09.11.1953
×

Hakkında

Künye

İletişim

KASIM 1953

2 Kasım 1953

 Ankara :

Millî Savunma Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirildiğine göre, Atatürk'ün naşı 10 Kasım 1953 salı günü saat 9.05 de Etnografya Müzesindeki muvakkat kabrinden alınarak, Talâtpaşa Bulvarı İstasyon - Hipodrom caddesi – Demir yolu köprüsü alt geçidi - Nevzat Tandoğan meydanı yolunu takiben büyükbir merasimle anıt kabre nakledilecek­tir.

10 Kasım günü saat 9.05 de başlamak üzsre ve tabutun anıt kabirden ebedî İatirahatgâhına tevdiine kadar, 5 daki­kalık fasılalarla şehrin ür yerinden me­rasim atışı yapılacaktır.

Merasim komutanı 28. Tümen Komuta­nı Tümgeneral Mithat Akçakoca'dır.

Merasime tank okulu alayı piyade, de­niz ve Hava Harp Okullarından birer bölük. Riyaseticumhur Flarmoni Or­kestrası ve bir piyade taburu iştirak edecektir. İki piyade alayı, bir süvari alayı, bir deniz alayı bando ve sancak-lariyle Kortej yolu boyunca ihtiram du ruşunda bulunmak suretiyle merasime katılacaklardır.

Tabuta, 12 general refakat edecektir. Bu generallerin isimleri aşağıdadır: Korgeneral Nazmi Ataç, Korgeneral Yusuf Âdil Egeli,   Korgeneral Mustaİlık sözü göçmenler adına Nazif Konuk almış ve ana vatana iltica eden. vatan­daşlara millet ve hükümetin gösterdiği sıcak alâkayı minnet ve şükranla kar­şılamıştır.

- İstanbul:

Misafir olarak şehrimizde bulunan Pa­ris Ş-shir Meclisi Başkanı M. Dupont ile İkinci Başkanı M. Pinotean, bugün saat 11 de Vilâyeti ziyaret etmişlerdir. Vali adına Vali Muavini Mehmet Ali ÇeMik tarafından kabul edilen M. Du­pont şunları söylemiştir:

Türkiyeyi beş sene evvel bir kere daha ziyaret etmiş ve çok mükemmel inti­balar edinmiştim. Bu seferki ziyaretim­de Ankara ve İstanbul'un bütün güzel­liğini hazırlanmış olan mükemmel or­ganizasyon sayesinde çok daha iyi gö­rebildim. Bu suretle önceki müsbet in-tjbalarım birkaç misli daha arttı. Dina­mik Türk milletinin beş sene içindeki muazzam terakkisini bizzat görerek takdir ettim.

Paris Şehir Meclisi Başkanı ve muavi­ni müteakiben Dolmabahçe sarayını gezmişler ve öğleyin Vali ve Belediye Başkanı tarafından şereflerine Liman lokantasında verilen ziyafette hazır bulunmuşlardır. Öğle yemeğinde rahat­sız bulunan Vali adına Vali Muavini M.ehrnet Ali Çeltik bulunmuştur.

Misafirler .öğleden sonra motorle Bo­ğazda bir gezinti yapmışlardır.

Paris Şehir Meclisi Başkanı ve muavi­ni yarın uçakla Parise döneceklerdir.

 İstanbul:

İstanbul Tütüncüler Birliği senelik kon gresi bugün saat 15 de birliğin Galatadaki lokalinde yapılmıştır.

İlk olarak idare kurulunun senelik fa­aliyet raporu okunmuştur.

Raporda 953 yılı tütün mahsulüne de temas edilerek şöyle denilmekte idi:

^Memleketimizin 1953 tütün rekoltesi, Ege mıntıkasının şimdiye kadar .erişil­memiş istihsali ile tütüncülüğümüzde rekor teşkil edecek bir miktar olmak üzere 116 milyon kilo hesap edilmektedir. Mahsûl umumiyetle iyi vasıflı­dır. Bu arada tütün istihsal eden diğsr memleketlerin bu seneki durumları ile-alıcıların durumları da tahlil edildik--ten sonra idare kurulunun faaliyetine -geçilmekte idi.

Çalışma  raporundan     sonra hesap   ve -murakıp raporları da okunmuş ve mü­zakeresini   müteakip   tütüncüler   fede­rasyonuna iştirak edecek     delegelerin seçimi yapılmıştır.

İdare kurulu iki senede bir intihap e-üildiğinden bugünkü toplantıda idare kurulu seçimi yapılmamıştır.

 Ankara:

Cumhuriyetin 30 uncu yıl dönümü mü­nasebetiyle Dışişleri Vekilimiz Prof. Fuad Köprülü'ye muhtelif memleketler Dışişleri Vekillerinden gelen teb­rik telgraflarının metinleri aşağıdadır;.

Güney Kore Cumhuriyeti Dışişleri Ve­kili Pyun'dan:

«Biiyük Cumhuriyetinizin kuruluşunun 30 uncu yıl dönümü münasebetiyle sa­mimi tebriklerimin ve Türkiye'nin e-bedi ve şerefli bir refaha ulaşması için en halisane temennilerimin kabulünü -ekselansınızdan rica ederim."

Şili Dışişleri Vekili Oscar Fener'den:

«Büyük milli bayramınız . dolayısıyla' en samimi tebriklerimin kabulünü, ek­selansınızdan rica ederim.»

İran Dışişleri Vekili Abdullah İnti­zam'dan:

«Milli  bayramınız   münasebetiyle  ha­raretli     tebriklerimle  beraber   asil  ve aziz Türk milletinin saadet ve refahı hakkındaki en iyi temennilemi  arzet-m.ekle zevk duyuyorum.»

İsrail Dışişleri Vekili Moshe Sharett'--den:

(Türkiye Cumhuriyetinin 30 uncu yıl­dönümü  münasebetiyle  Türk  milleti­nin saadet  ve refahı hususundaki  en iyi  dileklerimi  İsrail hükümeti   adına ve kendi namıma ekselansınıza bildir­mekle zevk duyuyorum."


fa Ereni, Korgeneral Tahsin Çelebican, Tümgeneral Mahmut Kayaalp. Tümge­neral Kemal Niş, Tümgeneral Fahret­tin Özdilek, Tümgeneral Aziz Alma. Tuğgeneral Fahrettin Evrim, Tuğge­neral İzzet Sözen, Tuğgeneral Kemal Yücet, Tuğgeneral Abdurrahman Er­tem.

Atatürk'ün İstiklâl madalyasını havi levha, deniz kuvvetleri komutanlığı ha­rekât başkanı Tümamiral Şerafettin Karapınar tarafından taşınacaktır.

 Bursa :

İlimizde bir müddet evvel inşaatına başlanmış ve 1500 göçmen vatandaşı barındıracak olan yeni göçmen evleri ikmal edilmiş ve büyük bir törenle sa­hiplerine teslim olunmuştur. 322 evin tevzii münasebetiyle »Hürriyet mahal­lesi» adı verilen yerde ikinci bir bay­ram günü yaşanmış, kadınlı erkekli 1500 vatandaş büyük bir sevinç içinde evlerine yerleşmişlerdir.

Yapılan tören çok heyecanlı olmuş ve başta Mebuslar, Vali, İskân ve Toprak Umum Müdür Muavini, Tümen Komu­tanı. Belediye Başkanı, Belediye üyele­ri, Eski Muharipler Derneği Başkanı. Toprak Komisyonu üyeleri, Banka Mü­dürleri. Merinos Fabrikası mümessille­ri, Mensucat Sanayii İşçi Sendikası mü­messilleri. Kızılay Derneği üysleri ve 1500 kişilik bir göçmen ailesi hazır bu­lunmuştur.

Brezilya Dışişleri Vekili Cincente Raodan:

Asil ve dost memleketin milli bayramı dolayısiyle ekselansınıza en sami­mî tebriklerimle şahsî saadetiniz hak­kında temennilerimi sunmakla şeref duymaktayım.»

İrlanda'nın mezunen İtalya'da bulunan Ankara Elçisi Delvin'den:

Ankara'da maalesef bulunamadığım­dan dolayı, sayın Reisicumhurunuza saygılarımı ve Türk millî bayramı mü­nasebetiyle en samimî tebriklerimi ib­lağ etmenizi sizden rica ediyorum.

Ekselansınıza  da   samimî     dileklerimi sunarım.»

3 Kasım 1953

 Zonguldak:

Basın Yayın ve Turizm    Umum Mü-.-dÜrlüğünün davetlisi olarak memleke­timizde bulunan İngiliz     gazetecileri, beraberlerinde Basın Yayın ve Turizm Umum Müdür muavini olduğu halde, "bu sabah Ankara postası ile şehrimize ; gelmişlerdir.

Gazeteciler,   vilâyet,   belediyeyi :ret ettikten sonra, Ereğli Kömür İşlet­mesine   giderek,   işletmenin   çalışması, sosyal   faaliyeti   ve   istihsali   hakkında ilgililerden  izahat  almışlar ve bilhas­sa   işçi   bakımını   takdirle   karşılamışlardır.

Daha sonra Çatalağzı santralı ve Koz­lu istihsal bölgesinde yerüstü tesisleri gezilmiş ve Çaydamar sosyal tesisle­rinde de tetkiklerde bulunulmuştur.

İngiliz basın heyeti, yarın sabah İstanbul'a  müteveccihen  şehrimizden  ayrı­lacaklardır.

 İstanbul:

İran'ın yeni Ankara Büyükelçisi Ali Mansur bugün saat 13 de eşiyle bir­likte uçakla Tahran'dan İstanbul'a gel­miş ve İran Başkonsolosluğu mensup-Uarı tarafından karşılanmıştır.

Büyükelçi   hava   alanında   bir   müddet dinlenmiş ve saat  15.00 te uçakla Ankara'ya hareket etmiştir.

 İstanbul:

Bir kac gündenberi memleketimizde bulunan Paris B.eledİye Meclisi Reisi Fredenic Dupont ve Belediye Meclisi azalarından Pineautau bu sabah uçak­la Paris'e müteveccihen İstanbul'dan ayrılmıştır.

4 Kasım 1953

 Ankara:

Cumhuriyetimizin banisi, Büyük Kur­tarıcı Atatürk'ün naşı bu sabah saat 09.05 te muvakkat kabirdeki lahitten alınarak büyük bir huşu içinde kata­falka konulmuştur.

10 Kasım'da yapılacak nakil törenine hazırlık maksadiyle icra edilen, bu ka­tafalka konma, büyük Millet Meclisi Reisi Refik Korattan, Başvekil Adnan Menderes, eski Büyük Millet Meclisi Reisi Abdülhalik Renda, Erkânı Harbi-yei Umumiye Reisi Orgeneral Nuri Ya-mut, Rivaseticumhur Umumi Kâtibi Nurullah Tolon. eski riyaseticunihur umumî kâtibi Kemal Gedeleç, Ankara Valisi Kemal Aygün ve Ankara Bele­diye Reisi Atıf Benderlioğlu'nun hu­zurlarında cereyan etmiş ve hazırla­nan zabıt yukarda isimleri yazılı ze­vat tarafından imzalanmıştır.

Lahitten alman naaş Etnografya Müze­sinin ön salonunda hazırlanmış olan katafalkın üzerine yerleştirilmiş ve hususi surette ihzar ettirilen Türk bay­rağına sarılmıştır.

Ata'nm nâşının manevî huzurunda bu­gün saat 11.50 den itibaren 5 Kasım 1953 günü saat 10'a kadar, Yüksek Öğ­retim öğrencileri, 5 Kasım saat 10'dan 8 Kasım 1953 günü saat 14'.e kadar su­baylar ve 9 Kasım 1953 günü saat 14 ten 10 Kasım 1953 günü saat 9.05'e ka­dar da generaller ihtiram nöbeti tuta­caklardır.

Atatürk'ün hemşireleri Bayan Makbu­le Atadan da nâşm katafalka nakli es­nasında hazır bulunmuştur.

Ankara:

Öğrenildiğine göre 4 Kasım 1953 tari­hinde Dışişleri Vekâleti ile Ankara'da

ki Danimarka Elçiliği arasında nota teatisi suretiyle iki memleketin her birinin vatandaşlarının diğerinin ülke­sine vizesiz seyahat etmelerini karşı­lıklı olarak temin eden bir anlaşma ya­pılmıştır.

4 Aralık 1953 tarihinde yürürlüğe gi­recek olan bu anlaşma gereğince iki memleket vatandaşları her defasında üç aylık ikamet müddetini aşmamak partiyle, ayrıca vize aimaya lüzum kal­maksızın, sadece pasaportlarım ibraz etmek suretiyle müte'kabilen Danimar kaya ve Türkiye'ye sehayat edebile­ceklerdir.

 Ankara:

Yugoslavya havacılık birliğinden Türk Hava Kurumuna hediye edilen bir pla­nör bugün öğleden sonra Ankara'ya gelmiştir. Planörü çeken Yugoslav u-çağma, iki Türkkuşu uçağı İstanbul'­dan Etimesuda kadar yol arkadaşlığı etmiştir. Pilotla makinist Türk Hava Kurumunun misafiri olarak Ankara'­da iki gün kalacaklardır.

5 Kasım 1953

 Ankara:

Ekonomi ve Ticaret Vekâletinden teb­liğ olunmuştur:

İspanya'ya vaki 200 bin ton buğday sa­tışına ait muamele ve o zamanki hu­bubat ihraç politikamız hakkında ev­velce yapılan açıklamaya ilâveten, bu kere icrası sona ermiş bulunan tetkik Ve tahkik neticesi aşağıda beldirilmiş-tir:

İstanbul'da ihracatçı birlikleri umumi kâtipliği ile dümeks genel ihracat ve birtaş T. A. Ş. nezdinde yapılan tstkik ve .tahkike ve yine İstanbul Ticaret Odası, Müşteki Sadullah Birsel, Kâ­mil Furtun ile İzmir ve Mersin ihra­catçı birliklerinden vaki soruşturma­ya göre, ihracat ve mukabilinde aynı kıymette muayyen mallar ithali hu­susunda verilen 4.700.000 dolarlık mü­saadeye istinaden adı geçen firmaların ihraç ettikleri ve bakiyelerini de ih­raç etmek üzere bulundukları mallar arasında;

 Kepek,  Pamuk ve   ayçiçsği  küsbesi, bakla, kırmızı ve yeşil mercimek.,ayçiçeği,  çiğit,  pamuk ve  demir  cev­heri bulunduğu,

 İhraç edilen ve edilmek Üzera olan bu  maddeler   ihraç  fiatlarınm as­garî  ihraç  fiatlanna  uygunluğu  ihra­catçı birliklerince  tescil  edildiği,

 Mezkûr müsaadeye istinaden ih­raç  edilen ve edilmek üzere  bulunanmallar  arasında  fındığın  olmadığı  ve esasen  Sadullah  Birsel  tarafından  dadüşük fiatla satıldığı iddia olunan fın­dıkların     henüz   ihraç   edilmek   üzers bulunduğunun söylendiği, diğer taraf­tan Birîaş T. A.   Ş.   idarecilerince Al­manya'ya   fındık      satışı   için   yapılan tekliflerin bu mevzu ile alâkası bulun­madığı anlaşılmıştır.

İhracatçı  firmalarla  Vekâletimizarasında müşteki Sadullah Birsel tara­fından mevcut olduğu farzolunan gizli protokolun  neşir   ve  ilânına   gelince : Adı geçen firmalarla Vekâletimiz ara­sında her hangi bir protokol mevcut olmayıp sadece talip firmaların (dumeks Ticaret T. A. Ş.' Genel İthalât, İhracat ve Sanayi T. A. Ş., Birtaş, Fu­at Barbur, İ. T. İ. T. 1, Trak Ticaret T. A. S., Mehmet Etan v.e Akel) vaki. müracaatlarına verilmiş cevaplar var­dır. Vekâlet muhaberatının her isteye­ne gösterilmesi veya gönderilmesi ve­ya neşri usulden değildir. Sayın Sa­dullah Birsel tecessüsünü tatmin için yukarda adları geçen firmalardan her' hangi birinden keyfiyeti  öğrenebilir.

Muamelenin seyrine ve tetkik ve tah­kik  neticesine   göre  ne     imtiyazlı  bir takas ve ne de gizli bir protokol ba­his mevzuu  olmadığı bir kerre daha. tezahür   etmiştir.   Ancak  ilgili   üç  fır-. manın vaki isnatlar karşısında işi mah­kemeye intikal  ettirip     ettirmemeleri. 'hususu kendilerine ait bir keyfiyettir..

 Ankara:

Yugoslavya Havacılık Birliğinden Türk" Hava Kurumuna hediye edilen bir re­kor planörü ile bir talîm paraşütünü. Ankara'ya getiren planör öğretmeni Visnyiç ile Andriyaseviç, bugün saat 10 da Türk Hava Kurumunda Başkan Vekili  Kars   Mebusu  Lâtif  Aküzümü ziyaret etmişler ve öğle yemeğini Ku­rumun davetlisi olarak şehir lokanta­sında yemişlerdir. Yugoslavyalı misa­firler yarın sabah Türkkuşu tesisleri­ni gezecekler ve hediye planörle pa­raşütü Türkkusuna teslim edecekler­dir.

 Ankara:

Cumhuriyetimizin banisi, Büyük Kur­tarıcı Atatürk'ün nâşının manevî hu­zurunda dün saat 11.50 den itibaren ihtiram nöbeti tutmakta olan Yüksek Öğrenim öğrencileri bu kutsal nöbeti bugün saat 10 da subaylara teslim et­mişlerdir.

Subayların Ata'mn manevî huzurun­daki ihtiram nöbeti 8 Kasım günü sa­at   14'e kadar   devam  edecektir.

 Ankara:

Nato Güney Avrupa Hava Kuvvetleri Komutanı General Schlatter ve eşi be­raberinde Güney Avrupa Taktik Ha­va Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral R. Eaton olduğu halde bugün saat 12.30 da İzmir'den hususî uçakla Esenboğa hava alanına gelmiştir.

General hava alanında Hava Kuvvet­leri Komutam Korneral Fevzi Uçaner ve eşi, Millî Savunma Vekâleti Müs­teşarı Korgeneral Selâhaddin Selışık, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Kur­may Başkanı Korgeneral Asım Uçar, Hava Kuvvetleri Lozistik Başkanı Tümgeneral Hamdullah Suphi Göker, Garnizon Komutanı Tümgeneral Mid-hat Akçakoca, Merkez Komutanı Al­bay Hidayet Baştuğ, Amerika Büyük Eljçisi Avr.a Varran, Amerikan Yad­dım Kurulu Başkanı General Shpard Hava Kuvvetleri protokol şubesi mü­dürü İhsan Araz, Millî Savunma Vekâ­leti protokol şubesi müdürü Samet Kuşçu ve sefaret mensupları tarafın­dan karşılanmıştır.

 Ankara:

İller Bankasınca Ekim 1953 ayı içinde ihale ve ikmal olunan işler:

Yayladağ,  Ağlı.   Babadağ,   Sille,   Datça, İncehisar, Ereğli, Acıgöl, Ardesen, Büyükkabaca, Çaykara, Çiftlik, Dü-melli, Hüyüklü, Muradiye, Orhaneli, Pazaryeri, Pazarcık, Samsun ve Sa-vaştape rehir "e kasabalarının içrrie suyu projeleri, Burhaniye, Edincik,. Taşköprü, Taşova ve Ünye'nin kanali­zasyon projeleri, Babaeski, Suadiys, Gümüşhacıköy ve Çine kasabalarının elektrik, Gümüşhane ve Gaziantep, Maraş şehirlerinin hidroelektrik pro­jeleri cem'an:   133.787 lira. Orhangazi,   Hassa,   Kalecik,   Pehlivan­köy,   Üskün.   Yeniköy,   Gülşehir,   Muratlı  ve Geiendost kasabalarının imar plânları: 51.274 lira. Homa, Of, Derinkuyu, İyidere, Çün-guç, Savaştepe, Burhaniye, Saruhanlı ve Reşadiye kasabalarının haritaları: 70.144 lira.

Tuzluca, Genç, Akdağmadeni, Çayıra­lan, Değirmendere, Mengen, Kastamo­nu, Çankırı, Anamur, Bilecik, Dört'-yol, Erkilet, Gölmarmara, Hani, Kızıl-tep.e ve Ortaköy şehir ve kasabaları­nın içme suyu ve Lalapaşa ve Tünce--linin tulumba tesisleri cem'an: 4.357. 334 lira.

Sorgun, Kaman, Şarkışla, Alaca, Ciz­re, Ordu şehir ve kasabalarının elekt­rik tesisleri cem'an: 388.554 lira. Be-delle İller Bankasınca ihale edilmiştir.

İhaleleri yapılan bu işlerden başka:

Gündoğmuş, Kaş, Palamut, Atkaraca-lar, İnebolu, Silivri, Gürsu, Güdül ve Bademiye kasabalarının inme suyu projeleri, Zara, İmranlı, Zile, Develiv Bünyan, Ulus, Sandıklı, Kurtalan, Mardin, Antalya, Tarsus, Cimin, Ha-sankale, Bor ve Aksaray kasabaları­nın içme suyu tesisleri ve Düzce ve Hacıbektaşm motopomları, Keskin ka­zasının elektrik projesi, Bulancık, Bol­vadin, Kızılhisar ve Serik kasabaları­nın elektrik tesisleri, Çerkezköy, Kan­gal ve Doğanhisar kasabalarının imar plânları, Muradiye ve İmroz'un hari­taları, Kızılhisar, Serik ve Korkuteli-nin santral binaları ikmal olunmuş ve Devrekani, Akçakoca, Posof kasabaları hidroelektrik tesislerinin muvakklat ve Kars, Ardahan ve Şavşat hidro­elektrik tesislerinin katı kabulleri ya­pılmıştır.

Türkiyede yaptığımız bu seyahat bi­zim için hem faydalı hemde çok zevk­li olmuştur. Meselâ dün otomobille geçtiğimiz Zonguldak - İstanbul yo­lunda gördüğümüz manzara, alp dağ-larmm en güzel yerinden daha muh­teşemdi.

Bu seyahat sayesinde iyi bir fikir edin­miş olduk. İntihalarımız çok nıüsbet-tir.

Memleketin her tarafında, Amerikan yardımından ne kadar iyi istifade edilmiş olduğunu müşahede ettik. Tür-kiyeyi her bakımdan büyük bir geliş­ime içinde, yeni ve daha büyük hamle­ler yapmak  arzusiyle   çalışır bulduk.»

 İzmir:

Devlet Vekili Celâl Yardımcı, İşlet­meler Vekili Sıtkı Yırcalı bugün saat 12.30 da uçaiila İsparta'dan şehrimize gelmişlerdir.

Vekiller, cumartesi hava alanında D. P. Ege Bölgesi Müfettişi Dr. Namık Gedik, İzmir Mebusu Abidin Tekön, İzmir ve Aydın valileri ve belediye reisleri, D. P. İzmir vilâyeti teşkilâtı ileri gelenleri, Sümerbank umum mü­dürü ve yurt içi bölge komutanı tara­fından karşılanmışlardır.

Misafirler, kendilerini karşılayanlarla birlikte doğruca Halkapınar'daki yeni açılan iplik ve dokuma fabrikasına gitmişlerdir.

Fabrikanın bahçesinde büyük bir işçi ve vatandaş kitlesi toplanmış bulunu­yordu. Merasime Sümerbank umum müdürünün konuşrnasile başlanmış­tır.

Umum müdür bu kısa konuşmasında, kendisine verilen vazifeleri memleke­te en hayırlı bir şekilde yapabilmek hu susundaki gayretlerine hızla ve şevk­le devam eden Sümerbank'in bugün İzmir'de iki yeni tesisi hizmete açma­nın iftiharı içinde bulunduğunu bet-lirtmiş ve bu iki müessesenin duru­mu hakkında etraflı izahat vermiştir.

Müteakiben İşletmeler Vekili Srtkı Yırcalı söz alarak aşağıdaki konuşma­yı yapmıştır: Sayın misafirlerimiz,     muhterem  ar­kadaşlarım,

Bugün bu güzel eserin açılışında siz­lere hitan edebilmek benim için ay­rıca bir bahtiyarlık olmaktadır. Mem­leketimizde 3 yıldanberi devam edip gelmekte olan iktisadî kalkınmanın temelini teşkil eden ziraî gelişmemi­zin, yanında, ona muvazi olarak sınaî gelişmemizin ne ölçüde inkijaf kay­dettiğini bu yeni eserlerde görmekte­yiz. Memlekette evvelâ geniş halk kit­leleri, vatandaş olarak, çiftçi ise mah­sulünün, sermayedar ise sermayesinin, nihayet isçi ise alın terinin memleke­tin icaplarına göre değerlendirebilme­si çin müşterek gayretlerimizi tesbit etmiş bulunmaktayız. Ancak bu yol­da vatandaşların kazandıkları satın al­ma kudreti ile yepyeni sahalarda, fab­rikalar kurmak ve memleketimiz da­hilinde bunun müşterilerini bulmak imkânı hasıl olmuştur. Muhtelif vesilelerle ifade ettiğimiz gi­bi, düne kadar memlekette 100 bin ton şeker yenmesi, bir nevi ideal far-zedilirdi. Bugün 210 bin ton şeker memleketimiz içinde istihlâk edilmek­tedir. Eğer Adapazarı şeker fabrika­sını bu sene işletmeye açmamış olsa i-dik, dışarıdan şeker ithal etmek mec­buriyetinde kalacaktık. Biz iktidara, geçtiğimiz anda memleketin topyekûn müesseselerinde büyük bir kısmınızın yakinen bildiği pamuklu için 260 bin iğ mevcut idi. bugün 954 yılının ba­şında faaliyete geçecekler dahil olmak üzere (yani memleketimize gelmiş monte edilmiş bir kısmı ikmal edilmiş vaziyette) bu miktar 542 bin iğ adedi­ne çıkmıştır ve ümid ediyoruz ki, ö-nümüzdeki bir kaç yıl içinde bu mik­tar 700 bin iğe çıkacaktır.

