11.10.1953
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Ekim 1953

 Ankara :

Mili! Savunma Vekâleti Temsil Büro­sunda bildirildiğine göre, Güney Av­rupa müttefik kuvvetleri Başkomuta­nı Amiral Fechteler ve Akdeniz Müt­tefik Kuvvetleri Başkomutanı Amiral Moantbattan'in müştereken idare ettikleri çıkarma ve hava savunmasını denemek maksadiyle yapılan Weld-Fast harekâtının bir provasını teşkil etmek üzere, bu hafta sonunda Girit adasına bir çıkarma yapılacaktır.

Bu çıkarmaya deniz piyade tuğgene­rali Eobert E. Hogaboom komutasın­daki Amerikan Birleşik Devletleri deniz piyadesi, İtalyan, Yunan, NJD.O.S. hücum kuvvetleri ve İngiliz kraliyet deniz piyadesi iştirak edecektir.

Bu çıkarma harekâtı için Weld-Fast amfibi çıkarmasına esas sahne teşkil edecek olan Yunanistan'daki mevcut şartlar Girit adasında da vücuda geti­rilecektir.

 Ankara :

Hükümetimizin muhterem misafirleri Fransız Başvekili pkselân? Joph La­mel ile Dışişleri Vekili eksslâns Georpes Bidault berbaer ler inde maiyet­leri erkânı ve Fransız büyük elçisi ek­selans Tarbs de St. Hardouin olduğu halde bu sabah saat dokuzu bes eçe Ankara ekspresine bağlanan hususî va­gonla Ankara'ya gelmişlerdir.

2 Ekim 1953

 İstanbul

New - York'ta vefat eden eski Dışiş­leri Vekillerinden ve Akşam gazetesi sahip ve başyazarı Necmettin Sadakım dün uçakla yurda getirilen cenazesi bu gün törenle kaldırılmıştır.

Saat 10,30 da Taksim'deki evinden alı­nan merhumun tabutu, dostları ve ken­disini sevenlerin elleri üzerinde taşı­narak bandonun çaldığı matem havası ile Şişli camiine getirilmiştir.

Namazı müteakip, merhumun tabutu camiden alınarak cenaze arabasiyle Zincirlikuyudaki asrı mezarlığa geti­rilmiş ve ebedî medfenîne tevdi kılın­mıştır.

Cenaze merasiminde mebuslar, İstan­bul Vali ve Belediye Reis Vekili, İl Ge­nel Meclisi üyeleri, merhumun akraba ve dostları, gazete başmuharrirleri, ba­sın mensupları, partiler temsilcileri, ecnebi basın ataşeleri, ve kalabalık bir halk kütlesi hazır bulunmuştur.

Necmettin Sadak'm cenazesine yüzden fazla çelenk gönderilmiştir. Bunlar arasında, Reisicumhur Celâl Bayar, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, İs­tanbul vilâyet ve belediyesi, Vali Prof. Fahrettin Kerim. Gökay, Basın - Yayın ve Turizm Umum Müdürü Dr. Halim Alyot, Anadolu Ajansı, D. P. İl_ idare Kurulu, muhalefet lideri İsmet İnönü, C.H.P., İstanbul Gazeteciler Cemiyeti, Türk Basın Birliği derneği, Gazeteler, muhtelif şahsiyetlerin ve teşekküllerin adlarını havi celenkler bulunmakta idi.

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar ve refikaları bugün Çankaya'da, hükümetimizin mi­safiri olarak şehrimizde bulunan Fran­sa Başvekili Joseph Laniel ve Harici­ye Vekili Mr. Georges Bidault ve re­fikaları şereflerine bir öğle yemeği ver­mişlerdir.

Bu davette Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Men­deres, C. H. P. Genel Başkanı İsmet İnönü, Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köp­rülü, Fransa Büyük Elçisi Tarbe de Saİnt Hardouin, Hariciye Vekâleti: Umumî kâtibi Büyük Elçi Cevat Açık alın, Paris Büyük Elçimiz Numan Me~ nemencioğlu, M. Germainvidal, M. Falaise, M. de La Tournell, Riyaseticum-hur Umumî Kâtibi Nurullah Tolon. Digişleri Vekâleti Müsteşarı Nuri Bir-gi, Protokol Umum Müdürü Tevfik Kâ­zım Kemahlı, Başyaver Kurmay Yar­bay Nurettin Fuat Alpkartai, Riyaseti-cumhur Kalemi Mahsus Müdürü Fik­ret Belbez ve refikaları bulunmuşlardır.

Fransa Hariciye Vekili M. Bidault ra­hatsız bulunduğundan davete icabet edememiştir.

 Koru dağları:

(Millî Savunma Temsil Bürosundan-bildirilmiştir) :

Gecenin ilk saatlerinden itibaren kar­şılıklı devriye ve keşif faaliyeti Ü&-devam eden harekât, mavinin mahdut hedefli bir taarruz teşebbüsüyle daha geceleyin hız almıştı. Edirne şosesi ku­zeyinden yapılan ve şose boyunca de­vam eden bu hücum, kırmızının en­gellenmiş bölgesine tesadüf ettiğinden kolayca durdurulmuştur. Kırmızı kuv­vetlere mensup bir komutan, bu hücu­mun muhtemel büyük mavi taarruzu­nu daha süratle geliştirmek maksadiy-le yapıldığının anlaşıldığını söyliyerek, (fakat düşünüldüğü gibi çıkma­mış ve hücum saflarımıza çarpar çarp­maz kırılmıştır) demiştir.

Bu gece sabaha karşı, Greenwich sa­atiyle 3,30 da mavi kuvvetler, Kuzey ve Güney Türk Trakyası bölgelerinde taarruzlarına yeniden devam etmişler­dir. Kuzeydeki çetin kırmızı mukave­meti, muavin zırhlı ve piyade birlik­lerinin ağır bir tempo ile inkişafına sebep olmaktadır. Oyalama savaşları veren kırmızılar, geniş ölçüde mayin-ledikleri araziden yer yer, fakat inti­zamla çekilmektedir.

Güneyde mavi kuvvetlerin ilerlemesi sabahleyin süratle devam etmiş, öğle­ye doğru artan kırmızı mukavemeti karsısında bir miktar yavaşlamıştır.. Saat 14 de kadar Kuzeyde 6, Güney­de 4 kilometre kadar arazi kazanmış bulunan maviler, İstanbul'a 116 kilo­metreye kadar yaklaşmış bulunuyor­lardı.

3 Ekim 1953

 Çanakkale :

Ağırceza mahkemesi bugün saat 11,30 da Saîâhattin Ayanoğlu başkanlığında toplandı.

Lorentzon ve Çelebioğlu ile avukat­ları mahkemede hazır bulunmakta idi­ler.

Bugün uçakla gelen İsveç Orta Elçisi de duruşmayı takip etmekte idi.

Yirmi sahife tutan kararın neticesinde mahkeme, seyir kaidesine riayet etmi-yer.ek yanlış yoldan kestirme ve sü­ratli giderek çatışmayı kaçınılmaz ha­le koyduğundan Lorentzon'un altı aya mahkûmiyetine ve Çelebioğîunun be-raetine karar verdi.

Karardan sonra Lorentzon, bunu sürp­riz olarak karşıladığını söyledi ve memnuniyetini ifade etti.

"Lorentzon'un altı aylık müddeti dün gece sona erdiğinden tahliye olundu.

 İpsala :

(Millî Savunma Temsil Bürosu) Dün çetin savaşlar va ağır kayıplar vererek Çorlu'ya giren- mavi kuvvetler bugün de kırmızının inatçı mukavemeti kar­sısında güçîükle ilerleyebilmişler, fa­kat adetçe çok üstün bulunuşlarından faydalanarak bir miktar daha arazi Kazanmışlardır. Böylelikle mavi kuv­vetler, bu akşama doğru İstanbul'a 70 "kilometre yaklaşmış bulunmaktadırlar.

Kırmızı kuvvetler arazisinde ilerleme­sine devam eden mavi, gittikçe artan bir mukavemetle karşılaşmakta, mavi hatları gerisinde bulunan kırmızı geril­lacıları müessir faaliyetlerine devam etmektedirler.

Gerillacıların, mavi ikmal noktalarına yaptığı anî baskınlar ve kırmızının artan mukavemeti, ilerleyen mavinin daha temkinle hareket etmesine sebep olmaktadır.

Kırmızı komutanlık kuvvetlerini inti­zamlı bir şekilde geri çekerek mavi ta­arruzunu kırıp, parçalayabilmek için asıl kuvvetlerine tertip ve düzen aldır­tmaktadır.

Güneyde harekâtına devam eden ma­vi, bugün öğleye doğru Keşan'ı işgal etmiş ve kırmızının artan mukavemeti karşısında akşama doğru yürüyüşünü bir miktar ağırlaştırmıştır.

Bu bölgede, mavi kuvvetlerin ilerleyi­şine karşı koyan Yunan kuvvetlerine mensup bir tabur, Didimotikon-Soufli yolu boyunca geriye çekilmiş ve bu es­nada, ana kuvvetleri ile irtibatı kesil­diği için, Meriç nehrini geçerek Türk sınırlarına girmişlerdir. Yunan tabu­ru, îpsalada kırmızı kuvvetlerle birle­şerek işbirliği yapmağa başlamışlardır.

Zırhlı birliklerini bilhassa İstanbul is­tikametine de toplamış bulunan mavi kuvvetlerin bugüne kadar kayıpları ge-nel kuvvetlerinin yüzde ikisi, kırmı­zıların ise iki buçuğunu bulmuştur.

Girit doğusundaki Kerpe boğazından, kırmızı kuvvetlere malzeme getirmek­te olan bir konvoj^, Sakız adası kuze­yinde düşman keşif uçaklarına rastla­mıştır. Hava radarları vasıtasiyle an­laşılan bu uçaklara ateş açılmış ve uzaklaşmalarına sebep olunmuştur. Mavinin bu uçak keşif faaliyeti bütün gece devam etmiştir.

Sabahın erken saatlerinde konvoyu hîmaye eden muhriplerin sonralan -bir mavi denizaltısmm bulunduğunu tesbit etmişlerdir. Bunun üzerine emniyet gemileri iki saat müddetle denizaltı gemisini baskı altında tutarak, konvo­ya yapılacak taarruza meydan verme­mişlerdir.

Konvoy, havadan ve denizaltından ya­pılan taarruzlara karşı koyarak, Ça-nakkaleye doğru yoluna devam etmektedir.

Dİğer taraftan, üç gündenberi devam etmekte olan fırtına dün akşam şidde­tini kaybetmiş olduğundan, Boğazlar önündeki mayin arama tarama ve ka­rakol hizmeti faaliyeti hızlanmıştır.

Harekâtın temposu ile ilgili olarak iki tarafa mensup hava kuvvetleri arasın­daki faaliyet de devam etmektedir. Kırmızı ve mavi kuvvetlere mensup uçaklar, keşif ve destek uçuşları yap­maktadırlar.

Amerikan altıncı filosuna mensup bir taktik bombardıman grubu, bugün Bandırmayı bombalamak teşebbüsün­de huluırmujtur. Kırmızıya mensup uçaklar bugün 200 e yakın çıkış yapmışlardır. Pityon köp­rüsünün üzerinde bulunduğu ana ik­mal yolu kırmızı hava kuvvetleri ta­ralından tamamen tahrip edildiği için, mavi bugün cepheye yeni kuvvetler getirememiştir.

Diğer taraftan, kırmızı kuvvetleri des­teklemek vazifesi alan, altıncı filoya mensup Roosevelt v.e Coralsera uçak gemilerine ait taktik hava kontrol grupları da koru muharebe grubunda görev almıglardır.

Harekât, bütün şiddetiyle devam et­mekle beraber, asıl temposuna yarın­dan, sonra gii,eceği tahmin edilmekte­dir.

Müşterek harekât merkezinin bulun­duğu Maltepe varoşlarından gece, ma­viye ait top sesleri duyulmakta idi.

 Çanakkale:

Çanakkale Ağırceza mahkemesi Nabo-land - Dumlupınar muhakemesi neti­cesinde aşağıdaki kararı vermiştir

Karar :

Maznun Oscar Ferdinand Lorentzon'un süvarisi bulunduğu İsveç Şark hattı kumpanyasına ait olup Göteborg li­manına kayıtlı Naboland şilebi ile Elefsis'e gitmek üzere 3/4/953 cuma günü saat 13.35 te İstanbuldan hareket ederek 4/4/1953 cumartesi günü saat 1,15 te Gelibolu fenerini 310 de­recede 0/7 mil mesafe ile bordaladık-lan sonra kılavuz rotası ile yoluna de­vam ettiği ve saat 2.08 Akbaş feneri­ni 0/5 mil mesafe ile bordaladıktan takriben 4 ilâ 6 dakika sonra Ege de­nizindeki Nato manevralarından Göl­cük üssüne dönmekte olan diğer maz­nun Kd. Yüzbaşı Sabri Çelebioğlunun kumandasında bulunan Dumlupmar denizaltı harp gemisinin ışıklarından silyon ve borda ışıklarını gördüğü hal­de . idaresi altındaki Naboland'm bu­lunduğu mevkiin Çanakkale Boğazı­nın dar yeri olan Nara ve Bigalı fe­nerlerine yakın mahalde bulunmasına ve İstanbuldan Geliboluya kadar de­vam ettiregeldiği vesaiti saatte 16,5 mü suretle Geliboludan itibaren başlıyan ve Ege denizini istikamete almak suretiyle Naboîand'm süratine tezyit eden ve Nara feneri ile Bigalı-fenerleri arasında azamî sürat derece­sine iktisap eden deniz akımının maz­nun Lorentzon'un bütün tahkik safha­larında kabul ettiği veçhile Naboland gemisinin sürati saatte iki mil tezyit ederek 18.5 mile çıkarmış olmasına ve-buna zamimeten Boğazın bu dar nok­tasında seyrettiği sırada orta hattın sancağından gitmesi hususuna dikkat, bilhassa gerekirken bu seyir kaidesine riayet etmiyerek Naboland'ı orta hat­tın iskelesinden yani solundan sevket-mekte devam ettiği ve bütün bunlara munzam olarak normal dönüm nokta­sına henüz gelmeden gemisine kestir­me yoldan sevkettirmek maksadiyle is­keleye döndürmeğe başlamak suretiyle karşıdan 358 derecedeki seyir rotası ite gelmekte olan ve dönüm yerine yaklaşmakta bulunan Dumlupmar ge­misini bu kusurlu seyri dolayısiyle he­nüz dönüş yerine gelmeden 20 derece evvel sancağa dönmeğe icbar ettiği ge­mi Nara burnunun çıkıntı yaptığı bu kritik noktada Naboland seyrinde ya­ni rotasında hiç bir değişiklik yapma­mak suretiyle denizaltı gemisine Nabo­land'm çarpma tehlikesini tevlit ettiği bir sırada denizaltı gemisinde kuman­dayı nöbetçi vardiya subayı Hasan. Yumuk'tan verdiği emir dolayısiyle fi­ilen 'eline alan maznun Çelebioğlunun. derhal çatışma tehlikesini defedecek-başka türlü imkân kalmaması karşı­sında denizaltı gemisinin iskele maki­nesini stop ettirerek iskele alabanda emri vererek kaçınma manevrasına -sarfı gayret ettiği, fakat maznun Lo-rentzon denizaltının bu manevrasını görmüş olmasına rağmen bu defa Naboland'ı sancağa döndürmeğe bağlıya­rak çatışmayı kaçınılmaz hale koydu­ğu ve binnetice Naboland gemisi bo-doslamasiyle Dumlupmar denizaltısı-nın sancak baş omuzu hizasından yani maznun Lorentzcn'un tasviri veçhile denizalüna kulesi ile bodoslama ara­sına çizilen mevhum hattın ortasına çarptığı ve çarpma neticesinde denizal-tıyı iskeleye meylettirdiği ve çatışma neticesinde denizaltıd'a husule gelen yaradan suların hücumu neticesinde denizaltının baş üstüne dikilerek bat­tığı, bunu müteakip denizaltı gemisi­nin çatışma sırasında köprü üstünde bulunup suya dökülenlerden beş kişi Naboland tarafından atılan fosforlu simitler ve tahlisiye sandalları ve vaka mahalline yetişen 10 numaralı gümrük motoru tarafından kurtarıldıkları ve Dumlupmarm geri kalan 81 kişilik mü­rettebatı bu kaza neticesi öldükleri maznun Oscar Lorentzon'un bütün tah­kikat safhalarında saat 2.08 de Akbaş ienerini yarım mil mesafe ile geçtik­ten sonra 250 derece ile seyran eder­ken 3/4 dakika sonra iskele tarafımız­dan tahminen bir mil ileride pek hafif beyaz ve yeşil birbirine yakın iki ışık gördüm, beyaz ışık üste yeşil altta dürbünü alıp baktım, bunu ufak bir motöre benzettim. Bu motorun Nara fenerini dönmek üzere olduğunu zan­nederek dürbünle dönüşünü ve kırmızı fenerini görmeyi bekledim. Motor zan­nettiğim bu vasıta süratle geliyordu, istikametini değiştirmiyordu. Bir ara rotasını cenuba yani iskele tarafına tevcih etmeği düşündüm, fakat moto­run kırmızı ışığını görmeden rotamda değişiklik yapmadım. Ayni istikamette yola deva m ettim. Işıkları ilk gördü­ğüm andan 2, 3 dakika geçtikten son­ra iskele karşımda 4 derecede bir de­nizaltı siluetini gördüm. Bunun üzeri­ne derhal makineyi stop ettirdim, dümene tam sancak dönüş komutası ver­dim ve kısa bir düdük çaldım.Bu manevraları takip eden 10 -15 saniye sonra çatışma oldu. Naboland bodoslamasiyle denizaltının kule ile bo­doslaması arasına çizilen mevhum hattın ortasına çarptı ve denizaltı battı. Kusur tamamen denizaltıdadır, mealin­deki müdafaasına rağmen hâdisenin yukarıda tafsilen yazıldığı veçhile ce­reyan ettiğini bildiren diğer maznun Sabri Çelebioğlunun müdafaasını te­yit eyleyen ve yeminle dinlenen şa­hitlerden denizaltıda nöbetçi vardiya subayı 2 nci kıdemli üstteğmen Hasan Yumuk'un duruşma zaptının 17 nci sahifesinde mazbut ifadesinde Nara önlerine geldiğimizde 353 derece ile sey­rediyorduk. Tahminen bin metre ileri­de silyon ve kırmızı borda fenerleri ile bir gemi göründü, gemimizi vaktin t den evvel 15 derece ile sancağa dön­dürmeğe başladık ve düdükle işaret verdik, fakat üzerimize gelen gemi bu hareketlerimizi anlamadı ve manevra­larımıza ayni manevra ile cevap ver­mesi gerekirken yapmadı, gelen Nabo­land gemisi kendi seyir hattını bizim aleyhimize, yani Anadolu sahiline aşmak suretiyle tecavüz etmişti. Sancağa dönüş hareketimiz tahminen 10 saniye kadar devam etmişti. Köprü üzerinde bulunan gemi komutam Sabri Çelebİoğlu iskele alabanda emri verdi ve bu hareketi yapmasaydı      ayni    hareketi ben yapacaktım. Başka çıkar yol yok­tu. Neticede    Naboland dsnizaltımıza takriben   90   derecelik   bir  zaviye  ile çarptı, gemimizi iskele istikametine yatırdı  ve batırdı»   mealindeki  sehadeti ve bu sehadeti teyit eyleyen Dumlupınar denizaltı gemisi de    seyir subayı şahit Kemal Ünver seyir As. Sb. Baş­çavuş Hüseyin Akis ve    seyir As. Sb. Başçavuş Hüseyin İnkayanm aledderecat şahadetleri karşısında maznun Os­car Lorentzon'un yukarıda izah olunan hareketleriyle  gerek 4922  sayılı kanunun 8  inci  maddesine    istinaden Ulaştırma Vekâletince hazırlanan ve Vekiller  Heyetince  27/3/1947  tarihin­de yürürlüğe konulan denizde    çatış­mayı önleme tüzüğü anlamına ve gereksa  5544  sayılı  kanunla  iltihakımız kabul edilen ve 1943 yılında Londra'da toplanan denizde can emniyetini koru­ma konferansında  da  akdolunan Mil­letlerarası denizde çatışmayı önlemeğe tüzüğü hükümlerine ve bilhassa bu tü­züğün IÖ-21-25-28 ve 29 umum karar­larına aykırı olarak dar bir boğaz olan vaka  mahallinden  orta  hattın  iskele-sine^ tecavüz eden bir rota takip eyle­mek ve yine dar bir boğaz olan' Ça­nakkale Boğazının bu kısmında mute­dil bir süratle geçmeği âmir olan Ad-miraltinin 1942 basımında mevcut ka­ra, deniz rehberinin kaideler kısmında yazılı  beynelmilel  kaideye  ve  Müna­kalât Vekâleti İstanbul Mmtaka Liman Reisliğince 8/8/193-9 tarihinde Karade­niz ve Akdeniz Boğazlarında gemilerin süratleri hakkında denizcilere yapılan 49 numaralı ilânın 3 numaralı bendin­de yazıl:   Nara   Bigali  fenerine     usul eden hatla Kepez fenerinden geçen arz dairesi  arasındaki    mesafede    sahada gemi   üzerinde   10   milden   fazla   sürat bulundurmamaları     hakkındaki   âmir kaideye ve yine bu ilânın 2 nci mad­desinde yazılı bu sahada kıyı yakının­dan gitmek mecburiyetinde    oldukları zaman gemilerin süratini seyir selâme­tinin icabatma kifayet edebilecek as­garî hadde   indirebilmeleri   hakkında vazolunan emre muhalif olarak Naboland'm mutedil sürat olarak kabul olu-' nan on milden çok yukarı görülen 18,5 mil gibi yüksek bir süratle sevkettiği ve yine Naboland bu hatalı rotası ve yüksek süratini muhafaza .etmekte ol­duğu sırada karşısından gelen denizal­tının çatışmayı defetmek için elverişli hareket alacağından şüphe ettiği halde Naboland bu şüphesine düdüğü ile en az beş kısa v.e süratli şada işaretle bil­dirmesi gerekirken bu kaideye riayet etmediği gibi Nara ve Bigali fenerleri arasındaki dönüm noktasında basiret­le dönüşünü yapmak lâzım gelirken normal dönüm noktasından daha ev­vel iskele istikametine dönüşe geçmek suretiyle karşıdan gelen denizaltıyı zor duruma düşürüp çatışma tehlikesi tev­lit etmek suretiyle denizaltıya yoldan çıkma manevrası, yani kırmızı kırmızı­ya geçmek imkânı vermediğinden baş­ka onu kaçınma manevrası yapmak zorunda bıraktığı ve nihayet iskele ala­banda etmiş ve dolayısiyle kaçınma manevrasına geçmiş bulunan denizal­tının, bu vaziyetini gördüğü halde hiç değilse ayni şekilde yoluna devam et­mesi lâzım gelirken sancak alabanda yapmamak tedbirsizliğinde bulunarak çatışmanın vukuuna sebebiyet verdiği yukarıda adları yazılı şahitlerin şaha­detinden ve bilirkişi olarak hazırllık tahkikatında 5/5/1953 tarihli iki sa-hifelik ve ilk tahkikatta 8/4/1953 ve 9/4/953 tarihli zabıt varakalarında ve üç yüz sahifeden ibaret 4/4/953 tarihi­ni taşıyan bilirkişi raporunda rey vemütalâalarını bildiren Zeki Adar, Sa­bahattin Kozdemir, İbrahim Boztepe, Eşref Can, Hasan Mumcu, Seracettin Ergin, Orhan Akkayamn yeminli bil­dirişleri ve son tahkikat safhasında yu­karıdaki bilirkişilere munzam olarak mahkemece tayin ve ilâve olunan Ketim Gürel, Burhanettîn Boe ve Seyfet­tin Saraçoğlunun iştirakleri ile vaka mahallinde 6/6/953 ve 7/6/953 günleri Dumlupmar denizaltı gemisini temsi-len eş olan 2 nei İnönü denizaltı ge­misi ve Naboland'i temsilen Ereğli ge­misi vasıtalariyle mahkeme heyetini ve tıev iki maznup ve taraflar vekilleri huzurları ve yukarıda isimleri geçen bilirkişiler marifetleriyle yapılan tem­silî ve tatbikî keşif neticesinde tanzim olunan 70 sahifeden ibaret 7/6/953 ta­rihli zabıt varakaları muhtevası ve Dumlupmar denizaltı gemisinin batık olarak bulunduğu yeri tesbit eden iki sahifeden ibaret 3/4/1953 tarihli zabıt varakası ve yukarıda adları geçen bilirkişiler tarafından çizilen İlk tahkikat­ta ve son tahkikat safhasındaki keşif sırasında Dumlupmr ve Naboland ge­milerinin seyir hatları çatışma mevkii ve batık şamandırasının bulunduğu ye­ri gösterir haritalar münderecatı ve toplanan delillerle subut mertebesinde görülmüştür. Kararda bundan, sonra bilirkişi Reesin Naboland'm Tolvet hattı altından ve süratli gittiğini söy­lemesine rağmen sorumluluğu tama­men Çelebioğluna yüklemek için sarfı gayret göstermesi hâkimler kurulunca kanaati gayri samimî görülmüş ve mevcut delillere aykırı addedilmiştir.

Ayrıca Ata Nutku ve arkadaşlarının Naboland'daki hasara ve kimin kusur­lu olduğuna dair vaki raporları esasa müessir olmadığı esbabı mucîbesiyle mahkemece şayanı kabul görülmemiş­tir.

Karar şöyle devam etmektedir :

Richard Kess'ten maada 10 bilirkişinin müştereken izhar ettikleri kanaatlerin, çatışma tüzüğü maddelerinden hangi­sine istinat ettiği zikredilmemiş olma-, sı dolayısiyle bu bilirkişilerin çatışma tüzüğünden bihaber bulundukları bi­naenaleyh vaki beyanlarının mesnedi hukukiden arî olduğu yolunda Lorent-zon'un avukatları tarafından vaki mü­dafaa dahi yersizdir. Bundan sonra mahkeme sanıklar hakkındaki kararını şu mucip sebeplerle nihayetlendirmiş-tir. Binaenaleyh maznun Lorentzon ve avukatlarının yersiz ve mesnetsiz bu­lunan bilûmum müdafaalarının reddiy­le yukarıdanberi izah. olunan delâil ve dinlenen bilcümle şahitlerin beyan­ları ve dosyada mevcut evrakın tama­mının tetkiki neticesinde hâsıl olan kanaate göre maznun Lorentzon'un. tedbirsizlik ve dikkatsizlik ve emir ve kaidelere riayetsizlik neticesi deniz kazasına ve ölüm vukuuna sebebiyet verdiği subut mertebesinde görüldü­ğünden hareketine uyan T. C. kanu­nunun 3S3 üncü maddesinin son fıkrası gereğince ve kazanın oluş şekli iti­bariyle asgarî had aşılmıyarak bir se­ne müddetle ağır hapsine ve 5435 sa­yılı kanunun gözönünde tutularak beş yüz lira ağır para cezasiyle tecziyesi­ne, maznun Oscar Lorentzon çatışmayı müteakip derhal çattığı denizaltıdan. denize. dökülenleri toplamak, ışıklı si­mitleri atmak ve tahlisiye sandal ve motorunu denize indirerek gerçekten denizaltının köprüsü üzerinde bulunup denize dökülenlerden beşini diri ve bi­rini koma halinde kurtarmak ve imdat düdüklerini çalmak, telsizle kazayı yaymak ve gemisini kaza mahallinde durdurarak bu suretle kazanın netice­lerini tahdide hususî ve ciddî şekilde sarfı gayret eylediği, müdafaasını te-yiden dinlenen şahitlerin şahadetleri ve toplanan delillerle sabit olduğundan ayni kanunun 413 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince mukadder ce­zasının yarı miktarı indirilerek binnetice maznun Oscar Ferdinar.d Lorentzon'un tarihi tevkifi olan 6/4/1953 gününden itibar olmak üzere 6 ay müd­detle ağır hapsine ve 250 lira ağır para cezasiyle mahkûmiyetine, Sabri Çelebioğlunun kabili atıf tedbirsizlik, dik­katsizlik, evamir ve nizamata riayet­sizlik ve meslekte tecrübesizliği görül­mediğinden beraetine karar verilmiş­tir. Mahkeme heyeti şehit ailelerinin hazinenin ve diğer dâva ile alâkalı ala­caklıların hukuk mahkemesine müra-caatte muhtariyetlerine karar vermiş­tir.

4 Ekim 1953

 İstanbul :

Hükümetimizin misafiri olarak Anka­ra'yı ziyaret eden Fransa Başvekili ek­selans Joseph Laniel İstanbul'da yap­mış olduğu gezileri müteakip refaka­tinde heyet üyelerinin bir kısmı oldu­ğu halde bugün saat 18 de bir Fransız uçağı ile Paris'e müteveccihen İstan­bul'dan hareket etmiştir.

Misafir Fransa Başvekili Yeşilköy ha­va alanında Reisicumhur, Başyekil ve Dışişleri Vekillerimiz adına İstanbul Vali ve Belediye Reisi Gökay, Vali mu­avini, Generaller, Emniyet Müdür Ve­kili, Fransız Büyük Elçisi, Başkonso­los, sefaret mensupları, basın temsilci­leri tarafından, tezahüratla uğurlanmıştır.

Meydanda bulunan bir askerî kıta se­lâm resmini ifa etmiş, bando Fransız ve Türk millî marşlarını çalmıştır. Fransa Başvekili ekselans Joseph La­i hareketinden evvel Anadolu Ajansı muhabirine şu beyanatı vermiştir :

Ankara'da şahsıma kargı gösterilen parlak ve samimî kabulden çok müte­hassisim. Ayrıca İstanbul'u, bu parlak ve muhteşem şehri gördüğüm için de bahtiyarım. Bu benim için unutul­maz bir hâtıra olacaktır. İstanbul'u yakından gördüm ve hayran kaldım. Türkiye'de gördüğüm sempatik kabul beni çok mütehassis etti. Bu vesile ile Türkiye ve Fransa arasındaki dostluk ve tesanüdü bir defa daha müşahede ettim ve her zamankinden daha kuv­vetli buldum. Bu dostluk dünya hür­riyeti ve sulhu için büyük bir müjde­dir.

Türkiye'den ayrılmadan .evvel Reisi­cumhurunuz Celâl Bayar'a, Başvekil Adnan Menderes'e, Dışişleri Vekiliniz Fuat Köprülü'ye ve hükümetin diğer üyeleriyle Türk milletine kalbi selâm­larımı yollarım.»

  İstanbul :

Bugün memleketimize gelen Yugoslav Federal Cumhuriyetinin Ankara Bü­yük Elçisi Misa Pavİçeviç Anadolu Ajansına aşağıdaki beyanatı vermiştir:

"Türk basını vasıtasiyle Türk milleti­ne dostane selâmlarımı bildirmek ve Yugoslav milletinin dost Türkiye cum­huriyetinin gelişmesi ve refahına kar­sı sempatisini izhar etmek fırsatını bulduğum için bşhtiyanm.

Büyük Atatürk'ün tarihî inkılâplarını bilen Yugoslav halkı, Türkiye'nin umu­mî gelişmesini ve Türk mistinin mil­lî istiklâlini muhafaza için gösterdiği, büyük gayreti alâkayla takip etmekte­dir. Bu münasebetle Türk - Yugoslav münasebetlerinin idarî ve sosyal faa­liyet sahalarında işbirliği sayesinde gittikçe kuvvetlendiğine işaret etmek­te büyük bir haz duymaktayım. Bal­kan paktiyle bu işbirliği sıkı bir üçlü dostluk halinde yeni bir şekil almış­tır. Dünyanın bu bölgesinde barısın korunması için hükümetlerimizin müş­terek görüşü ve menfaat birliğine dayanan bu dostluğa Yunanistan da da­hildir.

Yugoslav hükümetinin arzusu bu mü­nasebetlerin gittikçe daha sıkı bir iş

birliğine doğru gitmesidir. Dostanemünasebetlerimizin kuvvetlenmesi için bütün kuvvetimle çalışacağım, zirabu, milletlerimizin en samimî arzuları­na cevap vermekte ve barışçı gelişme­miz ile memleketlerimizin bağımsızlı­ğı için kuvvetli bir teminat teşkil et­mektedir.

 Ankara:

Ankara Radyosu 11 Ekim 1953 Pazar gününden itibaren yeni programlarını tatbike bağlıyacaktır.

Bu maksatla müzik ve söz yayınların­da mühim değişiklikler yapılmıştır.

Müzik yayınlarında Türk müziğinin yüksek vasıflı olmasına Önem verilmiş, Batı müziğine bilhassa hafif yayınla­rın daha geniş ölçüde y.er alması göz önünde tutulmuştur. Sanatkârlar ye­niden teşkilâtlandırılarak diskoteğin yenilenmesi teşebbüsüne geçilmiştir.

Birçok yeni şekillerle çeşitli müzik programlarının ayrıca sevdirilmesi üze­rinde durulmuştur. Bu meyanda Türk müziğinin mühim bir kısmı hususî programlara bağlanmış, Batı müziğin­de Devlet Tiyatrosu Opera bölümü sa­natkârlarından Türkçe operaların, mevzuu hülâsa edilmek suretiyle kü­çük ve cazip yayınlar halinde verilme­si kararlagmıştır.

Söz yayınlarının çekici ve faydalı bir şekle konulabilmesi için konularda te-nevvü arandığı gibi, bu konuşmaları dinleyiciye severek dinletmek üzere tanınmış söz artistlerinin yardımı sağ­lanmıştır.

Milli edebiyatımızdan sayfalar, mes­lek rehberliği, radyo, magazin, ev ka­dınına yardım, çeşitli spor yayınları, dünyaca şöhret almış radyofonik tem­siller, hamasi yayınlar, kısa zamanda Ankara Radyosunun yeni programları arasında yer alacaktır.

Çocukların ve köylünün saati daha ge­liştirilmiş, yabancı dil öğretimine, oku­la yardımcı bir istikamet   verilmiştir.

Bazı günler sabah yayınlarına bir ba­yan öğretmenin idaresinde olmak üze­re piyano ile jimnastik programları da konulmuştur.

Hafta sonu programları daha zengin ve alâka verici bir şekle konulmak üzere her ay:n sonuncu haftasına alın­makla beraber, diğer günlere eğlence müziğinden yeter derecede bulundu­rulmasına dikkat .edilmiştir.

Bundan başka memleket Ölçüsünde alâka uyandıracak sürprizlerin temi­nine çalışılmaktadır.

Yeni programlar 10 Ekim 1953 Cumar­tesi akşamı 21,15 ten 23,30 a kadar sü­recek bir özel programda canlı Örnek­ler halinde bütün tafsilatiyle radyodan, takdim edilecektir.

 Keşan :

(Millî Savunma Temsil Bürosu) : Si­livri'ye ûn kilometre kadar yaklaş­mış bulunan mavi kuvvetler bu saba­hın erken saatlerinde başladıkları ke­şif faaliyetini müteakip, 12,50 de kır­mızı mevzilerine bir miktar girmeye muvaffak olmuşlarsa da, öğleden son­ra bu taarruz kırılmıştır. Mavi, böyle­likle kırmızı karşısında savunmaya geçmek zorunda kalmıştır.

Birliklerine başarılı muharebeler ver­direrek muntazam ve plânlı bir şekil­de muvaffak olan kırmızı kumandan­lık, böylelikle asıl kuvvetlerine lüzum­lu zamanı kazandırmıştır. Kırmızı ge­rillacıların, bugün de devam eden faaliyetlerinin, mavi geri teşkil ve te­sislerine müessir zayiat verdirdiği ve harekâ.tı güçleştirdiği belirtilmektedir.

Kuzey Trakya'da mavi zırhlı birlikle­rinin taarruzlarının püskürtülmesinde, kırmızı topçusunun plânlı ve kesif ate­şinin ve hava taarruzlarının bilhassa büyük rolü olmuştur.

Güneyde mavinin ilerlemesi gittikçe artan kırmızı mukavemeti kargısında ağırlaşmış ve akşama doğru hu bölgedeki taarruzları da kırılmıştır.

Türk ve Yunan kırmızı kuvvetlerinin mavinin elinde bulunan Keşan'a yap­tığı ve altıncı Amerikan filosu taktik hava kuvvetlerinin de desteklediği ta­arruz başarı ile inkişaf etmiştir. Böy­lece bu kesimde mavinin gerisi kesilmiş, ayni zamanda Keşan'da kırmızı kuvvetlerin elinde geçmiştir.

Müşterek bir hareketle hedeflerine varan Türk ve Yunan taburları mensup­ları, birbirleriyle kucaklanarak başarı­larını kutlamıştır. Bu hareket orada bulunan Türk, Yunan ve Amerikalı generallerin gözlerini yaşartmıştır. Bu esnada orada bulunan yabancı basın mensupları hâdisenin Nato'nun kuvve­ti bakımından müsbet ve çok önemli bir hareket olduğunu söylemişlerdir.

Kırmızı hava kuvvetleri, bugünden iti­baren müttefik donanma hava kuvvet­leriyle müştereken çalışmaya başlamışlardır. Bugünkü harekâtta, mütte­fik donanma hava kuvvetleri koru, kır­mızı hava kuvvetleri de kuzey Trak­ya'da faaliyette bulunmuşlardır.

Mavinin ulaştırma sistemlerine, zırhlı ve motorlu birliklerine kıta toplulukla­rına karşı 400 den fazla çıkış yapılmış ve düşmana ağır zayiat verdirilmiştir.

Kırmızı hava kuvvetleri, tecrit hare­kâtından başka, yakın destek, hava sa­vunması ve kesif ödevleri de almış, ordu ve donanmanın keşif ve destek taleplerini karşılamıştır.

Kerpeden malzeme getirmekte olan ve kırmızı muhriplerin himayesinde bu-iunan konvoy, havadan ve denizaltın­dan yapılan çeşitli taarruzları uzaklaş­tırarak dün akşam salimen Çanakkale Boğazına varmışlardır. Boğaz ağzında denizaltı emniyet gemileri ve mayin tarayıları tarafından karşılanan kon­voy, Temiz kanaldan Marmara'ya geçi­rilmişlerdir. Konvoyun, hava hücum­larına karşı himayesinin sağlanması için seyir esnasında üzerinde daimî olarak avcı uçak devriyeleri bulun­maktadır.

Dün gece, mavi mayin dökücü gemi­lerinin Çanakkale Boğazı önünde, de­niz kuvvetlerimizin ve nakliyatımızın giriş, çıkışma mâni olmak nıaksadiyle yapmak istedikleri taarruzî mayınla­ma hareketi, Boğaz önü karakol gemi­lerinin radarları ve kıyı radarları ta­rafından zamanında tesbit edilmiş ve muhripler bu gemiler üzerine sevkedi-lerek uzaklaştırılmışlardır.

 Ankara :

Üç gündenberi hükümetimizin misafi­ri olarak Ankara'da bulunan Fransız Başvekili ekselans Joseph Laniel ile Dışişleri Vekili ekselans George Bidault ve refikaları, refakatlerindeki heyetle beraber bu sabah saat 9,00 da Etimesgut hava alanından, rükûplan-na tahsis edilen Devlet Havayollarının «Ata» uçağı ile İstanbul'a hareket et­mişlerdir.

Muhterem misafirlerimiz hava alanın­da Başvekil Adnan Menderes ile refi­kası Bayan Berrin Menderes, Dışişleri Vekili Profesör Fuat Köprülü ile refi­kası Bayan B&hice Köprülü, Dışişleri Vekâleti Umumî Kâtibi Büyük Elçi Cevat Açıkalm, Başvekâlet Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Dışişleri Müsteşa­rı Nuri Birgi, Paris Büyük Elçimiz Numan Menemencioğlu, Protokol Umum Müdürü, Ankara Valisi, Beledi­ye Reisi, Garnizon ve Merkez Kuman­danları ve Fransız Büyük Elçilik er­kânı tarafından uğurlanmışlardır. Bir ihtiram kıtası selâm resmini ifa etmiş ve kıtaya refakat eden bando Fransız millî marşını ve İstiklâl marşım çal­mıştır.Samimî bir vedalaşmadan ve Bayan Laniel ile Bayan Bidault'ya buketler takdim .edildikten sonra, Ata uçağı ha­reket etmiş ve Ankara üzerinde bir tur yaparak İstanbul'a teveccüh etmiştir.Muhterem misafirlerimizle beraber Fransa'nın Ankara Büyük Elçisi ekse­lans Tarbe de St. Hardouin ile refika­sı da ayni uçakla İstanbul'a hareket et­mişlerdir. Fransız Başvekili Joseph Laniel hava aîanmda France - Presse ve Anadolu Ajanslarına Ankara ziyareti ihtisasla­rını gu cümlelerle ifade etmiştir :

"Türk başkentinden ayrılırken bu genç ve parlak istikballi şehirde geçir­diğim günlerin hâtırasını ilelebet muhafaza edeceğimi söylemek isterim. Bi­ze gösterdikleri hüsnü kabulden ötü­rü Cumhurreisine, Başvekile ve Dışiş­leri Vekiline ve ayni zamanda dost ve müttefik Fransa'ya olan sempatisi­ni şahsımız vasıtasiyle izhar hususun­da hiçbir fırsatı kaçırmamış olan Türk milletine hararetle  teşekkür     ederim.

Paris'teki konuşmalarımızın devamı olarak burada yaptığımız çok önemli görüşmeler Türk - Fransız tesanüdünü takviye ve müşterek dâva ve ideali­miz olan hürriyet ve sulhun idamesi­ne yardım edecektir.

 İstanbul:

Nato Güneydoğu Avrupa kara kuvvet­leri komutanı General Wyman, Nato'-mun Trakya'daki Weld - Fast manev­ralarını takip etmek üzere bugün saat 15,15 te özel uçağı ile İzmir'den İstan-bula gelmiştir.

5 Ekim 1953

 İstanbul:

İkinci Millî Kulak, Burun, Boğaz kon­gresi bu sabah saat 10 da Fen Fakül­tesi Matematik salonunda çalışmaları­na başlamıştır.

Sağlık ve Sosyal Yardım Vekili Dr.Ekrem Hayri Üstündağ, Vali ve Bele­diye Reisi Prof. GÖkay, Sağlık Müdürü Dr. Abdurrabim Bayraktaroglu,Üniversite profesörleri, doktorlar veYugoslavya, Almanya, İtalya, Irak,Yunanistan, İsrail memleketleri profe­sör ve doktorları ile davetliler kon­grenin açılışında hazır bulunmuşlar­dır.

Cemiyet Ba5kanı Ord. Prof. Ekrem Behçet Tezel'in cemiyetin gaye ve fa­aliyetine ait kısa süren konuşmasından sonra Sağlık ve Sosyal Yardım Vekili Dr. Ekrem Hayri Üstündağ aşağıdaki konuşmayı yapmıştır :

"Bugün ikinci Kulak, Boğaz, Burun kongresini de açmak ve fahrî reisliği­ni deruhte etmek vesilesiyle aranızda bulunmakla büyük şeref ve bahtiyar­lık duymaktayım.

Son yıllarda yeni buluşlarla gerek te-rapötik ve gerekse sirürjikal sahalar­da büyük inkişaflar kaydetmekte olan bu mühim tababet şubesi müntesiple-rinin bu kongreler sayesinde zaman zaman bir araya gelerek ilhamlarını kıymetli tecrübe ve müşahedelerinden alan fikir teatilerinde bulunmalarının ne kadar faydalı, hattâ lüzumlu oldu­ğunu izahtan vareste görürüm. Geçen haftaki toplantıda bu kongrelerin mil­lî hudutları açarak memleket dışı İlim mahafilini de alâkalandırılması temen­nisini izhar etmiştim. Büyük bir se­vinçle görüyorum ki, bu temennim kıs­men tahakkuk yoluna girmiş bulunuyor, bu itibarla ikinci kongremize, mahdut sayıda da olsa, memleket dı­şından değerli mütehassıs ve ilim adamlarının iştirak etmiş olmasını, bü­yük bir memnunlukla karşılar ve ken-dileriae bilhassa teşekkür etmek iste­rim.

Oto-rino-laringoloji'nin diğer tababet şubeleri arasındaki ehemmiyetinden bahsetmive bilmem lüzum var mı? İn­san uzviyetinin bu en nazik kısımla­rının maruz kaldıkları patolojik hal­lerin zahiren ehemmiyetsiz dahi görünseler, çok defa kısa veya uzun va­deli bir istikbalde, diğer mühim uzuv­lar üzerinde ağır reperküsyonlara, apandisitten mafsal veya kalb roma­tizmasına kadar vahim akıbetlere yol açtıklarım artık münevver profanlar dahi bilmektedir.

Cerrahisi âdeta bir kuyumculuk gibi inceli karzeden bu şube mütehassısla­rının üzerinde çalıştıkları uzuvların ileri derecedeki nezaketini ve bu iti­barla da çok defa karşılaştıkları teh­likeli sürprizleri gozönüne alırsak, onları cerrahlığı berberlikten ayıran ambroise pare ve paracelse'den..beri, ilâhî sanat diye anılan, şirürjinin en kahra­man İşçileri olarak telâkki etmek hak­şinaslık olmaz mı? Ben sizleri taba­bette böyle müstesna mevkie malik bir şubenin feragatli müntesipleri olmanız itibariyle tebcil ederim.

Her yıl biraz daha gelişen ve yorul­mak bilmez organizatörlerinin seme­reli faaliyetleri sayesinde, gelecek yıl tam bir Milletlerarası mahiyet alaca­ğından şüphe etmediğim kongrenizin bütün dünya oto-rino-laringoloj isine güzel neticeler hediye etmesi temenni­siyle sizlere muvaffakiyetler dilerim.»

Vekilin konuşmasını müteakip Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay söz alnuş ve Milletlerarası malarya ve diş tabip­leri kongresinden sonra bu defa kulak, boğaz, burun kongresinin İstanbul'da toplanmış olmasından duyduğu mem­nuniyeti belirtmiştir. Son seyahatinde Strazburg'da bu kon­grelere iştirak eden otoritelerle konuş­tuğunu, hepsinin de misafirperverliği­mizden sitayişle bahsettiklerini ve bu vesile ile tebarüz ettirmek istediğini soyliyen Prof. Gökay cemiyet mesai­sini daha ziyade genişlettiği ve tatbi­kata geçtiği takdirde Vali ve Belediye Reisi olarak elinden gelen yardımı ya­pacağım ifade etmiştir.

Bundan sonra kongreye iştirak eden misafirler adına kısa bir hitabede bu-îunan Zagrep'li profesör A. Sercer, kongre çalışmalarından istifade ede­ceklerini ümit ettiğini söylemiş ve kongreye başarılar dilemiştir.

 İstanbul:

Müessif bir jeep kazasında vefat eden sabık Millî Eğitim ve Çalışma Vekil­lerinden Sivas mebusu Reşat Şemset­tin Sirer'in cenazesi bugün törenle kaldırılmıştır.

Saat 11 de Şişli Etfal hastahanesinden alman merhumun cenazesi Şişli cami­ine getirilmiş ve öğle namazını müte­akip kalabalık bir topluluğun elleri üzerinde Feriköydeki aile kabristanına götürülerek ebedî medfenine tevdi edilmiştir.

Cenaze törenini başta Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, mebus­lar, sabık Başvekiller, sabık Vekiller, eski mebuslar, parti teşkilâtına men­sup zevat, muhtelif teşekkül temsilci­leri, yakın dostları ve arkadaşları takip etmişlerdir.

Ayrıca cenaze törenine yüze yakın çe­lenk gönderilmiş bulunuyordu. Çelenk-ler arasında Büyük Millet Meclisi, B. M. M. Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, Çalışma ve Ticaret Vekillerinin, İstanbul, Ankara, Sivas valiliklerinin, C.H.P. Genel sekreterli­ğinin ve C.H.P. Genel Başkanı İnÖnü-îiün, D.P. ve CHP il idare kurulları­nın, muhtelif teşekküllerin, yakın dost-lanmnki de bulunmaktaydı

Diğer taraftan B.M.M. Reisi Refik Ko­raltan merhumun ailesine bizzat tazi­yelerini bildirmiş, bu kayıptan dolayı duymuş olduğu teessürü ifade etmiş­tir.

 Silivri:

(Millî Savunma Temsil Bürosundan) : Kırmızı Kuvvetler Komutanı bugün kıtalarına taarruz emri vererek, hatları önünde yavaşlamış bulunan maviyi geri püskürtmüştür.

Kesif bir topçu ateşiyle başhyan ta­arruzda kırmızı zırhlı birlikler Ve Amerikan altıncı filosunun hava kuvvetleriyle birinci Türk taktik hava kuvvetlerine mensup uçaklar, hücuma kalkan kırmızı birliklere destek olmuşlardır. Birkaç gündenberi oyalama savaşı ve­rerek, maviyi asıl savunma bölgesine kadar getiren kırmızının bu hücumu, hareketli ve heyecanlı bir halde inki­şaf etmiştir. Kırm'zı kuvvetlere men­sup zırhlı birliklerle piyade arasında yapılan işbirliğinin neticesi, harekâtın kolaylıkla inkişaf etmesine âmil ol­muştur.

Böylece sabahın erken saatlerinde baş-lıyan taarruz, akşama doğru kırmızı kuvvetlere ön beş kilometre kadar bir araziyi yeniden kazandırmıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar, Millî Sa­vunma Vekili Kenan Yılmaz, Avrupa Güney kesimi Nato başkomutanı Oramiral Fechteller, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nuri Yamut, Korgeneral Wyman ile birlikte taar­ruzu yakından takio etmişlerdir.

Mavinin dün gece Çanakkale Boğazı önünde yaptığı mayinleme teşebbüsü akim kalmış ve bu saha yeniden kır­mızı arama tarama birlikleri tarafın­dan taranmıştır. Bugün Silivri - Po-dima bölgesinde taarruza geçen kırmı­zı birliklerin sol yanı donanma tara­fından Silivri bölgesinden bombardı­man edilmek suretiyle harekât mües­sir şekilde desteklenmiştir. Bu hare­kât esnasında muhriplerimiz tarafın­dan gecenin son saatlerinden itibaren kıyı bölgesine yakın düşman topluluk­larına ve bu meyanda şose üzerinde­ki zırhlı birliklere ateş açılmış ve ma­vi noktaları bombardıman edilmiştir.

Bu harekâtta muhrip filotillamız tara­fından mavinden temizlenmiş, denizal­tı emniyeti de sağlanmıştır. Donanma birliklerini havadan av uçak devriye­leri himaye etmiştir.

Yarın Kavalaya geniş ölçüde bir çı­karma yapılacağı, müttefik karargâhı tarafından açıklanmıştır. Bu çıkarmaya Amerikan, İngiliz, Yunan ve İtal­yan hücum kuvvetleri katılacaktır. Çı­karma sahası Amerikan altıncı filosu ve İngiliz Akdeniz filosu tarafından bombardıman edilecektir.

Manevraları takip «den yabancı basın temsilcileri, askerlerimize hayranlıkla­rım belirtmektedirler. Agence France Presse'de Madam Tania Dimitriu, Türk askerinin gizlenmesi bilhassa dikkatimi çekti. Onları araziden ayıra­madım, demiştir. German News Agen-cy'den Herr Karsznyk de askerlerin uzun zamandır tatbikat sahasında ol­masına rağmen hiç yorgunluk emaresi .göstermediklerine işaret ederek, ma­nevranın Alman manevralarını pek çok andırdığını söylemiştir.

Associatet Press'den Mr. Asterson ve .Kansas City Star'dan Mr. Wallenstein de millî savunma temsil bürosunun bir muhabirine, bu manevralar en mü­kemmel bir şekilde cereyan etmiştir. Nato, Türkiye ile Övünebilir." demiş­tir.

6 Ekim 1953

 Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, şehrimizde misafir bulunan İngiltere Harbiye Na­zırı Mr. Anthony Head'i, bugün saat 17,30 da Başvekâlette kabul etmiştir.

Bu kabulde, Dışişleri Vekili Prof. Fu­at Köprülü, İngiltere'nin Ankara Bü­yük Elçisi ve Dışişleri Vekâleti Birinci Daire Umum Müdürü hazır bulun­muşlardır.

 Ankara :

Milletlerarası Çocuk Esirgeme Birliği tarafından, bilhassa büyük savaş so­nunda vatansız kalan çocuklarla, ken­di vatanlarında bakılmağa muhtaç olan çocukların dünya çapında bir plân çerçevesi İçerisinde himayelerini ve bunun birliğin faal üyesi olan kırk devlet tarafından ayni zamanda ele alınmasını sağlamak maksadiyle 5 Ekim ile 20 Ekim tarihleri arasında tertip olunan «Dünya Çocuk Günü» nün, Milletlerarası Çocuk Esirgeme Birliğince hazırlanıp üye devletlere gönderilen kutlama programı gereğin­ce ilk konuşmalar 5 Ekim Pazartesi gecesi dünya radyolarında yapılmış­tır.

Bu cümleden olmak üzere birliğin 28 yıldanberi faal üyesi olan Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu adına Kurum Genel Merkez İkinci Başkanı An­kara Radyosunda bir konuşma yapa­rak günün önemini belirtmiştir.

«Çocuk Günü» ne iştirak eden kırk memleketin çocuk dâvasiyle ilgili te­şekkülleri, dünyanın çeşitli bölgelerinde, bakımsızlık, hastalık, yoksulluk se­bepleriyle vâki olan çocuk vefiyatına dair istatistikî bilgi ve rakamlara da­yanan konuşmalarla dâvanın büyüklü­ğünü belirtmeye devam edecekler, bu arada, program gereğince, çocuk hak­lan beyannamesi, mülteci çocuklar, profesyonel dilencilik, ayak satıcılığı için milletlerarası çocuk hırsızlığı, bir kelime ile çocuğun maddî v,e manevî bütün varlığı ile alâkalı problemler üzerinde durarak alman ve alınacak olan tedbirler, çalışmaların istikameti, yardımlar vesair hususlarda etraflı bil­gi verilecek, bu vesile ile bir kere da­ha her memleket, vatandaşlarının alâ­kalarını çocuk koruma hareketi üze­rine çekeceklerdir,

Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu da, günün önemini Ankara Radyosunda, mikrofona konacak bir skeç ve bir konuşma ile belirtmeye devam edecek­tir.

 Ankara :

Bugün şehrimize gelmiş olan İngiltere Harbiye Vekili Mr. Anthony Head öğ­leden sonra tetkik ve temaslarına bağ­lamıştır.

Mr. Head saat 15 te Atatürk'ün geçi­ci kabrini ziyaretle bir buket koy­muş ve saygi duruşunda bulunduktan sonra Çankaya'ya giderek Riyaseti-cumhur defteri mahsusunu imzalamış­tır.

İngiltere Harbiye Nazırı saat 15,30 da Millî Savunma Vekili Kenan Yümaz'ı makamında ziyaret etmiş ve kendisiy­le bir müddet görüştükten sonra Er­kânı Harbiye Riyasetine bir ziyaret yapmıştır.

İngiltere Harbiye Nazırı saat 16 da da Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü'yü makamında ziyaret etmiştir.

Millî Savunma Vekili Kenan Yılmaz saat 18,30 da İngiltere Harbiye Nazı­rının ziyaretini iade etmiştir.

 Silivri:

(Millî Savuiîma Temsil Bürosundan bildiriliyor): Şiddetli bir hava muhale­feti ve yağmur altında taarruzlarına devam eden kırmızı kuvvetler, mavi­nin inatçı savunması karşısında hare­kâtı inkişaf ettirmek için büyük gay­ret sarf etmektedirler.

Kırmızı kuvvetler, Çorlu - Seymen İs­tikametinde ilerlemiş ve Seymen'i çe­tin savaşlardan sonra saat 16 ya doğ­ru zaptetmişlerdir.

Dün gecedenberi yağan yağmurun, araziyi harekâta elverişsiz kılması yü­zünden, kırmızı zırhlı birliklerin taarruzu, bilhassa yollarda inkişaf etmek­tedir.

Hava harekâtı da, devam eden şiddet­li yağmur yüzünden biraz aksamakla beraber, kırmızı uçaklar çeşitli keşif ve destek uçuşları' yapmışlardır.

Mavi tarafın elinde bulunan. Kavala bölgesine çıkarma yapmak üzere bir mütt&fik anfibik konvoyun dün Güney Ege'den, Kuzeye doğru seyrettiği bildirilmişti. Manevra icabı kısa bir za­man için maviyi temsil ettiği farzedi-len bu anfibik kuvvete muhriplerimiz taralından dün gece Limni sularında taarruzlar tevcih olunmuştur. Bu taarruzî hareketi müteakip, muhrip fi­lotillalarımız müttefik anfibik konvo­yuna iltihak ederek, bu konvoyda em­niyet görevleri almışlardır.

Sabaha karşı, Kavala bölgesine yapı­lan çıkarma harekâtı esnasında, muh­rip filotillalarımız müttefik kuvvetlerle birlikte topçu ateşi desteği ve deni­zaltı emniyeti görevine iştirak etmiş­lerdir. Çıkarma harekâtını müteakip, muhrip filotillalarımızdan birisi Kavala'dan güney Eğeye inen bir kon­voyu, diğeri ise çıkarma harekâtına iş­tirak eden müttefik kruvazörünü em­niyete alarak Suda istikametinde ha­reket etmişlerdir.

Diğer taraftan, Boğazlarda regler ara­ma ve tarama, karakol servisleri de­vam etmektedir.

 Ankara :

İngiltere Harbiye Nazırı Mr. Anthony Head refakatinde Lady Head ve mai­yeti olduğu halde, bugün saat 12 de hususî ugağiyle Atina'dan şehrimize gelmiştir.

İngiltere Harbiye Nazın Etimesgut as­kerî hava alanında Millî Savunma Ve­kili ve Bayan Kenan Yılmaz, Millî Sa­vunma Vekâleti Müsteşarı Korgeneral S. Selışık, Erkânı Harbiye Harekât Başkanı ve Bayan İsmail Hakkı Tuna-bûylu, kara, deniz ve hava kuvvetleri kurmay başkanları ve eşleri, Garni­zon Komutanı, Erkânı Harbiye Haber Başkanı ve e?i, Merkez Komutanı, İn­giltere Büyük Elçisi ve Lady Helm. ile Büyük Elçilik mensupları tarafın­dan karşılanmıştır.

Hükümet adına Protokol Umum Mü­dürlüğünden Refik İleri Mr. Anthony Head'e hoş  geldiniz demiştir.

Bayan Kenan Yılmaz Lady Head'e bir buket vermiştir.

İngiltere Harbiye Nazın selâm resmini ifa eden ihtiram kıtasını teftiş ettikten sonra kendisiyle görüşen Anadolu Ajansı muhabirine şunları söylemiş­tir:

Türk resmî ve askerî şahsiyetleriyle umumî mahiyetteki meseleleri görüş­mek üzere memleketinize geldim. Bu münasebetle şunu ifade etmek isterim ki güzel memleketinizde bulunmaktan fevkalâde memnunum.

Memleketinizde dört gün kalarak muhtelif temaslar yapacağım.»

 İstanbul:

Hükümetimizin davetlisi olarak geçen çarşamba günü, Fransız Başvekili ile birlikte memleketimize gelmiş bulunan Fransız Dışişleri Vekili Bidault bu sa­bah saat 8.30 da zevcesi ve maiyetiyle birlikte uçakla İstanbul'dan aynlmış-tır.    

Fransız Dışişleri Vekili hava alanında istanbul Vali ve Belediye Reisi Ord. Prof. Gökay, Vali Muavini Fuat Alper, Merkez Komutanı Tuğgeneral Kâzım Demirkan, Fransız Büyük Elçisi Tarbe de St. Hardouin ve eşi, Fransız Büyük Elçiliği ve konsolosluğu mensupları teşyi etmişlerdir. Vali ve Belediye Reisi Fransız Dışişleri Vekilinin karısına Başvekil Adnan Menderes'in zevcesi tarafından hediye edilmiş olan sırma işlemeli bir masa örtüsü ve bir buket takdim etmiş, ek­selans Bidault da Prof. Gökay'a imza­lı bir resmini hediye etmiştir. Resmin üzerindeki ibarede Fransız Dışişleri Vekili, İstanbul'da kendilerine göste­rilen samimî kabule karşı kalbî ve dostane teşekkürlerini ifade etmekte­dir.

Fransız Dışişleri Vekili Bidault, hare­ketinden evvel kendisiyle konuşan Anadolu Ajansı muhabirine şu beyanatı vermiştir :

«Ankara konferansı, Orta Şarkın mü­dafaası, Avrupa'nın umumî durumu ve müstakbel hâdiselerin muhtemel gelişme ihtimalleri hakkında Paris'te varılmış olan görüş birliğini bir kere daha teyit etmiştir.

Atlantik camiası içinde anlaşma tam mânasiyie tahakkuk etmiş bulunmak­tadır.

Ankara'da Türkiye ile Fransa arasın­daki dostluk bağlarının kuvvet ve sağlamlığının Avrupa ve dünya sul­hunun temel unsuru olduğunu müşa­hede ettik.

Günün siyasî hâdisesini teşkil eden, bir "Büyükler Konferansı ve bu hu­sustaki Sovyet notası hakkında kendisine sorulan suali Fransız Dışişleri Vekili şöyle cevaplandırmıştır :

«Bir beşler konferansı gerek hususî bir siyasî konferansın mevzuunu teşkil eden Kore sulhu, gerekse Almanya me­selesinin halli için toplantı yapılması teklifine Rusya'nın vereceği cevaba bağlı bulunmaktadır.

Üç büyükler şu anda Rus notasına ve­rilecek cevabı müzakere etmektedir­ler. Bir kapı ya açık ya kapalı tutulmalıdır, deniliyor. Fikrimce kapı ka­palı bulunmadığına göre açık tutul­malıdır.

7 Ekim 1953

 Ankara :

Dün şehrimize gelmiş    olan    İngiltere Harbiye Nazırı Mr. Anthony Head ve

Lady Head şereflerine Millî Savunma;. Vekili ve Bayan Kenan Yılmaz bugün saat 13 te Ankarapalasta bir ,y.emek vermiştir. Yemekte Başvekâlet müsteşarı, gene­raller ve İngiliz Büyük Elçiliği men­supları eşleriyle birlikte hazır bulun­muşlardır.İngiliz Harbiye Nazırı bugün öğleden. evvel şehrimizin muhtelif yerlerinde gezintiler yapmıştır.Mr. Anthony Head, öğleden sonra sa­at 16 da, beraberinde Lady Head ve1 mihmandarları olduğu halde, Arkeolo­ji müzesine gitmiş ve Hitit eserleri üze­rinde alâkalılardan İzahat alarak hay­ranlığını ifade etmiştir.

8 Ekim 1953

 Ankara :

Birkaç gündenberi şehrimizde tetkik­lerde bulunan İngiltere Harbiye Nazı­rı Mr. Anthony Head bugün saat 15’de Ankarapalasta bir basın konferansı tertip etmiştir.

Mr. Anthony Head yerli ve yabancı Ajans ve basın mümessillerinin hazır" bulunduğu bu basın konferansında ez­cümle şunları söylemiştir :

«Türk hükümetinin nazikâne davetine icabet ederek memleketinize gelmiş bulunuyorum.

Gerek şahsım ve gerekse .eşime hükü­met adamlarınız ve Türk milletinin, gösterdiği sıcak hüsnü kabule derin minnettarlığımızı ifade etmek isterim.

Ziyaretimin gayesi resmî olmamakla beraber Orta Doğunun savunması ve Nato'yu alâkadar eden meseleler üze­rinde devlet adamlarınızla müzakere­lerde bulunmaktı. Nitekim Başvekili­nizle, Dışişleri Vekilinizle, Millî Sa­vunma Vekiliniz ve Erkânı Harbiye mümessillerinizle görüşmeler yaptım.

Beni ziyadesiyle memnun ve mütehas­sis bırakan bir hususa bilhassa işaret etmek isterim. O da, gerek Batı ve gerekse Orta Doğunun savunması hu­susunda Türkiye'nin tam bir azim ve gayretle ilerlemekte olmasıdır. Gezdi­ğim bütün askerî müesseselerde Türk subay ve erlerinin kendilerinden bek­lenenden fazlasını daima yapmaya amade olduğunu bizzat müşahede et­tim.

Bilhassa  Amerikan  askerî yardımının yerine sarfedilmiş olması hususunu ve hu modern vasıtaların kullanılmasında personelin göstermiş olduğu gayretin ' 'büyüklüğünü    bizzat     görmekle   çok memnun kaldım.

Diğer taraftan ben askerî müessesele­ri gezerken eşim içtimaî müesseseleri, hastahaneleri ve çocuk yuvalarını zi­yaret etti. Buralardaki fevkalâdelik te takdire şayandır.Kore'de çarpışan Türk tugayı hakkın­da gerek İngiliz milletler camiasından, gerekse Birleşmiş Milletlere mensup birçok kimselerden çok iyi şeyler isîtmistim. Bu defa Türk askerini gör­dükten sonra bunun mânasını daha iyi anlamış bulunuyorum.

Sözlerimi bitirmeden evvel bize karsı gösterilen büvük misafirr>erverliğe bil­hassa teşekkür etmek isterim, Bundan sonra Mr. Anthony Kead ga-zeteoiler tarafından sorulan muhtelif sualleri cevaplandırmıştır.

"Jn'gİltere Harbiye Nazırı yarın sabah saat 9,00 da uçakla İzmir'e hareket pdecek ve oradan İstanbul'a gidecektir.

 Ankara :

Hükümetimizin misafiri olarak birkaç gündenberi şehrimizde bulunan İngil­tere Harbiye Nazırı Dr. Anthony Head. "beraberinde eşi olduğu halde hususî uçağı ile bu sabah saat 9 da İzmire hareket etmiştir.İngiltere Harbiye Nazın Etimesgut -askerî hava alanında Millî Savunma Vekili ve Bayan Kenan Yılmaz, Harekât Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu ve Bayan Tunaboylu, Ha­va Kuvvetleri Kurmay Başkanı Korgeneral Asım Uçar ve Bayan Uçar, -Garnizon Komutanı Tümgeneral Mit­hat Akçakoca, Kara Kuvvetlerinden Tümgeneral Aytepe, Deniz Kuvvetle­rinden Tuğamiral Şeref Karapınar, Erkânı Harbiye Haber Başkan Vekili Kur. Alb. Salâhattin Tokay, Merkez Komutanı Albay Hidayet Baştuğ ve Erkânı Harbiye Protokol Şubesi Mü­dürü Kur. Binbaşı Samet Kuşçu tara­fından uğurlanmıştır.Hükümet adına Protokol Umum Mü­dürlüğünden Refik İleri İngiltere Har­biye Nazırına ve egine 4yi yolculuklar dilemiştir.

9 Ekim 1953

 İstanbul:

Uzun zamandanberi ilgililer tarafından İstanbul ve Ankara radyolarının kış programları üzerinde yapılan çalışma­lar neticesinde hazırlanan yeni prog­ramların tatbikine H Ekim Pazar gü­nünde nitibaren başlanacakta. Bu hu­susta İstanbul radyosu Müdür Vekili Cevdet Çağla, kendisiyle konuşan Anadolu Ajansı muhabirine şu malû­matı vermiştir:

«İstanbul ve Ankara radyolarının II Ekimden itibaren tatbik edilecek yeni programları, her iki radyonun da birbirini tamamlayıcı vasıfları gözönünde tutularak hazırlanmış bulunmaktadır. Bu suretle şimdiye kadar, dinleyicile­rin haklı şikâyetlerini mucip olan te­dahüllere yer verilmeyecektir. Ayni sa­atte her iki radyoda Türk musikisi çalması veya konuşma yapılması gibi program çatışmaları önlenecektir.

Yeni programda gerek Türk müziği, gerekse Batı müziği yayımlarının da­ha alâka çekici, ciddî ve terbiyevî ma­hiyette olmalarına dikkat edilecektir.

Türk musikisinde esaslı bir tasfiye hareketine başlanmıştır.

Radyoda ancak, Türk musikisinin gele­neğine uygun kaliteli eserlere yer ve­rilecek ve bu müzikte halkımıza, Türk musikisine bihakkın vâkıf kıymetli sa­natkârlardan dinletilecektir. Radyoda piyasa ağzı şarkıların söylenmemesi­ne bilhassa dikka tedilecektir. Yeni programda yapılan mühim bir değişik­lik, Türk müziği seansları sürelerinin kısaltılarak sıkıcı olmalarının önlen­mesi, buna mukabil seans miktarını arttırarak tenevvüün teminine çalışıl-

Muhterem misafirlerimiz ve refikaları istasyonda Başvekil Adnan Menderes ve refikası Berrin Menderes, Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü ve refikası Bayan Behice Köprülü, Dışişleri Ve kâletî umumî kâtibi Büyük Eki Cevat Açikahn, Başvekâlet Müsteşarı Ahmet Salih Korur. Paris Büyük Elçimiz Nu-man Menemencioğlu, Dışişleri Vekâle­ti müsteşarı Nuri Birgi, Protokol umum Müdürü T.ovfik Kâzım Kemahlı, Bi­rinci Daire Umum Müdürü Talât Mi­ras. Ankara Valisi Kemal Aygün, Be­lediye Reisi Atıf Benderlioğlu, Garni­zon ve Merkez Komutanlaiiyle Emni­yet Müdürü ve Fransız Büyük Elçiliği erkânı  tarafından  karşılanmışlardır.

Başvekilimizin ve Dışişleri Vekilimi­zin muhterem misafirlerle el sikişma-Sjndan sonra Bayan Menderes ve Ba­yan Köprülü de muhterem' misafirle­rimizin refikalarivle görüşmüşler ve kendilerine birer buket vermişlerdir.

Muhterem misafirlerimizi karşılama­ya gelenlerle Fransjz Başvekili ve Dış­işleri Vekilinin refakatlerinde bulunan zevat tanıştıktan sonra bandonun çal­dığı Fransız ve Türk millî marşları dinlenmiş, müteakiben selâm resmini ifa eden ihtiram kıtası tefti? edilmiştir.

Muhterem misafirlerimiz Türk ve Fransız bavraklariyle süslenmiş, istas­yonda toplanan halkın alkışları arasında istasyon meydanma çıkmışlar, tezahüratta bulunan halkı selâmlıya-raîc otomobillerle Ankara palasa hare­ket olmasıdır. Buna göre Türk müzi­ğinde solo seansları 15, topluluklara ay­rılan seanslar da 30 dakikayı geçmiyecektir.

Klâsik Batı müziği mevzuunda ise bu müziği halka sevdirecek, daha popüler eserlerden müteşekkil programların •tertibi yoluna gidilecektir.

Hafif Batı müziği neşriyatımızı yeni gelen ve yakında yeniden gelecek olan plâkların yardımı ile de büsbü­tün genişleteceğiz.

Radyomuzun konuşmalara ayrılan sa­atlerinde daha ciddî, terbiyevî ve alâ­ka çekici mevzulara yer verilecek ve konuşanların seslerinin de radyofonik olmasına dikkat edilecektir.

Temsil saatlerinde de dünyaca tanın­mış tercüme veya kaliteli telif eserler oynanacaktır.»

10 Ekim 1953     

 Ankara :

İstatistik Umum Müdürlüğü memleke­timizin sosyal bünyesini her bakım­dan tetkik edebilmek gayesiyle nüfus hare-ketlerî adı altında yeni bir kitap neşretmiştir. 1S38 ilâ 1951 seneleri ara­sındaki nüfus hareketleriyle evlenme, boşanma ve ölümleri mukayeseli ola­rak gösteren bu kitap İstatistik Umum Müdürlüğü tarafından halkımızın isti­fadesine arzedilmiş bulunmaktadır.

Geçmiş yıllarla mukayeseli ojarak neşredilen rakamlara göre, 1951 sene­sinde memleketimizde evlenme memurları marifetiyle, "52,615» çift ev­lenmiş, «8.832» çiftin boşanmaları hük­me bağlanmış ve 63 il merkezinde «29.239» erkek, «23.556- kadın olmak üzere "52.795»  vatandaşımız ölmüştür.

Başlıca büyük şehirlerimizden İstan­bul'da evlenenlerin sayısı 1950 ye nisbetle inkişaf göstermiştir.    İstanbul'da de ..10.057»  çift evlendiği halde de bu rakam  «10.640»  a yüksel­miştir. Ankara'da ise evlenenlerin ade­di 1950 de «3.019» 1951 de 3.270» tir.

İzmir'de .evlenenler son iki yıl zarfın­da hayli yükselmiş bulumu 3.ktadır. 1950 de «3.599» çifte mukabil 1951 de «4.084" ü bulmuştur. 1951 yılında en çok boşanma kaydedilen yer İzmir ol­muştur. 1950 de «859» çift, 1951 :de «981» çift, ikinci olarak 935 çift te İs­tanbul, üçüncü olarak ta «551» çiftle Ankara gelmekte ve bunu Balıkesir, Aydın, Kütahya, Muğla, Tekirdağ ve Zanguldak takip etmektedir.

Ölümlere gelince, il merkezleri ve ölüm yerleri itibariyle tanzim edilen is­tatistiklere göre, 1951 senesinde en fazla ölüm hâdisesi vukua gelen şe­hirlerimizin başında ..8.053» kadın, «6.770» erkek olmak üzere «14.823» ki­şi ile İstanbul, 2.637 erkek, 2.041 ka­dınla Ankara, 2.208 erkek, 1.393 ka­dınla İzmir, 1.136 erkek, 1036 kadmla. Bursa gelmekte ve bunu Konya, Sey­han ve Samsun takip etmektedir.

 Ankara :

Türk - Bulgar hududunun yeniden açılması dolayısiyle Bulgaristan tari­kiyle yapılmakta olan eşya nakliyatı­na tatbik edilecek tarifeleri ve bu nak­liyatın iktisadî ve ticarî şartlarını müş­tereken tesbit etmek üzere Türk-Yu-nan ve Bulgar demiryolları temsilcile­rinin iştirakiyle İstanbul'da yapılan konferans neticesinde her üç idare arasında müştereken tatbik edilmek üzere doğru bir tarife tesis edilmiş ve memleketimizle Avrupa memleketleri arasındaki ticarî münasebetleri kolay­laştırmak maksadiyle bazı tedbirler ittihaz edilmiştir.

Bu tarifenin kısa bir zamanda yürür­lüğe girmesi için çalışılmaktadır.

1/10/1953 tarihinden itibaren yürürlü­ğe girmek üzere 202 numaralı kömür nakline mahsus tarifede değişiklik ya­pılmıştır. Bu değişiklikle tarife birket ve kömür tozuna da teşmil edilmiştir. Bu suret­le bu iki madde linyit v.e kok kömür­lerine mahsus tenzilâttan istifade edil­mektedir.

1/10/953 tarihinden itibaren yürürlüğe girmek üzere Erzurum - İskenderun arasında tatbik ve İran transit nakli­yatına mahsus 270 numaralı özel tari­fede değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklikle, bir yıl zarfında en az bes bin ton veya daha fazla nakliyat yaptıranlara nakil ücretinin yüzde 10 unun geri verilmesi kabul edilmiştir. Bu suretle İran transit nakliyatı için her türlü kolaylık sağlanmış bulun­maktadır.

 İstanbul:

Trakya manevralarını takip etmek üze­re memleketimize gelmiş olan Nato müdafaa koleji mensupları bugün saat 9.1ü da iki uçakla Paris'e mütevecci­hen, istanbul'dan ayrılmışlardır.

Hareketinden evvel Anadolu Ajansı muhabiriyle konuşan Amiral Limonier, şunları söylemiştir :

«Nato Müdafaa Kolejinin 12 memleke­te mensup dördüncü devre talebelerin­den müteşekkil 70 kişilik bir heyetle,Trakya manevralarını takip etmeküzere memleketinize gelmiştik. Bugün,güzel yurdunuzdan ayrıldığımız şu an­da intihalarımız tarif edemiyeceğimizkadar iyidir. Gördüklerimizden çok is­tifade ettik. Nato kuvvetlerinin butatbikatında müşahede ettiğimiz işbir­liği ve ahenk bizim için büyük bir zevkkaynağı olmuş ve müstakbel çalışma­larımız için azim ve kuvvetimizi art­tırmıştır.

11 Ekim 1953        

 Adapazarı:

Adapazarı şeker fabrikası, bugün Rei­sicumhurumuz Celâl Bayar'm ve Baş­vekilimiz Adnan Menderes'in huzuruy­la igletmeye açılmıştır.

Açılış töreninde bulunmak üzere Rei­sicumhurumuz Celâl Bayar, bu sabah saat 9 da İstanbul'dan otomobille Ada-pazarı'na hareket etmiştir.

Başvekilimiz Adnan Menderes de, İş­letmeler Vekili Sıtkı Yırcalı, menuslar ve basın temsilcileriyle saat 9.30 da uçakla Ankara'dan hareket etmiş, bir saat sonra Arifiye'ye varılmış ve Rei­sicumhurumuzu karşılamak üzere yola çıkılmıştır. Başvekilimiz Adnan Men­deres, Reisicumhurumuzu Derbent'te karşılamıştır.

Bundan sonra gittikçe büyüyen muaz­zam bir kafile halinde Adapazarı'na hareket edilmiştir. Gerek Reisicumhu­rumuz, gerekse Başvekilimize yol boyunca sokaklara dökülen halk kalaba­lığı içten gelen sevgi ve saygı tezahür­lerinde bulunmuştur.

Adapazarı'na girildiği zaman bu teza­hürat son haddini bulmuştur. Adapa-zar'lılar sokaklara dökülmüş ve şehri, bir bayram havası kaplamıştır. Halk Reisicumhurumuzla Başvekilimizi «Ya­şa, varol» nidalariyle istikbal etmiş­tir.

Reisicumhurumuz ve Başvekilimiz şe­hir methalinde askerî bir kıta tarafın­dan selâmlanmıştır. Bundan sonra, yi­ne halkın coşkun tezahürleri arasında, belediyeye gidilmiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, beledi­ye binasının balkonundan karşıdaki büyük meydanı hıncahınç dolduran vatandaş topluluğuna hitaben bir nu­tuk söylemiştir.

Bundan sonra alkışlar arasında Baş­vekilimiz Adnan Menderes söz alarak bir hitabede bulunmuştur.

Reisicumhurumuzla Başvekilimizin hi­tabelerinden sonra fabrika binasına gidilmiştir. Burada şeker şirketi Umum Müdürü Baha Tekand, fabri­kanın hususiyetlerini belirten bir nu­tuk söylemiş, İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcaiı da alkışlar arasında hüküme­tin iktisadî politikasını ve sınaî kal­kınmayı izah eden bir hitabede bulunmuştur.

Bunu müteakip şeker fabrikasının kuşat resmi yapılmış ve Reisicumhu­rumuz kurdelâyı kesmiş ve fabrika misafirler tarafından gezilmiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar ve Ba§-vekilimiz Adnan Menderes, İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcaiı, mebuslar ve basın temsilcileriyle beraber uçakla Ankara-ya dönmüşlerdir.

12 Ekim 1953

 İstanbul:

İŞ Bankasının davetlisi olarak memle­ketimizin muhtelif istihsal ve ticaret merkezlerini ziyaret etmek üzere İn­giliz, Fransız, İtalyan, Alman, Belçika, İsveç, Hollanda, Yunan ve Yugoslav bankaları erkânından mürekkeo 14 kişilik bir grup şehrimize gelmiştir. Bu­gün İstanbul'un görülmeğe değer yer­lerini gezen misafirler şerefine bu ak­şam İş Bankası murahhas âzası Uzeyir Avunduk tarafından Taksim gazi­nosu hususî salonunda bir yemek verilmiştir.

Avrupa'nın belli başlı bankalarını temsil eden bu grup, yarın öğleden sonra İzmir, Adana, Mersin, Ankara ve Bursa'yı ziyaret etmek üzere hususî "bir uçakla şehrimizden ayrılacaktır.

Muhtelif memleketlere mensup mes-lekdaşlar arasında çok samimî bir ha­va içinde geçen toplantıda Üzeyir Avunduk, kıymetli misafirlere aşağıda­ki hitabede bulunmuştur :

Sayın misafirlerimiz ve kıymetli meslekdaşlarımız,

Bankamızın 30 uncu yılına girmesi mü­nasebetiyle tertip eylediğimiz memle­ket gezisine iştirak etmek üzere vaki olan davetimize, uzun bir yolculuğun, yorgunluklarını göze alarak iştirak etmek lûtfunda bulunan sizlere hararet­le teşekkür eder ve hoggeldiniz diyerek hürmetle selâmlarım.

Avrupa'nın belli başlı malî müessese­lerinin değerli mümessillerini, Türki­ye hakkında beslenen yakın alâkanın "bir tezahürü olarak bu masa etrafın­da toplanmış görmekle memleketim namına haklı bir gurur duyduğumu burada tebarüz ettirmek isterim.

Bu gece sîz sayın misafir ve meslekdaşlarımızla beraber bulunmamız ve­silesiyle müessesemiz için çok kıymetli olan bir hâtıraya kısaca temas etmek-liğime müsaadenizi rica edeceğim. Bankamız 26 Ağustos 1924 tarihinde Atatürk'ün direktifi ile hâlen Cumhur­başkanımız olan sayın Celâl Bayar'm idaresinde kurulmuştur. Müessesemiz için birçok bakımdan yüksek mânası olan bugünü hatırlamak bizim için mesut bir ananedir.

Bu defa bankamızın 30 uncu iş yılma girmesi münasebetiyle bu fırsattan is­tifade ederek kendileriyle yakinen teş-Tİki mesai etmekte olduğumuz siz kıy­metli m eslekdaslarımızı bir tetkik ge­zisi irin memleketimize davet etmiş bulunuyoruz. Bu suretle memleketimi­zin belli başlı ticaret ve istihsal mer-

kezleri hakkında yakinen bilgi edin­menizin memleketimiz iktisadiyatına büyük faydalar sağlayacağına inanı­yoruz. Esasen memleketlerimiz arasındaki karşılıklı ticaretin son seneler zarfın­da gösterdiği büyük inkişaflar, mües­seselerimiz arasında da daha yakın bir işbirliğini zarurî kılmaktadır. Di­ğer taraftan geniş mikyasta yapılacak işbirliği de ancak memleket ve mües­seselerimizin imkânlarını yakinen ta­nımakla mümkün olacaktır. Bu itibar­la zaman zaman yapılacak şahsî temas­ların bu işbirliğinin verimli bir şekil­de temadisini temin için büyük fayda­lar sağlıyacağı aşikârdır.

Kısa ikametimiz esnasında göreceğiniz üzere son birkaç sene zarfında memle­ketimizin iktisadî hayatında büyük tahavvüller vukua gelmiş, hassaten zi­raî istihsal ve sınaî sahada da mühim ilerlemeler kaydedilmiştir.

Birkaç sene evveline kadar hububat ih­tiyacını kısmen ithal yolu ile temin eden memleketimiz son iki sene zar­fında dünyada sayılı hububat istihsal ve ihraç eden memleketler arasında yer almıştır.

İhracat maddelerimiz arasında evvelce nisbeten küçük bir mevki işgal eden pamuk istihsali son seneler zarfında umumî ihracat maddelerimiz arasın­da ikinci mevkie yükselmiştir. Maden ve diğer ham maddeler istihsal ve ih­racında memnuniyet verici inkişaflar devam etmektedir.

İstihsal sahasındaki büyük gelişmeyemütenazır olarak memlekette sanayi­leşme ve büyük tesisler vücuda getir­me mevzularında da geniş bir hamle­ye şahit oluyoruz. Nitekim son senelerzarfında vücuda getirilen büyük tesis­ler, limanlar, elektrik santralleri, mü­teaddit sahada fabrikalar ve kara yol­ları bu cümledendir.

Bu itibarla Türkiye hâlen bir taraftan zahire ve ham madde ihracatçısı ve diğer taraftan tesisat, ekipman ve ma­mul eşya ithalâtçısı olarak ta dostları­mız için cazip bir piyasa manzarası arz etmektedir.

Kısa ikametiniz esnasında memleke­tin muhtelif merkezlerinde yapacağınız tetkikler neticesinde bu hususları yamüşahede  edeceğinizden eminim.

Çok kıymetli zamanlarınızdan 12 gün­lük bir kısmını memleketimizin iktisa­dî etüdüne tahsis eylemek suretiyle gösterdiğiniz yakın alâkaya Türkiye İş Bankası adına bilhassa eok teşek­kürler eder ve kadehimi sayın meslek-daslarımizm sıhhat ve afiyetine kaldı­rırım.»

Yabancı banka mümessillerinin İstan­bul ticaret mahafili ile temasları yurt seyahatlerinden şehrimize avdetlerinde yapılacaktır.

13 Ekini 1953

 Ankara :

Ankara, hükümet merkezi oluşunun 30 uncu yıldönümü bugün parlak bir tö­renle idrâk etmiştir. Bu münasebetle şehir baştanbaşa bayraklarla donatıl­mış bulunuyordu.

