11.10.1952
×

Hakkında

Künye

İletişim

image001.gifimage002.gifimage003.gifimage004.gifimage005.gif1 Ekim 1952

— Murgul:

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, refaka­tindeki zevatla birlikte bütün yel bo­yunca köylü ve kasabalı vatandaşların derin hürmet ve sevgi tezahürleri ara­sında gece saat 22 de Murgul'a gelmiş­tir. Cumhurbaşkanını karşılamak üzere civar köylerden ve kasabalardan otomo­bil ve kamyonlarla gelen heyetler yolda gittikçe artan ve uzunluğu altı kilomet­reyi aşan bir kafile vücude getirmişti. Cumhurbaşkanımız Ardahan'da vatan­daşların tezahürlerine cevap vererek, şahsına ve refakatindekilsre gösterilen çok müstesna hüsnükabule teşekkür et­miştir.

Daha sonra söz alan içişleri Bakanı, bü­tün memlekette tam bir hürriyet havası içinde huzur ve sükûnun hakim bulun­duğunu ve bunu temin etmenin hüküme­tin başlıca vazifesi olduğunu ve milletin refaha doğru çok seri adımlarla ilerledi­ğini söylemiştir.

Bayındırlık Bakanı, hükümetin halkla sı­kı temas halinde olduğunu, memleket ih­tiyaçlarını mahallinde tesbit etmek su-retile iki sene zarfında büyük bayındır­lık faaliyetine girişildiğini ve birçok iş­lerin tahakkuk yolunda olduğunu söyle­miştir.

İşletmeler Bakanı, bütün memleket me­sele ve dâvalarının milletle el ele veril­mek suretüe teker teker hal yoluna gir­diğini, gösterilen büyük hüsnükabulün hü-

kümeticraatınınmilletçeiyikarşılandı­ğına delil teşkil ettiğini söylemiştir. Cumhurbaşkanımız Murgul'a girerken yol lan hıncahınç dolduran halkın sevgi ve saygıtezahürîeriylekarşılanmıştır.

—Murgul:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'a, MurguPd» k?f tetkikleri esnasında Etibank ve Zi­raat Bankası Genel Müdürleri tarafından verilen İzahata göre, memleketimizin zi­raî kalkınmasının bir kat daha hızlanma­sını sağlayacak olan smai bir teşebbüs, önümüzdeki yıl İçinde tatbik- mevkiine konacak ve çiftçimizin ihtiyacın', fazlasiy le temin edecek süper fosfat suni güb­renin memleketimizde bugünküne, naza­ran yan fiyata istihsaline başlanacaktır. Süper fosfat suni şübre istihsaline esas iptidai maddelerden bir tanesini teşkil eden asit süittik, Murgul'dan bakır yer-besinin tesbit ettiği zehirli kükürt gaz­larından çıkarılacaktır. Haien bu gazlar Murgul civarında her türlü toprak mah­sulüne, senede üç yüz dört yüz bin lira­lık bir zarar vermekte ve bu zarar Mur­gul bakır işletmesi tarafından mahallî halka ödenmektedir.

Bir yandan memleketimizin ziraî kal­kınmasının hızlandırılmasında büyük -roî oynayacak olan sunî gübreyi bizzat memlekette imal etmek, diğer yandan da havaya dağılan bu gazların zararlarını önlemek maksadiyle bu kükürt gazları­nı teksif edilmiş asit-sülfrik haline ge­tirecek ve bundan da süper-fosfat çıka­racak bir fabrika kurulması kararlaştı­rılmış bulunmaktadır. Bu fabrikanın ku-

îulması için lüzumlu olan 11.000.000 Türk lirası finansmanın 8.090.000 lirasını, Türk çiftçisine her bakımdan mümkün yardı­mın yapılmasını kendisine şiar bilen Zi­raat Bankası bir istikraz şeklinde vere­cek, geri kalan miktar da bizzat Stibank tarafından karşılanacaktır. Teşebbüsün ihale safhası içinde bulunduğumuz malî yılda yani en geç önümüzdeki mart 'ayı­na kadar tekemmül ettirilmiş olacaktır. Tesis, kurulduktan sonra millî Bankala­rın ve hususî sermayenin iştirakiyle bir Anonim Şirket tarafından işletilecektir.

Murgul senede 250.000 ton asit sülfrik is­tihsal edecektir. Bu miktar 180.000 ton süper fosfat suni gübre imalini mümkün kılacaktır. Asit sülfrik'in bir kısmı baş­ta Ziraat Bankası olmak üzere milî bankalarımızın kurmak için teşebbüse geçtiği İskenderun süper fosfat fabrika­sına verilecek, geri kalan bir kısmı da bizzat Murgul'da işlenecektir. Halen mera leketimizde süper fosfat istihlâki senede 40.000 ton civarındadır. İstihlakte büyük ilerleme vardır. Köylümüz istediği mik­tarda sun'î gübreyi bugün dahi güçlükle bulabilmektedir. Tonunun ithal fiyatı 120 lira olan bu sunî gübre, köylünün eline resmî kontenjan dahilinde 200 liraya, hususî istek karşılığı 400 liraya gelmekte­dir. Halbuki yapılan hesaplara göre, mera leketimizde istihsal olunacak süper fos­fat İskenderun'da 50, Murgui'da 75 lira­ya olmak üzere ortalama yan fiyata mal olacak, bu ucuzluk da ziraî kalkınmada ehemmiyetli bir unsur teşkil edecektir.

Civar memleketlere bilhassa memleketlerine Türk süper fosfatı'nm ko­layca ihracının bahis mevzuu olabileceği ayrıca belirtilmektedir.

2 Ekim 1952

.Murgul:

Cumhurbaskamınız Celâl B&yar, dün Murgul Bakır Fabrikasını gezmiş, işçile­rin ve halkın samimî teıaahürleriyle kar­şılanmıştır. Murgul bakır maden işlet­mesi hakkında Etibarsk genel müdürü ile işletme müdürünün verdiği izahata göre, M. T. A. enstitüsü tarafından etüd-leri tazelenen yü?de 2,88 bakın ihtiva eden yedi milyon ton rezervi haiz cevherin ya­tağının Etibank tarafından işletilmesine karar verilmiş, 1337' de finansmanı temin edilerek 1941 de faaliyete geçirilmesi ta­sarlanmış fakat maden nihayet 1951 se­nesi başında tesis ve montajişleritamamlanarak 25 mart 1951' de bakır is­tihsaline başlanmıştır. Bir tecrübe sene­si olan 1951' de bakır istihsali 3350 tonu bulmuştur. 1952 senesi ilk altı ayında gün de yirmi beş ton ve son altı ayı içinde de günde otuz ton üzerinden senelik se­kiz bin dört yüz yirmi ton bakır sağla­mayı hedef tutan iş programının ilk se­kiz ayı 5300 ton olarak tahakkuk ettiril­miş ve satışı yapılan iki bin sekiz yüz tondan üç milyon sekiz yüz bin lira kâr temin edilmiştir.

Hâlen bakır işletmesi vasati olarak gün­de bin tonluk cevherden yüz yirmi beş ton konsantre ve bundan da bilister ba­kiri elde etmek ve bu işi yapmak için günde binbeş yüz işçi çalıştırılmaktadır. Mevcut tesislerle istihsalin artırılmasına aaamî gayret sarfedilmekte, konjonktü­rün en müsait olduğu bu senelerde bakır istihsalinin bir buçuk misline çıkarıl­ması için gerekli tetkik ve etüdler yapıl­maktadır. Son senelerde yapılan arama­larda alman neticeler de hesaba katılarak 1951 senesi sonunda yapılan hesaplara göre madenin görünür ve muhtemel re­zervi yüzde 2,1 bakırla 18,300.000 ton cevherdir. Bu miktarın yapılacak ara­malarla daha da artacağı kuvvetle muh­temeldir. Bugünkü vaziyette bakır muh­tevası 34.000 ton kadar olan bu yeraltı servetimiz istihsali1 ikmal edildiği za­man memleketimize yalnız para olarak yarı rayiçle 750 milyon lira kadar bir' ka­zanç sağlamış olacaktır. Döviz olarak Murgul ortalama memlekete yedi buçuk ilâ on milyondolar temin etmektedir.

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, refakatin­de Bayındırlık ve işletmeler bakanlariyle Milletvekili ve Generaller, Etibank ve Ziraat Bankası genel müdürleri olduğu halde tesisleri gezdikten sonra Murgullu-lann çarşı boyunca devam eden samimî tezahürlerine ve ısrarlı isteklerine cevap olarak kısa bir hitabede bulunmuş ve ezcümle demiştir ki:

«Bir tarihte buraya yanımda bir fen he­yeti olduğu halde gelmiştim. O gün ic­raatın bugünkü mes'ut neticeye varmış olmasından dolayı çok memnunum. Gü­zel Murgul tamamiie bir medeniyet mer­kezi halini almağa başlamıştır. Aranız­da yaşadığım bugünlerde şahsıma ve arkadaşlarıma yeniden gösterdiğiniz kıy­metli muhabbetten dolayı hepinize te­şekkür eder ve Murgullulara en samimi temennilerimibildiririm.»

Hitabesi çok sürekli alkışlarla karşıla­nan Cumhurbaşkanımızdan sonra Ba-yındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu ve İşletmeler Bakanı Sıtkı Yırcalı, vatandaş topluluğunun"- izhar ettiği arzu üzerine konuşmuşlardır.

Sıtkı Yırcalı Murgui'da sun'î gübre fab­rikasının kuruimasi hakkında verilen ka­rarı alkışlar arasında halka bildirmiş ve Türk milletinin müzaharetile bu memle­kette öaşanlamıyacak hiçbir şey bulun­madığını söylemiştir.

Ksmal Zeytinoğlu, memleketin refaha ve saadete kavuşturulması için başlanan kal­kınma mücadelesinde ve vatandaşların ilhamı ve. işbirliğile her zaman olduğu gibi bu sefer ds zafere ulaşılacağına inanını bildirmiştir.

Büyük Millet Meclisi Başkan vekili Ce­lâl Yardımcı, Murgulullara meclisin se­lâmını bildirmiş, teşriî faaliyet hakkın­da izahat vermiştir. Daha sonra söz alan Çoruh Milletvekili' Ali Rıza Sağlar ile Kars Milletvekili Lâtif Aküzüm, mahal­lî faaliyetler hakkında bir konuşma yap­mışlardır.

Bugün kendisini Murgul'da ziyarete ge­len muhtelif heyetleri kabul eden ve vatandaşlarla mahallî mevzular üzerin­de hasbıhallerde bulunan Cumhurbaşka­nımız yarın sabah refakatinde bakan­lar, milletvekilleri, generaller ve valiler, olduğu halde Artvin üzerinden Kars'a dönecektir.

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, Murgul bakır işletmesinin hatıra defterine şu cümleleri yazmıştır: Murgul bakır işlet­melerini idare edenlere teşekkür ede­rim. Müesseseniz tam mânasile medenî ve ileri bir eserdir.»

—Murgul:

Cumhurbaşkanımız Celâ! Bayar, refakat yerinde İçişleri ve İşletmeler bakanlariy-le miletvekilleri, üçüncü ordu müfettişi, Hava Kuvvetleri Komutanı, Jandarma Genel Komutanı, Etibank ve Ziraat Ban kası Umum Müdürleriyle Corah, Kars, Ağrı valileri bulunduğu halde bu sabah 7.30 da MurguPdan Kars'a hareket et­mişlerdir.

—Ankara:

Kuzey Atlantik Paktı müttefik Deniz Kuvvetleri Başkomutanı Amiraî Mc Cornûck eşi ve maiyetiyle beraber bugün

saat 11.30 da özel bir uçakla Esenboğa hava alanına gelmiştir.

Alanda selâm resmini ifa eden 'oir me­rasim kıt'ası ve bando yer almış bulunu­yordu.

Amirali karşılamak için alanda Deniz Kuvvetleri Komutanı Koramiral Sadık Altıncan, Kara Kuvvetleri Kurmay Baş­kanı Korgeneral Selâhattin Selışık ve eşi. Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümgeneral Asım U^ar, Milli Savunma Bakanlığı hususî kalem müdürü Selâmı Tolunay, Garnizon Komutanı, haber al­ma dairesi başkanı, merkez komutanı, Amiralin mihmandarı deniz albayı Ek­rem Tetik, Nato Deniz ve Kara Ataşeleri, General Arnold ve Basın temsilcileri ha­zır bulunuyorlardı.

Amiral alandan doğruca Atatürk'ün ge-Çİci kabrine giderek bir çelenk koymuş­tur.

—Ankara:

Bugün şehrimize gelen Kuzey Atlantik Paktı müttefik Deniz Kuvvetleri Başko­mutanı Amiral McCormick, Esenboğa ha­va alanında basm temsilcilerine verdiği beyanatta şunları söylemiştir:

«Türkiye'ye yaptığım bu ilk ziyaret dola-yisiyle çok memnunum. Nato teşkilâtın­da başkomutan olarak Türkiye için de çalıştığım için gurur duymaktayım. Be­nim komutanlığım coğrafi durum itiba­riyle Türkiye ile temasta değilse de em­rime verilmiş Türk kuvvetleri bulunma­masına rağmen Nato'da bana düşen va­zifeleri yapmakla sulhun idamesine ve hür bir dünyanın kurulmasına hizmet ettiğime inanıyorum.

Türkiye, savaş kudretini haiz askeriyle Nato teşkilâtının en mühim unsurların­dan biridir.

Ben Türkiye'ye hükümet ve resmi ma­kamlarla görüşmek ve kendilerine hür­metlerimi arzetmek içingeldim.

3u gelişim yaptığım ziyaretlerin en gü­zellerindenbiridir.»

—Ankara:

Memleketimizin de üyesi bulunduğu, «Milletlerarası resmî Turizm teşekkülle­ri Birliği», 43 üye devletin iştirakiyle 6 Ekimde Napoli'de 7 nci kongresini akte-decektir.

Bu kongrede, geniş ölçüde seyahat ko­laylıklarına imkân verecek tedbirlerin alınması, Turizm engellerinin kaldırıl­ması gibi meseleler konuşulacak ve şim­diye kadar alman neticeler gözden ge­çirilecektir.

Milletlerarası Turizm hareketlerini ehem­miyetle müteleâ eden hükümetimiz, di­ğer memleketlerle daha sıkı iş birliğine imkân vereceği cihetie ük defa olarak bu kongreyekatılmayakararvermiştir.

Basın - Yayın ve Turizm genel müdürü Dr. Halim Alyot ile Turizm dairesi şu­be müdürlerinden Ziya Tugal delege ola rsk bu kongreye katılacaklardır.

Heyet bugün uçakla şehrimizden İstan­bul'a hareket etmiştir.

■— Ankara:

Bu sabah Ankara'ya gelmiş olan Atlan­tik Kuvvetleri Başkomutanı Amiral Lyn-de D. McCormick,. Öğleden sonra Cum­hurbaşkanlığı köşkünde deften mahsusu imzalamış ve müteakiben sırasiyle Millî -Savunma Bakam Hulusi Köymen'i, De­niz Kuvvetleri Komutanı Amiral Sadık Altmcan'ı, Genelkurmay Başkanı Orge­neral Nuri Yamut'u, Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü'yü ve Başbakan Adnan Menderes'i makamlarmda ziyaret etmiştir.

Misafir Başkomutan şerefine bu akşam saat 20' de Ankara palasta Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen tarafından bir akşam1 yemeğiverilecektir.

—Ardahan:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraberle­rinde Bakanlar olduğu halde akşam geç v?kit îlçzmize şeref vermişlerdir. Vak­tin geç olmasına rağmen, binlerce Ar-dananlı meşalele» ve radyom lâmbaları­nın ışığı altında Cumhurbaşkanlarını sev gıtezahürleriilekarşılamışlardır.

Celâl Bayar, Belediye salonuna giderek burada bir saat kadar kalmışlar, Arda-nanlılarla hasbıhalde bulunmuşlar ve müteakiben," beraberindekilerle birlikte, Kars'a müteveccihen yollarına devam et­mişlerdir.

3 Ekim Î952

—Kars:

CumhurbaşkanıCelâlBayar,beraberle-

rinde içişleri Bakanı Ethem Menderes, İşletmeler Bakanı Sıtkı Yırcalı, Hava ve Jandarma genel komutanları ile üçün­cü ordu müfettişi Nurettin Baransel, ma­halli idareler, İller idaresi genel müdür­leri, hudut valileri, Ziraat ve Etibank genel müdürleri olduğu halde Ardahan'­dan hareketle dün akşam saat 22.25' de Kars'a gelmişlerdir. Cumhurbaşkanı ve beraberindekiler halkın coşkun tezahüratı ilekarşılanmışlardır.

Kuzey Atlantik Paktı müttefik Deniz Kuvvetleri Başkomutanı Amiral McCcr-mick, eşi ve maiyetiyle beraber, bugün saat 10' da Esenboğa hava alanından hususi uçağı ile İstanbul'a hareket et­miştir.

Deniz Kuvvetleri Komutanı Koramiral Sadık Altıncan, Kara kuvvetleri kurmay başkanı Korgeneral Selâhattin Selışık ve bayan Selışık, Genelkurmay haber baş­kanı Tümgeneral Mithat Akçakoca, ha­va kuvvetleri kurmay başkanı Tümgene­ral Asım Uçar, garnizon komutanı Tüm­general Salih Coşkun, merkez komutanı Albay Necati Olcay, Millî Savunma Ba­kanlığı hususî kalem müdürü Selâmi To-lunay. Genelkurmay hususî kalem mü­dürü kurmay Yarbay Kemal Atalay, tem­sil bürosu başkanı kurmay yarbay Hak­kı Atıl, Dışişleri Bakanlığı protokol umum müdür muavini Şemsettin Mardin, İngi­liz ve Yunan Deniz Ateşeleri misafir Amiralihavaalanındaugurlamî şiardır.

Selâm resmini ifa eden kıt'anın, «mer­haba asker, nasılsınız» diye Türkçe ola­rak hatırını soran Amirale «Sağol» ce­vabiyle kıt'a tarafından mukabele edil­miştir.

Uçağa binişi sırasında bayan Selışık ta­rafından bayan McCormick'e bir buket verilmiştir. Bu sırada Deniz Kuvvetleri Komutanı Koramiral Sadık Altmcan'a bitap eden Amiral McCormick, kendisi­ni yakında Amerika'da görmek istediğini veya tekrar şahsen Türkiye'ye gelmek arzusunda bulunduğunu ifade etmiştir.

— Ankara:

Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Ba­kanı Fuat Köprülü, Çalışma Bakanı Nu­ri özsan beraberlerinde bazı Milletvekil­leri olduğu halde Sivas DemokratParti

image006.gifkongresinde bulunmak üzere yarın şeh­rimizden hareket edeceklerdir.

—Kars:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bu sabah süt fabrikasını ziyaretle incelemelerde bu­lunmuşlar ve ilgililerden izahat aimış-lardır.

Cumhurbaşkanı saat 11.45' te beraberle­rinde İçişleri Bakam Ethem Menderes, İşletmeler Bakam Sıtkı YırcaU, Bayın­dırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, Büyük Millet Meclisi Başkan vekillerinden Ce­lâl Yardımcı ve öazı Milletvekilleri ile Hava Kuvvetleri komutanı Orgeneral Muzaffer GÖksenin, jandarma genel ko­mutanı general Kemal Yaşınklliç, Kars vaiisi, Ziraat ve Etibank umum müdür­leri olduğu halde, uçakla Kars'tan Elâ­zığ'a müteveccihen hareket etmişlerdir.

—Kars:

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, yanla­rında bakanlar ve miletvekİIîeri olduğu halde Ardahan'da dün kısa tevakkufu esnasında Ardah anlıların dileklerini din­lemiş, iktisadî vaziyet hakkında malûmat almıştır.

Ardahanhlar muhitlerinde sermaye te-rakkümü olmadığını, sermayenin, aradı­ğı emniyeti bulamadığından başka böl­gelere kaçtığını, buna rağmen son yıl­larda Ziraat Bankasının ziraî ve ticari kredi hacminin genişlemesi neticesinde istihsalin arttığını bildirmişler ve bu hu­susta rakamlar vermişlerdir. 1949' da yalnız 1400 küsuru fenni kovan olmak üzere 600C kovan mevcutken bu­gün yalma fennî kovanların sayısı 5000'e yakîaşmiştır. 1950' de 700 bin kilo yağ istihsal eden Ardahan 1951' de 800 bin, 1952' de ise 900 bin kiloya yakın yağ çı­karmıştır. İhraç edilen kaşar 50 tondan 70 tona, gravyer İS tondan 30 tona, bal 63 tondan 95 tona çıkmıştır.

Ardahanhlar memleketin hamaset tari­hinde büyük bir mevkii olan Ardahan'ın Kars ve Artvin gibi vilâyet olması dile­ğini de izhar etmişlerdir.

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar Ardahan ulara hitapla demişlerdir ki:

«Bana gayet kıymetli malûmat verdiniz. Dikkatle dinlediğim bu malûmat insan­da ferah ve memnunluk uyandırıyor. Ta­rihimizin her sahifesi şehametle dolu­dur. Buşehamet hissesinden şüphe yok

ki Ardahan da şerefli nasibini almakta­dır.

Sermaye terakkümü bahsinde emniyet unsurunun oynadığı rol mühimdir. Fa­kat bugün vaziyet böyle midir? Siae katiyetle ifade edebilirim ki, sermayenin de vatandaşların da aradığı emniyet var­dır ve tamdır. Milîeterarası sahada bu günkü mevkiimiz şimdiye kadar hiç bir zaman omadiğı kadar sağanıdır. Manzu­me halinde büyük devletlerle beraberiz ve birliğiz. Vatanımızın bir karış toprağı tecavüze uğradığı takdirde her gün ar­tan millî kuvvet ve kudretimizle onu müdafaa azmindeyiz ve atından kalka­cak durumda bulunuyoruz.

Eğer herhangi bir yerden bir tecavüz vu­kua gelirse -ki böyle bir tecavüz bir ci­han harbi göze alınmadıkça olamaz- va­tanımızı bizim gibi sulhun korunmasını isteyen büyük devletlerle beraber müda­faa edeceği2. Bunları ifade ederken dai­ma sulhun idamesini temine uğraşan ve

sulh içinde yaşamayı kendisine şiar itti­haz etmiş bulunan insanlar olduğumuzu da aynca ve tekrar tasrih etmek isterim. Şu halde memleketimizin herhangi bir noktasında sermaye terakkümüne ve ser­mayenin faaliyete geçmesine mâni ola­cak herhangibir haimevcutdeğildir.

Sermayenizi işe veriniz. Sizlere tavsiyem budur. Çalışkan Ardananlı vatandaşların mesaisinin nasıl neticeler doğurduğunu bize vermiş olduğunuz rakamlar bsliğ bir tarzda gösteriyor. Bu rakamlar karşısın­da heyecan duymamaya imkân yoktur. Size bu gün burada daha fazla kredi lâ­zım olduğunu söyleyebilirim. Millî Ban­kalarımızdan birinin veya bir kaçının bu­rada şube açması için delâlet edeceğim. Ziraat Bankasının çok kıymetli hizmet­lerini burada da öğrenmekle büyük mem­nunluk duydum. Bu büyük hizmetlerini daha da arttiAtıasını dilerim. Bu, diğer ticari bankaların açılmasına mâni de­ğildir.

Cumhurbaşkanımız, her cümlesi alkış­larla ve tasvip tezahürleri ile karşılanan hitabelerinin sonunda, Ardahanhlann vilâyet isteklerine de temas etmiş, bu hususta müspet veya menfî bir mütalâa­da bulunamıyacağım, meselenin tetkike muhtaç olduğunu kaydettikten sonra Ar dahanlılann bu arzularını hükümete bil­direceği vadinde bulunmuşlardır.

— Ankara: -

Adalet Bakam Rüknettiıı Nasuhioğlu za­fer gazetesinde şu beyanatta bulunmuş­tur:

Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı­nın Bursa'daki konuşmasında:

Adalet mevzuundaki isabetsiz sözlerine ajans vasıtasiyîe cevap vermiştim.

Bu beyanatım etrafında Ulus ve Dünya gazetelerinin kararlı sistemli şekildeki neşriyatı üzerine umumî efkârın tenvi­ri bakımından izahat vermeyi lüzumlu görüyorum.

Ulus gazetesi 2/10/1952 tarihli nüshasın­da bana hitaben, (Umura müdürlerinin tavsiyesiyle tayinler yapılmış olup olma­dığını )sormaktadır.

Sabık iktidar zamanında tedvin edilmiş bulunan bugünkü hâkimler kanunu te­minatlı ve teminatsız hâkimlerle savcıla­rın nakil ve tâyin selâhiyetini muayyen şartlar dahilinde Adalet Bakanına ver­miş bulunmaktadır. Bakanlığa geldiğim gündenberi selâhiyetim dahilinde olarak hâkim ve savcıların nakil ve tayin işle­rini Bakanlık müsteşarı riyasetinde umum müdürlerle teftiş kurulu başka­nından müteşekkil komisyonda tetkik et­tirmeyi usul ittihaz ettim.

Teminatlı ve teminatsız yargıçlarla sav­cıların tâbi oldukları muameleler tama­men kanun hükümleri dairesinde teftiş ve tahkikten geçirilmekte ve teminatlı yargıçların nakilleri de İnzibat komisyo­nu kararma istinad etmektedir.

Bir milletvekilinin geçen sene Büyük Mil let Meclisine vermiş olduğu takrir üzeri­ne her iki iktidarın muayyen müddet içinde yargıç ve savcıların nakil ve tâ­yinlerinin miktarını umumî efkâra ar-zetmıştîm.

Şunu da işaret etmek isterim ki:

28 aylık Demokrat Parti hükümeti za­manında yapılan nakil ve tâyinlerin % 80 ni hâkim ve savcıların talep ve muva­fakatlerine istinad etmektedir. Bu ta­lepleri birer birer gösterebilirim. Şu hal­de hâkimler eziyet çekmektedir iddiası hakikate istinat etmemektedir.

Adalet teşkilâtının ihtiyaca görebün-

yesi büyümektedir. Bünye büyüdükçe na­kil ve tahviler de pek tabiî olarak ge­nişlemektedir.

Küçük bir mukayese yapacağım. 28 aj zarfında zamanımızda 267 hâkim, savcı ve yardımcısı 39 icra memuru 271 başkâ­tip ve kâtip 2 adlî tabip 130 diğer per­sonelle birlikte cem'an teşkilâta 709 kad­ro ilâve edilmiştir.

Buna mukabil 14 Mayıstan geriye doğru 28 ay zarfında 129 hâkim, savcı ve yar­dımcısı 10 icra memuru 231 başkâtip ve kâtip 4 adlî tabip 65 diğer personel ol­mak üzere 335 kadro ilâvesi vardır.

Adalet bünyesindeki bugünkü genişliğin, nakil ve tâyinlerde hissesi mevcuttur.

Keşan faciası namı altında Ulus ve Dün­ya gazetelerinde yapılan neşriyata ge­lince:

Demokrat Parti hükümetinin 28 aylık dev resinde hiç bir mahkeme lâgvedilmemiş-tir. Ancak bir iki yerde kadro değişik­liği yapılmıştır. Onlar da şunlardır:

— Çift hakimli Keşan mahkemesi, işhacmi veemsali mahkemelerinkadrodurumları itibariyle tek hakimli ve nvuavinliaslîyemahkemesihalineîfraedilmiştir.

— İki sulh mahkemesi bulunanRizeteşkilâtında sulh mahkemelerindenbiri
tasarrufa alınarak eski iktidar zamanın­da kaldırılmışolan müstakil ağırceza
mahkemesi yeniden ihdas olunmuştur.

— Bursa icra yargıçlığı kadrosukal­dırılarakbütünmahkemelereyardım
etmek üzere "bir yargıç yardımcılığı kad­rosu konmuştur.

İşte tavsif ettikleri Keşan faciası bun­lardan ibarettir.

doğru 28 aylık

14/Mayıs/lSSO den geriye müddetiçindeise:

— İstanbul'daki suçüstü mahkemesi lâğ­vedilmiş,

— İstanbul üçüncü ağır ceza mahkeme­si kaldırılmış,

3—İstanbul'damevcuttopluikimillîkorunma mahkemesinden birilâğvedil­miş,

— Osmaniye,

— Tunceli mürettep ağır ceza mahke­melerilâğvedilmiş,

— Rize müstakil ağır ceza mahkemesimürettepağırcezamahkemesihaline
getirilmiş,

— Kuş adasındaki çift hakimliasliyeteşkilâtı (zamanımızdaKeşan mahkeme­
sindeyapıldığıgibi)tekhakimliasliyemahkemesi halineifrağedilmiş,

— Zonguldaktaki ikiasliye ceza mah­kemesindenbirininlağvıvebirhaftasonra başkahâkimlerdenteşkiledilmeküzere ihdası görülmektedir.

İşte mahkemelerin lağvı ve kadro duru­mununmuhasebesibudur.

Yenî iktidar ve adliyede mesuliyet ta­şıyan vazifeli olarak, adaleti politikanın tamamen haricinde mütalâa etmekte­yiz.

Muasırlarımız ise bu müesseseyi günlük politikanın en başında elealıyorlar.

—Elazığ:

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar reiakat-lerindeki zevatls birlikte saat Î3.30 da E!azığ hava meydanına inmişlerdir. Mey danda Elazığ milletvekilleri, Elazığ va­lisi ve Belediye başkanı, Malatya valisi. Kolordu ve tümen komutanları, vilâyet ve belediye erkânı, Demokrat Parti, Cum huriyet Halk Partisi vs Millet Partisi H başkanları vP çok kalabalık bir halk kit­lesi Cumhurbaşkanımızı saygı ve sevgi tezahürleri arasında karşılamışlardır. Cumhurbaşkanımız Elaziğın hükümet caddesinin iki tarafını dolduran binlerce Elazığlının alkışlan arasında hükümet ko­nağına yaya olarak gitmişlerdir. Burada başında Alay sancağı bulunan bir askerî kıta devlet başkanımıza selâm resmini ifa etmiştir. Cumhurbaşkanımız hükü­met konağında kısa bir îstirahatten son­ra saat 14.00' te Kız Öğretmen Okuluna verilen binaya giderek kordelâyı hayırlı olsun temennisile kesmişlerdir.

—İstanbul:

Kuzey Atlantik Paktı Deniz Kuvvetleri başkomutanı Amiral Mc. Cormick bugün saat 11.30' da uçakla şehrimize gelmiş­tir. Amiral Mc. Cormick hava alanında askerî ve mülkî erkân tarafından me­rasimlekarşılanmıştır.

—İstanbul:

Kuzey Atlantik Paktı Deniz Kuvvetleri Başkomutanı Amiral Mc. Cormick bugün saat 15 te Vali ve Belediye Başkanı Pro­fesör Fahrettin Kerim Gökay'ı makamın­da ziyaret ederek bir müddet görüşmüş­tür.

—İstanbul:

Nato Deniz Kuvvetleri Başkomutanı Ami rai Mc. Cormick bugün saat 18.30 da Parkotelde bir basın konferansı vermiş­tir.

Yerli ve yabancı basın mensuplarının bu­lunduğu bu toplantıda Amiral Mc. Cor­mick şu beyanatta bulunmuştur.

«Şimdi sislere biraz vazifemden bahset­mek istiyorum. Bilahare soracağınız su­allere cevap vereceğim. Bildiğiniz gibi ge­çen ocak ayında beni Nato Deniz Kuvvet­leri başkomutanlığına tâyin ettiler. Vazi­fem General Ridgway'm vazifesine mu­vazidir. Gerek General Ridgway ve gerek­se ben Nato'nun askerî icra komitesin­den emir alırız. Bu komite general Ridg-way'm ve benim yaptığım plânları ince­lemekten mesuldür. General Ridgway ile teşriki mesai ederek çalışıyoruz. Coğrafi durum dolayısiyîe Atîantikte sahili olan on devletin kuvvetleri bana bağlıdır. Kur­may heyetime bu devletler, subaylarını göndermiş bulunmaktadır. Bunlardan bir çoğu benim komutanlığım altına kuvvet vereceklerdir. Mamafih ben on dört Na­to devletine çalışmaktayım: Karargâhım­da on dört devtetin bayrağı dalgalanmak­tadır. Karargâhımı takviye için gönderi­len para on dört devlet tarafından temin edilmektedir. Tâyinimden hernes sonra komutanlığıma bağlı olar, Atlantik sahi­lindeki on devleüle temasa geçtim. Fırsat­tan bilistifade diğer dört devleti de zi­yaret ediyorum. Bu devletler Luxemburg, Yunanistan. Türkiye ve İtalyadır. Halen ziyaret etmediğim memleket İtalya'dır. Bil hassa şunu söylemek isterim, Türkiye'yi ziyaretim benim için çok cazip olmuştur. Türk milletinin karakterini ve silâhlı kuv vetlerini yakından gözlerimle gördüm. Türk silâhlı küvetleri kaya gibidir. Türk­ler, Nato kurulusu İçerisinde bir sütun, bir abide Askerî ve sivil ricalinizle tanış­mak fırsatını bulduğumdan dolayı çok mütehassisim. Gördüğüm dostluk, alâka ve yakınlığa müteşekkirim. Ne yazık ki memleketinizdefazla alamıyacağmı.»

Bundan sonra Amiral IvîcCormick basın mensuplarının suallerini cevaplandırmış­tır.

AmiralCarney,memleketimizegeldi­ği vakit Nato Deniz Kuvvetlerinin manev­
rasından bahsetmişlerdi. Bu hususta ma­lûmat rica edebilir miyiz?..

Nato manevralariyle yakından ilgilen­mekteyim. Mainbrace manevralarında bu­
lundum. Bu gayet büyük ve muaffakiyetlibirhareketti.Avrupanmkuzeycena­
hında yapılan bu manevraya Atlantik fi­loları geniş çapta iştirak etti. Bu manev­
ralarda bulunmak ve bilâhare bu ziyaret­leri yapmak suretiyle bir hayli zamandan
beri karargâhımdan da ayrı bulunmakta­yım. Eundan sonraki Nato manevraların­
dabizzatbulunamıyacağım,Akdenizdekî Nato hareketini de bu yüzden göremiyeceğim. Ayrıca Akdeniz benim komutan­lığım altında değildir.

Türk Deniz kuvvetlerinin, kendi emirieri altınagireceği yolundakirivayetlere
karşıamiralin .fikirleriniöğrenebilir mi­yiz?.'.

Türk Silâhlı kuvvetlerinin sağlam ka­rakteribakımındanonlardanbirkısmi­ninkomutanıolmakisterdim.Fakatcoğrafidurumbunamüsaitdeğildir.AkdenizdekibazıdenizkuvvetlerininkomutanıamiralCarney'dir.Türkkuv­vetleriamiralCameyîinelindeolursa

ona gıpta ederim. Akdenizde henüz halle­dilmemiş durumlar vardır. Bu hususta îazla mütalâa beyan edecek durumda de­lilim.

— Karadenizdeki durumu hakkına yapmış mıdırlar?

Türkdonanmasının Aııkarsdatemaslar

—Şunu tekrar izah etmek isterim ki benburayabir nesaket ziyaretiiçingeldim.AtlantikBaşkomutanıolmam . dolayısiyle fa'zla bir şey bilmiyorum. Ne Akdenize nede Karadenizhakkında bir müta­lâa b,.yari edemem. Ben burada bir Ame­
rikansubayıolarakbulunmuyorum.Yardım hakkındada hiç bir şey söyliyem°m. Bu hususta bir salâhiyetim yok­tur.

—Türk:donanmasınayardımmevzuugörüşülürkenamiralin fikirleri almmıya
cak mı?

AkdenizkuvvetleriBaşkomutanıol­mam dolayısiyle benim fikriminalmaca-
cağıni zannediyorum.

Bu husustaki fikrinizne olabilir?..

Türkiyenin imkân olduğu kadar kuv­vetlibulunmasınınteminineçalışırım.

Amiral Mc Cormick Türk basınının gös­terdiği yakın alâkadan dolayı duyduğu memnuniyetibelirtmiştir.

—istanbul:

Tüccar derneğinin mutad aylık toplan­tısı bugün saat 17,30 da Liman lokan­tasındayapılmıştır.

Dernek başkanı izzet Karaosmamn baş-kanüğmda cereyan eden bu toplantıda ilk olarak geçen hafta içersinde Ekonomi ve Ticaret Bakanlığına gönderdiği tel­graf okunup tasvip edilmiş, bilâhare söz

alan hatipler tediye muvazenesindeki açığı işaretle, bütün müşkülâta rağmen Türkiyenin Avrupa iktisadi işbirliği teş­kilâtına karşı olan taahhütlerine titizlik­le riayet ettiğini tavzih ederek bugünkü durumun tabiî karşılanmasının lâzım geldiğini ifade etmişlerdir.

Müteakiben söz alan Merkez Bankası İstanbul Müdürü Fahri Ulaş ezcümle şunları söylemiştir:

Hükümetimizi takviye etmek vazifemiz olmalıdır. Görüyorum ki son karar îazla izam edilmiş ve bazı kimseler tarafından da yanlış tefâirs uğramıştır. îthalât tah­dit edilmemiştir. Liberasyon listesi değiş­tirilmemiştir. Ve ortada hayat pahalı­lığını intaç edecek bir hal yoktur. Sade­ce tescil muamelelerinin bakanlık tara­fından yapılması meselesi ortada kalıyor ki, gittikçe genişlemek istidadı gösteren döviz açığımız karşısında böyle bir karara varmanın ne kadar doğru olduğu zaman­laanlaşılacaktır.

—istanbul:

Belediyece yeniden inşa ettirilen Beyazıt-taki sahaflar çarşısı bugün saat 11 de törenle açılmıştır. Törende İstanbul mil­letvekilleri Vali ve Belediye Başkanı, şe­hir meclisi üyeleri, Üniversite profesörle­ri, Demokrat Parti Başkanı ile diğer partiler temsilcileri, müze ve kütüphane müdürleri, millî eğitim ve basın mensup­ları ile kalabalık bir halk ve gençlik küt­lesi hazır bulnmuştur.

Eğer köylünün bugünkü hayat şartları değişir, hayat seviyesi yükselir ve lâyık olduğu merhaleye ulaşırsa, ona bağlı bu­lunan bütün iktisadi sanayi hayatımız kalkınır. İşçilerimiz def- memurlarımız da, toprağa bağlı bütün unsurlarımız da sü­ratle refaha erişir. Bunun tahakkuku için kuvvetli İleri hamleler lâzımdır. İleri hamleler ancak millet tarafından dâva olarak kabul edildiği takdirde muvaffak olur. Biz şimdi böyle bir devrin içinde­yiz.»

İşletmeler bakanı sözlerini şöyle bitirmiş­tir:

«İki yıl içinde hususi teşebbüs tarafından mensucat, gıda maddesi istihsaline yara­yacak tesisat için İ19 müyon lira yatırıl­mış, bunun 55 milyon lirası halk ve diğer kısmı devlet tarafından temin olunmuş­tur. Yurdun her köşesi birer şantiye ha­linde çalışıyor. Bir buçuk sene sonra mem­leket çimento ihtiyacının yüzde 85'ini te­min edecek, Karabük fabrikasının istih­sal kudreti iki misline çıkarılacaktır. Sa-nyar barajı ve Tortum şelâlesi, birisi ba­tının diğeri doğunun enerji kaynağı ola­cak, yurdun manzarası birdenbire deği­şecektir. Diyeceksiniz ki, bu mucizevî in­kılâbı nasıl yaptınız? Bu gayet basittir. Evvelâ ilhamı ve kudreti sizden, büyük Türk milletinden alıyoruz. Sonra, sizden alınan paralan, tek meteliğine kadar yi­ne size ve mahalline, verimli olarak sar-fediyoruz. Bu memleket evvelce belli başlı olarak yalnız tütün ve üzüm ihraç eder­di. Halbuki geçen sene pamuk ve buğ­daydan bu memlekete 760 milyon liralık döviz girmiştir. Yarın daha büyük gün­ler için hasırlanalım.

Bundan sonra söz alan İçişleri Bakanı Ethem Menderes, bugünkü iktidarm, en kuytu yerlere dahi giderek, en hücra kö­şelere ulaşarak, bu. suretle bütün memle­ket seviyesinin bir hizaya getirileceğini ifade etmiş ve demiştir ki:

Bütün bu gezintilerimizin tek bir gayesi vardır. Bu da, Türk milletine hizmet et­mek ve onu süratle kalkındırmaktır. Ma­nevi mükâfatımızı halkın güler yüzünden görüyoruz. Doğuda vatanın köşe ve bu­caklarında, Hakkâri'de, Başkale'de, Van havzasında, Ağrı eteklerinde on gündür dolaşmaktayım. Gördüğüm memleket manzarası ferah vericidir. Şimdiye kadar devlet adamlarının ayaklarının değmediği köylere gittik. Halkla temas ettik. Aldığı­mızintibaçokmüsbet,karşılaştığımız

faaliyet ve kalkınma başdöndtirucüdür. Bir taraftan Ziraat Bankasının, Toprak Ofisin köylüye hizmeti, tasavvurlarımızın üstünde neticeler vermiş, diğer taraftan yollar, köprüler, sulama işleri, köy sula­rı, sağhk faalüyeti, bu memleketi şimdiye kadar görülmemiş ve işitilmemiş bir se­viyeye yükseltmiş bulunuyor. Uzak köyle­rin ovalarında traktör, biçer-döğer maki­nelerinin sesleri işitiliyor. Köyler refah3 ve medeni şartlara ulaşmak için biribir-leriyleâdetamüsabaka yapıyorlar.»

Bakan, Türk köylüsünün realist olduğuna işaret ederek, hizmeti, hükümet icraatını gözü ile gördüğünü, bir takım iyi niyet sahibi olmıyanlarm oyunlarına sldanma-dığınısöyliyerekdemiştirki:

«Kariç dünya temaslarımız ve münsse betlerimiz, 7 asırlık tarihimizin kaydet­mediği şekilde mükemmeldir. İş âîemirrJz gönüllere ümid ve ferahlık verecek kadar kuvvetli ve hareketlidir. Limanlarımız şimdiye kadar görülmedik bir faaliyete sahne oluyor. Ziraat Bankasında öyle bü­yük hamleler olmuştur ki, takip edenleri hayrete düşürüyor ve şaşırtıyor. Çiftçi muazzam bir kalkınma yolundadır, mem­nundur, refaha doğru adımım atrm?t;r. İktidar, çiftçiyi kalkındırmak ve mem­nun etmek için elinden gelen her imkâ­nı kullanıyor ve her fedakârlığı yapıyor.

Ziraat Bankası, Toprak Mahsulleri Ofisi yurdun en hücra köşelerine kadar çiftçi­nin yardımına ve kalkınmasına, koşîiyor. 300 milyon lira olarak teslim alman zi­raat bankası kredisi, bu sene bir milyara, gelecek sene bir buçuk milyara ulaşacak­tır. Bu bir buçuk milyar liranm bir mil­yarı ziraate, 500 milyon lirası ticari kre­diye tahsis olunacaktır. Bir milyar 300 milyon îira olarak aîman bütçe, bir ham­lede iki milyara ve hiçbir zoriaroa yapıl­madan çıkmıştır. Yakın bir gelecekte, devlet bütçesi iki buçuk, üç milyara çı­kacaktır. Saym Başbakanımız bunun ko­laylıkla mümkün olacağını defsatle söy­lemiş bulunuyor.»

İçişleri Bakanı her gezdiği yerde kendi­lerine gösterilen teveccühün ve karşıla­manın çok samimî ve içten cîduŞurm söylemiş huşur ve emniyete temasla ses­lerine şöyle son vermiştir:

«Yurdun her tarafmda halk, işiyle, şücü ile, kazancı ile hayat seviyesini arttır­makla meşgul. Size memlekette tam ve mükemmel bir emniyet ve huzurun hâkim olduğunuscyliyebiîirim.Gittiğimiz verlerde emniyet ve asayişe müteallik ne bir şikâyet ve ne cie tazallüm işitmedik. Türk milletinin tam bir hürriyet havası için­de, huzurla çalışmakta olduğunu gör­dük. Eğer bu memlekette huzur ve emni­yet olmasa idi, bu muazzam kalkınma, bu dev hamleler olur ve tahakkuk eder mi idi? Gittiğimiz yerde biz vazife makam-larîyle halkı kaynaşmış gördük. Yeni sis­tem, oturmuş bulunuyor. Halka daha faz­la hizmet etmek için her türlü imkânlar­dan faydalanıyoruz. İdarenin amme hik­metlerinde daha verimli çalışmasını te­min yolunda, yeni yeni imkânlar hazır­lamaktayız. Büyük ve müreffeh Türkiye-nin kurulması yolunda olduğunu huzuru­nuzda arzetmek isterim. Bu dâvanın ta­hakkuku için el birliğiyle çalışmak ve bunu desteklemek her Türkün mukaddes vazifesidir.

Bundan sonra mikrofon başına gelen Büyük Millet Meclisi Başkan Vekillerin­den Celâl Yardımcı, meclisin çalışmasın­da hâkim olan ruh ve zihniyetten bahset­miş, daha sonra söz alan Kars milletve­kili Abbas Çetin, Lâtif Aküzüm, Çoruh milletvekili Ali Riza Çağlar, memleket meselesi üzerinde mühim konuşmalar yap­mışlardır.

—Ankara:

Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Ba­bam Prof. Fuat Köprülü, Çalışma Baka­nı Nuri Ozsan bugün saat 12J5'de Sivas D. P. Kongresinde bulunmak üzere uçak­la şehrimizdenayrılmışlardır.

Başbakan ve beraberindekiler hava aTa-nmda Devlet Bakanı Başbakan Yardım­cısı Samet Ağaoğlu, Adalet Bakanı Rük-nettin Nasuhioğlu, Millî Savunma Baka­nı Hulusi Köymen, Ulaştırma Bakanı Sey-fi Kurtbek, Ticaret ve Ekonomi Bakanı Enver Güreli, Maliye Bakanı Hasan Po-latkan. Devlet Bakam Muammer Alakant, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yaraiit, Generaller,, Ankara Valisi ve Be­lediye Başkanı, milletvekilleri tarafından uğurlanmiştır.

Başbakana, milletvekillerinden Bahadıc Dülger, Rıfkı Salim Burçak, Mümtaz Faik Fenik, Cihat Baban, Suat Başol, Os­man Şevki Çiçekdağ, Kâmil Gündeş, Ba­ki Öktem ve Ankara Belediye Başkanı AtıfBenderlioğiurefakatetmektedirler.

—İstanbul:

Birkaçgündenberimemleketimizde bulunan Kuzey Atlantik Paktı Deniz Kuv­vetleri Başkomutanı Or Amiral Mc. Cor-mick, bugün beraberinde eşi ve diğer as­kerî şahsiyetler olduğu halde saat 9'da özel uçağı ile Rcma'ya müteveccihen şeh­rimizden ayrılmıştır.

Kuzey Atlantik Paktı Deniz Kuvvetleri Başkomutanı Or Amiral Mc. Cormik, Ye­şilköy hava alanında askerî merasimle uğurlanmıştır.

Amiral, hareketinden evvel basın men­suplarına, Türkiyeye olduğu gibi Natoya mensup İtalya'ya da bir nezaket ziyare­tinde bulunacağını ve oradan uzun müd­detten beri ayrı kaldığı karargâhına döne­ceğini söylemiştir.

— Elâzığ:

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, refakat-lerindeki zevatla birlikte dün öğleden son­ra Uluova sulaması hidro-elektrik inşaatı ile Gölcük çevresini gezerek alâkaülEr-dan izahat almışlar ve Gölcük hidro-eiek-trik ve sulama tesisleri inşaatının süratle ilerlediği ve halen göl suyunu ovaya akı­tacak olan 4500 metre uzunluktaki tüne­lin 2500 metrelik kısmının açılmış oldu­ğu bizzat tünelin içinde yapılan tetkik­ler sonunda anlaşılmış ve işin muvaffaki­yetle seyrinden dolayı Cumhurbaşkanı­mız Bayındırlık Bakanlığı elemanlarım, işçileri ve müteahhitleri tebrik etmiş­lerdir.

1348 metre yükseklikte 20 kilometre uzun­lukta ve 4 kilometre genişlikte olan ve yedi buçuk milyar metreküp suyu ihti­va eden Gölcük gölünden 316 metre al­çakta bulunan Uluava'ya dört buçuk ki­lometre uzunluğundaki tünelden su akı­tılarak ova sulanacak ve lüzumlu enerji elde edilecektir.

Tesisler iki safhada yapılacaktır. İlk te­sis gücü altı bin kilovat, nihaî kapasite 12.000 kilovat olacaktır. Elde edilecek enerji ile Elâzığ şehrinin, Ergani Bakır Madeni İşletmesi ile Guleman Madeni iş­letmesinin enerji ihtiyaçları Uluova'da 180.000 dönüm arazinin Murat ve yeraltı sulariyle pompaj suretiyle sulanmasına lüzumlu enerji ihtiyacı karşılanacaktır. Elde edilecek enerjinin maliyet fiatı ilk zamanlarda 410 kuruş, 1930 e bir buçuk kuruş olacaktır. Halen Elâzığ'da enerji­nin bir kilovat saati 23 kuruşa mal ol­makta ve 32 kuruşa satılmaktadır. Sant-raîda çıkan su ile otuz bin dönüm, Murat nehrinden pompaj ile yüz bin dönüm ve yeraltı sularından pompajla 80.000 dö­nüm arazinin sulanması temin edilecek­tir.

Bütün tesisat ve suiama işleri 16 milyon liraya mal olacak, bu sayede 210 bin dö­nüm arazi sulanarak bölgenin iktisadî ve ziraî kalkınması temin ediiecek ve ara­zinin verimiartmış olacaktır.

— Elâzığ:

Cumhurbaşkanı Ceîâl Bayar, refakatle­rinde İçişleri, Bayındırlık ve İşletmeler Bakanîariyle milletvekilleri ve general­ler bulunduğu halde, dün öğleden sonra Elâzığ'da inşası kararlaşfcmlan Elâzığ ip­lik fabrikasının temel atma merasimin­de hazır bulunmuşlar, bundan sonra Ulu-ova sulama hidroelektrik inşaatını ve buraya su temin edecek olan Gölcük gö-iünü gezmişler ve buralarda uzun müddet tetkiklerde bulunarak alâkalılardan iza­hat alarak geç vakit Elâzığ'a dönmüşler­dir.

Bugün merasimle temeli atılan ve inşası 650.000 liraya ihale olunan Elâzığ iplik fabrikası başlangıçta 5760 iğ ile işe ve fa­aliyete geçecek, senevi 600 ton pamuk işleyecek, ileride fabrika tesisatı genişle­tilerek iğ adedi 10.000'e çıkarılacaktır. Esa­sen fabrika gelecekteki inkişaf dikkat na­zara alınarak 10.000 iğ,e göre inşa olun­maktadır. Elâzığ iplik ve dokuma Türk anonim şirketi tarafından yaptırılmak­ta olan bu fabrika iki milyon liraya çı­kacaktır. Nama muharrer senetlerin be­herinin kıymeti 100 liradır ve fabrika 60 müessisin hususî teşebbüsü ile vücsda gel­mektedir.

Elâzığ ovasında yetişen pamuk kalite iti­bariyle üstündür. Ve dönüm başına 150-180 kilo pamuk vermektedir. Ova sulan­dığı ve teknik usuller kullanıldığı takdir­de randıman çek artacak, bu böige bü­yük bir kalkınma safhasına girerek pa­muğuna kıymet, amelesine iş ve köylüsü­ne yerli bea temin edilerek üç başlı men­faat temin olunacaktır.

Fabrika, Sanayi Kalkınma Bankasının temin ettiği bir buçuk müyen lira kre­diden faydalanarak makinelerini sipariş etmiştir. Fabrikanın temel atma merasi­minde söz alan Elâzığ milletvekili Şevki Yazman, Cumhurbaşkanımıza hitaben demiştir ki:

«Uğurlu ayağınız bu şehre daima hayırlı bir işin müjdecisi olmuştur. Müsbet ikti­sadî siyasetle memlekette yepyeni hare­ket ve kalkınma ve hususî teşebbüse ge­niş imkâniar sağlayan bu fabrikanın ya­pılmasında belli başlı âmil olan hükü­metimize teşekkür ederim.»

Bundan sonra muazzam bir kalabaliğuı iştirak ettiği temel atma merasiminde Cumhurbaşkanımız, bu fabrika, milleti­miz, memleketimiz ve Elâzığ müteşebbis­leri için hayırlı olsun, diyerek temele ilk harcı koymuş, bunu bakanların ve ge­nerallerin ayni dilekleriyle harç Icoyraa-lan takip ederek törene son verilmiştir.

—Sivas:

Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Ba­kanı Profesör Fuat Köprülü ve çalışma Bakanı Nuri Özsan beraberlerinde mil­letvekilleri ve gazeteciler olduğu halde, Demokrat Parti İl Kongresinde hazır bu­lunmak üzere bugün saat 13.40'da uçakla Sivas'a gelmişlerdir.

Misafirler tayyare alanım dolduran bin­lerce vatandaşın sevgi tezahüratı arasmda vilâyet binasmna hareket etmişler, yolda Demokrat Parti istasyon ocağında bir müddet durmuşlar ve bilâhare vilâyete gelmişlerdir.

Vilâyet binası önünü dolduran onbinlerce vatandaşın İsrarlı alkışlan ve istekleri üzerine Başbakan Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü, vilâyet balkonundan halka hitaben te­şekkür etmişler ve Sivaslılarla kongrele­rinde etraflıca konuşmak vaadinde bulun­muşlardır.

Bilâhare, Sivas tümen ve 8 inci bölge ko­mutanlıklarını ve Sivas belediyesini zi­yaret eden Başbakan Adnan Menderes ve yanındaki heyet saat 16'da Sivas Demok­rat Parti İl Kongresine gitmişlerdir.

—Elazığ:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar refakatinde bakanlar, milletvekilleri, valiler ve gene­raller bulunduğu halde bugün öğleden ev­vel Elâsığ verem pavyonunun temel atma merasiminde bulunmuş, daha sonra feara yollan 8 nci bölge merkez tamir atölye­sinigezmiştir.

Cumhurbaşkanımız buradan belediye bi­nasına gelerek, kaza ve nahiyelerden gel­miş olan heyetlerle Diyarbakırd*n gelen diğer bir heyeti kabul etmiştir.