İki buçuk misli nisbetinde artış kay­deden pamuklu imalâtımız, memleket içinde istihlâk edilecektir. 1948, 1949 yıllarında bu memlekete hariçten 26 milyon liralık sadece pamuklu ithal edildiği halde geçen yıl bu miktar 115 milyon liralık bir ithal yekûnuna yük­selmiş bulunmaktadır. Memlekette is­tihlâk edilen miktarın yüzde yüz elli­si vatandaşlar tarafından kullanılmak, ondan başka 3 yıl evveline nazaran beş misline yakın bir miktar da, memle­kete ithal edildiği halde görüyorsunuz ki bu da memleketin pamuklu mensu-

cat ihtiyacına cevap vermemek duru­mundadır. Diğerleri üzerinde, çay üze-.rinde, sigara üzarinde, hattâ radyo üzerinde durmak, eskiden. 240 bin va­tandaş radyo kullanırken bugün 760 bin vatandaşın radyo'kullandığını söy-.tcmek mümkündür ve bu rakamları bîr tarafa bırakarak sadece şeker ve pamuklu mensucat bakımından bu memlekette büyük bir satın alma kud-.retini arttırmak, vatandaşı yepyeni ge­lir kaynaklar] ile teçhiz etmek ve bu yen: iştira kudretinin icap ettirdiği sa­nayii meydana getirmek yolunda ikti­dara geldiği ilk gündenberi hükûmeti-rnî-.in müsbet ve dolgun faaliyetlerini görmek bir iftihar mevzuu olabilir. Bütan bunlarda hükümetin en büyük rolü memlekette sivasî ve iktisadî em­niyeti sağlamak, vatandaşların teknik takımdan, malî bakımdan eksik olan noktalarını takviye etmekten ibaret kalmıştır, Biz hükümet olarak, mesuliyet mevki­ine getirdiğiniz arkadaşlarınız sıfatiy-le sadece kül olarak vatandaşların bu yürüyüşünü takvive .etmek, onlara reh­berlik etmekten başka bir yola gitme­dik. Eser müşterektir, ziraat sahasın­da, sanayi sahasında, memleketin umu­mî gelişmesinde topyekûn bütün Türk milletinin eseridir. İstedi&iniz kadar bu memlekete traktör getirmiş olalım. Eğer vatandaş istihsal etmek şevkini, istihsal ettiğinin mukabilini görmek duygusunu ve emniyetini alıp işe sa­rılmamış olsaydı, bu neticeyi almamı­za imkân yoktu. Binaenaleyh memle­ketin yüzde seksen iki buçuğunu teş­kil eden köylü vatandaş, bütün arzu­su ile yıllardan beri bu memleketi na­sıl korumuş, her türlü imkânsızlıklar her türlü yokluklarla ve en kötü coğ­rafî şartlar İçinde binbir siyasî ve as­kerî saldırmalara rağmen hayatiyetini muhafaza etmişse, bugün de, iktisadî kalkınmada bir karış toprağı 100 bin dönüm, 500 bin dönüm toprağa kalbet-mek, bir öküzünün yanma bir traktör ilâve etmek inin işine sarılmış ve iler­leme yolundadır. Sanayi sahasındaki inkişaflardan bah­seden İşletmeler Vekili. 1950 de doku­ma sanayiinde 260 bin iğ olan mikta­rın varışının devlete vs diğer yarısı­nın da hususî teşebbüse ait olduğunu, bugün mevcut 540 bin iğden 327 bin adedinin hususî teşekküllere ait bu­lunduğunu, iğ adedi 700 bine çıktığı zaman bu miktarın yüzde 75 inin hu­susî teşebbüse ait olacağını bildirmiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Şu halde kim ne derse desin, bir avuç muhteris ne kadar ağır isnatlarda bu­lunursa buluîisun, memleketin h,er tarafına yayılan, her partiden vatan­daşlar bu memleketin müşterek kal­kınmasında gönül birliği, kese birliği etmektedirler. Böylece, her türlü fikir ihtilâflarının üstünde vatandaş mem­leketin kaderini kendi kaderi ile müş­terek olarak görmekte ve şevkle çalış­maktadır.

Bugün sadece başlangıçtayız, yaptık­larımızla övünmüyoruz, övünülecek şeyler görmüyoruz. Bizler, yaptıkları­mızın istikbalde milletin hayatına ne­ler getirebileceğine inanarak bunları vazife telâkki ettiğimiz için, vazifesini yapmış insanların huzurunu duymak­tayız.

Temenni edelim ki, böylelerin daha yüzlsrcesini açmak bizlere nasip ol­sun. »

Bundan sonra «milletimize hayırlı ve uğurlu olsun» temennisiyle fabrikayı açan İşletmeler Vekili ve Devlet Ve­kili Sümerbankm İzmir şubesinin açı­lış merasiminde de hazır bulunmuşlar­dır.

Devlet Vekili Celâl Yardımcı ve İşlet­meler Vekili Sıtkı Yırcalı beraberin­deki zevatla akşam saat 17,00 de Ay­dına müteveccihen şehrimizden ayrıl­mışlardır.

6 Kasım 1953

Ankara :

Yugoslavya havacılık birliğinden Türk Hava Kurumuna hediye edilen bir re­kor planörü ila talim paraşütünü An-karaya getiren iki öğretmen bu sabah Türkkusu planör meydanında Türk Hava Kurumunun her tip planörünün uçuşlarını tetkik etmişler, iki kişilik planörlerde Türkkusu öğretmenleri ile birlikte uçmuşlar ve Yugoslavyadan. getirdikleri planörü Tukkuşuna tealim İnletmeler Vekili bu törenlerde yaptı­ğı konulmalarda, memleketin ilim, ir­fan ve ı-aŞiık hayatında olduğu kadar .iktisadî sahada da kendilerine düşen âmme hizmetlerini ifa edecek olsn bu müesseselerin yurda hayırlı ve uğurlu olması temennisinde bulunmuş ve kurdelâları kesmiştir.

Menderes nehri üzerindeki Koçarlı ve Çiftlik burnu köprüleriyle hâl binası-.nın açılışım Devlet Vekili Celâl Yar­dımcı yapmıştır. Bu münasebetle saat S.30 da beraberinde Aydın Vali Dilâ-ver Argun ve bazı mebuslar olduğu halde Koçarlı kazasına hareket eden Celâl Yardımcı, yağan şiddetli yağmu­ra rağmen köprüler mahallinde civar köylerden gelen vatandaşlarımızın da hazır bulunduğu kalabalık bir halk topluluğu tarafından tezahüratla kar­şılanmıştır.

Devlet Vekili buralarda yaptığı konuş­malarda yol ve köprü dâvasının mem­leketimizin iktisadı kalkınmasındaki rolüne işaret etmiş ve bu köprülerin Aydın vilâyeti ile çevresine sağhyaca-.ğı faydaları belirttikten sonra köprüle­ri işletmeye açmıştır.

Daha sonra Koçarlı'dan şehrimize av­det eden Devlet Vekili- Celâl Yardımcı Evkaf Umum Müdürlüğü tarafından yap-tırılaiı hâl binasının açılış törenin­de bulunmuş ve burada toplanan hal­ka hitap ederek, Demokrat Parti ikti­darının daima millet hizmeti yolunda "büyük bir gayretle çalışmakta olduğu­nu ve bunun misallerine memleketin her köşesinde tesadüf edildiğini söyle­miştir.

Devlet ve İşletmeler Vekilleri ve be­raberindeki zevat saat 11 de otorayla Denizliye müteveccihen hareket etmiş­lerdir.

 Ankara :

Dün şehrimize gelmiş bulunan Ame­rika Hava Vekili Harold F. Talbott be­raberinde Nato Güney Avrupa Hava Kuvvetleri Komutanı General Sclat-ter ve Güney Avrupa Taktik Hava Kuvvetleri Komutanı tümgeneral R. Eaton, olduğu halde bugün saat 11 de Esenboğa hava alanından Adana ve Balıkesir hava meydanlarını görmek üzere şehrimizden ayrılmıştır.

Vekil hava alanında Millî Savunma Vekâleti Müsteşarı Korgeneral Salâ-hattin Selısık. Hava Kuvvetleri Ko­mutanı Korgeneral Fevzi Uçaner, Ha­va Kuvvetleri Kurmay Başkanı Kor­general Sabrİ Uçar, Hava Kuvvetleri Lojistik Başkanı Tümgeneral Hamdul­lah Suphi Goker, Garnizon Komutanı Tümgeneral Mithat Akçakoca, Ameri­ka Büyük Elçisi Avra Warren, Ameri­kan yardım kurulu başkam Shpard, ' Merkez Komutanı Albay Hidayet Baş-tuğ, Erkânı Harbiyei Umumiye Proto­kol Şubesi Müdürü Samet Kuşçu, Ha­va Kuvvetleri Protokol Şubesi Müdü­rü İhsan Uraz ve Amerikan sefaret mensupları  tarafından uğurlanmıştır.

Askerî bandonun çaldığı marşlardan sonra selâm resmini ifa eden ihtiram kıtasını teftiş eyleyen Vekil «Merha-'ba asker» hitabesiyle askeri selâmla-mıştır.

Hava alanında ihtisaslarını soran Ana­dolu Ajansı muhabirine Amerika Ha­va Vekili Harold F. Talbott    demiştir

ki:

«Burada gördüğüm işbirliği zihniyeti ile hüsnü kabul, samimî ve içten gelen alâka beni çok bahtiyar etti. Bilhassa Türk hava subaylarının ve hava kuv­vetleri personelinin mükemmeliyetini bana söylemişlerdi. Hava kuvvetlerini gördükten sonra ben de kani oldum ki bunlar dünyada en iyi hava kuv­vetleri seviyesindedir- Memleketiniz büyük bir kalkınma içindedir. Bu azim karşısında bu muazzam inkişafı dur­duracak hic bir mâni tasavvur edile­mez. »

Amerika Hava Vekili, Pazartesi günü­ne kadar Türkiyede kalacak ve Adana, Balıkesir hava meydanlarını gördükten sonra İstanbul volu ile memleketimiz­den ayrılacaktır.

 Tuzla :

Kasabamızda 350 bin lira sarfiyle ge­tirilen içme suyu tesisleri bugün tö­renle açılmıştır.

7 Kasım 1953

Ankara :

Aziz  Atatürkün  Anafartalarda     harp

ettiği sahadan büyük merasimle alman toprak, mahallî askerî ve mülkî erkân ve çok kalabalık bir halk topluluğu huzurunda, Ankaraya gidecek olan 15 kişilik heyet reisine teslim edilmiştir.

Çanakkale heyeti bugün şehrimize gel­miş ve atlas bir torba içinde bulunan toprak Anıt-Kabirde ilgililere tevdi olunmuştur.

 İstanbul :

Kore kumandanlığı tarafından Anıt-Kabre konulmak üzere gönderilen Pu­san şehitliği toprağı bugün saat 10,30 da Millî Savunma Vekâleti İstanbul .Temsil Bürosu Müdürü Kurmay Binba­şı Sadi Koçaş tarafından stanbul Ordu evinde Teknik Üniversite Talebe Bir­liğinden bir heyet ve basın mümessil­leri önünde birlik başkanı Metin Çiz-reliy.e teslim edilmiştir. Bu toprak Ta­lebe Birliği tarafından 9 Kasım 1953 günü Ankaraya götürülerek Anıt-Kab-re    konulacaktır.

 Ankara :

Aziz Atatürkun nâşının 10 Kasımda Anıt - Kabre nakli merasiminin bugün bir provası yapılmıştır.

Merasime katılacak olan askerî birlik­ler, izciler ve diğer vazifeliler sabahın erken saatlerinde yerlerini almış bu­lunuyordu. Kortejin geçeceği yollar askerler ve polisler tarafından kordon altına alınmıştı. Prova saat 10.30 da merasim komutanı olan Tümgeneralin verdiği emir üzerine bir tiii işaretinin çalışmasiyle- başladı. Bunu b.eş dakika­lık bir ihtiram vakfesi takip etti. Bun­dan sonra, önde Riyaseticumhur ban­dosu olduğu halde tabutu taşıyacak olan ve harp okulundan 136 talebenin çektiği top arabası harekete geçti. Kor­tej tesbit edilmiş olan muvakkat ka­bir, Bankalar Caddesi, Ulus meydanı, Büyük Millet Meclisi, İstasyon cadde­si ve meydan:, Demiryolu köprüsü altı ve Tando^an meydanından geçerek A-nıt - Kabre vardı. Burada temsilî ta­but 12 er tarafından alınarak Anıt-Ka-birin önünde hazırlanmış olan katafal­ka nakledildi.

Saat 10.30 da başlamış olan prova üç saat sonra 12.30 da nihayetîendi. Merasim günü için gerekli tertibat bugün yapılan provanın neticelerine istina­den alınacaktır.

 Ankara :

Büyük Atatürkun 15 inci yıldönümü ve mübarek nâşının Anıt - Kabre konul­ması dolayısiyle Ankara öğretmenle­ri yardımlaşma derneği, «Aylık Habsr-ler bülteni» nin yedinci sayışım Ata-türke ait yazılara hasretmiştir.

10 Kasım 1953 günü hâtırasına katıl­mak üzere inkılâpçı Atatürkü baş öğ­retmen olarak temsil eden fotoğrafı rozet haline konulmuş ve 5000 adef bastırılarak bütün Ankara merkez köy ve kazaları öğretmenlerine dağıtılmış­tır. Ayrıca Ankara öğretmenleri yar­dımlaşma derneği namına Anıt - Kab­re konulmak üzere Atatürkun «Millet­leri kurtaranlar yalnız ve ancak mu­allimlerdir» vecizesini havi bronz bir plâka hazırlanmıştır. Diğer taraftan dernek binasında oir Atatürk köşesi yapılarak öğretmenlerle ilgili veciz, sözlerinden ibaret yazılarla süslenmiş­tir.

 Ankara :

Bayındırlık Vekâletinden öğrendiği­mize göre, Atatürkun Anıt - Kabri için hediye olarak ağaç gönderen milletle­rin ve vatandaşların ad ve gönderdik­leri ağaçların miktarı ve cinsleri şun­lardır :

Mikiarı  CinsiYugoslavya hükümeti İspan hükümeti Avusturya hükümeti Finlandiya hükümeti Kanada hükümeti Almanya hükümeti İtalya hükümeti Japonya hükümeti Hindistan hükümeti Ormancılar Cemiyeti ile Orman Genel Md. Ankarads Visil Dneka kalovic Yardım yapan bu hükümetlere, ce­miyet ve vatandaşlara teşekkür edil­mektedir,

  İzmir :

Yunan Erkânı Harbiye Reisi Korgene­ral Styianos Kirilakis, bugün saat 16.30 da uçakla Atînadan şehrimize gelmiş­tir.

Gsnsral hava alanında, Nato GÜney-Doğu Avrupa karargâhı komutanı Kor­general Wyman, yardımcısı Tümgene­ral Geremanis ve Nato karargâhına mensup yüksek rütbeli subaylar tara­fından karşılanmıştır.

General S. Kitrilakis şehrimizde 3 gün .kalacak ve bu arada Nato'nun Kızıl-çullu'daki karargâhını ziyaret ederek oradaki subaylarla tanışacaktır.

 Ankara ;

10 Kasım günü Aziz Atatürkün mu­vakkat kabirdeki nâşının Anıt - Kabre nakli merasiminde kortejin takip ede­ceği yol üzerindeki muhtelif noktalar­da ihtiram kıtaları bulunacaktır.

Hazırlanan programa göre deniz alayı sancağı ve bandosu Gençlik parkı önünde, bir piyade bölüğü Ulus mey­danında, Büyük Millet Meclisi Muha-iız bölüğü Meclis binası önünde, bir piyade alayı sancağı ve bandosu ile "istasyon meydanında, bir süvari alayı sancağı ve bandosu Tandoğan meyda­nında, diğer bir piyade alayı, sancağı ve bandosu Anıt - Kabir yolunda ve Harp Okulu alayı da Anıt - Kabir met­halinde yer alacak ve Atatürkün nâ--şmı selâmlıyacaktır.

Kortejin uzunluğu hemen hemen 3000 metre olacak ve askerî birliklerden başka 1.500 izci ile protokola dahil 7 hin kişi Atatürkün nâşmı takip ede­cektir.

Atatürkün. nâşının muvakkat kabirden alınacağı saat 9.10 dan itibaren Anka-ırariin üç yerinden beşer dakika ara ile top atışı yapılacaktır. Top atılacak yer­ler Ankara kalesi, Yedeksubay okulu sırtları ve Çiftlik jandarma karakolu civarındadır.

 İstanbul :

Amerika Şark Dostları Cemiyeti Baş­kanı Prof. Andervroodj bu'gün vilâyette Vali ve Belediye Reisini ziyaret ederek Zeyrek camiinde c'kan Bizans mo-zayikleri hakkında bir görüşme yap­mıştır. Zeyrek camiinde çıkarılan bu mozayikler Bizans sanatının v;e moza-yik tekniğinin en kıymetli ve en zen­gin eserleridir.

8 Kasım 1953

 Zonguldak :

Taş kömürü bulunuşunun 124 üncü yıl­dönümü bugün Zonguldak Teknik O-kulunda yapılan bir törenle kutlanmış ve kömürün bulucusu Uzun Mehmet tazimle anılmıştır.

Kömür işletmesine ve serbest kulüple­re bağlı gençler Kozludaki Uzun Meh­met kuyusundan itibaren koşarak S kilometrelik yolu katetmişler ve mera­sim anında Teknik Okulda hazır bu­lunmuşlardır.

Törene İstiklâl marşı ile başlanmış, ve yapılan konuşmaları müteakip hep be­raber Uzun Mehmet anıtına gidilerek çelenkler konulmuş, 3 dakikalık saygı duruşu yapılmıştır.

9 Kasım 1953

 İstanbul:

Millî Türk Talebe Birliği Atatürkün ebediyete intikalinin 15. yıldönümü münasebetiyle bugün aşağıdaki beyan­nameyi neşretmiştir :

Büyük Atatürkün aramızdan ayrılışı­nın 15. yılındayız. Fakat gün geçtikçe O'nun biraz daha aramızda olduğuna inanarak bu günü anmanın acısını bü­tün haşmetiyle bir kere daha hissedi­yoruz.

Milletimizin refah ve saadetini, O'nun yolunda, O'nun inkılâp ve prensiplerin­de görüyoruz. Atatürkün yolunda ve izinde yürüme inancımız, O'nun ruh­larımızda yanan aşkı ile eleledir. Bütün Türk milletine bu inancımızı bir daha tekrarlarken, zaman zaman O-nun asil varlığına uzanan sefil duygu­ların daima Türk gençliğinin Atatürk aşkı ile çarpan göğüslerinden geçecek­lerini belirtmek isteriz. Türk milleti, Cumhuriyet onunla başlar, medenî dünya karşısında sarılmak mecburiye­tinde   olduğun   cumhuriyet   inkılâpları

O'nun eseridir. İnkılâplarımız yaşamak îstiyen Türk milletinindir.

Aziz Türk genci,

İstikbal senindir. Bu sebeple Cumhuri­yet inkılâplarının bekçisi sensin.

Büyük Atatürk,

Seni sevmek ve seni anlamak kuvveti­miz ve imanımızdır. Hâtıran önünde hürmek ve saygı ile eğiliyoruz. Ruhun sâdolsun...    ,

 İstanbul :

Kadıköy eski Halkevi binasında Millî ""Eğitim  kütüphanesinde yarın Atatürk Derneği tarafından Atatürk için yazıl­mış kitaplar sergisi açılacaktır.

"11 de Vali adına kaymakam tarafından, -açılacak sergi bir hafta müddetle de--vam edecektir.

 Ankara :

.Atatürk Orman Çiftliği heyeti bugün .Anıt - Kabre giderek hazırladığı ve bzerine a sağıda muhteviyatı yazılı muhtırayı resmettikleri bir çelengi ve yeşil kiâife içerisinde Ataturkün dik­likleri sğaç dibinden alınmış toprak "bulunun mahfazayı alâkalüalra tevdi etmiştir.

Ölmez Ata'ya,

Muhtıra aynen aşağıdadır :

.Ankaranm bozkırlarında yoktan var olan ve çadır kurup bizzat diktiğiniz ağaç dibinden alınan Atatürk Orman Çiftliği toprağını çiftlik halkım temsilen gelen heyet, ruhunuza fatihalar ithaf ederek saygı ile sunar.

10 Kasım 1953

- Ankara :

Gece yarısına kadar vatandaşlara açık bulundurulan  Anıt   -   Kabirde  bugün Ataturkün kabrini tahminlere göre 70 bin kişi ziyaret etmiştir.

 Karaşi:

Ataturkün nâşının muvakkat kabirden ebedî istirahatgâhı Anıt - Kabre nakli dolayısiyle, Pakistan Genel Vali Veki­li Mian Abdürraşit, Türkiye Cum^ı'T-reisi Celâl Bayara gönderdiği mesai^a, Türk milletinin büyük lideri olan türke karşı Pakistan milletinin bQ<0e-diği derin hürmeti teyit etmekte ve şöyle demektedir :

Cihan tarihinde adı .en büyük olarak kalmıştır. Mümtaz eseri <-^h-sî büyüklüğünü ve bütün hayat1 bo­yunca sarsılmaz irade ve enerjisi efah ve azametine tahsis ettiği Trnrk milletinin kıymet ve baha biçilmez yüksekliğini dünya muvacehesinde ul­vî bir ihtişam ile belirtmektedir.

Ankara :

Bugün 10 Kasım 1953 te saat 9 u b=ş «ece. Ataturkün ölümünün on besinci yjl/ÎOTiüiTHi da-kikapT"^. bü+ün Türk milleti, en büvük evlâdının manevî hu­zurunda huşu ile eğiliyordu. Muvakkat kabrin ön basamaklarında ^aziv«t al­mış olan borazanın dikkat işare+i ve bunu müteakin Ankara tepelerinden atılan ilk top, vatanın büvük kurtar'ci-smın nâmını ebedî istirahateânına pö-türmek üzere muvakkat ksbir efrafTi-da toplananları değil, fakat radvnlar vas'tasivle bütün bir milleti ihtiram vakfesine davet etmişti.

Bir ucu Bankalar Caddesinin başlangı­cında bulunan merasim alayı yürüyüşe geçti. Merasim alayı şöyle teşekkül et­mişti :

Merasim Kumandanı, karargâh, Harp Okulu bandosu, sancağı ile Harbiye alayı, flâmalarlyle Hava Harp Okulu bölüğü, toplu halde bayrakları taşı­yan gençler, izci alayı.

12 Generalin iki taraflı çevrelediği top arabasının arkasında, Atatürkün İstik­lâl madalyası, siyah kadife bir yastık üzerinde bir Amiral tarafından taşını­yordu.

Bunun arkasından Atatürkün hemşire­si sayın Makbule Atadan yürüyordu. . Reisicumhur Celâl Bayar hemen arka­sında, gerilerinde başyaverle üç yaveri olduğu halde ilerliyor ve kendilerini Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Ko-raltan, Başvekil Adnan Menderes ve eski Cumhurreisi İsmet İnönü takip edi yordu. Daha geride Vekiller Heyeti azaları, Riyaseticumhur Umumî Kâti­bi, Başvekâlet Müsteşarı, Ankara Va­lisi ve Ankara Belediye Reisi geliyor­du.

Bunu takiben sıra ile yabancı devletler temsilcileri, mebuslar, Atatürkün me­sai arkadaşları, Erkânı Harbiyei Umu­miye Reisi, Dördüncü dereceye kadar askerî ve mülkî erkân, Diyanet İğleri Reisi ve diğer ruhanî heyetler, vilâyet­ler murahhas heyetleri, protokol sıra­sına göre dernekler, bir piyade taburu gelmekte idi. Tepkili uçak filoları da . havadan korteje iştirak etmekte idi­ler, Kortejin iki tarafında yüks.ek öğ­retim gençliği temsilcileri birerle kol­da yer almışlardı.

11 Kasım 1953

 Ankara :

Haber aldığımıza göre, Atatürkün ebe­dî istirahatgâhı Anıt - Kabir etrafın­daki sahaya dikilmek üzere Birleşik Amerikadan 500 ağaç gönderilmiştir. Ziyaretçilere açık bulundurulacaktır. Diğer taraftan bu   hafta    müddetince Dil - Tarih ve Coğrafya Fakültesinde her gün iki defa çocuklar için filimler gösterilecektir.

 İstanbul :

Romada toplanacak Birleşmiş Milletler gıda maddeleri konferansına gitmekte olan Güney Kore Ziraat ve Ormancı­lık Vekili Sung Bong Yang İstanbula gelmiştir.

Sung Bong Yang bugün şehirdeki ca­mileri ve müzeleri gezmiş, saat 17.30 da da beraberinde Güney Kore Hari­ciye Vekâletinden Wosang Choi oldu­ğu halde vilâyete giderek Vali ve Be­lediye Reisi Fahrettin Kerim Gökayı ziyaret etmiştir.

Bir saat kadar süren bu konuşma es­nasında Güney Kore Ziraat Vekili Ro-maya giderken, kendilerini kardeş Türk milletinin bu güzel şehrinde bir gün olsun geçirmek arzusundan alako-yamadıklarım, hattâ Ankaraya kadar giderek kahraman Türk askerlerinin Korelilere yaptıkları yardıma karşı minnet hislerini ifade etmeyi çok iste­diklerini, fakat vakitlerinin buna mü­saade   etmediğini   söylemiştir.

Sung Bong Yang, Şekilliğinden evvel Pusan Valisi olduğunu, Türk askerle­riyle daima yakın alâkası bulunduğu­nu ve sık sık Birleşmiş Milletler şehit-liğindeki Türk mezarlığını ziyaret et­tiğini belirtmiştir.

Vekil, bugün İstarıbulda yaptıkları ge­zintiden, eski bir belediyeci olarak imar ve seyrüsefer mevzularında isti­fade ettiğini söylemiştir.

Vali ve Belediye Reisi Gökay, cevabın­da, «Kardeş Kore Cumhuriyetinin Ve­kilini îstanbulda selâmlamaktan bah-.uyarım» ve devamla «Güney Korelile­rin memleketlerini kahramanca müda­faaları bizim istiklâl mücadelemizi ha­tırlatmaktadır. Ancak o zaman biz hür­riyet mücadelesinde tek başımıza idik.