Kutlama törenine bu sabah saat 9 da Atatürk'ün muvakkat kabrine Adalet Vekili Osman Şeyki Çiçekdağ, mebus­lar, Ankara Valisi, Belediye Reisi, Vi­lâyet ve Belediye erkânı, il genel mec­lisi ve belediye meclisi azaları, An­kara üniversitesi ve talebe teşekkül­leri temsilcileri, siyasî partiler, Ankara il başkanları, Ankara Gazeteciler Bir­liği temsilcileri, Ticaret Odası ve es­naf dernekleri temsilcileri, işçi sendi­kaları temsilcileri, Ankara kulübü mensupları, Ankara Turizm Derneği mümessillerinden müteşekkil bir he­yetin buketler koyarak saygı duruşun­da bulunmasiyle başlanmıştır.

Müteakiben bu heyet ve kalabalık bir halk kütlesi topluca Ankara kalesine gitmişler ve burada bando İstiklal marşı çalarken iki efe tarafından ka­leye bayrak çekilmiştir.

Bundan sonra efeler tarafından millî oyunlar oynanmış ve grup arasından seçilen 16 kişilik bir heyet Belediye Reisi Atıf Benderlioğlunun riyasetinde devlet büyüklerimize ve Ankara vali­sine tebrik ve teşekkür ziyaretinde bu­lunmuştur.

Saat 12 de Belediye Reisi şehir adına yapılan ziyaretleri kabul etmiştir.

14 Ekim 1953

 Mersin :

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, bugün uçakla Adaııa'ya ve ora­dan da Tarsus yoliyie şehrimize gelmiştir.

Adana hava meydanında, Mersin ve Tarsusluların iştirakiyle coşkun teza­hüratla karşılanan Meclis Reisi, Ada­na belediyesinde kısa îstirahati sırasın­da memleket meseleleri üzerinde bir hasbıhal yapmıştır.

Yol boyunca ve Yenice'de toplanmış bulunan köylülerle konuşan Meclis Reisi, Tarsus'taki konuşmasında, millî birlik üzerinde durmuş ve demiştir ki:

«Bu millî birlik, yalnız Çukurova'nın değil, Türk milletinin en büyük mes­nedi ve itibar kaynağı olmaktadır. Bu­günkü sulh ve medeniyet dünyası için­de, sulh için toplanan medenî âlem, eğer Türkiye'ye itibar ediyorsa, eğer Türk milletini sözüne güvenilir bir millet olarak kabul ediyorsa, bu, şüp­he yok ki, millî tesanüdün ifadesi ol­duğu kadar millet ve memleket itiba­rını yükseltmek hususunda gösterdiği­miz umumî ve temiz anlayıştır.»

Refik Koraltan, memleketteki umumî kalkınma hareketlerine -de temas ede­rek izahlarda bulunmuş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Emniyet ve kalkınmanın en büyük, temeli, nefiste düne ve yarma inan­maktır. Türk milleti buna karar vermiştir. Asırlar boyunca ihmale uğra­yan yurdunun, yuvasının imarını ka­rarlaştırmış ve bu imtihanı dünya kar­şısında irkilmeden geçirmiştir. Şerefi­ni, haysiyetini koruyan, istiklâl uğrun­da can vermeğe hazır bulunan bu mil­let, gerektiği zaman yurt dışında da olsa, tecavüze uğrayan haysiyetleri müdafaa için yardımdan çekinmediği­ni ispat etmiştir."

Büyük Millet Meclisi Reisi, Trasus'taki konuşmasına şu sözlerle nihayet ver­miştir :

Ticarî itibarımız yüksektir. İktisadî durumumuz inkişaf etmektedir. Öyle ki, artık burası ecnebi sermayenin da­hi büyük emniyetle çalışabileceği bir memleket olmuştur. Kim ne derse desin, memleketteki bu ileri hamle hız­la devam edecektir.

15 Ekim 1953

 Ankara:

Memleketimizin iktisadî kalkınmasın­daki mühim faktörlerden biri olan yol dâvasına, liman, iskele ve barınaklar tesisi işine hükümetimiz büyük bir hassasiyet göstermektedir. Demiryolları T.e kara yolları şebekesinin, yurdumu­zun her kösesine ulaştırılmasını ve .muhtelif liman ve iskeleler inşasını te­min bakımından Bayındırlık Vekâleti, büyük bir gayret sarfetmekte ve hâlen üzerinde çalışılmakta olan demiryolla-rımızm biran evvel tahakkuku ve ye­ni hatların ihdası ile memleketimizin büyük bir ihtiyacına cevap verecek olan limanlar inşası için hazırlamış ol­duğu programı tahakkuk ettirmekte­dir.

"Bu cümleden olmak üzere, Genç - Muş arasındaki 8 kısım halinde ve 109 ki­lometre tulûndeki parça üzerinde in­şaata hızla devam edilmekte olup 1953 yılı sonunda bu hattın alt yapı inşaatı tamamen ikmal edilmiş olacaktır.

Diğer taraftan hazırlıkları tamamlan­mış bulunan Genç'ten itibaren 35 ki­lometre ray döşeme işleri bu yıl için­de ikmal edilmiş olacak ve ayni hat üzerindeki Murat çayında 2 adet ve 100 metre açıklıktaki demir köprünün temelleri inşaatı çalışmalarına da de­vam olunacaktır.

Bu temellerde mozayik hava sistemi tatbik edilmekte olun ancak inşaatı bu yıl sonunda ikmal edilecektir. Köprü­nün demir aksamının montajı da 1954 yılma kalacağından ray döşeme işleri ayni yıl içinde bitirilecektir. Muş hat­tının işletmeye açılışını müteakip Muş - Tatvan kısmı ele alınacaktır. Bu hususta da etüd ve projeler ikmal edil­miştir.

Ayrıca Erzurum - Horasan - Sarıka­mış ve Erzurum'dan itibaren 87 kilo­metredeki Horasan istasyonunun işletmeye açılışından sonra Horasan - Sa­rıkamış arasındaki 74 kilometrelik ye­ni yol üzerinde de Aplikasyon, istik­şaf ve istimlâk gibi ihzari işlere hızla devam olunmaktadır. Bu işin de 1954 yılında ele alınarak inşaatına başlan­ması düşünülmektedir.

Diğer taraftan Haydarpaşa - Salıpaza-rı liman inşaatı faaliyetine devam edil­mekte olup Samsun limanın da müte­ahhidine ihalesi yapılmış ve şantiye hazırlıklarına başlanmıştır.

Ayrıca İskenderun limanında krom, kömür ve hububata ait inşa edilmekte olan tesislerin de ihalesi yapılmış ve müteahhit tarafından hazırlıklara baş­lanmıştır.

Haydarpaşa ve Salıpazarı liman inşaa­tında kullanılacak 17 parça vinç için firmalardan teklif alınmış olup kısa zamanda bunların ihalesi cihetine gi­dilecektir.

İzmir'de Alsancak limanı inşaatının etüd ve proje işlerine de devam olun­maktadır.

Mersin limanının ise kat'î projeleri bir Hollanda firmasına ihale edilmiş olup çok kısa bir zamanda bu projelerin ikmaline çalışılmaktadır.

Bundan başka Ereğli - Trabzon - İne­bolu ve Amasya limanları hizmete sa-lîh bir şekilde girmiş olup yalnız bu imanların üzerinde noksan işlerin ik­baline çalışılmaktadır.

Tekele inşaatında ise: Akdeniz'de, Aanya - Anamur - Taşucu ve Fenike iskeleleri ikmal edilerek işletmeye açılmıştır.

Akdenizde Marmaris iskelesi inşaatına hızla devam edilmektedir. Bu işin de 1953 yılı sonunda hizmete girmesi için çalışmalar hızlandırılmıştır.

Fethiye iskelesi inşaatı da müteahhi­dine ihalesi yapılmış olup yakında fa­aliyete geçirilecektir.

Bütün bunlardan başka Marmarada Çanakkale iskelesi işletmeye açılmış­tır. Gemlik - Mudanya - Lapseki iskeleleri inşa halinde olup bunlar da çok kısa bir zamanda hizmete girmesi için hummalı bir faaliyetle çalışma­lara başlanmıştır.

Karadenizde Akçakoca iskelesi hizme­te girmiş olup, Bulancık - Ordu - Rize-Pazar - Vakfıkebir ve Hopa iskeleleri inşaatına program dahilinde çalışıl­maktadır.

Çalışan vatandaşlarımızın sağlık ihti­yaçlarının hastalık sigortamızın hiz­metleriyle tam ve müessir bir şekilde karşılanması, ayni zamanda işletmele­rimizin iktisadî randıman ve istihsal durumlarına da müsbet bir yardım teş­kil edecek, işçinin saadet, refah ve hu­zurunu olduğu kadar işletmenin verim ve iş kabiliyetini de yükseltmeye yö­nelmiş olan iktisadî ve içtimaî kalkın­mamız, bu sahada atılacak ileri adım­lardan millî hayatımızın bütünü hesa­bına büyük değerler kazanacaktır.

Ankara hastahanesini yüksek huzuru­nuzda, aziz Türk işçisine ve millî iş hayatımıza faydalı ve uğurlu olması dileğiyle açıyorum.»

Bundan sonra Sağlık Vekili Dr. Ek­rem Hayri Üstündağ, Çalışma Vekâle­tinin işçi sağlığını koruma yolundaki "bu müsbet eserinin iftihar edilecek bir teşebbüs olduğunu belirtmiş ve bu Ve­kâletin teşebbüslerine müşabih diğer sağlık müesseselerinin Ulaştırma ve İşletmeler Vekâletleri tarafından da pek yakında tesisine şahit olacağımızı ifade ederek kurdelâyı kesmiştir.

Daha sonra hazır bulunanlar hastaha-neyi gezmişler ve alâkalılar tarafından verilen izahatı takip etmişlerdir.

17 Ekim 1953

 Ankara :

İskenderun limanı tahmil tahliye hiz­metlerinde kullanılmak üzere liman kızak sahasında Denizcilik Bankasına inşa ettirilmekte olan sekiz adet 185 er tonluk saç layterlerden üç adedi de­nize indirilmiş ve hizmete girmiştir.

Ayrıca limanın mevcut deniz taşıtla­rına ilâveten 10 adet 130 tonluk yeni gat satın alınmış ve 29/9/1953 tarihin­de liman tahmil tahliye hizmetlerine tahsis edilmiştir.

Bu suretle İskenderun limanında ssne-lerdenberi çekilmekte olan taşıt sıkın­tısı bertaraf edilmiş ve açıkta bulunan gemilerin süratle tahliyesi kolaylaştı­rılmıştır.

 Ankara :

İş Bankasının davetlisi olarak dünden beri Ankara'da bulunan Avrupa ban­kaları umum müdürleri ve müdürleri, bu sabah çeşitli temaslarda bulunmuş­lardır.

Misafirler bu arada muhtelif bankala­rı ziyaret etmişler ve Türk meslekdas-lariyle tanışarak uzun görüşmeler yapmışlardır.

Öğleden sonra saat 18 de İş Bankası Umum Müdür gör-evlisi Üzeyir Avun-duk'un bankacılar şerefine Ankarapa-lasta verdiği ve memleketimizin tanın­mış tüccarları, bankacıları, Türkiye ti­caret odaları, sanayi odaları ve ticaret borsaları birliği âzalariyle basın men­suplarının hazır bulundukları kokteyle gazetecilerin tevcih ettikleri çeşitli su­allere bankacılar tatminkâr cevaplar vermişler ve bilhassa memleketimizin içinde bulunduğu kalkınma hamlesini överek «bir haftadanberi Anadolu'ya baştanbaşa katettik. Gördüğümüz manzara bizi heyecana düşürmüştür. Tür­kiye büyük bir gelişme çığırma girmiş-miştir ve bundan büyük faydalarda elde edecektir. Bu kalkınma sanayi sa­hasında da görülmektedir. Birçok fab­rikalarınızı bu arada İş Bankasının ön ayak olarak kurduğu tesisleri ve fab­rikaları gezdik. İntibalarımız gayet müsbettir»  demişlerdir.

Belçika bankası umum müdürü de şunları ilâve etmiştir: Memleketinizin elektriklenmesi yolunda büyük proje­leriniz olduğundan haberdarız. Bil­hassa bu mevzuda memleketlerimiz si­zi desteklemek yolunda yeni kararlar almak arifesindedir.»

Bu beyanat üzerine bir gazeteci, bu destekleme kararının evvelden mi mevcut olduğunu, yoksa bu tetkik kararından sonra mı alındığını sormuş, Belçika Bankası Müdürü de, «projele­rini biliyorduk. Memleketinizi gördük­ten sonra kanaatimiz perçinleşmiştir» demiştir.

18 Ekim 1S53

 Bursa :

İş Bankasının davetlisi olarak memleketimizde bulunan muhtelif Avrupa bankaları umum müdür ve mümessillerinden müteşekkil bankacılar heyeti, "bu sabah uçakla şehrimize gelmişler­dir.

Hava meydanında, vali, şehrimiz banka müdürleri ve iş adamları tara­fından karşılanan heyet doğruca Çelik palasa gitmişler ve kısa bir istirahatı müteakip vali Cahit Ortaç tarafından verilen çayda hazır bulunmuşlardır.

Bankacılar heyeti adına, Belçika Banias mümessillerinden Henry T. Granbe, Anadolu Ajansı muhabirine verdi­ği beyanatta şunları söylemiştir:

«Yirmi sene evvel gelmiş olduğum memleketinizde, bu defa büyük ve hummalı bir faaliyet gördüm. Memle­ketinizde her şey yeniden ayağa kalk­mıştır. Ziraî ve sınaî sahalarda büyük bir inkişaf içindesiniz. Bu kalkınmayı îıayranlık. ve sevinçle karşıladık.

Kaîkınma halindeki memleketlerin me­sut dâvaları ve meseleleri vardır. Bun-laim memleketinizde başarı ile 'hal­ledileceği muhakkaktır.»

M. Granbe, muhabirimizin «Yabancı aermaye meselesi hakkında sorduğu suali aşağıdaki şekilde cevaplandırmıştır:

Şu kanaatteyim ki, Avrupa bankaları Türkiye'de iş  görmeğe amadedirler.»

19 Ekim 1953

 Antalya :

Demokrat Parti bugün Antalya'da mu­halefetin iddia ve mütalâalarına ce­vap vermek maksadiyle bir açık hava mitingi tertip etmiştir.

Bu münasebetle Devlst Vekili Celâl Yardımcı, Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü ile Ekonomi ve Ticaret Veki­li Fethi Çelikbaş beraberlerinde me­buslar ve Demokrat Parti Genel idare kurulu üyeleri olduğu halde bu sabah saat 10,30 da şehrimize gelmişlerdir.

Vekiller ve diğer misafirler Antalya hava meydanında başta mebuslar, An­talya Valisi Şefik San ve Burdur Valisi Enver Saatçıgil olduğu halde cok. büyük bir kalabalık tarafından teza­hüratla karşılanmışlardır. Otomobil ve otobüslerle meydana gelen, esnaf der­nekleri mümessilleri, ilçelerden gelen heyetler, partililer ve hak vekilleri ve diğer misafirleri şehre kadar takip et­mişlerdir.

Bir ihtiram kıtası selâm resmini ifa etmiştir.

Vekiller ve beraberlerindeki zevat vi­lâyeti, belediyeyi ve Demokrat Parti­yi ziyaret etmişler ve öğle yemeğini şehir  kulübünde yemişlerdir.

Açık hava mitingi Öğleden sonra saat 15 te Cumhuriyet meydanında yapıl­mıştır. Daha saat 15 ten evvel binler­ce kişi meydanı tamamen doldurmuş bulunuyordu.

Vekillerin ve misafirlerin buraya ge­lişi büyük tezahürata vesile teşkil et­miş ve halk kendilerini dakikalarca alkışlamıştır.

İstiklâl Marşiyle başlanan mitingte ilk sözü parti başkanı Salih Sipahioğlu almış, mitinge iştirak eden halka te­şekkürlerini bildirdikten ve vatanda­şın sağduyusuna güvenerek bu mitin­gi tertiplediklerini söyledikten sonra sözü vekillerin beraberinde bulunan Ordu mebusu Feyzi Bo2tepe, Çorum, mebusu Hakkı Yemeniciler ve Konya mebusu Himmet Ölçmen'e bırakmıştır.

Mebuslar yaptıkları kısa konuşmalar­da Akdeniz'in cesur, çalışkan ve kah­raman çocuklarına temsil ettikleri böl­gelerden selâm getirdiklerini bildir­mişler, Cumhuriyet Halk Partisinin manen ve maddeten yıkıldığım, Demokrat Parti mensuplarının kendi ara­larında böyle bir tesanüt bulundukça memlekete hizmet yolunda daha bü­yük hamleler yapacağını, Cumhuriyet Halk Partisinin tezvirlerinin millet mu­vacehesinde itibar görmiyeceğini bil­dirmişlerdir.

Bundan sonra sözü Genel İdare Kurulu üyesi ve Ankara Belediye Reisi Atıf Benderlioğlu almış ve demiştir ki: Çok muhterem Antalyalılar, Yurdumuzun güzel ve sevimli bir kîŞeşi olan şehrinizde yaptığımız bu top­lantıda sizlerle karşı karşıya görüşmek fırsatını bulduğumdan dolayı çok bah­tiyarım. Bu vesile ile hepinizi gönül­den gelen hürmet ve muhabbetlerimle selâmlarken sizlere Ankaralı hemşeh­rilerimin de yürekten gelen selâmları­nı ve sevgilerini arzsderim.

Muhterem Antalya'lılar, partimizin ku­rulduğu günden iktidara geldiği tari­he kadar birlikte geçirdiğimiz mücade­le yıllarını çok iyi hatırlarsınız. Bili­yorsunuz ki bunlar artık tarihe mal olmuştur, diye bu mücadele yıllarını tarih sayfalarına hıfzetmek istedik. 950 den beri geçen iktidar devresi esna­sında memlekette görülen mesut inki-şafın seyrine uygun bir gidişle elbir­liği, gönül birliği ederek çalışalım ve güzel yurdumuzu daha mamur ve mil­letimizi daha müreffeh bir hale geti­relim diye uğraştık. Bunun için de partiieraras: münasebatin normal ve ahenkli bir seyir takip etmesini, bu yüzden memlekette en küçük bir hu­zursuzluk meydana gelmemesini gö­nülden istedik ve karşımızdaki parti­ye dost elimizi uzattık. O günden bu­güne hâdisatın nasıl inkişaf etmekte clduğunu görüyor ve bu asil hareketi­mize muhalefet partisinin nasıl bir Şirretlikle mukabele ettiğini biliyorsu­nuz. 946 seçimlerinde milletin arzu ve iradesini giğmyerek oylarını gasbedert kimselerin o zaman gösterdikleri hu­sumet tezahürünü bugün bir gayız ve kin duygusu halinde tekrar meydana vurduklarını esefle müşahede etmek­teyiz. Bunun içindir ki onları ıslâh edinceye kadar yani bu memlekette şu­urlu, iz'anli, vicdanlı ve irfanlı,. hü­lâsa millete yakışır normal bir muha­lefet tesis edinceye kadar mücadele­mize devam etme kararını vermiş bu­lunuyoruz. Şurasını iyice bilelim ki, bugün yapıcı bir metodun takipçisi ve memleket hayrına çalışmasını bilir normal bir muhalefet karşısında değiliz. 950 nin intikamını almak birsiyle ya­nan ye kendi iktidarını sağlamak pa­hasına memlekette kıtlık olmasından tutunuz da her felâketin birbirini ta­kip etmesini istiyecek kadar gözleri kararmış ve ruhları kin ve gayız dolu bir zümre ile mücadele halindeyiz. Yerinde ve haklı bir tenkidi demokrasinin temeli sayan ve bunu memlekette tesis etmek şerefini kazanan partimizr. ve onu iktidara getiren milletimiz memleketin içinde bulunduğu bu me­sut devreyi ve şu aydınlık manzarayı dosta düşmana karşı zulmet içinde gös­termeğe çalışanları asîâ affetmiyecek­tir.

Arkadaşlar, dünyanın hiç bir yerinde muhalefet partilerinin, milletin sine­sinden çıkan iktidara methiye okudukları görülmemiştir. Fakat çalışan ve muvaffak olan bir iktidarı bu yol­dan alıkoymak için tertipler kuracak kadar muhteris, milletin arasına nifak tohumlan saçarak partileri daima hu­sumet halinde tutacak kadar tehlikeli metodlar takip eden muhalefet parti­leri de görülmemiştir.

Memleket yansın, yıkılsın ne olursa, clsun, bunu asla düşünmeyen ve hattâ iktidar sandalyesine belki merdiven olur düşüncesiyle böyle hâdiseleri dört gözle bekliyen insanlar milletten ikti­dar istemek hakkını hâiz olamazlar. Bir. millet, bütün silâhlan, yalan, tezvir, iftira, tehdit ve kin metodundan ibaret olan dünün zalimlerine memleketi tes­lim edecek kadar akimi kaybetmemiş­tir. Bunların memlekete ihanet dere­cesine varan efal ve harekâtım mil­letin gözleri Önüne sermek ve adale­tine emin olduğumuz bütün milletten hüküm beklemek vazifemizdir. Elinize Ulus gazetesini aldığınız zaman gözü­nüze ilk çarpan havadisler arasında ik­tidara geldikleri takdirde Demokrat Partiden hesap sormak meselesi var­dır.

Efendiler, siz iktidarın «geldik, geliyo­ruz, geleceğiz" sigasmı çekedurun biz sizlere şimdiye kadar verdiğimiz binlercesine ilâveten bir fazilet dersi da­ha verelim. Neyin hesabını sormak is­tiyorsanız açıkça beyan edin. İktidarı­mız devresinde bulun hesabını vere­lim.»

Müteakiben sözü D. P. Genel İdare Ku­rulu üyesi Samet Ağaoğlu almış ve Antalyalıları sevgiyle selâmladığını söyledikten sonra muhalefet günlerin­den bugüne kadar D. P. nin Türk mil­letinin his ve fikirlerine tercüman olarak tahakkuk ettirmiş bulunduğu ilerlemelere, siyasî, içtimaî ve iktisadî sahada husule gelmiş olan inkılâba kisaca temas ederek şöyle devam etmiş­tir:

"Bize vaitlerinizi yapmadınız diyorlar.Biz Türk milletine her şeyden evvel .artık hiçbir kuvvetin, hiçbir emelin geri alamıyacağı bir hürriyet nizamı vadettik. Bu vaadimizi yüzde yüz ta­hakkuk ettirdik. Dünün diktatörü ve diktatörleri, başka memleketlerdeki meslekdaşları, milletlerinin intikamı ve kinleri altında mahvoldukları halede memleketimizde basit vatandaşlar haline getirilmiştir. Onlar bugün hür­riyet yok diye bağırıyorlar. Bu mem­lekette hürriyetin mevcut olduğunun en büyük delili, dün bu memleketi hür­riyetsizlik irinde bırakım? insanların bugün vatanın her noktasında hürriyet "isteriz .diye serbestçe bağırabilmeleri­dir. Demokraside milletin itimadını kaybedenlerin hesap vermeleri lâzım gelir, milletin itimadını hâiz insanlar ve fırkaların hesabı yine seçimlerde görülür. Önümüzdeki secinıler D. P. üin hesap vermesi demektir. Türk mil­leti bu seçimlerde D. P. ye itimadını tazelediği gün ondan hesap istemek yalnız bir küstahlık olacaktır.Zafer elbette bizimdir, çünkü doğru­yuz, çünkü memleketin selâmeıi için çalışıyoruz. Hatamızı görüp tashih eden insanlarız. Zafer bizimdir, zafer bizimdir, Antalyalılar.Ekonomi ve Ticaret Vekili Fethi Çelik-baş'm konuşması: «Aziz Antalya'lılar, muhterem vatan­daşlarım,

Huzurunuzda İlk defa konuşmak şere­fine nail olduğumdan dolayı duyduğum bahtiyarlık sonsuzdur.Bu konuşmamdan faydalanarak mem­leketimizin şarkında, garbında gezerek üç buçuk yılda hükümetimiz zamanın­da kaydedilen inkişaflar: kapkara bir şekilde göstermek istiyenlere cevap vermek istiyorum. Çeyrek asırdan fazla iktidarda bulunan insanların bizim çok kısa bir zamanda eriştiğimiz muvaffakiyete varamamalarının sırrını söylemek yerinde ola­caktır. Demokrat Parti iktisadî ve malî sahalarda bu milletin engin zekâsına ve kabiliyetinde kıymet vermek ve onauygun bir program yapmakla muaz­zam bir netice almıştır.

Yıllarca çiftçinin, sanayicinin., esnafın ve tüccarın kazancına haset eden, her şeyi devlet eliyle" yapmak istiyen bir iktidar, tabiî ki bir netice alamazdı. Demokrat Parti Türk halkının kabili­yetine inanarak hususî teşebbüse ge­niş kredi imkânları vermekle, müsta­kar fiat ve gayet dinamik bir dış ti­caret politikası ile. her sahada muaz­zam bir gelişme kaydetmiştir. Buna ait ufak bir misal vereyim: 1950 yılında yüz bin ton buğday ithal etmek zorun­da kalan Türkiye bu yıl 3 milyon ton hububat ihraç edecek bir duruma gel­miş ve dünyanın dördüncü buğday ihraç .eden memleketi olmuştur. Sade­ce ziraî sahadaki inkişaflar akıllara durgunluk vermektedir. Bütün müşa­hitler buna «Türk iktisadî mucizesi» demektedirler.

Yalnız ziraat sahasında değil, sanayi sahasında da, üç buçuk yılda kaydedi­len inkişaf ziraat takiler kadar geniştir. Sanayi alanındaki inkişaf her geçen ay zarfında büyük bir temoö ile artmak­tadır.

Bu memleketi sapan ve pullukla zi­raat yaptığı devirlerde en basit âlet tamiri hususlarım bile ele almamış insanların bizleri bilgisizlikle itham edenlerin tayyare motor fabrikası yap­mak dalâletine düştükleri hepimizce malûmdur. Bu bir nevi cinnettir.

Pulluk, traktör gibi memleket ihtiyaç­larına cevap verecek bir hususun ele alınmamış olup da, ince bir teknikle geniş bir pazara muhtaç olan tayyare fabrikasını yapmak kitabisizliğin en açık delilidir.

Bizler, kredi ve fiat politik asiyle, ga­yet dinamik bir şekilde, dış ticaret politikasına hâiz olduğu ehemmiyeti vererek, gelişme imkânlarını hazırlar­ken hükümet, ezel idareler, belediye­ler, geniş yatırımlar tahsis etmek su­retiyle memleketin refah seviyesine sü­ratle ulaşmasını bir an evvel tahakkuk ettirmek istiyoruz. Hükümetiniz devlet bütçesinden köy yollarına, içme suları tesislerine her gün biraz daha artan miktarlarla yar­dımda bulunmaktadır. Onlar bu mev­zuda bir tahsis yapmışlar mıdır? Ce­vabı çok basit, hiç, amma hiç. Biz köy yollarından başliyarak liman­da yükleme işlerine kadar topyekûn bir ulaştırma politikasiyle uğraşıyo­ruz.

Biz bugün bu milletin kabiliyetine ina­nırken programımızı dört başı mamur bir şekilde tahakkuk ettirerek üç bu­çuk yıl içinde gayet iyi neticeler elde etmiş bulunuyoruz.

Diyorlar ki, hükümet boyuna yatırım yapmaktadır. Bunun karşılığını nasıl bulacak? Evet doğrudur. Dış tediyede­ki müşkülleri düşünmeden memleke­tin lâyık olduğu refah seviyesine bir an evvel ulaşmasının mücadelesini ya­pıyoruz.

Belki bugün memleketimizin geçirmek­te olduğu bir dış tediye sıkıntısı var­dır. Fakat tarih boyunca bu sıkıntıyı geçirmeyen bir devlet olmamıştır.

Biz her sahada, bu arada sağlık yo­lunda da hummalı bir şekilde çalış­maktayız. Sağlık hizmetini köylünün ayağına götürürken sulama işlerine büyük para sarfediyoruz. Yurdun her köşesinin bol ve ucuz elektriğe kavuş­ması için çalışıyoruz. Milletçe benim­senen bu azimli politikamıza devam ederek dört yıl içinde memleketimizin çehresini baştanbaşa değiştireceğiz.

Buna kaniiz. Uzun yılların iktidarını rehavet içinde geçirenler, bu kadar cevval bir politikanın mânasını takdir edemezler. Biz milletin refahını te­min yolunda dev adımlarla ilerliyece-ğiz ve yorgunluk da duymıyacağız.

Şimdi size rakamları konuşturayım : Altın stoku eridi diyorlar. Altın mik­tarı 1950 haziran ayı sonunda 122 küsur ton iken, 1953 te 127 küsur tonu bulmuştur. Yani dört küsur ton artış vardır. Resmini çekelim diyorlar.

Arkadaşlar, dünyanın hiçbir yerinde hükümete karsı böyle hareket eden muhalefet yoktur. Resmi çektirin, bu sefer tartalım ve onu da yaptırın, bu defa da tahlil edelim diyecekler. Bu milletin itimadına sahip olarak iktidara gelen bir hükümetin karşısında böy­le konuşmalar, emin olsunlar millet nazarında kalan itibarlarını yok et­mektedir.

Dış ticaretimizin mesut neticeleri ise göyledir: 1950 ithalât ve ihracatı iki milyon 473 bin 644 iken, 1952 ithalât, ve ihracatı 4.585.634 e çıkmıştır. Artış yüzde yüze yakındır.

1950 yılında dış ticaretimizin kıymeti 1.537.488 iken 1952 de bu miktar 2.572.812 yi bulmuştur.

Artık memleketimiz dünya ticaretinde mühim bir mevki almıya başlamıştır.,. Hiçbir millet kendi kaderini müstakil olarak tayin edemez. Bizim 1953 te el­de ettiğimiz buğday rekoltesini, 194&1 senesinde elde edilmiş olsaydı o zama­nın rayicine göre bize muazzam bir servet kazandırırdı. Biz her sahads. kaydettiğimiz inkişafları tesbit edip kendilerine ilân ediyoruz. Bakkal he­sabı mı veriyorsunuz? diyorlar. Cum­huriyet Halk Partisi devrinde buğda­yın tonunu 130 küsur dolardan satın alıyorduk. Bugün tonunu 70 küsur do­lardan satıyoruz. Bu miktarlar onların, zamanında kazanilsaydi, bugün hükü­metin elde edeceği kıymetin kat kat üstünde kâr temin edecektik. 1948 -1949 yılının fiatlariyle sadece buğday ihracatımız umumî ihracatımızın ye­kûnunu tecavüz eden bir döviz temin, ederdi.

İleri sürülen bir iddia da şu: Çimen­to ve lâstik darlığı vardır. Memleketi­miz bugün o kadar muazzam inkişaf­lar içindedir ki, onlardan iktidarı dev­raldığımızda mütehassısları 700,000 ton. çimento istihsal edilirse memleketin, ihtiyacına kâfidir diyorlardı. Halbuki 1953 yılının istihsal ve ithalâtı 2 mil­yon tonu aşacaktır. Bugün Antalya'da ve kazalarındaki inşaat üç beş yü ev­vel var mıydı? Bir çimento fabrikası bugünden yarma kuruluvermez. İki ilâ üç yıl zaman ister, memlekette hâlen-çimento darlığı çekiliyorsa bunun me­suliyeti memleketin bugünlerini düşü-nemiyenlerin sırtmdadır. Bugünkü ih­tiyaçları o zaman hesaplamış olsalar­dı, bugünkü sıkıntı yarı yarıya inmiş olacaktı. Kitabî olduklarını iddia .eden­lerin okudukları kitaptan anlamadıkları, bu tenkitleriyle de sabittir.Arkadaşlar, devlet idaresinin yükleri­ni omuzlarında taşımış veya taşımak iddiasında olan insanların böyle konuş­mamaları lâzımdır. Ben şahsen böyle bir konuşmaya mecbur bırakıldığım için özür dilerim. Devlet adamlarının-muvaffakiyeti kafalarında var zannet­tikleri bilgi yığınlarında değil, icraatlarınm neticesi olan eserlerde ve bun-.îsrın sonunda vatandaşların vicdan tahtını bulmak icabeder. Demokrat Partinin şiarı, 50 yılın işini 10 yıla, 5 yıla sığdırmaktır. Biz bütün milletin iyi şartlar içinde yaşamasını temin etmenin mücadelesini yapıyo­ruz. Bu işte müşkül taraflar olacaktır. Devlet idaresini kolayından alan in­sanlar elbette ki bunu anlamıyorlar ve anlamıyacaklardır. Fakat biz, hiçbir za­man onlarm politikasına sahip çıkamıyacağız. Onların bu şekildeki hare­ketleri iktisadî vakıalara vâkıf yabaneı mütehassısların hayretini mucip ol­maktadır. Biz, takip etmekte olduğu­muz politikanın tasvibini sizlerden alıyoruz. Dertlere çare bulmak yolunda çalışıyoruz ve her gittiğimiz yerde şu rr.uhteşem, mahşerî kalabalığın emsa­lini görüyoruz. Sizin teşvikkâr nazar-larmiz bizim gayretlerimizi kamçıla­maktadır. Gözleriniz niçin nurlu nurlü gülüyor, bugünden memnun, istik­bale ümitle bakıyorsunuz. İste bizim en büyük feyiz kaynağımız budur.

Hayat pahalılığı meselesine gelince, "Türkiye bugün mesut bir gelişme dev-ji içinde tonyekûn bir ferahlık devri­ce girme yolundadır. Memleketimizde işsizlik yoktur. Evvelce bir, iki liraya 3ş bulmakta güçlük çeken veya iş bu 2mıyan vatandaşlarımız bugün 5,8 ve 10 liraya iş bulabilmektedirler. Çok geniş iş imkânları açılmıştır. Müstahsil mahsulünü değer fiatla satmaktadır. Yeni yeni şirketler kurulmakta, iş hacmi devamlı bir inkişaf kaydetmektedir. İşte arkadaşlar, bu kitabî efendilere hatırlatalım ki, bu devreye iktisatta refah devri denir. Türkiye 1950 de 100 'Sin ton şeker yerken, bugün 200,000 ton şeker yemektedir. Bazı sabit gelirli vatandaşların sıkıntısı da geçmiştir. Hü­kümet bunlar üzerinde tedbir alma yo­lundadır. 1931 yılının ucuz devrinde davarının sayım vergisini ödeyemiyen hayvan sahiplerinin sürülerini dağda başıboş, sahipsiz bırakıp pazarda tahsildardan satm_ aldıklarını gayet iyi hatırlarsı­nız. İşte bu devir onların ucuzluk de­diği devirdir. Fakat bu devir biliyor­sunuz ki memleket inin felâket olmuş­tur. Demokrat Partinin polirikası bu memleketi refaha ulaştırma politikası­dır. Aziz Antalya'lılar, muhterem arkadaş­lar, rakamlara istinat ederek konuş­tum. Rakamların yanlış olduklarını id­dia ederlerse cevap vermeye hazırım. Çünkü Demokrat Parti millete hesap verme işini ilk defa ortaya koymuş olup 1950 denheri beyaz kitapla çalış­masını izah etmektedir. Halbuki 1946 dan 1950 yılma kadar olan devirde de Cumhuriyet Halk Partisi bu hesabı ver­me yoluna girmemiştir. Hepinizi mu­habbet ve hürmetle selâmlarım.Dış işleri Vekili Prof. Fuat Köprülü'nün konuşması :

Müteakiben Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü alkışlar arasında kürsüye ge­lerek, Antalya'nın geçmiş asırlarda yur­du, dış düşmanlara karşı müdafaa hu­susundaki kahramanca rolüne ve An­talya'nın 1948 danberi Demokrat Parti saflarında demokrasi dâvasının muvaf­fakiyeti uğrundaki büyük hizmetlerin­den bahsettikten sonra demiştir ki:

«Benden evvel konuşan arkadaşlarım karşımızdaki muhalefetin mahiyetini ve hakikî çehresini anlatırlarken sağ­dan soldan vatandaşlardan işittiğimiz sözler, bu izahların lüzumsuz olduğunu göstermiştir.

Çünkü sevgili vatandaşlar, sizler bu hakikatleri bizlerden daha iyi biliyor­dunuz, ben, benden evvel konuşan ar­kadaşlarımın sözlerine fazla bir şey ilâve edecek değilim. Yalnız müsaade ederseniz Demokrat Partinin mücade­le yıllarına ait birkaç meseleyi sizlere hatırlatmak isterim.

Bugün karşımızda muhalif parti teş­kilâtını ellerine geçirmiş muayyen bir zümre vardır. Herkesin çok iyi bildiği bu zümre ellerindeki neşir organlariy-le iktidar aleyhine her gün türlü türlü yalanlar, iftiralar saçıyorlar. Bunların hürriyet ve demokrasi prensiplerinin ne kadar ateşli müdafileri olduklarını görüp te şaşmamak kabil değildir. Çün­kü bunlar, diktatörlük zamanında ve tek parti devrinde değil, hattâ De­mokrat Parti kurulduktan sonra bile vıllarca diktatörlüğü, istibdadı en mübslâğalı şekilde müdafaa etmişlerdir.

Diktatörlük rejiminin 14 mayıs 1950 tarihine kadar en sadık hizmetkârları olan bu zevatın bugünkü demokrasi aşklarına inanmak için İnsanın onla­rın   bu   mazilerini  unutmak  lâzımdır. Geçen yıl kongrenizde bir reis seçmek istediniz. Hic tanımadığınız bu reisin adı geçince aranızda bir fırtına koptu. Bu fırtına hukukunuza riayet edilip edilmiyeceğinden duyduğunuz endişe­nin ifadesi idi. Arkasından bir mebu­sunuz kürsüye çıktı, reisin hüviyetini açıklayarak endişenize mahal bulun­madığını anlattı. Biraz evvelki asabi buhranlarınız bir lâhzada şuura ve sükûnete inkilâp etti. Bu ikinci nai Antalyalıların aklıseliminin bir teza­hürü demekti. Seçtiğiniz reisin dürüst bir hareketle işlerinizi gördüğüne inan­mış olacaksınız ki, kongre adına ona teşekküre karar verdiniz. Bu ikinci te­zahür ise kadirşinaslığınızın güzel bir örneği idi. İste ben Antalyalıları böy­le tanıdım ve böyle bilmekteyim.

Antalya'lılar, demek cesaretle mütehal-li, hassas insanlar, haksızlığı red, man­tık ve şuuru rehber tutan bir ruh ve kadirşinaslık manzumesi demektir. On­ları böylesine tanıyarak karşılarına çı­kabilir. Onları böyle bilerek konuşulur ve hizmet edilir. Aksine tevessül eden­lerin Antalya'da perişanlığa uğradığını görmek işten bile değildir. Fakat size haber vereyim ki, muhalefet safında böyle gafiller vardır. Daha dün birisi aranızdan geçip gitti. Antalya'nın bu/ hasletlerini bilmeden bir yığm lâf ede­rek geçip gitti. Hüsranlarına şahıs ve parti olarak bir yenisini katarak millî günahlarına bir yenisini ilâve ederek geçip gitti. İşte onun ve onun gibile­rin peşindeyiz. Onların hüsranlarım ve veballerini size anlatmak için buraya gelmiş bulunuyoruz. Memleket menfa­atlerini hiçe sayarak tuttukları yolu ve bu yola karşı ne düşündüğümüzü an­latmak için geldik. Hasılı sözde bir muhalefet partisinin mümessili, aslın­da ise, siyasî bir dervişi takip ediyo­ruz. İhtirasın gamı ile gözü bulanıp, iktidardan yuvarlanmanın elemi ile kalbi kırık, yeniden saltanata erişme­nin ateşi ile bağrı yanık, hasretkes bir partiyi ve onun hasretkeş dervişlerini adım adım takip etmek kararındayız.»

Sözlerine devam eden Celâl Yardımcı bu gibi dervişlerin muhtelif sapıklar­dan ibaret olduğunu, çalışma sistemle­rinin inkâr ve iftira üzerine inşa edil­miş bulunduğunu söylemiş ve muraka­be ve tenkit vazifelerini yaptıklarını iddia edenlerin tamamen sakat yolda İlerlediklerini kaydettikten sonra Ulus koleksiyonlarına göz atıldığı zaman bu fasit, ceridenin birinci sahifesinde her' gün hususî bir itina ile meydana geti­rilmiş bir mizampaj içinde reklâm ya­zıları büyüklüğündeki puntolarla tica­rî ve malî mevzuların çok bozuk ol­duğu iddiasının bulunduğuna rastlan­dığım söylemiş ve bu haberlere    ait manşetleri verdikten sonra demiştir ki:

«Antalyalılar, artık muhalefet diyemi-yeceğim, münkirler partisinin ortaya, attıkları bu müzevver örnekler Allanın. günü dört bir yanda bütün şeameti ve vahameti ile ilân edilmekte, memleke­tin içine ve dışına malî itibarımız böy­lesine tanıtılmaktadır. Bu nevi sözler-ve yazılar Türkiye'de Türk vatandaşın­dan nasıl sadır olabilir. Buna evvelâ şaşar, sonra da lanet edersiniz. Bul memleketin manzarası bu münkir par­tinin tasvir ettiği o meşum, karanlık ve korkunç manzara mıdır? Hangi na­muslu iktidar, bu namuslu milletin I milyar 30 milyon liralık borç içinde boğar. Sonra borç işi, memleketin için­de ve dışında a^ni şey değil mi? Yerli hangi müessese inerde veya dışarda bir milyar liralık alacağım yüzüstü bıra­kır ki, dışardaki alacaklı da bıraksın.' diyelim. Bu memlekette kanun ve ni­zam yok mu?.

Bir milyar 30 milyon liralık alacağı olan müessese, bu memleketten ka­nunlara veya hükümlere dayanarak alacaklarını dâva etmezler mî? Türki-yedeki malî tehlikeyi gören yabancı memleketler bizimle ticarî münasebet­lerini devam ettirirler mi? Halbuki he­men her gün bütün memleketlerle ha­rıl harıl alış veriş yapmıyor muyuz? Tarihte misli görülmemiş bir ticarî rezalet memleketi olarak, iftira edilen Türkiye'ye daha dün dünya bankaları müdürleri uğrar mıydı? Elbette ki ha­yır. Fakat bu müdürlerin. Türkiye'yi nasıl bir memleket olarak görüp ilân etmeleri muhalefetin Türkiye'ye ve Türk malî itibarına sürdüğü, lekeye karşı onların yüzüne indirilen şamarın en utanç vericisidir. Bu müdürler top­luluğu sdma memleket ve dünya ef­kârı Önünde beyanat veren Credito İta-liana bankası müdürü, daha dün ay­nen şunları söylemiştir :

«Türkiye'de gördüklerimiz milletinizin, yükselme gayret ve azminin bir âbide­sini teşkil ediyor. Bütün büyük şehirlerinizi ve limanlarınızı gezdik. Tüc­carlarla, sanayicilerle ve çiftçilerinizle yakından temas ettik. Bu temas neti­cesinde üzerimizde silinmez tesirler bırakan azametli inkişafınıza yakından agâh olmanın zevkini tattık. Memleke-; tinizde sadece siyasî bir inkişaf değil tâbir caizse entellektüel, moral, sosyal, malî ve iktisadî bir ihtilâl meydana ge­tirdiğinizin şahidi olduk. Daha büyük hedeflere erişme azminizi hayranlıkla müşahede ettik.

Bankalarımız nezdinde, tüccarlarımız, fabrikatörlerimiz, sanayicilerimiz ve bir kelime ile bütün milletlerimiz nez­rinde bu gördüklerimizin samimî ve dürüst birer tercümanı olacağımıza söz varıyoruz.

Antalya'lılar bu ifade realitenin ta ken­disi, yani siyaset dervişlerinin göreme­dikleri realitenin ta kendisidir.»

Devlet Vekili Celâl Yardımcı, münkir­ler partisinin gayretkeşlerinin bu ban­kacıların da yarın ya besleme, ya işten anlamaz veyahut dalkavuk olduklarını iddia edeceğini söylemiş, muhalefetin 'bu yoldaki bütün gayretlerine rağmen malî ve ticarî ve iktisadî büyük inki­şafımızın her gün artmakta olduğunu,

muhalefetin hakikatleri tahrif etmek­ten utanç duyması lâzım geleceğini "bildirdikten sonra demiştir ki:

«Antalyalılar, bilirsiniz ki eğer hükü­met ve iktidar malî buhran içerisinde olsaydı, eğer ticaret rejimi keşmekeşe düşseydi, hasılı bugünkü iktidar sebep ve illeti ne olursa olsun kendisini malî bir tehlike içinde hissetseydi veyahut bugünkü iktidarın kafası dünün işle­mez, görmez, sezmez ve anlamaz ka­fası olsaydı bu tehlikenin önüne pek kolay geçer ve işini mükemmelen hal­lederdi. Ne yapardı bilir misiniz? Dünkü beceriksizlerin yaptığını yapardı.

Yani bütçesini Halk Partisinin tuttuğu seviyede tutardı. Devlet ve köy yolları yapmıyarak, içme sularını getirtîttiyerek, sulama isine hız vermiyerek, bayındırlık bütçesini 450 milyon lira­ya yaklaştıracağına 45 milyon lirada tutarak ve pek tabiî bu arada Antal­ya'nın da gözyaşına ve feryadına bakmıyarak üç senede Antalya'ya sarfedilen 21 milyon lirayı da kısıverîrdi. Ya­rın altın yumurtlayacak tavuklar halinde memlekete feyiz ve bereket sa­çacak olan envestismanlara girmezdi..

Fabrikalar barajlar ve elektrik santral­leri yapmazdı. Memlekete hayatî ba-kumdan büyük bir ehemmiyet taşıyan ithalâta kapılarını kapardı. Traktörleri memlekete sokmaz, otomobil v.e kam­yonları yurttan içeriye almazdı. Mek­tepleri çoğaltmaz, hastahaneleri arttırmaz, orduyu cihazlandırmazdı. Yani milleti maddî ve manevî öksüzlüğe ve atalete mahkûm ederdi. Üstelik gelir fazlası da var. Doldururdu altınları Merkez Bankasına, yığardı paraları ve tahvilleri hazinenin kasasına, geçer karşısına tüttürür sigarasını, benim zengin bir maliyem var der, gel key­fim gel diye böbürlenirdi. Fakat bu­nun akıbeti ne olurdu? Ne olacak, meş­hur tarihî hikâyede adı geçen çöl sey­yahının akıbeti. Hikâyeyi nakleden Devlet Vekili, De­mokrat Partinin hiçbir zaman Halk Partisinin beceriksizliği yolunda yürü-miyeceğini, daima memleket haynna ihtiyar edilmiş ve edilecek sistemlerin isabet derecesinden bahsetmiş, hal ve hakikat bu merkezde iken bu fırsat karşısında partiyi malî sahada Öylesine anlatan muhalefetin durumundan bah­sederek sözlerine şöyle devam etmiş­tir :

"Antalya'lılar, görüyor musunuz kah­ramanları? Hem de bir avuç Gülek'i, Yalçm'ı ve Erim'i gibi demokrasi fakirinden ibaret beş on kişinin kahra­manlıklarını görüyor musunuz? Hem tenkit boğuluyor, matbuat baskı altın­dadır, murakabe yoktur deyip, hem de bunları söyleyebildiklerini gösteren gü­lünç kahramanlıklarını görüyor musu­nuz? Hayır Antalyalılar, hayır aziz yurtdaşlarım, bu adamların yazıp söy­lediklerinin hepsi bühtan, hepsi iftira­dır. İktidar mekanizması için onların dedikleri gibi, zulüm, baskı yaparak onlara bunları söyletmemek ve bunla­rı yazdırmarr.aktan daha kolay bir şey yoktur ve emin olunuz ki, böyle bir neticeyi istihsal için fazla bir külfete de ihtiyaç hissetmez. Bir tavuğa kist der gibi kist devivermek buna kifayet edeceği kadar tabansız ve korkaktırlar da, Huzurunuzda bir defa daha ilân ederim ki, bu ads:TÛar;n dediklerinden hiçbiri bu memlekette mevcut değil­dir.

Nice insanlar vardır ki, yaptıkları iş, nihayet belli ve uysal bir maddeye mahdut şekiller vermekten    ibarettir.

Fakat öğretmen, bilâkis taşkın mizaç­lar ve çeşitli zekâlar üzerinde çalışan sabırlı bîr ruh İşçisi, ince bir fikir ya-pıcısıdır. Öğretmen, mesafeler üzerin­de değil, kafaların ve ruhların derin­liklerinde keşle çıkan, oralarda meç­hul kaynakları bulan, bunlara feyizli mecralar veren yaratıcı bir sanatkâr­dır. İyi öğretmenleri olan bir millet ka­biliyetlerini hakkiyle kullanan millet­tir. İyi öğretmenden mahrum bir millet hazinelerinden habersiz yaşıyan bir topluluktur. Çünkü bir memleketin maddî ve manevî bütün zenginlikleri, ancak insan denen hakikî hazinelerin İsyıkiyle ve her devrin icabettirdiği m et odlarla işlenmesine bağlıdır.

Bunun inindir ki yeni öğretmen eski­sinden çok farklı telâkki ediyoruz. Es­kiden Öğretmenin vazifesi, bildiklerini "her hangi bir yoldan belletmiş olmak­la sona ererdi. Onun hitap ettiği tek insan melekesi rasi£ bir hafızadan iba­retti.   Bugünün    öğretmeni, insanların "bütün kudretlerine   hitap etmektedir:

İlkokuldan üniversiteye kadar, öğret­men evvelâ bir terbiyecidir. Yapmak is­tediklerini zora ve korkuya baş vura­rak değil, icabında şahıstan şahısa de­ğişen, isabetli tedbirleriyle her insa­nın kendi hürriyetleri içinde, bu hür­riyetleri zedelemeden geliştirmeği he­def tutan kimsedir. Bunun ne kadar güç olduğunu ileride göreceksiniz. Fa­kat meslek hayatınızdan kalacak en aziz hâtıralarda, yine uyandırdığınız zekâlar ve belki keyfettiğiniz dehâlar olacaktır. Onlardan kalacak iftihar duygularının hiç bir mükâfata değişilemiyeceğini sevinçli ve yaslı gözleri­nizle bir gün göreceksiniz. Bu gerçeği sizlere, bir öğretmen olarak söylüyo­rum.

Fakat yine unutmayınız ki, öğretmenin başlıca kudreti onun karakterinde top­lanır. Örnek öğretmen, dediklerini ya­şıyan insandır. Hayatiyle bilgisi ara­sında tezatlar bulunan öğretmense, millî bünve içinde tahripkâr bir insan olabilir, dimağlarda ve hadlerde tereddütler yaratabilir, etrafına yalan ve riya aşılayabilir. Bir milletin manevî yapısı, öğretmeninin manevî yapısına sıkı sıkıya bağhdır. Hasılı öyle bir meslek seçmiş bulunuyorsunuz ki, va­tanın istikbali sizin peşinizden gelecek, sizin izinizden aynlmıyacsktır.

Tekrar ediyorum, sevgili çocuklar, öğ­retmen olarak, dediklerinizi yaşamanız, sizin en tesirli vasfınız olacaktır.

Bütün bunlara mukabil öğretmeni lâ­yık olduğu hayat seviyesine bir an ön­ce ulaşmış görmek de, bizim başlıca emelimizdir.

Aziz arkadaşlarım,

Bugüne kadar başardığımız her ham­lede en şerefli pay daima öğretmene düşmüştür. Hurafelerle fedakârca ön safta boğuşan, öğretmendir. İnkılâpla­rımızı en başta benimseyen, elinde me­şalesi kütlelerin önünde koşan öğret­mendir. Her türlü kuvvetin karşısında direnmesini çok iyi bilmesine rağmen en mütevazi ferdinden sayılı cihangir­lerine kadar. Öğretmeninin önünde eği­len Türk milleti, sizlere Ödenmez min­net duygulariyle bağlıdır. Büyük Ata­türk'ün dediği gibi:

«Cumhuriyetin fedakâr muallim. ve mürebbileri :

«Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Ese­rin kıymeti, sizin meharetinizin ve fe­dakârlığınızın derecesiyle mütenasip bulunacaktır. Eğitim gayretlerimizin ilk ve son kah­ramanları olarak hepinizi muhabbetle selâmlar, yeni ders yılınızın uğurlu ol­masına dilerim. Millî Eğitim Vekilinden sonra söz alan Okul Müdürü Kemal Kaya okulun ge­çen ders yılı içindeki faaliyetini izah ederek kaç mezun verdiğine işaret et­miş ve demiştir ki:

Sayın dinliy enlerim,

Bu çatı altında ilk ve orta okullarla li­selere öğretmen yetiştiren üç öğretmen okulu birleşmiş bulunuyor. Bugün 10S ncı öğrenim yılma başlıyan müessese­mizin üzerine aldırı vazifeleri şu cüm­lelerle hülâsa etmek mümkündür :

a) İleri dünya memleketlerindeki okul anlayışına göre gelişme yoluna girmiş bulunan muhtelif kademelerdeki okul­larımızın çalışmalarını güvenle idare edecek genç elemanlar yetiştirmek,

Memleketin eğitim ve öğretim me­selelerini ineleyerek, kendi realiteleri­mize ve ihtiyaçlarımıza en uygun metodları araştırıp bulmak maksadİle ça­lışan bir laboratuar vazifesini görmek.

Öğretmenlerin meslek içinde de ge­lişmeleri için gerekli teubirleri almak,

Kendilerini öğretmenlik mesleğine ha­zırlamakta olduğumuz gençleri, millî eğitimin amaçlarını benimsemiş ve va­zife alacakları okullarda bu amaçları gerçekleştirecek bilgileri ve maharet­leri kazanmış, mesleğin kutsiyetine inanmış, araştırıcı, yapıcı, çocuğu ta­nıyan ve seven, bulunduğu muhite in­tibak edebilen ve o muhite faydalı bir şekilde müessir olacak vasıflara sahip, bilgili, ahlâklı ve idealist birer meslek adamı olarak yetiştirmekteyiz.

Okul müdürü sözlerine şöyle devam et­miştir :

Öğretmen namzetleri,

Aziz vatanımızın geleceğini hazırlaya­cak insanlar olarak sizleri selâmlıyo­ruz. Mensubiyetiyle iftihar ettiğimiz bir mesleğin ülkü arkadaşları olarak sizleri bağrımıza basıyoruz.

Tuttuğumuz yol: Memleket çocuklarını yurduna ve insanlık idealine bağlı ve faydalı birer insan haline getirme yo­ludur. Bu yolda hiç bir engelden yıl-miyacak, en çetin ruhlar karsısında bi­le son gayretinizi harcamaktan çekin-miyecek şekilde iradenizi şimdiden pe­kiştireceksiniz. Azimli, impnli ve fera­gatli insanların seçtiği yollardan biri de Öğretmenliktir.

Tahsilinizi bitirerek, elinizdeki bilgi ve imsn nuru parüdaysn meşalelerle bu yuvadan ayrılıp yurdun birer kösesine dağıldığınız zaman körnp dimağ­ları aydınlattığınız kadar köhne di­mağlara da ruhunuzdaki anten can­lılık vereceksiniz, dürüst aVılâkmjzla, sarsılmaz karakterinizle, yurda ve mil­lete bağlılığınızla, iş severîiğinizle mu­hitinize örnek olacaksınız. Yarınki Türk cemivetini hazırlamak gibi şerefli ve mesuliyetti bir isi başarmak için durmadan, duraklamadan ça­lışacaksınız. Büyük Atatürk'ün şu sözleri nurla ya­zılmış mukaddes bir kitabe gibi, dai­ma gözlerinizin önünde bulunsun :

«Milletleri kurtaranlar yalnız ve an­cak muallimlerdir. Muallimden, müreb-biden mahrum bir millet, henüz millet namın: almak istidadını kazanmamış­tır. Ona alelade bir kütle, denir, millet denemez. Bir kütle millet olabilmek için mutlaka mürebbilere, muallimlere muhtaçtır. Onlardır ki bir heyeti içti-rnaiyeyi hakikî millet haline koyarlar.

Bizim milletimiz elbette dünyanın tah­tına lâyık olmuş bir heyeti içtimaiye­dir. Fakat onu lâyık olduğu şerefli mertebeye yükseltecek sizlersiniz. Mil­let, memleket, cumhuriyet sizden yük­sek hizmet beklemektedir. »

 İstanbul:

187 komünist sanığın yargılanmasına bugün saat 14 ten itibaren İstanbul Mer kez Komutanlığı yargılama şubesinde devam edilmiştir.

Bundan evvelki celsede sanıklardan dördü reddi hâkim talebinde bulundu­ğundan bu istek. Başkan Albay Vasfi Tuncay, askerî hâkim Hasan Gürsel ve âza binbaşı Fevzi Altmoktan müteşek­kil bir üst mahkeme tarafından tetkik edilmiş bulunuyordu.

Sanıkların mahkeme salonuna alınma­sını müteakip reddi hâkim talebini in­celeyen üst mahkeme heveti yerini al­dıktan sonra, reddi hâkim talebinin, incelendiğini bildirerek bu husustaki red kararını sanıklara tefhim etmiştir.

Bu kararda, ileri sürülen reddi hâkim talebindeki esasların birer birer tahlil edilerek yetersizlikleri belirtilmiş ve Albay Yusuf Özson başkanlığındaki mahkemenin dâvava. bakmağa yetkili olduğu belirtilmiştir.Özdemir ve askerî müddeiumumi bin­başı Halil Ölçer yerlerini aldılar ve duruşmaya başlandı.

Mevkuf ve gayri mevkuf sanıkların mahkemede mevcut oldukları, sanık­lardan Hayati Denizkuşu ile İnsan Başmer'e gerekli tebligatın yapıldığı ve sanıkların kanunî mehilden sarfına­zar ettikleri anlaşıldı ve bu hususta bir ara kararı verildi.Sanıklardan bazıları tarafından tutu­lan vekillerin bir kısmının gelmemiş olduğu görülüyordu. Ayrıca sanıklar­dan Dr. Şefik Hüsnü ile Nuran B^ze-r'İn vekilliğini yapmak üzere ilgililercilerde müracaat etmiş, fakat bu hususta kendilerine henüz müsaade gelmemiş olan avukat Hakkı Dey men ile avukat Emin Abdullah Özerol'un, cevap gelene kadar salonda samiin ola­rak bulunmalarına dair de ikinci bir ara kararı verildi.

Müteakiben sanıkların hüviyetlerinin tesbitine geçildi. Sanıkların mühim bir kısmı bundan evvel komünistlik su­çundan dolayı muhtelif cezalara çarp­tırılmış bulunuyorlardı.

Sanık adedininin bir hayli kabarık ol­ması yüzünden saat 17,30 a kadar sü­ren duruşmada, ancak 126 kişinin hü­viyeti tesbit edilmiş bulunuyordu.

Vakit geç olduğundan geri kalan sa­nıkların hüviyetlerinin tesbitine yarın saat 9;30 da açılacak celsede devam edilmesine karar verildi.

20 Ekim 1953

 İstanbul:

Komünistlikten sanık 167 kişinin yar­gılanmasına bugün de sabah saat 9,30 dan itibaren devam edilmiştir.

Celse açıldığı zaman mahkeme heyeti ve iddia makamı yerlerini almış bulu­nuyordu.

Mevkuf ve gayri mevkuf sanıklar sa­londa mevcut bulunduğundan dün ya­rıda kalan hüviyet tesbiti isine devam sedildi.

Mevkuf ve gayri mevkuf sanıkların hüviyetlerinin tesbiti saat 10.15 te so­na erdi ve söz iddia makamına verildi. İddia makamını işgal eden askerî müddeiumumi Binbaşı Halil Ölçer, 112' daktilo sahifesi tutan iddianameyi oku­maya başladı.

İddianamede sanıklar teker teker ele-almıyor, parti içindeki ve dışındaki fa­aliyetleri anlatılıyor, gizli komünist partisinin kuruluş ve çalışmaları hak­kında da malûmat veriliyordu.

Sanıklar iddianameyi soğukkanlılıkla dinliyor ve sanki kendileri suçlu de­ğilmişler gibi davranıyorlardı.

Bilhassa sanıklardan Mihri Belli'nin partinin kuruluşunda oynadı­ğı mühim rol ve Dr. Sevim Tanik'm gerek yurt içinde ve gerekse yurt dı­şında yaptığı temaslar, iştirak ettiği komünist kongreler ve Doğu Almanyada yapılan komünist kongrelerinde ko­münist Nazım Hikmetle ysptığı te­maslar belirtiliyor ve diğeT sanıkların hücre faaliyetleri anlatıyordu.

İddianamenin okunmasına saat 12,30 sı kadar devam edildi ve mahkeme heye­ti iddianamenin müteakip kısmının ikinci celsede okunmasına Karar vere­rek duruşmaya saat 14,15 e kadar ara verildi.

İkinci Celse:

İkinci celseye saat 14.15 te başlanmış ve askerî müddeiumumi binbaşı Halil Ölçer iddianameyi okumaya devam et­miştir.

Geç vakit iddianamenin okunması so­na ermiş ve müteakiben askerî müd­deiumumi duruşmanın diğer safhaları­nın gizli olarak cereyan etmesi hak­kında talepte bulunmuştur.

Bu talep üzerine sanıklara söz veril­miş ve konuşan sanıklar mahkemenin alenî cereyan etmesini istemişlerdir. Bu arada taşkınlık gösteren bir sanık sa­londan çıkarıldı.

Müddeiumuminin ve sanıkların istek­lerini inceleyen mahkeme heyeti du­ruşmanın bundan böyle gizli cereyan etmesine karar vererek duruşmaya 22 Ekim Perşembe günü devam edilmek üzere celseyi saat 20,00 den sonra tatil etti.

Ceza Mahkemesince devam edildi. Bu­günkü celsede sanıkların ve vekilleri­nin taletaleri dinlendi. Hâkim, dâvanın, "bugüne kadarki duruşmaları esnasında gerek sanıklar, gerekse vekilleri tara­fından kendi hakkında gösterilen mua­mele ve izhar edilen hislerden dolayı mahkemenin bu dâvayı gereken şekil­de görebilmesi için lüzumlu serbesti­nin ihlâl edilmiş olabildiği kanaati ile dâvaya bakmaktan vazgeçti v.e dosya­yı Cumhuriyet Müddeiumumiliğine ia­deye karar verdi.

 Ankara :

Avrupa memleketleri arası kara nakli­yatı ile alâkalı meseleleri görüşmek üzere 13 - 18 ekim tarihleri arasında Brüksel'de toplanmış olan Vekiller Konferansında hükûmetimİ2İ temsil eden ve dün uçakla memleketimize av­det eyleyen Bayındırlık Vekili Kemal Zeytinoğlu kendisiyle görüşen Anado­lu Ajansı muhabirine şunları söylemiş­tir :

«Konferansa Yugoslavya hariç bütün Avrupa memleketleri iştirak etmişler­dir. 17 hükümetin vekil temsilcileriyle yapılan bu toplantıda konferansın sta­tüsünü tesbii eden protokol ve ek olarak usul nizamnamesi ittifakla kabul ve imza edilmiştir. Bundan bnşka ka­rayolu, demiryolu, su yolu nakliyatı ve her üç nakliyat şekli ile ilgili umumî mevzularda da görüşmeler olmuş ve kararlar alınmıştır.

Belçika hükümetinin heyetimize gös­terdiği alâka fevkalâde dostane ve mi­safirperver ane olmuştur.

  Mersin :

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Ko-raltan, bugün şehrimizde tetkik ve te­maslar yapmış ve bu arada Mersin spor gençlik klübünde gençlerle görüşmüş­tür.

«Açık hava ve hareket, gürbüz bir nes­lin hayat kaynağıdır» diyen ve spo­run memleketimizde daha ileri götürü­leceğini, sporda da ileri milletler ara­sındaki rnevkiimizin muhafazası için gençliğin arzularına daima ehemmiyet verileceğini sözlerine ilâve eden Ko-rsltan, bilâhare Osmaniye mahallesine giderek 160 bin liraya yapılan modern kuvayımiîliye ilk okulunun açılışın­da, heyecanlı bir hitabede bulunmuş­tur.

Memleket hastahanesi servis ve laboratuvar pavyonunun hizmete girmesi mü na$ebetiyle, yapılan törene de İştirak ederek kurdelâyı kesen Büyük Millet Meclisi Reisi, bu sağlık müessesesinin ile memlekete hayırlı olması temenni­sinde bulunmuştur.

Öğı etmenler Derneğinin verdiği çay­da, öğretmenlerle de bir hasbihal ya­pan Koraltan, muhtelif meselelere temas etmiştir.

Koraltan, yarın öğleden evvel Tarsus'a hareket edecektir.

24 Ekim 1953

 Adana :

Güney Anadolunun en münbit bölgele­rinden biri olan Çukurova'yı taşkınlar­dan korumak, sulamak, bol ve ucuz. elektrik enerjisine kavuşturmak mak­satlarına hizmet edecek olan Seyhan barajı ve hidroelektrik tesisleri inşaatı­nın temel atma merasimi yarın saat 11.15 de yapılacaktır.

Böyle mükemmel bir tesise kavuşması arifesinde bulunan Çukurovalılar bü­yük bir heyecanla törene katılacak devlet büyüklerini istikbale hazırlan­maktadır.

Bu münasebetle şehir baştan başa bay­raklarla donatılmış ve filâmalar asıl­mıştır. Civar bölgelerden muhtelif va­sıtalarla halk Adana'ya akm halinde gelmeğe başlamıştır. Yarın temeli atı­lacak olan Seyhan barajının projesi Bayındırlık Vekâleti elektrik .etüd iş­leri genel müdürlüğü tarafından Ame­rikanın tanınmış müşavir mühendis fir­malarından İnternatinonal Engineering C. O. firmasiyle işbirliği, edilerek etüd edilmiştir. Bu etüdler sonunda Seyhan nehri üzerinde Adana'nm takriben 8 kilometre şimalinde büyük bir baraj inşa etmek suretiyle Çukurova'da 85 bin hektar arazinin taşkından koruna­bileceği ve barajın arkasında toplanan sulardan senede 284 milyon kilovat sa-st enerji üretilebileceği ve 54 bin kilo­vat takat elde edilebileceği ve müteakiben cazibe ile 144 bin hektar ve ter­fii ile de 10 bin hektar olmak üzere cem'an 154 bin hektar arazinin sulanabileceği anlaşılmıştır.

Bu suretle Seyhan nehri Çukurova'yı topyekûn kalkındıracak büyük tabiî ser vet kaynağı haline gelmektedir.

Seyhan barajının temelden itibaren bend yüksekliği 83 metre ve bend uzun luğu İse 1955 metre olacaktır.

Seyhan barajı hidroelektrik tesisleri inşaatı için lüzumlu bulunan dış öde­nek 1952 senesinde Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasiyle aktedümiş bu­lunan istikraz anlaşmasiyle sağlanan 25 milyon 200 bin dolarlık kredi ile karşılanmaktadır.

Lüzumlu İç ödenek ise kısmen bütçe­den (hususî kanunla) Bayındırlık Ve­kâletine verilmiş olan tahsisattan ve kısmen de Çukurova Türk Elektrik Anonim Ortaklığı vasıtasiyle hususî sektörden temin edilmektedir.

İnşaat bir kül olarak Bayındırlık Ve­kâleti tarafından yaptırılmaktadır.

Tesislerin ikmalini müteakip santral Çukurova Türk Anonim Ortaklığına devredilecek ve ortaklık bu tesisleri işletecektir.

Çukurova Elektrik Türk Anonim Or­taklığı memleketimizin en büyük şir­keti erin d endir. Halihazır sermayesi 16 milyon Türk lirası olup bunun 14 mil­yonu inşaat esnasında ileride devir olu­nacak tesislere kargılık olarak hükü­mete verilecektir.

Aktedilmiş mukaveleye göre bend in­şaatı 1955 senesi sonunda İkmal edile­cek ve 15 kasım 1955 den itibaren haz­ne doldurulmağa başlanacaktır.

30 haziran 1956 da bütün tesisler ik­mal edilmiş olacak fakat 15 mart 1956 da birinci ünite, 15 nisan 1956 da da ikinci ünite işletmeye açılacaktır.

 Ankara :

Türkiye esnaf ve sanatkârlar teşkilâtı konfederasyonunun birinci büyük kon­gresi bugün saat 9 da Çocuk Esirgeme Kurumu konferans salonunda yapılmış­tır. Kongreye Ankara mebusu Prof. Muhlis Ete, Ekonomi ve Ticaret Vekâleti iç ti­caret Umum Müdürü Mazhar Özkul, umum müdür muavini Necmeddin Ön­der, Halk Bankası Umum Müdürü Nus-ret Uzgören ile 13 vilâyetten gelen ye­dişer kişilik vilâyetlerin esnaf dernek­leri idare heyetleri, balıkçılar, madenî sanatkârlar, şoförler ve berberler fe­derasyonu temsilcileri, ayrıca diğer esnaf dernekleri katılmıştır.

Kongre, konfederasyon müteşebbis ku­rul başkanı Abdullah Caner'in konuş-ması ile açılmış ve yapılan seçim ne­ticesinde kongre başkanlığına Halk Bankası Umum Müdürü Nusret Uzgö­ren seçilmiştir.

Delegelerin takdiminden sonra Anka­ra mebusu Prof. Muhlis Ete, "kısa bir konuşma yaparak bu gibi teşkilâtların bizdeki ve yabancı memleketlerdeki durumu hakkında izahat vererek bu husustaki yeni çalışmaların sağlayaca­ğı faydalan belirtmiştir.

Prof. Muhlis Ete'den sonra Ekonomi ve Ticaret Vekâleti adına iç ticaret daire­si umum müdür muavini Necmeddin Önder de bir konuşma yaparak esnaf derneklerinin kuruluşlarından bugüne kadar geçirdiği merhaleleri ve bu hu­susta vekâletçe alman tedbirlerle ya­pılan işler hakkında izahlarda bulun­muş ve bu gibi teşkilâtların memleke­te sağlayacağı faydaları belirterek teş­kilâtın ilerideki çalışmaları hakkında vekâletçe gereken her türlü yardımın yapılacağını söylemiştir.

Konuşmaları müteakip saat 10.45 de toplu bir halde Atatürk'ün geçici kab­ri ziyare tedilerek saygı duruşunda bu­lunulmuş ve kabre buketler konulmuş­tur.

Bundan sonra Ekonomi ve Ticaret Ve­kili Fethi Çelikbaş, Ankara valisi Ke­mal Aygün ve belediye reisi Atıf Ben-derlioğlu makamlarında ziyaret edil­miştir.

Delegeler şerefine Halk Bankası tarafın dan bugün bir öğle yemeği verilmiş­tir.

 İstanbul:

Millî Eğitim Vekili Profesör Rıfln Sa-iim Burçak gazetecilere, aşağıdaki be­yanatta bulunmuştur:

Yurdumuzun orta okul ve lise ihti­yacının süratle artmakta olduğu ma­lûmdur. 1950 den bu yana memleketin muhtelif yerlerinde 9 lise 125 orta okul açılmış olmasına rağmen daha 116 il­çemiz orta okuldan, 15 ilimiz de henüz liseden mahrum bulunuyor. Halkımı­zın okula karşı her gün biraz daha ar­tan şiddetli arzu ve taleplerini bir an önce karşılamak ve şimdilik her il mer­kezinde bir lise ve her ilçede de bir or­ta okul açabilmek için gereken tedbir­leri almak, şüphe yok ki, başlıca vazi­felerimiz arasındadır. Kaldı ki bugün bir kısım büyük kazalarımız dahi şid­detle lise istemeğe başlamıştır.

Bir orta okul veya lise açmanın kolay "bir iş olmadığını takdir edersiniz. Bu­nun için her şeyden önce elverişli bi­na, ders vasıtaları ve öğretmene ihtiyaç vardır. Şunu memnuniyetle ifade ede­yim ki orta okul binası yaptırmak hu­susunda halkımız hükümete büyük öl­çüde yardımcı olmaktadır. Orta okul ve liselerimizin ders âlet ve vasıtaları­nı da biz süratle ikmal etme yolunda­yız. Ancak Öğretmen temini bakımın­dan sıkıntı içindeyiz. Öğretmen yetiş­tiren müesseselerimiz bugünkü kadrolariyle memleket ihtiyacını karşılaya­maz bir haldedir. Üniversitenin muhte­lif şubelerinden mezun olup ta lise ve­ya öğretmen okullarında öğretmen ol­mak üzere vekâletimize müracaat et­miş olan 822 kişiden 622 sine vazife tek lif ettiğimiz halde bunlar da ancak 218 i yurdun muhtelif yerlerinde kendile­rine gösterilen vazifeleri kabul etmiş­lerdir.

Memleketin bilhassa lise öğretmenliği­ne olan büyük ihtiyacı karşısında yük­sek öğretmen okulunun kadrosunu tak­viye etmiye karar verdik. İşte bu me­seleyi mahallinde incelemek için İstanoula geldim. Bu ders yılını geçirmeden icap eden tedbirleri süratle almak isti­yoruz.

Üniversitede kendi hesabına okumak­ta olanlardan yüksek öğretmen okulu­na yeniden daha bir miktar talebe ala­cağız. Bu suretle önümüzdeki yıllarda açılacak olan orta dereceli okullarımı­zın öğretmen ihtiyacım karşılamış ola­cağız.

Bir kaç gün önce sizlerle yine burada görüşürken   teknik  öğretim   sahasında

aldığımız tedbirler ve bu müesseseler­deki süratli inkişaflar hakkında izahat vermiş idim.

Görülüyor ki, halkımızın en küçük köyden en kalabalık şehirlerine kadar, maarif alanında son derece şayanı mem nuniyet olan İsrarlı talep ve teklifleri­ni karşılıyabilmek için her tedbire baş vuruyoruz.

 Ankara :

Birleşmiş Milletler günü bugün saat 15 de Kızılay merkez binası konferans sa­lonunda yapılan bir törenle kutlanmış­tır.

Törende Birleşmiş Milletler Türk Der­neği Başkanı Ankara Mebusu Prof. Muhlis Ete, sekreter Doç. Akif Erginay, Yönetim Kurulu üyeleri, üniversite profesörleri, amme idaresi enstitüsü. başkam ve profesörleri, Pao mensup­ları, elçilik memurları, basın mensup­ları, üniversite öğrencileri ve seçkin bir davetli kitlesi hazır bulunmuştur.

Birleşmiş Milletler Türk Derneği İda­re Kurulu üy.esi Hıfzı Oğuz Beketa'nm açış konuşmasından sonra Başvekil Ad­nan Menderes'in Birleşmiş Milletler günü doiayıslylc yolladığı şu mesaj o-kunrnuştur:

«Dünyanın her tarafındaki sulhsever milletlerin müşterek bayramı olan Bir­leşmiş Milletler gününü bugün bir ke­re daha milletçe kutlamaktayız.

Birleşmiş Milletl&r teşkilâtı, ikinci dün­ya harbinden sefalet ve ağır tahribatla çıkan insanlığa istinadgâh olan millet­lerarası müesseselerin .en genişidir.

Birleşmiş Milletler anayasası, sulh, em­niyet ve adaletin tesisi ve refahın te­mini için tatbiki lâzımgelen kaideleri vaz'eden en mühim milletlerarası ka­nundur.

Milletlerarasında iyi geçimin hangi prensiplere dayanması ve ne gibi usul­lere tâbi olması lâzım geldiğini göste­ren bu vesika, hüsnü niyet sahibi ve sulhsever milletler için bir kuvvet ve ümit menbaıdır. Kuvvet menbaıdır, çünkü, dünyanın bugünkü karışık durumuna rağmen böyle bir milletlerarası    kanun metni hüsnü niyet sahibi olmiyanlar tarafın­dan bile alenen yırtılanı amaktadır.

"ümit menbaıdir, çünkü, ahlâk ve dü­rüstlük kaidelerinin bir âbide şeklinde ortada durması dünyanın yüzde yüz bu kaidelere göre idare .edilebilmesine manevî imkânlar bahşeder.

Türkiyemiz bu kaidelere riayet ve on-ların kötülüğe galebe çalmasına iman­la çalışmak bakımından herşeyi yap­maktadır, bununla ne kadar iftihar et­sek yeridir.

Sulh ve adalet, temennilerle değil, gay­retlerle, fedakârlıklarla hatta icabında kan dökülerek korunur. Bu itibarla bîz, Birleşmiş Milletler teşkilâtına bağ­lılığımızı müteaddi bir siyaset takibi suretiyle ispat ediyoruz.

Onun işlemesine hüsnü niyet sahibi ol­mayanların engeller çıkarmaları bizi ümitsizliğe sevketmiyor, bilâkis gay­retlerimiz bir kat daha arttırıyor.

Birleşmiş Milletler günü, milletimize ve bizim ümit, heyecan ve imanımızı taşıyan bütün milletlere kutlu olsun. Başvekilin mesajının okunmasından sonra Birleşmiş Milletler Türk derneği başkanı Prof. Muhlis Ete bir konuşma yaparak Birleşmiş Milletler teşkilâtının kuruluşu gayeleri, prensipleri ve teş­kilâtı hakkında kısaca açıklamalarda bulunmuştur. Hatip bundan sonra bil­hassa Birleşmiş Milletler teşkilâtının kuruluşundan bu ana kadar 8 yıl için­de siyasî, iktisadî, kültürel, ve sosyal sahalarda başardığı işlerden bahsetmiş ve bu arada siyasî sahada Endonezya -Hindistan, İsrail - Ürdün, Hindistan -Pakistan meselelerinin halli için sarfettiği gayretlerden ve elde edilen ba­şarılardan, iktisadî sahada iktisaden geri kalmış memleketlerde geçim sevi­yesini yükseltmek için bu gibi memle­ketlere yapılan çeşitli yardımlardan bahsetmiş ve kültürel sahada da ihti­sas komisyonlarının ve Unesco'nun ba­şardığı işleri anlatmıştır.

Hatip konuşmasını «Yurtta sulh, cihan­da sulh prensibini benimseyen Türki­ye'nin sulh, adalet ve terakki şuuru ile Birleşmiş Milletler teşkilâtının gaye ve amaçlarındaki birliğe işaret ederek bitirmiştir. Prof. Muhlis Ete'nin    konuşmasından sonra Birleşmiş Milletler Genel Sekre­terinin aşağıdaki mejasi okunmuştur:

«24 Ekim Birleşmiş Milletler günüdür. G.enel kurul bugünü Birleşmiş Millet­lerin gaye ve başarılarını yapma günü olarak kabul etmisir. 1945 senesinde bu gün Birleşmiş Milletler anayasası yü­rürlüğe girmiştir. Bu anayasa üye memleketlerin müşterek gayelerini ilân etmiş, birbirleriyle ve bütün dünya ile münasebetlerinde takip etmeği kabul ettikleri hareket tarzını formülleştir-miştir.

Birleşmiş Milletler kurulurken sadece bu teşekkülün doğuşu ile dünyayı teh­dit eden tehlikelerin ortadan kalkaca­ğı, bütün ihtilâfların sona ereceği dü­şünülmemiştir. Birleşmiş Milletler sulh yolunda samimiyetle çalışanlar tarafın­dan inkişaf ettirilecek ve kullanılacak bir vasıtadır. Bu teşekkül ihtilâfların, samimî anlaşmalar ve yapıcı işbirliği ile bertaraf edilmesi için devletlerin elinde lüzumlu bir âlettir. Birleşmiş Milletler üye memleketlerin yapısıdır. Her türlü insanî zaafları, aynı zaman­da dünya ölçüsünde iyi niyetli insan­ların yüksek .emellerini ve asil başarı­larını aksettirir.

Sekiz senelik mazide Birleşmiş Millet­ler üyelerinin bazen muvaffak olduk­larını, bazen de sulh ve refahı idame ve müdafaa gayretlerinin heder oldu­ğunu görmekteyiz. Fakat bu müddet devammca Birleşmiş Milletlerin korku, nefret ve yıkıcılık kuvvetleri aleyhin­de adalet ve terakki yolundaki büyük gayretlerinin tesirini de müşahede et­mekteyiz.

Müstakbel sulh ve hürriyet dünyasını korumağa , gayret ederken Birleşmiş Milletlerin bu yolda başarı sağlamak için yeni imkânlar bahşettiğini biliyo­ruz.. Birleşmiş Milletler eski dâvaların halli, gerginliğin azaltılması yolunda kullanılacak yeni bir vasıtadır. Bun­dan da üstün olarak bertaraf edilme­diği takdirde dünyayı tehdit edecek o-lan müstakbel anlaşmazlık ve gergin­likleri önleyen bir vasıtadır. İki taraf­lı ve mahallî anlaşmalar metodunun kifayetsiz olduğu hallerde artık bir dünya «forum» u mevcuttur. Birleş­miş Milletler anayasası kuvvete baş­vurmayı veya kuvvetle tehdit etmeği yasak etmiştir. Birleşmiş Milletler Kore'de göstermiştir ki, silâhlı tecavüzler müşterek hareketle def edilebilir. Bugünkü ve yarınki dünyamızın Bir­leşmiş Milletler gibi bir teşekküle çok muhtaç olduğu aşikârdır. Yeni teknik inkişaflar bütün memleketleri coğrafî manada birbirine komşu yapmıştır. Yeni teknik evvelce mevcud olanların çok fevkinde tahrip vasıtaları sağlamış­tır. Muhtelif memleketler arasındaki iktisadî bağlar daha sıkılaşmıştır. Böy­lelikle bugün, Milletlerarası dayanış imkânları zengin fakat aynı zaman ma­zinin meçhulü olan tehlikelere maruz bir durum ile karşı karşıyayız. Hükme­deceğimiz dünya işte budur. İçinde bu­lunduğumuz dünya her ferd, her dev­let tarafından fakat müştereken yeni çarelere başvurmayı icabettirmekte­dir. Bugünkü dâvamız yeni icatları insanlığın tahribi için değil faydalan­ması için kullanma çarelerini bulmak­tadır. Bu dâvayı ancak müşterek gayret halleder. Bu müşterek gayret için­de herkes mesuliyetini yüklenmeli, his­sesine düşen vazifeyi yerine getirmeli­dir- Bütün insanlar için Birleşmiş Mil­letlerin manası işte budur."

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin konuşmasından sonra toplantıya son verilmiştir.

28 Ekim 1353

 Adana :

Adana'mn sür'atle artan muhabere ih­tiyacını gözönünde tutan P. T. T. İdaresi, eski 1.000 hatlık otomatik telefon santralım takviye ederek 3.500 hatlık yeni otomatik telefon satralı işletmeye açılmıştır. Bu münasebetle bir açış nutku söyleyen Ulaştırma Vekili Yüm-nü Üresin, medenî ve mütekâmil mu­habere vasıtalarına ihtiyaç gösteren şe­hirlerimizin nasıl teçhiz edildiğini, memleket kalkınmasında P. T. T. nin nasıl ileri hamleler kaydettiğini izah ederek demiştir ki: P. T. T. İdaresinin son yıl içindeki Tîıüsbet ve verimli faaliyetini şu şekil­de hulâsa edebiliriz: 300 hatlık Kayse­ri otomatik telefon santralı 1.000 hatta, 700 hatlık Samsun otomatik telefon santralı 1.500 hatta, 500 hatlık Mersin otomatik telefon santralı    1.000 hatta, 1.000 hatlık Adana otomatik telefon santralı 3.500 hatta, 400 hatlık Konya otomatik telefon santralı 1.500 hatta, 600 hatlık Zonguldak otomatik telefon - santralı 1.400 hatta, 17.000 hatlık An­kara otomatik telefon santralı 18.000 hatta çıkarılmıştır.

1.000 hatlık diğer bir Ankara ilâvesi de ekim ayı başında çalışmaya başla­mıştır.

İstanbul'da yeniden 3.000 hatlık otoma tik telefon santralı ilâvesi servise gir­miştir.

Gazinatepte yeniden ilâve edilen 2.400, Trabzon'da 1.000, Antakya'da 500, Cey­han'da 500, İstanbul'da 7.300 hatlık oto­matik telefon santrallerinin montajı da bitmek üzeredir. Bunlar da yakında hizmete girecektir. önümüzdeki yıl içinde İstanbul'da yeniden 3.000, An­kara'da 5.800, İzmir'de 5.900 hatlık ilâ­velerde ikmal edilmiş olacaktır.

İstanbul'da yapılmakta olan ilâve te­sislerin 1955 yılında ikmali, İstanbul santralleri kapasitesinin 65 binden 100 bine çıkarılması teşebbüsümüz de müsbet neticeye varmak üzeredir.

Bu ay nihayetine kadar tesisi ikmal edilecek olan yeni 12 kanallı kuranportörierin ilâvesinden sonra İstanbul -Ankara arası konuşmalardaki darlık ve bekleme büyük nisbette azalmış ola­caktır. Hedefimiz bütün şehirlerimizi ve ticarî ehemmiyette olan merkezleri dahilî telefona kavuşturmaktır.»

 Gaziantep :

Gaziantep bugün Narlı - Gaziantep de­miryolu hattının işletmeye açılmasının derin hazzını duymakta ve bir bayram, havası yaşamaktadır. Bu münasebetle baştanbaşa bayraklarla donatılmış ve dövizlerle süslenmiş olduğu halde sa­bahtan itibaren Büyük Millet Meclisi Reisini ve Başvekil Adnan Menderes'i karşılamaya hazırlanmış olan Gazian­tep, civardan, gelen vatandaşların da katıldığı on binlerce kişi teşkil eden bir kalabalık halinde saat 14 te misafir­lerini bağrına basmıştır. İstasyonda on binlerce halk, mektepliler, izciler ve çeşitli teşekküller mensupları kendile­rine ayrılan yerleri büyük bir intizam içinde almış bulunuyorlardı.