Bütün kudret kaynağını milletin pürüz­süz, temiz sevgi ve itimadında bulan De­mokrat Parti hasis bir iktidar hırsiyle, şiddet ve baskı kullanmak, türlü türlü hile ve usullerle rey hırsızlığı yapmak yerine, müsait işlerle milletin sevgi ve itimadını kazanma yolundadır. Bu itibar­ladır ki Demokrat Parti hükümeti, ça­lışan vatandaş kütlelerinin sosyal ihti­yaçları ile azamî derecede ilgilenmenin ehemmiyetini takdir etmiş ve Türkiye'de insan hak ve hürriyetlerinin demokratik anlayışa dayanan ve iş hayatının serma­ye ve emek unsurları arasındaki verimli işbirliğinin baş şartı olan sosyal adalet ni­zamını gerçekleştirmek için büyük gay­retler sarfetmiştir.

Aziz Türk milletinin serbest iradesiyle iş basma getirdiği Demokrat Parti iktidarı, millet emrine ve hizmetine girdiği gün-denberi, yeni rejimin getirdiği ve kuvve­tini milletten aîan büyük bir hamle ru­hu içinde bütün azmi ve imaniyîe hiç yorulmadan ve duraklamadan her sahada olduğu gibi sosyal adalet mevzuunda da vatandaşlara yararlı olmiya çalışmakta­dır.

Eski iktidarın heder ettiği uzun ihmal ve boşa harcanmış yılların bir araya getir­diği ihtiyaç ve güçlükleri yenerek, mille­tin takdirini ve bütün hür dünya mil­letlerinin hayranlığını celbeden mucizevî denilecek işler başarılmaktadır.

Buna mukabil, bir istibdat ve suiistimal devrinin mesulleri olarak mîlletin itima­da şayan görmediği, millî vicdanın red­dettiği Örselenmiş ve yıpranmış eski ik­tidarın bir takım muhteris politikacıları sahte hürriyet kahramanı edasiyle ha­kikatleri toptan inkâr etmek suretiyle mil­lî beraberliği sarsacak şekilde bir.bir ifti­ra ve tezvir yoluna sapmış bulunmakta­dırlar. Ortaya atmağa çalıştıkları iddiala­ra göre memlekette kanunsuzluk ve bas­kı vardır. Hürriyet yoktur. Vatandaşlar emniyet ve huzurdan mahrumdur.

Gözlerini duman bürümüş, idrâk ve insaf­ları körîeşmiş olan bu adamların bu gü­lünç iddialarının hakikatle hiçbir alâkası yoktur. Ancak alıştıkları ruh haletinin bir ifadesidir.

27 sene bütün bu memleket ve milleti .müthiş keyfi idare ve istibdat irinde mak-

sat ve menfaatlerine tâbi tutan totaliter bir idarenin kirîi sahifelerini burada aça­rak dünün kötülüklerini tekrar etmeğe lü­zum görmüyorum. Çünkü, her türlü ıstı­rabın ve mücadelenin beşiğinde büyü­müş, hâdiselerin içinde yaşamış sizler her şeyi bütün çıplaklığiyle biliyorsunuz. Eski iktidar artıklarının en ziyade ta­hammül edemediği hakikatlerden birisi de, Demokrat Parti iktidarının, sinesin­den çıktığı büyük millete lâyık olmak için başardığı muvaffakiyetler meyanında Türk işçisine hürriyet, refah ve huzur getirmiş olmasıdır.

Eütün medenî milletlerde iş hukuku ni­zamının kurulmasının ve işçi haklarının teminat altına alınmasının 100 senelik mazisi olduğu halde bizde ancak 18 se­nelik bir geçmişi vardır ve sayın Cum­hurbaşkanı Celâl Bayar'm iktisat vekil­liği zamanında çıkarılan iş kanunu ile ele alınmış bulunmaktadır. Bundan sonra uzun bir sükût ve nisyan başladı. Bu «ii-kût Demokrat Partinin kuruluşuna ka­dar devam etti. Dört sene muhalefet par­tisi olarak gaspedilmiş ve hiçe sayılmış millet hak ve hürriyetleri meyanmda, çalışan zümrenin refahı ve sosyal hak­ları için memleket umumî efkârına hitap ettik. İşte Demokrat Partinin bu sesiyle uyanan eski iktidar, tatbik etmekten zi­yade çıkarmış görünmek için bâzı kanun­lar tedvin etti. Çünkü karşılarında hak­kını arayan bir milletin uyanışı ve şah­lanışı hâdisesi vardı. Bunu yapmağa mec­burdu. Hele 1950 seçimlerine hazırlık ol­mak üzere bir kısım acele kanunlar çı­kardı.

İşte arkadaşlar 1950 mayısında iktidarı devraldığımız zaman elimizde sadece ye­ni çıkarılmış kanunların hükümetimize ağır vazifeler yükleyen hükümleri vardı. Bu cümleden olarak işçi sigortaları kuru­munun yeni çıkarılmış kanunlarla üzeri­ne yüklenmiş olduğu çok; ağır ve çeşitli hizmetlere intibak edebilmesi için evvele­mirde bu kurumun faaliyetlerini rasyonel şekilde tanzim ettik. îki sene gibi kısa bir müddet içinde 10'dan fazla kanun, 5 tüzük, 4 yönetmelik, 10'dan fasla bakan­lar kurulu kararı çıkarılmış ve muhtelif kanun ve tüzüklerin hazırlanmasına baş­lanmıştır. Yani onların 27 senede ver­diklerine muadil mevzuatı biz iki sene zarfında meydana getirmiş bulunuyoruz. İktidara geldiğimiz zaman işçi sağlığına tahsisediîmişancak140yatakbulduk.

Tunceli halkı, çalışmak, ka­zanmak, rahat ve huzur içinde yaşamak gayesiyîe vasıta temininden başka, bir şey istemiyor. Hükümetin yakmen bildi­ğim fikir ve karan da, elindeki bütün imkânları buna tahsis ederek sizin arzu­larınızı yerine getirmektir. Bu karşılıklı muhabbet ve itimad devam ettikçe siz de, hükümet de, hepimiz de memnun ola­cağız. Hepinize hayatta muvaffakiyetler dilerim.»

Cumhurbaşkanımızın sürekli alkışlarla karşılanan bu hitabelerini müteakip, îçiş-ieri Bakanı Sthem Menderes'in başkan­lığında, Bayındırlık, İşletmeler bakanla­rının, milletvekillerinin, Tunceli raüiki erkânının ve diğer alâkalıların iştirakiyle Bayar'm da hazır bulunduğu bir toplan­tı yapılmıştır. İki saatten fazla süren bu toplantıda, şimdiye kadar Tunceli'nde ba­şarılan işlerle bundan sonra yapılması gereken iş{er ve dilekler üzerinde konu­şulmuş) kararlara varılmıştır.

Cumhurbaşkanımız ve beraberlerindeki zevat, öğleden sonra saat 15'de Tunceli'n­den ayrılmışlar, yol üzerinde bulunan Pü­lümür ilçesine uğramışlardır.

Saat 20 de Erzincan'a gelen Cumhurbaş­kanı ve refakatlerindeki zevatı, şehrin ana caddesini hıncahınç dolduran binler­ce Erzincanlı karşılamıştır.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve refakat-lerindekiler yarın Ankara'ya dönecekler­dir. İçişleri bakanı Sthem Menderes, tet^ kik gezisine devam edecektir.

6 Ekim 1952

— Erzincan:

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar refakat-lerindski zevatla beraber bu sabah ili, belediyeyi, kolordu komutanlığı ile ikmâl edilmekte olan top kışlasını gezmişlerdir.

Cumhurbaşkanımıza ilde alâkalı servis­ler tarafından verilen izahata göre, ge­çen sene ön üç bin dönüm toprak tevziatı yapılmıştır. 21 köyde, 40.000 dönüm arazi­nin tevzii işi de önümüzdeki yıl bitirilmiş olacaktır.

Erzincan'da su işleri biri elektrik istih­sâli, diğer ikisi kurutma ve sulama ola­rak üç mühim mevzu hâlinde ele alınmış, ihaleleri yapılmış ve çalışmalar ilerlemiş bulunmaktadır, önümüzdeki mayıs ayında üç bin kilovatlık elektrik istihsâli baş-lıyacaktır.

Kurutulmakta olan arazi 100.000 dönüm, sulanacak arazi 75.000 dönümdür. Son iş­ler en geç 1954 yazında ikmâl edilmiş ola­caktır.

Cumhurbaşkanımızın refakatlerinde İçiş­leri, Baymdırhk ve İşletmeler Eakanla-riyle Büyük Millet Meclisi Başkan vekili, milletvekilleri ve generaller olduğu hal­de, saat 11.30 da uçakla Ankara'ya hareket etmişler, alanda askerî törenle uğurlan-mışlardır.

— İstanbul:

İstanbulun 29 uncu kurtuluş yıldönümü bugün törenle kutlanmaktadır.

Sabah saat 9,30 da belediye Önünden ha­reket eden Vali, milletvekilleri, rektörler, profesörler, muhtelif teşekküller temsil­cileri ve protokola dahil zevat ordu mü­fettişliğine giderek İstanbul halkının or­dumuza sevgi, güven ve şükranlarını ifa­de etmiştir.

Diğer taraftan saat 9.30 da Sultanahmet-te toplanan askeri kıtalar, okulîar, cemi­yetler ve muhtelif teşekküller saat 10 da İstan bulu kurtuluşuna kavuşturan şehit kahramanlar İçin bir dakikalık ihtiram duruşunda bulunmuşlar ve müteakiben tramvay caddesini takiben Gaîatasaraya çıkarak oradaki okullarla birlikte Tak­sim meydanındaki yerlerini almışlardır. Taksim meydanındaki törene İstanbul komutanlığına mensup bir subaym bayrak dikmesiyîe ve şehir bandosunun çaldığı İstiklâl Marşiyle başlanmıştır. İstiklâl Marşını müteakip âbideye izciler tarafın­dan çelenkler konulmuştur. Bundan son­ra bir öğrenci ve bir şehir meclisi üyesi konuşmuştur.

Nutukları takiben geçit resmi yapılmış­tır. Resmigeçit vali, milletvekilleri, gene­raller, rektör ve profesörler, basın men­supları ile protokola dahil zevat ve on-binlerce İstanbullu tarafından takip edil­miştir.

Ayrıca bu gece şehirde fener alayları ya­pılacak, şehir ışıklarla donatılacak, Tak­sim meydanında şehir bandosu tarafın­dan millî parçalar çalınacaktır.

—: Ankara:

Dışişleri Bakanlığından tebliğ edilmiştir:

Sayın Başbakan Adnan Menderes ve Dış­işleri Bakanı Fuat Köprülü, Fransa hü­kümeti tarafından mart ayı zarfında res­mi bir ziyarette bulunmak üzere Paris'e "davet edilmişlerdir.

İşbu davet memnuniyetle kabul edilmiş ve sayın Başbakan ve Dışişleri Bakanının mart ayı zarfında Paris'e seyahatleri ta­karrür etmiş bulunmaktadır.

—Ankara:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, refakatle­rinde İçişleri Bakanı Ethem Menderes, Bayındırlık: Bakanı Kemal Zeytinoğlu, İş­letmeler Babanı Sıtkı Yırcalı, Büyük Mil­let Meclisi Başkan vekili Celâl Yardımcı, Milletvekilleri ve jandarma genel komu­tanı, Ziraat ve Etibank umum müdürle­ri ile Başyaverleri olduğu halde saat 13.50 de uçakla şehrimize gelmişlerdir.

Başbakan Adnan Menderes, Devlet Ba­kanı yardımcısı Samet Ağaoğlu, Devlet Bakanı Muammer Alakant, Adalet Bakam Rükneddin Nasuhioğlu, Millî Sa­vunma Bakam Hulusi KÖymen, Maliye Bakanı Hasan Polatban, Ekonomi ve Ti­caret Bakanı Enver Güreli, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Doktor Ekrem Hayri Ustündağ, Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurtbek, Çalışma Bakanı Nuri özsan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Belediye Başkanı Atıf Benderli-oğlu, generaller ve şehir meclisi üyeleri Cumhurbaşkanımızı hava alanında karşı­lamışlardır.

—Ankara:

4 ve 5 Ebim tarihlerinde bazı gazetelerde Türkiyede bulunan Amerikan heyetine mensup bir üyenin yabancı bir memleket hesabına casusluk yaptığı şüphesi ile ne­zaret altma alındığı yazılması üzerine Birleşik Amerika Büyük Elçiliğince Tür-kiyedeki herhangi bir Amerikan heyetine mensup personel arasında, gazetelerde in­tişar eden haberlerde ismi geçen bir Ame­rikalı mevcut olmadığı bildirilmekte ve hadisetekzip edilmektedir.

—Ankara:

7 Haziran 1948 tarihli Türkiye - îsveç Ti­caret ve ödeme Anlaşmaları ile 14 Hazi­ran 1951 tarihli ek protokol ve buna mel-fuf mektupların 15 Eylül 1952 den itiba­ren 6 aylık yeni bir devre için uzatılma­sına dair 26 Eylül 1952 tarihinde Dışişle­ri Bakanlığımızile İsveç elçiliği arasın-

da mektup teatisi suretile bir anlaşma yapılmıştır. Bu anlaşma için teati edi­len mektup metinleri aşağıdadır:

Ankara, 26 Eylül 1952

Bay Adolf Croneborg İsveç Elçisi

Ankara

Bay Elçi,

7 Haziran 1948 tarihinde aktolunan Tica­ret ve ödeme anlaşmaları hakkında son aylar zarfında Türk hükümetiyle İsveç hükümetleri arasında cereyan eden gö­rüşmelere atfen, hükümetimin yukarıda zikrolunan anlaşmaları, 14 Haziran 1951 de imza olunan ek protokolü ve buna melfuf mektupları 15 Eylül 1952 tarihin­den itibaren altı aylık yeni bîr devre için uzatmaya mutabık olduğunu size bildir­mekle şeref kazanırım.

Yukarıdaki hususlar hakkında İsveç hü­kümetinin mutabakatını bana teyid eyle­menizi ve derin saygılarımı kabul buyur­manızı rica ederim Bay Elçi.

Settar İksel

Ankara, 26 Eylül 1952

Bay Settar İksel

Ticaret ve Ticari Anlaşmalar Dairesi U-mum Müdürü

Dışişleri Bakanlığı

Ankara

Bay Umum Müdür,

Mefadı aşağıda yazılı bugünkü tarihli mektubunuzu aldığımı size bildirmekle şeref kazanırım.

«7 Haziran 1948 tarihinde aktolunan Ti­caret ve ödeme anlaşmaları hakkında son aylar zarfında Türk hükümetiyle İs­veç hükümeti arasında cereyan eden gö­rüşmelere atfen, hükümetimin yukarıda zikrolunan anlaşmaları, 14 Haziran 1951 de imza olunan ek protokolü ve buna melfuf mektupları 15 eylül 1952 tarihin­den itibaren altı aylık yeni bir devre için uzatmaya mutabık olduğunu size bildir­mekle şeref kazanırım.

Yukarıdaki hususlar hakkında hüküme­timin mutabık olduğunu size bildirmek­le şeref kazanırım.

Derinsaygılarımıkabulbuyurmanızı ri­ca ederim Bay Umum Müdür.

Adolf Cronebon

— Ankara:

Cumhuriyet gazetesinin Ankara mümes­sili Mekki Said Esen, İnönü'nün son nut­kunu nasıl karşıladığı hakkında Başba­kan Adnan Menderes'e sorduğu suale ce­vaben aldığı beyanatı gazetesine şu su- ! retlebildirmektedir:

«Halk Partisi Genel Başkanı îsmet İnö­nü son konuşmasında iktidarı zulümle it­hama kalkışmış, zulüm yolunun vatanı nifaka götüreceğinden Türklerin nihaye­te kadar zulme boyun eğeceklerini san­manın hatâ olduğundan ve nifak birden­bire patlarsa çok uzun süreceğinden bah­setmiş ve iktidarımızın kanun dışı sayıl­masını telkine yeltenmiş, demokrat .ida­reyi irticai korumakla da suçlandırmak istemiştir.

İsmet İnönü'nün bu nutku, okuyanlarca derhal kabul olunacaktır ki, bir ihtilâl beyannamesine benzemektedir. Hakikat şudur ki bu memlekette zulüm, demok­rat Partinin doğup büyümesi ile adım a-dım gerilemeğe başlamış ve ancak parti­mizin iktidara gelmesi iledir ki sona er­miştir. Vatandaşları sorgusuz, muhake-mesia kafile kafile kurşuna dizmeler, zul­mün timsali olarak anacağımız tabutluk­lar, rey haydutlukları ve bunlara benzer türlü elim hadiseler şimdi artık kendi devirlerine ait fecî hatıra ve hikâyeler­den ibaret kalmıştır.

Memleketin bir tehlike karşısında bulun­duğundan ve nifak birdenbire • patlarsa çok uzun süreceğinden bahsetmeyi vahim bir tehdid ve iktidarın kanun dışı sayıl­masını telkine yeltenmeyi ise ağır ve cid­dî bir tahrik olarak kabul etmekteyiz. Bu gibi açık veya üstü kapalı tehditler, bil­hassa vatandaş hak ve hürriyetlerini ta­mamen iptal etmiş, millet iradesini dai­ma çiğnemeyi kendisine şiar edinmiş dünkü diktatör tarafından yapılacak o-lursa dikkatle üzerinde durmak, memle­ketin iç ve dış emniyeti mesuliyetini ta­şıyan bir hükümetin en mühim vazifesini teşkil eder. Çünkü dünkü diktatör bu memlekette böyle konuşmaya başlarsa bu nifak ve tehlike çıkarmak istediğinden başka bir mânaya hamledilemez.

Meselenin aslına gelince, devri sabık yaratmamak prensibi ile affa uğramış dün­kü diktatör ve türlü suçların baş mesulü hürriyet içinde yaşamakta olan bir mem­leketi böyle pervasızca kötüleyeraez, bu şekilde tahriklere girişemez. İzmir nutku

ile bir takım ağır mesuliyetler altına gir­mekte olduğunu İsmet İnönü'nün bilmesi icap eder. İşte onun başka taraflarda gös­termek istediği tehlike asıl buradadır.

Derhal ilâve edelim ki, memleketin hu­zur, asayiş ve emniyeti her türlü tehlike­den masundur. Çünkü millet iradesine dayanan ve kuvvetini bu meşruiyet kay­nağından alan, mesuliyetlerini tamamiy-îe müdrik bir iktidar, vazife başındadır.

Halk Partisi Genel Başkanı, maksadının tehdit ve tahrik olmadığını, kanun dışına çıkmak niyetinde bulunmadığını, sözleri­nin başka manaya alınmaması icap etti­ğini açıklamak meclluriyetindedir. Bu a-çıkîamayı yapmadığı takdirde diktatörlü­ğü hortlatmak niyetinde olmadığını iddia edemez.

Yine Halk Partisi Genel Başkanı diğer isnad ve iftiraları arasında iktidarımızın irticai okşadığmı da ilâveden geri kal­mıyor.

Şimdiye kadar bu irtica isnadını bir silâh olarak kendi siyasî tahakkümünün tesis ve idamesinde ustalıkla kullandığı için­dir ki onu hâlâ bir türlü elinden bırak­mak istemiyor. Halbuki bu günün ileri ve medenî Türk cemiyetini bir anda irtica­ın pençesine düşürecekmiş gibi göstermek milletimize en ağır bir bühtan teşkil e-der.

Bir noktayı çok açık olarak bir kere da­ha belirteyim:

Demokrasimizin bünyesi içinde bir muha­lefet ve murakabe unsuru olan Halk Par­tisine kardeş bir parti nazariyle bakmak­tayız. Binaenaleyh Halk Partisinin mu­halefet ve murakabe vazifesini güçleştir­mek veya onun mevcudiyetine son vermek asla aklımızdan geçmemiştir ve ge­çemez. Büyük Millet Meclisi komisyonla­rında henüz görüşülmekte olan bir ka­nun teklifi münasebetiyle iktidarımıza böyle bir iftira tevcih olunması tamamiy-le haksızlıktır. Millet kesesinden fuzulî ve kanunsuz alınmış paralar varsa, bun­ların hesabının görülmesini Önlemeğe ça­lışmak beyhude bir gayrettir. Çünkü mil­let hazinesinin mesuliyetini üzerinde ta­şıyan bir iktidar, onun haklarını aramak

vazifesinden kaçıttaraaz. Binaenaleyh ba­his mevzuu olan, Halk Partisinin bir çö­püne dahi göz koymak değil, şayet varsa hazîne hakkını, millet hakkını aramak­tan İbarettir. Hele Halk Partisinin mal­larını gasbetmek isnadı karşısında, böy­le bir maksat güdülmediğini millet huzu­runda görülecek bir hesapla ispat etmek zaruret haline gelir. Görülecek hesapla­rın ne netice vereceği ve Meclisin nasıl bir karara varacağı henüz belli olmadan Büyük Millet Meclisini güya manevî bir tazyik altında bulundurmaya çalışmak ve bu arada hiç yeri olmadığı halde A-nayasa mefhumunun manevî kuvvetini de istismara kalkışmak ne garip bir te­lâş eseridir. Bu hususta Büyük Millet Meclisinin vereceği karara karşı koymak ise, akıl ve mantıkla telif edilemez.

Son olarak söyliyeceğim şudur ki. Cum­huriyet Halk Partisine mensup vatandaş­lardan çok büyük kısmının, genel baş­kanlarının mahiyetini ve mânasını yuka­rıdan beri izaha çalıştığım bu son nut­kundaki fikir, tasavvur ve tehditlere iş­tiraketmediklerikanaatindeyim.»

7 Ekim 1952

— Ordu:

1952 fındık mahsulü satış mevsimi dola-yısiyle rekolte fiat ve geçen yıllara ait stoklar hakkında Fındık Tarım Satış Ko­operatifi Umum Müdürü Bedri Sirmen, muhabirimize aşağıdaki beyanatta bulun­muştur :

«Yeni mahsul fındık satış mevsimine bir buçuk aydan beri girmiş bulunuyoruz. Teşkilâtımızın son tesbitlerine nazaran memleketimiz 1952 fındık rekoltesinin ilk tahminlere mukabil ancak 50-60 bin ton civarında tahakkuk edeceği anlaşılmak­tadır. İspanya ve İtalyanm fmdık istih-salâtı da normalin altındadır. 1951 mah­sulümüzden kaîan stoklar müessir kemi­yette değildir. Bu şartlan, yeni mahsul fındığın fiat seviyesi, sürüm ve ihraç ka­biliyetleri bakımından, esas itibarile, leh-de mütalâa etmek ve karşılattığımız mü­sait faktörleri kıymetlendirerek debres-yona mütemayil' teşebbüslere imkân ver­memek lâzımdır. İstihsal sahalarımız bu ümitli istikamette kesif bir faaliyet halindedir. Hopa'dan Akçakoca'ya kadar uzanan ve Karadeniz sahillerindeki altı vilâyetimizi bünyesine alan fmdık bölge­mizde hükümetimizin hayırlı himaye ve desteklemepolitikasınıntatbikatına,teş-

kilâtımız marifetile, muvaffakiyetle de­vam edilmektedir. Bölgenin her tarafın­da kabuklu fındık fiatları, hükümetimiz­ce garanti edilen fiat seviyesinde seyret­mektedir. Müstahsil iki yıldan beri tam bir emniyetle fındığını değerlendirmek suretile muhtaç olduğu refah imkânları­na mazhar olmuştur. Ekim başına kadar müstahsijin elinden çıkan ve pazarlara inen miktar rekoltenin yarısına yaklaş­maktadır. Dış memleketlere ihracımız normal mecrasına girmektedir. Kampan­yanın açıldığı bir buçuk aylık devre zar­fındaki iç fındık ihracatı yedi bin ton gi­bi ehemmiyetli sayılabilecek bir yekûna varmaktadır. Bu sene" daha ziyade bade­min rekabetine maruz bulunmasına ve pazarlarda bazı spekülatif teşebbüslerle husule getirilmek istenen tereddüt ve ka­rarsızlıklara rağmen fındık fiyatlarının lehimize inkişaf edeceğini gösteren alâ­metler mevcuttur. Ekim sonlarına doğru dış taliplerin artacağı ve satışların hız­lanacağı umulmaktadır. Birliğimiz elin­deki 952 rekolte bakiyeleri gittikçe eri­mektedir. Bu fındıklar için herhangi bir tenzilâtlı tarifeye gitmek mevzuubahis değildir. Dünya memleketlerile devamlı münasebet halindeyiz, haricî satışlarımız­da yeni mahsulün fiyat hareketlerini ve sürüm imkânlarım destekleyici bir siya­set hâkim bulunmaktadır. Fındık mahsu­lümüzün değerlendirilmesi suretiyle müs­tahsilin korunmasını, fındık ticaretinin emniyet şartları altında istikrar bulması­nı ve fındık bölgelerimizin iktisaden kal­kınmasını istihdaf eden hükümet kararı­na müstenit müdahale ve destekleme faaliyetlerimiz, bu işleri tanzim eden E-konomi ve Ticaret Bakanlığımızın direk­tifleri ve Ziraat Bankamızın geniş malî müzaharetile müstakar ve programlı bir şekilde yürümektedir. Memleketin fındık­la alâkası istihsal ve ticaret hayatında faydalı ve semereli neticeler vermekte, birliğimiz fındığın istikbalinden emin bu­lunmaktadır.»

10 Eîrim 1952

— Ankara:

Birleşik Amerika Bahriye Bakanı Dan A. Kimball ve refakatindeki heyet, 13 ekim 1952 pazartesi günü saat 17.10 da Esenbo-ğa askerî hava alanına muvasalat ede­cektir.

Bahriye Bakanını karşılama töreninde, Millî Savunma Bakanı, Deniz kuvvetleri

komutanı, Ankara garnizon komutanı ve eşi, Dışişleri Bakanlığı protokol umum müdür muavini, merkez komutanı, genel­kurmay protokol müdürü ve mihmandar­larhazırbulunacaklardır.

Misafir Bakan ve eşi Birleşik Amerika büyük elçiliğinde ve beraberinde gelen heyet de Ankara Palasta ikamet edecek­tir.

Bahriye Bakanı ve beraberindekiler, pa­zartesi günü saat 18.15 de Atatürk'ün ge­çici kabrine giderek saygı duruşunda bu­lunacaklar, müteakiben Milli Savunma Bakanı, Dışişleri Bakan vekili makamla­rında ziyaret edilecektir. Akşam Millî Sa­vunma Bakanı bir resmi kabul verecek­tir.

Bakan, Deniz Kuvvetleri Komutanımızla beraber salı günü sabahı saat 8 de uçak­la Etimesuttan hareketle İzmit ve Göl­cükte donanma tesislerini gezdikten son­ra bir muhriple İstanbula dönecek, aynı gün birinci ordu müfettişini ve İstanbul Vali ve Belediye Başkanını makamların­da ziyaret edecektir. Akşam Birleşik A-merika deniz ataşesi tarafından Bahri­ye Bakanı şerefine bir kokteyl verilecek­tir.

Misafir bakan, çarşamba günü saat 12.30 da uçakla Yeşilköyden hareket ederek memleketimizden ayrılacaktır.

— Ankara:

İnşaat mevsimi sonunun yaklaşması mü­nasebetiyle yurdun her tarafına şamil geniş bayındırlık çalışmalarının 1952 yılı faaliyetlerile hangi merhaleye ulaştığı hakkındaki muhabirimizin bir sualini ce­vaplandıran Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, aşağıdaki beyanatta bulun­muştur :

«Demokrat Parti iktidarı iki yıl zarfında her sahada, olduğu gibi bayındırlık hiz­metleri bakımından da millete büyük hiz­metler ifa etmiştir. 1952 yıîı bayındırlık bütçesinin 357 milyon lirayı bulan büyük tahsisatı içerisinde ele alman işler tama­men millete mal olan mevzular üzerinde teksif edilmiş bulunmaktadır.

Bu yaz esnasında bizzat dolaşabildiğim otuza yakın vilâyette bu gibi çalışmaların göğüs kabartıcı neticelerini zevkle müşa­hede ettim. Hükümetle eiele vermiş bir milletin, yılların teraküm ettirdiği çeşitli ihtiyaçları bir an evvel karşılama yolun-

da nasıl muvaffakiyetten muvaffakiyete koştuğuna, muhterem gazeteci arkadaşla­rım da, kendileri için tertip edilen seya­hatlerinde, bizzat şahit olmuşlardır. Nite­kim müteakiben taraflı tarafsız hemen her gazetede günlerce devam eden neşri­yat bunu teyid etmektedir. Hükümetin çalışmalarını efkârı umumiye Önünde bu suretle canlandırmış olmalarım da şük­ranla karşılamaktayım.

Millet iradesine dayanan bir iktidara halkın nasıl derin bir itimat ve ümitle bağlı olduğunun canlı bir r>-isalini bu de­fa şark vilâyetlerinde yaptığımız seyahat­lerde gördüm. Su ve yol işleri tamamlan­mış bir köylü gurubunun köylerinin elek­triğe kavuşturulması yolundaki temenni­leri karşısında vazifeli bir insan olarak heyecana düşmemek imkânı yoktu. Bu talebin iki bakımdan büyük mânası mev­cuttu. Birincisi Türk milletinin her tür­lü medenî vasıflara kavuşmaya azmet­miş bulunması, ikincisi de bugünkü ikti­darın iş yapma kabiliyetine pürüzsüz ola­rakinanmışolması.

Sizlere derhal haber vereyim ki bu seya­hatten döner dönmez milletin ilham et­tiği bu meselenin etüd ve hazırlıklarının yapılmasını elektrik işleri etüd idaresine vazife olarak verdim, İnşallah 1953 yılın­da tıpkı köy yolları ve köy içme sulan gi­bi köylerimizin elektriğe kavuşturulması yolunda da çalışmalarımıza başhyacağız. Şimdi sizlere şu iki yıl zarfında eski ik­tidarın vasati olarak asgarî on yıllığına muadil bir çalışma temposu içerisinde bulunduğumuzu rakamlarla ve bunların mukayeseleriylegöstermekistiyorum.

Yurdumuzun geniş bayındırlık ihtiyaçla­rım bir an evvel karşılayabilmek ve bu mevzudaki çalışmalarımızı daima geniş­letmek gayesile her fırsat ve imkânı kul­lanmaktan geri durulmamıştır. Nitekim bu yi! içinde temin edilen gelir fazlasın­dan 67 küsur milyon lira da ek ödenek o-

larak bayındırlık hizmetlerine tahsis e-dilmiş, bu suretle diğer kredi ve yardım­lar hariç olarak 1952 yılı bayındırlık büt­çesi 257 milyon lirayı bulmuştur. Bu pa­ranın 188 milyon lirası karayolları, 66 milyon lirası su işleri, 24 milyon lirası liman ve iskele tesisleri gibi memleketin kalkınmasına birinci derecede yararlı iş­lere tahsis edilmiştir. Bütçe yekûnu ke­miyet bakımından evvelki yıllara kıyas-lanamıyacak bir raddeye yükseltilmiş ol­makla beraber, umumî tertibinde de tamamen realist bir görüş ve zihniyet ifa­desini taşımaktadır.

Evvelki yıllarda meselâ 1945 yılında u-mumi sarfiyatın % 32 si, 949 yılında nu47 si ve 1950 yılında % 52 si yol v,e su işleri­ne isabet etmekte iken 1951 yılında bu nisbet % 70 e yükselmiş bulunmaktadır.

Karayolları:

Karayollarımızı kifayetli bir şekle sok­mak gayretlerimizin başında gelmektedir. Karayollarımızm her yıl biraz daha islâ-hı ve bunun tesiriyle motorlu vasıta ade­dinin ve trafiğin süratle artışı millî eko­nomimizin gelişmesine yardım eden un­surların en mühimleri arasındadır.Yol

dâvasına verdiğimiz ehemmiyeti belirt­mek bakımından 1952 yılı karayolları büt­çesinin 1950 yılma nazaran üç misli bir artışla 188 milyon liraya çıkarılmış oldu­ğunu kaydetmek isterim.

1952 yılı içinde emanet ve ihale suretiy­le islâh. veinşasınaçalışılmaktaolan

devlet yolu 3190 kilometreyi bulmaktadır. Pendik - İzmit, Geyve - Bilecik - Vezir-han, Salihli - Turgut|u, Gönen - Biga, Ortaklar - Sarayköy, Eskişehir - Kütah­ya, Ankara - Çerikli - Yerköy, Ankara -Kızılcahamam, Mersin - Silifke - Mut, Akdağmadeni - Yıldızeli, Kayseri - Pı­narbaşı - Gürün, Ordu - Fatsa, Hendek -Düzce, Balıkesir - Bandırma, Konya -Karaman. Konya - Ereğli, Ankara - Ayaş

Beypazarı, Kırıkkale - Çerikli - Sekili,Niksar - Reşadiye, Samsun - Bafra, Ter­me - Ünye, Elâzığ - Bingöl, Elâzığ - Er­zincan, Diyarbakır - Bitlis, Başhan - Muş, Bitlis - Tuğ, Mardin - Midyat, Diyarba­kır - Lice, Tutak - Erciş, Rize - Erzurum, Çoruh '- Yusufeli yollarındaki çalışmalarhayli ilerlemiş, bunlara ilâveten 1952 pro­gramına dahil bulunanVezirhan- Bile­cik - Karaköy,Selçuk- Ortaklar, Edre­mit- Ayvacık,Ankara-Bolu-Düzce, Karabük - îsmetpaşa, Germence - iskilip,Silifke - Karaman, Gaziantep - Fevzipa-şa, Pınarbaşı - Maraş, Pınarbaşı – Gürün Malatya, Urfa - Mardin, Cizre - Midyatyolları da kısmenihaleedilmişveya edilmek üzeredir. Yalnız bu son ihale edil­miş o!an yolların yekûn bedeli 67 milyonlirayı bulmaktadır. Yine bu yıl içinde uiunluklan tutarı17 binmetreyi bulanüçyüzü mütecaviz büyük köprü inşası üKerinde çalışılmaktadır. Fazla trafiğe ma­ruz olan 645 Km. yol asfaltlanmış, 19.000

Km. devlet yolu devamlı bir bakım altın­da bulundurulmuş, muhtelif bölgelerde 3133 kilometre yol kesimi üzerinde çeşitli tamirat işleri yapılmıştır.

Ana yollan teşkil eden devlet yollarında­ki bu çalışmalara muvazi olarak, daha küçük nüfus topluluklarını ve alışveriş merkezlerini birbirine ve devlet yolları­na bağlıyan il yollarının ve köyleri birbi­rine ve kasabalara ve il ve devlet yolla­rına bağlıyan köy yolarının da geliştiril­mesi için büyük gayretler sarfedilmiştir. 1952 yılında bu maksat için vilâyetlere yapılan yardım miktarı 51,5 milyon lira­yı bulmuştur.

Uzun senelerden beri hasretini çektiği ve ıztırabını duyduğu bu derdine hükümetin el uzatması, köylümüzü ve halkımızı bü­yük gayrete getirmiş ve bütün halk bu mühim memleket dâvasına emeklerini katmak hususunda birbirleriyle yarışırca­sına işe dört elle sarılmış bulunmakta­dır. Bu sahadaki çalışmaları İçişleri Ba­kanlığı ile çok sıkı bir işbirliği halinde yakından takip etmekteyiz. Bu mevzuda vali ve mühendis arkadaşlarımın göster­dikleri faaliyet ve gayretleri övmeyi va­zife bilirim.

Su işleri:

Ziraî istihsal dâvamızın ana meselelerin­den biri olan su İşlerine büyük ehemmi­yet atfediyoruz. 1952 programında büyük ve küçük su işleri olarak 131 muhtelif ko­nu ele alınmıştır. Bugüne kadar 114 mev­zu taahhüde bağlanmış, geri kalanların da projeleri ikmal edilmiş olup eksiltme­ye konmak üzeredir. Bu işlerin keşif be­deli 47 küsur milyon lirayı bulmaktadır. Evvelki yıllardan ihale edilmiş ve 1952 yı­lma intikal etmiş olan 120 adet muhtelif su tesislerini de nazarı itibara alırsak bu yılın faaliyeti, memleketin muhtelif böl­ge ve havzalarına şamil olmak üzere 251 mevzuu içine almaktadır. Nihayet bir iki yıl içinde tamamlanacak olan bu te­sislerin bitirilmesile 1.590.000 dönüm arazi taşkından korunacak, 1.243.000 dönüm ba­taklık saha kurutulacak, 1.145.000 dönüm arazi sulanacaktır.

Bu çalışmalarımıza devam ederken, bir yandan da yeni teşebbüsler için yabancı memleketlerden uzun vadeli istikrazlar teminine çalışmaktayız. Bu cümleden ol­mak üzere 100 milyon liraya çıkacak ve sulama,kurutma,taşkındankorumave enerji üretimi gibi çeşitli gayretleri hep birden tahakkuk ettirecek olan Seyhan barajı inşaatı için Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasından 25 küsur milyon dolarlık kredi sağlanmıştır. Bu malî yıl içinde ilk tesislerin yapılmasına başlan­mış olacaktır.

Yeraltı su hazinelerinin rasyonel şekilde işletilerek halkın hizmetine arzedilmesi hususu bu sahadaki çalışmalarımızın di­ğer bir safhasını teşki! etmektedir- Bu maksatla Konya, Urfa, Mardin ovaların-daki yeraltı suyundan faydalanılması hak­kında etüd ve araştırma işi 2,7 milyon lira ya müteahhite ihale edilmiştir. Buna ilâ­veten İllere tahsis edilen sondaj maki­neleriyle 15 ilde yeraltı araştırılmasına baş lanmış ve bir kısmında şimdiden müsbet netice alınmıştır.

Halk ile hükümetin müşterek çalışma ve işbirliğinin en güzel bir misalini teşkil eden köylülerimizin içme suyu davası 4 yıllık bir programa bağlanmıştır. Yalnız 1952 yılında bu maksat için 20 milyon lira ayrılmış bulunmakta ve bu para ile hiç suyu bulunmayan veya sıhhî şartları gay­ri müsait bulunan 5000 köyde içme su mevzuunun halledileceği tahmin olun­maktadır.

Kendi dert ve yaralarına el uzatan bir hükümete karşı duyulan güven ve itima­dın en beliğ bir ifadesini taşıyan bu müşterek çalışmalarda halkın gösterdi­ği gayret ve kattığı emek her türlü sita­yişin fevkindedir.

Memleketin sosyal ve sınaî kalkınmasın­da mühim bir âmil olan elektrik ener­jisinin yurdumuzun tabiî ve zengin kay­naklarından olan su kuvvetlerinden bol ve ucuz olarak istihsal edilmesine bü­yük ehemmiyet vermekteyim.

1951 yılı içinde inşasına geçilmiş olan Kuzey - Batı Anadolu bölgesine enerji verecek olan Sanyar santralının inşasına büyük hızla devam edilmektedir. Er­zincan, Konya, Erzurum, îsparta, Elazığ ve civarına ve buradaki endüstri tesis­lerine elektrik enerjisi verecek olan gir-levik, Göksu, Tortum, Kovada ve Hazer gölüsantrallarmminşasına başlanmıştır.

Liman ve iskele işlerimiz.:

Memleketin kıyı teşkilâtı, kara ulaştırma sistemi, denizlerde seyrüsefer şartları li­manlar meselesinin hallinde hareket nok-

tamızı teşkil etmektedir. Ereğli liman ve rıhtımları, Trabzon ve İnebolu dalga kıranları bu yıl içinde tamamlanacaktır. İstanbulda Sahpazan rıhtım tevsiatı ta­ahhüde bağlanmıştır. Haydarpaşa, Sam­sun, İzmir ve İskenderun limanları in­şaatı eksiltme safhasındadır. Bu limanla­rın inşasının lüzum gösterdiği 13 mil­yon lira tutarındaki makine parkı ta­ahhüde bağlanmıştır. Ana programımıza dahil bulunan Mersin limanının projesi eksiltmeye konmuştur. Küçük iskele ve barınak mevzuundaki çalışmalarımız müs bet neticelerini vermeğe başlamıştır. Ça­nakkale, Taşucu ve Anamur iskeleleri ta­mamlanmıştır. Alanya, Fenike, Akçako­ca iskeleleri tamamlanmak üzeredir. Ri­ze, Marmaris, Mudanya programlarına göre yürütülmektedir. Bunlara ilaveten bu yıl içinde Gemlik, Lapseki, Hopa, Or­du, Bulancık iskeleleriyle Kefken barı­nağı taahhüde bağlanmıştır. Pazar iske­lesi eksiltme safhasındadır. Müteakip ba­rınaklarımızın inşası için 1,5 milyon lira­lık yeni bir makine parkı kurulmakta­dır.

Yapı işlerindeki çalışmalarımız, sağlık, millî eğitim, adalet, tarım için çok lü­zumlu tesislerin inşasına hasredilmiş bulunmaktadır. Bu son iki yıl içinde 102 tanesi hastahane ve sağlık tesisi olmak üzere yalnız Bayındırlık Bakanlığı eliyle 597 adet bu çeşit tesislerin yeniden inşası temin edilmiştir.

Tamamen rakamlara istinad ederek ver­diğim şu malûmattan da anlaşılıyor ki bugün vatan sathının her parçası bir şantiyehalinegetirilmişbulunmaktadır.

Ciddî çalışan bir iktidarın, henüz iki inşaat mevsimi bile tamamlamamış bu­lunduğu kısa hizmet müddeti içerisinde neler yapmağa kadir olduğunu görüyor­sunuz, biz bunda en büyük âmilin, vücu­da getirilen eserlerin sahibi aslisi bulu­nan aziz milletimizin kuvvetinde olduğu­na da inanıyoruz.»

— Ankara:

Dışişleri Bakanlığından bildirilmiştir:

Suriye hükümetince meriyete konan 55 No.lu bir kararname gereğince, «Zürrî» ve «hayrî ve zürrî müşterek» vakıflar ile ilgili bulunan şahıslara, istihkaklarını elde etmelerini mümkün kılmak maksa-diyle, 24 ekim Î952 tarihine kadar yeni bir müracaat hakkı bahşedilmiştir. Yet­kili vakıf mahkemesine evvelce müraca atta bulunup da talebi mer'i mevzuata uymadığı için red veya tadil edilen ve­ya hiç müracaatta bulunmamış olan is­tihkak sahiplerinin, dilekleri tekrar in­celenip kat'i bir karara bağlanmak üze­re, mezkûr tarihe kadar, temyiz mahke­mesi şer'iye dairesine 10 Suriye liralık ilâm harcını peşinen ödedikten sonra di­lekçe ile müracaatları gerekmektedir.

Bu vaziyet karşısında, ilgili vatandaşla­rımızın ya doğrudan doğruya veya ve­killeri vasıtasiyle gerekli müracaatta bu­lunmaları lüzumu ilân olunur.

— Ankara:

Adalet Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu, Anadolu Ajansına şu beyanatı vermiştir: «Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü son Manisa konuşmasında yine adalet mevzuunu ele alarak İstan-bulda bir hâkimin karar safhasına gelen bir dâvayı görürken salâhiyetle başka yere verilmesi suretiyle bu mahkemeyi terke mecbur edildiğini iddia etmektedir. Bu kadar zayıf ve hadiselerin mahiyeti üzerinde tamamen isabetsiz sözlere an­cak hayret edilir.

Her hâkimin elinde karar safhasına gel­miş veya derdesti rüyet birçok işleri var­dır. Zaruret ve icaplarla hâkimin değiş­tirilmesi için elindeki dosyaların ikmali­ni beklemek kadar garip ve şaşkın bir fikir muhakemesi olamaz.

İnönü'nün konuşmasında partizan bir zihniyete misal olmak üzere gösterilen İstanbuldaki bir hâkimin vazife değiştir­mesi işi üzerinde durdum. Tetkiklerim sonunda îstanbulda ve hiç bir yerde po­litik mevzularla uzaktan veya yakından alâkalı bir dâva vesilesiyle değiştirilmiş hiç bir hâkim yoktur.

İnönü'nün bu sözüyle Beyoğlu sulh hu­kuk mahkemelerinde çalışan hâkimler­den birinin yine İstanbul içinde bir İcra hâkim muavinliğine getirilmiş olmasını kastettiğini duydum. Beyoğlu sulh hukuk mahkemesi gibi tamamen hukuk davala­rıyla meşgul ve vazifeli olan bir mahke­me hâkiminin partizan zihniyetle yerinin değiştirildiğini iddia etmek kadar gülünç bir şey olamaz.

Demokrat Parti iktidarı zamanında nakil ve tayinlerde ve salâhiyet kanunu icabı yapılan vazife değiştirmelerinde daima ihtiyaç ve zaruretler sozönüne alınmıştır. Maziyi tekrar etmek istemeyiz. Fakat ha­kikati umumî efkâr önünesermekiçin

isim zikretmeyerek yalnız küçük bir mu­kayese yapacağım:

1950 seçiminden evvel hiçbir kadro ve iş zarureti olmaksızın memleketin muh­telif yerlerinde ve bilhassa büyük şehir­lerde birçok nakiller yapılmış, salâhiyet­ler ref edilmiş, yerler değiştirilmiştir.

Bu arada yalnız İzniirde 4, İstanbulda 13 hâkim değiştirilmiştir.

Adalet müessesesinde partizan zihniyet mevzuunu ele almaya ve karıştırmaya İnö nü'nün yüzü yoktur ve olamaz.

Demokrat Parti hükümetinin adalet işle­rinde hâkim kanaatine müdahale hadi­sesini bir misal ile zikredebilir mi?

Aksini ben söyliyeyjm: son ayların poli­tika mevzuunda gazetelerde günün en başlı politik hadisesi haline konulan «çetecilik» dâvasında mahkemeyi terkip eden azaların hepsi yedek âza olmak iti­bariyle yerlerini değiştirmek ve kendile­rine lüzumlu yerlerde vazife vermek ta­mamen salâhiyetim dahilinde olduğu halde İnönü Bursada (Adalet tesir altın­dadır, müdahaleler oluyor) diye konu­şurken aynı gün Ankarada 1 inci ağır ceza mahkemesi «çetecilik» dâvası hak­kında evvelce vermiş olduğu beraet kara­rı üzerinde İsrar kararı veriyordu.

Umumi efkâr bilmelidir ki, İnönü'nün iddiaları en ufak bir hakikati taşıma­maktadır ve bunîar umumî efkârı, hâ­kimler mehafilîni şüpheler altında bu­lundurmağa matuf çirkin tertiplerdir.»

11 Ekim 1952

— Ankara:

Başbakan Adnan Menderes beraberinde Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü, Dışişleri Bakanlığı umumî kâtibi Büyük Elçi Cevad Açıkalm ve heyetin diğer â-zası olduğu halde Londraya gitmek üze­re bu akşamki Ankara ekspresiyîe îstan-bula hareket etmiştir.

Trenin hareketinden çok evvel gar bina­sının içini ve dışını, tarif edilemîyecek bir halkkesafetikaplamışbulunuyordu.

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı, ve­killer, milletvekilleri, Başbakanlık müste­şarı, generaller, amiraller, bakanlıklar müsteşarları, Ankara valisi, Ankara be­lediye başkanı, Dışişleri Bakanlığı İleri gelenleri, Atlantik Paktına mensup dev­letlerinTürkiye nezdindekibüyük elçi, elçi ve ataşemiliterlerî, bakanlıklar ve müesseseler umum müdürleri başbakanı­mızı ve Dışişleri Bakanımızı teşyi etmek üzere istasyona daha erken gelmiş bulu­nuyorlardı.

Saym Cumhurbaşkanının istasyona mu­vasalat mı müteakip Başbakan ve Dışiş­leri Bakam halkın coşkun tezahürleri arasmda vagonlarına binmişlerdir.

Cumhurbaşkanımız burada Başbakana ye Dışişleri Bakanımıza iyi yolculuk te­mennisinde bulunmuşlardır.

Bu sırada haîkm heyecanı son haddini buhmış ve yaşa, çok yaşa avâzeleri ara­sında tren yavaş yavaş hareket etmiştir.

Başbakana muhtelif teşekküller t ar af ni­dan birçok buket takdim edilmiş, başba­kanlık müsteşarı, belediye başkanı, An­kara milletvekilleri kendilerini Gazi is­tasyonunda teşyi etmişlerdir.

— Ankara:

Başbakan Adnan Menderes Londra se­yahati münasebetiyle Türk basınına A-nadolu Ajansı vasıtasiyle şu beyanatı vermişlerdir:

«Dost ve müttefik İngiltere hükümeti na­mına kıymetli devlet adamı Başbakan Mr. ChurchilPin şahsıma ve Hariciye Nazırı Mr. Eden'in Dışişleri Bakanlığımı­za isal ettiği nazikâne davete icabetle Londrayahareketediyoruz.

Memleketimizin müttefiki dost İngilte-renin paytahtmı ziyaret ve devîet adam­larıyla tanışıp görüşmek fırsatı zuhur ettiğindendolayı cidden bahtiyarız.

Memleketlerimiz arasındaki bugünkü münasebatm geçici menfaatlerin doğur­duğu bir durum olmadığını söylemeğe lü­zum görmüyorum.

Türkiye ile İngiltere arasındaki münase­batm uzun seneler hâdisatm tecrübele­rinden geçerek karşılıklı anlayış, menfa­at birliği ve samimî itimad mahsulü bir ittifaka dayanmaktadır.

Sulhun kendi memleketlerinin olduğu ka­dar beşeriyetin de refah ve saadetini te­min edecek yegâne unsur olduğuna bü­tünsamimiyetiylekaniolarakbunu

en üstün bir ideal telâkki eden ve bina­enaleyh sulhu korumak için her türlü fedakârlığın yapılmasını millî ve beşerî bir hayatgayesi telâkki eden memleket-

lerimiz münasebatınm inkişafında bu yüksek ideal birliği hâkim ve nâzım ol­muştur.

Geçen dünya savaşı arifesinde binbir meş'um siyasi kombinezon mahsulü in­sanlık üzerine musallat olan taarruz alâ­metleri belirdiği bir anda insiyaki dene­cek bir ittifak ile Türkiye ve İngiltere birbirine bağlanmış ve harp sonrası dedi­ğimiz ve fakat harp ve taarruz tehlikesi­nin maalesef zail olmadığı devrede aynı gayeler ile Birleşmiş Milletler prensipleri içinde teşriki mesaî etmiş ve nihayet ta­rihin en muhteşem bir sulh vasıtası olan Atlantik Paktı camiası içinde bir ittifak iledaha müttefik olmuşlardır.

Londraya İngiltere halkına Türk halkı­nın selâm ve sevgilerini götürmek benim için herhalde çok kıymetli bir vazifedir.

12 Ekim 1952

— İstanbul:

Başbakan Adnan Menderes, beraberinde Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü, Dış işleri Bakanlığı umumî kâtibi Büyük El­çi Cevad Açıkalın ve heyetin diğer âzası olduğu halde Londraya, gitmek üzere dün akşam trenle Ankaradan îstanbula mü­teveccihen hareket etmişler ve yol gü-zergâhmdaki istasyonlarda halk tarafın­dan tezahüratla uğurlanmışlardır. Bil­hassa Eskişehirde büyük bir halk kütlesi, geceyarısı istasyonu doldurmuş ve bu a-rada vagonları dolaşarak «Başbakanımı­zı, Menderesimizi istiyoruz, hangi vagon­dadır?» diye bağırmış ve Başbakan Men­deres'i uyandırmışlar «Yaşa, varol, yolun açık olsun» diyerek coşkun tezahürat a-rasmda uğurlamışlardır.

Tren Pendiğe geldiği zaman Vali ve Be­lediye Başkanı Prof. Fahrettin Kerim Gökay, parti erkânı Başbakana «Hoş gel­diniz» demişlerdir.

Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Ba­kanı Prof. Fuat Köprülü ve beraberinde­ki heyet azaları Haydarpaşa garında, şeh­rimizde bulunan 50 kadar milletvekili, ge­neraller, emniyet müdürü, şehir meclisi üyeleri ve binlerce kişilik bir halk küt­lesi tarafından coşkun tezahüratla kar­şılanmışlardır. Başbakan ve Dışişleri Ba­kanı «Yaşa, varol» nidaları arasında va­gonlarından inmişler ve kendilerine bu­ketler verilmiştir. Başbakan ve Dışişleri Bakanı coşkun tezahürat yapan binlerce kişi arasında güçlükle ilerliyebilmişier ve ancak 20 dakikada vapura gelebilmişler­dir.

Vapurla Galata rıhtımına geçen Başba­kan Adnan Menderes ve Prof. Fuat Köp­rülü rıhtımda ve köprüde bekliyen bin­lerce kişinin heyecanlı tezahüratiyle kar­şılanmışlardır. «Yaşa, varol» nidaları a-rasmda vapurdan çıkan Başbakan Ad­nan Menderes ve Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü otomobille Parkotele git­mişlerdir.

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Ko-raltan, beraberinde Ankara milletvekil­lerinden Osman Şevki Çiçekdağ, Abdul­lah Gedikoğlu, Rainiz Eren, Hamdi Bul­gurlu, Talât Vasfi öz, Faut Seyhun, Muhlis Bayramoğlu, Ankara valisi ve em­niyet genel müdürü Kemal Aygün ve ta­pu kadastro genel müdürü İzzet Beltan olduğu halde bu sabah otomobille Anka-radan Kırıkkaleye gitmiştir. İlçe kayma­kamı ve ileri gelenleri tarafından ilçe hu­dudunda karşılanan Meclis Başkanımız, şehir methalinde toplanmış olan halkın coşkun tezahüratı arasında otomobilin­den inerek vatandaşlar arasında belediye binasına kadar yürümüş ve burada bina­nın balkonundan meydanı doldurmuş o-îan kesif kalabalığa sık sık alkışlarla ke­silen şu hitabede bulunmuştur:

«Bundan bir müddet evvel, sizi ilk ziya­retim esnasında çetin şartlar altında ve en buhranlı bir günde size çelik kaleliler dîyehitapetmiştim.Hâdiselersür'atle

inkişaf etti. Sizlerin azim ve karan ile o karanlık gecelerden artık uzaklaşmış bu­lunan Türk milleti şimdi en mes'ut gün­lerini huzur içinde yaşıyor. Müsaade e-derseniz bugün ben size gene o günün heyscanı içinde aynı şekilde hitap ede­ceğim.

Çelikkaleüler,

Bana ve arkadaşlarıma k2rşı gösterdiği­niz bu samimi alâka ve hüsnükabülden dolayı hepinize teşekkür ederim. Hepini­zi hürmetle selâmlarım.