Halbuki şimdi bütün hür milletler Gü­ney Kore ile beraberdir ve dünyanın kollektif ilerleyişi bakımından bir em­niyettir demiştir.

18 Kasım 1953

Ankara :

Hükümetimizin resmî misafiri olarak ahiren memleketimizi ziyaret etmiş, olan İtalyan Başvekili ve Dışişleri Ve­kili ekselans Giuseppe Pella Başvekil Adnan Menderese aşağıdaki telgrafı göndermiştir :

Ekselans Adnan Menderes Başvekil

Ankara

Bu güzel memleketten samimî teessür­le uzaklaşırken ekselansınıza ve Türk hükümetine, benim ve heyet âzaları­nın Arrkarayı ziyaretimiz sırasında can­dan uğurlanmiş bulunmamıza, min-netle teşekkür ederim.

Ekselansınızla ve Türkiye Cumhuriye­tinin ileri gelen şahsiyetleriyle yaptı­ğım mesut temaslardan sadece muh­telif meselelerin müzakeresinde bir görüş ve fikir birliği ile müşterek bir' sulh arzusunu memnuniyetle müşahe­de etmekle kalmadım, ayni zamanda. dostluk ve ittifaklariyle birbirine bağlı olan İtalya ve Türkiyenin istikbale karşılıklı bir itimatla bakabilecekleri­ne kani oldum.»

 Ankara :

İran Büyük Elçiliği basın müşaviri Rı­za İsfahanı, İranın memleketimizdeki yeni Büyük Elçisi ekselans Ali Man-sur ile basın mensuplarını tanıştırmak üzere bugün saat 18 de İran Büyük. Elçiliğinde bir kokteyl vermiştir.

Bu toplantıda bazı mebuslarla yerli ve yabancı basın temsilcileri hazır bu­lunmuşlardır.

Kendileriyle tanışmış olmaktan büyük bir memnunluk duyduğunu ifade eden İran Bü}'ük Elçisi, basın temsilcilerine şu mesajı okumuştur :

Bu büyük komşu ve dost memleketin topraklarına samimî bir sevinç ile ilk ayak bastığım zaman teneffüs ettiğim, hakiki dostluk havası, bende hiç bir zaman yabancı bir diyarda bulunmadı­ğım belki kendimi  öz  evimde gördüğüm İntibaını uyandırdı.

.İki komşu ve kardeş milletlerimiz daima mütekabil v,e tam bir anlaşmaya istinat eden dostluk: rabıtaları ile bir­birlerine bağlı bulunmaktadırlar ve tarafeyn büyük elçilerinin uhdelerine x3üşen şerefli vazife de bu rabıtaları her gün biraz daha sıklaştırmağa çalış­maktan ibarettir,

Bu itibarla, memleketinizde Büyük El­çi olarak, bu maksadı temin yolunda "bütün gayretimi sarfedeceğimden emin olabilirsiniz.

"İran devleti Şahinşahisi, İran ile Tür-Tdye arasındaki münasebatm ehemmi­yetini tamamiyle müdrik olarak, onla­rı, iki milletin mütekabil menfaatine uygun bir şekilde, tanzim ve takviye -azmindedir.

Merhum Şehinşah Pehlevi ve Büyük .Atatürk tarafından çizilen yolda, gay­retlerimizi birleştirerek, iki memleket hayrına, büyük anlaşmamızı idame edeceğimize imanla inanmış bulunmak­tayım. »

İzmir :

K. H. Mc Card isimli bir Amerikan destroyeri, bugün limanımıza gelmiştir. Albay S.S. Leon'mı komutası altındaki destroyer, sabah limanımızda demirle­miş ve karşılıklı ziyaretler vuku bul­muştur.

"Misafir harp gemisi, 23 Kasıma kadar limanımızda kalacaktır.Mileri ve taştdiğı eşya hakkında bir is­tatistik serisi neşrine başlamış bulun­maktadır. Ocaktan Haziran 1953 .ayla­rına ait 6 aylık malûmatı ihtiva eden bu devrede limanlarımıza yük ve yol­cu boşaltmak üzere yabancı memleket­ler limanlarından 1 milyon 600 bin net tonilâto tutan, 1241 adet Türk ve ya­bancı dolu ticaret gemisi girmiş ve li­manlarımızdan da yabancı memleket­lere yük ve yolcu götüren 1 milyon 300 bin net tonilâto tutan 1263 adet Türk ve yabancı dolu ticaret gemisi çıkmıştır. 1953 senesinin ilk altı ayı içinde yabancı memleketler limanların­dan, limanlarımıza dolu olarak giren yabancı ve Türk gemilerinin boşalttık­ları ticaret eşyası miktarı 1 milyon yüz bin ton olup, bunlardan 290 bin tonu Türk gemileri, 810 bin tonu ya­bancı gemiler tarafından taşınmıştır.

Ayni devre içinde limanlarımızdan ya­bancı memleketler limanlarına Türk ve yabancı gemilerle götürülen ticaret eşyası miktarı 1 milyon 270 bin ton­dur. Bunlardan 170 bin tonu Türk ge­mileri, 1 milyon yüz bin tonu da ya­bancı gemiler tarafından nakledilmiş­tir.

Limanlarımıza ticaret eşyası getiren ve götüren gemiler arasında taşıdıkları e-yaya göre, sırasiyle İtalya, Almanya, galtilan eşyaların yüzde 25 i Türk ge­mileri gelmektedir. Limanlarımıza bo-mileriyle, yüzde 75 i yabancı gemiler­le yükletilen eşyaların yüzde 14 ü Türk gemileriyle yüzde 86 sı yabancı gemi­lerle varılmıştır.

19 Kasım 1953

 İstanbul:

Yakın ve Orta Doğuda bir tetkik se­yahatine çıkmış olan Amerikan Sena­törlerinden Byrd bugün uçakla İstan-İngiltere, İsveç, Yunan ve Norveç ge-bula gelmiştir.

 Ankara :

istatistik Umum Müdürlüğü memleke­timizde ilk defa olarak Birleşmiş Mil­letlerin nakliye istatistikleri için hazır­lamış olduğu (Normalize edilmiş) Mil­letlerarası tarifelere uygun olarak imemleketîmize giren çıkan ticaret ge-

 Ankara :

Türkiye ile İspanya arasında münakit ticaret ve ödeme anlaşmasına ek, 8 ni­san 1953 tarihli protokolde münderiç 3 milyon dolarlık plâfonun 6 aydan bir seneye çıkarılması hakkında Madritte Büyük Elçimiz ile İspanya Hariciye Nazın arasında 28 Ekim 1953 günü mektuplar teati edilmiştir.

20 Kasım 1953

 Ankara :

Bugün saat 11 ds İşletmeler Vekâletinde, Başvekil Adnan Menderesin huzuriyle yapılan bir toplantıda memleketi­mizin sınaî kalkınmasında olduğu ka­dar ziraî kalkınmada ve askerlik saha­sında büyük bir rol oynayacak bulu­nan millî bir tesisin ilk temeli atıl­mış ve azot sanayii şirketinin muka­velesi  imzalanmıştır.

İlk ağızda Kütahyada Seyit Ömer kö­mürlerinin azot sanayii bakımından iş­letilmesiyle alâkalı bulunan bu şirke­tin ana mukavelesinin imzalandığı bu top?antıda Başvekil Adnan Menderes­ten başka İşletmeler Vekili Sıtkı Yır-caîı, Kütahya mebusları, şirketin kuru­cularından Ziraat Bankası Umum Mü­dürü Mithat Dülge, Etibank Umum Müdürü Cevdet Aydmelli, Sümerbank Umum Müdürü Hâmit P.ekcan, Şeker Sanayii Umum Müdürü Baha Tekant, Makine Kimya Endüstrisi Umum Mü­dürü Hulki Yonat ve Ziraî Donatım Kurumu Umum Müdürü İhsan Gürsan ile İşletmeler Vekâleti, bu bankalar ile­ri gelenleri ve basın mensupları hazır bulunmuştur.

İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı, imza töreninden evvel kısa bir hitabede bu­lunarak şirketin evsafı ve başaracağı işler hakkında izahat vermiş ve demiş­tir ki:

«Bugün memleketimizin sınaî kalkın­masında olduğu kadar ziraî kalkınma­sında ve ayrıca askerî sahada büyük bir rol oynıyacak bulunan Millî bir te­sisin ilk hukukî temelini atmış olaca­ğız.

Yapılan uzun tetkikler neticesinde Kü­tahyada Seyit Ömer kömürlerinin ge­rek rezervleri, gerek kalitesi bakı­mından azot ve briket sanayiine uy­gun olduğu tesbit edilmiştir. Bu sana­yiin ilk hamlede diğer kömür havza­larında kurulması imkânı da vardı. Se­yit Ömer kömürlerinin tercihindeki se­beplerden biri, toprak altında bulunan v.e hâlen ticarî kıymeti olmıyan bir maddenin kıymetlendirilmesin! de sağ­lamak teşkil etmiştir.

Azot sanayiinin bugünkü ölçüsünde kalmıyacağmı ümit ve kuvvetle tah­min ediyoruz. İki üç misline çıkacak­tır ve rezevler bu gelişmeyi de kar­şılayabilecektir. Başta Ziraat Bankası olmak üzere Eti­bank. Sümerbank Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu, Ziraî Donatım Ku­rumu ve Şeker Sanayii Şirketi 30 mil­yon liralık bir sermaye ile bugün bu şirketin, ilk temelini atmaktadır. 70 milyonluk, hattâ sosyal tesisleriyle 100 milyon bir ağır sanayiin temelini teş­kil eden bu şirkete yerli müteşebbis­lerin ve yabancı şirketlerin de iştirâk. edeceğinden emin bulunmaktayız. Da­ha şimdiden muhtelif yabancı firma­lar ortaklık teklifinde bulunmuşlar ve tesislerin dış finansmanını temin ede­ceklerini bildirmişlerdir. Bu şirketin kuracağı tesisler senede 100 bin tonluk azotlu gübre istihsal edecek­tir. Öte yandan İskenderunda ilk defa yüz­de 51 nisbetinde yabancı sermayenin iştirakiyle kurulmuş olan fabrikayla süperfosfat sanayiinin ilk adımını da atmıştık. Bu sahada bir ikinci tesis de Karadeniz bölgesinde kurulmak üzere­dir. Muı-gul'da asit sülfrik istihsal ede­cek sınaî tesislerin ihalesini de yakın­da yapacağız. Bugünkü mukavele ile azotlu gübre istihsaline de geçilmiş ol­maktadır. Senede temin edeceğimiz dö­viz tasarrufu ilk ağızda 20 milyon li­ralıktır. Bu tasarruf zamanla daha da fazlalaşacaktır. Bütün bu tesislerle-yalnız döviz tasarruf edilmekle kalm-mıyacak, memleketimizin ziraî kalkın­masında en mühim rollerden bir tane­sini oynayacak bulunan sun'î gübre ih­tiyaçlarının karşılanması yollarına da gidilecektir. Bunların dışında senede bu yolda is­tihsal olunacak 6000 tonluk asit nitrik ile de askerî sahada patlayıcı madde imalindeki kimyevî unsuru temin et­miş olacağız. İşletmeler Vekili bundan sonra, bu te­sisin vücuda getirilmesindeki verimli mesailerinden dolayı İşletmeler Vekâ­letinin teknik elemanlarını, malî ve ti-'carî kısım üzerinde işleyen kurucu banka ve müesseselerin idarecilerini, hükümet adına tebrik etmiş v.e sözle­rini şöyle bitirmiştir :

«Bizim bu işlerdeki muvaffakiyetimizin sırlarından birini de, muhterem Başve­kilimizin müsbet terkipçiliği teşkil et­mektedir.  Bu işin başarılmasını da, kendisinin, hamlelerimize imkânlar bahşeden irşatlarına borçluyuz ve ken­disine, bizleri temsü eden bu ruhu verdiği için, medyunu şükranız. Bunu hepimizin adına burada bildirmeyi kendime zevkli bir vazife sayar, kuru­lan şirketin memleketimize hayırlı olmasını dilerim.»İşletmeler Vekilinden sonra söz alan 1 Ziraat Bankası Umum Müdürü Mithat Dülge şirketi kuran ortaklar adına Baş­vekile irşatlarından dolayı teşekkür et­ti ve Şubat ayı içinde tesislerin temel­lerinin atılacağını bildirdi.

Şeker Şirketi Umum Müdürü Baha Tekant da, bu tesislerin istihsal edsceği sun'î gübrenin daha şimdiden pan­car ekicileri tarafından emniyet altına alınmış ve pancar e'kicileri kooperatif­lerinin şirkete hissedar olmaları yo­lunda ilk kapının böylece açılmış ol­duğunu belirtti.

'Son olarak Başvekil Adnan Menderes söz alarak İşletmeler Vekili Sıtkı Yır-eahya, bu güzel 'eserin vücuda getiril­mesi yolunda gayretler sarfedsn ele­manlara ve şirkete iştirak eden mües­seselere teşekkürlerini bildirmiş <ve •sözlerine devamla demiştir ki:

«Bu giibi teşebbüslerin başarılmasında iki mühim esas vardır. Bunlardan toir tanesi, eserin ■vücuda getirilmesinde fevkalâde süratle hareket etmek, diğe­ri de eserin, memleket menfaatlerine mümkün olduğu kadar en uygun şe­kilde vücuda getirilmesini sağlamak­tır. Ayni derecede ehemmiyeti bulu­nan kalkınma .eserlerimizin ayni dere­cede ehemmiyeti bulunan bu esas da­hilinde tahakkuk ettirilmesi lâzımdır, esasen bu şekilde de hareket edilmek­tedir. Bu iki esası bünyesinde cems-den bugünkü eser de memleketimize şüphe yok ki, çok büyük faydalar te­inin edecektir. Eserin memlekete ha­yırlı y.e Kütahyalılara mübarek olma­sını diler, müteşebbislerine de iyi ka­zançlar temin etmesini temenni eylerim.»

 İzmir :

Büyük Atatürkün ebedî istirahaitgâhına tevdii münasebetiyle İzmir Yüksek ^Ekonomi ve Ticaret okulu talebe derneği tarafından «Yasayan Atatürk isimli bir kitap neşredilmiştir.

itina ile hazırlanan kitapta, Atatürkün portreleri, hayatına ait bilgiler, genç­liğe hitabı, Atatürk için yazılmış yer­li v.e yabancı seçme yazılar yer al­mıştır. Ayrıca «İzindeyiz, ölmez eserin, senin yolunun yolcularmdadır» diye büyük Ataya yapılmış bir hitap vardır.

Bundan başka, Maarif Vekili Profesör Rıfkı Salim Burcak'in bu kitap müna­sebetiyle kendi el yazısiyle yazılmış bir yazısı bulunmaktadır. Bunda şöy-ls denilmektedir :

«Yeni devletimizin kurucusu ve onun ilk Cumhurreisi Atatürk, bu vatana ve insanlık âlemine karşı yaptığı hizmet­leri, çeşitli meziyet ve vasıflariyle ci­han tarihinin mümtaz simaları arasın­da müstesna bir mevki almış bulunu­yor.

Medeniyet yolunda daima büyük me­safeler almak zorunda bulunan Türk nesilleri, bu güzel vatanın hizmetinde çalışırlarken ümit, heyecan ve cesaret kaynacı olan Atatürkü her zaman kalelerinde vb kafalarında yaşatacak­lardır. Atatürkü Cumhuriyetin 30 uncu yıldönümünde .ebedî istirahatgâhina tevdi ettiğimiz şu anda, O'na ve eser­lerine olan sevgi ve bağlılığımızı, bü­tün mevcudiyetimizde hissediyoruz.»

Diğsr taraftan satışa çıkarılmış olan. zarif Atatürk rozetleri, alâka toplamış­tır.

24 Sasım 1953

 Yenice :

Bir müddet evvel Yenicede vukua ge­len zelzele dolayısiyle Yugoslav hükü­metinin yaptırdığı 10 adet fabrikasyon evin inşaatı ikmal edilmiş olup sahip­lerine teslimi bugün büyük bir mera­simle yapılmıştır.

Bu münasebetle Bursadan Balıkesir yo­lu ile Yeniceye gelen Yugoslavyanm Türkiye Büyük Elçisi ekselans Pavi-çeviç, beraberinde Yugoslav ataşesi, Yugoslavyanm İstanbul konsolos mu­avini ve Yugoslav basın mensupları ol­duğu halde saat 11.30 da Yeniceye mu­vasalât etmiştir. Pakistan   Umumî   Valisi   şerefine   Ru­melihisarı bu gece tenvir edilmiştir.

29 Kasım 1953

 İstanbul :

Romaya tayin olunan İranın Türkiye Büyük Elçisi Bugün memleketimizden ayrılmıştır.

Büyük Elçi hava alanında İstanbul Va­li ve Belediye Reisi ve refikası, İran başkonsolosu, Türk - İran dostluk ce­miyeti ve İran kolonisi tarafından teş­yi edilmiştir.

bir

Bayan Gökay,  Elemin refikasına buket takdim etmiştir.

Büyük Elçi hava alanında şu sözleri söylemiştir :

«Büyük dost ve kardeş Türk toprak­larından ayrılırken, çok müteessirim fa­kat kalbim daima burada kalacaktır.»

 İzmir :

Millî Savunma Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir :

Bugün Koreden gelen yaralı ve hasta kafilemiz, saat 11 de «General Leroy Eltinge» gemisi ile İzmir limanına mu­vasalât etmiştir.

Cumhuriyet alanı sabahın erken saat­lerinden itibaren kahramanlarımızı karşılamaya gelenlerle dolmuştu. Şe­hir bandosunun çaldığı memleket marşları ve vapurların selâm düdük sesleri arasında gemi limana yanaşır­ken bir ihtiram kıtası da kahramanla­rımızı selâmlıyordu.

Yaralı ve hasta kafilemizi, Birleşmiş Milletler temsilcileri, Garnizon Kuman­danı Korgeneral Cemal Gürsel. Bele­diye temsilcisi, Merkez Kumandanı, Nato temsilcileri ve Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu talebe derneği baş­kan ye mensupları karşılamıştır. Gemi kaptanına, gemideki muhtelif Birleş­miş Milletler temsilcilerine ve kahra­man kafilemizin başkanına buketler verilmiştir.

Gemideki yaralı ve hastalarımıza, Birleşmiş Milletler askerlerine hitap eden Garnizon Kumandanı  Korgeneral   Ce­mal Gürsel:   «Kahraman    askerlerimiz" ana yurda hoş geldiniz, sizleri ve ge­mideki bütün Birleşmiş Milletler    as­kerlerini sevgi ile selâmlarım. Bu yol­culuğa devam edecek Birleşmiş Millet­ler askerlerine iyi seyahatler   dilerim» demiştir.

Gemi ve Birleşmiş Milletler kuman­danları ile kısa bir konuşma yapan Ge­neral Gürsele, gemi kumandanı: «Sa­vaşta bu kadar yırtıcı olan Türk erleri, gemide yüksek disiplin ve mükemmel, hareketleri ile bize .en iyi intibaı ver­mişlerdir-' demiştir.

Kendisiyle görüştüğümüz kafile baş­kanı Assubay başçavuş İlter Özsoy :. «Vatana dönmek hepimize burada ke­limelerle anlatamıyacağim bir sevinç verdi. Bu samimî karşılanış sevincimi­zi daha da çok arttırmıştır» demiştir.

Sıra İle gemiden ayrılan kahramanla­rımız, kendilerini karşılayan mülkî temsilcileri ve kumandanlarını selâm­lamışlar ve esas vaziyette duran ihti­ram kıtasının önünden geçerek kendi­lerine tahsis edilmiş nakil vasıtalarına binmişlerdir.

Bütün kahramanlarımız askerî hasta-hanede kendilerine özel olarak hazır­lanan yerlerine yerleştirilmişlerdir.

30 Kasım 1953

 Ankara :

Birleşmiş Milletler âmme idaresi .ens­titüsünde derslerin başlaması münase­betiyle .bugün saaıt1 16.30 da enstitü merkezinde bir basın konferansı tertip edilmiştir.

Enstitü Genel Direktörü Yavuz Aba­dan, Birleşmiş Milletlerden yeni gelen profesörleri basın mümessillerine tak­dim etmiş ve buradaki hizmetini biti­rerek Aralık ayı sonuna doğru memle­ketimizden ayrılacak olan profesör Heckscher'in enstitüye yaptığı hizmet­lerden bahsettikten sonra kendisinin ayrılmasından duyduğu teessürü ifade-eylemiştir.

Prof. Abadan sözlerine devamla âmme enstitüsünün gayesini belirttikten son­ra demiştir ki:

 Enstitü gecen Nisanda Başvekil tara-fmdan açılarak faaliyete geçmiş v.s bir .sömestr hazırlık tedrisatında bulun-.muştur. Yarından itibaren bu yılın normal öğretim yılma giriyoruz.

Enstitüye bu yıl müracaat eden yüz kırk kişiden yoklama neticesinde yüz yirmisi alınmıştır. Ayrıca dört İranlı, iki Yunanlı ve bir Habeşistanlıya Bir­leşmiş Milletlerce burs verilmiştir.

Enstitünün Ko-direktörlüğünü deruhte etmiş bulunan profesör Marshall Di-nnock, âmrne idaresi sahasının dünya-.-ca tanınmış en yüksek otoritelerinden biridir. Enstitülerin kuruluş devrinde kendisinin yardımını sağlamış olmakla memnun ve bahtiyarız. Diğer yabancı uzmanlardan soyadı sırasiyle Prof. Egli şehircilik ve iskân problemlerini ince­leyip okutacak, İngiliz Hansen ise araş­tırma şubesinin direktörlüğünü yapa­caktır. Amerikalı profesör Harvey hem öğretim şubemizin direktörlüğünü ifa edecek, hem de enstitü organizasyon ve metod dersini okutacaktır. Yine A-merikalı profesör Kingsbury, personel meselelerini tedris eylecektir. Hollan­dalı profesör Mey ise başta devlet mu­hasebesi olmak üzere işletme ve mu­hasebe derslerini okutacaktır. Ayrıca kendisinden Türkiyenin maliye ve mu­hasebe sistemi üzerinde araştırmalarda bulunması rica olunmuştur.

Yabancı eksperlerle çalışacak Türk uz­manlarını da tedrici bir şekilde vazi­felendiriyoruz. Profesör Abadan, Bal­la. Sur, Bedri Gürsoy, Doçent Seha Meray, Maliye Vekâleti Tetkik Heye­ti Başkanı Gıyas Akdeniz ile İçişleri Tetkik Kurulu Başkam Hayri Orhun yabancı eksperlerle birlikte enstitü­nün salahiyetli ilim kurulunu teşkil et­mektedir. Bedri Gürsoy derleme şubesi direktörlüğünü deruhte etmiştir.. A-dı gec;en aikadarlarımızdan başka Ça­lışma Vekâleti Müsteşarı Muslih Fer, Dışiflerî Vekâletinden Adnan Kural gi­bi bazı zevat da kendi ihtisas sahala­rına ait mevzularda bu sömestrden iti­baren tedrisata başlıyacaklardır. Türk uzmanlarının münavebe ile Enstitü faaliyetine iştirak etmeleri prensibi esas olarak kabul edildiği cihetle bun­dan'sonraki tedris ve araştırma faali­yetinde gerek diğer üniversite profe­sörlerinin gerek idare elemanlarının ihtisaslarından devamlı surette fayda­lanılacaktır. Bu arada Dışişleri Vekili sayın Fuat Köprülü de enstitüde Tür­kiye ve Orta - Do^u tarihi mevzuun­da konferanslar vermeyi kabul buyur­muştur.

Enstitümüzün araştırma ve tedris faa­liyetiyle komşu memleketler ilgilenme­ğe başlamışlardır. Başlangıçta belirtil­diği gibi üç yabancı memleketten yedi bursiyer bu sömestr derslerine katıla­caklardır. İrandan vaki daha geniş burs talepleri dolayısiyle Birleşmiş Milletlerin teklifi ile bir hafta önce profesör Heckscher ile Tahrana gittik. Aralarında Maliye Vekili Emini, İçiş­leri Vekili Cihanbâni, Millî İktisat Ve­kili Şâdüman, yedi yıllık plân vekili Penahi, Çalışma Vekili Malikî'nin ' de bulunduğu otuza yakın İran yüksek şahsiyetiyle temas ettik. Hepsi ensti­tümüzün faaliyetine çok yakın alâka gösterdiler. Burs için yeni taliplerle görüştük. Bunlardan bir kısmını gele­cek sömestrde kabul edeceğiz. Arada İsrailden de burs talepleri geldi. Tst-kik ediyoruz. Enstitümüzün çalışma ve gelişimi bakımından bir an Önce mec­listen çıkması zaruret haline gelen ka­nunumuzun yüksek Meclisçe kabulün­den sonra diğer Orta - Doğu devletle­riyle temaslarımızın daha çok sıkıîa-şacağı ve daha verimli bir safhaya in­tikal edeceği muhakkaktır.»

Aziz Atatürkün nâşının 10/11/1953 Sah günü ebedî istirahatgâhı olan Anıt Kahire defnedildiğine dair tutanak

Büyük Atatürkün nâşının 10/11/1953 Salı günü Etnografya müzesindeki muvakkat kabirden alman 10/11/1953 Salı günü saat 13.30 da ebedî istira­hatgâhı olan Anıt-Kabirdeki medfenine getirilmiş olduğunu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes,, eski Büyük Millet Meclisi Reisi Abdülhalik Renda, Erkânı Harbiyei Umu­miye Reisi Orgeneral Nuri Yamut, Riyaseticumhur Umumî Kâtibi Nu-rullah Tolon, eski Riyaseticumhur Umumî Kâtibi Kemal Gedelec, Ankara Valisi Kemal Aygün, Ankara Belediye Reisi Atıf Benderlioğlunun huzur-lariyle konulduğunu gösteren işbu tutanak müştereken tanzim ve imza. edimiştir. İmzalar Reisicumhurun konuşması

Aziz gençler,

Müsaade ederseniz sizlere evlâtlarım diye hitap edeyim. Çünkü yaşım ba­na bu hakkı vermektedir. Buraya sırf sizi dinlemek için, heyecanlarınıza ve asil duygularınıza iştirak "etmek için geldim. Konuşmak aklımdan dahi geçmemişti. Fakat ısrarınız karsısında dayanamadım.

