09.11.1952
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Kasım 1952

—Ankara:

Samsun limanının 14,5 metre derinliğinde 1600 metre uzunluğundaki şimal kısım dal gakıranı ile H metre derinlikte ve 2400 metre uzunluktaki doğu kışını dalgakıra­nı ve ayrıca 700 metre uzunluğundaki rıhtım duvarlarının inşaatına yakında başlanacaktır.

—Ankara:

İstanbul, Ankara ve İzmir karma takım­ları arasında tertiplenen «Cumhuriyet Kupasın karşılaşmalarına bugün de 19 Mayıs stadyumunda devam edilmiştir.

Bugün Ankara ve lamir karma takımları karşılaşmış ve Ankara maçı 3-2 kapan­mıştır. Maçın tafsilâtı aşağıdadır:

Takımlar saat 14.30 da Feridun Kılıç'm hakemlimi altında sahada şu şekilde yer­lerini aldılar:

Ankara karması: Şükrü, Rıdvan, Hayrı, Mustafa, Basri Ercüment, Vasıf, Hasan, Hüsamettin, Kemal Nusret.

karması: Tahir, Netjil, Mustafa, Se­mih, Sabahattin, Mehmet, Muzaffer, Ni­yazi, Bayram, Eme et, Cemil.

Oyuna Ankaralılar başladı. Süratli bir tempo tutturan Ankaralılar daha oyunun üçüncü dakikasmda soliç Kemal, Htisa-mettinden aldığı pasla takınana ilk golü kazandırdı. Maç Ankaralıların baskısı al­tında devam ediyor. 12 nci dakikada İz­mirliler sol bek Mustafanm yerine Ce-vad'ı aldılar. 13 üncü dakikada Hasan ge­riden sökerek getirdiği topu Hüsamettin'e geçirdi ve Hüsamettin güzel bir vuruşla takımına ikinci golü. kazandırdı. Bu ara­da İzmirliler de santroiarları Bayram vasıtasiylebir fırsat kaçırdılar.

Yirminci dakikada Ankara sağaçığı Va&f' m çektiği şüt İzmir sol beki Cevat'm aya­ğına çarparak istikamet değiştirdi. İzmir kalesine girdi. Vaziyet 3-0 Ankara lehine devam ediyor. Bundan sonra 22 inci da­kikada İzmir'den Cevat çıktı yerine Ce­mil girdi ve solaçığa da Emin alındı. Bu arada her iki taraf da birer korner ka­çırdı.

38 inci dakikada Ankara santrhafi Basri bir İzmir akınında topu favulle kestiğin­den hakem İzmir lehine bir frikik verdi ve Izmirden solaçık Emin çok geriden ve yerden çektiği güzel bir şutla takımına ilk golü kazandırdı. Devre de 3 - 1 An­kara lehine bitti.

İkinci devrede oyuna İzmirlilerin vuruşu ile başlandı. İzmirliler bu devrede kale­ye Seyfi'yi, sağiçe Emin'in yerine Adil'i alarak çıktılar. Ankaralılar daha oyunun başlarında birinci devredeki hâkimiyetle­rini devanı ettiremediler. Buna mukabil izmirliler daha süratli bir tempo ile oy­namağa başladılar. Ankaralılar da sağaçık Vasıfm yerine Şarık'ı sag beke de Rıdvan'ın yerine Ismet'i almışlardı. İz­mirliler bu arada üstüste iki fırsat kaçır­dılar. 17 inci dakikada solaçık Nusret kaleci ile karşı karşıya Kaldığı halde bu pozisyondan istifade edemedi. Bundan sonra Ankarablar sağ beke Ismetin yeri­ne Rıdvan'ı getirdiler. Oyun İzmirlilerin hâkimiyeti altında devam ediyordu.

30 uncu dakikada İzmirden Adil güzel Ur vuruşla takımına ikinci golü dekazandırdı. 33 üncü dakikada İzmirliler gü­zel bir gol fırsatı daha kasırdılar. Adilin çektiği sıkı bir şut kaledireğine çarpa­rak Anfcaranları muhakkak bir golden kurtardı. Oyunun bundan sonraki Kıs­mı karşılıklı akınlarla ve kaçırılan fır­satlarla ge^ti. Son dakikalarda izmir, Ankara nısıf sahasına yerleşti ise de gol çıkaramadı ve maç da fausuretle 3-2 Ankara karmasının galibiyetiyle sona erdi.

—Ankara:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Re-fifc Koraltan, bu gün saat 14.30 da Mec­liste Yugoslav Basın Heyetini kabul et­miş ve kendileriyle hasbıhalde bulunarak ezcümle demiştir ki:

Dost Yugoslav milletinin münevver ga­zeteci heyetini Türkiye'de, bugün de Bü­yük Millet Meclisinde görmekle çok bahti­yarım. İfei milletin biribirine yakın ol­ması lüzumu vardır. Esasında da iki mil­let biribirine yakın ve sok benzer bulun­maktadır. Bizim birbirimize yabancılığı­mla yoktur. İkinci CiBan Harbinden sonra Türkiye İle Yugoslavya ayın mukaddera­ta malik olduklarını anlamışlardır. İkin­ci Dünya Harbi esnasında Yugoslavya'­nın çektiği ıztırabı, emin olunuz ki, biz de hissettik. Aramızdaki dostluğun büyük bir hızla gelişmesinden çok memnunuz.

—Ankara:

Başbakan Adnan Menderes, bugün saat 10 da Başbakanlıkta, misafiriniz olarak Ankara'da bulunan Yugoslav gazeteciler heyetini kabul «tmiş, heyet üyeleri ile bir saat bir çeyrek samimî hasbıhalde bulun­muştur.

Yugoslav gazetecileri Üe teker teker tanı­şan Başbakan, dost Yugoslav basınının muhterem temsilcilerini memleketimizde görmekle hissettiği bahtiyarlığı ifadeden sonra, daha evvel Yugoslavya'ya ziya­ret eden Türk gazetecilerinden bu dost memlekette gördükleri samimî hüsnü ka­bulü ve müşahede ettikleri çok müsbet havayı Öğrenerek bundan büyük memnun luk duymuş olduğunu da belirtmiş, Yu­goslav gazetecilerinin bugünkü ziyareti-nun iki mu emfhyp mfhpy mfhyp fhyp nin iki memleket arasındaki dostluğun daha da ilerlemeğine esaslı bir merhale teşkil edeceğine inancı olduğunu söyle­miş ve devamla demiştir tâ:

aSialere evvelâ, dost Yugoslavya ve onun çok cessnr ve o nisbette dirayetli ve li­yakatli şefi hakkındaki hayranlıklarımı bildirmek isterim. Yugoslavya, son 20-30 sene içinde görülmedik büyük hadiselerle karşılaşmış ve bütün bunların içinden kuvvetlenerek çıkmasını bilmiştir. Bilhas­sa son senelerde geçirdiği tecrübeler, bü­tün dünya tarihi için çok büyük enem-miyet arzeder mahiyettedir. Yugoslavya işgal altında iken, kurtuluş hareketlerine kahramanca başlık eden Mareşal Tito ondan sonra da büyük bir dirayetle Yu­goslav istiklâlini muhafaza etmesini bil­miştir. Yugoslavya'nın kuvvetli ve müs­takil olması, Balkanlar'da, Akdeniz'de ve hatta bütün dünya politikasında kendisini ehemmiyetle hissettirecek bîr hadie teşkil eder. Biz, Yugoslav dostlarımıza tıu gözle bakmakta ve dostluklarına böylesine kıy­met

Dost Yugoslavya'nın güzide gazeteci he­yetinin memleketimizde iyi vakit geğir­mesini ve heyet üyelerinin înı kadar kıy­met verdiğimiz Türk - Yugoslav dostlu­ğunun in&işafına hizmette bulunmalarını temenni ederim.»

Yugoslav gazeteciler heyetinin Başkanı, heyet üyelerinin müttefik hissiyatına ter­cüman olarak Başbakan Adnan Menderes' le, memleketimizde gördükleri samimî hüs nü kabulden çok memnun kaldıklarını, toü tün arzularının is'af edildiğini söylemiş ve bizzat Başbakanın da kıymetli vakitle­rinden bir kısmını kendilerine hasreyledi-ğinden dolayı teşekkürlerini ifade etmiştir.

Başbakan Adnan Menderes, «sizleri epey zamandır arzu ile bekliyorduk» demiştir. «Güzide heyetiniz, memleketimizden edin-diginiz intibaları memleketinize götüre­cektir. Bundan evvelki sözlerimin ifade ettiği sevgi ve hürmet hislerinin memle­ketinizde Yugoslav milletine ve Mareşal Tito'ya iblâğını sizlerden rica ederim.»

Başbakan, bundan sonra Yugoslav ga­zetecilerinin muhtelif suallerini cevablan-dırmıştır:

Türk parlamento heyeti ile askeri heye­tinin Yugoglavya'yı ziyaretlerinin ne za­man vukua geleceği hakkında sorulan bîr suale. Başbakan Adnan Menderes şu eevabı vermiştir:

«Büyük Millet Meclisi bugün açılıyor. İlk celselerinden birinde heyeti seçecek ve ziyarat tarihini tesbit edecektir. Türfc as­kerî heyetine gelince, ziyaretin sarih ta­rihini iyi bilmemekle beraber pek yakında vukua geleceğini biliyorum.Müteakiben bir Yugoslav gazetecisi, Baş­bakana gu suali sormuştu^:

Başbakan Adnan Menderes bu suali şöy­le cevablandumıştır:

«Böyle bir suale hemen ve birden cevap Yerebilmek elbette zor olur. Bu ikibueuk sene o kadar hadiselerle doludurki, bir­den bire hepsini toparlayıp da ehemmi­yetlerine göre sıralamak müşkül ola­caktır. İkinci bir müşkül de, kendi yap­tıklarımızı kendimizin övmesi gibi bir durumun hasıl olacağı düşüncesinde mündemiçtir. Mainaafih, bu sualitama-

miyle cevabsıa bırakmamak için şu da­kikada alınma geliverenleri söyleyeyim: Bir kere, iktisadî kalkınmamız ve mali­yemizin inkişafı, şimdiye kadar görül­memiş bir hızla seyretmektedir. Gayet bariz bîr şekilde iktisadî inkişaf içinde ol­duğumuz memleketçe kabul edilmiş bir hale gelmiştir. Ordumuzu da daima kuv-. vetlendirmekteyiz.

Dış emniyetimiz bakımından, şimal At­lantik Paktı camiasına dahil o'nıayi rüyük biı muvaffakiyet saymaktayız. Bu pakta

girmekle vazifeler ve mesuliyetler kabul etti^mizi müdrik jlm'ikla beraber giri-şir,"ıİ7va bu teşkilâtı ve kollektif emniyet fikir ve sistemini mühim nisbette kuvvet­lendirdiğimizi de bilmekteyiz. Yine dış emniyet bakımından, Yunanlı dostları­mızla daha ileri münasebetler tesis et­memiz ve Yugoslav dostlarımızla da mü­nasebetlerimizde, buradaki bu toplantımı­zın yeni bir delilini vıerdiği çok kıymetli bir ilerleme kaydeylememiz vardır. Bun­ları da dış politikamızın ileri gelen ha­diselerinden telâkki etmekteyiz. Geçen sene ve daha evvelki seneler, münasebet-İrimiz, bu derece mesut manzaralara yer verecek vaaiyette değildi.

Bu derece geniş bir suale birdenbire bu kadarlife bir cevap verebilmem ümit ede­rim ki sizleri tatmin edecektir.»

Başbakan Adnan Menderes, Marshall plâ-uı yardımları ile alâkalı başka bir guale de şu cevabı vermiştir;

«Marshall plânı yoluyla gördüğümüz yar­dımlar, Türkiyelin iktisadi kalkınmasın­da en iyi şekilde kullanılmıştır. Ayni yolla diğer memeketlere yapılan yardım­lar arasında, memleketimize yapılan yar­dım nisbeten az telâkki olunabilir. Fa­kat şurası muhakkaktır ki bize yapılan yardım en iyi surette kullanılmış ve bun­dan en iyi netice alınmıştır. Ayrıca Tru-man doktrini gereğince askerî yardım da alınmaktadır. Bunu da en iyi bir şekilde kullanmakta ve ordumuzu kuvvetlendir­mekteyiz.»

Silâhlanma ve kuvvetlenmenin plânlara göre kâfi vaaiyette olup olmadığı hak­kındaki mütemmim bir suali de. Başbakan şu tarzda cevaplandırmıştır:

«Kuvvetlenmemiz ve modern silâhlarla teçhiz edilmemiz bahsinde bir ideal plân mevcut olabilir. Fakat silâhlanmamız ve hazırlanmamız ne kadar fazla olursa ol­sun, yine kendimizi tatmin edilmiş ad-dedemeyiz. Yurdumuzun muhafazasına ve bekamıza taallûk eden bu kadar ehem­miyetli bir mevzuda ne derece hassas dav-ransak hakkımız olduğunu takdir edersi­niz. Bu sebeple yapılan yardımdan mem­nun musunuz, derseniz, memnun olmak­la beraber kâfi değildir, cevabını vere­ceğim. Bunun yanında, müdafaa kuvvet­lerimizin silâhlanması, t&lim ve terbiyesi, muayyen bir plân dahilinde yapılmakta veinkişafettirilmektedir.»

Başbakan, Büyük Millet Meclisi faaliyeti hakkında sorulan bir suali de şöyle cevab-landınniştır:

«Büyük Millet Meclisi öugün acılıyor. Bugün, Sayın Cumhurbaşkanının sene­lik nutkunu irad etmesi sebebiyle, teşrii senenin en mühim günüdür. Cumhurbaş­kanımız, hu nutkunda, bir senelik hükü­met icraatının kısa bir bilançosunu yap­tıktan sonra önümüzdeki sene içinde perspektifte ne varsa onu bildirecektir. Eu bakımdan teşrii muhasebe günü ola­rak kabul ettiğimiz bir kasım'a haklı olarak ehemmiyet vermek yerinde olur. Bunun dışında gerek teşrii organı, ge­rek murakabe organı olarak Büyük Mil­let Meclisinin önünde, bu sene için her jRi sahada da gayet geniş malzemebuIlınmaktadır. Buna ayrıca bütçe müzake- de ilave etmek icap ediyor.»

Başbakan Adnan Menderes, bundan son­ra, Yugoslav gazetecilerinin Üctisadî me­seleler, devlet işletmeleri, hususî müesse­seler, sanayileşme, sosyal İslâhat, gendifca-lar, ziraî kalkınma, makineleşme, top­rak tevzii hakkında sordukları muhtelif sualleri aşağıdaki şekilde cevablandırmış-tır:

Devlet iktisadi teşekküllerinin hususi ser­mayeye devri ileri götürülmüş bir mesele değildir. Hususi teşebbüs, öaha ziyade yeni tesisle vücuda girmek yolundadır. Memleketli bu bakımdan o kadar geniş çalışma imkânları mevcuttur ki hususi teşebbüs, iş sabası bulmak, yeni yeni te­sisler kurmak hususunda hiç bir müşkü­le rastlamamaktadır. Bu sebeple devlet elindekine iltüattan ziyade yeni mües­seseler kurmayı tercih ediyorlar. Son iki buçuk sene içinde yapılanlara bakıp denilebilir ki, bugün memleket Demok­rat Partinin iktidara gelmesinden dört beş sene sonra, iki buçuk sene evveJki sa­nayi kudretini bir misli genişletecek bir faaliyet içindedir.

Bu inkişaf, yalnıa sanayide değil ziraat­ta, madencilikte, nakliyecilikte, iktisadi çalışma sahasının bütün kesimlerinde mevcuttur.

İki sene evvel 100 bin ton buğdayı bul­mak için güçlük çekilirken bugün 2 mil­yon tona yakın zahire ihraç edebilecek bir vaziyette olmak, bu inkişafın bir Öl­çüsünü verebilir.

Sorduğunuz şekilde hisse senetlerini iş­çilerin de alabileceği şirketler kurulma-smin çok iyi bir sistem olduğunda şüp­he yoktur. İşçiyi müesseseye az çok his­sedar kılmanın çalışma şevkini ve ga-yre-tiniartıracak bir keyfiyet olduğu malûm­dur. Bizde, bilhassa ziraatte ve inşaatta çok geniş ölçüde yer tutan kooperatif fa­aliyeti mevcuttur. Bia, mevcut iktisadî sistemimizin memleketimizi görülmedik bir gi;r'atle terakkiye götürmekte oidu-ğum* müşahede etmekle mutmain ve bahtiyarız.

Sosyal İslâhat hakkındaki sualinize ce­vaben diyebilirim ki, bir iki senedenberi bu yolda çok ilerlemiş bulunuyoruz. Bun­lar, devlet müesseselerinde devlete bir hayli külfet yüklemektedir, işçi haklarını koruma yolunda aynı külfeti kanunları­mız hususi teşebbüse de tahmil etmiş bulunmaktadır.

Memleketimizdeki sendika hareketlerini soruyorsunuz. Memleketimizde çok yeni olmakla beraber kısa aamanda mühim gelinmeler kaydetmiştir.

Türkiye nüfusunun yüzde sekseni köylşr-de oturmakta ve bu yüzdenin hemen hepsi ziraatle iştigal etmektedir. Bu se­beple, sorduğunuz gibi, ziraatla ve köylü hayatı standardının yükseltilmesi, bu memlekette hükümette bulunacak mes'ul adarolann daima birinci kaygısını teş­kil edecektir, işçilerimizin ve çiftçileri­mizi bu vatanda müreffeh yaşatmak, fca-kibettiğimiz politikanın en mühim esas­larından bü-isidir.

Bunun için de, herşeyden evvel, mem­leketin iktisaden cihaziammasını temin etmek lâzımdır. Bu politikanın muvaffak olduğunu ve memleketin iktisadi kudret iktisap etme bakamından süratle ileredl-ğini bahtiyarlıkla müşahede ediyoruz.

Ziraatin makineleşmesi, sorduğunuz şe­kilde bir işsizlik yaratacak değildir. Bi­lâkis, airaate makinenin tatbiki, yeni ye­ni iş sahaları açmakta, şimdiye kadar vasıtasızlıktan ekilemiyen bir çok topra­ğın ekilmesi neticesini vermektedir. Esa­sen makineleşme karşısında bu tarzda endişeler duymak, buharla isliyen vapu­run icat edildiği zaman kayıkçıların «e yelkencilerin bu yeni makineleri tahribe kulkmalarma benzer. Makineleşme ve toprağt işleme ve çalışma usullerinin te­kemmül ettirilmesi neticesinde sâraatirniK inkişaf ettikçe, bunun hayırlı neticeleri­ni iktisadi hayatın her sahasında, bü­tün istihsal şubelerinde, iç ve dış tica­rette görmek mümkündür. Binaenaleyh, ziraatin. ilerlemesi ve makineleşmesi, memlekette işsizliğe yol açan bir hadise değildir. Tam aksine, memleketi, serve­tini arttıran ve iş ve istmsal haemini süratlegenişletenneticeleregötürür.

Devlet, kendi elindeki topraklan, sor­duğunuz gibi, bir program dahilinde top­raksız köylüye dağıtıp tapulamaktadır ve bu tevzi işini mümkün olduğu kadar sü­ratlendirmek gayreti içindedir. Şunu da söyliyeyira ki, Türkiye ziraatının yüzde seksenden fazlasını küçük ziraat teşkil eder.Devlethükmîşahsiyetleelindeki

arazinin tevziinden sonra da kanunda tâyin -edilmiş ölçülere göre istimlâklar yapılmak suretiyle topraksız çiftçilerimizi topraklandırma yolunda devam oluna­caktır '

Şurası da bir hakikattir ki, sanayi ve raadencilişimisin ne diğer iş ve istihsal şubelerinin süratle genişlemesi ve geliş­mesi, şerıir ve kasabalarımız nüfusunun süratle artması ve ziraatle iştigal eden nüfus nisbetinin başka iş ve istihsal sa­halarına intikal temayülünü bariz su­rette göstermesi neticesini doğurmakta­dır. Yani iktisadî ve içtimai: tekemmül solunda bulunmamız., toprakla iştigal eden nüfus nisbetini azaltmaya, müte­veccihtir. Yeni usullerle ve makinelerle topraklarımızıişlemeimkânlarımızgenişliyerek bir nevi toprak darlığı hisset­tirirken, korunma ve sulama yoluyla ye­ni, yeni toprakların ziraate açılması bu sıkıntıyı karşılamakta, diğer taraftan da bu bahsettiğim nüfusumuz terkibindejü değişmeler, içtimai ve iktisadî ilerleme yolunda bir muvazene kurmaktadır.»

Başbakan Adnan Menderes'le Yugoslav gazetecileri arasındaki bîr saat bir çey­rektik samimi hasbıhalin sonunda, Yu­goslav gazetecileri Başbakanımızla birlik­te fotoğraf çektirmişler ve kendisine ha­raretle teşekkür ederek yanından ayrıl­mışlardır.

— İstanbul:

Yunanistan, liginin başında bulunan Pa-natinaiKös takımı, bugün ancak 1450 de şehrimîîe gelmiş ve bir saatten îazla "bir gecikme ile Beyoğîusporla maçını sa­at16.10 dayapabilmiştir.

Takımlar :

Panatinaikos ; Vitalis - Alupis, Kuiçk-dîs - Nemmdis, Linoksilakis, Nikolaidis -FUaktos, Petropulos, Asakopulos, Papan-toniu, Panakis.

Beyoğluspor: Surnopulo - Baharoglu, Çioepulo - Remzi, Maruli, Mustafa, - Ya­fa, Kadri, Anastas,Şeîıim, Minas.

Hakem Tarık Özerengin.

Beyoghısporluların İlk akınlarını önle­yen Yunanlılar, onuncu'dakikada santr­forlarının vole tıir şutu ile ilk göllerini kaydettiler.

Karşılıklı hücumlarla devam .eden ve 30 dakika oynanan devire 1-0 misafir ta­bımın lehine neticelendi.

İkinci devrenin ilk dakikalarında Beyoğ­lusporlular neticesiz bir kas hücum yap­tılar. Dördüncü, dakikada misafir takı­nım ortadan yaptığı hücumda top Be-yoglusporlu müdafiin ayağına çarpar ak içeri girdi. Misaîirler bu suretle ikinci gollerini kazandılar.

Sekizinci dakikada da Beyoğlusporlular, soldan, çekilen kornerden bir gol kazan­dılar.

Hayli karanlıkta devam eden oyunun bundan sonraki kısmı çekişmeli cere­yan etti.

Müteaddit fırsat kaçıran Beyoğlusporlu­lar, nihayet sağaçıklan vasıtasıyla bera­berlik golünü yapmağa muvafîak oldu­lar.

Son kısımları hayli karanlıkta oynan maç, böylece2-2 sona erdi.

— Ankara:

Memleketimizde misafir bulunan Yugûg-lav gazetecileri şerefine bu akşam saaat 1950 da Yugoslav BUyük Elçisi tavafın­dan bir kokteyl verilmiştir.

Kokteylde, Dışişleri Bakanı Profesör Fu­at Köprülü, Tllaştırma Bakanı Seyfi Kurtbek, Milletvekilleri. Amerika Bir­leşik Devletleri, ingiliz, Afganistan, Fe­deral Almanya, Yunanistan Büyük El­çileri ile kordiplomatiğe mensup şahsi­yetler, Generaller, Ankara Belediye Baş-fcanı ve Basm Mensupları hazır bulun­muşlardır.

Kokteylçoksamimîbir havaiçindevam etmiştir.

2 Kasım 1952

-r- Bursa:

Meslek ve ihtiyarlık sigortalarına ilâyft-ten 5502 sayılı hastalık ve analık sigor­tası kanunu dünden itibaren ilimizde de' tatbike başlamıştır. Bu kanunun tatbi­ki dolayigiyle şehrimiz işçi sigortaları kurumu gerekli bütün (lazırhfclan ta­mamlamış bulunmaktadır.Bu hazırlıklar

image001.gifmeyanında bir işçi dispanseri ile Üç sağ­lık ekibi kurulmuştur. Bu günden itiba­ren her ne surette olursa olsun hastala­nacak işçiler ve sigortalılar bu sağlık teşekküllerinin faaliyetlerinden faydala­nacaklardır. Analıkhallerinde de işçi si­gortaları kurumu, doğrudan doğruya sağ­lıkyardımlarınabaşhyacaktır.

30.000 e yakın işçisi bulanan ilimizde işçi sigortalan, kurumunun aldığı bu ka­rar büyük bir memnuniyet uyandırmış­tır.

—Bursa:

Bursa - Yalova kısalnıış yolunun inşası­na ait etüdler sona ermiş bulunmaktadır. Bu yol aslalt olarak yapılacak ve 4 mil­yon liraya malolacaktır. Yeni yol Bur­sa - Yalova arasındaki mesafeyi 20 M-lnmetre kısaltacak ve bir düz hat teşkil edecektir.

—Ankara:

Güney Anadolu köylerini dolasan Türk Hava Kurumunun bir sinema ekibi Ada­na bölgesinde (7400, Gaziantep bölgesin­de (10.100 ve TTrfa bölgesinde (15.800 va­tandaşa Havacüık, Tarım ve kültür film­leri göstererek Ankara'ya dönmüştür. Ge­zi (53) gün sürmüştür.

—Ankara:

Sağl ve Sosyal yardım bakanlığından bildirilmiştir:

Vaki ihbarlara göre Eylül/1952 ayı için­de yurdumuzda 7 lekelihumma, 474 tilo, 69 paratifo, 21 dizanteri, 2 brüselloz, 93 difteri, 647 boğmaca, 57 kızıl, 188 kıza­mık, 8 sarî sahaya, 3 poliomiyellt, 440 şarbon tesbit edilmiştir.

Münferit vakalar halinde görülen inta-ni hastalıkların salgın haline gelmemesi için gerekli tedbirler alınmış bulunmak­tadır.

—Ankara:

Basın Yayın Umum Müdürlüğünün da­vetlisi olarak şehrimizde bulunan Yugos­lav gazetecileri bugün saat 16.50 de be­raberinde mihmandarları olduğuhalde

trenle Zonguldağa hareket etmişlerdir.

Misafir -gazeteciler bölgeyi gezdikten son­ra Tam i tp gitmek üzere tekrar şehrimize geleceklerdir.

i— Ankara:

Kızılay Demeğinin 75 inci yıldönümü ve Kızılay haftası münasebetiyle Genel Mer­kez Başkanvekilî Tekirdağ Milletvekili İsmail Hakkı Akyüz radyoda bir konuş­mayapmış veezcümledemiştir ki:

Muhterem dinleyenlerim.

Hep beraber, haklı bir neş'e ve huzur içinde Cumhuriyet Bayramımızı idrak ettiğimiz şu günlerde milletimize lâyık şerefli bir mazisi, parlak ve ümitli bir istikbali olan büyük bir hayır müessese­mizin 75 inci yıldönümünü kutluyoruz: Kızılay cemiyetini, kendi kalplerinin mahsulü, şefkat duygularının teşanJıus etmiş Bir timsali telâkki ve kabul bo-yuran hayırsever milletimizi en derin hür­metlerimle selâmlarım.

Kızılay, ferdin kendi saadet ve bahtiyar­lığının, ancak başkalanmnkine engel olan hallerin, iztiraplann, mahrumiyet­lerin kaldırılmasiyle mümkün olabile­ceğinin bir beyanı, müştereken kabulü ve tasdMd demektir. Fertler, içlerinde duydukları derin bir incizabm hayra doğru gitmenin, koşmanın, hayır işle­menin tesiri altında ayni yerde ve ay­nı yolda birleşince bu cemiyet meyda­na gelmiştir.