O gün ne söylüyorduk, ne istemiştik, işte hamdolsun hiç bir sarsıntı olmadan o günlerden uzak bulunuyoruz. Diyorduk ki dünya değişmiştir, anlayışlar genişle­miştir. Topluluk hayatı içinde Türk mil­leti de sür'atle bu medenî âlemde kendi-

ne lâyık olan mevkii almalıdır. Bütün insanlığı tehdit eden büyük tehlike bizi de tehdit etmektedir. Ondan kurtulmanın tek çaresi, haîkm tam iradesi ile bir ik­tidar kurmasıdır. Allah'a hamdederek söyliyeyim ki, Türk halkının sağduyusu istikbali görmekte gecikmedi. Hepiniz kendi eseriniz olan 14 mayıs 1950 zaferi­ne, demokrasi zaferine ulaştınız. Türk milletine yaraşan, hayatına uyan, istik­bali koruyan, millet iradesiyle . işleyen bir idareye kavuştunuz. Bu eser topyekûn Türk milletinin eseridir.

Şuna inanıyorduk ki, eğer millet irade­siyle işleyen bir iktidar kurulursa, ihmal edilen milletin artık tehir kabul etmez ihtiyaçları gerçekleşebilir. Dünyada baş­ka milletlerde büyük gelişmeler olmuşsa o milletler medenî kervanda mevkilerini daha evvel almışlar ise, bunun tek sebe­bi ancak millet iradesiyle kurulmuş olan idarelerinin çalışmalarının semeresinden başka bir şey değildir.

Hepiniz gördünüz, iki yıl içinde asırların ihmal ettiği ihtiyaçlar birer birer ele a-lındı, en kısa zamanda dertleriniz ve ız-dıraplarmız giderildi. Arkadaşlar, buna inanabilirsiniz. Çünkü o müsbet hayatın içindesiniz.

Milletten uzak idareler her devirde ve­rimsiz olmuştur. Bir idare eğer muraka­beden mahrum ise, eğer tam milli irade ile iktidara gelmemiş ise elbette hatâya düşebilir, işte Türk milleti 1946 da baş-lıyan ve 1950 de nihayetlenen devrede şaşmaz bir anlayış ile bu neticeye geldi. İşte sizlerin itimad ve sevginize lâyık ol­mak için çalışılmaktadır. Unutmamak lâ­zımdır ki, asırlardır ihmal edilen bir mîl­letin dertleri, ihtiyaçları geniştir, çoktur. Muhtelif sebep ve tesirlerle millet peri­şan olmuş, hele memleketin ekseriyetini teşkil eden aziz köylü kendisiyle meşgul olmayan, onu sürü haline koyan zihni­yetle ihmal edilmiştir, asırlar boyunca iskelet haline gelmiştir. Sizin iradenizle iş başına gelen iktidar memleketi bu hal­de bulmuştur. Sizlerin ızdırabmızı bu memleketin büyük kitlesini teşkil eden köylü vatandaşların derdini gidermek için millet vekilleriniz ve idare adamları­nız durmadan bütün gayretleriyle çalışı­yorlar. Hepimiz her gün sizin ihtiyaçları­nızı ve dertlerinizi takip ediyoruz. Mille­timizin muhakemesi, şuuru, aklıselimi yerindedir. İyiyi kötüyü tefrik eder.

Batıdünyasıartıkbizeinanıyorveitimad ediyor. En büyük devlet adamların­dan başlıyarak hepsi yeni bir hazine keş­fedilmiş gibi memleketimizi akın akın zi­yaret etmektedirler. Bitaraf müşahitlerin sözleri de meydandadır. Bu gelişme içer­de ve dışarda hepimizin şerefini niçin arttırdı, bunun sebebi nedir? Türk mille­ti sizin iradenizle bu kıymetleri meyda­na çıkarmak imkânını bulmuş, bu. suret­le medenî âlemin haklı olarak muhabbet ve hürmetini kazanmıştır. Asırlar boyun­ca yurdumuzu tehdit eden komünizm be­lâsı şimdi bütün insanlığı tehdit etmek­tedir. Türk milleti iradesini en isabetli bir şekilde kullanmasını bilmeseydi, bu­gün bu belâ yalnız memleketimizin değil bütün insanlığın talihini karartacaktı. İşte bunun içindir ki medeniyet dünyası bize itimad ediyor.

Türk milleti vefalıdır, hakikatleri seçip hüküm vermesini bilir. 1950 den evvelim göz önüne getirin, artık o ıztıraplı gün­ler sona erdi. Sizin iradenizle iş başına gelen hükümet, vatandaşın işi ile uğraşı­yor. Herkes rahattır, işinde ve gücünde-dir. Türk milleti bu mes'ut günleri ken­di emeğiyle elde etmiştir, bu eseri de muhafaza etmesini bilir. Her tcpluluk i-çinde muhtelif düşünceli insanlar vardır. Sizleri bu güzel günlerden uzaklaştırmak istiyenler, Türk milletinin bu güzel gün­lerini kıskananlar bulunabilir, fakat o bi­çareler millet iradesine daima boyun eğ­mek zorunda kalacaklardır.

Yurtta büyük bir kalkınma hareketi var­dır. Siyasî inkilâplar tamamlanmıştır. Şimdi Türk milletinin asırlar boyunca hasretini çektiği iktisadî kalkınma inkılâ­bı vardır, bunda da diğerleri gibi muvaf­fak olunacaktır.

Emin olun ki Türk vatanı artık iç ve dış bakımdanemniyettedir,huzuriçindedir.

Mahsulünüz kıymetiendirilmiştir. Kal­kınma hızla devam etmektedir. Memleke­timiz Amerika, İngiltere gibi medenî dünyanın önderliğini yapan memleketler yanında, onlarla aynı haklara sahip ola­rak mevki almıştır. Biraz evvel işaret et­tiğim gibi medenî garp âlemi bize itimad ediyorlar, bizden sitayiş ve takdirle bah­sediyorlar. Artık medenî insanlar arasın­da itibarı yüksek bir millet oiarak mev-kiimizi almış bulunuyoruz. Bütün bunla­ra rağmen mahdut görüşlü bazı politika­cılar bu mes'ut durumu gölgelemek isti­yorlar. Ben onlara Sadece şaşarım. Türk milleti çok şeyler pahasına sahip olduğu

şerefi kimsenin sözüyle kaybetmez ve kaybetmiyecektir.

Çelikkalelİler, eser sizindir ve siz bunu korumasını bilen insanlarsınız. Yolunuz açık olsun, Allah sizi bu yolda daima iler­letsin, sağ olun, var olun.»

Büyük Millet Meclisi Başkanımız ve re­fakatindeki zevat Öğle yemeğini mütea­kip halkın tezahüratı arasında Kırıkka-leden. hareket etmişler ve Yenidcgan kö­yüne gelmişlerdir. Burada köylüler tara­fından tezahüratla karşılanan Meclis Başkanımız, hükümetin köylüyü toprak­landırma politikasını izah eden bir ko­nuşma yaptıktan sonra tevzi edilmek ü-zere hazırlanmış olan arazi tapularını sahiplerine dağıtmıştır.

Büyük bir sevinç içinde bayram yapmak­ta olan köylülerin içten gelen tezahüra­tı arasında Yenidoğandan ayrılan Meclis Başkanımız ve milletvekilleri dönüş yo­lunda Keskin ve Bâlâ ilçelerinde de du­rarak halkla hasbıhallerde bulunduktan ve dilekleri tesbit ettikten sonra geç va­kit şehrimize avdet etmişlerdir.

17Ekim 1952

— İstanbul:

Başbakan Adnan Menderes, beraberinde Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü, dış­işleri bakanlığı umumî kâtibi Büyük Elçi Cevad Açıkalm ve diğer heyet azalarıyla İngilterenin Ankara Büyük Elçisi Sir Alexander Knox Helm olduğu halde bu­ran saat 13.30 da hususî bir İngiliz uça­ğıyla Yeşiîköyden Londraya mütevecci­hen hareket etmişlerdir.

İngiltere hükümetinin davetlisi olarak Londraya hareket eden Başbakan. Adnan Menderes ile Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü ve diğer heyet azalan Yeşilköy hava alanında îstanbulda bulunan 50 yi mütecaviz milletvekili, Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, Genelkurmay fcaş-ksni. Orgeneral Nuri Yamut, kara kuv­vetleri komutanı Orgeneral Şükrü Kanat­lı, Orgeneral Kureddin Baranseî, gene­raller, İngiltere elçilik erkânı, emniyet müdürü, şehir meclisi üyeleri, kalabalık bir halk kütlesiyle basın mensupları ta­rafından uğurlanmışlardır.

Başbakan Adnan Menderes ile birlikte Vatan gazetesi başmuharriri Ahmet fi­minYalman,UlusgazetesindenAhmet Şükrü Esmer, Zafer gazetesi başmuhar­riri Ankara milletvekili Mümtaz Faik Fenik ve Milliyet gazetesi başmuharriri Ali Naci Karacan gitmişlerdir.

Başbakan Adnan Menderes, uçağa bin­meden evvel basın mensuplarına şunları söylemiştir:

«Çok müsait bir hava içerisinde memle­ketten ayrılıyoruz. Bu itibarla matbuata yardımlarından dolayı teşekkür ederim. Dönüşümde basın mensubu arkadaşları­ma temaslarımız hakkında geniş izahatta bulunacağım.»

Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü de sorulansuallerişöylecevaplandırmıştır:

«Bu dostluk ziyaretlerinde devlet adam­ları memleketlerini ilgilendiren meseleler üzerinde fikir teatisinde bulunurlar.

Cumartesi akşamı döneceğiz, dost ve müttefik İngiltere hükümet adamlarıyla yaptığımız temaslar hakkında o zaman izahatta bulunacağız.»

Başbakan Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü, selâm resmi­ni ifa eden ihtiram kıtasını teftiş etmiş­ler ve müteakiben «Yaşa, varol, yolunuz açık olsun» sesleri ve halkın sürekli al­kışları arasında uçağa binmişlerdir.

Başbakan Adnan Menderes ile berabe­rindeki heyeti götüren Uçak Roma hava alanında bir saat kaldıktan sonra yolu­na devam edecek ve saat 22.30 da Londra hava alanına inmiş bulunacaktır.

— Ankara:

Ankaranm hükümet merkezi oluşunun 29 uncu yıldönümü bugün şehrimizin muh­telif yerlerinde yapılan törenlerle kutlan­mıştır.

İlk olarak saat 9,30 da Atatürk'ün mu­vakkat kabri ziyaret edilmiş ve bu ziya­rette Ankara milletvekilleri, belediye baş­kanı, il genel meclisi ve belediye meclisi üyeleri, Ankara Üniversitesi, Ankara ku­lübü, siyasî partiler, ticaret odası, Anka­ra Turizm derneği ve esnaf dernekleri temsilcileri ile öğrenciler ve kalabalık bir halk kitlesi hazır bulunmuştur. Ata­türk'ün manevî huzurunda saygı duruşu­nun yapılmasını müteakip kabre buketler konmuştur. Bu ziyaretten sonra, Saman-pazarı ve Arslanhane yolu ile Ankara ka­lesine çıkılmıştır. Burada, bando İstiklâl Marşını çalarken Ankaralı iki efe bayrak

direğine şanlı bayrağımızı çekmiştir. Bundan sonra Belediye Başkanı ile bera­ber 14 kişilik bir heyet, Devlet Başkanı­na, Büyük Millet Meclisi Başkanına, hü­kümet başkan vekiline ve Ankara valisi­ne tebrik ziyaretinde bulunmuşlardır. Sa­at 12 den itibaren de Belediye Başkanı makamında tebrikleri kabul etmiştir.

öğleden sonra saat 14.30 da Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinin konferans salo­nunda bir toplantı yapılmıştır. Bu top­lantıda, Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Bayındırlık Bakanı Ke­mal Zeytinoğlu, Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurtbek, Ankara Milletvekilleri, Vali Ke­mal Aygün, Belediye Başkanı Atıf Ben-derlioğlu, il genel meclisi ve belediye mec­lisi üyeleri, öğrenciler ve kalabalık bir halk topluluğu hazır bulunmuştur.

Toplantıya, bandonun çaldığı İstiklâl Marşı ile başlanmıştır. Müteakiben bir hitabede bulunan belediye başkanı Atıf Benderlioğlu, Ankaranm kuruluş ve in­kişafı ile Atatürk'ün Ankarayı başşehir olarak seçişindeki gayeyi belirterek dai­ma yeni gelişmeler kaydeden ve >eni hamleler yapan Ankaramn ehemmiyeti üzerinde durmuştur.

Belediye başkanının konuşmasından son­ra, radyo yurttan sesler saz ve ses top­luluğu tarafından bir konser verilmiştir. Halkm büyük takdir ve alkışını topla­yan yurttan sesler gurubunun konserini müteakip Ankara efeleri tarafından ay­nı takdir ve alkışı toplayan saz ve oyun gösterileri yapılmıştır.

Dil Tarih vs Coğrafya Fakültesinde top­lantı yapılırken aynı saatte Tayyareler şehir üstünde uçarak gösteriler yapmış­lardır. Diğer taraftan radyo da Anka­ra'nın hükümet merkezi oluşunun yıldö­nümü münasebetiyle millî sazlardan mü­rekkep özel bir program yapmıştır. Yine bu münasebetle şehir bayraklarla donatıl­mıştır. Ayrıca bu gece için bir de fener alayı tertip edilmiş bulunmaktadır.

— Ankara:

Başbakanımızla Dişişleri Bakanımızın Londra'yı ziyareti münasebetiyle diplo­matik muhabirine atfen «Türkiye'nin Bati'daki mevkii» başlıklı yazısınöa Î2 Ekim tarihli Observer gazetesi şöyle de­mektedir :

«Orta-Doğu komutanlığı meselesi Londra' da bu hafta Menderes ve Köprülüile

yapılacak müzakerelerin en mühim ko­nusunu teşkil edecekse de Amerika'daki seçimlerden evvel kat'î bir karara varıl­ması beklenmemektedir.

Orta-Doğu komutanlığına İngiltere, Ame­rika ve Fransa ile katılmayı prensip iti­bariyle istemekte ise de Türkiye kararını İngiltere-Mısır arasındaki ihtilâfın hal­ime ve Mısır'ın üyelik durumunun belli olmasına kadar geciktirmeğe mütemayil­edir. Üstelik Trakya'nın savunması mese­lesinin doğurduğu stratejik mülâhazalar dolayısiyle ve Yunanistan ve Yugoslav­ya ile gelişen askerî bağların inkişafı kar şısında, Türkiye'nin Orta-Doğu komutan İlgındaki hissesinin ne olacağı pek belli değildir. Yapılacak konuşmalarda İngil­tere'nin bu konuyu halle çalışacağı ve kurulacak yeni teşkilâtın geciktirilmeme­si hususunda Türkiye'yi iknaa uğraşaca­ğı beklenmektedir,. Bundan başka bu zi­yaretin (ki Türkiye Cumhuriyeti kuru-lalıberi bir Türk başbakanının İngilte­re'yi ilk ziyaretidir 1. İngiliz-Türk dostluk münasebetlerinde yeni bir devreye yol açacağı umulmaktadır.

19 uncu asır boyunca İngiltere Osmanlı İmparatorluğununun an'anevî müdafii idi ve birinci dünya savaşı ile vuku bu­lan inkitadan sonra Atatürk'ün iktidarı ele almasiyle dostane münasebetler tekrar yenilendi. Fakat bu dostluk eski dostlu­ğun kıvamına erişemedi. İkinci Dünya Savaşında Türkiyenin bitaraflığı 1939 dostluk anlaşmasına rağmen her iki memleketi birbirine oian duygularını iz­harda çekingenliğe şevketti. Harpten sonra bilhassa geniş ölçüde Amerikan yardımı ile takviye edilen yeni Amerikan - Türk bağlan İngiliz - Türk münasebet­lerini bir nevi ikinci plâna attı ve İngil-terenin bidayette Türkiyenin Nato'ya a-lınması bahsinde oldukça mühim bir psi­kolojik hatâ teşkil eden isteksizliği hafif bir soğukluk devresi yaratmıştı. Maama-fin bu kırgınlık bir sene evvel bertaraf edildi.

Bu ziyaret, gerek tarihin gerekse bu iki memleketin ortadoğu ve doğu Akdenizin güvenlik ve istikrarından doğan hayatî menfaatlerinin tayin ettiği İngiltere -Türkiye arasındaki özel. münasebetlerin yenilenmesi bakımından çok iyi bîr za­mana rastlamaktadır ve Türkiyenin ge­rek stratejik gerekse ekonomik sahada oyniyabileceği mühim rol bakımından İn­giliz umumî efkârının alâkasını bilhassa çekecektir. -

Harp vukuunda Türkiyenin tecavüze mukavemet edeceği hiç şüphesizdir. Ha­lihazırda bu imkânlara sahip bulunmak­tadır. Şayet Ruslar Basra körfezi veya Süveyş bölgesi istikametinde harekete ge­çerlerse orduları, tam teçhiz edilmiş 7-8 Türk tümenini sağ cenahlarında bulabi­lirler. Bundan başka Sovyet hükümeti kuzey Anadoluda mocTern hava alanları­nın mevcudiyetini nazarı itibara alması gerekir. İktisadî sahada Türkiye Orta­doğu tarihinde misline rastlanmıyan beş

yıllık bir inkişaf kaydetmiştir. Bu geliş­meye paralel olarak polis devlet sistemin­den demokratik parlamenter sistemine ge çiimesi gibi olağanüstü bir tahavvül vu­ku bulmaktadır.

Bttfcttn bu vakıalar bir araya gelerek Tür-kiyede hür memleketlerin hiç birinde rastlanmıyan bir ferahlık ve nefse itimat yaratmıştır. Türkler bugün milletlerarası sahada gerek giiney-doğu Avrupada ge­rekse orta-doğuda tesir icra edebilecek mühim «orta devlet» lerden biridir. Şayet İngiliz ve Türk «iyaseti bu sahalarda tam bir işbirliğine varırsa bunun istikrar ya­ratacak tesiri hiç de küçümsenemez.»

Menderes'le KÖprülü'nün Londrayı ziya­retleri münasebetiyle ziyaret programının başlıca hususiyetlerini belirten 12 ekim tarihli Sunday Times, İngilterenin sabık Büyükelçisi Sir David Kelly'nin yazdığı «İstikrar adası Türkiye» başlıklı memle­ketimizi Öven uzun bir makale yayınla­maktadır. Bu makalesinde yazar, Osman­lı İmparatorluğunun harabeleri üzerinde Atatürk'ün dehası sayesinde kurulmuş o-lan batılı modern Türkiyenin ileriye doğ­ru yaptığı hamlelerin İngiltere tarafın­dan devamlı surette ve saygı ile destek­lenmiş olduğunu kaydettikten sonra Türkiyeyi kaynaşma halinde olan Orta­doğu ile demir perde arkasındaki sükût dünyası arasında bir istikrar adası ola­rak vasıflandırmaktadır.

Sabık Büyükelçi, Türkiyenin bugünkü istikrarlı durumunu izah edecek üç esas âmilin mevcut olduğunu kaydetmektedir. İlk âmilin Demokrat Partinin iktidara gelmesiyle meyvalannı gösteren siyasî ge­lişme olduğunu söyleyen yazar Türkiye-deki demokratik prensiplerin cebire baş vurulmadan barış içinde kökleştiğini mi­sallerle tebarüz ettirdikten sonra ikinci faktörün Türkiyede kayda değer sosyal bir birliğin mevcut olduğunu ve bunu Türkiyenin muhtelifbölgelerinde bizzat Yugoslav belediye başkanları heyeti İs-tanbuldan sonra Ankara ve Bursayı ziya-ret edeceklerdir.

14 Ekim 1952

—Ankara;

Dün şehrimize gelen Birleşik Amerika Bahriye Bakam Dan A. Kimball ve beraberindeki heyet bu sabah refakat­lerinde Deniz Kuvvetleri Komutanı Kor Amiral Sadık Altıncan olduğu halde saat 8 de özel bir uçakla İzmit'e hareket etmişlerdir.

Misafirler İzmit ve Gölcükte donanma tesislerini gezdikten sonra bir muhriple İstanbul'agideceklerdir.

Amerika bahriye bakanı bugün İstanbul'a muvasalatından sonra birinci ordu mü­fettişini ve vali ve belediye başkanını makamlarında ziyaret edecek ve bu ak­şam da Birleşik Amerika Deniz Ateşesi tarafından şereflelerine bir kokteyl ve­rilecektir.

Misafir Bakan ve beraberindekiler yarın saat 12.30 da uçakla YeşilkÖyden ayrıla­caktır.

—Ankara:

Cumhurbaşkanımız Saym Celâl Bayar bugün saat 17 de refakatlerinde Ekonomi ve Ticaret Bakanı Enver Güreli bulun­duğu halde Türkiye İş Bankasını ziyaret etmişler, bankanın durumu hakkında ida­re meclisi başkanı Tevfik Rüştü Aras'la idare meclisi azalarından izahat almışlar dır.

Son doğu seyahatlerinde bu mıntıkanın İktisaden süratli ve geniş bir kalkınma hamlesi içinde bulunduğunu memnuni­yetle müşahede ettiklerini beyan eden Cumhurbaşkanı, Türkiye İş Bankasının da Ardahan, İğdır, Ağrı ve Van'da birer şube açmak için tetkiklerde bulunması­nın bu bölgenin inkişafına hız vermesi hususunda faydalı olacağını belirtmişler­dir.

—İstanbul:

Şehrimizde misafir bulunan Birleşik A-merika Bahriye Bakanı Mr. Dan. A. Kim­ball bu akşam, Amerikan istihbarat bü­rosunda, yerli ve yabancı basın men-suplariyle yaptığı basm toplantısında, muhtelifNatomemleketlerinigörmek

üzere yapmakta olduğu seyahatinin son merhalesini teşkil eden bu ziyaretinden ziyadesiyle bahtiyarlık duyduğunu ifade ile söze başlıyarak şöyle devam etmiş­tir:

«Nato milletlerinin deniz müdafaalarını geliştirmek yolundaki gayretlerini gör­mek maksadı ile yapmakta olduğum bu seyahatten çok memnun kaldım. Birle­şik Amerika, Türkİyeyi, Nato ortakların­dan biri olarak görmekten ziyadesiyle bahtiyardır.

Dün akşam Ankarada, Başbakan yar­dımcısı Samet Ağaoğlu ve Savunma ba­kanı Hulusi Köymen'le görüştüm. Bugün Gölcükteki deniz tesislerinigezdim.»

Bundan sonra basm mensuplarının sor­dukları çeşitli sualleri şöyle cevaplandır­mıştır.

Bir sene evvel bu taraflara gelmiş, fa­kat Türkiye ve Yunanistanı ziyaret et­memiştim.

Bu devre zarfında tecavüze karşı koya­cak kuvvetlerin arttırıldığını, askeri ta­lim terbiyenin daha da genişlemiş oldu­ğunu görmekle bahtiyarım.

Doğu Akdenizde manevralar yapılacakmıdır? Yapılacaksa, tarihinisöyliyebiîir
misiniz?

Nato devletleri, kendi kuvvetlerile. Doğu Akdenizde manevralar yapacaktır. Ma
inbracehareketinealtıncıfiloilediğerAkdeniz filoları iştirak edeceklerdir. Tür­kiye ve Yunanistan bu manevralarakatılmıyacaklardır.

Ajanslarda, Türkiyeye on gemi verile­ceğindenbahsolunmaktadır.Buhusustane dersiniz?

Bu hususta hiç bir mütalâada buluna­mam.Çünkübumeseledoğrudandoğ­ruyaikimemleketarasındamüzakereedilmektedir.Fakatşurasınıbelirteyimki Türkiye, yeter derecede bir bahriyeyemaliktir.Türkiyenintatbiketmekteol­duğudeniz eğitimine,askerlerininduru­muna ve yetişme tarzına hayran kaldım.Natodeniz kuvvetlerinin,denizlereha­kim olmak için yeter kudrette olmasınısağlamak lüzumunave bunun datemi­nineçalışılacağına işaret edenBirleşikAmerikabahriyebakanıDanKimball,birbaşkasualecevabenngilizlerinsonatom infilâkın; memnuniyetlekarşıladı­ğını belirtmiş ve:

Sovyetlerde atom bombası var mıdır? su­aline de:

-— Evet vardır. Fakat biz atom silâhım son ana kadar kullanmak niyetinde de­ğiliz,demiştir.

Ya Kore harbi hakkında nedüşünü­yorsunuz? sualinide Dan Kimball şöylecevaplandırmıştır:

Koreharbinikaybetmeyeceğiz,Gene­ralMarshallbütünmiletleri hürriyetle­rinekavuşturuneayakadarbulunduğu­muz yerlerdekalacağızdemiştir. Biz buteze sadıkızve sadakatimizi dadevam ettireceğiz.

15Ekim1952

—Ankara:

Tarım Bakanlığınca tertiplenen istişarî ormancılık kongresi bu sabah saat 9.30 dan itibaren Tarım Bakanlığında ça­lışmalarına başlamıştır.

Kongreye Tarım Bakanı Nedim Ökmen, Tarım Bakanlığı müsteşarı İbrahim Sor-gut, Ziraat işleri umum müdürü Necati Turgay, veteriner umum müdürü Zeki Muslu, Bakanlık mütehassısları, profe­sörler, şube müdürleri, müfettişler ve bölgeler orman baş müdürleri iştirak et­miştir.

Ormancılık istişarî kongresini açan Ta­rım Bakanı Nedim Okmen şu konuşma­yı yapmıştır:

sı Muhterem msiafirlerimiz, kıymetli me­saiarkadaşlarım.

Memleket ormancılığında feragat ve fe­dakârlıkla çalışan arkadaşlarımı toplu bir halde görmek, temsil ettikleri mes­lek mensuplarım şahıslarında selâmla­makla bahtiyarım.

Evvelâ yalnız baş müdürleri ve merkez teşkilâtına hasredilen fakat seyahatlerim esnasında ormancı arkadaşlarımdan al­dığım ilham üzerine kadrosu genişletile­rek hakiki bir meslek toplantısı mahiye­ti verilen bugünkü toplantımızın, Tür­kiye ormancılığında ve müstakbel orman işlerimizin tanzim ve tertibinde yeni bir adım olacağını ve düne nazaran yep­yeni bir zihniyet ve anlayış çığırının açı­lışı mahiyetinde telâkki edilmesi lâzım geldiğinitebarüzettirmekisterim.

Sözlerime, bugün memleketinidare me-

suliyetini taşıyanların orman, ormancılık ve vatandaş orman münasebeti hakkın­daki görüşünü açıklamakla başliyaca-gım:

Dört maddede hülâsa ettiğim görüşleri­mizin hakikatin İfadesi olduğundan te­reddüt edecek herhangi bir arkadaşımın mevcut olacağım tahmin etmiyorum. Bü­yük Millet Meclisinde müzakere edilmekte olan orman kanunu tasarısı da bu esas­ları ihtiva etmektedir. Nazarî sahadan, şu veya bu memlekette tatbik edilen sistemlerin bize İntibak kabiliyeti olup olmadığım bilfiil tecrübelerle tetkik et­meden muayyen fikri sabitlerle ha­reketten kurtularak hakikatin ta ken­disiyle karşı karşıya bulunmak yo­luna girdiğimiz anda dünün birbirini if­na eden zıt fikir ve kanaatlerinin za­man zaman tatbikat sahasına intikalinden doğan hercümerç ve binnetice vasıtalı ve vasıtasız orman tahribinin ve orman -halk münasebetlerinden doğan şikâyetle­rin önüne geçmek mümkün olur. Sebep ve âmilleri sizce de malûm olduğundan bu sebep ve âmiller üzerinde durmadan bir hakikat olarak ifade etmek isterim kî, ormanlarımız veriminin çok mühim bir kısmı ziyaa uğramış ve maalesef yer yer uğramakta devam etmekte bulunmuştur. Ormanla başbaşa bulunan arkadaşlarımın üa itiraf mecburiyetinde oldukları veçhile, sevk vs idarenin nazarî bilgilere istinat etmesi rotayı çizenlerin ekseriya pusula­dan anlamamaları ve sair acı sebepler, or­manlarımızı kendi kendisini tahribe ter-ketmiş ve muhafaza zorunda olduğu kısım larını da biz baltalamakla harabeye çe~ virmişizdir. Acı da olsa hakikatleri açık­lamak zaruretin dey iz.

Dün maliye baş müfettişi olarak, orman­larımız ve ormancılığımız hakkındaki gö­rüşlerimi bugün orman idaresinin meş'-uliyetini bizzat taşıyan bir arkadaşınız olarak tekrar etmekte fayda mülâhaza ediyorum. Bugün dahi tazeliğini muhafa­za eden ve esaslı tetkike istinat eden ka­naat mahsullerini kıymetli mesai arka­daşlarıma duyurmayı lüzumlu telâkki et­mekteyim.

Burada bakan, 949 tarihli raporundan bir kaç sahifelik kısmını okumuş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

Bugün burada, toplantının isminden de anlaşılacağı veçhile ormancılık mesele ve mevzularını istişare etmek ve salim karar-

varmak için toplanmış bulunuyoruz. Meselelerin nelerden ibaret olduğunu u-zun boylu izah ettim. Bu cihetler toplan­tının tarafınızdan hazırlanan programın­da da tertiplenmiş bulunmaktadır. Bunun­la beraber bu programa tamamen sadık kalmak mecburiyeti de yoktur. Üzerinde durulması icabeden her mevzuu burada serbestçe konuşabiliriz. Arkadaşlarım ruz-namelerine hâkimdirler.

Benim yegâne dileğim bu toplantmm sa­mimî olması, meselelerin tam bir gönül açıklığı ile ortaya konması, münakaşa edilmesi ve ayni samimiyetle kararlara bağlanıp tatbikata geçilmesidir.

Hatır, gönül güdülerek benliğe, egoizme,-âmıriyet sultasına âlet olarak çalışmanın bir memleket hizmeti değil başka bir şey olduğuna eminim ki siz de benini kadar inanmış bulunuyorsunuz. Memuriyet ve meslek hayatınızın İcabı olarak, çile çe­ken vatandaşların ızdırabım, sizlerden bek lediği hizmetleri hepiniz biliyorsunuz. Bil­hassa taşradan gelen arkadaşlarım, dert­leri, dilekleri her gün yakmen dinledikle­ri için taze tahassüslerle meşbu bulun­maktadırlar. Memleketin umumî ve ma­hallî zaruretlerini düşünerek ilmin ve fennin ışığı altında vereceğiniz kararlar mes'ut olmak mevkiindesiniz.

Memlekete ve mesleğe hizmet edebilmek: için gaye malûm ve muayyendir. Gaye­ye varacak yolları tayin edecek vaziyet­tesiniz. Alacağınız kararlara göre ittihaz olunacak tedbirlerin tatbikatında azamt müzaharet göreceğinizden emiş olabilir­siniz.

Geçen seneki baş müdürler toplantısında bazı kararlar verdiniz bu kararların tat-bikatmdaki neticeleri bir senelik çalış­malarınızla tecrübe etmiş bulunuyorsunuz. Tâdile ve tashihe muhtaç olan noktalar eminim ki vaktiyle objektif olarak veril­meyen ve biraz da dikte edilmiş mahiyet taşıdığını sonradan öğrendiğim kararların bir neticesi veya nazarî düşüncelerin bir mahsulüdür.

Bu seferki toplantıda kararlarınızı daha eörgülü, daha kâmil kanaatlarla bilhassa hiçbir endişeye kapılmadan vereceksiniz. Bununla beraber aynı mevzuatla iş gören-insanların her zaman aynı neticeyi, aynı muvaffakiyeti elde edemedikleri de mü­him bir hakikattir. Bunun sebebini de-daha ziyade şahsî kabiliyetlerden aramak-icap eder.

Bütün bunları karşılıklı inan, basiret ve faziletimizden itimayla bekliyoruz. Türk işçisinin varlığına göstermiş olduğunuz alâkanın derin ve ulu hazzı içinde tek­rar hepinizi îrürmetle selâmlarken sözü ve merasimin devamını çalışma bakanı­mız Sayın Nuri özsan'a bırakıyorum:»

Çalışma Bakanı Nuri özsan; «Sendika­cılığın kısa zamanda gösterdiği şuurlu inkişaf bizlere huzur vermektedir. Tür­kiye işçi sendikaları konfederasyonunu Türk işçisine ve milletine hayırlı olma­sını temenni ederim» diyerek kurdeleyi kesmiştir.

— İstanbul:

Bir müddetten beri tamamlanmasına ça­lışılan Tanzimat müzesi bugün saat 17 de parlak bir törenle açılmıştır. Osmanlı devrinde batı ile ilk raüsbet münasebet­lerin kurulmasında .ve imparatorluğun geçirdiği müşkül anlarda İslâhat hare­ketleriyle Osmanlılık camiasına yeni bir hayat ve kudret vermeyi temin eden ta­rihimizde «Tanzimatı Hayriye» adile yad olunan devrin eserlerini bir araya toplamak üzere vücuda getirilen müze büyük bir kıymeti haiz bulunmaktadır.

Bu.. münasebetle yapılan törende şehri-mizdeki. Millet vekilleri, Vali ve Belediye Reisi, üniversite mensupları, profesörler, şehir meclisi üyeleri, tanınmış fikir adam lan, basın mensupları ve seçkin bir da­vetli gurubu hazır bulunmuştur.

Müze Ihlamur kasrının 2 nolu kısmında hazırlanmıştır. Bundan başka bir çok tarihi hadise ve vakaların hatırasını ta­şıyan 1 No. lu köşk te eşyaları tamam­lanarak müze halinde ziyaret edilecektir. Tören münasebetiyle Vali ve Belediye Re isi Prof. Gökay davetlilere şu hitabede bulunmuştur:

«Fikir ve devlet hayatımızda yeni bir devrin başlangıcı olan ve geniş akisler yapan tanzimatm eserlerini topluyan müzeyi açarken şehrimize bu kıymetleri köşkleri ve şirin parkı kazandıran Bü­yük Millet Meclisineve müzeyiverdik-

leri hediyelerle değerlendiren kadirşinas zatlara ve törende hazır bulunan kıymet­li davetlilere teşekkür ederim.

16 Ekim 1952

— İstanbul:

Dün şehrimize gelen Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti Belgrad Belediye baş­kanı Jurico Jojhİc, Üsküp Belediye Baş­kanı Kemal Seyfullah ve eşi Kevser Sey fulten ile Zagreb Belediye başkanı Vie-ceslav Hayevav, bugün saat 11.30 da vi­lâyete giderek Vali ve Belediye başkanı Prof. Gökay'ı' makamında ziyaret etmiş­lerdir.

Vali ve Belediye başkanı, heyetin bu zi­yareti münasebetiyle kendilerine şunla­rı söylemiştir:

«Yugoslavya'da geçirdiğim dokuz günün tatlı hatıraları bizde o kadar derin in­tibalar bırakmıştır ki, bunu hiçbir za­man unutmadık, unutmıyacağız. Yugos-iavya seyahatimizin güzel intihalarım Avrupa'da da anlattım. Bugün bu dave­timizi kabul ederek bana ve arkadaşla­rıma iadei ziyarette bulunmuş olmanız münasebetiyle şehir adına sizlere bir ke­re daha «Hoşgeldiniz» diyorum. Gönlüm isterdi ki Yugoslavya'da ziyaret ettiğimiz diğer belediye başkanları da memleketi­mize gelsinler.

Yugoslavya'nın Belgrad, Zagreb gibi mum taz şehirleriyle Türk tarihinde önemli mevkii bulunan Usküp şehrinin kıymetli Belediye başkanlarını ve Usküpte sosr yal çalışmalarını hayranlıkla müşahede ettiğimiz Bn. Kevser Seyfullah'm ara­mızda bulunmalarından sevinç duyuyo­ruz.

Umid ederim ki memleketimizdeki dost­luğu geldikleri ilk dakikadan itibaren görmüşlerdir. Bu dostluğu memleketimiz­den ayrılacakları dakikaya kadar görecek lerdir. Gazetecilerimizin, askeri heyetimi­zin ve şimdi Belediye başkanlarının kar­şılıklı ziyaretler, dünya tarihinde kahra-manlıklariyle rol oynamış bu iki mille­ti, birbirine daha çok yakınlaştıracaktır.»

Heyet adına cevap veren Belgrad Bele­diye Başkanı, memleketimizde ilk an­dan itibaren karşılaştıkları samimî alâ­ka ve sıcak misafirperverlikten dolayı duy duklan memnuniyeti belirtmiş ve bu zi­yaretlerin şehirlerimiz ve memleketlerimiz arasındakidostlukbağlarınıkuvvetlen-

(Öreceğinden emin olduklarını ifade et-mİŞj bu ziyaretlerinin büyük mana taşı­dığını bütün Yugoslav halkının Türk milletine selâmlarını vali Prof. Gökay vasıtasiyle iblâğ ettiklerini söylemiştir.

Müteakiben misafir belediye başkanları şehirlerinin hediyelerini vali ve Belediye başkanınna takdim etmişlerdir.

Bu arada Zagreb Belediye reisi, Valiye Yugoslav millî kurtuluş hareketini tem­sil eden bir statü vermiş ve bunun ayni zamanda iki milletin müstakbel tecavüz­lere karşı kanlarını son damlasına kadar dökeceklerinin bir sembolü olduğunu söy­lemiştir.

Vali Prof. Gökay, bu sembolün iki mem­leketin kahramanlıklarını daima tebarüz ettireceğini beyanla heykeli Türk-Elen dostluğunun hatırası olan ve Selânikli­ler tarafından hediye edilen Atatürk'ün evinin resminin ve toprağının bulundu­ğu vazonun yanma koymuştur.

Misafir, heyet, vilâyetten sonra Yugos­lav Başkonsolosluğunu ziyaret etmiş ve öğleden sonra vilâyet hususî kalem mü­dürü Nabi Up ve Belediye Turizm şefi ile birlikte Ayasofya, Topkapı müzeleri­ni, Yerebatan sarayını ve Süleymaniye camiini gezmiştir.

— Londra:

Türkiye Başbskm Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Puad Köprülü, bu sa­bah İngiltere Dışişleri Bakanlığında, în-giliz hükümet mensupları ile ilk toplan­tılarını yapmışlardır.

Başbakan Menderes ve Türk Dışişleri Bakanına, Türkiye Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Cevat Açıkalm, Türki-yenin Londra Büyük Elçisi Hüseyin Ra-gıp Baydın refakat etmekte idiler.

Görüşmelerde İngiltere bükûmeti namı­na. Dışişleri Bakam Anthony eden, Sa­vunma Sakam Lord .Alexander, İngilte-renin Ankara Büyük Elçisi Sir Knox Helm ile Dışişleri Bakanlığı Bakan Mu­avini Sir Wüliam Strang hazır bulun­makta içliler.

Bu görüşmeler hakkında herhangi bir gündem açıklanmamış ise de, yemek ta­tilinden istifade ederek Türkiye Büyük Elçiliğine toplanmış olan Bakanlar ve diplomatların bu vesile ile, Türkiye ve Büyük Britanyaya müteallik mes'elelerle geniş birsahaüzerindeMilletlerarası

durumu büyük bir dostluk içinde müta-

lea ettikleri ihsas edilmiştir.

Yeni resmi görüşmeler, Türk devlet adam lan İngiltereyi terketmeden evvel, yani cumartesi günü vuku bulacaktır.

Resmi İngiliz çevrelerinde bildirildiğine göre, halihazır görüşmeler sonunda kat'i kararlar alınmayacaktır. Bu hususta Uâ^-ve edildiğine nazaran, Türkiye'nin Atlan­tik Paktına iltihakından sonra Londra ile Ankara arasında ilk defa olarak bu derece mühim olan temaslardan maksat, her iki memleket hükümeti arasında bir noktai nazar teatisini temin etmekten ibarettir.

—Londra:

İngiliz siyasî çevrelerinde hakim olan kanaata göre, Türkiye Başbakanı ile Dışişleri Bakanı, İngiltere ile müştere­ken takip edilecek bir siyasetin ana hat­larını tesbite hazır olmakla beraber, şim diye kadar Doğuda tesis edilecek bir müdafaa manzumesinde kendilerine esas olan hattı hareketten de kaçmmamaya ve inhiraf etmemeye dikkat etmektedir­ler.. Türk devlet adamları Londra ile Kahire arasında bir anlaşmaya varma yo­luna girişilmiş olmasmdn memnuniyet­lerini izhar ederek bu suretle bir orta do­ğu müdafa teşkilâtı kurmak için en bü­yük manîin ortadan kalkmış olduğuna inanmaktadırlar.

Türkiye Başbakanı ve Dışişleri Bakanı, ayni çevrelerin ilâve ettiklerine göre, İngiltere hükümetinin davetini kabul ederek Londraya gelmekle, iki memleket arasındaki dostluk ve samimiyetin bü­yük çapta tesis ve tezahürüne sebeb ol­muşlardır.

17 Ekim 1952

—İstanbul:

Şehrimizde misafir bulunan Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti Belgrat, Us-küp ye Zagrep Belediye Başkanları bu­gün saat 10 da Taksim Cumhuriyet âbi­desine giderek çelenk koymuşlar ve saygı duruşu yapmışlardır.

Belediye Başkanları müteakiben vilâyet, özel kalem ve Turizm şefi ile birlikte Dolmabahçe Sarayını gezmişler ve Ata­türk'ün gözlerini dünyaya yumduğu oda­daaziz hatırasınıanarak tazimdebu-

lunmuşlardır. Heyet azaları buradan Mit-hatpaşa Stadını Yıldız ve Emirgân ko­ruları ile köşklerini, Levent mahallesini gezmişler ve öğleden sonra Belediyeye giderek Başkan Vekili Ferzan Aras'm ri­yasetinde içtima halinde bulunan il ge­nel meclisini ziyaret etmişlerdir.

Misafir Belediyeciler Vali ve Belediye Başkanının refakatinde meclise girdikleri ve azalar arasında yer aldıkları vakit meclis üyelerinin ayakta sürekli alkışla-riylekarşılanmışlardır.BaşkanVekili

Ferzan Araş şehrimizin misafirlerini mec lise takdim etmiş ve kendilerini mecliste görmekle bahtiyarlık duyduklarım, mem­leketimize getirdikleri kardeş Yugoslavla-rın selâmlarının hepimizi mütehassis et­tiğini söyliyerek İstanbul şehri ve onu temsil eden meclis adına kendilerini sev­gi ile selâmlamış ve iyi hislerini kardeş milleteulaştırmalarınıricaetmiştir.

Misafir heyet adına da Belgrat Belediye Başkanı Ekselans Jojkic meclise hitabede bulunarak Belgrat Usküp Zagrep halk komiteleri adına üyeleri selâmlamış ve hemşehrilerinin selâmlarını getirdikleri­ni bildirerek gösterilen misafirperverliğe teşekküretmiştir.

Başkan şehirler arasında sıklaşan bu temasların memleketimizin yakınlaşmak sında rol oynuyacağım tebarüz ettirmiş ve sözlerine şöyle son vermiştir:

«Öyle bir memleketten geliyoruz ki, ikin­ci dünya harbinin bütün fecaatini gör­müş felâketlere uğramıştır. Bu sebeple dünya sulhunu ve dostane münasebetleri en iyi takdir eden millettir. Onun için dost münasebetleri daima iyi kalplilikle karşılayacağız. Hemşehrilerinize, yüksek mpclisinize çalışmalarında başarılar di­leriz.»

Heyet üyeleri meclis müzakerelerini bir müddet için takip etmiş ve sonra imar müdürlüğüne giderek, şehir imar plânla­rı üzerinde izahat almışlardır.

18Ekim 1952

— Ankara:

Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Genel Kuru­lu bugün saat 15 te Gar gazinosu salo­nunda çalışmalarına devam etmiş ve saat

19da gündemdeki maddelerin müzakere­
sini bitirerek mesaisine son vermiştir.

Bugünkü toplantıda komisyonlardan ge­len raporlar müzakere edilmiş ve bunla­rın kabulünü müteakip Ekonomi ve Ti­caret Bakanlığı Dış Ticaret dairesi reisi Munis Faik Ozansoy, Dış Ticaret rejimi­miz hakkında bir konuşma yapmıştır.

Dış Ticaret dairesi reisi şunları söyle­miştir :

«Dış Ticaret rejimimizde 650 Ağustosun­dan beri tatbik edilmekte olan liberasyon sistemiyle, ithalâttaki lüzumsuz formali­teler bertaraf edilmiş, piyasada istikrar ve emniyet sağlanmıştır.

İthalât mevzuunda son alman tedbirlerle ithalât tahdit edilmiş değildir. Sisteme dahil bütün memleketler liberasyonu mu­ayyen bir kontrola tâbi tutmaktadır. İle­riye ait taahhütleri nizama bağlamak ve tahsis edilecek döviz miktarını önceden bilmek zarurî görülmüştür. 31 Mart'ta ilân edilen talimatname ve kararnameye göre, ithal lisanslarına ait ihbarların 15 gün zarfında tescil mecburiyeti konmuş ve evvelce 17 bankaya verilmiş olan tes­cil selâhiyeti son alman kararla bir elde toplanmıştır.

Liberasyonu hakikî mecrasına sevkeöe-bilmek için, böyle bir kontrolü tesiste zaruret görülmüştür. Tatbik edilmekte olan priorite sistemi ile de, memleketin iktisadî kalkınması bakımından ithaline katî lüzum görülen, makine ve inşaat malzemesi gibi maddelerin kademeli bir şekilde tesbiti sağlanmıştır.

Sözlerime son verirken, Bakanlığın en büyük istişare oreanı olarak telâkki etti­ği birli&in. iktisadî mevzuîardaki fikirle­ri ve taleDİeri üzerinde hassasiyetle dur­makta olduğunu ve imkân nisbetinde bu arzuları yerine getirmeğe çalıştığını te­barüz ettirmek isterim.»

Bundan sonra delegelerden birinin tek­lifi üzerine yönetim kurulunun göster­diği çalışmalardan dolayı tebrik edilme­sine karar verilmiş ve toplantı sona er­miştir.

20 Ekim 1952

— Ankara:

Başbakan Adnan Menderes, beraberinde İçişleri Bakanı Ethem Menderes, Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik ve Dış işleri Bakanlığı Umumî kâtibi Büyüîr Elçi Cevat Açıkalın olduğu halde bu sa. bah Ankara ekspresiyle şehrimize gelmiş­tir.

Komutanını ziyaret edecektir. Mi­safir General, 26 Ekim gününe kadar memleketimizde kalarak tetkiklerde bulu nacak ve 26 ekim günü Yunanistan'a mü­teveccihenyurdumuzdanayrılacaktır.

—İstanbul:

Cumhuriyetin 29 uncu yıl dönümü bay­ramını kutlama hazırlıklarına hararetle çalışılmaktadır. Bayram 28 nci Salı günü saat 12 de başlıyarak 30 ekim perşembe günü saat 24 e kadar devam edecektir. Bütün resmî ve özel daireler, cemiyetler, özel binalar, apartmanlar ticarethaneler, Kara ve Deniz nakil vasıtaları, istasyon ve iskeleler bayramın devamı müddetince bayraklarla geceleri ışıkla donatılacak­tır.

Vali ve Belediye reisi 29/10/952 Çarşamba günü saat 9 dan itibaren il binasında ha­zırlanan protokola göre tebrikleri kabul edecektir. Bugün şehrimizdeki okullarla izci teşkilâtı Cumhuriyet meydanından geçerek tören provalarını yapmışlardır. Provalar gayet başarılı olmuş 20 binden fazla grenci iştirak etmiştir.

—İstanbul:

Bu akşam saat 20 de hava yoliyle şeh­rimize gelen misafir Yugoslav gazetecile­ri yarın saat 10 da Vilâyete giderek Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay'ı ma­kamında ziyaret edecekler, saat 10.30 da da İstanbul Gazeteciler Cemiyetinde bir toplantıyapacaklardır.

Vali ve Belediye Başkanı saat 16 da E-mirgân köşkünde misafir gazetecilerle yerli basın mensuplarına bir kokteyl ve­recektir.

23 Ekim 1952

—İstanbul:

Bir müddettenberi memleketimizde bu­lunan ve bu arada Ankara ile Bursa'yi da ziyaret eden Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti Belgrad Belediye Başkanı Djurice Jojhic, Usküp Belediye Başka­nı Kemal Seyfullah ve eşi Kevser Sey-fuîlah ile Zaşîrep Belediye Başkanı Vje-eeslav Hayevav bu sabah saat 8.15 te memleketlerine dönmek üzere uçakla şeh­rimizden ayrılmışlardır.

Misafir Belediye Başkanlarını hava ala­nında Vali ve Belediye Başkanı Prof. GÖkay, Belediye Reis Muavini Necati Çiiler,Yugoslavya.Başkonsolosuve

Konsolosluk erkânı Vilâyet ve Belediye erkânı, basın mensupları ve halk tara-fmdan uğurîanrmşlardır.

Yugoslav Belediye Başkanları hareketle­rinden evvel Vali ve Belediye Başkanına, gördükleri hüsnükabulden dolayı teşekkür etmişler ve bilhassa Prof. Gökay'm Yu­goslavya - Türkiye arasındaki dostluk için yaptığı semereli çalışmayı övmüş­lerdir.

Misafir Belediye Başkanları ayrılmadan önce şunları söylemişlerdir:

«Türkiye'nin her tarafında muazzam bir Atatürk hayranlığı ve Atatürk'e bağlılık gördük. Atatürk'ün büyük inkılâblarına ve onun memleketi kurtarmış olmasına bu derece kıymet verilmesi bizi çok mü­tehassis etti. Bu müşahedemizin diğer bir ciheti de Atatürk sevgisinin ve bağ­lılığının yalnız memlekette değiL ayni zamanda onun idarecilerinde de ciddî şekilde mevcud oluşudur.

Türk milletinden ve idarecilerinden Yu­goslavya'ya karşı derin dostluk tezahür­leri gördük. Yugoslavlar da ayni hislerle Türk milletine sevgi beslemektedir. Gör­düğümüz içten sevgi ve dostluğu memle­ketimizde anlatacağız..»

— İstanbul:

Basm-Yaym ve Turizm Genel müdürlü­ğünün davetlisi olarak dün gece şehri­mize gelen 15 Yugoslav gazetecisi, bera­berlerinde il basın temsilcisi olduğu hal­de bu sabah saat 10 da vilâyete giderek Vali ve Belediye Başkanı Prof. GÖkay'i ziyaretetmişlerdir.

Bu ziyaret münasebetiyle Vali ve Bele­diye Başkanı, misafir gazetecilere şehir adına «Hoşgeldiniz» demiş ve bir hafta-danberi şehrimizin misafirleri olan Be­lediye Başkanlarının bugün uçakla şeh­rimizden ayrıldıklarını ve Başkanların iyi intibalarla ayrılmış olduklarını tahmin et­tiğini, onların da gazetelere verdikleri beyanatta bunu tebarüz ettirmiş olduk­larını belirterek Yugoslavya'da geçirdiği günlerin ve Mareşal Tito ile mülakatının en kıymetli hatıralarını teşkil ettiğini ifa­de ile iki kahraman millet arasındaki dostluğun daima gelişmekte olduğunu, Zagrep Belediyesinin kendisine hediye et­tiği kahramanlık heykelinin bunun sem­bolü olduğunu söylemiştir.

Vali daha sonra iki memleket, arasındaki tarih, kültür ve an'ane bağlılığının iki mîlleti yakınlaştırdığını tebarüz ettirerek Türkiye'de dolaşacakları her yerde dostlu­ğun sıcaklığını hissedeceklerini belirtmiş­tir.

Heyet Başkanı Borba gazetesi başyazarı Timokievic, Valiye cevap vererek şehri­mizde bulunmaktan duydukları memnuni­yeti izhar etmiş ve bu ziyaretlerle dost­luğun daha ziyade kuvvetleneceğini, bu yolda gazetecilere büyük vazifeler düştü­ğünü ve karşılıklı ziyaretlerin daima de-vsm edeceğini beyan etmiştir.

Vilâyette gazetecilere birer şehir albümü hediye edilmiş, irüteakiben misafirler Ga­zeteciler cemiyetini ziyaretle Türk meslek-daşlariyle hasbıhalde bulunmuşlardır.

—İstanbul:

Ankara Belediyesinin davetlisi olarak dün akşam şehrimize gelen Londra şehir mec­lisi bakanı Sir Edwin Baytiss ve eşi bu­gün -saat. 11 de beraberlerinde Ankara Belediyesi yazı işleri müdürü olduğu hal­de vilâyete giderek Vali ve Belediye Baş­kanını ziyaret etmişlerdir.

Misafir şehir meclisi Başkanı, Valiye Türikye'yi ziyaret etmekten duyduğu mem­nuniyeti belirtmiş ve iki memleket arasın­daki dostluğa inanarak bu yolda çalıştık­larını söylemiştir.

Vali, bu ziyaretin, İstanbulluların Lond­ralılara samimî hislerinin izharına vesile olduğunu tebarüz ettirmiştir.

Misafir Başkan, müteakiben sosyal. Eko­nomik ve Sağlık mevzularında Vali İle hasbıhalde bulunmuştur.

24 Ekim 1952

—Ankara:

Dışişleri Bakanımız Fuad Köprülü Birleş­miş Milletler günü münasebetiyle bugün radyolarımız için şu mesajı vermiştir:

Busun Birleşmiş Milletler gününü kutla­maktayız. Yine bugünlerde, gelecek ne­silleri harp belâsından korumak, insanın ana haklarına inançların yeniden ilân etmek, adaletin muhafazası ve vecibele­re saygı gösterilmesi için gerekli şartları yaratmak, sosyal ilerlemeyi kolaylaştırmak ve daha büyük bir serbestlik içinde daha iyi yaşama şartlarını ihds etmek maksa-dîyle milletlerin kurmuş oldukları bu bü­yük Milletlerarası müessese yüksekgayelerine ulaşmak üzere halen bir kere da­ha toplantı halindedir.

Birleşmiş Milletler teşkilâtının gayeleri­nin yüksekliği bu gayelere erişilmesi ihti­yacını tacil etmekte ve o nisbette de güç­leştirmektedir. Teşkilât bugün dahi çar-lışmalarmda büyük muvaffakiyetler kay­detmiş durumdadır: İnsan haklan beyan­namesini kabul ve ilân etmiştir, geniş bir teknik yardım programı tatbik etmekte­dir, yeni devletlerin istiklâllerini kazan­malarına yardım etmiştir, nihayet teşki­lâtın en büyük muvaffakiyetlerinden biri de tecavüze karşı koyabileceğini isbat et­mesi olmuştur.

Birleşmiş Milletlerden beklenen vazifeler şimdiye kadar gördüklerinden çok daha büyüktür. Karşılaştığı güçlükler ciddidir. Fakat Birleşmiş Milletlerin bu güçlükleri yenebileceğine inanıyoruz. Çünkü, milelt-lerin hayatında demokratik prensipler huzur ve adaletin bir teminatı olduğu gibi milletlerarası hayatta da ayni prensipler sulhu, adaleti ve terakkiyi sağîamktdır. Birleşmiş Milletler kurmuş oldukîan bina­yı demokratik temellere, milletler demok­rasisine, istinad ettirmişlerdir. Bu vadide daha atılacak adımlar ve yapılack ıslâhat vardır ve bunların da yapılacağına ka­niiz.