Atatürk her hareketinde isabetli olmuştur. Büyük eserini gençliğe emanet etmesinin doğruluğunu bugün bu toplantınız tamamen teyit etmektedir.

Bu gördüğüm muhteşem manzara ve millî tezahürleriniz istikbal için çok ümit vericidir. Memleketimizin daha feyizli, nurlu bir istikbale kavuşaca­ğının delilidir. Hatırlarsınız geçen sene birkaç bedbaht Atatürk heykeline tecavüz etmişti. Bu devrini yaşamış artık maziye karışmış iptidaî bir zih­niyetin eseridir. Bu bedbahtlara karşı ilk mukavemetin sizleri temsil eden münavver bir kaç gencimizden geldiğini de biliyorum. Kanun da yakalarına yapıştı. Bugün artık o demleri geride bırakmış oluyoruz.

Nurlu istikbal medeniyet yolundadır. Medeniyet, medeniyet derken bunu şahıslarımız ihtiraslarımız için aramıyoruz. Tekrar edeyim: Milletimizin nurlu istikbalini muasır medeniyette gördüğümüz içindir ki ona sarılıyo­ruz Bizim için doğru yol budur. Gençlik bunu bilmekte ve elindeki ema­netin kıymetini takdir etmektedir. Atatürk nizam ve intizama riayeti de isterdi. Şüphe yok her hareketimizde bunu da rehber olarak ele alacağız.

İşte bütün bunları gÖzönünde bulundurarak yakınında bulunmuş, inkılâplarına hizmet etmiş bir insan, sade Celâl Bayar olarak, aranıza karıştım, heyecanlarımız birleşti.

Gençler, onun emanetini canımızdan daha aziz bilmeliyiz.

.Reisicumhurumuzun konuşması sık sık alkışlarla kesilmiş ve büyük teza­hürlere vesile olmuştur.

Reisicumhurun konuşmasından sonra bir kız Öğrenci tarafından Atatür-kün gençliğe hitabesi okunmuş ve buradan toplu bir halde Anıt - Kabre gidilmiştir.

Anıt - Kabirde söz alan gençler de heyecanlı birer konuşma yaparak Ata-türke, inkılâplarına ve eserlerine olan bağlılıklarını belirtmişler ve Ataya -ait şiirler okunmuştur.

Müteakiben toplu bir halde Atanın manevî huzurunda saygı duruşunda bulunulmuştur.

Yeni Türk - Yunan ticaret ve ödeme anlaşmaları:

1 Kasım 1953

 Ankara :

Memleketimizle Yunanistan arasında yeni ticaret ve ödeme anlaşmaları akdi için bir müddettenberi Ankarada Türk ve Yunan ticaret heyetleri arasında cereyan eden müzakereleri sona ermiş ve yeni anlaşmalar bugün 'Türkiye hükümeti adına Dışişleri Vekâleti ticaret ve ticarî anlaşmalar dairesi umum müdürü Turgut Menemencioğlu ve Yunan hükümeti adına Yunanistan maslahatgüzarı Aleksis Liatis tarafından imzalanmıştır.

İki müttefik memleket arasındaki dostane münasebetlere ve her sahada olduğu gibi iktisadî sahada da mevcut müşterek menfaatlere uygun bir şekilde cereyan eden bu müzakereler sonunda her hususta görüş birliğine varılmıştır. Ticaret anlaşmasına göre Yunanistan bütün ihraç mallarımıza liberasyon rejimi tatbik edecek ve bu suretle Yunanistana daha fazla mik­tarda bilhassa canlı hayvan, taze ve tuzlu balık, yumurta, bakliyat, yaslı tohumlar vesaire ihracı mümkün olacak ve Yunanistana verilen konten­janlar çerçevesi dahilinde de bu memleketten çimento, pamuklu mensucat, pamuk ipliği, kimyevî gübre ve diğer bazı sınaî mamuller ithal olu­nacaktır.

Yunanistan bu sene buğdav ithaline lüzum gördüğü takdirde bu buğdayı bizden alması da temin edilmiştir.

Ödeme anlaşmalarına göre, iki memleket arasındaki tediyeler EPU dahi­linde ifa edilecektir.

"Yeni anlaşmaların iki dost memleket arasındaki ticaretin artmasını ve ik-'tisadî rabıtaların takviyesini temin etmesi beklenmektedir.

Aziz Atatürk'ün na'şı hakkındaki tebliğ :

9 Kasım 1953

 Ankara :

Aziz Atatürk'ün na'şı hakkında, bugün şu tebliğ neşredilmiştir :

 Bugün 9/11/1953 Pazartesi günü saat 10 da, Aziz Atatürk'ün 4/11/1953 Çarşamba günü Etnografya müzesindeki katafalk üzerine alınmış bulu­nan gül ağacından mamul tabutu, Tıp    Fakültesi histoloji profesörü ve.pataloğ profesör Doktor Kâmile Şevki Mutlu ve asistanları yardımı ilehuzurumuzda açtırılmış ve bu tabutun içinde    kurşundan mamul başkabir tabut bulunduğu görülmüştür.

 Kurşundan mamul olan ikinci tabut ve bunun içindeki kauçuk örtü yine huzurumuzda açtırılmış ve içinde Aziz Atatürk'ün kefene sarılı tah­nit edilmiş na'şı hiç bozulmamış bir şekilde görüldükten sonra, bu kur­şun tabuttan çıkarılarak ebedî istir ah atgâhma tevdi edilmek üzere yeni­den yaptırılmış olan ceviz ağacından mamul tabuta alınmıştır.

 Bu zabıt 9/11/1953 Pazartesi günü saat 11 de tanzim ve imza edil­miştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi

Refik Koraltan

Başvekil

Adnan Menderes

Türkiye Büyük Millet Meclisi eski Reisi

Abdülhalik Renda.

Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi

Nuri Yamut

Riyaseti Cumhur Kâtibi

Nurullah Tolon

Riyaseti Cumhur Eski Umum Kâtibi

Kemal Gedeleç

Ankara Valisi

Kemal Aygün

Ankara Belediye Reisi

Atıf Benderlioğlu-.

Reisicumhur Celâl Bayarm Türk milletine 10 Kasım 1953 hitabesi:

Büyük Türk milleti,

Atatürk, tam 15 yıl önce bugün, hayata gözlerini kapamıştı.

O gün, bütün Türk milleti gözyaşı dökmüş, insaniyet âlemi elemimize iş--

fcirâk etmişti. Çünkü, Türk milleti büyük bir evlâdını, beşeriyet, insanlık .idealine hadim en kuvvetli bir rüknünü kaybetmişti.

..Şimdi, şu anda. maneviyatını ruhlarımızda mukaddes bir varlık halinde yaşattığımız Kemal Atatürk'ün «fâni vücudunu» ebedî medfinine, «Anıt-Kabir» adını verdiğimiz buraya, tevdi etmek için toplanmış bulunuyoruz.

Milletlerin hayatında sayılı günler vardır.

Türk milletinin de, «kara günü» olan 10 Kasım 1938 den bu yana, O'nun yokluğundan doğan iz t irap ve hicranlarımız dinmemiş, millî matemimiz eksilmemiş. minnet borcumuzla beraber devam etmektedir.

Yurttaşlarım,

Tarih bize gösteriyor ki, yeni devir açan ileri milletler, evvelâ büyük ev­lât yetiştirmişlerdir. Kemal Atatürk de, hiç şüphe yok ki, bu müstesna "harika şahsiyetlerden biridir. O'nun yarattığı, milletine hediye ettiği muhteşem eserlere baktıkça şu hükme varılır:

O, büyük bir askerdir. O, emsalsiz bir devlet adamı, müstesna bir inkılâp­tı ve manevî gıdasını, memleketine hizmet aşkını, içinde yetiştiği cemi­yetten, bu millî ilham kaynağından alan bir dâhidir.

Büyük devlet adamı Atatürk, saltanatın ve ona bağlı müesseselerin ta-mamiyle çürüdüğüne kaniydi. Onun içindir ki, millî hâkimiyete dayanan, .kayıtsız şartsız müstakil bir Türk devleti kurmak kararını verdi.

Bu maksadını tahakkuk ettirme yolunda, karşısına çıkan bütün tehlikeler, memleketin büyük bir kısmını istilâ altında bulunduran yabancı ordular,

istibdat ve gerilik adına yer yer korkunç ayaklanmalar, hattâ ölüm ce­fasına mahkûm oluşu, bütün bunlar, O'nun çelik iradesini asla sarsmadı.

Tarihî bir hakikattir ki, millî mücadelenin en mühim merhalesini, Tür­kiye Büyük Millet Meclisinin, Millî Hâkimiyetin yegâne ve hakikî mü­messili olarak, fevkalâde selâhiyetlerle işe başlaması teşkil eder. Büyük "Millet Meclisi için, kendisi, haklı olarak, «En büyük eserimdir» derdi.

Büyük Millet Meclisinin kurulması ve laik, demokratik cumhuriyet re­jiminin hukukî mesnedini teşkil eden Anayasa'nın vücuda getirilmesiyle yepyeni bir Türk devletinin sağlam temelleri atılmış oîdu. Bu suretle Atatürk, yeni Türk devletinin banisi ve dünya çapında devlet adamı ol­mak şeref ve vasfını kazandı.

Büyük asker Atatürk'ü, yalnız fıtrî cesaretiyle bir kahraman tanımak, noksan bir görüş olur.

O, «Strateji ve'taktik» sahasında, kendisine mahsus engin bilgileriyle, as­kerlik mesleğinin en kudretli mümessili, dâhiyane buluşlariyle harp üs­tadı, tek kelime ile, emsalsiz bir kumandandı.

O. yüksek kumanda mevkilerinde bulunanların, yalnız askerî değil, siya­sî ve iktisadî geniş bir dünya görüsüne sahip olmalarını isterdi. Çünkü "kendisi, bizzat bu hasletleri haizdi.

.Asker Mustafa Kemal'in, Türk milletinin mukadderatında çok mühim te-ssiri olmuştur.

O'nun idare ettiği ve her defasında kazandığı şan ve şehamet dolu mey­dan muharebeleri, niiİlî hayatımız için birer dönüm noktasıdır. Bu za­ferler, millet olarak, varlığımızın devamını sağlamıştır.

Anafartalar kahramanı genç general Mustafa Kemal, millî mücadelenin en. felâketli anında da, kurtuluş ümidinin tek sembolü olarak, kurtarıcı olarak, millî ordunun başındadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularına. Başkumandan seçilmiştir. O zaman, Başkumandan Mustafa Kemal hari­kulade bir irade ile haykırmış :

«Hayır. Milletimiz esir olmıyacaktır. Müstevlileri behemhal mağlûp ede­ceğim; bütün millete, bütün âleme ilân ediyorum.» demiştir.

Netice herkesçe malûmdur. Essiz bir zaferle İstiklâl savaşının esas umdesi «Misakı Millî» tahakkuk ettirilmiş, milletimiz millî hürriyet ve istiklâli­ne kavuşmuştur.

Vatandaşlarım,

Atatürk'ün en kuvvetli bir tarafı da inkılâpçılığıdır. Bilindiği gibi. dev­rini yaşayıp ikmal etmiş «teokratik» nizamın hâkim bulunduğu cemiyet­ler, istenildiği gibi inkişaf edememişlerdir.

Geri kalmış bir cemiyetin, muasır bir devlet kurup yaşatması da müm­kün değildir, Memleketimizde, son bir iki asır    zarfında, ileri bir idare-kurmak gayretlerinin bir çok defalar tekrarını görürüz. Fakat, yarı teok­ratik bir temel üzerine muasır medeniyet seviyesinde bir devlet kurman mümkün olamıyacağı, bir çok acı veya kanlı tecrübelerle anlaşılmış­tır.

Atatürk, itibar ve mânasını kaybeden teokratik ve monarşik padişahlık" idaresine  bir  kıymet  izafe  etmenin  doğru   olmadığını  anlamıştı.  Artık, memleket için meşum olan bu idareye karşı çevrilen her silâh, kendi­lerince mukaddesti.

Atatürk, imparatorluğun mütereddit ricali gibi, iki zıt ucu telif şeklin--deki çıkmazda, bocalayıp kalmadı. Cesur adımlarla ilerledi.

Kendisine rehber olan prensiplere .göre,  «hakikî mürşit ilimdir». Millet­lerin hayatında muasır ve    hakikî ilim ve onun yarattığı    vasıtalar ise-ancak    Garp    medeniyetinde bulunabilir. Türkler bu muasır medeniyet. camiası içinde yerlerini almalı, kendi ifadeleriyle  devam  ediyorum;

«Türkiye Cumhuriyeti halkı tamamen asri ve bütün mâna ve eşkaliyle medenî bir içtimaî heyet haline gelmelidir.»

Bu prensiplerin tatbik edilmesi neticesindedir ki, memleketimizde, eski hayat ve eski hukukun yerine yeni hayat tarzı ve medenî hukuk kaini, oldu. Kıyafette, görüş ve düşünüşte, zihniyette esaslı değişiklikler oldu, Bugün, tam mânasiyle medenî bir cemiyet olmanın gururunu yaşıyoruz,

Yurtda şiarım,

Atatürkün milliyetçilik anlayışı da çok ileri ve geniştir. Vatandaşlar ara­sında müşterek rabıtanın, birlik idealinin, ancak hodbin olmıyan bir mil­liyetçilik anlayışı içinde tahakkuk edeceğine inanırdı. İngiltere  Kraliçesinin Reisicumhurumuza  gönderdiği  telgraf:

10  Kasım 1953

 Ankara :

Atatürkün nâşının Anıt - Kabre nakli münasebetiyle İngiltere Kraliçesi "Majeste İkinci Elizabeth Reisicumhurumuz Celâl Bayara aşağıdaki tel-,grafı göndermiştir :

«Türkiye Cumhuriyetinin banisi Atatürkün nâşının son istirahatgâhma tevdi günü olan bu büyük günde Türkiyenin bütün dostlarının düşünçeleri, sayın Reisicumhur, yurdunuza müteveccih bulunuyor.  Britanya milleti Atatürkün  devlet  adamı vasıflarını ve müştereken  mensup  bu­lunduğumuz Garp âlemi idealleri ile iki memleketimiz arasındaki dost­luğun takviyesi babında yaptıklarını hayranlık ve minnettarlıkla daima anacaktır.

Elizabeth

Meclis müzakereleri:

11 Kasım 1953

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Reis Vekillerinden Fikri Apaydı­nın reisliğinde toplandı.

Birleşim açıldığı zaman, Kastamonu mebusu Galip Deniz ile Sivas mebusu Reşat Şemseddin vefatlarına dair Başvekâlet tezkereleri okundu ve saygı duruşunda bulunuldu. Müteakiben sözlü soruların miı-zakeresine geçildi.

Ankara mebusu Fuat Seyhunun, iktisadî devlet teşekküllerinde tatbik ^olunan işçi ücret sistemine, Makine Kimya Kurumunda yeni ücret sis­temi ihzar olunurken emsal müesseselerden mütalea alınıp alınmadığına ve bir is yerinde muhtelif ücret sistemleri tatbikinin doğru olup olma­dığına dair Çalışma ve İsletme Vekillerinden sözlü sorusuna her iki Ve-kil cevap verdi. Bu cevaplarda, iş yerlerinin büyük bir kısmında olduğu -gibi, devlet iktisadî teşekküllerinde de saat başı ücret sisteminin tercih edildiği, Makine ve Kimya Kurumunda yeni bir işletme sisteminin tes-biti esnasında, evvelce orada çalışan işçilerin hakkı mükteseplerine halel gelmemek üzere hususi bir hüküm konmak suretiyle bir ikiliğe meydan verilmediği tebarüz  ettirildi,

Mardin mebusu Kâmil Boranın Reisicumhur ile Başvekilin seyahatleri hakkındaki sözlü sorusu, Devlet Vekili Celâl Yardımcı tarafından cevaD-"landırıldı. Celâl Yardımcı cevabında, Reisicumhur ile Başvekilin seya­hatlerini kendi takdir ve görüşleri dairesinde tertip ve tanzim ettiklerini ve bu şekilde bir sualin sözlü soru olamıyacağını söyledi.

"Balıkesir mebusu Ali Fahri İşerinin, gazetelerin tertip ettikleri «Güzellik

müsabakalarının» ahlâka mugayir olup olmadığına dair sözlü sorusunu cevaplandıran Devlet Vekili Celâl Yardımcı, Güzellik müsabakası tertip eden gazetelerin cemiyet ahlâkına mugayir harekette bulundukları tak­dirde savcılığın harekete geçeceğini ifade etti ve şimdiye kadar böyle bir hareketle bir takibin yapılmadığını belirtti.

Mardin mebusu Kâmil Boranın Adalet Vekilinin, Dumlupmar denizaltı-sının batışı münasebetiyle Mecliste yaptığı konuşma üzerindeki sözlü so­rusuna cevap veren Adalet Vekili Osman Şevki Çiçekdağ, hâdisenin, mahkemeye tevdiini müteakip verilen izahatta yüksek meclisi keyfiyetten haberdar etmek gayesinin güdüldüğünü ve Adalet Vekili sıfatiyle bu iza­hatın verilmesinde herhangi bir kanunî mahzurun bulunmadığını izah etti, ayni zamanda mezkûr sözlü sorunun, Türk adliyesinin istiklâlini ve bitaraflığını şüpheye düşürmek gibi bir hava da yaratabileceğini açıkladı»

Kastamonu mebusu Ziya Termenin kimsesiz kalmış kız ve kadınlarımı­zın himayeleri hususunda ne gibi tedbirler düşünüldüğüne dair Sağlık ve Sosyal Yardım Vekâletinden sözlü sorusuna cevap veren Vekil Ekrem. Hayri Üstündağ, bu hususta Sağlık ve Sosyal Yardım Vekâletini alâka­dar eden kanun ve nizamnamelerde bir madde bulunmadığını ve bundan, dolayı meselenin ayrı bir kanun mevzuu olduğunu söyledi.

Meclis cuma günü toplanacaktır. Eisenhower'in Reisicumhurumuza mesajı:

12 Kasım 1953

 Ankara :

Amerika Birleşik Devletleri Reisi Eisenhower, Atatürkün 10 Kasım 1953-tarihinde ebedî istirahatgâhma tevdii münasebetiyle Reisicumhurumuz Celâl Bayara aşağıdaki mesajı göndermiştir :

«Kemal Atatürk için daimî bir anıt tesisi münasebetiyle Türkiyeye teb­riklerimi arz ile müftehirim. Onun gösterdiği yolda yürüyen büyük mil­letiniz çok önemli başarılar elde etmiştir. Türk birliğinin ve terakkisinin, mimarı Atatürkün hâtırasını .taziz için yapılan bu merasim, dünyanın. her tarafında hür insanlara ilham menbaı olmuş bir zata çok yerinde bir hürmettir.»

Dwight D. Eisenhower

Başvekilimizin bu geceki nutku : 12 Kasım 1953

Ankara :

Başvekil Adnan Menderes bu akşam Ankarapalasta İtalya Başvekili ve-Dışişleri Vekili ekselans Giuseppe Pella şerefine verdiği ziyafette şu nut­ku iradetmistir :

Muhterem Başvekil,

Bugün zatı devletlerini aramızda selâmlamaktan duyduğumuz hakikî se--vinci her şeyden evvel ifade etmeme müsaade buyurunuz. Çünkü bu hâ­dise, esasen büyük Atlantik paktı ailesi içinde ittifak bağlariyle birbiri-~ne bağlı memleketimiz için açılmış bulunan, mesut ve vaitlerle dolu bir devrin parlak ifadesini teşkil etmektedir.

^"Memleketlerimiz hâdiselerin gidişinden milletlerin saadeti için memle­ketlerin birbirlerine yaklaşıp gayretlerini insanları saadet ve refaha gö­türen dâva uğruna sarfetmelerini emreden basiret dersini almayı bil­mişlerdir.

Alemşümul ve bölünmez olan ve uğrunda hiçbir fedakârlığın esirgenme-mesi icabeden bu yegâne dâvayı memleketlerimiz hararetle benimsemiş •ve gayretlerini buna hasretmiş bulunmaktadır. Asırlar boyunca kıyıla­rında, tâbir caizse, müşterek mirasçıları oldukları sayısız medeniyetlerin -nebean ettiği ayni denizde sahildar bulunan. Türkiye ve İtalya realitele­rin mutlak neticesi olarak, yalnız muslihane bir şekilde beraberce yaşa­maya değil, ayni zamanda faal bir şekilde işbirliği yapmaya namzet bu­lunmuşlardır.

"Dost devletler arasında bizlere şeref bahşeden ziyaretiniz nevinden şahsî temaslara fırsat veren ziyaretler bu devletleri birbirine bağlıyan dostlu­ğa icabeden ileri hamleye temin etmek bakımından yerini başka hiçbir şeyin tutamıyacağı bir vasıta teşkil eder.

'Sizinle ve mümtaz mesai arkadaşlarınızla yapmak fırsatını elde edeceği­miz fikir müdavelelerinin, şimdiye kadar münasebetlerimizin inkişafı yolunda yapmış olduklarımızın ışığı altında bizlere istikbal için kıvmetli ufuklar açmak imkânını vereceği hususundaki kanaatim daha sizinle va­ki olan ilk temasların neticesinde bence teeyvüt etmiştir.

"Memleketlerimiz arasındaki kültür ve güzel sanatlar münasebetleri tâ "Vinci'ler, Michel - Ange'lar, Bellini'ler zamanına kadar uzanır. Böyle bir mazi, bu sahalarda daima daha geniş inkişaf imkânlarının mevcut bu­lunduğunun en  iyi teminatıdır.

'İktisat ve ticaret sahalarında daima daha genişleyen bir mübadele ve iş-"birliği hacmine erişmek ve bu faaliyetlere istikrarlı ve sağlam bir ma­hiyet vermek imkânları büyüktür.

Coğrafî vaziyetimizin  iki memleketimiz  arasında  doğurduğu  kadar  bir-"lıği,  ayni zamanda, bize terettüp eden vazifeyi de meydana koymakta­dır: Bu vazife, işbirliğimizi sulh dâvası emrine hasretmemizdir.

Bir hayli senelerden beri, sulhun vikayesi mefhumu çatlaksız, inkıtasız ve bilcümle sulhsever devletler arasında tam bir tesanüdü ve hareket "birliğini tazammun eden müşterek bir emniyet cephesinin tesisi mefhumumuzla müteradif bulunmuştur ve bulunacaktır, çünkü, sulhsever dev­letlerin tek istisnasız olarak hepsi yok edilmek tehlikesine maruzdur.

Ayni sulh idealine bağlı devletler arasındaki münasebetlerde husul bu­lacak  hev   türlü  sıkılaşma,  münasip  surette  yekdiğerine  bağlanmış  cok

taraflı anlaşmalar esası üzerine bina edilmesi gereken umumî emniyetin. "kuvvetlenmesine kıvmetli hizmette bulunur.

Bu bakımdan dahi, Türk - İtalyan dostluğunun sağlamlığını ve daima -daha derinleşmekte olmasını bilcümle sulhsever ve hür devletler camiası için son derece sevindirici vakıalar olarak telâkki edebiliriz.

Muhterem Başvekil, işte bu dostluğun, dost ve müttefik İtalyan milleti­nin ve. İtalya Reisicumhuru hazretlerinin şerefine bardağımı kaldırıyo­rum ve zatı devletleri şerefine içiyorum.»

Ekselans Pella Başvekilimizin bu nutkuna aşağıdaki nutukla cevap ver-:mistir :

«Muhterem Başvekil,

Bana aranızda bulunmak fırsatını bahşeden nazik davetinizden ve hoş geldiniz derken kullanmak lûtfunda bulunduğunuz hararetli ifadelerden dolayı size heyecanla teşekkür ederim.

"Bana şeref veren bu çok samimî kabulünüzde, Türkiye ile İtalyan arasın­daki dostluğun hararetini hissetmek sevincine nail oldum.

"İtalyan milleti asil ve merd milletinizin hislerine samimî bir dostluğun nişanesi olan tam bir itimatla mukabele etmektedir.

"Fihakika bu buluşmalarımızın en mühim faydalarından biri, sulhun ida­mesi hususundaki düşüncelerimizin, müşterek emniyetin tarsinine matuf emellerimizin, sulhsever devletler arasında daima daha geniş işbirliğine varılmak için hiçbir gayretten geri durmamak azmimizin yekdiğerinin ayni olduğunu müşahede etmeğe imkân vermesidir.

Gayemiz ve vazifemiz müşterek bir mazi ile yekdiğerine bağlı bulunan ve kaderi, Avrupanm ruhuna uygun bir medeniyet kurmak hususundaki " binlerce senelik mesaiyi yeni bir hamle ile tekrar ele almak olan millet­ler arasında tam mânasiyle kardeşçe bir hayat kurulması için gereken şartları yaratmaktır. Bu idealler, Akdeniz milletleri olan bizlerin müş­terek mirasını teşkil eden ve hakkın herkes için müsavi olması telâkki-siyle adalete meclûbivet temelleri üzerine bina edilmiş bulunan âlem­şümul şekilde düşünüş ananemizden doğmaktadır.

"Zivnretirrvn. CumhuHvptirı unun 30 uncu yılının, milletinize? cok verinde olarak şerefli Atatürk ismini kendisine verdiği bu Cumhuriye­tin kurucusunu i1? p^pr b'" şekilde törenler vapmakta olduğu bir sırada vuku bulmuş olmasını havrrlı bir hâdise telâkki ediyorum. Otuz senede ne muazzam frt vol katettiniz. Bu kadar kısa bir zamanda başarılan te­rakkilerden dolayı Türk milleti ne kadar iftihar etse yeridir.