Kızılay tam 75 senedir felâket görmüşlerin, yoksulların, düşkünlerin, hastaların âcil yardımlarına koşmak suretiyle teselli ederek yükünü hafif­leterek ferahlatarak onlara yardım ve hizmet ediyor.

Kızılay, başkalarının acıları, ızdı-rapları, elemleri, mahrumiyetleri ken­dilerine dert olan, onlara çare arayan, onları hafifletmeğe, onları ref ve iza­leye, onların yerine sürür ve ferahlık getirmeğe çalışan insanların toplulu­ğumun İsmidir. Vicdanları huzur ve rahata ulaştıran saadet ve bahtiyarlı­ğa erdiren en emniyetli yol şüphesiz kî hayır yoludur. Hayır zevkini tadan­lar onu her türlü fâni zevklerin üs­tündeki lezzetini duyanlar, kendileri­ni o yola koymakla bizzat kendi saa-detlerinir? eşsizmimarıolurlar.

Cumhurbaşkanı heyeti kabulleri sıra­sında dost memleket gazetecilerine kı­sa bir hitabede bulunarak şunları söy­lemişlerdir;

«Dost Yugoslav gazetecilerine hoş. gel­diniz demek suretiyle büyük bir mem­nuniyet duyduğumu ifade etrr>ek iste­rim.

Asil milletlerini yakındaK- tanıdığımı iddia edebilirim. Daima vatanperver­liklerini görmüş ve tarihin her devre­sinde asil hareketlerini bilmiş olmak sıfatiyle kendilerine karsı, derin bir muhabbet beslediğimi söylemek bçnim için hakiki bir zevktir.

Sevdiğimiz ve dost olmak için bütün gayretimizle çalıştığımız bir memle­ketin matbuat mümessillerini ve mii-neverleripi memleketimizde görmek bizim için ayrı bit sevinç kaynağı ol­muştur. Ümid ederim ki, memleketi­mizde iyi intibalar edinmiş bulunuyor­sunuz ve İntiba! arınızı memleketinize olduğu gibi nakledeceksinîzdir. Yugos­lavya devlet ricaline ve bilhassa Ma­reşal Tito'ya selâm ve muhabbetleri­min iblâğını bekler ve burada daima samimî dost?jan olduğunu bilmeleri­ni isterim.»

Yugoslav basın heyeti başkanı Timo-tiyeviç mukabele ederek Cumhurbaş­kanımız tarafından kabul edilmek şe­refinemazhar olmanınehemmiyetini

takdir ettiklerini belirtmiş, memleke­timizin şimdiye kadar gezdikleri her yerinde, şahıslarında, Yugoslav mille­tine karşı samimî bir muhabbet ve dostlukgördükleriniifadeetmişve yurdumuzdaki ileri hamleler hakkın­da Türkiyeye gelmeden evvel bildik­lerimin, burada kat kat üstünde bir te­yidini müşahede etmekle heyecan duy­duklarını söylemiştir.

Yugoslav basın heyeti başkanı, mem­leketlerine döndükleri zaman yaza­cakları makalelerde, Yugoslavyaya karşı hakikî ve samimî bir dost olan Tüsrkîyentn ileri ve medenî çehresini tam mân as il e aksettirmeye çalışmayı kendileri içn bir borç bildiklerini ifa­de ile sözlerine son vermiştir.

Cumhurbaşkanımız bundan sonra mi­safir gazetecilerden yurdumuzda şim­diye kadar ziyaret ettikleri yerler ve gezecekleri şehirler hakkında izahat almış, kendileriyle samimî hasbıhal­lerde bulunmuşlardır.

3 Kasım 1952

— Ankara:

Ankara Üniversitesi yeni ders yılına bu sabah saat 10 da DiJ ve Tarih-Coğ-rafya Fakültesinde yapılan bir tören­le bağlamıştır. Törende Büyük Millet Meclisi Başkana Refik Koraltan, Baş­bakan Adnan Menderes, Millî Eğitini, İçişleri, Ulaştırma, Tarım ve Çalışma Bakanları, Milletvekilleri, Sayıştay başkanı, Ankara valisi ve belediye baş­kanı, Üniversite profesörleri, öğrenci­ler ile kalabalık bir davetli kitlesi ha­zır bulunmuştur.

Törene bandonun çaldığı İstiklâl Mar­şı ile başlanmış ve bundan sonra Üni­versite Rektörü Prol Ekrem Rüştü İz-men aşağıdaki konuşmayı yapmıştır: s Sayın misafirlerimiz, kıymetli arka­daşlarım, sevgiliöğrenciler.

Bugün Üniversitemizin yeni ders yılı başlamakta ve bu vesile ile çatımızın altında her yıl olduğu gibi yine top­lanmış bulunmaktayız.

Muhtelif insars cemiyetlerinde önemli bir yer alan an'anelerin, bilhassa Üni­versiteler gibi ilim ile uğraşılan ve ilim yayılan yerlerde tanıdıkları de­ğerler büyüktür. Çünkü bu gibi mü­esseseler yalnız yazılı hukuk kaidele-riyle deŞil, aynı zamanda ve hattâ on­dan daha mühT.~n olarak zamanla kök­leşen esaslı teamül ve geleneklerle ge­lişip kemalim bulabilirler. İşte bu an'aneye uyarak bugün genç Ankara Üniversitemizin yedinci ders yılını açar ve bunun bütün Türk mil­leti için olduğu kadar kurumurnuz için de uğurlu ve verimli olmasını dilerim. Her türlü kötülüğün içinde barırap di­rediği cehaletin karanlıklarım sıyıran vezihniyeti yok etmek için uğ­raşarak medenî insanlar halinde ya­şanacak yolu gösteren ışık. ilimdir. Bu aydınlığın belirdiği, yurda ve dünya­ya yayıldığı yerler ise Üniversiteler­dir.

Tabiatın gizli kalmış türlü kudretle­rinin, sırlarını çözerek insanlığın fay­dalanmasına sunan biricik vasıta, müs-bet ilimdir. Bunun da ana kaynağı yi­ne üniversitelerdir.

Şu halde asrımız üniversitelerinde öğ­retim, ayni zamanda çeşitli istikamet­lerde yapılan İlmî araştırmalarla bir­likte yürüyen ve dol ay isiyle birbirinden aynlarnıyan birbirini tanıamlıyan iki esas unsurdur.

Bugünün Üniversiteleri haiz bulun­dukları bu vasıf sayesindedir ki hem bulundukları memlekete ve hem de insanlığa daha faydalı olmuşlardır. Nitekim sosyal hayattaki hizmetlerin­den başka, enstitü ve lâboratuvarlarmda yapılan türlü araştırmalarla o memleketin hakiki varlığını ve değe­rini ortaya koyarak tabiî kaynakların­dan istifade imkânlar mı sağlamışlar­dır. Bu itibarla ileri memleketler, bü­yük masraflarla meydana getirilen bu müesseselere her türlü fedakârlığı yapmaktan çekinmemişler ve bu ku­rumlar daima milletin ve devletin ge­niş ölçüde maddi ve manevî müzaha-retini görmüşlerdir.

Türk milletinin ilme verdiği büyük değerin bir ifadesi olarak 1946 yılın-da_ özel bir kanunla kurulan Ankara Üniversitesi, yabancı memleketlerde­ki benzerlerin* kiyaseti çok gençtir.

Uzun yıllar süren ve büyük bir emele ve himmet mahsulü olan eserlerle ö-ğünmek, gelecek Türk nesillerini» hem hakkı ve hem de nasibi olmakla beraber, bugün kuruluş halinde bu­lunmanın meydana getirdiği aksan­lara ve mevcut bazı eksiklerimize rağ­men. Üniversitemiz ileriye doğru sağ­lamadımlarlayürümektedir.

Bilhassa düşünce ve söz serbestisine dayanarak, türlü fikir cereyanlarının kaynaştığı ve çeşitli tahriplere İstidat gösterdiği devrimizde, millet ve yurt menfaati bakımından gerçekten ha­yırlı ve ışıklı olar yolu gençliğe ve millete göstermiye çalışmak, Üniver­sitemizin belli başlı vaz itelerinden -dir.

Fakat aynı zamanda bize dünya dev­letleri arasında bugünkü itibarlı ve kudret! i mevkii sağlıyan, önümüze güvenle yürüyebileceğimiz aydın bir istikamet ve sağlam bir yol açan in­kılâplarımızı genç nesillere maletmek, onların yalnız zihinlerine değil, kalb-lerine ve sevgilerine de sindirmek, bizlere gurur ve §eref veren gayeler­den de biridir.

Bundan başka Üniversitemiz, bir dev­let üniversitesi olarak memleketin çe­şitli sosyal ve ekonomik alanlarında yapacağı' türlü çalışmalarla1 hüküme­te, ilmîn müsbet ışığı altında elindeki bütün imkânlar nisbetinde yardını ve hizmet etmeği de kendisine şerefli bir vazife bilmektedir.

Sayıtı dinleyicilerim,

Üniversiteler Kanununun neşir tarihi olan 1946 yılında ilk önce dört fakül­teden ve sonra da muhtelif yıllarda bünyesine katılanlarla bug^in sekiz fakülteden teşekkül eden Ankara Üni­versitesi hakkında kısa bi-r bilgi ve-rebilmekliğim için. evvelâ öğrenci ve eğretim üyeleri durumundan, bazı fa­kültelerimizle yapılan işlerden (bah­setmeyi faydalı buluyorum:

Üniversitemizde halen 1234 ü kız ve 6416 %ı aa erkek olmak üzere 7650 öğ­renci bulunmakta ve huidann içeri­sinde çeşitli milletlere mensup 50 Öğ­renci de muhtelif fakültelerimizde o-kumaktadır.

Öğrenci mevcudunun % 59 u hukuk, siyasal bilgiler, dil ve tarih-cografyar ilahiyat gibi içtimai ilimleri temsil eden fakültelerde, % 41 i ise müsbet ilimlere ait fen, tıp, ziraat ve veteri­nerde bulunmaktadır.

Bu ikinci grupa dahil olan fakülteler-.de Öğrenci sayısının diğerlerin* kıya-sen noksanlığı, gençlerimizin yalnız rnüsbet ilimlere az temayül göstermiş olmalarından de sil, nazariyat kadar tatbikatın da çok önemli olduğu bu bölümlerde lâboratuvar, klinik, tatbi­kat salonları vesaire gibi sebepler yü­zünden h^r sene alman öğrenci .sayı-smda bir tahdit yapmak zaruretinden ileri, gelmektedir.

Bu yıl Üniversitemizin muhtelif fa­kültelerinden 530 gencimiz mezvın ol­muş ve memleketin dört tarafına da­ğılarak omuzlarına yüklenen memle­ket vazifelerini feragat ve azimle ba­şarma yoluna kaydolmuşlardır.. Üniversitemizde bu yıl 14 ü yabancı olmak üzere 155 profesör, 127 doçent ve Öğretim görevlisi ile 257 asistan va­zife görmektedir.»

stînV/ersitemmn f^rr ve tıp fakülte­lerine bu yıl yabancı memleketlerde kendi ihtisas alanlarında yüksek de­ğerleriyle tanınmış dört profesör geti­rilmiştir, îîmin durmadan, büyük bir hızla ilerlediği bu devirde, .müessese­miz, yabancı kıymetlenmen icabında bundan böyle de faydalanmada de­vam edecektir.

Fakültelerimeden bazılarının durum­larına gelince:

Müsbet ilimlere ait fakültelere kayıtlı öğreticilerin ilk temel bilgilerini ves-serek Türk gençliğini tabiî ilimler a-lanmda yetiştirmek ve yine müsbi't ilimler yolunda araştırmalar yapmak görevini üzerine aian fen fakültemiz, şimdiye kadar Gazi Eğitini Enstitüsü­nün bir köşesinde çok sıkışık bir du­rumda bulunmakta idi.

Sağlanan büyük yardımın bir netice­si olarak bu fakültemizin muhtelif yerlerde dağınık bir halde bulunan enstitülerinin bir kısmı bugün yeni binalarına yerleşmiş, diğerlerinin de en geç birkaç ay içerisinde hazırlanan yerlerine taşınabilmesi için gereken çalışmalara büyük bir gayretle devam edilmiştir.

Ellerine insan hayatını ve dolayısiyle millet sağlığını emniyetle tevdi ede­bileceğimiz Türk hekimlerini yetiştir­mek gibi hayatî bir vazifesi olan tıp fakültemiz, bilindiği gibi, kendisine ait esaslı bir binaya sahip olmadan ü-teye beriye dağılmış bir halde cidden müşkül şartlar altında çalışmakta idi. İşte bu çok elverişsiz durumu göz 5-nünde bulunduran hükümetimiz, Gül-hane Askeri Tıo Akademisinin- baskn bir yere nakli hususunda kesin bir karara varmış"ve bu karar Üniversi­temizde sevinçle karşılanmıştır. An­cak nakil i;inin kısa bir zaman zarfın­da tatbikine başlanılması ve dolayısi-le bugünkü arızî duruma bir an evvel son verilmesi, fakültemizin büyük bir ferahlığa kavuşabilmesi, çalışmaları­nın huzur içerisinde yapılabilmesi ve nihayet gençliğin de iyi yetiştirilebü-mesi bakımından lüzumludur. İlahiyat fakültemizin binasında, bu müessesenin daha iyi bir gelişmeye ulaşabilmesi için yeni bazı tadiller ya­pılmış, öğretim üyelerine çalışma o-daları, kütüphane, sınıflar vesaire te­sis edilmiştir. Bu fakültemiz bu yıl son sınıfını açmak imkânına kavuş­muştu?.»

«Çalışmalarımızın en önemlilerinden birisini teşkil eden neşriyatımız gül­den güne artmakta ve bu husustaki eksiklerimiz tedricen tamamlanmak­tadır. Kütüphanelerimizi muhtelif dil­lerde yazılmış yabancı literatürlerle birlikte, kendi çalışmalarımız mahsu­lü olan vo daha ziyade memleket me­selelerini ihtiva eden eserlerle de donatmak, başlıca hedeflerimizden biri­ni teşkil etmektedir.» «Eserlerin kıymeti, sayısının çoklu­ğundan ziyade şüphesiz muhteviyatı­nın zenginliği ile ölçülürse do bir fi­kir vermek amaciyle 1951-1952 yılın­da muhtelif fakültelerimiz tarafından yayınlanmış olanların sayısı, basılmak üzere hazırlananlarla makaleler hariç olduğu ha!de 128 dh. Üniversitemiz, bir devlet üniversitesi­dir. Elimizdeki bütün imkânlar nisbe-tinde hükümete ilmin ve hakikatin gösterdiği yolda yardım etmeyi, muh­telif bakanlıkların ve teşekküllerin, müşküllerini gidermeyi, fikir ve mü­talâalara cevap vermeyi biz, yalnız bir kanun icabı görmemekte, aynı za­manda bir memleket vazifesi, şerefli bir hizmet olarak telâkki etmekteyiz. Bu cümleden olmak üzere Büyük Mil­let Meclisi, adalet, tarım, sağlık ve sosyal yardım ve diğer bakanlıklar ta­rafından üniversitemizin muhtelif fa­kültelerine çeşitli meseleler hakkında yollanan müteaddit yazılara büyük bir itina ile cevap verilmiş ve arka­daşlarımız memleket hizmetindeki bu önemli görevlerini yapmaktan bir an geri kalmıyarak bakanlıklarla daimî bir işbirliği sağlamıştır. Hukuk fakültemizin, havale edilen müteaddit kan-un tasarıları üzerindeki tetkikleri, ziraat fakültemizin, gübre meselesi, hayvan yemi problemi ve daha bazı mevzularda Tarım Bakanlı­ğı ile elele vermesi ve diğer fakülte­lerimizin buna benzer çalışmaları bu­nun en iyi bir delilidİT.s «Üniversitemiz, çalışmalarım yalnız dar bir çerçeveye inhisar ettirmemek-r te, bilâkis yurdun her tarafına yay­mak için uğraşmaktadır. Nitekim Dil ve Tarih Coğrafya fakültesinin bilhas­sa Batı Anadoluda yaptığı kıymetli arkeolojik çalışmalarla, diğer illeri­mizde yine bu konudaki incelemeleri takdirle zikrolunabileceği gibi. ziraat fakültesinin, yurdun muhtelif yerle­rinde birkaç yıldan beri tesisine baş­ladığı araştırma istasyonları da mem­nunluk verecek neticeler sağlamakta­dır, ;>

Rekt&r bundan- sonra gençlere hitap ederek şunları söylemiştir: «Türkün medeniyet âleminde ön saf­ta ilerliyen milletlerle birlikte yürü­mesi, çeşitli sebeplerle geri kalmış yurdumuzun iman, milletimizin refa­ha kavuşması, başımızda şerefledal-

galanan bayrağımıza bugün olduğu ka­dar, yann da bütün dünyanın sevgi ve saygı göstermesi, sizJe^-m ciddi, fe­ragatli çalışmalarınıza, sarsıîmıyan başarma azmimize ve her şeyin üstün­de de seciyeli bir milletin evlâtları o-larak yüreğinizde beslediğiniz kuvvet­li imana bağlıdır.»

«Maksatlı ve zararlı tohumların fa saçıldıÇ! bir devirde sizi yolunMada aydınlatabilecek en kudretli ışık, mem­leket sevgisi, mi.llî ideal ve menfaat­lerimizle Atatürk devrimlerine karşı beslediğiniz sarsılmaz inançtır.»

Rektör konuşması esnasında Ziraat Fakültesi Ord. Prof. Kadri Bilgeemre"-nin bu sabah ani kalp krizi neticesin­de vefat ettiğini teessürle bildirmiş ve kendisine bir dakika saygı duruşu yapılmıştır.

Rektörün konuşmasından sonra Siya­sal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Ya­vuz Abadan İlk açılış dersini vermiş­tir.

Bun dar1 ?onra Cumhurbaşkanlığı fi­larmoni orkestrası- gar» müzrğ"mj ta­nıtmakonserlerindenilkinivermiştir.

—Bursa:

Belediyemiz yaptırmağa karar verdiği şehir garajının seh?in en müsait ye­rinde inşasını temin maksadiyle şehir halkınır- bu mevzudaki fikirlerinden istifade için yeni garaim nerede İnşa­sının uygun görüldüğü husus-jnu tes-bit etmek üzere bir anket açmış bu­lunmaktadır.

Bursa Gazeteciler Cemiyeti tarafından idare edilen anket, altı kasım perşem­be ^ünün-e kadar devam edecektir. Ce­vapların tetkikinden sonra şehir gara­jının inşa edileceği en müsait yer tes-bit edilecektir, bu suretle garajın in­şasıyla beraber şehrin içindeki seyrü­sefer karışıklığı da önlenmiş olacak­tır.

—İrtanbul:

Nato güney doğu kara kuvvetleri baş-komutam General Wyman bugün saat 15,15 de deniz kuvvetlerine ait bir u-çakla İzmirden buraya gelmiştir.

—Zonguldak:

Meml ek etimizde misafir bulunan Yu­goslav gazetecilerinden onbeş kişilik bir heyet beraberlerinde basın-yaym ve turizmgenel müdürlüğü mensuplan oîduğu halde bugün şehrimize gel­miştir.

Misafir gazetecileri istasyonda, Vali muavini, belediye başkanı, belediye meclisi üyeleri ile Ereğli Kömür îş-letmesi temsilcileri ve basın mensup­ları karşılamışlardır.

Misafirler, Çatalağzı elektrik santralı­nı, Yardım Sevenler Derneğinin dikiş atölyesini ve işletmenin sosyal tesis­lerini gezmişlerdir.

Gazeteciler derneği tarafından misa­fir gazeteciler şerefine bu akşam bir kokteyl parti verilmiştir.

— Ankara:

Cumhuriyetin 29 uncu yıldönümü mü­nasebetiyle aşağıda adları yazılı dev­let başkanlariyle sayın Cumhurbaşka­nımız Celâl Bayar arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati olunmuştur. Afganistan, Almanya, Birleşik Ameri­ka, Arjantin, Belçika, Brezilya, Çeko­slovakya, Çin, Danimarka, Fransa, Fin­landiya, Hindistan, Hollanda, İngilte­re, Irak, İran, İrlanda, ispanya, İsrail, İsveç, İsviçre, İtalya, Japonya, Kore, Lübnan, Mısır, Norveç, Pakistan, Po­lonya, Sovyet Rusya, Suudî Arabis­tan, Suriye, Şili, Haşİmî Ürdün, Yu­goslavya, Yunanistan.

Birleşik Amerika Başkanı Harry Tnı-man'dan Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'a gönderilen telgraf:

Türkiye Cumhuriyetinin yıldönümü münasebetiyle Amerikan milleti ra­mına Ekselansınıza ve Türk milletine samimi tebrik ve dileklerimi gönder­mekten zevk duymaktayım. Bütün milletlerin güvenliğini kurmak husu­sundaki müşterek idealden ilham alan Türk - Amerikan münasebetlerinin Türkiyenin geçen sene Kuzey Atlan­tik Paktına alınması ile daha kuvvet­lenmiş ve daha sağlamlanmış olması şayanı şükrandır.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'ın Başkan Truman'a cevabî telgrafı: Sayın Başkan, Türkiye cumhuriyeti­nin yıldönümü münasebetiyle Ameri­kan milleti namına şahsıma ve Türk milletine isal buyurduğunuz tebrik ve iyi temennilerden dolayı zatî devlet­lerine samimî teşekkürlerimi aırza mü-saraat ederim.

Birleşik Amerika ile Türkiye arasın-

daki münasebat hakkında izhar bu­yurduğunuz hislerden bilhassa müte­hassis oldum. Filhakika bu münasebat her zamandan daha samimî ve itimat-kârdır ve sulhsever milletlerin nasıl birbirleriyle teşriki mesaî etmeleri lâ-zımgeldiğine en parlak bir misal teg-kil etmektedir. Eminim k,i İki mem­leketimiz arasında resmî ittifak bağla­rı tesis etmiş olan Nato çerçevesi için­de Türk - Amerikan dostluğu sulh ve adalet İdeallerine bağlı olan hür ve hürriyet sever milletler camiasının emniyet ve vikayesine daha fazla hiz­met edecektir.

İngiltere Kraliçesi Maieste II. inci Eli-zabeth'in Cumhurbaşkanı Celâl Ba­yar'a tebrik telgrafı:

«Sayın Cumhurbaşkanı,

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun mesut yıldönümü münasebetiyle zatı devletlerine ve Türk milletine tebrik ve iyi temennilerimi sunarım.

Müteveffa pederimin cenaze merasi­minde hazır bulunmak- üzere memle­ketime yaptığınız ziyaretin uyandırdı­ğı sempati ve Türkiye Başbakanı ve Dışişleri Bakanının ahiren çok mem­nuniyetle karşılanan ziyaretleri son zamanlarda memleketlerimiz arasında­ki devamlı dostluğun yeni nişaneleri­nivermiştir.»

Cumhur başkan i Celâl Bayar'm Majes­te İngiltere Kraliçesine cevabî telgra­fı:

«Türkiye Cumhuriyetinin yıldönümü vesilesiyle İrsal buyurdukları çok rsa-zik mesajdan dolayı majestelerine en samimî teşekkürlerimi takdime müsa-raat eylerim.

Majestelerinin iki memleketimizi bir­birine bağlıyan dostane münasebat hakkında izhar buyurdukları iyi his­lerden son derece mütehassis oldum.

Majestelerinin sevgili pederlerinin ce­naze meraslmirxle hazır bulunmak ü-zere Londra'ya vaki ziyaretim esna­sında şahsıma gösterilen yafan alâka bana, aramızda mevcut dostluk temel­lerinin ne kadar sağlam -olduğunu bir kere daha müşahede etmek imkânını bahşeylemîştir. Türkiye Başbakanı ve Dışişleri Bakanının Londraya yaptık­ları resmî ziyaretin mükemmel netice­leri beni hassaten bahtiyar etti, bu ziyaretin, Türkiye ile Büyük Britanya arasında mevcut ve her gün daha in­kişaf edecek olan dostane ve itimatkâr teşriki mesainin büyük mânasıra be­lirtmiş olduğundan eminim.Fransa Cumhurbaşkanı Vincent Au-riol'den Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'a tebrik telgrafı:

«Türkiye Millî Bayramı münasebetiyle Fransa milleti ve gahsırn namına. Ek­selansınızın şahsî saadeti ve Türkiye-nin mesut istikbali hakkındaki sami­mî temennilerimi takdim eylerirn.>

Cumhur başkanı Celâl Bayar'dan Fran­sa Cumhurbaşkanı Vincent Auriol'a:

«Türk milli bayramı münasebetiyle Ekselanslarının şahsen ve Fransız mil­leti adına izhaT buyurdukları temenni­lerden çok mütehassis olarak Türk milletinin ve benim şahsî teşekkürle­rimizin Ekselanslarının saadeti ily Fransız milletinin refahı hakkındaki samimî dileklerimizin kabulünü rica ederim.»

İtalya Cumhurbaşkanı Luigi Einaudi'-nin Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'a teb­rik telgrafı:

«Türkiye Cumhuriyetinin kuruluğu­nun 29 uncu yıldönümü münasebetiy­le kendi namıma ve İtalya milleti a-dına en samimî tebriklerimin ve dost Türk milletinin refahı ve zatı dev­letlerinin şahsî saadetleri hakkındaki en hararetli temennilerimin kabulünü rica ederim.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'ın İtalyan Cumhurbaşkanı Luigi Eînaudi'ye ce­vabî telgrafı;

«Türkiye Cumhuriyetinin yıldönümü münasebetiyle Ekselanslarının gönder­mek nezaketinde bulundukları mesaj­dan çok mütehassis oldum. Samimî te­şekkürlerimi takdim ile Ekselansları­nın şahsî saadeti ve dost Itaı'yarun re­fahı hakkındaki en hararetli temenni­lerimi teyid eylerim.»

Yunanistan Kralı Majeste I. inci Paul'-ün Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'a ce­vabî telgrafı:

«Türkiye Cumhuriyeti millî bayramı münasebetiyle gerek şahsım, ve gerek Yunan milleti namına çok samimî teb­riklerimi takdim eylerim. Şeci Türk milletine kendini bağlayan menfaat­leri ve hususî rabıtaları müdrik bulu-

nan Yüıvan milleti onun saadeti ve re­fahı için en samimî temennilerde bu­lunur I»

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'ın Yuna­nistan Kralı Majeste I. inci Paul'e ce­vabi telgrafı:

«Türk millî bayramı münasebetiyle gerek kendileri gerek Yunar? milleti adına Majestelerinin vaki tetiri kâtın-dan çok mütehassis oldum.

Türk milletinin de kendisini şeci Yu­nan milletine bağlayan dostluk ve menfaat rabıtalarının- ehemmiyetve

büyük kıymetini tamamiyle takdir et­tiğini Majestelerine temin etmek i»-terim.

Teşekkürlerimin ve şahsî saad&tleriy-le dost ve müttefik Yunan milletinin refahı için beslediğim en hararetli te­mennilerin kabulünü Ma i es elerinden rica ederim, a

Mısır naibi Prens Mohamed Abdel Mo-neim'den Cumhurbaşkanı Celâl Ba­yar'a tebrik telgrafı:

«Türk millî bayramı münasebetiyle zatı devletlerine en hararetli tebrik­lerimi samimiyetle ifade eylemek ve şahsî saadetleri ve kardeş Türk mille­tinin itilâ ve refahı hakkındaki en İyi temennilerimi arzetmekten zevk duya­rım.»