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan ve Başvekil Adnan Menderes ile Bayındırlık, Ekonomi ve Ticaret, Ulaş­tırma Vekilleri ve bazı mebuslar ve davetliler ile basın mümessillerini ha­mil ilk tren gara girdiği zaman sabah­tan itibaren tedricen yükselmekte olan heyecan en son haddini bulmuş ve Ga­ziantepliler içten gelen sevgi tezahürle-r;yle misafirlerini istikbal etmişlerdir, burmadan tezahürde bulunan on bin­lerce kalabalık vatandaş kütlesi arasın­dan güçlükle ilerliyen misafirler mik­rofon başına gelmişler ve Bayındırlık Vekili Kemal Zeytinoğlu aşağıdaki ko­nuşma yapmıştır:

«Çok muhterem misafirler ve kahra­man Aymtaplılar,

Uzun yıllar hasretini v.e yokluğunun ız-dırabim çektiğiniz demiryoluna bugün kavuşmuş bulunuyorsunuz ve işte şim­di sizlerin sıcak ellerini bu vasıta sa­yesinde daha kolay sıkmak imkânı ve bahtiyarlığı içindeyiz. Evet biliriz ki bu kahraman, zeki, çalışkan halk bu zengin ve mamur yurt parçası tecrit edilmiş bir vasiyette kalmıştı. Bugün ise artık bu da müstesna muhitinizin zengin mazisi, istiklâl mücadelelerini­zin acı ve tatlı hatıraları arasında yer alacak muhteşem bir sahife olarak çev­rilmiştir Kapılarınız yurdun her tarafına, daha ileri giderek dünyaya açıl­mıştır. Vatan denilen mukaddes varlık şimdi sizleri, Aymtapin uyanık ve mert evlâtlarını bağrına daha sıkı basacaktır.

Sizlerin bu sevinci, emrinizde ve hiz­metinizde bulunan bizleri de büyük sevinç ve huzur içinde bırakmıştır. Üzerîne bastığımız şu istasyon sabasm-dan birkaç sene sonrasının Gâziayınta-bmı seyrediyorum. Fabrika bacalarile, küçük sanayiiie, nadide ziraat mahsul­leriyle, kültür merkezleriyle, uyanık ve dinamik halkıyla, turistik kabiliyetiy­le 150 bin nüfuslu bir Cenup yıldızı parlıyor.

Bugün Aymtap'a giren demiryolu bu­radan Nizip'e ve Bireciğe uğrayarak Karkamış'ta Cenup demiryollarımıza ulaştırılacak ve bu suretle Cenup de­miryollarında yabancı bir memleket­te boş yere katedilen 165 kilometrelik mesafe bertaraf edilecektir.

Narîı'dan itibaren uzunluğu 85 kilo­metre olan bu hattın, meyillerinin aznısıf kuturlarının fazla alınmış olmasından dolayı nakil kabiliyeti eski hat-îarımıza nazaran daha yüksektir.

Bu hattın yapılışında emeği göçenlere Şükranlarımı arzederken yeni demiryolumuzun bütün yurda ve Gaziaymtap'a uğurlu oîmasını, bol servet getirmesini cenabı haktan dilerim.»

Bundan sonra Ulaştırma Vekili Yümnü Üresin söz alarak şunlar, söylemiş­tir :

«Bugün Demokrat Parti iktidarımın bü­yük milletimizden aldığı ilhamla mey­dana getirdiği ümran eserlerinden biri­sini daha işletmeye açıyoruz.

Tarihi boyunca kahramanlar diyarı olan, istiklâl savaşında gazilik merte­besine ulaşan, yurdumuzun en nefis toprak ürünlerini yetiştiren, geniş ti­careti ile Güney yıldız şehirlerimizden birisi olan Gaziantep'i bugün demiryo­lu şebekemize bağlamış bulunuyoruz. Yarın bu eseri güney hattımıza ulaştır­makla Gazinatep'i büyük demiryolu merkezlerimizden birisi haline getir­miş, olacağız.

Bu mesut hâdise münasebetiyle demir­yolu faaliyetlerimiz üzerinde bir an durmama müsaadenizi rica .ederim. U-zun mesafe ve kitle halinde kara ulaş­tırması vazifesini yapmakta ve bu mü­him rolü bugün de muhafaza etmekte olan demiryolları, büyük istihsal ve is­tihlâk bölgelerini birbirine bağlamak­la, insan emeğini değerli bir hale koy­makta olduğu, demiryolu ulaştırması, aziz yurdumuzun büyük bir hızla ge­lişmekte bulunan iktisadi kalkınma­sının da ana faktörlerinden birisini teş­kil etmektedir.

Bugünkü demiryolu ulaştırma politika­mızın ana hatları şudur:

Uzun  yıllar     değiştirilmemesinden dolayı tamamiyle yıpranmış olan tesis ve vasıtaları yenilemek,

Memleketin iktisadî inkişafının ta­biî bir neticesi olarak mütemadiyen artmakta bulunan nakliyat ihtiyacını karşılamak için yeni tesis ve vasıtalar ek­lemek, İşletme organizasyonu, metod ve va­sıtaların: modernleştirmek suretiyle iş­letme emniyet ve iktisadiliğini sağla­mak, Şebekenin henüz açık bulunan uç­larını kapatarak demiryollanmızın ana devresini tamamlamak. Demokrat Parti iktidarının üç buçuk yıldan beri diğer sahalara muvazi ola-lak demiryollarımız üzerinde de devam engelmekte olan faaliyetleri, bu kısa devre içinde en son meyvalannı verme ye bağlamıştır. Şebekemiz deki 200 mil­yon lirayı bulan yenilemeler, Ereğli, Horasan ve Gazinatep'in demiryolu iş­letmesine açılması, Muş hattı üzerin­deki son faaliyetler ve bilhassa bugün­kü geniş ve şayanı dikkat ve memnu­niyet verici inkişaflar ve bunlara ce­vap verilebilmesi hamlelerin mesut ve fiilî neticeleridir. Başladığımız ve bun­dan sonra da daha büyük bir hızla devam edeceğimiz demiryolu çalışmala­rımızın ana hatları üzerinde birkaç ra­kam da arzetmek isterim:

Normal ömürlerini doldurmuş bulunan, bilhassa şirketlerden satın alman hat "kısımlarında, 2.000 kilometrelik yol n/alzemesi, 2.500 yük vagonu, 500 yol­cu vagonu yenilenmekte, lokomotif parkı takviye edilmektedir.

Yine 4.000 kilometrelik eski şirkst hat­larının, bugünkü İhtiyacı karşılayama­makta bulunan bina, anbar, hangar, rampa ve yolları gibi sabit tesisleri is-îâh, tevsi ve tecdid edilmekte şebeke­nin emniyet ve telekominikasvon te­sisleri de trafik kesafeti sırasına göre ve mekanik olarak yeniden kurulmakta dır. Bunlardan başka mevcut vasıtalar her yıl yükselmekte bulunan trafik yıisbetinde arttırılmaktadır.

Diğer taraftan memleketin iktisadî vö sınaî şartlarına uygun olarak tesbit edi­len yakıt politikasını tahakkuk ettir­mek yolundayız. Doğu ve Güney - Do­ğu hat kısımlarının işletmesinde bu­gün yılda 8.000 ton ham petrol kullan­maktayız, önümüzdeki sene için tasav­vurumuz ve programımız 30.000 ton o-lacaktır. BarnanMaki rafineri tesisleri­nin ikmalinden sonra da Türk petro­lünün tasfiyesinden ?.rta kalan posa yakılacakta:

Trafik kesafeti dolayısiyle rantabl bu­lunduğu tesbit edilen hat kısımlarının işletmesinde elektrik enerjisi kullanıla­caktır ki bunun ilk adımı İstanbul ban­liyösü ile atılmıştır. Bu akaryakıt ve elektrifikasyon programlarının tatbiki ile daha rasyonel bir işletme sağlana­cak, her yıl iktisat edilen yarım milyon tondan fazla taş kömürü memleketin, smai ihtiyaçlarına ve ihraca tahsis edi­lebilecektir.

Demiryolu işletmesi idaresinin kervii malî kaynaklariyle tahakkuk ettirece­ği bu kalkınma için bir milyar liraya yakın bir yatırım yapılacaktır. Bugün Gazinatep'e ulaşmış bulunan demir­yolu Karkamış'a bağlanacak, Horasana varmı§ olan normal demiryolu Sarı­kamış, Kars, ve hududa kadar uzatıla­cak, yakında işletmeye açılacak olan Muş hattı Van golüne, Ereğli hattı Koz­lu'ya bağlanmak suretiyle ana şebeke­mizin bu acık devreleri kapatılacak, böylece hayat enerjisinin aziz yurdu­muzun bu uçlarına da normal şekilde akışı sağlanmış olacaktır. Memleket ik­tisadiyatında mühim rol oynayacak bu­lunan bu eserin Gaziantepliler için, yurd için hayırlı olmasını dilerim. Hat­tı yapıp bize teslim eden Bayındırlık Vekâletine ve hattın inşasında çalışan bütün vazifeli ve alâkalılara teşekkür­lerimi sunar hepinizi saygı ile selâm­larım. »

Müteakiben Gazinatepiiler adına Kâ­mil Ocak konuşarak, yeni iktidarın Ga-ziantep'e kazandırdığı "bu büyük eser­den duydukları memnuniyeti belirtmiş-ve hükümete Gazianteplilerin teşekkür lerini bildirmiştir.

Daha sonra Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan konuşmuştur. Refik Koraltan bu konuşmasında demiştir ki:

«Bu diyarın kahraman çocuklarının, hep birden bir tek dilek ve düşünüşle bir araya toplanmalarının aslî sebebi nedir? İşte ben bu suale kısaca cevap vermek için huzurunuza gelmiş bulu­nuyorum.

Fakat daha evvel bu topluluğu ve bu eserleri yaratmak için zulme ve istilâ­ya karşı şahlanan ve mukaddes haya­tını bu uğurda feda eden büyük ve aziz ölülerin önünde hürmetle eğilelim. İş­te Gaziantep, Ufra, Maraş ve yurdun diğer evlâtları toprakları düşman isti­lâsı altında kaldığı zaman, her türlü, imkânsızlıklar ve vasıtasızlıklar altın­da dahi o zulüm ve istilânın önüne di­kilmesini bilmiş, kadını ve erkeği ile bir tek insan gibi, burasını, ezelî ve .ebedî Ay Yıldızlı   bayrağın gölgesinde yaşayacak Türk toprağını çiğnetmem, demiş ve düşmana meydan okumuştur.

Bahtiyar Gaziantep'in, Urfa'nın ve Maraş, bütün Cenup bölgesinin kahra­man çocukları, sizler işte böyle zafer destanları yarattınız.

Yine sizler, gerektiği zaman kendi ira­denizle kendiniz için, halk için durma­dan eser verecek bir idareyi ve bir ik­tidarı kurmakta da gecikmediniz. Bu §erefîi millet dâvasında el, gönül ve fi­kir birliği yapmasını bildiniz. İnandı­nız ki bu milletin kalkınması, onun ta­biî istidatlarının geliştirilmesi için, o-nun ruhu ile, sevgisi ve itimadı ile ku­rulacak bir hükümet ve iktidara ihti­yaç vardır. O zaman da, tek bir irade ve kütle halinde sesinizi yükselttiniz, bu büyük siyasî eseri de Türk milleti ile beraber meydana getirdiniz.

O zamandan bu yana yapılan eserlerin, başarılan işlerin bir kısmını şimdi bu­rada mesul arkadaşlardan dinlediniz. Bunların hepsini saymaya imkân yok-. tur. Bunlara rağmen görülecek daha birçok işlerimiz vardır. Bunlar da ya­pılacaktır. Bugünkü devrin adı kalkın­ma devridir.

Büyük zaferler yaratan büyük milleti­mizin tarihine yaraşan bir vekarla bu davayı da başaracağına şüphemiz yok­tur. İktidarımız Türk milletinin bütün ihtiyaçlarını nazara almaktadır ve dev adımlariyîe ilerlemektedir. İşte onun müjdecisi şu gördüğünüz eserlerdir. Hepinizi emniyet içinde ve mesut gör­mek tek düşüncemizdir. Sağ olunuz Gaziantepliler. Bundan sonra halkın sürekli alkışları ve ısrarı karşısında kürsüye gelen Baş­vekil Adnan Menderes §u hitabede bu­lunmuştur: Bu büyük günün programında benim söz almam bahis mevzuu d.eğildi. Fa­kat Gaziantep'in kahraman evlâtlarım burada büyük bayram sevinci içinde böylece toplanmış gördükten sonra on­lara birkaç kelime ile dahi olsa hitap etmeden gelip geçmek elbette yerinde olmazdı.

Sizlere nutuk söylemek için değil, bu bayram gününüzde aranızda bulunmak ve bu bayramınızı birlikte tesit etmek için gelmiş bulunuyorum. Bayramınız sizlere kutlu olsun.

İşler ve eserler bundan ibaret kalmiya-caktır. Bunlar sadece bir başlangıçtan ibarettir. Mevsimlerin mevsimleri, gün­düzlerin gündüzleri kovaladığı gibi bun dan böyle Türk vatanının bütün sat­hında açılışlar açılışları her gün kova­layacak ve Türk yurdu bir baştan bir başa ümran, refah ve saadetin en gü­zel eserleriyle bezenmiş olacaktır.

Bugün henüz ilk imkân ve vasıtaları elde etmiş, kaynaklarımızı ancak hare­kete geçirmiş bulunuyoruz. Bundan böyle eserler ve neticeler hendesî nis-betîsıie artarak devam edecektir. Ze­ki ve kahraman ve çalışkan Türk mil­letini lâyık olduğu yaşama seviyesine ulaştırmak için çok zamana ihtiyaç gö­rülmeyecektir. Günün mânasını belirt­mek için fazla söze hacet yoktur. Ar­tık hâdiseler ve eserler konuşmağa baş­lamıştır. Bu eserler sizindir.

Büyük Türk milleti, her eser} her mu­vaffakiyet elbette senindir. Kendi ira­denle iş başına getirdiğin iktidar, han­gisi olursa olsun irade senin elinde ol­dukça, senin hizmetin de mutlaka başa­rılar elde edecek ve yurdu lâyık oldu­ğu refaha en yakın zamanda kavuştu­racaktır.

Başvekilimizin konuşmasından sonra misafirler toplu bir halde üzerinde Bu gün Gaziantep - Yarın Karkamış» iba­resinin yazılı olduğu tak'a gitmişler ve burada Başvekil Adnan Menderes memlekete hayırlı olması temennisi ile sürekli ve şiddetli alkışlar arasında kur deleyi kesmiştir.

Büyük Millet Meclisi Reisi, Başvekil Adnan Menderes ve diğer davetliler daha sonra otomobillerle istasyondan ayrılmışlar ve şehre kadar yolları iki taraflı dolduran halkın tezahüratı ara­sında vilâyete gelmişlerdir.

Misafirler vilâyette kısa bir müddet meşgul olduktan sonra evkafın yaptır­mış olduğu iş hanının açılış töreninde hazır bulunmuşlardır.

 İstanbul:

Yeni kurulmuş, olan Türk üniversitele­ri servisi derneğinin ilk kongresi bu­gün saat 18 de Verem Savaş Derneği­nin Taksimdeki binasında yapılmıştır.

Kongrede Ord. Prof. General Tevfik Sağlam, profesörler, üniversite men­supları ile talebeler hazır bulunmuş­lardır.

Tevfik Sağlam'm toplantıyı açmasını müteakip başkanlık divanı seçimine geçilmiştir. Başkanlığa Teknik Üniver­site profesörlerinden Ratıp Berker'in seçilmesinden sonra gündem kabul e-dilmiş ve faaliyet raporu okunmuştur. Bundan sonra radorun müzakeresine geçilmiştir.

Bir konuşma yapan Tevfik Sağlam, derneğin gayesinin, Türk üniversitele­ri ve diğer yüksek öğretim müessese­leri öğretim üyeleri ile öğrenciler ara­sındaki bağları kuvvetlendirmek, cemi­yet ile üniversite ve diğsr yüksek öğ­retim müesseseleri arasındaki münase­betleri geliştirmek, Öğrenci camiasının kültürel ve sosyal ihtiyaçlarını tamam­lamak ve bu suretle Türk yüksek genç­liğinin, Türk vatanının ve bütün dün­yanın ihtiyaçlarına uygun bir seviyeye yetişmesine çalışmak olduğunu söyli-yerek bu mevzudaki iş birliğine henüz erişemediğimizi, üniversite ile talebe arasındaki boşluğu el birliğiyle doldur­mak lâzım geldiğini izah etmiştir.

Demeğin kurulması ve dünya üniver­site servisine üye olarak teşekkül etme­si hususunda müsbet faaliyet gösteren T. Millî Talebe Federasyonu adına bir konuşma yapan federasyon.üyesi bir talebe, üniversite ile talebe arasında iş birliğini teessüs ettirmek gayesinde olan derneğin kongresinin, talebe bir­liği ile İstanbul Üniversitesi arasında ihtilâfın mevcut bulunduğu bir sırada yapılmasına dikkati çekerek bu iş bir­liğinin gelişmesi temennisinde bulun­muştur. Müteakiben bir konuşma ya­pan diğer bir talebe de üniversite öğ­retim üyeleri ile talebelerin bir mev­zu hakkında görüşmek üzere ilk defa bu kongrede bir araya gelmiş olduğu­na işaret etmiştir. Raporun kabul edil­mesinden sonra 6 öğretim üyesi ve 12 talebeden teşekkül eden yönetim ku­rulu seçilmiştir.

 İstanbul:

Fevkalâde elçi sıfatıyla memleketimi­ze gelmiş bulunan sabık Kore Başve­kili ve Millî Savunma Vekili General Lee, hamili bulunduğu Güney Kore Reisicumhuru S. Rhee'nin bir mesajını, Reisicumhurumuz Celâl Bayar'a taktim etmek üzere bu akşamki ekspresle Ankara'ya hareket etmiştir.

27 Ekim 1953

  Ankara :

Millî Savunma Temsil Bürosundan, bil­dirilmiştir:

23 Ekim 1953 günü Erkânı Harbiyedeki özel dairesinde toplanan yüksek as­kerî şûra bilhassa subay terfi kanunu prensipleri üzerinde çalışmış, 26 ekim, 1953 akşamı toplantıya son verilmiş­tir.

Şûraca kabul edilen esaslara göre su­bayların terfileri için bekleme müddet­leri bundan evvelki toplantıda alınmış ve basma verilmiş kararın aynıdır.

 Ankara :

Sağlık ve Sosyal Yardım Vekâleti, An­kara Numune hastahanesine 425 yatak­lı ek bir pavyonun inşaatını kararlaş­tırmıştır.

Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi ar­kasındaki sahada inşa edilecek olan pavyonun etüd ve projeleri hazırlanmış ve müteahhidine ihalesi yapılan in­şaatın temel atma töreni bugün saat 16 da yapılmıştır.

Temele ilk harcı koyan Sağlık ve Sos­yal Yardım Vekili aşağıdaki hitabede bulunmuştur:

«Aziz misafirlerim, kıymetli meslekdaşlarım,

Hükümetimin programında yurdun sağlık-dâvası cephesinden yapılması lâzım geldiğine işaret edilen ve yapılacağı vadolunan işlerin mühim bir kısmının tahakkuk etmiş olduğunu huzurunuz­da ifade etmekle bahtiyarım.

Koruyucu hekimlik sahasında olduğu, kadar tedavi edici yolda da yürüyen vekâletimiz, yurdun muhtelif yerlerin­de eskilerile kıyas kabul edilemiyecek derecede muazzam işler başarmıştır.

Memleketin muhtelif köşelerinden sık, sık bir sıhhat müessesemizin ya temel atma veya açılma merasiminin yapıldı­ğım müjdeleyen telgraflar almaktayız.

Bu maruaatımm teticesini sizlere şu kısa rakamlarla zannederim ki beliğ bir şekilde anlatmış olacağım:

1950 senesi ilk aylarında (8816) yatağı ihtiva eden (39) hastahane, (8) verem 1 hastahanesi, (16) doğum ve çocuk ba­kımevi ve (16) sağlık merkezimiz mev­cut iken hâlen (8422) yatak fazlasile (48) hastahane, (58) verem hastahanesi ve pavyonu, (19) doğum ve çocuk ba­kımevi ve (99) sağlık merkezimiz faali­yettedir.

"Üç sene gibi kısa bir zamanda müesse­se bakımından elde edilen kazanç yal­nız bunlardan ibaret değildir. Bütün bunları birer birer tadat ederek vakti­nizi almaktan çekmiyorum.

Bugün huzurunuzla şeref verdiğiniz merasim, Ankara Numune hastahanesi-nin bazı polikliniklerini de ihtiva eden (425) yataklı büyük bir pavyonunun temel törenidir. Yakında Ankara'mız­da modern ve bütün tesisleri ihtiva eden bir kanser enstitümüzün, bir ço­cuk hastahanemizin ve şehir tipi bir sağlık merkezimizin ve nihayet hem­şire okulumuzdan başka bir ebe oku­lumuzun da temelleri atılacaktır.

Yalnız Ankara'mızda başarılan bu iş­ler sağlık dâvasına hizmetimizin mü­şahhas birer delilidir.

Ankara'da yapılan her müessese bilir­siniz ki yalnız başşehrimiz için değil, geniş bir çevresile büyük bir vatan parçasının ihtiyacın: karşılamaktadır.

Numune hastahanemizin bugünkü du­rumu maalesef ihtiyacımızı karşıla­maktan çok uzak bulunmaktadır. înşa-sına büyük bir hızla devam etmekte olduğumuz Kızılay'dan devir alman Ankara hastahanesi, yakında tamamen ikmal edilecek ilk yardım pavyonu ve 425 yataklı bu modern tesisimizle bu­günkü sıkıntılı durumu bertaraf etmiş olacağımızı ve ihtiyaçlara daha kolay­ca cevap verebileceğimizi ümit etmek­teyiz.

Bu güzel gayelerle ve daima millete, memlekete hizmet düsturunu istihdaf eden sağlık vekâletiniz yurtta hastalık­la mücadele etmek ve hastalıkları yen­mek azmindedir. Bunun için ilk temel .atılmıştır. Çalışma hedefimiz sıhhatli,zinde bir millet olarak yaşamanın icabJarmı temindir.

Yeni müessesemizin millete uğurlu ol­masını temenni eder, cümlenizi hür­metle selâmlarım.»

 Burdur:

İlimiz çevresinde Öğretim çağında bu­lunan 23 bin çocuktan 17 bini okula devam imkânını bulmaktadır. Bu ba­kımdan Burdur okul dâvasını % 80 halletmiş bulunmaktadır. Vilâyet için­de 180 okul halen faaliyet halindedir.Merkezde lise, kız enstitüsü, erkek sa­nat enstitüsü gifcj irfan yuvaları mev­cuttur.           

Vilâyetimizin en mühim eksikliklerin­den biri kız enstitüsü binasının kifayet sizliği idi. Bu ihtiyaç da 1953 te ele alınmış, şehrin mutena bir yerinde ya­pılacak olan .enstitü binasının ihaleye çıkarılması, bütün Burdurluları sevin­dirmiştir. Mevcut okullara bu sene 9 yeni okul daha ilâve edilmektedir.

28 Ekim 1953

 Ankara :

Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdür­lüğü tarafından 1953-Î954 kampanyası başından 26/10/1953 tarihine kadar dış memleketlere yapılan ve mukaveleye bağlanan hububat satışları aşağıya çı­karılmıştır:

1953-1954 kampanyası başından 26.10. 1953 tarihine kadar yabancı memleket­lere yapılan ve mukaveleye bağanan hububat satışları şunlardır:

İspanya'ya 200.000 ton buğday, îsrail'e 43.700 ton buğday, Almanya'ya satılan 700.000 ton hububattan birinci tranş o-larak 150.000 ton buğday, ihraç maksa-diyle yerli 3 firmaya 20.000 ton cenup sert buğdayı, Yugoslavya'ya 100.000 ton buğday.

İspanya'ya satılan buğdayın 118.000 to­nu, İsrail'e satılanın 10.000 tonu tesel­lüm edilmiş olup, Almanya'ya satılan buğdayın önümüzdeki ayın ilk günle­rinden itibaren şevkine başlanacaktır.

1952-1953 kampanyası başından itiba­ren yapılan muameleler ve tahminlere göre bundan sonraki muhtemel alım­lar üzerinde konuşmak, İhracat mevsiminin başlamış bulunma­sı dolayısiyle ihracatın en iyi ve en sü­ratli şekilde yapılmasını sağlamak, Alımların ve ihracatın kolaylaştırılma­sı bakımından ofis teşkilâtının yeni gelmiş ve gelmekte olan mekanik âlet ve vasıtalarla teçhizi ve bunların en münasip yerlerde ve en uygun şekil­de kullanılmaları hususlarını tesbit et­mek,

Gittikçe artmakta ve genişlemekte olan ofis muamelâtına »ygun bir tarzda teş­kilâtın ayarlanmanı ve kadrolarının tesbitini görüşmek üzere Ankara'da bölge müdürlerinin iştirakiyle toplan­tılar yapılmış ve bütün bu meseleler karara bağlanmıştır.

 İstanbul :

Basın, Yayın ve Turizm Genel Müdür­lüğünün davetlisi olarak, memleketi­mizde tetkikler yapmak üzere dün ge­ce İstanbula gelen İngiliz basın heyeti, bugün şehirde yaptıkları bir gezintiyi müteakip {uçakla seyahatlerinin ilk merhalesi olan İzmire hareket etmiş­lerdir.

Heyet başkanı, News Chronicle gazete­si başmuharriri Vernon Bartlett hare­ketinden evvel kendlsile konuşan bir arkadaşımıza şunları söylemiştir:

«Bugün İstanbul'da yaptığımız gezinti esnasında, gözlerimiz şehrin muhte­şem güzelliğiyle kamaşırken eski Tür­kiye'nin yanısıra yeni ve modern bir Türkiye'nin' kurulması için sarfedilen, muazzam gayreti müşahede ettik.

Oted.enb.eri, hem büyük ve kuvvetli bir orduyu ayakta tutmak, hem de iktisa­di ve sosyal alanda hamleler yapmak gibi, iki büyük dâvayı birden başar­maya çalışan Türkiye'nin durumunda­ki güçlüğü takdir ederdik. Bugün, hem bu mücadeleyi yakından görmek, hem :de sizleri tanımak fırsatını bulduğumuz için çok memnunuz."

Basın, Yayın ve Turizm Umum Müdür­lüğü temsilcilerinin refakatinde mem­leketimizi gezecek İngiliz basın heyeti şu gazetecilerden müteşekkildir: Times'den :  Edward  Hodgkin, Scostsman'den : Robert Warren,

B.B.C. Radyosu'ndan: John Mair, Manchester Guardian'dan: Wadsworth Daily Herald dan:Oldfield,Kemsley'den: Fisher, Yorkshire Post'dan: Forbes Adams, News Chronicle'd en: Vernon Bernett.

   Ankara :

Basın, Yayın ve Turizm Genel Müdür­lüğünün davetlisi olarak memleketi^ mize gelmiş olan İngiliz basın heyeti İzmir bölgesinde iki gün tetkiklerde bulunduktan sonra bugün saat 14.25 de uçakla Ankara'ya gelmiş ve hava ala­nında Basın, Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü temsilcileri tarafından kar­şılanmıştır.

Misafir heyet üyeleri yarın Cumhuri­yetin 30 uncu yıldönümü münasebetiy­le yapılacak törenlerde ve pazar günü de Büyük Millet Meclisinin açılış cel­sesinde bulunduktan sonra yanlarında mihmandarları olduğu halde tetkik se­yahatlerine devam edecekler ve bu ara­da Konya Devlet Üretme çiftliklerini, Zonguldak ve Karabük'ü ziyaret ettik­ten sonra 4 kasımda İstanbul'da ola­caklardır.

 İstanbul :

Cumhuriyetin 30 uncu yıldönümü bay­ramının kutlanmasına İstanbul'da da bugün saat 13 ten itibaren başlanmış­tır.

Şehir baştanbaşa bayraklar, flamalar, millî renklerimiz ve vecizelerle süslen­miş, yer yer taklar kurulmuştur.

Gece, şehirdeki resmî ve hususî bina­lar, meydanlar, projektörlerle aydınla­tılacak ve ana caddeler elektriklerle tenvir edilecektir.

Bu sene gece tenviratına bilhassa bü­yük ehemmiyet verilmektedir.

Diğer taraftan limanda bulunan bütün gemiler de alay sancaklarüe donatıl­mış olup gece de elektrikle aydınlatıla­caktır.

Yarın sabah saat 9 dan itibaren vilâ­yette devlet adına İstanbul valisi tara­fından askerî ve mülki erkânla ruhanî

reislerin ve &orkonsüllerin tebrikleri kabul edilecektir.

Müteakiben saat 10.30 da Taksİm'e gi­dilerek yapılacak teftişi müteakib ge-çid resmi başlayacaktır.

Toplu bir halde Edirnekapı şehidliği ziyaret edilecektir. Gece şehrin muh­telif meydanlarında bandolar çalacak­tır.

 Ankara :

Şehrin su davasının halli için üç yılda belediye tarafından yapılan faaliyeti ve neticelerini rica eden Anadolu Ajan­sı muhabirine Belediye Reisi Atıf Ben-derlioğlu aşağıdaki izahatı vermiştir:

Hemşehrilerimizin "büyük itimadı ve teveccühü ile işbaşına geçtiğimiz gün karşılaştığımız mühim meselelerden bi­risi de hiç şüphesiz ki en medeni ve zaruri ihtiyaçlardan olan şehrin su dâ­vası idi. Eski belediye tarafından ya­pılan 16 miİ3ron lira sarfı ile ve 5 sene­de tahakkuk edecek bir plânın tatbiki imkânsızdı. Sular İdaresinin 1950 yılın­da 2 milyon liralık bir bütçesi ile bu işi başarmak mümkün olmıyacağı gibi yıllardır su sıkıntısı çeken Ankara'lı-lan da 1955 yılma kadar ayni sıkıntıyı çekmeleri imkânsız idi. Bütün bunları nazara alan belediyemiz az para ile çok iş yapmak sureti ile şehrin su dâvasını halletmiş bulunmaktadır. Bu muvaffa­kiyetimizi izah etmeden evvel 1950 yı­lındaki şehrin su durumunu izah et­mek isterim.

1950 yılında belediyeyi devraldığımız zaman şehre gayri muayyen saatlerde 10.800 abone ve 210 umumi çeşmeye 300 kilometrelik şebeke hattı ile gün­de 33.000 ton su verilmekte idi. İşte o zaman bu durumda olan su işleri son üç yılda meydana getirmiş olduğumuz -yeni menba tesisleri ile şebekeleri ile "bu yıl bütün Ankaralıların da bilfiil müşahede ettikleri gibi şehirdeki 21 ~bin aboneye ve 540 çeşmeye 450 kilo­metrelik şebeke hattı ile günün her sa­atinde muntazam olmak sureti ile günde verilen su miktarı 90 bin tona çık­mıştır.

Yukardaki izahatımdan da anlaşılacağı veçhile bu yükseliş yalnız şehre veri­len suyun 33 bin tondan 90 bin tona yükselişi   ile  kalmamış, günden  güne

büyüyen ve artan nüfusa muvazi ola­rak, şimdiye kadar su almayan yerler­de olmak üzere abone adedi yüzde yüz bir artışla 10 binden 21 bine, 210 çeşme 520 çeşmeye, 300 kilometrelik şebeke hattı 450 kilometreye çıkmış bulunmak tadır. Görülüyor ki başkent Ankara'da su dâvası inin 3 senelik azimli ve se­mereli bir çalışma 27 senelik çalışma­ya tekabül etmektedir.

Sular idaremizin bu neticeyi istihsal için yaptığı mesai çok çetin olmuş­tur. Türkiye'de hemen hemen hiç bir şehir su tesisi için yeraltı sularından faydalanmak hususları teknik bir şe­kilde ele alınmamış iken bu yolda da ciddi ve esaslı bir çalışma da bize na­sip olmuştur.

Ancak: Ankara şehrinde yeraltı sula­rından istifade edilmesi için bu işe ait en ileri, teknik kullanılmak sureti üe teşebbüse geçilmiş ve bunun neticesi olarak da bu günkü mesut duruma eri­şilmiştir.

Yeraltı sularından istifade için yapı­lan program bu yıl ikmal edilmiştir. Bu iş için ilk olarak Ankara'ya gelen vadilerin yeraltı sularını tesbit ve bu suların şehre verilmesi için derin ku­yular ve pompa istasyonlar: inşa olunmuş ve Ankara'dan sonraki vadilerde toplanan yeraltı sularında keza tesbiti ve bunların şehre verilmesi için gerek­li tesisler vücuda getirilmiştir. Bu gün yeraltından su istihsali tekniği çok ilerlemiş olup sular idaresi bu tekniğe göre, teşkilâtlanmış ve bugün kendi sondaj aleti ile 40 cm. kutrunda 20-30 metre derinlikte bir kuyuyu 2-5 gün içerisinde açmak kudretini elde etmiş­tir. Bu kuyulardan suyun alınabilmesi için ise Amerikadan en son sistemde derin, kuyu tulumbaları getirtir iler ek modern tesisler vücuda getirilmiştir.

Bu tesisler maliyet bakımından o ka­dar ucuzdur ki her bir tesis bîr yıl için de kendisini amorti ederek randıman vermektedir.

Şimdiye kadar yapılan derin kuyu te­sislerine bunların tulumba ve aktarma İstasyonları ile terfi boruları dahil 600 bin liraya, büyük terfi hatları süzgeç ilâve konpartımanı ve yeni pompa is­tasyonları için de 550 bin lira olmak üzere su istihsal eden tesisler için son üç yılda 1 milyon lira iken bu miktar

951 de 3 milyon 600 bin liraya yüksel­miştir.

Şehrin günden güne büyümesi ve nü­fusunun artışı karşısında yeni bir su dâvası ile karşılaşmamak için şimdi­den etüd ve çalışmalarımıza başlamış bulunmaktayız.

Dört milyon 300 bin liraya çıkacağını tahmin ettiğimiz sular idaresinin 1954 yılı bütçesi ile 60 çeşme, 40 kilometre şebeke hattı ile şehre verilen su mik­tarını 90 bin tondan 100 bin tona çı­karmak suretiyle 2500 abonenin daha ihityacina cevap verebilecek bir duru­ma girebileceğimizi tahmin ediyorum.»

29 Ekim 1353

 İstanbul:

Cumhuriyetin 30 uncu yıldönümü bü­tün yurdda olduğu gibi İstanbul'da da büyük sevinç ve tezahüratla kutlanmaktadır.

Günün ilk saatlerinden itibaren yüz-binlerce İstanbullu, Cumhuriyet Bay­ramı merasiminin yapılacağı Taksim meydanına giden sokakları ve caddele­ri doldurmuş bulunmakta idi. Bir in­san seli Taksim'e doğru akıyordu. İs­tanbul civarındaki köylerden gelen halkı taşıyan yüzlerce kamyon, davul zurna seslerile bu insan seline ayrı bir heybet veriyordu. Halkın yüzünde bü­yük bir sevinç ve Cumhuriyet idaresi­nin 30 uncu yıldönümünü idrak etme­nin sonsuz neşesi okunuyordu.

Şehir baştanbaşa Türk bayrakları, mil­lî renklerimiz, çiçekler, yer yer kuru­lan taklarla süslenmiş bulunuyor ve her evin penceresinden bir bayrak sal­lanıyordu. İstanbul Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay, saat 9 dan itibaren Devlet adı­na Cumhuriyetin 30 uncu yılı münase-betile sırasile İstanbul'da bulunan me­busların, generallerin, amirallerin, ka­ra, deniz ve hava üst subaylarının, jan­darma komutanı ve üst subaylarının ve gümrük muhafaza komutanının, İstan­bul Üniversitesi ve Teknik Üniversite rektörleri ve profesörlerinin, İstanbul' da bulunan Başbakanlık ve Bayındır­lıklar müfettişlerinin ve genel müdür­lerin, adliye erkânının, vilâyet, belediye erkânı, şehir meclisi üyeleri, emni­yet erkânı, Defterdarlık mensublarv diğer protokola dahil müdürlüklerin Ticaret Odası, Sanayi Odası, Sanayi Birliği Reisi ve diğer teşekküllerin, D.. P. ve C.H.P. partileri mümessillerinin, eski muharibler ve malûl gazilerinin, ajanslar ve basın mensublannm, yerli ve yabancı banka ve şirketler müdür­lerinin, hayır kurumları ve yardım der­neklerinin, Rum ve Ermeni patrikle­rinin, Hahambaşmm ve İstanbul'daki Konsolosların tebriklerini kabul etti. Bu tebrik esnasında generaller, adliye erkânı, ruhanî reisler ve konsoloslar resmî üniformalarını giymişlerdi.

Vilâyetteki tebrik merasimini mütea­kip Cumhuriyetin 30 uncu yıldönümü merasiminin yapılacağı Taksim mey­danına gidildi.

Taksim meydanı bugün tarihî günle­rinden birini daha yaşamakta idi. Bü­tün meydan mahşerî bir manzara arzet mekte idi. Geçid resmine iştirak .ede­cek okullar, izciler ve askerî birlikler yerlerini almış bulunuyorlardı. Taksim meydanı da baştanbaşa bayraklar ve millî renklerimizle donatılmış bulunu­yordu.

Taksim meydanına vasıl olunduğu za­man merasim komutanının verdiği tek­mil habsri üzerine açık bir sahra oto­mobiline binen Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay ve İstanbul Garnizon Ko­mutanı Korgeneral Necati Tacan me­rasime igtirak edecek olan kıtaları ve birlikleri teftiş ettiler ve tebrikte bu­lundular.

Teftişi müteakib Vali ve Garnizon Ko­mutanı Taksim âbidesi önüne geldiler ve verilen «tiL.» işaretinden sonra esas duruşa geçildi ve şehir bandosunun çal­dığı İstiklâl Marşı ile bayrağımız âbi­denin şeref direğine çekildi.

Yüze yakm çelengin Cumhuriyet âbi­desine konulmasından sonra İstanbul Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay sık sık ve sürekli alkışlarla kesilen heye­canlı bir konuşma yaptı.

Cumhuriyetin 30 uncu yılmönümü gü­nünün büyük ehemmiyetini belirten bu konuşmasında vali ezcümle dedi ki:

«Aziz yurddaşlarım,

Şu dakikada Türk milleti bir tek kalb,bir tek nefes halinde bayramı kutlu­yor. Kutlu olsun aziz hemşehrilerim. Bundan 20 yıl evvel Cumhuriyetin 10 uncu yılını kutlarken Ata'nm büyük sesi hepimizin varlığına sinmişti. O, diyordu ki: Her 10 yılda Türk milleti Cumhuriyet tarihinin yeni şereflerini sahifelere kaydedecek ve ileriye doğru yeni bir hız alacaktır. Bugün Ata'-nın büyük sözünden 20 yıl sonra. Dağ-başmı duman almış şarkısını şöyle söy-liyebüıriz: «Dağdan duman sıyrılmış, Türk milleti Onun gösterdiği yolda her gün yeni bir hızla O'nun istediği şekil­de terakkilere, hamlelere doğru ilerli­yor.

Aziz hemşehrilerim, bu büyük günde bize bu şanlı tarihi yaşatan ordumuza, İstanbul'un minnetlerini arzederim. Var olsun Türk ordusu. Yine bu bü­yük günde dünya barış: için Kore'de canlarım seve seve veren arsîan Mehmedciklerimizi, kahraman subaylarımı­zı da minnetle anarım.

Büyük Atatürk, senin mukaddes hatı­ran her vakit bizim kalblerimzdedir, daima yolundayız, daima izindeyiz. Bu memleket ve bu millet her türlü mania­ları yenerek yeni yıldönümlerile bü­yük günlerimizi kutlayacaktır. Var ol­sun aziz hemgeriierim.»

Vali ve Garnizon Kumandanı tribün­deki yerlerini aldıktan sonra merasim kumandanının verdiği emir üzerine ge-çid resmine başlandı.

Önde şshir bandosunun refakatinde kız ve erkek izciler, bunları takiben kız ve erkek okulları öğrencileri muntazam adımlarla geçtiler.

İzcileri ve okulları Kızılay hemşirele­ri ve Türk ordusunun yarınki komu­tanlarını teşkil edecek olan kuleli as­kerî lisesi öğrencileri, Barbaros'un to­runları kahraman denizciler ve onları da Türk ordusunun şanlı piyadesi ve jandarması takib ediyordu.

Piyade kuvvetlerinin resmigeçidini mü teakib motorize ve bindirilmiş kıtaatin resmigeçidi başladı. Bunları hafif ve ağır toplar, uçaksavarlar ve motorize piyade kuvvetleri takib ediyordu.

Meydanı dolduran halk, Türk ordusu­nu ve tarihe altın sahifeler yaratan kahraman Mehmedciği  çılgınca  alkışlıyordu. Mehmedcik süngüsü ile kazan­dığı Cumhuriyetin 30 uncu yıldönü­münde metanet ve geçmiş yılların kah­ramanlığı İle bir kat daha âbideleşmiş olarak dimdik büyüklerinin önünden, geçiyordu.

Son motorize kıtaatın geçişini İstanbul, belediyesinin itfaiye teşkilâtı takib et­ti.

Büyük bayramın muazzam resmigeçidi. bu şekilde sona ermiş bulunuyordu.

Cumhuriyetin 30 uncu yılını kutlamak­ta olan istanbullular büyük bayramın, sonsuz sevinci ve heyecanı içinde bu­lunmaktadırlar.

 Ankara :

Cumhuriyetin 30 uncu yıldönümü bü­yük manasına lâyık bir şekilde bugün, bütün yurtta olduğu gibi Başkentte de büyük bir heyecanla ve çeşitli tören1erle kutlanmıştır.

Bu münasebetle dündenberi şehrimiz­de bütün resmî ve hususî binalar bay­rak ve günün manasını belirten afiş­lerle süslenmiş ve bugünkü gündelik, gazeteler baş sayfalarını Cumhuriyete ait yazılara talisi s etmişlerdir.

Kutlama törenine Cumhuriyetin kuru­cusu Atatürk'ün muvakkat kabrinin zi­yaretiyle başlanmşitır.

Reisicumhur Celâl Bayar saat 11.25 de refakatlerinde Başvekil Adnan Mende­res, Riyaseticumhur Umumî Kâtibi, hu­susî kalem müdürü ve yaverleri oldu­ğu halde Atatürk'ün muvakkat kabrine gelmişler ve burada kendilerine Bü­yük Millet Meclisi Reisi Refik Koral-tan, bütün vekilleri heyeti azaları, Er­kânı Harbiye! Umumiye Reisi, deniz, hava ve kara kuvvetleri komutanları,. Büyük Millet Meclisi Başkan Vekil­leri, Devlet Şûrası, Temyiz ve Divanı Muhasebat Reisleri, Ankara Valisi, Be­lediye Reisi, Garnizon ve Merkez Komutanları ile Emniyet Müdürü Reisi­cumhurumuza mülâki olmuşlardır.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar yanla-rmdakilerle birlikte Atatürk'ün, mane­vî huzurunda saygı duruşunda bulun­muşlar ve kabre bir buket koymuşlar­dır.

Reisicumhurumuz kabre geliş ve buradan ayrılışlarında başta bando bulunan bir ihtiram kıtası tarafından selâmlan­mışlar ve burada toplanan halk tara­fından şiddetle alkışlanmışlardır.

Reisicumhur Celâl Bayar müteakiben muvakkat kabirden ayrılarak bindikle­ri anık otomobille Atatürk bulvarı, Bankalar ve İstasyon caddelerini taki­ben, tebrikâtı kabul etmek üzere Bü­yük Millet Meclisine gelmişlerdir.

Reisicumhur, Büyük Millet Meclisi ka­pısında bir ihtiram kıtası tarafından selâmlanmış ve bando İstiklâl marşını çalmıştır.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar saat 12 den itibaren Büyük Millet Meclisi ka-"bul salonunda Cumhuriyetin 30 uncu yıldönümü münasebetiyle vekiller, me­buslar, kara, deniz ve hava kuvvetleri erkânı, devlet şûrası, temyiz ve diva­nı muhasebat, Ankara Üniversitesi, Başvekâlet ve protokol sırasına göre Vekâletler, Ankara Vilâyet ve Bele­diye erkânı, siyasî partiler genel sekre­terleri, partiler Ankara idare heyetleri, millî bankalar erkânı, eski muharipler ve malûl gaziler, kurumlar, dernekler, birlikler, federasyonlar ve sendikalar tarafından seçilmiş delegeler ile kıdem sırasına göre yabancı devletlap büyük elçi ve orta elcilerinin resen veya mu­vakkaten vazife gören maslahatgüzar­ların refakatlerinde bulunan müsteşar, kâtip ve ataşeler ile kara, deniz, hava, ticaret ve basın ataşelerinin tebrikâtım kabul etmişlerdir.

Bu kabul resminde Büyük Millet Mec­lisi Reîsi Refik Koraltan sağda ve Baş­vekil Adnan Menderes solda olmak üzere Reisicumhurun arkasında yeral-mış bulunuyorlardı.

Kordiplomatiğin kabulü sırasında Dış­işleri Vekili Fuad Köprülü Reisicum­hurumuzun sol tarafında yer almıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar, kabul res­minden sonra Hipodromdaki geçit res­minde hazır bulunmak üzere Büyük Millet Meclisinden ayrılmışlardır.

 Ankara :

Cumhuriyetin 30 uncu yıldönümü mü­nasebetiyle bugün saat 14.15 de Hipodromda yapılan parlak bir geçit resmiy­le Ankara halkı Türk gençliğine ve kahraman Mehmetçiğine güven ve iti­madının hazzını bir kere daha tatmış­tır.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar saat 14 te Hipodromu dolduran muazzam bir kalabalık halinde halkın sürekli alkış­ları ve sevgi gösterileri arasında me­rasim mahalline gelmişlerdir.

Sabahın erken saatlerinden itibaren Hipodromu hıncahınç dolduran halk kitlesinin, yaptıkları bir hitabeyle bay­ramlarını kutlayan Reisicuhrumuz ge­çit resmine iştirak edecek askerî bir­likleri ve izci gruplarını teftiş ettikten sonra şeref tribününe gelmişlerdir.

Büyük Millet Meclisi Reisi, Başvekil, Vekiller, Mebuslar, Erkânı Harbiye! Umumiye Reisi, Vekâletler ileri gelen­leri, Generaller, Vali, Kordiplomatik ve Ankara'da misafir bulunan Kuzey Atlantik Paktı Yüksek Müttefik Kuv­vetleri Başkomutanı Orgeneral Grunther ile Paris Belediye Meclisi Reisi M. Frederic Dupont'nun hazır bulunduk­ları törene bandonun çaldığı İstiklâl marşı ile başlanmıştır.

İlk olarak yurdumuzun muhtelif bölge­lerinden gelen izci grupları geçit ma­halline girmişler ve bunu mehter takımı, Harpokulu piyade alayı, Hava Harp okulu, deniz piyadesi, süvari, top­çu, motorlu ve zırhlı birliklerimiz takib etmiştir.

Askerî birliklerimizin mehter takımı­nın ve Cumhuriyet gençliğinin geçiş­leri, onların sert adımlarında Türk milletinin sevgi ve güveninin tam takdi­rini bulmuş ve halk dakikalarca ken­dilerini alkışlamıştır.

Geçit resmi devam ettiği sırada Hipod­romun üzerinden ayyıldızlı bayrağımı­zı hâmil uçakların geçişi ve T. C. ru­muzunu resmederek uçak jet uçakları, halkın tezahüratına vesile teşkil etmiş ve dakikalarla alkışlanmışlardır.

Geçit resmini müteakip saat 16.30 da törene son. verilmiştir.

30 Ekim 1953

 Ankara :

Cumhuriyetin 30 uncu yıldönümü mü­nasebetiyle Afganistan, Almanya, Arjantın, Amerika, Avusturya, Belçika, Brezilya, Bulgaristan, Çekoslovakya, Çin, Danimarka, Fransa, Finlandiya, Haşimî Ürdün, Hindistan, Hollanda, İngiltere, Irak, İran, İrlanda, İspanya, israil, İsveg, italya, İsviçre, Japonya, Kanada, Kore, Libya, Lübnan, Macaris­tan, Meksika, Mısır, Norveç, Pakistan, Polonya, Portekiz, Romanya, Sovyet Kusya, Suudî Arabistan, Suriye, Şili, Yugoslavya ve Yunanistan devlet re­isleri Reisicumhurumuz Celâl Bayar'a milletleri ve şahısları adına refah ve saadet temennilerini belirten telgraf­lar göndermişlerdir.

 Ankara :

Birkaç günden beri şehrimizde bulu­nan Kuzey Atlantik Paktı Yüksek Müttefik Kuvvetleri Başkomutanı Orgeneral Alfred Gruenther, beraberin­de general Wyman olduğu halde bu sa­bah saat 9.30 da hususî uçağiyle İzmire müteveccihen şehrimizden ayrılmış­tır.

31 Ekim 1953

   Devrekani:

İlçemiz Hidro-Elektrik tesisatı, bugün vilâyetten gelen misafirler ve kalaba­lık bir vatandaş kitlesinin huzurunda, saat 17 de merasimle açılmıştır.

  Bursa :

Vilâyetimizde 1500 vatandaşı sinesinde barındıracak olan 322 haneli bir göç­men numune köyü kurulmuştur. Bu maksatla bugün yapılan bir törenle ev­ler göçmen vatandaşlara dağıtılmıştır. Trende Vali Cahit Ortaç, İskân Umum Müdür Muavini Galip Adatepe, Tümen Komutanı. Belediye Reisi, Bankalar, Demokrat Parti ve dernekler mümes­silleri ve kalabalık bir vatandaş küt­lesi hazır bulunmuştur.

Göçmenler adına Nafiz Konuk bir hi­tabede bulunarak milletin ve hüküme­tin gösterdiği şefkati minnetle karşıla­dıklarını bildirmiş ve Vali de bir ko­nuşma yaparak göçmen vatandaşların, anavatanda mesut ve bahtiyar günler geçirmelerini temenni etmiştir.

Müteakiben kurdele kesilmiş ve evle­rin anahtarları Vali ve İskân Umum Müdür muavini tarafından sahiplerine dağıtılarak törene son verilmiştir.

Devlet Vekili Celâl Yardımcının tavsi­yesine uyularak bu numune köye «Hür riyet köyü» ismi verilmiştir. Göçmen vatandaşlar sevinç içindedir.

 Ankara:

Basın, Yayın ve Turizm Umum Mü­dürlüğünün davetlisi olarak Ankarada bulunan misafir İngiliz gazetecileri bu sabah mihmandarları refakatinde oto­mobille Konya'ya hareket etmişlerdir.

Misafir gazeteciler Konyada Altmova-daki Gözlü Üretme çiftliğinde Konuk­lar Ziraat okulunda tetkiklerde bulun­duktan sonra tekrar Ankara'ya döne­ceklerdir.

   Fethiye :

İlçemizin birçok köylerinin istifadesi için 30 kilometrelik Kermer Kestep na­hiyesi yolu inşaatı ikmal edilmiş ve merasimle işletmeye açılmıştır.

Ekonomi ve Ticaret Vekâletinin dış ticaretle ilgili tebliği:

Ankara: 6 (A. A.) Ekonomi ve Ticaret Vekâletinden bildirilmiştir:

121 sayılı listeye ait temdit kararını bir kaç gün evvel haber alan bazı ta­birlerin piyasadan bu listeye giren malları topladıkları yolunda bazı neş­riyat görülmüştür.

Yeni dış ticaret rejimi kararnamesiyle ilga edilen 111 sayılı listenin tem-4idi hakkında yeni bir karar alınmış değildir. Sadece, Vekâlet kararna­menin muvakkat maddesinde tanınan 15 günlük tasfiye müddetinin tatbikatında ,kararnamenin neşri tarihinden evvel tekemmül etmiş satışla­rın tescil durumu üzerinde ticaret odalariyle ihracatçı birliklerinin tered­dütlerini izale eden bir tavzih yapmıştır.

'Tacirlerin ve alâkalı teşekküllerin müracaatlarına dayanan kararname­den evvel tekemmül etmiş satışlar için mevcut mevzuatla tanınmış mük­tesep hakkın ifadesinden ibaret bulunan bu tavzihin gizliliği olmadığı gi­bi yeni bir durum yaratmadığından daha evvel duyulmuş olmasının da 'bir kıymeti yoktur. Filhakika, dış satışlarda fiat mutabakatının tescilini -âmir olan 397 sayılı sirküler, haricî satışlarda bağlantının tekemmülünden itibaren 2 iş günü ve mücbir hallerde ise 5 gün içinde satış fiatmın alâkalı oda veya birliğe tescilini ve hatta ihraç gününün fiatma uyduğu takdir­de tescilin ihraç anında yapılmasını kabul etmişti. Buna nazaran, 111 sa­yılı listeyi ilga eden ve daha evvelki bağlantılar için 15 günlük tasfiye müddeti tanıyan dış ticaret rejimi kararının Resmî Gazetede ilân edildiği 3 Eylülden evvel satışı tekemmül etmiş ve hatta akreditifi açılmış bulu­nan muamelelerin 397 sayılı sirkülerin sarih hükümler ve hakkı mükte­sep mefhumunun şümulü içinde intacı tabii idi. Tescilin bu tarihden ev­vel yapılmış olmasını icbar eden bir tatbikat şekli hatalı ve mevzuatla tanınmış hakları ihlâl edici mahiyette olduğundan, Vekâlet bu tavzihle Tbunu önlemiş ve başlamış fakat tatbik organlarının tereddütleri yüzün­den tekemmül edememiş muamelelerin rejim kararnamesiyle tanınmış olan 15 günlük müddetten faydalanmalarını sağlamıştır.

Bu tavzihle dahi ihracat ancak 111 sayılı listenin ilgası kararından önceki "bağlantılara inhisar ettiği, yeni satışların kabulü tecviz edilmediğinden, takas muamelesinin temdidi ve haberdar olan tacirlerin bundan istifade etmeleri varid değildir.

M. Bidault'nun teşekkür telgrafları:

İstanbul: 6 (A. A.)

Bu sabah Paris'e hareket eden Fransa Dışişleri Vekili ekselans Georges Bidault Başvekil Adnan Menderes ile Dışişleri Vekili Profesör Fuat Köp-rülü'ye aşağıdaki telgrafları göndermiştir :

Ekselans Adnan Menderes Başvekil Ankara

Hükümetiniz, memurlarınız ve memleketiniz halkı tarafından Fransa'yakarşı şahsıma gösterilen hüsnü kabul bende unutulmaz bir intiba bırak­mıştır. Yurdlarımizm menfaatleri için verimli olduğuna emin bulundu­ğum ve çok iyi geçmesini candan arzu ettiğiniz seyahatimin sonunda ha­raretli minnettarlığımı arzederken, Türk milleti için samimî dostluk ve derin takdir duyguları ile meşbû olduğumu da belirtmek isterim.

Georges Bidault Ekselans Fuad Köprülü Dışişleri Vekili Ankara

Aramızda en büyük itimadın carî olduğunu bir kere daha gösteren ve ba­na, teveccühünüzü yeniden hissetmek imkânını veren görüşlerimizin fer­dasında ekselansınıza samimî teşekkürlerimi sunarım: Milletlerimizin, her zamandan ziyade takdir edilebilir dostlukları çerçevesine dahil olarak yaptığım bir seyahatin sonunda milletlerimizin devamlı menfaat ve dü­şünce birliğini tebarüz ettirmek isterim.

Göstermek lûtfunda bulundukları alâkadan dolayı derin hürmet ve min­net duygularımı sayın Reisicumhura arzetmenizi de rica ederim.

Kararsızlıklar ve kavgalar yüzünden karışan bir dünyada Türk milleti­nin sükûn içinde kuvveti ve güvenilebilir dostluğu, bizim için kıymetli olan bir ittifakın değerli unsurlarıdır. Bu ittifak, menfaat birliği, kader kardeşliği ve serbestçe kabul edilen bir barış bakımından büyük kıymet taşımaktadır.

Georges Bidault

İstanbul kurtuluş bayramı münasebetiyle çekilen telgraflar:

İstanbul : 6 (A. A.)

İstanbulun 30 uncu kurtuluş yıldönümü dolayısiyle İstanbul şehri adına Vali ve Belediye Reisi tarafından devlet büyüklerine şu telgraflar çekil­miştir Sayın Celâl Bayar

Reisicumhur

Bugün kurtuluş bayramını kutlayan İstanbul halkı bu sevinçli gününde aziz Devlet Başkanlarına yürekten saygı ve bağlılıklarını arza beni me­mur etmiştir. Tazimlerimle arzederim.

Sayın Refik Koraltan

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi

Bugün kurtuluş bavramını kutlayan İstanbul halkı, Büyük Millet Mecli­sine ve onun saym Başkanına derin tazim ve saygılarını arza beni memur etmiştir.

Derin saygılarımla İstanbulun içli hislerini arzederim.

Sayın Menderes Başvekil

Bugün kurtuluş bayramını kutlayan İstanbul hemşehrileriniz sayın Baş­vekillerine içten saygı ve sevgilerini arza beni memur etmiştir. Derin saygılarımla arzederim.

-Sayın Kenan Yılmaz Millî Savunma Vekili

Büyük ordumuzun yüce hamlesiyle kurtuluşuna kavuşan İstanbul bugün bayram yaparken duyduğu sevinç ve şükran hislerini arza £eni memur

Derin saygılarımla arzederim. Sayın Orgeneral Nuri Yamut Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi

Bugün kurtuluş bayramını kutlayan İstanbul halkı büyük ordusuna karşı duyduğu sonsuz minnet bağlılıklarını arza beni memur etmiştir.

Bu yüce vazifeyi yaparken duyduğum bahtiyarlığı derin saygılarımla ar--zederim.

Fransız Başbakanının teşekkürü:

İstanbul: 7 (A. A.)

Birkaç gün evvel memleketimizi ziyaret etmiş olan Fransız Başvekili ek­selans M. Laniel Vali ve Belediye Reisi Profesör Gökay'a bir telgraf gön­dermiştir. Bu telgrafta GÖkay'm yakın alâkasiyle şehrimizde geçirdiği birkaç saatin kendisine unutulmaz bir hâtıra bıraktığını bildirmekte, te­fekkürlerinin ve iyi dileklerinin kabulünü rica etmektedir.

Maliye Vekilinin beyanatı:

 Ankara : (A. A.)

Maliye Vekili Hasan Polatkan Anadolu Ajansı muhabirine aşağıdaki be­yanatı vermiştir :

«1953 yılı devlet gelirleri 1 milyar dokuz yüz elli yedi milyon lira olarak tahmin edilmişti. Malî yılın yedinci aymm sonuna kadar bu miktarın bir milyar doksan sekiz milyon liralık kısmı tahsil edilmiştir.

Eylül ayının aylık tahsilatı ile Eylû sonu itibariyle malî yılın yedi aylık umumî tahsilat yekûnunun eski yıllarla mukayesesi şöyledir :

1953 yılı Eylül ayı aylık tahsilatı 180.784.100 lira

1952 yılı Eylül ayı aylık tahsilatı 153.537.560 Lira

1951 yılı Eylül ayı aylık tahsilatı 119.554.607 Lira

1953 yılı Eylül ayı gayesi itibariyle umumî tahsilat 1.097.526.407 Lira

Bu rakamlardan da anlaşılmaktadır ki, 1953 yılı Eylül ayı tahsilatı mali tarihimizde yeni bir rekor olarak 180 küsur milyon lirayı bulmuştur.

Geçen sene Eylül ayı tahsilatı 153 milyon lira olduğu halde bu yıl Eylül ayı tahsilatının % 17,6 fazlasiye 180 milyon lirayı tecavüz etmiş olması, gelirlerimizin iktisadî faaliyetteki inkişafı yakından takip etmekte olduğunun bir delilini teşkil etmektedir.

Gelirlerimizin arzettiği bu seyir yılbaşında yapılan varidat tahminlerinin tamamiyle tahakkuk edeceğini göstermesi bakımından ayrıca memnuni­yeti muciptir. Türkiye Çimento Sanayii Anonim Şirketi Kuruldu

Ankara : 8 (A. A.)

Bugün saat 19 da Başvekâlette, elli milyon lira sermayeli Türkiye Çi­mento Sanayii Anonim Şirketinin mukavelesi imzalanmıştır.

Başvekil Adnan Menderes'in Başkanlık ettiği bu imza merasiminde Ma­liye Vekili Hasan Polatkan, Gümrük ve Tekel Vekili Emin Kalafat, İş­letmeler Vekili Srtkı Yırcalı ile şirketin kurucuları olan Türkiye Emlâk Kredi Bankasının, Sümerbankm, İş Bankasının, Sümerbank Çimento Sa­nayii Müessesesinin ve Ankara Çimento Limited Şirketinin idarecileri ve basın temsilcileri hazır bulunmuşlardır. Mukaveleyi, kurucu olarak, Emlâk Kredi Bankası Umum Müdürü Medenî Berk, Sümerbank Umum. Müdürü Hâmid Pekcan, îş Bankası Umum Müdür Vekili Üzeyir Avun­duk, Sümerbank Umum Müdür Muavini Mehmed Akın, İş Bankası Umum. Müdür Muavini Ahmet Dallı, Emlâk Kredi Bankası Ankara Müdürü Mit­hat Ercin, Sümerbank Çimento Sanayi Müessesesi adına Sümerbank. Umumî kâtibi Tayfur Tarhan, Ankara Çimento Şirketi adına da Üzeyir Avunduk imzalamışlardır.

İşletme Vekilinin izahatı:

İmza merasimi toplantısında, İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı.- kurulan şir­ket hakkında etraflı izahat vermiştir. İşletmeler Vekili demiştir ki:

«Bugün burada memleketimizin kalkınma ve imarında çok müsbet ve hayırlı bir hizmet göreceğine inandığımız bir müessesenin hukukî teme­lini kurmuş  bulunuyoruz.

Üç millî bankamız, Türkiye Emlâk Kredi Bankası, Sümerbank ve İş Ban­kası ile iki millî müessesemiz, Sümerbank Çimento Sanayii müessesesi ve Ankara Çimento Limited Şirketi aralarında 50 milyon lira sermayeH ve Türkiye Çimento Sanayii adlı bir Anonim Şirket kurmaktadırlar.

Bu şirket, memleketimizin bir günden ertesi güne artan çimento ihtiya­cını karşılamak için. fabrikalar kuracak şirketleri tesis etmek, bu gibi teşebbüsleri desteklemek, sermayedar ve tasarruf sahiplerinin bu saha­daki gayretlerini teknik ve malî yardımlarla teşvik etmek gayesini gü­decektir.

Bu yolda da sadece kendi sermayesini kullanmakla kalmiyarak iç ve dış malî imkânların çimento sanayiinde daha müsbet bir rol oynamasını sağlıyacaktır. Nitekim şirket daha kuruluş halinde iken memleketimizin 15 yerinde ma­hallî sermayelerle tesisine çalışılan çimento fabrikalarının bir an evvel kurulabilmesi ve teknik hazırlıklariyle sermaye noksanlıklarını ikmal işi­ni üstüne almış ve bu 15 fabrikanın tesisini ihaleye çıkarmıştır. Bu fabrikalarla beraber önümüzdeki .aylarda yeniden 5 çimento fabrika­sının ihalesi için gerekli hazırlıklara başlanılmıştır. Çünkü bir taraftan İhalesi bile yapılmadan bu fabrikalardan üçünün bütün malî külfeti ma­hallen halkımızın kendi sermayeleriyle temin edilmiş bulunmaktadır. Di­ğer taraftan memleketin giriştiği yeni kalkınma ve imar işinde çimento ihtiyacının kendisini her gün biraz daha hissettirmiş olmasıdır. Filhakika 1950 yılında memleketimizde çimento istihlâki 535 bin ton civarında idi. "İstihsalimiz ise 395 bin tondan ibaretti. 1953 yılında ise tevsilerle beraber İzmir fabrikasının da faaliyete geçmesiyle istihsal miktarımız 1.Û25.G0O tona yükseltilmiş, fakat buna mukabil istihlâkimiz tahminleri de aşarak 2 milyon ton civarına yani 4 misline yükselmiş bulunmaktadır. Bugünkü tahditler de gözonüne alınırsa ihtiyaç miktarının önümüzdeki yıllarda 3 -milyon tonu bile geçeceği bedihidir.

Binaenaleyh bu fabrikaların tesisiyle beraber yeni kurulacak fabrikaların adedini 38 e çıkarmak için hazırladığımız bir programın tahakkukuna geçmek üzereyiz.

"Bu defa ihaleye çıkarılan fabrikaların istihsal kapasitesi ile istihsal mik­tarımız 1950 ye nazaran 5 misli artacak ve bunların bedellerini 2 senede dışarıya çimento bedeli olarak ödediğimiz döviz farkı ile bile tediye et­mek imkânı hâsıl olacaktır. Kaldı ki gerek ithal çimentosunun, gerekse yerli çimentonun memleketin dört tarafına şevkinden doğan nakliye üc­retleri de diğer her türlü kâr bir tarafa bırakılsa bile bu fabrikaları memleket bakımından kısa bir zamanda amorti edebilecek bir yüksekliktedir. Halbuki bugün memlekette henüz çimento lüks bir madde gibi köylere ve kasabalara yeni yeni girmektedir. Böylece Konya'da, tonu 135 liraya, Diyarbakır'da 180 liraya, Van'da 200 liraya çimento yerine halkımıza ve ^nemleket ihtiyaçlarına yarı yarıya ucuza çimento temin edilmiş ola­caktır.

Onun için bu 3 bankamızın ve millî müesseselerimizin memleketin bu büyük dâvalarından birine  elkoyarak giriştikleri  çok hayırlı teşebbüs sadece bir memleket hizmeti değil, ayni zamanda kendileri ve yatırdık­ları sermaye için de çok kârlı ve tamamen iktisadî ve ticarî hedeflere uygun bir çalışma mevzuu olacaktır.

Bu teşebbüste olduğu gibi hükümetimiz buna mümasil teşebbüslerin de Önderliğini yapmak, onlara her türlü yardımı ve çalışmalarını kolaylaş­tıracak müzahereti temin etmekle kendisini vazifeli bilmektedir.»

İşletmeler Vekili, sözlerini bu sahadaki çalışmalarda da muvaffakiyet im­kânlarını bahşetmiş olan Başvekile heyecanlı teşekkürlerini bildirerek ve teşebbüse şekil ve hukukî bünyesini veren banka ve müesseselere de te­şekkür ederek bitirmiştir.

Başvekil Adnan Menderes'in beyanatı:

İşletmeler Vekilinden sonra Başvekil Adnan Menderes söz almış ve şu beyanatta bulunmuştur :

Bugünkü imza merasimi, iktisadî hayatımızda mesut ve ileri bir merha­leye varılmış olduğunu kaydetmektedir. Yalnız çimento mevzuunda kısa bir zamanda memleketin dört bucağında 38 fabrikanın kurulması netice­sini verecek.olan bu vakıanın bu bakımdan arzettiği büyük ehemmiyete işaret etmek yerindedir.

Bu imza merasimi ile, 50 milyon lira sermayeli bir teşekkül vücut bul­maktadır. Buna mütevazı bir sermaye denemez. Fakat hâdisenin asıl ehemmiyeti, bunun istikbal için vaadettiği vüsatta, kurulan bu teşekkül tarafından ele alınacak işlerin 100, 200, hattâ 500 milyonluk bir işin baş­langıcını teşkil etmesindedir. Verimli ve yapıcı teşebbüslere para yatır­mak tehalükünü duyan halkımız, muhtelif yerlerde daha şimdiden bu mevzu için 35 - 40 milyon liralık bir sermayeyi temin etmek yolundadır. Ayrıca, çok müsait şartlarla yatırımda bulunmak isteyen dış sermayenin ve dış kredi imkânlarının da kullanılması ile, bugünkü teşebbüs, kısa bir zamanda 3-4 misli vüsat kesbedecektir. Hâdisenin kemiyet bakımından arzettiği ehemmiyetin yanı başında, mahiyet bakımından gösterdiği asû büyük ehemmiyet, işte buradadır ve bu, iktisadî sahada memleketimizde şimdiye kadar görülmemiş olan hâdiselerin cereyan etmekte olduğuna açık bir işarettir.

Evvelce, memleketimizde bir fabrika kurulması, ya hükümetin cılız im­kânlarına tevdi edilir, ya pek nadir olarak, bir müteşebbis, yahut da daha nadir bir şekilde bir yabancı tarafından ele alınırdı. Bir müteşebbisin or­taya çıkması, bir yabancının böyle bir işe başlaması, sık sık görülen mesut hâdiselerden değildi. Bunun ancak piyangoda büyük ikramiye vurması tadar bir ihtimali vardı. 25 senede yalnız 5 çimento fabrikası kurulmuş' olması da bunu gösterir. Halbuki bugün, eskiden mevcut olanların kapa­sitelerini arttırmış olmaktan başka, yeniden 38 fabrika kurulması bahis mevzuu bulunmaktadır.

Memleket iktisadiyatında bugünkü bu mesut tahavvül ve gelişmeyi do­ğuran sebepler, memleketimizde sermaye teraküm etmiş olması ve bu sermayenin istihsal sahalarına akmaya başlamış bulunmasıdır. Türk mil­letinin faaliyetini köstekleyen engellerin ortadan kaldırılması, halkımı­zı niktisadî zekâ ve dehâsının bir neticesi olarak, süratle sermaye terakü­mü hâdisesini intaç etmiştir. Bu sermaye terakümü ise, yine Türk mille­tinin iktisadî mezayasl sayesinde istihsal sahasına teveccüh etmiş bulun­maktadır. Bu da, bu eşsiz hâdisenin Övünülecek diğer bir tezahürüdür. İşte bugün, böyle bir mesut gelişme ile karsı karşıya bulunmaktayız. Bu; imza merasimi ve bugün kurulan teşebbüs bu mühim hâdiseleri bize mü­şahhas olarak göstermektedir.

Filhakika memleketimizde böyle bir teşebbüsün vücut bulması, ancak bankalarımızın 50 milyon lira gibi mühim bir sermayeyi bu mevzua ya­tırmak imkânına sahip olmasına bağlı idi. Bu imkân ise, iktisadî engellerden kurtulan milletimizin çalışması neticesinde banka kaynaklarının ve muamele hacminin artmasından doğabilirdi. Bu imkân, evvelce akla bile gelmezdi. Eğer akla gelseydi, bu derece parlak istikbali olan bir teşebbüse daha evvel geçilirdi. Halbuki bunun eserine, tasavvur olarak dahi rast­lanmamıştır. Çünkü böyle bir teşebbüsün tahakkuk mertebesine erişebil­mesi için, daha evvel, istihsalin genişlemesi, kazançların artması, biriken paraların istihsal sermayesi olarak bankalara akması gibi hâdiselerin te­kevvünü lâzım gelirdi.  Bankalarımız, evvelce, bu unsurlara malik bulunulmadığı için böyle bir işi yapamıyorlardı. Fakat şimdi bu imkânlar hâsıl olduğu için, bunu kolayca başarabilmektedirler.

Bankalarımız, iki senede 38 fabrika kurmak gibi başka ileri memleket­ler ölçülerine göre dahi cok güzel bir netice verecek bir teşebbüse giri­şirlerken elbette ki evvelâ kendi kazançları için ileri atılmaktadırlar. Fa­kat ayni zamanda bu sahada halkımıza da rehberlik etmektedirler. Çün-"kü asıl teşebbüs, bizzat halkımızdan gelmekte, menşeini de halkımızın yatırım isteği teşkil etmektedir. İşte bu istektir ki bankalarımıza ve bize, "böyle bir teşebbüse girişmek cesaretini vermiştir. Filhakika, birçok vilâ­yet merkezlerinden, fabrika kurmak istiyoruz, diye haberler gelmekte ve önayak olunduğu ve teknik ve malî sahada rehberlik edildiği takdirde şimdilik şu kadar sermaye konulacağı yolunda ısrarlı müracaatlar vaki olmaktadır. Bu isteklere cevap veren bu teşebbüs sonunda fabrikaların temelleri atılıp da eser tahakkuk yoluna girince, vatandaşlarımızın daha şimdiden 35 - 40 milyona yükselen yatırım arzusunun çok daha ileri bir dereceyi bulacağında şüphe yoktur.

Daha evvel de belirttiğim gibi, bence bugün kurulan teşebbüsün asıl ehemmiyeti, istisgar edilemiyecek olan 50 milyon gibi kemmî kıymetinin dışında ve üstünde, mahiyetine taallûk eden bu hususiyetindedir. Bu bakımdan bu teşebbüs bize, Türk iktisadiyatında yepyeni bir devrin açıldı­ğını tebşir ediyor. İktisadî kalkınmamıza, artık milletçe, ihtiyaçlarımızın tazyiki ve millî ekonomimizin bütün imkânları ile teşebbüse geçilmiş bulunulmaktadır. Simdi bir iktisadî teşebbüs, şu veya bu zattan, şu veya 'bu yabancıdan veyahut da devlet bütçesinden temin edilecek kısır im­kânlardan beklenmivor. B)ıgün bu teşebbüsü bütün bir millet ele almıs-"tir. Hâdisenin asıl mesut tarafı buradadır ve iktisadî sahada Türk muci­zesi, işte budur.»

Başvekil Adnan Menderes, sözlerine şöyle nihayet vermiştir :

«Hükümetin iyi nivetlerini heyecanla benimseyerek tahakkuk yoluna gö­türen İşletmeler Vekiline ve siz arkadaşlarıma, mahiyeti kemmî ehemmi­yetinin üstünde bir değer taşıyan bir hâdisenin tekevvün edeceği bu an­da teşekkür etmeği kendime zevkli bir vazife bilirim.

Teşebbüs, memlekete hayırlı olsun. Müteşebbislere hayırlı kazançlar sağ­lasın. Ve kardeş teşebbüsler, süratle birbirini takip etsin. Bu gidişle asır­ların kayıplarını telâfi etmek, Türk milleti için işten bile değildir.»

Başvekil Adnan Menderes, ayrıca, İstanbul'da barailar isleri ile alâka­lanmak üzere bu mahiyet ve ehemmiyette benzer bir teşebbüsün tahak­kuk etmek üzere olduğunu da müjdelemiştir.

Joseph Laniel'ist Başvekilimize gönderdiği telgraf:

9 Ekim 1953

 Ankara :

Hükümetimizin davetlisi olarak bir müddet Önce memleketimizi ziyaret etmiş olan Fransa Başvekili ekselans Joseph Laniel, Başvekilimiz Adnan Menderes'e aşağıdaki telgrafı göndermiştir :

Ekselans Adnan Menderes

Türkiye Başvekili Ankara

Ankara'ya yaptığım seyahatin ve M. Georges Bidault ile bana karşı gös­terilen hüsnü kabulün hâtırası hiçbir zaman kolayca silinemiyecektir. Bir ziyaret ve aramızda vaki karşılıklı görüş teatileri Fransa ile Türkiye'yi birbirine bağlıyan rabıtaların fevkalâde bir şahididir. Kuvvetli bir tarz­da teyit edilmiş bulunan bu dostluk sulhun muhafazası ve her iki mille­timizin hayat seviyesinin yükselmesi hususunda esaslı bir unsur teşkil etmektedir. Bu vesile ile ekselansınıza, Türk hükümetine ve milletine karşı olan en samimî temennilerimin kabulünü rica ederim Bay Başvekil.

Josef Laniel Fransa Başvekili

İspanya'ya satılan buğdaylar hakkında:

Ankara : 10 (A. A.)

İspanya'ya satılan buğdaylar hakkında Ekonomi ve Ticaret Vekili Fethi Çelikbaş basma şu açıklamada bulunmuştur:

İspanya'ya satılan buğdaylar dolayısiyle ticarî çevrelerde başlıyan ve bu satışa iştirak etmiş olan ihracatçıların gazetecilere verdikleri izahatla matbuata intikal eden münakaşalara dair neşriyatın gazetelerde devam ettiğini görmekte ve umumî efkârın bu ihraç muamelesinin vekâletimi alâkadar eden cepheleri ve alelıtlak hububat ihracatında takip edilen usuller bakımından aydınlatılmasını faydalı mülâhaza etmekteyim.

Bilindiği gibi, daha birkaç sene evveline kadar ancak dahilî istihlâki kar­şılayabilecek miktarda buğday istihsal eden ve pek istisnaî hallerde cüz'î ihracat ve daha çok ithalât yapmak durumunda olan bir memleket idik. 1951-52 mevsiminde iki, 1953-54 mevsiminde ise üç milyon tonluk bir hububat ihraç imkânını sağlayan bir istihsal vaziyetine ulaşınca, Vekâ­letim bu yeni ve mühim ihraç met ama mahreç temini gibi çetin bir vazi­fe karşısında kalmıştır. Hububat ticareti, geniş teşkilât ve maharet iste­yen bir ticaret koludur ki, bu sahada çok mücehhez ve yıllarca tecrübe kazanmış büyük devletler yanında birdenbire mevki alan memleketimiz, daha ilk yılında, büyük stok devrettirmeyen başarılı sayılacak bir netice almıştır. Geçen sene takip edilen hububat politikamız, ihracatımızın esas itibariyle Avrupa Tediye Birliği içindeki ödeme imkânlarımızı arttıracak istikametlere tevcihi yolunda olmuş ve ileride normal ve devamlı müş­terilerimiz olacak diğer kliring anlaşmalı memleketlerin de ihmal edil­memesine itina olunmuştur. Bu kliring anlaşmalarının tediye hudutları­nı aşan hallerde, satış bedelinin kısmen dövizle ödenmesi de sağlanmaya çalışılmıştır. İstihsal artışımızın bize temin ettiği ihraç kapasitesi hattâ yalnız anlaşmalı memleketler hududu içinde de kalmıyarak yeni yeni pa­zarlar aramaya bizi sevkedecek bir seviyededir.

İhraç imkânlarımıza yeni ilâve olunan dış ticaret rejimimizin normal ih­raç listelerinde yer almiyan hububat ihracatımız, ayrı kararnameler mev­zuunu teşkil etmiş ve geçen istihsal mevsiminde alıcı memleketlerin du-rumuna ve tediye vasıtalarına göre tertiplenmiştir. Dünya hububat fiat larındaki istikrarsızlık ve bizim fiat şartlarımız da, hububat ihracatında, gerek müsait fiat temini ve gerek mahreç kazanmak bakımından, muhtelif tertiplere başvurulmasını istilzam eylemiştir.

Fakat, bütün bu tatbikat esnasında, Vekâletimce gözden kaçırılmayan mü­him noktanın aleniyet ve müsavi şartlar olduğuna bilhassa işaret etmek isterim. Toprak Mahsulleri Ofisine veya Vekâlete yapılan her müracaat tetkik mevzuu yapılmış ve o zamanın fiat ve şartları içinde en müsait olanı kabul edilmiş bulunmaktadır. Devamlı pazarı teşekkül ve fiatı te-karrür etmemiş yeni bir ihraç mevzuu karşısında, tatbik edilecek intikal sisteminin başka türlü olmasına da imkân tasavvur edilemezdi. Gerek Ofisi ve gerek Vekâleti ağır bir vazife karşısında bulunduran bu tatbi­kattan alınan neticenin memnuniyet verici olduğunu ve bugün tesbitine muvaffak olduğumuz daha vazih ve müstakar ihraç politikasına (dünya fiatlarma uymak kararma) ulaştıran^ tecrübeyi bize kazandırdığını he­men ilâve etmeliyim. Bahis mevzuu İspanya'ya satış da, daha evvel ta­hakkuk eden İsrail satışı gibi, izah ettiğim intikal devresinin tasfiye mu-amelelerindendir. Bu muamelenin Vekâlete taallûk eden kısmı şöyle ce­reyan etmiştir:

19 Haziran 1951 tarihli Türk - İspanyol ticaret anlaşmasında hububat yer almamış olduğu ve esasen anlaşmanın normal ödeme imkânları, geniş bir buğday satışını karşılamaya yetecek hacimde olmadığı için, İspanyol hü­kümetiyle müzakereye girişilerek, 8 Nisan_ 1953 tarihinde imzalanan (ve herkesin ittılâma ulaşmış olan) protokolla İspanya'ya 200 bin tonluk buğ­day satışının ödeme şartları tesbit edilmiştir. Bu anlaşmaya istinaden de, Toprak Mahsulleri Ofisi ile İspanyol alâkalı müessesesi arasında teknik şartlar ve fiat mevzuları görüşülmüş ve ihracat için vaki teklifler tetkik olunmuştur.

Bu mevzuda Vekâletimize vaki olan ve ayni şartlarla muvafakat cevabı almış bulunan dört ayrı gruptan, Dümeks, Birtaş ve genel ithalât ve ih­racatın temsil ettiği grup İspanyol resmî makamlariyle satış mukavelesi yapabilmiş, bu sebeple de Toprak Mahsulleri Ofisinin İspanya'ya yapa­cağı buğday ihracatı bu firmalar eliyle tahakkuk et tir ileoilm iştir. Bina­enaleyh tek müracaata müstenit muamele yapılmış olması varit değildir.

Mukaveleye göre, ihracat protokol hükümleri dahilinde cereyan edecek­tir. Ancak, Ofise ödenen 94 dolarlık Fob fiat, İspanya'nın tediye edebil­diği fiata nazaran çok yüksek bulunduğundan bu farkı ödemeyi kabul, eden ihracatçı firmalara, farkı telâfi etmek üzere, başka malların da ih­racı ve muayyen maddelerin İthali imkânı verilmiştir.

8 Nisanda imzalanmış olduğunu söylediğim protokolden iki ay kadar son­ra yapılan bu satışa dair 2/6/1953 tarihinde firmalara bildirilen muva­fakat, sanıldığı gibi, tam bir hususî takas hakkı değildir. İthal muamelesi kliring içinde cereyan edecek, tesbit olunan şartları hâiz ithal müraca­atları tarih sırasına göre is'af olunacaktır.

Muamelenin Vekâlete taallûk eden cephesi izah ettiğim gibidir. Hülâsa :

1. İspanya ile buğday satışına ait esasları tesbit eden protokol bu satış muamelesinden ayrı olarak çok evvel yapılmıştır.

2.  Her memlekete olduğu gibi, İspanya'ya da bu protokole göre buğday satmak için Ofise her türlü teklifi yapmak için bütün firmalara sa­ha açık bulunuyordu. Nitekim bu hususta yapılan müracaatlar da tetkik mevzuu yapılmıştır.

3.Vekâlet, bahis mevzuu satışa ait muvafakatini verirken, gerek buğ­day ve gerek sair maddeler ihracatının, geniş bir takas mahiyetinde tat­bik edilerek normal pazarlarımızda fi at' kırıcı rekabet yapılmasını tecviz edecek hiçbir kayıt koymuş değildir. İhraç malları fiatlarmm alâkalı bir­liklere tescili mecburiyeti esasen 397 sayılı sirkülerle devam ettiği gibi, ayrıca, bu satış dolayısiyle de birliklerin dikkat nazarları yeni bir tebliğ­le çekilmiş bulunmaktadır. Bu duruma göre, alâkalı firmaların fiat dü­şürücü hareketlerinin daha başlarken tescil mercilerinde önleneceği pek tabiî idi. Bunun dışında, Vekâletin talimatı ve tescil mevzuatı bu müra-kabevi sağlayacak mahiyette olmakla beraber, alâkalıların tatbikatta bundan inhiraf eden muamelelere tevessül etmeleri ihtimali kalır ki. bu kabil usulsüz hareketler her muamelede mümkün ve fakat neticesiz kal­maya .mahkûm ve avrıca mütecasirleri bakımından da mesuliyeti mu­ciptir. Bu satısda da bu gibi muamelelere tevessül edilmiş olup olmadığı hususu, daha ilk ittılâda, Vekâletimce tahkik mevzuu olarak ele alınmış bulunmaktadır.

Bizim telâkkilerimize göre tüccarın memleket ekonomisinde mühim ve gayri kabili içtinap bir fonksiyonu vardır ve bu fonksiyon ancak kâr raafc-sadiyle ifa edilmek tabiîdir. Sırf bu hususu tebarüz ettirmek maksadivle işinde kâr sağlayacak seküde maharet gösteren tüccarı makbul tüccar addederken, usul ve nizamları ihlâl ederek kâr sağlayanların makbul ol­mak söyle dursun bilâkis bizim takİbiye mükellef olduğumuzu müdrik "bulunduğumuz bir zümre telâkki ettiğimi müteaddit kereler beyan.etmiş bulunmaktayım. Bu vesair bilcümle muamelelerde usul ve nizamı ihlâl eden tüccarların ne kadar şiddetle takibe duçar edildiğini ve edileceğini umumî efkâra bir kere daha bu vesile ile duyurmak isterim. Ancsk, resmî bir makamın henüz isnat olunan fiiller sabit olmadan faillerini töhmet altında bulunduracak beyanda bulunmasının da haksız ve memleket men­faatleri bakımından zararlı olduğu kanaatini muhafaza ettiğini de ifade ederim.

