Güvenilir kaynaklar, kabinenin müna­sebetleri birdenbire ve tamamiyle kesmekten ziyade bu yolda kademeli olarak takib edilecek bir plânı kabul etmesi ihtimalini ileri sürmektedirler. Bu takdirde Mısır, İngiltere ile olaı asırlık bağlarını koparırken ihracatı için yeni mahreçler ve ithalâtı için de yeni kaynaklar sağlamak imkânım bulacak­tır.

12 Aralık 1951

—îsmailiye:

Dün akşam Süveyş kanal mmtıkasm-daki İngiliz askerî makamları tarafın­dan yayınlanan bir tebliğde bildirildi­ğine göre, kanal mıntıkasında dür. gün­düz ve gece gayet sakin geçmiştir.

—Washington:

Mısır'ın İngiltere'ye karşı takındığı düşmanca tavır ve Süveyş kanal mıntı­kasında cereyan eden şiddetli hâdise­ler Amerikan gazetelerinde yorumlan­maktadır.

San Fransisko Chonrnicle gazeetsi şöy­le demektedir:

"Mısır-îngiliz ihtilâfı hakkında İngil­tere'nin yayınladığı beyaz kitap, büyük Britanya'nın Süveyş Kanalı meselesin­de gösterdiği sağduyu ve mantıklı ha­reket tarzının yeni bîr delilidir.

Mısır'ın bu beyaz kitabı dikkatle ince­leyeceğini umuyoruz. Milletlerarası bir kontrol şekli Mısırın elde edebileceği en iyi neticedir. Gerçi kanal mıntıkası Mısır topraklarına aittir, buna hiçbir zaman kimse itiraz etmemiştir ve Mı­sır'ın, topraklarında yabancı kuvvetler istememesi tabiidir, fakat Mısırlılar bir muahede imzalamış ve bu durumu ta­mamen kabul etmişlerdir. Mısır o za­man, Süveyş'in Batılılar için hayatî bir nokta olduğu ve nispeten zayıf bir dev­let olduğu cihetle savunmasını tek ba­sma üzerine alamayacağı hususlarını ka­bul etmişti. Gün geçtikçe Mısır bu va­kıanın ne kadar doğru olduğunu biz­zat gördü. Kanal suları Milletlerarası yollara dahildir, buna rağmen Mısır İs-

rail ablukasına karar vermek ve bir çok gemilerin kanaldan geçmesine mâ­ni olmakla Milletlerarası kanunları ih­lâl etmiştir. Ancak îngilterenin kanal mıntıkasını işgal etmesinden sonradır ki gemiler kanaldan serbestçe geçmeye başlamışlardır. Mısır'ın kanal savunma­sını üzerine alamıyacağı hususunun di­ğer bir delili, içinde birçok ayrılıklar bulunan Mısır ordusunun durumudur. bu hakikat bizzat Mısır gazeteleri ta­rafından kabul edilmiştir. Mısır, is­terse, Batıyla İşbirliği ederek bu böl­gede daha sonra mes'uliyeti üzerine al­mak için hazırlanabilir.,,

13 Aralık 1951

—Kahire :

Mısır hükümetinin Büyük Britanya ile olan münasebetleri konusunda yapması beklenen beyanat yeniden geri bırakıl­mıştır.

Dün akşam bu haberi bir Mısır sözcüsü bu beyanatın ne zaman yapılacağını tas­rih etmemiştir. Gündüzün Mısır Dış­işleri Bakan yardımcısı Amerika'nın Kahire Büyükelçisiyle görüşmelerde bulunmuştur. Bu görüşme sonunda Bakan yardımcısı Büyük Britanya ils siyasî münasebetlerin kesilmesi mese­lesinin gündemde olduğunu söylemiş ve kendisinin pazar günü Mısır Kabinesine sunulmak üzere bîr nota hazırlandığını beyan etmiştir.

—Kahire :

İsmailiye'deki İngiliz sözcüsünün bildir­diğine göre Mısırlı tedhişçiler bir İn­giliz konvoyunu îsmailiye ile Telelke-bir arasındaki yolda tuzağa düşürerek bir askerî kamyon şaförünü öldürmüş­lerdir.

İngiliz sözcüsü, ayrıca İngilizlerin Mı­sırlılardan Fanarat El Anaghon kasa­basındaki İngiliz su tasfiye istasyonuna bakan evleri tahliye etmelerini talep et­tikleri yolunda El Ahram gazetesi ta­rafından yayınlanan haberleri katiyetle yalanlamıştır.