Birleşmiş Milletlerin kurduğu esere Tür­kiye bütün kudretiyle iştirak etmektedir. Birleşmiş Milletlerce kabul edilen ideal­ler ve prensipler Türk milletinin de ide­al ve prensipleri olduğundan Türkiye Birleşmiş Milletlerin çalışmalarına öaha kuvvetli bir imanla katılmaktadır. Bu sebepledir ki Türkiye bütün imanını ve elindeki vasıtalarını kullanarak Birleş­miş Milletlerle işbirliği yapmasını bilmiş ve hatta gerektiği takdirde bu uğurda bü­yük fedakârlıklara katlanmaktan çekin­memiştir.

— Ankara:

Birleşmiş Milletler teşkilâtının kurulu­şunun yedinci yıl dönümü memleketin her tarafında olduğu gibi şehrimizde de tertip edilen muhtelif toplantılarla kut­lanmıştır.

Sabahleyin şehrimizdeki yüksek okullar, üniversiteler ve orta öğretim müessesele­riyle ilk okullarda toplantılar tertip edil­miştir. Bu toplantılarda Birleşmiş Mil­letler ideali uğrunda Kore'de çarpışmak­taolanBirleşmişMilletlerordusuile kahraman Kore tugayımız anılmış ve şehit düşenlerin aziz hatıralarını taziz için saygı duruşu yapılmıştır. Okullarda yapılan toplantılarda insan haklan be­yannamesi okunmuş ve okul müdürleri ile öğretmenler, günün ehemmiyetini be­lirten hitabelerde bulunmuşlardır. Bilâ­hare talebeler tarafından şiirler okun­muştur.

Bundan başka, Birleşmiş Milletler Tür­kiye derneğinin Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinde tertiplediği toplantıda saat 17.30 da yapılmıştır.

Toplantıda, Birleşmiş Milletler Tür­kiye derneği başkanı Ankara Milletvekili Profesör Muhlis Ete, Birleşmiş Milletler teşkilâtı teknik: yard:m şubesinin Tür­kiye'deki mümessili Mr. Winn, üniversite ve yüksek okul Profesörleri ve üniversite talebeleri ile kalabalık bir halk toplulu­ğu hazu- bulunmuştur.

Toplsatıya, Birleşmiş Milletler ideali uğ­runda Kore'de çarpışırken hayatlarını fe da eden Birleşmiş Milletler ordusu as­kerlerinin hatıralarını taziz için yapılan bir dakikalık saygı duruşu ile başlanmış, müteakiben Başbakan Adnan Menderes'­in aşağıdaki mesajı okunmuştur:

«Dünyanın her yerinde sulhsever bütün milletler taarfmdan aynı heyecanla anı­lan Birleşmiş Milletler günü'nü bizler de bugün milletçe büyük bir ümit ve gurur içindekutlamaktayız.»

Dış siyasetinde sulh ve emniyetin ku­rulmasını, hür ve eşit haklara sahip mil­letler arasında her sahada işbirliği ve dayanışmanın arttırılmasını teme! pren­sip bilen memleketimizbu prensiplerinin tahakkukunu Birleşmiş Milletler teşkilâ­tının gaye ve faaliyetlerinde bulmakta­dır. Filhakika, kuruluşundan beri az za-raan geçmiş olmasına rağmen Birleşmiş Milletler teşkilâtı ikinci dünya harbinin insanlık için doğurduğu büyük ıztırap ve felâketlerden sonra dünyada hak ve ada­lete müstenid bir nizamın kurulması ve bu nizamı bozmaya yeltenen kötü niyet­lerin Önlenmesi, iktisadi içtimai, ve kül­türel sahalarda işbirliği ve anlayışın ge­liştirilmesi yolunda üzerine aldığı ağır vazifeyi şimdiye kadar hiçbir Milletler­arası teşkilâtın yapamadığı şekilde ba­şarmak imkânlarını araştırmakta ve bul­maktadır. İşte bu sebepledir ki Birleşmiş Milletler teşkilâtı millet ve devlet olarak ümit ve güvenimizi üzerinde toplamak­tadır.

Birleşmiş Milletler gününü kutlarken gu­rur da duymaktayız. Çünkü memleketi­miz milletlerarası münasebetlerde öteden beri inandığı ve tatbikatını görmeyi Öz­lediği prensip ve gayeleri Birleşmiş Mil­letler teşkilâtı çerçevesi içinde aynen bulmakta ve bunlara en samimî hisleri ile bağlılığını, teşkilâtın her yöndeki fa­aliyet ve kararlarına büyük bir inanç ve ciddiyetle iştirake amade olduğunu her fırsatta izhar ve ispat etmektedir. Bun­dan sonra da memleketimiz ayni prensip ve gayelerle hareket eden hür milletler arasında ayni yolda ve ayni azimle ça-lişmaktan geri kalmıyacaktır.

Bütün milletlerin ve insanlığın hürriyet ve adalet içinde sükûn ve refaha kavuş­ması, devletlerin istiklâl ve haklarını em­niyette bulunduran bir düzenin gelişti­rilmesi yolundaki azimli gayretlerinde Birleşmiş Milletler teşkilâtına başarılar dilerken Birleşmiş Milletler gününü siz­lere ve sizler gibi ayni ümit ve güvenle bugünün heyecanım yaşayan milletlere candankutlarım.»

Başbakan Adnan Menderes'in mesajının okunmasından sonra bir konuşma yapan Birleşmiş Milletler Türkiye Derneği baş­kanı Ankara Milletvekili Profesör Muh­lis Ete, dünyâ sulhunun kurulması için Birleşmiş Milletler teşkilâtı tarafından gösterilen faaliyeti belirterek teşkilâtın bu mevzuda prensip ittihaz ettiği mad­deleri okumuş ve Birleşmiş Milletlerin müsbet çalışmaları meyanmda zikrettiği Kore harbi mevzuunda izahatta bulun­muştur. Bundan sonra Muhlis Ete, dün­ya devletlerinin Birleşmiş Milletler nez-dinde uhdelerine düşen vazifeleri başar­ma azmine işaret ederek, teşkilâta men­sup milletlerin başlıca manavî vazifele­rinin, mensup oldukları bu teşkilâtın ga­yelerini benimsemek ve her türlü faali­yetini bütün imkânlariyîe desteklemek olduğunu söyledikten sonra sözlerine son vermiştir.

Müteakiben söz alan Siyasal Bilgiler ve Hukuk Fakültesi Profesörü Fadıl Hakkı Sur, Birleşmiş Milletler teşkilâtının ih­tisas müesseselerinden biri olan çalışma teşkilâtının kuruluşu, bünyesi ve işleyişi ile işçi mevzularındaki faaliyetleri hak­kındabirkonuşmayapmıştır.

Daha sonra Birleşmiş Milletler teşkilâtı teknik yardım şubesinin Türkiye'deki mümessili Mr. Winn bir konuşma yapa­rak, teknik yardım şubesininTürkiye'deki faaliyetleri etrafında izahat ver­miştir.

Birleşmiş Milletler teşkilâtının faaliyet­leri hakkında fikir vermek üzere hazır­lanan bir filmin projeksiyonla gösteril­mesinden sonra toplantı sona ermiştir.

26 Ekim 1952

— İzmir:

Bir kaç gündenberi Ankarada bulunan Nato Güney Avrupa Hava Kuvvetleri Koittiitanı Korgeneral Schlatter bu sabah saat 10.30 da özel uçağı ile, beraberinde eşi ve maiyeti erkânı olduğu halde şeh­rimize gelmiş ve Gaziemir askeri hava alanında Nato Güney Doğu Avrupa Ka­ra Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Wyman ile 65 inci tümen komutanı mu­avini, temsil bürosu başkanı, Türk Ame­rikan ve Yunan yüksek rütbeli subayları ile basın mensupları tarafından karşı­lanmıştır.

Doğruca Kızılçulludaki Nato karargâhı-klmış ve general Wyman ile müzakere­lerde bulunmuştur.

General Schlatter Nato karargâhını zi­yareti esnasında İzmir basın mensupla-r;nı kabul ederek kendilerinin suallerini, general Wyman ile birlikte cevaplandır­mıştır.

GeneralSclatterAnkara intibaları hak-i bir suale şu cevabı vermiştir:

«Ankara'yı bir şehir olarak çok beğen­dim. Bilhassa esasen Texaslı olan eşim, iklim bakımından büyük bir müşahebet bulduğu başkentinizi çok sevdi. Bu, zi­yaretlerimin ilkidir ve fevkalâde bir ehemmiyeti haiz değildir. Bundan son­ra memleketinize sık sık geleceğim.

«Bittabi Ankara'da yüksek rütbeli su­baylarınızla görüştüm. İzmir'e ise hem general Wymann ile görüşmek ve hem de Nato taktik Hava Kuvvetleri komuta­nı olmam hasebiyle mahallî tetkik ve müzakerelerde bulunmak üzere buraya geldim. Biraz evvel generalle görüştüm.

Korgeneral Schlatter gazetecilerin Türk Hava Kuvvetleri hakkında sordukları bir sualede kısaca şu cevabı vermiştir:

«Türk Hava Kuvvetlerini kâfi derecedegeniş bulamadım. Fafcat gördüklerimi de beyendim.

Bu arada konuşan general Wymann da şunları söylemiştir:

Birkaç gün evvel seyahatten döndüm ve henüz basın mensupları ile görüşmek fır­satını bulamamıştım.

«Bildiğiniz gibi bu son ay içinde bütün Türkiye'yi dolaştım. Bu arada Yunanis­tan'a da giderek Yunan genel kurmay Başkanı ve Yunanistan'daki kuvvetleri nenel . kurmay başkanı ve Yunanistan'­dı da giderek Yunan Genel Kurmay başkanı ve Yunanistan'daki Kara Kuv­vetleri gene! komutanı ile de görüştüm. Türikyede'ki temaslarım ise: Millî Savun

ma Bakanı Hulusi Köymen, Genel kur­may ikinci başkanı, üçüncü ordu mü­fettişi veiknicikomutanıilegörüştüm.

önümüzdreki hafta zarfında da Tür­kiye'ye gelecek olan Nato Kuvvetlen baş

komutanı General Ridgway ile birlikte birinci ordu birliklerini gezeceğiz. Bu arada Türk Hava Kuvvetlerini büyük bir memnuniyetle gördüğümü belirtmek isterim. General Schlatter'in söylediği gi­bi Hava Kuvvetlerinizi daha kuvvetli ola­rak görmek isterim.

Diğer taraftan General Schlatter ise sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Hava Kuvvetlerimizin vazifesi Nato Kuv vetlerîni himaye etmektir. Bu "vazife- ay­nı zamanda hem deniz, hem kara ve hem de Hava kuvvetlerinin vazifesidir. Karadaki harplerde Hava Kuvvetleri pi­yadenin en büyük yardımcisıdır.

«Yapılacak büyük bîr vazifemiz vardır. Bu vazifeyi elimize verilen kuvvetlerle iyi bir şekilde neticelendireceğiz. Türk kuv­vetlerini Nato arasında görmekle mem­nun ve bahtiyarız. Türk kuvvetleri de­yince kara ve hava kuvvetlerinizi de kastediyorum, Kasım ayı içinde Türkiye, Amerika, Fransa, İngiltere, İtalya ve Yunan hava ve deniz kuvvetlerinin, iş­tirakiyle Akdeniz'de büyük bir manevra yapılacağını bizzat Amiral Carney teyid etmiştir. Haber doğ.rudur. Tarih, müddet ve miktarını bilmiyorum ama, manevra­lar sonunda tatbikata iştirak eden gemi­lerin İzmir limanına uğramaları büyük bir ihtimal dahilindedir.

General Schlatter saat 15.30 da yine özel uçağı ile Yunanistan'a müteveccihen şen rimizdenayrılmıştır.

Arzetmek istediğim kısaca şudur: Bugün artık, mezun olduktan sonra bir kenerda kalıp acaba körlenecek miyim diye bir endişe sizin için kalmamıştır.

Arkadaşlar, memleketimizde büyük fera­gat ve fedakârlık isteyen mesleklerden birisi de şüphesiz ki mühendisliktir. Bir zamanlar yayaların, atlıların dahi tehli­keyi göze almadan geçemedikleri yerler­de, bugün otomobil ve kamyonlarla ra­hat rahat geçebiliyorsak bu, oralarda ha­yatlarım istihkar edercesine çalışan fe­dakâr mühendislerin eseridir. İnsan sağ­lığı için bir tehlike teşkil eden batakhk-kaynağı haline getiren yine bu mesleğin feragatli insanlarıdır.

Bunlar hayatlarını tehlikeye koyarak bu neticeyi elde etmişlerdir. Hülâsa, bu mes­leğin mensupları birer adsız kahraman olmak mazhariyetine maliktirler. Çünkü memleket müdafaasında can veren men-metçikler gibi, bunlarından ayrı ayrı isim leri anılmayacaktır. Fakat bu milletin fen ve teknik sahasında yükselmesinin topyekün Türk mühendislerinin fedakâr ve feragatli çalışmalarının eseri olduğu hiç bir zaman unutulmayacaktır.

Sizlerin de memİPket hizmetinde böyle bir inançla sizlerden evvelkiler gibi mu­vaffak olmanızı temenni ediyor ve mu­vaffak olacağınız inancını taşıdığımı be­lirtereksözlerimesonveriyorum.

28 Ekim 1952

— Ankara:

Cumhuriyet bayramı bugün saat 13 den itibaren başlamış bulunmaktadır.

Yarın yapılacak geçit resmine iştirak et­mek üzere yurdun muhtelif vilâyetlerin­den başşehre gelmiş bulunan kız ve er­kek izciler bugün saat 13 de zafer âbide­sine merasimle çelenk koymuşlardır.

Saat 13 e doğru misafir edildikleri okul­lardan ayrılan ve caddelerde marşlar soyliyerek geçenizciler gruplarhalinde

Zafer âbidesinin etrafında toplanmaya başlamışlardır. Şehrin muhteiif semtle­rinden gelen izcilerin zafer âbidesinin et­rafındaki yerlerini almalarını müteakip hazırlanan çelenk âbideye konmuştur. Bundan sonra bir ağızdan İstiklâl MaTşı söylenmiş ve hitabede bulunan bir öğ­renci günün ehemmiyetini heyecanlı cümlelerle belirtmiştir. Merasimin niha-yetlenmesinden sonra izciler, başlarında Öğretmenleri olduğu halde, «Dağ başını duman almış» marşını soyliyerek mey­dandan ayrılmışlardır.

Cumhuriyetimizin 29 uncu yıldönümü münasebetiyle şehrin caddeleri ve bütün binaları bayraklarla donatılmıştır. Ayrı­ca gecede binalar ve caddeler elektrikle tenvir edilecektir.

Bayram münasebetiyle resmî daireler ve okullar bugün öğleden itibaren cuma günü sabahına kadar tatil yapacaklardır.

—Ankara:

Cumhuriyet Bayramı münasebetile Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen, ordti-muza şu mesajı göndermiştir:

«Azim ve iradesiyle daima zafer müjdele­yen ve varlığımızın temelini kuran kah­raman ordularımızın Cumhuriyet Bay­ramlarını kutlamakla bahtiyarım. Bu mesut günümüzün yapıcılığında canlarını esirgemiyen aziz ve kahraman şehitleri­mizi hürmetle anar, gazilerimize de saa­detler dilerim.»

Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen

—Ankara:

Cumhuriyet Bayramı münasebetiyle Milli Savunma Bakanı Hulusi Köymen, Kore savaş birliğimize şu mesajı göndermiştir:

Kore Türk Tugayı komutanlığına,

Yurdun çok uzaklarında mukaddes . Bir ideal uğranda çarpışan kahraman Kore Türk tugayı mensuplarının Cumhuriyet Bayramlarını kutlar ve kendilerine dai­ma üstün başarılar ve zaferler dilerim.

Millî Savunma~Bakanı Hulusi Köymen

—Ankara:

Cumhuriyetimizin 29 uncu yıldönümü münasebetiyle Genelkurmay Başkanı Or-

general Nuri Yamut, ordumuza şu mesa­jı göndermiştir:

«Mukaddes ve yüksek vazifelerine can­dan bağlı olduklarına inandığım ve gün­den güne artan kuvvet ve kudretiyle bü­yük Türk milletinin ve dünya sulhunun güven ve huzurunu müjdeleyen şanlı ve kahraman ordumuzun 29 uncu Cumhuri­yet bayramını kutlar, bütün ordu men-suplarmı sevgi ile selâmlarım.»

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut

—Ankara:

Cumhuriyetin 29 uncu yıldönümü müna­sebetiyle Genelkurmay Başkanı Orgene­ral Nuri Yamut Kore savaş birliğimize şu mesajı göndermiştir:

Kore Türk Tugayı Komutanlığına,

Yurdun çok uzaklarında bütün dünyanın hayranlıklarını celbeden, ecdadımıza has kahramanlıklar yaratan ve s>«>i tarihi­mizeyeni yeni sahifeler ekliyen tugayı­mızın 29 uncu Cumhuriyet bayramını kut­lar bütün tugay mensuplarına üstün ba­şarılar diler, selâm ve sevgiler yollarım.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut

—Ankara:

Türkiye Millî Talebe Federasyonu aşağı­daki mesajın neşrini ajansımızdan rica etmiştir:

((Cumhuriyetimizin 29 uncu yıldönümü­nü milletçe candan kutladığımız günde, büyük inkılâpçı Atatürk'ü minnetle an­mayı Türkiye Millî Talebe Federasyonu, bir vatan vazifesi addeder. Cumhuriyeti­mizi ve inkılâplarımızı, gençlik olarak her zaman canlı ve taze tutmanın şuuru içindeyiz.

Bu mutlu günü sevgili milletimize kutlar, cumhuriyetin büyük mimarı Atatürk'ün, eserine yakışır bir vekar ve zindelikle, i-zinde olduğumuzu belirtiriz.»

-- Ankara:

Avrupa iktisadî işbirliğine dahil memle­ketlerden liberasyon yoluyle getirtilmek İstenilen maddeler için muhtelif ödeme

şekilleri altında bankalara tevdi olunan ihbar mektuplarından bu kerre tetkiki ik­mal edilen cem'an onüç milyon Türk li­ralık müracaat da tescil edilmiş ve ithal

muamelelerinin tekemmül ettirilmesi hu­susunda T. C. Merkez Bankasına gerek­li talimat verilmiştir.

Tescil mevzuunu teşkil eden maddeler şunlardır:

Merinos ve şevyot, keresteler, adî mat­baa kâğıdı, çuval, fcanaviçe, kauçuk, iç ve dış lâstikleri, muhtelif demirler, muh­telif saç levhalar ve teneke, boru ve rap­tiyeleri, kalay, matbaa makineleri, ziraat makine ve âletleri ile bunların aksamı, kamyon, kamyonet ve aksamı, müstahza­ratı tıbbiye ve ilâçlar, kâğıt hamuru ve sellüloz, demir veya çelik teller, muhtelif kablolar, örgü, işleme ve tül makineleri ve yedek aksamı, bilyalı yataklar, makine ve cihazları mihaniki aksamı, çubuk ve boru halinde cam, yer muşambaları, gı­da sanayiine mahsus makine ve teçhizat.

— İzmir:

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 29jbcu yıldönümü bugün saat 13'ten İtibaren şehrimizde kutlanmaya başlamıştır. Bu münasebetle saat 13 te resmî daireler temsilcileri, mektep talebeleri, şehir ban­dosunun inştirâkiyîe Cumhuriyet alanına giderek Atatürk Anıtına çelenkler koy­muşlardır.

Diğer taraftan Cumhuriyetimizin 29'un-cu yıldönümü dolayısiyle İzmir Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu Talebeleri Derneğişubeyennameyiyayınlamıştır:

«Biz, Atatürk'ün Cumhuriyeti ema­net ettiği nesil olarak, bu büyük bayramımızda bizi bu günlere kavuş­turan aziz Atamızın ve onun mesai arkadaşlarını saygı ile anmaktayız. Bu güne kadar olduğu gibi bundan sonra da bizi medeniyet dünyasına kavuşturan Cumhuriyet yolunda ve Atatürk dev­rimlerinin ışığı altında daima ilerliye-ceğiz. Bu yolda vururken karşımıza çı­kan komünizm ile, irtica ile ve dinî si­yasete âlet etmek isteyen ikbâl softaları île daima mücadele edeceğiz.

Bu mutlu günümüzde, imanımız, kema-lizm, idealimiz devrimcilik olarak daima ilerliyeceğimize, her türlü kötü cer-yanlarla sonuna kadar savaşacağımıza. Cumhuriyetimiz uğrunda hiç bir fedakârlıktan kaçınmiyacağımıza tekrar yemin ederiz. Ne mutlu Türküm diyene.»

—Ankara:

Cumhuriyet Bayramında Ankara takım­ları ile maçlar yapmak üzere dün şeh­rimize geien Fenerbahçe takımı, bugün kapalı havada 8.000 kadar seyirci önün­de, ilk karşılaşmalarını Havagücü ile yapmıştır. Saat 15 te, takımlar aşağîdaki kadroları ile sahaya çıktılar:

Fenerbahçe: Selâhattin — Nedim, Müj­dat — Mehmet Ali, Kâmil, Akgün — Fikret, Fahir, Feridun, Burhan, Abdul­lah.

Havagücü:Fevzi — İsmet,Hakkı — Nevzat,Basri,Ayhan —Orhan,Naci, Celâl,KüçükCelâl(Alâattin),Nusret. Hakem:Reşat önen.

Maç, Havagücünün tehlikeli bir akını ile başaîdı. Misafir takıma nazaran Hava­gücü takımının daha canla başla oyna­dığı görülüyordu. Onuncu dakikada, Bur-de, hakem ofsayd saydı, dakikalar geç­tikçe Fenerbahçe düzelmeye yüz tu'.tu ve ortadan rakip kaleye tehlikeli akınlar yapmayabaşladı.

20 inci dakikada ortadan 18 çizgisi ya­kınlarından Fikret çok güzel bir frikik atışı ile, topu rakip kale üst direğine çarptırarak Havagücü kalesine soktu.

Oyun, vasat bir şekilde cereyan ediyor­du. 35 inci dakikada Nusret Fener kale­sine tehlikeli bir iniş yaptı, fakat top direğe sürünerek dışarı çıktı ve böylece misafir takım mühim bir tehlikeyi atlat­mış oldu, devre, Havagücü, Fener baskı­sından kurtulmaya çalışırken 1-0 Fener­bahçe lehins sona erdi.

İkinci devre başında Fenerliler canla başla oynuyorlardı. İlk bir iki dakika Havagücü daimî bir süt yağmuruna tu­tuldu. 10 uncu dakikadan itibaren Ha­vagücü kendine gelmeye başladı ve va­ziyete hâkim oldu. Havagücü forveti Fener kalesi önüne müteaddit defalar inmeye muvaffak olmasına rağmen şüt çekemediği için netice alamamakta idi. Nihayet, 14 üncü dakikada soldan gelen topu Kavasnicü şsğaçığı rakip kaleye soktu ve böylece vaziyet 1-1 berabere ol­du.

18 inci dakikada misafir takımın en çok çalışanoyuncusuAkgün,şahsibira-

kınla Havagücü kalesi önüne geldi. To­pu Fikrete geçirdi. Fikretin çektiği sütle top tekrar geriye gelince Burhan çok güzel bir çevirişle takımının galibiyet golünü attı. 26 ncı dakikada, hakem Fe­nerbahçe aleyhine penaltı verdi. Hava-güçlü Ayhan bu fırsatı, topu avuta ata­rak kaçırdı. 30 uncu dakikada Fener-bahçeden Akgün çıktı ve yerine Niko girdi. Maç, Fenerin akınları arasında 2-1 Fenerbahçe lehine bitti.

—İstanbul ;

Cumhuriyetin 29 uncu Yıldönümü Bay­ramı, bugün saat 12 den itibaren başla­mış bulunmaktadır. Şehrimizin bütün resmi ve hususî binaları, meydanları, caddeleri ve nakil vasıtaları bayraklar­la, limanda bulunan gemiler alay san-caklariyledonatılmışbulunmaktadır.

Gece şehirde binalar ve büyük meydan­larışıklarlasüslenmiştir.

Yarm saat 9 dan itibaren Vali tarafın­dan Vilâyette sırasiyle milletvekilleri, komutanlar ve askerî erkân ile Protoko-la dahil zevat ve konsolosların tebrikleri kabul edilecek, müteakiben Taksim Cum­huriyet Meydanında büyük bir geçit res­mi yapılacaktır. Eu yıl ilk defa olarak mülhak ilçelerle köylerde köy muhtarla­rı, köylüler davet edilmiştir. Törene, İs-tanbulda bulunan milletvekilleri de da­vet edilmiştir.

Niçin memleket ziraatini, limanlarını, iktisadiyatını, bütçesini ve bü­tün kalkınma hamlelerim ele almıyorlar? Çünkü bunlar rakama ve esere dayanan işlerdir.

Evet, niçin bunlardan bahsetmiyorlar? Sebebini ben izah edeyim. Çünkü onlartn zamanında on senede yapılamıyan işler, iki senede yapılmıştır. Çünkü milletin iradesi ile vazife alan bir iktidar iş ba­şındadır. Bu müsbet işlerden şimdi vatandaşların dikkatini başka sa­bâlara çekmek istiyorlar Gayeleri budur. Böylece bulanık suda balık avlamaya çalışıyorlar

Muhterem arkadaşlarım,

Demin bir arkadaş bana şu suali sordu: Ankara kongresindeki konuş­manız karşısında onların hareket tarzı ne oldu? Ben bu kongrede dedim ki: Demokrat parti de Cumhuriyet Halk Partisi de bu milletin siyasî hayatında aziz varlıklardır. Bu varlıkları kaldırmaya çalışmak siyasî hayatı karanlıklara gömmek demektir. Hürriyet içinde vazife gören bir idare sisteminin başlıca dikkat edeceği nokta budur, iktidar ve muhalefet birbirini tamamlamak suretiyle çalışmak mecburiyetin­dedir. Bu gayenin tahakkukuna uğraşacağız. Ben kendilerine Ankara kongresinde dedim ki, tenkit ediniz. Muhalefet vazifelerinizi yapınız. Müsbet tenkit yapınız Halbuki muhalefet safında olan kimseler küf­retmek, tezvir yapmak, hürriyetine de sahip oldukları kanaatindedir-ler Bu suretle onîar bu memlekette muhalefet yaptıkları iddiasında­dırlar.

Adalet baskı altındadır, diyorlar. İşçi baskı altındadır, dij'orlav. Me­mur baskı altındadır diyorlar. Sabahtan akşama kadar bütün bu ya­tanları tekrar ediyorlar.

İftira ediniz, iftira ediniz, bu iftiralardan bir iz kalır dîyen imansız politikacıların prensiplerine can kurtaran simidi gibi yapışmışlar­dır.

Arkadaşlar,

İftira ve tezvirle siyas' hayat yürümez Onun içindir ki5 siyasî hayat­la samimiyete bü'ük bir yer vermek lâzımgeldiğine kaniim. Bundan dolayı konuşmamın mihverini samimiyet üzerindetopladım.

Tıpkı mürekkep balığı gibi mefruz bir düşman karşısında simsiyah bir mayi neşrederek tahaffuz imkânını arıyorlar.

Halbuki onlar da bizini arkadaşlarımızdır, onlar da bu memleket ev­lâtlarıdır diye bir düşünseler iftihar etmeleri lâzımdır.

Biz olmayınca dahi devlet hayatı payedar olmaktadır diye düşünseler halledilmiyecek bir iş kalmaz, sorarım size bu memleket onların bı­raktıkları zamandan daha mı kötüdür? Elbette onların zamanından çok daha ileriye gitmiştir. Memleket süratle kalkınmaktadır, ama on­lar hu kadar mütehalik bulundukları hürriyetin nimetlerini inkâr ediyorlar. Bir asabiyet ve hırçınlık havası içinde herşeye kızıyorlar, her şeyi kara görüyorlar.

Dikkat ediniz, şunu iyi yaptı dedikleri var mıdır? Hangi iyi işimizi tasdik etmişlerdir? Söylediklerinin karşısında tesanüdü bozacak diye bazan yutkunduk, konuşmadık, ama onlar her şeyi kötülemek için her vasıtaya başvurmaktadırlar.

Gelin de birbirinizi ikmal edelim diyorum, buna karşı miting, kamyon kamyon insan. Bunlar içinde Halk Partililer de Demokratlar da, ta­rafsızlar da vardır.

Bu kalabalığın çoğu acaba bu acayip politikacı ne söyleyecek diye merak etmiştir de oraya gitmiştir, ama onlar bu konuşmalarında ta--mamiyle tahrik yapmaktadırlar, Türkiyeyi bir siyset kazanı farzede-rek kendilerini politika kepçesi halinde kullanmaktadırlar Mütema­diyen kaptırmaktadırlar, habire karıştırmaktadırlar.»

Adnan Menderes bundan sonra muhalefet lideri ile daha iktidarda iken bir kaç arkadaşı ile beraber yaptığı bir konuşmayı anlatmıştır. Bu konuşmada Halk Partisi Genel Başkanının demokrasiye gidecek­lerini söylediğini ve reyler bir defa sandıktan çıktıktan sonra dört se­ne milletin reyine sâdık kalınacağını bildirdiğini anlatmış ve demiş­tir ki:

«Ansa onlar bu sözleri kendilerine secim sonunda gene iktidarda kalacaklarına göre söylemişler, hesaplarını öyle yapmışardır.»

Başbakan bundan sonra 1950 seçimlerinin bu memlekette ilk defa olmak üzere millet iradesi ile Büyük Millet Meclisinin kurulmasını mümkün kıldığını söylemiş, bunu tarihimizde ilk defa vâki en mühim bir hâdise olarak vnsıflandırmıştır.

Adnan Menderes mütekaiben Demokrat Partinin daha ilk iktidara geçtiği zamanlarda bunların, bu iktidar her an memleketi bir kazaya uğratmak durumundadır, tarzında sözler söylediklerini ifade etmiş, konuşmasına şöyle devam etmiştir:

Siyasî emniyet şöyle dursun, ırzımızın, canımızın, malımızın bile em­niyet altında bulunmadığını propaganda etmektedirler. Bu ne demek­tir? Kalkın ey ehli vatan demektir. Bu sözler bir kıyamı tahrikten başka bir şey midir? Evet arkadaşlar, bir taraftan kıyamı tahrik eden sözleri, hâdiseleri var, bir taraftan da siyasî göçleri vardır. Vatandaş­ları kafile kafile oraya buraya toplayarak memlekette vâki olmayan bir halı vâki imiş gibi göstermekten hususî bir menfaat ummaktadır­lar. Başka memleketlerde mitingler yapılır mı?yapılmaz mı? elbette yapılır, ama miting bir hakkı elde etmek için yapılır. Biz de mitingler

yapmıştık, fakat biz bir hakkın peşindeydik. O zamanki hâdiseleri tekrar hatırlatmak istemem. Herkesin malûmudur ki, vatandaş hak ve hürriyetleri bütün memlekette kırk bin köyün gözü önünde ayak­lar altına alınmıştı 1946 seçimlerinin facialarını bertaraf edecek se­çimler yapılana kadar biz ayaktayız,,dedik, öyle mitingler yaptık. Şimdi böyle bir vaziyet var mıdır? 0 halde mitingle elde edilmek istenen gaye nedir? orada burada onbeş yirmi dakikalık birbirini tutmaz ve anlaşılmaması için manasızlaştırılmış sözleri bir araya geti­rip söylemek için on binlerce vatandaşı ne maksatla bir araya toplu­yorlar? Maksat tahriktir. Eğer miting yapmak icap etse biz de miting­ler yapacağız. Onlar miting yapar biz yaparız ama bunun faydası nedir? Milleti karıştıralım bunu mu istiyorlar?

Memleket ve millet için işimiz kamamıştır da miting rai yapalım? su bekliyen binlerce köyümüz var. Zaptedilmesi lâzım gelen azgın sula­rımız var. öbür yanda su ihtiyacı ile çatlamış büyük araziler bizi bekliyor. Bu kadar iş karşısında her şeyi bırakalım da mitingler tertip edip onların jeşine mi düşelim?

Başbakan Adnan Menderes bundan sonra dış politika mevzuunu ele almış, Kore'ye asker şevki kararı üzerine halk Partisinin köylere kadar yaptığı menfi progpagandaları anlatarak müşterek emniyet tertip edip onalrın peşine mi düşelim?

Kore'de yalnız bir harb olmuyor. Kore'de müşterek emniyet prensipi müdafaa ediliyor. Bizkore meselesinin beşeriyet tarihinde en mu­azzam bir tecrübe olduğuna kani insanlarız. Orada Birleşmiş Millet­ler fikri müşterek emniyet teşebbüsü ayakta duracak mı, diurmııya-cak mı? bu mevzuubahis oluyor. Kore yalnız bir harb değil, işte böyle bir siyaset sahnesidir.

Eğer biz barışın müşterek emniyet sayesinde korunabileceğine ina­nıyorsak en ziyade tehdide mâruz bulunan bir memleket olarak müş­terek emniyeti Türkiye'nin dâvası olarak müdafaa etmek mecburi­yetinde idik, böyle yaptık. Bu işler pamuk ipliğine bağlanmış olsa idi; orada müşterek emniyet erir giderdi. Biz işte bu, müşterek em­niyet fikrini Kore'de müdafaa ettik. Bu fikir bakımındandır ki Kore harbi dünya tarihinde insaniyet çapında bir hâdise olarak kalacak-tır.

Başbakan Adnan Menderes bundan sonra muhalefet liderinin memle­kete gelen askerî şahsiyetler ve askerî heyetler hakkındaki sözlerini bahis mevzuu etmiş ve bütün bu ziyaretleri, Türk milleti, iktidarın lehine kaydetmesin diye iktidarın aleyhine çevirmeğe kalktığını söy­leyerek bunun ne dereceye kadar vatanperverlikle kabili telif olduğu­nu sormuştur.

Başbakan müteakiben Halk Partisinin son mitinglerine gelmiş ve demiştir ki:

«Bu mevzua tekrar geliyorum. Maksatları nedir? Yeni bir parti mi kuruyorlar? bir millî kıyam mı hazırlıyorlar? Nedir bu mitingler? bîr milletin sinirlerini dört sene mütemadiyen seçimlerin arifesîn-deymiş gibi tetikte tutmak, onu mütemadiyen yormak vatanperver­lik midir?

Büyük Millet Meclisinde altmış Milletvekilleri vardır.Şimdi Mecliste

neden konuşmuyorlar? Demokrat Parti iktidarının bir hukuk devleti olmadığını ne zaman ispat etmişlerdir?. Bizim hangi işimizi tenkid ettiler? söylemiyorlar?

Anayasanın tâdili lâzımdır, diyorlar. Siz vaktiyle iktidarde neden bu tâdili yapmadınız? Seçim kanunu kötü imiş, siz iyisini getirme­diniz? Bu memleketi bir baştan bir başa iki dudak arasından çıkan emirlerle idare ettikleri zaman bunları yapmak çin imkânlar mı yok­tu?

Bunların hiç bir tenkidi samimî bir maksada istinat etmemektedir. Sorarım size halkın gözünden düşmüş bir iktidar böyle mi olur? Bugünkü vaziyette itibardan düşmüş bir iktidar manzarası varmıdir? Bu milletin bu iktidara karşı bir hoşnutsuzluk gösterdiği var mıdır? Ankara'da bir gazeteci arkadaşımızın sorduğu gibi onlara sormak gerektir: İhtilâl mi istiyorsunuz, intihap mı? Intıhapsa, biz intihaba daima hazırız. Bunu tecrübe etmek istiyorsanız buyurunuz. Ama bu fitne bitsin artık, bu münafıklık bitsin artık.

Bir gün elbette Demokrat Parti mesul makamları da bu hususta karar vermek mevkiinde kalabilirler. Milletin reyine müracaat lâ­zım mıdır, değil midir diye düşünebilirler. Hâdiselerin bu gidişine bakarak madem ki bu siyasî mücadele ve münakaşa iki taraftan biri mutlaka vatan hainidir, bir taraf ortadan kalkmalıdır gibi fiiliyata dayanmıştır, madem ki onların iddiasına nazaran ahval sakim bir manzara gösteriyor, milletin reyine müracaat suretiye buna bir ni­hayet verilmelidir diye düşünebilirler. Daha salim bir sahaya gir­mek için acaba intihaba gitmek daha doğru olur mu, fikri vatandaş­ların da hatırına gelebilir. Eğer bunlar hakikaten Demokrat Parti­nin itibardan düştüğü kanaatini taşıyorlar ve böyle bir iktidarın bir müddet daha bu memleketi idaresini zararlı görüyorlarsa mevsimi de kendileri için müsait görüyorlarsa o halde söylesinler yeni inti-habata girelim. Demokrat Parti bunu tezekkür etmeye hazırdır.

Başbakan bundan sonra yapıcı bîr muhalefetin vasıflarını saymış, siyasî ahlâkın muhalefetin de lâzımı gayri müfariki olduğunu söyle­miş, yaptıkları tenkidin tenkid değil bir sataşma ve bir tecavüz ol­duğunu bildirmiş ve demiştir ki:

«Bugün de Ankara kongresindeki konuştuğum çerçeve içinde konuşu­yorum Demokrat Parti ne zaman karşısında müsait bir tebessüm görse bağrını açacak bir partidir. Hatadan rücu edeni baştacı eder. Bu memlekette bir hükümet vardır, iki hükümet yoktur ve bu ikti­dar en meşru yollardan işbaşına gelmiştir. Bu hükümet bütün mil­letin hükümetidir. Buradan bütün bühtanları kemali şiddetle on lan yapanların suratlarına çarparak söylüyorum ki, bu memlekette adalet baskı altında değildir, memurlar baskı altında değildir, hürri­yet baskı altında değildir, aksini söyleyenler bu memleket hayrına çalışmıyorlar. Biz müsbet işlerimizle vatanperverane duygularımızla küfrü, nifakı bu memleketin hudutları dışına atacağız. Sabırla ve tahammülle ve bihassa aklı selimi rehber ittihaz ederek bu yolda yü­rüyoruz.»

Başbakan bütün bu sözlerinin hakikati bilen ve gören halk partililere değil, konuşmalarında ve hareketlerinde samimiyetolmayan, isnat-

lan hiç bir hakikate dayanmıyan müfteri politikacılara ait olduğunu söylemiştir

Adnan Menderes'in hu nutku, salonu dolduranlar tarafından dakika­larca alkışlanmış, nutkun bir çok kısımları sevgi tezahürleri ile ve alkışlarla kesilmiştir.

Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprüiü'nün Sivas il kongresindeki konuş­ması.

— Sivas:

Sivas Demokrat Parti kongresinde dün delegelerin ve geniş bir din­leyici kütlesinin ısrarlı alkışları arasında kürsüye çıkan Dışişleri Ba­kanı Prof. Fuad Köprülü kongreye hitapla demiştir ki;

«Aziz Sivaslılar, demokrat arkadaşlar. Kongrenizde benden evvel ko­nuşan delegeler memleketin en mühim meselelerini o kadar etraflı ve güzel anlattılar ki ben buraya biraz da cesarcîsiz oarak çıktım.

Vaktiyle partimiz ilk kurulduğu zaman «Bu demokrat Parti ne olu­yor, memleket bütün münevverleriyle C. H, P, saflarındadır, Halkı­mızın büyük bir kısmı okumak yazmak bilmiyor, biz onlara uzun bir müddet okuyup yazma öğretelim, ondan sonra memleket işleriyle meşgul olmak salâhiyetlerini elde edebilirler.» demekteydiler.

Hattâ Demokrat Partinin 30-40 sene sonra iktidara gelebileceğini zan ve tahmin ediyorlardı,

Bütün bu cahilane ve isabetsiz mağrur sözlere rağmen Demokrat Parti millî iradeye dayanarak ve ondan kuvvet alarak işbaşına gel­miştir. Bugün Demokrat Parti iktidarının iki sene gibi küçük bir za­man içinde en büyük ve ne mühim işler yaptığım görmektesiniz

Normal ve vatansever bir muhalefetin yol gösterici tenkidleri yerine bugünkü muhaliflerimiz memlekette hukuk devleti yok, konuşma ve yazma hürriyeti yoktur, diye iktidarımıza iftira etmektedirler.

Memlekette öylesine bir hürriyet vardır ki muhaliflerimiz bundan tezyif ve hakaret etmekte bile serbest oldukları zannına düşmüşler­dir ve bunu yapmaktadırlar.

Demokrat Parti ' muhalefetteyken bizler memleketin büyü dâvaların­da, ordu ve adalet işlerinde, dış siyasette daima dikkatli bulunduk ve onları tenkid mevzuu yapsnaktan kaçındık.

Halbuki bugünkü C. H. P, muhalefeti iktiardayken kendi yaptıkla­rını, millet tarafından seçilmedikleri halde sandalyalar işgal ettikle­rini, iktidarda baskı idaresi ve Örfi idare ile kalabildiklerini unu­tarak bugün memlekete demokrasi önderliği rolünde hitap etmekte­dirler.

Biliyorsunuz Demokrat Parti iktidara geldiği zaman dış emniyetimiz yalnızca Türk Milletinin sırlında bulunuyordu. Yanımızda müşterek emniyeti imza ile taahhüt etmiş olan hiç bir devlet yoktu. Eski ikti­dar Atlantik Paktına girmek için bir çok defalar uğraştığı halde buna muvaffak olamamıştır.Demokrat Parti iktidarageldikten sonraher

sahada olduğu gibi dış siyasette de büyük muvaffakiyetler elde ettti. Ve artık bugün Türkiye yalnız bırakılmış bir devlet değildir.

tehlike ânında bütün hürriyetsever milletler bizimle beraber hareket edeceklerdir.

Bu vaziyetin sebepleri arasında Kore'deki kahraman askerlerimizin büyük bir hissesi olduğunu unutmamak lâzımdır.

Kore kararı alınırken muhalefetin Mecliste müphem ve mütereddit konuşan sözlerini hatırlarsınız.

Kore kararı mertlik, kahramanlık ve açık sözlülüğü kendisine düs­tur addeden Demokrat Parti iktidarının milleterarası meselerlerdeki samimiyetinin bir misâlidir.

İşte memleketin emiiiyetini ve selâmetim alâkadar eden bu karar üzerine muhalefet liderinin kötü bir tefsir yaparak ne suretle konuş­tuğunu unutmak kabil midir?

Hattâ bugün Kore kararı dolayısiyle Demokrat Parti iktidarı için idamdan bahsedenler ve- sonra da bunu tekzibe yeltenenlerin ruh hâ-îetinin ne olduğunu sizler pek iyi tahmin edersiniz.

Aziz Sivaslılar, sizler ve bütün millet C, H, P, iktidarının ne olduğu­nu, mazide nasıl çalıştıklarını unutmadınız. Bugün ise muhalefet va­zifesini ne kadar şaşkın bir şekilde iftira ve tezvirlerle, hattâ küf­rederek yapacaklarını zannetiklerini görmektesiniz.»

Bundan sonra Dışişleri Bakanımız, kongrede konuşacak olan Baş­bakanın sözlerine daha geniş bir zaman bırakmak arzusunu izhar ile sürekli alkışlar arasında sözlerine nihayet vermiştir.

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan'ııı Kıziiayın 75 inci yıldö­nümü ve Kızılay haftası münasebetiyle Ankara radyosundaki konuşması.

Ankara : 29 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Kıziiayın 75 nci ku­ruluş yıldönümü ve Kızılay haftası münasebetiyle bu akşam saat 19,30 da metni aşağıda bulunan hitabeyi irad etmiştir:

Aziz vatandaşlarım,

Türk vatan mm en eski bir hayır müessesesi olan ve bu yıl kurulu­şunun 75 nci yılını idrâk eylemekle şeref duyan Kızılay Cemiyetinin l)iı mes'ut yıldönümünü Cumhuriyet bayramımızla bir arada kutlar­ken, Kızılay haftasının da başladığını söylemekle bahtiyarım

Kurulusundaki nezaheti ve kurucularının yüksek ideali savesinde ae-çirmiş olduğu bir çok badirelere rağmen 75 senedenberi mevcudiye­tini muhafaza etmiş olan Kızılay Cemiyetinin insanî ve içtimaî sa­halarda nasıl verimli bir şefkat varlığı olduğunu burada hulasaten tebarüz ettirmekle şüphesiz fayda vardır.

Malûmunuz olduğu üzere, Kızılay Cemiyeti, vatanlarını ve meşru menfaatlerini himaye ve müdafaa için döğüşen vatan kahramanlarıum yaralarını saracakların muhasımlar tarafından bitaraf tanın­ması ve taarruzdan masuniyetleri esaslarına dayanan 1864 tarihli mli-letleraraai Cenevre mukavelenamemi hükümlerine göre kurulduktan sonra çalışmalarına başlamış ve bugünkü mütekâmil şekliyle harb-de ve sulhta din, sınıf, cinsiyet ve siyasî kanaat gözetmeksizin insanî gayelerin tahakkukuna çalışan bir hayır müessesesi olmuştur.

Kızılay Cemiyetinin memleketimizde «Osmanlı Hilâlîahmer cemiyeti» ismiyle teessüsüne ilk teşebbüs edenler Tıbbiye mektebi tababet ilmi muallimi Miralay Merhum Abdullah beyle arkadaşları tıbbiye Nazırı Marko Paşa ve Doktor Kırımlı Aziz beydir. Bunlardan sonra Cemiyetin teşekkül ve tekâmülünde sırasiyîe bir çok Türk büyükleri çalışmışlardır Bunların aziz hâtıralarını hürmetle anarım.

Kızılay Cemiyeti, bilindiği gibi 1877 Rus, Î893 Yunan, 1912 Balkan ve 1914 Birinci Dünya Harbleriyle İstiklâl savaşında çok büyük hiz­metler görmüştür.

İstibdat devrinde bu Cemiyeti tesis ve idare edenlerin istedikleri ge­lişme ve olgunluğa erişebilmesi için attığı adımlarda çok kuvvetli en­gellerle karşılaşmış ve bir çok defalar varlığı bile tehlikeye düşmüş ve haîtâ bir kere muvakkat bir zaman için feshedilmek bedbahtlığı­na bile uğramıştır.

Î9O8 Meşrutiyet inkılâbı Kızılay tarihinden ilk ilerleyiş ve gelişme devresi olmuştur. Birinci Dünya Harbinin memleketimizde doğurmuş okluğu içtimaî ıstırapları hafifletmek hususunda bütün imkâniariy-Ic çalışmış ve bunu takip eden İstiklâl Savaşımızın başından sonuna kadar Ankarada tesis etmiş olduğu bâr murahhaslık teşkilâtı vasıta-siyle yurdun savaş bölgelerinin gerisinde hastaneler, sağlık yardım müesseleri, dispanserler, büyük şehirlerde fakir halka iaşe için aş-öcakları açmak suretiyle kahraman ordumuzun sağlık teşkilâtına ve yurdumuzun sosyal yardım islerine katılmak hususunda çok büyük yararlıklar göstermiştir.

Kızılay Cemiyetinin asıl kalkınma ve gelişmesi Cumhuriyet devriy­le başlar. Bu devrede Cemiyeti bckliyen hizmetlerin en mühimi Lozan mııahadesiyle kabul edilen mübadillerin memleketimize gel­mesi devresindeki çalışmaları olmuştur. Böylece anavatana nakedi-vn mübadillerin iaşesi, barındırılması işlerini başarı ile görmüştür. Düşman istilâsından kurtarılan yerlere imdat heyetleri göndermiş, memleketin bazı yerlerinde vukua gelen kıtlık ve açlık yüzünden muhtaç düşenlere yardım etmiş, çocuk vefiyatiyle mücadeleye katıl­mış, tabiat felâketlerine uğrayan vatandaşların en kısa zamanda yardımlarına koşmasını bilmiştir.

1925 senesinde Cemiyetin nizmnamei esasisi tâdil edilerek umumî hükümet merkezi olan Ankara'ya nakledilmiştir. Yine bu sene içinde Istanbulda bir hastabakıcı hemşireler okulu aaçrak yurdun sağlık müesseselerine bilgili hastabakıcı, hemşire yetiştirmeğe başlamıştır. 1933 yılında dünyadaki benzerlerine uygun bir şekilde okullarda (Gençlik Kızılay teşkilâtı)kurmuştur.

1933 yılıkongresinde (Hilâliahmer) adının(Kızılay)açevrilmesi kararlaştırılmıştır.

1926-1938yıllarındayurdumuzunhersenemuhtelifbölgelerinde

hadis oîan tabii âletlerden zarar gören vatandaşların imdadına koş­muştur.

Yurdumuzda 1938 yılından başlıyarak birbirini takip eden Dikili, Kırşehir ve havalisi yersarsmülariyle 1939 senesinde vukua gelen ve 11 vilâyetimiz bölgesinde on binlerce yurttaşımızın bir anda ölümüae sebep oîan büyük Erzincan 3Tersansıntısı felâketleri ve bundan sonra­ki yıllarda Çorum, Kastamonu, Samsun, Bolu, Kocaeli, Balıkesir böl­gelerinde vukubulan sarsıntılarda Kızılay Cemiyeti takati nispetinde inuztarip vatandaşların ıstıraplarını gidermek hususunda azamî hiz­met ve faaliyetini en geniş ölçüde yapmaya çalışmıştır.

Kızılay Cemiyeti bir taraftan bu vazifesini yaparken İkinci Dünya Harbi içinde memleketimizde baş gösteren iktisadî buhran karşısında geçim zorluğuna düşen yurttaşlara ve kimsesiz okul çocuklarına bir­çok yerlerde Kızılay aşocakları açmak ve hayırsever yurttaşlarımı­zın müşfik yardımlarını da temin etmek suretiyle mevcut ıstırapların bindirilmesine emek harcamıştır.

Diğer taraftan savaş halinde kendisine teveccüh edecek hizmetleri gözönünde tutarak yaralı, asker ve halkın tedavi ve himayesi için modemhastahahe malzemelerini hazırlamaktanda geri durmamıştır.

Cemiyet, bütün yurt içi vazifelerini yerine getirirken bir taraftan da harb neticesi komşu memleketlerde iaşe zorluğuna uğramış olan­lara yiyecek maddeleri sevketnıek, harb esirlerine gönderilen koli­leri yerlerine ulaştırmak, bunların aileleriyle haberleşmelerini sağla­mak, birbirine düşman devletlere ait esirlerin limanlarımızda müba­delesini temin eylemek suretiyle de yurtdışı vazifelerini başarı ile yerine getirmştir.

Ankara'da bir genel merkez binası, Etimesutta depo binaları yaptır­mış ve İkinci Dünya Harbi içinde Ankara'da 200 yataklı bir modern hastahane ve hastabakıcı hemşire okulu binası inşasına başlamış ve ikmal edilerek halk sağlığına tahsis için hükümete devretmiştir. 1950 .senesinde Bulgaristan hükümeti tarafından yurdumuza tehcir edilen ırkdaşlarımızın yurdumuzda yerleştirilmesi ve müstahsil hale konulması için teşekkül etmiş olan (Göçmen ve mültecilere Türkiye yardım birliği) nin mesaisinde muvaffak olması hususunda Kızılay Cemiyeti elinden gelen işbirliğini yapmış ve birliğin temin et­tiği bağışları tamamen yardım hizmetlerine hasredebilmesi, idare ve sair masraflardan korunması gayesiyle genel merkez ve müesse-leriyle bu birlik faaliyetini desteklemek hususunda her türlü kolay­lıkları sağlamıştır.

Cemiyet 1952 senesinde yurdun sosyal dâvasına bir yardım olmak üzere 4,5 milyon liraya muhtelif vilâyet ve kazalarda sağlık merkez­leri, verem dispanserleri, doğum pavyonları inşa ederek üzerlerinde Kızılay hastahane ve dispanseri levhası asılı olduğu halde Hükümete devretmeyi kararlaştırmış ve bu sahada gereken faaliyete geçmiştir. Aziz yıırdtaşlarım.

Hulasaten arzettiğim bu müsbet neticeler cömert ve âlicenap Türk milletinin Kızılay Cemiyetine yaptığı yardımlarla vücude gelmiş ve yalnız nakit olarak 1923 yılından bugüne kadar 30.354 991 lira har­canmıştır.

Ankara : 31 (A. A.) —

Dışişleri Bakam Prof. Fuad Köprülü bugün, Yugoslav gazeteciler heyetini kabul ve onları selâmladıktan sonra, Yugoslav gazetecile­rinin dış meseleler hakkındaki suallerini cevaplandırmış, Türk -Yugoslav münasebetlerinin gelişmesinde rol oynayan salahiyetli bir şahsiyet olarak Yunanistan, Orta Şark memleketleriyle, Birleşik Amerika, ingiltereve Fransa dostluğu üzeriude durmuştur.

Bu suali cevaplandıran Dışişleri Bakanı, Vatikan'la diplomatik münasebetlerin kurulması hususunda hiç bir teşebbüsün yapılma­dığını sözlerine ilâve ederek İngiliz - İran ihtilâfı hakkında aracılık yaptığı hususunda bazı gazetelerin yazdığı yazıların hakikate uy­madığına işaret etmiştir. Dışişleri Bakanı Birleşmiş Milletler teşki­lâtının bütün cihan hürriyet ve barışının muhafazası için en kuv. î-li vasıta ve kuvvet olduğunu ifade eylemiştir.

Fuad Köprülü Türk - Yugoslav iktisadî, kültürel ve diğer münase­betlerinin yakın gelecekteki gelişmesi hususunda sorulan suale ce> vap vererek demiştir ki:

«Bütün sahalardaki münasebtlerimizin gelişmesi her iki memleket için İyi ve mesut neticeler verecektir. Hükümet şahsiyetleriyle mü­nevverlerin bu münasebetlerin gelişmesinde daima teşebbüste bit-Ilınmaları her bakımdan çok mühimdir. Memleketlerimizin takip ettiği dış siyaset bizi birbirimize yaklaştırmaktadır. Bu siyaset, mil­letlerin İstiklâle ve barışın muhafazası için devamlı mücadeledir. Bi­zim münasebetlerimiz daima ve hergün geçtikçe daha da samimî ola­caktır. Ben şahsen elimden gelen bütün kuvvetle bu samimiyetin ge­lişmesine çalışacağım.

Profesör Köprülü, Türk - Yunan münasebetleri hakkındaki soruyu şu suretle cevaplandırmıştır:

«Türk Yunan münasebetleri çok dostanedir. Bu münasebetler şim­diye kadar da çok mükemmeldi. îki memleket Atlantik Paktına girmeden de dostluk münasebetleri çok sağlam esaslar üzerine ku­rulmuştu. Fakat Atlantik Paktına girdikten sonra bu münasebetler ve dostluk tabıatiyle artmıştır.»