Bu sabah tayyare ile memleketinizin üzerinden geçerken tarihin kanat­larını gerdiği Anadolu vavlalarınm haşmet  ve azametini  hayranlıkla seyrettim. Her tarafta yenilenmenin ve sarfedilen gayretlerin kuvvetinin eserleri göze çarpıyordu. Yorulmak bilmiyen bir isçi milleti olan mille­timiz çalışmak gayretivle yenilenen her millette kendisi için ideal bir refik, işbirliği vapacak bîr arkadaş, bir dost görür ve bütün semoatisi ve müessir alâkası ona teveccüh eder. Bu itibarla, İtalya'nın, Türkiye'nin CarD işbirliğinde oynamıva namzet bulunduğu paha biçilmez rolün kıv-metini herkesten evvel takdir etmiş olması kolavlikla anlaşılır. Bu su­retle, menfaatlerin müşterekliği ve hayatî meselelerin yekdiğerivle mırtebit bulunması esasları üzerine kurulmuş olan bir dostluk, ittifak bağlarının da tesisi suretiyle ifade ve kuvvetini bulmuştur. Siyasetimizde, günden güne artan ve her vasıta ile kuvvetlendirmek niyetinde bulun­duğumuz bu tesanüdü her zamankinden daha ziyade müdrikiz. Filhakika, dostluğu manevî kıymetlerin zenginlikleriyle ilâ eden yüksek kültür de-dahil olmak üzere, her sahada milletlerimiz arasında işbirliği hususunda büyük imkânlar açılmaktadır :

Dünyanın hazineleriyle, lâyemut aklı selim akidelerinin yayılmak için takip ettiği Akdeniz yolları boyunca ticarî mübadeleleri inkişaf ettirmek hususuna gevşemez bir alâka göstermek arzusundayız.

Büyük bir iman bize mesnet teşkil etmektedir. Bu iman, bir memleketin terakkisini, refahını ve emniyetini arttıran her şeyin herkes için bir te­rakki, refah ve emniyet unsuru teşkil ettiğine olan imandır.

Bu kanaatle ve bu ümitledir ki. dost ve müttefik Türk milletinin refahı. Reisicumhur ekselans Celâl Bay ar ile refikalarının saadeti, zatı devlet­lerinin ve Bayan Menderesin.ve ekselans Dışişleri Vekili ile Bayan Köp­rülünün sıhhatleri şerefine bardağımı kaldırıyorum.»

Dışişleri Vekâletinin tebliği:

14 Kasım 1953

 Ankara :

Hükümetimizin davetlisi olarak memleketimizi ziyaret eden İtalya Baş­vekili ve Dışişleri Vekili ekselans M. Giuseppe Pella ile Başvekilimiz Ad­nan Menderes ve Dışişleri Vekilimiz Prof. Fuat Köprülü arasında cere­yan eden görüşmelerden sonra, aşağıdaki tebliğ neşredilmiştir :

«İtalya Başvekili ve Hariciye Nazırı M. Giuseppe Pella, Türk hüküme­tinin davetlisi olarak 12 Kasımda Ankaraya gelmiştir.

İtalya Başvekili, üç gün süren ziyareti esnasında, Başvekil Adnan Men­deres ve Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü ile, beynelmilel durum hak­kında müteaddit görüşmeler yapmıştır.

Geçen Aralık ayında Prof. Köprülünün Romada da yapmış olduğu fikir müdavelelerinin devamını teşkil eden bu görüşmeler, evvelce incelenmiş olan mevzuların bugünkü ahvalin ışığı altında derinleştirilmesine imkân vermiştir.

Komadakiler gibi, bu görüşmeler dahi iki'memleket arasındaki münasebet­lerin mümeyyiz vasfını teşkil eden ve Atlantik ittifakının çerçevesi içinde dostluklarına, bilhassa yakın ve faal bir mahiyet veren tam ve îti-matkâr anlayış ruhu ile meşbu bulunmuştur.

Devlet adamları hususî bir dikkatle Nato'nun çalışmaları üzerinde dur­muşlar ve bu mevzuda aralarında tam bir görüş birliği bulunduğunu memnuniyetle müşahede etmişlerdir. Bugünkü ahvalin, sulh ve emniye­tin korunması için Nato'nun müessiriyetinin, tam bir hareket birliğine erişilmek üzere daha sık müşaverelerde bulunulmak suretiyle, arttırıl­masını istilzam ettiğini bir kere daha müşahede etmişlerdir. Ayni zamanda Atlantik paktının ekonomik ve sosyal gayelerine de erişilmek üzere faaliyetin arttırılması lüzumunu da kaydeylemişlerdir.

Doğu Akdenizdeki vaziyete dair yapılan fikir müdaveleleri, iki müttefik -memleketin bu mmtakada istikrar ve emniyet şartlarının tarsini husu­sundaki müşterek menfaat ve emellerini teyit eylemiştir.

"M. Peîla, Türk refiklerine Trieste meselesinin son inkişafları hakkında malûmat vermiştir.

Yakın ve Orta Şarktaki durum da tetkik olunmuş ve her iki taraf da, bu "bölgenin istikrar ve emniyeti yolunda bütün alâkadar memleketler ara­sında faal bir işbirliğinin vücuda gelmesi için lâzım olan şartların tahak­kuk etmesine hâdisatm inkişafının bir an evvel imkân vermesi hususun­daki samimî arzularını ifade etmiştir.

İki memleket arasındaki iktisadî münasebetlerin durumu muhtelif veç­helerden müzakere edilmiş ve ticarî mübadelelerin son üc sene zarfında eittikçe artması derin bir memnunivetle kaydolunmuştur. Her iki taraf, "iki memleket arasındaki ticarî mübadeleler hacminin daha da arttırıl­ması, bunların devamlılık ve istikrar şeraiti üzerine istinat ettirilmesi ve bu maksatla Ankarada eksperlerden müteşekkil bir muhtelit komis­yonun tesisi hususlarında mutabık kalmışlardır.

Kültürel münasebetler sahasında,  iki memleket  arasındaki kültür and-"laşmasmm tatbikiyle mükellef muhtelit komisyona, gittikçe genisliyecek ve daha verimli hale gelecek bir işbirliğinin sağlanmasına müteallik di­rektifler verilmesi kararlaştırılmıştır.

"Üç devlet adamı, bu temaslarının mesut neticelerinden dolayı karşılıklı memnuniyetlerini ifade ederken sık sık şahsî temaslar yapılmasının fay­dasını bir kere daha müşahede eylemişlerdir. Başvekil M. Pella, hükü­meti namına, Başvekil Menderes ile Prof. Könrülüyü, resmî bir ziyarette bulunmağa davet etmiştir. Türk devlet adamları bu daveti büyük mem­nuniyetle kabul etmişler ve ilk fırsatta icabet arzusunda bulunduklarını bildirmişlerdir.»

İtalya Başvekilinin basın toplantısı:

14 Kasım 1953

 Ankara :

İtalyan Başvekili ve Dışişleri Vekili Pella saat 16.30 da İtalyan Büyük Elçiliğinde bir basın konferansı tertip etmiştir. 50 kadar Türk ve yabancı gazetecinin iştirak ettiği bu toplantıda İtalya Başvekili, kendisinin An-karayı ziyareti ve bu münasebetle Ankarada cereyan eden Türk - İtalyan görüşmeleri hakkında neşredilen tebliği okumuş ve bunu müteakip bu tebliği yorumlıyarak sözlerine şöyle başlamıştır :

«Bu tebliğden de anlamış olacağınız gibi görüşmeler tam bir dostluk ve sempati havası içinde cereyan etmiştir. Bu tebliğ görsümelerimizin ruhu­nu en sadıkane bir şekilde aksettirmektedir. Bu gibi görüşmeler müna sebetiyle neşredilen, tebliğlerde ve söylenen sözlerde sarfedilen sıfatlarr-işitmeğe alışıksınızdır. Fakat bazı haller vardır ki, başka sıfat kullan­maya imkân vermez. Tebliğde dostluğun ve anlaşmanın derinliğini,  sa­mimiyetini ifade eden sıfatlar tam yerinde kullanılmış sıfatlardır.İtalyan  Başvekili bu  mukaddemeden  sonra  Ankara  intihalarını  anlat­mıştır : Ankarayı ziyaret eden ilk İtalyan Başvekili    olduğumdan    dolayı    çok:, memnunum,  demiştir.   Büyük  Atatürkün  muhteşem  Anıt  -  Kabrini  ilk defa ziyaret ederek yüksek manevî huzurunda eğilen ilk yabancı devlet. adamı olmakla da şeref ve bahtiyarlık duymaktayım. Dün Anıt - Kabri ziyaret ederken mozayikler üzerinde çalışan benim vatanımın bazı işçi­lerine rastladım. Bu büyük adamın şanı için yükseltilen bu eserde İtal­yan işçiliğinin de bulunmuş olması ve böylece milletimin bu tazime iş­tirak etmesi bende büyük haz uyandırdı.»

İtalya Başvekili görüşmeler mevzuuna yeniden sözü intikal ettirerek soy- -le demiştir :

«Bu görüşmeler demin de dediğim gibi en büyük bir samimiyet ve açıklık. havası içinde cereyan etmiştir, başka, türlü de olamazdı. Çünkü İtalya ile Türkiye  arasında  karşılıklı tam  bir itimat mevcuttur     Görüşmelerimiz, muayyen bir gündem üzerinde cereyan etmemiş ve bütün meseleler bu samimî müzakerelerde bahis mevzuu edilmiştir. Dünya meselelerini göz­den    geçirirken pek tabiî olarak evvelâ Batı ile Doğu arasındaki müna­sebetlerden bahsettik. İtalya ve Türkiye bu münasebetleri ayni zaviye­den mütalâa etmektedir. Bu meselede ihtiyatla iyimserlik ayni nisbetler--de dikkat nazarına alınmalıdır. İhtiyatlı bulunmak mesul devlet adamları İçin bir vazifedir. İyimserlik fiilî bir gerginlik azalmasının neticesi ola­bilir. Bunun için de delil lâzımdır. Ümit ve temennimiz bir ferahlamanın gelmesidir. Fakat böyle bir ışıklı istikbali ancak insanların gösterip ispat edecekleri iyi niyet hazır Uyabilir. Bu vaziyette dost ve müttefik devletler arasında daha sık temasların yapılmasını, her iki taraf da doğru     bul­maktayız.

Her  iki  memleketin Atlantik paktı hakkındaki  düşünceleri  de  aynidir.. Atlantik paktı kuvvetlendirilmeli ve Batının gayretleri bu çerçeve için­de mütalâa edilmelidir.

Fikrimizce Atlantik paktı yalnız bir tedafüi askerî ittifak olarak telâkki olunmamalıdır. Türkler ve İtalyanlar, müttefikler arasında iktisadî, ticarî ve daha diğer sahalardaki işbirliği üzerinde duran paktın ikinci madde­sine büyük ehemmiyet vermekteyiz.

Ankara görüşmelerinde Ankara paktından da konuşulmuştur. Ankara paktı hakkında İt aryanın noktai nazarı değişmiş değildir. Zamanında De Gasperi tarafından yapılan beyanat bugün için de aynen bakidir. Ankara paktım İtalya, sempati ve anlayışla karşılar. Karşılamış ve karşılamakta devam etmektedir. Çünkü bu pakt her hangi bir kimseyi hedef tutmıyan bir bölge müdafaa paktıdır. Sulh ve emniyetin takviyesini gaye bilir.

Türk devlet âdamlariyle bütün meseleleri gözden geçirirken pek tabiî olarak Trieste meselesine de rastladık. Türk dostlarımıza bu mesele hak­kında elimizde mevcut malûmatı verdik ve bu meseledeki İtalyan noktai nazarını anlattık. Bu noktai nazar en demokratik esaslara dayanmaktadır.Bu arada Arnavutluktan da bahsettik. İtalyamn, Arnavutluğun hürriyeti, istiklâli ve mülkî tamamhğını Doğu Akdeniz emniyeti için esaslı mes­netlerden bir" tanesi olarak telâkki ettiğini belirttik.

Orta Şarkta da temennimiz imkân dahilinde olarak en geniş işbirliklerine varılmasıdır.

Şu noktayı bilhassa belirtmek isterim ki, bütün bu meseleleri görüşürken İtalya ile Türkiye arasında müşterek düşünceler mevcut idi. İki memle­ketten biri için memnunluk sebebi teşkil eden her şeyi Öteki taraf için de memnunluk sebebi teşkil etmekte, bunun gibi iki taraftan biri için. endişe sebebi de karşı taraf için endişe sebebi olmaktaydı. Umumî ve hususî bütün meseleleri böyle bir zihniyet dahilinde konuşmuş bulu­nuyoruz.»

italya Başvekili iktisadî meseleleri de bahis mevzuu etmiş ve ezcümle şöyle demiştir :

«İki memleket arasındaki iktisadî münasebetler hususî bir itina ile vsgeniş bir surette bahis mevzuu edilmiştir. Biz İtalyanlar Türkiyenin kal­kınma hamlelerine karşı hayranlığımızı ifade ettik. Biz de, ayni şekildekalkınma hamleleri yanmış bir memleket olarak bunun ne demek oldu­ğunu çok iyi biliyor ve anlıyoruz. Dost ve müttefik memleketler arasın­da bu bahiste bir menfaat birliği mevcuttur ve çok geniş bir tesanüt lâ­zımdır.

İktisadî meseleler için muhtelit bir eksperler komitesi teşkil ettik. Böyle bir komisyon teşkili, çok defa olduğu gibi, meseleleri geriye atmak için değil, fakat tam aksine bu meselelerin süratle halli ve müsbet neticelere varılması için teknik kolaylıklar temini hedefini gütmektedir.»

İtalya Başvekili bundan sonra Türk devlet adamlarının İtalvayı ziyaret için yaptığı daveti kabul etmiş olmalarından duyduğu büyük memnun­luğu ifade etmiş ve demiştir ki :

Ankarada kendileriyle görüşmek şerefine nail olduğum Türk devlet adamlarının şahsiyetleri üzerimde cok büyük tesir yapmıştır. Profesör Köprülüyü Romadan ve diğer Milletlerarası toplantılardan tanıyorum. Bu son günlerin temasları intihalarımı daha çok derinleştirmiştir.

Ankarada tanışmak ve kendisiyle görüşmek şerefine ve büyük zevkine nail olduğum Başvekil Adnan Menderes, şahsî düşüncelerimi ifade ede-_ rek diyebilirim ki, tanıdığım insanların en mümtazlarından ve en üstün­lerinden bir tanesidir. Vatanına bu derece liyakatli bir şekilde hizmet et­mekte olan bir hükümet reisini tebcil etmeyi her halde dahilî işlere ka­rışmış olmak telâkki etmezsiniz.

Kendisini, Dışişleri Vekiliniz Prof. Fuat Köprülü ile beraber memleke­timde karşılamakla çok büyük bir memnunluk duyacağım.»

İtalya Başvekili bundan sonra gazetecilerin sorduğu sualleri cevaplan­dırmıştır.

İlk sorulan sual şu idi:

 İtalyamn Ankara paktını sempati ile karşılamakta olduğunu söyledi­niz. Bu pakt âzalariyle İtalya arasında daha sıkı bir işbirliğinin mümkün olup olamıyacağı hakkında ne düşünüyorsunuz?

           Meselenin hukukî ve idarî veçhelerine girmeden şunu diyebilirim ki,memleketler arasında her türlü tesanüt gayretleri benim memleketimindüşüncelerine tevafuk eder.  Memleketler arasındaki işbirliği    yolunda mevcut engelleri kaldırmak da yine memleketimin düşünceleri meyanındadır.

Sual:  Trieste meselesinin son inkişafları hakkında Türk devlet adam­larına malûmat vermiş olduğunuzu söylediniz. Acaba bu malûmat iyim­serliğe müsait midir, süratli ve müsbet bir netice istihsalini mümkün gös­terecek bir mahiyette midir?

Bu malûmatı, mahiyetleri hakkında her hangi bir fırsat kullanmadan vermiş bulunuyorum. Birçok defa hükümetler matbuattan daha fazla malûmata sahip değildirler. Hattâ gazetelerden daha az malûmat sahib: bulundukları da olur. Bu mevzu hakkında siz de bizim kadar malûmat-t arsınız.

Sual:  Trieste meselesinin uzlaşma yoluyla halli araştırılırken İtalyanın Yugoslavyaya olan ihracatı durdurmasının sebebi nedir?

           Daha ziyade idarî bir malîiyet arzeden bu tedbirin ehemmiyeti izamedilmiştir. Bana bu suali tevcih eden muhterem basın temsilcisi, kendimemleketinin muhterem  temsilcisine bu hususta lâzım  gelen izahatın verilmiş  olduğunu  pek  iyi  bilir.

Sual:  Yeni İstanbul gazetesine İtalyadan hareketten evvel vermiş ol­duğunuz beyanatta Türkiye ile İtalya arasmna mevcut bir dostluk ve işbirliği andlaşmasından bahsediyorsunuz. Bu ayni zamanda Ankara pak­tının da ismidir. İtalya ile Türkiye, arasında mevcut olan bu andlaşma hakkında malûmat verir misiniz?

           İki memleket arasında bir dostluğu ve dostane işbirliğini gaye ittihazeden bir andlaşma mevcuttur. Bunu daha ziyade tesirli yapmak arzu­sundayız.

Sual:  Ankara görüşmeleri esnasında İtalyanlar tarafından Trieste me-, selesinde Yugoslavya ile İtalya arasında Türklerin bir tavassutu istendi mi? Veyahut ayni meselede Türkler bir tavassut arzusu izhar ettiler mi?

           Böyle bir meseleye görüşmelerimiz esnasında dokunulmadı.

Sual:

 Yugoslav Dışişleri Vekilinin Viyanaya ziyaretini nasıl karşılı­yorsunuz?

           Bu ziyaret karşısındaki İtalyan aksülâmeli menfî değildir. Demin debaşka bir vesile ile söylediğim gibi memleketler arasında münasebetle­rin  takviyesi ve samimileştirümesi yolundaki bütün gayretleri İtalya memnunlukla karşılar.»

Başvekilimizin İtalyan milletine mesajı:

14 Kasım 1953

 Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, bu aksam İtalya Başvekil ve Dışişleri Vekıliyle beraberindeki zevatı ve gazetecileri götüren hususî İtalyan uçağının, hareketinden evvel, Etimesgut hava alanının salonunda, ekselans Pellaya refakat etmekte olan İtalyan radyoları temsilcisi vasıtasiyle İtalyan milletine bir mesaj yollamıştır:

İtalyan radyolarının yarın Başvekilimizin kendi sesiyle yaymayacağı bu mesajın tercümesi şudur :

«İtalyan halkına doğrudan doğruya hitap edebilmekten bilhassa bahti­yarım.

Bu fırsattan istifade ederek, muhterem Başvekiliniz M. Pella'nm memle­ketimize şeref bahşeden ziyareti münasebetiyle yapmış olduğumuz mü­teaddit görüşmelerin memleketlerimizi birbirine bağhyan dostluk hisle­rinin salâbet ve samimiyetini bir kere daha ispat etmiş bulunduğunu siz-' lere söylemek isterim. Esasen müşterek menfaatler ve müşabih hayat görüşleri üzerine dayanan münasebetlerimizin daima gittikçe kuvvetlen­mesi mukadderdir. M. Pella'nm memleketimize yaptığı ziyaret ise bu yolda çok ehemmiyetli bir merhale teşkil edecektir.

Bu birkaç cümlede, bütün Türkiyenin, dost ve müttefik İtalya'ya karşı olan derin sempatisinin ifadesini bulmanızı sizlerden rica ederim.»

Büyük Millet Meclisi müzakereleri: 16 Kasım 1953

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinde bugün sözlü soru önergeleri konuşularak 16 sözlü soru cevaplandırıldı. Bu münasebetle Başvekil Adnan Menderes bir kaç defa söz aldı ve İçişleri, Dışişleri, Adalet, Millî Savunma, Sağlık ve Sosyal Yardım Vekilleri de muhtelif mevzular üzerinde izahat verdiler.

Bugünkü toplantıda, bir mebusun verdiği müteaddit sual takriri, ordu­muz mensuplarını toptan suizan altında bulunduracak bir havayı uyan­dırabilecek bir mahiyet arzediyordu. Esasında yalnız bir kişi ile alâkalı "bulunan ve mesulü hakkında da adlî takibat yapılmakta olan basit bir mesele bahis mevzuu iken, bu meseleyi ileri süren soru sahibi, konuyu1 şümullendirici şekilde vazetmeye kalkmış ve meseleye böyle geniş bir manzara vermeye çalışmıştı. Her defasında ordunun manevî şahsiyetini tenzih etmek istiyen ve bu istikamette müdahale ederek müzakereyi ba­sit olan esas mevzuuna irca etmek teşebbüslerinde bulunan Başvekil Ad­nan Menderes, soru sahibinin konuşma tarzında ısrarı üzerine bir kere daha kürsüye geldi ve ezcümle dedi ki:

«Hepinizin vicdanlarınızın üzerinde ittifak edeceği bir nokta vardır ki o da suçlu bir kimsenin kendi fiilinden dolayı ceza görmesidir. Soru sa­hibinin herhangi mektum kalmış bir suiistimali ortaya çıkarmak husu­sunda sarfettiği gavreti tebcil verinde olurdu. Fakat öyle sanıyorum ki "bu vazifesini yaparken demin vicdanların emri olarak işaret ettiğim hu­susun hudutlarını aştı. İfadesi, subaylarımızı ve kumandanlarımızı, isim tasrih etmeden ittiham altında bırakıyor ki, bu kafiyen doğru değildir.

Bugün celsenin açılmış olduğu andan itibaren söylediklerini bir araya ge­tirirseniz, Türk milletinin en aziz varlığı olan Türk ordusunu karalara boyanmış bir mevcudiyet haline getirmiş bulunduğunu görmekte güçlük çekmezsiniz. Muhakkak ki bu kapkara tablo karşısında vicdanlarınız muztarip olmuştur. Kendimi, Türk ordusunun şeref ve haysiyetini mü­dafaa ile vazifeli addediyorum ve sözlerini kendisine iade ediyorum.

Türk ordusu, bugüne kadar şerefli vazifesini daima şerefle ifa etmiştir.

Ordumuz, Türk milletinin en aziz bir parçasıdır, aziz varlığının tâ ken­disidir.

Burada bu kürsüde konuşurken Ölçüyü kaçırmamak lâzımdır. Bu zat ise burada, bu kürsüden, mütemadiyen kantinlerden, buralardaki suiisti­mallerden, subaylarımızın sünnet cemiyetleri, velime cemiyetleri için kantinleri kullandıklarından, bahsediyor ve subaylarımızı sanki erlerden çaldıkları paralarla geçinirler gibi göstermek istiyor. Bu şekilde umumî ifadelerle konuşmasını en kat'î bir surette kendisine iade ediyorum ve kendimi bununla vazifeli biliyorum.

Hayatını Ölümle kontrat etmiş olan insanları her hangi bir kimsenin, bir mebus dahi olsa, her ne maksat güderse gütsün, korkmadan ve çekinme­den böyle çirkin ve şenî ithamlar altında bulundurmasını tel'in etmek­teyim  arkadaşlar.»

Saat 15 te Reis Vekillerinden Samsun Mebusu Tevfik İlerinin başkanlı­ğında açılan bugünkü celsede, İlk olarak Seyhan mebusu Sinan Tekeli-oğlunun bir sorusu görüşüldü.

Kore'de Birleşmiş Milletler Kuvvetleri safında birlikleri bulunan devlet­lere, oradaki Türk silâhlı kuvvelerinin masraflarına dair olan bu soruyu Millî Savunma Vekili Kenan Yılmaz cevaplandırdı.

Millî Savunma Vekili, Kore'ye giden birliklerimiz mensuplarının maaş­larının ve harcırahlarının tarafımızdan ödendiğini bildirdikten sonra hâ­len Kore'de bulunan diğer milletlere mensup birliklerin mevcutları hak­kında şunları söyledi :

«Amerika takriben 260 bin, Güney Kore 235 bin, İngiliz tümeni 18.575 ki-den ibarettir. Bunun dışında olmak üzere Siyam, Filipin, Habeşistan, Fransa, Kolombiya, Yunanistan, Hollanda, Belçika devletleri de biner ki­şilik birer tabur halinde iştirak etmektedir.»

Soru sahibi Seyhan Mebusu Sinan Tekelİoğlu, önergesinin yurt içinde ve dışında bazı menfî propagandalara sebep olduğunu kaydederek maksadı­nın bu propagandalarda ileri sürülmek istendiği gibi olmadığını bilhassa tebarüz ettirdi. Kendisinin askerî yardımın arttırılması gayesiyle hareket ettiğini-söyledi ve Kızıl cepheye karşı mukavemet azmimizi, Koredeki silâhlı kuvvetlerimizin büyük kahramanlığını belirtti.

Tekrar söz alan Milli Savunma Vekili Kenan Yılmaz Birleşmiş Milleter safında yardım almak veya yardımı arttırmak gibi bir gaye ile savaşma­dığımızı ' tebarüz  ettirdi. Bugün görüşülen sorulardan biri de Mardin Mebusu Aziz Uras tarafından verilmişti. Memleketimizle Suriye arasındaki arazi ihtilâflarının halli için ne düşünüldüğüne dair olan bu suali cevaplandıran Dışişleri Vekili Pro­fesör Fuat Köprülü şunları söyledi:

« Suriye hükümetince Kasım 1952 de neşredilen ve sayın doktor Aziz Ur asm sözlü sorusuna mevzu teşkil eyleyen 155 sayılı kararname, ecne­bilerin Suriye'de muhafızlık (yani vilâyet) merkezleri haricinde arazi ve: emlâk edinmelerinin men'ini ve irsen intikal eden gayri menkullerin de hükümet eliyle tasfiye olunarak bedellerinin hak sahiplerine ödenmesini derpiş etmektedir.

Kararname her ne kadar alelıtlak bütün ecnebileri bahis mevzuu etmek­te ise de, Suriye'de muhafızlık merkezleri haricinde emlâk sahibi ecne­bilerin büyük ekseriyeti Türkler olduğu cihetle hakikatte bu kararname en büyük tesirini Türk emlâki üzerinde gösterecek mahiyettedir.