—Kahire :

Mısır, İngilizlerin kanal bölgesindeki hareketlerini protesto maksadiyle I^ond-ra Büyükelçisini resmen geri çağırmış­tır.

Yayınlanan hükümet tebliğinde Mısırda herhangi bir yabancı askerî iş gören veya işbirliğindebulunanlarıcezalan

dırmayı derpiş, eden bir kanun hazırla­nacağı ayrıca bildirilmekte kabinenin Mısır vatandaşlarına silâh taşıma im­kânını verecek surette mevcut silâh taşıma kanununu tâdile karar verdiği beyanedilmektedir.

14 Aralık 1951

—Süveyş Kanalı bölgesi İngilizGenel karargâhı:

İngiliz karargâhı sözcüsü, bugün beya­natta bulunarak İngiliz devriye kolla­rının dün gece Portsaid ile Elballah arasındaki telgraf hatlarını kesmeğe çalışan iki Mısırlıyı öldürdüklerim bil­dirmiş ve şunları ilâve etmiştir:

Tedhişçiler ayrıca Teîekebir civannda bir teftişten dönen İngiliz hava kuvvet­leri komutanlarından John Barker'in otomobilini pusuya düşürmeğe teşebbüs etmiş, atılan kurşunlardan ikisi otomo­bile isabet etmişse de komutana bir şey olmamıştır.

17 Aralık 1951

—Kahire:

Birleşik Amerika ve Avustralya İngiliz-Mısır ihtilâfım halletmek için yeni bir teşebbüste bulunmuştur. Birleşik Ame­rika Büyük elçisi Jefferson Caffery va Avustralya Ortaelçisi Claude Massey dün Dışişleri Bakan Vekili İbrahim Ferağ paşayı ziyaret etmişlerdir. Gö­rüşmeyi müteakip her üç şahsiyette müzakereler hakında tefsirde bulunma­yı reddetmişlerdir. Yalnız İbrahim Fe­rağ paşa Dışişleri Bakanı Salâhattin paşanın Anthony Eden ile bugün öğ­leden sonra veya salı sabahı görüşece­ğini bildirmiştir.

Diğer taraftan kabine devlet mühürü-nü Mısır ve Sudan Krallığı şeklinde değiştirmeye karar vermiştir,

19 Aralık 1951

—Kahire:

Sûveyg civarında bir Mısır köyünün tah­ribini protestoeden 13Aralık tarihli

Mısır notası dün gece Dışişleri Bakan­lığı tarafından umuma açıklanmıştır.

Notada böyle bir hareketin her iki mem­leket arasındaki uçurumu derinleştirdi-ği ve bütün Nil vadisi halkının 'hisle­rini rencide eylediği belirtilmektedir.

20Aralık 1951

—Kahire:

Yılbaşında müstakil bir devlet .haline gelecek olan Libya hükümeti nezdine Mısır bir elçi yollamağı kabul etmiş­tir.

Mısır aynı zamanda bu yeni komşu dev­leti Arap Birliğine ithal etmek üzere faaliyete geçmiştir.

Kral Faruk, Mısırın Bingazi elçiliğine Selâhattin Fazıl beyi tayin etmiştir.

21Aralık 1951

—İsmaliliye:

İngiliz makamları, güneş batışından do­ğuşuna kadar sokağa çıkılması menet-miş ve Port Sait ile Fayid arasında mü­nakalâtı durdurmuştur.

Süveyg kanalı bölgesinde son 48 saat zarfında sık sık hâdiselerin vukua gel­mesi böyle bir emniyet tedbirinin alın­masını icab ettirmiştir.

Demir yollarında da sık sık sabotaj ha­reketleri vukua gelmektedir.

Port-Said'in Güneyinde demiryolu hat­tı kapanmıştır. Tel El Kebir bölgesin­de de sabotajcılar harekete geçmiş­tir.

—Hava kuvvetleri karargâhı (Kore) :Müsait bir havada, müttefikuçaklaiı477çıkışyaparak,komünistlerinbellibaşlı ikmal hatlarına hücum etmişler­dir.

Kunurİ ile Sunchon arasındaki demir­yolu hattı 22 yerinden kesilmiştir. Tep­kili uçaklar da Sinanju ile sukehon a-rasmdaki demiryolunun 29 yerini tahrijp etmileşridr.