Dışişleri Bakanı Avrupa ile Orta Doğu arasında «Türkiyenin tabiî bir köprü olması dolayısiylc» anlaşmazlık hususuna temas ederek ezcümle şöyle demiştir:

«Türkiye, her fırsattan istifade ederek Orta-doğu'do barşi muhafa­za ve istikrarı temin için elinden gelen her imkânı kullanmıştır.»

Profesör Köprülü, Orta Doğu komutanlığının kurulması hususunda Türkiye'nin ne düşündüğü , ve ne gibi tedbirler aldığı ve Türkiye ile Batılılar arasında bu hususta taînamîyle fikir birliği mevcut olup olmadığı sualini şu surele cevaplandırmıştır:

«Dünyanın bütün barışsever milletlerinin işbirliği yapmaları çok faydalıdır. Eğer önceden aralarında anlaşma vücude gelirse, o za­man askerî' tedbirlerin alınması kolaylaşır. Yani bu mevzula alâka­dar olan bütün devletler evvelâbirbirleriyleanlaşmalı,sonradan

227 - 5

lüzumlu hazırlıklara geçmelidirler. Türkiye bu prensip üzerinde BirleşikAmerika,Fransaveİngiltere iletamamiylehemfikirdir.

Türkiye, eskidenberi ananevi münasebetlerde bulunduğu Arap devletlerinin Orta Doğu birliğine girmelerini bütün gönlü ile arzu etmektedir. Çünkü bugün hiç bir devlet yalnız başına kendi istik­lâlini ve varlığını müdafaa edemez.»

Profesör Köprülü sözlerine devam ederek demiştir ki:

«Orta Doğu memleketleri, Türkiye'nin dış siyasetine büyük bir iti­mat ve emniyetle bakmaktadır.»

Bakan, İngiliz — İran ihtilâfında Türkiye'nin aldığı vaziyeti açık­layarak demiştir ki:

«Şimdilik Türkiye'nin bu mesele hakkında herhangi bir aracılık yapması bahis mevzu değildir.»

Köprülü sözlerine şöyle devam etmiştir:

«İngiltere bizim müttefikimiz, İran yakın dostumuzdur. Bu anlaş­mazlığın adalet ve hakkaniyet prensipleriyle halledilmesini isteriz.» Birleşmiş Milletler Teşkilâtını ve kuvvetini nasıl karşılıyorsunuz so­rusuna Dışişleri Bakanı şu cevabı vermiştir:

Birleşmiş Milletler teşkilâtı, bugünkü bünyesiyle tam değildir. Bili­nen sebepler yüzünden bir çok milletler bu teşkilâta hâlen gireme­mişlerdir. Büyük devletlere verilmiş olan veto hakkı, Birleşmiş Milletler teşkilâtının istendiği şekilde inkişafına mâni oluyor. Fakat bütün bu noksanlara rağmen Birleşmiş Milletler teşkilâtı, bugün dünyada barışı muhafaza ve İnsancığın saadetini temin için yegâne kudret ve vasıtasıdır. Her millet, bu teşkilâtın kuvvetlenmesine ve prensiplerinin gerçekleşmesine çalışmalıdır.

Köprülü bir kaç gazetenin neşriyatına atfen. Vatikan ile siyasî münasebetlerin uRâsdrıu mfatdmrıt drıt dııtu mfhyp mfhyp mfhyyyp «Siyasî münasebetler mevcut olmamasına rağmen Vatikan'la ara­mızda iyi münasebetler mevcuttur.»

Profesör Köprülü Türkiye'de Yugoslav Basın temsilcilerini gör­mekten duyduğu bahtiyarlığı bildirmiş, ve bu gibi temasların mil­letleri birbirine yaklaştırmak hususunda büyük değer ve hizmetine işaret etmiş, gazeteciler, münevverler ve devlet adamları arasın­da karşılıklı zyaretlerin ve sık temasların memleketlerin birbirlerine yaklaşması hususundaki ehemmiyetini tekrarlayarak sözlerini bitir­miştir.

Dişişleri Bakanının sözlerine ve samimî misafirperverliğine Yugos­lav basın heyeti başkanı Duşantimotiyeviç bütün arkadaşları na­mına teşekkürlerini ve minnettarlığını bildirmiştir çıkmaları, tiyatrolarda yuhalarla karşıla­nan sahnelerden birini andırır.

Bıına kimse aldanmaz ve hele Avrupada kimse kıymet vermez.

Türkiyenin dış dünyadaki şeref ve hay­siyeti ile böyle oynamağa bu efendilerin hakları yoktur. Adnan Menderes ağzım sçar, güya Amerikaya mesaj göndermek bahanesiyle Atatürk'ü şarlatanlıkla it­ham ederek demokrasinin ancak kendi devri dilârâyı saadetinde başladığını haykırır. Başka bir defa, kendisini Tür­kiyenin ilk demokratik Başbakanı ola­rak takdim eder. Bu, dışarıya karşı gös­teriş. İçeride de Adnan Menderes şimdi­ye kadar yeni Türkiyenin başına gelmiş ilk Müslüman Başbakan sıfatiyle alkışla­tılır. Halbuki sayın Celâl Bayarın da Başbakanlık ettiği bir devre bulunduğu­nu zannediyoruz. O da mı, Zuhuri tari­hinde olduğu gibi, tarih kitaplarından kaldırılacak? Adnan Menderes bari dos­tunun ve Cumhurbaşkanının hatırını sa­yarak Müslümanlık şerefinden ona da bir hissecik verse idi!

İçeride ne yaparlarsa yapsınlar, fakat hârice karşı falso bilhassa şu nazik za­manda bizim için bir zehir kadar müt­hiştir. Eğer kendilerinde zerre kadar in­saf varsa, milletlerarası dünyada Türk vatanının şeref ve itibarına azıcık kıy­met ve ehemmiyet veriyorlarsa kendileri­ni biraz tutsunlar ve Atatürk Türkiyesi-hin durumunu Ortadoğu memleketleri­nin durumuna benzer gibi göstermesin-ler. Onların kulaklarına gelmiyor belki, kendileri de anlamıyorlar belki, fa­kat her hareketimiz, iç politikamız, gü­rültülerimiz, kusurlarımız bütün Batı dünyasının malûmudur. İç vakalarımız d-ermliklerine vanncıya kadar istihbarat idareleri tarafından Batı Avrupaya ak­settirilmek bir evrivakidir, bir vazifedir. Demokrat Parti ileri gelenleri, gözlerini kapamışlar, etraflarındaki dünyayı da böy-

îp. zannediyorlar. Değil halbuki. Her şe­yimiz biliniyor, inceden inceye takibedi-li'p numarası veriliyor. Bunu, Menderesin yüzüne söylemezler. Ziyaretler ve müla­katlar olur, gelirler, giderler. Bundan bir şey çıkmaz, Dununla mânevi itibarımızın halelden masun bulunduğu sabit olmaz. Tito'ya- da ziyaretler yapılıyor. Azıcık in­saf, azıcık anlayış. Yazıktır bu memle­kete.

İnönü Olmasa idi...

Yazan:tliisoyiıCahitYalçın 3 Ekim 1952 tarihli Uhıs'dan

Milletvekillerinden Doktor Saroî'un îs-tanbulda Demokrat Parti toplantıların­dan birinde: İnönü olmasaydı, Cumhuri­yet Halk Partisi ile halledemiyeceğimiz hiçbir mesele olmazdı demesi basında e-peyce tefsirlere sebep oldu. Sayın Sedat Sitnavi, buna doğrudan doğruya cevap vererek kendisi de vaktiyle înönünün si­yasetten çekilmesine taraftar olduğu halde neden dolayı fikir değiştirdiğini ve İnönünün Halk Partisi için bir belke­miği hizmetini gördüğü neticesine vardı­ğını izah etti.

Biz meseleyi bu bakımdan mütalâa ede­cek değiliz. înönünün Halk Partisinden ve siyasî hayattan çekilip çekilmemesi, bir fikir olarak, müdafaa veya reddedi­lebilir ve kimsenin bunda darılmaya hakkı olmaz. Doktor Saroî'un beyanatı yalnız bu mevzua inhisar etseydi ona da bir diyeceğimiz yoktu. Fakat Saroî'un sözlerinde çok daha şümullü, çok daha dikkate değer bir nokta vardır. O yalnız înönünün siyasi hayattan çekilmesi ka­naatini müdafaa etmiyor, arkasından şunu da ilâve ediyor: O zaman Cumhu­riyet Halk Partisi İle halledemiyeceğimiz bir mesele olmazdı!

Bu sözü, âdeta1 derin bir elemle karşıla­dım. Çünkü bunu memleketin bir mü­nevveri söylüyor! Demokrasiye bağlı ol­duğunu iddia eden genç ve ileri fikirli zannolunabilecek bir vatandaş söylüyor. İşte duyduğum ıstırap bundandır. Bu ne biçim lâkırdıdır? Söylediği sözlerin mâ­nasını ve lâfını farkedemîyecek ve Ölçe-miyecek seviyede cahil ve iptidaî bir in­san ağzından çıkmış olsaydı, bu lâkırdı­lara kayıtsız kalınabilirdi. Memleket he­sabına nasıl üzülmemeli ki cahili söyler, abuksabuk söyler, okumuşu, aydınlan­mışı, doktoru, demokratı söyler, o da a-buk sabuk!

Demek bütün bu ortadaki gürültüler, de­mokratların bu telâşları, bu şahlanmala­rı, bu «millî iradeyi ele almak» hareketi, «ihtilâl hakkı, dâvaları», «husumet an­dı», mitingler, feryatlar, telâşlar ve on­dan sonra da Cumhuriyet Halk Partisine bütün bu hücumlar, sahte demokrasiler,tabutluklar, dayaklar, haksızlıklar, ka­nunsuzluklar, halkevleri ve Halk Partisi­nin borçları tertibi, besleme gazetler ih­dası, matbuat hürriyetine tecavüzler, si­vil vatandaşları askerî mahkemelere gön­dermeler ve saire ve saire hepsi lâftan ibaret imiş, hepsi bir şahıs meselesinden ibaret imiş! İsmet İnönü çekilince par­tiler anlaşacak ve her şey düzelecek! Bu söylenir lâkırdı mıdır? Bu akıldan geçebilecek, müdafaa olunabilecek bir fi­kir midir? Bunun neresinde «fikir» e benzer tarafı vardır? Acaba îsmet İnönü çekilirse ucuzluk gelecek mi? Acaba İs­met İnönü çekilirse, asayişsizlik ortadan kalkacak mı? Acaba hallaç pamuğu gibi oradan oraya atılan memurlar îsmet İ-nönü çekildikten sonra hakka ve adalete kavuşacaklar mı? Acaba karakolları bas­maktan, zabıtaya tecavüz etmekten de vaz geçilecek mi? İsmet İnönü çekilirse acaba adalet teminatını ihlâl teşebbüsü geri alınacak mı? Acaba Mükerrem Sa-rol*un ağzından mantığa ve muhakeme­ye uyar bir lâkırdı çıkabilecek mi?

İsmet İnönü Demokrat Partinin hangi i-yi, prensiplere uygun bir hareketine ve­ya teklifine engel olmuştur? İsmet İnönü çekilirse Demokrat Parti Anayasa temi­natını kabul edecekse, insan haklarına uymaz kanunların çoğunluk istibdadı sa­yesinde Meclisten çıkmasının önü alına­cak ise, hükümet kuvvetleri arasında mu­vazene temin edilecekse, antidemokratik kanunlar ortadan kalkacaksa bunlar şim­diden yani îsmet İnönü Halk Partisi Başkanlığında bulunduğu müddetçe ne­den yapılamıyor? İsmet İnönü kendile­rinin ellerini tutup bağlıyor mu? Bakan* lar toplantısına îsmet înönü mü mani o-luyor? Resmî devlet cihazı üstünde hu­susî bir aile toplantısının, salâhiyetsiz ve mesuliyetsiz memleketi idare etmesini îsmet înönü mü emrediyor?

Cumhuriyet Halk Partisi ile Demokrat Partinin uzlaşması prensiplerde ve zih­niyetlerde ayrılığın neticesidir. Demok­rat Parti şefleri muhalefette bulunduk­ları zaman ilân ve müdafaa ettikleri prensiplere sadık kalsalardı, partiler a-rası münasebetler hiçbir zaman bu şek­le girmezdi. Cumhuriyet Halk Partisi bütün maruz kaldığı haksızlıklara, tah­kir ve tecavüzlere karşı en olgun bir an­layış ve hayran kalınacak bir sabır ve tahammül ile göğüs gererek, asla ve asla kanun çerçevesinden ve prensiplerden u-zaklaşmıyarak,ciddiyet vemetanetle

kendini ve memleketin hakkını müdafa­adan başka birşey yapmıyor. Bizim, hiç­bir şahıs ile dâvamız yoktur. Demokrat Parti meşruiyet, kanun ve adalet hudut­ları içine girdiği gün siyasi huzur ve emniyet bakımından memleket tanınmaz. bir hale gelir; hakikî bir demokr-asinîm vekarı ve ciddiyeti ve verimliliği kendi' sini hissettirir. Bu kısır didişmelerin, bu zararlı hareketlerin bir anda durması Demokrat Partinin elindedir. İstedîğîmia de gayet sadedir: Hakikaten demokrat olsunlar!

İhtilâl rni? întihap mı? Hangisi?

}azan:Mümtaz Faifc Fenik 3 Ekim 1952 tarihlî Zafer'den

Millî münafık, memleket içinde efkân bulandırmak ve halkı dehşete salmak i-çin şurada burada nutuklar çekerek e-linden gelen son gayreti sarfederken, Ö-

fcür taraftan Halk Partili milletvekille­rine de sistemli bir şekilde köylerde kah­velerde aşağılık propagandaları hızlan­dırmalarınıtavsiyeetmiştir.

Halk Partisi Kırşehir Milletvekili Halil Sezai Erkut'un, Kırşehirin Karacavirau köyünde, ne kadar sefil bir dil kullan­dığını ve yeni iktidarı nasıl sehpalarla tehdide cür'et ettiğini dünkü gazetemiz­de ibretle ve nefretle okumuşsunuzdur. Halil Sezai Erkut'un, Halk Partisinin organı, Ulus gazetesinin sahibi olduğo göz önüne alınırsa, bu şekilde bir kc-nuşma mevzuunun kendisine Genel Mer­kez tarafından ilham olunduğuna asla şüphe edilemez. Kimbilir daha kaç kişi bu maksatla halkı kışkırtmak için mem­leket içine, kasabalara, köylere sahnmış-tır! Kimbilir, daha neler, ne tezvirlere, ne bayağı taktiklere başvurulmuştur!

Şu sözlerdeki cürete bakınız; «Kore'ye asker şevki kararı yüzünden hükümet azaları ve kararı tasvip eden Demokrat Parti Meclis Grupu mensupları yarm kendilerini sehpa üzerinde harp suçlusu olarakgörecekler» miş!

Bir Halil Sezai Erkut'un ne cüreti, ne cesareti ve ne de küstahlığı bu kadar a-ğır ve bu kadar müthiş bir sözü söyle­mek için kâfi gelmez. Bu fısk ve fucur1-un kaynağını, muhakkak ki Genel Mer­kezde kaynatılan nifak ve şûriş kazanı­nın içinde bulmak mümkündür.

Bir taraftan millî münafık, her gezdiği, her dolaştığı yerde memleketinadliyesi-

ne, inzibatına, İç politikasına, dış politi­kasına, maarifine, hulasa bütün maddî ve mânevi nizam unsurlarına alabildi­ğine bühtan edecek, huzur içindeki va­tanı, içeriye ve dışarıya, içinde yaşana­maz bir cehennem gibi gösterecek, sonra da, güya nifakla mücadele ediyormuş gibi masum bir eda takınarak kendisine bir havari süsü verirken, öbür taraftan kendi neşir organlarının sahibi olan bir milletvekili iktidar mensuplarını asmak­tan, kesmekten bahsedecektir!

Hadi efendim hadi!... Nifakla mücadele sözleri millî münafıkm memlekete en i-leri nifak tohumlan saçmak için kullan­dığı bir maskeden ibarettir. Ve bu mil­let kuzu postuna bürünmüş, kocarmş tilkileri çok iyi tanımaktadır!...

Artık gayet açık bîr surette görülüyor ki, bu zevatla efendice konuşmak kaabil değildir. Onlara, anhyabilecekleri dille hitabetmek lâzımdır:

Adam asmak, yağlı ip altından sandalye çekmek size babanızdan mevrüs bir sa-natsa buna diyecek sözümüz yoktur. A-ma bu sanatınızı ilelebet yapamıyacak-sınız! Çünkü bu millet asla bir diktatör­lük rejiminin avdet etmesine müsaade etmiyecektir!...

Hem kimi asacakmişsınız? Kimi sehpaya gönderecekmişsiniz? Millî irade iie iş ba­sma gelen bir iktidarın mensuplarını mı? Milletin reyi ile vazife gören milletvekil­lerini mi? Siz, öyle ise doğrudan doğru­ya milleti asmak sevdasındasınız! Memlekette demokratik rejimi biz yerleş­tirdik; biz geliştireceğiz diye iddia etti­ğiniz zaman bu şekilde bir sehpa geliş­mesi mi kastediyorsunuz?..

Bir taraftan millî münafık, öbür taraf­tan onun emirberleri, memlekette bir ihtilâl havası yaratmak için seferber ol­muşlardır. Bütün nutukları, sözleri, pro­pagandaları şu noktalar üzerinde toplan­maktadır: Asayiş kalmamıştır; huzur kalmamıştır. Adalet baskı altındadır. İn­kılâplar ayaklar altına alınmıştır. Türk çocukları kara cehaletin içinde bırakıl­mışlardır. Bunun sonu «Kalkın ey ehli vatan» demektir. Bu hava, doğrudan doğruya yalanla, tezvirle, fesatla, nifak­la, ihtilâle teşvik havasıdır!. Ama de­mokratik rejimin sağduyusu, serin kan­lılıkla bu kundakçıların yapmak istedik­leri yangını daima söndürmeğe mukte­dirdir.

Tekrar soruyoruz: Memlekette durup du­rurken estirilmek istenen bu hava bir ihtilâl havası değil de nedir?.. Hayır mı, diyecekler?.. O halde sizdeki bu ihtiras krizinin yatışması için der­hal umumî seçimlere mi gidilmesini ar­zu ediyorsunuz? Münafıklık yapmadan, memleketin huzurunu bozmandan açıkça söyleyiniz! Demokrat Parti iktidarı her an sizinle millet huzurunda şerefle boy ölçmeğe hazırdır. Bize müsait zaman size gayri müsait bir zaman diye bir mesele asla bahis mevzuu değildir. Yeni iktidar, daima milletin emrinde ve hizmetinde­dir.

İçinizdekini cesaretle meydana koyunuz! Açık konuşunuz! Yeni seçim istiyoruz diyiniz! Belki bunu dahi söyliyemezsiniz. Çünkü memlekette iç itibarın ve dış em­niyetin hu kadar arttığı bir zamanda ara seçimlerde olduğu gibi tekrar hacil mev­kie düşmekten korkarsınız!..

O halde bu ihtilâl metodlarını bir tara­fa bırakınız! Bırakınız ki, memleket hu­zur, ve sükûn içinde kalkınma hareketle­rine devam etsin! Eğer sizde bir parça insaf kalmışsa, bu vatanı düşününüz dü­şünmezseniz bu millet size onu da düşün­meyi öğretmeye muktedirdir.

Yeni Seçim Balonu

Yazan:SelimKagıpEmeç

3 Ekim 1952 tarihli Son Fosta'dan

Uydurma ve bilhassa kasıtlı olarak çıka­rılan yalan haberlere, frenkler, «ördek uçurma»diyorlar.

Biz ise, bu gibi hallerde «Balon» kelime­sini fikrimizi ifadeye daha mülayim gördüğümüz için olacak; ördeği balona tahvil etmişizdir. Bir mesele için fikirler yoklanmak istendiği zaman çıkarılan şa­yialar karşısında, yine balon uçurulu­yor, diye, yan lâtife kılıklı, başvurulan manevranın mahiyetini sezdiğimizi bil­dirir sözler söyleriz.

Bir müddettenberi D.P. iktidarına karşı türlü cepheden, ulu orta taarruza kal­kan eskî iktidar da, bugün, böyle bir durumda bulunuyor.

Uçurduğu balonlar o kadarçok ki, in­sanın, âdeta,havadan bir indirmemi apılıyor yoksa? diyeceği geliyor. Filvaki,songünlerdeuçurulanbalonlar o kadar çoğaldı ki, bunların,havadaki

seyirlerini takip etmekten, insanın göz­leri kararır oldu.

Halk Partisi tarafından bu kabil şayia­ların bir tanesi de, Ankara canibinden, şu günlerde, bu taraflara doğru yol al-dırılmıya başlanan seçim balonudur. Hangi kâhinin ne gibi bir esbabı muci­be ile kulağına bir şeyler fısıldadığını kestiremediğimiz eski iktidar, birdenbire harekete geldi ve sağa, sola, 1954 umu­mî seçimlerinin D.P. tarafından daha ön bir tarihe alınmak için yeni bir te­mayüle kendini kaptırdığını yaymrya başladı. Ve bir, iki gün fasıla ile, yay­dığı bu habere bir miktar mesafe aldıra­rak, İ954 umumî seçimlerinin 1953 te ya-pılabüeceğini, bunun için hazırlıklı bu­lunmalarını temin maksadiyle, bazı teş­kilât başlarına genel kurulun gizli ta­mimler yolladığını el altından intikal et­tirdi.

Genel kurulun bu husustaki niyet ve ka­rarları, şahsen, meçhulü muzdur, fakat normal faaliyet devresini tamamlama­mış bulunan Meclislerin hangi şartlar al­tında kendi kendilerini feshedip seçim tazelemesine başvurdukları birçok misal­lerle malûmumuz bulunduğu için, Halk Partisi muhalefetinin uçurduğu yeni ba­lonun hakikaten bir dayanağı bulunup bulunmadığını, bu misallerin yardımı ile tetkik ve tahlil edip bir neticeye ulaşma­mız daima mümkündür.

Filvaki bir seçimin tazelenmesi için bir­kaç şartın bir araya veya bunlardan, va­ziyet üzerinde, esaslı surette tesir yapan beiîi başlı bir tanesinin meydana gel­mesi zarurîdir. Bunlar da:

î — Faaliyet halinde bulunan Millet Meclisinin efkârı umumîye nazarında itibarını kaybetmesi;

— BazısebeplerleçoğunlukpartisininMeclîs ekseriyetininfazlaca zayıflaması;

— Yeni ve esaslı bazı ıslâhat tedbirle­rine başvurmak üzeremilletten yeni bir
itimattazelemenin zarurî birhalalma­sı;gibi şeylerdir.

Buna mukabil, dokuzuncu Büyük Millet Meclis ekseriyeti eski halindedir ve büyük millî çoğunluğunun tam bir surette iti­madını haiz bulunmaktadır. Meclis ekseriyet eski halindedir ve büyük ölçüde ıslâhat tedbirleri almak gibi orta­da, da bir sebep henüz mevcut değildir. Kaldı ki, bugünkü Meclisin çoğunluk nisbeti,böylebirzaruretikarşılayacak

kifayettedir. Demek ki, Halk Partisi azmılğı dışında, gerek memleket ve ge­rek D.P. için 1954 ten evvel, umumî se­çimlerin yenilenmesini icap ettirecek hiç bir makul sebep yoktur. Bunun aksine olarak:

— Kendi programınıtahakkukettir­mek;

— Eski iktidarın ters yaptığı işleri dü­zeltmek ;

— Birçok maniaları atlıyarak ve hâlâda atlamaya çalışarak ana temelinin in­
şası yeni başlamış olan demokrasiyi müm­kün olbildiği kadar esaslandırmakiçin,D.P.nin, miadındanevvel, umumî se­çimlere gitmesi memleketin büyük ve ha­
yatî menfaati iktizasıdır. PartibaşkanıAdnanMenderesin bir vesileileevvelceişaret ettiği gibi:

Ne bir gün evvel, ne bir gün sonra; tam zamanında,

Şahsî kanaatimize göre, bu bahiste, D.P. nin parolası bundan başka bir şey ola­maz.

Asıl Baskı İddiası Bir Baskıdır.

rozan.:Mümirız FaikFenik

4Ekim 1952 tarihli Zafer'den

Hiç bir sebep ve hiç bir maddi delil yok­ken adalet üzerine baskı yapıldığı iddia­sı, doğrudan doğruya adalete baskı yap­mak ve durup dururken vatandaşları bir emniyet buhranı vehmi içinde huzursuz­luğa sürüklemeğe kalkışmaktır!

Halk Partisi Genel Başkanı açıkça de­mek istemiştir ki: «Ey hâkimler, ey ada­let mekanizmasının içinde vazife almış muhterem insanlar, müstebit bir idare sizin icraatınız, sizin kararlarınız üzerine tesir yapmaktadır. Sizi, vicdanlarınızın emrettiğini yerine getiremez duruma dü­şürmektedir!»

İsmet İnönü'nün sözlerinden sarahaten bu mânayı çıkarmak mümkün değil mi­dir? Demek, Millî Münafıkm talep ettiği hedef, adaleti politikaya âlet etmek, ada­let unsurlarına iktidarın cefayı reva gör­düğünü ve ancak muhalefetin vefa gös­terdiğini söylemektir. Böyiece bir taşla üç kuş vuracak, adaletle iktidar ve halk araşma nifak sokacak ve ortalık karış­tıkça bundan kendisine güya bîr fayda yontmağa batacaktır.

Ayrıca, bu iddianın arkasında başka ga­yeler degizlidir. Aklı sıra, bunevi propagandalarla memleketteki münevver bir zümrenin fikirlerini ve kanaatlerini ken­di lehine çeîecek, sonra da seçimlerin adlî teminat altında bulunduğunu göz Önüne alarak ilerisi için güya şimdiden tedarikli bulunacaktır. İşte buf düpedüz adalet üzerine baskı yapmağa kalkışmak­tır.

Halbuki milli münafık farkında değildir ki. bu memleketin en güzide insanların­dan mürekkep bir zümreyi temsil eden Türk adliyesi her nevi baskının tesirin­den kendilerini daima uzak tutmasını fo'üen geniş bir sağduyuya sahiptir. De­mokratik rejimlerde adalete baskı İsnadet-mek doğrudan doğruya böyle bir züm­reyi baskıya âlet olacak kimseler şeklin­de umumi efkâra arzetmektir ki, Türk adliyesini böyle bir töhmetten daima ten­zih etmek bizim için bir vicdan borcudur. Bu, işin adalet mekanizması cephesidir. Bir de umumî efkâr cephesi vardır ki, o da şudur;

Millî münafık, adalete baskı yapıldığını iddia ederek bu asude vatan üzerinde ya­şayan insanları dehşete salacaktır. Ada­lete uzaktan yakından işi düşen bir va­tandaş, hâkimin ne gibi bir tesir altın­da hüküm vereceğinden endişeye düşe­cektir. Haklı olduğu bir meselede hâki­min, politika endişesiyle ters bir karar vereceğine zahip olacaktır. Haksızlar, bu propagandanın tesirlerinden başka türlü faydalanmağa bakacaklar, hâkimin elini vicdanına koyup da verdiği bir karar kar­şısında işte diyeceklerdir; ben haklı idim ama, ne yaparsınız ki, işin içine siyaset girdi de böyle oldu!»

Vatandaşlar arasında nifak olmamasını tavsiyeye kalkan siyasî mehdinin bizzat bu nevi baskı îddialariyle ortalığa nasıl bir nifak tohumu saçtığını gördünüz mü?... Onun için Milli münafık tâbirini

asla yadırgamıyalım... Çünkü bu nevi id-dialeriyle münafıklığı hakikaten bir mil­let ölçüsündedir; ve o elhak bu sıfata tam mânasiyle lâyıktır.

Keşan'da iki mahkemeden birinde bir hâkimin kadrosu lâğvedilmiş! Bu adalete bir baskı imiş! Fakat kendisine sormak gerektir: Kadrosu lâğvedilen hâkim, bir siyasî dâvaya veyahut bir basın dâva­sına bakmış da şu veya bu kararı verdi­ği için mi oradan alınmıştır? Hayır!.. Bu vapıhrken kanunlar ve nizamlar ayaklar altında mı çiğnenmiştir? Hayır!.. Eğer ortada bir muamele cereyan etmişse, bunun dayanağı yine Halle Partisi zama­nında kabul edilmiş olan bir kanundur. Ve bu kanun Adalet Bakanına bu yetki­yi vermiştir. Kaldı ki, böyle bir kadro lağvı keyfiyetinin siyasetle hiç bir alâka­sı yoktur. Milli münafıkm bunu bir siya­si münakaşaya mevzu alması, Keşan, hâ­kiminin güya Halk Partisine meyyal ol­duğu gibi bir zehabın doğmasına da sebep olmaktadır ki, bu, o hâkimi müdafaa de­ğil doğrudan doğruya ona bir bühtandır. . Millî münafık şaşırmıştır. Ağzından çı­kanı sade kulağı değil, idraki de işiteme-mektedir. Bunun içindir ki, mütemadi­yen kaş yapayım derken göz çıkarmakta­dır.

Eekliyelim: Yeni nutuklarında daha çı-feanlacak ne gözler bulunacaktır?

İnönü'ye Sabotaj

hazarı;SedatSimavi

5 Ekim 1952 tarihli Hürriyet'ten

Sabotaj demek bildiğiniz gibi bir işin başarılmasına mâni olmak, onu bozmak, daha doğrusu pişmiş aşa su katmak de­mektir. Eğer gazetelerde okuduklarıma inanmak lâzım gelirse, bugün İzmir'de İnönü'ye yapılacak olan sabotaj hareket­leri bu hedefe matuftur, yani İnönü'nün pişirmek isteyeceği aşa su katmak..

İnönü aşını pişirmiş midir? Bana kalırsa pişirmiştir. Ve bugün o aşa su katmak isteyenler İnönü çorbasından ağızlan yan rmş olanlardır. İnkâr edilemez ki, üç se­neden beri,yanimeşhurhezimetten beri

Halk Partisi uyumamıştır. Hele bu parti­nin İzmir teşkilâtı daima tetkik üstünde bulunmuş ve münasip günü beklemiştir. Bugünînönü,tekkeyibekleyenderviş

gibi hazırlanan çorbayı kaşıklayacaktır. Ben, bitaraf bir gazeteci olarak görüyo­rum ki, Halk Partililer İzmir'de çok ça­lışmışlardır. Halk Partililerle beraber Demokrat Parti ileri gelenleri de İzmir'­de çalışmışlardır. Fakat bu çalışma Halk Partisinin ekmeğine yağ sürmek şeklinde tecelli etmiştir. Sokak ortasında kavgam lar, sunturlu küfürler, gazete sütunların­da mücadeleler ve nihayet Ankaralara kadar giden ihtilâfların hepsi Halk Par-tîsinin işine yaramıştır. Eğer gelecek se­çimlere kadar Demokrat Parti akıl edip te bünyesinin muhtaç olduğu kuvvetli müshili almıyacak olursa Hark Partisinin başına gelen onun da başına gelebilir.

Onun İzmirdeki sözlerinden çıkanlabilen mâna; bugünden yarma, bir iç kıyamın patlamak üzere bulunduğunun işareti ol­duğu gibi, bu kıyanım uzun süreceğini haber vermesile de, onun mürettibi olma­sa bile, hazırlığının vüs'at derecesinden malûmattarolduğununzımnîitirafıdır.

Şu halde, İnönü, son patavatsızlığı ile, kanunun kendisinden bazı şeyler sorması lâzım gelen bir insan vaziyetine girmiş bulunmaktadır. Ona patavatsız diyorum; çünkü aklı başında olan bir insan, onun İzmirde söylediklerini ağzına alamıyaca-ğı gibi, bir şeyler yapmak kararında bu­lunan da, onun, her türlü bâîâpervazlığı ihmal edecek bir teenninin sahibi bulun­duğunun delilini vermek gibi bîr vaziyete düşmezdi.

Nitekim, İnönü şerefine verilen ziyafete gitmiyen İzmir Valisinin bu hususta gösterdiği mucip sebeble, İnönünü, ne söylediğini bilmez ve fakat bilmediği şey­leri söylemekle suç işlediğini dahi far-ketmiyen bir biçare rolüne sokmakla, muamelelerin- en ağırım yapmıştır.

Baskı olmıyan bir memlekette İnönü bas­kı var diyor diye baskı olduğu kabul olu­namaz.

Adaletin kapısı herkes için açık olan bir yerde de hatır için adalet yok denemez. Ve bütün bu bedahete rağmen, güneşi balçıkla sıvamıya kalkan bir insana, ya kaçık, yahutta tahrikçi derler ki, İnönü, maalesef, bu iki sıfattan birinin veya her ikisinin birden sahibidir ve bunların her ikisi de, geçmişteki vaziyetine göre, İnönü için, şerefaver olmaktan çok uzak bulun­maktadırlar.

Pclitika ve Din

Ynzan:iVartirNaat

12 Ekim 1952 tarihii Cumhuriyet'öen

Lâiklik konusu üzerinde geçen hafta Ni-had Erim Ulus'ta iki y&zı yayınladı. Cumhuriyet Halk Partisinin lâiklik görü­şünü açıklayan sayın yazar, 1945-50 yılla­rı arasında Halk Partisi hükümetlerinin din politikasını anlatmakta ilk okullara din dersleri konmasının, imam hatip kursları açılmasının, Üniversiteye bir İlâhiyetfakültesieklenmesininlâikliğe

aykırı düşemiyeceği tezini savunmakta­dır.

Memleketimizin ancak Atatürk devrim­leri sayesinde ilerleyebileceğine inanmış bir adam sıfatiyle bu nazik bahsi susarak geçiştirmek istemiyorum. Atatürk dev­rimlerinin en can alacak noktası lâiklik konusu etrafında toplanır. Türkiye, ya din işleriyle devlet işlerini birbirinden ayırd etmeyi iyice başaracak, ya da gü­nü geçmiş bir ortaçağın karanlıkları içinde tehlikeli bir uykuya dalacaktır. Dev adımlarile ilerleyen bugünkü dünya­da bu ikisinin ortası yoktur. Onun için lâiklik konusunda bütün aydınlarımız, hattâ uygun - aykırı bütün politikacıları­mız bir an önce aralarında bir fikir bir­liğine varmalıdırlar. Bunu beceremezlerse demokrasiye elveda demek bir gün ne ya­zık ki mukadderdir.

Sayın Erimin yazılarında öne sürdüğü fikirlere katılamıyacağımı söylemeliyim. O zamanlar kendisi de sorum yerinde bu­lunduğu için, eski hükümetlerin lâiklik politikasını savunurken bana öyle geliyor ki, arkadaşım daha ziyade duygularile hareket etmekte, bu yüzden de yanıl­maktadır. Hemen bir noktayı açığa vu­rayım: Cumhuriyet Halk Partisinin ha­talarını ortaya koyarken bugün işlenen hataları masur göstermek gibi bir niye­tim yoktur. Değişen iktidarlardan ilk bek-liyeceğimiz iş gidenin hatalarını gelenin düzeltmeğe çalışmasından ibaret değil midir? Devlet idaresi bir hatalar zinciri­ne dolanıp gidecek olduktan sonra önce zahmete katlanıp dört yılda bir seçim leri yenilemeğe lüzum kalır mı?

Bu noktaya bir kalemde mim koyduktan son gelelim meseleye: Benim anlayışıma göre lâiklik prensibi vicdan hürriyetinin temelidir. Devletin dini olmaz. Din işle­ri karşısında devlet tarafsızdır. İnsan haklarına tecavüz etmemek şartiyle her türlü dini tedrisat ve âyinler serbesttir. Pakat devlet kendisi din dersleri veremez. Bunu yaptı mı, lâiklik prensipinden uzak-laşılmış, son derece tehlikeli bir yol tu­tulmuş olur. Bütün lâik' memleketler lâ­ikliği bu şekilde anlamakta, buna göre tatbik etmektedirler Okullarda okutulan din derslerini devletin öğretmenleri de­ğil, cemaatin bulduğu, parasını da cema­atin ödediği kimseler okutur. Ana baba­nın yazılı müracaatı olmadıkça hiç bir çocuk zoria din derslerine sokulmaz. Son zamanlarda Fransada güç duruma düşen papaz mekteplerine yardım için meclis­te kıyametler kopmuş, katoliklerin şid­detle ayak diremelerine rağmen ancak -.jöyle bir kararla bu derde bir deva bulun­muştu : Millî Eğitim vergisi adı altın­da munzam bir vergi ihdas olunacak, her vatandaş bu vergiyi hangi mezhebin okul teşkilâtına isterse oraya aktarabilecektir. Vatandaş, hiç bir dine karşı bir ilgi duy­muyorsa vergi ancka o zaman devletin kasasına girecektir. Böylece katolik, pro-testan, rausevi veya müslüman, her ce­maat vicdan hürriyetinin nimetlerinden eşit şartlarla faydalanmak imkânını mu­hafaza etmektedir. Müsbet ilme değer ve­ren lâik memleketlerde ise yüksek din tedrisatı tamamile özel teşkilât tarafın­dan kurulup yürütülmektedir. Biz şüphesiz halifeliği kaldırır kaldırmaz birdenbire bu derece geniş hoşgörürlük rejimine geçemezdik. Atatürk devlet işle­rinden din işlerini ayırdı; vatandaşları kendi inanç ve geleneklerinde tsmamile serbest bıraktı. O yaşadığı müddetçe mek­teplerde kimseye zorla bir akide aşılan­madı, kimsenin namazına niyazına karı-şilamadl. Fakat aynı zamanda ortaçağın aramızda sembolü gibi duran tekkeler, türbeler, medreselerkapatıldı.Falcılık,

üfürükçülükle beraber gizli âyinler de yasak edildi. Bu tedbirlere başvurulma-saydı esasen yurdumuzda vicdan hürri­yetini gerçekleştirmeğe hiç bir zaman im kân bulunamazdı.

Atatürk'ün ölümünden hemen bir kaç yıl sonra demokrasi parolası altında a-dım adım geri dönülmesi tehlikeli bir çığıra yol açmış, memlekette yobazların ekmeğine yağ sürmüş, dinin politikaya karışmasına meydan vermiştir. Geriliğin sınırıolmıyacağmagöre,seçimtaktiği

olarak Halk Partisi üç türbe açınca ar­kasından bütün evliyaların mezarlarına kandil dikilmiş ve nihayet bir adayın sünnetli olup olmaması keyfiyeti seçim kampanyalarına konu yapılmıştır.

Halbuki, ileri demokrasiye varılmak istendikten sonra yukarıdaki yolun tanı tersine başvurulmalı, din işleri dikkatle politikanın dışında tutulmalı idi. Türk-kiyede ilk Öğretim dâvası iyice çözül­medikçe Atatürk'ün son derece realist bir görüşle aldığı tedbirler yürürlükte kalmak gerekirdi. Okur yazarlarımızın sayısı yüzde doksanı aştıktan sonradır ki, biz o tedbirleri gevşetmekte bir mah­zurgörmiyebilirdik.Başlangıçtayanlış

yol tutulduğu için irtica -sun'i olarafc-arttırmacaya binmiştir. Hata düzeltilme­diği takdirde kaybımız daha da ağır ola­caktır.

Son CH.P. Tebliği Bir İtiraftır!..

Yazan: Mümtaz Faik Fenik 13 Ekim 1952 tarihli Zafer'den

Halk Partisi Genel İdare Kurulu ve Mil­letvekilleri İstanbul'da toplanmışlar, uzun müzakerelerden sonra bir tebliğ nesret-mişlerdir.

Genel Başkanlarını güya temize çıkart­mak İçin kaleme alınmış olan bu tebliğ; hakikatte onun hakkında açık bir itham­namedir.

Gerçi tebliğ çok muğlak bir ifade üe ka­leme alınmıştır; şöyle sathî okunduğu zaman mânasını kavramak İnönü'yü tas­vip mi ettiklerini, yoksa, Izmirde, Mani­sa'da söylediği nutukların yersiz mi ol­duğunu anlatmıya çalıştıklarını kestir­mek zordur. Ama biraz dikkat edilirse hiçbir şey söylemeyen ve bu arada bütün iktidar partisini kötülemek isterken çok şeyler söyliyen bu tebliğin, daha fazla. Genel Başkanın son nutuklarmdaki iddia­larını yalanladığım farketmek pekâlâ kabildir.

Gelin isterseniz bazı fıkralarını beraberce okuyup tahlil edelim:

Tebliğin bir yerinde deniliyor ki: «İsmet İnönü'nün seyahati ve beyanları vatan­daşlar tarafından alâka ve heyecanla karşılanmıştır.» Kalabalıktan kinaye ola­rak belki «Alâka» diye bir söz söylenebi­lir; fakat «Heyecan» kelimesi hakikî bir itiraftır. Demek, Genel Başkan vatan­daşları heyecana sürükleyecek sözler söy­lemiştir. O halde neticelerine katlanması zaruridir. Heyecan avcılığı .daima müs­bet olmaz. Heyecan işte böyle geri te­pen bir silâh gibi onu yaratmıya uğraşa­nı vurur.

Tebliği okumaya devam edelim; hepini­zin pek iyi hatırlıyacağmız veçhile sakıt Millî Şef bütün nutuklarında yeni iktida­rı baştan sonuna kadar partizanlıkla, zulümle itham etmişti. Halbuki tebliğ Balıkesir hâdiselerini izah ederken «Par­tizanca bir zihniyete kapılarak telâşa dü­şen iktidar partisine mensup bir ifrat zümresi» nden bahsederek partizanlığı tahdit etmektedir.Acabaparti,heyeti umumiyesi ile İnönü'nün iktidarı topye-kûn kötülemesini beğenmemiştir üe onun için mi böyle bir dil kullanmayı uygun görmüştür?

Dahası var: Tebliğ «Tecavüzlerin Balı­kesir'de siyasî emniyeti kuvvet darbesiyle ortadan kaldırmak gibi bir şekil aldığın­dan .bahsetmektedir.

Oimıyan bir şey ortadan kalkamıyacağı-na göre C.H.P. tebliği bir defa olsun si­yasî emniyetin mevcut olduğunu kabul etmekte ve bu suretle yine İnönü'nün İz­mir'deki nutkunun o yersiz iddialarını tutmamaktadır.

Tebliği okumıya devam ettiğimiz zaman bu kanaatin daha sarih şekilde tebellür ettiğini görürüz. Şu cümleye bir bakınız: yTürkiyemizin bir nizam devleti olduğu hakkındaki umumi kanaati haksız yere sarsan bu muameleleri teessürle kayde­deriz.»

Hani Türkiye bir nisam devleti değildi? Bir hukuk devleti değildi? Adalet baskı altında idi; siyasi emniyet yoktu; herkes yarınından emin değildi; İnönü böyle id­dia etmişti; bunlar ne oldu?...

Demek Genel Başkanın sözleri hilâfına umumî kanaat, Türkiye'nin bir nizam devleti olduğu merkezinde imişî Madem ki umumî kanaat böyle imiş o halde İnö­nü ne demeye bunun tamamiyle aksini iddia ederek vatandaşları kendi tebliğ-lerindeki kelime üe «Heyecan» a vermiş­tir?

Tebliğin bir yerinde şu cümleyi okuyo­ruz: «Bu hâdiselerle genç demokrasimiz -yeni bir devre girmek tehlikesinüedir: İk­tidara mensup bir müfritler zümresi, mu­halefeti haklarını kullanmaktan ve siya­sî emniyet içinde vazife görmekten fii­len menetmenin mümkün olacağını dü­şünmektedir.»

Halbuki İnönü daha evvel tehlikenin va­rolduğunu iddia etmişti. Muhalefetin em­niyet içinde bulunmadığını söylemişti. Dürüst vazife gören bir iktidar mekaniz­masını topyekûn partizanlıkla suçlandır-mıştı. Fakat bu tebliğ "nem ithamı «müf-.rit bir zümre» diye tahdit ediyor; hem de muhalefeti vezifeden menetmenin bir düşünce halinde olduğunu söylüyor. De­mek ki, tebliğ İnönü'nün bütün iddiaları­nı yersiz buluyor, ve genç demokrasinin yeni bir devre girmek tehlikesinde oldu­ğunu söyliyerek Balıkesir hadiselerine ka-

dar böyle bir devrin ve böyle bir tehlike­nin mevcut olmadığını iddia ediyor.

Bütün bunlara bakıp da Halk Partisi Genel İdare Kurulunun ve C.H.P. Millet­vekillerinin İnönü'nün nutuklarını tavsif ettikleri mânasını çıkartmak kabil midir? Eğer aksini iddia ederlerse bizim de pe­şin cevabımız şudur:

Demek bunlar, ne söylediklerini bilme­dikleri kadar ne yaptıklarını da bilmek­ten aciz insanlardır.

C.H.P. nin Beyannamesi

Yazan:Ahmet Jzınin Yalman 14 Ekim 1952 tarihli Vatan'dan

Zorbaca konuşmak, atmak, tutmak, küf­retmek bir marifet değildir. Bilgiden, me­deniyetten hiç bir nasip almıyan, geri ve cahil külhanbeyleri bunu hepimizden mükemmel yapabilirler. Asıl marifet, his-îere hâkim olmakta, basiret ve mes'ulîyet frenlerini tesirli bir şekilde kullanmakta, hassas ruhunun darlığından kurtulmakta, şiddete itidalle mukabele etmektedir. C. H.p. liderleri bu son günlerde böyle bir itidal imtihanını pek iyi geçirmişlerdir. Manisa ve Balıkesir'de olup biten vak'-alarflan sonra C.K.P. namına neşrecÜIen beyanname, yüreklere su serpecek bir mahiyet taşıyor.

En mühim oları nokta şudur ki, İsmet İnönü'nün İzmirde zulme ve halkın sab­rının tükenmesine dair sarfettiği ölçü­süz ve düşüncesiz sözlerin yarattığı anlaş­mazlığın tamirine kıymet verilmiştir. Beyannamede sarahatle söylendiğine gö­re, Kalk Partisi, Türkiye için ihtilâl dev­rinin kapandığına inanıyor, zorbaca usulleri memleketin menfaatine aykırı görüyor, vazifesini meşru kanun yolla rmöa, ikna usulleriyle görmek azminde bulunuyor.

Dikkate lâyık olan diğer bir nokta, hâ­diselere ait mes'uliyetin hükümete ve D. P. topluluğuna değil, müfrit bir D.P. züm­resine atfedilmesidir. Bunun mânası şu­dur ki, C.H.P. muhalefeti, Türkiyede ik­tidarda bulunan mes'ul hükümeti ve onun dayandığı partiyi kendine Ğüşman bir kuvvet diye görmüyor ve göstermiyor. Taşkınlığın mesuliyetini yalnız müfrit­lerin üzerinde topluyor. Yani hükümetin bundan sonra kanunî bir ruhla vazifesini görmesi ihtimali karşısında onunla norraal bir münasebet tarzına girişmek ve millî meselelerde işbirliğine doğru gitmek kapısını açık bırakıyor.

Bir muhalefet partisi ve geniş bir vatan­daş zümresi sıfatiyle, C.H.P. siyasi aile­sinin hükümet mes'uliyetini taşıyan biı iktidar partisinden istediği ve beklediği şeyler; zaten iktidarın memlekete borçlu olduğu, milletin huzuru ve kendi başarısı ve mevkii hesabına yerine getirmeğe mecbur btulunduğu hareket ve tedbirler­dir.

Muhalefet liderinin sert bir sözüne kızıl­ması Manisa ve Balıkesirde gördüğümüz taşkınlıklar karşısında seyirci kalınması m, hükümetin siyasî asayişi muhafaza yolundaki mukaddes vazifesinin ihmalini mazur gösteremez. Bir muhalefet liderine bir valinin, pek tabiî olarak, hükümet namına: «Buraya gelmeyin, burada ko­nuşmayın, asayişi muhafaza edebileceği­mizi temin edemeyiz.ı> demesi çok hazin bir aciz itirafıdır. Bu hareketin tamir edilmesi ve Türkiyede bir daha böyle bir manzara görülmemesi, bilhassa ikti­dar hesabına temenni edilecek bir şeydir.

Halk Partisinin beyannamesinde hür Türk basınının vazife başında gösterdiği salâbetten takdirle bahsediliyor. Hür Türk gazeteleri, bu son hâdiselerde, cid­den ağırbaşlı ve metin bîr gidişi muha­faza etmişler ve yalnız Halk Partisinin değil, aynı derecede D.P. nin ve tarafsız­ların takdirine hak kazanmışlardır. İki partiye ait gazeteleri okuyan ve kardeş kavgası ve kıyamet günü geldiğine hük­meden bir okuyucu, müstakil Türk gaze­telerini gözden geçirince, bir limana ka­vuşmak hissini duymuş, metin, dürüst bîr memleketçi hava ile karşılaşılmış­tır.

Vicdanının emrinden başka tesir tanı­mayan bîr basma bir memleketin ne ka­dar muhtaç olduğunu son hâdiseler bir defa daha teyit etmiştir. D.P.; Samet Agacğlu ve Veli Beşe tarafından icat edi­len ve demokrat memleketlerdeki mâna üe gazetelerin varlık hakkını tamamiyle inkâr eden, koyu faşist basın ideolojisi­nin boyunduruğundan kendini kurtarabi-lirse, 1945 ile 1950 arasında hür basınla devam eden tatlı işbirliğini hatırlayaca­ğı ve tuttuğu fena yolu, hatâdan 180 de­recelik bir dönüşle değiştirmek cesareti­ne kavuşacağı, böylece de son büyük kon­gre tarafından verilen sarih talimatı ye-yerine getireceği umuiabilir.

Halk Partisinin beyannamesinde, partinin mutedil grupunun tesiri hâkim görünü­yor. Meclisten çekilmek gibi, komünist yardakçılarına lâyık sözleri sarfeden müfritlerin borusu çok şükür ötmemiş-tir. Müessif hâdiselerin yarattığı gergin­liği takip eden bu beyannamenin, parti­ler arasında yeni bir münasebet tarzı için bir kapı açtığı iddia edilebilir.

Selâmetle Gitsinler

Yazan:SetimRagıp Emeç

14 Ekim 1952 tarihli Son Posta'dan

Başbakan Adnan Menderesle Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü, dün, beraberlerin­deki heyet azasiyle İngiltereye hareket etmişlerdir. Bilindiği gibi, bu seyahatin daha evvel yapılması kararlaştırılmıştı. Fakat daveti yapan İngiliz hükümetinin bazı arızalar yüzünden ziyaretin gecikti­rilmesini istemesi, seyahat tarihinin de biraz geri alınmasını zarurî kılmıştır.

İngiliz başkentinin Büyük Millet Mecli­sinin kış devresinin başlamasından ancak on beş, on altı gün evvel ziyaret edebil­miş olmasının tek sebebi budur. Fakat bu ziyaret devamlı ve gündemlere bağlan­mış bir takım müzakerelerle ilgili olma­yıp, sadece belli bir, iki mesele hakkında fikir taatisile alâkalı ve geri tarafı da dünya vaziyeti hakkında umumî görüş­melerden ibaret bulunduğu için, Meclisin kış devresine tekaddüm eden günler için­de vukuundan herhangi bir zarar hasıl olamıyacağı gibi, nihayet bir hafta da tamamlandıktan sonra memlekete döne­cek olan Başbakana da, hükümetle bera­ber, Büyük Millet Meclisinin açılış hazır-iıkiariie yakından alâkadar olmak imkâ­nını bol bol temin edebilecektir.

Yolları açık, ziyaretleri başarılı olsun. Dünya vaziyeti üzerinde büyük ölçüde tesiri bulunan Birleşik Amerikanın niha­yet üç haftaya kadar Devlet Başkanlığı seçimlerini. neticelendirmek durumunda bulunması, Londra ziyaretinin bu seçim­lerden sonraya talikinin isabetli düşebi­leceğini şu sırada hatırlatanlar göze çarp­makta ise de, Londra ziyaretile Amerikan seçimlerinin, esas itibarile, hiçbir müna­sebeti bulunmaması,ileri sürülen noktai nazarın kaale alınabilecek öir değeri ol­madığını vazih olarak göstermektedir. Kaldı ki, Birleşik Amerika ile memleke­timizin ve bu arada İngiltere ile olan mü­nasebetlerimizin mahiyetimeydandadır.

Bence her iki görüş de sakattır. İdare edenlerle idare edilenler arasındaki mü­nasebetlerin şekli ve mahiyeti demek olan anayasa meselesi böyle sürüncemede bırakıldığı müddetçe Türkiyede bir re­jim istikrarından söz açmak imkânsızdır. Milli menfaatlerimiz bakımından bu ha­lin doğurabileceği tehlikeler ise hiç de azımsanmamalıdir. İkinci Cihan Harbin­den sonra demokratik hayata intibak lü­zumunu duyan tek memleketin yalnız Türkiye olmadığını unutraamalıyızdır. Hemen hemen aynı yıl içinde Fransa, İtalya ve Almanya gibi üç büyük Avrupa milleti eski rejimlerini tasfiye etmek ve hürriyet nizamını yeniden kurmak du-rumile karşılaştıkları zaman, İlk iş ola­rak anayasa dâvasını ele almışlar, bütün gayretlerile bu dâvayı çözmrğe baknrşlar-dı. Bundan taîjii bir şey olamazdı. Çünkü bir memlekette hüküm süren rejimin iyili­ği veya kötülüğü, tesadüfen o esnada ikti­darda bulunanların meziyetlerine yahut da kusurlarına bağlanamaz. Ferdler için şahsiyet ne ise milletler için de anayasa odur, Ferdlerde şahsiyet zamanla gelişti­ği gibi milletlerde de anayasa zamanla gelişebilir. Fakat tarihinin belli bir anın­da bir milletin belli bir idare şekli olma­lıdır. Başında kral olmuş, padşah olmuş, tek veya çok parti olmuş, memlekette bir zümrenin iradesi hâkimmiş, yahud irade halkın elindeymiş, gerçek durum ne ise açıkça bilinmelidir.

MiîU iradeye dayalı bir hukuk devleti kurmak amacile hareket ettiğimize gö­re, ilk yapacağımız iş Anayasamızı bu esaslara göre yeni baştan ele almak ol­malıydı. Eski iktidarın bunu yapamamış olması bugünkü iktidarı mazur görme-miz için yeter bir sebep değildir. Tersine, muhalefette iken bütün gücü ile hukuk devleti ülküsü uğruna çarpıştığını hay­kıran Demokrat Parti, iktidar yıllan bo­yunca bu dâvayı bir an önce çözmeğe gayret etmelidir.