Açıklamamı bitirirken şunu da belirtmek isterim ki, gerek ticaret erba­bının ve gerek matbuatın, müstakar bir ihraç politikası tatbikatına bağ­lılığı ifade eden hassasiyetini Vekâletim hesabına olduğu kadar sahsım adına da memnunlukla karsılar ve bu hassasiyette bizi takviye eden bir mesnet bulurum. Hususî takastan sonra, 3 sayılı listeyi de ortadan kal­dıran dış ticaret rejimini tatbik mevkiine koymaya muvaffak olan bir Vekâletin, güç ve ıstıraplı da olsa, istikrarlı bir ticaret politikası yolunda yürüyeceğine itimat etmelidir. 3 sayılı liste bekayası gibi, hububat satış­larının geçen mevsimden müdevver muameleleri de ancak birer tasfiye mevzuundan ibarettir. O zamanki şartlara ve umumî menfaatlerimize uygun ve bilhassa hüsnüniyet ve aleniyetle yapılmış olan o muamelelere ait tasfiye isleri, yeni kararlarımızı bozmıyacak seküde yürütülecek ve icabında tadilleri yoluna gidilmekte de tereddüt edilmiyecektir. Nitekim Cenup bölgesinin vasfı düşük sert buğdaylarının tasfivesi için Vekâletime takas salâhiyetini tanıyan bir kararname yeni rejimden evvel alınmış olduğu halde, bu salâhiveti kullanmamayı tercih ettim ve Toprak Mahsul­leri Ofisine, daha düşük fiatla da olsa, serbest dövizle satış yapılması talimatmi verdim. Bu da, yeni tatbikatımızın bir misali sözlerimin fiili delilidir.»

Amiral Mountbatten ve Fechteler'in beyanları:

Ankara : 10 (A, A.)  Millî Savunma Vekâleti Temsil Bürosundan bildi­rilmiştir :

Weldfast tatbikatının müşterek idaresini ellerinde tutan müttefik Akde­niz Kuvvetleri Başkumandanı Amiral Mountbatten ve Güney Avrupa Müttefik Kuvvetleri Başkumandanı Amiral Fechteler yapılan tatbikat hakkında aşağıdaki beyanatta bulunmuşlardır :

Amiral Mountbatten,         

Weldfast tatbikatını hülâsa ederek tatbikatın Ege denizinde ve Türk, Yu­nan sularında yapılması sebebinin Doğu ve Kuzey Akdeniz bölgelerin­deki bölge kumandanlarına, ismen Amiral Lappas ve Amiral Altmcan'a, Yunanistan ve Türkiye'nin Nato'ya duhullerindenberi ilk defa olmak üze­re, müttefik karargâhını faaliyete getirmek fırsatını vermek olduğunu söylemiş ve sözlerine bu iki kumandanın vazifelerini ifa hususunda muntazam muharebe temini esnasında bilhassa Atina'da karşılaştıkları müş­külâta rağmen gerek bu kumandanların ve gerekse maiyetler indeki su­bayların kendi mmtakaları dahilindeki müttefik kuvvetlerinin tamamını murakabe ve koordine etmek maharetini gösterdiklerini ilâve etmiştir.

Bu tatbikat Türk, Yunan, İngiliz, İtalyan ve Amerikan kuvvetlerine iş­birliğinin sağlanması için gerekli ihtisas eğitimi maksadiyle yapılmıştır. Eğitimin şayanı memnuniyet bir seviyeye eriştiğini görmekle memnuni­yetini izhar etmiştir.

Amiral Fechteler,

Güney Avrupa'daki iki esaslı müttefik kumandanlık ve tatbikata iştirak etmiş olan muhtelif Nato memleketleri arasındaki sıkı işbirliğinin Weld-fast ile meydana çıktığını beyan etmiştir.

Tatbikatın asıl değeri, iştirak eden memleketlerin mesul kumandanları tarafından müşterek plânlama ve bu plânları tatbik mevkiine koymada elde edilen eğitimdir.

Weldfast gibi tatbikatlar sayesinde tesbit etmiş olduğumuz birçok nok­sanlarımızı gelecekteki harekât ile düzeltmek için elimizden geleni ya­pacağız. Tatbikata iştirak eden kuvvetler kendilerine verilmiş olan gö­revleri büyük bir başarı ile yapmışlardır.

Nato sağ cenahının müşterek müdafaasında kuvvetlerimiz yüksek mane­viyat ve hüsnüniyetlerini ispat etmişlerdir.

Fransız Başvekilinin Cumhurreisimize telgrafı:

Ankara : 10 (A. A.)

Fransız Başvekili Josef Laniel Cumhurreisimize şu telgrafı göndermiştir :

"Ekselans Celâl Bayar

Türkiye Reisicumhuru Ankara

Gerek şahsınızdan ve gerek Türk hükümeti ve bütün Türk milletinden görmüş olduğum hüsnükabulün heyecanlı hâtırasını, Fransa'ya avdetim­de bilhassa İfade etmek İsterim. Benim ve Dışişleri Vekili M. Georges Bidault'nun seyahatimiz, eşer icap ediyorsa, Türk - Fransız dostluğunun kuvvetini ve her iki memleketimizi bağlayan rabıtaların sağlamlığını bir kere daha ispat etmiştir. Ekselan­sınızın şahsî saadeti ve güzel memleketinizin refahı için en hararetli te-Tnennilerimi  arzederim.

Josef Laniel Başvekil Adnan Menderes'in Adapazarındaki nutku:

Adapazarı: 11 (A. A.)

"Başvekil Adnan Menderes, Adapazarı Belediye binasının balkonundan halka şu hitabede bulunmuştur :

«Geçen yıl güzel şehrinize şeker fabrikanızın temelini atmak üzere gel­diğimizde huzurunuzda konuşmak şerefine nail olmuştum. O günden bu-.güne ancak 13 ay geçti. Fakat o gün temel kazıntısı ve toprak yığını man­zarası arzeden bir yerde bugün zamanımızın en modern bir şeker fabri­kası yalnız kurulmuş değil, işlemeye dahi başlamış bulunuyor. Böyle bir eseri on üç ay gibi kısa bir zamanda kurabilmek, geceli gündüzlü müte­madi gayretlerin bir eseri olmak lâzımgelir. Geçen sene Adapazarı şeker fabrikasının temelini burada atarken, diğer şeker fabrikaları ancak ta­savvurda idi. Bugün memleketin üc yerinde üç fabrikanın temelleri atıl­mış, inşaatı hızla devam etmektedir. Ayrıca yurdun altı, çok muhtemel olmak üzere yedi verinde de sizin bu güzel fabrikanızın birer eşinin te­melleri önümüzdeki hafta ve aylarda atılmak üzeredir. Bundan başka, daha bazılarının etüdleri ilerlemekte ve hazırlıkları bitirilmektedir. Ge­lecek sene bu fabrikaların birçoğu, tıpkı bugün sizin fabrikanız gibi iş­lemeye açılacaktır.

"Muhterem vatandaşlarım,

Zannolunmasm ki bu başarılar sadece şeker sanayii sahasına inhisar et­mektedir. Sanayiin bütün şubelerinde ayni hız ve ayni gayretle çalışıl­makta ve tıpkı şeker sanayiinde olduğu gibi bu memlekette şimdive ka­dar âdet olan ölçülere göre havsalâva sığmayacak başarılar elde edilmek­tedir. Tekzio edilmekten ve mübalâğa etmiş olmaktan korkmadan, sana-yîimizdeki ileri hamleyi ifade etmek için diyebilirim ki 1950 ye kadar mevcut sanavi kudretimiz yalnız dört yıllık iktidarımız zamanında bir misli artmış bulunacaktır. Bu artış bazı şubelerde üç misline, dört misli­ne kadar yükselmektedir.

Buradaki konuşmrnm münasip olan kısa zaman hudutlarını aşmamak için teker teker tafsilâta geçmiyelim. Yalnız su kadarını söylersem vaziyet bir kere daha anlaşılacaktır ki, bildiğiniz gibi, on dört çimento fabrikası bir kalemde ihaleye çıkarılmış bulunmaktadır. Unutmamak lâzım gelir ki vazifeye başladığımız zaman yalnız 390,000 ton olan çimento is-iihsalimizi bir hamlede 1,000,000 tonun üstüne yükselttikten sonra yeni­den 14 fabrikanın temellerini atmak üzereyiz. Şimdiden haber vereyim ki bu çimento fabrikalarının adedi gelecek sene 38 i bulacaktır. Bunun için hazırlıklarımız son safhadadır.

Dokuma sanayii yüzde yüz artmıştır. Sım'î gübre sanayiinin esas temel­lerini atmış bulunuyoruz. Diğer bütün sanayi şubelerinde aynı hız de--vam etmektedir. Demir istihsalimizi ehemmiyetli surette arttırdık. Daha da çok ehemmiyetli nisbetlerde- arttırmanın yolu üzerindeyiz. Traktör sanayiine varıncaya kadar, şimdiye kadar el atılmamış birçok teşebbüs­lerin hazırlıklariyle meşgulüz.

Sevgili Adapazarlılar,

Memleketimizde sanayi böylece misli görülmemiş bir hamle ile ilerler­ken çok iyi biliyorsunuz ki, ziraatimizin kaydettiği inkişaf da akıllara durgunluk verecek bir raddeyi bulmuştur. Daha 1951 yılında 100.000 ton buğday için dünyada çalmadık kapı bırakmamak mecburiyetinde iken bu cim 2-3 milyon ton hububat ihraç etmek durumuna geldik. Yalnız hu­ bubat değil, pamuk, yağlı tohumlar vesair bütün ziraî istihsal maddelerimizdeki tezayüt de ayni nisbetlerde devam etmektedir.Büyük bir bahtiyarlıkla ifade etmekteyim ki, sanayi ve ziraatin dışında kalan istihsal sahalarımızda da vaziyet aynıdır. Maden istihsalimizde 1950 dekinin tam yüzde iki yüzüne ulaşmış bulunuyoruz. Bankacîhgm, münakale ekonomimizin vasıl olduğu seviyeyi muhtelif vesilelerle arzettim.

O halde, memleketimizin iktisadiyatı toptan ilerlemektedir. Asıl şayanı "hayret olan, bütün istihsal sahaları arasında mükemmel bir nisbet ve ahengin mevcudiyetidir.

Aziz vatandaşlar,

Memleketin imar ve kalkınma yolundaki hamlelerini sayıp dökmece bu­rada imkân yok. Yapılmakta olan barajlar, su işleri, hele yollar, hele yol­lar, bunların heüsi sizlerin malûmunuzdur. İşte memleketin mesut manzarası. Bunun karsısında milletçe sevinmeliyiz. Bu başarılan misi, bütün dünya önünde bize gururla Mş kaldırmamıza hak kazandırmıştır. Çünkü, nisbetle mahfuz tutulmak şartiyîe, bu derece süratli bir iktisadî gelişmenin bir eşine rastlamak mümkün değildir. Bu hakikati, Türk mil­letinin ve dünyanın huzurunda, ciddî ve iyi niyetli insanlarca tekzip edilemiyeceğinden emin olarak, apaçık ifade etmekteyim.

Devlet hayatında bir takım muayyen meselelerin halledilmeleri sırasında geçilen şu veva bu muavven safhayı ve bu safhadaki bazı, hattâ tabiî sı­kıntılın, halline çare mevcut nlmiyan birer felâket gibi göstererek bü­tün Türk ekonomisini sadece bir vakıa ve bir nokta üzerinde mütalâa etmek, bunu-da tamamivle tahrif etmek ve sonra kendilerini islerimizin iyi gitmiyor olduğu hakkındaki iddialarını isnat etmiş savmak, tamamiyle hatadır ve umumî efkârımızı hatava sevketmek maksat ve gayesine matuftur. Ne hayret verici bir müşahededir ki memleket islerinin su ve­ya bu noktada iyi gitmediğini" -rok iyi olmasına rağmen- âdeta büvük İrr -sevinçle ilân etmektedirler. îhtiras, âdeta idrâklerini kör etmîş. Bunun sebepleri de, biraz evvel söylediğim unsurlarda yatar. Fakat bu­nu anlamıyanîar, bunların da yapılamıvacağını iddia edeceklerdir. Nite­kim, Ziraat Bankasının ikrazatmı bir milyara çıkaracağımızı söylediğimiz zaman bizimle istihza edenlere karşı, bugün, iktidarımızın dördüncü yı­lında Ziraat Bankası ikrazatmm bir bucuk milyarı geçmiş olduğunu gös­termek, onların bugünkü sözlerinin ve tahminlerinin de yarın hâdiseler­le nasıl tekzip edileceğini anlatmak için kâfi olsa gerektir.»

Başvekil Adnan Menderes, hararetli ve sürekli alkışlarla karşılanan bu konuşmasında, Adapazarınm pek yakında vilâyet olaca&ı müjdesini ver­miş ve Halk Partili vatandaşlara da hitapla şunları söylemiştir:

«Gecen sene, bugün işlemeğe başlavan fabrikanın temelini atmak üzere "burayı ziyaret ederken, Halk Partili arkadaşlarım, tereddütlerini ifade eden beyannamelerle karsıma çıkmışlardı. Bugün kendilerini bu. bavra-ma iştîâk eder görmekle bahtiyarım. Fakat öte yandan, sıvası havatta memleket menfaatlerini çiğnemek pahasına dahi oarti menfaatlerini te­min etmevî veni girdiğimiz demokratik hayatın bir icabı savan siyaset dalâletzedeleri ile karsı karsivavız. Siyasî partilerin her birini bir vatan bp'Hne pvrb'rmek, vatan bütünlüğünü inkâr etmek, rsarcalamak mânasına çeîir. Bütün sivasî partiler, vatan bütünlüğünü temin suretivle ve vatana hizmet gayesiyîedir ki ancak kuruluşlarındaki mânayı temsil edebilirler.

Vatan partiler için değildir. Partiler vatan değildir. Bütün partiler ve bü­tün gayretlerimiz, sadece aziz vatanımız içindir. Bu vatanın evlâtları olan bizler, bu haysiyetle, han^i partiden olursak olalım, daima birbirimizin kucağında olacağız. Ancsk münafıklık, haset ve ihtiras, bu topluluğun dışında kalır. Bugün bulada, ben birlikte havram yapan vatan çocukla­rının huzurunda bulunduğum ve hep birlikte bayram yaptığımız için bahtiyarım.»

Sıtkı Yırcalı'am Ad apaza rmrîaki konuşması:

Adapazarı: 11 (A. A.)

İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı. seker fabrikasının açılış töreni münase­betiyle aşağıdaki konuşmayı yapmıştır :

«Çok muhterem Reisicumhurum, sayın Başvekilim, aziz arkadaşlarım, muhterem Adap azarlılar,

Bu güzel ve müşterek gayretlerimizin eseri olan müessesenin açılmasın­da ve böyle bir bayramınızda sizlere hitap ettiğim için bahtiyarım. Böyle bir sınaî tesis, sadece muavyen bir muhitte ve sadece muavyen vatandaş­ların gayretlerinin mükâfatı olarak değil, ayni zamanda memleketin her köşesinde diğer vatandaşların ihtivaçlannı karsilavacak. onların da mem­leket hizmetinde gayretlerini teksif edecek bir adım olarak, yepyeni bir hususiyeti olması bakımından da mühimdir. Memleketimizde şeker sa­nayiinin öncüsü olan hattâ ilk şeker fabrikasının kurucusu şerefini taşı­yan Cumhurreisimizin, kurulan şeker fabrikalarının, sadece muayyen bir çerçeve içinde kalamıyacağı hakkındaki sözlerini tekrar etmek isterim..

Şeker fabrikalarının kurulmasiyle, ziraî kalkınma, ayni zamanda ticarî gelişme, derhal kendisini gösterecektir. Böylece modern bir zihniyetin icaplarını yerine getirmiş olmaktayız. İki sene içinde kuracağımız on şe­ker fabrikası ile 7 - 8 milyon vatandaşımız bunların nimetlerinden fay­dalanacak, 1,5 milyon köylümüz de, bu fabrikaların iptidaî maddesini te­min edecektir. Bu tesislerin memleketimizin sosyal bünyesinde meydana getireceği kalkınma ise apayrı bir fayda- temin edecektir. Son yıllarda milletçe giriştiğimiz smaileşme hareketinin ve bunun inkişafının tek bir hedef üzerinde kalmadığını Başvekilimiz çok güzel belirttiler. Her sınaî şubede, her sınaî branştaki inkişaf, son üç yılda, 950 ye kadar devam eden devre gelişmesinin kat kat fevkindedir. Meselâ şeker istihsali üç misli artmıştır. Çimento istihsali 390 bin tondan 1.025.000 tona yükselmiştir.

Dokuma sanayiinde yüzde yüz artış vardır. Yeni kurulan fabrikanın iş­lemesiyle sun'î gübre istihsalinde yüzde beş yüz fazlalık olacaktır. Her işte de ayni hamleyi yapmaktayız. Bize soruyorlar, 50 milyon lira ile nasıl başa çıkacaksınız? Diyorlar. 9 şeker fabrikası kurmak için en aşağı 240 - 250 milyon liralık bir yatırıma ihtiyaç var, diyorlar. Halbuki biz di­ğer taraftan 14 çimento fabrikasına birden başlıyoruz ve bunlardan beşinin etüdleri bitmiş durumdadır. İki sene sonra da 38 çimento fabrikası kurmaya azmetmişizdir. Bunların yatırımları 300 milyon lirayı bulmak­tadır. Bütün bunları kendi emeği ve kendi alın teri ile, kendi parası ile Türk milleti yapacaktır. Türk milleti, nasıl ki, kendi istiklâlini ve hürri­yetini kurtarmak için her müşkülü yenmişse, ayni Türk milleti, bugün Demokrat iktidarın önderliğinde, bu memleketin yeraltı, yer üstü servetlerini işletme zorluğunu yenecek ve bu mücadelede de muzaffer ola­caktır. Şimdiden bunda muvaffak olduğumuzun en büyük delili işte bu fabrikadır. Bize soruyorlar: Para nerede? Şimdi sizlere bu hususta ra­kamlar vereyim :

Amasya şeker şirketinin 10 milyon liralık sermayesinin 7,5 milyon lirası doğrudan doğruya köylü vatandaşın cebinden çıkmaktadır. Konya şeker şirketinin 10 milyon liralık sermayesini, hiçbir millî bankamızın yardımı olmadan doğrudan doğruya halkımız temin etmiştir. Adapazarı şeker şir­keti 5,5 milyon liralık sermayeye kendisi sahiptir. Kayseri'de ihale edilen şeker fabrikasının 7 milyon lirası yine vatandaşa aittir. Eskişehir'de ku­rulan çimento fabrikasının 8 milyonunu, Konya'da kurulan çimento fab­rikasının yine 8 milyonunu, Adana'da kurulan çimento fabrikasının ta­mam sermayesini vatandaş koymaktadır. Vilâyetlerimizde, daha kurulmıyan fabrikalarımız için hazırlanan sermaye 35 milyonu bulmuştur. Yep yeni bir çığırdayız. Yeni hamlelere hazırlanıyoruz. Durum o hale gelmiş­tir ki, her sermayedar grupu akın akın kapımıza gelerek, yeni tesisler kur­mak için, bize sermaye teklifinde, borç teklifinde, ortaklık teklifinde bulunuyor. Sadece çimento için iki senede dışarıya verdiğimiz para ile memlekette 20 çimento fabrikasının temeli atılır. Bu para ile fabrika yapacağız. Vatandaşla birlikte bu fabrikaları kuracağız. Milletçe böyle bü­yük bir dâvaya atılmış bulunmaktayız. Önümüzde yeni müşküller, yeni. zorluklar olabilir, fakat bîr defa çığır açılmıştır. Milletimizin iradesiyle, kuvvetiyle, yapıcı ve yaratıcı kudretiyle iktisadî sahadaki bu güçlükler mutlaka yenilecektir. Bu mâna üzerinde sizleri yeniden tebrik etmeyi bir borç biliyorum. Varolun, sağolun.»

îteiszcumhurumuzun Adapazar'daki hitabesi:

Adapazarı: 11 (A. A.)

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Adapazarı Belediye binasının balkonun­dan halka şu hitabede bulunmuştur:

Sevgili vatandaşlarım,       

Mikrofon başına sizleri selâmlamak için geldim. Görüyorum ki bugün' Adapazarı, hayatının müstesna günlerinden birini yasıyor. Hattâ diyebi­lirim ki müstesna bayramlarından bir tanesini bütün ihtişamı ile ortaya koymuş bulunuyor.

Sizlerin bugün gösterdiğiniz samimî tezahürlerin bana ilham ettiği dü­şünceleri kısaca ifade etmek isterim: Milletçe şuna kani bulunuyoruz ki her şeyin anahtarı, iktisattır. İktisadiyatına hâkim olan insan, cemiyet, parti veya hükümet, kendisine veya memleketine en büyük iyiliğin, en yüksek medeniyetin yolunu bulmuş demektir. İktisadiyatı sağlam olmı-yan milletlerin refaha kavuşmasına imkân yoktur ve böyle toplulukların istikbali elbette ki hüsrandır. Fakat sizler, bugün çalışmaya açacağımız fabrikanın kurulması münasebetiyle gösterdiğiniz tezahürlerle, ekonomi­nin memleket hayatındaki mühim rolünün bütün Türk milletince pek iyi bilindiğine şahadet ediyorsunuz. Bugünkü tezahüratınızla bunun âdeta bir plebisitini yapıyorsunuz. Hükümetin bu yoldaki icraatını tasvip ve takdir ettiğinizi bildiriyor, ona olan muhabbet ve itimadınızı gösteriyor-, sunuz. Bugünkü bu muhteşem tezahürat şahıslarımıza karşı bir sevgiyi ifadeden ziyade takip edilmekte olan yolun doğruluğuna kanaatinizi be­lirtmektedir.

Tezahürlerinizle ifade ettiğiniz bu düşüncelerinizde tamamiyle haklısı­nız, muhterem vatandaşlarım. Burada yapılan fabrikanın temin edeceği feyiz ve bereket, refah ve saadet hakkında ayrıca söz söylememe hacet kalmıyor. Görüyorum ki sizler, bunu pek iyi bilmektesiniz. Doğru yolu bulmuşsunuz.

Bir şeker fabrikası, muhakkak ki bir muhiti ihya eder. Her sahada, zira-atte, sütçülükte, hayvancılıkta, hem müstahsil kazanacak, hem de müs­tehlik istifade edecektir. Böyle bir eserin tahakkukunu selâmlamak ve buna delâlet edenlere karşı sevgi göstermek, hepimiz için zevkli bir va­zifedir. Bu eserin başarılmasını sağlayan sizlere teşekkür ederim. Bu fey­yaz muhit ve bu muhitin çalışkan halkı için parlak bir istikbalin ışıkla­rını şimdiden görüvorum. İstediğiniz ve başardığınız bu fabrika kâfi gel-miyecek, bunu muhakkak ki başkaları takip edecektir. Memeleket.in her tarafında milletin eli ve emeği ile kurulacak sınaî tesislerle bu büyük millet mesut ve müreffeh olacaktır.

Hepinizi ayrı ayrı muhabbetle selâmlarım. Başvekilin Teknik Üniversitedeki hitabesi:

İstanbul: 20 (A. A.)

İstanbul Teknik Üniversitesinin açılış merasiminde bulunmak üzere bugün Ankara'dan İstanbul'a gelen Başvekil Adnan Menderes, Üniversitenin 1953 - 54 ders yılı açılış töreninde üniversitelilerin coşkun ve hararetli alkışları arasında kürsüye çıkarak aşağıdaki hitabeyi iradetmiştir:Sözüme başlarken evvelâ bana aranızda bulunmak fırsatı vermiş oldu­ğunuzdan dolayı muhterem Rektöre teşekkür eder ve Teknik Üniversitemizin çok değerli profesörlerini hürmetle selâmlar ve muhterem huzur­larında eğilirim.    

Sevgili genç öğrenci arkadaşlarım,

Sizler için mesut bir başlangıç olan böyle bir günde sizleri tebrik etmek ve böyle bir toplantıda aranızda bulunarak birkaç cümle ile dahi olsa sizlere hitap edebilmekten büyük bir bahtiyarlık duymakta olduğumu ifade edeyim.

Muhterem davetliler, misafirler,

Teknik Üniversitemizin bu merasim gününde benim gibi misafir davetli olarak hazır bulunan sizleri de hürmetle selâmlarım. Aziz dinleyicilerim,

Muhterem Rektörün çok güzel nutkunu büyük bir zevkle dinledik. Bu nutuktan daima hatırlayacağımız cihet Teknik Üniversitenin çalışma sa­hasını ne kadar genişletmek lâzım geleceğine ve yılda binlerce talebe yetiştirmek lüzumuna işaret eden kısmıdır. Filhakika muhterem Rektör, memleketin yüksek mühendis, mühendis ve teknik insanlara olan ihtiya­cını rakamlarla belirtti ve bunların memleket için yetiştirilebiîmesi maksadiyle sarfedilecek zamanın en aşağı on sene olduğunu izah etti. Hal­buki on sene sonra memleketin bu sahadaki ihtiyacı, şimdiden tahmin edemiyeeeğimiz kadar genişlemekte devam edecektir. Demek oluyor ki önümüzdeki uzun yıllar zarfında memleketin muhtaç bulunduğu teknik ilim ve fen adamlarına sahip olamamak yüzünden çok mahrumiyet çek­mesi mukadder görünüyor. On sene, on beş sene mütemadi surette bu mahrumiyet ve ihtiyacın tezyiki altında kalınması ve iktisadî inkişafımı­zın bu suretle köstekîenmesi nelere mal olabilir? Bunu tahmin etmek güç değildir. Susuzluğun daimî tesiri altında bulunan bir nebat nasıl meyva-smı tam veremezse, önümüzdeki on sene zarfında ihtivacm şiddeti nisbetinde mühendislerimizin, teknik adamlarımızın eksikliğini çekecek ve bu yüzden iktisadî kaybımız da büyük olacaktır. Bu kaybın sadece ra­camla ifade olunabilecek maddî, tarafı bile büyük rakamlara yükselir. O halde Teknik Üniversitemizin faaliyet sahasını süratle genişletmek ve onu memleketin muhtaç bulunduğu ilim ve fen. adamlarını binlerce sayıda ve süratle yetiştirmek imkânına sahip kılmak kat'î bir zarurettir. Bu sebeple on senelik programın beş seneye indiril­mesi hususunda fedakârlık ihtiyar etmek en büyük kazancı teşkil edecektir.

Sevgili dinliyenlerim,

Sözlerimi bitirirken ve hepinize hürmetlerimi arzedip genç öğrenci ar­kadaşlarıma ve cok muhterem profesörlere muvaffak bir ders yılı idrâk etmelerini temenni ederken bu memleket için feyizli kaynağı teşkil eden bu müessesenin yükseltilmesi gayretlerinde hükümetin mesul adamı ola­rak beni bir yardımcınız gibi yanınızda bulacağınızdan emin olmanızı dilerim. Bu dâvada daima yanınızda ve yardımcınız olarak bulunmanın naçiz şahsım için büyük bir şeref teşkil edeceğini ifade etmek ve sizleri bütün gayretlerinizde teşci etmek ve on senelik programınızı beş sene­ye indirmek yolunu bulmaya sizleri teşvik etmek en zevkli vazifemi teş­kil eder.

Başvekil Adnan Menderes'in altın, döviz ve para mevzuları üzerinde feeyanatı:

Ankara: 23 (A. A.)

Altın, döviz ve para mevzuları üzerinde yapılmakta olan neşriyat dolayı-siyle Anadolu Ajansı, Başvekil Adnan Menderes'in düşüncelerini rica et­miştir. Başvekil Ajansın bu ricasını şöyle cevaplandırmıştır :

«Muhalefet gazeteleri bir müddettir politik maksatlarla memleket itiba­rını hariçte ve dahilde sarsmak ve vatandaşlarımıza altın, döviz ve para işlerinin fena bir mecrada cereyan ettiği fikrini telkin etmek üzere devamlı surette neşriyat yapmakta ve alâkalılardan tekrar tekrar ayni su­alleri sormaktadırlar. Bu suallerin cevabı Merkez Bankamızın, her hafta muhalefet organları da dahil olmak üzere, gazetelerle neşrettiği vaziyet­lerde ve aylık bültenlerde mevcuttur. Fakat yapılan neşriyatın maksadı bir hakikati ortaya koymak olmadığı için bu vaziyet ve bültenlere bakü-mamakta, daha fenası kanunlarımız gereğince muntazaman verilmekte olan bu" rakamlar üzerine vatandaşların şüphesi davet edilmektedir. Bu çirkin hareketlerin âmillerini halkımızın lâyıkiyle temyiz ettiğinde asla şüphe yoktur. Eminim ki şimdi yapacağım açıklama ile sayısı pek az ol­duğuna kani bulunduğum bazı vatandaşların zihninde şayet bir tereddüt uyanmışsa o da zail olacaktır.

İzahlarıma girişmeden evvel şu noktayı belirteyim ki, başka memleket­lerde millî bankaların neşrettikleri rakamlar üzerinde asla tereddüt edil­mez, sual sorulmaz, teyit ve tevsik istenilmez. Olsa olsa aynen kabul edi­len bu rakamlar tahlile tâbi tutulur ve takip ettiği seyir münakaşa edi­lir.. Böyle olacak yerde, millî itibara ve en büyük itibar müessesemize saygı göstermek şöyle dursun, bunları içeride ve dışarıda itibardan düşürmek için elden gelen tahrik ve tezvirde bulunmak itiyat haline getirilir­se, hükümetin ve Merkez Bankamızın resmî vesikalar ve beyanlarla ifa­de ettikleri hakikatler üzerinde vatandaşların ve bütün dünyanın şüphe ve tereddütlerini celbetmek maksadiyle, medenî ve şuurlu insanların hangi şartlar altında olursa olsun tabi olmaktan kendilerini vareste go-Temiyecekleri asgarî insafa ve vatanseverlik icaplarına ehemmiyet verilmezse, parti mücadeleleri şayet bu çok şayanı teessür ve iğrenç olduğu kadar tehlikeli safhalara getirilmiş ise, bunların mutlaka Ölenmesi ted­birlerinin alınması bir zaruret haline gelmiş demektir. Şimdi bankanın hesap vaziyetine gelelim. Bu mevzuda şu bes sual sorulmaktadır :

 Dahilde ve hariçte bulunan altınlarımızın miktarı,

 Merhun ve gayri merhun altınlarımızın miktarı,

 Merkez Bankası pozisyonlarının aktif ve pasifinde vadesiz, 3 ay va­deli ve daha fazla vadeli dövizler,

 Altın ve döviz bir arada haricî tediye yaşıtlarımızın safî hasılı,

 Ticarî ve ziraî senetlerin müfredatta hakiki tediye miktarı ne­dir?

Evvelâ ifade edeyim ki, bu suallerin sorulmasına asgarî bir zaruret dahi mevcut değildir. Çünkü bunların cevapları bültenlerde mevcut olduğu gibi şimdiye kadar birçok resmî beyanlarla da ifade edilmiş ve vesikalarla mevsuktur. Merkez Bankasının ve Devletin hesaplarına ait bu mevzu­larda şüphe izhar etmek kimsenin hakkı ve haddi değildir. Bu itibarla sualleri masum telâkki etmeye ve soranların iyi niyetine hükmetmeğe imkân yoktur. Buna rağmen sırasiyle cevaplar şunlardır:

Dahilde ve hariçte bulunan altınlarımızın yekûnu 127 ton 452 kilodur. Bunun merhun olanı 3,5 tonu bile bulmamaktadır.

Döviz vaziyetine ve vadelerine gelince, Merkez Bankası haftalık vazi­yetlerinin aktif veya pasifinde yer alan dövizlerin hangi kanunlara göre satın alındığı bültenlerde hizalarında gösterilmiştir. Diğer taraftan Mer­kez Bankasının alabileceği dövizlerin vadelerinin 90 günü geçmiyeceği bankanın 1715 sayılı kanununda sarahaten yazılıdır. Şimdi bunların mik­tarlarını 23.10.953 tarihli gazetelerde münteşir vaziyetten alarak söyliye-yim: Aktifde, 3133 sayılı kanuna göre alınmış olan döviz miktarı iki ka­lemde cem'an 25.583.844 ve 5256 sayılı kanuna göre almanlar da 149.918.681 liradır. Pasifte, sırasiyle 37.877.825 ye 323.601.425 liradır. Aktif ve pasif yekûnları arasındaki fark kliringler hariç 185.971.725 liradır. Bu da başta 81.554.684 lirası ihracat bedeli olarak gelmiş olup mukabili Türk parası lehdarlarına ödendikçe bankanın mülkiyetine geçecek olan döviz­lerle yabancı bankaîsr nezdinde açılmış 70.821.312 liralık akreditiflere es­ki iktidardan yıüdevver olup konsolide edilen Alman borcuna ve Merkez bankasına yapılmış döviz tevdiatına tekabül etmektedir.

Beşinci suale gelince, ticarî ve ziraî senetlerin hakikî tediye miktarı da haftalık vaziyette gösterilmektedir. Yine 23 Ekim tarihinde yayınlanmış olan banka haftalık vaziyetinden alarak ifade ede7/im ki, bu miktar 386.033.859,98 liradan ibarettir.

Bu yekûnun müfredatı istediklerinden de fazla olarak, yani her sektör­den kabul olunan senet baliğlerini de ihtiva etmek üzere Merkez Banka­sının aylık bültenlerile verilmektedir. Son neşredilen bülten Ağustos nüshasıdır. Bahis mevzu müfredatın ne derece geniş tutulduğu hakkında bir fikir edinmek üzere bu bültene müracaat olunmalıdır.

Şimdi bu zevat (altının ne kadarı hariçte, ne kadarı dahilde onu zikret­mediniz) diyebilirler. Bu sual, takdir edersiniz ki, altının mikdarı ve re­hinli veya rehinsiz olması noktasından asla ehemmiyeti haiz değildir. Da­ha acık bir ifade ile altının kısmen dışarda, kısmen içeride olması mül­kiyetimizde bir değişiklik yapmaz. Keza bir miktarının hariçte olması re­hin gibi kayıtlara delâlet etmez. Bu noktayı açıkladıktan sonra, belirteyim ki altınların tamamının Merkez Bankaları şambr fortunda muhafazası, ayni yere toplanması usulden değildir. Nitekim 1947 yılında yani Halk Partisi iktidarı zamanında mevcut 211 ton altından tam 141 tonu dışarı­da idi. Bu altınların 1950 yılında iktidarımıza devredildiği zannedilmesin. Bilindiği gibi biz işbaşına gelinceye kadar 88 tonu altın, olmak üzere, 524 milyon liralık dış tediye vasıtası harcanmış ve böylece bize devredilen altın 122 tondan ibaret kalmıştı. Hâlen 127 ton 452 kilo olan altınlarımız­dan 91 tonu hariçtedir. Bugün bundan yalnız 3,5 tonu bile bulmayan bir miktarının merhun olduğunu biraz evvel söylemiştim. İlâve edeyim ki, Halk Partisi iktidarda iken merhun altın miktarı 1947 yılında 18 ton, 1949 yılında 24,5 ton idi. Bundan önceki yıllarda da ayni yola çıkan peşin satış ve vadeli alış muameleleri yapılıyordu.

Başvekil Adnan Menderes'in Adana'daki hitabesi: Adana: 24 (A. A.)

Başvekil Adnan Menderes, büyük tezahürler arasında belediye binasının balkonuna çıkarak meydanı dolduran onbinlerce Çukurovalıya hitaben yaptığı konuşmaya, kendisini ve arkadaşlarını karşılamak lütfunda bu­lunan vatandaşlara teşekkürlerini bildirmekle başlamıştır. Başvekil şöyle demiştir :

«Gösterdikleri muhabbet nişanelerinden dolayı Demokrat Partili vatan­daşlarıma, Halk Partili vatandaşlarıma, hiçbir partiye mensup olmayan vatandaşlarıma minnettarım. Bizleri bahtiyar ettiniz. Sizler de daima bahtiyar olasınız. Esasen yurdun çok feyzli ve güzel bir parçasında otur­mak ve ona sahip olmak bahtiyarlığı içindesiniz. En samimî temennim, bu bahtiyarlığınızın hiçbir sıkıntı ve kederin sert çehresiyle karşılaşmamasıdır.

Dertleriniz demiyeceğim, çünkü dertli olduğumuz devirler geride kal­mıştır. Fakat herhalde bazı meseleleriniz vardır. Bu meselelerin üzerle­rine dikkatle eğilerek en kısa zamanda müsbet neticeler almaya çalışa­cağız. Bunda da muvaffak olacağımıza emniyetimiz bulunduğunu- biliyo­rum.

Ziraatte, sanayide, ticarette ve madencilikte, her türlü çalışma kolların­da sizlere yeni yeni sahalar açmanın ve iş imkânları vermenin çaresini behemhal bulacağız. Güzel Adana, güzel Çukurova, daha şimdiden en parlak bir istikbalin kapısından içeri girmiş bulunmaktadır. Yalnız Adana ve Çukurova değil, fakat yurdumuzun her tarafında hal­kımız böyle bir istikbalin eşiğindedir. Huzur ve emniyet içinde işiyle gü­cü ile meşgul olmaktadır.

Sevgili vatandaşlarım,

Hükümetiniz asayiş üzerinde büyük bir dikkatle durmaktadır, amme hu­zurunu ihlâl edecek en küçük hareket karşısında en büyük titizliği gös­termektedir. Asayişten şikâyet etmek için, hiçbir sebep mevcut değildir.

Dış emniyet bahsinde de, muvaffak dış pilitikamız, bugün için ne derece­ye kadar mümkünse, memleketimize o derecede teminat elde etmenin yolunu bulmuştur. Bu muvaffak dış politikanın en kuvvetli mesnedi, inandığımız ve bağlı bulunduğumuz prensipler olduğu kadar şanlı ordu­muzdur. Tarih sahibelerini şanla dolduran bu ordu, her gün bir gün ev­veline nazaran daha kuvvetli olmak yolundadır. Sizin itimad ve sevgini­ze, mensup olduğumuz milletler topluluğunun hürmet ve itimadına lâ­yık bir halde tarihî ve mukaddes vazifesini görmeğe hazır bulunmakta­dır.

Memleketin malî ve iktisadî vaziyetine gelince, yine bugün bir gün ev­velkine nazaran akıllara hayret verecek bir süratle iktisadî vaziyetimiz ilerlemektedir. İşte böyle farklı manzara arzeden bir vatanın evlâdı ola­rak bizler, bu saadeti büyük bir huzur ve inşirah içinde damla damla tat­makta ve böyle bir vatana sahip olmanın bahtiyarlığını düşünerek Alla-ha hamdüsena etmekteyizlerimizi gasbedenîere karşı harekete geçsek de haklı idik. Fakat bugün yapıldığı gibi, Tür milletinin en meşru bir şekilde iş başına getirdiği bir iktidara, sırf iktidarda bulunduğu için ve sırf iktidara gelmek için hasım kesilmek, ona karşı kin ve nefretle muamele etmek elbette reva değil­dir.»

Başvekil Adnan Menderes, sözlerine devamla şöyle demiştir:

«Muhalefette iken muhalefet örneği veren partimiz, iktidara geldikten sonra da ayni müsamaha ve fikir hürriyeti yolunda yürümeğe devam et­ti. Seçimlerde mağlûp olan ve mevcudiyetlerinin teminatını niyaz etmekte bulunan Halk Partisini incitmemeğe baktık. 14 Mayıstan üç gün son­ra, bu memleket sevinç ve heyecan içinde bayram yaparken, bazı yerler­de bazı coşkunlukların hâdiselere sebebiyet verdiğini haber alan Demok­rat. Parti merkezi, bütün teşkilâtına sükûnet ve teenni tavsiye eden bir tamim telgrafı çekmiştir. Bu telgrafın metni şudur:

«Seçimlerin muvaffakiyetle neticelenmesi üzerine bazı yerlerde şenlik veya nümayiş tertibi yüzünden vak'alar çıktığını esefle haber alıyoruz. Sükûnun muhafaza edilmesi ve kanuna aykırı hiçbir harekette bulunul­maması en büyük vazifemizdir. Diğer partililere karşı saygı gösterilmesi ve vatandaşlar arasında sevginin muhafazası partimizin şiarıdır. Bu ci­hetlerin bütün teşkilâtımıza ehemmiyetle ve süratle tamimini rica ede­rim.»

Daha iktidara gelmeden. 17 mayıs 1950 de, fazla sevinç tezahürîeriyle muarızlarınızı incitmeyiniz diyen bir partinin mensubu olarak övünebi­lirsiniz. Daha muhalefette iken devri sabık yaratmıyacağız, halk mahkemeleri kurmak suretiyle geçmişi muhakeme etmiyeceğiz, demiştik. İk­tidara geldiğimiz zaman bu sözümüze sadık kaldık. Derhal af kanunu çı­kardık. Matbuat kanununun can alıcı iki noktasında değişiklik yaptık: 30 uncu maddeyi kaldırdık, matbuat suçlularının mevkuf olarak muhake­me edilmesi hakkındaki kanun hükmünü değiştirdik. Matbuat suçlarının askerî mahkemelerde görülmesine son verdik. Daha birtakım İslâhata gi­riştik. Üç buçuk seneyi büvük bir sükûnet içinde geçirdik. Mütemadi if­tira ve tezvir yağmuru altında, soru ve gensoru seline karşı sükûnetimizi bozmadık. Bize yapılan tariz ve tecavüzlere de sükûnetle mukabele ettik.

Halk Partisinin gayri meşru iktisapları meselesinde de, hatta hazine ve rejim aleyhine, sırf partilerarası münasebetleri mülayim bir halde de­vam ettirmek endişesiyle her fedakârlığa katlandık. Bu iş, öyle bir rad­deye geldi ki, partiler arasında bir nefret ve kin mevzuu kalmasın diye kendimi şahsen parti ve grup arkadaşlarımın adeta husûmetine maruz bıraktım. Ancak parti arkadaşlarımın yüksek teveccühlerinin bir defa daha lahik olması neticesindedir ki, hem şahsımı hem de o dâvayı nisbe-ten kurtarmış bir vaziyete geldim.

Ayrıca İzmir'de parti kongrelerine kadar gittim. Mesul şahsivetlerirledsima temasta bulundum. Her yerde partilerini ziyaret ettim. Allah kalp­lerine hulûs verir diye ümit bağladığımız en son kurultayları toplanır­ken, kendilerini telgrafla tebrik ettim. O gün Çanakkale'de idim, söyledi­ğim nutukta da bu kurultaydan bahsettim. Bu mevzudaki sözlerim aynen şöyledir:

Partiler arasındaki münasebetlerin cok iyi olduğundan ve bu sahada tam bir demokratik havanın esmekte bulunduğundan bahsettim. Bugün. Ankara'da toplanmakta olan Halk Partisinin büyük kurultayını huzurunuzda hürmetle ve muhabbetle selâmlamak suretiyle bu münasebetlerin ne derecelere kadar iyileşmiş olduğunu ifade etmek isterim. Partimiz adına Halk Partisinin bu kurultayının demokratik nizamın kökleşmesin­den yeni bir adım teşkil etmesini temenni ederiz. Kurultayın memleket menfaatlerine uygun başarılar sağlamasını ve Halk Partisinin bu kurul­tayla yeni hüviyetini büsbütün benimsemiş ve tamamiyle demokratik bir zihniyetle yeni mesai devresine girmesini candan dilerim.İste biz, iktidarda iken muhalefete karşı böyle hareket ettik.' Buna mu­kabil, iktidarda iyi bir örnek vermemiş olan Halk Partisi, muhalefette ne yaptı?Kendileri için bizden tehlike varid olmadığını anladıkları gün en şiddet­li şekilde hücuma geçtiler. Daha ilk günden millet iradesine tahammül gösteremediler. Belediye seçimlerinde millet, Demokrat Partiyi seçmek­le aldanmıştir, demekten başlıyarak bir felâketin yakın olduğunu söyle­diler, memleketin vaziyeti hakkında kapkara bir tablo çizdiler. Halbuk» Demokrat Parti, masum, memleket idaresini ele alalı daha iki ay olma^ mıştı. O zamandan bu yana, sabah aksam, gazetelerinde tezvir ve iftiralarda bulunmakta, baştanbaşa yalan, asayiş, pahalılık, skandal, suiistimal, re­zalet havadisleri vermekte, memleketimizi dışarıda kötülemek gayretle­rinde bulunmakta, hükümet icraatını her şekil ve her surette engelle­mekte, baltalamaktadırlar.

Kendilerini emniyette hissedip işlerin tehlikesizliğini gördükten sonra, hatta yavuz hırsız misali bizden hesap sormağa dahi kalkıştılar. Dünün, maznunları, bugünün hâkim ve müddeiumumisi olarak karşımıza çıktı­lar. Bütün bunlara, bugüne kadar tahammül ettik. Çünkü hulûsi niyeti­mizden emindik ve demokrasinin tahammül demek olduğunu biliyordu.

Halk Partisinin muhalefetteki hareket tarzını göstermek bakımından, daha iktidarımızın ikinci ayında, 28 temmuz 1950 tarihinde, Ulus gazete­sinde çıkan şu makale ne kadar şayanı dikkattir. Bu başmakaleyi sizlere okuyayım. Umumî seçimler yapılalı ancak iki ay olmuş hemen arkasın­dan ara seçimleri yapmak hakikaten abestir. Büyük Millet Meclisi, kanun gereğince ara seçimlerinin bir sene sonraya kalması için bir karar alıyor. Makale o münasebetle yazılmıştır. Ulus gazetesinin başmuharriri, o gün­kü makalesinde bakınız ne diyor : Yukarıda sormuş olduğumuz sualin cevabını işte şimdi bulmuş oluyoruz: Demokrat Parti korkuyor, Demokrat Parti millete karşı yaptığı parlak vaidleri tutamıyacağmı ve bunların tutulur şeyler olmadığını kendisi bil­diği gibi halkın da gözü açıldığını seziyor. Açık milletvekillikleri hep de­mokratlara oy vermiş seçim dairelerine aittir. Şimdi buralarda seçim ya­pılır da, demokratların korktuğu gibi Halk Partililer kazanırlarsa bunun kendilerini sarsacak bir manevî darbe teşkil edeceğini düşünmektedirler. İşte ancak "böyle bir duruma düşmek korkusudur kî, onları kanunsuzluğu 'güZS. &m'â!^as^^M§^ölsHî]İEîn^aâ^  lar mı idi? landıncağım. Hem yalnız burada değil, radyonun başına kendim geçe­rek cevap vereceğim. Sabahtan akşama bu memleketin her köşesine ser­pilmekte olan kin ve nefret tohumlarının asla neşvünema bulmaması için, kendi sesimle hakikatleri apaçık konuşacağım. Başvekil, cevaplara geçmeden evvel bir sual sormak istediğini söylemiş ve demiştir ki:

«Halk Partisinin elbette vicdanında ve kalbinde vatan aşkının şuleleri -yanan mensupları vardır. Bunların nerede olduklarını anlamak istiyo­ruz. Ortada dolaşan sokak sözcülerinin temsil ettiği zihniyet, Halk Partisinin bayrağı mıdır? Halk Partisi, üç gün iktidarda kalan ve bugün ben iktidara yeniden geleyim de ne olursa olsun diyen bir avuç muhterisin malı mıdır? Bunu sormak ve anlamak lâzımdır. Eğer Öyle ise bizim de tedbirlerimiz olacaktır.

Şüphe yok ki memleketimizin siyasî ve içtimaî, iktisadî ve malî bünyesi son derece sağlamdır. Fakat yine ne kadar kuvvetli olursa olsun, bugün atılmakta olan bu mikropların ilerideki tahribatını şimdiden tayin etmek mümkün değildir. Bu derece mubalatsızca nifak tohumları saçmak mu­bah olmamak lâzımgelir. Türk milletinin, 22 milyon vatandaşın vebalini sırtında taşıyan hükümet, hâdiselerin zuhurunu bekleyemez. Uyanıklık göstermek, daha evvel tedbirler almak mecburiyetindedir.

Bu hakikati, Halk Partisinin genel başkanı, 9 mayıs 1950 de İstanbul'da söylemiş olduğu nutukta şöyle ifade ediyor:

«1950 senesinde Türkiye'nin coğrafî durumunda bulunan bir memleketin iftiracı, iptidaî ve yıkıcı usullerin neticelerine dayanacağını tasavvur et­mek pek tehlikeli bir hayal olur.»

1953 dünyasının ve bu dünya içinde Türkiye'nin, 1950 den daha az teh­likeli ve nazik şartlar altında bulunduğunu bugün kim iddia edebilir? Şimdiki muhalefetin kullandığı usuller ise, iftiracı, iptidaî ve yıkıcı usuller değil midir? Elbetteki öyledir. Yalnız bu kadar da değil. Hatta hainâ nedir.

Bu memleket böyle yıkıcı bir muhalefete ne zamana kadar tahammül edebilir? Bu hususta biz, tecrübeli İnönü'nün bu sözlerini fetva olarak, kabul ediyor, bunları önlemek mecburiyetinin fetvasını kendisinden alıyoruz.

Yine İsmet İnönü, 9 Mayıs 1950 tarihinde, bakınız, nasıl konuşuyor? Şu­nu da unutmıyalım ki İnönü bu nutkunu söylediği zaman, en melekhas-let bir şekilde görünmek mecburiyetinde bulunuyordu. Eğer bu nutuk, seçimlerin kendileri tarafından kazanılmasını müteakip meselâ 15 ma­yısta söylenmiş olsaydı herhalde çok daha başka türlü olurdu. Fakat bu­na rağmen, sarfettiği sözlere, açık kapı bırakmak bahsindeki ifadelere bir bakınız. İnönü diyor ki:

«Demokratik rejimimizin bu başarılı devrini geçirdikten sonra da zaman zaman talihin sert olan tecrübelerine maruz kalması ihtimali vardır. Bu tecrübelerin zemini iç politika meseleleri olabileceği gibi hususiyle, dış emniyet meseleleri başlıca tecrübe devri sayılır. İç politika denemeleri tahrik neticesi olabilecek büyük hâdiselerden doğabilir. Bu hâdiseler, ce­miyetin miyette olabilirler. Bu fevkalâde tedbirlerin, katı zaruret hudutları ve zamanları içinde kalıp kalmıyacağmm imkânını iyi niyetle ve muvaffa­kiyetle vermek lâzımdır. Bu vazife hâdise zamanındaki iktidarın ve umu­mî zihniyetin istidadına bağlıdır. Büyük Amerika demokrasisi kurulu­şundan 75 sene sonra modern tarihin tanıdığı en ehemmiyetli bir iç har­bin imkânını vermeğe mecbur kalmıştır. Bizim memleketteki geçmiş tec­rübelere göre suikast teşebbüsleri devlet rejimi icîn büyük buhran an­ları olmuştur. Bu gibi talihsiz hâdiselerin adalet bakımından taşıdıkları ehemmiyet ölçüsünde karşılık görmeleri, sağlam ve şuurlu demokrasile­rin bünyeleri içinde mümkün olabilir. Bir gün bizde, böyle bir talihsiz 'hâdise vuku bulursa vatandaşların bu sözlerimi hatırlamalarını isterim.»

"Tahrik, bugün yapılmakta olduğundan başka ne türlü olabilir? Eğer bu­nun başka bir şekil ve tecellisi varsa söylesin. Hepimiz küfürlere maruz bir haldeyiz. Devletin haysiyet ve şerefi, malî ve iktisadî itibarı, ecnebi­ye ve memlekete karşı didik didik edilmektedir. Eğer bövle vaziyetler tecelli ederse, bizzat kendisi tedbirler almak lâzımdır, demek istiyor.

Bugünkü muhalefet ve bu tahrikler tesirlerini göstermekte, vatanın bir başından öbür basına tahribatını yapmaktadır. Bu<?ün için esaslı bir tah­ribat yapmasına imkân yoktur. Fakat zamanla gizli sıtma gibi bünyemi­zi kemirebilir. Bizi bir kardeş kavgasına dahi götürebilir. Bunu anladığı­nı tahmin ettiğimiz İnönü'nden, yanındaki birkaç arkadaşının bu suret­le hareketlerine nasıl müsaade ettiğinin hesabını sormak elbette yerinde olur.

'Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra sözlerine devamla şu haberi vermiştir:

«Demokrat Parti Genel İdare Kurulu, iktidara geldiğimiz günden şu için­de bulunduğumuz son haftava kadar olup biten bütün bu hâdiseleri, ctök-'katle ve büyük bir vatanseverlikle tetkik etti ve böylesine bir muhalefe­tin yıkıcı ve müfsı't oldu&ımu müşahede etti. Muhalefet ve iktidar müna­sebetlerinin tenkid, münakaşa ve hatta mücadele değil, sadece düşman­lıktan ibaret oldu&unu tesbit etti. Vazivetin ilânihave böyle devam edemiyeceğini ve böyle hareket edenlere misilli ile cevap vermeyi kararlaş­tırdı.

Şurası muhakkaktır ki, memleketimizin bir iç kavgava tahammülü yok­tur. Fakat biz Halk Partisinin son kurultavına tebrik telgrafı çekerken kurultay Demokrat Partiye karsı amansız bir kin ve husûmet ilân etmiş­tir. Bugünkü hal, o meşum kongrenin aldığı meşum kararın neticesidir. "Ke vazık ki, vatanperver Halk Partisi mensupları, o kongrede seslerini îsîttiremediler, bu gavız ve kini ve ihtirası bir türlü sÖndüremedüer, iti­dale sevk edem edil er. Halk Partisinin büvük kütlesi, hatta başında bulu­nanlardan bazıları, nasıl oldu da üç beş muhterisin bazicesi haline geldi.

Şimdi Demokrat Parti Genel İdare Kurulu öğrenmek istiyor. «Bu kin gayız ve tahrik devam edecek midir?" Başvekil Adnan Metıderes'ia Mersin'deki hitabesi:

Başvekil Adnan Menderes, sürekli alkışlar arasında Mersinlilere yaptığı lıitabede, Cumhuriyet meydanını dolduran  vatandaşların tezahürlerine ve muhabbet nişanelerine teşekkür etmiş ve evvelâ Mersinlilerin en mühim mevzuunu teşkil eden liman işinden bahsetmiştir. Başvekil bu mev­zuda demiştir ki: Limanınız en kısa bir zamanda yapılacaktır. Etüdleri bitmek üzeredir.-Bu etüdlerin bir an evvel bitmesi için elden gelen gayreti sarfediyoruz. Şundan emin olunuz ki, ben Mersin limanının en az bir Mersinli vatan­daş kadar bir an evvel bitirilmesini arzu etmekteyim. Limanınız küçük bir iş değildir, 65 milyonluktur. Mamaafih bu işler artık bugün için mem­leketimizde orta çapta işler haline gelmiş bulunuyor. Çünkü hâlen yüz milyonun üstünde işlerimiz ve teşebbüslerimiz vardır. Memleketimiz ay­ni hudut ve mesaha içinde ve ayni nüfusla iktisadî ve malî takati itiba­riyle en az iki misli kuvvetlenmiş, sanki vatana bir vatan daha katılmış gibi iktisadî, hatta askerî kudretimiz artmış bulunmaktadır.

Mersin limanından bahsederken sadece liman işlerimize de bir göz ata­lım: Kısa zaman evvel Samsun limanını 70 milyon liraya ihale ettik. Ay­rıca İstanbul'da Sahpazarı ve Haydarpaşa limanları 30 milyon liraya iha­le edilmiştir ve çalışma başlamıştır. İskenderun'da da krom ve zahire yükleme tesisleri 5 milyon liraya ihale olunmuştur, İzmir limanı ise 20 milyon lira ile eksiltmeye çıkartma safhasındadır. Bunlardan başka Trab­zon, Ereğli ve Zonguldak limanlan ile. înebolu barınağının tamamlanmış-olduğunu biliyorsunuz. Liman, iskele ve barınak mevzuunda 1953 de bit­mek üzere hesaplanmış olan bu program ve tahsisat 1953 başında, yanı eski iktidarın tasarladığından tam beş sene Önce tamamlanmış ve 340 milyonluk yeni tahsisat kanunu hazırlanmıştır. 340 milyonluk yeni tah­sisat kanununun Meclisten yakında çıkarılması beklenmektedir.»

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra partilerarasmdaki münasebet­lerden bahsetmiş ve şöyle demiştir :

«Çok partili bir hayatın tabiî akışı içinde bulunmaktan çok uzağız. Halk Partisi, parti münasebet ve mücadelelerini tam mânasiyle bir düşmanlık tezahürü haline getirmiştir. İki üç gün evvelki Adana konuşmamda bun­lardan bahsetmiştim. Bu mevzuda yeni olarak elimizde Halk Partisi mec­lisinin neşrettiği bir beyanname vardır. Bu beyannameyi dikkatle tetkik ettim. Gördüklerimi sizlere ve umumî efkârımıza da arzedeyim.

Halk Partisinin son beyannamesinin, lisanında şeklen biraz değişiklik ol­masına rağmen muhtevasında yeni hiçbir şey yoktur. Ayni tahrikler, tez­vir ve iftiralar devam ettirilmektedir. İleri sürülen iddiaların hiçbirisine delil ve mesnet bulamamışlardır.

Yine partizan idareden memleketin ıstırap çekmekte bulunduğundan, partizan zihniyetü idarenin vatandaşlara reva gördüğü haksızlıkların ve adaletsizliklerin azalmak şöyle dursun bilâkis çoğalmakta olduğundan bahsolunmakta, basının yine görülmemiş bir baskı altında bulunduğu ve rejimin temel teminatından olan vazifesini görmekte güçlük çektiği ileri sürülmekte, hakimler teminatı üzerinde durulmakta, muhalefet partile­rinin emniyet İçinde çalışmaları mevzuu ele alınarak yine hukuk devletî esaslarına riayet lüzumu nakaratı tekrarlanmakta, memlekette bir rejim bir anayasa buhranı varmışçasma tahrikat yapılmakta ve münafıkça bir ifade ile memlekette heyecan uyandırılmaya çalışılmaktadır.

Her şeyden evvel umumî efkârımızın dikkatine arza değer bir cihet vardır ki, o da Halk Partisince kendisi iktidarda iken sanki ne rejim ne de anayasa buhranı vardı, sanki mükemmel bir demokratik rejim, bütün esaslariyle tahakkuk ettirilmişti, matbuat ise sanki en ileri demokratik memleketlerinki gibi tam bir hürriyet içinde idi. Bu tek taraflı görüş ge­nel başkanlarının 9 mayıs 1950 tarihli nutkunda şöylece ifade olunuyor­du:

«Şurası muhakkaktır ki, basın hürriyeti gibi, hürriyet ve demokrasi reji­minin bir temel mefhumu, bugün bizde en serbest memleketlerde oldu­ğu gibi işlemektedir.»

Memleketimiz hür ve demokratik bir rejimin bütün esas unsurlarını ta­hakkuk ettirmiştir.»

Bugün nazariye itibariyle antidemokratik sayılabilecek başlıca mevzu­lar komünizmin ve dini siyasete âlet etmenin yataklığı) dır. Bunların dı­şında olan iddialar ancak teferruat sayılabilir.

Halk Partisi iktidarda iken demokratik rejim mükemmelen kurulmuş ve matbuat hürriyeti en ileri memleketlerdeki gibi işlemekte idi de Demok­rat Parti iktidara gelir gelmez mevcut demokratik nizam kökünden sar­sıldı ve matbuat tahammül edilmez baskılar altına mı alındı? Bu efsane­ye, bu masala inanacak aklı başında iz'an ve insaf sahibi bir tek vatan­daş bulunabileceğine hükmetmek mümkün değildir. İktidarı kaybettikten sonra akıl ve iz'anım kaybeden insanların nasıl herşeyi ters ve herşeyi kapkara görmeğe başladıklarına bundan güzel bir delil ve Örnek buluna­maza Başvekil Adnan Menderes, partizan idare iddiasını ele alarak ezcümle şöyle demiştir:

«Partizan idare tâbirinin telif hakkı, kabul etmek lâzım gelir ki kendi­lerinindir. Yalnız telif hakkı olsa bir şey değil, bir partizan idarenin engüzel örneğini tatbik edebilmek mazhariyeti de yine onlarındır. Eğer par­tizan idare, hükümetin, resmî daire ve müesseselerin, bankaların, velha­sıl bütün müracaat kapılarının vatandaşları, bunlar Halk Partilidir, on­lar demokrattır, şunlar da tarafsızdır diye sınıf ayırarak ayrı ayrı muame­lelere tâbi tutmak mânasına ise, hiç şüphesiz ki kendi idareleri bunun enfecî örneğini teşkil eder. Bu neviden yani partizan idare bugün asla ba­his mevzuu olamaz.          

Başka başka partilere mensup olduklarından dolayı vatandaşların farklı muameleye tâbi tutulmaları gibi teessüf ve teessüre şayan herhangi bir vak'a ile karşılaşıldığı takdirde derhal harekete geçilmesi ve hatta bizzat bana bildirilmesi hususunda umumî efkâr önünde defalarca bu neviden iddiaları açıkça isbata davet ettim. Fakat şimdiye kadar hiçbir müracaat yapılmadı. Halbuki partinin kurulduğu günden iktidara gelinceye kadar maruz kaldığımız farklı muameleyi değil, zulüm ve işkenceyi durmadan sübût delilleriyle umumî efkâr önüne arzetmiştik. Hatta 1946 seçimleri facialarının bütün delil ve vesikalarını toplayıp bîr siyah kitap halinde neşrettik. Partizan idareden şikâyetlerinde hüsnüniyet ve samimiyet ol­saydı onlar da bu iddialarının delillerini ortaya koymaktan çekinmezler­di. Fakat haber vereyim ki onlar bu iddialarını tevsik için ortaya koya­cak bir tek delile malik değildirler. Vatandaşlara farklı muamele yap­mak bizim kârımız ve hakkımız değildir. Bu memlekette bu gibi hallerden en çok ızdırap çekmiş bir parti olarak bu gibi tatbikata asla taham­mülümüz olamaz. Hakikat şudur ki, esasında tek parti idaresi ve tahak­küm sistemi keyfi idarenin ta kendisi olduğu için vatandaşlara karşı is­tenildiği gibi keyfî muamele yapılmak, kanunlar istenildiği zaman bir tarafa bırakılmak, kendilerinin bunca senedir tatbik edegeldikleri idare­nin esasını ve ana vasfını teşkil eder. Partizan idare, Arslanköy'de Türk vatandaşlarına ve kadınlarına kursun sıkan, Senirkent'te de demokrat vatandaşları karakola getirerek dörtayak yere yatırıp gem vuran ve sır­tına jandarmayı bindiren, Çubuk'ta ise bir akşam bütün bir köyün hal­kım kaymakama ve jandarmaya sıra dayağından geçirten ve bunu yapan kaymakamı da mükâfat olmak üzere üç sene için Amerika'ya gönderen insanların idaresidir. Bütün bunların mesulü olan müstebit artıkları, şim­di de sıkılmadan karşımıza çıkın idaremize partizanlık iftirasında bulu­narak davacı olmağa yeltenmektedirler.

Bunları haydi sokak sözcüleri söylesin, adî hücum ve şantaj kâğıtları ha­line getirdikleri bazı gazeteler yazsınlar, fakat Halk Partisi meclisi diye tantanalı isimler taktıkları bir teşekkül toplanıp da onun resmî ağzından da bugün bu memlekette bir partizan idare vardır, derlerse cidden ayıp olur. Bizim de o zaman, nutanmıvorlar mı?» demek hakkımızdır.»

Başvekil Adnan Menderes, daha sonra beyannamenin diğer bir mevzuunu teşkil eden, matbuatın baskı altında bulunduğu iddiasına geçmiştir.

«Gazetelerini okuvorsunuz, demiştir, küfür edilmedik tarafımız kalmadı. Bunların çoğu adî ve seviyesiz bir neşriyatı, en küçük bir mukabeleve maruz kalmıyacaklarmdan emin olarak yapmaktadırlar. Bu nevi neşri­yata ileri demokratik memleketlerde rastlamak çok nadir bir hâdise teş­kil eder. Ne gariptir ki, gazeteleri matbuat umum müdürünün telefon, emirleri ile idare eden, vatandaşların en masum şikâyetlerine bile gaze­te s^hifelerin-de ver vermeven. hattâ sırasında havadan ve sudan bile bah-sedilmemesini emredecek kadar matbuatı vüzde yüz baskı altına alan bir idarenin mesulleri, inanılmaz bir yüzsüzlükle bugün karşımıza çıkıp mat­buatın baskı altında bulunduğundan bahsedebiliyorlar.

Mürekkebinden kâğıdına ve makinesine kadar gazetelerin iktidarın tak­dirine baelı bulunduğunu iddia edenlere soruyorum: Alevhimizde hiçbir ölçü tanımadan nesrivat vapan Ulus gazetesi mürekkebinde, kâğıdında ve makinesinde en küçük bir sıkıntıya maruz kalmış mıdır? Kalmış ise mü­racaat etmiş midir? Müracpat etti ise menfî cevap almış mıdır? Görüyor­sunuz ki bunların hepsi adî tasniattan ibarettir.

Gayet parlak ve naşenide bir buluş olarak Halk Partisi, resmî ilânların tevzi suretini matbuata görülmemiş şiddette bir baskının delili gibi gös­termek hünerini icad etmiştir. Biz resmî ilânları muavyen prensiplere göre dağıtmaktayız. Gazete vardır ki, kendi ilân ettiği gibi tarafsız değil, "hatta muhalif de değil, tam mânasiyle düşmanca neşriyatı bir gün dahi eksik etmediği halde bugüne kadar o gazeteye ilân vermekteyiz.

Danasını söyliyeyim, resmî ilânİer baskısı mı? Eski zamanları bırakınız, çünkü eski zamanlarda Ankara'da Ulus'tan başka gazete çıkarmak bile yasaktı. Resmî ilânlar yüzde yüz Ulus'un inhisarmdaydı. İktidara gelinceye kadar Zafer gazetesine ilân vermediler. Ulus tamamen beslemedir, Ulus'a ne hacet. Halk Partisinin dahi iliğine kemiğine kadar millet kese­sinden beslenmiş bir parti olduğunda kimin şüphesi vardır? Hal böyle iken resmî ilânlar mevzuunda başkaları için ne yüzle besleme tâbirini kullanabilirler. Başvekil Adnan Menderes, partiler teminatı meselesi üzerinde de şun­ları söylemiştir:

«Bunların akıllarının iktidardan düştükten sonra başlarına geldiğine mi hükmedelim? Bütün ömürleri boyunca vatandaşlara veya partilere bir teminat tanımış insanlar olsalar, yüreğimiz yanmaz. Basın kesemezsin, diyenlerin partilerin başını kesmek değil, kendi partilerinden başka parti kurulmasının tasavvur haline gelmesine dahi tahammül edemiyenler ve bunu bir cürüm, bir vatan hıyaneti telâkki edenlere, hakettikleri muka­bele ve cevap elbette başka idi.

Meselenin bu tarafını bırakarak memleketimizde hakikatte partilerin te­minat altında olup olmadıkları noktasına gelelim: Dünyanın hiçbir de­mokratik memleketinde görülmedik bir azgınlıkla ve Moskova radyosuna rahmet okutacak bir şeametle mütemadiyen düşmanca tahriklerde bu­lunanların teminat bahsinde en küçük bir şüphe ve tereddütleri olmasa gerektir. Aksi takdirde meydanı bu derecelerde boş bulmuşçasma düş­manlık kampanyasına girişmezlerdi, girişemezlerdi.

Akılları sıra cereyan etmekte olan bir muhakemeye imada bulunmak is­tiyorlarsa evvelâ söyliyeyim ki muhakemesi görülmekte olanların ve on­ların mensup bulundukları teşekkülün mahiyetini bizden öğrenecek de­ğillerdir. Bunların adaletin heybetine, mahkemelerin haysiyetine sarih tecavüz teşkil eden son zorbalıkları dahi o teşekkülün mahiyetini ve men­suplarından başta gelenlerin hüviyetini teşhise kifayet edecek kadar manalıdır, sarihtir.»

Başvekil sözlerine şöyle devam etmiştir :

«Bugün partiler teminatından bahis açanların iktidarda bulundukları za­man memlekette antidemokratik hiçbir şey bulunmadığı hususundaki iddialarını hatırlayalım. İktidarda iken demokratik rejimin bütün esas unsurlariyîe teessüs etmiş olduğunu iddia edenlere partilerin teminatı mevzuunda o zaman bir sual sorulmuş olsaydı verecekleri cevap ne olurdu

İşin doğrusu şudur ki tek parti hâkimiyetinin, tek şampiyonu ve biricik mümessili olan bir partinin, mazisi tasfiyeye tâbi tutulmadan demokratik rejimin bir unsuru olup olmıyacağı meselesi cayî sual idi. Hattâ üzerinde durulmak icabederdi. Fakat geniş bir hüsnüniyet ve hulûs ile mazide­ki hırsların nedameti içinde olacakları ve milletin af ve safhine mazhar olmanın onlar için en büyük ibret dersi teşkil edeceği zannolundu. Ben Halk Partisi saflarını dolduran vatandaşların yüzde doksanının bu duy­guda olduklarına kaniim. Fakat eskiden parti kuvvetiyle ve zorla para kazananlarla bir avuç muhterisin mazideki nimet ve saltanatın hasretiyle yanarak fırsat buldukları takdirde dalâlet yoluna sapmaları mukadder­di. Ne yazık ki partinin sevk ve idaresine de bunlar hâkim görünüyordu.»

Başvekil bundan sonra sözlerine devam ederek şunları söylemiştir   :

«Devri sabık yaratmıyacağız. Evet.. Fakat dünyanın hiçbir demokratik memleketinde görülmesi mümkün olmıyan bu düşmanlık kampanyası sabah akşam mitingler, devletin her türlü emniyetini ayaklar altına almaya yeltenen azgınlıklar, bütün bunlara ne demeli?  Şahıslarımızdan,

hattâ partimizin menfaatlerinden fedakârlık pahasına ve demokratik ni+ zamın kurulmasına yarar diye bütün bunlara sonuna kadar katlanmak "mümkündür. Fakat bu tarz düşmanlık kampanyası bizzat demokratik ni­zamın tahribini intaç edecek bir istikamet alır ve hele yüksek memleket menfaatlerinde hulûsu niyet sahibi vatandaşları endişelendirecek bir mahiyet iktisap ederse meselenin ciddiliğinde şüphe kalmaz.»

Başvekil, Demokrat Partinin satın aldığı jeep arabaları mevzuuna da te­mas ederek demiştir ki:

«Bizim aldığımız jeeplerin hesabını soruyorlar. Derhal cevap vereyim: Demokrat parti besleme bir parti, zorbalar partisi değildir. Bu jeeplerin hesabını neşredeceğiz. Fakat arkasından da onları yakalayıp gayri meşru -olarak ele geçirmiş oldukları muazzam servetlerinin toptan hesabını ala­cağız. Değil mi ki onlar iktidara geçince bizden hesap soracaklarını şim­diden söylüyorlar, o halde iktidar bizde iken biz de onlardan hesap so­rup mesulleri kulaklarından yakalayacağız. Başvekil Halk Partisinin son beyannamesinde iktisadî ve malî bahislerde de ayni yalan iddiaların tekrar edildiğini belirtmiş ve şöyle demiştir:

Memlekette hiç bir surette enflâsyon yoktur. Bu memlekette bir enflâsyon olduysa onu kendileri yapmışlardır. Onların aldıkları yedi Eylül karariyle Türk pa­rasının kıymeti beşte bir nisbetinde düşmüştür.»

Başvekil memleketin büyük bir iktisadî gelişmeye ve refaha doğru git­mekte olduğunu ve bu uğurda hükümetin azamî gayretle çalışmaktan bir dakika fariğ olmadığını ifade etmiş, sözlerini ve hitabesini şöyle bitir­miştir :

Demokrat Parti memleketin menfaatlerini her şeyin üstünde tutan, ve bu memlekette demokratik idareyi kökleştirmeyi esas gaye olarak alan bir partidir. Memleket menfaatlerinin müdafaa ve muhafazası bahsinde büyük mesuliyetlere sahiptir. Demokrat Parti daima bunu gözönünde bu­lundurarak hareket edecektir.

Maliye Vekili Hasan Polatkan'ın beyanatı:

Ankara: 27 -(A. .A.)

Halk Partisi Meclisinin 26 Ekim 953 tarihli gazetelerde intişar eden teb­liğinin beşinci maddesinde ileri sürülen malî ve iktisadî hususlar hak­kında düşüncelerini soran Anadolu Ajansına Maliye Vekili Hasan Polatkan aşağıdaki beyanatta bulunmuştur :

Evvelâ, bir memleketin iktisadî ve malî durumunda bozukluk olduğunu iddia edebilmek için şu arazın mevcudiyetini tesbit etmek lâzımdır. İk­tisadî bozukluğa maruz kalan bir memlekette: İstihsal hacmi artmak şöyle dursun bilâkis, ya tamamen duraklar veya daha vahim olarak yıldan yıla azalmalar kaydeder. Müstahsil istihsal ettiği malın değerini bulamaz, istihsalini gittikçe daraltır, memlekette yeni teşebbüsler kurulmaz olur, istihsale sermaye yatırımı durur, mevcut sermaye tesisleri de yıpranmış oldukları halde yenilenmelerine imkân bulunmaz, teşebbüs ruhu sönerek yerini atalet ve tevekküle terkeder.

Memleketin iktisadî ve malî durumunun bozukluğunu iddia ve hükümeti tenkit edenler, saydığım bu arazdan acaba hangisini müşahede etmişler de böyle karanlık bir hükme varmışlardır.

Gerek yurdumuzda, gerek yabancı memleketlerde neşredilen bütün ista­tistikler, Demokrat Partinin iş başına geldiği 1950 yılından bu yana millî istihsalin, her sahada en az iki mislini bulduğunu göstermektedir. Buna ait rakamlar bütün teferruatiyle gerek Büyük Millet Meclisine, gerek umumî efkâra defaatle arzedümiş olduğu için burada tekrar etmek iste­miyorum. Ancak şunu kaydetmek isterim ki, son derecede süratle ve şümullü olarak cereyan eden bu gelişme, ihsaî rakamlara alâka ve ün-siyeti olmıyan vatandaşlarımıza dahi hâdiseyi bütün vuzuhu ile takip ve müşahede imkânını vermiş bulunmaktadır. Ecnebi iktisadî mahfilleri ise elde ettiğimiz bu süratli inkişaf karşısında hayranlık hislerini, son za­manlarda misline rastlanmıyan bir kalkınma ve iktisadî gelişme şeklin­de ifade etmektedirler.

"Memlekette istihsale sermaye yatırımı, gerek çiftçinin, gerek büyük ve küçük sanayi erbabının işlerini genişletmek, yeni teşebbüsler meydana getirmek, bir kelime ile istihsal kudretlerini arttırmak için sarfettikleri gayretler de herkesçe bilinen bir keyfiyettir.

Bütçelerimizin yatırım tahsisatı yekûnları pek kısa bir zamanda iki mis­linden fazla arttırılmış bulunmaktadır. Bu yatırımlar Halk Partisi ikti­darı zamanında olduğu gibi gösterişçi, fakat verimsiz mevzulara değil, "bütün vatandaşların istihsal gayretlerini destekleyici sahalara tevcih ^edilmiştir. Vatandaşların gözleri önünde ve umumî bir hamle şeklinde ve şevk içinde cereyan eden bu hummalı faaliyet, Türkiye'nin ne ölçüde "bir iktisadî kalkınmaya ve inkişafa sahne olduğunu aşikâr olarak gös­termektedir.

Memlekette günden güne büyük bir hızla artan istihsal ile mütenasip ola­rak vatandaşların gelir ve hayat seviyelerinin ne derece süratle yüksel­mekte olduğu vazih bir şekilde görülmektedir. Millî gelirimizin üç yıl zarfında bir misline yakın bir artış kaydetmiş olması da bunun toplu su­rette rakamlarla ifadesini teşkil etmektedir. Malî durumumuza gelince, iktisadî kudretimizin artışı ile mütenasip ola­rak maliyemizin de büyük bir kudret iktisap etmiş olduğunu keza bu sa­haya ait rakamlar bize açıkça göstermektedir. Bu vak'aları teyit eden teferruatlı rakamlar bütçelerle birlikte Büyük Millet Meclisine ve.-umumî efkâra defaatle arzedilmiştir. Böyle bir memlekette ve böyle bir devrede iktisadî ve malî durumun bozukluğundan bahsetmek eğer bir suiniyet ifadesi değilse ancak bir gaflet eseri olabilir.

Enflâsyon, hayat pahalılığı ve geçim darlığı hakkında yine rakam veril­meden en küçük bir tahlile dahi girişilmeden ortaya atılmış olan iddialara gelince :

Bu beyannameyi yazanların enflâsyon tâbirine verdikleri mânayı anla­mak mümkün değildir. Ancak, enflâsyonun her yerde ve herkesçe kabul edilen mânası vardır. Bu da, bir memlekette millî istihsal duraklar veya tenziller kaydeder ve binnetice piyasaya mal arzı geniş mik3î-asta daralır­ken iş ve istihsal hacmi ile mütenasip olmaksızın açıktan yaratılan iştira gücünün fiyatları umumî olarak ve geniş mikyasta yükseltmesinden iba­rettir. Burada, açıktan yaratılan iştira gücünün de ekseriya, iktisadî müs-meriyetten uzak carî devlet sarfiyatı için olduğuna işaret etmek lâzımdır. Bunu böylece tesbit ettikten sonra 1950 den bu tarafa memlekette enf­lâsyona delâlet eden bir durumun mevcut olup olmadığını araştıralım. Geçen üç sene zarfında istihsal hacminin ve piyasaya mal arzının ne de­rece büyük bir süratle gelişip arttığını biraz önce ifade etmiştim. Bir memlekette iş ve istihsal hacminin süratle artışı, tedavül vasıtası ihtiya­cını da elbette ki arttıracaktır, z

Bu itibarla istihsal ve is hacmindeki gelişmeyi nazara almaksızın mücer­ret tedavüldeki para miktarının artışını ele alarak bundan enflâsyon ne­ticesine varmak, ya maksatlı veya çok iptidaî bir düşüncenin mahsulü olabilir. 1950 senesinde iktidarı devraldığımız tarihlerde tedavüldeki para miktarı, geçen üç yıl içinde aniak yüzde 50 bir artış kaydetmiş bulunmak­tadır. Buna mukabil istihsal ve iş hacmindeki artışlar ise bazı sahalarda yüzde yüz, bazı sahalarda da yüzde üç yüz veya dört yüz nisbetini bul­muştur.

İstihsal hacmi ve piyasaya mal arzı bu derece süratle artan, buna muka­bil tedavül hacminin genişlemesi gayet ölçülü bir seyir takip eden bir memlekette enflâsyondan bahsetmek realitelerle asla alâkası olmıyan ulu: orta bir söylenti mahiyetinden ileri geçemez.

Hal böyle iken, Halk Partisinin beyannamesinde hayat pahalılığı ve ge­çim darlığının geniş vatandaş kütlelerini takatsiz bıraktığı iddiasına gelince:

Bu geniş kütleler bu iddianın tamamen aksine olarak bugün her zaman-Idnden daha yüksek bir gelire, daha ileri bir iktisadî takate ulaşmış bu­lunmaktadırlar. Kalkın ha vat seviyesinin vasıl olduğu bu merhalede böyle   bir   takatsizlikten   bahsetmek en hafif tabiriyle gülünç olur.

Milletimiz, Halk Partisi iktidarı zamanındadır ki, sözcülerinin yersiz ola­rak bugüne izafe etmek istedikleri malî ve iktisadî bozukluğun, enflâs-yoncu tesirlerin, a§ır havat pahalılığı ve geçim darlığının acı ıstırapları­na katlanmak .'bedb'3htli.?ır>a uğramış bulunmaktadır. Onların tasvir et-

tikleri bu sıkıntılı tablo, bugünün değil, hafızalarında kalan kendi devir­lerinin tablosudur.

Bütün şubeleriyle istihsal rakamlarını ele alarak tetkik ettiğimiz takdir­de, iktidarları devresinde iktisadî hayatın her sektöründe istihsalin donup kaldığını, başta hububat olmak üzere ne ziraatte, ne de sanayide kayde değer hiçbir istihsal artışı olmadığını açıkça görürüz. Bu devrede mem­leket halkının istihsal ve teşebbüs ruhu tamamen öldürülmüş, mevcut sermaye tesisleri yıpranarak harap olma derecesine gelmiş olduğu, halde yenilenmeleri mümkün olamamış, istihsal verimi umumî surette sukut etmiş, vatandaşların gelir ve hayat seviyeleri tasavvuru mümkün en aşa­ğı seviyeye düşürülmüştü. Bu şartlar altında devlet maliyesi kısırlaşarak bozulmuş, bütçeler devamlı surette açıklar vermiş, devlet borçları süratle kabarmıştı.

Yine Halk Partisi zamanındadır ki, Merkez Bankası hazinenin para mü­teahhidi haline getirilmiş ve bunun neticesi olarak tedavül hacmi ile iş ve istihsal hacmi arasında gözetilmesi lâzım gelen irtibat tamamen zail olmuş, karşılıksız olarak ihraç edilen paralar memleketi hakikî enflâsyo­nun girdabına sürüklemiştir.

Onlar tarafından sebebiyet verilmedikçe vatandaşlarımıza hatırlatmak niyetinde olmadığımız bu karanlık ve elemli devreyi icabettîkçe elbette safha safha ortaya koyacağız.»

Reisicumhurun hitapları:

Ankara: 28 (A. A.)

Reisicumhur Celâl Bayar, Kızılay haftası münasebetiyle, Kızılay fahrî başkam sıfatiyle vatandaşlara, bu akşam radyoda şu hitabede bulun­muşlardır :

Sevgili vatandaşlarım.

Türkiye Kızılay Cemiyeti hayır dolu hizmet hayatının 76 ncı yıldönü­münü idrâk etmiştir. Bu münasebetle Kızılay haftasını açıyorum.

Bugünün Cumhuriyetin 30 uncu yıldönümüne rastlaması mesut sayılacak bir hâdisedir. Kızılay Cemiyeti, insanî bir gayenin ideal mümessili ve muztarip insanların dert ortağıdır. Vazifesini, daha feyizli, daha şümullü bir surette başarabilmesi için, muhtaç olduğu devamlı müzaheret ve yar­dımı ancak milletimizin yüksek şefkatinde bulacağına inanıyorum.

Hayır müessesemize başarılar diler, bu vesile ile aziz vatandaşlarımı mu­habbetle selâmlarım.«

Türkiye - Finlandiya ticaret andlaşmasi:

Ankara : 28 (A. A.)

12 Ekimdenberi Ankara'da bulunan Finlandiya Ticaret Keyetiyle heyeti­miz arasında cereyan eden müzakereler sonunda dün, 12 Haziran 1948 tarihli Türkiye - Finlandiya ticaret ve ödeme anlaşmalarına ek bir pro­tokol imza edilmiştir.

Sevgili vatandaşlarım,

Şüphe yok ki, Cumhuriyetin geçen her yılı, bizim için yeni bir feyiz kay­nağı olmaktadır. Milletimizin bu mesut günü, daima şerefle, neşe ile ve refah içinde idrâk etmesini dilerken, Cumhuriyetin kurucusu, Türkün dâhi evİâdı Atatürk'ün hâtırasını hürmetle taziz eyler, büyük milletimi­zin millî bayramını tebrik ederim.

Reisicumhur ile Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi arasında teati edileni telgraflar:

Ankara : 29 (A. A.)

Cumhuriyetin 30 uncu yıldönümü münasebetiyle Reisicumhur Celâl Ba­yar ile Erkâm Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nuri Yamut arasında aşağıdaki telgraflar teati olunmuştur:

Sayın Reisicumhur Celâl Bayar, Ankara

"Türk milletinin olduğu kadar dünya milletlerinin de sevgi ve hayranlı­ğına mazhar olan ve bu güveni şeref bilerek ona lâyık olmaya çalışan Türk silâhlı kuvvetleri mensubini adma 30 uncu Cumhuriyet bayTamı tebriklerimizi ve tazimlerimizi teyiden arzederim.

Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nuri Yamut

Sayın Orgeneral Nuri Yamut Erkânı Harbiyei Umumiye Heisi

Ankara

Cumhuriyetin 30 uncu yıldönümü münasebetiyle silâhlı kuvvetlerimiz mensupları adma çektiğiniz tebrik telgrafını büyük muhabbetle aldım.

Ordumuz her an ileri hamlelerle kuvvetini arttırmaktadır. Zaten mükem­mel olan maneviyatının yanında bu maddî tekâmül benim için iftihar vesilesi olmaktadır. Başta zatı devletleri olduğu halde silâhlı kuvvetleri­mizin Cumhuriyet Bayramını tebrik etmek benim için de en zevkli bir vazifedir. Teşekkür ederim.

Reisicumhur Celâl Bayar

Reisicumhurumuza gelen tebrik telgrafları:

Ankara : 31 (A. A.)

Ürdün Kralı Hüseyin'den :

«Türkiye Cumhuriyetinin ilânı yıldönümü münasebetiyle gerek kendi

namıma, gerekse Ürdün milleti adına zatı devletlerine ve necip Türk milletine en samimî tebriklerimle halisane temennilerimi sunmakla bü­yük bir şeref duymaktayım. Libya Kral Naibi Muhammed Rıza El - Mehdi El Sunusi'den :

«Türkiye Cumhuriyetinin yıldönümü münasebetiyle zatı devletlerini ve necip Türk milletini gerek kendim, gerek müttehid Libya hükümeti kralı,. gerekse Libya milleti adına tebrik etmekle büyük bir şeref duymaktayım.