Bugünkü devriyeler mig uçaklarına rastlamamışlardır.

1 Arahk İ951

—Bağdad :

Bugün Şam'dan buraya gelen bir Ba­tılı diplomatı nbildirdiğine göre Suriye Genel Kurmay Başkanı Edip Çiçekli geçen akşam Başbakan Davalibi 24 sa­at içinde istifa etmediği takdirde bir askerî diktatörlük ilân etmek tehdi­dinde bulunmuştur.

Batılı diplomat böyle bir diktatörlük ilân edildiği takdirde bunun ancak nor­mal vaziyetin avdetine kadar sürece­ğini işaret etmiştir.

—Şam :

Kabineyi teşkile memur edilen Hamid Hoca, istişarelerine devam etmekte­dir.

evvelteşekkülü

Kabinenin yarından beklenmemektedir.

— Kahire :

Arap memleketlerinin Orta Doğunun müşterek savunmasına dair dörtler teklifine verecekleri müşterek beya­natı Suriye buhranının hallinden son­raya bırakıp bırakmıyacaklarım soran gazetecilere Mısır Dışişleri Bakan vekili İbrahim Farag Paşa, Suriye hâdisele­rinin beklenen beyanatın verilmesine mâniolmayacağınısöylemiştir.

Suriye buhranında Mısırın arabulucu­luk yapması İhtimali var mıdır? sualine de Farag Paşa şu cevabı vermiştir: Su­riye işi bir iç meseledir bu meeslenin halli yalnız Suriye milletine aittir.

— Şam :

Hükümet merkezinde dalaşan şayiala­ra göre, Suriye Cumhurbaşkanı Haşim Attasi,istifaetmiştir.

Suriye Cumhur başkanı Haşim El At­tasi bugün istifa etmiş ve Suriye Genei Kurmay Başkanı Albay, Çiçekli, Cum­hurbaşkanlık vazife ve salâhiyetlerini deruhteetmiş olduğunu bildirmiştir.

—Şam :

Genel Kurmay Başkanlığı tarafından yayınlanan bir tebliğde Cumhurbaşka­nı Haşim El Attasi'nin istifa bildiril­mektedir.

Diğer taraftan yüksek harp konseyi Ge­nel kurmay Başkanı ve Yüksek Harp Konseyi Reisi Albay Çiçekli'nin devlet reisliği unvanını ve icra kuvvetini de­ruhteettiğinibildirmiştir.

Genel Kurmay Başkanlığından yayınla­nan bir kararnamede, Meclisin feshi ilân edilmektedir.

3 Arahk 195)

Şam'da bugün yayınlanan bir karar­nameye göre, Albay Fevzi Seîo teşriî ve icraî salâhiyetleri üzerine almıştır. Albay Fevzi devlet Başkanı, Başbakan ve Savunma Bakanı vazifelerini yap­maktadır. Devlet Başkanına, Bakan yetkilerim haiz genel sekreterler yar­dım etmektedirler.

—Şam :

Hükümet darbesindenberi İlk defa ola­rak Edip Çiçekli bir basın toplantısı yapmıştır.

Sözlerine Hüsnü Zaİmin yaptığı hü-met darbesinden beri cereyan eden hâ­diselerin bir tarihçesi ile başîıyan Çi­çekli ezcümle demiştir ki:

Biz askerler Arap birliğinin asla aley­hinde değiJiz. Fakat bu birliğin elde edilmesi için memleketimizi yabancı bir tahta tâbi kılmak fikrini de ikrahla reddederiz.Hepinizbiliyorsunuzki - Irak hür değildir ve yabancı bir devlete

bağlıdır;

Biz eskiden halen olduğu gibi bundan sonra da bütün Arap devletlerine karşı takip edilen siyasete sadık kalacağız Bilhassa dâvasını kendi öz dâvamız te­lâkki ettiğimiz Mısıra karşı da ayni si­yaseti takip edeceğiz. Bu devletlere karşı bir yandan böyle kardeşçe hisler­le bağlı kalırken diğer taraftan Birleş­miş Milletler misakma uygun bir şe­kilde hürriyet uğruna çalışan millet­lerin safında yer almakta devam edece­ğiz.