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'dan Naip Prens Mohamed Abdel Moneim'e:

«Türk millî bayramı münasebetiyle irsal buyurdukları tebrikât ve temen-niyattan çok mütehassis olarak Altes­lerine en samimî teşekkürlerimi ifade ve şahsî saadetleri ve kardeş Mısır milletinin itilâ ve refahı hakkındaki en hararetli temennilerimi arza müsa-raat eylerim.»

Majeste İran-ŞahınşahıMohammed Reza Pahlavi'den Cumhurbaşkanı Ce-. lâl Bayar'a tebrik telgrafı:

«Türkiye Cumhuriyetinin yıldönümü bana ekselanslarına samimî tebrikle­rimi ve şahsî saadetleriyîe dost ve kar­deş Türk milletinin refahı hakkındaki hararetli temennilerimi tekrar eyle­mek hususunda mesut bir fırsat bah-, şetme ktedir.»

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'dan 'İıran Şahir.şahı Mohammed Reza Pahlavi'-ye cevabi telgraf:

Türk millî bayramı münasebetiyle vaki tebrikât izhar buyuruları temen-niyattan dolayı majestelerine hararet­le ,teşekkür eder ve şahsî saadetleri ile kardeş ve dost İran milletinin refahı hakkındaki en samimî dileklerimin kabulünü, rica eylerim.»

Irak naibi Altes Prens Abdülilah'dan Cumhurbaşkanı Celâl Bay ar'a tebrik telgrafı:

«Türk millî bayramı er> samimî teb­riklerimi ve şahsî saadetleri ile dost Türk milletinin refahı hakkındaki en iyi temennilerimi Ekselanslarına ifade etmek İçin mesut bir fırsat bahşetmek­tedir.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar"dan Irak Naibi Altes Prens Abdülilah'a cevabî telgraf:

Türk millî bayramı münasebetiyle Al­teslerinden vaki nazik tebrikâttan ve izhar bu vurulan- temenniy attan çok mütehassis olarak derin teşekkürleri­min ve şahsî saadetleri ile dost mem­leketlerinin refahı hakkındaki en sa­mimî dileklerimin kabulünü rica ede­rim.»

—İstanbul:

Cumhurbaşkanımızın dost Yunanistam ziyaretleri münasebetiyle İstanbul va­liliği ve belediye başkanlığı ile Yuna-nistanm fstanbul Başkonsolosluğunun himayeleri altında Atiıjaya bir seya­hat tertip edilmiştir.

İstanbul - İzmir - Pire yoliyle yapıla­cak olan bu seyahate yolcuların her türlü rahatını temin maksadiyle ordu vapuru kiralanmış ve memleketimizin taranmış iki seyahat acentesi vazife-lendirilmişlerdir.

4 Kasını 1952

—Maraş:

30 kilometre uzunluğundaki Pazarcık -Araban yolu inşaatının sona ermesi dolayısiyle Vali, daire âmirleri, par­tiler temsilcileri ve halktan mürekkep bir kafile otomobillerle açılan yoldan

Araban bölgesine gitmiş ve bölge hal­kının coşkun tezahürleriyle karşılan­mıştır. Yeni yolun açılması münase­betiyle il dahilindeki kalkınma faali­yeti etrafında izahatta bulunan Vaii demiştir ki:

«Bu yıl 16 milyon liralık Maraş - Kay­seri yolu,. 240 bin liralık Ceyhan köp­rüsü, 85 bin liralık Marag - Hartlap yolu, 35 bin liralık Andırın - Kadirli yolu, 32 bin liralık Elbistan - Kapıde-re yolu, 36 bin liralık Elbistan - Kapı-dere yolu menfezleri, 4312 liralık Ge­ben köprüsü, 380 bin liralık Gâvur gö­lü inekhanesi, 1,5 milyon liralık Gâ­vur gölü. kurutması, 140 bin liralık se­kiz ilkokul binası inşası, 50 bin liralık Elbistan Çiçek köyü inekhanesi, 50 bin liralık Elbistan cezaevi inşaatı iha­le edilmiş bulunmaktadır. İlçelerimizin su ve elektrik iğleri gibi ihale edilmij ve edilecek teeisleri için de iki milyon lira ayrılmıg bulunmaktadır. İl ve koy yollarından 63 kilometre tutan kısmı 134.441 îiraya yapılmıştır. Mevcut yol­larımızın bakımına tahsis olunan 108 bin liralık iş günü gününe yapılmış ve yapılmaktadır. Diğer taraftan bu y>l programa aldığımız 175 köyü, 230 bin lira sarfederek içme suyuna kavuştu­ruyoruz. Bugün merkez ve ilçelerimiz­de 55 köy içme suyuna kavuşmuş, 3C köyde faaliyete devam edilmektedir. Yapılmış ve yapılmakta bulunaK' su yollarımızın uzunluğu 66 kilometredir. Programa aldığımız 240 kilometre köy yolundan 115 kilometresini yapmiç bulunuyoruz.»

—Adana:

îngiltetenin büyük pıamuk mubayaa müesseselerinden Ralli Brothers'm sa­hiplerinden Mr. Ralli, şehrimize gel­miş bulunmaktadır. Geçen senelerde Adanadan ehemmiyetli miktarda pa­muk almış olan bu tanınmış firmanın bu sene de şehrimiz piyasasına gire-; ceği kuvvetle ümit edilmektedir.

Ceyhan ve İskerıderunda da tetkikler­de bulunan İngiliz firması mümessili Adana'ran tanınmış pamuk ihracat fir­maları ile temaslara başlamıştır.

—Fenike:

Küçük gemilerin yanaşabilmesi için. modern bir şekilde inşa edilmiş olan iskele bugün yapılan bir törenle iş­letmeye açılmıştır. Törende Antalya milletvekilleri, Antalya valisi, vilâyet erkânı, ilçe belediye başkanı, partiler temsilcileri ile basın mergupları ve ci­var vilâyetlerden gelen kalabalık bir halk kitlesi hazır bulunmuştur. Antal­ya valisi bu münasebetle yaptığı bir konuşmada pamuk ve narenciye mah-

image002.gifsililerinin gittikge artan istihsali karşı­sında hızlı bir inkişafa ve parlak bir istikbale namzet olan Finikeisin bu ha­yırlı tesislerle daha büyük bir refaha kavuşacağını belirtmiş ve uğurlu ol­ması temennisi ile kordelayı kesmiş­tir.

Bundan sonra 400 bin liraya mal olan ve normal müddetinden birbuçuk se­ne evvel biten küçük, büyük motör-lerle, mavna ve sandallar için ayrı ay­rı bloklar ihtiva eden iskele tesisleri ^ezilmiştir.

—Kırklareli:

Memleketimizde bulunan Nato başko­mutanı General Ridgway, yanında Na­to güney-doğu kara kuvvetleri komu­tam General Wyman, birinci ordu mü-nıettiş vekili Korgeneral Hakkı Tuna-boylu, Trakya sınırr komutanı vo diğer yüksek rütbeli subaylar olduğu halde bugünşehrimizegelmiştir.

General ve beraberindeki zevat îl sı-nınnda Kırklareli vali vekili ile diğer askerî memurlar tarafından istikbal edilmiştir. Buradan Kırklar eline gelen general, kalabalık bir halk topluluğu tarafından karşılanmış ve il dahilinde kısa bir gezm-tide bulunduktan sonra yanındaki zeıjatla birlikte, beraberin­de Edirne valisi de olduğu halde Edir-neye müteveccihen şehrimizden ayrıl­mıştır.

—Ankara:

Cumhuriyetimizin 29 uncu yıldönümü münasebetiyle Cumhurbaşkanımız sa­yın Celâl Bayar ile yabancı devlet baş­kanları arasında aşağıdaki tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir:

Suriye devlet başkam General Fawzi Selo'dan Cumhurbaşkanı Celâl Bayat'a tebrik telgrafı:

«TÜrk milli bayramı münasebetiyle sizç samimî tebriklerimi ve Türk hal-bnra saadeti ile zatı devletlerinin şah­sî saadetleri hakkındaki en hararetli temennilerimi takdim etmekle hassa­ten zevk duymaktayım.»

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'm Suriye devlet başkanı General Fawzi Selo'ya cevabî telgrafı:

*Turk millî bayramı münasebetiyle vaki tebrikât ve izhar buyurulan te-mennîyattan pekmütehassis - oldum.

Zatı devletlerine en samimî teşekkür­lerimi arz ile şahsî saadetleri ve Suri­ye halkının refahı hakkındaki hara­retli dileklerimin kabulünü rica ede-

Ürdün Yüksek vesayet meclisinden Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'a tebrik telgrafı:

Gerek haşmetlû Ürdün meliki gerek­se Ürdün milleti namına, Cumhuriyet bayramı vesilesiyle en samimî tebrik­lerimizi takdim eyleriz. Zatı fajıima-nelerine ve dost Türk milletine saa­det, teali ve muvaffakiyetler dileriz.> Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'dan tlr-dün Yüksek Vesayet Meclisine cevabî telgraf:

«Türkiye Cumhuriyetinin yıldönümü münasebetiyle haşmetli Ürdün Meliki ve Ürdün milleti namına yüksek mec­lisinizin göndermek nezaketinde bu­lunduğu tebrik telgrafından çok mü­tehassis oldum. En samimî teşekkürle­rimi takdim eder gerek şahsım gerek Türk milleti adira haşmetlû Melik hazretlerine ve yüksek meclis azasına saadetler temennisiyle kardeş Ürdün milletinin refahı hakkındaki en iyi dileklerimi teyid eylerim.

Suudî Arabistan Meliki Majeste Ab-dülaziz'den Cumhurbaşkanı Celâl Bal yar'a tebrik telgrafı:

«Türkiye Cumhuriyetinin büyük bay­ramı vesüesiyle zatı devletlerine en samimî tebriklerimi takdim ederim. Gerek zatı devletlerime gerek kardeş Türk milletine saadet, refah ve teali dilerim.»

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'dan Suu­dî Arabistan Meliki Majeste Abdüla-ziz'e cevabi telgraf:

Türkiye Cumhuriyetinin senei devri­yesi münasebetiyle Majestelerinin göndermek nezaketinde bulundukları mesajdan çok mütehassis oldum. En samimî teşekkürlerimle birlikte zatı haşmetaneleri,nin şahsî saadetleri ve dost Suudî Arabistan'ın refah ve ik­bali hakkındaki hararetli temennile­rimin kabulünü rica ederim.»

Lübnan Cumhurbaşkanı Camille Cho-moun'dan Cumhurbaşkanı Celâl Ba­yar'a tebrik telgrafı:

Türkiye istiklâlinin yıldönümü mü­nasebetiyle kendi namıma ve Lübnan

halkı adına en hararetli tebriklerimi ve şahsî saadetleri ile dost Türk hal­kının refahı hakkındaki hararetli te­mennilerimi Ekselanslarına takdim etmekle bahtiyarım.»

—Zonguldak:

Birkaç gündenberi şehrimizde tetkik­lerde bulunan Yugoslav gazetecileri bugün Ereğli Kömür İşletmesini» muh telif tesislerini gezmişler ve izahat al­mışlardır.

İşletmenin hastahanesini de gezen ga­zeteciler Kozlu istihsal bölgesini zi­yaret etmişler ve gördüklerinden çok memnun olduklarını belirtmişlerdir. Yugoslav gazetecileri bu akşam trenle Ankaraya hareket etmişlerdir.

—Edirne:

Nato kuvvetleri başkomutanı General Ridgvray bugün Kırklareli yolu ile sa­at 18 de Kdimeye gelmiştir. Generale, Birinci Ordu Müfettişi Orgeneral Nu­rettin Baransel, Natonun Güney .doğu Akdeniz komutanı General Wyroart ve Nato nezdindeki Türkiye temsilcisi General İhsan Erdinç refakat efmekte idiler.

General Ridgway, kendisinden seya­hat intibalaruu soran muhabirimize şunları söylemiştir:

«Yurdumuzun doğu hududundaki Türk askeri ile, batı sınırınızı bekli-yenler ve lin kaybolması sade Türkiye için de­ğil bütün dünya için felâket olacaktır.» Son zamanlarda yapılan tatbikat, hür müesseselerin çökmesine mani olacak ve Türkiyenin bütünlüğünü koruyacak güvenliğin tesisi yolunda mühim bir kademeteşkiletmiştir.

Marshall Plânına dahil memleketler arasında Korede Birleşik Amerika kuvvetler ile omuz omuza çarpışacak kuvvetleri ilk önce teklif eden mem­leket Türkiye olmuştur. Türklerin Ko­rede kaydettikleri fevkalâde başarı, Türk milletinin kendi hürriyetini ko­rumak, ortadoğu ve dünya güvenliği­ni muhafaza etmekteki arzularının sa­mimî olduğunu göstermektedir.

Birleşik Amerika altıncı füo komuta­nı srfatiyle İstanbulu i.Ik defa olarak ziyaret etmiyorum. 1952 senesinin o-ğustos ayında buraya germiştim. Filo­nun bu birliklerile tekrar buraya gel­mekten dolayı bahtiyarını. Colombus ve Des Moines kruvazörlerinde, uçak taşıt gemisi Leyte, Ammen, Cogsnell, İngersoll, Brownson, Benner ve Cecîl muhriplerinde, Mt. Olympus, Evergla-des île dört mayın tarayıcı gemilerin­deki erler ve subayların da İstanbulu ilk veya ikinci defa olarak ziyaret et­mekle büyük bir memnuniyet duya­caklarına eminim.

Komutam altında bulunan birlikler ve mürettebat namına bize daima gös­terilenâlicenaplıkvedostlukiçin

Türk milletine teşekkür etmek iste­rim.

Bana gelince, tesis etmiş olduğum dostlukları tazelemek içte sabırsızla­nıyorum. Mukabil ziyaretlerin mem­leketlerimiz arasındaki fevkalâde iş­birliğini kuvvetlendireceğini samimî olarak ümid ederim. Bu münasebetle­rin, güvenlik ve dünya barışı mevzu­undaki müşterek emellerimizin tahak­kukunu hızlandıracağına hiç şüphe yoktur.

— Ankara:

Bütün dünyada olduğu gibi memleke­timizde de 17 kasım pazartesi günü başlamak ve 22 kasım cumartesi günü soria ermek üzere bir «Çocuk Kitapla­rı Haftası* tertip edilmiştir.

Bu haftadan gaye, çocuklar için fay­dalı ve güzel kitaplar çıkarılmasını teşvik etmek, bu neşriyatın çocuk eğitinıindeki faydalarını belirtmek, dün­yada ve memleketimizde bu gaye İle hazırlanmış gocuk neşriyatını gocuk velilerine tanıtmaktır.

Bu hafta içinde gazeteler, çocuk kitap-lîrınır; eğitimdeki Önemini, ana ve babaların çocuklarına iyi, güzel ve is­tifadeli çocuk kitapları almalarindaki büyük faydayı izah eden makaleler neşredecekleri gibi, büyük kitap evle­ri de gerek kendi ve gerek başka ki-tapevlerinin yayınladığı çocuk kitap­larının teşhiri, için ayrı vitrinler ter­tip ve tanzim edeceklerdir.

-— İstanbul:

Kitap Haftası münasebetiyle Esirge­me Kurumunun Cağaloğlundaki oku­ma odalarında hususî program tatbik edilecektir. Bu programa göre: 17 ka­sım pazartesi saat 15.30 da Şükran Eğ­rilme z'den bir masal, 13 kasım sah 15.30 da Eflâtun Cem Güney'den bir masal, 19 kasım çarşamba 15 te sine­ma, 20 kasım perşembe 15.30 da Beh­çet Kemal Çağlamdan bir masal* 21 kas'.m cuma 15.30 da Miss Marion Hor-ton tarafından bir masal hazırlanmış­tır.

Okuma odaları hafta boyunca bütün çocuklara açık kalacaktır. Bu günler­de okumadın bir zevk olduğunu bir daha belirtmek için Çocuk Esirgeme Kurumu küçüklere bir de masal re­simleri oyma ve boyama müsabakası tertiplemiştir. Kazananlara hediye ola­rak 'çeşitli kitaplar verilecektir.

—İstanbul:

Şehrimizde temiz ve fenni tarzda iş­letilmek suretiyle sağlığı koruyacak gıda sanayünden biri olan ma-ya fab­rikası Sütlücede kurulmuştur. Vali ve Belediye Reisi adına Belediye İktisat müdürü tarafından açdan fabrika ça­lışmağa başlamıştır. Bu münasebetle yapılan törende şehrimiz sanayicileri, iktisatçıları, basın mensupları, İlgili zevat ve müesseseler hazır bulunmuş­tur.

—Aşkale:

İçişleri Bakanı Eth^m Menderes'le Or­general Yaşinkılıç beraberindeki ze­vatla birlikte bu sabah Erzurumda in­şa halinde bulunan Büyük sinema ve modern ilkokul binalarıyla kapalıçar-şıyı gezerek mühendislerinden izahat almıştır.

Bakan daha sonra Demokrat Partiyi ziyaretle halk dileklerini dialiyerek notlan almış, buradan su borusu ima­lâthanesine, modern ekmek fabrika­sına ve et kombinasına uğrayarak a-lâkahlardan malûmat alıp, Aziziye tabyasına ve oradan Kandilli cahiyesi üzerinden Aşkaleye gitmigtir.

Kandilli ve Aşkale halkı kasabanın methalinde başlarında davul ve zur­nalar olduğu halde'Bakanı tezahürat­la karşüamısîar, bir askerî kıt'a selâm resmini ifa etmiştir.

Aşkalede mahfel önünde çok kalaba­lık bir halk kitlesine hitap eden ve sözleri sık sık alkışlarla kesilen İçig-leri Bakanı ezcümle demiştir ki:

«Bir vatandaşımız büyük zahmet ve külfetlere katlanarak, sıfırın altında bu soğuk havada buraya gelişimizi fevkalâde bir hal gibi vasıflandırdı.

Arkadaşlar,

Hükümetin vazifesi, millete hizmet et­mektir. Onun ihtiyaçlarını ve eksik­lerini öğrenerek ikmale çalışmak, u-mumî hizmetleri halk isteğine uygun olarak ayarlamaktır.

Söylenmesi kolay, fakat tatbiki güç o-lan bu işleri bugünkü hizmet telâkki­lerimize, ardayışunıza ve medenî ihti­yaçlara göre tanzim etmek için halkın arasına girmek, milletle hiç durmadan irtibat ve temas etmek, onlarla fikir ve iş beraberliği yapmak mecburiyeti vardır.

Halkın ve yurdun bitmez tükenmez işlerinin tertiplenmesi, ayarlanması ve bu§ memleketin idaresinin Ankarada "masa başında yapılamıyacağına kana­at getirmiş bulunuyoruz. Yurdumuzun her bölgesi ve köşesi birçok ihmaller, alâkasızlıklar yüzünden yekdİğerin-den tamamiyle farklı bir halde bıra­kılmıştır. Yapılacak işlerimiz bu yüz­den mütenevvi ve çoktur. Yollar, mek­tepler, sıhhat tesisleri, su tesisleri vü­cuda getirmeğe, her bölgenin hususi­yetlerine göre iktisadî imkânlar hazır­lamaya ve yurdu topyekûn kalkındır­maya mecburuz. Birçok milletlerin bir kaç asır evvel bitirdikleri iğleri biz yeni yapmağa başlıyoruz. Bunu, üzü­lerek söylemek zorundayım.

Yurdumuzun birbirinden farklı böl­gelerini bir an evvelaynıseviyeye

yükseltmek için aranıza girecek, bağ­rınıza girerek sizlere en iyi şekilde hizmet etmek imkânlarını arıyoruz. Muvaffakiyetimizin bütün sırrı bura­dadır. Bu memlekette asırlatrdanberi bu sırrı keşfetmek ancak bize müyes­ser oldu. Bugünkü mes'ut Deticeler, hükümetle milletin elele vermesiyle elde edildi. Muvaffakiyetimizin misa­lini size kazanızda yapılan, işleri orta­ya koyarak vereceğim:

Kaymakamınızdan bu sene 14 köye su verildiğini, 15 güne kadar üç köye daha su getirileceğini, bir karakol bi­nası yapıldığını, bir orta okulla, iki köy okulunun açıldığını, 100 metre u-zuiduğunda Kükürtlü - Aşkale köprü­sünün bu ay sonunda seyrüsefere açı­lacağını, kazanızın elektriğe kavuştu­ğunu, bir mezbaha inşa edildiğini, İg hacminin genişliyerek altı büyük mo­dern bina yapıldığım, içme suyunun etüd edilmekte olduğunu memnuniyet­le öğrendim. Bir sene zarfında yapı­lan bu işler küçümsenmemelidir. Bun­ların arasında öyleleri vardır ki, şim­diye kadar yapılmamış olmasına in­san olarak hayret etmemek elden gel­miyor. İlçenizin bu kalkınması muaz­zam yurd kalkınmasının küçük bir parçasıdır. Doğuda Ağrı ve Posof'tan Edİrneye kadar bu geniş ülkede mu­azzam bir kalkınma ve şimdiye kadar görülememiş bir hareket ve faaliyet var. En kuytu köyler bile bugünkü i-dareden nasibini ve hakkını alıyor've alacaktır da. Hep beraber çalışacak, yeni Tür-kiyeyi elbirliği ile kuracağız.

Bize gösterdiğiniz bu derin alâkaya, bu içten muhabbete teşekkürler ede­riz. Sıfırın altında, bu soğuk havada yaptığınız fedakârlıktan dolayı teşek­kür etmek asıl bize düşer. Bu minnet­tarlığımızı sizlere lâyık olmak için çok çalışmakla sizlere daha iyi hayat şart­ları ve imkânları hazırlamakla Ödeye­ceğiz. Hepiniz sağ olunuz.»

Bakan kendilerini an'anelerine pek uygur.' bir tarzda ağırlayan birlik ko­mutanlarına teşekkür ederek geç va­kit Erzuruma dönmüştür.

Bakan yarın, Tekman, Karayazı ilçe­lerine giderek tetkiklerde bulunacak, akşam Erzuruma dönecektir.

— Merzifon:

Büyük Millet Meclisi BaşkamRefik Koraltan ile Bayındırlık Bakanı Kemal

Zeytinoğlu ve beraberlerindeki Millet­vekilleri bugün saat 10 da Çorumdac ilçemize gelmişlerdir.

Büyük Millet Meclisi Başkanım bura­da, Samsun ve Amasya valileri, Üçe erkânı ve kalabalık bir halk kitlesi ta­rafından coşkun tezahüratla karşılan­mıştır.

Başta bando bulunan bir kıt'a asker selâm resmini ifa etmiştir. İlçenin giriş yerinden belediye bii»-sma kadar, halkla birlikte ve haltın sevgi gösterileri arasında yayan yü­rümüş olan Büyük Millet Meclisi Bag-kam. Belediye binası balkonundan Merzifonlu) ara veciz bir hitabede bu­lunmuştur.

Büyük Millet Meclisi Başkanı ve bera­berindekiler şereflerine ver-ilen öğle yemeğini müteakip Samsuna müte­veccihenilçemizdenayrılmışlardır.

— Samsun;

Büyük Millet Meclisi Başkam Refik Koraltan ile Bayındırlık Bakanı Ke­mal Zeytinoğlu ve refakatindeki zevat bugün saat 18 de şehrimize gelmişler­dir.

Büyük Millet Meclisi Başkanımız Sam­suna gelinceye kadar yol boyunca köy­lülerle ve kasabalılarla konuşmalar yapmıştır.

Yol boyun-ca iltihak edenlerle gittikçe büyüyen kafile, Samsuna gelmiş ve hükümet binası önünde toplanan bin­lerce Samsunlu, Meclis Bagkanıınızı candan sevgi gösterileriyle karşılamış­tır.

Meclis Başkanımız ve Bayındırlık Ba­kam bu geceyi Samsunda geçirecek­ler ve yarın Orduya hareket edecek­lerdir.

— Çorum:

Bu sabah şehrimize geldiğirs bildirdi­ğimiz Büyük Millet Meeîisi Başkanı­mız Refik Koraltan, vilâyet önünde toplanan muazzam halk topluluğuna hitap ederek, sabahın erken saatlerin­de kendisini ve arkadaş]arını karşı­lamaya geldiklerinden dolayı teşek­kürlerini bildij-miş ve şunları söyle­miştir:

«Çorum, Türkiyenin görmek fırsatını bulamadığım birkaç vilâyetinden bîri idi. Fakat Çorumu ve Çorumluların hayatını benim için her zaman yakından takibetmek mümkün olmuştur. Gerek valinizden aldığım İzahat ve gerekse müşahede ettiğime göre, tabi­at bakımından üzerinde yaşadığınız topraklar çok mümbittir. Ankaraya ci­var vilâyetler ziraî sahadaki büyük kallciKma hareketlerine geniş mikyas­ta katıldıkları halde bazı çalışkan Ço­rum köylerinde kara sapan gördüm. Motorlu nakliye vasıtaları yanında az da olsa kağnıya rastladım. Modern vasıtaları kullanan Çorumluları gör­düğüm, zaman ne kadar sevindimse, henüz iptidaî bir ziraat âleti olan ka­ra sapanla çalışanları görürce de mü­teessir oldum.

Milletler refaha kavuşmak iğin hızla ilerlemek yolundadırlar. Türk milleti dti en medenî vasıtalarla kısa zaman­daziraî mahsullerini arttırma yoluna

girmiştir. Siz Çorumlulara ve köylü vatandalşara bu yolda çalışmanızı hız­landırmanızı vatandaşları yurdunuzu ve yuvanızı şenlendirmenizi temenni ederim.»

Büyük Millet Meclisi Başkanı bundan sonra memleketin ekseriyetini teşkil eden köylü vatandaşların, memleketin kalkınmasındaki rolüne temas ederek: «Erken kalkan yol alır, erken eken mahsul alır, derler .^Bu yolda ilgililer­le, m ille t vekillerinizle ve memleketin bir evlâdı olarak sizlerin emrinde ve hizmetinde ben de elimden geleni yap­mağa çalışacağım» demiş ve Çorumlu­ların alkışları arasında sözlerini bitir­miştir.

—- Merzifon:

Büyük Millet Meclisi Başkanı Kefik Koraltan bugün Belediye balkonun­dan binlerce Merzifonluya hitaben, sık sık alkışlarla kesilen aşağıdaki nutku irad etmiştir:

Muhterem Merziionlular,

Mevsimin en güzel bir gününde çok-tanberi özlediğimiz, tahassürünü çek­tiğimiz siz MerzifoDİulara hitap etmek­ten gurur ve heyecan duymaktayım.

Şahsımda arkadaşlarıma karşı göster­miş olduğunuz sevgi ve alâkaya te­şekkürlerimi bildirmek isterim.

Eminim ki bu'samimî hareketleriniz ve tezahüratınız yeni devrin millî ha­yatınızdave emniyet ifade eden durumun vicdanlarınızda kökleştiğinin bir teminatıdır.

Şimdiye kadar gördüğümüz ve konuş­tuğumuz vatandaşlar, eski yıllara nis-betle daha büyük bit ferahlık içinde olduklarını, dıs. tehlikeye karşı da bu­gün her zamankinden fazla emniyette olmamızın huzuru içinde bulundukla­rını söylüyorlar.

Hakikaten Türk milleti bugün emni­yet içindedir.

Türk milleti, dünya sulhunu ve insan­lık idealini korumak yolunda kendisi­ne düşen vazifeyi yapmak, yerine ge­tirmek üzere medenî milletler camiası içinde şerefli mevkiini almış bulunu­yor.