Bu münasebetle zatı fehanıetpenahilerine sıhhat ve saadetlerinin devamı. ve Türkiye'nin refah ve tealisinin temadisi hususundaki şahsî temenni--yatımı takdim eylemek benim için büyük bir zevk olmaktadır.»

Suudî Arabistan Kralı İbni Suut'dan :

«Cumhuriyetin ilânı yıldönümü münasebetiyle zatı fehametpenah illerine-ve dost Türk milletine en samimî temennilerimle en halisane tebrikâtımi. takdim etmekle şeref kazanırım.»

Zaitidî'nin, Başvekilimize tebrik mesajı:

Ankara: 31 (A. A.)

Cumhuriyetin 30 uncu yıldönümü münasebetiyle İran Başvekili Gene­ral Zahidi Başvekilimiz Adnan Menderes'e aşağıdaki tebrik mesajını göndermiştir:       

«Millî bayramınız, size hararetli tebriklerimle şahsî saadetiniz ve dost ve kardeş Türkiye'nin saadet ve refahı için sıcak temennilerimi bildirmek hususunda mesut bir fırsat bahsettiğinden dolayı bahtiyarım.»

Cumhuriyetin 30 uncu yıldönümü münasebetiyle Reisicumhurumuza ge­len telgraflar:

Ankara : 31 (A. A.)

Cumhuriyetin 30 uncu yıldönümü münasebetiyle Reisicumhurumuz Celâî Bayar'a muhtelif devlet reislerinden gelen tebrik telgraf Har mm metin­leri aşağıdadır:

Afganistan Kralı Majeste Mohammed Zahir'den :

«Türk millî bayramı münasebetiyle ekselansınıza ve Tük milletine en ha­raretli tebriklerimi büyük bir zevkle sunuyorum. Bu vesileden faydala­narak, şahsî saadetinizle kardeş milletin refahı için en samimî dileklerimi' de ifade etmek isterim.»

Federal Almanya Reisicumhuru Theodor Heuss'den :

«Türkiye Cumhuriyetinin büyük bayramı dolayısiyle ekselansınıza en; derin tebriklerimi sunar ve gerek şahsınızın ve gerekse Türk milletinin-mesut bir geleceği için en samimî dileklerimi bildiririm.»

Amerika Reisicumhuru Eisenhower'den :

«Türkiye Cumhuriyetinin yıldönümünde Birleşik Amerika halkı adma ekselansınıza ve Türkiye halkına tebriklerimi ve en samimî iyi dilekleri­mi yollamakla bahtiyarım.);

İtalyan Cumhurbaşkanı Luigi Enaudi'den :

«Müttefik milletin millî bayramı münasebetiyle Türk milletinin istikbali "ve refahı ile ekselansınızın şahsî saadetleriniz hakkındaki en samimî hislerimin kabulünü rica ederim.»

Meksika Cumhurbaşkanı Adolfo Kuİz Cortines'den :

Türkiye Cumhuriyetinin ilânı yıldönümü münasebetiyle, ekselansınız dan, gerek Meksika halkı ve hükümeti ve gerek şahsını adına Türk mil­letinin refahı ve şahsî saadetiniz hakkında samimî temennilerimin kabu­lünü rica ederim.».

Portekiz Cumhurbaşkanı General Craveiro Lopez'den :

Millî bayram münasebetiyle Türkiye'nin refah ve saadeti hakkındaki te­mennilerimin kabulünü rica ederim.»

Şili Cumhurbaşkanı Carlos îbanez Del Canpo'dan :

Türkiye'nin millî bayramı münasebetiyle, ekselansınızdan, gerek şahsım gerek Sili halkı ve hükümeti adına, dost büyük milletin refahı ve şahsî saadetiniz hakkındaki samimî temennilerimin kabulünü rica ederim.»

Sovyetler Birliği Yüksek Şûrası Başkanlık Divanı Reisi K. Vsroşüof'dan

«Türkiye Cumhuriyeti millî bayramı münasebetiyle tebriklerimin ve Türk milletinin refahı hakkındaki temennilerimin kabulünü rica ederim.»

İspanya Devlet Şefi Francisco Franco'dan :

«Millî bayram münasebetiyle ekselansınıza samimî tebriklerimi ve bu tebriklerimle beraber şahsî saadetiniz ve asîl Türk milletinin refahı hak­kındaki temennilerimi bildiririm, a

Milliyetçi Çin Cumhurreisi Çan Kay Şek'den :

«Türk Cumhuriyetinin ilânının otuzuncu yıldönümü münasebetiyle en hararetli tebriklerimle, şahsî saadetiniz ve asîl Türk milletinin refahı için samimî temennilerimin kabulünü ekselansınızdan rica ederim.»

TFr ansız Cumhurreisi Vincent Auriol'den;

Türk millî bayramı vesilesiyle Fransız milleti adına ve şahsen hararetli tebriklerimle şahsî saadetiniz ve Türk milletinin refahı için samimî te­mennilerimi bildiririm.»

Çekoslovak Halkçı Cumhuriyeti Başkanı Zapotocky'den :

«Türk millî bayramı münasebetiyle, şahsî saadetiniz ve memleketinizin mesut istikbali için temennilerimin kabulünü ekselansınızdan rica ederim.»

Yugoslavya Reisicumhuru Josip Broz Tito'dan :

Memleketlerimiz arasında Ankara andlaşmasmın tesis ettiği işbirliği zamanında Türk milletinin kutlamakta olduğu cumhuriyetin ilânının otu­zuncu yıldönümünde ekselansınıza ve dost Türk milletine, Yugoslav mil­leti adına ve şahsen en samimî tebriklerimi, Türk milletinin refah ve te­rakkisi ve şahsî saadetiniz için en iyi temennilerimi sunmakla büyük zevk:, duyuyorum.

Lübnan Cumhurreisi Camille Chamoun'dan :

Cumhuriyetin ilânının otuzuncu yıldönümü münasebetiyle hararetli tebriklerimle Lübnan milleti adına ve şahsen saadetiniz ve Türk milleti­nin refahı için temennilerimi bildirmekle zevk duymaktayım.»

Polonya Halkçı Cumhuriyeti Devlet Konseyi Başkanı Aleksandr Za wadzki'den:

«Türkiye'nin millî bayramı dolayısiyle, ekselansınızın şahsî saadetleri ve Türk milletinin refahı temennilerimin kabulünü rica ederim.»

Romanya Devlet Reisi Ekselans Petru Groza'dan :

«Türkiye Cumhuriyetinin millî bayramı olan 29 Ekim gününün yıldönü­mü münasebetiyle ekselansınıza samimî tebriklerimi sunarım.»

Macar Devlet Reisi ekselans İstevan Dobi'den:

«Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun otuzuncu yıldönümü münasebe­tiyle Macar milleti adına ve kendi namıma ekselansınıza ve Türk mille­tine en iyi dileklerimi iblâğa musaraat eylerim.»

îranSaba Majeste Riza Pehlevi'den:

«Cumhuriyet bayramı münasebetiyle ekselansınıza samimî tebriklerimi' ve şahsî saadetinizle dost ve komşu Türk milletinin saadeti hususundaki" en iyi dileklerimi ifade etmekle çok bahtiyarım."

Brezilya Birleşik Devletleri Reisi ekselans Getulio Vargas'dan :

«Dost Cumhuriyetin istiklâl bayramı münasebetiyle, Brezilya milleti adı­na ve kendi adıma gerek şahsî saadetiniz gerek Türkiye'nin refahı için beslemekte olduğum en iyi dileklerin kabulünü rica ederim.»

İsviçre Konfederasyonu Reisi ekselans Philippe Etter'den :

«Türkiye Cumhuriyetinin yıldönümü münasebetiyle ekselansınıza Fede­ral Konseyin hararetli tebriklerini ve şahsî saadetinizle Türk milletinin mesut bir istikbale kavuşması hususunda, Konseyle birlikte beslediğim en iyi dileklerimi sunmakla bahtiyarım.»

İsrail Cumhurreisi ekselans Izhak Benzevi'den:

«Türkiye Cumhuriyetinin ilânının 30 uncu yıldönümü münasebetiyle ek­selansınıza İsrail milleti adına ve kendi adıma en hararetli tebriklerimi sunmaktan ve iki memleketimiz arasındaki ananevî dostluğu teyit et­mekten zevk duyar ve ekselanslarının şahsî saadetleri ile Türk milletinin refah ve saadeti için hararetli temennilerimi izhara musaraat eylerim.»

Yunan Kralı Majeste Paul'den :

«Türkiye millî bayramı münasebetiyle ekselansınıza gerek şahsi saadeti-

niz gerek dost ve müttefik asîl Türk milletinin refahı hususunda besle­mekte olduğum en hararetli tebriklerimi ve iyi dileklerimi ifade etmekle bahtiyarım

İrlanda Cumhurreisi ekselans Seant Oceallaigh'den:

«Türkiye Cumhuriyet bayramı vesilesiyle gerek kendi adıma, gerek ir­landa milleti adına en samimî tebriklerimi ekselansınıza sunmak benim . için büyük bir zevktir. Şahsî saadetinizle Türkiye'nin refahı hususunda en iyi dileklerimin kabulünü rica ederim.»

Suriye Cumhurreisi ekselans Edip Çiçekli'den:

«Türkiye millî bayramı münasebetiyle ekselansınıza samimî tebriklerimi sunmak ve Türk milleti ile zatı devletlerinin saadetleri hususunda en ha­raretli dileklerimi ifade etmek benim için çok büyük bir zevktir.»

Mısır Cumhurreisi ekslâns General Muhammet Necib'den :

«Türkiye millî bayramı münasebetiyle ekselansınıza en hararetli tebrik­lerimle şahsî saadetiniz ve Türkiye'nin devamlı refahı için beslemekte olduğum çok samimî dileklerimi sunmakla bahtiyarım.»

İsveç Kralı Majeste Gustave Adolf'dan :

«Türk millî bayramı dolayisiyle, samimî tebriklerimi ve şahsî saadetiniz­le memleketinizin refahı için beslediğim iyi dileklerimi kabul buyurmanızı rica ederim.»

Belçika Kralı Majeste Baudouin'den :

«Türkiye millî bayramı vesilesiyle, memleketiniz ve şahsî saadetiniz için beslediğim en iyi dileklerimin kabulünü rica ederim.»

Danimarka Kralı Majeste Frederik'den :

Türkiye millî bayramı münasebetiyle samimî tebriklerimin ve Türkiye-nin refahı hususundaki en iyi dileklerimin kabulünü ekselansınızdan rica ederim.»

Hollanda Kraliçesi Majeste Juliana'dan :

«Millî bayramınız münasebetiyle samimî tebriklerimi ve memleketiniz hakkındaki saadet ve refah temennilerimi sunmakla bahtiyarım.»

Irak Kralı Majeste Faysal'dan :

«Türk millî bayramının bahşettiği mesut vesileden istifade ederek ekse­lansınıza en samimî tebriklerimi sunmakla bahtiyarım. Şahsî saadetinizle Türk milletinin refahı için en iyi dileklerimin kabulünü rica ederim.»

Finlandiya Reisicumhuru ekselans Paasikivi'den:

«Türkiye millî bayramı münasebetiyle ekselansınıza hararetli tebrikleri­mi sunarken şahsî saadetinizle asîl Türk milletinin refahı için de en iyi temennilerimi ifade etmek isterim.»

Fransız Başvekili ve Dşıişleri Vekili Ankara'da

Yazan: M. Faik Fenik

1 Ekim 1953 tarihli (Zafer) den:

Fransız Başvekili Laniel ve Dışişleri Vekili Bidault bugün Ankara'da ola­caklardır. Dost ve müttefik Fransa'nın, güzide devlet adamlarım Türkiye'nin, merkezinde hararetle selâmlarız.

Fransız Başvekili ile Dışişleri Vekili bu gelişleriyle, sade Başvekilimiz Ad­nan Menderes'in ve Dışişleri Vekilimiz Fuad Köprülü'nun, geçen Mart ayın­da Fransız hükümetinin davetlisi ola­rak Paris'e yapmış oldukları ziyareti iade etmiş olmamakta, ayni zamanda iki memleket arasında esasen mevcut olan dostluk bağlarını bir kat daha kuvvetlendirmektedirler.

Ankara'da yapılacak temaslarda hiç şüphesiz, umumî dünya meseleleri hep beraber gözden geçirilecek, ve bunun elbette ki, iki memleket siyasetlerinin inkişafında ve barışın tarsininde bü­yük rolü olacaktır.

Şurasını memnunlukla kaydedelim ki, Fransa ile Türkiye arasında en ufak ihtilaflı bir mesele yoktur. Bilâkis Türk - Fransız münasebetleri suüı içinde yaşamayı gaye edinen bir çok memleketlere örnek olacak derecede güzel ve sağlam esaslara istinat et­mektedir.

Fransa ile 1939 danberi mevcut olan ittifakımız, şimdi Atlantik Paktı çer­çevesi iğinde çok daha kuvvetlenmiştir. Fransa ile ticaretimiz günden güne inkişaf etmektedir. Kültür münasebet­lerimize gelince, bu hususta iki mem­leket arasında çok büyük bir yakınlık olduğu herkes taıafmdan teslim edilen bir hakikattir. Birçok gençlerimiz Paris'te tahsil görmüşlerdir. Türkiye'de-yabancı -dil bilen münavverlerimizin. hiç olmazsa yüzde sekseni Fransızcaya. vâkıftırlar. Fransa'da açılan Türk sa­nat sergileri, Türkiye'yi Fransa'ya in­ce tarafiariyle de tanıtmıştır. Fransız zevkiselimi ise Türkiye'de daima tak­dir hisleriyle karşılanmaktadır.

İkinci Cihan Harbi esnasında Türk umumî efkârı Fransa'daki hâdiseleri büyük bir alâka ile takip etmiş, ve hele Paris'in istilâsı karşısında derin bir elem duymuştur.

Görülüyor ki, mesafeler bizi birbiri­mizden ayırmış olsa dahi, iki memle- -ket arasında her bakımdan sıkı bir yakınlık vardır.

Türkiye'nin ve Fransa'nın müştereken alâkadar oldukları siyasî mevzuların bulunduğu aşikârdır. Fransa da, Tür­kiye de birer Akdeniz devletidirler. Hiç şüphesiz Fransa, Akdeniz'in emniyeti ve Orta Doğunun barışı ile bizim ka­dar alâkalıdır. Bundan dolayıdır ki,., bütün bu meselelerin hep beraber göz­den geçirilmesinde büyük bir fayda vardır. Biz, Akdenizin doğusunda kuv­vetli bir kale isek, Fransa da Akdeni­zin garbını tutmakta ve bunu Atlan­tik'e bağlamaktadır.

Diğer taraftan Fransa, Avrupa ordusu dolayısiyle barış cephesinin bir mtnta-kasını tutmaktadır. Bundan dolayıdır ki, Fransanm durumunun dünya em­niyeti bakımından da büyük ehemmi­yeti vardır.

Fransa'nın son zamanlarda geçirmiş ol­duğu iç buhranlar hepimizin malûmudur. Fakat Başvekil Laniel her müş­külâtı yenmiş ve istikrarı temin et­miştir. Fransız devlet adamlarının böy­le nazik zamanlardan sonra Türkiye'yi ziyaret etmiş olmaları, iki memleket münasebetlerinin inkişafına vermiş oldukları ehemmiyeti bir kat daha te­barüz ettirir sanırız. Gerek Fransız Başvekili ve gerek Dışişleri Vekili el­bette Ankara'daki temaslarından son

Türkiye'yi   çok  daha  iyi     tanımış olarak avdet edeceklerdir.

Ankara'mızda    güzel Kıbrıs Türktür

3 Ekim 1953 tarihli (Yeni Sabah) tan:

Şu Yunanlılar Kıbrıs meselesini bir türlü elden çıkarmak istemiyorlar. Şe­nel er d enberi, vakitli vakitsiz, yerli yer­siz ortaya attıkları ve kendilerince «dâva» adı verilen bu mesele, artık ciddiyetini kaybetmiş, bir mizah mev­zuu haline gelmiştir. Buna rağmen Yunanlılar, istihzaya uğrama pahasına dahi olsa «Kıbrıs dâvasından» vazgeç­mek niyetinde olmadıklarını ispat ,etmişlerdir. Yunanlılar, diyoruz, çünkü, Kibnstaki Rum halkın, adanın Yunanistanla birleştirilmesi hususundaki talepleri maalesef Atina'da da gittikçe artan bir itibar pörmek istidadmdadır. Çeşitli Yunan hükümetlerine mensup uolitikaeilar, Kıbrıs meselesi hakkın­da, şimdiye kadar kâh açık, kâh kaça­mak bir yol tutmuşlar ve ne serden, ne de yardan seçmeğe gönülleri razı olmadan günün üolitikasma uygun tonda ses çıkarmağı tercih etmişlerdi.

Kibrisin Yunanistana ilhakı lüzumuna dair şimdiye kadar Ortodoks din adam-lariyîe Yunan üniversite gençliğinden yükselen seslere karşı Türk efkârı umumîy esinin galeyan ve hiddetini teskine yarıvacak tek sebep, Atina'da-ki hükümetin resmen bu bahse karış­mak ister görünmemesi ve ihtiyatlı bir tav!r takınması idi. Fakat şimdi artık, Patıagos hükümeti, hakikî çehresini göstermek vaktinin geldiğine kani ol­duğu için Birleşmiş Milletlerdeki Yu­nan delegesine, bu İ5I resmen Birleş­miş Milletlere açması emrini vermiş­tir.

Bir taraftan Yunan hükümeti, diğer taraftan Yunan kilisesi "Kıbrıs mese­lesini» kurcalayıp dururken dostluktan bahsetmenin ne mânası olabilir? Yu­nanlılarla dostluğumuzun perçinlen­mesi için Kıbrıs'ın Yunanistana veril­mesine göz yummak mı lâzım gelecektir? Türkiye, üçlü Balkan paktına girerken ve Yunanlıları muhtemel bir Rus taarruzuna karşı korumağı kabul ederken Kıbrıs'ı da üste vermeğe mi razı olduk?

Müşterek düşmana karşı birleşmek şüphesiz iyi ve yerinde bir şeydir. Fa­kat bu meselede fedakârlığı yalnız ve yalnız Türkiye mi yapacaktır? Tek ta­raflı dostluk olur mu?

Ankaradakilerin de bu meselede elbet­te bir fikir ve kanaati olması icabeder. Bunun açıklanması zamanı da çoktan gelmiştir.

Sonbahar manevralarında Trakya'nın Türkiye ve Yunanistanla beraber müş­tereken nasıl müdafaa .edileceğine dair tatbikat yapılırken Yunanistanın, Kıb­rıs'ı ilhak için açıktan açığa teşebbüse geçmesi, hakikaten feci bir haldir. Yu­nanlıların bu oyununu "dostluk şere­fine» sineye mi çekeceğiz?

Unutmamak lâzımdır ki Kıbrıs, Türk­tür. V.e günün birinde el değiştirmesi mukadder olursa hakikî sahibi Türki­ye olacaktır' Tarihin seyrini kimse de­ğiştiremez.

«Mukaddes Ateş!»

Yazan : M. Faik Fenik

3 Ekim 1953 tarihli (Zafer) den:

İki gündenberi. şehrimizin aziz misa­firleri bulunan Fransız devlet adamla­rı, Türkiye ricali ile temaslarına devam etmektediıler. Bu temasların çok müs-bet bir safhada inkişaf ettiğini söyle­meğe hiç de lüzum yoktur. İki devlet arasındaki bu samimî dostluk münase­betlerini su veya bu şekilde tefsir eden­ler bulunabilir. Fakat şurasını hemen sövliyelim ki, günden .güne takviye edilen ve resanet bulan bu dostluk hiç kimsenin aleyhine değildir; Başvekili­miz Adnan Menderes'in evvelki aksam iradettiği nutukta pek süzel tebarüz et­tirdiği gibi. sadece haksızlığa, tecavü­ze kar?ı asjâ gevsemiyen bir gavret Karfptrf-enin bir kelim «mukaddes ateş» in asîl bir tezahürüdür.

Başvekilimiz mukaddes ateş» tâbirini rok verinde kullanmıştır. Bu ateş. hür­riyetler rejiminin, medeniyetimizin ve

İnsanlığın bekası için lâzımgelen kud­retin kaynağıdır. İkinci Cihan Harbi­nin dünyayı ne kadar gafil avladığı kimsenin meçhulü değildir. Hür insan­ları tahakküm altına almak istiyen bir mütearrız, her mukaddes mefhumu hi­çe sayarak, dünyayı istilâya kalkmış ve beşeriyeti ıstırap içinde bırakmıştır. Bu harekete karşı bütün varlıklariyle mukavemet edenler, galebe bir defa el­de edildikten sonra insanlığın daha gü­zel, daha renkli, daha sakin bir iklime kavuşacağını ümit etmişlerdir. Halbu­ki, bu büyük badireden sonra, dünya bu defa, birincisi kadar zalim, onun kadar mütecasir bir tehdit altında kal­mıştır. Artık tecrübelerle sabit olmuş­tur ki, her tecavüz ihtimaline karşı hür dünyanın müteyakkız olması, kuv­vetli ve bilhassa tesanüt halinde bulunması zarurîdir. Bu his ve kuvvet birliğini temin edecek tek mihrak ise milletlerin hürriyet ve istiklâllerine olan bağlılığı ve her tecavüze karşı gel­mek için azimli ve kararlı hareketleri­dir.

Maddî silâhlanma ve maddî kuvvetle beraber, en mühim olan nokta, bu manevî silâhlanma ve manevî kuvvetlerin birliğidir. Beşeriyetin bekasını te­min için gereken en büyük şart işte bu mukaddes ateştir. "Ve bu ateş hür dünyanın kalbini ısıtmakta ve ona teh­likelerin karanlığı içinde en aydın yo­lu göstermektedir,

Ankara'da şimdi yapılmakta olan Türk - Fransız görüşmeleri işte bu ateşin yeni ve nurlu bir parıltısıdır.

Fransa, îkinci Cihan Harbinde çok ıs­tırap çekmiştir. Yüz binlerce evlâdını savaş meydanlarında ve binlerce sene­lik medeniyet eserlerini bombalar al­tında kaybetmiştir. Bu harpten sonra birçok şeyleri yeni baştan kurmak mec­buriyetinde kalmıştır. Fakat bu kuru­lanlar içinde en mühimmi, Avrupa'nın batısmda barış cephesinin sağlam du­varlarıdır.

Türk umumî efkârı, Fransa'da olup bi­tenleri daima yakından takip etmiş, her zaman dünya kültürüne yaptığı hizmetleri takdirle karşıladığımız bir memleketin ı.staraplariyte daima içli bir şekilde alâkadar olmuş, neşesiyle sevinmiş, saadetiyle neşelenmistir. Bu İtibarla Türkiye ve Fransa, birbirlerini

çok yakından tanıyan, çok iyi bilen iki eski dost ve müttefik devlettir. Böyle kadim dostlar arasında zaman zaman toplanıp, bu mukaddes ateşi eşelemek, elbette ki, müşterek barış idealini da­ha çok ısıtacaktır.

Başvekilimiz Adnan Menderes'le Dışiş­leri Vekilimiz Paris'.e gittikleri zaman nasıl candan bir hüsnü kabul ve anla­yışla karşılandılarsa, Fransız Başvekili Laniel ile Dışişleri Vekili Bidault da, Ankara'da, istiklâl ve hürriyetin âbi­desi halinde yükselen bu şehirde, ayni yakın dostluğun görmüşler, tıpkı biz­den birileri imiş gibi telâkki edilmiş­ler; onlar da elbette kendilerini kendi muhitlerinde imiş gibi hissetmişlerdir.

Son senelerin hâdiselerini takip eden­ler görmüşlerdir ki, Türkiye, Fransa-nın meselelerine karsı daima bir anla­yış göstermiştir. Esasen memleketimi­ze bir ittifakla bağlı olan Fransa da Türkiyenin meselelerini daima kavra-mistir.

Ankara'da yapılan temaslardan Türk-Fransız dostluğu kadar, dünya barışı da daha ziyade kuvvetlenmiş olarak çı­kacaktır.

Fransa ile ticaretimiz

Yazan : M, Faik Fenik

4 Ekim 1953 tarihli (Zafer) den:

Bîr tecavüze karşı, barış cephesinin kurulmasında dost olarak, müttefik olarak en sıkı işbirliği yapan Fransız ve Türkiye, birbirlerine sade ananevi kültür münasebetleriyle değil, ayni za­manda ekonomik menfaatler bakımın­dan da sıkı sıkıya bağlıdır.

Harp zamanındaki silâh arkadaşlığı ka­dar, sulh zamanında da ticarî müna­sebetlerin milletleri birbirlerine daha ook yaklaştırdığı ve kaynaştırdığı mu­hakkaktır.

Bu#ün Türkiye, Fransız sanayimin nuhtaç olduğu birçok ham maddeleri, madenleri ve Fransa istihlâk pivasası-mn aradığı ziraat mahsullerini bol bo! yetiştiren, çıkaran b' ? memlekettir. Buna mukabil, Türkiye'nin de, Fransa-dan alacağı, makine, fennî âîetîer, ka­ra ve deniz nakil vasıtaları, tıbbî müs-

tahzarlar, demir ve çelik mamulleri, çimento gibi birçok maddeler vardır.

Memnunlukla kaydedelim ki, Fransa ile ticaretimiz, bilhassa son seneler zar­fında büyük bir inkişaf göstermiştir.. Meselâ 1948 de, Fransa'dan Türkiye'ye gelen mallar, 33 milyon liraya yakın bir kıymette, 17 bin küsur ton iken, bu miktar, 1952 senesinde, 75 milyon lira­ya yakın kıymette 94 bin küsur tona yükselmiştir. Bunların mühim bir kıs­mı istihsal âletleri ve malzemesidir.

Buna mukabil ihracatımız, ithalâtımız­dan daha büyük bir tezayüt göstermiş­tir. 1948 senesinde Fransa'ya yaptığı­mız ihracat, 31 milyon lira kıymetinde 57 bin küsur ton iken, bu miktar 1952 yılında, 146 milyon lira kıymetinde, 368 bin küsur tona çıkmıştır.

Yani geçen sene, Fransa'ya onun bize ithal ettiği maldan iki misli fazla kıy­mette mal ihraç etmiş bulunuyoruz.

Demek ki, Fransa'ya ihracatımız 1948 senesine göre, kıymet itibariyle 5 mis­line yakın, ton itibariyle 6 mislinden fazla artmıştır.

Bunda hiç şüphesiz Türkiye'nin, son seneler zarfında istihsal hacminin git­tikçe yükselmesi âmil olmuştur. Meselâ Fransa'nın bizden aldığı ham maddeler, yağlı tohumlar, tütün, tiftik gibi maddeler yanında, madenler mü­him bir mevki tutmaktadır. Bu ticare­tin yükselmesinde maden istihsalimiz-deki artışın mühim bir tesiri olduğu aşikârdır. Meselâ Fransa'nın bizden al­dığı madenler arasında en mühim bir yer işgal eden krom istihsali, memle­kette iki sene zarfında hemen bir mis­line yakın bir fazlalıkla 807 bin tona yükselmiştir. Umumî maden istihsali­miz ise, 1950 de 720 bin ton iken, 1952 de, bir milyon 429 bin tonu bulmuş­tur.

Memleketimizdeki ekonomik kalkın­masının dış ticaretimiz üzerindeki tesi­ri, Fransa ile olan ticarî münasebetle­rimizde gayet sarih bir şekilde kendini hissettirmektedir.

Karşılıklı gayretler sayesinde, bu mü­badelenin önümüzdeki senelerde daha çok inkişaf edeceğini tabiî bulmak lâ­zımdır. Fransız mamul maddelerinin çoğu, ithalât tacirlerimizi yakından alâkadar etmektedir. Bizim de çeşitli -maddelerimize Fransız sanayimin ve1 istihlâk piyasasının ihtiyacı vardır, 1951 yılmdanberi gerek ham madde­ler, gerek madenler ve gerek sanayi sa­hasında millî istihsalimizin büyük, nis-bette artış kaydetmesi, Türkiye'de ya­bancı sermayesine geniş yatırım im­kânları vermekte ve Fransız teşebbüs erbabına bu saha da açık bulunmakta­dır.

Bütün bunlar, Fransa ile, müşterek ba­rışı korumak bakımından olduğu ka­dar; karşılıklı ticarî münasebetleri, günden güne geliştirmemiz için de kâ­fi ve güzel sebeplerdir.

Milletlerimizi huzur, sükûn ve barışa kavuşturmak ve refahı arttırmak hu­susunda ideallerimiz birdir. Türkler ve Fransızlar birbirlerini çok iyi anlamış­lar ve tanımışlardır.

Fransız devlet adamlarının Ankara'daki temasları hiç şüphesiz bu bakımdan., da hayırlı neticeler doğuracaktır.

Yirmi yedi seneden beri Yazan : Hüseyin Cahit Yalçın

6 Ekim 1953 tarihli (Ulus) tan:

Demokrat Parti propagandasında klişe haline gelmiş bir dâva vardır: Yirmi yedi senedenberi bu memlekette iyi -olarak hiçbir şey yapılmamıştır! Mem­leket böyle atalet ve kusur içinde yü­zerken, bir Demokrat Parti zuhur et­miş ve dünyayı cennet haline çevir­miştir!. Bu sözler Demokrat Parti teş­kilâtları içinde, vatanın her tarafın­dan ortalığa akseder. Onun için, bu, mevzu üzerinde biraz konuşmak fay­dasız olmıyabilir.

Millî Mücadele Türk milletine bir vatan temin ettikten ve millî hudutlar içinde müstakil bir Türk devleti kurulduktan sonra, memleketin ne halde ulunduğunu hatırlamalıyız. Millî Mü­cadele, hedefine erişmiş olmakla bera­ber, memleket bir harabeden başka bir şey değildi. Her sahada yeni baştan. bir hükümet cihazı kurmak, kurumuş, iktisadî ve malî kaynakları tekrar can­landırmak ve yemlerini temin etmek zarureti vardı. iktidarına vurabilmek için, yalan do­lan, tezvir tahrif ne varsa her çareye baş vuracaktır.

Çimento sanayii için konan 50 milyon lira küçümsenecek bir rakam değüdir. On beş fabrika ihaleye çıkarılmıştır. Kurulacak çimento fabrikalarının ade­di 33 dir! Çimento istihsali bugün bir milyon tondan fazlaya çıkmıştır. Ya­rın üç milyon ton olacaktır. Bu mu mühimdir; yoksa, Lana Turner'in ra­hatsızlığı mı?.. Ama bu memleket kal-' kmmasını alâkadar .eden haberlere da­ir Ulus'ta bir tek satır bile yoktur. İşte muhalefet matbuatı her iyi hâdiseyi milletin gözünden saklamağa çalışmak­ta ve böylelikle muhalefet yaptıklarını sanmaktadırlar. Millet, bu fabrikaları onların sütunlarında görmüyorsa, ha­kikatte de görmüyor mu, görmiyecek mi?.. Ulus meselâ, istediği kadar Ada­pazarı şeker fabrikasını saklayadur-sun, bu fabrika bütün Türkiye'nin gö­zü önünde işlemeğe başlamaktadır.

Bu, muhalefetin birinci taktiğidir. İkinci taktiğine gelince, o da şöyledir:

Halkın veyahut bir zümrenin hoşuna gidebilecek, efkârı umumiyece mem­nunlukla karşılanacak bir havadis yaz­mak, sonra aradan bir müddet geçince bu havadisin doğru olmadığını söyle­mek!...

Buna dair de misaller verelim: Cum­huriyet Bayramında memurlara birer maaş ikramiye verileceğini yazmışlar­dır. Onlar da bilirler ki, böyle bir ikra­miyenin verilip verilmemesi bütçe me­selesidir. Ama buna rağmen bu hava­disi ortaya atmışlardır. Bu habere bel­ki inananlar bulunabilecektir. Bu me­murlar belki, nasıl olsa ikramiye ala­cağız, diye daha geniş masraflara gire­ceklerdir. Sonra ikramiyeyi alamayın­ca, hüsrana uğrayacaklar, ve yeni ikti­dara kızacaklardır. Demek bu havadis yüzünden bir kısım vatandaşlar sıkın­tıya uğrayacaklardır, ziyanı yok. Tek Demokrat Partiye gücensinler de, iste­dikleri kadar darda kalsınlar! Muhalif­lerin istedikleri şey zaten her ne şekil­de olursa olsun iktidara vurmaktır!.

Şimdi, biz havadisin aslım verelim: Eğer memurlara ikramiye verileceği hakkındaki haber doğru değilse, memurların terfih edilecekleri haberi doğ-

rudur. Bu iş ciddiyetle ele alınmış ve-yeni bir kanun, projesi hazırlanmıştır. Bu proje, Meclisin bu devresinde mü­zakere edilecek ve muhalefetin   derin üzüntülerine rağmen, kanunlaşacaktır.

Bir misal daha verelim: Yine muhalif matbuat, Maliye Vekili Polatkan'm Amerika'ya mühim bir istikraz yapmak üzere gittiğini yazmışlardır. Onlar da bilirler ki., bu doğru değildir. O hal­de böyle bir istikraz haberini ortaya atmaktan maksatları nedir?.. Maksat­larını biz açıklayalım: Maliye Vekili «Amerika'da aradığını bulamadı; eli boş döndü. İşte bir istikraz dahi akte-demedi" demek, ve akılları sıra dış iti­barımızı sarsılmış göstermektir. Hal­buki hâdiseleri yakından takip eden­ler için malûmdur ki, Maliye Vekili Amerika'ya bu maksatla gitmemiştir. Ama muhalefet matbuatı bu nevi ha­berleri işaa etmekte hususî bir men­faat görmüştür.

İşte kendilerine göre dürüst telâkki ettikleri muhalefetin taktiki! Hükmü umumî efkâr versin.

Yeni M. P. ve C. H. P. ittifakı bahsi

Yazan : M. Faik Fenik

13 Ekim 1953 tarihli (Zafer) den:

Halk Partisinin seçimlerde birkaç me­busluk fazla kazanmak hayali hamı ile Millet Partisinin peşinde dolaştığını ve bu partinin sakat politikasından ken­disine bir payanda direği ve mebusla­rına da koltuk değneği aradığını yaz­mış, ve bu hususta yapılan temaslara dair izahat da vermiştik.

Dünkü Ulus gazetesi, seçim mevzuun­da Halk Partisi ile Millet Partisi ara­sında aktedilmek istenen ittifaka hiç te temas etmeden, küçük bir fıkrasında Sadık Aldoğan'îa Nihat Erim arasında Ulus matbaasında yapılan toplantıyı itiraf ediyor ve ondan sonra iktidara karşı malûm şekilde seviyesiz ve ba­yağı hücumlarını tekrarlıyarak, Sadık Aldoğan'm müdafaasını yapıyor!?

Dikkat edilecek nokta şudur: Şimdiye kadar Millet gazetesi dahi, Sadık Aldo-

ğan'ı bu kadar methetmemiş, bu kadar göklere çıkarmamıştı!

Maşallah! İki ahbap çavuşlara nazar değmesin!

Meğer Sadık Aldoğan ne imiş? Ne imiş değil de nelermiş? Gelin de bunu Ulu­sun siyasî murakıbı ve ikinci başyaza­rı mahut profesörün ağzından dinleyin! »General Sadık Aldoğan bir kurmay subay olarak yetişmiş, Fransa'da ataşe-militer olarak bulunmuş, Türk ordu­sunda şerefli mevkiler kazanmıştır. Sadık Aldoğan'm kültürü de, medeni­yet ve devrim anlayışı da birçokları-ninkinden mükemmelmiş.

Ondan sonra gelsin devlet ricalimize bayağıca saldırışlar!...

Mahut profesör pek iyi bilir ki, kimse General Sadık Aldoğan'm askerî kabi­liyeti ve şahsiyetini münakaşa etmiş değildir. Lâteşbih, kıyaslamak için söy­lemiyoruz ama. Mareşal Petain de dün­yanın en büyük askeriydi; Laval'in de kültürü muazzamdı!. Sonu ne oldu?

Bizim burada bahis mevzuu ettiğimiz nokta Millet Partisi ikinci başkanı olan Sadik Aldoğan'la Halk Partisi arasın­da sıkı bir münasebet tesis edilmesidir. Elbette herhangi bir vatandaş, istediği vatandaşla konuşmak için kimseden müsaade almıyacaktir. Ama inkılâpla­rın müdafiiliğini yaptığını iddia eden ve bunlara sadakatle bağlı olduğunu tekrar eyleyen C.H.P. si, eğer irticaî hareketlere başvurmak, dini siyas.ete âlet etmek, halifecilik, meşrutiyetçilik, mecellecilik gibi fikirleri besleyen hi­ziplere göz yummak gibi töhmetler altında bulunan ve bugün vaziyeti Türk adliyesine intikal eden bir parti ile sırf seçim kampanyası için böyle sıkı fıkı işbirliği haline girecek olursa, bu­nun üzerinde durmak ve ihtirasların hangi hududa kadar gittiğini araştır­mak bizim de bir vatandaş olarak hak­kımızdır. Çünkü bu demektir ki, Halk Partisi seçimlerde sade Millet Partisin­den değil, onun yukarıda saydığımız ve memleket hesabına çok zararlı buldu­ğumuz kötü vasıflarından da faydalan­mak çarelerini aramakta ve irticai ok­şamaktadır! Mugalâtaya lüzum yok. Sorduğumuz sualler şunlardır :

 Kalk Partisi seçimlerde karma lis­te yapmak için Millet Partisi ile mü­zakere halinde midir, değil midir?

Seçimlerde ekseriyet usulünü bı­rakıp nisbî temsil usulünü  berabercemüdafaa etmek için anlaşmışlar mıdır,anlagmamışlar mıdır?

 Önümüzdeki toplantı devresinde,Meclisin memleket menfaatine yapaca­ğı çalışmaları bir takım sözlü sorularla,istizah takrirlerîyle, veyahut daha baş­ka usullerle baltalamak için müzake­relerde   bulunmuşlar  mıdır, bulunma­mışla rmidır?

 C.H.P. genel başkanlığı ile, MilletPartisi  genel  başkan  vekili   arasında,bu mevzular üzerinde, şu veya bu su­retle müzakereler yapılmış mıdır, ya­pılmamış mıdır?

Bütün bunların halk efkârı önünde açıklanmasına lüzum vardır. Tâ ki Halk Partisini bu millet, tam hüviye­tiyle daha iyi tamsın!

Bunları bir tarafa bırakmışlar, kalkıp bize Sadık Aldoğan'ı methediyorlar... Bizzat mahut profesörün ve onun gibi insanların Millet Partisi ve Sadık Al­doğan hakkında neler söylediklerini, neler yazdıklarını efkârı umumiye pek iyi bilir. Yine Sadık Aldoğan'm da Kalk Partisi Genel Başkanı ile, bu par­tinin idarecileri ve liderleri hakkında nasıl galiz sözler söylediği ve işaretler yaptığı cümlece malûmdur. Öyle söz­ler ki, burada tekrarından biz teeddüp ederiz.

Şimdi de kalkıp Ulus sütunlarında, bu zatın kültüründen, ilminden, medeni­yet ve devrim anlayışından dem vurup onun methiyesini yapıyorlar... Demek Sadık Aldoğan'm vaktiyle bu zevat hakkında sarfettiği sözler de medeni­yet ve devrim anlayışının bir ifadesi imiş!.. Şu Halk Partisinin liderleri ih­tiras uğruna neleri hazmediyorlar yarabbi! Fâteberu...

Şetmimi konuşmak zamanları

Yazan : Falih Rrfkı Alay

14 Ekim 1953 tarihli (Dünya) dan:

Bizim demokrasimiz henüz kuruluş çağmdadır. Siyasî hak ve hürriyetlerimi­zin bir çoğu engellidir. Çoğunluk ira­desinin kayıtsız şartsız meşruluğu ba­hanesi altında, parti hâkimiyeti, de­mokrasi prensiplerinin hâkimiyeti üs­tünde yer almıştır. Büyük Millet Mec­lisinden çıkan kanunların bu prensip­lere, hattâ kendi anayasamızın açık hü­kümlerine aykırı olmamasını sağlıya-bilecek hiçbir teminat yoktur. Savaşa uğraşa sağlam temeller üzerinde ciddî bir murakabe rejimini tutundurmak vazife ve mesuliyeti altındayız.

Hiç şüphe yok, iktidarı ele geçirirse, siyasî ve içtimaî bütün hürriyetleri or-ladan kaldıracağına şüphe olmıyan mu­kaddesat istismarcılarına bu fırsatı ve­remeyiz. Birleşik Devletler demokrasi­si kızıl tehlike ile niçin ve nasıl, mü­cadele ediyorsa, biz de irtica tehlikesi ile onun için ve öyle mücadele .etmek zorundayız. Fakat bu mücadelenin, partizanlık ve tahakküm ihtiraslarına "vesile- gibi kullanılması tehlikesinden de korkulmaktadır. Görülüyor ki bu nazik işlerde asıl mesele, siyasî parti­lerdeki liderler takımının ahîâkma ve samimiyetine, karşılıklı anlayış içinde elbirliği etmelerine bağlıdır.

Ne çare ki, serbest mesleklerin hiçbi­rinde muvaffak olmıyan veya iktidarın türlü nimetlerine imrenen kimseler, si­yasî partilerin seçim mekanizmaları içine sızmışlar ve sokulmuşlardır. Bun­lar İçin tek hedef, iktidarda iseler ik­tidarda kalmak, değillerse iktidara geç­mektir. İktidar böyleleri için o kadar baş döndürücü bir cazibe olmuştur ki "bu uğurda istisnasız her vasıtayı mu­bah saymaktadırlar. Türlü yollardan irticaa hoş görünmek yarışındadırlar. Politika topluluklarında gelişi güzel gevezelikten başka hiçbir meslekte hiç "bir hüner göstermeleri mümkün olmı­yan, siyasî partilerin ne prensiplerine, ne programlarına, ne de parti İdeoloji­sini benimseyen ve savunan şahsiyet­lerine hiçbir bağlılıkları olmıyan, se­çilebilmek için birçokları bunların hep­sini de feda etmeğe hazır olan bu teş­kilât istismarcıları Türk demokrasisini emniyetli bir tekâmül yoluna girmekten alıkoyan başlıca âmiller olarak durmakta, gelecek Mayısa doğru, mey­dan palavracılığını ele almağa hazır­lanmaktadırlar. Bu durum, gelecek için ümit kırıcıdır. Her türlü demagoji, Türkiyede politikacılık seviyesini, Türkiyenin ortalama aydınlar seviyesi ile asla nisbet edilmiyecek bir aşağı­lığa düşürmüştür. Bu seviye, ciddî ve biraz fikir terbiyesi görmüş vatandaş­ları doyurmuyor. Politika hırslarına şuursuzca kapılan aydın, en başta, sa­yılarına ehemmiyet vermediği aydınla­rı istiskal ediyor. Kafasında her türlü aldatışa elverişli «kara bir yığın» ha­yali ve gönlünde bu yığma hoş gelecek fikirlerle onu avlamak ümidi vardır. 1908 meşrutiyetinden öncesini, Meşru­tiyet ve Cumhuriyet devirlerini gör­müş olan ve mücadelesini hiç bir siya­sî menfaate bağlamamış olan ve bun­dan sonra büsbütün baglamıyacak olan bir «müşahit" sıfatiyle biz bu hali be­ğenmiyoruz. Siyasî partilerin medeni­yetçilik dâvasını benimsemiş olan fi­kir takımının partizan ve demagog ta­kıma karşı vazife görmeleri, görülecek bu vazifenin bütün mihnetlerine ve külfetlerine katlanmaları lâzımdır. Biz medeniyet ve hürriyetimizi korumak istiyoruz. Biz memleket aydınlar kad­rosunun bu koruyuculuğu gerçekleşti­rebileceği kanaatindeyiz. Biz demokra­si anlayışı, 1950 seçimlerinden sonra artık trenlerde bilet parası ödememeği demokrasinin tabiî bir neticesi sayan­ların anlayışından farklı olmıyan par­tizan ve demagogların medeniyet ve hürriyete yardım ettiklerine ve ede­ceklerine inanmıyoruz.

Organizasyon devri

Yazan: Hüseyin Cahil Yalçın

15 Ekim 1953 tarihli (Ulus) tan:

Sayın Ticaret Bakanı ihtikârın Önüne geçmek için çareyi bulmuş; bu mese­leden bahsederken şöyle dediğini ga­zetelerde okuduk: Eski iktidar bu mev­zuda sadece bir fiyat murakabesinde bulunurdu. Halbuki bu hal organizas­yon sakatlığından ileri gelmektedir. Onun için, biz evvelâ organizasyonda­ki bu sakatlığı kaldırmak suretiyle ih­tikârın önüne geçmek yolunu tuttuk. Allah halaskarların yolunu açık etsin diye dua edeceğiz ama zihnimiz bazı noktalara takılıyor. Demokrat Parti üç buçuk senedenberi iktidarda bulun­maktadır. Son günlerde bir işçi toolantısında resmî salâhiyet sahibi bir zat, mutat olduğu üzere, cek ve cak şarkısı ile ağızlara parmak, parmak bal sür­meğe kalkınca, hazır bulunanlardan bir rinin sabrı tükenmiş, ve "bağırmaktan kendisini menedememiş:

Üç buçuk senedenb.eri yapmadıklarını­zı şimdi altı ayda mı yapacaksınız? de­mişti.

Sayın Ticaret Bakanının üç buçuk se-nedenberi Ticaret Bakanlığında bulun­madığını bildiğimiz için şahsî surette kendilerine bu muahazeyi tevcih ede­meyiz. Organizasyon çaresine şimdi­den sonra baş vurulacaksa, bahsettiği­miz beyanatında tatlı bir incelik bu­lunduğunu teslim ederiz. Çünkü, yalnız fiyat murakabesinde bulunarak orga­nizasyon yapmayı ihmal eden «eski ik­tidar » ancak kendilerinin parti arka­daşları olacak demektir. Yoksa, orga­nizasyon ilâcına üç buçuk senedenb.e­ri baş vurulmuşsa bunun ne zaman te­siri görüleceğini biz de çok şüpheli bir surette düşünebiliriz. Çocuklukta din­lediğimiz masallarda arpa boyu ypla gitmiş olanları öğrenirdik. Şimdi de Demokrat iktidar organizasyon yolun­da üç bucuk senede bu kadar bir neti­ce elde edebilirse ihtikârın önlenmesi ve halkın soygunculardan kurtulması için kıyamete kadar beklemek lâzım geleceğini düşünmek haklı olacaktır.

Bu memleketin şikâyeti pahalılıktan­dır. Pahalılık ise muhtelif kaynaklar­dan çıkmaktadır. Bunda ihtikârın hissesi bulunduğunda şüphemiz yoktur. Fakat pahalılık sadece bu ihtikârdan mı doğuyor? Dışarıdan getirteceğimiz mallar hakkında etraflı ve isabetli bir rejim kurulmuş mudur? Çünkü böyle bir rejim bulunsaydı ihtikârın yetişe­ceği zemin ve inkişafına müsait şart­lar tahakkuk etmemiş olurdu. İhtikâr hırsı kamçılanmazdı. Fakat hükümetin rastgele. gözü kapalı çırpınma kabilin­den ithal ve ihraç ticaretimizi güya idare etmesidir ki muhtekirlere fırsat veriyor.

Liberasyon rejimi ne idi? Bilerek mi yapıldı? Şimdi pişmanlık sözlerini işi­tiyoruz. Fakat takas kaldırılıyor denir­ken hususî surette takas imtiyazı ver­menin İspanyol buğdayları meselesin­de ortalığı ne kadar velvele içinde bı­raktığı görülmedi mi?

Hakikat şu ki herkes karanlıkta kal­mıştır. Hükümetin muayyen ve isabetli bir siyaseti olmaması soyguncuların, maceraperestlerin ve menfaat avcıla­rının ekmeğine yağ sürmüştür. İhtikâ­rın civcivlenmesi için icabeden şartlar işte böyle hazırlanmıştır. Harp içinde imişiz gibi de bazı mallar zaman za­man piyasadan sırra kadem basmış ve muhtekirlere gün doğmuştur. Biz bazı malların eksikliğinden rahatsız olur­ken o mallar gümrüklerimizde uzun zaman bekler halde uzaktan bize gül­müşlerdir.

Bütün bunlar realitenin kendisidir. Onun için, Ticaret Bakanımızın ihti­kârı önlemek üzere organizasyon yapacağız diye lütufkârlık ettiklerini gö­rünce: Nenin organizasyonu, ne türlü organizasyon diye omuzlarımızı kaldı­rıyoruz.

İş işten geçmeden

16 Ekim 1953 tarihli (Yeni Sabah) tan:

Demokrat Parti organı ile Halk Parti­sinin neşir vasıtası arasında son gün­lerde açılın münakaşayı tarafsız vatandaşlar, ibretle   takip etmektedirler.

Demokratların lideri Menderes, bun­dan üç buçuk sene evvel, iş başına geldiği zaman «Devr-i sabık yaratma­mak" hususunda prensip kararı almış­tı. O zamanlar, bu karardan, mazinin kirli isleri karıştırılmryacak ve mesul­leri bulunup cezalandırılmıyacak mâ­nasını çıkaranlar, Menderes prensibinin memleket hesabına faydalı neticeler vermiyeceği hususunda ittifak etmiş gibiydiler. Gazetemiz de, temizliğe su­samış, büyük bir ekseriyete tercüman olduğuna inanarak Devr-i sabık yarat­mamak kararının sakatlıkları etrafında yeni iktidarı ik2z etmedi kendine vazi­fe bilmiş, milletten gasbedilmis hak­lar varsa bunlardan vazgeçmeğe kimse­nin hakkı ve salâhiyeti olmadığını ıs­rarla belirtmişti.

Böyle bir feragatin çok fena bir misal teşkil etmesi ihtimali bulunduğunu da mütalâalarımıza eklemekte tereddüt et­memiştik. Bu görüşümüzü haftalarca, aylarca, hattâ yıllarca müdafaa ettiği-

mîzden dolayı bugün ne derece müste­rih bulunduğumuzu izaha hacet bile yoktur. İsrarlı neşriyat ve ikazlarımıza iktidardakiler kulak aşmasa bile..

Şimdi, seçim sathı mailinde iyice kay­mağa başlanınca Demokrat Parti v,e onun lideri, taktika değiştirmeğe ka­rar vermiş ve eski hesapların sorula­cağını söylemek yolunu tutmuştur. Biz, hesap sorulmasının, geç te olsa, temiz­lik ve millî ahlâk bakımından yine de hayırlı olacağına inanmaktan vazgeç­miş değiliz. Fakat bakalım iktidardaki­ler, teşebbüslerini, kuvveden fiile çı­karacaklar mı? Zaman, bunu da göste­recektir. Ancak, bu içtimaî dâvaya ta­kılan mantık zinciri, üç buçuk senelik bir iktidardan sonra, ister istemez yep­yeni bir düğümle karşı karşıya gelmiş bulunmaktadır: Haksız iktisaplar v,e yolsuzluklar, Halk Partisinin vücudiy-le kaim olmadığına, olamıyacağma gö­re üç buçuk senelik yeni idarede he­sabı sorulmağa müstahak işler oldu mu, olmadı mı? Olmuşsa bunların da hesabı sorulacak mı, sorulm:yacak mı? İşte çözülmesi icabeden bir düğüm ki, -çok şükür- henüz «kör düğüm» ol­mamıştır. Eiz, dün de belirttiğimiz gi­bi, payet yeni devirde karışık ve hesa­bı sorulmağa müstait işler olmuşsa bunların mesullerinin de mutlaka bu­lunup cezalandırılmasına şiddetle ta­raftarız.

Demokrat Partinin Ankara'da neşre­dilmekte bulunan resmî gazetesi, Halk Partili mesullerden hesap sorulma­makla büyük bir hata işlenmiş oldu­ğunu itiraf etmektedir. Ancak, unut­mamak lâzımdır ki, hatanın neresinden donülürse kârdır. Temenniye şayan olan cihet pudur ki, Zafer'in bu feryat ve figanı, kuru gözyaşı olmaktan ile­riye gitsin ve tatbikatta yerini alsın. Aksi takdirde, aradan seneler geçtik­ten sonra da günün birinde Demokrat liderlerin: «Ah biz hata ettik, mazinin hesabını sormalıydık» diyerek döğün-dükleri görülürse buna şaşmamak icap edecektir. Fakat o zaman da iş işten geçmiş olacaktır.

Diğer taraftan Zafer'in feryadına ba­kılınca insanın şöyle diyeceği geliyor: Devr-i sabık yaratmamak şahsî ve keyfî bir karar mı idi ki simdi, rüzgâ­rın esiş şartlarına göre bundan vazge­çiliyor?

Milletin hakkını aramak bir siyaset oyunu değil adalet icabıdır. O icap vaktinde yerine getirilseydi bunda en ufak bir intikam kokusu sezmeğe im­kân olmazdı. Fakat bugün? Hele yal­nız Halkçıların haksız iktisapları üze­rinde durulur da yeni devirdeki söy­lentilerin mahiyeti araştırılıp mesulle­ri meydana çıkarılmazsa meselenin başka bir mahiyet alacağında şüphe et­memelidir. Temizlik ve milletin hak­kını arama asla bir taraflı olamaz ve olma mallı dır.

Bir skandal

Yazan : Hüseyin Cahii Yalçın

17 Ekim 1953 tarihli (Ulus) tan:

İspanyol buğdayları meselesi gittikçe hakikî bir skandal halini aldı. Olay ba­sma ilk aksettiği zaman, birdenbire, o kadar garip göründü ki bu havadiste bir yanlışlık ve hiç değilse bir müba­lâğa bulunacağı1 zannedilebildi. Fakat ilgililer konuktular; Ticaret Bakanı be­yanat yapmak lüzumunu hissetti. Me­seleyi ortaya koymuş olan tüccardan Bay Sadullah Birsel her izah ve tek­zibi müteakip amansız bir vuzuh ve kat'iyst ile hakikati biraz daha deşti. Ticaret Bakanlığından bazı firmalara İspanya'ya zararına verecekleri buğ­daylara mukabil tanınan İstisnaî takas hakkının tevlit ettiği fahiş kâr ve bu­na istinaden bizzat Türk mallarına damping yapılmak suretiyle Türk ti­caretine ve şerefine indirilen darbe gözler Önüne dikildi. Hele bu muame­leden istifade etmiş olan üç firmanın kendileri tarafından Almanya'ya ucuz fiyatla fındık satıldığı hakkında Birse­lin neşrettiği bir telgrafı değersiz, rast gele bir simsarın sözleri gibi göstererek bundan bir mesuliyet kabul etmiyecek-leri hakkındaki mukabeleleri üzerine Bay Birsel'in ortaya koyduğu vesika­lar, mektuplar ve bu hâdise neticesin­de bazı Alman gazetelerinde ticarî du­rumumuza dair çıkmış yazılar artık te­reddüde, şüpheye yer bırakmadı. He­rden hemen kat'î bir kanaat halinde gö­rülüyor ki :

1  Ticaret Bakanlığı İspanya'ya zara-rına buğday satabilmek için bazı firalarla istisnaî surette takas salâhîyeti vermekle çok mânâsız, düşüncesiz bir ilk yapmıştır.

 Bu firmalara neden dolayı 30 milyo niira raddesinde bir kâr temin ede­cek bir ihsan yapılmıştır? Firmalar ba­his mevzuu olduğu zaman içlerinde ba­zı mebusların    bulunduğundan bahse­dildi ve bu ihsan ve atıfetin hikmeti busuretle anlatılmak istendi. Biz bu nok­ta üzerinde ihtiyatlı bulunmayı tavsi­ye ederiz. Çünkü insanlar dedikoduyaçok düşkündürler.    Vakıa,    DemokratParti partizanca hareket numuneleriniçok vermiştir. Buna bakarak bazı me­buslara müsamaha gösterilmiş olabile­ceği akla gelebilir. Fakat bu meseleninbugün için sadece bir dedikodu mahi­yetini  aşmadığını  unutmamalıdır.  Fa­kat bu öyle bir dedikodu ki üstüne yürünmezse çok fena tesirler bırakır veyıkıcı neticeler verebilir.  Gerek     De­mokrat Partinin şerefi,  gerek memle­ketin haysiyeti bu dedikodunun temiz­lenmesine ihtiyaç gösterir.    Bu    türlüskandallara zerre kadar müsamaha et­memeliyiz. Tarafsız ve salahiyetli zat­lardan mürekkep bir hısyet bu    baptaincelemeler yapıp hakikati ortaya koy­madığı  takdirde işin  bütün  çirkinliğive mesuliyeti,   maatteesüf,   DemokratPartiye yüklenecektir.  İktidarda    bu­lundukları için, her vatandaştan ziya­de Demokrat Partililer milletin karşı­sına açık alınla çıkmak ve nüfuz tica­retine meydan vermediklerini    umumî efkârı  inandırmak  mecburiyetindedir­ler.

 Takas lûtfuna nail olan firmala­rın fırsatı fenaya kullanarak     Türkmallarına damping yaptıkları hakkın­daki ilk sözler, kendilerinin doğru  ol­madığı anlaşılan tekziplerinden sonra,ağır bir ciddiyet kesbetmiştir.  Bugünbu firmaların dalavere yaptıklarındankuvvetli surette şüphe etmeğe hak kazanmışızdir.  Bu dalaverelerin  son   senekrde memleketimize verdiği   maddî Ve manevî zararları  Hamburg Borsa­sındaki intibaları  gösteren ve  oradanyazılan şu satırlar ibret verici bir açık­lıkla gösteriyor:

«Hamburg'dakiler iki yıldır oynanan bu oyunların cezasız tekrar edilebildi­ğini kendi kendilerine bir türlü izah edemiyorlar. Bu sene de bin beş yüz tonluk vurgun uyapabilen üç İstanbul­lu ihracatçı muazzam kazançlar temin

ettiler. Bu yüzden işler İspanyol ve İtalyan piyasasına yöneltildi"

Hükümet tarafından sükût, kayıtsızlık ve hareketsizlik içinde geçen her gün hâdiseyi unutturmak şöyle dursun, bi­lâkis, daha ziyade zehirliyor. İktidar demokratların elindedir. Müsamaha edebilir, hiç kimsenin sözüne ve tenki­dine ehemmiyet .vermiyebilirler. Fakat memleketin hakikî sahibi olan milletin umumî efkârını tatmin etmemenin, bir fenalık haber verilince, kimden sadır olursa olsun, kanunî muamelelere geç­memenin vicdanlarda derin izler bırak­masına mâni olamazlar.

Seçimlerin geriye bırakılması

Yazan : Hüseyin Cahii Yalçın

20 Ekim 1053 tarihlî (Ulus) tan:

Yaklaşmakta olan 1954 seçimlerinin 1955 veya 1956 senesine bırakılması Demokrat Parti şeflerince düşünülmek­te olduğuna dair gazetelerde bir hava­dis çıktı. Aradan günler geçtiği halde ne doğruluğu teyit edildi, ne tezkip olundu. Vakıa, her ortaya çıkan lâ­kırdının arkası sıra ilgili partilerin tek­zip veya teyit şeklinde bir tepki gös­termeleri beklenemez. Çünkü basın du­rup dinlenmeden bu tarz haberleri et­rafa yayabilir. Bunlarla meşgul olma­ğa da parti idareleri pek vakit bula­mazlar. Ancak, bu kadar esaslı bir me­selede sükût hiç de muvafık düşmez.

Hele seçimlere ait bir haberin bütün haberler üstünde hususî bir ehemmiye­ti olduğu düşünülürse havadisin kayıt­sızlıkla karşılanması ve umumî efkâ­rın aydmlatılmaması hayret edilecek bir hal teşkil eder.

Birdenbire, havadise inanmamak meyli hasıl olmaktadır. Çünkü memlekette 4 senede bir genel seçimler yapılması Anayasa icabmdandır. Seçimlerin yak­laşması üzerine umumî hayatımızda hissedilmeğe başlanan hareket ve ilgi memleketin bu seçimlere ne kadar ehemmiyet verdiğini göstermeğe kâfi­dir. Demokratik bir rejim için gsnel seçimlerin taşıdığı mânayı uzun uzun izaha pek lüzum görmeyiz.

Bütün demokrasi rejimi ve sistemi genel seçimler temeli üzerine kurulmuş­tur. Küçük sosyetelerde böyle bir mü­esseseye hacet yoktu. Millî hâkimiyeti her vatandaş doğrudan doğruya tatbik ederdi. Fakat büyük cemiyetlerin hep bir araya gelerek memleket işlerini doğrudan doğruya idare etmelerinin imkânsızlığı karşısında milletin hâki­miyet hakkını kendi seçeceği bir heye­te emanet etmesi ve memleketin mil­letten alman vekâlet üzerine idare olunması usulü bulunmuştur.

Millet tarafından verilen vekâletin mutlak ve hudutsuz olabilmesini akıl almaz. Hiçbir millet kendisine vekâlet yoliyle hizmet için seçtiği kimselere kendi hâkimiyet hakkını nihayetsiz bir surette veremez. Hizmetimizde bulunan bir kimsenin, bizim arzumuza rağmen, mutlaka hizmetimizde devam etmek is­temesi kabul olunabilir mi? Bundan dolayıdır ki muayyen birkaç sene geç­tikten sonra, millet hizmetkârlarının efendilerinin kendilerinden memnun olup olmadıklarım anlamak üzere se­çimlere baş vurmaları zarureti teslim edilmiştir. Böyle yapılmadığı takdirde, fuzuli ve mütecavizane bir hareket gö­ze alınmış olur. Daha açıkçası, mille­tin emaneti hıyanete uğramış ve mil­lete kabul etmediği bir otorite musal­lat edilmiş demektir.

Bu hakikat her demokratik anayasada açıkça ifade edilmiş ve genel seçimle­rin kaç senede bir yapılacağı tesbit olunmuştur. Bizim Anayasamız da Millet Meclisinin millete vekâlet hak­kını dört sene olarak kabul .etmiştir. "Yalnız, seçimlere müracaat imkânı ol­mazsa ancak bir sene müddetle seçim­lerin geri bırakilabilmesi bir istisna su­retiyle tecviz edilmiş bulunuyor.

'Seçimlerin icrasının İmkânsızlığı ise, -pek tabiidir ki, nhakikî» ve «çok cid-<dî» bir imkânsızlık olmak icabeder. Me­selâ, bir harb hali olur ve memleketin bir kısmı istilâ altında kalmış bulunur­sa ve seçimlerin yapılması harb bakı­mından ciddî bir mahzur teşkil ederse tabiîdir ki bir istisna durumu hasıl ol­duğu göze çarpar. Fakat bir hükümet, uzun vadeli bazı teşebbüslere girişti­ğinden bunların neticelerini almak üzere birkaç sene daha iktidarda kal­mak icabettiği gibi bir sebebe daya­narak, seçimleri geri bırakmağa kal­karsa Anayasaya apaçık hıyanet etmiş ve diktatörce bir hâkimiyet yoluna sap­mış demektir. Çünkü bu gibi şeyler Anayasa hükmünü çiğnemek için bir sebep diye kabul olunduğu takdirde bir hükümeti yakalamağa muvaffak olan bir parti artık oradan zor vazge­çer.

Demokrat Parti Anayasanın emrettiği ara seçimlerindeki vazifesini yapma­mıştır. Anayasa bir mebusluk açıldığı vakit seçim yapılacağını emreder. Bu emrin zaman ile mukayyet olmadığı bahanesiyle Demokrat Parti Hükümeti onu yerine getirmekten kaçındı. Halbu­ki şimdiye kadar bütün tatbikat böyle bir hareketi mazur göstermekten çok uzaktır. Bu misale bakılarak Demokrat Partinin genel seçimlerde de vazifesi­ni yapmıyacağım düşünmek ne dere­ceye kadar doğru olur, bilmem. Çün­kü genel seçimler hiç şakaya gelmez ve tevil götürmez. Bugünkü durumda, yani seçimlerin yapılmaması için hiçbir imkânımız mevcut olmadığı halde, ge­nel seçimlerin vaktinde yapılmaması açıktan açığa millete karşı bir'meydan okuma ve diktatörlüğe sapma mânası­nı ifade eder. Demokrat Partiyi, sade­ce bir rivayet üzerinde, böyle bir hare­keti yapacak kaabiîiyette teşhir etme­ğe kalkmaktan çekiniriz. Ancak, ha­vadisi resmen tekzip etmiş olsaydı çok iyi ederdi!

Yüze gülücü zalimlik

Yazan : Mümtaz Faik Fenik

20 Ekim 1953 tarihli (Zafer) den:

Hayat pahası mevzuunda fiat endeks­lerini bile inkâr eden muhalefet, ilmî metodla istihsâl edilen neticelerle da­hil »zalimane iyilik» diye alay etmek­ten çekinmemiş ve bu tezvirden kea-disine bir politika menfaati çıkamraya bakmıştır. Halbuki zalimliği yapan bizzat kendileridir. Çünkü zulümlerini ilim sahasına kadar uzatmışlar ve memleketin her gün hızla kalkınan ekonomik bünyesini bütün cihana ters adeseden göstermek gayretinden çe­kinmemişlerdir.

Hâdise şudur:

Memlekette hayat pahası, eskisine göre biraz yükselmiş midir? Evvelâ bu­nun sebeplerini ortaya dökmek, son­ra da meseleyi, umumî hayat seviye­sinin ve kazancın yükselişi ile ayarla­mak lâzımdır.

Geçen gün, bu sütunlarda izah ettiği­miz gibi, köylü eğer 1950 de, Halk Partisi muhalefetinin iddia ettiği gibi 120 kilo buğday mukabili bir altın alı­yor idiyse, bugün bir altın 156 kilo buğdaya yükselmişse, bu bir şey ifade etmez. Çünkü 1950 de Toprak Mah­sulleri Ofisi'nin köylüden satın aldığı buğday o zamanki rayice göre, 357 bin altına tekabül etmektedir. Bugün, sa­tın alman buğday ise, 7 milyon 715 bin 962 altındır. Yâni her köylü sattığı buğdayla altm almış olsa, bugün Türk köyüne üç sen-e evvelisine göre 22 mis­li altm girmiş demektir.

Bütün bunları görmemek veyahut tam mânasiyle aksine tefsir ederek kışkır­tıcılık yapmak, yüze gülücü bir zalim­lik değil de nedir?

Kaldı ki, hayat pahası endeksleri, Ko­re Harbine ve dünyada artan dış teh­like istidatlarına rağmen Türkiye'de en az bir artış göstermiştir.

İstatistikten bir parça anlıyan bir ik­tisatçı hiç bir endeksin politika tesiri altında tertiplenmiyeceğini pek iyi bilir. Bu bir teknik iştir. Her yerde ayni ilmî metodlara göre hazırlanır. Bu en­deksler üzerine ne iktidar tarafından "bir gösteriş imkânı, ne de muhalefet tarafından bir siyaset murabahası ve­silesi yoktur.

Fransa, İngiltere, Yunanistan, hülâsa her devlet, istatistiklerin ve endeks­lerin tanziminde hangi maddeleri esas olarak alıyorsa, Türkiye de ayni şe­kilde hareket etmekte ve böylelikle muhtelif memleketler arasında hayat pahası bakımından sahih bir mukaye­se yapmak imkânı hasıl olmaktadır.

O halde, muhalefetin yapmış olduğu yaygara mugalatadan ibarettir. Ve bunlar ilmi de, fazileti de, profesörlü­ğü de, diplomayı da, böylece çok hasis bir siyaset menfaati uğrunda peynir ekmek gibi yemekten bir an için ol­sun utanmamışlardır.

Öyle ise dinlesinler : Memleketimizde, hayat  pahası  endeksleri,   1948    yılma

göre, yüzde 12 yükseldiği halde, kom­şumuz Yunanistan'da yüzde 52, Fransada yüzde 45, İtalyada yüzde 17, Hol­landa'da yüzde 21, İsveç'te yüzde 30, Norveç'te yüzde 35, İngiltere'de yüz­de 31 dir.

Yabancı memleketlere ait olan rakam­lar, Birleşmiş Milletler istatistik teş­kilâtının 1953 yılı Ağustos ayma ait bülteninden alınmıştır.

Şimdi Kore Harbine takaddüm eden 1949 yılı esasına göre, endeksler tet­kik edildiği zaman, memleketimizdeki artışın İstanbul'da yüzde 3, Ankara'da yüzde 5 olduğunu görmekteyiz. Ayni devrede Yunanistan'da artış yüzde 32, Fransa'da yüzde 45, İngiltere'de yüz­de 27, Amerika'da yüzde 12, Norveç'te yüzde 35 dir.

Bütün bu istatistikler, bu endeksler, rnilletleraıası vesikalar halinde ortada dururken ve bühassa yukarıda izah ettiğjmiz gibi, Türkiye'jde ekonomik kalkınma dev adımlariyle ilerlerken, bütün yurdumuza refah ve saadet imkânları alabildiğine açılırken, muhale­fetin hayat pahası üzerinde bu şekil­de konuşmasını, hangi vicdanla telif etmek kaabildir?

Evet, geliri mahdut kimselerin cüz'î de olsa bu artıştan ıstırap duydukları doğrudur; ama, şu da muhakkaktır ki, bu ıstırap, diğer memleketlerde aynı vaziyette olan insanlarınkinden çok daha az olmuştur. Kaldı ki, hükümet, maaşlariyle geçinen vatandaşların ter­fihi  için esaslı tedbirler     almaktadır.

Barem Kanununda yapılacak değişik­likler, bu yüzden sıkıntıya uğrıyanla-rra yaralarına merhem olacaktır. O halde yavgaralarınin, gürültülerinin sebebi ve saiki nedir? Sadece rey av­cılığı!

îktidar eğer 1950 denberi bunların elinde olsa idi, memleketin iktisaden ne vaziyete düşeceğini tahmin etmek zor değildir. Eserleri meydandadır. İkinci Cihan Harbinin sona erdiği 1945 senesinde,  Türkiye'de fiatlar 1938 e göre, yüzde 254 e kadar yükselmiştir. Halbuki harbe girmiş olan Birleşik Amerika'da bile bu yükseliş yüzde 28, İngiltere'de yüzde 31, Norveç'te yüz­de 55 dir.

Halk  Partisi   iktidarda   iken  istikbali görüp hiç bir iktisadî tedbir almamış­ta:, müstakar ve memleket lehine bir îiat politikası tâkibetmemiştir. Millî gelirle uzaktan, yakından alâkadar ol­mamıştır. Ve her şeyi yüzüstü bırak­mıştır. Şimdi de ayni yolun yokuşu­durlar ve raetodla çalışan ve memleke­ti en kısa bir zamanda en süratli bir şekilde ekonomik kalkınmaya ulaştı­ran bir iktidarı mugalata ile, kışkırtı­cılıkla çeimeiemeğe bakmaktadırlar.

Nasıl demezsiniz : «Gölge etme baş­ka ihsan istemem!» diye...

Tutulmayan vaadîer

22 Ekim 1953 tarihli (Yeni Sabah) tan:

Demokrat Partinin, muhalefette iken. millete vaadettiklerini unutmağa im­kân yoktur. Gerek parti ad;na konuşanlar, gerek kendi şahısları hesabına ötede beride propaganda yapanlar, Türk milletine o kadar çok şey vaadet-tiler ki bunların fihristi yapılmağa kal-kılsa, sahifel&r dolusu bir eser meyda­na getirilebilir. Vaadlerin hemen hep­sinin tahakkuk ettirilmemiş olduğu ise riyazi hakikatler kadar kat'î ve aşikâr­dır. Hal böyle iken, yeni seçimlere doğru sür'atle yol alındığı son zaman­larda Demokratlar, millete ettikleri vaadleri hatırlamak lüzumunu duy­makta ve: «Biz, vaadlerimizi yerine getirdik" diyebilmektedirler. Bu gibi sözleri, gayrı mes'ul partililer söylese bir dereceye kadar hoş görülebilir. Fa­kat, Antalya mitinginde olduğu gibi, salahiyetli ve mes'ul ağızlardan: «De­mokrat Parti vaadlerinin hepsini ta­hakkuk ettirmiştir» yolundaki ifade, pervasızlığa cidden örnek teşkil ede­cek mahiyettedir. Realiteye ve vakıa­lara bu derece taban tabana zıt sözlerin, hiç de sıkıntı çekilmeden kolay­ca söylenebilmesi, bilhassa gelecek ne­sillere hakikî demokrasi ve politika yo­lunda imtisale lâyık örnekler vermek, elemek değildir. Halbuki, bir kaç gün evvel de işaret ettiğimiz gibi, politi­kacılar ve hattâ fikir adamları, gün­lük ve geçici kayguları bırakarak mil­lete ve gençliğe iftihara sayan gelenek­ler  kazandırmağa  kendilerini  mecbursaydıkları müddetçe genç demokrasi­mizin yurt için faydalı ve verimli ol­masına hizmet etmiş olacaklardır. Bu yolun ilk konağı ise, acı ve tatlı ha­kikatleri, olduğu gibi söyliyebilmek cesaretini gösterebilmeğe alışmakla bağlar.

Bu cihet, böylece tesbit edildikten sonra Demokratların; "Biz vaadlerimi­zi yerine getirdik" şeklindeki demeçleri ürerinde bir nebze durabiliriz. Acaba Demokratlar, 1950 seçimlerin­den evvel, hayat pahalılığının mutla­ka azaltılacağını vaadetmemigler mi idi? Partinin liderlerinden biri, hâtı­ralarını lütfen kurcalarsa. Anadolunun bir şehrinde, cebinden bir paket siga­ra çıkararak, bunu size m fiata satı­yorlar, biz iktidara gelirsek çok daha ucuza veerceğiz, dediğini herhalde ha-tırlıyabilecektir. Sigara fiatmdan vaz­geçtik. Çünkü nihayetülnihaye dev­let, tütün satışiyle bir nevi vergi tah­sil etmektedir. Fakat diğer zarurî ve mübrem maddelerin fiatları o vakit-tenberi ne oldu? Ucuzlamak şöyle dur­sun bir kaç misli pahalılaşmada mı?

Maamafih, Demokrat Parti mes'ul-leri, ucuzluk - pahalılık bahsinde baş­ka bir taktika tutturmuşlardır. Şöyle diyorlar : «-Hayat p.ahalılaşmıştır fakat herkesin geliri de o nisbette artmıştır. Binaenaleyh bir zararı yoktur. Yalnız sabit gelirliler biraz sıkıntı çekiyorlar, buna da çare bulacağız. Memur maaş ve ücretlerine zam yapmayı derpiş e-den bir barem hazırlıyacağız.»

3u cazip sözler dahi pahalılığın artmış olduğunu itirafa yaramaktan başka bir mâna taşımamaktadır. Şimdi hep be­raber sorabiliriz : Hani pahalılık azal­tılacaktı? Vaadin tutulması bu mu?

Siyasî hürriyet ve emniyet Halk Par­tisi zamanmkinden kat kat üstün ola­cak, Batılıların anladığı mânada ile­ri demokrasi kurulacaktı. Bu vadideki vaadîerin de tahakkuk .ettirildiği iddia edilemez ya. Nasıl iddia edilebilir ki antidemokratik kanunların hiç birine dokunulmad:ktan başka bu zincire ye­ni yeni halkalar eklenmiştir.

Devlet elindeki fabrikaların bir kıs­mı, hususi sermayeye devredilecekti. Acaba, demokrat zamanında hangi işletme,  fabrika  veya müessese  hususî ellere terkedilmiştir. İşte tutulmıyan vaadlerden gelişi gü­zel bir kaç misal.

Yoksa acaba kelimelerin mânasımı değişti?

Yazan: Namık Seki Aral

Dokuzuncu teşriî devresinin ömrü son yılma girmek üzeredir. Devre mebus­larından memleketin beklediği âcil iş­ler arasında bir de, eski adiyle "Ana­yasa" ve tekrar resmî adiyle «Teşki-lât-ı Esasiye» Kanununun tadili mese­lesi vardı. Geçen yıllar zarfında bu meseleye hiç el vurulmadı. Ana ka­nunda yapılması gereken tadillerin hepsi üzerinde ittifak temini belki mümkün olmayabilir. Fakat kanunda pek göze batan bir boşluğun mutlaka doldurulması lâzım geldiği noktası üzerinde ihtilâf mevzuu bahsolamaz, gibi görünür, o boşluk şudur:

Olur olmaz vesilelerle değişikliklere maruz kalmaması vacip Teşkilât-ı Esa­siye Kanunundaki hükümler ile alela­de kanunlarda icap ettiği zaman deği­şebilir hükümler arasında ayırıcı bir hat ve bunu tekeffül eder bir müey­yide mevcut değildir. Cumhuriyet di­ye tesbit edilmiş devlet şekli hariç, hukukî nizam her an istikrarını kay­bedebilir bir idarede (Regime) yaşa­maktayız. (Müessisan Meclisi) diye bir müesseseye sahip değiliz. Alelade Mec­lisler. Teşkilât-ı Esasiye Kanununu her an değiştirebilmek hakkına malik ol­dukları gibi o ana kanundaki hüküm­lerle kendilerini fiiliyatta  mukay­yet tutmağa- pek de lüzum görmeksizin istedikleri hükümleri muhtevi ka­nunları çıkarmak imkânlarına sahip­tirler. Bu vaziyet bir cemiyet için huzur ve istikrar ifade eder bir vaziyet olmasa gerektir.

Bazı devletlerde çıkarılan kanunun ba­sma veva başlığına ana kanunda, yani Teşkilâtı Esasiye Kanununda hangi maddeye ve o maddenin hangi hük­müne istinat edildiğine dair sarahat­ler konulmak mutattır. Bizde bu usul yoktur. Bazı kararnamelerde mesnet ittihaz edilen kanun ve maddesi tas­rih olunur da ehemmiyeti kararname­lerle kıyas kabul etmiyecek kadar mü­him olan kanunlarda bu düstura riayet edilmek hatıra bile gelmez.

Sonra müesseselerimiz arasında bir mahkeme veya merci de mevcut değil­dir ki ısdar edilen kanunun icabında ana kanuna mutabakat veya adem-i mutabakatini tetkik ederek hakem hiz­metini görsün!.

Halbuki cemiyet hayatında meselenin fevkalâde amelî bir ehemmiyeti var­dır. Var olduğunu günün bir mevzuu karsısında da  şiddetle hissetmekteyiz.

Hâlen muhalefet mevkiinde yer alan bir partinin kanun ile borçlandırılma­sı mevzuubahistir. Daha evvelce yine bir kanun ile bu partinin elinden bir takım mallar alınmıştı. Eldeki ana ka­nuna vs- alelade kanunlara göre niha­yet şu ve bu mahkemede halledilmek lâzım gelen bir dâvayı Mecliste ekse­riyet kuvvetine müsteniden bir kanun çıkarmak suretiyle halletmek yolu tu­tulmaktadır. Hukuk prensipleri bir tarafa bırakılmaktadır. Mazeret de şu­dur :

Dünden bugüne müntakil partililer «vaktiyle iktidar ellerinde olduğu için bütün suçlu hareketlerini, saklamanın, gizlemenin usulünü bilmişlerdir. Bu bakımdan nev'i şahıslarına münhasır bir teşekküldürler. «Sui generîs» dir-ler. O halde tedbirleri de ona göre al­mak, hesabı öyle aramak icap edecek­tir.»

Bu mazeretle, bu esbabı mucibe ile bir kanun çıkarıp hükmünü yürütmeğe eldeki Teşkilât-ı Esasiye Kanunu için müsait değildir, diyemeyiz. Müsaittir. Teşkilât-ı Esasiye Kanunumuza göre Meclisin yukarıda da işaret ettiği* miz gibi devlet şeklini tebdile matuf kanun müstesna çıkaramayacağı ka­nun yoktur. Zira her hangi bir lâyiha­nın müzakeresi sırasında Anayasaya muhalefeti ileriye sürülüp de bu itiraz Mecliste dinlense bile ekseriyet için evvelâ Anayasayı değiştirip sonra ona göre maksadına yürümek, istediği ka-

nunu çıkarmak ve böylece memleketi bir emrivaki karşısında bırakmak im­kânı her zaman mevcuttur.

Fakat bu ve mümasili kanunların ya­rın için aks-ül amellerini de mutlaka hesaba katmak lâzım gelir. Önümüzdeki seçimlerde bugünün iktidar ekse­riyeti 3/erini muhafaza edemezde, mev­kiini, kendi için pek de büyük bir me-veddet beslemiyen bir başka partiye terketmek vaziyetinde kalırsa yarın neler görürüz?.. Bunu kestirmek güç­tür.

Yarınki iktidarın sahipleri de siyasî hasımları zamanındaki şu veya bu ic­raatı ele alarak ve siyasî hasımları için (Sui generis bir teşekkül idiler) meb­deinden hareket ederek kanunlar çı­karmak yolunu tutarlar ve hattâ şah­sî mal ve mülklerden tazminat aramak usullerine başvururlarsa cemiyet niza­mının bundan fayda göreceğine elbet­te imkân ve ihtimal verilemez ve ve­rilmemelidir.

Bu şekildeki hareketler iptidaî kavim­lerde görülen kan gütme dâvalarından zerre kadar farksızdır. Cemiyetin hu­zurunu ve istikrarını halelden masun tutmak için Dokuzuncu Meclis mebus­ları şu önümüzdeki toplantı veya top­lantılarda olsun hukukî nizamımızı bir Müessisan Meclisi ve ayni zamanda bir yüksek Anayasa Mahkemesi ile teçhiz ederlerse hem memleket, hem bizzat kendi partileri ve hattâ şahısları he­sabına iyi bir hizmet görmüş olurlar, kanaatindeyiz.

Mali itibarla bu şekilde

oynanmaz

26 Ekim 1953 tarihli (Zafer) den:

Birkaç zamandanberi Halk Partisinin gazetesinde altın, döviz ve para vazi­yetimize dair tekrar edilen suallerin, ne kadar samimiyetsiz olduğu, bunu soranların ne derece kötü bir maksat­la hareket ettikleri, Başvekilimizin dun. gazetelerde intişar eden beyanatından çok iyi anlaşılmaktadır.

Onlar da pekâlâ biliyorlar ki ,malî iti­barımız,  bugün  dış     İtibarımız  kadar yüksektir. Bunu yabancı bankaların, umum müdürleri kat'iyetle teyit etmislerdir. Ve nihayet malî itibarımızm-derecesini memleketteki umumî kalkınma hareketleriyle mükemmel bir surette ölçmek kaabildir. Fakat Halk Partisi muhalefetinin gayesi bu sual-leriyle, altın, döviz ve para vaziyetini öğrenmek değil, dışarıda ve içeride bir takım şüpheler uyandırmak ve umumî efkârı teşviş etmektir.

Bir yazımızda daha tebarüz ettirdiği­miz gibi malî meseleler manolya gibi­dir. Değil elle değmek, koklasanız so­lar. Ama Halk Partisi muhalefeti, ken­di hasis politikalar: uğrunda onu hoy­ratça yumruklamaktan çekinmemiştir. Buna rağmen bünye o kadar sağlam ve onların yaptıkları neşriyatın yalana ve düzene istinat ettiği o derece anlaşıl­mıştır ki, istedikleri netice hâsıl ola­mamıştır.

İstedikleri netice nedir? Yerli sermaye­yi korkutmak, ecnsbî sermayeyi ürküt­mek, bankalardaki tasarruf erbabının mevduatını durdurtmak! Bu suretle, memlekette malî bir keşmekeş yaratıp bulanık suda, rey balığı avlamak!

Başvekilimiz, beyanatında pek güzel izah etmiştir: Dünyanın hiç bir yerin­de bu mevzular münakaşa edilmez. Devlet adamları ve salahiyetli devlet bankası idaresi tarafından verilen ra­kamlar üzerinde, doğrudur, yanlıştır diye fikir yürütülmez. Bu rakamlar, ol­duğu gibi kabul edilir. Olsa olsa, ve­rilen rakamlar bir tahlile tâbi tutulur. Ve takip ettiği seyir hakkında müna­kaşa yapılır.

Hattâ İngiltere'de devlet bankası, altın, mevcudu üzerinde hiç bir zaman bül­ten neşretmez. Bunu efkârı umumiyeye arzetmekte bir fayda görmez. Muha­lefet de asla bu banka neden altın­ların mevcudunu bildirmiyor diye yay­gara koparmaz. Çünkü her yerde dev­let bankası, ismi üstünde devle­tin bankasıdır. Partilerin siyasî propa­gandalarına âlet edilecek bir müessese değildir.

Buna rağmen Başvekilimiz, büyük bir samimiyetle, muhalefet tarafından sorulan sualleri birer birer cevaplandır­mıştır. Daha doğrusu, bu suallere ait mukadder cevapların zaten Merkez: Bankasının her gazetede muayyen devrelerde neşredilen vaziyet bültenlerin­de mevcut olduğunu belirtmiş, fakat bir defa da bunu resmen kendi beyanatiyle açıklamıştır.