Vatandaşlarımızın Suriye'de sahip bulundukları pek büyük kıymettekiemlâkin durumunu azamî hassasiyetle takip etmesi tabiî bulunan Vekâ­letim diğer alâkadar Vekâletlerle de istişare suretiyle meseleyi etraflısurette incelemiş ve Suriye'deki temsilciliklerimize gereken talimatı ver­miştir, Temsilciliklerimiz bu kararnamenin vatandaşlarımızın hukukunu izrar edecek bir şekilde tatbikinin Önlenmesi için Suriye hükümeti nezdinde ehemmiyetli teşebbüslerde bulunmuştur. Suriye devlet adamları da, ce­vaben, keyfiyetin hüsnü niyetle tetkik edileceğini ve emlâk işinde çok büyük bir hassasiyet göstereceklerini, emlâk rejimi hakkında son çıkan kararnamelerin tadil edileceğini ve emlâk ihtilâfının halledilmiyecek bir mesele olmadığını temin etmişlerdir.

Ümit ediyoruz ki yakın zamanda Suriyede Türk .emlâkine tatbik edilen rejim, memleketimizde Suriye'lilere ait emlâke tatbik edilen ahkâm ile hemayar olacak ve vatandaşlarımızın yersiz isnatlarla topraklarını işlet­melerine mâni olunmasına ve Suriye mahkemelerinde uğraştırılmalarma bir nihayet verilecektir.

Suriye zimamdarlarının oradaki temsilcilerimize verdikleri kat'î teminat, bizi bu şekilde düşünmeye sevketmekte ve uzun zamandanberi bekledi­ğimiz hüsnü niyetle hareketi yakın bir âtide görebileceğimiz ümidini ver­mektedir.

Soru sahibi arkadaşım, Türkiye ile Suriye arasındaki emlâk ihtilâfının. daha ne kadar müddet devam edeceğini de soruyorlar.

25 senedenberi sürüp giden bu ihtilâfın bir an evvel hal ve tasfiyesini, , gerek vatannaşlarımızm sıkıntısına nihayet verilmesi, gerek pürüzlü bir meseleyi tasfiye eylemek suretiyle Türkiye - Suriye münasebatmm tan­zimi bakımından şiddetle arzu etmekteyiz.

Suriye ile emlâk müzakerelerine hazırlık olarak Vekâletimce yapılması icabeden tetkikler tamamlanmıştır. Buna rağmen müzakerata başlayan mayısımızın en mühim sebeplerinden birini, bundan böyle nihayet bula­cağını ümit ettiğimiz, zaman zaman Suriye'de vatandaşlarımıza aidiyeti gereği gibi sabit bulunan bazı emlâkin ve bilhassa hudut mmtakasmda kâin arazinin maalesef fuzulî işgallere maruz kalmasından husule gelen ve evvelemirde hal ve tasfiyesi icabeden bazı vaziyetler teşkil etmiştir. Eskiden de Suriye'de birçok Türk emlâki mahallî makamların müsama­hası yüzünden fuzulî işgallere maruz kalmış ve normal hukukî bir nizam içinde kısa zamanda bertaraf edilmesi icabeden bu müdahaleler birer emri vaki olmak istidadını göstermişti. Halbuki bir kanun devleti olan Türkiyedeki Suriyeli emlâki, idare ve adalet cihazlarımızın tam siyaneti altında, en ufak bir haksızlığa maruz kalmadan, olduğu gibi muhafaza edilmiştir.

Anlaşma hususunda karşılıklı müzakerelere başlamadan, Suriye zimam­darlarının Türk emlâkine tatbik edilen rejim hakkındaki kat'î ifadeleri­nin fiilî neticelerini bekliyoruz.

Ancak, söz ile verilen teminat fiiliyata intikal ettikten sonradır ki, karşı­lıklı bir anlayış havası içinde, 30 seneye yakın bir zamandır sürüncemede kalmış olan bu ihtilâfa bir nihayet verilmemesi için ortada bir sebep kal-.mıyacaktır.

Maruzatım bundan ibarettir.»

Soru sahibi de, Suriye ile aramızdaki bugünkü durumun izahını yaptı ve hükümetin bu husustaki hattı hareketini takdir etti. Diyarbakır Mebusu Yusuf Azizoğlunun bazı gazetelerde memleket bir­liğini bozan mütecavizane neşriyat hakkında bir tahkikat yapılıp yapıl­madığına dair olan sözlü sorusunu da cevaplandıran İçişleri Vekili Ethem Menderes, hükümetin bu gibi en küçük hareketleri dahi dikkatten ve gözden kaçırmadığmı ve bu mevzuda pek uyanık ve basiretli bulundu­ğunu ifade etti. Ayni zamanda memleketin her hangi bir bölgesinde hu­susî bir endişe kaynağı teşkil edecek hiçbir fevkalâdeliğin de mevcut ol­madığını belirtti.Mardin Mebusu Kâmil' Boranın, hudut harici edilmek istenen Cizreli bazı "Türk vatandaşları hakkında ne gibi bir muamele yapılacağına dair sözlü -sorusunu cevaplandıran İçişleri Vekili Ethem Menderes, sual konusu olan bu Cizreli vatandaşların 1944 - 945 yıllarında açlıktan, darlıktan, ceha­letten ve "bunlara inzimamen bir takım siyasî ve idarî tazyiklerden dolayı 3ıudut dışına kaçtıkları, şimdi de kanunî yollardan bu vatandaşların tek­rar Türkiyeye dönmelerini sağlıyacak hususların hükümetçe hulûsu ni­metle tetkik edileceğini beyan eyledi. Ayni konuda konuşan Başvekil Ad­nan Menderes de kanunî çerçeveler içinde, bu yurttaşların yurda dönme­sinin arzu edildiğini söyledi.

Büyük Millet Meclisi müzakereleri:

18 Kasım 1953

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün muhalefete mensup mebuslardan birinin ver­diği bir sözlü soru önergesi münasebetiyle hararetli müzakerelere sahne oldu. Bu Önerge dolayısiyle 16 hatip, bu arada Başvekil Adnan Menderes ile Devlet Vekili ve Dışişleri Vekili öte yandan muhalefet lideri müte­addit defalar söz aldılar. Saat 15 te başlıyan müzakereler saat 18.50 ye kadar devam etti üzerinde durdu ve bu hususta adalet merciinin vereceği hükmün beklen­mesi icap ettiği adalet merciince böyle bir suç işlenmemiştir ve yapılan mazbatalar uydurulmuştur denmedikçe, siyasî çoğunlukla verilen hük­mün adaleti ve vatandasın vicdanını tatmin etmiyeceğini söyledi. Bun­dan sonra Halk Partisi için sarfedilen kelimelere temas eyleyen İnönü, geniş mikyasta muhtelif vesilelerle parti propagandaları yapıldığını, ha­tiplerin muhtelif yerlerde kendi ölçüleriyle konuştuklarını, fakat bir dev­let Bakanının hükümet adına yaptığı propagandada muhalefet aleyhine .sarfettiği sözler için Meclisten tasvip istemesinin doğru olmıyacağını ifade etti. İnönü müteakiben, dış emniyet meselesi ve savunma üzerinde hassas bulunduğunu söylemiş olduğundan dolayı tenkide uğradığını be­lirterek, bu hususta birinci derecede mesul devlet .adamlarının da, mem­leketin dış emniyeti ve memleketin müdafaası için ayni hassasiyeti gös­termekte olduklarını beyan eyledi.

X)evlet Vekili Celâl Yardımcı tekrar söz alarak kendisinin yalnız yapılan hücum ve tarizlere mukabele ve sorulan suale cevap vermek maksadiyle-dir ki, Ağrı nutkunu Meclis kürsüsünden okumak mecburiyetinde kaldı­ğını hatırlattı.

Sivas Mebusu Şemsettin Günaltay'm usul hakkında konuşmasından son­ra Başvekil Adnan Menderes söz aldı:

İsmet İnönünün, beyanatta bulunurken, Adalet Vekili tarafından biraz evvel söylenen sözleri bir lâhza içinde unutmuş gibi konuştuğunu belir­terek söze baslıyan Başvekil Adnan Menderes dedi ki:

«Muhalefet, adalet makamlarının sözleri kanaate medardır demesine ve adalet makamlarının da hükmünü vermiş olmasına rağmen, meseleyi, bile bile ve istiye istiye kürsüye getirmiştir. Devlet Vekili haklı olarak kendisini müdafaa sadedinde kanaatlerinizin tam ve kâmil olarak tahassül etmesi için, bahis mevzuu nutkunu huzurunuzda olduğu gibi tekrar etti. Böyle hareket ettiği için de, muhalefete göre, meseleyi parti propa­gandası için bu kürsüye getirmiş oluyoruz. Halbuki bu kürsüyü maksatlı olarak sözlü sorular sormak yolundan parti propagandalarına âlet eden­ler onlardır. Sözlü soru iktidarı en insafsız şekilde kötülemenin bir va­sıtası haline getirilmiştir. İste bugün de ayni taktiğin karşısında bulunu­yoruz. Bu sual takriri ile de güttükleri gaye aşikârdır. İstedikleri, bizi bir açmaza getirmektir. Sordukları suale bakınız: Camilere kaç para verdi­niz? Şayet çok para vermiş isek din propagandası yapmış olmakla itham edileceğiz, az para vermiş isek, millete dönüp, görüyorsunuz ya camile­rinize bakmıyorlar, diyecekler.»

Başvekil, muhalefetin bu gibi sualler sormayı sanatı mutade haline ge­tirmiş olduğunu ifade ettikten sonra dedi ki:

«Devlet Vekilinin siyasî bir konuşma yapması, hükümet icraatını halkı­mıza anlatması onlarca partizanlıktır ve yasaktır. Kendisinin tarafsız ol­ması icap eden bir devlet reisi olduğu zaman beyaz trene binerek mem­leketi bucak bucak dolaştığını unutuyor. Devlet Reisi olduğu halde yüzde yüz bir partizanlıkla Demokrat Partilileri Balkan komiteciliği ile ve ko-münistikle itham etmekten çekinmemiş olduğunu ve böylece Devlet Re­isliği sıfatını kötüye kullandığını hatırlamak istemiyor. Halbuki hafıza­larımız yerindedir, bunları hepimiz olduğu gibi hatırlamaktayız.»

Bundan başka, büyük müttefikimiz Amerika Birleşik devlet­leri ile en sıkı münasebetler tesisi suretiyle ordumuzun teçhizi ve takvi­yesi emrinde istihsal ettiğimiz neticeler, iftihara şayandır. Bugün kuv­vetle diyebiliriz ki, üç dört sene evvelkine nazaran, ordumuz çok ileri bir vaziyettedir. Bunu kendileri de memnun olsunlar diye arzediyorum.»

Başvekil sözlerini alkışlar arasında şöyle bitirdi ;

«Muhalefet liderinin bu kürsüyü parti propagandalarının yeri haline ge­tirmemek hususundaki sözlerini senet ittihaz ediyoruz. Bundan böyle maksadı mahsusla, tezlil ve tezyif maksadiyle soru getirip bu sorunun cevabını aldıkları halde o soru ve cevapla hiç alâkası olmıyan evvelden hazırlanmış tezlil ve tezyif nutuklarını burada iradetmek itiyadından lütfen vaz geçsinler. Hiç olmazsa şu kürsüde söylemek mecburiyetinde kaldıkları sözlerin hatırı için bunu yapsınlar.»

Başvekil Adnan Menderesin sık sık alkışlarla kesilen ve sonunda da şid­detle alkışlanan bu konuşmasından sonra C.H.P. Genel Başkam tekrar söz aldı.

İsmet İnönü, Başvekilin dış emniyet ve ordu meselesinde daha fazla has­sasiyet gösterdiklerini söylemesinin memnuniyetbahş olduğunu ifade et­ti ve beyaz tren mevzuuna da temas eyliyerek, beyaz treni kendisinin satın almadığını, bunu hazır bulduğunu ve Devlet Reisi olarak bu treni" kullandığını söyledikten sonra, bu trende Devlet Reisi sıfatiyle yaptığı seyahatlerde, vatandaşlara öğütler verdiğini beyan etti.

İnönü bundan sonra iktidarda bulunan mesuliyet sahibi kimselerin do­laştıkları zaman yumuşatıcı ve uzlaştırıcı sözler söylemek mecburiyetin­de olduklarını ve bu vazifenin iktidara düştüğünü, bu vazife ne kadar ciddiyetle yapılırsa memleketin siyasî hayatında o kadar sükûnetin mey­dana geleceğini beyan eyledi. İnönü müteakiben «Başbakan ne yaptığını bilir insanlar olduğunu söylüyor, bizim de gördüğümüz odur» diyerek bugün iktidarda bulunanların, yaptıklarından mesul olarak hesap vere­ceklerini, bundan dolayı verdikleri karar ve takip ettikleri yollarda salkır olmaları lâzımgeldiğİni, bu rejimde, iktidarda daimî olarak kalmanın tıl­sımı bulunmadığını, bugün iktidarda bulunanların yarın düşeceklerini ve iktidardan düşenlerin ise, vatandaşlar arasında vicdan huzuru ile dola­şacak vaziyette olmaları icap ettiğini söyledi.

Başvekil Adnan Menderes, muhalefet liderinin bu iddialarını cevaplan­dırmak üzere tekrar kürsüye geldi. Beyaz treni hazır bulmanın onu mü­temadiyen kullanmak için bir. sebep teşkil etmediğini, nitekim 1950 de hazır bulunduğu halde bu trenin o zamandan beri kullanılmadığını be­lirten Başvekil, bu trenin uzlaştırıcı öğütler vermek için kullanıldığı ifa­desine temas etti ve konuşmasına şöyle devam etti :

Vatandaşlara parti propagandası yapmanın, düzenlenmiş, güzelleştiril­miş, yumuşatılmış bir ifadesi, öğüt vermek oluyor. Halbuki, dedikleri öğütler, 1950 seçimlerine çok yaklaştığımız ve Demokrat Parti kalkmma-'smm artık memlekette hiç bir veçhile bastırılması gayri mümkün olduğu zamanlara rastlar. İkinci büyük kongremizi yaptıktan sonra bizi husumet

ilân etmiş vaziyette göstermek için bir sulh havarisi gibi    öğütler ver­meğe gittiler, o zamanki nutukları mevcuttur. Bunları teker teker okuyup hafızaları tazelemek her zaman mümkündür.»

Başvekil Adnan Menderes, bu sulh havariliği ile simdi muhalefetin ba­sın organlarında görülen şiddetli neşriyat karşısında müdahale etmeyiş' -arasındaki tezada da işaret ettikten ve partilerarası münasebetlerin nor­mal hale gelmesi için iktidar tarafından sarfedilen gayretlerin neticesiz kaldığını belirttikten sonra dedi ki:

«Size, bizi kötülemek için sabahtan akşama ne derece düşmanca neşriyat yapmakta  olduklarını,  ne  derecelerde  tezvir ye iftira yollarına  sapmış "bulunduklarını burada tadat ve tafsil    etmiyeceğim.    Kore    kararından ".başlamak  suretiyle  bu  memlekette parçalayıcı  cereyanları körüklemek yolunda sarfettik'leri gayretler, dağlar kadar yekûn teşkil eder. Bundan -acaba kendilerinin haberi yok mu? Partisinin sevk ve idaresi uhdesinde olan bir parti başkanı sıfatiyle bütün bunlardan haberleri olmak lâzım gelir, yalan yanlış rakamlara ve iftiraya istinat eden bir muhalefet poli­tikasını memlekette idameye çalışmak vatanperverliğin kârı değildir.

"Türkiyede devlet borçları 1950 den bu yana bir milyara yükseldi diye iddia eden propagandacılara karşı  hakikaten böyle olup olmadığını sor­mak zahmetine katlanmazsa, Türkiye devletinin 127 ton altını mevcuttur, "Merkez Bankasmdadır, dediğimiz halde bu altınların bir tek tonu dahi kalmamıştır diyen sözcülerinin ve propagandacılarının iddialarının doğ­ru olup olmadığını tahkik için her imkâna sahip oldukları halde bunu -tahkik etmezse, ve buna benzer bir çok riya, kin ve iftiranın bu memle­ketin sathına balçık gibi sıvandığını görüp te bunların hakikate u-uymadığını araştırmak istemezse, bunlar gittikten sonra ortada ben ka­lırım düşüncesiyle hâdiseleri böylesine mütalâa ederse, hakikaten bu memlekette demokrasiyi tesis etmek ve kökleştirmek çok zor olur.

"Demokrasi eğer kolay bir re_>im olsaydı, onu kendileri yaparlardı. O za--manki bütün iddiaları, bu memlekette demokrasinin kabili tesis olmadığı mucip sebebine İstinat ediyordu. Halbuki bugün, bu esbabı mucibelfri tamamen ortadan kalktı ve simdi. bÜTİvetin.. hattâ hududu tayin edil­mediği için hürrivetsizliklerin bu memlekette baştan başa hâkim olması­nın taraftarı kesildiler.»

Başvekil Adnan Menderes sözlerini muhalefetin bu şekilde hareket et­mesinin memleket havrma olmadığını belirttikten sonra, muhalefet li­derinin «Bu relim irende ebediyen iktidarda kalmanın tılsımı bulunama­mıştır» sözünü hatırlatarak:Bunu çok defa biz söyledik ve kendileri bunu "bizden duydular.»

Başvekil Adnan Menderes şöyle devam etti:

((Demokrat Parti kurulduğu zaman, «İngilterede işçi partisi kurulduktan İli sene sorn-p iktidar peldi. Bunlar henüz bir vasmda. iki yaşında, üc vasmda çocuklardım. İktidara gelmek istivorlar. Bu ne biçim iş? Bir co-cuğun pime mam^ket teslim, edilir mi? Vaveylası ile memleket ufukla­rını çınlatan kendileridir. Biz muhalefette, kendileri iktidarda iken pro­pagandalarının temelini bu teşkil etmiştir.»

Bugün ise, karşımıza geçmiş, bizim ezeldenberi bildiğimiz hakikatleri bi­ze söylemekte ve bunu marifet sanmaktadır.

Başvekil Adnan Menderes müteakiben muhalefet liderinin diğer bir sö­zünü cevaplandırdı ve dedi ki :

«İnsanlar düştükleri zaman vatandaşlar arasında göğüslerini gere gere--gezmeleri lâzımdır, diyorlar. Hakikaten öyle olmak lâzım gelir. Fakat bu,, karşı tarafın demokrasi anlayışı ile mebsuten mütenasip bir keyfiyettir. Eğer Demokrat Parti iktidarı demokrasiyi böyle anlamamış olsaydı bu­gün göğsünü gere gere gezecek bu insanlar belki az bulunabilirdi.

1946 seçimlerinin Devlet Reisi İsmet İnÖnünün binlerce muhafızın muha­fazası altında bu Meclisin arka kapısından nasıl çıktığını Ankaralılar ve' bütün Türk milleti unutmamıştır. Eğer simdi göğsünü gere gere gezebi-liyorsa bu, bizim demokrasi anlayışımız sayesindedir. Gelir gelmez af kanunu çıkardınız, çünkü ulüvvücenap sahibisiniz. Çünkü Demokrat Par­ti devri sabık yaratmıyacağını namuskârane ve kemali hulûs ile ilân et­miş bir partidir. Öyle olmasaydı vaziyetin ne olabileceğini tahmin etmek güç olurdu.

Hal böyle iken (mesuliyetlerinin hesaplarını vereceklerdir) demeleri ha­kikaten nâbecadir. Hesabımızı her gün vermekteyiz. Şurada, şu anda ef--alimizin mesuliyetini vermekle meşgulüz. Açıklığın olmadığı ve matbu­atın emirle idare edildiği ve gazetelerin bir telefonla kapatıldığı devir­lere ait olan hesaplar ise görülmemiştir. Bizim devrimizin hesapları ise her gün görülmektedir. Kendileri de bu hesapları almak için vazife ba­şındadırlar ve bu sahada her türlü teminata sahiptirler.

Hesaplarımızı mı arzu ediyorlar? Bütçe komisyonu, Meclis kürsüsü bir Aralıkta başlamak üzere Şubat Sonuna kadar kendilerine açıktır. Bir' yıllık icraatımızı oradan didik didik edebilirler. Hesapları istedikleri gibi. bulurlar ve görürler.

Fakat bu millet acaba kendi fiillerinin hangisinin hesabına sahip olmuş­tur? 1946 mn hesabına mı, ondan evvelki devirlerin hesabına mı?

Başvekil Adnan Menderes konuşmasını, şiddetli alıkşlar arasında, şu cümle iie bitirdi :

«Ben onun yerinde olsam hesaptan bahsetmem, arkadaşlar.»

Tekrar söz alan C.H.P. Genel .Başkanı İsmet İnönü üçüncü defaki konuş­masında, 12 Temmuz 1947 tarihli beyannamesinden bahsederek, memle­ketin her tarafında partiler arasında iyi münasebetlerin kurulması için çalıştığını ve memleket içinde yaptığı dolaşmaların D. P. nin teşekkülü ve1 inkişafı için faydalı olduğunu ifade etti.

Bundan sonra, muhalefetin çalışma şekli üzerinde durarak, muhalefetin, iktidar aleyhindeki propagandalarına dair şikâyetleri yersiz bulduğunu, temas ettikleri mevzuların sade olduğunu söyledi.    Radyoda tek taraflı olarak propaganda yapıldığını, bunun bir adaletsizlik yarattığını ve bu durum karşısında, muhalefetin  tabiidir ki, daima bu adaletsizliği ileri süreceğini, vaziyetten daima şikâyet edeceğini, diğer taraftan Mecliste istihzah için umumî görüşmenin bir türlü kabul olunmadığını, bundan do­layı da muhalefetin her zaman bu mevzuu ele alacağını izah etti. Koie meselesini de tazeleyen İnönü, Kore'ye asker göndermenin harbe girmek.

demek olduğunu, hükümetin. Meclise danışmadan Kore kararını aldığı­nı, böylece Meclisin selâhiyetine el uzatıldığını söyledi. Akabinde, hükü­metin dış emniyet meselelerinde Meclisle birlikte çalışması icabettiğini, halbuki Sovyet Rusya'nın bizden toprak istemediğini bildiren notanın, verildiğine dair haberin Monte-Karlo radyosundan öğrenildiğini ve bu notadan Meclisin resmen haberdar edilmediğini, bundan dolayı da muha­lefetin tenkidlerde bulunduğunu bildirdi. İsmet İnönü şimdi yapılmakta olan propagandalardan üzülecek bir durumun mevzuubahs olmadığını, parti adına ocaklarda bütün söylenenlerin parti başkanı tarafından kon­trol edilmesine imkân bulunmadığını, evvel emirde kendisinin beyanatı­na bakılmak icabettiğini beyan etti. Sonra beyanatına devamla: «Biz De­mokrat Parti iktidara gelirse iki senelik genç bir insan olarak bu memle­keti idare edemez kanaatinde imişiz. Böyle propaganda edenler böyle-söylemiş olanlar bulunabilir. Benim sözümü parti başkanı olarak esas tu-tacaksa ben bunun tamamiyle aksini söyledim, bugün muhalefette bulu­nan D. P. içinde bu memleketi idare edecek adamlar vardır. Ben bu ka­naatteyim» dedi. Dış ticaret mevzuuna geçti ve bu hususta verilen rakam­ların vazıh olmadığını, ileri sürerek- muhalefet partisinin, memlekette yanlış bir söz söylendiği zaman, hayır diyebileceğini ifade etti. Af Kanu­nu mevzuunda da konuşan İnönü, Af Kanununun Halk Partisi için değil, kendileri için çıkarıldığını, geçmiş hâdiselerdeki bütün mesuliyeti şahsen kabul ettiğini ve her türlü hesabı verebileceklerini söyledi.

Dışişleri Vekili Prof. Fuad Köprülü, İnönü'nün Kore meselesi üzerinde­ki iddialarını cevaplandırarak, Kore hâdisesinin zuhuru günlerinde. Bir­leşmiş Milletlerden gelen davetlerin ve tecavüze karşı hür milletlerle be­raber müştereken hürriyeti müdafaa için cezri harekete geçmek kararının Büyük Millet Meclisinin tasvibine iktiran ettiğini ve bu tasvipte muha­lefetin de müşterek olarak hareket evlediğini, fakat sonradan muhalefetin bu fikrinden vaz geçtiğini ve zaten muhalefetin ilk gününden beri dış;, politikayı da bir ihtiras, tezvir ve nifak mevzuu yaptığını izah etti.

Prof. Fuad Köprülü bundan sonra bazı makaleleri ele alarak C. H. P. nin-dış siyaset sahasındaki prensipsizliklerini ortaya koydu ve Halk Partisi­nin bütün iktidarı zamanında memleketin dış itibarını düşürdüğünü, mi­sallerle izah etti. Dışişleri Vekili aynı zamanda, Meclisin dış meselelerden haberi olmadığı iddiasına temas ederek, hükümetin herhangi bir hâdise­yi kendi verdiği ehemmiyet nisbetinde dikkate aldığını, gazetelerde oku--nan herşeyin Meclise bildirilmesine lüzum olmadığını, ancak mühim me­selelerin Meclise getirilebileceğini ifadeyle, Halk Partisi iktidarı zamanın­da değil Meclisin, hatta kabine âzalarının bile hiç bir hâdiseden haber­leri olmadığını belirtti.