Davalibi Kabinesinin komünist tema­yülüne dair bir Türk gazetecisi tara­fından sorulan suale cevaben Albay Çiçekli, Surİyenîn komünizme uygun bir toprak olmadığım, Suriyede sefalet ve feodalizmin hüküm, sürmediğini ve yalnız orta tabakanın hâkim olduğuna söylemişveşunlarıilâveetmiştir:

Komünist partisine karşı takip ettiği­miz siyasete gelince, muayyen prensip­lere bağlı bir partiye ecnebi devlete â-let olmadıkça muhalif değiliz.

Hapiste olan eski hükümet adamlarının akıbetlerinin ne olacağına dair bir su­al üzerineEdip Çiçekli demiştir ki:

Bunların âkibetlerini devlet reisi tâyin edecektir. Fakat kanaatimce aleyhlerin­de ileri sürülen ithamlara cevap vermek zaruretinde kalacaklardır.

4 Aralık 1351

— Şam:

Dün yaptığı basm toplar.tısnda Albay Çiçekli, Önce şunları söylemiştir:

Bugün tekrar genel Kurmay başkanlığı vazifemideruhte ediyorum.

Son hâdiselerin tarihçesini yapan Albay Çiçekli, hükümet darbesinin hükümet kadrolarının tasfiyesi ve iktisadî refaha müstenid meşru bir rejim tesisi gayesi güttüğünde İsrar etmiştir.

Orta Dcğu savunmasına dair memleke­tinin durumu hakkında sorulan suale, Albay Çiçekîi şu cevabı vermiştir:

Bu hususta ittihaz edeceğimin hareket hattı herşeyden ör.ce Suriye'nin menfa­atlerinden mülhem bulunacaktır. Bu­nunla beraber Suriyenin bir müşterek Güvenlik Paktı ile diğer Arap memle­ketlerine bağlı olmasıdolayısiîe Arap

dünyasının takınacağı tavrın hareket haltımız üzerinde büyük tesirleri ola­caktır.

—Kore'de sekizinci ordu karargâhı :Sekizinci ordukarargâhındanbugünyayınlanantebliğde,hepsidegenpüskürtülen3komünistkeşifmüfre­zesinin faaliyetinden başka cephede birhareketkaydedilmemiştir.

Müttefik kuvvetleri Kamsong'un Güney Batısında İki kızıl müfrezeyi havzanın Kuzey Batısında da üçüncüsü püskür-tülmüştür.

S Arahk 1951

—Şam :

Devlet Başkanı ve Başbakan Albay Fevzi Selo, dün Genel Sekreterlerden mürekkep kabinenin toplantısına baş­kanlık etmiştir. Toplantıyı müteakip ne bir tebliğ yayınlanmış, ne de bası­na beyanatta bulunmuştur.

Bununla beraber sanıldığına göre kamu yetkilerinin teşkilâtlandırılması husu­sunun iki sayılı emirnamenin ışığında incelenmesi bu toplantıya konu teşkıi etmiştir.

Ayni zamanda Selo hükümetinin Hakim hükümetince hazırlanmış bulunan büt­çeyi en kısa zamanda tetkik ve tasdik edecektir.

Diğer taraftan kanuna aykırı olarak ekmek fiatlarmm yükseltilmesine te­şebbüs eden fırıncılara karşı çok şid­detli tedbirler alınmıştır.

—Londra:

Geçen hafta Albay Edip Çiçeklî'nin ter­tiplediği hükümet darbesi neticesinde iktidara gelen yeni Suriye hükümetine* karşı İngiltere ihtiyatkâr bir tavır ta­kınmaktadır.

Dışişleri bakanlığının bir sözcüsü bu­gün şunları söylemiştir:

"'İngiltere'nin Suriyedeki yeni rejime karşı takınacağı tavır yeni kabinenin temsilî olup olmamasına bağlıdır.,,

îngSterenin bu hususda bu şekilde dav­ranmış olmasının sebebi Suriyede ar­ka arkaya yapılan bu rejim değişiklik­lerinin, Ürdün, Suriye ve Irakla alâkalı bazı unsurların bu üç memleketi bit' idare altında toplayabilmeleri ihtima­linin artması yüzündendir.

Buradaki siyasî çevrelerde hâkim olan kanaata göre, beklenmedikaksülamel vuku bulmadığı takdirde, İngiltere ile Suriye yeni rejimi arasındaki münase­betler yeni değişiklikler icap ettirmi-yecektir.