Vatandaş ve sermayenin emniyette ol­ması, yeraltı ve yerüstü servetleriyle dolu olan bu topraklar üzerinde yagı-yan Türk vatandaşlarını, yurdunda ve yuvasındadaimaşenolmaksaadetine

eriştirecektir. Erişme yolunda bulun­duğumuz bugünlere Cenabı Hak bizi hızla kavuştursun.

Sözlerime son verirken sizleri sevgi ve hürmetle selâmlarım. Sağ olun Merzif onlular.»

— İzmir:

İki gündetıberi şehrimizde misafir bu­lunan Nato kuvvetlerine mensup filo­larınamiralleriTürksancakgemisi

«Gaziantep» e giderek. Amiral Taced-din Talayman'ı ziyaret etmişler, ve saat 10.30 da da Fransız Amirali Ma-riana Atatürk heykeline bir çelenk koymuş ve onu müteakip te İtalyan Amirali Francesco Mimbelli aynı şe­kilde Ata'mn heykeline çelenk koy­muş ve bütün misafir Amirallerle, ge­neral Wyman da dahil olmak üzere saat 11.30 da İtalyan konsolosluğunun tertip ettiği kokteyl partiye gitmişler­dir.

Amiraller akşamüzeri saat 13.30 da Fransız konsolosluğunun tertiplediği kokteyl partide hazır bulunduktan sonra, Akdeniz üsler komutanlığının Tüccar Kulübünde verdiği suareye i-cabet etmişlerdir.

Misafir gemiler, yarından itibaren li­manımızdan ayrılacaklardır. Önce İtalyan donanması, ertesi gün Fransız donanması ve onu tabip eden gün de

"Amerikan donanması şehrimizden ay­rılarak üslerine döneceklerdir.

16 Kasım 1952

—Zonguldak:

Çalışma Bakanı Samet Ağaoğlu bera­berindeki zevatla birlikte dün akşam gec vakit motorlu trenle şehrimize gelmişvegardaZonguldak,Samsun,

Balıkesir milletvekilleri, havza işlet­mesi umum müdürü, Belediye Başka­nı, Demokrat Parti ileri gelenleri ve basın mensuplarıyle halk tarafından karşılanmıştır.

Dün gece Meşrutiyetteki Demokrat Parti ocak toplantısını takip eden Ba­kan, bugün havza tesislerini gezmek­te ve iğcilerle temaslarda bulunmak­tadır.

—Terme:

Büyük Millet Meclisi Başkam Refik Kocaltan ile Bayındırlık Bakanı Ke­mal ZeytinoğluberaberlerindeSamsun,

Ordu, Amasya, Giresun milletvekilleri ve Samsun Valisi, Tugay Komutanı olduğu halde bugün saat 8.30 da Sam­sandan hareketle Çarşamba ilçesine gelmişlerdir. Belediyede kısa bir isti-rahatten sonra Çarşambadan hareket ederek Terme ilçesi hududunda ve hü­kümet meydanında Termeliîerin bü­yük sevgi tezahürleriyle karşılanan Büyük Millet Meclisi Başkam, İlk o-kul binasında bir müddet istirahat et­tikten ve TermehMerin dileklerini din­ledikten sonra, saat 10,30 da Ünyeye müteveccihen ilçemizden ayrılın!şiar­dır.

«Emlâk Kredi Bankasının kredileri yinni beş milyondu ve üç büyük şe­hirde şubesi vardı. Kredi miktarım geçen sene seksen milyona çıkardık, bu sene yüs elli milyona yükselecektir. On iki şube daha açtık, otuz altı yerde de Ziraat Bankasj şubelerine ajanlık seîâhiyeti verdik. Bu mem­leketi kasabaları ile, şehirleri ile hassaten köyleri ile baştanbaşa yeniden inşa etmek mecburiyetindeyiz. Sen senelerde yapılan bir takım binalar ve istikrarlı şehirlerimizde eskiden mevcut bir kısmı yapılar hariç, köy­lerimiz baştanbaşa, kasabalarımız yüzde seksen nisbetinde, şehirlerimiz büyük bir nisbette hâk ile yeksan edilip yeni baştan kurulmak gerektir. İnsan Türk köylüsünün içinde yaşadığı meskenleri gördüğü zaman ıztı-rap duyuyor. Kırmızı kiremitin, çimento, harç, çizginin, hattı hendesinin yünü muhafaza etmek, ben bu toprakların sahibi değilim diye ilân etmek-ımıüaka köylerimize girmesi lâzımdır. Bugünkü manzarası ile Türk kö-tir. Kanımızla aldığımız bu memleketi, bundan sonra iktisadî üstünlüğü­müzle imar ederek yeniden fethedeceğiz. Ziraat Bankası, köylünün evini de, istihsal âleti gibi finanse etmek mecburiyetindedirve bu olacaktır.

Bu yüzde yirmi nisbetin-deki artışın, hakikatte hizmet görme bakımından mânası büyüktür. Dev­letin bir mikdar sabit masrafları vardır. Bunlar bir milyar raddesindedir. Üst tarafı, envestisman olarak yapıcı kuvvet olarak kullanılmaktadır. Bu sebeple, bu üç yüz, dört yüz milyon ilâvenin, bütçenin yapıcı kuvve­tine yüzde seksen bir fazlalık verdiğini hesaba katmak icap eder. Bunun sayesindedir ki, yollar, köprüler, hastahaneler ve mektepler yapılıyor, su­lar getiriliyor, barajlar inşa ediliyor. Makul fiat politikası, emeği emni­yet altında tutan bir rejim, müstahsile şevk vermiştir. Hükümet bugün yardım etmekte, fakat engel olmamaktadır. Halbuki eskiden yalnız kül­fetten, mükellefiyetten bahsedilir, fedakârlık lâzımdır denilirdi. Düne ka­dar bu memlekette gösteriş hâkimdi. Gösterişli büyük binalar yapılır, heykeller diktirilirdi. Biz ise bugün bu toprağın üstünde ve altında, gös­terişten uzak çalışıyoruz. Eğer 1950 de onlar seçimi kazanmış olsalardı, yüz milyona Büyük Millet Meclisi binasını tamamlayacaklardı, yüz elli milyon liraya bu memleketin hayvan neslini üç ayda tüketecek bir et kombinası kuracaklardı, otuz milyon liraya Maltepede bir sigara fabri­kası inşa edeceklerdi. Ve Türk milletinin iktisadî kudretini bu dört sene­de heba edeceklerdi, biz, buniarm önüne geçtik ve paraları Türk milleti­nin irfanına, sağlığına, iktisadiyatına sarfettik. Sarfettikçe feyiz ve be­reket arttı, bütçemiz yükseldi, bu yapıcı kudret sayesinde memleketimiz tasavvur edemiyeceğiniz merhalelere varacak ve memeni normlar dahi­linde dünyada mevkiini alacaktır.

Türk mîiletinüı on miyonu sicilli iktisada kaydedilmemiştir. Pazardan ne bir şey alır, ne de birşey verirdi. Tarlasından sekiz çuval istihsal yapar­sa altısını yer, ikisini satarak ancak dört kalıp sabun, birkaç arşın bez alırdı. Bunu, iktisadî haymatlosluk telâkki etmek yerinde olur- Biz Türk nüfusunun her birini iktisadî cereyana ithal ederek bu durumdan çıkar­maktayız. Hak ettiğimiz yol büyüktür.

Mısır ehramları gibi Meclis binası yapmak, beş yüz bin liraya meydanlar kurup, heykeller dikmek, bugün kimin aklından geçer? Ayağında çarığı yokken bunları düşünen ve yapan adama bugün deli derler. O zaman da hepimiz böyle düşünür, fakat söyleyemezdik.»

Başbakan, bundan sonra, vaktiyle Srzincana yaptığı bir seyahatin ken­disinde bıraktığı intibaları anlatmıştır:

<;O zaman felâketin üzerinden on sene geçmişti. İçler acısı, felâketli man­zaralar ve sahneler gördük. Çerden çöpten barakalarla karşılaştık. Ora­da bir odacıkta, üç nesil bir arada yaşıyordu. Koca devlet on senede se­kiz on bin nüfusu iskân edememişti. Devlet değil, bir kabile olsa, böyle bir facia karşısında on senede on Elrzincan yapardı. Bizim samanımızda memlekete yüz altmış ilâ yüz yetmiş bin muhacir girdi. Otuz bine yakm ev yaptık ve yerleştirdik. Hiçbirimiz bunu fark da etmedik. Bu iki vazi­yet, iki yapıcılık ölçüsü arasındaki farkı vermektedir: Onlar, Erzincanda beş yüz bin liraya bir meydan, sahibinin irtifamin on misli bir heykel, bir stadyum yapmışlardır, öte yanda barakalar içinde sefalet hüküm sürü­yor, köye gidecek yol bulunmuyordu, o zamanın iman, müşterilere mal teşhir eder gibi bir vitrin, bir gösteriş imarı idi. Memleketi imar etmiyor, sanki fuar yapıyorduk. Biz, bunlar yapılmasın demiyoruz, bunların me­denî ihtiyaçlar olduğunu biliyoruz. Eğer bu beş yüz binler ve mümasil­leri zamanında iktisadî zihniyetle yerinde sarfedilseydi, iktisadî bünye kalkmsaydı, bunları sonradan kendisi yapardı- Şimdi vaziyet kıvamını bulmuştur. Sağlam esaslara istinaden yürütmekteyiz.

Gündemde devam olunarak, iç tüzük gereğince bir defa görüşülecek işle­re geçildi.

Erzurum Milletvekili Bahadır Dülger ve üç arkadaşı tarafından verilen bu önerge ve geçici komisyon raporunun müzakeresine, evvelki birleşim­lerde başlanmış, bazı milletvekilleri konuşmuşlardı.

Bahadır Dülger ve üç arkadaşı, aşağıda metnini verdiğimiz 5237 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 21 inci maddesinin yorumlanmasını istiyor ve gazetelerde neşredilen ilânların, bu fıkraya girmediği fikrini ileri sü­rüyorlardı.

Fıkra şöyledir:

Meydan, yol ve sokaklarda ve umuma açık o!an yerlerde nakil vasıtala­rında ve herkesin görebileceği sair yerlerde asılan, gösterilen ve dağı­tılan ilânlarla, her ne suretle ve vasıta ile olursa olsun yapılacak diğer ilân ve reklâmlardan belediye meclislerince düzenlenecek esas ve tarife­lere göre resim alınır.

Geçici komisyon raporunda, fıkranın sarahati karşısında gazetelere ve­rilen ilânlardan da belediyelerce resim alınması lâzımgeleceği ve fıkra tefsire muhtaç bulunmadığından teklifin reddine, ekseriyetle karar ve­rildiği bildiriliyordu.

Sivas Milletvekili Nazım Ağacıkoğiu, Trabzon Milletvekili Mustafa Reşit Tarakçıoğlu, Erzurum Milletvekili Bahadır Dülger, Konya Milletvekili Zeyyat Ebuzziya, Bursa Milletvekili Selim Ragip Emeç, geçici komisyo­nun aldığı kararın aleyhinde konuştular. Gazetenin bir ilân sayılmıyaca-ğını, geçici komisyonun yorumu kabul edilirse meseli İstanbulda basılan bir gazetede çıkan ilândan, Anadolunun herhangi bir yerinde satılırken oranın belediyesi tarafından resim alınabileceğini, nihayet, yeni gelişmek­te olan gazeteciliğimize böyle bir yorumun darbe indireceğini anlattılar. Sinop Milletvekili Muhtar Acar ve Zonguldak Milletvekili Rıfat Sivişoğ-lu ise, geçici komisyonun kararım desteklediler.

Geçici komisyon raporu reye konularak kabul edüdi. Böylelikle yoruma mahal kalmadı.

Millî Piyango idaresinin 1951 yılı bilançosunun gönderildiğine dair Baş-1 aiîanlık tezkeresi ve Sayıştay komisyonu raporu okundu-

Sayıştay komisyonu raporunda, 1951 yılı içinde Millî Piyango idaresinin 25.335.419 iira kâr ettiği ve 13.917.086 lira masraf yaptığı belirtiliyordu. Bu mevzu üzerinde Çoruh Milletvekili Zihni Oral aleyhte ve Trabzon Mil­letvekili Mustafa Reşit Tarakçıoğlu lehte konuştular.

Başkan vaktin geç olması sebebiyle saat 18.30 da oturuma son verdi. Büyük Millet Meclisi çarşamba günü çalışmalarına devam edecektir.

B. M. Meclisinin 26 Kasım 1952 tarihindeki toplantısı.

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Başkanvekillerinden Manisa Mil­letvekili Muzaffer Kurbanoğhi'nun başkanlığında toplandı.

Yoklama yapılarak çoğunluk olduğu anlaşıldı ve Cumhurbaşkanımız Ce­lâl Bayar'm Yunanistana seyahatelri esnasında,avdetine kadar Anaya-

sanın 33 üncü maddesine göre Büyük Miilet Meclisi Başkanı Refik Koral-tan'm vekâlet edeceğine dair Cumhurbaşkanlığı tezkeresi okundu.

Gündeme geçüdi.

Beş milletvekili, sözlü soruların kanun tasarı ve tekliflerin müteakip gö­rüşülmesi hususunda Önerge vermişlerdi. Sivas Milletvekili Reşat Şem­settin Sirer, Önergeler aleyhine konuşacağını söyliyerek kürsüye geldi ve sözlü soruların sonraya bırakılmasının müteaddit defalar vukubuldu-ğunu söyledi ve gündeme uyulmasını, önergelerin reddini istedi.

Müteakiben Başkan önergeleri reye koydu ve kabul edüdi.

Yeğlikle görüşülmesine karar verilen işlerden karayolları Trafik Kanu­nu tasarısının müzakeresi icap etmekte idi- Geçici komisyon sözcüsü Ga­ziantep Milletvekili Cevdet San, dalıa evvel birinci müzakeresine başlan­mış olan bu tasarının .verilen takrirlere göre baştan gözden geçirilmesi icap ettiği cihetle, komisyona iadesini istedi. Tasarının komisyona iadesi kabul edildi.

îç tüzük gereğince bir defa görüşülecek işlere geçüdi.

Geçen birleşimde başlanan Giresun Milletveküi Arif Hikmet Pamukoğ-lu ve Trabzon Milletvekili Mustafa Reşit Tarakçıoğlu'nun, Giresun, Trab­zon, Çoruh, Ordu ve Rize illerinin topraksız yahut az toprağa sahip çift­çilerine toprak verilmesi hakkında kanun teklifi ve tarım, adalet, maliye ve bütçe komisyonları raporlarının müzakeresine devam edildi.

İlk olarak Samsun Milletvekili Muhittin Özkefeli söz aldı ve iddia edüdi-ği üzere. Samsunda bir milyon dönüm boş arazinin mevcut olmadığını, bilâkis Samsun halkmm dalıa fazla araziye ihtiyacı olduğunu söyledi. Daha sona kürsüye gelen Devlet Bakanı Muammer Alakant bu vilâyet­lerde nüfusun çok kesif olduğunu söyliyerek söze başladı ve ezcümle dedi ki:

«Topraksız köylüyü topraklandırma meselesi hükümetimizin ciddiyet ve samimiyetle ele almış olduğu dâvalardan birisidir. Memleketi kalkındır­mak, iktisadî kaynakları artırmak hususunda teksif edüen mesai mihra­kından bn- tanesini de topraksız köylüyü topraklandırmak meselesi teşkü etmektedir. Ve son senelerde de bu yoldaki faaliyetlerimiz gayet geniş ve geçen seneki nisbetlere nazaran mükerrer nisbetler de teessüs etmek­tedir. Son ser.eler içinde yapılmış olan toprak tevzi miktarları şunlardır.

senesinde bu iş eie alınmış ve49085 dönümarazi tevzi edilmiştir.

Halen yukarıda arzettiğim mikdar arazi tevzi edümiş bulunduğuna
göre, önümüzdeki günlerde, tevzi edilen arazinin tayin edüen haddi teca­
vüz edeceği ve bunun muvaffakiyetle başanlacağı anlaşîlmaktadır. Kara­
deniz sahillerindeki beş mmtaka halkınaburalardan arazi verilmesine
gelince, bu mmtaka halkına, tahmin edildiği gibi,Samsun ilinde tevzi
edilecek boş ve devietin hükmî tasarrufunda bulunan arazi meydana çık­
mamıştır. Geçen sene bu kanunun kabulünden sonra Samsuna bir heyet
daha gönderdik ve orada da iki tevzi komisyonu teşkil ettik. Fakat o mın-
takada dağıtılacak arazi bulunmadığından bu komisyonlar 1951 de ancak
10.000 dönüm arazi tevzi edebilmelerdir. O tarihten sonra bugüne ka­
dar orada arazi tevzi mümkün olmamıştır. .Bir taraftan Devlet Bakanhği Ziraat Bakanlığına müracaatla, orada bulunan ve orman sahası ad ve itibar edilen mıntıkaların tesbit edilerek bunların kültür arazîsini olanla­rının belirtilmesini istemiştir. Derdesti tetkik bulunan orman kanunu Tarım Bakanlığına bu hususta ayrıca kolaylıklar temin edecektir. Diğer taraftan bataklıkların kurutulması işini de Bayındırlık Bakanlığı ele al­mıştır. Bu sene, plânları ikmâl edilmiş, müteahhide verilmiş, bataklık ve gay mecraları isîâhı işi vardır, bunlar 1952 senesi programına ithal edilmiştir.

Bir taraftan bu gibi araziler kültür arazisi haline geldikçe diğer taraftan Bayındırlık Bakanlığının 1952 - 53 seneleri programlarında yer alan bataklık çay ve mecraları İslahı tekemmül ettikçe bu araziler elbet muh­taç çiftçüere tevzi edüecektir. Eldeki mevzuat, Giresun, Trabzon, Ço-lum, Rize halkının Samsun'a getirilmesine müsait midir, değil midir? Adalet ve Tarım komisyonları raporlarında eldeki mevzuatın bu halkın buraya getirilip kendüerine toprak tevzi edilmesini mümkün görmüştür. Bu komisyon raporu heyeti aliyelerince bu şekilde kabul edildiği takdirde tatbikat hususunda bize selâMyet ve anlayışta vüs'at temin edecektir. Fakat buna rağmen dahili iskân politikasını mevzuatı hazıramız temin edemiyorsa, hakikaten bazı ufak noksanların bulunduğuna bendeniz şah­sen kani bulunuyorum, belki bir iki maddelik bîr kanunla hükümet, memleketin dahili iskân politikasını daha tanzim ederek bir vilâyette bulunan halkın uzak vilâyetlerdeki topraklardan istifade etmesini müm­kün kılacak bir teklifi huzurunuza getirecektir.

Devlet Bakanı Muammer Alakant, sözlerine şöyle son verdi:

Bütün bu sebeplerle ve Tarım ve Adalet komisyonlarının varmış olduk­ları kararı biz hükümet olarak gayet iyi karşılamaktayız. Bu raporun heyeti celüerinee kabul edilmesinin maslahata muvafık olacağı kanaatini arzederim-

Gümüşhane Milietveküi Ahmet Kemal Varınca, iç iskânmeselesinin ehemmiyeti üzerinde durdu ve Türk milletinin yüzde sekseninindeğil, yüzde doksamnm çiftçi olduğunu, her sene nüfusun yarım milyon arttı­ğını, toprağın kuvvetini kaybetmeğe başladığını,Tarımsahasmda ma­kineleşmenin, iskân meselesini biraz daha zorlaştırdığımsöyledi e şöyle devam etti:

Bugün bu meseleyi haile uğraşan tarihçi, coğrafyacı ve ziraatçı uzman­lar diyor ki, Türkiye'de biriç iskân lâzımdır.

îç iskân nasıl olacak? iç iskân hususunda iki tez vardır:

Uzmanlar diyor ki Türkiye Ziraat bakımından üç kol üzerine taksim edi­lecektir. Radikal bir İslâhat, yani dinamik bir İslâhat yapmak istiyorsak 3 kol halindedir. Bağ bahçe ziraatı ile iştigal eden mıntaka, tarla ziraatı üe iştigal eden mıntaka, hayvancılıkta iştigal eden mmtaka diye ayıra­caksınız. Fakat bunu bu memleketin yapmaya kudreti yoktur. Çünkü muazzam bir sermaye meselesidir ve yüksek bir teknik kabiliyet ister.

Asıl pratik olarak ileri sürülen nazariye şudur:

Türkiye coğrafî tabiat itibariyle, tarihî itibariyle, ekonomisi itibariyle yedi mmtakada toplanmıştır, karakteri tamamen ayrı yedi mmtakada. Şimdi biz, bu ie iskânı bu 7 mmtakada yapabiliriz. Yani yapacağımız ta-havvülleri ancak mmtakavî bir şekilde yapabiliriz. Bakınız burada iş tamamen tebarüz ediyor.

Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri sözlerine devamla, bu gün Karadeniz cahili halkunn eskisine nazaran çok daha iyi durumda olduğunu, eski­den kilosu 50 - 60 kuruşa satılan mısırın bugün 20 kuruş olduğunu., alı­nan kararlarla fındığın 100 kuruşa satıldığını söyliyerek sözlerine şöyle yon verdi :

Bir Karadeniz çocuğu olarak tekrar ediyorum, Karadeniz yarı açtı. Gölköy, yolsuzluktan patatesim satamaz, çürütürdü. Hükümet iane ka­bilinden ona elini uzatırdı. Şimdi yol yapılıyor, patates kıymetliniyor. Fındık dâvası halledüyor, fındık kıymetleniyor- Bu,adam değil mi?

Benim köyümde ekilen mısır iki aıetre büyür, meşe gibi olur. Rüzgâr esmesin diye desteklerler, başında bir tane koçanı vardır. Bu vaziyette burada hâlâ mısır ekmekte fayda var mıdır? Buraya çay eker de bire onbeş alırsak daha iyi olmaz nu? îşte toprak. Türkiyemia budur. Batak­lık varsa kurutacağız, çorak varsa sulayacağız. Bu toprakları en. fennî usullerle, teknik usullerle ve çeşitli, mutlaka babadan gördüğümüz şe-küde değil, yeni yeni usullerle ve mahsulât verecek şekilde işleteceğiz. Bize düşen vazife budur. Bu vazifeyi şükrolsun yazıyoruz. Tekrar ediyo­rum, hakikaten yarı aç olan Karadeniz iktidara glldigimizden beri alın­mış ciddî tedbirlerle tok olma yoluna girmişlerdir ve daha mesut gün­lere ulaşacaktır. "Ulaşacağı muhakkaktır.»

Alkışlar arasında kürsüden inen Millî Eğitim Bakanı Tevfik îleri'yi ta­kiben Tokat Milletvekili Sıtkı Atanç ve Erzurum MilUtvekili Sabri Er-duman söz aldılar ve iç iskân dâvasının daha esaslı bir şeküde ele alın­ması lüzumunu ileri sürdüler. Teklifin reddini istediler.

Verilen kifayeti müsakere takriri kabul edildi. Teklifin geçici bir ko­misyonda, İçişleri Komisyonunda yeniden tetkik edilmesine dair öner­geler de reddedildi. Teklifin reddini mutazammm bütçe komisyonu rapo­runu meclis kabul etti.

Samsun eski Milletvekili Hüsnü Çakir'm dilekçe komisyonunun 16.11.950 tarihli haftalık karar cetvelindeki 2935 sayılı kararın kamutayda gö­rüşülmesine dair Önergesi ve bütçe komisyonu raporu okunarak meclisin ittilâına arzolundu-

Mardin Milletvekili Aziz Uras'ın, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna bazı hü­kümler eklenmesine dair kanun teklifi ve maliye ve bütçe komisyonları raporları okundu. Teklif reddedüdi.

Mardin Milletvekili Aziz Uras'ın, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı kanununun 93 üncü maddesine bir fıkra eklenmesi hakkında kanun tek­lifi ve maliye ve bütçe komisyonları raporları okundu ve teklif reddedüdi. Mardin Milletvekili Kemal Türkoğlu'nun, Anayasanın 49 uncu madde­sinin yorumlanması hakkında önergesi ve Anayasa komisyonu raporu okundu.

Madde bir Bakanın, diğer bir Bakana vekâlet etmesi hususundadir.

Komisyon raporunda, vekâletin muvakkat bir zamana münhasır olup bunun iki Bakanlığın bir zat uhdesinde içtimaî mahiyetini arzedecek bîr şekilde uzatılmasını ve bu suretle inhilâl vukuunda zarurî bir zaman geç­tikten sonra yenilerinin tâyinine hemen teşebbüsedilmesikeyfiyetini .Ânayasamnın 49 u-ncu maddesi ruhuna uygun telâkki ediyor, maddenin sarahati karşısında tefsire mucipbir sebepgörmüyordu.

Önerge sahibi Mardin Milletvekili Kemal Türkoğlu, uzun bir konuşma yaparak, ezcümle tefsire muhtaç olmama neticesine varması bakımından komisyonun raporunu kabul ettiğini söyledi ve Anayasa maddeleri üze­rinde geniş bir izahat verdi.

Anayasa komisyonu sözcüsü Diyarbakır Milletvekili Ferit Alpiskender, ayni mevzu üzerinde durarak Anayasa ve maaş kanunlariyle alâkalı mad deleri inceledi.

Neticede,Anayasakomisyonuraporukabuledildi.

Tokat Milletvekili Ahmet Gürkan'm, Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkındaki 1353 sayılı kanunun 9 ncu maddesinin değiştirilmesi hak­kında kanun teklifi ve Millî Eğitim ve İçişleri komisyonları raporları okundu ve kanun teklifi reddedildi.

Af Kanununun 1 ııci maddesindeki (Vergi Cezaları tâbirinin muhteva­sına gümrük kanununda yazılı bulunan (para cezaları) nın da dahil olup ülmıyacağını yorumlanmasına dair başbakanlık tezkeresi ve Adalet, Maliye, Gümrük ve Tekel ve Bütçe komisyonları raporları okundu.

Adalet komisyonu sözcüsü Vacit Asena, verdiği bir önerge ile bu mad­denin bir hafta sonraya bırakılmasını istiyordu. Önerge kabul edildi. Gündemde mevcut iç tüzük gereğince bir defa görüşülecek diğerişler şunlardı:

izmir Milletvekili Cihad Baban'm, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı kanununun geçici 65 inci maddesinin (g) fıkrasının değiştirilmesi hak­kında kanun teklifi ve maliye ve bütçe komisyonları raporlar.

dığı Erzurum Milletvekili Mustafa Zeren'in, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı kanunun geçici 15 inci maddesine bir fıkra eklenmesi hakkında ka­nun teklifi ve Millî Savunma, Maliye ve bütçe komisyonları raporları.

Corum Milletvekili Saip Özer ve Zonguldak Milletvekili Cemal Kıpçak'ın, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı kanununun geçici 65 inci maddesine bir fıkra eklenmesi hakkında kanun teklifi ve maliye ve bütçe komisyon­ları raporları.

Erzurum Milletvekili Emruiah nutku ile Niğde Milletvekili Halil Nuri Yur­dakul ve İS arkadaşının, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı kanununun bazı madelerinin değiştirilmesi ve bu kanuna bazı maddeler eklenmesi hak­kında kanun teklifleri ve Millî Savunma, maliye ve bütçe komisyonları ra­porları.

Beş kanun teklifi hakkındaki bütçe komisyonu raporlar, tekliflerin reddini mutazammmdr Meclis, bütçe komisyonu raporlarını kabu ledip teklifleri reddetti.