Bundan sonra söz alan Başvekil Adnan Menedres, muhalefetin iddiaları­nı ele alarak şunları söyledi:

«Muhalefetin şikâyetleri meyanmda, radyoda niçin Bakanlar konuşuyor­muş, niçin Başbakan sabahtan aksama kadar radyo başında oturup mem­leketi tenvir edeceğim dermiş, niçin Mecliste umumî müzakere açılmaz-mış, niçin dış ticaret muvazenesindeki, tediye muvazenesindeki açıklar sarih olarak ifade edilmezmiş gibi sözler var. Müsaade ederseniz, ben maruzatımı bu üç nokta üzerinde teksif edeyim. Memlekette malî ve iktisadî vaziyet hakkında menfi propagandalar o de­rece ileri götürüldü ki hakikaten dıs ticaret muameleler ye dış memle­ketlerle ticarî münasebetler muzir bir hal aldı gibi bir hava yaratılmağa "kalkıldı. Bununla kalınmadı, vatandaşlarımızı endişelere sevketmek için her vasıtaya baş vuruldu. Eski tabiriyle söylemek lâzım gelirse hakika­tten tahdişi ezhanı mucip hareketlere başvurdular. Demokratik rejimi bir -acayip anlayışla her hafta başında yurdun her tarafında yaptıkları seçim kampanyalarına "benzer açık hava mitingleri ile bu muzir fikirleri mem­leketin "dört bucağına yaydılar. Hükümet olarak buna cevap verebilmek .üzere kullanacağımız tek vasıtamız vardı. O da tahdişi ezhanı mucip olan bu tahrikleri memlekette bertaraf etmek için devlet radyosuydu. Devlet radyosunu kullanmak suretiyle hakikaten memleketi kaygulandıran, ma­lî ve iktisadî emniyete muzır tesirler yapmağa başlıyan bu menfi propa­gandaları önlemek lâzımdı. Hakikatleri vuzuhla ortaya koymak, tered­dütleri bertaraf etmek vazifesi elbette hükümete düşerdi. Biz böyle yap­tık. Bundan sonra da böyle yapacağız. Bu memleketi bası boş, muzır, :mühlik propagandaların şikârı yaptırmıyacağız. Haberleri olsun. Tekrar çıkıp da millî borçlar bir milvar arttı, 900 milyon dıs ticaret borcumuz vardır, altınlarımızın hepsi eridi gitti, derlerse bunları cevaplandıacağız. "Onların söylediklerini burada daha tafsil edersem kendilerinin de muzta-Tİp olacağına eminim. Onlar bütün bunları kürsüden sormak, cevap al­mak, Büyük Millet Meclisinde hesap görmek yollarından kaçınmışlardır.

"Biz memleketi muzır propagandalarının şikârı yapmamak için devlet va­sıtası, devlet malı olan radyovu. icra organı olarak, hükümet olarak el­bette kullanacağız. Yalan, yanlış propagandalarını hududu millinin dışı­na atacak ve hakikatin aydınlığı altında eriteceğiz.

"Umumî müzakere açılmıyor, istizah yamlrmyor diyorlar.

"Muhterem arkadaşlar, hatırlarsınız Kore kararı dolayısiyle Meclise sor­madan ilânı harp ettiler, bir istizah ile bunların tepesine binmemizm ve memlekette, memleketi harbe götürüyorlar, propagandasını yavmak su-.retiyle bu iktidarı berbat perişan etmemizin zurnam gelmistr, diye karar verdiler. Bu 'kararlarım tatbik etmek için istizah açtılar. Bunu açtıkları zaman biz iktidara henüz yeni geçmiştik. Buna rağmen, daha iktdarımiz hakkında kanaatlerin tebellür etmediği bir zamanda nervasız okrak bu istizahı kabul ettik. Bu istizahda herşey konuşuldu. Yüksek Meclis karar ve neticeye vardı. Bu ilânı harp değildir, dedi. Hakikaten harp ilânı Büyük Millet Meclisinin hakkıdır. Anayasada serahaten yazılıdır. Büvük Millet Meclisinn selâhiyetine tecavüz etmek, demokratik prensiplere bağ­lı olan hükümetin, bususivle Demokrat Parti hükümetinin aklü hayalin­den geçmez. Bumu bir defa. bin defa huzurunuzda ve dünya huzurunda -söylemekten, eski tabiriyle kesbi şeref evlerim. Burada uzun boylu salerce müzakeresini yaptık, Yüksek Meclisimiz hükümetin anayasa hü­kümleri dairesinde hareket etmiş olduğunu tesbit etmiş olmasına ra&men üç buçuk sene sonra muhalefet lideri geliyor, ben o kanaatte depUirn. n'-«in harp ilân ettiniz, Büvük Meclisten karar almadınız divor. tstizah1^. ""kendilerini tatmin edecek tarafı var mı? İstizahın kenelerini tatmin edecek tarafı olsaydı, istizah yapılıp bittikten sonra meselenin lâzım gelirdi. Fakat, hayır, yarayı açtılar, sonra da fitili kov^iîlr-, mütemadiyen isletiyorlar., Simdi is bittikten sonra taraftar oluyorlar, zaferle neticelendikten sonra, hakikaten Türk devletinin şeref borcu, taahhüt borcu, medenî cesaret tezahürü olarak memleketimiz nam ve he­sabına bir şan ve şerefle, zaferle neticelendikten sonra bu neticeye işti­rak etmek için pey sürüyorlar ve biz, bunun aslına muhalif değildik di­yorlar. Sizi temin ederim arkadaşlar, bu iş her hangi bir çıkmaza sapmış olsaydı, siz bunu bu memleketin aleyhine yaptınız, aslına, esasına, sek­line, usulüne de muhaliftik diye karşımıza çıkıp meseleleri kim bilir ne­relere kadar götüreceklerdi?

Şimdi iş olup bittikten sonra, Türk milleti nam ve hesabına beynelmilel hayatta en yüksek şeref mevkii kazanıldıktan sonra, bu kararın artık aleyhinde konuşulmasının gayrı mümkün bir hale geldiği bir zamanda bu suretle, konuşuyorlar. Ben gayet iyi hatırlıyorum. O zaman dedim ki, 4500 asker evlâdımızın tıpkı memleket sınırlarını müdafaa eder gibi müş­terek emniyet dâvasının müdafileri olarak vazife görmelerini memleke­tin emniyetini muhil bir hareket olarak mı kabul ediyorsunuz? Cevapla­rı şu oldu: «Eğer ordu bizim bıraktığımız zamanki kuvvetinde ve kadro­da ise, 4500 erlik bir tugayın memleket dışına gönderilmiş olması mem­leketin emniyetine esaslı surette tesir icra edecek bir hâdisedir.»

Bu söz, kendisinin sözleridir. Bu sözler işin esasına muhalif olduklarının, delilidir. Gazetelerinin ilâç gönderelim, üzüm, incir gönderelim, sigara gönderelim diye yazdıklarını unutuyorlar. Kore'de ölmekle şehit olunmı-yacağmi, Kore'den kaçanların takibe maruz kalmıyacaklarını köşe, kö­şe, bucak, bucak sathı vatana yayanları sizler de, millet de biliyor., hâdi­selerin şahidisiniz.  Bunları yapanlar malûmdur.

Şimdi sözlerinde hiç anlıyamadığım bir noktaya geleyim, iddiasına göre af kanununu kendimiz için yapmışız. Hakikaten hepinizi haklı olarak gül­dürecek naşenide bir cümle sarfettiler. Ben bunun mânasını anlıyama-dım. Lütfen teşrif ederler, biz ne maksatla' bu kanunu kendimiz için çı­kardığımız iddiasının izahını ve sebeplerini ağzından dinlemek isteriz.. Biz iktidara geldiğimiz zaman mucibi af hareketlerimiz mi vardı ki, ken­dimiz için af kanunu çıkardık? Böyle bir söz iz'am beşerle istihza etmek demektir. Ben Sayın İsmet İnönü'nün bu hale düşeceğini zannetmezdim.

Muhterem arkadaşlar, biz onların içlerinde hiç bir tereddüde, hiçbir şüp­heye mahal kalmaması için af kanununu neşrettik, sebebini daha etraflı. izah edeyim :

İntihabı kaybettikten sonra muhalefet lideri Reisicumhurla, ilk konuşma­larında, muhalefet partisi olarak biz emniyette miyiz dediler. Bana da ay­nı şeyi sordular, ben, paşam bu ne biçim sözdür? Elbette emniyettesiniz, bundan en küçük şüühe kalmasın içinizde, dedim.

Bu suale sebe» var mı idi. yok mu idi? Kendileri sebep mevcut olduğu, takdirinde bulunmuşlar. Buna rağmen Demokrat Parti bir devri sabık yaratmayacağım dedi. Tarihten aldığı tecrübelerin ve içinde bulunduğu hâdiselerin bir neticesi olmak üzere vazetmiş olduğu prensibi tahakkuk ettirmek içindir ki af kanununu çıkardı. Biz mazinin hesabları ile uğraş­mak istemedik. Af kanunu iste bunun için yapıldı. Yoksa bizim af ettire­cek ne suçumuz olabilirdi? Böyle bir iddiaya tavşanlar ve kuzular güler.

Muhterem arkadaşlarım, dış tediye muvazenesinde müşkülât vardır, de­diler. Bu müşkülâtımızın olmadığını hic bir zaman iddia etmiş değiliz. Fa­kat bu müşkülâtı hükümet tedbirleri alarak bertaraf etmese çalışmakta­yız. Bu noktada, memlekette, hic bir yerde bir zarara ve iflâsa gidilmesi bahis mevzuu değildir. Kendilerinin de söylediği gibi, uzaktan, yakından

dış tediye müşkülâtına maruz kalmıyan memleket yoktur. O memleketler­den birisi de Türkiye'dir.

"Dış tediyede müşküllerimiz. vardır. Bu müşkülleri bir hamlede ortadan ^kaldırmak ta mümkündür. Fakat kendi zamanlarındaki gibi memleketin on, yirmi sene tamamiyle yerinde sayması pahasına kısırlaştırıcı bir poli­tikanın peşinde olmak şartiyle... Sizin hükümetiniz ve siz böyle bir politi-. Tkayı reddedip memleket hudutları dışına atmış bulunuyorsunuz. Biz çi­mento fabrikası yapmayacağız dersek, su şu envestismanları yapmayaca­ğız dersek, memleket için şu hayırlı işleri yapmaktan sarfı nazar ediyoruz dersek ve nihayet sattığımız mal kadar hattâ onun aşağısında bir tekab-Taüz politikası içinde mal getireceğiz diyecek olursak, bu memlekette tedi­ye muvazenesini temin etmekten kolay bir iş yoktur. Bu cehlin, rehavetin, ileriyi görmeyisin neticesi olur ve bu memleket böyle bir politikanın za­rarlarını çok çekti. Onun için zamanlarında bir arpa boyu kadar ileri gi-demediler. .Halbuki şimdi 3,5 senede görülen muazzam inkişafların sırrı bu politikayı reddedişimizdedir. Elbette ve elbette onların iktisadî görü­cü, bizim ikitsadî görüşümüz arasında esaslı farklar vardır, onlar bu ten-Tddi yaparken bimuhaba yakıcı sözler söylerken, hatta harice buğday s^ -tısımızı müşkillestirmege çalışırken, bu memleketin menfaatlerini ne su-Tetle haleldar ettiklerini bir nebze düşünmeleri lâzımdı.»

"Başvekil bundan sonra muhalefetin menfi propagandalarını bahis mevzuu «ederek demiştir ki :

•((Muhterem arkadaşlarım, gecen seneye nazaran, bugün dıs tedivedeki müşkülâtımızı yüzde el]i hafifletmiş bulunuyoruz. Simdi ellerinden bu "taarruz ve hücum silâhım da almış bulunuyoruz. EUermde tek kalan şev -menfî, yıkıcı propagandadır. Bunu besleyen, gıdalandıran tezvir ve if­tiradır.-^

"Başvekil bundan sonra demiştir ki:

«Ben İsmet İnönünün çok mantıkla konuşmasını temenni ederdim. Bu -memleketin muhalefet liderliği vazifesini üzerinde tutan zatın melekâ-"tmın daha kuvvetli olmasını, melekâtının daha iyi bir ruha sahip olma-smı temenni ederdim.

"Malî ve iktisadî buhran varmış, türlü milletlere, türlü borçlarımız var­mış, bunlar için boğaz sıkıyorlarmış, muhterem arkadaşlar vaziyet kat'i-ven böyle değildir. Bizim vüz milyonları, milyarları bulan envestisman-1 arımız vardır. Dışarıdan, bütün memleketlerden en meşhur firmalar 6 sene, 7 sene, 10 sene, 12 sene vadeler teklif etmek suretiyle münakaşam larımıza iştirak etmektedirler.

İFeler söylemediler? Çimento, şeker fabrikaları, seçim fabrikalarıdır de--diler. Kendilerine haber vereyim ki, bunların bir kısmının ihalesi yapıl­dı, bir kısmını da 20 gün sonra ihale ediyoruz. Haftaya Tunçbilek'i ihale -ediyoruz, 60 milyon. Arkasından azot sanayii, 70 milyon. Ondan sonra "Mersin limanı, 70 şu kadar milyon. Bunların da ihaleleri yapılacaktır, Taunlar seçim fabrikaları değildir. Vaktiyle devlet bütün gücünü toplıya-rrak beş senede bir dokuma fabrikası yaptığı zaman yumurta yumurtla-snış tavuk gibi on beş sene onun Övünme avazeleriyle geçinirlerdi. Çün-jkü onların bütün iktisadî bilgileri devlet bütçesinden ayıracakları üç "beş milyon lira ile üç beş senede bir şurada burada bir iki fabrika yap-imaktan ibaretti.

Neticede Atatürkün doğduğu evin içinde bulunmuş olan eski eşyaların benzerleri ile tefriş edilmesi ve bir odanın da Atatürkün fotoğrafları ile zatî eşyalarını ihtiva eden bir müze haline getirilmesi kararlaştırıldı. Bu-jnun üzerine vasıfları testait edilmiş olan bu eşyalar, muhtelif kaynaklar­dan tedarik edilerek, bir vagonla bu sene 7 Ekimde Selânik'e götürüldü.

Bir ay süren bir çalışma sonunda ev tefriş ve tanzim edilerek bir müze-haline getirildi.

Ev, 3 kattan ibarettir. Zemin katında, bir taşlık, bir kilerle hizmetçi odası bulunmaktadır. Birinci katta sofa, mutfak bir misafir odası ve oturma odası vardır. 2 nci kat bir sofa ile Atatürkün içinde doğmuş olduğu oda ve karşısında evvelce yatak odası vazifesi görmüş olan bir diğer oda mevcuttur. Evin bütün odalariyle sofalarının eskiden görmüş oldukları hizmetlere göre ve tarihî atmosferi yaşatacak bir şekilde eski üslûp ve tarzda eşyalarla tefriş ve tanzimi prensip olarak kabul edilmişti. Bununla beraber bu gibi evlerin bir müze haline getirilmesinde umumiyetle uyu­lan bazı değişiklikler de yapıldı.

Atatürkün doğmuş olduğu odaya Reisicumhurumuzun döktürttükleri ve hediye olarak verdikleri 120 kilo ağırlığında 90 santimetre yükseklikte bir Atatürk büstü mermer boyalı ağaçtan yapılmış bir kaide üzerine otur­tuldu. Bunun arkasına gelen duvara 3,15x4,40 ebadında bir Türk bayrağı asıldı. Odanın zemini berkofça kesilmesi ile döşendi. Pencerelerin önüne sedir yapılarak eski Türk usulü tefriş edildi. Ayni katta bulunan öteki odaya ise dört vitrin konularak bu vitrinlerin içlerine vasiyet gereğince Cumhuriyet Halk Partisine intikal etmiş bulunan Atatürkün maddî eş­yasından 28 parça eşya konuldu. Ayni odanın duvarlarına Atatürkün ha­yatını kronolojik bir tarzda aksettiren fotoğrafları talik edildi. Odanın "bir köşesine bir etajer üzerinde de Türkçe ve yabancı dilde tabedilmiş olan nutukları konuldu. Sofa ile diğer odaların tefrişleri Şarköy kilimleri, eski tarz ve üslûpta asma tavan lâmbaları, perdeler ve mobilyalarla tef­riş edildi.

Bütün bu tefriş işinin 10 Kasıma kadar Yetiştirilmesi için azamî gavret sarf olundu. Bütün perdeler, minder örtüleri, pamuklu ve diğer örtüler, refikam Fatma Karal atrafmdan bizzat dikildi. Teftiş için muhtaç oldu­ğumuz danteller Gümülcüne Türk hanımları tarafından süratle ve itina ile yetiştirildi.

Bu münasebetle işlerimizin vaktinde yetiştirilmesi hususunda tesirli yar­dımları dokunan Dolmabahre Sarayı Müdürlüğüne, İstanbul Gümrük Başmüdürlüğü müfettişine, İstanbul Sanat Enstitüsüne, Selanik ve Gü­mülcüne başkonsolosluklarımıza ve Elen gümrük ve demiryolları ma­kamlarına şükranlarımızı sunmayı vazife bilmekteyiz. Evin açılması 10 Kasımda bir törenle yapıldı. Bugün Selânikte bulunan askerî heyetimiz merasime iştirak için gelen Ankara ve İstanbul üniver­sitesi öğrencileri Gümülcüne ve îskeçe Türk cemaatleri hevetleri huzuriyle konsoloshane bahçesinde toplanılarak bayrak merasimi yapıldıktan sonra saat 9 u beş geçe Atatürkün hâtırası anıldı. Saat 11 de Selânik'in -resmî otoritelerinin huzuru ile ve Selanik başkonsolosumuzun nutukla-Tini müteakip ev ziyaret edildi ve Atatürkün doğduğu odada ihtiram du­ruşu yapıldı. Atatürkün büstünün önüne muhtelif müessese, makam ve şahıslar tarafından getirilmiş bulunan çelenkler yerleştirilmişti. Töreni müteakip müze halkın ziyaretine açıldı.Böylece 10 Kasını 1953 te, Ankarada Atatürkün ebedî istirahatgâhma mil­letimizin ihtiramları ile götürüldüğü ve tevdi edildiği bir anda Selânikte doğmuş bulunduğu ev de bir müze haline getirilerek O'nun hâtıraları Önünde eğilmek istiyenlere açılmış oldu.

Büyük Millet Meclisi müzakereleri:

20 Kasım 1953

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında 4 sözlü soru görüşüldü.. Bu sorular münasebetiyle, Başvekil Adnan Menderes ve Devlet Vekili ile İçişleri, Bayındırlık Vekilleri izahat verdiler.

Saat 15 te Reis Vekillerinden Samsun Mebusu Tevfik İlerinin başkanlı­ğında açılan bugünkü celsede, ilk olarak Mardin mebusu Kâmil Boranın.1 (C.H.P.) bir sözlü sorusu görüşüldü. İstanbulda bir parti toplantısında konuşan bir hatibin sözleri hakkında tutulan zapta dair olan bu soruyu İçişleri Vekili Ethem Menderes cevaplandırdı ve bu hâdise hakkındaki dosyanın adalete tevdi edilmiş olduğunu, nihaî karara bağlanmak üzere1 de hâlen temyiz mahkemesinde bulunduğunu, ancak adaletin nihaî ka­rarı belli olduktan sonradır ki, alâkalı memur hakkında idarî bakımdan tahkikat yapılabileceğini bildirdi.

Soru sahibinin ısrarı üzerine tekrar kürsüye gelen İçişleri Vekili, hâdise henüz mahkemede iken ve kat'î hükme bağlanmadan alâkalı memur hak­kında idarî bakımdan hiçbir muamele yapılamıyacağını tekrar tasrih-etti.

Önerge sahibinin ikinci konuşmasından sonra yine ayni mebusun diğer bir sorusuna geçildi. Önergede, Libya devlet reisine Türkiye Cumhuriyeti Devlet Vekili Celâl Yardımcı, kılıcın müzelerimizden alınmamış olduğu-soruluyordu.

Devlet Vekili Celâl Yardımcı, kılıcın müzelerimizden alınmamış olduğu­nu bildirdi. Soru sahibi daha fazla bilgi edinmek istediği takdirde Millî Eğitim Vekilinin bu malûmatı verebileceğini ilâve etti.

Reisin, bu husustaki suali üzerine, Millî Eğitim Vekilinden daha fazla bilgi istemediğini bildiren soru sahibi, Libya Devleti, ve onun mümtaz Devlet Resi hakkında beslediği iyi hisleri ifade ile söze başladı. Bu öner­gesini bir gazetede gördüğü haber üzerine verdiğini söyledi. Libya Dev­let Reisine böyle bir hediye verildiğine dair olan bu haberi okudu.

Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü söz aldı. Bahis mevzuu gazetenin ver­diği ve soru sahibinin kürsüde okuduğu haberde kılıcın müzelerden alın­dığına dair hiç bir kayıt ve en ufak bir işaret olmadığını belirtti.

Önerge sahibinin konuşmasını müteakip, günün üçüncü konusu olarak Kars  mebusu  Sırrı Atalaym  bir  sorusuna  geçildi.   Soru  geçen  Eylülde Carsta Belediye petrol deposunda vuku bulan infüâkte ölenlerin ailele­rine yardım yapılıp yapılmadığına, hâdise mesulleri hakkında yapılan muameleye dairdi. İçişleri Vekili Ethem Menderes, soruyu cevaplandırarak valinin başkan­lığında kurulan yardım komitesinin 29646 lira temin ettiğini söyledi, ya­pılan yardımları anlattı. Ölen vatandaşların ailelerine ayrıca, hususî du­rumlarına göre 75 - 100 lira arasında aylık temin olunduğunu bildirdi. İçişeri Vekili Ethem Menderes kaza mesulleri hakkında yapılan tahki­kat hakkında da izahat vererek bir lehimcinin tevkifine karar verildiği­mi, ayrıca 6 kişi hakkında takibat yapılmakta olduğunu söyledi. Soru sahibi, bu müessif kazada mesul oldukları kanaatinde bulunduğu kimselerin tedbirsiz davrandıklarını ifade etti, yangının başlamasiyle inkilâkin vuku bulduğu an arasında geçen zaman zarfında bir tedbir alına­bileceği mütalâasında bulundu. Müteakip soru, Cumhuriyet Halk Partisinden Ordu mebusu Atıf Topaloğlu  tarafından  verilmişti ve  Ankara radyosunun  28  Ekim  1953  gür. saat 13 ve 31 Ekim 1953 saat 19 haber bültenlerine dairdi.        .

'Soruyu Devlet Vekili Celâl Yardımcı cevaplandırdı. 28 Ekim 1953 günü -saat 13 haber bülteninde Başvekil Adnan Menderes'in Mersindeki beya-Ttatının bir özeti yayınlandığını bildirmekle söze başlıyan Devlet Vekili. Başvekilin o beyanatında, memleketin iç ve dış bünyesinin ferahlı man­zarasını izah etmiş ve muhalefetin yürüdüğü yolun doğru bir yol olma­dığını göstermiş olduğunu, radyonun Başvekilin bu beyanatını umumî efkâra duyurmakla vazifesini yapmış bulunduğunu söyledi.

'Sorunun ikinci kısmini cevaplandıran Devlet Vekili, Cumhuriyet Halk "Partisi Meclis grupu seçimleri hakkında Anadolu Ajansına veya radyoya aksi mümkün olan diğer bir kanaldan malûmat verilmiş olsaydı yayın­lanmaması için hiç bir sebep mevcut olmadığını belirtti.

"Soru sahibi Atıf Torjaloğlu kürsüye geldi. Yaptığı konuşmada Başveki­lin o nutkunun, millî birliğin sembolü olan Cumhuriyet bayramının ari­fesine tesadüf eden bir günde neşredilmemesi lâzım geldiği fikrini mü­dafaa etti. Bu nutukta kendi partisine hücum edildiğini söyledi. Sorusu­nun ikinci kısmı hakkında da, Meclis gruplarının Meclisin birer uzvu ^olduğunu sÖyliyerek bu gruplardaki seçimlerin bildirilmesi vazifesinin riyaset divanına düştüğü muhalefet ve iktidar grupları olarak Meclisin bir kül teşkil ettiği mütalâasında bulundu. Konuşmasında ayrıca, Mec­lise millet işleriyle meşgul olmak vazifesiyle gelindiğini, bu itibara sü­kûn içinde çalışmak, söylenilenleri sükûna dinlemek lâzım geldiğini söy­ledi. Hatip ayrıca Başvekil adına Vekillerden birinin cevap vermesi, ic tüzük bakımından mümkün olmakla .beraber sorusunun bizzat Başvekil tarafından cevaplandırılmasını tercih edeceğini ilâve etti.

Bunun üzerine Başvekil Adnan Menderes söz aldı ve şöyle dedi :

"Arkadaşımızın sözlerini zevkle dinledim. Ekseriyet grupuna öğüt teşkil edecek mahiyette sövlediği sözler için kendisine teşekkür ederim. Yalnız, bu teşekkürü eda ederken, ayni zamanda kendi öğütlerine herkesten ev­vel partisinin ve bizzat kendisinin riayet etmesi lüzumunu da hatırlat­mak isterim.

Başvekil, vaziyeti bir kere daha izah ederek sözlerini şöyle bitirdi ;

»Bu memlekette milî tesanüdü bozmamak uğrunda, mebusluğun icap et­tirdiği arkadaşlık dairesinde hareket etmek üzere muhalefet ve iktidar partilerinin birbirlerine karşı göstermeleri icabeden tesamühüh bütüm gereklerini yerine getirmek hususunda, kendileri bir adım atarlarsa,^ biz iki adım atarız. Fakat bizim bu yolda şimdiye kadar yaptığımız gayret­ler, zaafımıza hamledüdiği için bundan sonra bizden bir tek adım bekle­mesinler.»

Başvekilden sonra soru sahibi tekrar söz aldı. Başvekil Adnan Mendere-.sîn, millî vahdeti temsil eden günlerde parti mücadeleleri yapılmaması lâzım geleceği hakkındaki sözlerini takdirle karşıladığını belirtti.. Kendi partisinin basın organında 10 Kasım 1953 gününün millî matemini sarsa-cak her hangi bir yazı yazılmışsa Başvekilin bu husustaki teessürlerine iştirak edeceğini söyledi. Millî günlerde parti mücadeleleri safhalarının .radyodan aksettirilmiyeceği sözünü bir teminat olarak kabul edip ken­disine teşekkür ettiğini bildi. Bahis konusu gazetenin başvekilin Adana ve Mersin nutuklarını neşretmiş olduğunu da ifade etti.

Başvekil Adnan Menderes, bunun üzerine yeniden söz aldı ve muhale­fetin hükümet merkezindeki gazetesinin kendisinden bahsedip etmeme-:.sinin üzerinde bir dakika dahi durduğu bir mesele teşkil etmediğini, üzüntüsünün başka noktadan geldiğini, bu gazetenin bir kısım vatan­daşların hükümeti hükümet olarak tanımamakta ve fiilî bir hükümet olarak zorla kabul etmekte oldukları mânasını işrap etmek yolunu tut­tuğunu, böyle bir vaziyet karşısında ecnebilerin de bu memlekette fiilî bir hükümetin iş başında bulunduğu düşüncesine kapılmalarını isteme­diğini belirtti ve «ben kim olursam olayım, hakkiyle seçilen ve büyük ekseriyetin reyi ile iş başına gelen Demokrat Parti iktidarının Başvekili imevkiinde bulunduğum müddetçe beni Başvekil olarak tanımak mecbu­riyetindedirler d  dedi.