— Şam :

Yeni Suriye devlet reisi Fevzi Selo, hü­kümetinin bütün temennisinin, milleti­nin arzusuna uymak, memleketin re­fahına ve istiklâl ve Cumhuriyet reji­minin müdafaasına faydalı olmak oldu­ğunu söylemiştir.

Fevzi Selo Reuter ajansına şu beya­natı vermiştir:

Hiçbir şahsî ihtirasım yoktur. Arap memleketlerüe münasebetlerimiz, Birleşmiş milletler misakı çerçevesi da­hilinde olup gayet dostanedir. Hüküme­timizin nazarında milîi menfaatler her şeyin üstündedir ve dostluğu dostluk ile mükâfatlandırmak lâzımdır. Vaziyet normal hale avdet eder etmez, yeni parlâmento azalarını seçmek İçin se­çimler yapılacaktır.,,

Devlet Başkam, Suriye-Türkiye müna­sebetlerinin halihazır durumu hakkında da şunları söylemiştir:

"Türkiye ve Suriye arasında karga­şalık çıkarmak arzusunda olanların bü­tün entrikalarına rağmen, Türkiye ile dostane münasebetlerimizi idame et­tirmekteyiz..,

Bu sözlerle iki yıl Önce Hmnaviyi düşüren zümrenin sözleri arasındaki benzerlik hemen dikkati çekmektedir.

öte yandan her iki sebebin ve ileri sü­rülecek diğer sebeplerin de şahsî ihti­rasları maskelemek için birer hanedan­dan İbaret olması ihtimali de kuvvetli­dir. Suriye'de artık "Silâhlı politika­cılar,,devribaşlamışdevamediyor.

Böyle bir yolu 1949 Martında Hüsnü Zaim açmıştı. Arkasından diğer silâhlı politikacılar,, yürümüşlerdir, öyle görü­lüyor kî vazife başında bulunan asker­lerin Suriye'de darbe hazırlayarak İkr tidarı ellerine almaları kolaydır. Fa­kat onu muhafaza etmek kolay değiî-dir. Bu sonuncu darbeyi Hüsnü Zaim ve Hmnavî tarafından açılan yolu takip ettiklerine göre, aynı âkibete doğru yürüdükleri de söylenebilir.

Washing­ton, Londra, Paris ve Ankara'da yayın­lanmıştır. Notalarda, dört memleketin, Mısır, Suriye, Lübnan, Irak, Suudî Ara­bistan, Yemen, İsrail ve Ürdün'ün iç-işerine müdahale ettikleri hususundaki Sovyet iddiaları ele alınmakta, bu id­dialar aynen Sovyet Rusya'ya iade edil­mekte ve Sovyetlerin 24 Kasım tarihli protesto notasının Orta-doğu memle­ketlerine karşı baskı ve tehditlerden başka bir şey aksettirmediği bildiril­mektedir.

Birleşik Amerika tarafından verilen notada şunlar kaydedilmektedir:

"Sovyet Rusya'nın, Orta Doğu mem­leketlerine Orta - Doğu komunath-ğma katılmamalarını İhtarile savurdu duğu tehditler, bu memleketlerin iç iş­lerine müdahaleyi ifade ve teşkil eder. Birleşik Amerika hükümeti, Sovyet hü­kümetinin itiraf ettiği gibi, şu kanaat­tedir ki, Orta-doğu halkının herhang' bir dış baskıdan âzâde olarak kendi milli poîitikalarüu idare etmeğe haklan vardır.,,

New-York:

New-York Times gazetesi bugünkü baş­yazısında Churchill'in Paris'te yapmış olduğu müzakereleri tahlil ederek ez­cümle şöyle demektedir:

Churchill'Ie Fransız hükümeti arasın­da henüz nihayete eren görüşmelerin neticesi olarak Avrupa Birliği ve kıta ittihadına doğru yönelen hareket yem birşiddetletadanmisbulunmaktadır.

GhurchUTin mukarrer Washington zi­yaretine hazırlık mahiyetinde olan bu konuşmalar ancak işbaşına yeni gelen hükümetin takip ettiği İngiliz politika­sının seyrindeki geçici gelişmeleri kay­dedebilir. Vaşington müzakerelerinde bu yolda daha başka ayarlamalar ya­pılması ihtimali vardır.