Evet, bu suallerin cevapları, her za­man Ulus gazetesinde dahi neşredilen hesap vaziyetlerinde mevcuttur. Pek .âlim, pek kültürlü geçinen zevat bunu bilmezler mi, görmezler mi? Pekâlâ bi­lirler, görürler ama, onlar bu sualleri "bir şey öğrenmek için değil, sadece or­talığı karıştırmak ve malî sahada bir dedikodu ve bir şüphe uyandırmak için ortaya atmışlardır.

VHattâ  evvelki  gün   Başvekil  Adanaya gidiyor. Orada nutuk söylerken, bu suallerin cevabını bekliyoruzı» diye bir de yazı yazmışlardır. İgte Başvekil lâ-zımgelen sarih cevabı daha Adana'ya gitmeden evvel Anadolu Ajansı vası-tasiyle vermiştir. Altın vaziyetimizi, döviz durumumuzu sarih rakamlarla izah etmiş ve bu pejmürde muhalefe­tin maskesini bir defa daha sıyırmış-tır. Çok tahmin ediyoruz ki, bunlar yi­ne mütenebbih olmıyacaklar, taktikle­rini başka şekilde devam ettirmek için fırsat anyacaklardır. Ama unutmasın­lar ki, daima sarih ve müsbet olarak cevabını alacaklardır.

Eksperler komitesi Nisan'da Roma'da toplanacak­tır. Roma'Iı profesör Cini Milletlerarası göçmen istatistikleri üzerinde rapor hazırlıyacaktır. Göçmenlerin sosyoloji bakımından tahlili üzerinde Molly ve Fındikoğlu, iktisadî bakımdan Prof. Agapic* is vs Tuna, Milletlerarası çarklı muhaceret içlerini Fransız pro-f££Ör Vermag, fiııansal mevzuları Fin-laiıdiyalı Prof. Voiris inceleyecektir.. Diğer mevzular için de beynelmilel oto­riteler seçilmiştir.

leketimize dönmüştür. Şeref Eker kon­gre çalışmaları etrafında izahat vere­rek demiştir ki:

«Kongreye İsviçre medenî kanunu esas ittihaz eden devletler iştirk etti. Bil­hassa yeni nüfus kanunumuzun Mec­liste bulunduğu şu sıralarda, toplanan, bu kongrede alınmış olan kararlar bi­zim için çok faydalı oldu. Kongrenin, aldığı kararlar meyamnda kongreye iştirak eden devletlerde ayni tip nü­fus kâğıdının carî olması, vukuat kâ­ğıtlarının kütüklere işletilmesinde da­ha pratik usullerin tatbiki bulunmak­tadır.

7 Ekim İ953

 İstanbul :

Eylül ayı içinde Roma'da toplanan Mil­letlerarası şarap ofisi 7 nci kongresine, memleketimizi temsilen iştirak eden tekel Gensl Müdür Muavini Ekrem Necmi Yümeî şehrimize dönmüştür.

Tekel Genel Müdür Muavini kendisiy­le görüşen basın mensuplarına şunları

söylemiştir :

«20 yi mütecaviz memleketin katıldığı bu milletlerarası kongreye biz de 3 ü Ziraat Vekâletinden 2 si de Tekelden olmak üzere 5 kişilik bir heyet halin­de iştirak ettik. Üç hafta kadar de­vam eden kongre çalışmaları sonunda, bilhassa şarabı ihraç .eden bir memle­ket olmamız hasebiyle bizi son derece ilgilendiren mühim kararlar aldık.

Bu arada memleketimizde ve ihracat yaptığımız memleketlerde ayni tahlil usulünün

kabul edilmesi bu husustaki formalitelerin kolaylaştırmasını sağla­mış olduk ve ayrı tahlil usulleri kullanılmasından husule gelen anlaşmaz­lıkların ortadan kaldırılması temin edildi. Ayrıca şarapçılığın inkişafı hu­susunda da bazı kararlar alındı ki bu kararların memleketimizde tatbiki ge­niş faydalar sağlıyac aktır.

15  Ekim 1353

   Londra :

Burada verdiği bir beyanatta İngiltere-Harbiye Vekili Anthony Head, Türki-yeye yapmış olduğu son ziyarete te­mas ederek ezcümle şunları söylemiş­tir :

«Muhtemel bir harbe kargı koymak için Türkiyede büyük bir azim müşa­hede ettim. Hâlen Amerika Türkiyeye büyük yardımlarda bulunmaktadır. Ay­rıca 60 İngiliz subayı Türkiyede tek­nik Öğretimi deruhte etmektedir.

Ankarada yaptığım müzakerelerin ne­ticesinde şu kanaate vardım ki Türki­ye ile münasebetlerimiz günden güne daha sıkı bir mahiyet alacaktır. Kana­atimce Türkler, bir İngiliz bakanının Türkiye'yi ziyaretinden samimî bir şe­kilde memnun oldular.»

16  Ekim 1953

  Londra:

Britanya Harbiye Vekili Anthony He­ad, Türkiye'ye yaptığı ziyaretten Lon­dra'ya döndükten sonra, bu seyahati hakkında Londra radyosuna şu beya­natta bulunmuştur :

«Seyahatim bende çok iyi intibalar bı­raktı. Zannedersem buna iki sebep vardır : Evvelâ Türkiye'nin ÜNTato da­hilinde müdafaa yükünden kendisine düşen hisseye büyük bir başarı ile katlandığını görmek    beni ziyadesiyle memnun ve teşci etmiştir. İkincisi, kar­şılaşmak ve görüşmek fırsatını buldu­ğum bütün Türkler, bana karşı büyük bir misafirperverlik göstermişlerdir.

Türk ordusuna gelince, ben bu ordu­nun şan ve şöhretini esasen biliyor­dum. Türklerin kahramanca ve azim-kârane savaşan bir millet olduklarım İngilizler pek iyi bilirler. Kore'deki ba­şarılarım ve kahramanlıklarını duymı-yan kaldı mı? Lâkin ordularını mo­dern bir pekle sokmak için sarfettikleri gayretlerin derecesini bilmiyor­dum. Şimdi bunu gözlerimle gördüm.

Bir çok Türk askerleri ile bizzat gö­rüştüm. Yağız Türk erlerinin görünü­şü, üzerimde derin bir tesir bıraktı. İstikbale ve Türkiye'nin İngiltere ile münasebetlerine gelince:

Burada başllıca iki mülâhazayı gözö-nüne koymak isterim: Birincisi şudur: Kanaatimce Türkiye'de en yakın ve on dostane münasebetlerin kurulması hu­susunda hakikî bir arzu mevcuttur. Zannederim ki, bu arzu devam edecek ve gittikçe artacaktır.

Vardığım ikinci netice ise: Türkiye'nin gittikçe daha kuvvetli bir devlet ola­cağı ve batı müdafaasında daha mühim bir rol oynıyacağı mahiyetinde­dir.»

17 Ekim 1953

   "Washington :

Heuter Ajansı bildiriyor:

Dün burada Türkiye Büyük Elçiliğine mensup bir sözcü, Trieste ihtilâfını gö­rüşmek üzere, alâkalı devletlerin işti­rakiyle bir toplantı yapılması hususun­da Türkiye'nin Birleşik Amerika ve İngiltere'ye müracaatta bulunduğunu, müracaatın burada Amerika Dışişleri Vekâleti ile, İngilterede de İngiliz Dış­işleri Vekâletine yapıldığını bildirmiş­tir.

 Washington:

(France - Presse Ajansı bildiriyor):

îyi haber alan bir kaynaktan öğrenil­diğine göre, Türk hükümeti' Trieste meselesinin muslihane bir şekilde halli için mümkün olan bütün tedbirlerin alınması ve, gerektiği takdirde, bu maksatla milletlerarası bir konferan­sın toplanması lüzumu üzerine Batılı devletlerin dikkatini çekmiştir.

Öğrenildiğine göre, Türkiye'nin Wa­shington Büyük Elçiliğinin bir temsil­cisi dün Amerikan Dışişleri Vekâletinin ileri gelen memurlarından biri ile yap­tığı görüşmede, Trieste serb»t arazi­sinde hâlen mevcut durum karşısında hükümetinin endişe duyduğunu ve te­şebbüsün bundan mülhem olduğunu belirtmiştir.

21 Ekim 1953

 Tahran :

Zühtü Velİbeşe, Kenan Akmanlar, Hü­seyin Cahit Yalçm, Behzat Bilgin, Do­ğan Nadİ, Faruk Gürtunca, Mithat Pe­rin ve Sabahattin Sönmez'den mürek­kep Türk gazeteciler heyeti dün sara­ya giderek defteri mahsusu imza ettik­ten sonra Hariciye Veziri Nizamiyi ma­kamında ziyaret etmişlerdir. Bu ziya­ret sırasında iki komşu millçt arasın­da yakınlığın ve kardeşliğin tezahür­lerine dair kıvmetli sözler söylenmiş­tir. Ayni suretle Hariciye Veziri mu­avin: de ziyaret edilmiştir.

öğleden sonra Türk gazetecileri mer­hum Sah Rıza Pehlevi'nin makberine giderek bir çelenk koymuşlardır.

Gece, îran Hariciye Veziri tarafından Şereflerine verilen büyük ziyafet ve kabulde hazır bulunmuşlar ve İran'ın en güzide şahsiyetleriyle görüşmüşler­dir.

Bugünkü Tahran gazeteleri Türk ga­zetecilerinin ziyaretinden büyük mem­nuniyetle bahsetmektedirler.

Türk gazetecileri bu sabah îran müze­sini gezmişler ve öğleyin de Başvekil ekselans Zahidî'yi ziyaret etmişlerdir. Başvekil tarafından çok samimî su­rette kabul -edilen Türk gazetecileriyle yapılan hasbıhalde Türk - İran kar­deşliği hakkında memnuniyet verici samimî hisler izhar edilmiştir.

Öğleden sonra Tahranın en büyük ote­linde, matbuat idaresince Türk gazete­cileri şerefine bir çay verilmiştir.

   Londra :

İskoçya'da münteşir gündelik «The Seotsman» gazetesi bugün yayınladığı bir başmakalede Türkiye cumhuriyeti­nin elde ettiği terakkiler kargısında duyduğu büyük hayranlığı ifade et­mektedir.

Gazete makalesinde ezcümle yazmaktadır :

«Türklerin bu kadar uzun müddet Av­rupa kıt&smda yaşamaya muvaffak ol­maları şayanı hayret derecere bir ba­şarıdır.

 Bonn :

Cumhuriyet bayramı vesilesiyle dün Büyük Elçisi Hayri Ürgüplü ve eşi tarafından tertip edilen 350 kişilik resmi kabulde yüksek komiserlikler erkâ­nı, Nazırlar, Kordiplomatik mensupları ve vatandaşlarımız hazır bulunmuşlar­dır.

31 Ekim 1953

 Tahran :

Spor ve Gençlik bayramı münasebetiy­le Şahın huzurunda resmi geçide işti­rak eden Ankara ve Erzurum sporcu­ları Türkiye lehine muazzam tezahü­rata vesile vermiştir.

Kafile başkanına Şah "Türk ve İran. milletleri arasındaki dostluk babadan bana intikal eden bir mirastır. Bu dost­luk ebediyen payidar olacaktır» demiş­tir.

2 Ekim 1S53

 Birleşmiş Milletler (New - York)

İyi haber alan kaynaklardan bildirildi­ğine göre, Birleşmiş Milletler nezdin-deki Hint delegesi dörtlü bir konferans fikri etrafında çalışmaya başla­mış ve bu konuda Asya, Afrika grupu-na müracaat etmiştir. Bilindiği gibi Hint delegesi Genel Kurul toplantısın­da dört büyük devletin en yüksek ka­demede bir konferans akdetmesi fik­rini ortaya atmış ve Birleşmiş Millet­lerde gerekli müzahereti sağladığı za­man bunu bir takrir olarak sunacağı­nı söylemişti. Delegenin istediği dört memleket hükümet başkanlarının top­lanarak milletlerarası gerginliğin se­beplerini teşkil eden bütün meseleleri İncelemeleridir.

 New- York :    (Birleşmiş Milleter):

Birleşmiş Milletlere dahil olmak iste­yip te muhtelif sebeplerden dolayı mu­vaffak olamıyan memleketlerin durum­larından mütevellit çıkmaz için bir hal çaresi bulmak üzere 3 kişilik bir komisyon teşkil edilmesini derpiş eden Peru temsilcisinin teklifinin Amerika ve İngiltere delegeleri tarafından des­tekleneceği öğrenilmiştir. Hâlen Bir­leşmiş Milletlere dahil olmak istiyen 21 memleket vardır.

 Birleşmiş Milletler: (New-York):

Birleşmiş Milletlerdeki İsrail heyeti­ne mensup bir sözcü, Dışişleri Vekili ÜVÎoshe Sharett'den aldığı bir telgrafta, Vekilin askerlikten tecrit edilmiş böl­gede hic bir İsrail birliğinin her han­gi bir harekâta iştirak etmediğini bil­dirdiğini söylemiştir:

Sözcüye göre, Nizzan şehrindeki İsrail birlikleri mütareke komisyonunun mu­vafakatiyle burada bulunmaktadırlar.

Sharette, bu telgrafında mütareke ko­misyonunun hâdise hakkında tahkikat yapmadığını ve müzakerelerin Mısır ve İsrail resmî şahsiyetleri arasında cereyan ettiğini ilâve etmektedir.

  Birleşmiş Milletler (New-York) :

Genel kuruldaki Mis:r heyeti başkanı Hilmi Bedavi, El Auja bölgesinde İs­rail'in mütareke anlaşmalarını ihlâline karşı, Mısır heyetinin, Güvenlik Konseyi başkanı nezdinde protestoda bulunduğunu bildirmiştir. Bu protesto Güvenlik Konseyinin toplanmasını in­taç etmiyecektir.

  Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler nezdindeki İsrail delegesi Eban dün bir basın konferan­sı tertip ederek Araplarla İsrail ara­sında zuhur eden ihtilâfları izaha te­vessül etmiştir. İsrail askerlerinin Mı­sır - İsrail hududunda silâhtan tecrit edilmiş bîr bölgede bir noktayı işgal ettiklerine dair 29 Eylülde Kahire'den. yayınlanan bir haberi bahis mevzuu eden Eban, bunun tamamen uydurma bir haber olduğunu ve bu gibi haber­lerle havanın ağırlaştırıldığım söyle­miş, ileride bu hususu resmen protes­to etmek hakkını mahfuz tuttuğunu da ilâve etmiştir.

Diğer taraftan İsrail delegesi, hâlen. Şeria nehri üzerinde hidro-elektrik ça­lışmalarından dolayı baş gösteren an­laşmazlığı da bahis mevzuu ederek İsrail'in bu nehir üzerinde iki kilo­metre boyunda bir kanal kazmak istediğini söylemiş ve bu faaliyete karşı yöneltilen itirazlara da temas ederek, kanaatince bunların yersiz olduğunu ve esasen İsrail Dışişleri Bakam Şa-ret'in de bu hususta kâfi derecede açık­lamalarda bulunduğunu ileri sürmüş­tür.

İsrail delegesinin kanaatince bu mese­lenin yeniden incelenmesi lâzımdır v.e esasen İsrail hükümeti de Birleşmiş Milletler Kurmay Başkanına, meseleyi, verilen izahatın ışığında tekrar tetkik etmesini bildirmiştir. Şeria nehri bo­yunca yapılan çalışmalar bu bölgedeki Arap menfaatlerine asla halel getir­mez. Telâviv hükümeti gerekirse bu meseleyi Güvenlik Konseyinde müna­kaşaya hazırdır.

Eban, tezini desteklemek için bu me­seleye müşabih diğer bir hâdiseyi zik­retmiş ve Kulen bataklıklarmdaki ça­lışmaların da vaktiyle Güvenlik Kon­seyine aksettiğini, neticede Konseyin, bu çalışmaların faydalı olduğu kararı­na vardığını ve hattâ sırası gelince Arap memleketlerinin de bu çalışma­lara katılmaları temennisinde bulun­duğunu söylemiştir.

Nihayet mülteciler meselesine de te­mas eden İsrail delegesi, vaziyeti şöy­le hülâsa etmiştir: İsrail birçok mül­teciyi memlekete kabul etmekle kal­mamış, fakat ayni zamanda bu mülte­cileri millî hayata intibak ettirmiş ve onları mülteci olmaktan kurtarmıştır. Halbuki Arap memleketleri kabul et­tikleri mültecileri kendi millî hayatla­rına intibak ettirememektedirler. Bu bakımdan hem kendilerinin, hem de Birleşmiş Milletler teşkilâtının yükü ağır olmaktadır.

3 Ekim 1953

 New - York :  (Birleşmiş Milletler) :

Amerika ile İspanya arasında imzala­nan anlaşmadan sonra İspanya'nın Av­rupa'nın savunmasında oynayacağı rol, Franko hükümetinin zamanla Birleş­miş Milletlere dahil olacağı hususun­da bazı heyetleri ümitlendirmiş bulun­maktadır.

Birleşmiş Milletler hususî siyasî ko­mitesi ile Güvenlik Komitesi bugün­lerde Birleşmiş Milletlere dahil olmak istiyen memleketler yüzünden Doğu ile Batı arasında meydana gelen gergin­likleri incelemektedir.

Hatırlarda olduğu gibi geçen sene Gü­ney Amerika'nın  11  memleketi   Washington'daki İspanya Büyük Elçisine-bir mesaj göndererek İspanya'nın Bir­leşmiş Milletlere dahil olmak üzere-müracaatta bulunmasını teklif .etmiş­ti. Anlaşıldığına göre o zaman Fran­ko hükümeti bu hususta ne düşündü­ğünü açıklamak istemediğinden en doğ­ru yolu bu teklife cevap vermemekte bulmuştu.

Birleşmiş Milletler nezdindeki bazı de­legeler, İspanya'nın Birleşmiş Millet­lere dahil olmak üzere müracaattan ev­vel yeni imzalanan anlaşma ile ilgili durumun inkişafını beklemekte oldu­ğu kanaatini izhar etmektedirler.

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Siyasî komisyon önümüzdeki çarşamba günü çalışmalarına tekrar başliyacağm-dan, Birleşmiş Milletlerdeki Asya-Af-rika grupunun bir tahrir komitesi ko­misyonun gündeminin birinci maddesinde bulunan Fas ve Tunus mesele­leri hakkında karar suretleri hazırla­makla meşguldür. Grup evvelâ Fran­sa'nın geçen yıl genel kurul tarafın­dan kabul edilen karar suretlerine ri­ayet etmediğine dair iddiayı mahallin­de inceleyecek bir komisyonun tayin, ettirilmesine çalışacaktır. Bu tahkikat komisyonunun teşkiline muvaffak olu­namazsa o zaman bir yanda Fransa, di­ğer yanda Tunus ve Fas milliyetçileri arasında tavassutta bulunacak bir komisyonun teşkili talep edilecektir.

Asya - Afrika grupu bir tahkikat ko­misyonu kurulması teklifinin veya bîr-tavassut teşebbüsünün siyasî komisyonca reddedilmesini gözönünde tuta­rak geçen seneki gibi tarafları müza­kereye davet eden bir karar sureti üze­rinde de durmak kararını vermiştir. Fakat bu yıl bu karar suretine ayrıca Fransa'yı takbih eden bir hükmün ilâ­ve olunmasına da çalışılacaktır.

Arap - Asya grupunun tasarladığı bu. karar suretleri hakkında genel kurul­da dahi çoğunluk temin edilmesine şüphe ile bakılmaktadır.

Diğer taraftan haber alındığına göre Arap - Asya grupu, Fas sultanının' tahttan indirilmesinden doğan mesuliyeti de Birleşmiş Milletler vasıtasiyle resmen Fransa'ya yüklemek tasavvu-rundadır.

 Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Birleşmiş Milletlerdeki Hint heyeti Başkanı Krishna Menon. bu akşam Birleşmiş Milletler radyosunda verdi­ği demeçte, Genel Kuruldan, büyük devletlere müracaatla toplanmalarını tavsiye etmesini istiyeceğini bildir­miş, fakat bu teşebbüsün desteklenme-,sinin rart olduğunu ilâve etmiş ve demiştir ki:

"Genel kurulun bu tavsiyesi, halk ef­kârının, büyüklerin toplanması arzu­sunda olduğunu ispat edecektir. Böyle bir konferansın netice vermesi için, konferansa katılanların, aşılamıyacak güçlükleri evvelden düşünmeksizin toplanmak arzusunda olmaları lâzımdur.

4 Ekim 1953

  Birleşmiş Milletler New-York:

Mıs:r delegesi dün Güvenlik Konseyi­ne, İsrail'in mütareke anlaşması hü­kümlerine aykırı olarak Eloca hudut bölgesinde vaki tecavüz hareketlerini protesto eden bir mektup göndermiş­tir. Bu mektupta Mısır delegasyon baş­kanı M. Hilmi Badavi, İsrail hüküme­tinin bu gayri askerî kesim hakkında bir anlaşma zemini hazırlamaya gay­ret etmesi haberinin hiçbir esasa da­yanmadığını belirtmekte ve hükümeti­nin, henüz kendisine tevdi olunmamış bulunan mütareke karma komisyon ra­porunun muhteviyatı icap ettirdiği takdirde, İsrail hükümeti aleyhine yeni­den Güvenlik Konseyine müracaat hakkının mahfuz bulunduğunu da ilâ­ve etmektedir.

  Birleşmiş Milletler  (New - York) :

(United Press A}ansı bildiriyor): Bir­leşmiş Milletlerde en mühim seçim ya­rın sabah cereyan edecektir. Umumî heyet yarın toplanarak. Güvenlik Kon­seyinde Pakistan, Yunanistan ve Sili­den boşalacak üç yer için seçim yapa­caktır.

Pakistan ve Şili'den inhilâl edecek üyeliklere yapılacak seçim için müca­dele olması beklenmektedir. Bu iki münahale Yeni Zelanda ve Brezilya nın gelecekleri tekarrür etmiş gibidir. Ancak Yunanistandan inhilâl edecek olan Güvenlik Konseyi üyeliğine üç teklif vardır: Türkiye, Polonya ve Fi­lipinler.

«Bir sözlü anlaşmaya» göre bu üyelik otomatik olarak Polonya'ya verilme­lidir. Fakat Amerika, bu Doğu Avrupa üyeliği için Türkiye'yi desteklemek­tedir. 1950 yalında da Amerika, Orta Doğu Arap memleketleri üyeliği için yine Türkiye'yi desteklemişti.

Üçüncü namzet de Filipinlerdir. Arap memleketlerinin Türkiyenin aleyhine olarak Filipinleri desteklemesiyle bu memleket Asya - Afrika grupunun resmî namzedi olmuştur.

Birleşmiş Milletlerdeki müşahitler bu durum karşısında her Ü£ namzetten hiç birisinin, seçim için icabeden üçte iki çoğunluk oyunu alamıyacağını tah­min etmektedirler.

5 Ekim 1953

Birleşmiş Milletler   :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bu sabah GMT ayariyle saat 15.50 de top­lanarak Güvenlik Konseyinin daimî ol-mıyan üç üyesi Şili, Pakistan ve Yu­nanistan'ın yerine yeni üyelerin set­çimi için müzakerelere başlamıştır. Birleşmiş Milletleri resmen ziyaret et­mekte olan Panama cumhurreisi de bu toplantıyı takip etmiştir.

Sovyet delegesi Visinski, 1946 yılında varılmış olan sözlü anlaşma gereğince Doğu Avrupa memleketlerinden birine tahsis edilen ve Yunanistan'dan açıla­cak olan üyeliğe Polonya'nın getirilme­sini istemiştir. Sovyet delegesi bu mevkie Türkiye'nin veya Filipinlerin seçilmesinin bu anlaşmayı ve Güven­lik Konseyindeki mevkilerin coğrafî esasa göre tevzii esasını ihlâl edeceği­ni ileri sürmüştür.

Yapılan seçimde Şili'nin yerine Bre­zilya 56 oyla, Pakistan'ın yerine de Yeni Zelanda 48 oyla seçilmişlerdir. Yunanistan'dan açılan yer için yapı­lan seçimde Türkiye 32 oy, Polonya 18 oy, Filipinler de 17 oy almışlardır. Bu­nun üzerine seçimin Türkiye  ile Polenya arasında tekrarlanmasına lüzum hâsıl olmuştur.

İkinci turda Türkiye 38, Polonya 20 oy almışlardır. İki üye de gereken oyu toplayamadığından seçim üçüncü defa tekrarlanmıştır.

Üçüncü tur Türkiye'nin 37, Polonya 22 oy almaiariyie neticelenmiştir. Dördüncü turda netice sağlanamamış ve bu sefer Türkiye 36 Polonya 23 oy almışlardır.

İç tüzük gereğince beşinci tur bu iki sdaya münhasır kılmamiyacağui.dsn se­çime Filipinler tekrar ithal edilmiş ve bu sefer Türkiye 31, Polonya 18, Fili­pinler 11 oy almışlardır. Altıncı turda Türkiye 33, Polonya 16, Filipinler 11 oy almışlardır. Yedinci turda Türkiye 35, Polonya 15. Filipinler 10 oy kazan­mışlardır. Sekizinci tur yine en fazla oy almış olan iki aday arasında yapıl­mış ve bu sefer Türkiye seçim için gereken 40 oyu kazanarak Güvenlik Konseyine seçilmiştir. Polonya bu tur­da 19 oy almıştır. Bunu müteakip Ge­nel Kurul Ekonomik ve Sosyal Konse­yin altı üyesinin seçimine geçmiştir.

 Birleşmiş Milletler :

Özel siyasî komisyon huzurunda Bir­leşmiş Milletlere yeni üyelerin alın­ması meselesi hakkında Amerika adına konuşan James Byrnes Sovyetlerin is­tediği veçhile bütün üyelerin toptan kabulü aleyhinde olduğunu tekrar et­miştir. Buna karşılık Byrnes Peru tek­lifini desteklemiştir. Peru teklifinde fcir tavassut komisyonu kurularak bu hususta anlaşmaya varılması imkânla­rına dair Güvenlik Konseyine tavsiye­lerde bulunulması istenmektedir.

 Birleşmiş Milletler :

Türkiye'nin Güvenlik Konseyi üyeliği­ne seçilmesini müteakip France-Presse Ajansının muhabirine bir beyanat ve­ren Türkiye'nin Birleşmiş Milletler nezdindeki daimî delegesi Selim Sarper şöyle demiştir :

Türkiye'nin Güvenlik Konseyi üyeli­ğine seçilmesi, bu memleketin Millet­lerarası münasebetlerde ve müşterek güvenlik sahasında oynadığı rolü is­pat etmektedir.»

Selim Sarper bu seçimin memleketine-ağır mesuliyetler tahmil ettiğini kabul etmiştir. Türkiye'nin seçildiği mevkiin Polonya'ya verilmesi gerektiği yolunda Sovyet delegesinin ileri sürdüğü iddi­alar hususunda da Sarper söyle demiş­tir :

«Böyle bir anlaşmanın hakikaten akte-dilip edilmediğini bilmiyorum. Her ne olursa olsun, böyle bir anlaşma genel kurulun 60 üyesini bağlıyamazdı, çün­kü bahsi geçen andlaşmamn akdi için bu üyelerin fikri sorulmuş değildir. Bu. üyelerin bugünkü kararı da durumu bu şekilde telâkki ettiklerini ispat et­mektedir.»

6 Ekim İ953

 Birleşmiş Milletler :

Vesayet Konseyi için yapılan seçimle­rin ilk turunda Hindistan 55, Haiti de 51 oyla üyeliğe seçilmişlerdir.

7   Ekim 1953

   Kudüs :

Birlsgmiş Milletler tarafından kurulan mütareke muhafaza komisyonu başka­nı General Bennike, İsrail devleti gibi Arap devletlerinin de mütareke karma komisyonu kararlarını nakleden resmî tebliğlerde yanlış iddialarda bulunmak­la suçlandırıldığmı bildirmiştir.

General bu münasebetle basın işleri ile meşgul olacak hususî bir subayın ta­yin olunması yolunda Birleşmiş Mil­letler nezdinde teşebbüse geçilmiş ol­duğunu beyan etmiştir.

Böyle yanlış şekilde aksettirilen me­tinlere misal olmak üzere general, kar­ma komisyonun Eloja mevkii yakının­daki gayri askerî bölge meselesi hak­kında İsrail tezini kabul etmiş olduğu­nu ileri süren İsrail ordusu tebliğini zikretmiştir.

 Birleşmiş Milletler :

Genel Kurul siyasî komisyonunun bu­gün müzakeresine başlıyacağı ilk mev­zu Fas meselesidir. Fransız heyeti   bu

müzakereler sırasında toplantı salonu-eu terkedecektir. Çünkü Fransız hükü­metinin kanaatince bu müzakereler -Birleşmiş Mîlletler Anayasasının ihlâ­li mahiyetinde olup Fransa buna ne doğrudan doğruya ve ne de bilvasıta Satılamaz.»

Birleşmiş Milletlerdeki Arap - Asya grup devletleri dün yaptıkları müte­addit toplantılar sırasında komisyona arzedilmek üzere bir karar sureti ta­sarısı hazırlamışlardır. Bu tasarı şu hususları havidir :

1  Siyasî mevkuflar serbest bırakıl­malıdır,

2  Fas'ta sıkı yönetim kaldırılmalı­dır,

3  Serbest secimler tertiplenmelidir,

4  Fas'ın bağımsızlığı için üç yıllık bir mühlet tesbit edilmelidir.

  Birleşmiş Milletler (New-York):

Birleşmiş Milletlerdeki Mısır heyet: Güvenlik Konseyine dün ikinci bir mektup göndererek İsrail'in gayri as­kerî bölgeyi ihlâl etmesi yüzünden bu memleketle arasındaki ihtilâfa temas etmiştir.

Mektup Güvenlik Konseyinin dikkat .nazarlarını, Filistin karma mütareke komisyonu tarafından alman iki karar sureti üzerine çekmiştir.

Mısır bu müracaatında, İsrail'in bu 'böiged.e anlaşma mucibince askerini azaltmadığı gibi Auja bölgesinde ziraî maksatlarla, mütareke komisyonu ka­rarma zıt giderek bazı değişiklikler yaptığını belirtmektedir.

 Birleşmiş Milletler (New-York):

Birleşmiş Milletler hususî siyasî ko­misyonu dün de teşkilâta yeni üyele­rin alınması meselesini müzakere etmiştir.

Arasında komünist blokuna mensup 5 devletin de bulunduğu 14 devletin bu husustaki müracaatına Sovyetler ter­cüman olmuş ve İsveç delegesi de bu-mı desteklemiştir.

İsveç delegesi bu münasebetle yaptığı konuşmada «bu üzüntülü meseleyi hal­letmek için 14 devletin Birleşmiş Mil­letlere dahil olmasına taraftarız. Ko­misyonumuzun başlıca vazifesi de esa­sen bu olmalıdır.» demiştir.

  Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler teşkilâtı genel ku­rul siyasî komisyonu bugün GMT aya-riyle 20.15 te gündeminde birinci me­seleyi teşkil eden Fas meselesini gö­rüşmek üzere toplanmıştır. Komisyon toplandığı zaman Fransız murahhas heyetinin işgal ettiği sıralar boştu.

Komisyon Başkanı Fernand Van Lan-genhove, Fransız murahhas heyeti baş­kanı Maurİce Schumann'dan aldığı bir mektubu okumuştur. Fransız murahha­sı bu mektubunda komisyonda Kuzey Afrika meseleleri görüşülürken baş­kanlık ettiği heyetin müzakerelere iş­tirak etmiyeceğini bildirmekte ve bu müzakereleri Fransa ile Kuzey Afrika'daki iki mahmi devlet arasındaki meselelere müdahale saymakta ve bunların anayasa hükümlerine aykırı ol­duğunu ilâve etmektedir.

Komisyon başkanı müzakereleri açar­ken Kuzey Afrika meselelerinin nazik mahiyetine iraret ederek hatiplerden mümkün olduğu kadar obiektif kal­malarını ve rencide edici sözlerden ka­çınmalarını rica etmiştir.

Pakistan namına söz alan Emcet Ali, Fransız murahhas heyetinin müzake­relerde bulunmamasını esefle karşıla­dığını söylemiş ve heyetin müzakere­lere davet> edilmesini istemiştir. Pa­kistanlı murahhasa göre Fransa geçen, yıl Fas hakkında genel kurul tarafın­dan kabul e-dilen karar suretini tama­men bilmemezlikten gelmiştir. Pakis­tanlı murahhasa göre bu karar sure­tinde iki tarafın müzakerelere devam, etmesi temenni olunmakta ve Kuzey Afrika'li memleketlerin kendi kendile­rini idare edecek bir duruma gelme­leri ümit edilmekte idi. Fransa'nın Faş­ta başlıca hürriyetleri inkişaf ettirece­ğine dair itimat beyan edilmişti.

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Pakistan murahhası sunduğu bir karar sureti  tssarısiyle    siyasî komisyondan Fransız hükümetinin müzakerelere da­vet edilmesini ve mevcudiyetiyle Fas meselesi hakkında komisyonu aydın­latmasını istemiş,, ancak bu suretle Fas meselesine âdil bir hal tarzı bulu-nabilelceğini ilâve etmiştir.

Bundsn sonra Pakistan murahhası bir yuvarlak masa konferansı teklif et­miştir. Murahhasa göre bu konferans­ta Fransız temsilcilerle Faslılar Fas milletinin muhtariyeti yolunda gerekli tedbirleri kararlaştırmalıdırlar. Bu konferanstan evvel Fas'ta siyasî se­beplerden ötürü mevkuf tutulanlar hakkındaki tedbirlerin hepsi iptal edil­melidir.

8 Ekim 1953

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Amerika, komünist Çin ve Kuzey Ko­re'ye yeniden bir mesaj göndererek, Kore hakkındaki siyasî konferansın tertiplenmesine dair kendilerine sunul­muş olan tekliflere süratle cevap ver­melerini istemiştir.

Amerika hükümeti bu mesajında, ilgili meselelerle uğraşacak ve bu mesele­leri halledecek bir toplantı için veya bir anlaşma maksadiyle komünist Çin ve Kuzey Kore'nin mümessillerini mü­zakereye kabul edebileceğini, bu mü­zakerenin Honolulu, San-Francisco ve­ya Cenevre'de olabileceğini bildirmiş­tir. Amerika'nın maksadı Kore hak­kındaki siyasî konferansın toplanma-siyle ilgili meselelerin bir an evvel halledilmesidir.

Amerika hükümeti mesajında şunları da ilâve etmiştir :

Bu siyasî konferansın cereyan ettiği günlerde dahi, müsait bir zamanda, "başka meseleleri ortaya atmak imkâ­nına sahipsiniz.

Amerika'nın gönderdiği mesajda siya­sî konferansın 15 Ekimde veya buna en yakın bir tarihte başlıyabilmesi için gerekli ilk tedbirlerin süratle alınması telkin edilmektedir.

Diğer taraftan ayni mesajda, İsveç vasıtasiyle bundan evvel gönderilmiş olan üç mesaja hiçbir cevap alınmadığı da kaydedilmektedir.

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletlerdeki Amerikan he­yeti üyelerinden James Wadsworth. Amerikan sinema salonları müdürleri.. Birliği huzurunda verdiği nutukta şöy­le demiştir :

«Bazı kimselerin kanaatince Birleşik Amerika Birleşmiş Milletlerden çekil­melidir. Fikrimce, üçüncü dünya har­bini tâciL için bundan daha kötü bir şey yapamayız. Birleşmiş Milletler dünyanın barış hususundaki en aydın­lık ümidini teşkil etmektedir.»

Büyük Elçi Wadsworth, komünistlerin bu milletlerarası teşkilâttan çekilmek taraftarı olduklarına kani bulunduğu­nu söylemiştir. Wadsworth'a göre, ko­münistler nazariyelerini Birleşmiş Mil­letlere ithal etmekte güçlük çekmekte ve buradaki müzakerelerin umumî ola­rak cereyan etmesi onları sıkmaktadır. Nihayet Wadsworth Amerika siyasi idarecilerinin Birleşmiş Milletleri ta-mamiyle desteklediğini belirterek şun­ları ilâve etmiştir: «Birleşmiş Millet­ler insanlığın en eski düşmanları olan açlık, hastalık ve bilgisizlikle mücade­le etmek suretiyle, harbin sebeplerini ortadan kaldırmıştır.»

9 Ekim 1953

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Siyasî komisyon bugün Fas meselesi­nin müzakeresine devam etmek üzere-tekrar toplanmış, fakat birkaç dakika sonra dağılmıştır. Zira hatiplerden hiç biri söz almak istememiştir. Gelecek toplantıyı pazartesi günü öğleden son­raya bırakan Başkan, celseyi tatil et­meden evvel hatiplerin söz almaması karşısında duyduğu hayreti belirtmiş ve «Eğer kimse kanuşmıyacaksa müza­kerelere son verelim ıı demiştir.

 Birleşmiş Milletler :

Fas hakkında siyasî komisyonda cere­yan eden müzakereler sırasında söz alan Avustralya delegesi Percy Spen-der bu meselenin Birleşmiş Milletlerin yetkisi dışında kaldığını ve barış için bir tehlike teşkil etmediğini bildirmiş ve bu mesele hakkında bir hüküm verjnek veya Fas'ta cereyan eden hâdise­lerin kusurunu her hangi bir kimseye yüklemek gayesini güdecek takrirler .aleyhine oy vereceğini belirtmiştir.

İngiliz delegesi Sir Gladwyn Jeeb, Fas meselesi hususunda kabul edilecek her hangi bir karar suretini ne destekliye-ceğini ve ne de tasvip edeceğini, çün­kü anayasasının bu meselenin Birleş­miş Milletlerin yetkisi dışında kaldığı­mı açıkça belirttiğini söylemiştir.

Belçika delegesi Rassart da bu mese­lenin anayasa gereğince Birleşmiş Mil­letlerin yetkisi dışında kaldığını ileri sürerek Fas meselesinin tetkikine ka-paİmıyaeağını haber vermiştir.

Bunu müteakip siyasî komisyon, cuma sabahı toplanmak üzere çalışmalarına .ara vermiştir.

10 Ekim 1953

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

birleşmiş Milletler delegeleri Kore si­yasî konferansının yapılabileceği ümi­dini henüz terketmiş değildirler.

"Türkiye temsilcisi Selim Sarper, kon­feransın vaki olup olamıyacağını, an­acak Önümüzdeki hafta kat'iyetle söyli-jebilirim, demiştir.

Selim Sarper'e göre, komünist Çinli­ler konferansın yapılmasını hakikaten istemektedirler, fakat bütün itirazları yükselten ve güçlükleri yaratan Krem-lin'dir.

Bilindiği gibi, Selim Sarper, 4 yıl Mos­kova Büyük Elçiliğinde bulunmuştur.

 Birleşmiş Milletler :

Arap - Asya temsilcileri Birleşmiş Milletler siyasî komisyonuna sundukları T}ir karar suretinde Fas'a beş sene için­de bağımsızlık verilmesini istemekte­dirler. Ayni karar suretinde sıkı yöne­limle diğer fevkalâde tedbirlerin kal­dırılması, Fas halkı için serbest ve tek dereceli seçimlerle hakikaten demok­ratik müesseselerin kurulması talep edilmektedir. 13 memleketin temsilci­leri tarafından imzalanan ayni karar suretinde  Fas'taki  siyasî  mevkufların serbest bırakılması ve bu kararın tat­bik mevkiine konması için Birleşmiş Milletler genel sekreterin Fransız hü­kümeti ile temasa geçmesi, 1954 yılın­da da bu mevzuda, bir rapor vermesi istenmektedir.

11 Ekim 1953

 Cleveland:

Birleşmiş Milletler eski Genel Sekre­teri M. Trygve Lie dün burada verdiği bir konferansta, Dünyanın bir kısmında hüküm sürmekte bulunan açlık ve sefalet ortadan kalkmadan komü­nizmin bertaraf edilmesinin mümkün olmıyacağım»   belirtmiştir.

Bütün Amerikan Birleşik devletlerin­de konferanslar tertip edecek olan M. Lie bu tezi hakkında rakamlar da ve­rerek sözlerini şöyle bitirmiştir :

«Komünist emperyalizmi tehdidini mühimsemiyecek kadar cesaret göste­remem. Fakat bu tehdidin esası tota­litercilik tohumlarının yeşermesine çok müsait bir saha teşkil eden ve karga­şalık yaratmaya müsait tereddi etmiş şartlarda aranmalıdır.

12 Ekim 1953

 Panmunjom :

Birleşmiş Milletler Komutanlığı ko­münistleri Kuzey Kore'de hava üsleri kurmak, bu suretle mütareke ahkâmını ihlâl ile itham etmişlerdir.

Birleşmiş Milletler resmî şahsiyetleri tarafsız milletler murakabe komisyo­nundan bu iddia ve ithamın tahkikini istemişlerdir.

Müttefiklerin bu yoldaki şikâyetleri hiç te hayretle karşılanmamıştır. Zira beşinci Amerikan hava filosu komuta­nı General Samuel Anderson, komü­nistlerin Kuzey Kore hava meydanla­rında, uçak yığdıklarına dair elinde deliller bulunduğunu söylemiştir.

Filhakika Anderson'un bu haberini bir Mig - 15 uçağı kaçıran bir Kuzey Ko­reli pilot teyit etmiştir.

Birleşmiş  Milletlerin  verdiği  protesto notasında savaş uçaklarının Mançurya hududu ötesinden Kuzey Kore'ye geti­rildikleri ve Uiju hava meydanına yer­leştirildikleri bildirilmektedir.

Mütareke ahkâmının ihlâl edildiğine dair müttefikler tarafından ileri sürü­len iddia ve itham, mütarekenin yürürlüğe girdiği 27 temmuz tarihinden "beri her iki tarafça yapılageien en şid­detli iddiayı teşkil etmektedir.

General Anderson beyanatında beşinci hava kuvvetleri radarlarının Mançur­ya hududunun güneyindeki hava mey­danlarından kalktığını gösteren şekil­de uçan bir düşman tayyaresini tesbit ettiğini de söylemiştir.

Bu gibi uçuşlar, müttefik bombardıman uçaklarının bu hava meydanlarını da­imî hücum altında bulundurdukları mütarekeden evvel görülmemekteydi.

Mig -15 tipi uçağını Kimpo'ya getiren Kuzey Koreli pilot, hürriyete kavuş­mak için Pyongyang civarındaki bir hava meydanından kalktığım söylemiş­tir.

13 Ekim 1953

 Birleşmiş Milletler :

Özel siyasî komisyonun dünkü müza­kereleri sırasında Sovyet delegesi Gü­venlik Konseyinin Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna beş memleketin üyeli­ğe kabulünü tavsiye etmesini istemiş­tir. Bu beş devlet şunlardır :

İtalya, Macaristan, Romanya, Bulga­ristan ve Finlandiya.

Bu devletlerle barış andlaşmaiarı ak­detmiş bulunmaktadır.

Sovyet delegesi Jakob Malik bu yeni teklifi bir karar sureti peklinde sunar­ken şöyle demiştir :

»Bu teklif. Milletlerarası havayı ağır­laştıran meselelerin barışçı bir şekilde halline doğru atılmış bir adım teşkil edecektir.

Bilindiği veçhile Sovyetler Birliği şim­diye kadar 14 memleketin birden üye­liğe kabulü için ısrar ediyordu.

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler siyasî komisyonu GMT ayariyle 20.15 te Fas hakkında­ki müzakerelerine devam etmiştir.

İlk olarak söz alan Suriye delegesi Zey-nettin, 13 Aran v.e Asya devletinin Fas hakkındaki teklifini arzederek bu ta­sarıyı hazırlamış olan grupun bunun hakkındaki düşünceleri, hattâ daha başka teklifleri dinlemeyi arzu ettiği­ni belirtmiştir.

Yeni Zelanda delegesi Monroe'nin ka-naatinc.c komisyon, Fransız - Fas mü­zakerelerinin tekrar başlaması temen­nisinde bulunmaktan fazla bir şey ya­pamaz. Monrce bu arada Aran - Asya teklifi aleyhinde oy vereceğini belirte­rek bu tasarmm gayri amelî bulduğunu, söylemiş ve bilhassa Fas'a beş yıl için­de bağımsızlık tanınmasını derpiş eden maddeyi tenkit etmiştir.

Bunu müteakip salı sabahı toplanmak üzere komisyon toplantısına ara ve­rilmiştir.

14 Ekim 1953

 Birleşmiş Milletler :

Suriye hükümeti, Güvenlik Konseyi üyelerine gönderdiği bir nota ile Kon­seyin dikkatini, Suriye ile İsrail arasındaki gayri askerî bölgede İsrail ta­rafından girişilen faaliyete çekmekte­dir. Notada bu inşa faaliyetinin Suri­ye - İsrail mütareke anlaşmasına ay­kırı olduğu belirtilmektedir. Bununla beraber Suriye Konseyden şimdilik bu meseleye müdahale etmesini isteme­miştir.

 Birleşmiş Milletler (N.ew-York) :

Bu sabah siyasî komisyonda Fas mese­lesi müzakere edilirken 8 hatip söz al­mıştır. Evvelâ konuşan İsveç delegesi Oscar Thorsing şunları söylemiştir :

"Genel kurul. Fransa ile Fas arasında sulhsever münasebetlerin sağlanması için bazı tavsiyelerde bulunmak salâ­hiyetini hâizdir, fakat Fransa'ya hi­maye ettiği tonraklarda bazı tedbirler alması mecburiyetini yükletemez.»

İsveç delegesine göre, bununla beraber-

ransa Fas meselesinde her zaman gös­terdiği basiret ve realizmi gösterme­miştir.

Norveç murahhası Jens Boysen de, »Fas'a 5 yıl zarfında hükümranlık ve istiklâl temin etmek üzere gerekli bü­tün tedbirlerin alınmasını» istiyen Arap - Asya teklifine muarız olduğunu söylemiş ve bu teklif kabul edilecek olursa, o takdirde Birleşmiş Milletler teşkilâtının, Fas'ın idaresinde Fransa ' ile müsavi sorumluluk kabul ettiği mâ­nası çıkacaktır» demiştir.

Bunu müteakip İsrail delegesi söz al­mış ve «her şeyin bir zamanı vardır, şimdi karşılıklı anlayışın teessüsü için müzakere ve uzlaşma zamanıdır» de­miştir.

Bundan sonra Birleşmiş Milletlerin Kuzey Afrika meselelerine müdahale etmesi lüzumunu savunan tez Endo­nezya, Sovyet Rusya ve Meksika ta­rafından müdafaa edilmiştir.

Endonezya murahhası Abu Hanifa şid­detli bir ifade ile Fransa'nın Fas'ta emperyalist tecavüzü devam ettirdiği­ni iddia etmiş, diğer taraftan Ameri­ka'ya hücum ederek, Amerika'nın söz­de Batı Birliği uğruna memleketlerin istiklâl duvgularım terkettiğini ve bun­lara bigâne kaldığını ileri sürmüştür.

Sovyet Rusya delegesi ise birkaç kısa sözden sonra Arap - Asya blokunu des­teklemiştir.

   Birleşmiş Milletler :

Siyasî komisyon dün öğleden sonraki toplantısında Fas meselesinin müzake­resine devam etmiştir. Bu mevzuda söz alan Amerikan delegesi Lodge, Fas meselesinin barış için bir tehdit teşkil etmediğini ve Birleşmiş Milletlerin her kesin taleplerini karşılamak üzere bir mahkeme halini alamıyacağmi belirt­miştir.

Çekoslovak delegesi ise, Arap - Asya karar suretine taraftar olmuş ve bunu desteklediğini bildirmiştir. Bilindiği veçhile bu teklifte Fas'a beş yıl için­de bağımsızlık verilmesi istenmektedir.

  Birleşmiş Milletler (New-York) :

Suriye'nin Birleşmiş Milletlerdeki daimî temsilcisi Refik Asha, bugün yaptı­ğı basın konferansında, «İsrail umumî mütareke anlaşması hükümlerine uy­madığı takdirde, anlaşmanın bu mem­leket tarafından ihlâli meselesini Gü­venlik Konseyine sunacağız» demiş ve İsrail'i geçenlerde anlaşmayı iki defa ihlâl etmekle suçlandırmıştır. Suriye delegesi bu hareketi, askerlikten tec­rit edilmiş bölgede sivillerin normal hayatlarına başlayacakları yolundaki ek notayı ihlâl olarak vasıflandırmış ve Birleşmiş Milletler genel sekreterini son hâdiselerden haberdar ettiğini bildirm iştir.

15 Ekim 1953

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Bugün siyasî komisyonda Lübnan de­legesi Malik ve Pakistan Dışişleri Ba­kanı Sir Zafirullah Han'ın konuşmalariyle Fas hakkındaki umumî müza­kereler son bulmuştur. Her iki delege de meselenin esaslarını ve buna bulu­nacak hal tarzını kendi görüşlerine gö­re anlatmışlardır.

Lübnan delegesi Malik, Lübnan'ın Fransa'ya bağlılığını belirtmiş ve ona kötülük etmekten ziyade yardım etmek arzusunda olduğunu, esasen Lübna'm Batı ile Doğu, İslâmiyet ile Hıristiyan­lık arasındaki durumu itibariyle böyle bir yardımı yapabileceğini ileri sür­müştür. Lübnan delegesi, bu devirde Fas'ı ve Afrika'yı Arap dünyasından ayırıp bu memleketleri Fransa'nın bir bahçesi haline getirmenin imkânsız olduğunu söyliyerek demiştir ki : Bu şartlar dahilinde tutulacak en basi­retli yol bu memleketlerdeki istiklâl hareketini kabul etmektir. Fransa, İn­giltere ve Amerika'nın basiret ve siya­setleri bir araya gelince bu meselenin halledileceği şüphesizdir.»

Diğer taraftan Pakistan Dışişleri Ba­kanı, Fas meselesinin asıl veçhesinin 9 milyon insanın istiklâl arzusu oldu­ğunu söylemiş ve Fas hakkında bir karar sureti kabul edilmiyecek olursa Birleşmiş Milletlerin itibarını kaybede­ceğini ileri sürmüştür.

 New - York :

Birleşmiş Milletlere yeni üyelerin alınması meselesini müzakere etmek üzere teşkil edilen hususî siyasî komiteye Pe­ru delegesinin, teklifiyle Hollanda, Mı­sır ve Peru delegeleri seçilmiştir.

Sovyet heyeti ilk adımda Bulgaristan, Macaristan, Romanya, Finlandiya ve İtalya'nın kabul edilmesini teklif et­miştir.

Komite çalışmalarına   bugün edecektir.

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Bolivya dün gece Birleşmiş Milletler­de, Lâtin Amerika grupuna mensup ba­zı memleketlerin umumî heyettin, Fas meselesi hakkında geçen Aralık ayın­da aldığı karar karşısındaki durumunu açıklamasını talep ettiğini bildirmiş­tir.

Bu tebliği Bolivya delegesi Dr. Quiroga vermiştir. Bu delege dün siyasî komisyonda bu hususta bir konuşma yapmıştı.

Siyasî komisyonun görüşeceği mese­leler arasında. Fas'ta sıkı yönetimin kaldırılması, siyasî hürriyetlerin iadesi ve beş sene irinde Fransanm Fas'a tam "bir bağımsızlık vermesi meseleleri mevcuttur.

16 Ekim 1953

 Birleşmiş Milletler :

Trieste meselesini tetkik için toplanan Güvenlik Konseyi GMT ayariyle saat 23.35 te dağılmıştır. Konsey ekseriye­tin talebine uyarak müteakip toplan­tısını salı günü yapacaktır. Toplantı­nın cumartesi günü yapılması yolunda Sovyetler tarafından ileri sürülen bir teklif bire karşı 10 oyla reddedilmiş­tir.

 Birleşmiş Milletler :

Özel siyasî komisvon dün ittifakla bir «tavassut komisyonunun »i kurulmasına karar vermiştir. Bu komisvonun vazife­si, anayasanın gerektirdiği şartları hâ­iz olan yeni üyelerin Birlenmiş Millet­lere kabulünü temin maksadiyle bir anlasmaya varılması imkânını araştır­mak olacaktır. Sovyet delegesi bu ko misyon raporunu vermeden, bazı aday­ların hep birden kabulü hakkındaki teklif için oya müracaat edilmesinde ısrar etmemiştir. Komisyon, Peru, Mı­sır ve Hollanda'dan müteşekkildir.

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Suriye hükümeti, İsrail'in silâhtan tec­rit edilmiş bölgede giriştiği su tesisleri çalışmaları hakkında Güvenlik Kon­seyine yaptığı müracaatta bu çalışma­lardan maksadın Şeria nehrinin sula­rının yolunu çevirmek olduğunu ve bu hareketin mütareke anlaşmasını ihlâl ettiğini bildirmektedir.

Suriye müracaatında şu hususları da ileri sürmüştür :

İsrail bu hareketiyle mütareke anlaş­masını üç bakımdan ihlâl etmektedir. Evvelâ silâhtan tecrit edilnüş bölge halkının haklarına tecavüz edilmiştir. İkinci olarak yine bu hareketler neti­cesinde Şeria nehrine sahildar Suriyeliler topraklanın sulayamaz olmuş­lardır. Nihavet İsrail bu suretle silâh­tan tecrit edilmiş bölgenin bir kısmını işgal etmiştir.

 Birleşmiş Mîlletler (New-York) :

Ürdün hükümeti. İsrail kuvvetlerinin Kibya köyünde Ürdünlüleri öldürmele­rini protesto zımnında Birleşmiş Milletlere müracaat etmiş ve bu tecavüz hareketini mütareke anlaşmasının ih­lâli saydığını belirtmiştir. Bu müraca­at bir telgrafla Ürdün Dışişleri Bakanı tarafından Birleşmiş Milletler Genel sekreterliğine yapılmıştır. Ürdün Bir­leşmiş Milletlerin harekete geçmesi­ni talep etmemekle beraber bu hâdise­lerin Güvenlik Konseyi üyelerine bil­dirilmesini istemektedir.

19 Ekim 1953

 New - York :

Ürdün - İsrail arasında çıkan ihtilâfı halletmek üzere İngiltere, Fransa ve Birleşik Amerika'nın isteği üzerine bu­gün, bir topÎ2ntı vapan Birleşmiş Mil­letler Güvenlik Konseyi, Filistin mü­tareke komisyonu başkanı General Bennike'nin davet  edilmesine karar vermiştir. Üç buçuk saat devam eden Konsey müzakerelerinde Lübnan de­legesi Charles Malik, gündeme yalnız İsrail tarafından vâki olan tecavüz hâ­diselerinin alınmasını teklif etmiştir. Bugün umumiyetle gündeme alınacak mevzular müzakere edilmiş ve Konsey çalışmasını yarma kadar tatil etmiş­tir.

  Munsan :

Birleşmiş Milletler Komutanlığı, mem­leketlerine dönmek istemiyen harp esirîeriyle mülakatta bulunan komünist delegelerinin cumartesi günü öğle­den sonra komünist aleyhtarı bir harp esirini «tehdit ettiklerini" ve bu su­retle bu hareketleri meneden prensibi aşikâr bir şekilde ihlâl eylediklerini bildirmiştir. Komutanlık bu sebepten tarafsız mübadele komisyonu başka­nı General Thimayya'dan bu gibi hâ­diselerin tekerrürüne mâni olmak üze­re gerekli tedbirleri almasını istemiş­tir. General Hamblen'in imzasını taşı­yan bu mektupta cumartesi günü vu­kua gelen ve kargaşalıkla neticelenen bir hâdise hatırlatılmaktadır. Bahis mevzuu hâdisede bir Çinli harp esiri hususunda esirler şiddetli bir nümayiş yapmış ve iki taraf personeli birbirle­rine nazik olmayan hitaplarda bulun­muşlardı. General mektubunda, bu esirin birkaç defa Formoza'ya gitmek arzusunu tekrarladığını ve «memleket­lerine dönmek istemiyenlerin» geçe­cekleri kapıya doğru 12 defa yürüdü­ğünü ve her defasında komünistlerin bu esire, «tehditkâr hareketlerle mem­leketlerine dönmek istiyenler kapısın­dan» çıkmasını emrettiklerini ileri sür­müştür.

20 Ekim 1953

  Birleşmiş Milletler (New-York) :

Güvenlik Konseyi, Trieste meselesi mü­zakerelerine bugün öğleden sonra de­vam etmiştir. Bilindiği gibi İtalya ve Yugoslavya müzakerelere iştiraki talep etmişlerdir.

Üç. Batılı büyük devlet bu müzakere­leri takriben 15 gün kadar tehir et­mek arzusundadırlar. Filhakika, Batılıların tavsiyesi üzerine Kolombiya delegesi, Rusya'nın teklifiyle yapılan bu müzakerelerin, meselenin halline yaramıyacağım söyliyerek 4 Ekime talikini istemiştir.

Rus delegesi Vişinski, Kolombiya mu­rahhasının aksine olarak Trieste me­selesi hakkındaki müzakerelere derhal. başlamak lâzım geldiğini söylemiştir.

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler Genel kurulu özel' siyasî komisyonu dün, Güney Afrika, Belçika, Fransa ve Yunanistan delege­lerini dinlemiştir. Bu delegeler, Gü­ney Afrika Birliğindeki Hint asıllı kimselerin tâbi olacağı muamele me­selesinin Birleşmiş Milletler yetkisi dı­şında olduğu yolunda Güney Afrika-nın tezini desteklemişlerdir. Güney Af­rika heyeti başkanı Jooste, tavassut ko­misyonunun tahdidi lehinde geçenlerde Hindistan tarafından sunulan karar su­reti tasarısına hükümetin iştirak etmi-yeceğini bildirmiştir. Hatırlatıldığına göre bu komisyon, Güney Afrika'da oturan Hintli azınlıklar hakkında Hin­distan ile Afrika'yı ayıran ihtilâfta ara­cı rolü oynamak üzere geçen sene ku­rulmuştur. Belçika ve Fransa delege­leri, Birleşmiş Milletler anayasasının,, üyelere, diğer üye memleketlerin mün­hasıran dahilî işlerini ilgilendiren me­selelere müdahale yetkisini vermediği­ne İşaret etmişlerdir. Fransız delegesi­ne göre. Birleşmiş Milletler, ilgili dev­letlerin aralarındaki ihtilâfa bizzat birhal çaresi bulmalarını temenni etmek­le yetinmesi lâzım geldiğini belirtmiştir.

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Güvenlik Konseyi GMT ayariyle saat 20.12 de Trieste meselesi müzakerele­rine başlamıştır.

  Birleşmiş Milletler :

Güvenlik Konseyi bir saat süren bir müzakereden sonra gündeminin ne şe­kilde kaleme alınacağı hususunda itti­fakla bir karara varmıştır. Bu hususta Yunanistan tarafından sunulan bu for­mül şu şekildedir : «Filistin meselesi,, son şiddet hareketlerini ve bilhassa 14 ve 15 Ekimde Kibya'da vukua gelen hâdiseyi dikkat nazara  alarak, mutareke anlaşmalarına riayet ve anlaşma­ların tatbiki hususları, Filistin'de mü­tarekenin kontrolüyle vazifeli teşkilât başkanının raporu.»

Bunu müteakip Konsey meselenin mü­zakeresine geçmiştir.

İlk olarak söz alan İngiliz delegesi Gladwyn Jebb, Ürdün hududunda Kib-ya civarında vukua gelen şiddet hare­ketlerinden hükümetinin çok teessür duyduğunu ve bu hâdiselerin bölgenin güvenliği için bir tehlike teşkil ettiği­ni bildirmiştir. Delege tehlikenin, hu­dut hattı civarında manevraya başlı-yan İsrail birliklerinin mevcudiyetiyle ve Ürdün birliklerinin Şeria nehrinin batı kıyısında mevzi almasiyle arttığı-n; belirtmiştir. İngiliz delegesi, sözle­rini bitirirken, konsey general Bennicke'nin raporuna istinaden durum hak­kında bir karar verinceye kadar, İsra­il ile Ürdünün bu gibi şiddet hareket­lerine mâni olmak için gerekli tedbir­leri almalarını istemiştir.

Amerikan delegesi Cabot Lodge, hükü­metinin bu bölşede barış ve nizamın muhafazasına atfettiği ehemmiyeti be­lirterek, Birleşmiş Milletler anayssası-nm. üye devletlerin şiddete başvurma­larını menettiğini hatırlatmıştır.

Fransız delegesi Hoppenot, gündemin kaleme almış tarzında, Konseyin ana­nevi tarafsızlığından ayrılmış olmasına esef .ettiğini bildirmiş, bununla bera­ber bu mevzuda faydasız bir müzakere açılmasına taraftar olmadığını söyle­miştir. Fransız delegesinin kanaatince İsrail ile komşu olan Arap devletleri arasında vukua gelen son hâdiseler yal­nız mahallî güvenlik için değil, ayni zamanda Milletlerarası güvenlik için tehlikeli bir durum doğurmaktadır.

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği, Birleşik Amerika'daki Ürdün Elçisi ta­rafından Güvenlik Konseyi reisine 16 Ekimde gönderilen bir mektubu bugün yayınlamıştır,

Ürdün Elçisi bu mektubunda, 14 Ekim­de İsrailliler tarafından Kibya köyüne yapılan tecavüzün çok vahim bir hare­ket olduğunu belirtmekte ve bu bölge­de harp çıkmasına sebep olabileceğini ilâve eylemektedir. Ürdün Elçisi, Birleşmiş Milletler teşekküllerinden her hangi birinden muayyen bir hareket ta­lep etmemekte, fakat umumî olarak, teşkilâtın ve bilhassa 25 Mayıs 1950 tarihli üçlü beyannameyi imzalamış olan Fransa ile İngiltlere ve Birleşik Amerika'nın derhal ve müessir şekilde müdahalelerini istemektedir.

Üç Batılı devlet de Filistin meselesini, bu son hâdisenin ışığı altında Güven­lik Konseyine götürmüş bulunmakta­dır.

21 Ekim 1953

  Birleşmiş Milletler :

Siyasî komisyon bugün Tunus mesele­sinin müzakeresine başlamıştır. Fas meselesinin görüşülmesi sırasında ol­duğu gibi, Fransız heyeti müzakerele­re katılmamaktadır.

İlk olarak söz alan Lübnan delegesi Halil Takiyeddin. Tunus için beş mad­delik bir program sunmuştur. Bu prog­ramda sıkıyönetimin kaldırılması, mil­liyetçi liderlerin affı ve Tunusa avdet­lerine müsaade edilmesi, demokrat mü­esseselerin kurulması ve serbest seçim­ler yapılması, siyasî sorumlulukların. Tunus'lulara devri, Fransa ile Tunus milletinin hakikî temsilcileri arasında, tam bir bağımsızlık bağışlamak üzere müzakerelere yeniden devam edilmesi tavsiye .edilmektedir.

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Bugün siyasî komisyonda söz alan Lüb­nan delegesi, eğer Fransa, Tunus hal­kının hukukunu tanıyacak olursa, nü­fuz ve itibarından hiçbir şey kaybet-miyeceğini belirtmiş ve şöyle demiş­tir :

Fransa, vaktiyle Suriye ve Lübnan-da yaptığı gibi, Tunus milletinin haki­kî temsilcilerine elini uzatırsa bu mem­leketin ancak dostluğunu kazanır. Fil­hakika bugün Suriye ve Lübnan Fran­sa'nın en iyi iki dostu değil midir?»

Bun-dan sonra kürsüye gelen Belçika delegesi v.e ayan üyesi Hubert Rassart Birleşmiş Milletlerin Tunus meselesini incelemeğe yetkili olmadığını söylemiş ve söyle demiştir :

Hürriyet, istiklâl v.e demokrasi keli­melerinin ihtiva ettikleri sosyal mâna­ları iyice tayin etmek ve bunlar üzerinde mutabakata varmak lâzımdır.

 Birleşmiş Milletler (New-York):

Eirleşmiş Milletler teşkilâtı nezdindeki İsrail murahhas heyeti dün Güvenlik Konseyine müracaat ederek Ürdün hü­kümetinin mütareke anlaşmasını mut­tasıl ihlâl ettiğini ve Ürdünlülerden as­ker ve başıbozuk bir takım kıtaların sivil îsrail halkına karşı tecavüzlerde bulunduğunu bildirmiştir. İsrail mu­rahhas heyeti ayni zamanda Arap memleketlerinin bu bölgede daimî bir gerginlik idamesine çalıştıklarını ve İsraille müzakere yoluyla sulhun tesi­sine yanaşmadıklarını da iddia etmiş­tir.

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Dün aksam Güvenlik Konseyinde Tri-este meselesi bahis mevzuu olduğu za­man, Sovyet delegesi Vişinski söz ala­rak, Trieste'ye dair İngiliz - Amerikan "kararmm Yugoslavya ve İtaîyanm pro­testolarına yol açtığını söylemiş ve aradaki tezatların İtalyan sulh and-"lasmasiyle bertaraf edilmesi lâzımge-lirken, 8 Ekim 1953 tarihli İngiliz - Amerikan beyanatiyle bilâkis şiddetlen-dirildiğini ve bu beyanat neticesinde-dir ki Milletlerarası gerginliğin arttı­ğını ilâve etmiştir.

Müteakiben söz alan Kolombiya de­legesi, vaziyetin gayet vahim olduğu­nu reddetmemekle beraber, Trieste'ye bir vali seçmek bahsinde şimdi Güven­lik Konseyinde açılacak müzakerenin, dört büyük devlet arasmda mutabakat mümkün olmadıkça, zaman kaybından başka bir şeye yaramıyacağmı, halbu­ki şimdi üç büyük devletin bir anlaş­ma sağlamak için ve İtalya ile Yugos-lavyanm kabul edebilecekleri bir hal sureti bulmak yolunda gayret sarfet-mekte olduklarını, binaenaleyh bu şart­lar dahilinde konseyin derhal müzakereye başlamasının faydalı olmıyacağmı ' belirtmiştir.

Kolombiya delegesinden sonra söz alan  İngiliz murahhası Sir Gladwyn J.ebb, müzakerenin taliki hususunda Kolombiya  delegesini  destekîiyerek şunları söylemiştir : Trieste'ye bir vali seç­mek hususunda derhal mutabık kala­bilmemiz uzak bir ihtimaldir. Bu ko­nuda Konsey dahilinde bir müzakere açılması heyecan ve iğbirarı yatıştıra­cak yerde şiddetlendirir.»

Tekrar söz alan Vişinski, bu hususta Gladwyn Jebb kadar kötümser olma­nın mânası olmadığım söylemiş ve dün bir ihtilâf halinde iken bugün birer anlaşmaya mevzu teşkil .eden bir çok meseleleri misal olarak zikretmiştir. Vişinski demiştir ki:

Bu kadar bedbinlik Birleşmiş Millet­ler teşkilâtının deruhte etmiş olduğu vazifenin mahiyetiyle gayri kabili teliftir. Trieste'ye bir vali seçmek mese­lesinin anlaşmaya bağlanamıyacağım düşünmek için hiçbir sebep yoktur. .

Fransa adına söz alan Henri Hoppenot, hâlen üç büyük devlet tarafından Tri-.este meselesini halletmek için yapılan müzakerelerin tamamen serbest bir münakaşa havası içinde cereyan etme­si lâzımgeldiğini söylemiş ve bu sebep­ten Ötürü Güvenlik Konseyi müzake­relerini talik etmek bahsinde Kolom­biya delegesinin teklifini desteklemiş­tir.

Fransız murahhasmdan sonra tekrar müdahale eden Vişinski, Trieste'ye va­li seçmek için derhal müzakere açıl­masını istemiş ve demiştir ki:

Durum naziktir. Ve bu bölgeden sıç­rayacak kıvılcım bütün Avrupa'da yangın çıkarabilir.

Neticede bir aleyhte (Sovyet Rusya), bir müstenkif (Lübnan) a karşı Gü­venlik Konsevi Trieste müzakerelerini 2 Kasım tarihine talik etmeğe karar vermiştir.

22 Ekim 1953

 Birleşmiş Milletler :

Genel Kurul siyasî "komisyonu bugün GMT ayariyle saat 16.00 da Tunus me-polesinin müzakeresine devam etmiştir. İlk olarak söz alan Mısır delegesi Ah­met Celâlettin Abdülrezzak Fransa'yı, Tunus milletini, Fransız halkının ta­hakkümü altında bırakmakla itham etvamla, «Tunus beyinin tehdit altında imzaladığı kararnamelerin Tunus'taki Fransız Genel Valisine mutlak bir sa­lâhiyet bahşettiğini» belirtmiş ve böy­le bir rejimin Tunus'lulan nasıl bağım­sızlığa götürebileceğini sormuştur.

Başka söz alan olmadığından siyasî komisyon GMT ayariyle saat 17.30 da toplantıya ara vermiştir. Öğleden son­raki toplantıda Hindistan delegesi söz alacaktır. Bu arada Suriye delegesi de Arap - Asya grupunun bir karar su­reti arzedeceğini haber vermiştir.

Bu müracaat, İsrail'in Birleşmiş Mil­letler nezdindeki heyet başkanı Abra Eba'nm imzasını taşıyan bir mektupla Güvenlik Konseyi başkanı William Corberg'e yapılmıştır.

23 Ekim 1953

  Birleşmiş Milletler:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, ka­dın haklarını desteklemek ve korumak maksadiyle, genel sekretere, ilgili dev­letlerin talebi üzerine, mevcut teknik yardım programları  çerçevesine     gir-miyen yardımları da yapmak yetkisini vermiştir. Genel kurul, ırk farkı göze­tilmesine nihayet vermek ve azınlık­ları korumak maksadiyle de ayni ma­hiyette yardımlarda    bulunabileceğini belirtmiştir.

 Birleşmiş Milletler :

Siyasî komisyonda bu sabah Tunus me­selesi hakkında cereyan eden müzake­reler sırasında yalnız Irak ve Pakistan delegeleri söz almışlardır.

Irak delegesinin kanaatince, Tunus'ta­ki durum «geçsn senedenberi çok faz­la fenalaşmış, Fransız makamları as­kerî ve polis baskısını arttırmış ve da­ha da geni§1 etmişlerdir.»

Pakistan delegesi ise Fransa'yı Tunus-ta «meşrutî bir demokratik hükümetin kurulmasına engel olmakla» itham ede­rek §Öyle demiştir : «Birleşmiş Millet­lerin, Tunus milletine ümitsizliğe düş­memesi ve ümitsizce usullere başvur­maması gerektiğini göstermesi elzem­dir.»

Pakistan delegesi bu arada, Arap-Asya bloku tarafından sunulan    teklifin, «bugünkü taleplerin asgarisini»   teşkil-ettiğini belirtmiştir.

Öğleden sonraki toplantıda Sovyet, Yemen ve Suriye delegeleri söz ala­caklardır-

   Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler bütçe komisyonu 1954 senesi bütçesi müzakerelerinin so­nunda alman kararlar, Sovyet Kusya-nın şiddetli protestosuna maruz kal­mıştır.

Bütçe komisyonu, Birleşmiş Milletle­re yapılacak yardımları muhtelif mem­leketlerin millî gelir nisbetine göre hesaplıyarak Sovyet Rusya'nın 1954 se­nesinde Birleşmiş Milletlere yapacağı yardım miktarının yüzde 1.87 arttırıl­masını kabul etmiştir.

Bu hususta söz alan Sovyet delegesi Tsarapkin, her sene Sovyet yardımı­nın arttırılmasının bir âdet haline gel­diğini söylemiştir.

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Yetkili mahfillerde serdedilen kanaate göre, Amerika Dışişleri Bakanı Foster Dulles, bilhassa geçen ilkbaharda Orta Doğu'ya yaptığı seyahattenberi Arap mültecilerin Filistin'e dönmelerinin imkânsız olduğu neticesine varmıştır. Foster Dulles bu ziyareti sırasında, ay­ni zamanda diğer Arap memleketleri­nin iktisadî kaynaklarını zenginleştir­meden bu memleketlere mültecilerin kabul edilemiyeceğini de anlamıştır.

Orta Doğu işlerinden anlıyan Ameri­kan uzmanlarının belirttiklerine göre, Ürdün, Suriye ve Mısır 900,000 mülte­ciyi kabul edebilmek için ziraate salih topraklarının mesahasını çoğaltmalı-dırlar. Bu bakımdan Şeria nehrinin su­larının kullanılması tasarısı Ürdün'de ve Suriye'de geniş toprakların sulan­masına imkân verebileceği gibi, Sina yarımadasının sulanması da tasavvur olunabilir.

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, ye­ni üyelerin alınması meselesine bir halçaresi bulmak maksadıyla Peru, Hol­landa ve Mısır delegelerinden müteşek­kil bir tavassut komisyonu kurmaya ittifakla karar vermiştir. Bu komisyon Güvenlik Konseyi üyeleriyle beraber çalışacaktır.

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Bir­leşmiş Milletlerin Filistin mültecil eriy­le ilgili yüksek komiserinin vazifesini 5 yıl temdit etmiye karar vermiştir. Sir Hollandalı olan yüksek komiser Van Goedhart kendisine bir yardımcı tayin edecek, fakat bu şahıs Hollan­dalı olamıyacaktır. Bu teklifler aley­hinde yalnız Sovyet bloku memleket­leri oy vermiştir.

24 Ekim 1953

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler günü bugün, Bir­leşmiş Milletler genel kurul binasının dışında bir anfiteatr haline getirilen, bir sahada kutlanmıştır. Sahanın etra­fına altmış üye devletin bayrakları çe­kilmişti. Genel sekreter Dag Hammarskjoeld, Genel Kurul Başkam Ba­yan Pandit, Birleşmiş Milletler Ame­rikan Birliği temsilcisi Bayan Eleanor Roosevelt ve bütün üye devletlerin temsilcileri Tribünde yer almıştı. Ban­do muhtelif havalan ve bu arada Sostakoviç'irt bestelediği ^Birleşmiş Mil­letler şarkısını» çaldıktan sonra Bayan Pandit ve Hammarskjoeld günün ehemmiyetini belirten birer konuşma yapmışlardır.

26 Ekim 1953

  Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler siyasî komisyonu saat 15.50 de Tunus meselesinin mü­zakeresine devam etmiştir.

Komisvon sadece Arap - Asya blokunun bir takririni tetkik etmiştir. Arap - Asya blokunun takririnde, Tu­nus halkmm tam hükümranlık ve ba­ğımsızlık hakkına sahip olması için gereken bütün tedbirlerin alınmasını tavsiye eden kısmı 19 aleyhte ve 5 müstenkife karşı 32 oyla kabul etmiş­tir.

Bunun genel kurul tarafından tasdik edilmesi için gereken üçte iki çoğun­luk temin edilmemiştir.

27 Ekim 1953

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Güvenlik Konseyi, saat 20.08 de îsrail ile Arap memleketleri arasındaki gerginliğin v.e bilhassa Kibya hâdisesinin müzakeresine    devam    etmiştir.

Konsey. General Bennike'yi müzakere­lere iştirake davet etmiştir.

İlk söz alan Birleşmiş Milletler Ge­nel sekreteri Dag Hammarskjoeld ilgili devletlerden, gerginliği arttıracak bir şey yapmamalarını ve konseyin gay­retlerini tehlikeye sokacak harekette bulunmamalarını İstemiştir.

Müteakiben, general Bennike, İsrail ile komşuları arasındaki meseleyi Gü­venlik Konseyine sunan üç batılı dev­letle mutabık olduğunu bildirmiş ve meselenin konsey tarafından incelen­mesi gerektiğini ilâve etmiştir.

General Bennike, mütareke anlaşmala­rının Orta - Doğuda barışın ihlâline karşı bir mâni teşkil ettiğini ve yerlerine barış antlaşmaları ikame edil­meden önce bunlardan sarfı nazar edil­memesi lâzım geldiğini söylemiştir.

 Birleşmiş Milletler :

Mikrop harbi hakkında komünistlerin, açtığı kampanyayı tetkik etmekte olan siyasî komisyona Sovyetler bir karar sureti arzetmişlerdir- Bu karar sure­tinde, mikrop harbi yapılmasını meneden 17 haziran 1925 tarihli Cenevre anlaşmasına katılmıyan veya katılıp ta tasdik etmiyen bütün devletler bu an­laşmayı tasdike davet olunmaktadır. Sovyetler genel kurulun son toplantı­sında buna müşabih bir teklif daha arzetmislerse de bu reddedilmişti.

 Birleşmiş Milletler :

Sovyet delegesi Vişinski bugün yaptığı konuşmada, Kore harp esirlerinin mü­badelesi programını baltaîavan başlıca unsurlar Güney Kore Cumhurbaşkanı Ehee'nin ajanları ile Milliyetçi Çin Mareşali Çan Kay Şek'tir demiştir,

   Birleşmiş Milletler (New-York)  :

İsrail, Şeria nehri çalışmalarını mu­vakkaten durdurmayı kabul etmiştir.

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun, geçen toplantı devresinde Fransız, Şili ve Haiti delegelerinin iştirakiyle, Gü­ney Afrika'daki ırkî azınlıklar mesele­sini tetkik etmek üzere kurulan ko­misyon raporunu genel kurula vermiştir. Bu raporda şöyle denilmekte­dir : «Güney Afrika hükümeti tarafın­dan takip olunan ırk farkı gözetici po­litika, Birleşmiş Milletler anayasasına aykırıdır. Bu politika ancak Afrika'da "beyazlar aleyhine hasmane duyguların doğmasına sebebiyet verebilir.»

28 Ekim 1953

 Birleşmiş Milletler (New-York)   :

İsrail büyük elçisi Abba Eban bugün yaptığı basın konferansında Birleşmiş Milletler Filistin mütareke heyeti baş­kanının raporunun doğru olmadığını iddia etmiştir. Bu raporda, muntazam İsrail ordu birliklerinin geçen hafta bir Ürdün köyüne taarruz ederek 53 Arabi öldürdükleri bildirilmekteydi. Eban bu konuşmasında Filistin'deki, gergin durumun siyasî olduğunu ve ancak siyasetle halledilebileceğini söy­lemiştir.

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler teşkilâtı nezdinde çalışan gazetecilerin cemiyeti tarafın­dan dün şerefine verilen bir Öğle ye­meğinde söz alan Sovyet murahhas he­yeti başkanı Andrei Vişinski, Kore me­selesinde rastlanan güçlüklere rağmen, memleketinin, Kore'de harbin tekrar başlamaması yahut Uzak - Doğu veya dünyanın her hangi bir bölgesine ya­yılmaması için gerekli bütün tedbirle­ri almaya hazır olduğunu söylemiştir. "Vişinski, bu yolda, mütekabil menfa­atlere saygı esası üzerinden açılacak müzakereler  sayesinde halledilemiyecek hiç bir meselenin mevcut olmadıgına dair Sovyet Başbakanı Malenkoî tarafından söylenmiş olan sözleri tekrarlamıştır.

Gazetecilerden biri Vişinski'ye, Kore siyasî konferansını hazırlamak üzere hâlen Panmunjom'da Arthur Dean ile komünist murahhasları arasında cere­yan etmekte olan görüşmelerin muvaf­fakiyet şansları hakkında ne düşün­düğünü sormuş, buna cevaben Sovyet murahhas heyeti başkanı şunları söy­lemiştir :

Hattâ mikroskopla dahi bakılsa, Ame­rikalıların, Kore siyasî konferansıma tarafsız memleketlerin de iştirakini ar­zu ettiklerine dair bir belirti görmek mümkün değildir.

Vişinski, bu sözlerinden sonra, siyasî konferansa Hindistan, Pakistan, Endo­nezya ve Birmanya'nın da iştirakini is-tiyen Çin - Kore teklifini yeniden des­teklemiştir.

Atom enerjisinin kontrolü bahsinde so­rulan bir suale kargı, Vişinski her za­manki sözlerini tekrarlıyarak demiştir ki:

Memleketim, atom silâhlarının beynel­milel yoldan ve sıkı surette kontrolü­ne, ayni zamanda bu silâhların kayıt­sız şartsız olarak yasak edilmesine ta­raftardır.

Müteakiben, bilhassa Amerikalı gaze­tecilere hitaben Vişinski şunları söyle­miştir :

Amerikan basını,  işin sonunda, Atom. silâhları ve bilhassa Hidrojen silâhları yarışının bir cinnet olduğunu anlıya-çaktır.

Yine kendisine sorulan bir sual müna­sebetiyle Sovyet murahhası, Batılı dev­letlerle Orta - Doğu memleketleri ara­sında aktedilen askerî anlaşmaları şid­detle tenkit etmiş ve Orta - Doğu mem­leketlerini kimse tehdit etmiyor, ancak bu anlaşmalardır ki sulh için bir teh­like teşkil eder, demiştir.

Nihayet Sovyet Rusya'nın, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunu memleketin­de toplantıya davet edip etmemesi ih­timaline dair bir sual soran gazeteci­ye karşı Vişinski hiç bir cevap verme­miş sadece asabiyetini izhar etmiştir.

  Birleşmiş Milletler (New-York) :

Güvenlik Konseyi dün akşam İsrail-A-rap ihtilâfını incelemek üzere toplan­dığı zaman İsrail delegesi Eban söz alarak, ihtilâfın tetkiki sırasında^ Şeria nehri üzerinde çalışmaların durdurul­ması konseyin vazifesini kolaylaştıra­cak ise, hükümetinin buna razı oldu­ğunu söylemiştir. Daha evvel Pakistan delegesi, meselenin tetkiki sırasında "bu çalışmaların durdurulmasını teklif etmiş bulunuyordu.

İsrail delegesinin bu beyanatı üzerine Güvenlik Konseyi başkanı derhal bu­nu reye koymaya teşebbüs etmiş ise de, Fransız murahhası Hoppennot müdaha-îe ederek esasen İsrail hükümetinin: yapmayı va'dettiği bir şeyi reye koy­maya mahal bulunmadığını söylemiş -ve konseyin ancak, İsrail delegesinin beyanatını not etmekle yetinmesini ile­ri sürmüştür.

Fransız delegesi beyanatını teyiden sunduğu bir kapar sureti tasarısında şöyle demiştir:

«Güvenlik Konseyi, meselenin tetkiki sırasında, İsrail hükümetinin Şeria su­ları üzerinde yapmakta olduğu bazı tesislerin inşaatını durdurmak kararın­da olduğunu öğrenmiş ve bu kararı memnuniyetle kaydetmiştir.»

Fransız teklifi bilhassa Lübnan, Sov­yet - Rusya ve Yunanistan tarafından hararetle tasvip edilmiştir. Bu karar sureti ittifakla kabul edildikten sonra, cuma günü Grenvic ayariyle saat 20 de tekrar toplanıp müzakereye devam edilmek üzere celseye son verilmiştir.

29 Ekim 1953

 Birleşmiş Milletler :

Güvenlik Konseyi bugün GMT ayariyle saat 20.15 te toplanarak İsrail ile Arap memleketleri arasındaki gerginlik belirtilerini ve bilhassa İsrail ile Ür­dün arasında anlaşmazlıkları tetkike başlamıştır.

Konsey, mütareke kontrol komisyonu kurmay başkanı General Bennicke ile İsrail delegesi Abba Eban'ı konsey ma­sasında y.er almaya davet etmiştir.

İngiliz, Fransız ve Amerikan temsilci­leri General Bennicke'ye muhtelif su­aller sormuşlar ve bu arada müşterek mütareke komisyonlarının hudut hâ­diselerini Önlemeye yetecek kadar per­sonele, otomobile ve teçhizata sahip olup olmadığını bildirmesini istemişler­dir. Bundan başka İsrail'in Kibya'ya taarruzunun husule getirdiği zararlar ye Ürdünlülerin bu hâdiseden önce İsrail topraklarına yaptığı baskınlar hakkında izahat istenmiştir.

Güvenlik Konseyi bir Ürdün temsilci­sinin, ayni meselenin müzakeresine ge­lecek toplantıdan itibaren katılmasını istemeye de karar vermiştir.

30 Ekim 1953

 Birleşmiş Milletler :

Amerikan heyeti, Amerikan Erkânı Hariyesinin Kore'de komünist kuv­vetler tarafından esirlere yapılan zalimane hareketler hakkındaki raporunun asamble gündemine kaydolunması hu­susunda talepte bulunmağa dün akşam karar vermiştir.

Çarşamba günü Washington'da yayın­lanan bu rapora göre, Kore harbi müd-detince, Çin - Kore'liler 17.000 sivil ve 11.000 den fazla askere zulmetmişler­dir. Bunlardan 6.113 ünün Amerikalı olduğu açıklanmaktadır.

22 Ekim 1953

 Amman :

Arap Birliği siyasî komitesi dün baş­bakanlıkta iki saat süren bir toplantı yapmıştır.

Toplantıdan sonra basın mümessilleri­ni kabul eden Ürdün başbakanı Fevzi El Mülkî, başkanlık ettiği bu toplan­tıda komite çalışmalarının gündeminin hazırlandığını ve bu gündemin Ürdün tarafından teklif edilmiş olduğunu söy­lemiştir.

Başbakanın verdiği malûmata göre, komitedeki murahhaslar yarın sabah­tan itibaren (bugün) hudut köylerini ve bilhassa İsrail tarafından son tecavüz hareketlerine girişilmiş olan Kibya köyünü gezmeğe başlıyacaklardir. Öğleden sonra Amman'da tekrar top-lanılacaktır.

El Mülki, dünkü toplantı sırasında, Ür­dün murahhas heyetinin, 1949 dan ya­ni mütareke tarihindenberi İsrail'in gi­rişmiş olduğu tecavüz hareketleri hak­kında diğer murahhaslara geniş malû­mat verdiğini de ilâv.e etmiştir.