Saat 1830 da, vaktin geç olması sebebiyle başkan oturuma son verdi. Meclis Cuma günü tekrar toplanacaktın

b, M. Meclisinin 30 Kasun 1952 tarihindeki Toplantısı

— Ankara :

1953 bütçe tasarılarının Büyük Millet Meclisine sunulması münasebetiyle Maliye Bakanı Hasan Polatkan bir muhabirimize aşağıdaki beyanatta bulunmuştur :

«1953 malî yılı bütçe kanunu tasarısı ile buna bağlı cedveller ve katma bütçeler Anayasa'nm 95 inci maddesi hükmü gereğince zamanında, yani bugün Büyiik Millet Meclisine sunulmuş bulunmaktadır.

3953 mâlî yılı bütçe tasarısının esaslarına dair izahat vermeye başlama­dan önce halen devanı etmekte olan 1952 yılı bütçe tatbikatı üzerinde bir nebze durmak isterim.

Memnuniyetle ifade edebilirim ki, 9 uncu ayını bitirmiş olan 1952 bütçesi vasıl olduğumuz iktisadî inkişafın yarattığı ferah verici hava içinde büyük bir titizlik ve samimiyetle tatbik edilmektedir. Hükümetimizin ta­kip etmekte olduğu iktisadî politikanın neteesi olarak gelirlerimiz dikka­te şayan bir inkişaf göstermektedir. Bir buçuk milyar lira olarak tahmin olunan 9522 bütçe gelirlerimiz fazlasiyle tahakkuk etme yolundadır. Bu yılın bazı aylarında aylık tahsilatımız 160 milyon lira gibi rekor teşkü öden bir mikdara yükselmiştir. Malî yılın ük S aylık devresine ait aylık tahsilat vasatisi de bugüne kadarki bütçelerimizin tatbikatında görül­memiş olan 139 milyon lira gibi yüksek bir seviyeye ulaşmıştır. Halbu­ki bu 'vasatiler 1949 yılında 109, İ950 de 107, 1951 de 112 milyon liradan ibaret bulunuyordu.

İçinde bulunduğumuz malî yılın S inci ayı sonu itibariyle yapılmış olan tahsilatın yekûnu 1.113.572.709 iiraya baliğ olmuştur. Bu mikdar geçen yılın ayni devresine ait tahsilata nazaran 237 küsur milyon liralık bir fazlalık göstermektedir kî bu fazlalığın nisbeti % 27 dir.

1952 malî yılının daha ük aylarmdanberi gitikçe artan bir hızla devam edegelen devlet gelirlerindeki büyük inkişaf, tamamı gelir faziasiyle kar­şılanmak üzere yıl içinde en müsmir devlet hizmetlerine 80 milyon lira gibi mühim bir mikdara baliğ olan ek ödenek tahsisine de imkân ver-miştir-

Blde edilen her imkânla memleketin kalkınmasını bir an evvel tahakkuk ettirme azminin bir ifadesi olan bu ek Ödenek gerek ahmin, gerek kar­şılık ve gerek tahsis edildiği hizmetler bakımından eski iktidar zamanın­daki bütçelere eklenen ödeneklerden külliyen farkh bulunmaktadır. 1952 malî yılının ilk 3 ayında iktisadî inkişafın en nikbin tahminleri bile aşan verimli neticelerinin gelirlerimiz üzerndek müsbet tesirleri tesbit edilir edilmez iş ve inşaat mevsimini geçirmemek için sür'atle hareket oluna­rak 80 milyonluk ek ödenek talebi yapılmıştı. Yüksek meclisçe kabul olunan bu Ödenek göçmen evleri inşaatı, sağlık hizmetleri, verem savaşı, Millî Eğitim, iskele ve barınaklar nisası, küçük su işleri, köy içme sula­rına yardım, il ve köy yolları inşası, karayolları gibi hizmetlere tahsis olunmuştur.

Varidatımızı nartış seyrini malî yilm geri kalan dört ayında da devam etmemesi için hiçbir sebep yoktur. Bu itibarla yıl sonuna kadar yapıla­cak tahsilatın, bütçe üe tahmin olunan mikdarla yıl içinde kabul edilmiş bulunan 80 milyon liralık ek ödenek karşılığı olan gelir yekûnunu teşkil eden bir milyar 631 milyon liranın da fevkine çıkacağından emin bulun maktayım. Bu durumun, bütçe açıklarının az gösterilmesi maksadiyle gelir tahminlerinin bil'iltizam yüksek tutulmuş olduğu yolunda geçen yıl­lara ait bütçe müzakereleri sırasında muhalefet tarafından ileri sürüle gelen tenkitlerin ne derece haksız ve yrsiz olduğunu ve gelir tahminle­rinde büyük bir isabet bulunduğunu vazıh olarak göstermeye kifayet edeceğini sanırım.

Şimdi yeni yıl bütçesi hakkındaki izahatıma geçiyorum. Burada hemen şunu tebarüz ettireyim ki, her türlü imkânlarımızı memleketin iktisadî cihazlanmasmı ve kalkınmasını ve istihsalin arttırılmasını temin eden hususları Ön plâna alarak ihtiyaçlarla bu imkânları ayarlama ve azâmi verim sğlama prensipleri genel ve katma bütçelerimizin hazırlanmasında başlıca esaslarımızdan olmuştur.

iktidarımız tarafından hazırlanarak tatbike konulmuş olan bütçelerde fcu esasların hâkim olduğunu derhal görmek mümkündür.

Yeni yıl bütçe tasarısının masraf yekûnu 2 milyar 87 milyon 51 bin 960 liradır. Buna mukabil gelir tahmini yekûnu da 1 milyar 961 milyon 925 bin Ura bulunmaktadır.

1953 bütçesi gelirlerimizin 952 bütçesi gelirlerine nazaran 410 milyon li­ra fazla olacağım tahmin etmekteyiz. Bu fazlalık sayesinde önümüzdeki malî yıl için âmme hikmetlerine ve lıaî kihtiyaçlarma, carî yıla nazaran 336 milyon 126 bin 559 iira fazla bir tahsisat verme imkânı bulunmuştur. .İki yıl arasındaki fazlalık nisbetleri gelirlerde % 26,4 giderlerde ise yüz­de 19,2 gibi fevkalâde dikkate şayan hadlere varmış bulunmaktadır. Her hangi yeni bir vergi koymadan veya mevcut vergilerimizde bir arttırma­ya gitmeden bir yıldan diğer yıia gelirlerde bu derece büyük bir inkişaf kaydedilmiş bulunması, memleketimizin bugün içinde bulunduğu büyük iktisadî inkişafın devlet .gelirlerine akseden bir neticesi olmuştur ki bu hususun memleketimiz için iftihar edilecek bir malî hadse teşkil ettiğini kabul emek lâzımdır.

Esk iktidarın son bütçesi olan 950 yılma ait rakamlarla 953 bütçesi mu­kayese olunduğu takdirde giderlerde 599 milyon 843 bin 397 lira, gelir­lerde 648 milyon 655 bin 437 lira bir fazlalık mevcut olduğu görüiür. 1950 yılı bütçesiyle 953 bütçe tasarısı arasındaki nisbetler de, giderler de % 40,3 gelirlerde % 49.4 tür

Devlet bütçelerinde her yıl, bir evvelki yıla nazaran artışlar kaydedil­mesi nornıaî zamanlar için tabiî telâkki olunabilirse de son 2 yıl içinde memleketimiz bütçesinde görülen artışlar bu kabil yükselmelerin çok fevkinde olmuştur. Demokrat Partinin iktidara gelmesinden sonra ka­nunlarda yapılan değişikliklerle vergilerimizde 254,5 milyon liralık bir indirme yapılmıştır. Buna mukabil 68 milyonluk bir de arttırma vardır. İndirme ile artırma arasındaki fark 186,5 milyon lira olarak vergi azal­tılması şeklînde tezahür eder. Bu nıikdar da nazara aiınacak olursa dev­let gelirlerinde gördüğümüz inkişafın yukarıda söylediğim nisbetlerden çok daha fa7,la olduğu meydana çıkar.

1953 bütçe tasarısının gelirleriyle giderleri arasındaki fark 125 milyon liradır. Bu fark kanunî bütçe açığını göstermektedir ki geçen yılın genel muvazene bütçe açığından 74,3 milyon ura noksan bulunmaktadır. 2 mil­yar 87 müyon 51 bin 960 liralık bir bütçenin tatbikatı sırasında geçen yıllar bütçelerinin tatbikatından edinilen tecrübelere göre, bütçe tasar­ruf ve fazlalarının % 5 hesabiyle yüz milyon lirayı aşacağını da düşü­necek olursak yeni yıl bütçemizin açığının fiiliyatta 25 müyon lirayı bile bulmıyacağını söyliyebilirim. Bu mülahazayı hesaba katmadan açık mik-darmı 125 milyon lira olarak kabul edersek genel muvazene giderlerinin % 94 ünün devletin normal gelirleriyle karşılandığını görürüz.

Genel ve katma bütçeler bir arada mütalâa edildiği takdirde bu yılki açı­ğı nisbeti yüzde 5 den ibarettir. 1948 yümdanberi genel ve katma bütçe­ler açıkları yekûnu daima bu mikdann ve nisbetin çok fevkinde olmuştur. Yukarıda zikrettiğim rakamlar ve gelirlerimizin inkişaf seyri hakkrada yaptığım izahlar, vergi mükellefiyetini ağırlaştırmak veya âmme hiz­metlerini ihmal etmek gibi yollara sapmadan denk bütçe hedefine 1954 bütçesinde muhakkak surette varılacağını göstermektedir.

Yeni yıl bütçesiyle carî hizmetlere 1 milyar 558 milyon 577 bin 342 lira, yatırımlara da 528 milyon 474 bin 618 lira tahsisat teklif edilmiştir. Carî hizmetlerde geçen yıla nazaran artış % 13,3 yatırımlarda ise yüzde 40,8 nisbetinde olmuştur.

Masraf bütçemizin tanziminde âzâmî tasarrufla hareket olunmuştur. Tahsisat arttırmaları müsmir ve memleket için hayatî ehemmiyeti haiz olan sahalara tevcih edilmiştir.

Personel masrafları tesbit olunurken büro memurlarının adet ve ödenek­lerinin arttırılmasından kaçmamış, ilâve olunan tahsisat ancak genişle­yen halk hizmetlerinin ifasında vazife alan doktor, hastabakıcı, öğret­men, hâkim, mühendis, polis, jandarma gibi kadrolara inhisar etmiştir-îş başına geldiğimiz tarihtenberi hazırlanan bütçelerimizde olduğu gibi 953 bütçesinde de en büyük tahsisler memleketin iktisadî kalkınmasını hızlandıracak, sağlık ve refahını sağlayacak hizmetlere yapılmıştır.

Çeşitli âmme hizmetlerinden ilk Öğretime 144, orta öğretime 37,5, meslekî teknik öğretime 38,5, üniversitelere 39, tapu işlerine 17,8 il ve köy yol-lariyle karayollarına 18S, su işlerine 57,8 halkm yapacağı su işlerine yar­dım olarak 20, hastahane ve sağhk kurumları için 46,7 tarım hizmetleri için 71, liman iskele ve barınaklara 24,7 milyon lira olmak üzere topye-kûn 685 milyon lira tahsisat verilmiştir. Halbuki ayni hizmetler için eski iktidarın son bütçesi olan 1950 yılında verilmiş olan tahssatın yekûnu 338 milyon liradan ibaret bulunuyordu. Sadece bu mukayesemiz dahî memleketimizin ilim ve irfanına, halkm refah ve sağlığına ve iktisadî inkişafımıza ne derece büyük ehemmiyet verdiğimizin bariz bir misalini teşkil eder.

Millî Savunma bütçesine, geçen yıla nazaran 70 milyon lira ilâve etmiş bulunuyoruz. Yine dost Birleşik Amerika'dan Millî Savunma bütçemiz için göreceğimiz yardım mikdarı bir evvelki yıla nazaran 45 milyon fazla-siyie 145 milyon lira olacaktır.

Yani Millî Savunma bütçemizde bir yıl içinde 115 milyon liralık mühim sayılabilecek bir artış kaydolunmak suretiyle yekûn 715 miiyon liraya yükselmektedir. Ordumuz için yapılan masraflar yekûnu bundan ibaret değildir. Diğer bakanlıklar bütçelerinde askerî mahiyette ve askerî mak­satlarla konulmuş tahsisat vardır ki bunların yekûnu 200 milyon liranın üstündedir. O halde gerek bütçelere konulan tahsisat île beraber, gerekse Amerikan yardımı ilâvesiyle 953 yılı içinde ordumuz için konulan tahsi­sat yekûnu bir milyara yaklaşmaktadır. Derhal İlâve edeyim ki kahraman ordumuzun kuvvetlendirilmesi gayretlerinin rakamla ifadesi bunlardan .da ibaret değildir.

Cumhurbaşkanının nutku üzerine

Yazan: FoIiK Rıfkı Alay

3 Kasım 1953 tarihlî Diinya'dan:

Cumhurbaşkanlarının yılbaşı nutukların­da, mesul hükümet makamlarının not­ları esas tutulur. Atatürk bu notlan pek dikkatli gözden geçirmekle beraber, her nutku «kendisinin» olmuştur. İnönü de, başlıca devlet ve millet işlerinde, tek parti lideri olduğu için, şahsi görüşlerine pir hayli yer ayırmak âdetinde idi. Son 1 Kasım nutku parti lideri olmayan bir devlet reisinin lıer türlü şahsîliklerinden sıyrılmıştır. Sayın Celal Bayar, im nut­kunda söylediklerinden hiçbir mesuliyet kabul edemez. Doğrusu etmemelidir de. Çünkü hükümetin kendisine vermiş ol­duğu bir takım yanlış bilgiler, günün memleket gerçeklerine uymamaktadır.

Nutkun ilk fıkralarındaki oemniyet ve istikrar sayesinde» sözü bunlardan biridir. Bin bir kaygı ile kaynaşan kafalarını bi­raz dinlendirmek için nice vatandaşlar hu emniyet ve istikrar sayesini aramakta vb bulamamaktadırlar. Bîr tek siyasî par­ti nüfuzunun bütün idare mekanizması­nı baskı ve müdahalesi altında bulundur­duğu, muhalefetlerin, âdeta hükümeti si­per edinen başı bozuk zor ve- tedhiş kuv­vetleri tarafından <en basit, fraklarını kul­lanmaktan menedildiği, artık herkesin bildiği ve gördüğü radyo, ajans ve bes-îemecilik partizanlığının hüküm sürdüğü bir memlekette ne emniyet, ne de istik­rardan bahsedilemez. Bugün pek dar par­tizanlık menfaatcileri dışında, Türk va­tandaşları sadece emniyet ve istikrar bahtiyarlığına kavuşmak için çırpınmak tavesabırsızlanmaktadırlar.

Nutkun yine ilk fıkralarında sayın Celâl Bayar'ın kendinden bir ışık var. Bu ışık Türk milletinin muasır dünya mede­niyeti içindeki mümtaz mevkiinin koru­nacağına dair teminatıdır. Fakat bu ışık, ikinci bir fıkra ile hemen Başbakan - Sa-met zihniyetinin gölgesi altına girmekte­dir. «Gerileme» hareketleri normalin üs­tünde değilmiş ve münferit yakalardan ibaretmis. Bir takım kimseler de «norma­lin üstünde olmayan bu münferit vaka­ları bahane edinerek tışahs ihtiras veya politika taktiği ile» imtiyazlı bekçiler si-îafcmıtakınmak istemekteimişler.Ve

bunlar da memlekette huzursuzluk âmil­leri imişler.

Hayır, iıakiki durum bunun tamamiyle tersinedir. Bilâkis geriletme hareketleri bu vatanın hayırlı evlâtları kadar, yaban­cı dostlarımızı da derin derin kaygılan­dıracak Wr yayılma mahiyeti almıştır. Hattâ iki üç merkez dışında irtica, içti­maî ve fikrî hürriyetleri zorbaca tedhiş altında tutmaktadır. «Münferid vakalar», bu tehlikeye karşı davranışlardır. ttŞahsi ihtiras veya politika taktiği ile» de parti­zanlar takımı irticai istismar etmekte, hattâ irticaın imtiyazlı istismarcıları kal­mak için, aynı yolda kendileri ile rakip­liğe özenen siyasi partileri kapamaktadır­lar. Hakikat budur. Memleketçe budur, dünyaca budur.

Acaba sayın Bayar, 1923 den 952 ye kadar dinlediğimiz yeni Türkiye devleti reisleri­nin nutukları arasında, bu yeni ve şerefli ve şanlı Türkiyenin temeli olan nizamın adına, alnkılâp» kelimesine rastlanmayan tek nutku söylemiş olduğunu farketmiş midir? Celâl Bayar'm lügatinde bu keli­me, daima baş köşede idi. tki üniversite­de. İstanbul ve Ankara üniversitelerinde, kelimeyi ne kadar benimsiyerek ve ne ka­dar heyecanla kullandığını, fakat Samet Ağaoğlu'nun İstanbul Üniversitesinde söy­lediklerini neşrettirmemek için gazetele­re nasıl telefonlar yağdırdığını, Ankara Üniversitesinde de not tutanların elinden kâğıtları nasıl kaptığını hep biliyoruz. Nutukta asayişe dair İçişleri Bakanının olduğuna şüphe olmıyan teminat cümlesi, hiç konmamalı, parti münasebetlerinden ve Menemen'den de büyük facialardan bi­ri olan Balıkesir hâdisesinden olduğu gibi ondan da bahsedilmemeli idi.

Asayişin yer yer bozulmuş olduğunu, fa-kat hükümetin buna karşı sıkı tedbirler alacağını söylemek daha iyi olinaz mıydı? Siyasi parti münasebetlerine dair, hiç ol­mazsa, meşhur 12 temmuz beyanname­sinden bir iki cümle aktarılıp bugünkü u-mıumî huzursuzluğa biraz ümit vermek doğru değil miydi?

1 Kasım nutkundan derin, bir hayal kı­rıklığı duyduğumuzu saklarsak, kendi sa­mimiyetimize hıyanet etmiş oluruz. Bu­nunla beraber Cumhurbaşkanına verilen yanlış bilgilerden kendisini teselli etmek üzere biz doğru bir haber verelim: Türki­yenin bütün genç, idealist, azimli ve ce­sur irâdeleri inkılâpçılık dâvası etrafında

sat" sıkıştırma halindedirler. Bir aralık bu­lanan şuur. durulmuştur. Hakikatleri an­layan münevverlerin yarattığı hava, niha­yet köylere, kadar yayılmağa başlamıştır. İnkılâba ne kadar bağlı olduğunu bildiği­miz sayın Bayanın bu müjdemizden .hoş­nut kalacağını biliriz.

Açılış nutku ve muhalefet

Vazon:MiimtenFutfeFenik 3 Kasım 1952 tarihli Zaferden:

Cumhurbaşkanımızın, Büyük Millet Mec­lisini açış nutku, iç ve dış mesel&lerin bir sene içinde arzettiği manzarayı bütün vu-zuhiyle gözümüzün önüne sermekte ve ünümüîdeki yıl çalışmalarına da şimdi­den ışık yermektedir.

Hüseyin Cahit Yalçın gibi bazı koyu rou-haliflfir; bu nutku, belki uzun bulabilirler ve bir taicım kelime kurnazlıklariyle bir münakaşa mevzuu haline sokmiya kal­kabilirler; nitekim öyle de yapmışlardır. Fakat- peşin: söyleyeyim ki, bunların çe­kindikleri şey, milletin, Cumhurbaşkanı­mızın lisanından memleket yaranna ya­pılan işleri, öğrenmesi ve daha da neler yapılabileceğini bitmesidir. Ama ne çare ki Anayasanın 36 inci maddesi, Cumhur-ijaşlCâiH'nı «Her yıl Sasım ayında hükü­metin geçen yıldaki çalışmaları ve giren yıl içinde alınması uygun görülen tedbir­ler hakkında bir söylev» vermekle vazifeli kamıştır. Bu vazife yerine getirilirken nut lam uzun veya kısa olması gibi bir şey düşünülemez. Cumhurbaşkanımız, elbette Anayasanın koyduğu hükme riayet ede­cek, ve hükümeti bir yıl zarfındaki ça-lışmalannı izah edecektir. Hüseyin Ca­hit Yalçın ve onun gibileri bundan ükü-lürrrtüş gibi bir şey elbette kimsenin ak­lına gelemez.

Dikkat edilecek olursa. Anayasanın 36 inci maddesi, her yıl Kasım ayında söy­
lenecek: nutku, iki kısımda mütalâa et­ mektedir: 1) Hükümetin geçen yıldaki
çalışmaları, 2) Giren yıl içinde alınması uygun görülen tedbîrler

Bu ifadeler aynen Anayasanın ifadeleri­dir. Hükümet çalışmış. Bayındırlıkta, Maa rifte. Sağlıkta, hülasa umumi hayatımı-Kın her faaliyet kısmında mülıîm işler hasarmışsa, bunlar nutukta elbette yer alacaktır. Kaldı ki, hükümetin millet yararınaolanfaaliyetinihalkmbilme-

sinde dç büyük l)ir fayda vardır, çünkü hepsi iç açıcı rakamlardır. Gönül ferah­latıcı iaahlardır. Ama hükümet Demok­rat Parti hükümeti imiş! Memlekette müteaddit partiler olunca, elbette hükü­met, çoğunluk partisinden kurulacaktır ve daima bu partinin elinde bulunacak­tır. Bu takdirde, hükümet, aman parti propagandası olmasın, diye icraatını mil­letten saklıyacak mıdır?.. Demokrasiyi ta-mamiyle temsil etmiş rejimlerde, hangi partiye mensup olursa olsun, hükümetin icraatı, memleketin kuvvetidir. Eğer has-tahanelerde yatak adedi dört misli artmış sa bunun kazancı partiye değil, memle­kete aittir. Eğer köyler yola, suya kavuş-muşsa bundan her vatandaş iftihar du­yacaktır. Eğer dış itibarımla yükselmiş ve Türkiye'nin emniyeti daha kuvvetli bir garanti altına alınmışsa bununla bütün vatandaşlar övüneceğiz. Ama Hüseyin Ca­hit ve onun gibilerin işte buna taham­mülleri yoktur.

Anayasanın 36 mcı maddesinde söylene­cek nutuk hakkında, ayrıca şu ikinci kay­dın bulunduğuna da dikkat etmek ge­rektir: Nutukta «Giren yıl içinde alınması uygun görülen tedbirler» fle yer alacak­tır. Yani Cumhurbaşkanı, bu husustaki fikirlerini ve düşüncelerini de izah ede­cektir.

Cumhurbaşkanının gayri mesul bir mev­kide bulunması, her hangi bir mesele hakkında fikirlerini söylemekten uzak kalması değildir. Türk devletinin bası olan bir zatın düşünce ve görüşlerinden faydalanmak şüphesiz meleketin karına dır. Kasım nutkunda nGîren yıl içinde alınması uygun görülen tedbirler» hakkın­daki cümleler, diktatörlük idarelerinde sadece, bir ikaz, ve bir fikir verme ve nihayet millî iradenin güzel bir tezahürü­dür. Çünkü o Cumhurbaşkanı zorla değil, serbest, seçimle iş başına gelen milletve­killeri arasından, yine serbest bir seçim­le Devlet Başkanlığı mevkiine çıkmıştır.

Hüseyin Cahit Yalçın başkanlık sistemi­ni kabul etmiş demokrasilerde, bir nevi Başbakan demek olan Cumhurbaşkanla­rının idare işlerine dair uzun izahat ver­meleri tabiî görülebilir diyor, fakat biz­deki bu usulü anlamadığını söylüyor... O istediği kadar anlamamazlıktan gelebilir. Ama icabettiği zaman Vekiller Heyetine beşkanlık eden, bütün kararnameleri ve kanunlarıimzalıyan birCumhurbaşkanının idari işleri bilmesi kadar tabii bir şey yoktur. Kaldı ki, her şeyin üstünde Anayasanın bir hükmü vardır. O hüküm yerine getirilecektir. Ama Hüseyin Cahit Yalçın beğenmiyecekmiş!. Aklı sıra zekâ eseri gösterip metheder görünürken sinsi sinsi cibiliyetini meydana vuracakmış.. Memteket hayrına ve kanun hükmüne uygun ne yapsanız, o zaten Şebi Yeldâ ve Zemherir gibi malûm hükmünü icraya bakacaktır!Buna biz ne diyebiliriz?.

Kabinedeki değişiklikler

Yazan: Salim Hugıp Emeç

S Kasım 1953 tarihli Son Postadan:

Şu günlerde D. P. iktidarında bazı deği­şiklikler yapılmaktadır. Bu cümleden ola­rak ikinci Adnan Menderes kabinesinin Başbakan yardımcısı ve Devlet BaKanı Sarnet Ağaoğlu bu vazifeden ayrılmış. Çalışma. Bakanlığını deruhte etmiştir. Bu münasebetle de Çalışma Bakanı Nuri özsan kabineden çekilmiştir. Yine bu arada D. P. Meclis grubu başkanlığına seçilen Hulusi Köymenden açılan Millî Savunma Bakanlığını Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurtbek deruhte etmiş; onun ye­rine de ara seçimlerde Bilecikten millet­vekili intihap olunan emekli Orgeneral Yümnü Üresin tâyin olunmştur. Adalet Bakanı Rüknettiıı Nasuhioğlunun istifası üzerine de, bu mevkii Ankara milletvekili OsmanŞevkiçiçekdağalmıştır.

Başbakan Adnan Menderesin yeni Meclis yılı başlarken kabinesinde yapmayı uy­gun gördüğü bu değişiklikleri daha bir takımlarının takip edeceğini iddia eyliyen bazı muhalefet çevreleri ve bu çevrelerle ayni siyasî görüşü benimseyen sözde müstakil kimseler, kabine tadilâtını tür­lü şekillerde tefsir etmektedirler.

Bir muhalefet gazetesi, bu bahiste, bütün mesafeleri aşarak, bu gibi değişikliklerin faşistvarî bir takım tebeddüller olduğunu vaktiyle Mussolininin de zaman zaman buna benzer kabine tadilleri yaptığını ve buna nöbet değiştirme ismini verdiğini; hakikatte değiştirilmek lâzım gelen şeyin mevcut zihniyet olduğunu halbuki asıl hissedilen böyle bir tebeddüle ise yana­şılmak istenmediğini belirterek ortaya, kendi görüşüne göre bir muadele vazet­mek istemektedir.

Yani, sözün kısası ister vazifesinde mu-vaffafc: olsun veya olmasın; bugüne kadar

Bakanlık, mevkiinde bulunan ve bugün bir kısmı istifa edip kabineden çekilen, diğer kısmı da yer değiştiren Bakanların, hizmet ilhamlarını Başbakandan aldık­larına göre. dâvanın, ancak Adnan lyten-deresin başbakanlıktan ayrılmasiyle hal­ledilmiş olacağını bildirmektedir.

Muhterem muhalefetimizin Başbakan Ad­nan Menderes hakkında bugün ortaya koyduğu kanaat yeni bir şey değildir. Ye­ni iktidarın hemen ilk günlerinden beri en yakın en feragatli bir şekilde başba­kanlık emrindeki mesaisi ile idealist bir insan olmanın bütün vasıflarını ortaya koymuş olan Samet Ağaoğlu hakkındaki hükümlerinde yalnız hatalı olmakla kal­mamış, ayni zamanda insafsızlığın en son haddini bulmuştur.

Gelecek günler, elbette ki, bu hataların neneden başlayıp hangi şartlar altınöa devam ettirildiği hakikatini meydana ko­yacaktır.