Fakat Pariste yayılanan tebliğ ifade ve muhteva bakımından İngiltere'nin tec-ridciliğe karşı olan temayüllerinden geri döndü günü ve yeni Fransız-îngİliz andlaşmasma doğru yaklaşmakta oldu­ğunu açığa vurmaktadır. Churchill işçi hükümetinin hareket ettiği gibi uzak­ta kalacak yerde Birleşik Avrupa Kıta­sını takviye ve onunla işbirliğinde bu­lunmağa önayak olan Amerika Politi­kasına muvazi bir siyaset kullanmağı tasavvur eder görünmektedir.

Manş ötesinde müttehidi bir Avrupa ye­ni bir dünya devleti olarak yükseldiği zaman îngilterenin böyle bir politika­yı takip edip edemiyeceği ayrı bir me­seledir.

22 Aralık 1351

— Washington :

Dışişleri Bakanlığı Yakm-doğu, Güney Asya ve Afrika işleri sabık Bakan yar­dımcısı George Mac Ghee bugün Türkl-yeye hareketi arifesinde United press ajansına verdiği beyanatta, Orta-doğu-daki devletlerin Orta- Doğu komutan­lığı fikrini tasvip ettiklerinden emin bulunduğunu ve bu hususta tam bir işbirliğine varacaklarına inandığım söy­lemiştir.

Türkiye'de hem Birleşik Amerika Bü­yük elçiliği ve hem; de Amerikan yar­dım heyeti başkanhğı vazifelerini de-ruhde edecek olan George Mac Ghee, Türkiyenin teklif edilen komutanlığın başlıca üyesi olduğunu ve bu teşebbüs­te mühim bir rol deruhde ettiğini be­lirtmiştir.

Dışişleri Bakan yardımcısı sıfatıyla Or­ta-doğu komutanlığı fikrinin tekâmülü ile yakından alakadar olan Mac Ghee, Ankaradaki yeni vazifeleri vasıtasıyla da Orta- doğuda müşterek emniyetin tesisim temin ve dolayısile aktif bir rol oynamakta devam edecektir.

Büyük elçi, sözü geçen komutanlığın hâlâ kâğıt üzerindeki bir tasarı duru­munda bulunduğunu, fakat alâkadar memleketlerin bunu bir an evvel tahak kuk etmiş görmek arzusunda oldukları­nı beyanla şunları ilâve etmiştir:

Maddî bir tekâmülün tahakkuku dü­şünülmeden evvel tamamlanması icap eden en mühim adım, Türkiye ve Yuna-nistamn Kuzey Atlantik Paktı teşkilâ­tına kabulleri mevzudur. Ben şahsen bu mevzuda hiç bir zorluk, hiçbir muha­lefet görmüyorum.

MacGhee daha sonra, Birleşik Ameri­kanın Orta-doğuya yaptığı yardımların uzun ve kısa vadeli teşebbüsler şeklin­de mütalâa edilebileceğini ve kısa va­deli yardımla batılıların, stratejik Öne­mi haiz orta doğu bölgesini her türlü komünist tecavüzünden masun kılmak hedefini güttüklerini, uzun vadeli yar­dımdan maksadın ise ticaret, sağlık, nakliyata yardım mevzularını ihtiva ettiğini tebarüz ettirmiştir.

Amerika'nın asabiyeti...

Yazan: Sedat Simavi

16 Aralık 1351 tarihli Hürriyei'ien

Amerikanın Avrupa müdafaası ile biz­zat Avrupalılardan ziyade meşgul ol­duğu malûmdur. Marshall Plânı, A-merika'nm bütün servetini Avrupaya naklettiği halde, Avrupalılar silâhlan­ma hususunda canlılık göstermiyorlar. Eisenhower başta olduğu halde Avru­pa'nın bu ihmalkârlığı pek çok Ameri­kalının şikâyetini mucip oldu. Son za­manlarda bu şikâyet, asabiyete inkı­lâp etmiş bulunuyor. Son aylarda Ame­rikan Kongresine mensup Ayandan ve Mebusandan müteşekkil bir heyetin; Avrupa dönüşü, Amerika'nın Avrupa hakkındaki düşüncesini tamamen mey­dana koydu: Amerika, Avrupa'dan son derece müştekidir çünkü, Avrupa ken­di istikbalini öüşünemiyecek kadar la­kayttır.