En doğrusu, Almanyanm, İtalyamn ve Fransanın yaptığı gibi kurucu bir meclis için seçim yaptırarak anayasa buhranını en kısa zamanda kökünden kesmektir, denebilir. Tam manâsüe yetkili bir bilim

kurulunun mütalâalarından faydalanmak suretile bu işi şimdiki veya bundan sora-ki Meclis de yapabilir. Bu, daha ziyade hukukçularımızın bileceği teknik bir me­seledir. Önemli olan nokta, 1922 de devrim prensiplerini yürütmek hedefile hazırla­nan ve çeyrek yüzyıl boyunca gene bu hedef uğruna bir kaç defa değişikliğe uğ­rayan şimdiki Anayasamızla memleketi­mizde demokratik bir düzen kurulup yürütülemiyeceğini hep beraber ve iyice anlamamızdır.

Yedi yıldır yaza yaza artık usanmağa başladığımız bu basit gerçeği kavramakta biraz daha gecikirsek, halimizin harab olabileceğini hatırlatmakta da belki fay­da vardır.

Parij Geliri

"gazanı Nadir Nadi

22 Ekim 1952 tarihli Cnmhuriyet'ten

Demokrasimizin istikbali bakımından lâiklik dâvası kadar üzerinde ehemmiyet­le durulması gereken bir başka dâva da partilerin gelir kaynakları mevzuu ile il­gilidir. Siyasi partiler hava ile yaşaya­maz; bu teşekkülleri yürütmek için para lâzımdır. Partinin büroları vardır, bütün mesaisini buralara vakfeden adamlar var­dır. Pertiye aid siyasi prensipleri yaymak maksadiyle parti tarafından çıkarılan gazeteler vardır. Nihayet, en geç dört yılda bir tekrarlanan seçimler vardır. Bütün bu işlere para ister.

Batı memleketlerinde siyasî partilerin başlıca gelir kaynağı parti üyelerince ödenen aidatlar teşkil eder. Bunun dışın­da arasıra müsamereler, balolar tertibi, yahud da zenginlerin hibesi ile de bütçeyi denkleştirmeğe çalışmak mümkündür. Fakat dediğim gibi, esas gelir kaynağı, bütün içtimaî kuîüblerde olduğu gibi partiye yazılırken üyelerin vermeyi ka­bul ettikleri küçük birer aidattan iba­rettir. Yüz binlerce, milyonlarca insanın muntazaman ödediği bu rakamlar bir araya toplanınca mühim bir yekûn tu­tar. Siyasî partiler de bu sayede ne bir kimseye, ne de devlete yük olmadan, ken­di ülkülerini gerçekleştirme yolunda gö­nül rahatlığı île çalışırlar. Aaidatını mu­ayyen fasılalarla ödemiyenlerin parti ile ilişiğikesilir,üye olarakbunlar parti içinde söz ve oy haklarını tamamüö kay­bederler.

Bizde tu çok mühim noktaya ne yazık ki - ilk günündenberi riayet edilmemiştir. Mümkün olduğu kadar fazla üye topla­mak gayretile defterlere isimler doldurul­muş, fakat bunlardan çoğunun karşısına aidat olarak sıfır rakamı kaydolunmuş-tur. Siyasî partiler en tabiî ve esaslı gelirkaynaklarındanböylecemahrum

kalınca ne olmuştur? Aşağı yukarı şu ol­muştur: Falan yerde A partisi kodaman­larından Bay Ali oraya aid parti masraf­larının büyük bir kısmını üzerine almış­tır, bir kaç arkadaşı da ona yardım et­mektedir. Aynı yerde B partisi zengin­lerinden Bay Veli, belki o da bir kaç ar­kadaşının yardımile, kendi partisinin mas­raflarını sırtında taşımaktadır.

Bu vaıtandaşîarm çoğu bu işi sırf vatan aşkile yapmaktadırlar, ona şüphemiz yok. Fakat dikkat edelim: Vatandaş Ali ile vatandaş Velinin karşılıklı masrafla­rını yüklendikleri teşekküller birer Dar-üt Talim-i Musiki cemiyeti değildir. Bahis mevzuu, memleketin kaderini yürütmek iddiasile çarpışan siyasî partilerdir. Bun­lardan faraza A pratisi iktidara geçtiği zaman, Bay Ali, önce fedkârhk karşılığı mevki sahibi kıldığı -veya Öyle sandığı-arkadaşlarmdan hiç bir şey istemiyecek midir? Bay Alinin son derece idealist, melek gibi bir adam olduğunu kabul ede­lim, yurdumuzdaki bütün partileri böyle :£arzetmeğe ve bu faraziye üzerine siyasî bir rejim kurmaya imkân var mıdır?

Başlıca gelir kaynağını varlıklı partilerin «hasbî» yardımına dayanan siyasî bir sistem, önünde sonunda bir kayırmaca, bir hatır gönül almaca ve nihayet bir partizanlar rejimi halinde soysuzlaşmağa mahkûmdur. İş başına hangi parti ge'irse gelsin, teşkilatıdestekliyen kodamanları

memnun etmek lüzumunu hayatî bir dâva olarak kabul etmek zorunda kala­caktır. Çünkü kendi varlığını o koda­manlar grupuna borçlu olduğunu bilecek­tir. Sıkışık vaziyetlerde iktidarda bulu­nan parti, kendi menfaatleri uğrana dev­let kesesine de -doğrudan doğruya veya dolay.siyle- el uzatma imkânlarını araş­tırmaktadır.

Siyasî partilerin gelir kaynakları mese­lesini en kıza zamanda ve kanunyolile

çözmemiz gerekmektedir. Bazı memle­ketler, sırf nüfuz ticaretini Önlemek ga­yesiyle hibe usulünü bile sıkı kayıdlara bağlamışlardır. İngiltere, seçim zamanın­da her adayın harcayabileceği parayı ka­nunla tahdid etmiştir. Aidatını vermiyen üyelerin partiden çıkarılması keyfiyeti ise bütün demokrasilerde cari umumî bir kaidedir.

—Tokyo:

Dün gece Komünist Kuvvetler Kore cep­hesi boyunca müttefik mevzilere karşı hü­cuma geçmişlerdir.

Bu sabah 8' nci ordu tarafından bildiril­diğine göre, cephede şiddetli çarpışmalar cereyan etmektedir.

En şiddetli çarpışmaların Yonchon'un kuzey-batısmda vukubulduğu tasrih edil­mekte ve düşman birliklerinin müttefik­lerin şiddetli mukavemetiyle karşılaştık­larıbelirtilmektedir.

—Panmunjom:

Kuzey Koreli ve Çinli Delegelerden almış oldukları protesto mektubuna cevaben Birleşmiş Milletler Temsilcileri, bu dele­gelere tevdi ettikleri mektubda, 3 ekim tarihinde bir müttefik uçağının mütare­ke konferansı tarafsız bögesî üzerinden yanlışlıkla uçmuş olduğunu kabul etmiş­lerdir.

— Musan:

Yarınki Panmunjom mütareke görüşme­lerinde Komünistlerin General Harri-son'un son tekliflerini reddetmeleri ve­ya kabul eylemeleri sonunda harb veya sulh hakkında bir karara varılacaktır.

Afp muhabirinin bildirdiğine göre, ko­münistler 28 eylülde Müttefik Başdelege-si tarafından ileri sürülen teklifleri red­dederlerse Birleşmiş Milletler mütareke görüşmelerine son vereceklerdir.

Bilindiği gibi geçen nisan ayının 28 nden-beri mütareke görüşmelerinin halen için­de bulunduğu çıkmasa saplanmasına esir-

sebep olmuş-

lerin mübadelesi meselesi tur.

General Harrisun, 28 Nisanda şu iki hal çaresini ileri sürmüştür:

— Bütünharpesirlerini bitaraf birbölgeye toplamak ve milletlerarası Kızü-
haça mensup bir heyet ve her ikitaraftemsilcilerindenmüteşekkilaskeriekip­ler tarafından esirlerin vatanlarına dön­meyi arzu edip etmediklerini öğrenmek,

— Esirleri bitaraf bir bölgeye toplamakve herhangi bir heyetçe sorguya çekme­
de» istedikleri tarafı seçmekte kendileriniserbest bırakmak.

—Kore Cephesi:

Dün gece mahalli saatle 22'de komünist­ler, beyaz at tepesinin yamaçlarını dalga­lar halinde aşmağa ve müttefiklerin tut­makta oldukları üçgen şeklindeki mevzi­in ucunu işgale muvaffak olmuşlardır. Fakat göğüsgöğüse cereyan eden bir sa­vaştan sonra komünistler bu tepeden atılmışlardır.

Biraz sonra üç istikametten kitleler ha­linde hücuma geçen komünistler, tel Ör­güleri aşmışlar ve bir süngü ve elbomba-sı savaşma geçmişlerse de Güney Koreli birlikler bu hakikî insan denizini geri püskürtmeğe muvaffak olmuşlardır.

Bu sabah şafak vakti Komünist Çinliler savaş sahasında şimdilik 90 olarak tah­min edilen birçok ölü bırakarak geri çe­kilmişlerdir.

8 Ekim 1952

—Panmunjom:

Mütareke konferansının bu sabahki 122 nci umumî toplantısında yaptığı konuş­mada müttefik Murahhas Heyeti Baş­kanı General Harrîson General Namil'e cevaben şunları söylemiştir:

«Şimdi şu nokta açıkça anlaşılmalıdır ki, Birleşmiş Milletler kumandanlığı esirlerin gönüllü olarak vatanlarına iadesi prensi­bini ihlâl edecef hiçbir teklifi kabul et-miyecektir.

Bu prensibe uygun olarak Birleşmiş Mil­letler Kumandanlıği birçok teklif ileri sürmüştür. Bunlardan herhangi bîri insa­nî ve şerefli bir anlaşma temin .edebilirdi. Siz hepsini reddettiniz. Vatana iade edilecek esirlerin sayısı ka-' bank olduğu takdirde bazılarının vata­na dönmeyi istememelerine rağmen mü­tarekeyi kabul edeceğinizi daha geçenler­de sarih olarak bildirdiniz.

Size iade edilecek: esirler hakkında, bun-ian bir koyun sürüsü gibi telâkki ederek pazarlığa ve tartışmaya hazır olduğunuz aşikâr, bu esirlerin insan olarak hakla­rını hiç nazarı itibara almadınız.»

—Kore'de 8'nci Ordu Karargâhı:

Kore cephesinde komünistlerin yeni ta­arruzları hakkında basma beyanatta bu­lunan 8' nci Ordu Komutanı General Van Pleet, ezcümle şunları söylemiştir:

«Cephenin ileri bölgesinde düşmanın ekim ve kasım aylarında mahdut hedefi: taarruzlara girişmeğe yetecek kuvvetlere sahib bulunduğumu tahmin ediyoruz. Fakat bu müddet içinde düşman umumî bir taarruzu karşılayamıyacaktir.

8'nci ordu, şimdiye kadar giriştiği hü­cumlarla başlıca mevzilere düşmanın gir­mesine mani olmuştur. Düşmanın hare--keti ileri mevzilere münhasır kalmıştır. Düşman bu bölgede durdurulmuştur.»

9Ekim 1952

—Tokyo:

Merkez cephesinde Kumsong'un doğusun­da Komünist piyade kuvvetlerinin, tank­ların himayesinde yaptıkları bir taarruz geri püskürtüîmüştür.

On Amerkian üstün kale bombardıman uçağı yüzden fazla savaş bombardıman uçağının himayesinde, bugün, bütün gün kuzeydoğu Koredeki Hedefleri bombala­mıştır.

Komünistlerin, Wonsan Limanının takri­ben 40 kilometre. kuzeyindeki Kown iaşe merkezi başlıca hedefi teşkil etmekte idi.

Hava Kuvvetleri ve Bahriye Karargâhla­rından bildirildiğine göre, köprüler, ayır­ma istasyonları ve demiryolu şebekeleri tahrip edilmiş veya yakılmıştır.

10Ekim 1952

—Kore Cephesi:

Güney Koreliler, bugün mahallî saatle öğleden sonra l'de bir süngü hücumu neti­cesindeBeyazatTepesinielegeçirmişler-

se de sonradan bu tepeyi komünistlere terkemecburkalmışlardır.

Beyazat Tepesi, 6 ekimde komünistlerin taarruza başladıklanndanberi 30 defadan

fazladır ki el değiştirmektedir. Sabahle­yin azalmış gibi görünen düşman baskı­sı, Çin kıtalarına yeni takviye kuvveti gönderilmesi üzerine artmağa başlamış­tır.

—Kore Cephesi:

Bugünkü muharebelerde muzaffer olan Güney Kore Kuvvetleri Beyazat Tepeleri­ni ele geçirmişler ve dört gündenberi ilk defa olarak, şiddetli muharebelerden son­ra, sağlam mevziler kurarak buraya yer­leşmişlerdir.

Tepeyi müdafaa etmekte olan Çinliler dağdan tamamiyle atılmışlardır. Halen Çinliler tepelerin kuzey yamaçlarında yenidentoplanmağaçalışmaktadırlar.

Komünistler geri çekilirken arkalarında bin kadar ölü bırakmışlardır.

—Kore Caphesi:

Güney Kore Kuvvetlerinin «Beyaz At» tepesini işgal etmeleriyle kazandıkları stratejik muvaffakiyet pek uzun sürme­miştir. Çinliler tam bir insan denizi ha­linde bombalar ve süngülerle çılgıncası­na hücuma geçerek, şiddetli ve korkunç bir top ateşini müteakip tepeye varmışlar ve Güney Kore Kuvvetleri bu vaziyette mevzilerini terk zorunda kalmışlardır.

Mahalli saatle 18.50'de Beyaz At tepesi­nin büyük bir kısmı yeniden Çinlilerin eline geçmiş bulunuyordu.

Kırk dakika gonra ise, son dsrece yorgun olmalarına rağmen, Güney Koreliler ye­niden toplanarak mukabil taarruza geç­mişler ve tepeden 80 metre mesafede bu­lunan yeni müdafaa mevzilerine yerleş­mişlerdir.

Çinlilerin giriştiği taarruzun başiangıcm-danberi otuz defa el., değiştiren Beyaz At tepesinin ehemmiyeti Chonvon şehrine giden yolun geçidinde bulunmasından ileri gelmektedir. Chorwon'da Güney Korenin başşehri Seul'e giden yola hakim mevkide bulunmaktadır.

Demirtepe, Chorwon vadisinin kenarın­da bulunmakta ve Seul'a giden güney ba­tı yolana hakim ikinci kilid mevkii teş­kil etmektedir.

Bu arada komünistler dün Kumçza'nm kuzeyindeki üçken şeklindeki tepede dün kaybettikleri mevzileri tekrar kazanmak için mukabil taarruza geçmiş bulunuyor­lardı. Komünistler Kumtepesine bir ta­burla taarruz etmişlerdir.

Fakat son haberlere göre, müttefikler bu tepe üzerindeki mevkilerini sağlam bir şekilde muhafaza etmektedirler.

Müttefik Kuvvetleri Kumhwa'nın kuze­yindeki Nişancılar tepesi üzerindeki mev­kileri Kumwa'nın kuzeyindeki Nişancılar Tepesi üzerindeki mevkilerini takviye etmişlerdir.

Diğer taraftan Bukhan Nehrinin batısın­daki Parmak Tepeyi işgal etmekte olan müttefik Kuvvetleri, takviyeli Çin Kuv­vetlerinin mukabil taarruzlarını muvaffa­kiyetle geri püskürtmüşlerdir.

17 Ekim 1952

— Kore Cephesi:

Topçu ve tanklarla desteklenen müttefik kıtaları, bu sabah «Üçgen» Tepesinin ku-aey yamacını ümidsiz gayretle müdafaaya çalışan Çin taburuna karşı şiddetli bir savaşa girişmişlerdir.

8 nci ordu sözcüsünün beyan ettiğine gö­re müttefikler bu stratejik tepenin kon­trolünü yavaş, fakat muntazam bir suret­te elegeçirmektedirler. Çinlilerin bütün mukabil taarruzları muvaffakiyetsizlikle neticelenmiştir.

«Üçgen» Tepesinin civarındaki «Nişancı-puc» Tepesi üzerine yapılan bir Çin mu­kabil taarruzu bu sabah geri püskürtül­müş ve Poukhan ırmağının batısında «Parmak» Tepe üzerine Çinlilerin yaptık­ları müteaddid hücumlar başarısızlıkla neticelenmiştir.

Müttefikler «Kumsal» Tepe ve Ojane Russell» Tepesindeki mevkilerini muvaf­fakiyetlemuhafaza etmektedirler.

Kumwa'nın kuzey doğusundaki bu mev­ziler üzerine Çinlilerin taarruzları bir ne­tice vermemiştir.

8 nci Ordu Sözcüsü, 8-14 ekim tarihleri arasında Komünistlerin 10.000 kişilik za­yiat verdiğini bildirmiştr. Bu rakam 1951 kasım ayındanberi kaydedilen en önemli sayıdır. Bu 10.000 kişiden 5861'i ölü, 4253'i yaralı, 6O'ı esirdir.

—Kore Cephesi:

Mahalli saatle 14'te merkez doğu cephesin­den gelen haberlere göre, Amerikan 7'nci piyade tümenine mensup birlikler, şid­detli komünist topçu baraj ateşine rağ­men üçgen Tepesinin kuzey doğusunda bulunan Mızrak Tepeye doğru adım adım ilerlemektedir.

Hava Kuvvetleri, Üçgen Tepesinin kuze­yinde bulunan belüi basıl Çin kalesi «Pa-pasan Meuntain» üzerindeki gözetleme mevzileriyle topçu bataryalarını dövme­ğe devam etmektedir.

18 Ekim 1952

—Kore cephesi.

Merkez cephesinin başlıca üç kesimi o-lan Demir Tepe, Müselles Tepe ve Par­mak Tepede oldukça şiddetli bir faaliyet göze çarptığı bildirilmektedir. Bilhassa topçu kuvvetleri şiddetli bir faaliyet göstermiş, düşman taarruz ve mukabil taarruzlarında çok şiddetli ve isabetli bir topçu ateşiyle karşılamıştır.

Son 24 saat zarfında, düşman bu kesim­lerde 20.400 top mermisiyle havan mer­misi kullanmıştı.

—Kore cephesi.

Müttefik topçu kuvvetleri Müselles Te­pe civarındaki komünist Çinli ve Kuzey Kore kıtaların toplulukları üzerine bin­den fazla bomba yağdırmıştır. Gece ya­nsından biraz sonra bildirildiğine göre, müttefik kuvvetleri yeni tepeler işgal ettikleri sırada düşman yüzden fazla ölü vermişbulunuyodru.

Bu sabah düşman mukabil taarruza geç­miş ve müttefik kuvvetler bir geri çe­kilmeyapmakzorundakalmışlardır.

Çinliler, üç günden beri vukua gelen sa­vaşlarda büyük zayiat vermişlerdir. Tah­minlere göre, düşman kaybı: 189 ölü, 923muhtemelenölü ve3200yaralıdır.

27Ekim 1952

—Tokyo.

5 inci Hava Kuvvetleri Karargâhından bu sabah yayınlanan bir tebliğde bildi­rildiğine göre, Amerikan üstün uçanka-lelerinden müteşekkil bir grup, dün ge­ce Yongyang civarında Sopori'de bulu­nan komünist ikmal merkeziyle Yambok civarındaki Kuzey Kore Genel Karargâ­hı tesislerine 130 ton bomba atmıştır.

—Tokyo.

Hava Kuvvetleri Karargâhından bildiril­diğine göre, Güney Pasifik Okyanusu üzerindeki tayfunun seyrini tesbite ça­lışan Amerikan Hava Kuvvetleri Mete­oroloji servislerinin bir üstün uçanka-leşi dün akşamdan beri Guam Adasının 900 mil batısında kaybolmuştur.

uçan mürettebatının mevcudu açıklan­mamıştır.

28Ekim 1952

—Seul.

Koredeki Birleşmiş Milletler Başkomuta­nı General Clark ve Birleşik Amerikanın Tokyo Büyükelçisi Robert Murphy, bu sabah uçakla Koreye gelmişlerdir.

Amerikan Büyükelçisinin Koreyi ziyare­ti hususunda herhangi bir tefsirde bu­lunulmamakla beraber Seul'deki müşa­hitlere göre Japonya ile Güney Kore a-rasındakisulhmuahedesiyapılması

hakkındaki görüşmeler çıkmaza girdiğin­den beri iki memleket arasındaki gergin­limin azalmasına dolayısiyle yardım et­mişolacaktır.

Robert Murphy, Pusan'da Cumhurbaşka­nı Syngman Rhee ile görüşecektir.

—Kore cephesi.

Bu sabah erken saatlerde takviye edil­miş üç Çin bölüğü Kumhwa'mn kuzey doğusundaki Nişancılar Tepesine karşı taarruza geçmiş ve bazı müttefik mev­zilerine girmeğe muvaffak olduktan son­ra mahallî saat 4.30 a doğru buralardan tardedilmiştir.

Diğer taraftan, Merkez Cephesinde Puk-han Nehri batısı ile Parmak Tepesi do­kusundaki müttefiklerin ileri mevzilerine

karşı topçu desteği ile Çinlilerin yaptık­ları kuvvetli tarruzlar müttefik kuvvet ler tarafından püskürtülmüstür.

Çinlilerin bu savasiarda kayıpları âl öiü ve 130 yaralı olarak tahmin edilmektedir.

29 Ekim 1952

—Tokyo.

Merkez Cephesinde bu sabah erken sa­atlerde şiddetli çarpışmalar başlamış­tır.

Mukabil taarruza geçen müttefik kuv­vetler karşısında Çinli birliklerin güçlük­le çarpışmalara üevam ettikleri bildiril­mektedir.

—Tokyo.

5 inci Hava Kuvvetleri Komutanlığından bildirildiğine göre, ilk defa olarak Güney Kore havacıları, Amerikalıların yardımı olmaksızın dün komünistlerin mevzileri­ne karşı muvaffakiyetli akınlar yapmış­lardır.

Mustang uçaklarını idare eden Güney Koreli havacılar, Çinli ve Kuzey Koreli­lerin askeri tesisleri ve tarassut mevkile­rine karşı ağır darbeler indirmişlerdir. Amerikan havacılarının müşahedelerine göre, Güney Koreli havacıların akınları çok muvaffak olmuştur.

5 inci Hava Kuvvetleri Komutanlığına göre, bu başarı müstakil bir Güney Kore havacılık teşkilâtına doğru mühim bir merhaledir. Şimdiye kadar Güney Koreli pilotların yanlarında hep Amerikan pi­lotları bulunmakta idi.

—Kore cephesi.

«Kuzey Yıldızı» adını alan meşhur Türfc tugayına mensup askerler, bugün Türki­ye Cumhuriyetinin 29 uncu yıldönümünü kutlamışlardır.

Bu husustaki merasim, Korede bir yer­de bulunan Türk tugayı komutanlığında yüksek Amerikan, Birleşmiş Milletler ve Türk şahsiyetleri huzurunda yapılmış­tır.

Türk Tugayı Komutanı General Sırrı A-car, söz alarak, iki seneden beri Korede çarpışmakta olan tugayın harikulade basanlarını belirtmiştir.

Bundan sonra misafiriere Türk yemek­leri ve bu arada şiş kebapları ikram e-

dttoriş, askerler memleket havalan çala­rak millî oyunlar oynamışlar ve yağlı güreş müsabakaarı yapmışlardır.

1950 senesi ekim ayında Koreye ayak basan «Kuzey Yıldızı» tugayı, Koreye ni­çin geldiklerini idrak ettiklerini tam manasiyle ispat etmişlerdir.

Türk birlikleri «Allah Allah» nidaları ve süngülerinin pırıltıları arasında ilk defa olaiak 14 kasını 1950 günü savaşa katıl­dıkları zaman Birleşmiş Milletler kuv­vetlerinin hayranlığını ve düşmanın tak­dirini kazanmışlardır.

36 Ekim 1952

—Kore cephesi.

Son '24 saat zarfında Merkez Cephesinde şiddetlisavaşlardevametmektedir.

Müttefik kuvvetler, Kumhwa'nm kuzey doğusundaki Nişancılar Tepesinin dörtte üçünü tekrar işgal etmişlerdir. Maamafih mütemadiyen takviye almakta olan Çin­liler, müttefiklerin kendilerine ika ettik­leri ağır zayiata rağmen, tahminen bir taburluk bir mevcutla mukabil taarruz­da bulunmuşlardır.

Diğer taraftan müttefikler, Müselles Te­peyi geri almak . için Çinlilerin vaki te­şebbüslerini -geri püskürtmüşlerdir.

Parmak Tepeye karşı vaki olan komünist hücumları da püskürtülmüştur.

31 Ekim 1952

—Kore cephesi.

Cephsdeîd kıtalara mensup bir subayın bildirdiğine göre, Üçgen Tepesini işgal e-den müttefik kuvvetler, bu sabah şafak­tan az evvel birkaç Çin taburu tarafın­dan girişilen taarruz neticesinde geri çe­kilmek zorunda kalmışlardır.

Diğer taraftan Güney Koreli birlikler, Çinlilerin şiddetlihücumlarına rağmen

Nişancılar Tepesini elan ellerinde bulun­durmaktadırlar.

—Kore cephesi.

Korede faaliyet dün gece ve bu sabah erken saatlerde bilhassa Merkez Cephesi üzerinde toplanmıştır. Bu kesimde Bir­leşmiş Milletler kuvvetleri geceleyin kay-bettikeri Müselles Tepenin kontrolünü tekrar ele geçirmişlerdir.

Birleşmiş Milletler kuvvetleri, Nişancılar Tepesi üzerine vaki kuvvetli Çin taar­ruzlarınıpüskürtmüşlerdir.Sabahleyin

Birleşmiş Milletler kuvvetleri Pyongyang' m güneyinde diğer ileri bir mevkiin kon­trolünü ele geçirmek için savaşmakta i-diler.

—Kore cephesi.

Tank, topçu, havan topları ve mitralyöz ateşleriyle desteklenen Birleşmiş Millet­ler kuvveteri, çok kesif sise rağmen bu sabah «Üçgen» tepesini Çinlilerden yeni­den işgale ve orada mahsur halde ka­lan bir müttefik birliğini kurtarmağa muvaffak olmuşlardır.

Bu birlik, gok şiddetli süngü muharebe­sinden sonra kurtarılmıştır.

Fakat Çinliler mühim takviyeler aldıkla­rından tekrar taarruza geçmek suretiyle müttefikleri geri çekilmeğe mecbur et­mişlerdir.Bununüzerinemüttefikler i-

kinci bir karşı taarruzda bulunmuşlar­dır.

Son haberlere göre müttefik kuvvetleri, Üçgenin başlıca tepesine 150 metre me­safeye kadar varmışlardır. Tepeyi istir­dat hareketleri gelişmektedir.

1 Ekim 1952

— Paris :

Robert Schuman ile Hallstein arasında Sarre meselesi hakkında yapılan görüş­meler saat11.20 de sonaermiştir.

Alman Dışişleri Bakanı, Robert Schu­man'a Alman Başbakanı Adenauer'in bir mektubunu tevdi etmiştir. Bu mek­tupta Almanyanın Sarre meselesi husu­sundakivaziyetiizahedilmektedir.

Hallstein, Fransız Dışişleri Bakanına bu mektup hakkında şifahî izahat vermiş­tir.

Bu akşam Schuman ile Hallstein arasın­da FransızDışişleriBakanlığında bir

görüşme daha yapılacaktır. Bu görüşme­de Alman Dışişleri Bakanınınbusabah

tevdi ettiği mektuba bir cevap verilmesi muhtemeldir.

Askerî Temsilciler Komitesinin ic­ra organı olduğu ve Nato'ya üye olan 14 memleket Genelkurmay Başkanlarının bu komitede temsil edildiği hatırlatıl­maktadır.

Tebliğde ilâve edildiğine göre, Nato Kon­seyinin geçen şubatta Lizbon'da teessü­sünden beri konsey daimî temsilcileriyle daimî komite arasındaki bu ilk toplantıda Avrupadaki Müttefik Kuvvetleri Başko­mutanı General Rirdgway ve Kurmay-başkanı General Gruenther hazır bulun­muşlardır.

Toplantının başlıca gayesi, her sahada mümkün olduğu kadar daha yakın bir iş­birliği sağlamak maksadiyle sivil ma­kamlara askerî meseleler üzerinde gerekli malûmatı sunmak olduğu tebliğde belir­tilmektedir.

Tebliğde tasrih edildiğine göre, Daimî Komite, Kuzey Atlantik Paktı Camiasını ilgilendiren askerî meselelerin heyeti u-mumiyesi üzerindeki stratejik görüşlerini Nato Konseyine arzetmîştir. Toplantıda yeni silâhların mevcudiyetinin bugünkü savunma programlarının tatbikinde en ufak bir yavaşlamaya imkân vermiyeceği de kabul olunmuştur.

30 Ekim 1952

— Paris:

KuzeyAtlantikPaktıTeşkilâtıGsnel

Sekreteri Lord İsmay, dün tertip ettiği bir basın konferansında beyanatta bulu­narak, Nato üyesi bulunan milletlerin si­lâhlanma yolunda bugünkü gayretlerini gevşetmeleri için ortada hiçbir sebep bu­lunmadığınısöylemiştir.

Lord İsmay, Daimî Komite ile Nato Kon­seyi daimî temsilcileri arasında yapılan müşterek toplantı hakkında mütemmim malûmat vererek Daimî Komitenin 1951 yılı sonunda ileri sürdüğü direktifleri tekrar gözden geçirmenin lüzumlu oldu­ğu kanaatine varıldığını belirtmiş ve şöyle demiştir:

«Bu direktifleri tekrar incelemeli ve za­man zaman yeniden tanzim etmelidir. Bu iş de otomotik bir süratle yapılmalı­dır.

Nato Genel Sekreteri, diğer taraftan Al-manyanın silahlandırılması plânlarının bu müşterek toplantıda müzakere edil­mediğini beyan etmiştir.

Lord îsmay, beyanatına şöyle son ver­miştir:

«Alman birliklerinin silahlandırılması i-çin halen hazırlanmış bulunan esaslar terkedilirse bunların yerine yenilerinin ikamesi zarurî olacaktır. Fakat gelecek 6 ay zarfında, başka bir hâdise cereyan et­mediği takdirde, Avrupa Savunnıa Ca­miası Andlaşmasının tasdik edileceğini ümit edebiliriz.»

Karargâhına bağlı üç devle­tin en kuvvetlisi cflduğu içindir ki bu başkomutanlık emrindeki kara orduları karargâhı İzmirde kurulmuştur. Bu iti­barla Türkiyenin Nato Başkomutanlığı emrine diğer üye devletlerden, bilhassa Güney-Doğu Avrupa devletlerinden fazla kuvvet tahsis etmesi tabiidir. Bu Türk kuvvetlerinin memleket dahilinde kala­cakları da, Atlantik Paktına girdiğimiz sınırlar da bu sütunlarda izah ettiğimiz gibi, tabiidir. Çünkü pakta dahil 14 dev­letin Nato Başkomutanlığı emrine ver­meği taahhüt ettikleri kuvvetler Alman­ya ve Avusturyadaki Amerikan, İngiliz, Fransız, Belçika, Kanada birlikleri ha­riç, kamilen kendi memleketlerinde bu­lunmaktadırlar. Avrupanın herhangi bir bölgesinde bir Nato ordusu vücuda ge­tirilmemiş olduğuna göre, Türk kuvvetle­ri de elbette kendi yurtlarında kalacak­lardır. Nitekim bir gazetenin yazdığına nazaran, Millî Savunma Bakam Hulusi Köymen de bu konu etrafında kendisine müracaat eden gazetecilere şöyle demiş­tir:

«En fazla kuvvet tahsisi diyince, memle­ketimizden dışarıya herhangi bir kuvvet tahsis edileceği anlaşılmamalıdır; en faz­la kuvvet verilecek denilmesi, bugün Türk ordusunun diğer ordulardan daha kuv­vetli olduğunu göstermek için söylen­miştir ve bu, böyledir. Nato emrine ayı­racağımız kuvvet, memleketimizden çik-mıyacak, ancak masrafları kısmen Na­to tarafından ödenecek ve bu kuvvetin talim ve terbiyesi Nato askerî kuvvetle­rinin prensiplerine göre idare edilecek­tir.»

Türk kuvvetlerinin harb zamanında da memleket dahilinde kalacakları mevzuu­na geince, bu hususta şimdiden bir şey söylenemez. Çünkü bunu harbin alacağı şekil, stratejik vaziyet ve ihtiyaçlar tâyin eder. Yalnız şu var ki, Türkiye topun ağzında olduğu, Sovyet Rusya ve Peyk Bulgaristanla hudutları bulunduğu için, Türk kuvvetlerinin son derece mühim stratejik bir vaziyette bulunan ve Orta-Doğuda kilit ve mevzi teşkil eden Tür­kiyenin müdafaası için, memleket dahi­linde kalmalarıicabeder.

Nato Başkomutanlığı emrine verilen Türk kuvvetlerinin müttefik ordular gibi talim ve terbiye görmesi zaruridir. Bü­tün müttefik devletler ordularının aynı harb doktrini ile yetiştirilmesinitemin

maksadiyle Pariste bir Nato Harb Aka­demisi açılmıştır ve bu akademide Türk subayları da bulunmaktadır.Bir aralık,

hattâ tüfeklere varıncaya kadar bütün silâhlarınveharbmalzemesininayru

tipte ve çapta olması da düşünülmüşse de, milyonlarca tüfeğin değiştirilmesi mümkün görülmediğinden şimdilik bun­dan vazgeçilmiş; tüfekler haricinde diğer silâhların tedricen aynı tipten olmasına karar verilmiştir.

Yukarıda hulâsa ettiğimiz haberlerin 3 üncü maddesinde Pakt Başkomutanlığı emrine vereceğimiz birliklerin her türlü silâh, malzeme ve teçhizatının Nato ta­rafından temin olunacağı bildirilmekte­dir ki, gayet yerinde olan bu tedbiri memnunlukla karşılarız.

Bir gazetede ileri sürülen Türkiyenin 45-50 milyon nüfuslu memleketler kadar as­ker çıkaramıyacağı mülâhazası doğrudur. Elbette 21 milyon nüfuslu memleketimi­zin İngiltere ve Fransa kadar asker çı­karmasına imkân yoKtur ama bu mülâ­haza, Nato emrine 14-16 tümen tahsis etmemizin imkânsız olduğunu göstermez.

Yukarıda kuvvetlerini hulâsa ettiğimiz Türk ordusu, Nato emrine14-16 tümen

tahsis edebilir. Esasen ordumuzun barış teşkilâtıvemevcudu,böylebirtahsise

müsait olduğu gibi bu kuvvetler memle­ket dahilinde kalacaktır.

Nato emrine tahsis ettiğimiz kuvvetlere mukabil, bu kuvvetlerin miktariyle müte­nasip askerî ve ekonomik yardım gör­memizin temin edilmiş olması, büyük memnunlukla karşılanmağa değer.

Bütün bu haberler arasında, asıl görmek istediğimiz mühim bir nokta vardır ki o da, bizim vereceğimize mukabil, bir harb vukuunda Nato'nun bize vereceği, verme­si lâzım gelen kuvvetlerden hiç bahsedil­memiş olmasıdır. Bir taarruza uğradığı­mız zaman elbette müttefiklerimiz de bize yardım edeceklerdir. Nitekim Baş­komutan General Ridgway memleketi­mizden ayrılırken, bir taarruza uğradığı­mız takdirde komutasındaki bütün kuv­vetlerle bizi destekliyeceğinisöylemiştir.

Bu yardımın yalnız hava ve deniz kuv­vetlerinden ibaret kalmamasının sağlan­mış olmasını da ümit ederiz.

image007.gif16 Ekim 1952

—Washington.

Karşılıklı Güvenlik Teşkilâtı, Yugoslav-yaya 30 milyon dolar tahsis etmiştir.

Bu meblâğ, bu sene içinde teşkilât ta­rafından Yugoslavyaya ayrılan ilk tahsi­sattır.

20 Ekim 1952

—Paris:

Avrupa İktisadî İşbirliği Teşkilâtı üyeleri bulunan 18 memleketin Dışişleri ve İkti­sat Bakanları, bugün öğleden sonra saat 14 te İngiltere Dışişleri Bakanı Anthony Eden'in başkanlığında Pariste Chateau de la Muette'tetoplanacaklardır.

22 Ekim 1952

—Paris:

Avrupa İktisadî İşbirliği Teşkilâtı Ba­kanlar Konseyinin son toplantısında katî hiçbir karar alınmamıştır.

Üye memleketlerin iktisadî durumları ve ezcümle Avrupanm dolar açığı gibi mü­him meseleler üzerinde görüşlerini ifade eden muhtelif hatipler alacaklı devletle­rin ve bu arada Birleşik Amerikanın bu açığı kapatmak maksadiyle bir gayret sarfetmeleri gerektiği hususunda muta­bakata varmışlardır. Alacaklı devletlerle Birleşik Amerika,bu açığı kapatmak için geri kalmış memleketlerle Avrupada hü­kümet ölçüsünde bir yatırım politikası takibetmelî ve böylece Avrupanm geri kalmış memleketlere doğru gelişmesini mümkünkılmalıdır.

Toplantıda konuşan hatipler aynı za­manda Birleşik Amerikada halen mevcut gümrük engellerinin de bertaraf edilmesi hususunu derpiş etmişlerdir. Bu arada Belçika Dışişleri Bakanı Van Zeeland, bu çetin meselenin halli için milletlerara­sı bir konferansın toplanmasını teklif et­miş ise de bu teklifi şimdilik mukabele görmemiş gibidir. Filhakika bugünkü se­çim devresi içinde Birleşik Amerikanın herhangi bir taahhüde girmesi pe£ de ih­timal dahilinde değildir.

Bir gazeteci, Mr. Schuman'a Avrupa Or­dusu Andlaşmasının tekrar gözden geçi­rilip geçirilmeyeceğini sormuştur. Mr. Schuman cevap olarak, Avrupa Ordusu mevzuunda böyle bir tartışma açıldığı tak­dirde vazıülimza olan her devletin, kendi görüşünü belirteceğini söylemiştir.

Andlaşma gereğince, Fransanın Avrupa .camiasına tahsis ettiği kuvvetlerin Avru­pa dışına gönderilmesi mes'elesi hakkın­da, M. Robert Schuman, farzümahal, Avrupa Camiasına tahsis edilmiş birlikle­ri Çin Hindine göndermefc hususunda Fransa bir zaruret hissederse, bu hususta müşterek bir makamın rızasına ihtiyaç olacağını belirtmiştir.

Bununla beraber, M. Robert Schuman, böyle bir iznin kaçınılmaz bir surette Fransaya tanınacağı kanaatinde olduğunu zira andlaşmaya iştirak eden S devletten hiç birisinin Fransanın Avrupa dışında zorluklarla karşılaşmasını arzulamayaca-ğım sandığını tebarüz ettirmiştir.

Bu arada bir gazeteci, dün Mr. Eden, Antoine Pinay, Rene Pleven ve kendisi arasında yapılan bir görüşmede haliha­zır müşküllerin halledilmesine temas edi­lip edilmediğini sormuş ve Mr. Schuman şöyle cevap vermiştir:

«İngiliz dostlarımız böyle zor mes'elelere ka&şmak hususunda çok dikkatlidirler. Dün bir Avrupa Ordusundan bahsettik, fakat herkes kendi görüşünü izah etmek­le iktifa etti.»

Bizce meselenin asıl ehemmiyeti, bir and-laşmanın Fransa Millî Meclisinden kolay, yahut küç geçmesinde, hattâ hiç geçme­mesinde değildir. Avrupa müdafaasının bel kemiği olan Fransanın, içinde bulun­duğu müşkül durumlar yüzünden kararsız, Üzgün ve Amerifcaya karşı küskün olma­sıdır. Fransa olmazsa Avrupa müdafaası ve Avrupa birliği olmaz. Bu, en açık ha­kikattir. Fakat Fransa, Avrupanm kuv­vetlenmesi zaruretine inanmakla beraber Hind Çin'inde yedi yıldır komünistlere karşı yıpratıcı bir savaşı tek başına de­vam ettirmek zorunda bırakılmasından, Amerikanın Fransaya yardımı azaltarak Almanyayı silâhlandırıp karşısına yeni­den dikmesinden, îngilterenin bu Avrupa işlerinde hiçbir yük ve mesuliyet kabul etmemesinden, bunlar yetmiyormuş gibi Tunus ve Fas kargaşalıklarında Ameri­kanın Fransayı haksız çıkarmasından şikâyetçidir. Avrupa müdafaa ordusu and-laşması etrafında patlıyan bomba, daha ziyade Fransanın, müttefiklerinden ve bilhassa Amerikadanhoşnutsuzluğunun

ilk gürültülü tezahürü sayılmalıdır. Fran­sanın ileri gelen politikacıları ve devlet adaman, Almanyarun silâhlanmasına izin verilmeden önce, Rusya ile karşı kar­şıya oturulup konuşulmasını istiyorlar. Bunlar arasında, Fransanın Amerikaya bağlı kalmaktansa iki taraf arasında şe­refli bir uzlaştırma rolünü benimseme­sini tavsiye edenler- var. Bütün bunlar hep Bordo bombası münasebetiyle meyda­na çıktı.

Sözün kısası Fransa'da bir dış siyaset buhranı başgöstermiştir. Dış siyaseti ten-kid edenler çoğalmıştır. Fransanın duru­mu, hem Batı Avrupa müdafaası, hem Atlantik Paktının geleceği bakımından ehemmiyetlidir. Çünkü hem bu müdafaa andlaşmasınm, hem Atlantik Paktının yeniden gözden geçirilmesi açıkça isteni­yor.

Fransız hükümetinin Mecliste ekseriyet kazanıp kazanmaması ve Amerikanın se­çimlerden sonraki siyaseti Avrupa müda­faasına yeni bir şekil verebilir. image008.gifOliver Franks ile müşavirlerine, Birleşik Amerika Dışişleri Bakanlığı ile Önceden anlaşmak ve Dr. Musaddık'ın müşterek cepheyi parçalamaya matuf bilinen tabi­yeleri gözönünde tutularak müşterek cep­henin idamesi lüzumunu belirtmek husu­sunda fikir verdiği anlaşılmaktadır.

Önümüzdeki 48 saat zarfında bir anlaş­maya varılmadığı takdirde, iki devletin ültimatom hükümlerine uymak maksa-diyle, Musaddık'a geçici mahiyette bir ce­vap göndermeye karar vermesi ihtimali vardır.

Diğer taraftan İngiltere, Anglo-İnaian petrol kumpanyasının İranda bulunan pumpanyaların petrol satmalarına karşı, Birleşik Amerika dahil, hangi memlekette olursa olsun, menfaatlerini korumak yo­lunda mümkün olan bütün tedbirleri al­mak hususundaki kararını tasvip ettiği­ni tekrar bildirmiştir.

— Londra :

Warwiokshire'de seçmenlerin» hitaben bugün bir nutuk veren Dışişleri Bakam Anthony Eden Avrupada ve bilhassa Yugoslavyada yapmış olduğu seyahat in-tibalarını anlatarak şunları söylemiştir: «Hükümet adamlarının cesaretli idaresi altında, Yugoslav milletleri kominformun kontrolünden kurtulmağa muvaffak ol­muşlardır. Hürriyetlerini muhafaza az­minde olduklarına kanaat getirdim. Kur­mak üzere bulunduğumuz geniş batı an­laşma sistemi içinde Yugoslavyalım yeri vardır.»

Avusturyaya yaptığı seyahatten bahseden Eden, Sovyetlerin mevcudiyeti dolayısiy-le katlandıkları güçlüklere rağmen Avus­turya milletinin büyük bir sabır ve asalet gösterdiğinibelirtmiştir.

Strasbourgdaki temaslarına dair müta-leasını bildiren İngiltere Dışişleri Baka­nı, bütün Avrupa kıtası miletlerinin istik­ballerinin birleşmede olduğunu tasdik et­tiklerini belirtmiş ve demiştir ki:

«Mukadderatımızın, Avrupa kıtasındaki dostlarımızın mukadderatları ile sıkı sıkı­yabağlı bulunduğunu biliyoruz.

Onlar ile sıkı bir ittifak halindeyiz ve hiç bir vakit aynlmıyacağız.

5 Ekim 1952

Londra :

İngiliz Dışişleri Bakanı Eden'in bugün Tahran'da İngiliz Maslahatgüzarı tarafın­dan tevdi edilen mesajının metni şudur: «M. Churehill ve bizzat ben ve kabine ar­kadaşlarım, mesajınızı okuduktan sonra petrol ihtilâfının halli hususundaki son tekliflerimizin birçok şekillerde yanlış tefsir edilmiş olduğunu müşahede etmek­le müteessir olduk. Mesajınızın ihtiva et­tiği endişeler esassızdır. Tekliflerimiz İranın petrol sanayiini devletleştirmek keyfiyetini tanımamazlık etmemekte ve İ931 imtiyazının yeniden canlanmasını hedef tutmamakta idi. Petrol sanayiinin yabancı bir idareye verilmesi hususunda hiçbir teklifini ihtiva etmediği gibi böyle bir şart da bahîs mevzuu değildi. Tek­liflerimizi, her iki tarafın talep ve muka­bil taleplerini taarfsiz bir hakeme müra-taat suretiyle halletmk hususunda adilâne bir usul telkin etmekte idi. Mamafih teklif edilen bu usul yegâne usul değildir. Petrol fiatmdan asla bah­setmedik, çünkü bu mesele hükümetler arasında değil alıcı ve satıcılar arasında müzakere edilecek bir meseledir. Bu me­sajı, tekliflerimizi kabul edersiniz veya etmeyesiniz siz ve vatandaşlarınızın ni­yet ve tasavvurlarımızın ne olduğunu tam olarak öğrenebilmeniz için gönderiyo­rum. »

7 Ekim 1952

—Londra :

Mareşal Montgomery, dün basına verdiği beyanatta, soğuk harp için bir başkomu­tan tâyini gerektiğini söyleyerek bu ma­kamın Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtına dahil memleketler tarafından sarfedilen propaganda gayretlerini tanzimle vazi-felendirileceğini ilâve .etmiştir.

S Ekim 1952

—Londra:

Bugün resmen bildirildiğine göre, Krali­çe Elizabeth Önümüzdeki çarşamba günü, Türkiye Başbakanı Adnan Menderes ile Dışişleri Bakanı Fuat Köprülüyü Buc-kinghamSarayındakabuledecektir.

Türk devlet adamları, îngiliz hükümeti­nin misafiri olarak ve bir hafta kalmak

üzere pazartesi günü buraya gelecekler, salı günü Başbakan Churchill ve Dışiş­leri Bakanı Eden ile görüşmelere başla­yacaklardır.

Müzakerelerin, muhtelif Atlantik Paktı meseleleriyle Orta Doğu müdafaası ko­mutanlığı ihdası ile alâkalı mevzular et­rafında cereyan edeceği umulmaktadır. Adnan Menderes ile Fuat Köprülünün, komutanlığın yedi kurucusunun Arap Devletlerinin yardımım temin etmeleri gerektiği hususundaki Türk noktai naza­rını İsrarla belirtecekleri sanılmaktadır.

Türkiye Başbakanı ile Dışişleri Bakanı salı sabahı Churchill'i, ondan sonra da Antony Eden'i ziyaret edeceklerdir.

Başbakan Churchill ile Dışişleri Bakanı Ede,n öğleden sonra, bu ziyaretleri ayrı ayn iade edecekler ve Anthony Eden, mi­safirler şerefine sah gecesi bir ziyafet ve­recektir.

Adnan Menderes ile Fuat Köprülü, Krali­çe Elizabeth tarafından kabul edildikten sonra. Avam Kamarası toplantısında bu­lunacaklar, akşam yemeğini de Churchill İle birlikte yiyeceklerdir.

Bu, Türk Bakanlarının harpten sonra, în-giltereye yaptıkları ilk ziyarettir...

Türkiye Başbakanı Adnan Menderes ile Dışişleri Bakanı Puat Köprülü, cumar­tesi günü Windsor Sarayını ve Eton Ko­lejini gezecek, geceleyin de uçakla Tür-kiyeye hareket edeceklerdir.

9Ekim 1952

— Londra:

ingiliz-İran petrol ihtilâfını ele alan Daüy Telegraph gazetesi, bugünkü bir ya­zısında Başbakan Musaddık'm son İngi­liz notasına verdiği cevabın her iki mem­leket arasında mevcud ihtilâfın hiçbir şekilde halline yaramamakta olduğunu belirtmektedir.

Muhafazakâr Parti kongresi, nihayet Ce­nevre tarife anlaşmalarını münakaşa ve tenkid ettikten sonra toplantısını bugüne talik etmiştir.

İngiliz îktisdî siyasetinin münhasıran İngiliz imparatorluğu çerçevesi dahilin­de kalması taraftarlarının hücumları hakkında ortada dolaşan söylentilere gö­re, Başbakan Churchill, bu siyaset taraf­tarlarını teskin etmek üzere halen Tica­ret Bakanı bulunan ve Muhafazakâr Par­tinin İmparatorluk hizbi tarafından vaki muteaddid hücumların başlıca hedefi olan Thorney Croft'un mevkiini değiştirmek tasa v vurandadır.

11 Ekim 1952

— Londra:

Dışişleri Bakanı Anthony Eden dün be­yanatta bulunarak îngilterenin askerî kuvvetinin artması ve batının kuvvet ve birliğinin yeniden doğması keyfiyetinin barış lehinde mühim bir âmil olduğunu söylemiştir.

Huli'desöylediği nutkundakibu beya­nattaEden, îngiltereninbu muazzam kuvveti kötüye kullanmıyacağmı herkesin / bildiğini ilâve etmiş ve müteakiben şöyle demiştir:

«Bonn'da hazırlanan tasanlar yürürlüğe girebilecekolursa,çokuzunzamandan-

beri Avrupanuı üzerine çökmekte olan Fransıs - Alman ihtilâfları heyulasının bir daha ortaya çıkmamak üzere kaybo­lacağı ümidini besliyebiliriz.»

Bundan sonra iç Ekonomi alanına temas eden Eden, İngilterenin geçen sonbahar­da iflâsın eşiğinde bulunduğunu ve ancak ekonomisinde pek sıkı bir siyaset takip etmek suretile bu felâketten kurtulduğu­nu açıklamıştır. Eden bu hususta kontrol ve merkeziyetçiliğin ideal birşey olmadı­ğını ve iktisadi serbestliğin ahval ve şe­raitin müsaadesi nisbetinde mümkün olan sahalarda ve kısa zamanda iade edilece­ğini bildirmiştir.

—Londra:

Anthorıy Eden bu sabah sırasile Sudan'ın muhtelif siyasî parti temsilcilerini kabul etmiştir.

Dışişleri Bakanı evvelâ Abdurrahman El Mehdi'nin Başkanlığındaki Umma Parti­si heyetini kabul etmiştir. Hatırlarda ol­duğu gibi Umma Partisi Sudan'ın bağım­sızlığını taiep etmekte ve Mısır ile Ana­yasa bakımından hiçbir irtibat arzu et­memektedir.

Eden, müteakiben Sudan-Mısır ittihadına taraftar olan Sudan Millî Cephe heyeti­ni kabul eylemiştir. Heyet, Londra seyaha­tinin Aödurrahman Ei Mehdi tarafından Sudan milletini temsilen ileri sürülen iddiaları reddetmek gayesiyle vaki oldu­ğunubelirtmiştir.

12 Ekim 1952

—Londra:

Anglo İranian petrol kumpanyası, halen Aden Limanında tutulan Bose Mary ge­misinin hamulesini teşkil eden 800 ton petrol üserindeki tasarruf hakkını ileri sürmek için Aden Yüksek Adalet Divânı nezöinde pek yakında bir dâva açacak­tır.

Mahkeme celsesi 10 aralık olarak tesbit edilmiştir. Eski Ticaret Bakanı Sir Hart-ley Shavcross petrol kumpanyasını temsil edecektir.

İtalyanlara ait bulunan Bose Mary pet­rol gemisi Honduras bayrağını taşıyor­du.

Bundan dört ay evvel Iran petrol hamu-

lesi ile îtalyaya gitmek için Süveyş Ka­nalına doğru yol almakta olduğu sırada yakalanmıştır. Gemideki petrol hamulesi­nin kıymeti 5300 İngiliz lirasıdır.

13 Ekim 1952

—Londra:

İngiltere Dışişleri Bakanı Anthony Eden, petrol dâvası hakkında İranın gönderdi­ği en son notaya verilen İngiliz cevabını bugün tasvip etmiştir. Derhal Tahran'a yollanan nota yann İngiliz maslahatgü­zarı George Middleton tarafından Dok­tor Musaddık'a tevdi edilecektir. •

Selâhiyetli çevrelerden anlaşıldığına gö­re, İngiliz notasında Doktor Musaddık'ın, Ang-lo-İranian petrol kumpanyasının bor­cu olarak iddia ettiği 49 milyon İngiliz lirasının ilk taksiti cümlesinden 20 mil­yon İngiliz lirasının ödenmesine dair ge­çen hafta yapmış olduğu talep kabul o-lunma m aktadır.

Notada ayrıca, 18 aylık petrol ihtilâfını nihaî surette hal için Anglo-İranian pet­rol kumpanyası tarafından tam selâhiyet­li bir heyet gönderilmesi hususundaki İran teklifi de kabul edilmemektedir.

İngiltere, İranın 49 milyon İngiliz lirası­nı istemeğe hakkı olmadığını, zira bu pa­ranın Ödenmesini derpiş eden 1*49 ek pet­rol anlaşmasını tasdik etmemiş bulundu­ğunu katiyetle iddia etmektedir.

İngiltere hükümeti, üzerinde ittifak edi­len 500 milyon sterlin tutarındaki petrol sanayiinin kayıtımdan dolayı Anglo-İra­nian kumpanyasına verilecek olan tazmi­natın prensiplerinde son anlaşmaya va-rıljncaya kadar etraflı müzakerelere gi­rişmek niyetinde değildir.

15 Ekim 1952

—Londra:

«Pilgrims» Cemiyetinin şeref misafiri Ge­neral Ridgway için tertiplenen ve Edin-bourg Dükü ile Clement Attlee'nin de hazır bulunduğu ziyafette söz alan Baş­bakanChurchill demiştir ki:

«Bence üçüncü dünya harbi pek muhte­mel değildir.»