Fakat gerçek olan şudur ki. Başbakan Ad­nan Menderesin kabinesinde tadilât yap­ması kararı yeni bir şey değildi. . Böyle bir değişiklik. Büyük Millet Mselisi..daha yaa tatiline başlamadan evvel derpiş-olun muş; bunun zaman ve genişliği lıakındaki ölçüyü kullanmak ta, tabiatiyle sayın Baş­bakanın selâhiyetleri arasında bulunmak­ta idi. Bu değişiklikler bugün yapılıyor ve bunların vüsati bütün bir kabinenin yeni baştan gözden geçirilmesi gibi bir niahiyet almış bulunuyorsa her şeyden evvel üunun hakikî sebep ve hikmetini araştırmak ve sayın muhalefetin, kariha mahsulü olarak ortaya koyduğu indî es­babı mucibed.en ziyade, işlerin hakikî ma­hiyetine nüfuz etmeye çalışmakla vaziye­ti aydınlatmaktan başlamak icabeder.

Takdir olunabileceği gibi, kabine değişik­likleri keyif için yapılmaz D. P. ve ikti­darının her gün bir suretle kuyusunu kazmayı vazife edinen bir takım roak-satlı kimselerin umumiyetle tasnif ettik­leri sebepler de, böyle bir şeyin yapıl­masına cevaz vermez. Çünkü bu kimse­ler hakikaten samimi bir irşat vazUesi-nin ilhamına tâbi buluns aydılar, şimda-ye kadar yazıp, söylediklerinin hic cl-mazsa bir kısmında insaf ve vicdan zer­resi bulunmak icabederdi. Halbuki sade-e D. P. iktidarının isabetli politikasıdırki, bu memleketin iktisadi durumuna ciddî bir veçhe verdiği gibi, dış itibarı da, şimdiye kadar ender görülmüş bir yük-

seklik seviyesini ummuştur. îç vaziyetin huzurlu manzarası ise birçok memleket-lerin gıptasını davet etmektedir.

Bütün bunları bir tarafa bırakarak şa­hıslar üzerinde durmak; her gün haksız bühtanlar savurmak, elbette ki bu ikti­dara karşı dost olmak şöyle dursun; hattâ onun icraatını bitaraf bir gözle müşa­hedeye gayret etmenin dahi delili değil­dir.

Bir iktidar, bu gibi partizanların vaveylâsiyle kendi yürüyüşüne istikamet vere­mez. Onun hedefi, kendi program ve i faalinin tahakkukundan ibarettir ki. bu günkü manzara da, Adnan Menderesin böyle bir ceiıt içinde bulunduğunun teza-hürüden başka bir şey değildir. Yani D. P. ve istidan, Türk milletine, her yıl biraz daha denkleşme ve inkişaf arze-decek bütçeler v adetmiş tir. Ataan Men­deres, bu yıl, bu va'de muzaf olarak ikin­ci bütçesini tanzim etmektedir. Bunu yapabilmek için bu işe müsait parti ele­manlarının müzaheret ve mesaisini te­min etmektedir. Kabinede yapılan son tadilatın bizce sebep ve hikmeti ancak bu olabilir. Bundan ötesi, politika yay­garası ve hâdiseleri yanlış tefsir ederek efkârı uromiye karşısında memleketin berrak olan vaziyetini bulanık göstermek manevrasından ibarettir.

Cezaevleri çok perişan haldedir

Yazan: MiimttızFaikFenik

9 Kasım 1952 tarihli Zafer'den:

İstanbul Cezaevinse çıkan ve Valinin hakikaten cesaretle yaptığı müdahele sa­yesinde sâkinleşen hadise, cezaevlerinin ne kadar ıslaha muhtaç olduğunu bize açıkça ispat eder sanırız. İstanbul Ceza­evi! İstanbul gibi büyük gazetelerin mer­kezi olan bir yerde olduğu için hâdise umumî efkâra derhal aksetmiştir; hal­buki, gözden ırak ne kadar cezaevi var­dır ki, içinde ne olup ne bittiğini kimse bilemez. Hattâ düşünse, muhayyele kud­retiyle dahi, gözünün önünde canlandıra­maz!.

Bize eski iktidarın yadigâr olarak bırak­tığı her şey gibi cezaevleri de başlı ba­şına bir derttir ve şimdiye kadar buralara ciddi bir surette el atılmamıştır.

Cezaevleri iki kutuptur: Bir tarafta asri cezaevleri vardır: buralarda iki nevi mahkûm cezalarını çeker. Bunlardan bir kıs­mı, yaptıkları cinayetler dolayısiyle ne­damet eden ve alâkalarını düzelten, ileri­de cemiyet için nâfî bir uzuv olmıya çalı-lışan ihtiras veyahut asabiyet yüzünden kaatü olanlardır. Diğerleri ise, hem bir kan dâvasında intikam, almak, hem de as­ride sanat öğrenip hoşça vakit geçirmek için cinayet işlemişlerdir. Bunların duru­mu çok defa bu nevi cinayetleri teşvik etmekte ve bâzı karakter düşkünü sefil insanlara adam öiaürmeyi ilerisi için bir nevi hayat garantisi gibi göstermektedir, öbür kutuptaki diğer cezaevleri başlı ba­şına bir gayyadır. İçeride neler döndüğü malûm değildir. Bir takını zavallılar ku­runun yanında yanan yaşlar gibi sönüp gitmekte, öbür yandan şerirler iltifat gör­mektedir.

Bu cezaevlerinin hiç birisinde ne sıhhî şart ve ne de cezadan beklenen ıslâh edi­ci şart mevcut değüdir. îçeriöe gemisini kurtaran kaptandır. Kim hapishane disip­lininin bütün koğuşlara kadar hâkim ol­duğunu söylerse yalan söyler. Kim hapis­haneye .eroin girmez içki girmez, esrar girmez,derseyalansöyler...

Türkiye'de eroinin en büyük pazarı maa­lesef hapishanelerdir. Hapishaneye . ilk girene eroini bir bıçağın ucunda ve bıçağı burnununa doğru uzatarak ikram ederler. Bu nevi ikram «Al iç, içmezsen halin du­mandır!» demektir, ömründe eroin yüaü görmemiş adamı eroine böyle alıştırırlar!.

Eroin, bıçak, hapishaneye nasıl mı girer, diyeceksiniz? Bu zehir ne damdan girer, ne pencereden?.. Bu zehir doğrudan doğ­ruya para ile girer.

Hapishane memurlarının aldığı çok düşük ücretler üzerinde durmıyaeağım. Fakat bir gardiyanın eline ayda ancak 45 lira geçerse, ve hele bu adamn ayrıca çoluğu çocuğu varsa, eroini soktuğu için gar­diyan değil, bu para ile onu çalıştıranlar suçludur!

Hapishaneye bıçak da, esrar da böyle gi­rer. Ve içeriye böyle yerleşir.,.

Hapishanelerde sıhhî şartlar asla mevcut değildir. İçeriye her gelenin aşı olduğunu zannedenler hataya düşerler; parası olan 2,5 kağıtla işi atlatır; ve her akşam su şişesiyle rakısını rahatça içer!

îstanbul Cezaevinde verem pavyonu diye

aynlan yer, hapishanenin su deposunu üstündedir. Su deposundan buraya rutu­bet, buradan su deposuna basil mübade­lesi her günün hadisesidir. Mahpus üç ilâç bilir:

Sulfamid'in ismi Sultanhamid, Antider-raik"in ismi ABtraııik_ ve nihayet ten­türdiyot?...

tste cezaevleri böyle bir Allanın cezası­dır. Maddi bakımdan, manevî bakımdan cezadan beklenen neticeleri teinin etmek şöyle dursun belki bunlann tamamiyle ak­sini yaratır. Bu yüzden bâzı cezaevleri bir nevî suç öğretimi yuvalandır.

Çok kıymetli ve enerjİK yeni Adalet Ba­tanımız sayın Osman Şevki Çiçekdağln bu mevzuu ehemmiyetle ,ele alacağına muhakkak nazariyle bakıyoruz.

Atatürk'ü Anarken

Yazan .-Asan Us

18 Kasım1953tarihliVakit'rlen:

Bugün Atatürkün ölümünün 14 ncü yıl­dönümünde aziz hatırasını anarken insan etrafına bakarak bir vicdan muhasebesi geçirmekten kendini alamıyor. Birinci Duaya.Harbi Osmanlı devletinin inkira-zi ile sana erdiği vakit ordumuzun için­de Mustafa Kemal adında bir komutan bulunmasaydı belki yine bir millî müca­dele olurdu. Fakat bu mücadelenin İçin­den, bu gün hür milletler arasında şeref­le mevki alan Cumhuriyet Türkiyesinin mutlaka çıkacağını o devri yaşamış hiç bir kimse iddia edemez.

Birinci Dünya Harbinin mütarekesi bir felâket tufanı şeklini alınca Mustafa Ke­mal bîr millî Nuh olarak ortaya çıkmış, o felâket tufanının korkunç dalgalan ara­sından millî istiklâli kurtarmıştır. Ondan sonra da Türk milletini ileri medeniyet­ler seviyesine yükseltmek için Atataiirk inkılâpları ile istikbalin kurtuluş yolunu göstermiştir. Atatürk olmasaydı şüphesiz bu gün yine bir TürS milleti bulunacak­tı ve belki yine bir Türıc devleti olacak­tı. Fakat o millet vs o devlet hiç şüphe siz bu günkü Cumhuriyet Türkiyesi ol-mı varaktı.

Bu tarihî hakikati kim inkâr edebilir? Su gündüze gece demek kadaj: gülünç olur. Tabii olarak bu hakikati inkar cesaretini kimsekendindebulanı ıyor.Yalnızdolaşık yollardan o vatan kurtarıcısının eserlerini yıkmaK, hattâ adını kirletmek istiyene milli nankörlerin bulunduğu, hem de bu kabil soysuzların Büyük Mil­let Meclisi içerisine kadar girebildiği gö­rülüyor.

Bu manzara gerçekten acı bir müşahe­dedir. Fakat onun yanında yüreklerimize teselli veren bir nokta var ki Atatürk düşmanlığı ne kadar gizli ve ve ka­palı yollardan yapılırsa yapılsın, Türk milletindefci sağ duyunun bu türlü tahriklerin içyüzünü anladığıdır. Sam­sun Mileltveklli Ustaoğlunun Demok­rat Partiden çıkarılması karan demok­rasi perdesi altındaki Atatürk düşmanlı­ğına karşı beliren millî uyanıklığın bârte bir tesiri sayılabilir.

En büyük eseri

Yasan: Mümtaz Faik Fenik

10 Kasım 1952 tarihli Zaferden:

Ölümünden on dört yıl geçti; fakat O bü­tün hayatiyeti, zekâsı ve engin vatan askiyle daima aramızda, daima içimizde-dedir. Eseri, böyle müstakil ve hür bir millet olan bir adamın fâni olabileceğine inanır mısınız? O bu vatan kadar ebedi­dir.

Ns tarafa baksak O'nu duyuyor, O'nu görüyor, O'nun var olduğunu anlıyoruz. Ciğerlerimize dolan hava O'nun havası­dır; gök O'nun gözlerinin mavisi, güneş O'nun saçlarının şansı ve toprak O'nun sert çehresininifadesidir.

Nemiz varsa O"ndan geliyor; hürriyeti­miz, istiklâlimiz, zaferimiz ve bugün ka­yıtsız şartsıa milletin olan hâkimiyet hep­si, hepsi O'nun eseridir. Evet, nemiz var­sa O'ndan geliyor; çünkü O milletten gel­miştir. Ve millî şuurun mahassalası halin­de, zekâ ile, et, kemik ve canla şahıslaş-mıştır.

O'na büyük adam demiye dilimiz vara­mıyor, çünkü O büyük adam değil, büyük milletin kendisi idi; millete inanmıştı; milletten kuvvet alıyordu; ve millete da­yanarakyürüyordu.

Yoksa bütün irademizi bir mihrak halin­de kendisinde toplıyan kudret nedir? Bü­yük sihir nereden geliyor? O"nda insan üstü »ir kuvvet mi vardı? O da bizim gibi düşünen, düşündüğünü tatbik eden bir vatandaş değil miydi?

şebbüsü karşısında bocahyan Saraçoğlu, büsbütün ters bir yola sapmış, yabancı tabiiyetteki mükelleflere yüklediği vergi­leri silmek zorunda kalarak adeta eski kapitülâsyon rejimini kendi eüle ihya e turisti.

Şimdi, Demokrat parti adına hukuk ide­olojisi yapmaya heveslenen bil zatın, bugünkü Anayasa güvensizliğini savu­nurken, böyle bir vergiyi prensip itiba-rile benimser görünmesine hayret etmez misiniz?

Eski. bir deyimle onun «intak-ı hak» kabilinden ortaya koyduğu zihniyet ör­neği bize sunu gösteriyor.

Hukukî güvenden yoksun bir Anayasa rejimi içinde yaşadığımla müddetçe. Ana­yasaya aykırı kanunların devamlı teh­didi altında kalacağızdır. Bu hale bir son vermek için gerekil tedbirleri bir aa ötıce almak zorundayızdir. Muhalefet yıllarında yurdumuzu gerçek hukuk dev­leti şartlarına kavuşturmak uğruna mü­cadeleye giriştiğini iddia eden Demokrat Parti iktidarı sözünü yerine getirmeli ve temel hürriyetlerimizi teminata bağlıya­cak çalışmalara başlamalıdır. Bu uğurda boşuboşuna kaçırılan, haftalar ve aylar bizce her şeyden önce asıl bugünkü ik­tidar hesabına bir kayıbdır.

Müli irade dediğimiz kuvvet, sel gibi, fır­tına veya yıldırım gibi hukuk dışı bir tabi at âfeti değildir. Bunların tam tersine mil li irade hakkın ve adaletin kendisidir. Vatandaş hüviyetini meydana getiren temel hürriyetler sağlama bağlanmadık­ça, vatandaş çoğunluğunun isteği demek olan milli iradeye saygıdan nasıl bahse­debiliriz?

Birgön bugünkü hükümetten, bugünkü iktidar partisinden Mahrum kalırsak ne olacak?

Yazan:NecmettinSadak

24 Kusun IÎ952 tarihli Akşam'dan:

Malatyadaki nutkunda: «Parti mücade­leleri ayırıcı değil, birleştirici olmalıdır. Eski hâtıraları unutarak ileriye bakan, yeni mesut bir Türkiyenin inşasında gaye birliği etmek kararmı tatbik yolundayız..» diye söze başlıyan Başbakan Adnan Men­deres yazık ki ne Kayseride, ne Malat-yada söylediği nutuklarda bu «maziyi unu tarak ileribakmak», «yenibirTürkiye Tulmasmda gaye birliği etmek» yolun­daki kararını tatbik edememiş, mesut bir Türkiyenin inşası yolunu gösterecek yerde, bu güzel mukaddemeden sonra hemen gene sözlerini geriye çevirmiş, parti mücadelesine sapmıştır. Sayın Baş­bakanın, memleket havasını düzeltecek sözler söylemesini, iktidarın yapacağı ye­ni işleri anlatmasını candan özlüyorduk. Sayın Başbakan kendini tutamamış, ilkin müjdelediği birlik hedef ini değil, mu­halefet liderinin iki ay önceki bazı iddia­larını cevaplandırmak yolunu tutımış-"tur.

Başbakanın Kayseride ve Malatyada söy­lediklerine göre memlekette demokrasi, rejim, hak ve hürriyet her şey olmuştur, iyidir, iktidar bütün gerekli vazifelerini yapmıştır, yalnız muhalefetin kötü ni­yetleri ve aksak hareketleri bu güzel ahengi bozmaktadır Muhterem Başbaka­nı bu nutuklarında insaflı bulmadığımızı itirai etmek isteriz.

Başbakan, partizan bir iktidar yoktur ve olamaz dedikten sonra muhalefetin par­tizan zihniyetini ileri sürüyor. Biz sanı­yorduk ki partizanlık ancak iktidarda bulunabüir bir sıfattır. Partizan; devlet ve memleket işlerine yalnız kendi par­tisi gözü ile bakan, bu işlere kendinden olmayanı hiç sokmayan ve karıştırmayan fcıskanç bir idare demektir. Bu bakımdan muhalefetler partizan olamazlar. Fakat Sayın Başbakan partizan kelimesine «her ne pahasına olursa olsun iktidara geç­mek arzusu» mânasını veriyor. Bu çok şahsi tarif doğru olsa da muhalefet için Bir suç sayılamaz. Çünkü her yerde, her muhalif parti sadece iktidara geçmek arzusu ile çalışır, başka gayesi yoktur. Ancak, her ne pahasına olursa olsun, tâbirinden seçimlerden gayri bir yol kas-tedilirse, müsaadeleriyle söyliyeyim ki Sa­yın Menderes haksızdır. Çünkü muhalefet, iktidara, seçimlerden başka hiç bir yol tanımadığını her fırsatta ilân etmektedir ve başka ne yapabilir ki... Fakat parti-san bir iktidarda «Mutlaka iktidarda kal­mak» arzusu sezilirse, işte bu tehlikilidir. Şimdi muhalefet iktidara, iktidar muha­lefete boyuna partizan ve saire deyip du­ruyorlar. Kimin haklı olduğunu ancak bir hakem söyleyebilir. Bu hakem de seç­men millettir. Başbakanın da söylediği gibi yakında seçimler var. Bu seçimlerin dürüst olacağı da vâdediliyor. Bu karşı­lıklı ithamlara ne lüzum var? Millet ka­rarını verecektir.

Evvela, înönünün hukukî emniyet ve siyasî baskı yapıldığı iddiasınının, tavzi­hini istedi, inönü de, istenilen bu tav­zihi yaptı. Bu suretle anlaşıldı ki. Halk Partisinin, bütün vasıtalara baş vurarak, bir hayli zamandanken, memlekette siya--si ve hukukî huzur bulunmadığı iddiası. Halk Partisinin gayri meşru mükteseba-tının geri alınmasını derpiş eden kanun tasarısını hedef tutmaktadır. İnönü isti­yordu M, Adnan Menderes, bu tasarının kanunlaşmıyacağmı vadetsin. Onun ce­vabi ise, bir kırbaç gibi şu cümle oldu:

Kanun tasarılarını kabul etmek veya et* memek Millet Meclisinin hakkıdır. Bu işlere hükümet karışamaz. Ve İlâve etti: Şayet, Halk Partisinin elinde, millete ait bir kıymet varsa, bunu millete iade et­mesi bir haysiyet ve şeref borcudur.

Ve sonra:

Paşam, dedi. Şu yaşa gelmişsin. Nedir bu iiıtirasın?

Ve bu hitabeti şöyle bir tasvir ile tamam­ladı-:

Muhal olarak sizi bu memleketin hakîki sahibi farzedelim. Bizleri de kâhyalarınız. Size hesap verme durumunda neyi eksik görmek mümkündür? Memleket iktisaden ilerlememiş midir? Bütçesi iki misli olma­mış mıdır? Vatandaş huzur İçinde değil midir?

O haldebizlere, nesöyliyebilirsiniz?

Bizim muhalefette iken sarahaten, açık ve samimiyetle yaptığımız gibi dış po­litikayı destekler hale geldinia mi? Hal­buki, bu sahada da bütün yaptığınla, yarım ağız beraber olduğunuzu söyle­mekten ibaret.

Başbakan, bir ara, sözü iyi geçim me­selesine intikal ettirdi ve aehir gibi bir gülüşle anlattı:

Eteklerinde İti tasları dökecek olurlarsa; bu memleketi mutlaka biz idare ederiz; 1950 de basımıza bir ksaa geldi, zihniyetinden sarfınazar edecek olurlarsa, bu memle­kette yerinecekleri, telâş edecekleri ve korkacakları bir şeyin bulunmadığını an-lıyacaklardır. Eğer korkulacak bir şey mevcut ise, bunu da, ancak kendileri İcat edebilirler. Zira demokrasi içinde, bu memleket, mukadder olan seyrini takip etmektedir. Hiç bir tehlike, hiç bir en­gel yoktur.

Ve Başbakanın son sözleri şunlar oldu: İftira, bühtan .tezvir rejimininsona er­mesimemlekethayrına lazımdır.

Ve bundan sonra hitabını şöyle nihayete erdirdi:

«Ne niaa eyleyelim ol ne senindirne be­nim»

miyet ve müstaceliyeti aşikâr olduğuna göre, bu istişarlerin bir an evvel neti­celenmesi lâzımdır. Sayın Köprülünün Arab âlemi tarafından çok. müsaid kar­şılanan beyanatından, sonra hükümeti-miain, Aiab devletlerüe yapılan görüş­melerin süratle intacı îüzumu üzerinde İngiltere ve Amerikanın dikkatini çek­mesi yerinde ve faydalı olur. Çünkü bir anlaşmaya varıldıktan sonra da yapıla­cak bir çok iş vardır.

«Kongreyabancımemleketlereyardım programınadevametmeliyahutdaya

tiştıraıanınfidyesiniödemeye katlanmalıdır.

Yabancı memieketlere yardım müsbefc bir sulh programıdır ve Birleşik Amerikanın güvenliği için mutlak surette elzemdir. Sovyet Rusyamn bugün yaptığı gibi, bir millet Dünya fütuhatına saptığı bir za manda, küçük büyük diğer milletlere ger­gefe iki yol takip etmek, ya yatıştırma-

nın fidyesini, yatma da sulhu idame yo­lunda, birlikte yeter derecede, asken iktisadî, siyasî ve manevi kuvvet topla­manın karşılığım ödemek düsmektedir.

Raporda gözden geçirilen devre esnasın­da yani bu yılın ilk altı ayında, hür dün­yayı kuvvetlendirmek yolunda hakiki te­rakkiler elde edilmiştir.

Eğer bu müşterek gayrette ortaklardan her biri meseleleri makul bir tarzda kar­şılamaktan geri kalmazsa, emin huzurlu ve salim bir dünyaya kavuşmak hede­fimize sonunda ulaşacağız.

almaz şunları söylemiştir:

aEisenhovrer'in kazandığı muvaffafciyetten dolayı son derece memnunuz. Şimdi ken­disine tevdi edileo büyük vazifede Avru-pada iken Atlantik Kuvvetleri Başkomu­tanı sıfatiyfe güttüğü politikaya devam edeceğineeminiz.»

Meksika'da Eisenlıower*in seçilmesi 20 se-nedenberi iktidarın aynî ellerde bulunma­sına Karşı duyulan bir bıkkınlık şeklinde tesfir edilmekte ve 1948 de rey vermiyen kadın ve gençlerin Kore çıkmazının hal­line bağladıkları ümitlerinin neticesi ola­rak karşılanmaktadır.

Tahranda, Doktor Musaddıkın yakın me­sai arkadaşları bu sabah. France Press Ajansı muhabirine beyanatta bulunarak. Iranın artık hiç bir ümit bağlamadığı bir hükümet idaresinde vuku bulacak her türlü değişikliği Doktor Musaddikm mem­nuniyetle karşılayacağını bildirmişlerdir.

Teipetı'de General Eisenho-.ver'in kafi ola rak seçildiği öğrenilince büyük bir he­yecan hüküm sürmüştür. Generalin mu­vaffakiyeti Burada formoza için tesirli Bir âmil şeklinde mülâhaza edilmektedir. Güney Koredc, Cumhurbaşkanı Sygman Rhee ve bir çok hükümet şahsiyetleri Eisenhower'in zaferini hararetle karşı­lamışlar ve Generalin usun samandan-beri haHediIemeyen Kore meselesine sür'-aüi bir hal çaresi bulabileceği ümidini izhar etmişlerdir. Siyasî çevrelerde Ge­neralin Korede komünistlere karşı müs-bet faaliyete girişeceği ümit edilmektedir.

—Paris :

General Eisenhower, seçilmesini mütea­kip, radyo ile Fransaya hitaben bir me­saj yayınlayarak eacümle şöyle demiş­tir:

«Her şeye rağmen, Fransa ile Birleşik Amerika arasındaki dostluk devam etmek­tedir. Bu dostluk yeni değildir. Memle­ketimizin bir millet olarak doğduğu ta­rihlere kadar uzanmaktadır. Bu dostluk tarihimizde defalarca kanla mühürlen­miştir.

—Paris:

İtalyan Başbakanı ve Dışişleri Bakanı De Casperi bugün beyanatta bulunarak, «Şu kanaatteyim ki, Eisenhowei"in Baş-

bîr sulh liderliği vasfını alacak ve daima sulhu arzu etmiş bulunan Ame­rikan Demokratları da dış politika sa­hasında onunla işbirliği yapabilecekler­dir.» demiştir.

16 Kasım 1952

—Paris:

Moskova Radyosu tarafından bildirildiği­ne göre Sovyet Rusya hükümeti, Was-hington'daki Sovyet Büyük Elciliği va-sıtasiyle 4 tasımda Birleşik Aimerilta hü­kümetine tevdi ettiği notada Kore et­rafında bir Deniz Savunma bölgesinin ihdasını protesto etmiştir.

—Paris:

Yeni Başkan Eisenhovjer'in Fransa'ya hi­taben yayınladığı mesaj hakkında aAfjj» muhabirinin sorduğu sualeri cevablandı-ran Başbakan Antoine Pinay. şunları söy­lemiştir:

ııEisenhower'in mesajı Fransa'yı son de-ree mütehassis etmiştir. Ben de Fransa namınateşekkürlerimibildirmekteyim.

Avrupa kurtarıcısı, müttefik ordular Baş Kanı, Atlantik ordusu kurucusunun ikti­dara gelmesini görmekten bahtiyarız.

Fransa halkı, milletin selâmeti iğin tari­hinin iki mühim anında Birleşik Ameri­ka'nın yaptığını unutmamıştır ve asla ünutmiyacaktır.

Dünya hürriyetini kurtarmak için bugün Birleşik Amerika'nın sarfettîği büyük gay­retleri takdir ediyor ve bunların neye nıalolduğunu biliyoruz .n

16 Kasım 1952

—New-York:

Dün gece Paris'* hareketinden evvel ha­va alanında gazetecilere verdiği beyanat­ta Fransa Dışişleri Bakanı Bobert Schu-man, Tunus ve Fas meseleleri karşısında hükümetinin takınmış olduğu Javn bir kere dalıa belirtmiş ve Birleşmiş Millet­lerin bu meselelere müdahale edemiye-ceğini söylemiştir.

Eobert Schuman, Birleşmiş Milletler oez-dindeki muhtelif Murahhas Heyetleriy­le yaptığı temaslardan memnun olduğunu sitelerineilâveetmiştir.

Siyasî çevreler, parlamentosunun yeni devresi programını teşkil eden Kraliçenin nutkunun iki büyük millileştirme tedbi­rini ihtiva edeceğini: Bunlardan birini yol nakil vasıtalarının, diğerini de çelik fabrikaları ile yüksek fırınlar teşkil ede­ceğini beklemektedirler.

—Londra:

İngiltere Kraliçesi İkinci Elizabeth, bugün parlâmentoyu aşmıştır. Bu münasebetle söylediği nutukta Kraliçe Elizabeth, 1953 senesinde İngilterenin kapitalizme döne­ceğini ve millileştirilen sanayiin yeniden şahsi teşebbüslere bırakılacağını söyle­miştir.

Kraliçe, Korede yakın bir zamanda mü­tarekenin imzalanın asını samimiyetle te­menni ettiğini bildirerek sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Mütareke imzalanana kadar hükümeti­miz Kore'de mücadeleye devam ederek îngilterenin Birleşmiş Milletler idealine bağlılığını isbat edecektir.