Amerikanın eninde sonunda bu netice­ye varacağını biz, pekâlâ biliyorduk. Avrupa'nın kalkınması için hesapsız sarfedilen Amerikan dolarları maalesef bir işe yaramış değildir. Bugün Ameri­ka, en aziz dostları Fransa ve îngilte-reden dahi herhangi bir mukabele gör­memiştir. Halbuki, Türkiye, Avrupa devletlerinin en ufağı olan Lüksemburg-dan daha aşağı yardım gördüğü halde, bugün Avrupamn en kuvvetli ordusuna sahip bulunuyor.

Bizce Marshall Plânı, tamamen hesap­sız bir plâna dayanarak tevzi edilmiş­tir. Amerika milyarlarını Atlantik de­nizinin ortasına dökseydi bundan daha berbat bir iş yapmış olmazdı.

Şimdi meydandaki neticeden dolayı, Amerika asabiyet gösteriyor. Daha da asabiyet gösterecektir.

Gelecek Amerikan nesillerinin bugün­kü neticeyi görüp te memnun olmaları­na imkân yoktur.

Yazan: Ömer Sami Coşar

30 Aralık 195 liarihU Cumhîiriyet'-

I>ün gece Londra'dan ayrılan, bu sabah da Southampton limanından Queen Mary transantlantîği ile Amerika yolculu­ğuna başlaması beklenen Vinston Churchill, Beyaz Sarayda Başkan Tru-man'la hangi meseleleri halletmeye ça­lışacaktır? Ajanslar ve radyolar gayet kabarık ve birbirini tutmayan gündem listelerini açıklayıp durmaktadırlar. Rusya ile münasebetlerin, Orta-Doğv. ile Uzakdoğudakî durumun, Kore har­binin, silâhlanma programlarının, atom­la ilgili çalışmaların, ham madde tev­ziatının, Kuzey Atlantik paktı ile ilgi­li komutanlıklara tayinlerin, Akdeniz komutanlığının, Avrupa ordusu teşki­linin. Washington konferansı gündemine dahii meselelerden bir kısmının teşkil ettiği de belirtilmektedir.

Muhakkak ki Churchill ile Trumar hür dünyanın Bolşeviklere karşı savun­ması meselesini ciddiyetle inceîîyecek-îerdir. Fakat bunların bütün bu ihtilaf­lı noktaları bir kaç gün içinde hallet­meleri pek beklenmemektedir. Eğer cumartesi günü başlıyacak olan görüş­melerde, hür dünyanın savunmasında terneltaçı rolünü oynıyan îngiliz - A-merîkan münasebetlerindeki pürüzler izaîe edilebilirse, o zaman konferansın tamamîle hedefine varmış olduğu söy­lenebilecektir.

Kuzey Atlantik Paktı ile ilgili kornu tanhklara tâyinler Londra ile Washing­ton arasında uzun tartışmalara yol at­mış ve bir türlü halledilememiştir. Churchill, Kuzey Atiantikte müştereK donanma kuvvetlerine bir îngiliz Ami­ralinin komuta etmesini istemektedir. Washington ise bu vazifeye bir Ame rikaîı Amirali getirmek niyetindedir, İngilizler, Ortadoğuda teşkili kararlaş­tırılan komutanlığa bir İngiliz Gene­ralinin getirilmesinde ısrar etmektedir­ler. Halbuki bu komutanlığı teşkil ede­cek devletler arasında bu tâyin ittifak­la tasvib edilmemektedir.

Aynı zamanda, ham maddelerin tevzi­atı meselesi de ingilizlerle Amerikalı­lar arasında oldukça derin bir ihtilâf doğurmuş bulunmaktadır. Londra, A-merikayı, "âdil bir tevziat,, yapmamak­la itham eder bir tavır takinmamakta ise de şimdiki tevziat programlarının da ingiliz menfaatlerim hiç de nazarı itibara almadığından bahsetmektedir. îngiliz imparatorluğunun iktisadî bün­yesine harbden evvelki hayatiyeti ver­mek hedefim güden Churchill, şimdi­ki silâhlanma programının tatbiki işini bu meselede Truman'm vereceği tâ vizlere mi bağlı tutacaktır? İngiltere ile Amerika arasında bîr de atom ihtilâfı mevcuddar. Churchili, Amerikanın atom sırlarım tamamii1? paylaşmadığından şikâyetçidir. îngil-terede, Amerikan hava kuvvetleri, atom üsleri kurmuş iken böyle bir "çekin­menin,, yersiz olduğu ileri sürülmekte­dir. Hatırlardadır ki, Muhafazakâr lider zaman zaman dünyada sulhun muhafazasından bahsettiği vakit, "Bir­leşik Amerikanın elinde mevcud atom bombaları sulhu koruyor,, demekten kendini alamamıştır. Altı sene ikt; -darda kaldıktan sonra son seçimlerde muhalefete geçen İşçi Partisini de atom bombasını bulamadığından dolayı hep tenkid eden gene Churchili olmuştur. Avrupa iîe işbirliği hususunda Churchili tarafından takip edilmekte olan siyase; deLondraileWashingtonarasında münakaşa mevzuu olmuştur. Bazı Ame­rikan çevreleri, Avrupa ordusuna ka­tılmamakla, Schuman Plânına iştirak etmemekle İngiliz hükümetinin bu böl­gede istikrarlı bir cephe kurulmasına mâni olduğu kanaatlidedirler. Başkan Truman'm bu mesele üzerinde de has­sasiyetle duracağı muhakkaktır. Çün­kü Avrupa ordusunun kurulmaması. Batı Aimanyanm silahlandırılmasına im­kân vermemekte, bu sebeble de Gene­ral Eisenhovrer'in plânları kâğıt üzerin­de kalmaktadır.