Bu fikrini izah eden Churchill, sözlerine şöyle devam etmiştir:

Yeni bir harbin evvelkilerden çok başka olacağını her iki taraf ta pek iyi bilmek­tedir. Bu harp şimdiye kadar insan oğlu­nun asla tahayyül edemediği ve edemi-yeceği bir çeşid ve genişlikteki dehşetler­le başlıyacaktır. Bu harb aynı zamanda daha ilk aylar veya hattâ ilk haftalar zarfında kat'î bir vaziyet alacağı cihet­le de diğer harblerden başkadır. İhtilâf belki gayrimuayyen müddetle devam ede­cektir, fakat ilk aydan sonra harbin bel­kemiği kırılmış olacaktır, zira ordulardan hiç biri dünya üzerinde pek uzun mesa­felere kadar gidemiyecekierdir.»

Sözleri sürekli alkışlarla sık sık kesilen Churchill, daha önce Kore'de ve Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtı çerçevesi dahilin­de başardığı işlerden dolayı General Ridgway'i övmüş ve şöyle demiştir:

«Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtı harbe karşı bir kalkan teşkil edebilir, fakat bu teşkilât aynı zamanda barış devrinde de birliğimizin muhafazasına yardım edecek­tir. Çok şükür halen Avrupa'da ilhamla­rım Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtından doğrudan doğruya veya bilvasıta lîmakta bulunan cereyanlar mevcuddur. Her ne olursa olsun gerek Amerika'da, gerek Av­rupa'da hüsnüniyet sahibi insanlar ümid-lerini Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtına bağlamakla yerinde hareket etmiş ola­caklardır.

— Londra:

Bugün Öğleden sonra kısa bir beyanat veren İngiltere Dışişleri Bakanı Anthony Eden, İngiltere Hükümeti tarafından In-giliz-İran münasebetleri hakkında bir be­yaz kitap yayınlanacağını teyid etmiş­tir.

Eden bundan sonra, Tahrandakiİngiliz

maslahatgüzarının İran Hükümetine İngiliz notasını verdiğini söylemiş ve bu notayı beş noktada hülâsa etmiştir:

— İngilizHükümetiveİngiliz - îranPetrol Şirketi İran petrollerinin devletleş­
tirilmesini bir emrivaki olarak kabul et­mekle beraber hakkaniyet dairesinde taz­
minat verilmesini de istemektedirler.

— Bu tazminatın miktarı La Haye En­ternasyonal Adalet Divanı tarafından tes-
bitedilmelidir.

— 1933anlaşmasınıntektaraflıfeshisebebiyleİngilizHükümetiPetrolŞirke-

ti namına ayrıca tazminat istemektedir.

— Ne petrol şirketi ne de İngiliz Hükü­meti 1933 anlaşmasının yeniden tatbikini-
istememektedirler.

— İranHükümetişirketeverilecektazminat miktarının tayini içinişin ha­
keme havalesi prensipini kabul eöer et­mez, petrol şirketi müzakerelere başlama­
ğa hazır bulunmaktadır.

Muhalefet adına eski Dışişleri Bakanı Morrison, Edenin beyanatını tasvip ile dostane bir anlaşmanın tahakkukunu te­menni etmiştir.

—Londra:

Bugün Avam Kamarasındaki müzakereler esnasında bir çok Saylav Edenin İngiliz-İran müzakerelerinin durumu hakfcında beyanatta bulunmasını istemişlerdir. Bu talebi cevaplandıran Eden, şunlan söy­lemiştir:

«General Neciple Kahiredeki Büyük Elçi­miz arasında bir takım görüşmeler olmuş­tur. Fakat bilhassa Sudan meselesi olmak üzere bu görüşmelerde ele İman hususla­rın son derece nazik bir mahiyet arzeime-si dolayısiyle halen Avam Kamarasında bu mevzuda beyanat verebilecek durum­da değilim.»

16 Ekim 1952

—Londra:

Sudan'ın İngiliz İmparatorluk Camiasına ilhakını hedef tutan «Sudan Partisi;) lide­ri Muhammed Ahmed Ömer, dün akşam buraya gelmiştir.

Muhammed Ahmed Ömer, İngiltere'ye, Güney ve Kuzey Sudan'da yaşayan 3.000.000 insanın Mısır ile birleşme aley­hinde buna mukabil İngiltere ile birleş­mek lehindeki arzularını Dışişleri Baka­nı Eden'e anlatmak ümidiyle geldiğini beyan etmiştir.

Muhammed Ömer, beyanatına şunlan ilâ­ve eylemiştir:

«Sudan'ın güneyinde yaşayan kabileler 50 yıllık İngiliz idaresi altında gördük­leri barış devrini başka hiçbir zaman göre­memişlerdir.

—Londra:

Londra Belediyesi Şehir Meclisi Başkanı Edwin Bayliss ve eşi, yakında 10 günlük

bir ziyarette bulunmak üzer eTürkiye'ye hareket edeceklerdir.

Edwîn Eayliss ve eşi, Ankara'da Belediye Reisi ve Şehir Meclisinin misafiri olacak­lardır.

E. Bayliss, beraberinde eşi olduğu halde 22 ekim saat 22'de (20 gmt) northold ha­va alanından ayrılacaklar ve mahallî sa­atle 15.50'de İstanbul'a varmış olacak­lardır.

E. Bayliss ve eşi iki kasım pazar günü ge­ne uçakla İngiltere'ye döneceklerdir.

—Londra:

Bu sabahki toplantıdan sonra İngiltere Dışişleri Bakanlığından yayınlanan teb­liğde, emekliye ayrılacak olan impara­torluk Genel Kurmay Başkanı Mareşal Sir William Slim'in de müzakerelerde ha­zır bulunduğu bildirilmiştir.

Tebliğde şöyle denilmektedir:

«Türkiye Başbakanı, Dışişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtibi beraber­lerinde müşavirleri olarak İngiliz Dışişle­ri Bakam, Müdafaa Bakanı ve İmpara­torluk Genel Kurmay Başkanı ve müşa-virleriyle toplanmış, her iki memleketin müşterek menfaatleriyle alâkalı umumî meseleler hakkında tam ve samimî gö­rüş teatisinde bulunmuşlardır.»

Görüşmelere tekrar başlanacaktır. Bugün geç vakit müzakereler yapılması ve gö­rüşmelerin cumartesiye kadar sürmesi ih­timali vardır.

—Londra:

Bugün başka resmî görüşmeler yapılma­mıştır. İngiltere Dışişleri Bakanı Ant-hony 3den, İranın İngiltere ile siyasî münasebetlerini kesmesiyle meydana ge­len durumu tetkik ve mütalea etmek üze­re, bugün, Türkiye Büyük Elçiliğinden doğrucaDışişleri Bakanlığına gitmiştir.

Siyasî ve stratejik meselelerin tekrar baş­lıca mevzu olarak ele alınacağı Türk-tn-giliz müzakerelerine, cumartesi günü Dış­işleriBakanlığındadevamedilecektir.

Evvelce çıkan haberler hilâfına, burada resmî çevrelerde anlaşıldığına göre, Ba­kanlar Türk - İngiliz Ticarî ve iktisadî meseleleri tetkik etmemeğe karar vermiş bulunmaktadırlar.

İngiltere Dışişleri Bakanı Eden yarın Londradan ayrılarak Warwikshire'deki seçim dairesine gidecektir.

—Londra:

Doktor Musaddık'ın ingiltere ile diplo­matik münasebetleri kesmek kararını bil­dirmesi üzerine İngiliz Dışişleri Bakan­lığının ancak bu gece geç vakit veya ya­rın sabah öir açıklamada bulunabileceği anlaşılmaktadır.

Diğer tarafdan Dışişleri Bakanlığından bildirildiğine göre, halen İngilterede bu­lunan İran tabaalarınm sayısı 400'ü ta­lebe olmak üzere 800 kişidir.

17Ekim 1952

—Londra:

Resmî kaynaklardan öğrenildiğine göre, İngiltere ve İngiliz Milletler topluluğuna dahil devletler atom enerjisi sahasındaki çalışmaları geliştirmek maksadiyie müşte­rek bir plân hazırlayacaklardır. Montebello'da geçenlerde yapılan ilk İn­giliz atom bombası tecrübesinin muvaffa­kiyetle sona ermesi, bu sahada daha sıkı bir işbirliğinin temini için. yapılacak gö­rüşmelerin çok yakm bir gelecekte cere­yan etmesini sağlamış bulunmaktadır.

Montebello'daki tecrübeyi idare eden İn­giliz Âlimi Dr. William Penney, dün Baş­bakan Winston Churchill'i ziyaretle ken­disine atom bombası tecrübesi hakkında izahat vermiştir.

18Ekim 1952

—Londra:

İngiltere Hava Bakanı Lord de Lisle yarın Türkiye Devlet Adamları şerefine Farm-borough Hampshİre'de hususi bir hava gösterisi tertip etmiştir. Bu gösteride İn­gilizlerin en son olarak icad ettikleri ses­ten sür'atli tepkili uçak uçuşları yapıla­caktır.

Bahis mevzuu hususî hava gösterisinin Dışişleri Bakam Eden'in isteği üzerine tertiplendiği bildirilmektedir.

Türk Devlet Adamları bu gösterilerde İn­giltere'nin en meşhur tecrübe pilotların­dan Neville Duke Burst'ün ses duvarını aşan «Hunter jet» savaş uçağile yapaca­ğı uçuşu da muhtemel olarak seyredecek­lerdir.

image009.gif— Londra:

Avam Kamarası dün İngilterede üslen­miş bulunan müttefik kıtaları hakkında­ki kanunu 3 üncü müzakeresinden sonra 139 a karşı 178 oyla kabul etmiştir.

Dünkü müzakere sırasında muhalefet a-dına Strachey tarafından bütün askerî birliklere karşı mütekabiliyet esasının münakaşa götürmez bir şekilde teminat altına alınması yolunda bir tâdil teklifi sunulmuştur.

Hükümet adına Strachey'e cevâp veren İçişleri Bakanı Sir David Maxwell Pyfe, bu mesele hakkındaki yeni anlaşma ta­sarısının henüz Birleşik Amerika Ayan Meclisince dikkat nazarına alınmamış olduğunu, fakat anlaşma tasarısının bu meclise «en kısa zamanda incelenmeğe lâyık bir anlaşma» olarak sevlcedildiği-ni söylemiştir.

Dışişleri Bakanı, diğer taraftan Kanada-nm da bu hususta icabeden kanunları kabul etmiş olduğunu ve Fransız hükü­metinin de aynı meseleye ait tasdik ve­sikasını sunmuş bulunduğunu tasrih et­tikten sonra kendisince muhalefetin bu tâdü teklifini şimdilik kabule imkân bu­lunmadığım beyan eylemiştir.

30 Ekim 1952

— Londra:

Avam Kamarasının dünkü celsesinde Dışişleri Bakanı Anthony Eden, geçen sene esrarengiz bir surette kaybolan în-giliz diplomatı Guy Burgess'in, New -York'ta Başbakan Churchlll'in sesini taklit etmek suretiyle koyu bir komünist sözlerini New-York'ta plâğa aldırdığını söyler söylemez kahkahalar kopmuştur. Eden, bahis mevzuu plâğı çaldırmadığı­nı ilâve etmiştir.

Eden, Burgess'in Komünist Partisine mensup olduğunu tasdik eder bir şekilde New-York'ta bir plâk doldurmuş olduğu hakkında Lord Elton tarafından ileri sürüleniddiayı yalanlamıştır.

Lord Elton, bu plâğın Amerikan polis teşkilâtı nezdinde bulunduğunu söyle­mişti.

— Londra:

İngilterede Parlâmentonun bu dönemi­nin nihayete ermesi münasebetiyle, her iki meclis başkanı Lord Simonsun baş­kanlığında içtima eden Lortlar ve Avam Kamarası huzurunda Kraliçe Elizabeth'in nutku, an'anevîşekildeokunmuştur.

Başbakan tarafından kaleme alınmış o-lan ve Bakanlar Kurulunun tasvibinden geçen nutukta, Parlâmentonun geçen dönemdeki faaliyeti gözden geçirilmekte­dir.

Müteveffa babasının hâtırasını taziz et­tikten sonra Kraliçe İkinci Elizabeth, nutkunun büyük bir kısmında dış poli­tikaya temas etmekte ve milletlerarası bir işbirliğini temin maksadiyle Birleş­miş Milletlerin destekleneceğini Ye bu teşkilâtın prensiplerine uygun bir ban-şa kavuşmak için İngiltere Camiası ve Birleşik Krallık «hükümetlerinin» fasıîa-sız gayretler sarfettiklerini dermeyan etmektedir.

Ekonomik işbirliği mevzuunda, Kraliçe Avrupa kömür ve çelik birliğinde daimî bir İngiliz heyetinin bulundurulmasını tavsiye etmektedir.

Kraliçenin mesajı daha sonra, Türkiye-nin ve Yunanistanın iltihakiyle, Atlan­tik Paktı Teşkilâtının geçirdiği istihale­yetemas etmektedir.

Mesaj, daha sonra İngiltere, Fransa ve Birleşik Amerika hükümetleri tarafın­dan Berlinin garanti edilmiş olmasını teyid etmekte ve Bonn Andlaşmalanni İngilterenin de tasdik etmiş olduğu be­lirtilmektedir.

Mesaj, şöyle devam etmektedir:

«Hükümetimle Sovyet hükümeti arasın­da Almanyanm birleştirilmesi hususun­da cereyan eden neticesiz müzakerelerle, Avusturya Sulh Andlaşması mevzuunun bir türîü gerçekleştirilememiş olması te­essüfeşayandır.»

Kraliçenin mesajında son olarak, ödeme mevzuunda sterlin muvazenesinin temin edilebilmesi için sarf edilen gayretlerle geçen devre imtidadmca . alman dahili tedbirler izah olunmaktadır.

image010.gifDeğişen donun:

Fakat İkinci Dünya Harbinden sonra va­ziyet temelinden değişmiştir. Bu defa Avrupa'nın yansı Rusya'nın hâkimiye­ti, öteki yansı da Amerika'nın nüfuzu altına girmiştir. Hitier'in elinden Avru­pa'yı bu iki Avrupa dışı memleket kur­tarmıştı. Onlar kıtayı aralarında paylaş­mışlardır. EskiAvrupa kalmamıştır.

Sonra Britanya İmparatorluğu tasfiye yolundadır. Hindistan, Birmanya, Seylan gibi memleketler İmparatorluktan ayrıl­mışlardır. Avustralya, Yeni Zelanda, Birleşik Amerika'ya kaymışlardı. Ge­çenlerde Amerika ile birleşerek bir Pa­sifikPaktıkurmuşlarveİngiltere'yi

Paktın dışında bırakmışlardır. Kanada çoktan Amerika'ya bağlanmıştır. Bri-ritanya İmparatorluğu, İngiliz deniz hâ­kimiyetine dayanan bir kurumdu. De­niz hâkimiyeti kaybolunca İmparator­luğun ana temelleri de çürüdü. İngiliz filozofu, Bertrand Bussel'ın da ifadesine göre «İmparatorluk fikri, parlak bir fi­kirdir. Fakat olayların realitesine uygun değildir.» Russel'e göre Commonweth'in bazı parçaları Amerika'ya katılmalı, İn­giltere'nin kendisi de Avrupa'ya dönme­lidir. Belki eninde sonunda İngilizlerin düşecekleri yol da budur. Fakat İmpa­ratorluğun artık tarihe intikal ettiğini itiraf mahiyetinde olan bu kararı vermek kolay olmıyacaktır.

Kennan'ın Geri Gönderilmesi.

Yazan: AhmetŞükrü h,sm.er 6 Ekim 1952 tarihli Ulus'tan:

Sovyetler Birliği Hükümeti, Amerika'dan Moskova'daki Büyükelçisi George . Ken-ne'ı geri çekmesini istemiştir. Yani dev­letler hukuku tarifine göre Persona nen Grata olan Büyükelçi Moskova'dan geri gönderiliyor. Bir elçi vazifesi başında kalabilmesi için hem kendi hü­kümetinin itimadını haiz olmalı, hem de nezdine gönderilmiş bulunduğu hüküme­te de Persona grata, yani «kabule değer» olmalıdır. Pakat hiç bir devlet nezdine elçi olarak gönderilmiş olan bir kimseyi sebepsiz geri yollayamaz. Devletler hu­kukuna veya milletlerarası teamüle aykı­rı hareket etmiş olmak lâzımdır.

Kennan ne yapmıştır? Bir defa şunu unutmamak gerektir ki George Kennan Moskova'da vazife görmek için olağan­üstü kabiliyetleri haiz bir diplomattır. Kendisi önce daha küçük bir memur ola­rak Moskova'da Amerikan Büyükelçili­ğinde vazife görmüş, Rusya'yı yakından tanımış ve Rusçayı öğrenmiştir.

Amerikan Dışişleri Bakanlığında uzun zaman, Rusya mütehassısı olarak çalış­mış ve Containment yani Rus genişle­mesini durdurma piltikasını tesis etmiş­tir. Amerika hükümeti bu politikayı be­nimsemiş ve o zamandan beri de onu tatbik edegelmiştir. Şimdiye kadar bu po­litika yalnız geçen hafta Eisenhower tarafındanmünakaşa edilmiştir.

Kennan, Containment politikasını, Fore-ign affarrs dergisine müstear adla yaz­dığı makalelerle Amerikan halk efkâ­rına da açıklanmıştır. Bir kaç yıl önce Dışişleri Bakanlığından ayrılan ve ilmi işlerle meşgul olan Kennan geçen nisan­da Vaşington hükümeti tarafından Mos­kova elçiliğine tâyin edildi.

Moskova kabul ediyor:

Moskova'nınKennan'aagremanvere-

ceği şüpheli idi. Çünkü Kennan Contai-inment politikasının kurulmasında büyük rol oynamış bir şahsiyetti. Sonra Rus­ya'yı, Moskova'yı memnun etmiyecek ka­dar iyi biliyordu. Rusçayı iyi konuşuyor­du. Bazı yazılariyle ve faaliyetiyle Mos-kovta tarafından düşman tanınmış ve bir ara Rus gazeteleri Kennan'a karşı ağırhücumlardabulunmuşlardı.

Buna rağmen Moskova Kennan için ag­reman verdi: Fakat Büyükelçinin Mos-kova'daki hareketlerini tahdit etti. İşte mesele de bundan çıkmıştır. George Ken­nan geçen ayın yirmisinde Londra'da toplanan Amerikan Elçileri Konferan sına iştirak etrnek için Moskova'dan uç­muş ve yolda Berlin'e uğramıştır. Orada gazetecilerle görüşürken Moskova'daki hayatından şikâyet etmiştir.

Sovyetler Birliği merkezinde diplomat* lann tahtidata tâbi olduklarını, halkla temas edemediklerini ve Nazi Almanya' sında diplomatların durumu ne ise, şim­di Moskova'da da durumlarının aynı ol­duğunu söylemiştir. Büyükelçi Ameri­kan - Sovyet münasebetlerini «buz gibi soğuk» olarak vasıflandırmış ve vaziyeti endişe ile takip ettiğini, fakat ettikçe Kore harbinin devamına yardım ettik­çe Sovyetlerle Amerika arasındaki müna­sebetlerin düzelemiyeceğini bildirmiştir. Büyükelçinin bu sözleri gazetecilerle «has­bıhal» olarak mı, yoksa neşir için mi söylediği bilinmiyor. Pakat kendisi tec­rübeli bir diplomat olduğu gibi, muha­tapları da tecrübeli gazetecilerdir. Her­halde açık konuşmuş ve sözlerinde sa­mimî olduğuna şüphe yoktur.

Açık sözler:

Bu açık sözler o zaman dikkati çekmiş­tir. Fakat Sovyetlerle Batı devletleri ara­sındaki münasebetler öyle bir çığır üs­tünde yürümektedir ki, her iki tarafın poliyika ve hükümet adamları ve hattâ diplomatları nezaket kaidelerine pek ri­ayet etmediklerinden, Kennan tarafın­dan söylenen sözlerin Moskova'da bu derce derin tepki uyandıracağıbeklen-

miyordu. Doğrusu şudur ki milletlerara­sı hayata bu nezaketsizliği getiren Mosko­va'dır. İşi nereye vardırdıklarını görmek için resmî Moskova Radyosunun - ki devletin resmî diildir. - yabancı devlet adamları hakkında kullandığı lisana bakmak kâfidir.

Fakat analışlan Moskova Kennan'ı uzak­laştırmak için esasen bahane arıyordu. Rusyayı çok iyi bilen Amerikan Büyük­elçisinin Moskova'da bulunması Rus po-ltikikacilarım rahatsız ediyordu. Kennan'ı oradan uzaklaşmak için Berlin'deki sözlerini bir fırsat saydı ve geri çekilme­sini istedi.

Bu şartlar altında Amerika hükümeti için Kennan'ı geri almaktan başka çare yoktur. Bir büyükelçinin, zorla, nezdine yollanmış olan bir hükümet merkezinde kalması mümkün değildir. Geri çekmek isteğini çok haksız görürse, o da kendi nezdindeki elçiyi geri yollıyabilir. Fakat Amerika'nın bunu yapmak niyetinde ol­madığı anlaşılmaktadır. Yalnız bugünler­de Amerika'nın bu yüzden Moskova'ya sertçe bir izah notası yollaması bekleni­yor. Kennan'm yerine başka bir elçi tâyin edilip edilmiyeceği de belli değildir. Bu, herhalde seçimden sonra ele alınacak bir meseledir.

Nazik Günlere Doğru.

Yazan: Selim Ragıp Emeç

20 Ekim 1952 tarihlî Sonposta'dan:

Sovyetler Birliği hükümeti, Birleşik Amerika'nın Moskova büyükelçisinin do­kunulmazlık hakkını kaldırmıştır. Bu kararını da, Amerika hükümetine bildir­miştir.

Bilindiği gibi memleketlerini yabancı dev­letler nezdinde temsil eden elçilerin bir, dokunulmazlık hakkı vardır. Hukukî ve ananevi bir surette devam edegeîen bu karşılıklı imtiyaza göre, bir elçinin bas­tığı toprak ve ikamet ettiği mahal, kendi memleketi sayılır, ne eşyası araştırıla­bilir; ne muvafakati olmadan İkametgâ­hına girilip tahkikat açılabilir.

Yani, bir elçi, nezdinde bulunduğu memleketin idare ve kaza müesseselerine karşı tamamen imtiyazlı bir vaziyet­te bulunuyor demektir.

Bu imtiyazın ondan alınması,, kendisi­nin, mümessil olarak bulunduğu memle­kette şayanı arzu olmadığı demektir.

Sovyetler Birliği hükümetinin de, Birle­şik Amerika hükümetine Moskova'daki elçisi George Kennan'm dokunulmaz im­tiyazını artık tanımamakta olduğunu bil­dirmesi, bu zatın geri alınmasını iste­diğinin bir ifadesinden başka bir şey de­ğildir.

Sovyetler Birliğini bu suretle harekete sevkeden sebep, izinli olarak bir müddet memleketinde bulunduktan sonra Mos­kova'ya dönmek üzere Almanya'dan geçen M. Kennan'm, burada, basın mü­messilleriyle yaptığı bir konuşmada, Sov­yetler Birliği hükümetinin diplomatik münasebetlere vermek istediği yeni veç­heyi tenkit etmiş olmasıdır..

Filvaki, Sovyetler Birliği hükümeti, bü­tün dünyada kabul edilmiş olan ve mua­hedelerle teyit olunan usuller haricinde, Moskova'daki yabancı elçileri bîr takım kayıtlara tabi tutmaktadır. Esasen bu hal, ötedenberi bir şikâyet mevzuu ol­maktadevamedipgitmektedir.

O derecede ki, elçiler. Rusya'da diledikle­ri gibi serbestçe seyahat edemezler. Da­ha evvel Rus hariciyesini, hareket ve ka­rarlarından haberdar etmek mecburiye­tindedirler.

Ruslar bunu da kâfi görmedikleri için, elçilerin peşine gizli ajanlar takmakta­dırlar. Elçi nereye giderse, bu ajanlar da, onu, bir gölge gibi takip etmektedirler.

Bundan başka, bir elçinin Rus hariciye­siyle teması da bir meseledir.

Meselâ, M. Kennan, Moskova'da bulun­duğu son altı ay zarfında bir çok defalar Rus Dışişleri Bakanı M .Vishinsky ile gö­rüşmek istediği halde ancak bir defa kendisine mülâki olabilmiş, diğer müra­caatları ya cevapsız kalmış, yahut Rus hariciyesinin ikinci veya üçüncü derece erkânı ile görüşebilmiştir.

Amerikan elçisi, Sovyetler Birliği hükü­metinin bu hareketle, Moskova'daki elçi­likleri bir nevi posta ve muhabere me­murluğu derecesine indirdiğini, bundan da, Sovyetler Birliğinin, milletlerara­sı temaslardan kaçınıp sadece devletlera­rası resmî ve soğuk bir münasebetle iktifa etmek arzusunda olduğu mânasını çıkarmakla beraber bunun, aynca İngil­tere, Fransa gibi büyük Avrupa devlet­leriyle Amerikanın arasını açmaya ma­tuf bir manevra olduğuna da işaret et­miştir.

M. Kennan'm geri çağırılması lüzumuna dair Ruslarca ileri sürülen sebep bu be­yanattır. Fakat Birleşik Amerika Cum­hurbaşkanı, Rusların bu talebini kale almamıştır. Esasen yeni Cumhurbaş­kanlığı için Amerika da seçim kampan­yası bütün hararetiyle devam ettiği için M. Kennan'm yerine yeni elçi tâyin edil-miyecek ve kendisi, Atlantik Paktı teş­kilâtında Rus işleri için müşavir olarak Avrupa'da vazife görecektir. Çünkü bu zat, nâdir diplomatlardan biri olarak gayet iyi Rusça bilmekte ve Rusya ah­valine bihakkın agâh bulunmaktadır. Birleşik Amerika elçisiyle temaslardan bu derece kaçınan Sovyetler Birliğinin aynı zamanda, Fransız ve îngiliz elçile-riyle bir müddetden beri görüşmeleri sıklaştırmış olması, âlçi M. Kennan'm işaret ettiği gibi mülâhazaya hak verdire­cek mahiyettedir.

Filvaki Sovyetler Birliği devleti, bilhas­sa, son aylarda şiddetlendirdiği propa-gandaariyle, Amerika'yı dünyanın basını

belâya sokmıya çalışan emperyalist bir devlet olarak tanıtmıya ve Sovyetler Birliğietrafında, eskidenİngilizlerin

yaptığı gibi, geniş bir tecrit kuşağı çevir-miye uğraşır göstermektedir.

Sovyetler Birliğinin bu teşebbüsünü Ame-rîkaya yeni tâyin ettiği büyük elçi Gro-mykonun başkan Trumana itimatname­sini vermesinden birkaç gün sonra yap­ması Amerika ile bir münasebet kesme isteğisayılmaklaberaber esasendevam

eden soğuk harbin büsbütün şiddet­lenmesine sebep olacak mühim bir hadi­se olmak Üzere mütalâa edilmektedir .

Şu halde, Amerikan seçimlerinin rûna-yetlenmesiyle beraber önümüzdeki aylft-nn, milletlerarası münasebetler bakı­mından son derece nâzik safhalar arze-

deceği şüphe götürmez ve bu, îngilis Başbakanı M. Churchürin son iyimser beyanatına rağmen.

image011.gif1 Ekim 1952

—Begrad:

Türkiye ve Yunanistanı ziyaret eden Yugoslav askerî heyeti Başkanı General Pavle yaksiç, dün akşam buraya vardık­tan sonra trenden inişinde beyanatta bulunarakşunlarısöylemiştir:

«Yunanistan ve Türkiye'ye yapmış oldu­ğumuz seyahatimizden bu temasın her üç memleketimiz arasındaki dostane münasebetleri takviye etmiş olduğuna da İr edindiğimiz derin kanaatla avdet edi­yoruz»

Yugoslavya askerî heyeti başkanı, bun­dan başka Yugoslav kurmay subaylarının Türk ve Yunanlı meslektaşlariyle yaptık­ları görüşmelerde müşterek sarunma meselelerinin de bahis konusu edildiğini belirtmiştir.

—Begrad:

Umumiyetle iyi haber alan mahfillerde belirtildiğine göre, Mareşal Tito» kendi-sme İngiltere Başbakanı Churchİll adına Eden tarafından vaki davete cevap ve­rerek prensip itibarıyla İngiltereye git­meyi kabul etmiştir.

Bununla beraber Yugoslav haberler ajan­sına göre, Yugoslav hükümet başkanının îngiltereyiziyarettarihihenüztesbit

edilmemiş, fakat bu ziyaretin herhalde gelecek ilkbahardan önce yapılamıyaca-ğı da taayyün etmiş bulunmaktadır.

Bu hususta diplomatik mahfillerde Ma­reşal Tito'nun 1953 yılında bu ziyareti muhtemel olarak Yugoslav Devlet baş­kanı sıfatiyle yapacağı belirtilmektedir. Filhakika tasarı halinde bulunan ve muh­temel olarak câri yıl sonundan önce ka­bul edilecek olan anayasa İslahatı yenâ seçilecek Cumhurbaşkanının aynı za­manda silâhlı kuvvetler başkomutanı ve yüksek şûra başkanı sıfatını da taşıya­cağını derpiş etmektedir. Yüksek saranın muhtelif komiteleri halen mevcut bsfcsor lıklar yerine hükümet v&zifesinüfa ede çeklerdir.

— Begrad:

Türkiye ve Yunanistan'a yaptığı ziya­retten bugün buraya dönen Yugoslav askerî heyeti başkanı General Pavle Yakçiç bu seyahatini, fevkalâde mem­nunluk verici olarak vasıflandırmış ve gazetecilerin suallerini ezcümle şöyîe ce­vaplandırmıştır:

«Seyahatimiz esas itibariyle sadece flos-tane bir mahiyet taşımakta idi. Fakat bu esnada müşterek menfaatlerimizi ala­kalandıran bir çok meseleleri tabiatiyle görüştük.

General Yakçiç Türk ve Yuanan hsikı tarafından gösterilen yakın Eİâka ve dostluğu Övmüş ve:

Seyahatimizin ileriye doğru atılan bü­yük bir adım olduğu kanaatindeyim. İkinci adımı da Türk ve Yunan askeri heyetlerinin Yugoslavyaya yapacakları seyahatler teşkil edecektir» demiştir.

Tıp aleminde yenilik yaratmak üzere bulunduğu anlaşılan bu nebatı önce Mısır ve Amerika daha sonra muhtelif başka memleketler istemişler ve kendi­lerine bunlardan yeter miktarda gönde­rilmiştir.

İskenderiye'de hastalarına yabanî hıyar menkuunu son tedavi olarak tatbik eden Doktar Chriyssafis çok başarılı neticeler

elde ettiğini bildirmiş • ve günde üç defa bu menkuu alan hastalarında ıstıraptan eser kalmadığım ilâve etmiştir.

Yunanistan ve Amerikadaki kimya la-boratuvarları, ihtiva ettikleri müessir maddeyi tesbit için yabanî hıyarlar üze­rinde tecrübelere başlamış bulunmakta­dır. Anlaşıldığına göre, «Acur adı verilen» yabanî hıyarlarınihtiva ettiğimüessir madde yalnız kanseri tamamiyle şifayap etmekle kalmamakta, aynı zamanda be­şeriyetin tarih boyunca ıstırabını duydu­ğu bu hastalığı kökünden silebilecek kuvvet ve kabiliyetide taşımaktadır.

Manisa ve Balıkesir hâdiseleri belki de gazap yüzünden rahmet tesiri yapar, birdenbire şimşek süratiyle gözümüze çarpan kötü ihtimal ve istidatlar, belki hepimizin birden aklımızı başına geti­rir. Öyle umarız ki Yunanistamn istikrar bakımından şimdiye kadar arzettiği man­zaranın tersine dönmesi ve rollerin değiş­mesi millî bir intibah yaratacak, feci akı­betleri önlemeğe, umumi hayatımızda ahenk ve muvazerfe yaratmağa yol aça­caktır.

Huzur ve istikrar yarışında komşuları­mızın ileri gitmesini candan isteriz. Fa­kat kendimizin geri kalmamıza katîyyen razı değiliz.

Yunan Seçimi

yazan:CavitOral

27 Ekim 1952 tarihlî Ulus'dan:

önümüzdeki kasım ayı seçimler bakı­mından bir ehemmiyet göstermektedir. 4 Kasımda yapılacak Amerikan seçimini 16 kasımda da Yunan seçimi takibede-cektir. Bugünden Amerikan seçimlerinin ne şekilde tecelli edeceği hakkında bir şey söyleneroezse de Yunan seçimi hakkında tahminyürütmekbirazdahakolaydır.

Komşumuz Yunanistanda iki sene zar­fında bu üçüncü seçim olacaktır. İşte çok partili sistemin ve demokratik ida­renin bariz karakterlerinden birisi de seçimlerin sık sık yapılması ve böyle­likle umumî efkârın yoklanması zarure­tidir. Bu zaruret bilhassa parlâmentoda partiler arasındaki fark az olduğu zaman daha çok hissedilir. Son yapılan seçimde iktidarda bulunan general Plastiras ve Ve-nizelos kombinezoniyie muhalefeti teşkil eden general Papagos'un millî topluluk partisi arasındaki üye sayısı pek büyük değildir. 258 milletvekilinden 114 ünü Pa-pagos 131 ini Plastiras - Venizelos kom-hiMBonu, ikisini Çaldaris'in Halk par­tisi, 10 unu komünistlerin desteklediği Eda partisi, birini de köylü partisi ka­zanmıştı. Bu seçim de Papandreous'un demokrat sosyal partisiyle Prof. Suelos'-un sosyal demokrat partisi parlâmentoya hiç bir aza sokamamıştı.

Pakat hâdiseler ve hele iktisadî güçlükler Plastiras - Venizelos kombinezonuna muvaffakiyet şansı vermedi. Bu yüzden iktidar, mütemadiyen Papagos'un genç partsinin tenkidi altında kaldı. İşler bir türlü yürüfcelemedi. Esasen Başba­kan Plastiras'm uzun müddet hasta olması da hükümeti müşkül vaziyette bıraktı. Yunanistanda politikanın istik­rarsız bir durum alması, bu memlekete çok yardımda bulunan Amerikanın dik­kat nazarından kaçmadı. Hattâ bir aralık Amerikan sefiri Yunanistanın müstekar bir hükümete ihtiyacı olduğu tavsiyesindebulundu.

Gerçi Ameriken sefirinin bu tavsiyesi Yunan basınında reaksiyon uyandırdı ve Yunanlılar bunu iç işlerine bir müda­hale sayarak hücum ettiler. Bununla be­raber hükümet de Yunanistanın muhtaç olduğu icraatıgösteremedi.Muhalefet

bu halden istifade etti ve nihayet öyle kritik bir durum meydana geldi ki ik­tidar kombinezonu yeni bir seçime git­mekten başka bir çare bulamadı. Şimdi 16 kasımda seçimler yenilenecektir. Bu­nun için tarafsız bir hükümet seçimleri idare etmek üzere işbaşına getirilmiş­tir. Bu hükümeti kuran da Yunanista­nınenyüksekhâkimidir.

Ancak seçimin ne netice vereceği ve hangi partinin kazanacağı ve hangi partinin yine ortadan kaybolacağı belli değilse de Papagos partisinin daha çok şansü olduğu görülmektedir. Çünkü Veni-zelos'un liberal partisinde daha şimdiden Çözülme başlamıştır. Geçenlerde bu par­tinin 10 dan fazla tanınmış şahsiyeti Papagos'un partisine geçmiştir. Yuna­nistamn bir hususiyeti de partilerin bir Meselâ 1950 seçimlerinde Caldaris'İn anda var oiud bîr anrîa vok olmalarıdır. Halk partisi oldukça kuvvetli idi. HaKnı-ki son seçim de parlâmentoya ancak iki üye sokabildi. Buna mukabil Papagos'un partisi kısa zaman da kuvvetlendi, Yunanistandaki politik havaya bakılırsa bu defa da liberallerin durumu çok sar­sılmışa benziyor ve Plastiras - Venizelos kombinezonunun pek kuvvetli bir netice vereceği zannedilmiyor. Yalnız bu yeni se­çim değiştirilen bir seçim sistemine göre yapılacaktır. Yunanistan da nispi temsil usulünden vazgeçmiştir. Acaba yeni se­çim sisteminin faydası olacak mıdır?.

Kore hakkında ne söyliyeceği he­nüz bilinemez. Zira Amerika müşterek bir hareket hattı tesbit etmek üezere Birleşmiş Milletlerin Kore'de asker bu­lunduran diğer üyeleriyle istişareler yap­maktadır.

Diğer taraftar- Acheson'un hareket tar­zı, Panmunjom'da Birleşmiş; Milletler ta­rafından yapılan son tekliflere Koreli ve Çinlilerin verecekleri cevaba bağlıdır. Acheson, bu cevabı öğrenmeden hiç bir şey yapmıyacaktır. Bu cevap menfi olur­sa Amerikan Dışişleri Bakanının komü­nistlere son bir ihtarda bulunması ç»k mümkündür. Bu takdirde mütareke mü­zakerelerine son verilmesi düşünülebile­ceği gibi Çin sahillerinin ablukası ve Mançurya'nm bombardımanı hususları da pekala bahis mevzuu 'olabilecektir. Bununla beraber bu fevkalâda tedbirlere ancak müzakerelere devamdan bir fay­da çıkmıyacağına kanaat getirildikten sonra başvurulacağına Amerikan çevre­lerindeişaretedilmektedir.

Acheson her şeyden evvel Birleşmiş MilletlerasamblesikürsüsündeKoreli

ve Çinli komünistlere ve Sovyetlere son bir ihtarda bulunacaktır.

— Washington:

Haftalık basm konferansında beyanat­ta bulunan Dean Acheson, orta doğuda

bir komutanlık ihdası bahsinde Amerikan hükümetinin görüşlerinin İngiltere'nin görüşlerine tetabuk ettiğini bildirmiştir. Acheson, dğer taraftan, Birleşik Ameri­ka hükümetinin Arap memleketlerini bu

susta mütalâalarının alınmasını temenni ettiğini belirtmiştir.

Bir suale cevap veren Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı, Londra hükümetinin düşündüğü tarzda bir orta doğu komu­tanlığı ihdasına dair projelerin yakın bir gelecekte kati bir şekle sokulabilece­ğini sanmadığınısöylemiştir.

Acheson, Birleşik Amerika hükümetinin görüşlerini Londra hükümetine bildirdi­ğini ve bunların İngiliz hükümetinin gö­rüşleriyle tetabuk ettiğini belirtmiştir. Sözlerine devam eden Acheson. diğer hü­kümetlerin İngiltereye bu husustaki mu­vakkat mahiyetteki görüşlerini bildirdik­lerini fakat bazı hükümetlerin de bu me-

seleler hakkında hiç bîr mütalâada bu­lunmadıklarını bildirmiştir.

2 Ekim 1952

— Michigan:

General Eisenhower, Michigan'da verdi­ği bir nutukta, demokrat partinin, dış po­litikada elde edilen bütün iyi neticeleri kendi eseri imiş gibi göstermesi ve mu-vaffkıyetsizliklerin mesuliyetini de Cum­huriyetçilere atfetmesi yoluna gitmesini tenkid etmiştir.

General Eisenhower, Cumhuriyetçi par­ti mensupları arasında müşterek güven­lik mefhumu için tatbiki en muvafık görülecek usul bahsinde ihtilâflar mev­cut olduğunu kabul etmiş ve demiştir ki: «Vakıa bu ihtilâflar mühimdir, fakat bunlar önüne geçilemez ihtilâflardır ve infiradcılık prensipi artık siyasi bir kuv­vet olmaktan çıktığı için bu ihtilâflar zararsızdır.»

Bundan sonra mecliste ve ayanda Cum­huriyetçi parti üyeleri tarafından verilen oyları mesnst ittihaz ederek sözlerine devam eden General Eisenhower, Cum­huriyetçi partinin,harbin başmdanberi

muhalefette kalmış olmakla berare dış politikada elde edilmiş olan müspet ne­ticelerinde faal iştirakinin bir hissesi bu-undugunu söyleniştir.

CumhuriyetçilerinCumhurbaşkanlığı adayı sözlerineşöyle devam etmiştir:

«Şimdiki devre dış dünyaya kendimizi müttehit bir cephe olarak göstermemizi iktiza ettiriyor. Muhtemel düşmanlarımı­zın, bizi ihtilâf halinde gayelerimizde ka rarsız ve hareketlerimizde azimsiz zan­netmelerine meydan vermemeliyiz. Dost­larımız da politikamızın devamlılığına itimat edebileceklerini bilmelidirler. Ge­neral Eisenhower sözlerini şöyle bitirmiş­tir:

«Cumhurbaşkanlığına seçildiğim takdirde demokrat partinin parlâmento şefleriyle işbirliği yapmak ve dış politikamızın te­melinin kurulmasına onları hakikî bir ortak yapmak bir gayem olacaktır.»

— Sprinfield:

«Stevenson gönüllüleri» adındaki teşki­lâtın müdürü dün beyanatta bulunarak, Cumhuriyetçilerinbirsürüradyofonik ve televizyon yayınlan için 2.000.000 dolar sarfetmeğe karar verdiklerini bildirmiş­tir.

Gayetkısa olacak olan buyayanlar her saatte bir 96 televizyonistasyonu ile 244

radyoistasyonunda birden yer alacak­tır.

Teşkilâtın müdürü, bu metodu «ticarî bir usul diye vasıflandırmış ve Cumhuri­yetçilerin kendi adaylarını halka tıpkı sabun, diş macunu ve çiklet satar gibi kabul ettirmek istediklerini söylemiştir. Bu siyasî programlar bilhassa kilit eya­letler olarak addedilen 12 Amerikan eya­letine hitaben yayınlanacaktır.

Spokar.e. - Washington eyaleti:

B2Skan Truman, dün burada söylediği bir nutkunda, General Eisenhower'in Cumhuriyetçi partinin «eski hizbi» ya­ni partinin ultra - muhafazakâr ve te-

cetrüd taraftarı cenahının elinde oyun­cak haline geldiğini ve böylece Krem-lia'in işini kolaylaştırdığını beyan et mistir.

Başkan Truman nutkunda şunları söyle­miştir:

«Cumhuriyetçi parti, memleketin müda­faası zımnında demokrat idare tarafın­dan arttmlan vergilerin Amerika için çok. ağır olduğunu beyan etmektedir. Bu parti, vergilerin o kadar yüksek olduğu­nu ileri sürmektedir ki, bunlar, Cumhu­riyetçilerin kanaatince, bünyemizi tah­rip etmekte ve binnetice savunma prog­ramımızın yükünü taşıyamıyacak bir ha­legetirmektedir.

Eğer bünyemizi ve kendi kendimizi ha­kikaten yok etmek istiyorsak, bunun en iyi çaresi muhtemel mütecavizleri onları durdurmak için lüzumlu olan şeyi temin imkânlarına sahip olmadığımıza kendile­riniinandırmaktır.

Milli savunmamız için muayyen bir pa­radan daha fazlasını sarfetmege muk­tedir olmadığımızı bildirmekten daha iyi bir davetiyenin Kremlin'e gönderile­bileceğini acaba hayalinizden geçirebilir-misiniz?»

Başkan Truman, General Eisenhower-' in prestijini sarsmak için girişmiş olduğu faaliyete dün de hiç ara vermeden de­vam etmfş ve trenin her tavakkufunda

hücum taktiğini değiştirerek konuşma­lar yapmıştır.

Başkan Truman bu arada Montana'da yaptığı konuşmada, Cumhuriyetçi parti «generaller partisi» dir demiş ve şunları ilâve etmiştir:

«Cumhuriyetçilerin elinde general mo-tors, general Electric, general Foods gibi teşekküller vardır. Bundan başka general Mac Arthur, general Martin (Yani Pen-

süvanyalı ayan üyesi Marti), general Wedemeyer de bu partiye mensupturlar. Son olarak Cumhuriyetçi partinin baş-Son olarak Cumhuriyetçi partinin baş­kanlık namzedi de beş yıldızlı bir gene­raldir.

Böylece görüyorsunuz ki, Cumhuriyetçi­lerde pek fazla general vardır. Fakat bu husus, ikinci sınıf bütün askerler Adlai Stevenson'a rey verdikleri tak­dirde, demokratların seçimi kazanmasına mâni olamıyacaktir.

3 Ekim 1952

— Canberra:

Montebello'da yapılan atom tecrübesin­de Avustralya adına müşahid olarak bulunmuş olan Prof. Ernest Titterton, tec­rübelerden evvel Avustralya radyosun­da yaptığı bir konuşmada bu tecrübe­nin henüz bir başlangıç olduğunu ve bunu diğerlerinin takip edeceğini sâyle-miştir.

Yeni Meksika'da temmuz 1945 te ve Biki-ni'de ağustos 1946 da yapılan tecrübeler­de hazır bulunmuş olan Titterton, bu de­fa Montebello'da yapılmış olan tecrü­belerin bundan evvelki Amerikan tecrü­belerinin büyük ölçüde bir benzeri oldu­ğunu söylemiştir.

Bununla beraber Avustralyalı müşahit, Eikini'deki tecrübelerde birçok gemilerin hedef olarak kullanıldığını ve tecrübelere binlerce bahriyelinin niştirak ettiğini be­lirtmiş ve halbuki bu defakî tecrübeler­de gazeteciler, siyasî şahsiyetler ve Bir­leşmiş Milletler temsilcileri müstesna olmak üzere, yalnız lüzumlu personelin bulunduğunaişaretetmiştir.

Titterton, bu defa yapılan Montebollo tecrübelerinin Eniwetok'daki gibi tama­men fennî esaslar üzerine hazırlanmış olduğunu bildirmişve yeniMeksika'da

yapılmış olan ilk tecrübelere ait ha­tıralarını naklederek bu tecrübelerde ha­zır bulunan âlimlerin kendi aralarmda-infilâkin kudreti hakkında bahislere tu­tuşmuşolduklarını anlatmıştır.

—Nevyork:

Demokrat parti başkan namzedi Adlai Stevenson bugün Ohio'da Cincinati'de Demokrat Partinin tertiplediği öğle ye­meğinde söylenmek üzere hazırladığı nutkunda şöyledemektedir:

Başkanlık namzetliği için Cumhuriyetçi rakibim, general Eisenhower, partideki bütün inhiratçıları desteklemede ve yar­dımlarını istemektedirler. Yeni infiratçı­lık yeni elbiseler giyinmiş, yeni diller kul­lanmaktadır. Bu hal, 1920 deki köhne in­firatçılık kadar tehlikelidir. Yeni infirat­çılar partiyi hükümleri altına almak mü­cadelelerinde hiç bir şeyden yılmamış­lardır. Paraları var. Teşkilâtları vardır. Cumhuriyetçi başkan namzedi, onların yardımlarını arıyor ve taleplerine boyun eğiyor.»

4 Ekim 1952

—Washington:

Washington daki diplomatik ve siyasî çev­relerde, Kennan meselesinden sonra birle­şik Amerikanın ne gibi tedbirler alacağı merak edilmektedir. Dışişleri Bakanı baş­lıca müşavirlerini bu sabah Washington'-

da toplantıya çağırmıştır. Diğer taraftan Rusya İşleri mütehassısı Charles Boh-len ise Kennan ile görüşmek üzere îsviç-reye hareket etmiştir.

Bundan başka Pasifik kıyısında seçim ge­zisine çıkmış olanBaşkanTruman da

Washington'la daimi telefon temasında bulunmaktadır.

Bununla beraber Kennan'in derhal geri çağırılması talebine karşı Birleşik Ame­rika'nın, Moskova'ya enerjik bir protesto notası göndereceğine de muhakkak na­zariyle bakılmaktadır.

—- Nev-York: .

Birleşik Amerika başkanlık namzetlerine bir seri tıbbı sualler soran haftalık «This Week» mecmuası bugünkü nüshasında «General Eisenhower ve vali" Stevenson'un

sıhhatleri mükemmeldir» demektedir. Stevenson'un cevaplarındananlaşıldığına göre demokrat adayın sinirleri normaldir ve maddi bir ıstırabı en ufak heyecan ifa­desi göstermeden çekebilir.

İke'm cevaplarına gelince Eisenhower ço­cukluktaki normal hastalıklar dışında ciddî bir hastalık çekmemiştir, dişleri sağlamdır vesağırdeğildir.

Diğer taraftan bildirildiğine göre her iki adayın vücudu da şişmanlamağa meyyal­dir ve sıhhatlarmı korumak için her iki­si de yediklerine dikkaı etmektedirler. Her iki aday da sevdikleri sporla ciddî şekilde meşgul olmaktadırlar. General golfvevalidetenisitercihetmektedir.

—Washington:

Demokrat parti cumhurbaşkanı yardım­cısı adayı ayan üyesi John Sparkman son on sekiz senenin vergi beyannamele-rni açıklamıştır.

Bu açıklamadan anlaşıldığına göre Sparkman son sekiz sene zarfında cem'-an 89497 dolar kazanmıştır.

Beyannamelere göre Sparkman'm geliri­ni teşkil eden Parlâmentodan aldığı taz­minat ve Alabama'daki çiftlik ile evi­nin kirasından gelen paradır.

Sparkman karısının vergi beyannamele­rini açıklamayı reddetmiştir.

—Washington:

Büyük elçi George Kennan meselesini yorumluyan buradaki siyasî çevrelerin kanaatince, bu hâdise, İkinci Dünya Harbini müteakip Savyet Rusya ile Amerika arasındaki münasebetlerde kay­dedilen gerginliğin en şiddetlisinin yer almasınasebepolabilir.

Rus - Amerikan münasebetlerinin kesil­mesine kadar gidilemiyeceği tasrih edil­mekle beraber Birleşik Amerika'nın bun­dan böyle Moskova'ya büyük elçi tâyin etmemesinin ihtimal dahilinde olduğu belirtilmektedir.

Bilindiği gibi şimdiki halde vaziyet şu­dur:

George Kennan, Rus hükümetince, iti­mada lâyık olmıyan şahıs, olarak vasıf­landırılarak geri çağırılması talep edil­miştir. George Kennan, hâlen Batı Avru-

image012.gifpada bulunmaktadır. Birleşik Amerika hükümeti istişarelerde bulunmak üzere kendisini Washington'a davete karar ver­miştir.

Şimdiki halde Rusya'ya karşı aynı şekil­de hareket ederek Sovyet Büyük Elçisi Zaroubin'in geri çağırılmasının talep edilmesi mevzuubahis edilmemektedir.

Bilindiği gibi Büyük Elçi Zaroubin iki hafta evvel Başkan Truman'a itimad-namesini takdim etmişti.

İran'ın kendi petrollerini inhisar esasından başka herhangi bir esas dahi­linde satmakta serbest bulunduğu keyfi­yeti.

30 Ağustos tarihli notamızın muhtevi bu­lunduğu tekliflerde bu üç noktanın gözö-nünde tutulmuş olduğuna samimî su­rette kaniiz. İran'ın bu teklifleri nasıl telâkki etmekte olduğu hakkında bir hü­kümde bulunmaksızın bunların yanlış anlaşılmış olduğundan dolayı teesürleri-mizi izhar ediyoruz.



image013.gif11 Ekim 1952

—Nev - York:

Cumhuriyetçilerin başkan muavini adayı Ayandan Richard Nixon • pazar günü Nev - York'ta yaptığı bir konuşmada şunlarısöylemiştir:

«Birleşik Amerika'nın Polonya'ya kurtu­luş gününün geleceği ümidini vermesi lâzımdır. Polonya'ya kurtuluş ümidini ancak, komünist esaretini teşvik etmiş olan Yalta anlaşmalarını tamamen red­detmek suretiyle verebiliriz.

Nixon bu beyanatı aslen Polonyalı olan Amerikalıların her sene Nev -York'un 5 nci caddesinde yaptıkları bir geçit res­mi esnasında vermiştir.

—Washington:

Dışişleri Bakanı Dean Acheson, İran Başbakanı Musaddık'a îran petrol me­selelerinin halli için îngiltere ve Ame­rika tarafından yapılan tekliflerin yanlış anlaşılmış olduğunu bildirmiştir.

îngiliz ve Amerikan teklifleriniredde­denîrannotasına Acheson'uncevabî notası, Amerikan Dışişleri Bakanlığı ta­rafından pazar günü neşredilmiştir.

Bu notada bilhassa şöyle denilmektedir: «Biz îran hükümetinin ittihaz etiği ha­reket hattından her türlü müzakerenin şu üç noktayı gözönünde tutmak sure­tiyle . yapılması lâzım geldiğini anlamış bulunuyoruz:

— Petrol endüstrisinindevleştirilmişbulunduğu keyfiyeti,

— Petrol endüstrisinin idaresinde îranın tam istiklâle sahip bulunduğu keyfi­yeti,

7Ekim 1952

—Sprinfield - İllinois:

Seçim Kampanyasının son turnesine bu­gün baslıyacak olan demokrat partinin başkanlık adayı vali Stevenson, Detroit'-te söyliyeceği ilk nutkunda umumiyetle kominizmden bahsedecektir.

Demokrat parti adayının müşavirlerine göre vali Stevenson nutuklarının edası­nı daha ziyade kuvvetlendirmek ve böy­lece Cumhuriyetçi rakipleriyle tamamen siyasî bir mücadeleye doğrudan doğruya girişmek tasavvurundadır.

Bu müşavirler, vali Stevenson'un dahilî ve milletlerarası büyük meseleler üzerin­deki görüşlerini kâfi derecede izah etmiş olduğu ve bundan böyle adeta Başkan Truman'm takip etiiği usul üzere Cumhu­riyetçi adaylara doğrudan doğruya hü­cum edeceği kanaatindeöirler. Bahis ko­nusu müşavirlerin tahminince, bu usul sayesinde Demokrat Parti, bugüne kadar

seçim propagandacılarının sarfettikleri gayretlere pek az mukabele etmiş bulunan işçikütlelerininoylanmkazanacaktır.

8Ekim 1952

—Glorado Springs:

Başkan Truman, dün beyanatta buluna­rak bir ân için General Eisenhower'in başkanlığa muktedir olduğuna inanmak­la büyük bir hata işlediğini söylemiş ve Cumhuriyetçi parti adayının inandığını zannettiği bilcümle dış siyaset ve milli savunma prensiplerine ihanet ettiğini ilâve eylemiştir.

Başkan Truman, bundan sonra kendisini dinlemeye gelen halka, atom bombasının

227 - 12

image014.gifkullanılıp kullanılmaması hususunda bir karar vermek mevkiinde bulunmanın ne müthiş bir mesuliyeti mucip olduğunu be­lirtmiş ve şöyle demiştir:

«Bu karan ve bunun gibi diğer birçok müşkül kararlan alacak adamın her türlü siyasî tazyiklere mukavemet edebi­lecek kabiliyette bir kimse olması icap eder.»