«TakibeÖilecek dış siyasetin başlıca esas­larından Dirini Birleşik Amerika ile en dostane ve en sıkı münasebetlerin tea­tisi teşkil edecektir.

İngiliz hükümeti Kuzey Atlantik Paktı teşkilâtına karşı olan vecihelerini ta­mamen yerine getirecek ve Batı savun­ması için sarfettiği gayretlere devam edecektir.

Hükümet Avrupa'da birliğin temini için aynca çalışacaktır. Silâhlanma programı ve sivil savunma sahalarındaki çalışma­lara, hız serilecektir. İngiltere'nin iktisadî sahada istikrarı tam amile temini için gerekli bütün tedbirler alınacaktır.

İngiltere, Avusturya sulh andlaşmasımn imzalanması için bütün gayretini sarfe-decektir.

İngiltere milletler topluluğuna mensup devletlerle her sahada daha sıkı bir iş­birliği temini için çalışaalttır.»

5 Kasım 1952

—Londra:

General Eisenlıower'in Birleşik Amerika Cumhurbaşkanlığına seçilmesi Londra'da az çok bir sürpriz teşkil etmiş ve çok alâka uyandırmıştır.

Birleşik Amerika, hür dünya mukaddera­tında üstün bir rol oynamağa başladığm-danberi Cumhuriyetçilerin ilk defa ikti­dara çelmeleri dolayısiyle İngiliz mille­ti yeni bir tecrübe devresi arifesinde bu­lunduğu hissini beslemektedir.

İngiltere'de umumiyetle Eisenhower'den ziyade Stevenson'un kazanması temenni edilmekteidi.

Bu temenni, seçim kampanyası sırasında vücud bulmuştu.

Avrupa'da Atlantik Kuvvetleri Başkomu­tanlığım terkettiği sırada General Eisen-nower, ekseri İngilizlerin favori adayı bulunmakta îdi. Pakat seçim kampanya­sının cereyanı sırasında Eisenhower, în-gilizleriıı kalblerinde yer ettiği mevkii kaybetmiştir. Bu arada Demokrat adayı­nın İtibarı artmakta idi.

—Londra:

Birleşmiş Milletler Genel Asamblesi eski Başkanı Doktor Herbert Evatt ezcümle demiştir ki:

General Eiseniıower, Korede sulhu te­mine çalışmak vaadinde bulunduğu için­dir ki, mücadeleden muzaffer çıktı.

6 Kasım 1952

—Londra:

Başbakan Churciil, Cumiıurbaşkanı se­çildiğinden dolayı General Eisenhower'e birtebriktelgrafıgöndermiştir.

Bu telgrafında Churciil, sulh ve hürriyet davasında General ile yakında işbiriiğm-de bulunmak ümidiniizhar etmiştir.

—Londra:

Birleşik Amerikanın yeni Başkanına ba­ğanlar temenni eden İngiliz Basını . bu sabah Sisenhower'in seçimleri kaşanma­sını sağlayan sebeplere temas etmekte ve Cumhuriyetçilerin iktidara gelişile vuku bulacak değişiklikler hakkında tarım inler yürütmektedir.

Bağımsız «Times» gazetesi müttefiklere yapılan Amerikan yardımının bundan böyle gayet sıkı murakabe altında bulun­durulacağınaişaretetmektedir.

Liberal «Manchester Guardian m gazete­si, Eisenhower'e seçimleri kazandıran baş lıca sebebleri şunlar olduğunu yaz­maktadır:

1. — Korede sulhun tesisi.

2. — Mevcut idarenin artık değişmesi yo­lundaki hakim his.

«Financial Times» gazetesi, Eis?nhower'in şahsen Avrupalım siyasi birliğine verdiği ehemmiyetin İngilterede tepki!er yara­tabileceğindenbahsetmektedir.

Liberal tıNews Chranicle» Eisenhowerin elde ettiği zafer küçümsenemez» diyerek şöyle devam emektedir:

«Yeni başkaınn Batı Avrupa memleket­leriyle uzun zaman meşgul olması ve bunları yakından tanıması bizler için bü­yük Mr kazançtır.

Muhafazakâr «Daily Mail» gazetesi ise «Eisenhowere zaferi Cumhuriyetçi parti­nin takip edeceği siyaset değil, fakat kendi şahsiyeti sağlamıştır.» demektedir.

—Londra:

Birleşik Amerikanın yeni Başkanı Eisen-hower'in Koreye yapmağı düşündüğü se­yahatte kendisine İngiliz' hükümeti tem­silcisinin de refakat edip etmeyeceği yo­lunda bîr gazetecinin sorduğu suali ce­vaplandıran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü demiştir ki:

«General Eisenhower henüz resmen Baş­kan değildir, Başkanlığı taayyün etmiş­tir. Bu şartlar dahilinde de kendisiyle ingiliz hükümeti arasında resmi herhan­gi bir müzakere bahis mevzuu olamaz.

Diğer taraftan Dışişleri Bakanı Eden'in Amerücadaki ikameti esnasında General Eisenhower ile görüşmesi yolunda herhan­gi bir hazırlık veya teşebbüs yapılmamış­tır. Fakat bununla beraber böyle bir gö­rüşmenin olmadığı da iddia edilemez.

—Londra:

Bugün Avam Kamarasında Dışişleri ve Müdafaa hakkında cereyan eden müzake­reler esnasında söz alan işçi partisi eski Mtistemlekât Bakanı Noei Baker, Gene­ral Eisenhower'in Koreye gitme haberine temasla ezcümle şöyle demiştir:

«İşçi Partisinin dileği, Eisenhower'in Ko­reye yapacağı mühim seyahatte, bu mem­lekette ihtilâfı sona erdirecek şerefli bir yol bulmasını anlatmasıdir. İyi neticeler elde edileceği ümidindeyiz. Fakat şurası­nı belirtmek lâzımdır ki Eisenhower, Ko­reye müstakbel Birleşik Amerika Başkanı olarak gidecektir. Halbuki Kore mesele­leri her birimizi hayati derecede alâka­dar eden Birleşmiş Milletler meseleleri­dir. Korede, mütareke akdi, sulh konfe-

ransına girişilmeden evvel tamamlanmak üzere iki safhada e!e alınmalıdır. Birin­ci safha, esasen varılmış oîan anlaşmalar esasına göre ateşin kesilmesi, ikinci saf­ha da esirlerin isdssi hususundaki anlaş­madır. Ancak bu i!d safha halledildikten sonradır ki, sulh konferansı başlayabilir.

—Londra:

Mısır - Sudan münasebetlerine tallük eden nutkunda İngiltere Dışişleri Bakanı Ant-hony Eden bugün şöyle demiştir :

«General Necip iktidarının Mısırda iş basma gelmesinden bu yana İngiltere ile Misır arasındaki münasebetlerde görü­len salah göze çarpacak derecededir. İngiltere hükümeti, yeni Sudan Anaya--sası hakkında Mısır hükümetinin görüş­lerinin nelerden ibaret olduğunu öğren­mişbulunmaktadır.»

İktisadî mes'elelere temasla Eden şöyie demiştir:

«Dolar fıkdanı meselesini, Amerika ile beraber halletmeğe girişmeden evvel, İn­giltere milletler camiası devletlerinin ve Avrupa hükümetlerinin de iştirak edecek­leri müşterek istişarelerden sonra halle­debiliriz.»

Eden nutkuna şöyle devam etmiştir: Mevcut büyük güçlüklere rağmen,İngil­tere hükümetidiğer Avrupadevletleri Çİbi Bonn An dlaşm asının tatbikine devam edecektir.»

Alınan. Fransız münasebetlerinden bah­seden Eden, Avrupa müdafaa camiası manzumesinin Alm ariyanın hükümranlı­ğını tahdit ve tesbit etmesinin tabiî bir hal olduğunu söylemiştir.

«Alman Başbakanı Adenauer ve diğer ba­zı şahsiyetler y«ni «lilîî bir Alman or­dusunun kurulmasını istememektedirler. Avrupa müdafaa camiası Almanyanın da bu müdafaaya iştirakini kabul etmiştir. Bundan başka yapılacak her plân, millt bir Alman ordusunun teşkili demek olur­du.»

7 Kasını 1952

—Londra:

Anthony. Eden'iıı Avam Kamarasında dış siyaset hakKmdaki izahatından sonra müzakereler Savunma mevzuu üzerinde cereyan etmiştir.

Savunma Bakanlığı müsteşarı Nigel Birch söz alarak şöyle demiştir:

—Londra :

Hükümet sözcüsünün bildirdiğine göre, İngiliz kabinesi bugün İngilterenin yeni atom devri müdafaa plânını kabul etmiş tir.

Bu plânının ana hatları yakın bir za­manda Kuzey Atlantik Paktı teşkilâtına bildirilecektir.

Sözcü, programın, önümüzdeki ay top­lanması mukarrer Batanlar konseyine ar-^edilmek üsere hazırlanan 1953 yılı mü­dafaa hedefleri tasarısına ilâve olunabil­mesi için vaktinde Pariste Nato merkezi­ne gönderileceğini beyan etmiştir.

20Kasım 1952

—Londra :

Başbakan ChurciU, bugün Avam Kama­rasında işçi mebuslardan Hmery Hughes'-un bir sualine verdiği cevabda ezcümle şöyle demiştir.:

«İngiltere, yeni Başkan Sisenhower va­zifesine başladıktan sonra atom ve hid­rojen bombaları hakkında malûmat tea­tisi hususunda Birleşik Amerika ile mü­zakerelere girişmek fırsatını bulacağı ümi­dindedir.

işçi mçftus Eınery Hugnes, tekrar söz ala­rak:

Başbakan, hidrojen bombasının atom bombasından 50 defa daha kuvvetli ol­duğuna dair tanınmış İngiliz bilgininin beyanatını okumuş mudur ve mede­niyetin menfaatleri icabı olarak bütün mesele müzakere, münakaşa ve bu zavi­yeden mütaleâ edilmemeli midir? diye sormuş, Churcill de şu cevabı vermiş­tir:

«Müzakere,münakaşalarderhaloevab verilemiyen meselelerimeydanaçıkarır. BirleşmişMilletlertarafındanalınmış olan ve muvafakatimizi bildirdiğimiz bü­tünştımullükararlardaberaberiz.»

21Kasım 1952

—Londra :

Kraliçe Elizabeth ve eşi Edimburg Dükü, öün evlenmelerinin beşinci yıldönümü­nü kutlamışlardır.

Kraliçe ve zevci sabahleyin resmi işlerle meşgu! olduktan sonra öğle yemeğini Windsor Dükü ile birlikte hususi surette yemişlerdir.WindsorDükününBucking-

ham Sarayında bulunması, bu yıldönümü toplantısının, ailevî vasfını daha ziyade arttırmışbulunmaktadır.

Gece, Kraliçe ile Edimburg Dükü bera­berlerinde Prenses Margaret olduğu hal­de bir tiyatro temsilinde hazır bulun­muşlardır. Tiyatroya tamamen hususî mahiyette gelmiş olmalarına rağmen Kra­liçe ve Edimburg Dükü tiyatronun önün­de birikmiş olan kalabalık halk kütlesinin hararetli sevgi tezahüratile karşılanmış­lardır.

—Londra:

Kraliçe Sİizabeth'in Westminster Kilise­sinde yapılacak taç giyme merasimi mü­nasebetiyle yapılacak tribünlerin inşasına 1 Aralıkta başlanacağı Bayındırlık Ba­kanlığından bildirilmiştir.

Alayın geçeceği yol boyunca yapılacak tribünlerde 100.000 kişilik oturulacak yer hazırlanacaktır. Bunun üçte biri İmpa­ratorluk topluluğu ve îngiliz müstemleke­leri murahhaslarına, üçte ikisi de milli teşekkülleretahsis edilecektir.

Turizm ve Kiralama Ajanslarına, Ecne­bi ziyaretçilere4000yer verilecektir.

33 Kasım 1952

—Londra:

Bugün öğrenildiğinegöre Dışişleri Baka­nıAnthonyEden,BaşbakanChurcil! ileyeniBaşkanEisenhower'inbirgö­rüşmeyapmalarıiçinteşebbüstebulun­maktadır.

Anthony Eden'in yeni Amerikan hükü­metinin t-akib edeceği dış siyaset hakkın­da daha yakından malûmat elde .etmek gayesiyle Londra'ya dönüşünü tehir et­tiğiay ne asöylenmektedir.

27 Kasım 3952

—Londra:

îngiltere Dışişleri Bakanı Anthony Eden ile Avusturalya Başbakanı Eobert Men-zies bu sabah saat 7 ye doğru uçakla Newyorktan Londra hava meydanına gel­mişlerdir.

Diğer taraftan Kanada Başbakanı Louis Saint Laurent da bugün 11 e doğru Lond­ra'da beklenmektedir.

Ondan sonra da parlâmentoda ayn bir hizip halinde Atlee'ye karşı vaziyet almış­lardı.

Attlee ağır bastı ve grup karan olarak her hizibi disipline davet etti. Onlar da bu karara boyun eğmekle beraber Attlee ile uğraşmaktan vazgeçmemişlerdir. Geçen gün Attlee, parlâmento gnıpu tarafından tekrar parti liderliğine seçilmiştir. Bilin­diği gibi İşçi Partisinin liderini parlâ­mentodaki parti grupu seçer.

Morrison da Jidsr vekilliği vazifesini gör­mekte îdi. Bevan, Morrison'un yerine li­der vekilliği için kendi adaylığını koymuş

ise de kazanamamıştır. Kazanmasına im­kân da yoktur. Zira çoğıa İşçi Sendikala­rının yardımı üe seçiîen parti mebusları Attlee'ye taraftardırlar. Her halde arada­ki ikilik ne olursa olsun, çelik endüstri­sinin hususî teşebbüslere geri verilmesine mâni olmakta İşçi Partisi birleşmiştir.

Ote yandan son birkaç ara seçiminin Mu­hafazakârlar tarafından kazanıldığım gö­ren Churchill'in, İşçi Partisi içindeki iki­likten faydalanarak, seçimi tazeliyeceğin-den de bahsedilmekte ise üe, Kraliçenin tahta oturma meraiminden, yani gelecek: yazdan önce bu yola gidileceğine ihtimaJ verilmemektedir.

image003.gifStalin'in gördüğü şudur: İkinci cihan Harbi tek mahiyet arzeden dünya piyasa­sını ikiye bölmüştür. Bunlardan biri ka­pitalist, diğeri Çin dahil olmak üzere Sov­yetlerle birlikte demokrasi memleketleri adı verilen peyk dünya piyasalarıdır.

Stalin bu neticeyi İkinci Cihan Harbinin en hakikî ve en ileri önemli neticesi ola­rak telâkki etmektedir. Burada üzerinde ısrarla durulacak ve kaydedilecek mühim uokta şudur ki dünya piyasası nihai ol-mafc üzere muayyen üir esasa dayanan müstahsil kuvvetlerin gelişmesi suretiyle 19 uncu asrın ortalarında teşekkül etmiş­tir. Başta Marx ve Lenin olmak üzere Marksistlerin hepsi bütün teferruatiyle (çeşitli rabıtaların insanlar arasında tak­viyesi, milletleri birbirlerinden aynan İk­tisadî duvarların ve engellerin ortadan kaldırılması) tarzında mütalâa etmişler ve bunlar kapitalizmin müspet birer ha­reketi, milletlerarası işçiler münasebetle­rinin tanzimi iğin ilgası lâzımgeLen birer zaruret olarak kabul etmişler ve milletle­rin istikbalde sosyalizm sahasındaki ya­kınlaşmalarım bu unsurların tahakkuku­na bağlamışlardır. Halbuki müstahsil kuv­vetlerin bugünkü gelişmesi tek dünya pi­yasasının tekrar kurulmasını icap ettir­mektedir. Bu piyasanın harabiye uğratıl­ması, sebebi ne olursa olsun ancak geri­ye doğru bir hareket olması mânâsım i-îadeden başka bir şeye yaramaz.

Çok iyi biliyoruz ki bu gelişme 19 uncu asra nispetle tek dünya piyasasını yük­sek seviyeye ulaştırmış, onu tek milletin, bütün müstahsil kuvvetlerini zararlı bir tecride tâbi tutacak ve yararlı bir geliş-, meyi önliyecek tarzda hareketine mâni olmuştur. Dünya milletlerinden yalnız bi­ri tek başına inhisarcı müstahsil olmak maKsadına muhtelif milletlerin iş ve el­birliğiyle çalışmasına medyun bulunmuş­tur.

öte yandan bu gelişme kapitalist müna­sebetlerin henüz hâkimiyetlerini duyur­maları ve binaenaleyh Birleşik Amerika kapitalist müstahsil kuvvetlerinin ahenk­li yüksek seviyesine muhtaç kalmaları i-tâbariyle bilhassa işletme sahasında, ken­di millî ekonomilerini müdafaaya çalış­mak suretiyle istiyerek tecerrüde katlan­mağa çalışan milletlerde pek tabii olarak tepfciye sebebiyet vermektedir.

İşte Sovyet Rusya bu gelişmeye taham­mül edememiş, aynı zamanda devlet ka­pitalizminin içtimaî bünyesinin kabuğu içinde hüküm süren kırtasiyeciliğin inhi-

damını intaç edecek sisteme katlanama-mıştır. Sovyıet Rusyanm dünya kapitalist piyasasının tesirinden Kurtulabilmesi için başvurmak zaruretini duyduğu tek hare­ket, malûm ve muayyen sosyalizm usul ve kaidelerine tamamiyle aykırı olmakla be-rabsr, dünya piyasasını parçalamağa ça­balamaktan başka bir şey olmamıştır. Nitekim bu maksatla, demir perde geri­sindeki memleketler dünya muvacehesin­de münferit ve mütecerrit hale düşmeler, ve binnetice doğu Avrupa memleketleri­nin sahte ve sun'i hegomonya manzarası bir tecavüz politikasından gayri hiçbir mâna ifade etmemiştir.

Sovyet Rusya iki şıktan birini tercihe mecburdur:

Ya sosyalist münasebetler yoluna girmek suretiyle sosyalist bir dış politika takip edecek idi veya şimdi yapmakta olduğu gibi devlet kapitalizmine dayanan kırtasi­yeci bir teşekkülü tahkim etmek mevki­inde kalacaktı.

Sovyet Rusyaya demokratik ve sosyalist manasında istikamet verecek olan sosyal kuvvetler henüz pek zayıf olduğundan bu memleket dış dünya piyasasının tesir ve şevkiyle kabuğu içine çekilmek zorunu duymuştur. Bu da bize birçok şeyleri izah etmektedir.

Meselâ: Sovyet Rusya bugünün objektif olarak mütalâa edildiği takdirde en geri zihniyetle hareket eden kuvvetidir. Ba kuvvet esefle söylenmesi lâzımdır ki, ge­liştirilmesine çalışması icap ettiği halde tamamiyle aksine olarak dünya piyasası­nı parçalamaktadır.

Bu durum bize doğu ve batı arasındaki çalışmayı yani Sovyet Rusya ile Birleşik Amerikanın iktisadi sahada anlaşmaları imkânı olmadığını izah ve ispat etmekte­dir, çünkü iki tezi müdafaa eden kuvvet­ler arasındaki iktidar farkı bir yandan sosyalizm ve kapitalizm arasında basit bir ihtilâf gibi mütalaa edilemez bir hal almış ve öte yandan hegomonya tesisine çalışan iki öiok arasında bir çatışma de münferit ve mütecerrit hale düşmüşler manzarası arzetmekte bulunmuştur. Bun­lardan biri kendine üstün menfaatle; sağhyacak bîr dünya piyasası teminine çalışmakta, diğeri bu piyasayı parçalayıp dağıtmak suretiyle en ucuz ücretlerle İşçi çalıştırarak, baskı altında tuttuğu millet­lerde soygunuluk yaparak dayandığı dev­let kapitalizmi esasını muhafaza etmek suretiyle kendi bünyesine has bîr piyasa vücuda getirmeğe uğraşmaktadır.

Yugoslav Komünist Kongresi

Yazan: Ahmet Şükrü Esmer 5 Kasım 1953 tarihli Ulns'dan:

Rusyada Komünist Partisi Kongresinin hemen arkasından Yugoslavyada Komü­nist Partisi Kongresi toplanmış ve bu ve­sile ile Parti Genel Sekreteri Tito usun bir nutuk söylemiştir. 1S48 aîaroz kararın­dan sonra ilk defa olarak toplanmakta o-lan Yugoslav Komünist Partisi Kongresi, parti ile devlet arasındaki münasebetlerin düzenlenmesinde yeni bir merhale teşkii edecektir.

Tito, hümanist ve Sosyalist bir cemiyet kurmak iddiasındadır. Başka memleketle­rin rejimleriyle ilgili değildir: Böyle bir sosyalist rejimin yalnız Yugoslavyada bi­le olsa yaşıyabileeeğiiıe inanmaktadır. îş-te Stalin'in zincirlerinden kurtulduktan sonra Tito böyle bir rejimin kurulmasına gayret sarfetmektedir. Tito'mın yanında Kardelj, Cilas, Rankoviç ve daha birçok değerli adamlar vardır. Bunlar Yugoslav­ya'nın devlet teşkilatında ve Komünist Partisinin bünyesinde yapılması gerekli değişiklikler üzerinde bir müddettenberi çalışmakta, idiler. Anlaşılan şimdi kongre­de bu teşkilât kabul edilecektir.

Farli - devlet münasebetleri;



1948 kararma kadar, Yugoslav Komünist Partisi, Üçüncü Enternasyonale bağlı idi. Ve Kominformun üyesi bulunuyordu. Ko-minform 1948 yılında ansızın Tito'yu afa-toz etti ve Yugoslav Komünist Partisin-öen kendi liderlerine karşı gelmesini is­tedi. Bütün hayatı heyecan içinde geçmiş olan Mareşal Tito, Brioni'de Türk gazete­cilerine, bu karar karşısında hayatının en heyecanlı anını yaşamış olduğunu söylemiştir.

Fakat azmi ve iradesi çelik kadar kuvvet­li olan Tito bu karara karşı mukavemet etti. Yugoslav Komünistleri de liderleri­nin etrafında toplandılar ve buhian atla­tıldı.

Ayrılık nerede?

Bu hâdise, sathi olarak tetkik edildiği za­man, ayrıhğm Stalin ile Tito arasında çı­kan şahsî anlaşmazlık! ardan, karşılıklı istirkaplardan ileri geldiği sanılır. Fakat ayrılığın mesnetleri çok daha derindir ve iki liderin Sosyalist Cemiyet hakkındaki anlayışları arasındaki farklara üayanır. Tito'ya göre Stalin Marksist ve Leninîst komünistlikten ayrılmış, merkeziyetçi bir bürokrasi kurmuş komünistliği emperya-îistliğe âlet olarak kullanmaktadır. Bu­gün Rusyadaki komünistlik ile Çarlık a-rasmda bir fark kalmamıştır.

Yugoslavyayı ziyaretim sırasında da an­ladığıma göre, Tito tek parti sisteminden ayrılmayı düşünmüyor. Sosyalistliğin ku­rulabilmesi için tek partili sisteme lüzum görüyor. Birden fasla parti sistemini, Yu­goslavya gibi düşmanların sarılmış olan bir memleket İçin tehlike!! görüyor. Par­tilerin yabancılar elinde âlet olacağından kaygılanıyor. Tito ve arkadaşlarına göre tek parti ile de demokrasi kurmak müm­kündür. Hattâ daha kolaydır. Zira hakiki demokraside siyasî hak kadar iktisadî ve içtimaiadalet de ehemmiyetlidir.

Fakat parti - devlet münasebetleri düaen-lenmelidir. Tek parti sistemlerinde parti ile devlet birbirine karışıyor. Tito bunu mahzurlu görmektedir. Yapılan teşkilâta göre kuvvet ve yetki seçimle kurulacak asamblenin başkanlık divanında (presidi-um) toplanacaktır. Bu, devletin icra orga­nı olacak ve devlet bürokrasisi buna bağlı bulunacaktır.

Parti yalnız «yol gösterici» bir vazife gö­recek, devlet bürokrasisinden ayn kala­caktır. Zira devlet bürokrasi içinde kay­nayıp dinamizmini kaybeder. İnkılâbın bekçisi olmak ve dinamizmini muhafaza etmek için de parti işçilerin elinde olma­lıdır, îşte Tito'nun kurmak istediği hüma­nist ve sosyalist devletin esasları budur.

Mareşal Papagos topluluğu kat'î bir ço­ğunluk almıştır.

— Atilla:

Bugün yapılmakta olan seçimlerin ilk gayrı resmî tasniflerinde eski Başbakan Nikola Plastiras ile Sofokles Venizelos'un ilpek liberal koalisyon grupunurı başta gitmekteolduklarıanlaşılmaktadır.

Atinanm Safra m polis mmtakasındaki gayr: resmî neticelere göre koalisyon gru-pu 7ü, Mareşal Papagos'un sağ cenah halk topluluğu 7 ve aşırı solcu Eda partisi 18 rey toplamışlardır.

— Atina:

Bugün bütün Yur.anistanda cereyan eden teşriî seginı lerdeki istinkâf sayısı geçen yıl yapılan seçimlerde görülenlere nisbet-le çok zayıf ve pek" azdır. Tasnif işinin hayli ilerlemiş olduğu Atina'da Mareşal Papagos'un Yunan topluluk Partisi mer­keziyetçi Epek ve General Plastiras'ın Liberal Partilerine nisbetle oyların yüzde altmışını toplamış bulunmaktadır.

Fire işçi çevrelerinde merkeziyetçi parti ile Papagos'un Yunan topluluğu arasın­daki mücadele çok sıkı gibi görünmekte­dir.

Memleketin her tarafından alınan haber­ler seçimlerin tam Mr sükûn iğinde cere­yan ettiğini ve şimdiye kadar hiçbir mü­him hâdise bildirilmemiş olduğunu gös­termektedir.



—Tahran:

General Eezmara'nın katili Halil Tahme-sibi dün serbest bırakıldıktan sonra gaze­tecilere: «Rezmara'nm yolunda yürümek­te devam edecek diğer hainlerin de can­larını cehenneme göndereceğim».

— Atina:

Selânikten gelen haberlerde seçimlerde Papagos partisinin başta olduğu anlaşıl­maktadır. Sandıkların fceşte birinde ya­pılan tasnif neticesinde, Papagos Partisi 11000, koalisyon grupu 10000, Eda Partisi­nin de 4000 rey almışlardır.

Girid'de ise ilk yapılan tasnifler koalis­yon grupunun başta gittiğini göstermek­tedir.

—Atina:

Başlıca şehirlerle taşra şehirlerindeki 297 rey sandığında yapılan kısmî tasnifler neticesinde Papagos Partisi. 73.887, koalis­yon grupu 57.204 ve Eda Partisi de .29.508 rey almışlardır.

İkinci Dünya Harbi ve Yunan iç. harbi kahramanlarından General Papagos baş­lıca Atinada kuvvetli çıkmıştır. Burada 325 sandıktan 140 inda Papagos 37.301, Koalisyon grubu 25.278, Eda Partisi de 9.360 rey almıştır. Bu surette General Pa­pagos şimdiye kadar oyların yüzde 48 ini teminetmişolmaktadır.

Tasniflerden, an'anevî liberal sekmenlerin Papagos tarafına meyil ettikleri anlaşıl­maktadır.