Basın konferansından sonra Başbakan saraya giderek komitenin bu ilk top­lantısı hakkında kral Hüseyin'e malû­mat vermiştir.

Komite toplantısında hazır bulunan de­legelerden birinin bildirdiğine göre, toplantı tam bir anlayış ve samimiyet havası içinde cereyan etmiştir.

2 Ekim 1953

 Belgrad :

Yugoslav Tanjug Ajansının bu sabah­ki neşriyatında belirtildiğine göre, Tür­kiye, Yugoslavya ve Yunanistan ara­sındaki savunma paktı için teşkil edil­mesi derpiş edilen daimî sekreterlik hususundaki hazırlıklar sona ermek üzeredir.

Tanjug Ajansı şunları ilâve etmekte­dir:

«Kurulması derpiş edilen genel sekre­terlik, pakt hükümleri gereğince teş­kil edilecek askerî, siyasî, ekonomik ve kültürel komisyonların idaresinden mesul olacaktır.

Uzmanlardan müteşekkil bulunan bu komitelerden maada gündelik işlerle meşgul olmak üzere bir de idarî tek­nik büro kurulacaktır.

Genel sekreterlik merkezi sıra ile üç hükümet merkezine taşınacaktır.

Sekreterlik ilk olarak, Dışişleri Vekil­lerinin bundan sonraki toplantılarını yapacakları Belgrad'da teşkil edilecek ve görüşmelerin  sonunda  müteakip toplantıların yapılacağı hükümet mer­kezine nakledilecektir.

Sekreterlik faaliyetlerine dair hüküm­ler her üç hükümet tarafından tasdik edilir edilmez işe bağlıyacaktır. Birkaç güne kadar sekreterlik nizamnamesi­nin tasdik edileceği tahmin edilmekte­dir.»

Tanjug Ajansı şunları ilâve etmiştir :

«Türkiye ve Yunanistan'ın Belgrad Bü­yük Elçileri sekreterlikle memleketle­rini temsil edeceklerdir. Ankara rad­yosunun bildirdiğine göre Yugoslavya, Belgrad hükümetinin Ankara'daki eski Büyük Elçisi Ljubomir Radavanoviç tarafından temsil edilecektir.

Sekreterliğin teşkili Yugoslav efkârı umumiyesi tarafından son derece mü­sait olarak karşılanmıştır. Muhakkak olan bir şey varsa o da yeni teşkil edilecek sekreterliğin Balkan paktının günden güne terakki eden dinamik bir topluluk olduğunu ispat etmesidir.»

Belgrad'daki siyasî mahfiller, Balkan paktı sekreterliğinin teşkil edilmesiyle son zamanlarda büyük terakkiler kay­deden Balkan paktı devletleri arasın­daki işbirliğinin daha kuvvetleneceği­ne kani bulunmaktadırlar. 

15 Ekim 1953

France Presse Ajansı muhabiri bildi­riyor :

Londra siyasî mahfillerinde serdedilen kanaate göre, burada toplanacak üçlü. konferansın en mühim mevzuunu As­ya meseleleri teşkil edecektir. Konfe­ransın gündeminde Milletlerarası bü­tün büyük meseleler vardır, fakat iki vakıa, Uzak - Doğu'daki durumun bi­rinci plâna alınmasını icap ettirmek­tedir. Bunlardan birincisi Kore siyasî konferansı için tayin edilen tarihin çok yakın oluşudur. İkinci ve belki daha mühim olan vakıa, Asya meseleleri­nin halli bahsinde İngiltere ve Ame­rika'nın görüşleri arasındaki ayrılığın şimdiye kadar hiçbir zaman tamamen "bertaraf edilmemiş olması ve şimdi her zamankinden daha ziyade, noktai na­zarların birleştirilmesi lüzumudur.

Bu itibarla cuma günü başlayıp pazar gününe kadar devam edecek olan üç Dışişleri Vekili konferansının evvelâ bir İngiliz - Amerikan görüşmesiyle açılması tabiî görülmektedir. Bu yolda ilk temas, Sir Winston Churchill'in bu receği ziyafette sağlanmış olacaktır. akşam Jonh Foster Dulles şerefine ve-Anthony Eden'in de iştirak edeceği bu ziyafete Fransız Dışişleri Vekili Bi-dault gelemiyecek, çünkü o sırada an­cak Londra'ya vasıl olmuş bulunacak­tır.

Uzak - Doğu bahsinde karşılaşılan güçlüklerin merkezini komünist Çin'e karşı takınılacak tavır teşkil etmekte­dir. Bilindiği gibi üç büyük Batılı dev­letten ancak İngiltere komünist Çin'i tanımıştır. Londra'da yetkili müşahit­lerin bildirdiklerine göre, komünist Çin'in İştiraki olmadan Asya hakkında umumî bir müzakere imkânsızdır. Esa­sen    Washington    hükümeti    de, Pan

Mun Jom'da ihzari bir konferans ak-tedilmesi hakkında vaki teklifi kabul etmekle bu Hoktai nazara az çok yanaşmış bulunmaktadır. Fakat bugün, için beşli bir konferans tasarısı düşü-nülemezse de, İngiliz noktai nazarmca Kore siyasî konferansının toplanması ve bunun muvaffak olması için gere­ken bütün şartların acilen ihzarı lâ­zımdır. Zannedildiğine göre Sir Wins-ton Churchill'in Foster Dulles'a karşı müdafaa edeceği tez de budur.

Bu noktada Fransız görüşü hissedilir derecede noktai nazarına yakındır. Zi­ra Fransızlar Kore konferansının mu­vaffakiyetini Hindiçini'de müzakere açılması İçin bir başlangıç saymakta­dırlar.

Konferansta Asya meselelerinden ve bugünün en mühim meselesi gibi gö­rünmekle beraber mahdut ve mahallî ehemmiyetini muhafaza eden Trieste melesinden başka, Almanya'nın silâh­lanması halinde Sovyet Rusya'ya veri­lebilecek olan garantiler bahsi de gö­rüşülecektir. Sir Ttfınston Churchill'in ileri sürdüğü «Doğu Locarno» su ile alelade ademi tecavüz paktı arasında bu garantilerin bir çok şekli olabilir. Fakat her şeyden evvel Sovyet Rusyaya karşı şimdi böyle bir jest yapma­nın muvafık olup olmıyacağı ve bumıa Sovyet Rusya ile müzakere açılmasına. yardım edip etmjyecegi hususunda mu­tabık kalmak lâzımdır.

17 Ekim 1953

 Londra :

Üçlü konferansta bugün Asya, Kore, Panmunjom görüşmeleri, siyasi konfe­rans, beşli konferans ve Hindicini me­seleleri bahis konusu edilmiştir.

İlk gün görüşülen Trieste meselesi ile îsrail - Ürdün hudut hâdiseleri hakkında hin bir karara varılamadığından bu mevzular ileride bir daha ele alına­caktır.

Rusya'yı, Almanya hakkında Luganora toplanması muhtemel bir konferan­sa davet eden Batılı cevabî notasına gelince, üç Dışişleri Vekilinin arzusu üzerine tadil olunan yeni şekli ile bu metin Dışişleri Vekilleri tarafından tasvibe hazır bir vaziyettedir.

îyi haber alan çevreler Trieste mesele­sinin cuma sabahı çok mufassal bir tetkikten geçirilmiş olduğunu ve bu hususta üç Dışişleri Vekili görüş tarz­larının birbirine çok yakın bulunduğu­nu bildirmektedirler. Şimdiye kadar oyun dışı tutulan Fransa'nın bu hu­susta çok faydalı bir arabulucu rolü oy-nryabileceği hususu reddolunmamakla beraber bu mevzuda Fransa tarafın­dan bir teklif yapıldığı yalanlanmak­tadır.

Bugünkü oturum gündeminin başında Kore meselesi yer almaktaydı. Pan-munjom'da Kuzey Korelilerle bir ih­zari konferans tertip etmeğe hazırla­nan Amerikalılar konferansta Birleş­miş Milletleri temsil edeceklerdir ve Amerika'lilarm bu müzakerelerde ta­kınacağı tavır mütareke antlaşmasın­da derpiş olunan siyasî konferans mu­kadderatını kısmen tayin edecektir. Birleşmiş Milletler fevkalâde toplantı­sında Hindistan'ın siyasî konferansa iş­tiraki hususunda lehte oy kullanan İn­giltere bu hususta Amerika'ya naza­ran daha mülayim bir hattı hareket "takip etme taraftarıdır. Fakat yine İn­giltere, pekâlâ takdir eder ki, Başkan Syngman Rhee Hindistan'ın siyasî kon­feransa iştiraki hususunda tertip etti­ği veto'dan M. John Foster Dulles ta­rafından vazgeçirilm eşeydi Kore'de mütareke akdi mümkün olamıyacakti.

Bu hususta Amerikan ve İngiliz gö­rüşleri arasındaki tezattan doğan du­rumun, Londra üçlü konferansı çalışma programının Belli başlı mevzula­rından birini teşkil ettiğine inanılmak­tadır.

Başkan Eis.enhower ile Sir Winston Churchill arasında vâki, komünist Çin dahil bir beşli konferans toplanması hususundaki, şahsî anlaşma, Kore si­yasî konferansında sağlanacak muvaf­fakiyete bağlı görülmektedir.

Bu vaziyet karşısında Kore meselesi biraz daha ehemmiyet kesbetmektedir. Fransa'nın noktai nazarına göre ise Kore meselesi daha fazla ciddi­yet arzetmektedir. Zira Hindicini me­selesi de yine Kore siyasî konferansın­dan alınacak neticeye bağlanmaktadır.

  Londra :

Vç Dışişleri Vekilleri bu sabahki çalış­malarına saat 11 de başlamışlardır.

Bir saat 25 dakika devam eden top­lantıyı müteakip Fransız Dışişleri Ve­kili M. Georges Bidault, müzakerelerde Uzak - Doğu, bilhassa Kore ve Hindi­cini meselelerinin bahis konusu edil­miş olduğunu bildirmiştir.

18 Ekim 1953

 Roma :

3 Dışişleri Vekilinin bugün neşrettik­leri tebliğde Trieste meselesine temas-eden noktalar hususunda İtalyan resmî mahfilleri her hangi bir yorumda bu­lunmaktan imtina etmişler ve tafsilât beklediklerini ilâve etmişlerdir.

Fakat iyi haber alan kaynaklar resmî tebliğde (A) bölgesinin İtalya'ya dev­redileceği hususunda İngiltere ve Ame-rikan'm teyidinin mevcut bulunmama­sını manidar karşılamaktadırlar.

Ayni kaynaklar şunları, ilâve etmekte­dirler :

Bu teyidin tebliğde mevcut bulunma­ması, Pellayı bazı tadillere ikna etmek hususunda 3 Dışişleri Vekilinin bir ümit beslemekte oldukları hissini uyandırmaktadır.

8 Ekim tarihinde İngiltere ve Amerika tarafından neşredilen tebliğ her iki hükümetin Trieste ile alâkalarını tamamen kesmek niyetinde olduklarını ispat etmekteyse de, 3 Dışişleri Vekili­nin neşrettikleri tebliğin uyandırdığı hisse göre. Batılı devletler Yugoslavya ve İtalya arasında bir tampon vazifesi görmek niyetinde olduklarını ispat et­mektedirler.

 Belgrad :

Londra'da toplanan üç Dışişleri Bakamı konferansından sonra neşredilen tebliğin Yugoslavya'yı ilgilendiren kıs­mı hakkında ilk yorumu yapan Belgrad radyosu ezcümle şöyle demiştir :

Londra konferansının Yugoslavya için hususî bir ehemmiyeti vardır. Batılı devletler Trieste'nin «A» bölgesini İtalya'ya vermek hususunda 3 Ekimde aldıkları kararla bütün dünyada ve hususiyle bizim memleketimizde bü­yük bir fırtına yarattılar.

Belgrad radyosunun yorumcusu bunu müteakip şöyle bir sual sormuştur : Konferanstan sonra neşredilen tebliğ­den mutmain olabilir miyiz? Bu teb­liğin hükümleri pek sarih görünmüyor. Bunlar kat'î bir tavır takınılacak yer­de diplomatik bir durumun ifadesidirler.

Yorumcu bundan sonra tebliğde, Yu­goslav teklifinin kâfi derecede ince­lendiğini gösteren bir işaret bulunmadığım ileri sürerek şunları ilâve et­miştir :

Şimdi üç büyük devletin, gayretlerini ne yola tevcih edeceklerini bilmekte ehemmiyet vardır. Üç büyük devlet Yugoslavya'nın haklı taleplerini ve müdafaa haklarını ve zaruretlerini tes­lim edecekler midir?

Sözcü Yugoslav teklifinin hariçte tambir müzaheret bulduğunu da iddia et­miştir.

 Londra :

Üç batılı devlet Dışişleri Bakanlarının Londra'da akdettikleri konferansta mü­zakere edilmemiş olan Avrupa savun­ma camiası ve Avrupa siyasî birliği meseleleri, Fransız Dışişleri Bakanı Bi-dault ile bir yandan İngiliz Dışişleri ; Bakanı Anthony Eden diğer yandan Amerika Dışişleri Bakanı arasında mü­zakere konusu olmuştur.

'Bu müzakereler hususî mahiyette ce­reyan etmiştir.

Fransız Dışişleri Bakanı bu iki mese­le hakkında ileride zuhur edecek, ih­timallerden bahsetmiş ve Fransa'nın "bu meseleler muvacehesindeki duru­munu açıklamıştır.

İyi haber alan kaynaklardan bildirildiğine göre, Fransız Dışişleri Bakanı­nın bu hususî toplantılarda muhataplarına verdiği izahat bir sabırsızlık ifa­de edecek her hangi bir reaksiyonla karşılaşmamış ve hele bir baskı asla bahis mevzuu olmamıştır.Diğer taraftan Fransız Dışişleri Baka­nı Bidoult, İngiliz ve Amerikan Dışişleri Bskanlariyle Hindicini meselesi­ni de görüşmüştür. Bu mesele üç Dış­işleri Bakanları konferansında bahis mevzuu olmuş ve cumartesi günü. Fransız Dışişleri Bakanının uzun bir izahatına konu teşkil etmiştir. Bununla beraber Fransız Dışişleri Ba­kanı, bu meseleyi hususî müzakereler­de de ortaya atmış bulunmaktadır.

 Paris :

Londra'da toplanan üç Dışişleri kon­feransına iştirak ettikten sonra bu ak­şam uçakla Paris'e dönen Fransız Dış­işleri Bakanı George Bidault Orly ha­va meydanında gazetecilere şu beya­natta bulunmuştur

Halihazır şartlar gözönünde tutulacak olursa, üç Dışişleri Bakanı konferansın­dan daha çok şey ve daha iyi netice­ler beklenemezdi. Konferans sırasında yapılan toplantıların her biri sonun­da parlak neticelerin alınması imkân­sızdı.Fransız Dışişleri Bakanına madam Bi­dault ve Fransız murahhas heyeti üye­leri refakat etmekte idiler. Bidault'yu hava meydanında karşılayanlar arasın­da İngiltere'nin Paris büyük elçisi sir Oüver Harvey de vardı.

19 Ekim 1953

 Paris :

Paris basınının siyasî yorumcularına göre, Londra'da nihayet bulan üç Dış­işleri Vekili konferansının bilhassa şu iki cephesi dikkati çekmektedir.

Lugano'da 9 Kasımda dörtlü bir kon­ferans toplanması hakkındaki teklifin Batılılar tarafından tekrarlanmasından, ibaret müsbet bir veçhe ve tetkik olu­nan diğer meseleler hakkında pek sa­rih olmıyan kararlar.

22 Ekim 1953

 Paris :

Millî Meclis Dışişleri komisyonunda Londra konferansı çalışmaları hakkın­da izahat veren Dışişleri Bakanı Bidault, Fransa'nın, en yüksek kademe­de dörtlü bir konferans fikrine hiç bir zaman itiraz etmemiş olduğunu söyle­miştir.

Trieste meselesine de tesıas eden Dış­işleri Bakanı hâlen açılmış olan müza­kereler yolu ile bu meseleye bir hal tarzı bulunacağını ümit ettiğini belirt­miştir.

Komisyon toplantısından sonra elde edilen malûmata göre, Bidault, Trieste meselesinde, Birleşmiş Milletler mü­zakeresinden ziyade beşli bir konfe­ransın muvaffak olacağına kanidir.

Müteakiben Filistin meselesini bahis mevzuu eden Dışişleri Bakanı, bu me­selenin Birleşmiş Milletlere aksettiril­miş olduğunu kaydetmiş ve hâdisede Fransa'nın tamamen hasbî bir rol oy­namak durumunda olduğunu söyle­miştir.


Bidault, diğer taraftan, Kore hakkın­daki konferansın yakında toplanması temennisiyle bu konferansın Asyada sulhun tesisi ve neticede Hindiçinide müzakereler açılması için bir adım teşkil edeceğini beyan etmiştir.

Daha evvel Dışişleri Bakanı Avrupa Birliği tasarısı İle ilgili müzakerelere temas etmiş bulunuyordu. Bidault'nun kanaatine göre, müstakbel birliğin sa­lâhiyetleri şöyle tayin edilmelidir: Bu camia evvelâ Avrupa kömür ve çelik birliğinin ve Avrupa savunma camia­sının  salâhiyetleri uhdesine almalıdır.

Birliğin bidayetteki salâhiyetleri bun­dan ibaret olunca, iktisadî sahaya bu salâhiyetlerin teşmili ancak birliğe iş­tirak eden devletlerin sarih rizasiyîe olabilir. Birlik salâhiyetlerinin diğer topraklara teşmiline gelince, denizaşı­rı topraklarda vazife ve mesuliyeti bu­lunan devletlerden her biri gerekli be­yanlarla bunu bizzat tayin .etmeli­dirler. Nihayet Avrupa siyasî birliği­nin müesseseleri olarak seçilmiş bir meclis ve hâlen mahiyeti Roma müza­kerelerinde konuşulan bir ayan mec­lisi, diğer taraftan millî bankalardan müteşekkil bir konsey, en sonra da Av­rupa meclisi karşısında mesul olacak bir icra organı düşünülmüştür. 3 devlet tarafından verilen notaların metni aşağıda gösterilmiştir: «İngiliz hükümeti, Amerikan ve Fransız hükümetleriyle yapmış olduğu istişarelerden sonra Sovyet hükümetinin 28 Eylül tarihli notasını ciddi­yetle incelemiştir.

Ayrıca Federal Alman Cumhuriyeti ve Berlindeki Alman makamlarının, da fikirlerine müracaat edilmiştir. Gerek milletlerarası gerginliğin ortadan kaldırılması ve gerek ilgili memleketlerin halkının, devamlı refahının temini için Almanya ve Avus­turya meselelerinin halline ihtiyaç vardır.

15 Temmuz ve 2 Eylül tarihli notalarını hatırlatan İngiliz hükümeti bu­na kanidir ki Avrupa'nın güvenliği dahil belli başlı Milletlerarası mesele­lerin halli ancak dört büyük devlet Dışişleri Vekilleri arasında yapılacak bir toplantıda mümkün olabilir ve yeni bir nota teatisi bu maksadı sağh-yamaz.

Böyle bir toplantı, Sovyet hükümetinin Almanya ve Avusturya mesele­leri hakkındaki görüşlerini açıklamasına da imkân verecektir. Bundan. başka İngiliz hükümeti, bu meselelerdeki görüşlerini meydana koymak­tan memnuniyet duyacaktır. Avusturya meselesinin normal diplomatik kanallar yoliyle müzakere edil­mesi hususunda Sovyet Rusya'nın ileri sürdüğü teklife gelince, İngiliz hü­kümeti şu kanaattedir ki, Sovyet Rusya tarafından bu hususta ileri sürü­lecek her türlü teklif bu hükümet tarafından dikkatle incelenecektir. Sovyet notası ayni zamanda Milletlerarası gerginliğin ortadan kaldırıl­ması için beşli bir konferans teklif etmektedir. İngiliz hükümeti bu şekil­deki gerginlikleri incelemeye ve ortadan kaldırılması için gerekli tedbir­lerin alınmasına daima hazırdır. Fakat, ayni zamanda, bunun müsbet şart­lar altında ve ilgili hükümetlerin tasvibiyle kabul etmeye hazır bulun­maktadır. Dolayısiyle İngiliz hükümeti Kore mütareke müzakerelerinde komünistler tarafından ileri sürülen ve mütareke anlaşması ve Birleşmiş Milletler tarafından tavsiye edilen şartlar dahilinde, siyasî konferansı ka­bul etmiş bulunmaktadır. Bu konferansın hazırlıklarını kararlaştırmak üzere Panmunjom'da bir toplantı yapılması teklif edilmiştir. Sovyet no­tasında bahis mevzuu edilen 4 devlet de, bir an evvel yapılması temenni edilen konferansta temsil edilecektir. Bu konferansın gayesi, Uzak Doğu'-daki gerginlik sebeplerinden birinin ortadan kaldırılması ve böylece dün­yanın diğer kısımlarında mevcut bulunan gerginliklerin sulh yoliyle hal­li için başka bir toplantının sağlanmasını temin etmektir.

Sovyet notasında bahis mevzuu edilen silâhsızlanma gibi meseleler, Bir­leşmiş Milletler genel kurulunda müzakere edilmekte veya müzakere edimek üzere bulunmaktadır. Nitekim Sovyet notasında bahis mevzuu edilen mevzulardan birçoğu Sovyet Rusya'nın teklifi üzerine Birleşmiş Milletler gündemine dahil edilmiş bulunmaktadır.

Bundan maada, İngiliz hükümeti Sovyet Rusya tarafından ileri sürülmek istenilen her hangi bir meseleyi diplomatik kanallar yoliyle müzakereye hazır bulunmaktadır.

Demek oluyor ki, bu suretle birçok meselelerin incelenmesi mümkündür. Ayrıca Lugano'da yapılması mutasavver toplantıda diğer ana meselelerin müzakeresi için yol açılacak olursa dünyadaki gerginliğin ortadan kalk­maması için hiç bir sebep kalmıyacakür.

Lugano'da bir konferansın toplanmasını teklif etmişlerdir. Silâh­lanma meselesi Birleşmiş Milletlerde görüşülüyor. Eğer Rusya iyi niyet gös­terirse, bu meselelerin hepsi de çözü­lür. Fakat Kore siyasî konferansı he­nüz kabul edilmemiştir. Lugano kon­feransı hakkında Moskova baştan sav­ma bir cevap vermiştir. Silâhsızlanma meselesinde de murakabeden kaçmı­yor. Rusya'nın dörtlü toplantıda bu baltalama politikasından vazgeçeceği­ne dair en ufak bir belirti yoktur.

Kaldı ki, dörtlerin toplanmasiyle ve karara varmalariyle de dâvalar çözül­mez. Yetkili şahsiyetler toplantıları harp içinde verimli olmuştur. Zira Roo-sevelt, Churchill ve Stalin hem kendi memleketlerinde mutlak yetki rahibi idiler, hem de dünyanın kaderi hak­kında söz söyliyebilecek durumda bu­lunuyorlardı. Bugün Eisenhovrer, Churchill ve hattâ Malenkof ayni du­rumda değillerdir. Dünya şartları da değişmiştir. Büyükler «kendilerinden daha küçük devletlere eskisi gibi dik­te .edemiyorlar. Çin'in iştirak etmiye-ceği bir toplantıda Çin meselesi görü­şülebilir mi? Moskova, Pekin namına taahhüde nasıl girişebilir? Amerika da Syngman Rhee'ye bile sözünü geçir­mekte zorluk çekmiştir. Bu şartlar al­tında dört büyüğü toplanmasından hiç bir fayda beklenemez. Bunu herkes takdir etmektedir. Fakat bazıları (İn­gilizler ve Fransızlar) için bu bir iç politika konusu halini almıştır. Bazı­ları da (Rusya) böyle bir toplantıda Batılı devletlerin aralarım açacağı düşüncesiyle hareket etmektedirler.

Londra konferansı

14/10/1953  tarihli  (Yeni tan:

Mareşal Tito, bir taraftan gürültülü nü­mayişler yaptırarak Amerika ve İngiliz sefarethane ve istihbarat bürolarına halkı saldırırken diğer taraftan Yugos­lav ahalisine beyannamelerle sükûn tavsiye ediyor. İşin garibi İngiliz ve Amerika Haberler Servisi dairelerine hücum eden ayak takımı İngiliz istih­barat şefini ve Amerika Haberler di­rektörünü de yaralamışlardır. Kalaba­lık bir kütlenin münferit zavallı    ya-

bancı memurlara lâyık gördükleri ve mertlikle hiç telif edilmiyecek âdi ha­reketler, Anglo Sakson ülkelerinde ve bütün medeniyet dünyasında nefret uyandırmıştır. Duyulan bu istikraha karşı, Belgrad hükümeti gerek Ameri­ka, gerek İngiltereye tarziye notaları yollamış ve hâdiselerin cereyan eyledi­ği binaları polis muhafazası altına al­mıştır. Her şey bittikten sonra alman bu tedbirler çok tatmin edici olmamak­la beraber, Belgradm yolladığı notalar­da ve tarziyelerde bir nevi tehdit ko­kusu da vardır. Hâdiselerden dolayı te­essür izhar edildikten sonra deniliyor ki: Maamafih bu haber alma büroları açık tutulur ve halkın ziyaretine im­kân olursa, başka türlü hâdise ve va­kıaların tekerrürü ihtimaline karşı her hangi bir teminat verilemez. Böylece; Belgrad, Anglo-Saksonları, bürolarını zımnen kapamağa teşvik eylemektedir.

Ayni zamanda Belgrad, Trieste pürü­zünün halli için, dörtlü bir konferans akdini teklif eylemektedir. Bu defaki dörtler, ötedenberi alıştığımız dört bü­yükler değil iki büyük ile yani Ameri­ka ve İngiltere ile iki büyük olmıyan devletten yani İtalya ile Yugoslavya-dan teşekkül edecektir.

Tito, böyle bir teklif yapmakla uzlaş­tırıcı bir yol takip etmek niyetinde ol­duğunu göstermek istemektedir. Toplantıdan maksat, (A) bölgesinin İtal­yanlara devrini ve İtalyan askerinin bu mmtakaya girmesini önlemektir. Halbuki İngiliz başkentinden alman ha­berler, Londranm Ekim başlangıcında verilen karardan, yani askerini Trieste-den çekmekten vazgeçmek niyetinde değildir. Amerikanın da fazla yaygara karşısmda kararından nükûl edeceği hiç beklenemez.

Dörtler konferansı haberini, Roma iyi karşılamış ve böyle bir toplantıya memnunlukla iştirak edeceğini ifade etmiştir. Tabiatiyle şu ihtiraî kayıt ile ki, Anglo-Sakson iki büyük devle­tin verdikielri son karar tamamile mahfuz kalacak ve o bahse bir daha, her hangi bir şekilde, rücu edilmiye-cektir. Halbuki Titonun asıl hedefi ise işte bu kararı bertaraf eylemektir.

Sovyet Rusya'nın bu badirede ne ya­pacağı merakla bekleniyordu. Belgrada küskün olan    Kremlinin bu fırtınada İtalya tarafını iltizam ederek Tito'ya Moskova teveccühünü kaybetmenin ne oemek olduğunu hissettirmek istiyece-ğini talimin edenler çok idi. Bahusus ki Sovyetler, son zamanlarda Rqma ile pek iltifatlı bir safhaya girmiş bulu­nuyorlardı. Fakat galiba Slavlık da­marları mı kabarmıştır, yoksa bu fır­sattan faydalanarak yaramaz ve haşa­rı çocuk saydığı Titoyu tekrar baba evine mi çekmek istemiştir. Her ne maksatla ısa Moskova son kararları İtalya aleyhine protesto etmiştir. Moiotof un bu hareket tarzı, bütün İtalya'da, derin tepkiler yaratacaktır ve komünist partinin yani Togliatti'nin durumunu sarsacaktır. Mareşal Tito, dörtlü konferans için alâ­kalılara notalar tevdi ederken Birleş­miş Milletlere başvurmağı da İhmal eylememiştir. Böylece Yugoslavya ne Birleşmiş Milletlere dahil ve hattâ ne de Atlantik camiasına girmiş değil iken bu müesseselerin otoritesinden fayda-lamak istemiştir. Hatırlardadır Tito, Batıya meyleder gibi tavır takındığı günlerde herhangi bir surette Atlantik Paktına girmiy.eceğini ve Birleşmiş Milletlere dahil oimıyacağını tasrih eylemiş ve komünizm akidesinden zer­re kadar fedakârlıkta bulunmıyacağını tebarüz ettirmiş idi. Şimdi, durum ka­rışınca, her çareye baş vurmak yolu tutulmuştur. Mamafih bu teşebbüsler, Titonun, mânâsız ve serkeş bir hare­kette bulunmağa, bütün yaygaralara rağmen, cesaret edemiyeceğini göster­mektedir.

Londra konferansının aldığı kararlar

19/10/953 tarihli (Akşam) dan:

Günün en mühim siyasî olayını Lon­dra'da toplanan üç devlet Dışişleri Ba­kanlarının dün yayınla dıklaln tebliğ teşkil ediyor.

Günlerdenb eri bütün siyasî çevrelerin büyük bir merakla takip ettikleri mü­zakereler sonunda yayınlanan tebliğ dün gecedenberi çeşitli tefsirlere yol açmış bulunmaktadır. Bu tebliğde ele alman başlıca meseleler şunlar olmuş­tur :

 Sovyetlere verilecek cevap nota­sı üzerinde Bakanların tam bir anlaş­maya  varmış  oldukları  bildirilmekte­dir.  Fakat  dün Moskovadaki elçiler tarafından Sovyet Dışişleri Bakanlığı­na tebliğ edilen yeni cevap notasında Almanyada hür seçimler yapılması ve Almanyamn birleştirilmesi meseleleri­
ne dair sarih tekliflerde bulunulmak­tan çekinilmiştir. Notada belli    başlı meselelerin ancak dörtler toplantısında halledilebileceği kaydedilerek   Ruslar, 9 Kasımda Lugano'ya davet edilmişler­
dir. Dışişleri Bakanları tebliğinde   ise cevap notası üzerinde hiç bir yorumda bulunulmıyarak sadece Sovyetlerin bu daveti kabul etmeleri temenni olun­maktadır.

 Tebliğde üçlerin Trieste meselesi­nin halli için gayret sarfına devam ede­cekleri  kaydedilmiştir.   Fakat siyasî, çevreler bu ifadeyi tatmin edici bul­mamaktadırlar. Esasen Dulles de kon­
feransın sonunda Trieste işinin henüz,tamamlanmadığını   söylemiştir.   İngütere ve Amerikanın (A) bölgesinin İtal­yanlara verilmesi hakkındaki karar sa­rih bir şekilde reddedilmediği için teb­
liği tenkit etmektedir. İngiliz kaynak­ları da eski kararın değişmediğini be­lirtmektedirler. Roma    ise   vaziyetten,memnundur.   Sözcüler   Amerika  ve İngilterenin eski kararlarından dönmiyecelilerinden emin olduklarını» be­yan etmektedirler. Dışişleri    Bakanla­rının bu meselenin halli için Yugoslav­
ya ve İtalyamn iştirakiyle bir konfe­rans toplamaya teşebbüs ettikleri de tahmin edilmekle beraber bu     hususteyit edilmemiştir.

 Tebliğde İsrail - Ürdün ihtilâfına,temas  edilerek  bu  meselenin Güven­lik   Konseyine havale edildiği belirtil­miştir.

 Üç Batılı devlet Kore konferaasinın toplanması lüzumuna bir kere da­ha işaret etmişlerdir.

 Tebliğde, Hindicini harbinin sona erdirilmesi temenni edilmekle beraber hangi yollarla bu neticeye varılması lâ­zım geldiği açıklanmamıştır. Mamafih.Kore konferansının bu tebliğdeki    di­
ğer anlaşmazlıklara yol açacağının be­lirtilmiş olması bu konferanstan son­ra Hindicim meselesinin ele alınacağı­nı gösteren tek işarettir.

 Sovyetlerin teklif ettiği beşler konferansına tebliğde temas edilmemiş­tir. Fakat cevap notasında bu mesele­lerin Kore siyasî konferansında görü­şüleceği belirtilmektedir.

 Avrupa savunma topluluğu ve Sovyetlerle saldırmazlık paktı mesele­leri de tebliğde yer almamıştır.

 Gerek Dulles'm ve gerek Bidault konferanstan sonra belirttiklerine göre, üçler bundan sonra sık sık toplanarak müşterek meseleleri görüşme­ye devam edeceklerdir.

Üçler konferansının en mühim netice­leri bunlar olmuştur. Bütün bu mese­lelerin müsbet bir netice vermesi için şimdi artık Sovyet cevabını beklemek icabedecektir.

Dörtlerin toplantısı

Yazan : Ahmet Şükrü Esmer 21/10/1953 tarihli (Ulus) tan:

Amerika, İngiltere ve Fransa Dışiş­leri Bakanları Londra'da toplanarak günün meseleleri üzerinde görüşmüşler ve bu görüşmelerin neticesi hakkında bir tebliğ neşretmiş!erdir. Herkesçe de bilindiği gibi, üç Batılı devletin belirli meseleler üzerindeki görüşleri arasın­da farklar vardır. Meselâ Rusya ile yapılacak bir konferans hakkında İn­giliz görüsü, Amerikan görüşüne uy­muyor. Margate'de toplanan son Muha­fazakâr Partisi kongresinde de belirtil­diği gibi, İngiltere, en yetkili dört dev­let adamının gündemsiz bir konferans­ta toplanmasına taraftardır. Yani Ei-senhower, Churchill, Laniel ve Malen-kof arasında bir konferans yapılması fikri iltizam edilmektedir.

Hindicini meselesini çözerim ümidiyle Fransa, konferansa komünist Çin'in de katılmasını istiyor. Fransız görüşü Rus görüşüne uygundur. Öte yandan Ame­rika, şimdilik en yetkili devlet adam­larının toplanmasında fayda görmüyor. Amerika yalnız Almanya ve Avusturya meselelerinin görüşülmesi irin Dışiş­leri Bakanlarının dörtlü konferansına taraftardır.

Böyle bir anlaşmazlık yaz    aylarında da mevcut idi. Temmuzda Vaşington'da toplanan üç Dışişleri Bakanları konfe­ransında Amerika'nın görüşü kabul edilerek 15 ekimde Lugano'da toplan­mak üzere Rusya'ya davet yollanmış­tı. Amerika'nın istediği gibi, Lugano-da Dışişleri Bakanları toplanacak ve yalnız Almanya ve Avusturya mesele­leri görüşülecekti. Rusya bu davete 28 Eylülde cevap vererek yalnız Alman­ya değil başka meselelerin de görüşül­mesi için bir dörtlü Asya meseleleri­nin müzakeresi için de Komünist Çin'in İştirakiyle beşli konferansın toplan­masını teklif etti.

Cevap hazırlanıyor :

Üç batılı devlet 28 Eylül tarihli Rus notasına cevap hazırlıyorlardı. İşte Londra konferansında hazırlanan cevap kabul edilmiş ve Moskova'ya yeni bir davet yollanmıştır. Vaşington konfe-feransından sonraki davet gibi Londra konferansından sonraki davet de Al­manya v.e Avusturya meselelerini gö­rüşmek üzere Rusya'yı Lugano'da bir konferansa çağırmaktadır. 15 Ekim ye­rine toplantı tarihi olarak 9 Kasım gü­nü tesbit edilmiştir. Bu davette, Batı­lılar, notalaşmaktan bir netice çıkmı-yacağmı bildirmekte ve Moskova'yı konferans masasına çağırmaktadırlar.

Londra konferansının en önemli kara­rı budur ve bu netice Amerikan görü­şünün bir defa daha galebe çaldığını göstermektedir. Rusya'yı davet mese­lesinden başka üç Bakan Trieste mese­lesini de görüşmüşler ve beşli bir kon­feransı Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya, Yugoslavya toplanması için Yugoslavya ve İtalya'ya davet yolla­mışlardır. Bundan başka dâvanın çö­zülmesi için Batılıların gerek Yugos­lavya ve gerek İtalya'ya bazı «fikirler telkin» ettikleri de bildirilmektedir.

Böyle bir konferansın toplanmasına Yugoslavya'nın taraftar olduğu bilini­yor. İtalya'ya gelince: «A» bölgesinin kendisine devrini geciktireceği endişe­siyle, devir muamelesinden önce kon­feransın toplanmasına pek yanaşmı­yor. «A» bölgesini İtalya'ya devretmek yolundaki görüşlerinden Anglo-Ame-rikanlar geri dönecek olurlarsa istifa edeceğini Başbakan P.ella, İtalyan Se­natosu huzurunda söylediği bir nutuk­ta bildirmiştir.

İsrail - Arap dâvası:

Londra'da toplantı halinde iken çıkan ve İsrail - Arap münasebetlerini ger­ginleştiren hâdiseyi de üç Bakan ele almışlardır. Gerek tebliğdeki ifadeden ve gerek üç Bakan tarafından verilen ayrı beyanatlardan bu hâdisede İsrai-lin mesul olduğuna karar verildiği an­laşılmaktadır. Batılı devletler hemen dâvayı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine intikal ettirmişler ve Orta-Doğu'da barışın ve emniyetin korun­ması hakkındaki Mayıs 1950 tarihli müşterek ^deklârasyonu teyit etmişler­dir. Bir Ürdün köyüne karşı girişilen ve elli kadar Arabın ölümüne sebep olan İsrail tecavüzünün Arap efkârın­da uyandırdığı derin heyecan karşısın­da Dışişleri Bakanlarının sert tepki gös termek lüzumunu duydukları görül­mektedir.

Bakanlar demirbaş mesele halini alan Kore ve Hindicini dâvalarını da görüş­müşlerdir. Bu görüşmeler şüphesiz fi­kir teatisine inhisar etmiştir. Her ikL dâva üzerinde herhangi bir karara va­rılması beklenmiyordu.

Londra toplantısı, üç devlet dış poli­tikasında ahenk kurmak, daha doğru­su mevcut olan ahengi devam ettirmek; için zaman zaman Dışişleri Bakanları­nın yapmakta oldukları konferanslar serisinden biridir. Bakanlar temmuzda Vaşington'da toplanmışlardı. Şimdi Londra'da toplanmışlardır- Aralıkta tekrar toplanacaklarından bahsedili­yor. Bu konferans da üstün ihtimale göre Paris'te toplanacaktır. Görüş, ay­rılıkları büsbütün kaldırılamazsa da üç devlet arasındaki dayanışma ve iş­birliğinin korunması ve devamı bakı­mından bu toplantıların faydalı oldu­ğuna şüphe yoktur.

3 Ekim 1953

 Washington :

Amerikan Dışişleri Vekili Foster Dul­les ile Güney Kore Cumhuriyeti Dışiş­leri Vekili Pyun, 7 Ağustosta Seul'de parafe edilmiş olan Amerika - Güney Kore karşılıklı savunma antlaşmasını bugün imzalamışlardır.

Bu münas.ebetle Dışişleri Vekâletinin "bir şubesinde yapılan merasimde Fos­ter Dulles, bu antlaşmanın, hür Pasi­fik milletlerinin müşterek güvenliği zincirinin bir halkasını teşkil ettiğini hatırlattıktan sonra, Kore hakkındaki siyasî konferansın yakında toplanaca­ğı ve Kore meselesi için muslihane bir hal çaresi bulunacağı ümidini izhar et­miştir. Bu arada Dulles bu antlaşma­nın, anayasa gereğince, yürürlüğe gir­mesi İçin kongre tarafından tasdik edil­mesi gerektiğini hatırlatmıştır. Ame­rika Dışişleri Vekili, komünistler, tah­rik edilmeksizin mütareke anlaşması hükümlerini ihlâle teşebbüs edecek olurlarsa, Koredeki Birleşmiş Millet­ler komutanlığının otomatik olarak derhal harekete geçeceğini de belirt­miştir.

Güney Kore Dışişleri Vekili de kısa bir hitabede bulunarak, bu antlaşma­nın hürriyetin bütün hakikî dostları için bir sevine ve teşvik kaynağı ola­cağı inancım ifade etmiştir.

 Birleşmiş Mîlletler :

Kimpo hava meydanına inen Kuzey Kore'ye ait bir Mig uçağım sahipleri­ne İade etmek hususundaki Amerikan tasarısı çarşamba günü Güney Kore ta­rafından protesto edilmiştir.

 Moskova:

Amerika ile Güney Kore arasında im­zalanan karşılıklı savunma paktı hak­kında Tass Ajansı dün gece ilk tefsi­rini yayınlamıştır. Ajans, bu pakt sa­yesinde Amerika'nın Güney Kore'de kara, hava ve deniz kuvvetlerini ilâni-haye bulundurmak hakkını kazandığı­nı ileri sürmekte ve bu paktın müte­caviz bir mahiyet taşıdığını ve Kora meselesinde hakikî ve sulhsever bir hal. tarzına mâni olduğunu iddia et­mektedir. Halbuki hatırlarda olduğu, gibi Amerika Dışişleri Bakam Foster Dulles, paktm imza merasiminde bu­nun, sulhun idamesine imkân verece­ğini belirtmişti. Tass Ajansı bu fikri tamamen reddetmektedir.

 Seul:

Sekizinci Ordu Kumandanı General Mr.xvell Taylor, Kore'lilerin halkedili-şinin 4826 ncı yıldönümü münasebetiy­le bugün Kore halkına hitaben yayın­ladığı mesajda :

«Komünist istilâsına karşı sizinle bir­likte dövüşmüş olan müttefikler, hürri­yetinizi teminat altına almak hususun­da da sizinle beraberdir», demiştir.

Efsaneye göre, milâttan önce 2333 yı­lında mukaddes bîr varlık bir nefes halinde yeryüzünün bu noktasına ge­lerek bir bedene inkılâp etmek iste­miş, pınar başında oturan bir bakire bunu teneffüs etmiş ve dünyaya Tang-kong adında bir erkek çocuk getirmiş, Kore milleti böylece türemiş.

 "Washington :

Umumiyetle iyi haber alan Amerikan kaynaklarından  bildirildiğine göre, Londra'nın Kore hakkındaki siyasî konferansın tarzı teşekkülüne dair Waşhington'a yeni bir formül sunduğu teeyyüt etmektedir. Bu formül Kore siyasî konferansını çıkmazdan kur­tarmaya matuf ortalama bir hal tarzı ihtiva etmektedir. Bu konuda İngilte­re'nin tarafsız memleketlere ve bilhas­sa Hindistan'a, Kore siyasî konferansı toplandıktan sonra kendilerinin de kon­feransa davet edileceklerine dair temi­nat verilmesini istediği anlaşılmakla­dır. Bu suretle zevahir kurtulmuş ola­caktır. Ayni kaynaklardan verilen ha­bere göre, Amerika bu formül hak­kında henüz fikrini bildirmemiş ise de ilk bakışta böyle bir hal tarzına mu-,arız değildir. Buna mukabil Güney Ko­re Cumhurbaşkanı Syngman Rhee'nin durumu İngilizleri düşündürmektedir. Rhee, Hindistan'ın ancak komünist sa­fında konferansa davet edilmesine ra­zı olmuştur. Fakat şimdi bu ortalama tezi kabul etmesi pek muhtemel sayı­lamaz. Bu meselenin cuma günü Gü­ney Kore Dışişleri Bakanı Pyun ile Foster Dulles arasında görüşülmüş ol­ması ihtimali vardır. Diğer taraftan İngiltere'nin Washington büyük elçisi sir Roger Makins'in de Amerika Dışiş­leri Bakanı ile Cuma günü öğleden son­ra ayni meseleyi görüştüğü zannedil­mektedir.

4 Ekim 1953

 Pan Mun Jom :

Yurtlarına dönmek istenıiyen harp esirlerinin muhafazası ile vazifeli Hint birliği kumandanlığı, 25 Eylülde Çinli esirlerin yiyecek ve örtü kifayetsizliği yüzünden nümayişte bulunmuş olduk­larına dair çıkan haberi yalanlamıştır.

Hint kumandanlıgmca bildirildiğine gö .re, esirler, arkadaşlarından birini ko­münistlere teslim olunmak üzere kamp tan götürülmesi üzerine nümayişte bu­lunmuşlardır. Halbuki bu esir yurdu­na dönmeyi bizzat istemiş olup talebi tarafsız komisyonun beş devlete men­sup temsilciler tarafından kabul olun­muştur.

Hint kumandanlığı sözcüsü, kampta bulunan her esirin dert battaniye ile .yine Birleşmiş Milletler tarafından temin olunmak üzere balık, et ve sebze­den müteşekkil günlük yemek istihka­kına sahip bulunduğunu sözlerine ilâ­ve etmiştir.

Bundan başka, üç Çinli ve iki Kuzey Koreli esir yurtlarına iade edilmelerini taleb ettiklerinden kendileri bugün öğ­leden sonra Kuzey Kore makamlarına teslim olunacaktır.

5 Ekim 1953

 Yeni Delhi:

Burada çıkan müstakil gazetelerden Times Of İndia ve Hindustan Standard, gazeteleri bu sabahki başmakalelerini Koredeki esir kampında vuku bulan hâdiselere hasretmektedirler. Her iki gazete de makalelerine şu başlığı koy­muşlardır: Nankör iş ve kötü niyet.

Birinci gazete kamp hâdiselerini bahis mevzuu ederek esir mübadelesinin 90 gün zarfında tamamlanması lâzım gel­diği halde bu işin başarılmasını iste­meyenlerin mevcut olduğunu yazmak­ta ve artık samimiyete avdet edilmesi lüzumunu belirterek şunları ilâve et­mektedir:

İhtilâfın son bulmasını istemeyenlerin takındıkları bu tavrı hakikî manâsiyle dünyaya ilân etmek zamanı gelmiştir. Bu, Kore ihtilâfına son vermeyi sami­miyetle isteyenlere karşı bir vazifedir.

Hindustan Standard ise, bu konuda Güney Kore Dışişleri Bakanının itti hamlarını incelemekte ve şöyle demek­tedir :

Eğer kampta bazı hâdiseler oluyorsa, bunun sebebi şudur: Çünkü aktedüen mütareke herkesin zevkine göre olma­mıştır. Biz Korede sırf insanî duygu­larla çok nankör bir vazife aldık. Şim­di hâdisatm bizim aleyhimize tecelli etmesi şaşılacak şeydir.

Bu iki gazeteden başka bu sabah çı­kan bütün gazeteler bu mesele üzerin­de durmakta ve Kore kampındaki Hind generalinin beyanatını neşrederek, Hin distan'ın tehditten ' yılmayacağını be­lirtmektedirler.

7 Ekim 1953

  Pan Mun Jom :

Bir müttefik sözcünün bugün bildirdi­ğine göre, yurtlarına dönmek istemi-yen esirlere izahat verme müddeti olan 50 günlük mühletin uzatılması husu­sunda komünistler tarafından vaki ta­lep Birleşmiş Milletler kumandanlığı tarafından reddolunmugtur.

Eu taleb Kuzey Koreli General Lee Sang Cho tarafından mütareke askerî komisyonu toplantısında ileri sürülmüştür.

 Yeni Delhi:

Hindistan hükümetinin Kore'deki bir­liklerini geri çekmeğe ve orada deruh­te etmeyi taahhüt ettiği vazifeleri ter-ketmek niyetinde olmadığı bildirilmek­tedir.

5 Ekim 1953

 Pan Mun Jom :

Bu sabah müttefik ve komünist sekre­terlerinin yaptıkları bir toplantıda, Birleşmiş Milletler kuvvetleri temsilcisi, eylül ayı zarfında müttefik uçakla­rının iki defa tarafsız bölge üzerinde uçtukları yolunda komünistler tara­fından ileri sürülen protestonun, bu hususta icra edilen tahkikat sonunda tamamiyle asılsız olduğunun anlaşıldı­ğım bildirmiştir.

16 Ekim 1953

 Pan Mun Jom :

Tarafsız mübadele komisyonu başkanı general Thim Mayva mahallî saatle 12.10 da basma verdiği beyanatta, bu sabah komünist delegelerle mülakatta bulunmaları gereken beş yüz Kuzey Koreli harp esirinin bulundukları yer­den çıkmayı reddettiklerini bildirmiş Ve şunları ilâve etmiştir: «Dünkü me­sele bugün de tekerrür etmiş olmakta­dır.»

Bu esirlerin temsilcileri sabah saat ye-

dide izahatın verileceği mahalli gez­miş ve sonra yerlerine dönmüşlerdi. Ar sonra bu temsilciler esirlerin bulun­dukları yerden çıkmıyacaklarını haber vermişlerdir. General Thimayya esir­leri ikna için her çareye başvurduğuna ve saat onbire kadar izahat mahalline gitmeleri için kendilerine mühlet ver­diğini açıklamıştır. Bu esirler kararla­rında israr ettiklerinden general bun­ların bulunduğu 48 sayılı bloku sarmak, üzere 600 Hintli er göndermiştir. Ge­neral bu bloktaki bütün esirlerin çadır­larına girdiklerini ve umumiyetle sakin, olduklarını, buna karşılık komşu iki. bloktaki esirlerin dikenli tellerin Önü­ne toplanarak şarkı söylediklerini ve bayraklar salladıklarını haber vermiş­tir.

General Thimayya, bu beyanatını mü­teakip tarafsız mübadele komisyonu merkezine gitmiştir. Bu komisyonun, bir saat devam eden toplantısının so­nunda tekrar basma beyanatta bulu­nan Hint kuvvetleri komutam, komis­yonun durumun idaresini kendisine tev di etmig olduğunu ve icabında kuvvet kullanmak yetkisini haiz bulunduğunu, söylemiştir.

19 Ekim 1953

  Pan Mun Jom :

Altı Kuzey Koreli ve bir Çinli harp-esiri, vatanlarına iade olunmaları hu­susunda dün izhar ettikleri talepleri tarafsız komisyonca tasvip olunduğun­dan bugün komünist makamlara teslim, olunmuşlardır.

20 Ekim 1953

 Seul :

Öumhurreisi Syngman Rhete. siyasî" parti ve teşekküller dahilînde nüfuz­ları artmakta olan siyasî muhaliflerini bertaraf etmek maksadiyle geniş bir si­yasî faaliyete girişmiştir. Rhee bilhas­sa, eski .general Le& Bum Suk tarafın­dan kurulmuş olan gayet büyük nüfu­za sahip «Joc Chung» (Millî Gençlik) grupunu hedef tutmaktadır. Bu grup bizzat Rhee'nin mensup olduğu liberal

parti, «Millî Cemiyet» ve Kore gençlik teşkilâtı dahilinde büyük bir nüfuz ic­ra etmektedir. Rhee'nin indirdiği ilk darbe geçen ay başında Kore gençlik teşkilâtını dağıtmak olmuştur. Bu ara­da Rhee, eski savunma vekili Shin Tae Yung'un komutası altında, bütün genç­lerin yeniden teşkilâtlandırılması ve .eğitimi için millî muhafız ihtiyat teş­kilâtını kurmuştur.

Bundan başka Rhee, üç vekili kabine­den çıkarmıştır. Bu vekiller bir iki gün evvel, "Bir komünist casusu ile müna­sebette bulunduğu» iddiasiyle tevkif edilen Yang Woo Jung'un başkam ol­duğu liberal parti grupuna mensup­turlar. Diğer taraftan Jok Chung'a mensubiyetlerinden şüphe edilen yedi parti idarecisi de her türlü siyasî selâ-hiyetten menedilmiştir-

Nihayet Rhee, millî cemiyet idarecileri seçimini, ..Jok Chung» taraflarının fe­sat karıştırdıkları iddiasiyle feshede­rek kasımda yenilenmesine karar ver­miştir.

Siyasî müşahitlerin kanaatince, bu ted­birler sayesinde başkan Rhee siyasî du­ruma mutlak bir şekilde hakim olacak ve memleketinin iç meselelerini, pek ehemmiyetli bir muhalefetle karşılaş-maksızm kontrol edebilecektir.

 Seul:

Güney Kore polisi «r.esmî maneviyatın takviyesi» ve «insan haklarının korun­ması» için bir kampanya açmıştır. Se­ul şehrinin yeni polis müdürü Kib Yong Woon, polisin bundan sonra şu prensiplere göre hareke tedeceğini be­lirtmiştir:

 Bir polis memuru herhangi bir şa­hıstan gayri meşru bir şekilde iane is­temek teşebbüsünde bulunduğu takdir­de derhal vazifesine nihayet verilecek­tir.

 Tahkikatlarda modern ve ilmî usuiler kullanılacaktır.

 Müzekkere olmaksızın bir kimse­nin tevkifi katiyetle men edilecektir.

22 Ekim 1953

 Pan Mun Jom :

Esirleri memleketlerine iade etmekle vazifeli tarafsız komisyon bugün iki sa­at yirmi dakika süren bir toplantı yap­mış, fakat hiçbir neticeye varamamış­tır. Komisyon başkanı General Thİ-mayya, bir netice alınamadığını söyle­miş ve şunları ilâve etmiştir: Mamaafih bir netice alıncaya kadar müzake­relere devam edeceğiz.

Hintli general yarin esirlere izahat ver­mek için toplantı yapılmayacağını, zi­ra izahat kabul etmek istemeyen Ku­zey Koreli esirlerin buna mecbur edi-lemiyeceğini söylemiştir.

26 Ekim 1953

  Munsan :

Kore siyasî konferansının yer ve za­manını tayin için toplanan ihzari kon­feransta komünistler, Birleşmiş Milletler tarafından reddedilmiş bir teklifi yeniden ileri sürmüş ve tarafsız Asya devletlerinin davetini talep etmişler­dir.

Kuzey Kore ve komünist Çin diplomat­ları, siyasî konferansa iştirak edecek devletler meselesi başa alınmadığı tak­dirde görüşmelerin akamete uğrayaca­ğını söylemişlerdir.

Birleşmiş Milletler kararı gereğince konferansın yer, zaman ve bazı idarî teferruatını tesbite selâhiyetli bulunan Birleşik Amerika temsilcisi Dean, "başlamadan evvelki vaziyetteyiz» de­miştir.

Konferansın bir saat onbeş dakika sü­ren iîk celsesinden sonra Dean her şeyden önce zaman ve yer meselesinin hallinde İsrar edeceğini söylemiştir.

Müzakereye komünistlerin arzusiyle sa­lı sabahına kadar ara verilmiştir.

 Pan Mun Jom :

Kore siyasî konferansını hazırlamak üzere Amerikan murahhası ile komü­nist murahhasların, ilk toplantısı bugün mahallî saatle 11 de yapılmıştır. Müta­reke müzakereleri cereyan ederken a-rairallerin ve generallerin yer aldığı yeşil çuhalı masanın başında bu se­fer koyu renk elbiseli diplomatlar top­lanmışlardı. Müzakereciler tahta san­dalyelere oturur oturmaz prensip bakımdan bir ihtilâf zuhur fitti. Komü­nistler bir gündem teklif ediyor, müt­tefikler ise bunu kabul etmiyorlardı. İki taraf konuşmalara hangi mevzudan bağlanacağını dahi kararlaştıramadılar.

Müzakerelerin cereyan ettiği ahşap bi­naya evvelâ Birleşmiş Milletler muha-rib üyelerini temsil eden Arthure Dean girdi. Koyu gri bir elbise giymişti. Başı açıktı. Masanın önünde durarak komü­nist Çin ve Kuzey Koreli murahhasla­rın gelmesini bekledi. Komünist mu­rahhaslardan biri koyu mavi renkte yakası kapalı bir üniforma giymişti, Diğerinde çizgili mavi bir kostüm var­dı.

Birleşmiş Milletler murahhası Arthur Dean'in sağında iki Amerikalı müşavir, solunda da bir Amerikalı ve bir Gü­ney - Koreli müşahit yer almışlardı. Komünist murahhaslara ifee bir tek müşavir refakat etmekte idi. Mütareke müzakereleri sırasında çetin tartışma­ların cereyanına şahit olan yeşil çuhali emektar masanın berine bir vazo ve bu vazonun içine de Birleşmiş Mil­letler, komünist Çin ve Kuzey Kore bayrakları konulmuştu.

İtimadnameler teati edildikten sonra Kuzey Kore murahhası çantasından bir tomar kâğıt çıkardı. Fakat etrafına bakındıktan sonra bu kâğıtları tekrar çantasına koydu ve yanındakilere al­çak sesle konuşmaya başladı. Kuzey Kore murahhası çok sinirli görünüyor­du. Nihayet kâğıdı tekrar çantadan çı­kardı, ayağa kalktı ve uzun uzadiya "birşeyler okudu. Sıra bu beyanatın İn-gilizceye tercümesine gelince gazete­cileri dışarı çıkardılar. Tercüme çok uzun sürdü ve neticede gazeteciler tek­rar salona kabul edildi. Bu sefer Bir­leşmiş Milletler murahhası Arthur De­an konuşacaktı, fakat Dean, daha söze başlarken Çin murahhası söz aldı ve müttefik gazeteciler salonda bulunduk­larına göre komünist gazetecilerin de kabulünü istedi. Bu talep karşı tarafın rızası alınmadan isaf edildi. Çinli ve Kuzey Koreli gazeteciler salona dol-dular. Bunun üzerine Dean arada sı­rada küçük bir deftere bakarak beya­natını okumaya başladı. Bu beyanatın. Çinceye ve Kore lisanına tercüme edil­mesi için faaliyet başlarken gazeteci­leri yine salondan çıkardılar. Dean beyanatını okurken Çinli murahhas dur­madan not alıyordu. Nihayet söz bu murahhasa geldi ve gazeteciler tekrar içeri alındılar. Çin murahhası Kuzey Kore'nin teklifini destekledi.'Bir müd­det sonra komünist murahhaslar top­lantının yarın sabaha talik edilmesini talep ettiler. Bu talep müttefiklerce ka­bul olundu.

Kore konferansının hazırlık toplantısı­nın ilk temasları bir saat 5 dakika sür­dü.

Toplantıdan sonra, Birleşmiş Milletler murahhası Arthur Dean intihalarını şöyle hülâsa etmiştir:

Müzakerelerin büyük kısmı komünist­lerin, Birleşmiş Milletlerde dinlemeğe-alışık olduğumuz uzun nutuklarına in­hisar etti.»

27 Ekim 1953

 Munsan :

Birleşmiş Milletler bugün komünistle­re, Kore sulh konferansına tarafsız: devletleri davet teklifinin mantıksız, ve kabul edilemez olduğunu söylemiş, bu fikirde ısrarın, yüksek kademede müzakereler hazırlıklarını akamete uğratacağım bildirmiştir.

Komünistlerin bu sabah açılan celsede bu talebi yeniden ortaya atmaları ü-zerine, Birleşik Amerika hususî tem­silcisi Arthur Dean yukardaki kat'î Ce­vabı vermiştir.

Arthurt Dean, gündeme konferansın, yer ve zamanının tâyini meselesinin a-lmmasmda ısrar etmiş ve demiştir ki:

«Tarafsız Asya devletlerine karşı bü­yük bir takdir hissi besliyoruz. Fakat Kore meselesinin alâkalı devletler ara­sında halledilmesi şarttır. Şayet bütün tarafsız devletleri davet edersek, si­yasî konferans sonu gelmiyen bir mü­nakaşa girdabına dalar.

Kuvvetlerimiz karşı karşıya ve huzur­suzluk içinde mütarekenin neticesini beklemektedir.

Siyasî konferanstan elde etmek istedi­ğimiz neticeler şunlardır :

 Harpten yanıp yıkılan Kore'nin ıstırabını dindirmek,

 Kore'yi demokratik anlayışla tek ve hür bir memleket hâline getirmek, Kore dâvasını  sulh yoliyle halletmek. »

Dean komünistleri bu neticelere bir-.îikte varmak için çalışmağa davet et­miştir.

28 Ekim 1953

 Pan Mun Jom :

Kore siyasî konferansını hazırlamak üzere bugün yapılan 3 üncü toplantı­da Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı mii-Ş-ivirİ Ki Sok Bok söz alarak dün Arthur Dean'in söylediklerini cevap­landırmıştır. Müşavire göre, mütareke görüşmeleri sırasında, Dean'm iddiası hilâfına olarak Kuzey Koreli general Nam İl hiçbir zaman konferansın mu­hariplere inhisar ettirilmesini söyleme­miş sadece konferansa muhariplerin "iştirak edeceğini ifade etmiştir.

Kuzey Kore murahhası sözlerine-şöyle devam etmiştir :

Komünist murahhas heyetleri, müta­reke müzakerelerinin hiçbir safhasın­da, ilgili tarafsız devletlerin siyasî kon­feransa iştirak etmemeleri hususunda bir tekîif ileri sürmemişlerdir. Mütare­ke anlaşmasının 60 ncı maddesi de ta­rafsızların konferansa iştirakine mâni değildir. Bu iştirak anlaşmanın ruhuna uygundur.

Bunu müteakip Ki Sok Bok şöyle de­miştir :

Niçin komünist delegeler., gibi Arthur Dean de siyasî konferansın bütün veç­helerini konuşmağa salahiyetli kılın­mamıştır?

Eğer sizin taraf, durumunu bu şekilde muhafaza edecek olursa hiçbir müsbet netice alamayız.

Bundan sonra Kuzey Koreli murahhas, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Siya­sî Komisyonunun Hindistanın konfe­ransa iştiraki için bir karar sureti ka­bul etmiş olduğunu ve Genel Kurul-

da da, muharip olmayan Sovyet Kus-yanm davet edilmesinin kararlaştırıl­dığını söylemiş ve şöyle devam etmiş­tir: «Bütün bunlar ispat eder ki Bir­leşmiş Milletler teşkilâtı üyelerinin ço­ğunluğu, konferansa yalnız muhariple­rin katılması prensibine bağlı değil­dir.»

Nihayet Kuzey Koreli murahhas Bir­leşmiş Milletler mümessili Dean'in dün konferanstan sonra gazetecilere beya­natta bulunarak esas gayenin Kore'den komünist kuvvetlerinin çekilmesi ol­duğunu, buna mukabil Amerikalı kuv­vetlerin Kore'de kalacaklarını söyla-miş buluaduğunu iddia ederek bazı tenkidler ileri sürmüş ve demiştir ki:

Böyle bir tavır ve zihniyete asla mü­samaha edemeyiz.»

Arthur Dean'in müdahalesi:

Komünist murahhaslara cevap veren Birleşmiş Milletler mümessili Arthur Dean, meselede Sovyet Rusyanm ta­rafsız memleket sayılmayacağını söyle­miş ve şunları ilâve etmiştir: «Bir­leşmiş Milletler teşkilatındaki Sovyet delegesi geçen şubat aymda, Sovyet Husyanm Kuzey - Kore ve komünist Çinlilere askerî malzeme temin ettiği­ni itiraf etmiştir. Bundan başka 1950 haziran ve temmuz aylarında ve 1951 şubatında Birleşmiş Milletler teşkilâ­tı,, Kore ihtilâfında sizin safınızı mü­tecaviz ilân etmiştir. Kuvvetleriniz da­imî surette Sovyet Rusyadan gönderi­len uçak, tank, top ve cephane ile teç­hiz edilmiştir. Sovyet Rusya sizin sa­fınızı fiilen ve kavlen desteklemiştir. Sovyet Rusya Kore muhasematmda doğrudan doğruya rol oynamıştır. Bu sebeptendir ki, sizin de kabul etmeniz şartiyle, Rusya'nın Kore siyasî konfe­ransına katılmasına itiraz etmiyoruz. Ne Rusya ne de peykleri tarafsız sayı­lamazlar. Siz arzu ederseniz, siyasî konferansta Sovyet Rusyanm sizin sa­fınızda yer almasına itirazımız yoktur. Lâkin bunun, tarafsız memleketlerin iştirakiyle alâka ve münasebeti ola­maz. Birleşmiş Milletler mümessili bundan sonra kendisinin teşkilât genel kuru­lu tarafından alman bir karardan ha­beri olmadığı yolunda komünist mu­rahhasları tarafından ileri sürülen iddiayı reddetmiş ve bu iddiayı ciddiye alamam dedikten sonra sözlerine şun­ları ilâve etmiştir: «Burada Birleşmiş Milletler teşkilâtının 15 üyesi ve Amerika namına konuşan murahhas sı-fatiyle benim teşkilât tarafından alı­nan bir karardan haberim olmaması imkânsızdır. Böyle bir iddianın üze­rinde bile  durmam, Nihayet Dean, yarın mütarekename-nin 60 inci maddesi hakkında tam bir tefsir sunacağını söylemiştir. Bu mad­de iki taraf ilgilileri arasında bir kon­feranstan bahsetmektedir.

Birleşmiş Milletler murahhası bunun üzerine toplantıya son verilmesini is­temiş ise de Kuzey Kore murahhası söz alarak yarım saat kadar Sovyet Rusyanm durumunu müdafaa etmiştir.

Konferanstan sonra gazetecilere beya­natta bulunan Arthur Dean Çinli ve Kuzey Koreli murahhasların, Sovyet Hu syanın siyasî konferansa tarafsız memleket sıfatiyle iştirak etmesini is­tediklerini söylemiştir.

Bundan sonra Arthur Dean bir anlaş­maya varmak şanslarından emin oldu­ğunu belirterek demiştir ki:

Bunların ilk küçük müsademelerden ibaret olduğuna ve bir neticeye vara­bileceğimize hâlâ inanıyorum.

Birleşmiş Milletler murahhası yarın, konferansın tarihini ve yerini tesbis işine başlayabilmek üzere komünistle­re yeni bir formül teklif edeceğini söy­lemiş, diğer taraftan Sovyet Rusyanm siyasî konferansa muharip sıfatiyle da­vet edilmesinini, tarafsız memleketleri de davet mânasına gelmediği keyfiye­ti üzerinde durmuştur.

29 Ekim 1953

 Seul:

Milliyetçi Çinin Tokyo büyük elçisi refakatinde Seul büyük elçisi olduğu halde bugün Cumhurreisi Rhee ile bir saat devam eden bir görüşme yapmış­tır. Bu görüşmenin mevzuu açıklanma­mıştır. Bununla beraber güvenilir bir kaynaktan öğrenildiğine göre, Japon gemilerinin balık avı hususunda Kore

ile Japonya arasında beliren anlaşmaz­lığa temas edilmiştir. Bu arada, For-mozadaki Güney - Kore büyük elçisi­nin geçenlerde Japonyanm balık avı meselesi hususunda müşterek bir poli­tikanın takibi için Formoza hüküme­ti nezdinde bir teşebbüste bulunduğu, hatırlatılmaktadır.

 Pan Mun Jom :

Pan Mun Jom müzakerelerine yakın bir kaynaktan bugün bildirildiğine gö­re, Birleşmiş Milletler Kore sulh kon­feransına Hindistani davet etmek ka­rarım muhafaza etmektedir-

Hususî temsilci Arthur Dean'e yakın bir kaynak United Press ajansına ver­diği beyanatta Hindistanm adı geçen, konferansa iştirakinin şu sebepler yü­zünden mümkün görülmediğini izah et mistir :

1  Hindistanin katılacağı bir barış1 konferansı masasına Güney Kore hü­kümeti katiyen oturmaz. 2 Koreyi birleştirmeyi hedef tutan yüksek ka­demeli siyasî konferansa iştirak ede­cek olan tarafsız memleketlere Birleş­miş Milletler karşı koymaktadır.

30 Ekim 1953

 Pan Mun Jom :

İhzarı konferansın 52 dakika süren be­şinci oturumunda da daha öncekilere nisbetle pek fazla bir terakki kaydo-lunmamıştir. Bununla beraber müza­kereler daha az gergin bir hava içinde cereyan etmiş ve müdahalelerde far-kolunur derecede mülayim bir lisan kullanılmıştır.

Oturum açılınca, Birleşmiş Milletler temsilcisi M. Arthur Dean en az çap­raşık olan, siyasî konferansın yer. ve tarihi meselelerinin müzakeresinden başlanması hususundaki teklifini ye­nilemiştir. Halli nisbeten kolay olan meselelerin müzakeresinden işe başla­manın «henüz biribirini tanımayan» delegelerin daha kolay anlaşmalarına yardım edeceğini beyan eden M. Dean, yer ve tarih meseleleri hail olunduktan sonra, siyasî komisyonun teşekkülü meselesinde de bir anlaşmaya varılma-

sı mümkün olacağını zira «Komünist­lerin bu meselenin hallini arzulamak­ta olduklarına kani bulunduğunu* söz­lerine ilâve etmiştir.Teklifi düşünmek üzere komünistler tarafından talebolunan 15 dakikalık aradan sonra yeniden başlıyan oturumda komünist sözcü Kuzey Koreli Ki Sok Bok, müttefik teklifin «bir hile» olduğunu bunun siyasî konferansın te­şekkülü meselesinin müzakere eailmemesi için bir kaçamak olduğunu ileri sürmüş ve M. Dean'in teklifinin «hiç "bir suretle kabul edilmiyeceğini» bil­dirmiştir.

"M. Dean sözlerinde hiçbir hile hedefi güdülm ediğin i izah ettikten sonra cu­martesi veya pazartesiye kadar otu­rumlara ara verilmesini, talep etmiş­tir. Buna mukabil komünistler yarın saat 11 de yeniden toplanılmasını iş­lemişlerdir.

 Pan Mun Jom :

"Koredeki tarafsız esir mübadele komis­yonu üveîerinden Hintli General K. S. Thİmaya gazetecilere verdiği beya­natta, kendilerine izahat vermek iste­yen komünist subaylara karşı grev ilân eden 7.S0O Kuzey Koreli esirin da­ha makul bir şekilde hareket .etmeyi vâadettiklerini söylemiştir.

Bundan 13 gün evvel Kuzey Koreli harp esirleri, zorla kendilerine izahat vermeye teşebbüs eden komünist su­bayların huzuruna çıkarıldıkları tak­dirde toplu halde kamplardan kaçacak­larını Hintli nöbetçilere bildirmişler­dir.

Thimaya şunları ilâve etmiştir : •Maamafih, Kuzey Koreli esirlerin fikirlerinden yeniden cayıp caymıyacakları yarın belli olacaktır. İzahata baş­lanıncaya kadar durumu anlamak mümkün  değildir.»

31 Ekim 1953

  Pan Mun Jom :

Komünistler, askerî mütareke komis­yonunun bir toplantısında memleket­lerine dönmek istemiyen harp esirle-riyle temas için ayrılmış olan 90 gün­lük müddetin tekrar temdidi talebinde bulunmuşlar ve 23 aralıkta bitecek ci­lan bu müddetin uzatılması Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmezse bundan çok vahim neticeler doğması­nın muhtemel olduğunu, neticeden ta-mamiyle müttefiklerin sorumlu tutula­cağını söylemişlerdir.

Bu hususta gazetecilere bir beyanat veren askerî mütareke heyetin-deki Birleşmiş Milletler heyeti baş delege­si General Lacey bu talebin reddedildi­ğini bildirmiştir.

 Pan Mun Jom :

Kuzey Koreli harp esirleri bugün ü-çüncü defadır ki kendilerine memleket­lerine dönmelerini telkin eden komü­nist subaylarına gayet kötü muamele­lerde bulunmuşlar ve bağırarak Ku­zey Koreye dönmek istemediklerini bildirmişlerdir.

Bugün komünist telkinlerini dinleyen 457 harp esirinden sadece 21 tanesi komünizme dönmeye razı olmuş, müte­baki 436 esir kendilerini iknaa uğra­şan eski âmirlerini ağır surette tah­kir etmişlerdir.

General Clark'm mektubu :

6 Ekim 1953          

 Seul: 

General Clark, esirleri memleketlerine iade İşiyle vazifeli tarafsız ko­misyon başkanı General Thimaya'ya gönderdiği bir mektupta, tarafsız komisyonun kurulmasına müncer olan müzakerelerin ve şartların bir hülâsasını yapmaktadır. General Clark bunu müteakip, Birleşmiş Milletler' Komutanlığının her çareye başvurarak, tarafsız komisyona karşı olan vazifelerini yerine getirmeğe çalıştığını ifade etmektedir. General, Bir­leşmiş Milletler Komutanlığının da, mütareke anlaşmasında tesbit olu­nan mükellefiyetlerine tarafsız komisyonun uyması ve bu vesikanın in­sanî gayesinin dışına çıkmamağa çalışmasıyle yakından ilgili olduğunu hatırlatmaktadır. General Clark'm bu mektubu General Thimaya'nuı 2 ekim tarihli mektubuna bilvasıta bir cevap teşkil etmektedir. General Thimaya bahis mevzuu mektubunda Birleşmiş Milletler Komutanlığını mütareke anlaşmanın komünist aleyhtarı harp esirleri hakkındaki mad­delerini yanlış yorumlamakla itham etmekteydi. General Clark mektu­buna şöyle devam etmekte.dir :

«Milliyetçi Çin Cumhurbaşkanının, gelmek isteyecek Çinli harp esirleri­ni Formoza'ya davet etmiş olduğu herkesin malûmudur. Aynı şekilde Güney Kore Cumhurreisi de memlekette kalmak isteyecek Kuzey Koreli harp esirlerinin ikametine müsaade edilebileceğini bildirmişti.»

Generalin bu cümleleri, harp esirlerinin ister istemez Formoza'ya gide­cekleri yolunda General Thimaya'nın ileri sürdüğü iddiaya cevap teşkil etmektedir. General bundan başka tarafsız devletin muhafazasına tevdi edilmiş olan harp esirleri hakkında, Birleşmiş Milletler Komutanlığının almış olduğu durumu da tekrar belirtmiştir. Bu harp esirlerinin durum­ları hakkında talimat alabilecekleri devre hiçbir şekilde 23 aralık tarihi­ni geçemiyeceğini belirtmiştir. Filhakika tarafsız komisyon o tarihte 90 gün faaliyet devresini tamamlamış olacaktır.

Esir mübadelesi

Yazan: Ahmed Şükrü Esmer 22/10/953 tarihli Ulus'tan.

Esirlerin mübadelesi meselesi Kore mütarekesinin en çetin safhasını teş­kil etmiştir. Esirler meselesi mübade­leye mi tâbi olacaklar; yoksa mübade­le ihtiyarî mi olacaktır? Birleşmiş Mil­letler Komutanlığı mübadelenin ihti­yarî olmasında ısrar etmiş, komünist­ler bütün esirlerin mecburî olarak mübadele edilmesini istemişlerdir.

Mütareke ile ilgili her anlaşmazlık çö­züldükten sonra da esirlerin mübadele­si hakkındaki bu anlaşmazlık devam etmiş, ve bir ara bu yüzden görüşme­ler kesilmişti. Stalinin Ölümünden son­ra komünistler mübadele meselesinde Birleşmiş Milletlerin görüşünü kabul ettiklerinden görüşmeler tekrar başla­mış ve bir anlaşmaya varılmıştır.

Buna göre, mübadele ihtiyarî olacak, yani geri dönmek istemiyen esir zor-lanmıyacak. Fakat kendisine İ2ahat vererek esiri memleketine geri dönme­ğe ikna etmek için her iki tarafa da îırsat verilecektir. Komünistler Birleş­miş Milletler esirleri arasında kendi memleketlerine dönmek istemiyen a-rin de bulunduğunu iddia etmişlerdi.

Esir mübadelesi hakkında Panmun-jom'da varılan nihaî anlaşmanın şart­ları hulâsa olarak şudur :

 Memleketlerine geri dönmek istiyen  esirler  altmış  gün.  içinâe  mü­badele edileceklerdir.

 Geri dönmek istemiyenleri    ikna için «izahatçi»  komisyonların esirlerle temaslarına imkân verilecektir.

 Mübadele muamelesi, bir Hindlinin başkanlığında İsveç, İsviçre, Po­lonya ve Çekoslovakya delegelerinden terekküp edecek bir tarafsızlar komisyonunun murakabesi  altında    yapıla­caktır.

Mübadele başlıyor:

Mütareke antlaşması imzalanır imza­lanmaz, hemen esirlerin mübadelesi, muamelesi başlamış ve memleketleri­ne geri dönmek istiyenlerin muamelesi altmış değil, otuz üç gün içinde ta­mamlanmıştır. Müttefikler yetmiş dört bin Çinli ve Kuzey Koreli esiri memle­ketlerine yollamışlardır. Komünistle­rin geri verdikleri esir sayısı on iki. bin yedi yüz elli birden ibarettir. Müt­tefiklere nazaran komünistlerin daha az esir aldıkları biliniyordu .

Memleketlerine geri dönmek istiyen­lerin mübadelesinden sonra, geri git­mek istemiyenlerin muamelesi başla­mıştır. Hatırlarda olduğu üzere, müta­reke görüşmelerinin sonuna doğru Syngman Rhee, bu sınıf esirlerden, yir-miş bes bin kadarını ansızın serbest bırakmıştı. Mütareke anlaşmasına ay­kırı olan bu hareket yüzünden Syng­man Rhee çok tenkid edilmiş ve bir-ara mütareke görüşmelerinin suya dü­şeceğinden korkulmuştu. Fakat Syng­man Rhee'nin bu hareketine rağmen, komünistler mütarekeyi imzaladılar.

Anlaşıldığına göre, Syngman Rhee'nin serbest bıraktığı esirlerden başka, Bir­leşmiş Milletlerin elinde memleketle­rine geri dönmek istemiyen yirmi iki bin altı yüz Çinli ve Koreli esir kal­mıştır. Bunun kargısında komünistle­rin elinde memleketlerine geri gitmek istemiyen Birleşmiş Milletler esirinin. sayısı üç yüz otuzdan ibarettir.

Dönmek istemiyorlar:

Şimdi bu geri dönmek istemiyenlerin muamelesine başlanmıştır. Tarihte bir örneği olmıyan bu muamele hakkında gazeteler şu izahatı veriyorlar : Esir­leri geri dönmeğe ikna etmek için on altı çadır kurulmuştur. Çadırların her birinde bir masa var. Masanın bir ta­rafında üç  «izahatçı»  Çinli    oturuyor..Karşılarında esirin oturması için birsandalya, yan tarafta da beş tarafsızdevlet Hint, İsviçre, îsveç, Polon­ya, Çekoslovakya komisyon üyelerimüşahit olarak oturuyor. Çadırın ikikapısı vardır : Biri esirlerin kamplarından çadıra getirildikleri kapı. Eğermemleketlerine dönmek İstemezlersegirdikleri kapıdan çıkacaklardır. Ötekikapı da fikirlerini değiştirip de mem­leketlerine geri gitmek istiyenleremahsustur.

Hintli memurlar esirleri birer birer çadıra getiriyorlar. İçeri girer girmez «izahatçi» Çinliler esiri ikna etmeğe çalışıyorlar.

 Aileni düşün, diyorlar, gurbette ne yapacaksın?

Bildirildiğine göre esirlerin çoğu izahatı» dinlemek bile istemiyor. Bazıları söylenenleri duymamak için kulakları­nı tıkıyor. Bazıları «Ailemi öldürdü­nüz, kaatillern diye haykırıyor. Bazıla­rı kapıdan girer girmez geri dönüyor.

Bir kaçı «izahatçı» Çinlileri dövmeğe kalkmış. Hülâsa, komünistlerin müta­reke görüşmelerinde bir derece ısrarla kabul ettirdikleri «izahat verme» ve ikna etme» muamelesi bir fiyasko ha­lini almıştır. Bildirildiğine göre ilk günlerde fikirlerini değiştirenlerin nis-beti ellide birden ibarettir. Son haber­lere göre Tarafsızlar Komisyonu bu muameleyi yapmakta bile zorluk çek­mektedir. Zira esirler nizahatçilerle» hiç karşılaşmak istememektedirler. Esirlerin zorla mübadelesine yanaşmamakta Birleşmiş Milletler'İn ne derece haklı olduğunu bu netice anlatmıştır.

1 Ekim 1353

 Napoli:

Atomik silâhlar taşımağa muktedir Amerikan uçakları Doğu Akdenizdeki manevralarda Türk ve Yunan kuvvetlerini desteklemek üzere bugün bura­dan hareket etmişlerdir. Müttefiklerin bugüne kadar yaptığı manevraların en büyüğü olan Weld Fast harekâtına iş­tirak etmek üzere dün buraya gelen uçaklar İngiltere ile Napoli arasında­ki bu uçuşu hiç durmadan yapmışlar­dır.

Manevralar hakkında bir beyanat ve iren Güney Avrupa Müttefik Hava Kuvvetleri Kumandanı General Schlatter bu harekâtın hakikî bir müda­faa plânı ile alâkası olmadığını söyle­miştir.

Yüksek sür'atli Amerikan tepkili uçak­ları Yunanistan ve Türkiyede daha ge­niş harekâtta bulunarak bugünkü hü­cumları tamamlayacaklardır. Altıncı Amerikan donanmasına bağlı uçaklar bugün Kuzey İtalyadaki askerî birlik­leri bombardıman etmiş, Siciîyada ma­vi müdafaa birlikleri yeşil düşman kuvvetleri ile çarpışmışlardır.

2 Ekim 1953

 Londra :

Bir İngiliz Lincoln bombardıman uça­ğı bugün Kuzey Atlantikte manevra yapmakta olan İngiliz ve Amerikan filolarına atom bombası atmıştır-

Bu vesile ile neşredilen bir tebliğde Kuzey Atlantik Paktı teşkilâtı manev­ralarında ilk defa olarak bir atom bombası kullanıldığı bildirilmiştir.

5 Ekim 1953

 Londra:

Dokuz Nato devletinin iştirakiyle 10 gün devam eden deniz müdafaa ma­nevraları dün sona ermiştir.

300 gemi, binden fazla uçak ve 500.000 kişinin katıldığı manevralarda atom silâhlan kullanılmıştır.

Birleşik Amerika Atlantik Kuvvetle­ri Başkumandanı Lynde Mc Cornick, -Nato devletleri müdafaa hazırlıkları­nı yüzde yüz tamamlamış bulunmakta­dır. Bugün birinci ve ikinci dünya har­bine katıldığımızdan çok daha kuvvet­liyiz»  demiştir.

Deniz Komutanlığı, iki hafta süren manevralarda kaydedilen zarar ve ha­sarı açıklamamıştır. Bu arada iki İngiliz harp gemisi çarpışmış, dört uçak düşmüş ve iki kişi ölmüştür.

12 Ekim 1953

 New York :

Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtı Kuv­vetleri Başkumandanı Alfred Gruen-ther, dün gece televizyonla yayınlanan, konuşmasında, Natonun Avrupayı he­def tutan Sovyet askerî tecavüzünü Önlediğini ve üçüncü dünya harbi ihtimalini azalttığını söylemiştir. Fakat üçüncü bir dünya harbi vuku bulursa Nato teşkilâtının daha geniş hava ve deniz üslerine ihtiyaç duyacağını be­lirten general sözlerine şöyle devam etmiştir :

«Müttefikler taahhütlerine sadık kalır, Sovyetler Birliğine tecavüze fırsat ve­recek bir gevşeme göstermezlerse ücüncü bir dünya harbi çıkmayacaktın.

2 Ekim 1953

 Roma :

İtalyan Millî Meclisinde dış siyaset müzakereleri cereyan ederken söz alan sosyalist partisi genel sekreteri Nenni, Triyeste meselesinin halli için Birleşmiş Milletlere müracaat edilmesi taraftarı olduğunu söylemiş ve kanaatince başka çare olmadığını belirterek bu konuda Mareşal Tito'ntm uzlaşmaz tavrmı Ja Atlantik Paktının Yugoslavyayı yükseltmesi ve buna mukabil îtalyanm aleyhine tecelli etmesiyle izah etmişti.

Hatip demiştir ki : Bu vaziyeti bilme-mezlikten gelemeyiz. Ben Triyeste'de bir plebisit yapılmasını arzu    ederim.

Fakat bu teşebbüs Birleşmiş Milletle­re yapılacak bir müracaatla tamam­lanmalıdır. Ancak bu suretle Triyestenin her iki bölgesinde de serbest se­çim şartları sağlanabilir. Fakat bu te­şebbüsten evvel diplomatik bir hazır­lanma lâzımdır. Ve bu diplomatik ha­zırlanmayı yalnız Londra ve Washingtonda değil, aynı zamanda Moskovada da yapmalıyız.

Bundan sonra Avrupa meselesini daha geniş bir şekilde ele alan Nenni Avrupanın sıkıntıda olduğunu, bunu şu anda Roma'da toplanmakta bulunan bakan yardımcıları konferansında esen kötümser havadan da anlamanın müm­kün bulunduğunu söylemiş, diğer taraftan, her şeye rağmen bugün anlaş­ma ümitlerinin büyük olduğunu ileri sürerek, hükümeti, Avrupada teşebbü­sü ele alabilecek her türlü cereyanı desteklemeğe davet etmiştir.

3 Ekim 1953

 Roma :

İtalyan Meclisinde dış siyaset müza­kereleri devam ederken komünist par­tisi lideri Palmiro Togliatti söz alarak, hükümetin siyasetini şiddetle tenkid etmiş ve "Bu siyaset dünya durumu­nun tekâmülü ile münasebettar değil­dir. Bugünkü gidişatta bir ferahlığa doğru ilerleme vardır. Bu ilerleme ağır fakat emindir.»

Togliatti, bundan sonra, Atlantik siya­setinden bahsetmeğe başlamış, siyasî plânda bu siyaset tam bir iflâs ifade etmektedir demiştir.