Başkan Truman, General Eisenhower'i «Korede'ki ölüleri kullanmak» ve «Kore harbine sebep olan hatalardan bahset­mek suretiyle oy kazanmağa çalıştığını beyan ederek sözlerine son vermiştir.

— Washington:

Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Dean Acheson, Amerikan maslâhatgüzan King'-in Pragda Polis müdürlüğüne gidererek, mahpus bulunan Amerikalı gazeteci William Otis ile görüştüğünü ve sıhhati­nin iyi olduğunu bildirdiğini bugün açık­lamıştır.

Bilindiği gibi, Otis, .sözde casusluk suçu ile 23 nisan 1951 de komünist Çekoslavak-makamlan tarafından hapse mahkûm, edilmişti.

— Washington:

Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Dean Acheson, bugünkü basın toplantısında, Birleşmiş Milletler kuvvetleri, kızılları Kore'de mütarekeye yanaşmağa razi et­mek için askerlerin hayatlarını alış veriş mevzuu yapmıyacaktır, demiştir.

Birleşik Amerika'nın mütareke müzakere­lerine ara verilmesi hususundaki talebi hakkında mütalâada buluan Dean Ache­son sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Kızıllar, mütareke masasını, kötü ve sah­te propaganda için bir ' tecrübe tahtası olarak kullandıkça, müzakerelere devam faydasızdır. Mamafih şurasını belirteyim ki, Birleşmiş Milletler müzakerelere ha­zırdır ve harb esirleri meselesinin dürüst bir şekilde halli yolunda mütaaddit tek­liflerimizden herhangi birisini kabul eder veya kendileri yapıcı bir teklif ileri sü­rerlerse, komünist murahhas heyetiyle görüşeceğiz.

Birleşmiş Milletler, bütün esirlerin, eski yurdlarma dönmek veya diğer memleket­lerde hür olarak kalmak isteyip isteme­melerihususundamuhtarbulunmaları

gerektiği noktai nazarmdan asla caya­cak değildir. Harb esirlerinin arzularına rağmen geldikleri yerlere dönmeğe zorlan­mamaları prensipinde uzîaşmıya yanaş­mayacağımızı ■ söylemiştik. Yanaşma-maya devam edeceğiz.

Birleşmiş Milletler müzakere heyeti baş­kanı General William Harrison'un görüş­melere dün müddetsiz olarak ara verilme­sini istemesi mütareke hususunda ümit­lerimizi kaybettiğimize delâlet etmez, ko­münistler, Birleşmiş Milletler komutanlı­ğının durumunun sağlam, iyi ve yolunda olduğunu kabul etmek zorundadırlar. Komünistler şunu da teslim etmelidirler ki, yapılacak olan Kore sulh ümitleri ile oynamaya devam edemezler. Harb esiri meselesinin insanî surette hal yolunun bulunabileceğine ve bunun Panmım-jom da mümkün olabileceğine inanmakta­yız».

Dean Acheson, Fransa'nın hâmisi bulun­duğu Güney Afrika memleketleri ile olan münasebetlerinde herhangi bir müdahale­ye Fransa kabinesi tarafından verilen mukavemet kararı hakkında bir mütalâa­da bulunmaktan çekinmiştir.

— Birleşik Amerika:

General Eisenhower'e kaişı hücumlarına devam eden Başkan Truman bugün îowa'da Shanandcah'tan geçerken demiş­tir ki:

«Cumhuriyetçi aday çiftçilerin zekâsiyle alay etmekte ve kendilerine hakarette bulunmaktadır. General orduda geçirdi­ği 40 sene zarfmda Amerikada neîer ol­duğunu bilmez.»

Başkan Truman dün Denver'den geçer­ken yaptığı konuşmada, General Eisen-hower'in 1948 senesinde yaptığı bir ko­nuşmada, hayatının büyük kısmını si lâhlı kuvvetlerde geçiren bir kimsenin Birleşik Amerika başkanlığı vazifesini ifa edemiyeceğini, söylediğini belirtmiştir.

10 Ekim 1952

— Washington:

Cumhuriyetçi parti idare komitesi başka­nı Arthur Summerfield, dün Demokrat Partinin cumhurbaşkanlığı adayı Steven-son'un rakibi General Eisenhower aley­hine yaptığı beyanatı şiddetle tenkit et­miştir.

Milletlerdeki Amerikan tebaası bir çok memurların komünizm taraftarı ol­duklarını belirtmekte ve bu şahısların Birleşik Amerika Emniyeti için mühim bir «Tehlike» teşkil ettiklerine işaret et­mektedir.

Alexander Wiley, Birleşmiş Milletler Genel sekreterliğinden, komünizme meyli olan Amerikan memurların işine son ver­mesini talep etmekte ve şu noktalara temas eylemektedir:

«Şüpheli şahısların Birleşmiş Milletler Genel sekreterliğinde bulunmalarını gör­mekten Amerikan halkı ciddi bir memnu­niyetsizlik içindedir ve bu hususu Bir­leşmiş Milletlerin başlıca resmi ma­kamlarına bildirmek vazifemdir.

Birleşmiş Milletler nezdinde komünizme meyletmiş Amerikan memurlann bulunu­şu ne bir zamandan ibarettir ve ne de hayal mahsulü bir fikirdir. Bilâkis bu husus emniyet teşkilâtına mensup en yük­sek şahsiyetlerin yaptıkları tahkikat so­nunda açıklanmıştır.

Bundan bir hafta evvel Dışişleri Bakan­lığına müracaatta bulunarak bu hususta rapor talep etttim. Fakat halâ tale-"bime bir cevapalmış değilim.

cevabı hazırladığını söyle­miş ve sözlerine şunları ilâve etmiştir: «İran çok alicenap davranmıştır. Teklif­lerimiz kabui edilmezse o zaman bir şey­ler yapmak zorunda kalacağız. Bunların neler olduğunu daha sonra açıklayaca­ğım.»

Kâşani, ayrıca Sovyet hükümetinin Ha­zar denizindeki balıkçılık tesislerini İ-ran'a iade etmeğe hazır olduğunu söyle­miştir.

15Ekim 1952

—Tahran:

Başbakan Musaddık, dün akşam Meclis başkanından parlâmentoyu önümüzdeki perşembe günü âdi bir tolantıya davet etmesini istemiştir.

Başbakan, İran tekliflerine İngiliz ceva­bından sonra hükümetin takip edeceği siyaset hakkında parlâmentoya önemli beyanatta bulunacak ve muhtemel olarak Tahranda meydana çıkarılan devletin emniyetine karşı tertiplenmiş komplo hakkındaizahat

verecektir:

16Ekim 1952

—Tahran:

İran Başbakanı Doktor Musaddık bugün radyo ile İran halkına hitapta buluna­rak, İngiltere ile siyasî münasebetleri kesmeğe karar verdiğini, zira, bu memle­ketle siyasî münasebetler idameetmekle

İranın hiç bir kazanç elde etmediğini söylemiş, fakat bu halin daimî olmaya-* bileceğine de işaret etmiştir.

Doktor Musaddık sözlerine şöyle devam etmiştir:

«İngiîiz makamlarının hatalarını teslim edeceklerini umarım. Bu suretle siyasî münasebetler yeniden intizama girdikten sonra, her iki memleket dostane müna­sebetler kurabilecek ve işbirliği yapabile­ceklerdir.

—Tahran:

İranda İngiliz Büyük elçiliğinde çalışan ve hususî ticaret işleri yapan, 250 İngi­liz vatandaşının kadın ve çocuklar dahil, yakında hareket hazırlıklarına başlaya­cakları sanılmaktadır.

Tahralıdaki İngiliz-îran enstitüsünün de faaliyetini tatil ile kapılarını kapaması beklenmektedir.

Löndrada bulunan İranlılar arasında Maslahatgüzar ve Büyük elçillikte vazife gören altı subay vardır. Ayrıca bin kadar talebe İngılterede tahsillerini yapmakta­dır.

17 Ekim 1952

—Tahran:

Parlâmento petrol komisyonunun beş ü-yeden müteşekkil tâli komitesi, dün gece Başbakan Musaddık'm evinde toplanmış v.e Dışişleri Bakanı Hüseyin Fatimi de bu toplantıda hazır bulunmuştur. İçtima, 2 saat devam etmiştir.,

Görüşülen meselelere ait hiç bir beya­natta bulunulmamıştır. Bununla beraber toplantıya iştirak edenlerin Başbakan ile birlikte İngiltere ile münasebetlerinin kesilmesine mütedair olarak takip edile­cek usulütetkikettiklerisanılmaktadır.

—Tahran:

Bu sabahki İran basını, İngiltere ile münasebetlerin kesilmesi hakkında Baş­bakan Musaddık tarafından alman ka­rarı umumiyetle tasvip etmektedir.

Tudeh Partisine mensup gazeteler, gere­kirse Amerikalılarla dahi münasebetlerin kesilmesiniistemektedirler.

İngiliz Büyükelçiliğinden bu sabahbildibulun­maktadır.

Petrol Dâvası

YazanAhmetŞüfera Esmer:

U FMm. 1952 tarihli Ulös'dan:

Br. Musaddık İngiltere ve Amerika'ya yolladığı yeni bir nota ile petrol anlaş­mazlığını görüşmek için Anglo-îranian Şirketini temsilci göndermiye davet et­mektedir. İngiltere'nin, bu fırsatı kaçır-mıyarak, derhal temsilci yollamasını şir­kete telkin edeceği umulmaktadır. Dr. Musaddık tazminat ödemeyi kabul edi­yor ve bu dâvayı Anglo-Amerikan tekli­fi gereğince, Lahey Mahkemesinin ha­kemliğine bırakıyor. İleri sürdüğü bir şart daha Önceki notada istenilmiş olan kırkdokuz milyon İngiliz lirasından yirmi milyonunun peşin olarak Ödenmesidir. Bu para Lahey Mahkemesinin vereceği karara göre mahsup edilecektir. Eğer Şirket borçlu çıkarsa üstünü de ödiye-cek. Alacaklı çıkarsa, İran şirkete bu borcunu petrol ile ödiyecektir.

Musaddık'ın teklifi, müzakereye girmek için ileri sürülmüş bir zemin hazırlığın­danibarettir.Nihaîdeğildir.Müzakere

başladıktan sonra, peşin olarak tediye edilecekrakamdahadaazaltılabilir.

Nasıl ki, Musaddık'm kendisi, 49 mil­yondan yirmi milyona inmiştir.

î'tk teklif:

Bilindiği gibi ilk teklif, ağustos ayının başlarında Musaddik'tan gelmişti. Lahey Mahkemesinin İngiltere aleyhinde karar verdiğini gören Musaddık, Anglo-îranian Petrol şirketini müzakereye davet etti. Musaddık'm şirketi davet etmesi, Lahey Mahkemesi tarafından verilmiş olan kararın mantıkî neticesi îdi. Zira mah­keme petrolün devleştîrilmesi meselesi­ni, dahilî bir iş olduğuna ve îngiltere-nin buna müdahaleye hakkı olmadığına Karar vermişti.

Musaddık şirket temsilcilerini beklerken, karşısına Truman ve ChurchiU çıktı. Anglo-Amerikan liderleri, şu teklifte bu­lunuyorlardı:

1 — Tazminat meselesinin Lahey Adalet Divanına götürülmesi.

2 — Amerika tarafından İran'a on milyon dolar borç para verilmesi.

3 — Petrolün tevziinde Anglo-İranian Şirke­tiyle işbirliğine girişilmesi.

Bu teklif İranlıları sinirlendirmiştir. Zira «işbirliği» bahanesiyle Anglo-îrani­an Şirketinin tekara İrana sokulacağın­dan korkmuşlardır. Bir de teklif edilen on milyon dolar çok azdı. Bu sinirlilik­te Truman - ChurchiU teklifinin yanlış anlaşılmış olması da bir âmil olmuştur. Sonra izah edildiği gibi Anglo-îranian zorla İrana girmek niyetinde değildir. Trujnan'm on milyon dolar teklif et­mesi de Başbakanın bütçe ile kayıtlı olmasındanilerigelmiştir.

İkinci teklif:

Bu sinirlilik azıcık sakinleştikten sonra Musaddık, ikinci ve daha etraflı teklifini yapmıştır. Hülâsası şu idi:

— Tazminat meselesinin Lahey AdaletDivanına havalesi.

—AdaletDivanıyanlızşirketeaittesislerin devletleştirilmesinden doğan za­rarlarıtesbitedecektir.Bunundışındaşirkettarafındanilerisürülecekbaşkazarar iddialarını itibara almıyacaktır.

— İngiltere'nin iktisadiablukasındandoğanzararlar itibara alınacaktır.

— Şirket, İran hükümetine derhal 49milyon İngiliz lirası tediye decektir. Bupara Lahey Mahkemesi tarafından veri­lecekkararagöremahsupedilecektir.Şirket borçlu çıkarsa, üstünüÖdiyecek.Alacaklı çıkarsa İran şirkete borcunu petrol ile Ödiyecektir.

İşte Musaddık tarafından yollanan nota­dakiteklifbundanibaretti.Bu. teklife

Eden cevap vermiştir. İngiliz Dışişleri Bakanı teklifin teferruatına dokunma­mış, yalnız Truman - Churchill mektu­bunu izah ederek, endişeye yer olmadı­ğını bildirmiştir. Eden diyor ki «teklifi­miz İran petrol sanayiini devleştirmek keyfiyetini tanımazlık etmemekte ve 1933 imtiyazının yeniden canlanmasını hedef tutmakta idi. Petrol fiyatından asla bahsetmedik; çünkü bu mesele hü­kümetler arasında değil alıcı ve satıcı arasındagörüşülecekbirmeseledir.

Yumuşıy2n hava:

Eden'in mektubu gelmeden, Musaddık ingiltere ile siyasî münasebetlerin kesil meşinden bahsediyordu. Mektup havayı hayli yumuşattı. Bunun üzerinedir ki Musaddık sonuncu notayı yoilıyarak, şirketi görüşmiye davet etmiştir. Bu no-taîaşmanm en belirli neticesi bir taraf­tan İngiltere'nin devletleştirme muame-sini tanıması, öte taraftan da İran'ın tazminat meselesini Lahey mahkemesi-ne götürmiye razı olmasıdır.

Gerçi şart olarak Musaddık yirmi mil­yon liranın ödenmesini istiyor Fakat üu, önce istenilmiş olan 49 milyonun yarı­sından da .daha azdır. Kırkdokuz mil­yon lirayı Ödemeyi de Anglo- İranian Şirketi, 1949 da hazırlanmış olan bir sözleşme ile kabul etmiş bulunuyordu. Yani bu 49 milyon Musaddık'ın icadet-tjği bir rakam değil 1949 yılında İran hükümetiyle şirket arasında yapılan müzakerelerden sonra üzerinde mutabık kahnmış bir meblâğdır. Gerçi İran bu sözleşmeyi tasdik etmemiştir. Fakat Musaddık ta bu parayı, mahsubu sonra yapılmak üzere istemektedir. Hakem ka­ran şirketi alacaklı çıkarırsa, borç İran tarafından ödenecektir. Garantisi de Anglo - îranian'ca çok makbul olması lâzımgelenpetroldür.

Münasebetlerin Kesilmesi

18 Ekim 1952 tarihli Yeni Sabah'dan:

İran Başbakanı Dr. Musaddık, İran mil­letine radyo ile yayınladığı bir buçuk saatlik nutkunda, İngiltere ile mevcut siyasî bağları kesme kararını bütün dünyaya ilân eylemşitir. Musaddık, bu demeçte bulunmadan evvel de Şah ta­rafından kabul edilmiş ve üç saat kadar mufassalbirmülakattabulunmuştur.

Evvelce verilen karara göre Musaddık, İran Millet Meclisini olağanüstü, bir toplantıya çağırarak o celsede, bu ka­rarı bildirecek ve Meclisin de muvafaka­tini alacaktı. Fakat son dakikada, Mec­liste müzakere nisabını sağhyacak bir çoğunluk toplanamadığından, radyo ka-nalîyle, dünyanın haberdar edilmesi yolu tercih olunmuştu. Mister Çörçil ve Eden de haberi, Londradaki Türk sefaretinde Başbakanımız şerefine verilen bir ziya­fete iştirak eyledikleri bir sırada almış­lardır.

Tahran'daki ■ İngiliz Maslahatgüzar^ (Sefir îngilterede mezundur.) yakında İrs nı terkedecek, Londra'daki İran sefiri de Büyük Britanya'dan ayrılacaktır. İran­da sayısı 250 yi geçen İngiliz tabaasmm da İranıbırakacakları haber veriliyor.

Siyasi münasebetlerin kesilmesi, İngiliz-Iran münasebetlerinin düzelmesini kolay­laştıracak bir hareket olarak asla kabuî edilmez. Musaddık, bugüne kadar konuş­ma, temas, tavassut ve. bin türlü şekil ve surette faydalanma yolunu tutmuştu. Emlâk ve tesislerine elkonulan şirket ve onun arkasındaki İngiliz hükümeti de sert bir harekete geçerek, siyasî müna­sebetleri kesmek teşebbüsünde bulunma­mışlardır. Binaenaleyh notalar teati edi­lip durmak ve halâ, konuşmalara dev ara eylemek, pekâlâ mümkündür. Bu yol ihtiyar edilmeyip te siyasi rabıtalar neye kesildi?.

Kurnaz ve usta bir diplomat olan Baş­bakan Musaddık'ın bir teessür dakika­sında fevri bir hareketle buna teşeb­büs eylediği hiç hatıra getirilmemeledir. Muhakkak ki Musaddık, bu hareketiyle içeride ve dışarda bâzı yüksek menfaat­ler sağlamak emelindedir, İçeride, ikti­sadî ve malî vaziyeti hayli bozuktur. Çünkü, şirketten alınan varidat kesil­miştir. Şirketin faaliyeti zamanında kendilerine iş bulan İranlılar da açıkta kalmışlardır. Gerek hükümet, gerek hal­kın malî ve iktisadî durumunda muva­zenesizlik ve kararsızlık hâsı! olmuş­tur. Bu halin hoşnutsuzluk uyandırması tabiîdir. Bu memnuniyetsizliğe bir mec­ra bulmak ve meyusların teessürlerini bir yere yükleme imkânını sağlamak üzere, bu çareye başvurulmuş olabilir.. Bu ihtimali hatıra getiren cihet son. notasında İran'ın hiç olmazsa, şimdilik peşin (20) milyon sterlin talep eylerae-sidir.

Şarkta bansın devamı veyahut yıkılma­sı ihtimali gibi bir mahiyet almıştır. Her iki taraf eğer meseleyi bu noktadan ele alırlar da ve buna gerekenhayatî

ehemmiyeti verirlerse, işlerin bir tanzi­mebağlanmamasıimkânsızdır.

Bizim en candan temennimi^, ihtilâ­lin bir an evvel iki taraf için makul ve barış İçin faydalı bir şekilde sona er­mesidir. Dostların, gerek İngiltere'yi gerek İranı yolla getirmeğe çalışacak­larından ve bu hususta ellerinden gelen bütün yardımları yapacaklarından şüphe etmiyoruz.

Ekim 1952

—Tokyo:

Bugün yapılmakta olan Japon meclis seçimleri şimdiye kadar görülmemiş şe­kilde iştirak nisbetiyle karşılanmıştır.

Filhakika öğleye kadar 45.000.000 luk yekûn üzerinden hemen hemen yarıdan fazlayı teşkil eden 23.000.000 seçmen san­dık başlarınagitmiş bulunmaktaidi.

Müşahitlerin kanaatine göre seçimlere iştirak nispeti bir rekor teşkil edecektir. Meteoroloji istasyonlarının bildirdikleri­ne göer, Tokyo'yu tehdit dene tayfun is­tikametini değiştirmiş bulunduğundan iştirak nisbeti daha ziyadeartacaktır.

Mebusan Meclisinde 466 saylavın yeniden seçileceği bu seçim neticeleri ancak per­şembe akşamı Öğrenilebilecektir .

—Tokyo:

Gayri resmî istatistiklere göre, 177 me­busluk için yapılan seçimlerin son kısmı neticeleri şunlardır:

Liberaller: 107 Terakki perver: 36 Sağcı sosyalistler:11 Solcu sosyalistler:15 Bağımsızlar: 5 İşçi ve köylüler: 2 Komünistler: 0

2 Ekim 1952

—New-York:

Japonya'daki seçimlerinneticesine dair

alman i!k haberler, buradaki uzak do­ğu işleri müşahitleri tarafından memnu­niyetle karşılanmıştır.

Liberal Partinin büyük bir muvaffakiyet kazanması,Japonya'nıntakipettiği

siyasette hiç bir değişiklik olmıyacağını göstermektedir.

General Mac Arthur, Japon seçimleri hakkında herhangi bir yorumda bulun­mamıştır. Bununla beraber kendisine ya-kin çevreler Generalin, Shigeru Yoshida nın elde ettiği muuvaffakıyeti memnu­niyetle karşıladığını belirtmektedirler.

—Tokyo:

Mahallî saat 14,15 te seçimlerein , kısmi neticeleri hakkında şu rakamlar veril­miştir:

Liberaller230 üyelik

Terakkiperverler69»

Solcu sosyalistler44»

Sağcısosyalistler.52»

Müstakiller16»

Mutlak çoğunluk için Liberallerin 4 üyelik daha kazanmaları lâzım gelmekte­dir.

Diğer taraftan sosyalistlerin geçen se­çimlere nispetle elde etttikleri İlerleme teeyyüt etmektedir.

1949 da seçimi kazanamamış olan sosya­list lideri Tysu Katayama, endüstri böl­gesi Jokohama'da büyük bir çoğunlukla -tekrar seçilmiştir.

227 -14

Japon Seçimleri

Yazan:AhmetŞükrü. Esmer

5 Ekim 1953 tarihli Ulas'dan:

Japonya'da bu ayın başında yapılan genel seçimlerde Başkan Yoşida'nın mensup olduğu Liberal parti büyük zafer kazanmıştır, öte yandan komünistler bu defa meclise hiç bir üye yollıyama-mışlardır. Dağılan mecliste komüniste lerin otuz beş üyeleri vardı. Seçimin ne­ticesi, Yoşida hükümeti tarafından tas­vip edilmekte olan Amerika ile işbir­liği politikasının, her halde şimdilik, devam edeceğini anlatmaktadır.

Diğer düşman devletlerden farklı olarak Japonya ile barış meselesi bir Amerikan işi olmuştur. Uzak doğuda hemen, hemen yalnız başına savaşmış ve nihayet Ja-ponyayı yenmiş bir devlet olduğundan Amerika Japonya ile barışın düzenlen­mesine ve yeni Japonya'nın kurulması­na başka devletleri kanştırmarruştır. Ara sıra İngiltere ve daha sık Rusya tarafından bu meseleye karışmak için ya-pıaln teşebbüsleri Amerika reddetmiştir. Amerika'nın Japonya hakkındaki prog­ramı iki temele dayanıyordu: 1 — Japon İmparatorluğunun parçalanması. 2 — Japonyanm demokratlaştınlması.

önce 1943 yılında Kahire'de verilen ka­rarla sonradaYalta'da vePotsdam'da

varılan anlaşmalarla Japon imparator­luğu parçalanması meselesi üzerinde mu­tabık kalındı. Japonya'nın demokratlaş­ması işi ise, General Mac Arhur'e bıra­kıldı. Mac Arthur, bir Roma Prokonsüiü rolündee bu programı tatbik etti.

Demokrat Japonya:

Mac Arthur'ün demokratlaştırma progra­mına, İmparatoru tahtından indirmekle başlıyacağı sanılmıştı, öyleolmadı. Bu

meseleyi realist bir zihniyetle ele alan Mac Arthur, İmparatoru yerinde bıraktı Hattâ onu kendisine yardımcı haline getirdi. İmparatorun nüfuzundan fayda­landı. Toprağı dağıttı. Kartelleri kaldır­dı. Japonya'nın iktisadî hayatında de­mokrasi rejimi kurdu. Nihayet 3 Mayıs 1949 tarihinde demokratik bir anayasa yürürlüğe girdi.

O sırada yapılan seçimde sosyal demok­rat partisi meclise en çok üye seçtirmiş ve Japonya'nın en kuvvetli partisi ola­rak belirmişti. Esasen Mac Arthur 1947 yıllı sonunda bu partinin lideri Kataya-ma*ya hükümet kurdurmuş ve onun vasıtasiyle demokratlaştırma programını tatbik etmişti.. Fakat demokratlaştırma programını yeter derecede süratle ger­çekleştirmediğinden Mac Arthur, 1948 yılı ilkbaharında Katayama'yı iktidardan uzaklaştırarak hükümeti demokratlara kurdurmuş, 1949 yılında da liberal parti mensubu Yoşida'yı başkanlığa geçirmişti.

Yeni gelişmeler:

Uzak Doğudaki gelişmeler, Amerika'nın Japonya hakkında harb içinde hazırla­dığı programı değiştirmiştir Amerika'nın Uzak Doğuda asırlık politikası, Çin ile işbirliğine dayanıyordu. Bu politikaya bağlı kaldıkça Amerika Japonya'ya başını kaldırmak fırsatını vermiyecekti. Fakat Çin Rusya ile işbirliğine girişince Ame­rika da Japonya'ya karşı poltikasmı de­ğiştirdi. Japonya'yı iktisaden kalkındır­mak, siyaseten kuvvetlendirmek ve si-Iâhlamak, fakat aynı zamanda da ken­dine bağlı tutmak gibi bir politika kurdu. İşte geçen yılın eylülünde San Fransisko'da imzalanan barış antlaşması bu ye­ni politikanın tatbiki cümlesindendir. Bunda Japonya namına vasıta olan po­litika adamıda Yoşida'öır.

Bu politika bir bakımdan Japonya için faydalıdır. Zira Japonya'yı ağır bir ye­nilginin neticelerinden kurtarıyor İkti-saden kalkmıyor, silâhlanıyor. Amerika gibi bir devletin ittifakına giriyor .

Madalyanın öte tarafı:

Fakat bu madalyanın bir tarafıdır. Öte tarafını gören Japon politikacıları, mem­leketlerinin parçalanmış olduğunu ve Amerika ile ittifak etiketi altında Ame-rikan'nm peyki haline girdiğini, bağım­sızlığından mahrum kaldığını iddia etmektedirler. En büyük anlaşmazlık silâhlanma meselesi etrafında toplanmış­tır. Japonlar silâhlanmıya aleyhtar de­ğildirler. Fakat mevcut şartlar altında silâhlanmanın millî menfaatlerden zi­yade yabancı menfaatlerine yanyacagmı

iddia etmektedirler. Yoşida'nın kendi partisi içinde de bu noktada anlaşmazlık­lar vardır. Fakat muhalefet koyu sağcı ve aşın solcu zümrelerden gelmektedir. Rusya da kendine mahsus düşünceler­le bu zümreleri kışkırtmaktadır.

Seçimin neticesi Amerika ile işbirliğinin, her halde şimdilik devamına elverişlidir. Doğrusu şudur ki, bugün için Japonya tarafından takip edilecek başka politika da yoktur. Fakat yann ne olacağı belli değildir. Japonlar çalışkan, dinamik bir millettirler. Maceracı politikacıların ve askerlerin kendilerini sürüklediği yenilgi­nin acısı henüz hafızalarda canlıdır. Fa­kat o acı unutuldukça ve fırsatlar çık­tıkça, Japonların şimdiki durumlarına razı olmıyacaklan muhakkaktır.

25 Ekim 1952

— Bingazi:

Libya Kralı İdris el Sunusî Mısır Baş­bakanı General Necip taralından resmen Mısır'ı ziyarete davet edilmiştir.

Mısır ordusuna mensupyüksek rütbeli iki subay tarafından büdirilmiş-

tir. Subaylar dün uçakla ve Mısırın eski Libya elçisi Salâhaddin Fadıl ile bir­likte buraya gelmişlerdir

Başbakan Mahmut el Muntassır, Mısırlı temsilcilerin Kral İdris el Sunusî tara­fından kabullerinde hazır bulunmak üzere uçakla Trablus'tan buraya gelmiş­tir.

hükümet darbesi sıralarında Kahiredeki Amerikan Büyükelçisinden yardım iste­diğini, Amerikanın müdahalesi saye­sinde kendisiyle ailesinin hayatlarının kurtulduğunu yazmıştır.

El ahram gazetesi «yarın yayınlanacak olan hükümet beyannamesi Avrupa'da büyük tepkiler yaratacaktır» demekte­dir.

19 Ekim 1952

—Kahire:

Kahireöe tanınmış bir neşriyat evinin başlıca üyelerinin iştirakiyle kurulan bir casusluk şebekesinin meydana çıkarıldığı ve bunların geçen perşembe günü tevkif edildikleri resmen bildirilmiş idi..

Mısırda ecnebi lisanları üzerinden yayın­lanan The Egyptian Gazetta, La Bourse Egyptienne. Le Progres Egyptien gibi mühim gazetelerin sahibi bulunan Şark Neşriyat Şirketi idareci ve memurları arasında 10 kişi tevkif edilmiştir.

Bunlar arasında şirketin umum Müdürü Henrî Haim, Fransızca gazetelerden bi­rinin başmuharriri Etienne Diloro, bir kaç- muharrir ve memur bulunmakta­dır.

Tahkikat devam emektedir. Bir ecnebi gazetecinin tevkif edildiği hakkında bir ecnebi radyosunun verdiği haber yalan-lanmıştır.

Casusluğun hangi memleket lehine ya­pıldığı tasrih edilmemiştir. Fakat ısrar­lı söylentilere göre bahis mevzuu mem­leket İsrail'dir.

22 Ekim 1952

—Kahire:

Sudan İstiklâl Cephesi Lideri Abdur-rahman El Mehdi, Mısır hükümeti ile yapılacak müzakereleri bizzat idare et-miyecektir. Görüşmeler Mehdi'nin tâyin edeceği bir heyet tarafından yapılacak ve kendisi heyetin çalışmalarına nezaret­le iktifa edecektir.

Mısır heyeti eski Başbakan Ali Mahir, Başbakan yardımcısı Süleyman Hafız ve
Danıştay Başkanı Abdurrezzak Sanhuri'den mürekkeptir. Bugün başhyacak
olan müzakereler bir hafta kadar devam edecektir.;

Bu müzakereleri müteakip Başbakan Ge­neral Necip, İngiliz Büyükelçisi Sir Ralph Stevenson ile görüşecektir.

23 Ekim 1952 f

—Kahire:

Avam Kamarasında Anthony Eden tara­fından yapılan beyanattan sonra Mısır hükümetinin Sudan meselesindeki hare­ket hattı hakkında kendisine sorulan su­ali cevaplandıran General Necib'jn söz­cüsü, şunları söylemiştir:

«Bütün Sudan partileri İle görüşmeler so­na ermeden hükümet bu hususta cevap

veremez.»

Sözcü, bütün Sudanlı partilerin bu mese­leye hüsnüniyetle giriştiklerini ilave et­miştir.

—Kahire:

İngiltere Büyük Elçisi Sir Ralph Steven­son, dün Sudan bağımsızlık cephesi lide­ri Esseyyid Abdurrahman Elmehdi ile gö­rüşmede bulunmuştur.

Elmehdi'ye yakm çevrelerden bildirildiği­ne göre büyük elçi, kendisine yeni Sudan statüsünün yürürlüğe girmesi üzerine İn­giltere hükümetinin Avam Kamarasında

yapmak niyetinde bulunduğu beyanatı bildirmiştir.

Elmehdi, İngiliz Büyük Elçisi ile görüş­tükten sonra Mısır genel kurmayına men­sup bazı subayları kabul etmiştir.

Bundan sonra Mısır hükümeti ile yakın­da yapılacak görüşmelerde Sudan'ın ba­ğımsızlığına taraftar olan Al Umma par­tisini temsil edecek komitenin ilk toplan­tısında bulunmuştur.

Mısır ile birleşmeğe . taraftar bulunan Birlikçi Parti temsilcileri dün akşam ay­rı bir toplantı yapmışlardır.

Bunların liderlerinden biri olan Tayyıb Muhammed Hayır, basma yaptığı beya­natta Birlikçilerin vaziyeti dikkatle takip ettiklerini söylemiş ve demiştir ki:

«Mısır hükümeti ile bağımsızlık taraftar­ları arasındaki temasların neticesini bek­liyoruz. O vakit karara varaca&ız.»

Bu işe memur komite, 2 Sudanlı, 1 Mı­sırlı, İ İngilizden müteşekkil olup Sudan genel valisinin başkanlığında bulunacak­tır.

Bu komite, 1953 senesinde ve genel se­çimlere kadar Sudanın gelişmesini kon­trol ile tavzif edilmiştir.

Yan resmî surette bildirildiğine göre Mı­sır hükümeti, bütün Sudan partileriyle anlaşmaya bu esaslar dahilinde muvaffak olmuştur. Anlaşmanın resmî metninin bu akşam yayınlanması beklenmektedir.

Mısır hükümeti, Kahirede akdolunan an­laşmayı tasvip etmesi için Cumartesi gü­nü ingiliz hükümetine teklifte buluna­caktır.

Başbakan General Necip, Mısır - Sudan anlaşması metnini İngiltere büyükelçisi Sir Ralph Stevenson'a tevdi edecektir. Kendisinden, Londranm acele cevap ver­mesi1 istenecektir.

— Kahire:

Başbakan General Necip kabinesini bu­gün- fevkalâde bir toplantıya çağırmıştır.

Oturumda görüşülen meseleler gizli tu­tulmakla beraber, buradaki yabancı mü­şahitler, kabinede, dış işleriyle alâkalı mevzuların ele alındığı kanaatindedirler.

—Kahire:

Mısır kabinesi bugün yaptığı üç saatük fevkalâde bir toplantı sonunda Batı Al-manyanın İsrail ile olan 700 milyon do­larlık tazminat anlaşmasını Arap birliği siyasî komitesine havale etmeyi kararlaş­tırmıştır.

Hükümet sözcüsü, «Arap memleketleri hü­kümetleri ve Bonn'dakitemsilcileri,400

milyon Arabi öfkelendiren İsrail tazmi­nat anlaşmasına şiddetle muhalif, mua­rızdırlar. Bunun en güzel isbatı,bugün

yapılan fevkalâde kabine toplantısıdır» demiştir.

31 Ekim 1952

—Kahire:

Başbakan General Necip, Almanya ile İs­rail arasındaki harp tazminatı anlaşma­sını protesto eden bir notayı Almanyanın Kahire BüyükelçisiGuntherPavelke'ye

tevdi etmiştir.

Mısır Nereye Gidiyor

hazarı:AhmetŞüüritEsmer

12 Ekim 1952 tarihli Ulus'dan:

General Necibin liderliği altında ordu a-yaklandığı ve Faruk'u tahttan indirdiği sırada, Vaft Partisinin Başkanı Mustafa Nahas Paşa Avrupada bulunuyordu. Mı­sırdaki olaylar üzerine Nahas Kahireye döndüğü zaman, istasyonda General Ne­cip tarafından karşılandı. Nahas Necib'i tebrik etti ve kendisine başarı diledi. Bu tezahürler karşısında ayaklanmada Vaft'-m bir parmağı olduğu bile o zaman söy­lenmişti. Zira Vaft kuruluşundan beri krallık ile mücadele halinde bulunuyordu ve ayaklanmaya kadar varan son buhran da Meclisteki ezici ekseriyetine rağmen Kral Faruk'un Vaft hükümetinin iktidar­dan uzaklaştırmasiyle meydana gelmişti. Bir ara Vaft ile Necip arasındaki müna­sebetler samimî gibi göründü.

Fakat Mahir hükümeti istifa ederek çe­kildikten ve iktidar doğrudan doğruya Necip'e intikal ettikten sonra durum de­ğişti. General Necip kabinesini kurarken, Mecliste dörtte üç çoğunluğu elinde bu­lunduran Vaft Partisi mensuplarından kimseyi almadı. Almak istese de Vaft'm iştirak edeceği bilinmiyor.FakatNecip,

Ali Mahir hükümeti zamanında da siyasî partiler arasında ve bu arada şüphesiz Vaft mensupları arasında «temizlik» ya­pılmasında ısrar ediyordu.

İktidara geçtikten sonra «temizlik» hak­kındaki düşüncelerini, hemen çıkardığı bir kanunla tesbit etti. Kanuna göre, si­yasî partiler para kaynaklarını ve üyele­rini İçişleri Bakanlığına bildireceklerdir. Bakanlık parti teşkilâtı üzerinde sıkı mu­rakabe hakkını haizdir. Hükümet bu ka­nuna uymasını, temizlik tedbiri olmak ü-zere bazı üyelerini partiden çıkarmasını ve Nahas'm da liderlikten çekilmesini Vaft'a bildirdi.

Mücadele başlıyor:

Bunun üzerinedir ki, Necip ile Vaft arar-sında bir mücadele başlamıştır. Vaft, çey­rek asırdan beri Mısırın en büyük ve en nüfuzlu siyasî partisidir. Hattâ denilebilir ki, memleket çapında teşkilâtı olan tefe partidir. Diğer partiler Zağlul öldükten sonra şu ve bu sebeple, ekseriya sarayın tesiri ve entrikası neticesinde Vaît*tan ayrılan politikacılar tarafından kuralmraş-tur.

Vaft Mısırın tam bağımsızlığı dâvasını ele alarak İngiltere ile mücadele etmiştir, ö-te yandan da Kral ile çatışmıştır. Bağım­sızlık yolundaki mücadelesi, Vaft'a halk arasmda büyük nüfuz ve kuvvet kazan­dırmış ise de parti, memlekette ıslahat yapmaktan kaçınmıştır. Doğrudan doğru­ya halkın içine ineceği yerde büyük top­rak sahiplerine dayanmış, onlar da Vaft'ı desteklemişlerdir. Böylece Vaft, hakikatte, bir menfaat zümresine dayanan teşkilât mahiyetini almıştır. Bu zümre Vaft'a bol para veriyor; Vaft da onun menfaatlerini koruyordu. Bu duruma düşen siyasî par­tinin mensupları arasında suiistimaller' de almış yürümüştü.

Halk içinden gelen Necip, Vaft'm bu zar afini anlamış olacaktır. Bu sebepledir ki, büyük bir siyasî parti ile mücadele etme­yi göze aldı. Vaft yeni kabul edilen kanu­na karşı cephe aldı. Nahas da liderlikten kendisini ancak ölümün ayırabileeepni bildirdi. Öyle anlaşılıyor ki Necip, Vaft'ı İlga etmeye karar vermiş, fakat bundan önce halk arasında kendi kuvvetini Vaft'a göstermek için, memleket içinde bîr se­yahate çıkmış ve bu arada Nahas Paşa-nın doğduğu Samanua kasabasına eîa uğ­ramıştır. Her geçtiği yerde halk Necip'i kurtarıcı olarak karşılamıştır.

Vaft teslim oluyor:

Esasen parti arasında da yeni kanun kar­şısında takip edilecek hareket hattî hak­kında anlaşmazlık vardı. Bir zümre mu­kavemet taraftarı iken, başka bîr zümre ve hele daha genç elemanlar, kanuna u-yulmasım istiyorlardı. Necip'in seyahati son karar üzerine müessir olmuştur: Par­ti yeni kanuna uyarak yeniden teşkilât­lanacaktır. Nahas da liderlikten çekilmiş­tir. İstifa mektubunda diyor ki: «Bugün­kü şartlar altında evvelâ millî menfaatle­ri gözönüne alarak, saniyen herhangi bir kargaşalığın çıkmasını Önlemek, salisen de tarihî Vaft Partisinin memleket ka­nunlarına sadık bir teşekkül olduğunu is-bat etmek için parti liderliğinden çekil­meyi bugün için vazife biliyorum.»

Kral Faruk'un istifa mektubu ile Nahas'-m mektubu arasındaki benzerlik dikkati çekmektedir. Şu farkla ki, Nahas «Bugün için» çekilmeyi bir vazife bildiğini ilâve etmiştir. Bu istifa ile uzun yıllardanberi Mısır politika hayatının ikinci unsuru da (Birincisi Kral idi) sahneden çekilmiş o-luyor. Fakat Necip'in karşılaşmakta oldu­ğu zorluklar, ortadan kalkmıyor.

Necip'in kendine arkadaş olarak almış olduğu unsurlar karşısında Mısır'ı nere­ye götürmek istediği sorulabilir. Necip'in en yakın arkadaşları «Müslüman Kardeş­ler» dir. Bunların devlet hakkındaki te­lâkkileri belli olmuştur. «Müslümanlığa dayanan» bir devlet sistemi kurmak isti­yorlar. Halifeliğin ihyası da bahis konu­sudur. Islahat meselesinde bir bocalama sezilmektedir.

öte yandan iktisadî vaziyet de gittikçe ağırlaşmaktadır. Fiyatların yükselmesini önlemek için sert tedbirler alınmıştır. İt­halât büyük ölçüde tahdit edilmiştir. O kadar ki bazı memleketler ve bu arada İngiltere Mısıra hiç mal satamıyacaklar-dır. öyle görülüyor ki Necip, bu iktisadî zorlukta, Faruk ve Nahas'dan da daha büyük mukavemetle karşı karşıya gelmek­tedir.

Mısırda Yeni Hazırlıklar

21 Ekim 1952 tarihli Hürses'den:

Mısır hâdiselerinin son günlerde dökül­düğü münakaşa mecrası krallık müessese­sinin de çökmek üzere bulunduğu intibaı­nı uyandırmaktadır, öyle anlaşılıyor ki General Necip'in eski kralın şahsına mü­teveccih gibi görünen şiddetli kampanya­sının hakikî hedefi kraldan sonra kral ligi da devirmektir. Mısır gazeteleri, her gün eski hadiselerin kabuğunu sıyırıyor,

sakıt kralın cinayetlere kadar varan sefa-net âlemlerini, ihanetleri, hıyanetlerini, batakhanelerdeki maceralarını binbirgece

masalı üslûbu ve şarkkâri bir mübalağa ile ortaya döküyorlar. Dünya matbuatı sütunları da bu maceralarla, dolup taşı­yor.

Mısır propagandası bu zemin üzerinde iş­leyerek, Mısır halkı ve cihan efkârı mu­vacehesinde sakıt kralı ve krallık mües­sesesini mahkûm etmeye çalışırken, Fa­ruk ta başka bir taktikle General Necip'e ve yeni rejime karşı hücuma geçmiş bu­lunuyor. Faruk'a göre; askerî darbe ko­münistlerin tahrikiyle hazıralnmıştir. Mı­sırda girişilen içtimaî İslâhat ve toprak reformunun arkasında kızıl hayalet sırı­tıp durmaktadır.

Eski kralın bu ithamla güttüğü maksat herhalde generalin Mısır halkı ve arap dünyası üzerindeki prestijini kırmak ve hür dünyanın dikkatini Mısır üzerine çekmek olsa gerektir. Fakat General Ne­cip krala, geniş çapta bir komünist aleyh­tarı harekete geçmekle cevap vermiş bu arada siyonistleri de ihmal etmiyerek baş­larında Yahudiler bulunan müesseseleri İsrail casus yatakları olarak töhmetlendi-rerek arap devletlerini iki koldan tatmin etmiştir.

Faruk; Mısır hükümetinin kendi aleyhin­deki propagandasını kırabilecek bir hare­ket imkânmdan mahrumdur. Doğruluk derecesi ne olursa olsun radyolar ve ga­zetelerle Mısır halkına intikal ettirilen saray rezaletleri krallık müessesesinin te­mellerini çökertmek için savrulan bomba­lar hükmündedir. Dün yaşasın Faruk di­ye bağıran Mısır halkı bugün kahrolsun Melik diyor. Kahire banliyosunda kendi­sini karşılayan binlerce fellahın yıkılsın saltanat diye levha çıkarmalarını Gene­ralin tebessüm ederek baş sallamasını, «sıra ona da gelecek» mânasına alanlar pek haksız olmasalar gerek.

Zaten hükümetle daha doğrusu genel ka­rargâhla Niyabet Meclisi arasındaki ger­ginlik, babasının yanında bulunan çocuk krala hükümetin tahsisat vermemesi, Krallık mensuplarından pek çoğunun ka­ra meydan hapishanesine atılmaları Mı­sır'ın kaderini bugün elinde tutanlar için krallığın akibetinin tayin edilmiş olduğu­nu gösterecek delillerdir.

2 Ekim 1952

— Karaşi:

Milletlerarası İslâm iktisadî teşkilâtı, Bir­leşmiş Milletlere mensup 5 uzmanın yar­dımına mazhar olacaktır.

Bu haberi veren yetkili mahfillerde be­yan edildiğine göre, ikisi UNESCO, ikisi 4 üncü nokta programı ve 1 i de millet­lerarası gıda ve tarım teşkilâtına mensup olan bu 5 uzman, istatistik! malûmatın tesbiti ve Müslüman devletler arasındaki iktisadî işbirliğinin gelişmesi hususunda-

ki ilk plânları hazırlamak hususunda teş­kilâta yardım edeceklerdir.

Hatırlarda olduğu gibi aralık 1949 tarihin­de tesis edilen ve merkezi Karaşide bu-iunan bu teşkilâtın üyeleri şu memletet-lerdir:

Türkiye, Mısır, Suriye, Lübnan, İran, Irak, Suudi Arabistan, Afganistan, Pa­kistan ve Endonezya.

Teşkilât, Birleşmiş Milletler tarafından (b) sınıfına dahil bir bölge teşkilâtı ola­rak tanınmaktadır.

''iazan: AhmetŞiiferii Esmer

4 Ekim 1952 tarihli Ulus'dan:

Arap - Asya devletleri Güney Afrika Bir­liğinde tatbik edilen ırkçılık politikasını da Birleşmiş Milletler Asamblesine götür­mek için harekete geçmişlerdir. Bilindiği gibi, Tunus ve Pas meseleleri de bu dev­letlerin teşebbüsü ile Asambleye götürü­lecektir.

Güney Afrika Birliğinin on buçuk milyon kadar nüfusu vardır. Bunların sekiz mil­yonu aslen Afrikalı veya Hintlidir. İki buçuk milyonu da beyaz ırktandır. Beyaz ırk da iki kısma ayrılmıştır: 1 — Asılları Hollandalı olanlar, 2 — Asılları İngiliz olanlar. Hollandalılar milliyetçi (Nationa-list) Parti, İngilizler de Birleşik (United) Parti etrafında toplanmışlardır.

Gerek «Milliyetçi» ve gerek «Blrlpşik)> partiler, siyasî hakların yalnız beyaz ırk­tan olan insanlara tahsis edilmesinde ve «renkli» insanların bu haklardan mah­rum bırakılmasında ittifak etmişlerdir. Yalnız Daniel Malan'm liderliği altında­ki Milliyetçi Parti bu noktada daha müf­rittir.

«Yan renkliler»:

1948 yılında seçimi kazanarak iktidarı «Birleşik» Partinin elinden alan Milliyet­çiler, Meclisten geçirdikleri bir kanunla anaları veya babalan beyaz olmıyan-lan, yani «yan renklileri» de siyasî hak­tan mahrum etmişlerdir. Bunun üzerine, bir taraftan renklilerle beyazlar, öte ta­raftan da beyazlar tarafından teşkil edil­miş olan iki parti arasında bir mücadele başlamıştır.

Renkliler kendilerine de siyasî ve medenî hak verilmesini istiyorlar. Yaşadıkları yerlerin ayrılmasını protesto ediyorlar. E-şit haklara sahip olmak için harekete geç-

mişlerdir. Bu ifratın bir zaman kendi a-leyhlerine çevrileceğinden korkan Birle­şik Parti mensupları da Malan'ın son ted­birlerine karşı vaziyet almıştır.

Bu partinin teşebbüsü ile Meclisten geçen kanun Anayasaya aykırılığı iddiasiyle Yargıtaya götürüldü. Yargıtayda Meclis­ten geçen kanunun Anayasaya aykırı ol­duğuna karar verdi. Bunun üzerine Ma­lan, Birliğin kaza organlariyîe bir müca­deleye girişti. Meclisten geçirdiği bir ka­nunla, Anayasaya uygunlukları veya ay-Yargıtaya götürüldü. Yargıtayda Meclis-tarafmdan ve Meclisin kendi içinden ku­rulacak bir «mahkemenin» incelîyeceği hakkında bir kanunu Meclisten geçirdi. Bu «mahkeme» yi kurdu ve Yargıtaym Anayasaya aykırı olduğu hakkındaki hük­münü giymiş olan kanunu bu «mahkeme­ye» yolladı.

İcra ve kaza mücadeleleri:

Meclis «mahkemesi» hakikatte siyasi bir komisyondan ibaret olduğundan, Malan'­ın görüşüne uygun olduğuna hükmetti. Bu suretle Yargıtaym kararını nakzetti. Fakat muhalifler bu defa, Meclis mah­kemesinin kuruluşunu münakaşa ettiler. İlk mahkemeye başvurdular ve bu mah­keme«Meclis Mahkemesinin» kuruluşu­nun Anayasaya aykırı olduğuna karar verdi. Mahkemenin kararı da kendisiyle beraber suya düşmüş oldu. Fakat şimdi Malan ilk mahkemenin kararını temyiz e-derek Yargıtaya götürecektir. O Yargıtay ki, Meclisten geçmiş olan kanun hakkın­da kararınıvermiş bulunuyor. Yargıtay yaz sonunda toplanacağından ne karar vereceği bilinmiyor. Fakat eğer o da «Mec­lis Mahkemesinin» Anayasaya aykırı ola­rak "kurulmuş olduğu hakkındaki ilk mah­keme kararma uyarsa, Malan, bir çıkmaz içine girmiş olacaktır. Esasen bu Güney Afrika Hitler'i, Birliği bir siyasî ve adlî buhran içine sürüklemiş bulunuyor.

«Renklilerin» mukavemeti:

öteyandanrenkliinsanlarda,bütün hapishaneleri doldurmak 15in bir muka­vemet hareketine başlamışlardır. Güney AMkadaki vaziyete göre bir renklinin hapseatılması için meselâ bir parkta be­yazlara ayrılmış olan bir yere oturması kâfidir. Yüzlerce ve binlerce «renkli» şu ve bu ırk kanununa aykırı hareketten do­layı tevkif edilerek hapse tıkılmaktadır. Gelen haberlere göre hapishaneler dol­muştur. Bu renkliler mırıldanarak: «Afri-kanı Afrikam» diye bir şarkı da söylüyor­larmış ki, bu ihtilâl sesi, Malan'ı ve ta­raftarlarını sinir lendiriyormuş.

Sekiz milyon «renkli» nin mukavemetin­den korkan Malan, bunların liderlerine karşı harekete geçmiştir. Bu liderler ara-smda yirmi kişi «komünistliğin gelişme­sine yardım» suçundan mahkemelere ve­rilmiştir, îşin doğrusu şudur ki, böyle bir suçtan dolayı mahkemeye çekilecek olan adam, Malan'ın kendisi olmalıdır.

İste Arap - Asya devletleri, Birleşmiş Mil­letlere böyle bir dâvayı götürüyorlar. Me­sele Asamblenin gündemine alınabilmek için on dört kişüik îdare Komitesinden (Steering Committee) geçmesi lâzımdır. Fransa'nın Tunus meselesinde yaptığı gi­bi. Güney Afrika da şimdi bu meselenin »dahilî bir iş» olduğunu ileri sürerek A-smable gündemine alınmasına mâni ol­mağa çalışacaktır. Esasen Güney Afrika-ya karşı Hindistan tarafından getirilmiş olan buna benzer bir dâva gündeme alın­dığı halde karara bağlanamamıştır. Fa­kat bu çeşit meselelerin gündeme alınma­sındaki fayda, onları dünya halk efkârına bildirmekten ibarettir.

Bir Asker Sözü

HL Ekim 1952 tarihli Teni Sabah'dan:

Tunus ve Pas milliyetçilerinin yurtlarında hâkim olmak istedikleri ve Fransızların buna mümanaat eylemekte bulundukları malûmdur. Hattâ bu işin Birleşmiş Mil­letlerde görüşülmesi için gündeme alın­ması meselesi Amerika ile Fransanın ara­sını az çok şekerrenk etmiş idi.

İşte tam bu günlerde Fransızların en meşhur kumandanlarından biri olan ve halen Birleşmiş Milletlerin Avrupa müda­faasındaMerkezBaşkumandanlığıvazi-

fesini uhdesinde bulunduran Mareşal (Ju-in) bu hususta beyanatta bulunurken Amerikaya hücum etmiş ve fakat üâve eylemiştir: «Ben de Tunuslu olsam bugün roilliyetçilenin safında yer alırdım.»

Unutmamalıdır ki Mareşal Juin şimdiki yüksek kumandanlık vazifesini üzerine almadan evvel Tunusta umumî vali bu­lunuyordu. Binaenaleyh bu memleket iş­lerini pek yakından ve içinden bilmekte­dir.

Bu şanlı asker hiç tereddüt etmeden A-rapların memleketlerinde tam hür ve serbest olmalarını çok haklı buluyor ve şahsen kendisinin de Arap olsa idi bu kanaati besliyeceğini açıklamaktan hiç çekinmiyor. Ama buna rağmen gerek Tu­nusta umumî vali iken gerek bugün, icap ederse hürriyet ve istiklâl istiyen Arap­lara karşı silâh kullanacağında da zerre kadar şüphe yoktur ve esasen Tunusta iken kullanmıştır bile... Mareşalin bu söz­leri ile hareketleri arasında bir tenakuz ve tezad manzarası görmek, bizce, pek ca­iz değildir. Çünkü Fransız kumandanı ve askerî şefi olmak itibarile ve Fşransız bu­lunmak haysiyetiyle memleketinin teali­sini ve nüfuzunun genişlemesini ister, Tunus gediği gibi bir zengin mevkiin Fransızların elinden kaçmasına gönlü ra-şzı olmaz ve bunu muhafaşa için her tür­lü fedakârlığa katlanır, bu, onun bir va­zifesidir ama takdir eder ki Arapların da vazifesi memleketlerinin hürrşiyet ve is­tiklâli için, önlerine dikilen her engeli kırmaktır. Mareşal için Araplarla çarpış­mak ne kadar mantıkî ise Arapların da Fransızlan yurtlarından koğmak için Fransızlara hücum eylemeleri o derece haklı ve meşrudur. Böylece karşılaşan ve çarpışan kuvvetler, yekdiğerine karşı, çok derin hürmet besliyebilirler.

Tunuslular için böylece Fransızlara mu­kavemet hakkını kabul eden Mareşaı Ju­in şüphe etmiyoruz ki Hindi Çinideki halkın da Fransız ordularına karşı silâha sarılmalarını haklı ve yerinde bulmasın. Mamafih bu hal icabında Mareşalin Hin­di çinililere karşı da mücadele açmasına mâni olmıyacaktır.

Zaten iki taraf da kendisinde hak gör­düğü için bu miUetler mücadelesi çok çetin ve kanlı oluyor...

***