Seçimler esnasında yalnız bir hadise ol-ınuş ve üç polis komünist risaleleri dağît-mak suçu ile tevkif edilmişlerdir.' ;

—Atina:

Bu geceki seçim neticeleri hakkında ns düşündüğü sorulan General Plastiras, ga­zetecilere şu cevabı vermiştir:

«Hayret içindeyim, fakat Atina seçim bölgesinde kaybetmiş olduktan sonra, po­litikadan çekilecek değilim»

Diğer taraftan Pire'den gelen en son ha­berlerde sandıkların üçte ikisinde yapılan tasnif neticesinde General Papagos halk topluluğu 9300, koalisyon gruöu 9S46 ve Eda Partisi de 63)0 rey almışlardır.

Yeni parlâmento vs yeni hükümetin Yu­nan milletimin iyiliği için çalışmalarmda muvaffak olmalarını temenni ederim.

Hükümetin çalışmalarını hüsnüniyetle ve sempati ile takip edeceğiz. Muvaffak olabilmesi için elimizden geldiği kadar gayrettebulunacağız.»

General Plastiras, Mareşal Papagos'a bir tebrik telgrafı çekmiştir.

— Atina :

Papagos hükümeti yarın and içecektir. Yunan halk topluluğu çevrelerine göre, yeni hükümetin ilk işi, yüksek memurlar. Başkomutanlık ile diplomatik heyetler­de, saraya mensup sivil ve askerî me­murlar arasında mühim değişiklikler yap­makolacaktır.

Halk topluluğu çevrelerine göre MİDİ Mü­dafaa Genel Kurmay şefi General Gre-goropulo ile Ordu Genel Kurmay Şefi General Tsakalotos açığa çıkarılacaklar ve yerlerine sırasiyle General KitrilaMs ve General Tsİngunisis tâyin edilecek­lerdir.

19 Şasim 1952

— Atina :

Kral Paul tarafından dün kabineyi kur­ma emrini alan Yunan halk topluluğu l>aşkam Mareşal Papagos dün gece yeni hükümet üyelerinin isimlerini ihtiva eden listeyi Kraîa sunmuştur.

Bugün yemin edecek kabine şu şahsiyet­lerden müteşekkildir.

—Atina :

Mareşal P&pagos'un, başkanlığı altın­daki yeni kabine bu sabah saat 9 da Kralınhuzurundaandiçmiştir.

Sandelyesia Bakan, Panayotis CaneJlopu-los hasta olduğundan bugün and içme­miştir.

Basm Temsilci!erine beyanatta bulunan Başbakan Papaşos, hükümetin Yunan milletine sunulan programın tahakkuku­na derhalgeçeceğini bildirmiştir.

—Atina:

Yeni teşekkül eden Mareşal Papagos hü­kümetinde bir Atina Valiliği ihdas ve Va­liliğe Cîıristos Zalokosas tâyin edilmiş­tir .Adrien kapusunda muazzam bir tak Ku­rulmuştur.

«Embros» gazetesi ilk sahifesinde «Öbür gün büyük bir dost, Türkiye Cumhur­başkanı geliyor» başlığı altında şenlik­lerin resmî kabullerin programını ya­yınlamaktadır.

26 Kasnn 1952

— Atina :

Bütün Atina gazeteleri, Türkiye Cum­hurbaşkanı Celâl Bayar'in, genç yaşta ittihat ve terakki partisindeki faaliyetin­den bugünkü başkanlık mevkiini ihraz edene kadar geçirdiği bütün siyasî ha­yatı, politika mesleğinin parlak bir ifa­desi olarak ele almakta ve Cumhurbaş­kanı Celâl Bayar'ın teferruatı hal ter-cemesini vermektedirler.

Gazeteler ayni zamanda. Cumhurbaşka­nının siyasî, iktisadî ve idari sahadaki ihtisasının temelini teşkil eden yüksek kültürünede işaret etmektedirler.

Bu arada, Vradyni gazetesi, bütün Ati-nanın Türkiye Cumhurbaşkanını ve mai­yetini karşılamak için hararetle hazırlan­mış olduğunu yazmaktadır.

Gazete yazısına şöyle devam etmektedir: Dost Türkiye Cumhuriyetinin Devlet Reisinin karşılanması. Yunan halkının an'anevi misafirperverliğine ve tarihi Ege Denizi dolayısiyle iki komşu milleti birbirine bağlayan dostluk bağianna ya­kışır bir tarzda olacaktır.»

Nea gazetesi ise, Türkiye Cumhurbaşka­nı Celâl Bayar'ın bu ziyareti dolayısiyle Yunan bilhassa Atina halkının hissettiği büyük memnuniyete işaret etmektedir.

Ayni gazete şunlarıilâveetmektedir:

aTürkiye Devlet başkanının bu büyük ziyareti dolayısiyle alınmış olan tedbirler ve yapılan hazırlıklar, Türk - Yunan dostluğunun halk kültürlerinin hissiya­tında ne derece sür'atle gelişmiş ve gelişmekte olduğunun bir işaretidir.» Resmi makamların hazırlıklarını, Yunan halkının kendiliğinden izhar edilen sıcak ve dostane hareketi tamamlayacaktır. Ve esasen iki memleket halkı arasındaki dostluğun teminatını da işte bu nokta teşkil etmektedir.

tık halkın kalbine geçmiş bulunmakta­dır.»

— Atina:

16 Türk Gazetecisi, Türkiye Cuiniıurbaş-kanı Celâl Bayar'ın Yunanistam ziya­retlerinde hazır bulunmak üzere dün uçakla buraya gelmişlerdir. Dost TürK Basını mümessilleri hava alanında Yu­nanistan Başbakanlık iç ve dış Basın öirektörleri ile, Türkiye Büyük Elçiliği Birinci Katibi Enver öaalp ve Muharrir­ler birliği reisi tarafından karşılanmış­lardır.

Türkiye Başbakanı Adnan Menderesin Yunan halkı ve basınına selâmlarını ge­tirdiklerini ifade eden Türk gazetecileri. Başbakan Adnan Menderesin, Türkiye devlet reisi Celâl Bayar'ın Yunanistana yaptığı bu seyahatin iki memleket ara­sında esasen mevcut olan dostluğun da­ha da sıklaştırılmasına ve müşterek men­faat ve sulh için faydalı neticeler tevlit etmesine yarayacağı hakkında kendilerine teminatverdiğinisöylemişlerdir.

Ethnikos Kiry, Yunan hükümdarlarının Türkiyeyi ziyaretleri esnasında kendile­rine refakat etmiş olan bir muharririn. Celâl Bayar'ın yüksek şahsiyetini teba­rüz ettiren bir yaaısmı neşretmektedir.

Muharrir bu yazısında şöyle demektedir: aTürkîye Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. kuvvet ve hareketle dolu ve derhal iK-madtelkinedenbir şahsiyettir.»

Ethnikos Kiry gazetesi devam eden ma­kalesinde, Türk Yunan dostluğunun sa-flece iki memleket devlet adamlaruun de­ğil fakat iki memleketin halklarının bir hususiyetiolduğunubelirtmektedir.

Gazele son olarak, Türkiyeöe her sahada, şörülen terakkilere temas etmekte ve Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'ın «umum! Sükûn ve emniyetin, her iki memleketin müşterek bir zihniyetle alacakları karar­lara» bağlı bulunduğu hakkındaki beya­natınıelealmaktadır.

— Atina :

Atina emniyet teşkilâtına mensufe me­murlar, başlarında emniyet müdürü Ra-kidzls olduğu halde 8 senedenberi aranan komünist Nieolas Ploumbidis'i yakala­mışlardır.Bu büyük iş, idari büro dosyalarından arnicolas Ploumbidiş'in yakalanışı,Basın

Mensuplarına İçişleri Bakanı Pansanias Lycourezostarafındanbildirilmiştir.

—Atina.

Aetos ve Panter muhripleri, Türkiye Cum­hurbaşkanı Celâl Bayar'ı hâmii bulunan Savarona'yı Limni Adası açıklarında kar­şılamak üzere bu sabah erkenden Pire'-den ayrılmışlardır. Her iki muhrip Pire limanına kadar Savarona'ya refakat ede­ceklerdir. 70 den fazla tenezzüh yatı ve kotrası ile birçok balıkçı gemisi baştan "başa donanmış olarak, Pire açıklarında Savarona'nın muvassal atına intişar ele­mektedir.

Bütün gazeteler ve radyo, dost ve kar­deş memleket devlet reisinin bu ziyaretin­den duydukları büyük sevinci belirtmek­tedirler. Bu ziyaretin iki komşu memle­ket arasındaki sağlam dostluğu nihaî su­rette temhir edeceği kanaati umumidir.

Gazeteler, bu kardeşliğin vaktile iki bü­yük devlet adamının rüyalarını teşkil et­tiğini, Elefter Veniaelos île Kemal Ata­türk'ün bu dostluğun temellerini atmak­la büyük bir hizmet ettiklerini yazıyor­lar.

Bu gece Türkiye Büyük Elçiliğinde ya­pılacak kabul resminde Türk gazetecileri Yunangazetecîlerile tanıştırılacaktır.

—Atina :

Bütün gazeteler komünistlerin elebaşısı Isfifeola Plumbidis'in tevkifine ait tefer­ruat ve fotoğraflar neşretmektedirler. Ga­zeteler bu münasebetle Plumbidis'in ar­kadaşı Beloyanis'in ölüme mahkûm edil­mesi üzerine emniyet makamlarına gön­derdiği ve Yunan komünist partisi gizli teşkilâtının bütün mes"uliyetini üzerine aldığını beyan eder mektubunu hatırlat­maktadırlar. Plumbidis bu mektubunda arkadaşı Beloyanis'in cezasının azaltıl­ması şartiyle resmî makamlara teslim olmayı ve muhakeme edilmesini teklif ediyordu.

—Atina :

Türkiye Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'a Saray Genel Sekreterlik müdürü Kut-salakis. Kralın yaverleri General Kalins-ky ve Albay Mutusis Mihmandar tâyin edilmişlerdir.

— Atina :

Aetos ve Panter destroyerleri, Türkiye Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile maiyetin-

de kileri taşıyan Savaronayı bugün öğ­leden sonra Limni'nin Güney Doğusunda karşılamak üzere sabahın erken saatle­rindetersanedenayrılmışlardır,

îki Türk destroyerinin refakat ettiği Sa-varona ite saat 16 da buluşacaklardır.

Yunan destroyerleri Paîer Limanına ka­dar saffıharp nizamında Savarona'yı ta­kipedeceklerdir.

Kafirefs burnu hizalarında, Bavaronayı, Yunan hova filosu karşıloyacak ve Pa-ler'e kadar ona refakat edecektir.

Sular müsait olduğu takdirde Savarona ve destroyerler Zea koyunda demirliye-eeklerdir.

Celâl Bayar, Pire yarım adasının küçük bir limanı olan Paça limanında kara­ya çıkacaktır.

Hava muhalefeti olduğu takdirde ise Pi­rede gümrük rıhtımında karaya çıkıla­caktır.

Savarona iskeleye yaklaşıp Türkiye Cum­hurbaşkanı Celâl Bayartn karaya çıkışı sırasında hiçbir gemi ve deniz vasîtalan peşi sıra seyredemiyecelrtir.

Ancak dost devlet şefini karşılamak ar­zusunu izhar eden kulüplere kayıtlı bu­lunan Turistik yatlar ve kotralar Sava­rona'yı takip edebileceklerdir.

Sayısı 75 i bulan bu yat ve kotralar mu­vazi iki sıra halinde ileleyecek ve Zea ko­yuna kadar Savaronaya refakat edecek­lerdir.

Hmcahmç dolu birçok deniz vasıtası da Savaronaya bu koyda intizar edecektir. Başbakan Mareşal Papagos Türkiye Cum­hurbaşkanını karşılama programının tat­biki için alınacak muhtelif tedbirleri bir­leştirmek üzere ilgili bakanlıklar ile ser­vislere mütemmim talimat göndermiştir.

Atina ve Pire Türk ve Yunan bayrafrlarile parlak bir surette donanmıştır.

— Atina :

Yunan basını, Türtiye Cumhurbaşkanı Celâl Eayar'ın Yunanistan* yapacağı se­yahat etrafındaki sıcak tefsirlerine devam etmektedir.

Gazeteler Başkan Sayarın münferid ola­rak fotoğrafları ile Yunan Kral ve Krali­çesinin Türkiyeye yapmış olduklarıziyarette müştereken çekilmiş olan resimle­rini neşretmektedirler.

Katlmerim gazetesi, Türk halkına kop-maa bağlarla bağlanan Yunan milleti için de, Türkiye devlet reisinin kendisini ya­bancı hissatmeyecegini belirtmektedir.

Gazete, 500 senelik bir müşterek mazi sonunda, her iki memleket arasındaki münasebetlerin artık ebedî bir dostluk, müşterek bir istikbal ve kader birliğine müncer olduğunuzikretmektedir.

Tanea gazetesi Kemal Atatürk ve Eleph-terios Venizelos'un beraberce attıkları Türk - Yunan dostluğu temelinin, bugün Dütün dünya tarafından Orta Doğu için tarihi bir hakikat olarak kabul edildiğini söylemektedir.

Athinaiki gaaetesi ise bütün Yunan mil­letinin başlarında Kral Paul olduğu halde dost bir memleketin devlet reisi olan Ce­lâl Bayar'ı neş'e ve heyecanla selâmlamak için beklemekte olduğunu kaydetmekte­dir.

—Atina:

Türkiye Büyük Elçisi Cemal Hüsnü Ta-ray, buradaki Türk gazetecileri şerefine bir kokteyl parti vermiştir.

Bu toplantıda, Devlet Bakanı Sifnaios, Basın Yayın genel müdürü Bettos, Saray nazırının eşi Madame IJevidis ve Yunan ve yabancı Basın mensupları hazır bu­lunmuşlardır.

Toplantı geç vakte kadar büyük bir dost­lukhavasıiçindegeçmiştir.

Yunanistan'da diktatörlük kurmak isti­yor. Gerçekten Mareşal'in siyasî parti sis­temine karşı gelmesi, «disiplin» taraftarı olnıasıböyle şüpheleri yaratmıştır.

Ote yandan sag!ar da Plâstiras partisinin komünistlerle dolmuş olduğunu iddia et­mektedirler. Plâstirasm kendisi ve yalan arkadaşları komünist olmaktan uzaktırlar. Fakat gizli komünistlerin Plastiras parti­sine girmiş oldukları da doğrudur. Yuna­nistan'ı sağ mı. sol mu idare edecek? Yok­sa her ikiside mutlak çoğunluk sağlaya-mıyarak gene İJİr koalisyona mı gidilecek! Bu satırların yazıldığı saate kadar bu su­al cevaplandırılmamıştı. JŞelkİ yayınlan­dığı zarnan belli oimuş bulunacaktır.

Yunanistan seçimlerinin neticesi

Yasan: NecmettinSadak

18Kasım1952tarihliAkşamdan:

Yunanistanda seçimler paiti programla­rına göre değil şahsiyetler etrafında ya­pıldı. Yunan Milleti General Papagos'a rey verdi. Solcu parti müstesna, diğer üç partinin programlan arasında fark bul­mak güçtür. Esasen Yunanistanda da, üiz-ûe olduğu gibi partiler ayn prensipler et­rafında toplanmış idealistlerden ziyade, birbirine kızarak, yahut seçilmek ihtima­lini su veya bu liderde görerek parti de­ğiştiren politikacıların birleşmesinden doğmaktadır. Daha önce nisbî seçim usu­lü tatbik edildiği için Yunanistanda par­tiler çok boldu. Geçen seçimlere on altı parti katılmıştı. Çünkü biraz rey almak Mecliste yer kazanmaya yetiyordu. Yuna­nistan, bu msbî seçimle sürekli hükü­metler kurmaya muvaffak olamadığı için bu sefer ekseriyet usulü tatbik edildi. Böyle bir siyasî istikrar yoluna girmesi lüzumunu Amerika, Yunanistanm iç iş­lerine karışır görünmekten çekinmiyerek, Atinadaki Büyük Elçisi vasıtasiyle ilân ettirdi.

General Papagos, gerçekte, bir siyasi programı ve bir partiyi değil, bir zihni­yeti temsil ediyor. Yunanistanm istikrar­sızlığından, politikacıların geniş ölçüde vurgunculuğundan, ahlâkın bozulmasın­dan şikâyetçi idi. Şimdi 300 kişilik Mec­liste kazandığı en az 200 milletvekili, ken­disine sürekli ve kuvvetli bir hükümet kurmak imkânını verecektir. Ayrıca, ge­neralin İkinci Dünya Harbi başında. Al­manlar gelinceye tadar Faşist istilâcıla-

ra Karşı kazandığı zafer ve sonradan Ko­münist çetelere karşı giriştiği çetin sa­vaş, kendisine millî kahraman sıfatını vermiş, halk arasındaki nüfuzîmu sok yükseltmiştir. General Papagos bu şöh­rete ve bu nüfuza dayanarak Yunanistan­da geniş ıslâhata girişecek ve basan ka­zanacak kudrettedir. Yunan milleti, is­tikrar yoksulluğundan, parti ve politika ihtiraslarının, hattâ şahsi menfaatlerin millî menfaatler üstünde tutulmasından, suiistimallerden, fiatlerin artmasından ve geçimin gittiKçe zorlaşmasından o de­rece bezmiştir ki General Papagos*îi bü­tünkuvvetiyledestekleyecektir.

General aleyhinde yapılan tek propagan­da, bir asker zihniyetiyle diktatörlüğe sapması ihtimalidir. Bilhassa krala dar­gın olması ve bu yüzden ordudan ayrıl­ması dolayısiyle Yunanistanda esaslı bir rejim buhranı çıkmasından korkanlar vardır. Fakat General Papagos gibi, va­tanının büyük tehlikelerden korunmayı bilmiş, tecrübeli ve dürüst bir kumanda­nın böyle nazik bir devirde diktatörlüğe saparak, yahut şahsî sebepler yüzünden bir rejim buhranı yaratarak Yunanistanm Batı demokrasileri camiası arasındaki mevkiini sarsacağına asla Ültîmai veril­mez. Papagos, Yunanistanda bir sulh, ni­zam ve ahlâk unsuru olacaktır.

Türkiye - Yunanistan münasebetlerine gelince, iki memlekette de millî siyaset geleneği haline gelen dostluk, General Papagos gibi kuvvetli bir hükümet Baş­kanı elinde hiç şüphesiz dsha derinle­şecek, daha fazla anlayışa dayanacak, daha verimli olacaktır. Türkiye Cumhur-t'a^kanrnın Yunanistan: ziyareti, bu seçimlerden ve hükümet değişikliğinden sonra daha büyük bir kıymet kazanacak ve faydalı olacaktır.

Dost memleketin yeni hükümet başkanı­na başarılar dileriz.

Papsıgos'nn Zaferi

Vazon:AJtmet Şıihrll Esmer

19 Kasım 1953 tarihli Ulusftan:

Geçen pazar günii yapılan Yunan seçim­lerinde siyasî hayata ancak bir buçuk yıl kadar önce atılmış olan Mareşal Pa­pagos büyük bir zafer kazanmış ve Mec­listeki sandalyelerin ezici çoğunluğuna sağlamıştır. Bildirildiğine göre yeni Mec­listeki 300 sandalyenin 240 kadarı Papa-gos"un «Yunan HalkTopluluğun partisi tarafından kazanılmıştır. Yani Yunanis­tan'ın tarihinde hiçbir siyasi parti, Mec­liste bu kadar büyüt çoğunluk temin ede­memiştir.

Meclisteki öu çoğunluğun bir sebebi, bu defaki seçimde tatbik edilmiş olan ekse­riyet sistemindedir. Yunanistan 1946, 1950 ve (ftll seçimlerine nîsbî sistem ile gir­mişti. Bu sebeple, oylar seçime giren par­tiler arasında paylaşılmıştı. Halbuki bu defa ekseriyet sistemi tatbik edildiğinden, diğer partilere nazaran azıcık da olsa da ha fazla oy sağlıyan Papagos, sandalye­lerin büyük çoğunluğunu kazanmıştır.

Kaşandığı oy sayısına bakılacak olursa, Papagos'un zaferi o kadar büyük değil­dir. Meselâ Atina'da 90 hin kadar oy almıştır. Epek ve Eda partilerinin bir arada aldıkları oy sayısı yüz bini bulu­yor. Fakat her ikisi de ayn ayrı Papa-gostan aşağı kaldıklarından Mareşal, Ati­na mebuslarının hepsini seçtirmiştîr. Bü­tün Yunanistan'da kazandığı oy nisbeti yüzde elliden fazla, değil iken, Mecliste­ki sandalyelerin yüzde seksenini sağla­mıştır. Bu büyük zaferi, Papagos, her şey­den ziyade ekseriyet seçim sisteminin cil­vesineborçludur.

Böyle olmakla beraber, seçimde Papago-sun diğer partileri yenmiş olduğu, yani onlardan fazla oy aldığı da doğrudur. Bu­nun başlıca âmili Papagosîun şahsiyeti­dir. Papagos, Yunanistan'ın mili! kahra­manıdır, ttalya ile savaşta ve iç harpler­de parlak zafer kazanmış, halk tarafın­dan çok sevilmiş bir askerdi.

Geçen yılın mayıs ayı sonlarında Papa­gos Yunan orduları Başkomutanlığından istifa etti. Gerek bu istifa ve gerek bu­nun hemen arkasından bazı askerlerin Atina radyosuna ele geçirmek ve Parlâ­mento binasını sarmak yolunda yaptık­ları teşebbüsler, Yunanistan'da bir siya­sî, buhranyaratmıştı.

Papagos'un neden istifa ettiği açık ola­rak izah edilmemişti. Mareşalin kendisi, Kral sarayı mensuplarının aleyhinde en­trika çevirdiklerini iddia etmişti. İstifa eden Papagos Fransa'da De Gaulle'ün partisini andıran -adı bile ona benziyor-bîr parti kurarak eylül 1950 seçimlerine iştirak etti. Seçimde öteki partilerden da­haçokoykaaanmışisedemutlakek-

seriyeti Semin edemediğinden ve De-Gaulle gibi koalisyona da yanaşmadığın­dan, hükümeti kurmadı. Yunanistanın en büyük partisinin lideri iken muhalefette kaldı.

Bu arada kurulmuş olan Plastîras - Ve-nizeios hükümeti. Mecliste çok küçük bir ekseriyete dayandığından, memleketi ida­re edemedi. Aradan geçen bir yıl kadar zaman içinde bu kararsızlık Papagos'a taraftar kazandırdı ve Mareşalin kuvvett arttı.

Mareşal'esaygısızlık

öte yandan Papagos hakkında iktidar ta­rafından gösterilen saygısızlık. Yunan Mîlletinin yüreğinde yara açtı. Kanunen kendisine subay ve emirberler verilmesi ve bir de hususi otomobil tahsis edilmesi lâzım gelirken, Papagos bunlardan mah­rum bırakıldı. Şahsına karşı saygı gös­terilmedi. Diktatör olacağı söylendi. Yu­nanistan'a yararlı hizmetlerde bulunan ve dün kahraman olarak baş üstünde tu­tulan bir adam hakkındaki bu muamele kadirbilir bir milleti daha sıkı surette Papagoslin etrafına topladı.

Pazar günkü seçime Papagostan başka başlıca iki zümre iştirak etmişti: 1 — îîe-tidarda işbirliği yapmış olan Plastiras -Venizelos partneri. 2 — Solcu Eda Par­tisi. Plâstiraa, Terakkiperver, Venizelos da liberal Partinin lideridirler. Bu zümre ile Kralcı Halk Partisi Lideri çaldaris de işbirliği yapmıştır. Plastiras - Venize­los zümresi ağır yenilgiye uğramıştır.

Hakikatte komünistlerden veya aşın solculardan ibaret olan Eda ise hiçMr almışlar, Batı kıyılarını İngi­lizler, Fransızlar, Almanlar, İspanyollar tarafından paylaşılmış ortalan da gene İngilizlerin, Fransızların ve Belçikalıların

istilâsına uğramıştır. 19 uncu asrı nsor.un-da Habeşistan'dan başka hiçbir bağımsız Afrika memleketi kalmamıştı. O da 1953 te istilâya uğramşti. Şimdi bütün kıtaya şamil bir kurtuluş hareketi başlamıştır. Pas, Cezayir, Tunus Fransızlardan kur­tulmak istiyor. Libya'da bir kırallık ku­rulmuştur. Habeşistan tekrar bağımsız ol­muştur. Mısır ingiltere'nin nüfuzundan kurtulmak ve Sudan'ı da kurtarmak isti­yor. Bunlar Avrupa derecesinde medenî memleket fer olduğundan, buralardaki kurtuluş harketleri medeniyet seviyesi yüksek olan Asya illetlerinin kurtuluş ha­reketlerine benziyor. Bazıları da Birleş­miş Milletlerde diploması safhasına inti­kal etmiştir.

Geri milletler:

Fakat Afrika kıtasındaki milletlerin me­deniyeti eşit değildir. Mısır v.e Tunus me­denî iken, Afrika'nın iç kısıntıda insanlar iptidaî bir kabile hayatı yaşamaktadır­lar. AcaK bunlar arasında da Avrupa­lının nüfusundan büsbütün kurtulmak değilse de her halde Avrupalının tahak­kümünü kırmak için hareketler belirmiş­tir.

Kenya'daki durum bu hareketlere yeni örektir. Kenya'nın dörfc milyon kadar yerli ve 30 bin kadar beyaz nüfuzu vardır. Fakat beyazlar memleketin münbit top­raklarını aralarında paylaşmışlardır. Halk köle durumundadır. Yerliler arasında nü­fusu bir milyonu bulan Kikuyu kabilesi mensuplarından bir zümre aralarında Ma-u Mau adında (saklananlar demekmiş) gizli bir cemiyet kurmuşlardır. Bunların hedefi tethiş hareketleriyle bazıları Ken­ya'dan kaçırmaktır. Bu maksatla beyaz­lara ait evleri yakıyorlar, mallarını yağ­ma ediyorlar, onları öldürüyorlar. İngil­tere Hükümeti bu vaziyeti karşılamak için Kenya'ya asker ve deniz kuvvetleri yollamak zorunda kalmıştır.

Islahat yapılyor:

îngüiz sömürgeciliği geleneklerine uygun olarak Londra Hükümeti bir taraftan tet­hiş hareketlerinefcarşi sert tedbirler alırken, öte taraftan ıslahat yapmak için de teşebbüse geçmiştir. Bu maksatladır ki Sömürgeler Bakanı Oliver Lyttleton Ken->a'ya gitmiş ve durumu yerinde incele­miştir. İngilizler sömürge meselelerinde büyük tecrübe sahibi bir millettir. Uzun vadeli politikaları sömürgeciliğin tas­fiyesidir.

Afrikadaki milletlere yavaş yavaş otono­mi vermeğe başlamışlardır. Meselâ Altın Sahili sömürgesi iç idaresinde tam ser­bestliğe kavuşmuştur. İngiltere Hüküme­tiyle yerliler arasındaki münasebetlerin tanzimindenziyade,bumemleketlerde

yerleşmiş olan beyazlarla yerliler arasın­daki münasebetlerin tanzimi daha zor­dur. Güney Afrika Birliğindeki durum da gösteriyor ki yerleşmiş beyazların yerli­ler hakkında tatbik ettikleri muamele, sömürge idaresinin muamelesinden de daha Kötü olabilir.

Afrika milletlerinde!» siyasi, iktisadi ve içtimai şartlarına göre ayrı bir mahiyet Eİmıştır. Fakat Avrupalının tahakkü­münden kurtulmak noktasında hepsi de birleşmiştir. Fakat kurtuluş mücadelesi uzunsürecektir.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106