Washington konferansında, İngiltere ile Amerika arasındaki bu ihtilaflı noktala­rı temize çıkarabilecekler midir? Bunu yaptıkları takdirde, Konferansın hür dünya savunmasında yeni bir devir aç­tığı söylenebilecektir.

12 Aralık 1951

— Karaşi:

İnsan Haklan Beyannamesinin 3 üncü yıldönümü münasebetile Raraşide Bir­leşmiş Milletler Birliğine hitaben bir konuşma yapan Pakistan Dışişleri Ba­kan vekili Dr. Mahmud Hüseyin, İn­san hakları deklarasyonundaki prensip-]erin islâm dininin esaslarına veöğ-

rettiklerine tamamen uygun oldukları­nı söylemiş ve en önemli insan hakları­nın Peygamber Hazreti Muhammed tarafından bundan 1300 sene evvel ilân edilmiş olduğunu açıklamıştır. Daba sonra Dr. Mahmud Hüseyin, Birleşmiş milletlere insan haklarını lâyikiyle mü­dafaa edecek bir nizamname yayınlan­masını tavsiye etmiş ve Pakistan'ın böyle bir kararı hemen kabuie hazır olduğunu sözlerine ilâve etmiştir.

Şimalî Afrika.»

Yazan: Sedat Simavi

26 Aralık 1351 tarihli Hürriyetten

Osmanlı İmparatorluğunun sarsıntısı gibi şimdi de Fransa, bir buhran ge­çiriyor. Şimalî Afrika, nihayet istiklâl arzularını meydana koydu ve Tunur, dahil olduğu halde Fransız himaye sinden kurtulmak istediğini ilân etti.

Haksız yere, sırf kuvvete dayanarak, sahip bulunduğu bu muazzam ülkeleri bundan sonra muhafaza etmek Fransa için çok güç olacaktır. Mısır'dan teş­vik gören Şimalî Afrika, istiklâline ka­vuşmak için elinden gelen her çareye başvuracağını her fırsatta ihsas ediyor. Burada, iki tez birbiriyle çarpışmak üzeredir: Fransa yanın asırdan beri Şimalî Afrika memleketlerine her türlü

yardımı yaptığını söylüyor ve kendisi olmasaydı, bu memleketlerin her şey­den mahrum olacaklarını ileri sürüyor, diğer taraftan Şimalî Afrika'da bulu­nan Müslüman milletler de her şeye rağmen istiklâllerini istediklerini ve bu yaldızlı esaretten artık kurtulmak arzu ettiklerinibildiriyorlar.

Osmanlı İmparatorluğu zamanında Türkiye'yi bir çok vilâyetlerinden mah­rum eden Fransa ve nihayet İmparator­luğun çökmesini intaç eden Fransız politikası unutmamalıdır ki, hürriyet­ler, millet için en mukaddes bir varlık­tır. Hürriyetine sahip olmak için Bü­yük İhtilâli doğuran Fransa, Kabul et­melidir ki, kendisinin 1789 ihtilâli gibi bir çok milletlerin de esaretten kurtui-mak ve hürriyete kavuşmak için hak­ları vardır. Bu hakkı kendisi vermek istemese bile, onun boyunduruğu altın­daki Müslüman devletler, ergeç alma­sını bileceklerdir.

***