Nihayet Triyeste meselesine de temas eden komünist lider, Trîyestede bir plebisit yapılmasına, partisinin taraf­tar olduğunu, kendisinin de bunu iyi bir çare telâkki ettiğini, fakat bu pro­jenin maalesef kabili tatbik olmadığım söylemiştir. Komünist lidere göre, Tri­yeste meselesini halledebilecek yegâne çare, ki bu aynı zamanda İtalyanın du­rumunu da ıslah edecektir, her iki tarafın İtalyan, Hırvat ve Sırplarının durumunu tayin edecek olan sulh and-laşmasını tatbik etmektir.

Togliatti tekrar Atlantik siyasetine dö­nerek, bu sefer Avrupa ordusu mese­lesini ele almış ve bu tasarı tatbik e-dilirse Alman militarizminin tekrar canlanacağını, bunun ise bütün dünya sulhu için en meş'um netayici davet .edeceğini iddia etmiştir.

4 Ekim 1953

 Roma :

Bu  sabah Triyeste meselesi hakkında Yugoslavya Başvekil yardımcısı Kardelp'in söylediği nutuk, İtalyan çevre­lerine göre, yeni bir unsur ihtiva etmemektedir. Bununla beraber aynı si­yasî çevreler şu noktayı belirtmekte­dirler ki, Kardelp nisbeten mutedil bir ifade kullanmıştır. Filhakika, Başvekil muavini, Yugoslav devlet adamlarının itiyad edindikleri bir lisanı kullanarak İtalyaya ithamlar savurmaktan kaçın­mıştır. Nutkunun esasına gelince: Bu­nun Triyeste meselesinde Yugosİavya­nın takipettiği politikada bir dönüm noktası teşkil ettiği kanaati umumi­dir.

6 Ekim 1953

  Roma :

Salahiyetli kaynaklardan bildirildiği­ne göre ingiltere, Fransa ve Birleşik Amerika, Triyestenin bugünkü garnizonlar esasma müsteniden, İtalya ve Yugoslavya arasında bölünmesi için bu iki devlet yakında bir teklif yapa­caklardır.

Ağustos içinde Yugoslav Haberler A-jansının Yugoslav hükümetinin Triyes­te meselesini incelediğini bildirmesi, burada Yugoslavyanın Triyeste serbest bölgesini ilhak edeceği şeklinde tefsir edilmiş ve iki devlet arasında gergin­liğe yol açmıştır.

Bağımsız Giornale Ditalia gazetesinin Washington muhabirinin bildirdiğine göre, Birleşik Amerika Dışişleri Vekâ­leti, bu teklifin İtalyan hükümeti üze­rinde husule getireceği muhtemel tep­kiyi öğrenmek üzere büyük elçi Clare Booth Luce'u Washington'a çağıracak­tır.

Bağımsız akşam gazetesi Momento Se­ra Başvekil Pella'nın bundan malû-mattar olduğunu fakat henüz resmî bir teklif almadığını bildirmektedir.

 Belgrad:

Yugoslav resmî makamlarının bugün beyan ettiklerine göre, bugünkü şekliy­le Trîyeste'nin taksimi hususunda ya­pılacak herhangi bir teklif Yugoslavya tarafından hiçbir suretle kabul edilemez. Böyle bir taksim Yugoslavya'nın millî ve ekonomik menfaatlarİne ta­mamen aykırı olacağı gibi Yugoslav halkının İtalyan bölgesinde kalmasını intaç ettirecektir. İtalya ise daha ikin­ci dünya harbinde Triyestedeki Yugoslavları İtalyanm safına geçirmek için ciddî bir gayret sarf etmiş bulun­maktadır. Diğer taraftan buradaki Ba­tılı diplomatlar, Yugosİavyanın bahis mevzuu ettiği taksim şekli üzerinde ademi malûmat beyan etmektedirler.

7 Ekim 1953

 Belgrad :

Yugoslav komünistleri birliğinin orga­nı «Borba» gazetesi, üç Batılı devletin. Triyestedeki «B» bölgesini Yugoslavya’ya, «A» bölgesi ile Triyeste şehrini de İtalyaya vererek taksim suretiyle bu meselenin halline taraftar olduklar: yolunda çıkan söylentilere verdiği ce­vapta şöyle demektedir :

«Triyeste meselesini taksim esası üze­rinde halletmek fikri Yugoslav umumî efkârı tarafından bir hal çaresi olarak telâkki edilememektedir. Bu söylenti­ler birer tecrübe balonundan ibaret­tir. Bazı Batılı resmî çevrelerde, tak­sim meselesinin, müzakere edilmiş ol­ması ve bu teklifin nasıl karşılanaca­ğını anlamak maksadiyle yabancı memleketlerde taksimin elzem olduğu yolunda haberler ve yorumlar yayın­lanması  ihtimal  dışında  değildir.»

Borba'nm kanaatince, Triyeste ser­best arazisinin taksimi, ne Triyeste'nin iktisadî sahadaki milletlerarası görevi­nin ve ne etnik meselenin hallini temin edecektir. Triyeste şehrinin İtalyaya verilmesi ise bu şehrin muhakkak su­rette iktisadî iflâsı ile neticelenecek­tir.

Yine bu gazeteye göre, iktisadî, etnik ve siyasî  bakımlardan  tek  hal çaresi Triyestenin milletlerarası hale getirilmesi   ve  şehrin   gerisindeki  bölgenin Yugoslavyaya bağlanmasıdır.

8  Ekim 1953

 Washington :

Dışişleri Vekâletinin bugün yayınladı­ğı tebliğde bildirildiğine göre, Amerika ve İngiltere, Triyestedeki kıtalarını çekmeğe ve «A» bölgesinin idaresini mümkün olduğu kadar çabuk italyan hükümetine tevdi etmeğe karar ver­mişlerdir. Amerika ve İngiltere, bu te­şebbüsün İtalya ile Yugoslavya arasın­da dostane ve verimli bir işbirliğine temel teşkil edeceği kanaatindedirler.

Bu işbirliği İtalyan ve Yugoslav men­faatleri için olduğu kadar Batı Avrupanın güvenliği için de mühimdir.

Triyeste hakkındaki tebliğin yayınlan­masından sonra. Dışişleri Vekâletinden yüksek bir şahsiyet basına şu demeci vermiştir :

Amerika ve İngiltere, giriştikleri bu teşebbüsün, İtalya ile Yugoslavya ara­sında mevcut bu ihtilâfı, her iki memleket arasındaki münasebetleri düzelt­mek ve Batı Avrupa Menfaatlerini ko­rumak zaruretine uygun bir şekilde halletmek hususunda yegâne pratik ça re olduğu kanaatindedirler.

 Triyeste :

Triyeste bölgesinin  idaresini  İtalyaya tevdi etmek hakkındaki Müttefik ka­rarı Trîyestelilere, müttefik askerî idaresi başkanı general John Winsterton tarafından radyo ile bildirilmiştir.

General, tebliğin metnini okuduktan sonra, Müttefik kıtaların tahliyesi için henüz bir tarih tesbit edilmediğim be­lirtmiş ve halkı sükûnete davet ettik­ten sonra, Triy.estelilerîn askerî hükü­metle dürüst işbirliğine devam edecek­lerine güvendiğini söylemiştir.

 Londra:

Dışişleri Vekâletinden bu akşam yayın­lanan tebliğde şöyle denilmektedir :

İngiliz ve Amerikan kıtaları hür Triyeste topraklarından çekilecekler­dir. General Sir John Harding'in aske­rî idaresi sona erecektir. İtalyan hükü­meti «A» bölgesinin idaresini üzerine alacaktır. Kıtaların tahliyesi ve idarî yetkilerin devri, çok yakın bir tarih­te yapılacaktır.

Yetkili çevrelerde Yugoslavyanın «B» bölgesinin idaresini muhafaza edece­ğinin  tabiî  olduğu belirtilmekledir.

  Belgrad :

İngiliz ve Amerikan hükümetlerinin, kıtalarını Hür Triyeste topraklarının «A» bölgesinden çekmek ve bu bölgenin idaresini İtalyaya tevdi .etmek hak kındaki kararlarını Belgrat radyosu şöyle vasıflandırmıştır : «İtalyan em­peryalizmine büyük bir tâviz», «Yugoslavyaya karşı muazzam bir haksız­lık, «İtalya barış andlaşmasmı ih­lâl».. Radyo şöyle devam etmiştir :

Triyeste meselesinin adilâne halli için daima iyi niyet eseri göstermiş olan Yugoslav hükümeti, Batılıların bu ha­reketini ölçmesini bilecek ve gereken tedbirleri alacaktır. Yaratılan durum, Yugoslavyayı, barış namına bu mese­lede son sözü söylemesi lâzım gelen Birleşmiş Milletlere müracaat zorunda bırakmaktadır.

 Belgrad :

Yugoslav Tanjug ajansı İngilterenirt Belgrad büyükelçisi Mallet'nin Yugoslav  Dışişleri Vekâleti müsteşarı

Bebîe ile görüştüğünü bildirmiştir. Mallet'nin talep ettiği bu görüşme es­nasında Triyeste meselesinin   müzake­re mevzuunu teşkil ettiği sanılmakta­dır.

Yine Tanjug ajansının bildirdiğine gö­re, Triyestede 1951 den beri Yugos lav heyeti başkanı olan Joze Zemajak Belgrada çağırılmış ve yerine dışişle­rini tedvire memur Devlet Vekili Franc Primozic tâyin edilmiştir.

9 Ekim 1953

 Roma :

Bugün toplanan Bakanlar Konseyin­den sonra neşredilen tebliğde İtalyan Başbakanı Pella'nm şu hususları mü­şahede ve tesbit ettiği bildirilmekte­dir :

Triyestede «A» bölgesinin İtaylan ida­resine terkedileceğine dair dün İngil­tere ve Amerika hükümetleri tarafından sunulan tebliğ, 20 mart 1948 ta­rihli  Fransjz  İngiliz Amerikan müşterek beyanatının tatbiki İcabı­dır ve Triyestenin İtalyaya iadesi le­hinde bir karardır-

Tebliğde şu hususlar da ilâve edilmek­tedir : Batılı memleketlerin bize gön­derdikleri bu tebliğ, İtalyanın Triyeste topraklarının heyeti umumiyeti üzerindeki haklarına dair hiç bir peşin hükmü ihtiva etmemekte, sadece adi­lâne ve kat'î mahiyette bir hal tarzına doğru mühim bir terakki ifade etmek­tedir. Bu tebliğ aynı zamanda, Triyes-te meselesini halletmek için tek çare olarak İtalyan hükümeti tarafından ile­ri sürülen plebisit fikrini de makbul bırakmaktadır.

İtalya Başvekili Pella bu münasebetle Triyeste topraklarındaki bütün halka selâmlarını göndermiş ve bugün va­rılan merhalenin İtalyan hükümetinin menfaatlerini müdafaa zımmndaki gayretlere asla ara vermiyeceğini ilâ­ve etmiştir.

 Belgrad :

Yugoslav hükümeti ne§rettiği bir teb­liğde, serbest Triyeste topraklarının «a» bölgesi üzerindeki meşru hakların­dan vazgeçmek niyetinde olmadığını bildirmektedir.

Tebliğe şöyle devam ediliyor :

Bunun içindir ki, Yugoslav hüküme­ti bu konuda alınmış olan kararların tahakkuk ettirilmesini talep eder.

Bu Yugoslav notası bugün öğleden sonra, Triyestedeki «A» bölgesinin ida­resini İtalyanlara terketmek kararını vermiş olan İngiltere ve Amerikanın Belgrattaki büyük elçiliklerine tevdi olunmuştur.

Notada Yugoslav hükümetinin, Ameri­ka ve İngiltere hükümetleri tarafın­dan Triyeste hakkında alınmış olan. kararlara şiddetle itiraz ettiği ve Tri­yestedeki Yugoslav menfaatlerini hi­maye eden Birleşmiş Milletler anayasasına aykırı bulduğu ilâve edilmek­tedir.

Natoda beyan edildiğine göre, Ameri­ka ve İngiltere hükümetlerinin bu ic­raatı herkesçe şayanı temenni olan ga­yeye yani İtalya ile Yugoslavya arasın­daki  münasebetlerin ıslahı  neticesine götürmemekte, fakat aksine olarak, ve anlaşıldığına göre iki komşu memleket arasındaki münasebetlerin gerginlegV meşini intaç etmektedir. Bu ise, helbet-teki, Avrupadaki umumî durum üze­rine tesir edecektir. Bu gibi netayicin tarihî mesuliyeti şüphesiz ki Yugoslavyaya ait değildir.

Nota şöyle devam ediyor : Hür Tri­yeste topraklarında «Ay bölgesinde bu­gün cari olan İngiliz Amerikan idaresinin lağvı ile bu bölgenin İtalyan cumhuriyetine tevdii 1947 tarihli sulh andlaşması, 1941 de Yugoslavyaya kar­şı bir tecavüze girişmiş olan mihver devletleriyle beraber savaşan bir mem­leketle aktedilmiştir.

Nota, Müttefik kararının haddizatında adaletsiz ve tehlikeli bir hareket ol­duğunu kaydetmektedir.

 Roma :

Veküler heyeti toplantısını müteakip alman haberlere göre, Vekiller Triyes­te meselesinde alman neticeler hakkın­da Başvekil ve Dışişleri Vekili M. Giuseppe Pella'ya memnuniyetlerini bil­dirmişlerdir.

Heyetin M. Pella tarafından bugün öğ­leden sonra, İngiltere ve Amerikanın Triyeste «A» bölgesinin İtalyaya iade olunması hususundaki kararı ile ilgi­li olmak üzere Mecliste yapacağı beya­nat metnini de tasdik etmiş olduğu bil­dirilmektedir.

 Belgrad :

Kopar Yugoslav basm ajansından ve­rilen haberlere göre, dün gece İngil­tere ve Amerika tarafından Triyeste meselesi hakkında yapılan teklifin öğ­renildiği anda başlıyan nümayişler bü­tün gece ve bugün «B» bölgesi şehir ve kasabalarında devam etmektedir. Bu şehirlerdeki daire, müessese ve fabri­kalarda mesai tatil olunmuştur.

Sabah saat 9 dan beri «B»» bölgesi halkı gösterilen merkezi olan Umag'a akın etmektedir.

Parlamentoda sağçi mebuslardan Nor-man Dodds bugün Dışişleri Vekilinden, şunu sormuştur :

Triyeste «A» bölgesi idaresini İtalya-ya terketme kararının mucip sebeple-lini bildiren bir tebliğ yaymlanmiyacak mıdır?

Bu hareketin barışı tehlikeye koyaca­ğı muhakkak değil midir?..

 Roma :

Başvekil ve Dışişleri Vekili Giuseppe Pella bugün Mecliste Triyeste mesele­sinden bahsederek, ilk önce Müttefik­lerin «A» bölgesini İtalyaya devrettik­lerini bildiren notalarında kullandıkla­rı dostane lisana işaret etmiş ve İtal­yanların «A» bölgesinin idaresini ka­bul etmelerinin, bütün hür Triyeste topraklarındaki İtalyan haklarına hiç fcir zarar vermediğini söylemiştir. Pelîa, Müttefik notasının, İtalyan diplo­matik teşebbüsünü tahdit edecek mahi­yette bir husus ihtiva etmediğini ve •a» bölgesinin idaresini kabul etmekle «B» bölgesindeki haklardan vazgeçil­miş sayılmıyacağmi belirttikten sonra, Müttefik kararıyle doğan durumun eğer Yugoslavya İtalya gibi iyi niyetli ise, Triyeste meselesinin halli için temasa geçilmesini mümkün kılacağı iikrini izhar etmiş ve şunları söylemiş­tir:

İtalyan tarihinde mühim bir an gelmiş tir. Hükümet, mesuliyetilerini idrak et­mek ve Triyeste ve Romanın dâvası­nı cesaretle karşılamak azmindedir. Meclis ve memleketin hükümet kara­rını tasdik edeceklerine eminim.

  Belgard :

Tanjug ajansının bildirdiğine göre, dün geceki nümayişler sırasında İtalyan elçiliğinin Önünde toplanan şahısların sayısı beş bini aşmıştır. Binanın Önün­deki bütün otomobilleri kaldırmış olan nümayişçiler iki saat müddetle elçiliği muhasara etmişlerdir. Yüz kadar silâh­lı polis bu şahısların binaya girmesine güçlükle mâni olmuştur. Nümayişçiler İtalyan elçiliğiyle Amerikan büyük elçiliğinin camlarına taş atmışlar ve bu arada Triyeste «A" bölgesinin İtal­yaya teslimi aleyhinde sözler haykır­mışlardır. Bu arada, polisin müdahale­sine vakit kalmadan Amerikan büyük elçiliğine ait bir jeep arabası yakıl­mıştır. Eundan başka nümayişçiler İngiliz büyük elçiliği etrafındaki par­maklığı aşmak istemişlerse de polis bunları  durdurabilmiştir.

Zağreb'te de birçok nümayiş olmuş ve İngiliz konsolosluğuna taşlar atılmış­tır.

 Belgrad :

Belgrad radyosu dün gece Trieste'nin İtalya'ya bağışlanması aleyhinde muh­telif Yugoslav şahsiyetlerinin beyan­larını yayınlamıştır.

Ticaret Odası Reisi Stane Bedic, «Bu yalniz Trieste meselesi değil, ayni za­manda Yugoslav halkının ana hakla­rının Batılı büyükler tarafından anla­şıldığına dair Yugoslavya'nın batılıla­ra itimat edebilmesi meselesidir.

Bu muamele bize 1948 de Moskova li­derlerinin Yugoslav halkına yapmış ol­dukları hareketi hatırlattı. Yapılan za­rar mahiyeti itibariyle aynidir. Bugün 17 milyon Yugoslav bir tek fikre sa­hiptir. O da Trieste bizimdir» fikridir.

10 Ekim 1953

 Washington :

«The Washington Evening Star» gaze­tesi Trieste hakkında İngiliz - Ameri­kan kararının bu bölgedeki anlaşmaz­lığı halletmek için en iyi çare olduğu­nu yazmaktadır.

Gazete, bu, bütün Trieste'nin İtalya'ya terkedilmesini âmir 1948 vaadine ay­kırı olmakla beraber, İtalya'nın vazi­yetini kuvvetendirm&ktedir, demekte ve şunları ilâve etmektedir :

-Batılıların bu kararı, İtalya'nın Av­rupa ordusu paktını tasdik etmesine meydan hazırliyacaktır.»

 Trieste :

«B» bölgesinde ikamet etmekte olan ve Yugoslav makamları tarafından tar-dolunan birçok İtalyanlar Trieste'ye gemişler ve- birçok vatandaşlarının da yolda bulunduklarını söylemişlerdir.

11 Ekim 1953

 Londra:

Yugoslavya bugün Trieste A ve B bölgeleri arasında münakaleyi tama­men durdurmuştur.

Mareşal Tito Yugoslav işgali altında bulunan «B» bölgesine takviye birlik­leri gönderilmesini emretmiş ve İtalyan birliklerimin A bölgesine girme­sini tecavüz addedeceğini bildirmiştir.

Yugoslav Tanjug ajansı Ağustos ayındanberi Yugoslav - İtalyan hududun­da bulunan üç İtalyan tümeninin takviye edildiğini haber vermiştir.

Trieste'den verilen İtalyan basın ha­berlerine göre Yugoslav birlikleri hu­duda doğru ilerlemektedir. 200 tank Pola'dan ileri doğru hareket etmiştir.

 Roma :

İtalyan resmî makamlarına göre, Trî-este'nin «B» bölgesinin Yugoslav as­kerleri tarafından işgal edilmesi, ortaya ciddî bir mesele çıkarmaktadır-

Bu makamlar şunları ilâve etmektedir­ler :

«Tito'nun gayesi her şeyden evvel «A» bölgesini İtalyanlara terketmek husu­sunda tereddüt içinde bulunan İngiliz­leri endişeye düşürmektir.

Trieste'de iki muhtar bölge ihdası hu­susunda Tito'nun dün yapmış olduğu teklifin kabulü İtalyan hükümetince imkânsızdır.

Trieste liman ve şehrini Yugoslav ida­resine bırakmak bir cinn&t olacaktır. Bu, ancak bir felâket tevlit edebilir.»

Diğer taraftan Roma'daki siyasî mah­filler. Yugoslavya'nın «B» bölgesini iş­gali üzerine Atlantik paktı devletlerinin İtalya'nın yardımına koşup koşmı-yacaklarmı öğrenmenin son derece ehemmiyetli olduğunu söylemektedir­ler-

Bu mahfillere göre, bu bölgenin idare­si Atlantik paktından ziyade Güven­lik Konseyinin vesayeti altındadır. Fa­kat gene de Amerika, İngiltere ve akdi imzalayan diğer memleketlerin, İtalya-nm yardımına koşmalarının gerektiği belirtilmektedir.

 La Haye :

İtalyan Başvekili M. De Gasperi «Av­rupa hareketi» ikinci kongresinde yap­tığı bir konuşmada şunları söylemiş­tir :

«3 Batılı devlet Trieste'yi tahliye ede­ceklerini haber verdiler. Bir İtalyan olmam itibariyle, bu Adriyatik şehri­nin anavatana iadesinden büyük se­vinç duymaktayım. Zira geçici dahi olsa bu hal çaresi Avrupa müdafaa camiası andlagmasmın parlâmentoda tas­dikini kolaylaştıracaktır. Amerikan Re­isicumhuru Eisenhower ve diğer Ba­tılı devlet adamları Avrupa müdafaa birliğini, Amerika'nın Avrupa'dakİ gayretlerinin bir neticesi ve komünist tecavüzlere karşı yükselecek demok­rat mukavemet kalesi olarak telâkki etmektedirler. Bir gün Rusya ile mü­nasebetlerimizin iyileşeceğini kabul etsek dahi yine bu hususta müşterek bir siyasî cepheye güvenmek lâzımdır ve bu cephe yalnız yüksek bir icraat plânı üzerinde tecessürn etmekle kal­mayıp dünya efkârı ve halk vicdanın­da da gelişip kuvvetlenmelidir.»

12 Ekim 1953

 Londra :

İtalyan kıtaları »A» bölgesine girdiği takdirde, Yugoslavya'nın da ayni böl­geye asker göndereceğine dair Mareşal Tito tarafından dün ileri sürülen teh­dit Londra çevrelerinde küçümsenme­ni ektedir. Bununla beraber su nokta üzerinde durulmaktadır ki Yugoslav­ya'da husule gelen şiddetli tepkinin asıl sebebi, İtalyanların "A» bölgesine girdikten sonra, ileride. «B» bölgesini de işgale teşebbüs etmeleri ihtimalidir. Yugoslavların «B» bölgesine kuvvet sevketmeleri, bahis konusu çevrelerde, bu suretle izah edilmektedir. Filhaki­ka «Bu bölgesinde. 8 Ekimden evvel 5.000 kadar Yugoslav askeri bulun­makta idi.

Londra mahfillerinin kanaatine göre, eğer İtalya   «B»  bölgesini de elde etmek için hiçbir zaman silâha başvur­mayacağı hakkında bir demeç yayınla­mağa ikna edilecek olursa, Yugoslavların samimî olarak duydukları endi­şe ortadan kalkacak ve zihinlerde ye­niden sükûin teessüs edecektir. Bu takdirde Mareşal Tito tehdidini yürür­lüğe koymaktan vazgeçebilir.

 Londra :

Bu sabahki Londra gazetelerinin ele al­dıkları başlıca mevzular Mareşsl Tifo­nun dün söylediği nutukla Trieste'deki durumdur.

Bağımsız »Times» gazetesine göre, İtal­ya'yı «A» bölgesini işgale davet .etmek kararı, ne barış andlaşmasmın ruhuna ve ne de Yugoslavya'nın «B» bölge­sinde almış olduğu siyasî tedbirler aleyhine müteveccihtir- Gazete maka­lesine şöyle devam  etmektedir:

«İki bölge arasındaki hududun etnik bakımdan haklı olacağı hiçbir zaman iddia edilmemiştir. Fakat daha iyi bir hudut tesbit edilemezse, bir anlaşma­ya esas olarak bugünkü hudut alınma­lıdır. Mevcut durum, bilhassa Mareşal Tito'nun tîsküp'teki nutkundan sonra, açıkça barışı tehdit eden bir veçhe almıştır ve bu sebepten Birleşmiş Mil­letlerin yetkisine girmektir.»

Muhafazakâr «Daily Telegraph» ise müttefiklerin A bölgesini tahliye ka­rarının henüz tatbik mevkiine kon­madığını ve bu hususta herhangi bir tarih tesbit edilmediğini hatırlatarak şöyle demektedir:

İhtirasların soğumasına ve Yugoslav Devlet Başkanının Batılı dostlarından ayrılmasının çılgınlık olacağını düşün­mesine müsaade için bir müddet geçe­cektir.

Liberal News Chronicle'in kanaatince Batılı devletler, İtalya ile Yugoslavya arasında bir uzlaşmaya varılmasını ko­laylaştırmak maksadiyle İtalyanların «A» bölgesinden ileriye gitmelerine as­la müsaade etmiyeceklerini belirtmek­tedirler. Gazete şöyle devam etmekte­dir :

Böyle birşey bahis mevzuu olmamak­la beraber, siyasî sebepler yüzünden İtalyan'ların bu iddiada bulunmaları­na göz yumduk. Bu bir hata olmuştur ve derhal tashihi gerekmektedir. Eğer Mareşal Tito bu meselede nerede oldu­ğunu ve İtalyanların nerede buluna­cağını kat'iyetle bilse, hiddetlenmek için daha az haklı olurdu."

  Viyana :

Avusturya hükümet çevreleri, Trieste hâdiselerini oldukça endişe ile takip etmektedirler. Bununla beraber resmî kaynaktan herhangi bir yorumda bu­lunulmaması kararlaştırılmıştır. Fil­hakika Avusturya hükümeti, İngilizler ve Amerikalılarla Mareşal Tito'yu bu­gün karşı karşıya getiren bu anlaşmaz­lığa herhangi bir .şekilde karışmak niyetinde değildir. Fakat Trieste lima­nının Avusturya için hâlâ çok büyük iktisadî bir ehemmiyet arzettiği de muhakkaktır. Trieste'nin milliyeti me­selesi artık Viyana'yı alâkadar etme­mektedir,

Trieste limanının giriş - çıkış faaliye­tine Avusturya, yüzde 80 nisbetinde iştirak etmektedir. Alman limanlan ta­rafından gösterilen bütün kolaylıklara rağmen 1950 denberi Avusturya ihra­catının yüzde 601 Trieste vasıtasiyle yapılmaktadır.

Avusturya ticaret çevreleri, hüküme­tin bu meseledeki hareket hattını tak­dir etmekle beraber, Trieste'nin refahının Avusturya'ya bağlı olduğu gözö-nünde tutularak limanın mukadderatı kat'î surette tayin edilirken Avustur­ya hükümetinin de görüşünü bildirme­sini istemektedirler. Esasen İtalya'nın da, Yugoslavya'nın da elinde daha önemli başka limanlar da vardır.

 Paris :

Bu sabah Tanjug Ajansının radyo - te-legraf yayınında bildirildiğine göre, Trieste'deki «B» bölgesine yeni Yugoslav kara ve deniz birliklerinin şev­ki devam etmektedir. Ajansın ilâve ettiğine göre, Zagrep askerî bölgesi komutanı General Kosta Nadj, Yugos­lav kuvvetlerini teftiş maksadiyle »B» bölgesinde Kopar'a gelmiştir. Amiral Josip Cerni de bu bölgede bulunmakta­dır.

 Londra :

Yugoslavya, İki gündenberi,    ilk defa İngiliz - Amerikan işgalindeki Trös­te «A* böİ£3i ile olan hududunu bugün, açacaktır. Bundan, maksat da Yu­goslav işgalindeki bölgede bulunan ahalinin burayı terketmesini temindir. Bölgeden ayrılacak halka, Trieste'nin 122 kilometre güneyinden İtalya'ya uzanan İstria yarımadasının tamamı­nın iadesini temin maksadiyle kurulan gayri resmî İştira kurtuluş komitesi meşgul olacaktır. Teşkilât bir radyo yayınında, Burada kaldığımız müd­detçe sizlere bakacağız» diye ilân et­miştir.

İtalyan  makamlarının tahminlerine göre, müttefiklerin, «A» bölgesini ital­yanlara vereceklerini ilân edişlerinden beri Triest&'nin Yugoslav işgalindeki bölgesinden 200 İtalyan kaçmıştır.

Triestede ise, dün gece 2000 Yugoslav üzerinde «vicdan» kelimesi yazılı bir tabutu taşıyan bir cenaze arabasının arkasından ana caddelerde dolaşmışlar, bu suretle ıslıklar çalıp, vecizeler haykırarak, memleketlerinin Batılı dev­letlere olan itimadını kaybettiğini be­lirtmek istemişlerdir.

Belğradda da buna benzer ve Belgrad radyosunun 1941 yılında Yugoslav-Nazi Almanya andlaşması teferruatı öğreni­lince tertip edilen nümayiştenberi rast­lanan en büyük gösteri olarak vasıf­landırdığı bir nümayiş yapmıştır.

 Roma :

Bugünkü İtalyan gazeteleri Mareşal Tito'nun dünkü nutkunu ele alarak hâdiseleri bu kadar büyütmekte mâna olmadığını ileri sürmektedirler. Bu arada "Tempo» gazetesi «Mareşalin dünkü tehditleri karşısında İtalya'nın sükûnunun bozulmadığını» yazmakta, buna mukabil «Messagero» «İtalyan hükümetinin tehditlere tehdit ile mu­kabele etmektense, Belgrad hüküme­tinin bir çıkmaza girdiğini farkederek bu yoldan dönmesini sabırla bekliye-ceğini» yazmaktadır.

Mareşalin Arnavutluğu ilgilendiren sözleri hakkında ayni gazete, Yunanlı V.ekillerin memleketlerini ziyarete gel­dikleri zaman İtalyan başvekilinin Ar­navutluğun bütünlüğü ve istiklâlini te­menni etmekte olduğunu bildirmiş bu­lunduğuna işaret etmekte ve «Tito'nun Arnavutluk hakkındaki kendi niyetle­rini gizlemek maksadiyle İtalya'ya it­hamlar savurmug olduğunu» yazmak­tadır.

13 Ekim 1953

 New - York :

New - York'un büyük gazetelerinden ikisi, New - York Herald Tribüne ve New - York Times bugünkü başyazıla­rında Trieste meselesini incelemekte­dirler. Fakat iki gazetenin düşünceleri oldukça farklıdır.

New - York Herald Tribüne §u müta­lâayı yürütüyor :

«Anlaşmazlığı tetkik etmek için bir konferans toplanması hakkında Mare­şal Tito tarafından ileri sürülen teklifin kabulünü gerektirecek birçok ma­kul sebepler vardır. Resmî müzakere­lere Fransızların da katılması ihtimal dışında değildir. Bizce böyle bir kon­ferans zarurîdir. Çünkü Trieste işi bir Avrupa meselesidir' Bu mesele, daima mümkün olan bir Sovyet tecavüzü karşısında Batı Avrupa'nın birliğini tehdit etmektedir.»

New - York Times gazetesi ise, Tries­te meselesi ile Saray Bosna ve Dantzig arasında bir benzerlik görmekte ve şöyle demektedir :

«Trieste mücadelesi daha vahim bir safhaya girecek olursa Sovyetlerin mü­dahalesini tahrik edebilir. Bundan da yalnız Kremlin kazançlı çıkar. Duru­mun bütün mesuliyeti Tito'ya aittir.

Her ne olursa olsun, İngiliz ve Ameri­kan kıtalarının Trieste'den çekilmesi gecikecektir. Zaten tahliye için bir ta­rih tesbit edilmemiştir. Meselenin kö­künden halline gelince; şahit olduğu­muz ve her gün artmakta olan gayret­ler, Milletlerarası tarafsız bir teşek­kül vasitasiyle sarfedilmiş olsaydı, mu­vaffakiyet şansı hiç şüphesiz daha faz­la olurdu. Böyle bir teşekkülün usul­leri önünde bütün alâkalıların eğil­mesi hemen hemen bir zaruret halini alır. Kanaatimizce bu teşekkül ancak Birleşmiş Milletler olabilir. Takip edi­lecek usul de plebisitten başka bîr şey olamaz.»

 Londra :

Sir Winston Churchill, Yugoslav Rei­sicumhuru Tito'nun Trieste «A» bölge­sini işgal edeceğine dair tehdidi ve İngiliz - Amerikan teklifinin Balkan­larda sulhu tehlikeye koyduğunu id­dia eden Sovyet notasını görüşmek üzere, bu sabah kabinesini toplantıya çağırmıştır.

«A» bölgesi idaresini İtalya'ya devre­dileceğine dair müttefik karan karşı­sında Yugoslavya'nın gösterdiği şiddetli aksülâmeî, Washington ve Lon­dra arasında acele müzakerelere yol açmıştır.

Bu bölgede sulh ve güvenliğin ihlâl edildiğine dair dün geceki Sovyet no­tası ise, vaziyeti bütün bütün karıştırmıştır.

İngiliz kabinesinin bu sabah karşılaş­tığı en mühim mesele Yugoslav kuv­vetlerinin «A» bölgesine yürümesi ha­linde müttefiklerin ne gibi vaziyet ala­cağı olmuştur.

İngiltere ve Amerika'nın bu bölgeyi İtalya'ya devretmekten vazgeçecekleri­ne dair hiç bir emare mevcut değildir. Birleşik Amerika Dışişleri Vekâleti, Amerika'nın kararında sebat edeceğini resmen açıklamıştır.

Bu sabahki kabine toplantısında görü­şülen mevzulardan biri de Tito'nun dün ileri sürmüş olduğu dörtlü toplantı teklifidir.

Buradaki siyasî çevrelere göre kararı geri almak müttefikler için güç ola­caktır. Diğer taraftan Sovyet Rusyanın Yugoslav Reisicumhuru Tito ile Batılılar arasına soktuğu nifakı ehem­miyetle nazarı dikkate almak gerekmektedir. Mamafih Tito'nun Kremlin liderleri ile anlaşması pek varit görül­memektedir. Zira Kremlin ile Belgrad arasındaki zıddiyet gayet kesin olmuş­tur.

 Paris :

Yugoslavya'nın dörtlü bir konferans toplanmasını teklif etmesi ve dün ak­şam Moskova'nın Londra ve Washing­ton nezdinde protestoda bulunması üzerine Trieste meselesinin yeniden alevlenmesi, Paris basınının dış politika bahsinde ele aldığı başlıca mevzu­dur.

Gazeteler, geç geldiği için Sovyet no­tası hakkında bir yorumda bulunmıya-rak sadece metinden bazı parçalar ya­yınlamakla iktifa etmekte v.e bilhassa Yugoslav diplomatik notasını ele al­maktadırlar. Bu mevzuda sağcı «Figaro», «LAurore» ve «Le Parisien Libere» gazeteleri, Amerikan Dışişleri Vekâleti sözcüsünün dünkü beyanatını aynen tekrarlıyarak «İtalya ile Yugos­lavya'nın doğrudan doğruya müzakerelerde bulunmaları mümkün olduğu takdirde Yugoslav talebinin müsait bir şekilde tetkik olunacağı» kanaatini ile­ri sürmektedirler. Yalnız Figaro'nun. Roma muhabiri Yugoslav teklifinin akabinde resmî İtalyan çevreleriyle yaptığı temaslara dayanarak şöyle de­mektedir ;

Eğer bahis mevzuu notanın gayesi müttefiklerin kararın; yeniden gözden geçirmelerini sağlamaksa bu teklif ka­tiyetle reddedilecektir.»

«Combat» gazetesinde Rene Dany «Yu­goslavya acaba müzakere yolunu seç­mekle ricat etmiş olmamakta mıdır?» diye sorarak şöyle demektedir: "Her ne olursa olsun, Belgrad eski durumunu değiştirmektedir. Yugoslav teklifi, ilk saatlerin ateşli beyanları üzerine, şüphe götürmiyen bir şekilde, bir ricat teşkil etmektedir. Yugoslavların bu hareketinin belirli tek bir gayesi var­dı: Müttefiklerin tedbirinin tatbikini geciktirmek ve İtalyanların Trieste'ye girmelerini önlemek. Tito bu maksa­dına erişmiştir. Batılılar Tito'yu, bir olup bitti karşısında bırakmak iste­mişlerdi. Tito'nun buna karşı gösterdi­ği tepkinin şiddeti, hiç olmazsa darbeyi önlemiştir.»

«Franc Tireur» de Charles Ronsac, Wa­shington ve Londra'nın Trieste'yi tak­sim kararını «çoğunluk diplomasisin diye vasıflandırarak Churchill ile Ede­nin nasıl olup da bu derecede siyasî ve psikolojik feraseti kaybettiklerini sormaktadır. Muharririn kanaatince bu karar Kremlin'in işine yaramış bulun­maktadır.

 Viyana :

İngiltere ve Amerika'nın Trieste mese­lesi hakkında verdikleri kararı protesto eden son Sovyet notası Viyana siya­sî çevrelerinde fazla hayret uyandırmamıştır.

Avusturya hükümetinin hâlen muha­faza etmekte olduğu İhtiyatkâr duru­mu terkederek, Rusya tarafından girişilen teşebbüs veya Trieste'deki tehli­keli durum aleyhinde cephe almağa kalkışması beklenmemelidir.

 Londra :

Başvekâlete yakın çevrelerdeki intibaa göre, Sovyetlerin Trieste meselesine müdahaleleri, İngiliz ve Amerikan hü­kümetlerinin 3 Ekim kararma bağlı kalmak hususundaki azimlerini takvi­ye edecek mahiyettedir. Ayni mahfil­lerde ilâve olunduğuna nazaran, bu müdahale, Belgrad hükümetinin huku­kî durumunu kuvvetlendirmekten ziya­de zafa uğratacaktır. İngiliz çevreleri­nin kanaatinoe Sovyet müdahalesi Bel­grad hükümetini gerek Birleşmiş Mil­letlerde, gerek batı umumî efkârı önünde ve bilhassa Amerikalılar muvacehesinde müşkül duruma sokacak­tır. Batılı siyasî mahfiller, bilhassa Amerikan çevreleri, Sovyet bloku ile Yugoslavya arasındaki münasebetleri normal hale getirmek için Kremlin ta­rafından sarfedilen gayretleri zaten iti­matsızlıkla karşılamışlardı. Bu mah­filler şimdi Mareşal Tito'nun, yeniden Rusyaya dayanmaktan ibaret olan son kozunu oynamak istediğini ileri süre­bileceklerdir.

Londra'da akşamları çıkan «The Star» gazetesi bu konuda şunları yazıyor :

«Trieste'nin «A» bölgesini İtalyanlara 'iade etmeği hedef tutan İngiliz - Ame­rikan kararını Malenkofun protesto etmesindeki mâna açıktır. Mal&nkof, Tito'yu iltizam etmekle Yugoslavyayı tekrar Sovyet blokuna almayı ümit etmektedir.»

Londra'daki müşahitler şu noktayı da belirtiyorlar ki Kremlin idarecileri, İn­giliz - Amerikan kararma karşı bu derece sarih bir şekilde vaziyet alır­ken bu hattı hareketin İtalyan komü­nist partisinin Trieste meselesinde almış olduğu tavır üzerinde yapacağı tepkilere hiç önem vermemektedirler. Filhakika bilindiği gibi, Togliatti'nin partisi, siyasî taktik icabı, bazı ihtirazı kayıtlar ileri sürmekle beraber, bu me­selede hükümet tarafında yer almak zorunda kalmış bulunmaktadır. Buna sebep te İtalyan umumî hissiyatının, Triteste'nin İtalya'ya bağlanmasını oy birliği ile tasvip etmiş olmasıdır.

 Kahire :

Yugoslav gazeteleri bu sabah, Sovyet­ler tarafından Trieste hakkında verilen notayı hiçbir yorumda bulunmadan yayınlamışlardır.

Şimdiye kadar bu mevzuda hiçbir res­mî tepki kaydoiunmamışsa da Dışişleri Vekâleti müsteşarı M. Ales Bebler'in öğleden sonra bir basın toplantısı ter­tip ederek hükümetinin bu hususta ta­kip edeceği hattı hareket hakkında iza­hat vereceği tahmin olunmaktadır.

Belgrad'daki salahiyetli müşahitler da­ha önceden bu meseleye Rusların mü­dahale edeceğini tahmin etmişler, fa­kat bu müdahalenin zaman ve şekli hakkında bir fikir yürütmemişlerdi. Rusların bu hususta müttefikler ara­sındaki münasebetlerde mevcut güç durumu en iyi istismar edebileceği za­manı seçmiş olduklarına hükmolınmaktadır. Sovyet notası hâlen mevcut ciddî buhranın gelişme çevrelerinde ye­ni bir unsur olmakla beraber Belgrad siyasî çevreleri bu notayı Yugoslavyaya karşı bir iyi niyet gösterisi olarak tefsir etmemektedirler. Sovyet notası daha çok, Trieste meselesi ortaya çık­madan Önce oldukça takviye olunmuş: bir manzara arzeden Avrupa'nın bu bölgesindeki Batı müdafaa hattında meydana gelen yeni karışıklıktan aza­mî istifade yolu arayan bir teşebbüs mahiyetinde kabul olunmaktadır.

14 Ekim 1953

 Belgrad :

Tanyug Ajansı bu peçe Trieste'de cere­yan eden hâdiseleri yorumliyarak şun­ları yazmaktadır :

Bir faşist grupu bu akşam 19 da Tri­este'deki Yugoslav iktisadî heyetinin, bürolarını tahrip  etmiştir.

Ajans şunları da ilâve etmektedir: Bu hâdiseler cereyan ederken İngiliz-Amerikan askerî polisi ile sivil polis gayet gevşek hareket etmişler, ve an­cak bürolar harap olduktan sonra mü­dahaleye çalışmışlardır. Faşistler daha evvel de İstiklâl Cephesinin bürolarına saldırmışlardır.

 Trieste :

Trieste'nin (A) bölgesinde bulunan İn­giliz ve Amerikan askerleri bu gece şehri terketmeye hazırlanmaya başla­mışlardır. Cuma günü toplanacak olan üç Batılı Dışişleri Vekilinin vaziyette her hangi bir değişiklik vukua geti­recekleri tahmin edilmemektedir.

Tahliye hazırlıkları başlamış bulun­maktadır İngiltere trenle Almanya'ya 8.000 ton malzeme sevketmiş bulunmaktadır Bu malzeme arasında köprüler ve dikenli teller de vardır.

İngiliz birlikleri bu gece Pazar günü ayrılacak olan askerler ve aileleri şe­refine balolar tertip etmiş bulunmakta­dır. Diğer taraftan İngiliz askerî kütüpha­nesi kapatılmış ve arta kalan askerî malzemenin müzayede ile satılacağı gazetelerle ilân edilmiştir.

Triteste'de bulunan 35 inci Amerikan piyade alayı, yabancı gazetecilerin kış­lalarına girmelerim menetmiş bulun­maktadır. Fakat Amerikan askerlerinin de harekete hazırlandıkları bilinm-ek-tedir.

Trieste'lilerin bildirdiklerine göre, müttefik askerlerinin ayrılması ile memleketten muazzam miktarda ser­maye dışarı çıkacaktır. Ayrıca mütte­fiklerin ayrılmasiyle 20,000 işsizin âkıbeti de endişe uyandırmaktadır.

  Trieste :

Bu gece Trieste'deki Yugoslav ticaret heyetinin merkezini tahrip edenler 300 kişilik bir grup teşkil etmekteydiler. Nümayişçiler binanın methalindski parmaklıkları kırdıktan sonra ilk kat bürolarına girmişler ve evvelâ büro­nun iki odasını hasara uğratmışlardır. Mütearrızlar bu odalardan eşyaları ve dosyalan sokağa çıkararak orada parçalamışlardır. Trieste sivil polisi mü­dahale ettiği zaman nümayişçiler bü­roların mühim bir kısmını tahrip et­miş bulunuyorlardı. Sivil polis şefle­rinden ikisi nümayişçilerin en ileri gi­denlerinden birkaçını yakalamak iste-mişlerse de, polis âmirleri bu badirede tartaklanmaktan başka hiçbir şeye mu­vaffak olamamışlardır. Şimdilik bu ko­nuda hiçbir tebliğ neşredilmemiştir.

 Belgrad :

Yugo Press Ajansı bu akşam Trieste meselesi hakkında yayınladığı uzun bir yorumda Sovyetlerin son teklifle­rinden asla bahsetmemiştir. Esasen Yugoslav gazeteleri de bu konuda bir şey yazmamakta, yalnız dün Koca Popoviç'in Amerika'da söylediği sözleri hatırlatmaktadırlar. Koca Popoviç de­mişti ki: Yugoslavya Sovyet Rusya-nin muhtemel bir teklifinin neticele­rinden mesul değildir."

Yugo Press Ajansı Belgrad hükümeti­nin, «A» bölgesi idaresine İtalya'nın her hangi bir şekilde ve hangi şartlar altında olursa olsun İştirak etmesine razı olmadığını bildirmiş ve nihayet Yugoslavya'nın, İtalyan yayılma siya­setine karşı Amerika ve İngiltere'den garanti istediğine dair yabancı kay­naklardan yayılan bir haberi de tekzip etmiştir. Ajansa göre İngiltere ve Ame­rika'ya verilen ve İtalya'ya da tebliğ olunan nota ve bundan başka dörtlü konferans hakkında yapılan tekliften başka Yugoslavya tarafından hiçbir te­şebbüste bulunulmamıştır.

  Trieste :

France Presse muhabiri bildiriyor :

Trieste mesul mahfillerinden teyit edil­diğine göre «A» bölgesindeki İngiliz ve Amerikan kıtaları, yerleri İtalyan kı­tal arınca kat'î olarak doldurulmadan evvel, bu bölgeyi tahliye etraiyeceklerdir. Ayni mahfillerde; korku ile mü­lâhaza edilen boşluğun bu suretle ön­leneceği kanaati hâkimdir. Filhakika Trieste'de asker aileleri için 1950 de inşa edilmiş olan bina bugün tahliye edilmiştir. Fakat henüz şehirden müt­tefiklere ait hiçbir birlik ayrılmış de­ğildir. Ayrıca böyle bir harekete hazır­lık mahiyetinde hiçbir faaliyet de go-

ze çarpmamaktadır. «A» bölgesinde İn­giliz Generali John Winterton'un ku­mandasında bulunan kuvvetlerin 8 bin kadar olduğu tahmin ediliyor. Halbuki mandasında bulunan kuvvetlerin 8 bin bin İngiliz ve 5 bin Amerikan olmak üzere 10 bin kişi olması derpiş edil­mişti.

Trieste'nin siyasî mahfillerinde şimdi bütün dikkat Sovyet Rusya üzerine çevrilmiş bulunmaktadır. Bu konuda umumiyetle Sovyet Rusya'nın Trieste meselesinde takınacağı tavır ile husu­siyetle Güvenlik Konseyine yaptığı müracaatla ilgili olarak girişeceği mü­teakip  teşebbüsler alâka çekmektedir.

Umumiyetle hâkim olan kanaate göre eğer Sovyet Rusya da, Yugoslavya gibi İtalyanların «A» bölgesine girmesini bir tecavüz saymak suretiyle Tito'yu hakikaten destekliyecek olursa, o za­man en kötü ihtimalin husul bulma­sından korkulmaktadır. Buna mukabil Sovyet Rusya bu meselede yalnız ken­di oyununu oynarsa, o takdirde Tito-nun bugünkü ağır durumu değiştir­mek için bir hal tarzı araştırmaya baş­laması ihtimali vardır. Yine bu mesele ile ilgili olarak beyan edildiğine göre, Trieste meselesinin diplomatik plâna geçmesinden beri başgösteren merak ve endişe simdi biraz azalmış gibidir.

Bununla beraber hâdisat o kadar sü­ratle inkişaf edebilir ki, Trieste'de ale­lade vatandaş gibi yetkili mahfiller de hâlâ kararsızlıklarım muhafaza etmek­tedirler.

Siyasî plânda, bir belediye meclisi top­lantısı hazırlanmaktadır. Bu olağanüs­tü toplantı bu akşam yapılacaktır. Di­ğer taraftan Trieste şehrî için istiklâl istiyen bazı ımsurîarm ayırıcı faaliye­tine şahit olunmaktadır. Filhakika bu­gün şehirde İtalya nve Sloven dille­riyle kaleme alınmış beyannameler da­ğıtılmıştır. Bu beyannamelerde, her türlü miting ve nümayişi yasak eden General "Winlerton'un bu karan pro­testo edilmekte ve vatandaşlar, daha evvel bugün için tesbit edilen bir mi­tinge davet olunmaktadır.

İstiklâl taraftarı unsurlarm bu faali­yet ve davetine rağmen, İstiklâl Cep­hesi lideri Gimpiccoli, partiler grupu adına  konuşarak bahis konusu mitingin yapılmıyacağmı ve hiçbir resmi hatibin söz almıyacağmı temin etmiş­tir. İstiklâl Cephesi lideri diğer taraf­tan durumun henüz pek vahim, olma­dığını, umumî hatlariyle bir statükoya, avdet etmek suretiyle meselenin hal­ledilebileceğini söylemiştir.

Şehirde ne polisin ne de askerî kıta­ların olağanüstü bir faaliyeti müşahe­de edilmemektedir.

 Londra:

Diplomatik çevrelerden bildirildiğine göre, İngiltere, Trieste meselesinin Gü­venlik Konseyinde müzakeresi esna­sında İngiliz - Amerikan politikasının tasvip edileceğinden emindir.

Birleşmiş Milletlerdeki Sovyet daimî delegesi Vişinski dün, bu meseleyi mü­zakere etmek üzere Güvenlik Konseyi­nin toplantıya çağırılmasını istemiş ve Konsey Başkanı da bu talebe uyarak Perşembe günü için üyeleri toplantıya davet etmiştir.

Sovyetlerin Trieste hakkında İngiltere' ile Amerikaya verdiği notadan sonra. bu talebi bir sürpriz teşkil etmemiştir.

Sovyetler bu notada, İngiliz ve Ameri­kan askerî birliklerinin Trieste'nin «A» kesimini tahliye etmesini tasvip etme­mekte ve bu hareketin İtalyan barış andlaşmasım ihlâl ettiğini ileri sür­mektedirler.

İngiltere Dışişleri Vekâleti İse Sovyet­lerin bu notalarına şiddetle itiraz ede­rek andîaşmada hiç bir zaman İngilte­re ile Amerikanın Trieste meselesiyle senelerce uğraşacaklarının derpiş edil­mediğini ileri sürmüştür.

Bunun üzerine Sovyet Rusya 1948 de reddedilmiş olan eski noktai nazarına dönerek, Trieste'nin serbest bîr bölge olarak kurulmasını ve idaresinin İs­viçreli Albay Fluckeder'e verilmesini teklif etmiştir.

Fakat hatırlarda olduğu gibi. adı ge­çen Albayın Trieste valiliğini 1943 den önce Batılı devletler teklif etmiş, fakat o zaman Rusya bunu kabul etmemişti.

Diplomatik çevrelerin kanaatine göre. Rusyanm maksadı Trieste meselesini bir çıkmaza sokmaktan ibarettir.

luş Komitesi dün gece, Yugoslav nü­mayişçilerinin Carnaro adasında bir ilk mektebe hücum ettiklerini bildirmiştir.

Komitenin verdiği bu habere göre hâ­dise nümayişçilerin Lussimipiccolo'da bir mitingten döndükleri sjrada ders halinde bulunan bir mektebe taarruz etmeleriyle vukua gelmiştir. Nümayiş­çiler talebeleri tartaklamış, sıra ve taş tahtaları devirmiş ve pencereleri kırmışlardır.

Yugoslav makamları mektebi müddetsiz olarak kapatmış bulunmaktadırlar.

Komitenin ilâve ettiğine göre, İstria adasından yurtlarına dönmek için mü­racaatta bulunan ve Yugoslav makam­larının müsaadesini bekliyen bir takım İtalyanlar hâlen bir toplama kampın­da nezaret altında tutulmaktadırlar.

17 Ekim 1953

 Londra :

Burada toplanmakta olan 3 Batılı Dış­işleri Vekili. Trieste'nin (A) bölgesi­nin tahliyesi hususunda İngiltere ile Amerika tarafından .evvelce siman ka­rarı tatbik niyetinde olduklarını belirt­mişlerdir.

İnanılır kaynakların açıkladıklarına göre. 3 Dışişleri Vekili İtalya ile Yu­goslavya hükümetlerini barıştırmak için faaliyete geçmeyi de kabul etmiş bulunmaktadırlar. Fakat ayni kaynak­ların belirttiklerine göre, bugünkü toplantının hitamından kısa bir müddet sonra İngiltere Dışişleri Vekili Anthony Eden Londradaki İtalyan ve Yugoslav Büyük Elçilerine bu hususta birer no­ta tevdi etmiştir.

Mr. Eden evvelâ Yugoslav Büyük Elçi­si Nanlio Brosio ile görüşmüştür. Her iki Büyük Elçiyle yapılan mülakatlar yarımşar saat sürmüştür.

 Roma :

Demir - Çelik fabrikalarında çalışan 2.000 işçinin işten çıkarılması protes­to için Roma civarında Terni'de yapılan nümayişler sırasında işçiler polis­le çatışmış ve altısı polis olmak üzere 12 kişi yaralanmıştır. Bütün Terni vilâyetinde bugün 24 saatlik bir grev yapılması kararlaştırılmıştır. Çeşitli temayüllere mensup siyasî ve sendika teşekkülleri tarafından desteklenen bu nümayişlerin gayesi resmî makamları İşçiler hakkında alman bu kararı ip­tal için teşebbüste bulunmaya şevketmektir. İşverenlerin ifadesine göre, ba­zı teknik tesislerin modernleştirilmesi gerektiğinden bir kısım işçinin vazi­fesine son vermek icap etmiştir.

 Belgrad :

İtalyan Başvekili Pella'nm, Belgrad radyosu tarafından yorumlanmaksızm verilen nutku burada hayret uyandır-mamıştır. Filhakika iyi haber alan Yu­goslav mahfilleri İtalyan Başvekilinin nutkunda, daha evvel bir yabancı Ajansa verdiği beyanatın tekrarlandığı­nı söylemekte ve şu hususları ilâve et­mektedirler :

«Dörtlü bir konferans toplanmadan ev­vel «A» bölgesinin İtalya'ya devredil­mesi hususunda Pella tarafından izhar edilen arzu gülünçtür. Bu fikre Yu­goslav Başkentinin yan resmî yorum­cuları da iştirak etmektedirler. Bu yo­rumcular Pella'nm nuktu münasebe­tiyle dün Milovan Djilas'm nutkundan şu cümleyi hatırlatmaktadırlar : Eğer M. Pella'da az da olsa mizah duygusu bulunduğuna inansaydım bir lâtife yaptığına kanaat getirirdim.

Diğer taraftan 8 Ekim tarihli karardan dönülecek olursa İtalyan hükümetinin istifa edeceğine dair Pella tarafından savrulan tehdit de Belgrad yorumcula­rı tarafından bir şantaj olarak vasıflandırılmakta ve bu tehdide İngiliz ve Amerikalıların kulak asmamaları te­menni olunmaktadır. Nihayet Belgrad mahfillerinde, şöyle bir kanaat de hâ­kim olmuştur ki, M. Pella İtalya'nın «B» bölgesindeki mütalebelerinden vaz geçmediğini söylemek suretiyle İtal­yan hükümetinin emperyalist niyetle­rini açığa vurmuştur.

 Paris :

Tanyug Ajansı bugün Borba gazetesi­nin bir makalesini yayınlamıştır. Makale, New-York Herald Tribüne» gazetesinin Amerika ve İngiltere'ye «A» bölgesinden askerlerini çekerek bu bölgenin sadece sivil idaresinin İtalya'ya verilmesini fakat İtalyan askerlerinin Trieste topraklarına girmesine müsaa­de olunmamasını teklif eden bir yazı­sını yorumlamaktadır.

«'Borba» hiçbir beyanatın Yugoslavya-yı, kendisine kargı yapılan adaletsizli­ği telâfi edebilecek yegâne çıkar yol olan dörtlü konferanstan vazgeçirmek hususunda müessir olamiyacağını be­lirtmektedir.

Gazete bundan sonra, "Amerikan gaze­tesi tarafından ileri sürülen hal çare­sinin kabul olunmasına imkân bulun­madığını, zira İtalyan yayılma siyase­tinin sade Trieste arazisini işgal et­mekle yetinmiyeceğini, İtalyan ordu­larının Yugoslav için daima bir tehli­ke teşkil ettiğini ve Belgrad hüküme­tinin bugün her şeyden fazla İtalyan yayılma siyasetine Batılı devletler ta­rafından verilen cesaretten endişe duy­makta olduğunu» ilâve etmektedir. Gazete yazısına şöyle devam etmekte­dir: «Tarih bize göstermiştir ki İtalyan yayılma siyaseti hiçbir zaman durma­mıştır ve İtalya yabancı devlet grup­ları tarafından desteklendiğini hisset­tiği zamanlar en fazla tehlike arzetmiştir. Binaenaleyh, İtalyan askerî kuvvetlerinin girmesine müsaade olun­maksızın Trieste «A» bölgesi sivil ida­resinin İtalya'ya verilmesi şekli dahi italyan yayılma siyasetinin Sloven hal­kına zararlı olmasının önüne geçemi-yecektir. Bu sebepten. Yugoslavya her halikârda, fakat bilhassa «A» bölgesi­ne İtalyan askerleri girdiği takdirde bu bölgedeki millî menfaatlerini koruma­ğa azmetmiştir.»

18 Ekim 1953

 Trieste :

Goriza'dan bildirildiğine göre, kadın ve erkek genç Yugoslavlardan mürek­kep mütaddit gruplar şehrin Yugoslav işgali altında bulunan kısmında, hu­dut hattına yakın noktalarda İtalya aleyhinde nümayiş yapmışlardır. Buna karşılık olarak, beri tarafta bulunan İtalyanlar mukabil nümayiş yapmışlar­sa da her hangi bir hâdise olmamıştır. Bu hararetli nümayişlerin hâdisesiz geçmesine sebep, her İki tarafın,  hududu tecavüzden çekinerek doğrudan doğruya temasa gelmemiş olmasıdır.

Öte yandan haber verildiğine göre, bir kaç gündenberi Yugoslavlar Goriza böl­gesine mütemadiyen takviye kıtaları getirmektedirler. Son günlerde dört tren dolusu asker Montessanto istasyo­nuna getirilmiştir. Dört beş saat fasıla ile gelen bu katarların her birinde ha­fif makineli silâhlarla teçhiz edilmiş 500 piyade askeri bulunuyordu.

 Roma :

Dün Başvekil Pella'nın ayan. meclisin­de verdiği kat'î ve vazıh ifadeli nutuk üzerine bugün «Messagero» gazetesi nîtalya «A» bölgesine girmeğe hazır­lanıyor ve «B» bölgesindeki hakların­dan vazgeçmiyor» başlıklı bir yazı neşretmigtir.

Messagero, iki hafta önce verilen bir hükmün 8 Ekim tarihli karar alela­cele bir revizyona tâbi tutuluşunun mânasını sormakta ve «;Kominform taraf­tarı ve aleyhtarı Yugoslavlarm şiddet ve tehdit hareketleri karşısında İtal­yanların sakim ve kendilerinden emin olduklarım» bildirerek «Müttefiklerin bu vaziyet karşısında bir intihap ve mukayese imkânına sahip bulunduk­larını» belirtmektedir.

Hıristiyan Demokrat organı «Popolo» gazetesi «İtalya'nın daha önceden dü­şünülerek tasarlanmış bir siyaset mah­sulü olan müttefik kararının tatbikini talep etmekte olduğuna işaret etmek­te ve "İtalyan halkının tarihin birçok ehemmiyetli anlarında da kaybetme­miş olduğu sükûna yine sahip bulun­duğunu» teyit etmektedir.

Diğer taraftan «Tempo» gazetesi müt­tefikler taahhütlerini yerine getirme­dikleri takdirde İtalyan kabinesinin istifa edeceği mülâhazasını ele almakta ve şu suali sormaktadır: «Peki sonra ne olacak?»

Neofaşİst organı olan «Secolo» ise İtal­yan Başvekilinin nutkunu «Müttefik­lere karşı vaki şiddetli bir ihtar» olarak tavsif etmekte ve «İtalya'nın kork­mamasını ve attığı adımdan geri dön­memesini» tavsiye etmektedir.

Buna mukabil müfrit solcu gazeteler Pella'yı nutkunda plebisit ve serbest 239 arazinin bütünlüğü fikrini ileri sür­memekle itham etmekte, ayni zaman­da «Atlantik paktı anlaşmasının İtal­ya'ya tahmil ettiği vecibeleri reddet­memiş» olmasına serzenişte bulunmak­tadırlar.

 Londra:

Bu sabah burada toplanan üç Dışişleri Vekili, Trieste dâvasında Yugoslavya ve îtalyayi uzlaştırmak için yapılan yeni tekliflere İtalyanm verdiği cevabı tetkik etmişlerdir.

Muhteviyatı henüz açıklanmamış olan teklifler, dün gece Dışişleri Vekilleri tarafından buradaki İtalyan ve Yugos­lav Büyük Elçilerine verilmiş, ayni zamanda İngiliz - Amerikan kuvvetle­rinin «A» bölgesini tahliyesi hususun­da alınan karardan dÖnüimiyeceği tek­rar edilmiştir.

îtalya'mn Londra Büyük Elçisi Man-lio Brosio, bu sabah üç büyüklerin son toplantısından evvel Dışişleri Vekâle­tine giderek Dışişleri mütehassısı Pi-erson Dixon'a yeni teklifler hakkında hükümetinin görüşünü bildirmiştir.

Yugoslav Büyük Elçisi Vladimir Vele-~hit, hükümetinden henüz cevap alma­dığını bildirmiştir.

"Üç Büyük Dışişleri Vekilinin bu ak­şam neşredecekleri resmî tebliğde Tri­este meselesine temas edecekleri zan­nedilmektedir.

Dört Dışişleri Vekili konferansı için Rusyaya verilen notanın metni bugün veya yarın ilân edilecektir.

 Belgrad :

Yugoslav Dışişleri Vekil Yardımcısı Alex Bebier, üç Büyük Dışişleri Veki­linin Trieste hakkındaki kararını öğrenmek üzere bugün Birleşik Amerika, İngiliz ve Fransız temsilcilerini kabul etmiştir.

Yarım saat süren görüşmelerden son­ra İngiliz Büyük Elçisi îvo Mallet, Bebler'in verilen kararları dinlediğini fakat mukabil fikir beyan etmediğini söylemiştir.

19 Ekim 1933

  Roma :

Üç Batılı Dışişleri Vekilinin Londra-daki toplantılarında İtalya ile Yugos-lavyayı yeni bir konferansa katılmaya davet ettikleri yolunda yabana bir kaynaktan yayınlanan bir haberi yo­rumlayan İtalyan Dışişleri Vekâleti sözcüsü şöyle demiştir :

«İtalya, müttefiklerin 8 Ekim tarihli kararlan tatbik mevkiine konduktan sonra, bütün Trieste serbest arazisi meselesinin tetkiki için beşli bir kon­feransa katılmaya hazırdır. Bu konfe­ransta, bir plebisit yapılması imkânı da dahil olmak üzere bütün hal çare­leri tetkik edilmelidir.»

   Belgrad:

Yugoslav Cumhurreisi Tito, bugün neş­redilen bir beyanatında, Trieste (A) bölgesinin italyanlara verilmesi kara­rı, dünyanın bu bölgesinde sulhu teh­likeye düşürmüştür, demiştir.

Mareşal Titc, Brezilya «Diario da Noi-te» gazetesinin muhabirine verdiği ve bugün Tanjug Ajansı taralından ya­yınlanan beyanatında şunları söyle­miştir :

«İngiliz ve Amerikalılar bu kararla üç iş başarmak istediler :

İtalyan Başvekili Pella'mn vazi­yetini   sağlamlaştırmak.   Böylece  İtal­ya'nın Avrupa müdafaa birliğine girmesini sağlamak,

Yugoslavya'nın  noktai     nazarı alınmadan tek taraflı bir kararla Tri­este dâvasını, halledilmemiş dünya meseleleri arasından silmekle yanlış    bir hesapla bu kararın Avrupa'nın bu böl­gesinde istikrar sağlayacaklarını zan­nettiler,

Gelecek seçimlerde müfrit solculara karşı İtalyan Hıristiyan Demokrat Partisinin mevkiini sağlamlaştırmak.

Batılı Büyükler bu kararla, İtalyan si­yasî çevrelerini tehdit eden komünist temayüilü idarecilere bir nevi bağışta bulunmuşlardır.»

20 Ekim 1953

  Trieste:

İtalyan - Yugoslav hududunda Görüce "bölgesinde İtalyan kıta harekâtı mü­şahede edilmiştir. Udiixderi gelen mo­torlu birlikler Gcrüce'ye ve «A> böl­gesi hududundaki Monfalco'ya yaklaş­mışlardır.

Bazı haberlere göre, İzonso ve Natiso-ne vadilerinde İtalyan askerî birlikleri hazır vaziyettedir. Bu harekât bütün ilgili bölgelerde oldukça endişe yarat­mıştır.

İyi haber alan çevrelerin kanaatince, bu tedbirler, Yugoslavlarm İngiliz ? Amerikan kıtalarına taarruz etmiyecekleri, fakat başka tedbirler alabilecek­leri yolunda Mareşal Tito'nun geçenler­de yaptığı beyanattan sonra alınmış­tır.

   Belgrad :

Yugoslavyanm Trieste meselesini Bir­leşmiş Milletler Güvenlik Konseyine getirme kararı, buradaki müşahitlerde üç Dışişleri Vekilinin Yugoslavya'ya müsait gelecek bir hal tarzı bulmadık­ları kanaatini uyandırmıştır.

Hükümet adamlarının beyanatları, ga­zete haberleri ve halkın reaksiyonun­dan anlaşıldığı üzere Yugoslavyanm aldığı vaziyet şudur :

1  Yugoslav­ya, Trieste bölgesi ile doğrudan doğru­ya alâkalı devletler arasında bir kon­feransa taraftardır.

2  Konferansın akdinden evvel (A) bölgesinin İtalya-ya teslimine şiddetle muarızdır. Bu takdirde konferansı kabul etmiyecektir.

3  Şayet konferans toplanmaz, yahut Yugoslavya'nın kabul etmediği şartlar altında toplanırsa, Yugoslavya İtalyan'ların (A) bölgesine girmesini önlemek için askerî harekete geçecek­tir. Yugoslav hükümetinin bu kararını halk büyük bir ekseriyetle destekle­mektedir.

   Roma

Ellerinde bayraklar ve üzerinde Ma­reşal Tito Sovyet Rusya ve komünist İtalyanlar aleyhinde yazılar bulunan levhalar taşıyan gençlerden müteşekkil gruplar şehrin merkez sokakların­da nümayişlere başlamışlardır.

Gençleri Trieste ve Dalmaçya lehine, Rusya'nın müttefiki Slavlar ile vatan haini komünistler aleyhine nümayişte bulunmaya davet eden ve Neofaşist te-mayüllü italyan Sosyal Hareket Parti­sinin imzasını taşıyan risaleler dağıtıl­maktadır.

Polis, Chigi Sarayı ve Yugoslav Elçili­ği ile müttefik memleketler Büyük El­çilik binalarına doğru yol alan nüma­yişçileri kontrol altında bulundurmak­tadır. Şimdiki halde hiçbir hâdise kay-dolunmamıştır. Halk nümayişçileri uzaktan seyretmekte, aralarına karış­mamaktadır.

 Roma :

Londra konferansından sonra Trieste meselesi, İtalyan gazetelerinin yine ehemmiyetle üzerinde durdukları baş­lıca konuyu teşkil etmektedir. Gazete­ler temsil ettikleri cereyanlara göre, ya müttefikleri acı acı tenkit etmekte yahut daha ileri giderek, haklarında hasmane bir lisan   kullanmaktadırlar.

Bazı gazeteler, 8 Ekim kararını, 194S yılının üçler beyannamesi gibi, «bloke edilmiş kredi»  diye vasıflandırıyorlar.

İl Globo, Trieste hakkındaki yazısına «lüzumsuz bir Münich» başlığını koy­muştur. Komünist temayüllü İl Paese gazetesi ise, hâdiselerin kendisine hak verdiğini belirterek şöyle diyor: «Dış politikamızı değiştirmeliyiz.»

Basın dünyasının öbür ucundaki «İl Secolo» Neofaşist gazetesi ise, Messa-gero, Popolo Di Roma, Tempo gazete­leri ile hemen hemen ayni fikri müda­faa etmekte ve müttefikler sözlerinde durmuyorlar diye Pella kabinesinin is­tifasına sebep olmadığını yazmaktadır.

İl Messagero bu konuda şöyle diyor :

«Bir ihanetin müttekibine terettüp eden cezayı, onun kurbanına çektirmek hangi mantık icabıdır? d

22 Ekim 1953

 Belgrad :

France - Presse Ajansının Belgrad hususî muhabiri bugün Yugoslavya Cumhurreisi Mareşal Tito ile bir mülakat yapmıştır.

Mareşal Tito bu görüşme esnasında şunları söylemiştir :

«Okroliça'daki nutkumda, Trieste'nin Milletlerarası hale getirilmesi hususun­da ileri sürdüğüm ilk tekliften hiçbir suretle vazgeçmiş değilim. Eğer Pella uzlaşmaz tavrıru değiştirmiyecek olur­sa, bugün bir konferans toplanması im­kânsız demektir. Bunun neticelerin­den doğacak mesuliyet, tabiîdir ki, Pella'ya raci olacaktır. Trieste mesele­sini hal için dörtlü veya beşli bir kon­ferans toplamak mümkün olmazsa, bi­zim bu hususta ileri sürecek başka bir teklifimiz de kalmaz. Daha doğrusu yalnız bir teklifimiz kalır ki onu ev­velce de bildirmiştik. Bu teklif, mese­lenin halli için İtalya ve Yugoslavya temsilcileri arasında doğrudan doğru­ya müzakere açılmasıdır. Bu teklif, İtalya'da olduğu kadar, Batılı devlet­lerde de menfî bir tesir yaptı. Bunun üzerine, iki muhtar bölge kurulmasını teklif ettim. Fikrimce, bu şekil, İtal-yanm taleplerini tatmin edecekti. Çün­kü Trieste şehrini İtalyan hâkimiye­tine bırakıyordum. Bu tekliflerin ikisi de hür Trieste topraklarında yaşıyan halkın milliyetini gözönünde tutuyor­du. Her iki teklifin ve bilhassa Tries-teyi Milletlerarası hale getirmeyi hedef tutan şeklin iki memleket arasında doğrudan doğruya yapılacak görüşme­lere esas teşkil edebileceğine elan inanıyorum.

Londra'da toplanan üç Dışişleri Veki­linin vardıkları neticeler, Yugoslavya için tatminkâr değildir. Çünkü 6 Ekim tarihli kararın yürürlüğe konulmaması hakkında Yugoslavya'nın ileri sür­müş olduğu mülâhazalar bu toplantı­da dikkate alınmamıştır.

İtalyan kıtaları İngiliz - Amerikan kuvvetlerinin himayesinde «A» bölge­sine girdiği takdirde bu hareketin Yugoslavya'da «Felâket doğurabilecek tepkiler» husule getireceğinden bah­setmiştim. Bundan maksadım. Batılı­ların bu şekilde bir anlaşması karşı­sında Yugoslav milletinin duyacağı çok şiddetli infiali belirtmekti. Filhakika Ijöyle bir durum husule gelirse, bah­settiğim   infial   o   derece  şiddetli  ola

caktır ki en mühim meselelerin halli için Batılılarla işbirliği yolunda saf-fettiğimiz gayretlere devam imkânı kalmayacaktır. Diğer bir tâbirle ifade etmek lâzım gelirse diyebilirim ki, şim­diye kadar samimî dostlar sıfatiyle, Batılılara itimat esasına dayanan po­litikamızı yeniden gözden geçirmek zorunda kalacağız.

Fikrimce İtalya. «A» bölgesini hiçbir veçhile işgal ve idare .edemez.

8 Ekim tarihli karar, itirazımıza rağ­men tatbik edildiği takdirde, bunun Balkanlardaki istikrar üzerinde çok büyük ve fena bir tesir icra edeceğini de belirtmiştim. Filhakika Trieste me­selesi İtalya ile Yugoslavya arasında şiddetli bir anlaşmazlık mevzuu ola­rak kaldıkça Balkanlarda sükûn ve hu­zuru  muhafaza   etmek   cok  güç   olur.

Sebebi de İtalyanların evvelâ, Trieste şehri ile beraber bütün «A» bölgesini işgal ettikten sonra «B» bölgesine göz dikecek, daha sonra da İstirya bölge­sini istiyecek olmalarıdır. Bu da Bal­kanlar barışı için, içten içe kaynayan bir tehlike teşkil eder.»

Müstakbel statüko meselesi hakkında­ki soruyu cevaplandıran Mareşal söz­lerini şöyle bitirmiştir :

«Bahis konusu statüko, İtalyanlara o A» bölgesini işgal ve idare hakkım tanı­yan, fakat tarafımızdan kabul edilme­miş olan tek taraflı bir durum değil­dir. Ben meseleyi kat'î şekilde halle­decek bir statükodan bahsediyorum ki bunun sağlanması için ırk, arazi ve azınlık meseleleri ile iktisadî konula­rın da halledilmesi lâzımdır.

Ekim 1953

 Trieste :

Trieste bugün Yugoslav ve İtalyan tü­fek namluları arasında sıkışmış korku içinde bskleşen halk kütleleriyle dolu bir şehir manzarası arzetmektedir. Sa­bahın erken saatlerinden akşam geç vakte kadar Amerikan ve İngiliz as­kerî kamyonları gürültülerle sokaklar­dan geçerek doklara gitmekte ve tah­liye edilmekte olan askerlerin eşyala­rını taşımakta idi.

17 Ekim 1953

 Roma :

Başvekil Pella bu sabah Ayan Meclisinde Trieste meselesi hakkında söy­lediği bir nutukta ezcümle demiştir ki:

«İkinci Cihan Harbi sonunda bir «Serbest Trieste Bölgesi» ihdasına ve bu bölgenin de bir takım talî bölgelere ayrılmasına Sovyet Rusya sebep ol­muştur. O zaman Moskova hükümeti bize karşı sert bir tavır takınarak Belgrad hükümetini iltizam etmişti. Mart 1952 tarihinde Londrada yapı­lan anlaşma, İtalyaya Trieste şehrinde bazı idarî haklar tanıyordu. Fakat Moskova hükümeti bu üçlü anlaşmayı tanımadığı için bunun da tatbi­kine imkân hâsıl olmadı. Bugün Mareşal Tito bize karşı avantajlı bir mev­kide bulundukça doğrudan doğruya müzakere yolu ile anlaşmak imkânı da kalmamış demektir. İtalyan hükümeti, Trieste meselesi hakkında Milletlerarası bir konferansa ancak «A» bölgesini işgal ettikten sonra iştirak edebilir. Çünkü yalnız bu takdirde Yugoslavya ile eşit duruma girmiş olabilir. İtalyan, hükümeti, «Bu bölgesinden İtalyanm feragatini muta-zammın olarak müttefikler tarafından yayınlanacak bir beyannameyi de asla kabul etmiyecektir. Böyle bir teklif karşısında hükümet istifa ede­cektir. İngiltere, Fransa ve Amerika büyük elçileri ile yaptığım son görüşmelerde 8 Ekim tarihli kararın süratle gerçekleştirilmesi gerektiğini ve bu kararın tatbikinde herhangi bir değişikliğe asla cevaz olmadığını malûm tehditler karşısında siyasî bir ricat hareketi vaki olacak olursa isti­fa edeceğimi söyledim.»

Başvekil izahatına devamla şunları söylemiştir :

...«Serbest Trieste topraklarında statükonun muhafazası İtalyan menfa­atleri aleyhinedir. Çünkü Yugoslavya, kendi işgalindeki bölgeyi, milli­yetinden her gün biraz daha uzaklaştırmaktadır. Burada zaman maale­sef bizim için çalışmadığı gibi adalet ve barış için de çalışmıyor.

Yugoslavya, dörtler konferansını, müttefiklerin kararını değiştirtmlek maksadiyle istemiştir. İtalya meşru emellerini takibe devam edecektir. 1953 İtalyası 1944 yılının mağlûp İtalyası değildir ve tehditle korkutulamaz. Bugün İtalyanm savunmasını sağlıyacak, kâfi kuvveti vardır. Hâ­len barışın tehdit edildiği görülüyorsa, bu tehdidin nereden geldiği de görülüyor. Demokrasiler silâha başvurmazlar.

Trieste meselesini Güvenlik Konseyine götürmekte de fayda yoktur. Çün­kü böyle bir teşebbüsün gelişmeleri menfî bir istikamet takip edecektir.»

Pella, Trieste bölgesinin taksimim ileri süren yabancılara da cevap vererek demiştir ki:

Bundan başka, Trieste serbest arazisi valisinin tayini için bu meselenin Güvenlik Konseyinde müzakeresi sırasında Birleşik Amerika ile İngil­tere'nin aldığı durumla ilgili vakıalar, İtalyan antlaşmasının Trieste ser­best arazisinin kurulmasiyle ilgili hükümlerinin yerine getirilmesine asıl Amerika ile İngiltere'nin mâni olduklarını ve mâni olmakta devam ettik­lerini ispat etmektedir.

Sovyet hükümeti 17 Kasım 1951 ve 24 Haziran 1952 tarihli notalarında Birleşik Amerika ile İngiltere'nin dikkatlerini, Trieste arazisinin ayrıl­masının barış ve güvenliği idame ettirmek vazifesine aykırı olduğunu ve Avrupanm bu bölgesinde ancak yeni güçlükler çıkmasına sebebiyet ve­rebileceği hususları üzerine çekmişti. Yukarıda bahis mevzuu edilen no­talarda Trieste bölgesinin ayrılmasının, halkın menfaatlerine uymadığı ve Trieste arazisi statüsünde derpiş olunan demokratik hakları kullan­masına engel olduğu da belirtilmiştir. Bütün vakıalar İtalyan barış ant­laşmasının Amerika ve İngiltere tarafından yeniden ihlâlinin, ister iste­mez, hükümetler arasında ve neticede, serbest Trieste arazisi ile müşte­rek hudutları olan hükümetler arasında, gerginliklere sebep olduğunu ve bu bölgede barış ve güvenlik için bir tehlike yarattığını ispat etmek­tedir.

Bu sebepten Sovyet hükümeti, İtalyan barış antlaşmasının ihlâlinin bü­tün mesuliyetinin Birleşik Amerika ile İngiltere'ye terettüp edeceğini bildirmesi gerektiğine kanidir.»

Sovyet notasının metni tam olarak, fakat herhangi bir yorumda bulunuî-maksızm, Pravda ve îzvestia ile diğer bütün Sovyet gazeteleri tarafından yayınlanmıştır.

20 Ekim 1953

 Paris :

Bugün Fransa ve Laos murahhas he­yetleri, Fransız Dışişleri Vekâletinde, Başvekil Yardımcısı Paul Reynaud'nun başkanlığında umum! heyet halinde toplanarak, iki memleket arasında ha­zırlanmış bulunan siyasî, adlî ve as­kerî anlaşmalarla umumî mahiyetteki anlaşmayı kabul .etmişlerdir. İyi ha­ber alan çevrelerde belirtildiğine göre, anlaşmaların perşembe günü Elysee sa­rayında Fransa Cumhurreisi Vincent Auriol ve Laos Kralı Suvanna Puama tarafından imzalanması kuvvetle muh­temeldir.

Ayni çevrelerden bildirildiğine göre ek protokoller dün başvekâlette imza­lanmıştır.

22 Ekim 1953

 Paris :

Bugün Fransız Başvekili Laniel ve La­os Başvekili Prens Suvanna Funıa, E-lysee sarayında Fransa ile Laos ara­sında bir dostluk ve birlik antlaşması imzalamıştır- İki başvekil bundan ön­ce ek anlaşmaları imza etmişlerdi. Fransa bu antlaşma ile Lacs'un tama-miyle bağımsız ve hükümran bir dev­let olduğunu kabul ve beyan etmekte­dir. Laos da Fransa birliğine iltihak et­tiğini beyan eylemektedir.

28 Ekim 1953

  Paris :

Fransa Millî Meclisi bu sabah Hindiçi-nîye dair etraflı bir müzakere sonun­da Laniel kabinesine 251 muhalif ve 36 müstenkife karşı 315 oyla itimadın: bildirmiştir. Müzakereler ağır bir hava "içinde, fakat sükûnetle cereyan etmiş­tir.

 Paris :

Fransız Başvekili Josenh Laniel, ko­münist çeteciler mütareke istediği tak­dirde, Fransa'nın Hindicini harbini bitirmek için müzakereye razı olduğunu bildirmiştir.

Uzak Doğuda komünistlere karşı sekiz senedsnberi devam eden harbin bitiril­mesi için meclis müzakerelerinde şid­detli hücumlara uğrayan Laniel, Bir­leşik Amerika - Fransız anlaşmasının sulh görüşmelerine mâni olmadığın: söylemiştir.

Başvekil Hindicini harbinin alelade bir müst&mleke harbi olmadığında Birle­şik Amerika'nın Franssz görüşünü des­teklediğini söyliyerek şunları İlâve et­miştir :

Fransa, Hindicim meselesini Kore si­yasî konferansında müzakere etmek istemektedir.»

 Washington :

Fransız Dışişleri Bakanlığı müsteşarı ve Birleşmiş Milletlerde Fransız mu­rahhas heyeti başkanı Maurice Schu-mann dün gazetecilere beyanatta bu­lunarak, hükümetinin, Avrupa savun­ma camiası antlaşmasının tasdikinden evvel hiçbir yeni şart ileri sürmek ni­yetinde olmadığını söylemiştir.

Foster Dulles'la yaptığı bir saatlik gö­rüşmeden sonra, yanında Fransa'nın Washington Büyük Elçisi Henri Bon-net olduğu halde, gazetecilerle konu­şan Schumann bu nikbinliğinin sebep­lerini 3 maddede tasrih etmiştir:

1  Evvelâ manevî ehemmiyeti olan bir mesele üzerinde hiçbir şüphe kal­mamıştır. Bu mesele Amerikan kuv­vetlerinin Batı Avrupada kalmalariyle ilgilidir.

2  İngilterenin Avrupa sa­vunma camiası ile işbirliğini tayin ede­cek protokolün imzalanması yolunda terakkiler kaydedilmiştir-

3  Saar meselesinin iptidaî bir anlaşmaya bağ­lanması yolunda da iyi alâmetler mev­cuttur.

29 Ekim 1953

 Paris :

Ayan Meclisinde Avrupa ordusu tasa­rısı hakkındaki müzakerelerin sonunda bir konuşma yapan Dışişleri Vekili Bidault şöyle demiştir:

«Avrupa savunma topluluğu antlaşmasmı tasdik için Fransanin ileri sürdüğü şartlar tahakkuk etmek üzeredir. Bu şartlar katiieştikten sonradır ki, ant­laşmanın tasdiki parlâmentodan iste­necektir. Bilindiği gibi Fransanm koş­tuğu şartlar şunlardır:

 Tefsir protokollerinin imzalanma­sı.

 Saar meselesinin halledilmesi.

 İngiltere'nin teminat vermesi.

Bu arada Bidault, Almanya'nın Nato teşkilâtına girmesi ihtimalinden de bahsederek şöyle demiştir :

Almanya Natoya girdiği takdirde, di­ğer memleketlerle müsavi şartar al­tında, hiçbir devletin kontrolüne tâbi olmaksızın askerî kuvvetini yeniden kurabilir. Halbuki Avrupa savunma topluluğu antlaşması Avrupa çerçevesi dahilinde bazı tahditler vazetmektedir.

Bidault'nun bu izahları, komünist üye­ler hariç, bütün, mebuslar tarafından alkışlanmıştır.

31 Ekim 1953

 Paris:

Fransa'nın Hindicini yüksek komiseri. Büyük Elci Maurice Dejan bugün öğle­den sonra uçakla Paris'ten Saygon'a hareket etmiştir. Uçağa binerken ga­zetecilere verdiği demeçte yüksek ko­miser şunları söylemiştir:

Hindiçinî'ye dönerken durumun Fran­sız millî meclisindeki müzakerelerle ve bilhassa Başvekil Laniel'in nutku ve İmparator Bao-DaPnin beyanatı ile ay­dınlanmış olduğuna kanaat getirmiş bulunuyorum. Vietnam millî kongresi münasebetiyle Fransa ve Vietnam ara­sında zuhur etmiş olan suitefehhümün bu iyi niyetli açıklamalarla zail oldu­ğuna eminim. Bence Fransa ile Viet­nam arasında, Fransız milletleri toplu­luğu birliği hür ve eşit milletler top­luluğudur.

Glasgow'a sirayet etmiş bulun­maktadır. Bu sabah 300 rıhtım işçisi iki arkada şiar miri sendikalarına borçlu bu­lundukları aidat bakiyesini Ödemeyi reddetmeleri üzerine anî olarak grev ilân ederek Glasgoıv limam faaliyeti­ni felce uğratmışlardır.