Başvekil Adnan Menderes, daha sonra, soru sahibinin tetkikine medar olsun diye Ankaradaki muhalefet organının başka bir makalesinden bah­setti ve dedi ki :

»Yalnız milletin matem günü o makaleyi yazmakla kalmadılar. Ertesi gün de başka bir makale neşrettiler ve «siz, Demokrat Parti iktidarı, o büyük ölünün arkasından nasıl yürüdünüz ?»  dediler.

Muhterem arkadaşlarım, acaba ne yapmalı idik? Biz o gün Türk mille­tinin en büyük evlâdının, en aziz çocuğunun mübarek nâsını vecd ve hu­şu içinde takip ettik. O,ne Halk Partili, ne de Demokrat Partilidir, o, ne "bizim malımız, ne de onların malıdır. O bütün Türk milletinin müşterek ve muazzez bir malıdır. Fakat bu tahrikçi insanlar, bu muazzez ölüyü toprağa verdiğimizin ertesi günü kalemlerine sarılıp böylesine ayırır: yazılar yazdılar.»

'Başvekil Adnan Menderes, bu noktada, ayni gazetenin 1950 senesinde çı-;kan başka bir makalesine de temas etti ve sözlerine devamla dedi ki:

İbretle okusunlar diye hatırlattığım bu makalede, Halk Partisi devri, biri Atatürk, diğeri de İsmet İnönü devri olarak ikiye ayrılmakta, Halk Partisinin seçimleri kaybetmesi sebebi olarak da Atatürk devri gösteril­mektedir. O başmakalenin muharriri, Atatürk devrini tasvir ederken, o devir idamlar devri, keyfî idare devri, İstiklâl Mahkemeleri devri idi. Olen kötü bir devirdi diyor. Ve işte Halk Partisi iktidarı bugün seçimleri kaybetmişse o devrin kötü idaresi yüzünden kaybetmiştir, neticesine va­rıyor. Atatürk devrinden sonra ise, o makaleye göre, İsmet Paşa devri, bir devri İsmet, bir devri dilâra açılmıştır.

Ulus gazetesinin, onların iktidarlarını dahi bu şekilde ikiye ayırdığım okusunlar da, hiç olmazsa o imzayı bugün dahi o sahifenin sütununu tez­yin eder bir taızda faaliyette bulunmaktan menetsinler.»

Başvekil Adnan Menderes, Atatürkün ne Halk Partisi, ne de Demokrat Parti, ne herhangi bir kimse veya zümrenin malı olmadığını, fakat bü­tün Türk milletinin medarı iftiharını teşkil ettiğini bir kere daha belirt­tikten ve vicdanları ne hiç bir yere, ne de partilere kiralamamak lâzım geldiğini kaydettikten sonra, Adana ve Mersinde söylediği nutukları tah­lil etti, bu nutuklardaki sözlerin yalnız bir avuç muhteris insanı hedeî tuttuğunu belirtti ve dedi ki :

«Halk Partilileri, şahsiyeti maneviye olarak, hiç bir zaman topyekûn it­ham etmiş değilimdir. Bugün de, Halk Partililerin manevî şahsiyetlerinin huzurunda tekrar ediyorum: Aralarında bir avuç insan, ihtiraslarına ka­pılarak,  bu partiyi kötü bir yola  götürmektedir.»

Başvekil Adnan Menderes müteakip konuşmasında. Adana veva Mersin nutkunun radyoda o gün yayınlanmasının soru sahibinin dediği şekilde-kanun karşısında bir suç olmadığını belirtti. Soru sahibinin beyanındaki başka bir noktayı da cevaplandırarak Demokrat Parti iktidarının, gir­mekten hazer edelim demlen yola girmemek, bilâkis memleket için çek daha iyi olan yollarda yürümek için teşebbüsü eline aldığını, fakat bu gayretlerinin hiç birisinin karsı tarafta makes bulmadığını, hattâ bu va­ziyette iktidara karşı yapılan hücumların daha da şiddetlendiğini, bunun bir zaaf telâkki edilip «biraz daha yüklenelim ve bunları çökertelim» den­diğini, bu gibi hareketler muvacehesinde hükümet reisi olarak Büyük Millet Meclisi huzurunda izahat verirken bu kötü yolda vürüme teşeb­büsünün .karşı taraftan geldiğini kaydeylediğini söyledi. Kendisinin hic bir zaman meydan okumak gibi bir vaziyete gitmediğini tasrih etti.

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra soru sahibinin başka bir ifa­desine de temasla dedi ki:

«Kendileri, hükümet var, Büyük Millet Meclisi var diyorlar. Faka tunutu-yorlar ki asıl hükümeti hükümet yapan, Büyük Millet Meclisini Büyük Millet Meclisi yapan ve1 bu memlekette vatandaş hak ve hürriyetlerine yer veren, sizlerin, Demokrat Partililerin,  bu memlekette tesis etmekte olduğunuz relim vardır. Bugün bu arkadaş,  burada ona güvenerek ko­nuşmaktadır.  Yoksa bunların hiç birini,  meselâ  1940  senesinde konuşa­mazdı. O zaman da hükümet vardı. Büyük Millet Meclisi vardı. Fakat o-zaman hükümet başka hükümet. Büyük Millet Meclisi büsbütün başka bir Meclis idi. Bizzat kendi sahadetleriyle, bu kürsüden kim kime ne ya­pabilir denilebilecek bir reiimin teessüs etmiş olmasını, en büyük maz­hariyet olarak telâkki etmekte ve bundan dolayı Demokrat Partiyi tebrik etmekteyim, arkadaşlar. Bugün, hakikaten hükümet vardır, Büyük Millet Meclisi vardır ve kimsenin kimseye yapacak hiç bir şeyi yoktur.

Kanun hâkimdir. Bu noktada muhterem arkadaşım Topaloğlu ile bera­berim. Bu rejimi getiren, bu Büyük Millet Meclisini, bu hükümeti kuran ve vatandaş hak ve hürriyetlerini kimsenin sarsamıyacağı şekilde, mu­arızlarımızın da büyük bir zafer teranesi olarak ilân etmesine medar ola­cak muhkem bir tarzda tarsin eden sizlersiniz, arkadaşlarım.

Başvekille soru sahibinin kısa bir konuşmalarından sonra günün dördün­cü ve son sözlü sorusuna geçildi.

Bu soru da ayni mebus tarafından verilmişti ve köy yollarına ayrılan 5O milyon liralık ödeneğin vilâyetlere ne suretle tevzi edildiğine ve sarfi­yatın kontrol edilip edilmediğine dairdi. Bu soruyu cevaplandıran Ba­yındırlık Vekili Kemal Zeytinoğlu, elli milyonluk tahsisatın Vekiller He­yetince tesbit edilen esaslar dahilinde vilâyetlere dağıtıldığını ve bu tev-zide, vilâyetlerin nüfusu, yüz ölçümü ve il yolu miktarları, durumu, ni­hayet sarfetme imkânlarının göz önüne alındığını söyledi. İzahatına de­vam eden Bayındırlık Vekili Karayolları Genel Müdürlüğü murakabe teşkilâtının vilâyetlerin il ve köy yolları üzerindeki, yapı ve bakım ça­lışmalarını yerlerinde murakabe ettiğini. Bayındırlık Vekâletinin bu yar­dım ödeneklerinin tamamen yerinde sarfedildiğine kani bulunduğunu, esasen bu Ödeneklerin tahsis yerinden başka bir hizmete sarfına kanunî" imkân mevcut olmadığını belirtti.

Müteakiben, 2624 sayılı kanun hükümlerine göre, istihdaf edilen orta. tahsil yardımcı öğretmenliklerinde geçen hizmetlerin, 5434 sayılı kanu­nun geçici 65 inci maddesinde bahsedilen «aylık ücretli sürekli vazifeler meyamnda bulunup bulunmadığının tefsirine dair Başvekâlet tezkeresi. ve geçici komisyonun raporu okundu.

Geçici komisyon bu hususta tefsire mahal olmadığı neticesine varmıştı..

Millî Eğitim komisyonu reisi Trabzon Mebusu Mustafa Reşit Tarakçıoğ-lunun konuşmasından sonra mevzuun Millî Eğitim komisyonuna  hava­lesi hakkında ayni mebus tarafından verilmiş olan takrir reye konuldu. ve kabul edildi.

Burdur Mebusu Mehmet Özbek'in, mühendislik ve mimarlık hakkındaki 3458 sayılı kanunun 9 uncu maddesinin değiştirilmesine dair kanun tek­lifi hakkındaki komisyon raporları okundu. Kanun teklifi devlet daire ve müesseseleriyle belediye hizmetlerinde bulunan yüksek mühendis, yüksek mimar,, mühendis, mimar ve fen memurlarının çalışma saatleri dışında, aslî vazifelerine halel gelmemek şartiyle, hususî işlerde çalışa­bilmelerini temin etmek gayesiyle hazırlanmış, alâkalı komisyonlar bu teklifi reddetmişlerdi. Teklifin reddi mahiyetindeki bu raporlar kabul edildi.

Reis, bundan sonra saat 17.07 de bugünkü toplantıya son verdi.

Büyük Millet Meclisi önümüzdeki pazartesi günü saat 15 te toplana­caktır bulunurlarsa bulunsunlar ve ne fikirde olurlarsa olsunlar, huzurunuzda. şükranla anacağız. O günden bugüne, partilerarası mücadelelerde olduğu kadar, parti içi" mücadelelerde de parlak imtihan vermiş olan Samsun Demokratlarını tebrik ederken, Demokrat Partinin memlekete neler getirmiş olduğunu da, gayet kısa olarak gözden geçirmek yerinde olur sanırım.

Aziz vatandaşlarım,

Takdir buyurursunuz ki Demokrat Partinin mücadelelerini muhalefette-olduğu zamana ait olmak üzere ve iktidarda bulunduğuna göre, iki saf­hada mütalâa etmek doğru olur. Bununla beraber vaziyeti iyice kavra­mak için Demokrat Partinin kurulmasından önce memlekette hâkim olan. şartları  da  hatırlamak ve  bugünkülerle  kıyaslamak  icabeder.   İşte     bu maksatla partimizin kurulmasına tekaddüm  eden günlere hâtıralarımızı, irca  edelim :

Bildiğiniz gibi o zaman memleket tek parti hâkimiyeti ve hattâ diyebili­riz ki tahakkümü altında idi. Muhalefet âdeta vatana hiyanetle tev'em. bir telâkkiye maruzdu. Hakikî mânasında demokrasiden, vatandaş hak ve-hürriyetlerinden bahsetmek mümkün değildi. Uzun yıllar böyle bir re­jimle memleketi idare etmekte olan zümre ise, yeni bir anlayışla harekete geçeceğe hiç benzemiyordu. Vaziyet biraz önce arzettiğim gibi çok tered­dütlü ve hattâ karanlık görünüyordu.

Partimizin kurulmasiyle çok partili bir hayat başlıyordu. Tek parti sis­temi nazarî olarak nihayet bulmuştu. Bununla beraber netice, rejimin tahakküm sistemine sıkı sıkıya bağlı bir iktidarın elinde en şiddetli bir-partizanlık idaresine istihale etmesinden ibaret kalmıştı.

Partimiz kurulduktan sonra, zamanın idaresi, evvelâ muhalefetin mak­bul bir meslek olmadığı hattâ vatana ihanete yakın bir şey olduğu telâk­kisini mümkün olduğu kadar memlekete yaymak ve bu suretle inkişafı­mızı önlemek için elinden geleni yaptı. Bundan başka nerede ocak aç­maya teşebbüs ettiysek bunların ekserisi defalarca kapatıldı. Arkadaş­larımız türlü tazyiklerle işlerinde ve maişetlerinde türlü müşküllere uğ­ratıldı.

Belediye seçimlerinin bütün yurtta yapılan umumî muhtar se­çimlerinin ne suretle cereyan ettiğini biliyorsunuz. 1946 milletvekili se­çimleri ise, o zamanki idarenin zihniyet hakkında kanaat edinmek için en şaşmaz bir delil ve asla unutulamaz bir hâdise teşkil eder.

Demokrat Parti hareketinin tazyiklerle bastırılabilecek bir hareket ol­madığı onlarca artık tahakkuk ettikten sonradır ki 12 Temmuz beyan­namesi ve diğer "bazı hareketlerle, bükemedikleri eli sıkar gibi gözük--mek ve böylece milletin infialini bir dereceye kadar azaltmak yoluna. gittiler ve ancak 1950 senesine yaklaşıldığı zamandır ki vaziyet bir dere­ceye kadar kabili tahammül bir hale geldi.

îşte kısaca partimizin muhalefet devresi tazyikler ve hattâ yer yer  iş­kencelerle, ciddî mücadeleler içinde geçti, ve 1950 de Türk milletinin De­mokrat  Partiye  büyük  teveccüh  ve muhabbet  gösterip  onu kahir bifr ekseriyetle iş başına getirmesiyle partimizin iktidardaki hayatı başladı..

Sevgili vatandaşlarım, o zamandanberi 3,5 sene geçmiştir. Büyük Millet. Meclisi olarak 3 4 aylık bir vazifemiz, iktidar oiarak da Mayısa kadar kısa bir müddetimiz kalmıştır. 4 senelik müddeti artık ikmal etmek üzere bulunuyoruz. Başardıklarımızı milletin önüne alnımızın akı ile serebi­lecek bir vaziyetteyiz.

Sevgili vatandaşlarım,

Muhalefette olsun iktidarda bulunsun partimizin muvaffak olup olma­dığını anlayabilmek için kuruluşundaki maksat ve gayelere göre hareket ^edip etmediğini tetkik etmek icabeder. Burada evvelâ partimizin dayan-«dığı zihinyetin ne olduğunu tesbit lüzumu kendisini gösterir. Bu zihni­yeti en kısa olarak siyasî sahada ise milletimizin çalışkanlığına ve ikti-rsadî zekâ ve dehâsına inanmak ve hususî teşebbüse en geniş imkânları -vermek taraftarı olarak tasvir ve ifade etmek mümkündür. Şimdi vazi-;yeti bu ölçüye göre mütalâa edelim :

Muhalefetteyken hürriyet dâvasını tahakkuk ettirmek vazifesini kema­liyle ifa etmiş ve nihayet 1950 de serbest secimle millet iradesinin tecel­lisini temin etmiş bulunan Demokrat Parti, 3,5 senelik iktidar devresin­de de hürriyet ve Demokrasi rejimini tahakkuk ettirmek vazifesini de "başarmış bulunmaktadır. Bunun en açık delilini, daha evvel söylediğim gibi partimiz kurulmadan önceki vaziyetle bugünkü şartların mukaye­sesinde bulabiliriz.

O zamanın hükümet baskısının yerine, şimdi demokratik hürriyetlerin gereği gibi tatbik sahası bulduğu, hangi partiye mensup olurlarsa olsun-"lar, vatandaşlar arasında devlet ve idare karşısında en küçük bir farkın 'bulunmadığı, bütün vatandaşların demokratik hürriyetlerin nimetlerinden faydalandıkları bir gelir mevcuttur. Bu itibarla bugünkü gelir ile o -günkü gelir arasındaki fark muazzamdır ve bu, partimizin esas inanışını teşkil eden hürriyetçi ve demokratik anlayışın zaferini ifade etmektedir.

"Bugün hükümetin partizan bir idare güttüğünü, vatandaşların mensup oldukları partilere göre ayrı muamelelere tâbi tutulduğunu iddia edebi­lecek vicdanlı tek bir vatandaşın çıkacağına ihtimal vermem, Şurada bu­lada pek nadir görünse dahi, bu gibi hareketleri öğrendiğimiz zaman eli­mizdeki bütün vasıtaları bunları önlemek için kullandığımızı ve kullan­makta da devam edeceğimizi birçok defa söylemiştim. Bugün de tekrar ediyorum, bu memlekette hiç bir vazife ve salâhiyet sahibi, hiçbir suret­le vatandaşlara, sen şu partidensin, diye ayrı muamele yapmak hakkına sahip değildir. Bundan başka bugün hic bir vatandaşın zihninde baskıya, "haksızlığa maruz kalabileceğine dair bir endişe yoktur. Hattâ aksine ola­rak hürriyetlerin suiistimali hâdisesi karsısında bulunduğumuz bile iddia olunabilir. Söz hürriyeti, basın hürriyeti vatandaşların şeref ve haysiyet­lerini tehdit edecek sınırlara kadar gelmiştir. Görülüyor ki vatandaşın "haksız bir tazyike maruz kalmaktan hic bir endişe ve korkusu mevcuft -olmadığına göre. demokratik nizamın bu memlekette hakkiyle teessüs -ettiğine hükmetmek lâzımgelir. İşte Demokrat Parti, siyasî sahada hür­riyetçi vazifesini tam bir surette yapmış bulunmaktadır. Bunun aksini iddia etmek, Türk milletinin iz'anı ile de alay etmek olur.

"İktisadî anlayışımıza gelince, bu, biraz önce kısaca söylediğim gibi hu­susî teşbbüse ve milletimizin her sahada çalışkanlığına ve iktisadî zekâ ve dehâsına inanarak onun çalışmalarını engelliven bütün mânileri ortadan kaldırmak ve ona bütün istihsal sahalarında yardım etmek esas­larına dayanır.  Bu görüş ve inanışın tatbikatı neticesinde elde  edilen büyük inkişafı inkâra imkân yoktur. Memleketimizdeki iktisadî cihazlan-ma ve her sahadaki iktisadî kalkınma, ve bunun neticesi her sahada iş ve istihsal hacminin artışı, yalnız memleketimizde değil, dünyanın baş­ka memleketlerinde de misli görülmemiş bir hızla    devam etmektedir.

Her sahada, ziraatte,  ticarette,  sanayide,  bayındırlık işlerinde,  nakliye­cilikte ve bankacılıkta görülen inkişaflar, vatandaşlarımızın bugün mai­şetlerinde rahatça nefes alabilmelerini ve nisbî bir refaha kavuşmalarını temin eden âmiller olmuştur. Bütün bunların delillerini, hesaplarını ve rakamlarını muhtelif vesilelerle  ve  çeşiti    fırsatlarla    muhterem  Türk -umumî efkârına arzetmis bulunuyorum.  Bugün şu kadarını söylemekle iktifa edeyim ki, bir milyar 300 milyon lira civarında ele aldığımız devL let  bütçesi,  ehemmiyetli  vergi indirmelerine  rağmen, bu  yıl  içinde  2,5 -milyar lira civarında ve işin en mühim tarafı denk bütçe olarak tanzim edilmektedir. Bütçeyi misal olarak gösterişimin sebebi, bütçenin her sa­hadaki faaliyetlerin ve bu faaliyetlerden alman neticenin muhassılasını 'teşkil etmektedir. Devlet gelirlerindeki artış temposunun nasıl hızlanmış olduğunu gösterebilmek için şunu söyliyeyim :

Eski iktidarın son üç senesi içinde gelirlerimiz ancak 31 milyon liralık bir artış kaydetmiştir. Halbuki bu seneki Ekim ayının bir sene evvelkine nazaran gelir artışı 39 milyon liradır.

"Devlet bütçesinin yanında, bütün belediyelerin bütçesi de vasatı olarak "bir misli artmıştır. Gerek umumî bütçedeki, gerek belediyeler bütçele­rindeki bu artış, idarenin millete hizmette bir misli daha kuvvet kazan­mış olması demektir. Bu, Türk milletinin en parlak bir istikbale namzet -olduğunun şaşmaz bir delilidir.

Aziz vatandaşlarım,

Görüyorsunuz ki siyasî sahada olduğu kadar iktisdaadî sahalarda, muha­lefette olduğu kadar iktidarda da, partimiz, kuruluşuna esas olan zihni­yete göre parlak surette muvaffak olmuştur. Bunda şüphe yoktur, bu muvaffakiyetin diğ'er sahalardaki tecellilerine de kısaca işaret etmek isterim.

Meselâ asayişi ele alalım: memleket asayişinin, eskiye nazaran ve demok­ratik tatbikata rağmen çok iyi bir halde olduğunu ve medenî memleket-"lerce bile gıpta edilecek bir mükemmeliyete doğru süratle ilerlediğini arzedebilinm. Manevî huzurun ve asayişin temini hususunda da gerek­liği zamanlar lüzumlu tedbirlerin alınacağında hiç şüphe yoktur. Ancak şurası da muhakkaktır ki bütün bu tedbirlerimiz demokratik hürriyet­lerin korunması esasına dayanacaktır.

"Dış siyasetimize ve dıs emniyetimize gelince, kuvvetli bir îc bünyeye sa­hip olan ve her sahada kuvvet ve kudreti artmakta bulunan Türkiye bu sahalarda da emsalsiz muvaffakiyetler elde etmiştir.

'Türkiye bugün dünya siyasetinin ortasmdadır. Dünya emniyetinin ku­rulmasını gaye tutan en büyük teşekkülün içinde mühim bir uzuv ola­rak vazife görmektedir. Bugün, demokratik ve hürriyeti seven memle­ketler ailesi içinde, onların maruz bulundukları tehlikelerden daha fazla bir tehlike ile karşı karşıya bulunmamaktayız. Dostluklarımıza, taahhüt­lerimize, hürriyet ve sulh ideallerine bağlı olmamız ve takip etmekte ol­duğumuz politikanın her adımda bu hakikatleri teyit eder bir mahiyette-tecelli  etmesi memleketimizin dış politikasına bugünkü  müstesna man­zarayı vermektedir.

Millî savunmamıza gelince, ordumuz her an kuvvetlenmektedir. 1950 de­ki orduya nazaran bugünkü ordumuz çok daha kuvvetlidir. Zaten iktisadî kalkınma gayretlerimizin ve bu kalkınmayı bir an evvel tahakkuk ettir­mek arzumuzun iki gayesinden bir tanesi, halkımızı lâyık olduğu hayat-seviyesine ulaştırmak ise, diğeri de,  dış siyasetimizin ve  emniyetimizin.-en mühim temelini teşkil eden ordumuzu memleket hudutlarını müda­faaya muktedir bîr şekilde ayakta tutmak ve her gün biraz daha kuv*-vetlendirmektir. Dış itibarimizin bir temeli dürüst dış politikamız ise di­ğer temeli de bu kuvvetli ordumuzdur.

Muhterem vatandaşlarım,

Görüyorsunuz  ki,  Demokrat  Partiye  girmekle  ve  Türk  milletine  karşi-taahhütler alarak siyasî mücadeleye girişmekle veya reyinizi Demokrat -Partiye  vermiş  olmakla  bugün  büyük  milletimiz  huzurunda başlarınız eğik bir vaziyette değilsiniz. Demokrat Partiyi ilk kuran vilâyetin halkı olarak Samsunlular, sizler de, bu müstesna muvaffakiyetlerin şerefinde-büyük bir payınız olmakla övünebilirsiniz.

Aziz Samsunlular,

Bugün huzurunuzda memleketimizin en parlak bir istikbale ve ikbale ka­pılarını açmış bir durumda bulunduğunu mesul bir insan olarak sizlere* tebşir edebilirim. Bu mesut manzara karşısında biz büyük bir nikbinlik: içindeyiz- Kötü ve kısır kavgaları ve çekişmeleri bir tarafa bırakmak lâ­zımdır. İhtirasları ne kadar şiddetli olursa olsun bizim müsbet eserleri­mizi iktidarları zamanında yapamamış olmanın hicranı ve iktidardan uzaklaşmanın infial ve ıstırabı ne derecelerde acı tesirler yapmış bulu­nursa bulunsun, bütün bunları susturup unutarak, iktidar ve muhalefet olarak vatan hizmetinde birleşmemiz ve bugünün ve yarının hür, mesut ve müreffeh Türkiyesinin inşasında hisselerimize sahip çıkmamız en doğ­ru hareket olur.»

Başvekil    Adnan    Menderesin    D. P.    Trabzon    Vilâyet    kongresindeki-konuşması:

25 Kasım 1953

 Trabzon :

Başvekil Adnan Menderes dün Demokrat Parti Trabzon vilâyet kongre­sinde yaptığı konuşmaya gösterilen muhabbet ve teveccühe bir kere da­ha teşekkür ederek başlamış sona ermek üzere bulunan kongrenin üze­rinde çok müsbet bir intiba bırakmış olduğunun, müzakerelerin memle­ket meselelerinin ne derece derinden kavranmış olduğunun ve partililer-

arasında tesanüdün ne kadar kuvvetli bulunduğunun tecellisine yeni bir vesile daha teşkil ettiğini belirtmiş ve sözlerine devamla demiştir ki:

«Dilekler faslında oldukça yüklü listelerle ikarşımıza geldiniz, bunları "büyük bir ferahlıkla karşıladık, çünkü bunların içinde yerine getiremi-yeceğimiz dilek yoktur. Bazı delege arkadaşlar isteklerden bahsederler­ken eski bir alışkanlıkla hep memleket dertleri diye konuştular. Halbuki bugün artık memleket dertlerinden değil olsa olsa karşılanması geri kal­mış ihtiyaçlardan bahsedilebilir. Memleketin imkânları seneden seneye hendesî nisbetlerle artmaktadır. Bunların giderilmesi de güç şeyler ol-mıyacaktır. Eğer önümüzdeki devrede iktidarda kalırsak, Demokrat Par­tinin Millet islerini alışta getirdiği yeni zihniyetin tatbik sahasında kay­dedeceği neticelerle memleketimizin kısa bir zamanda tanmmıyacak de­recede ilerlemiş olduğunu müşahede etmekle hep birlikte bahtiyar ola­cağız.»

Başvekil bu mevzuda misaller vermiştir :

«İktidara geldiğimiz zaman bu memlekette dört yüz elli bin ton istihsal Yapabilen yalnız dört çimento fabrikası vardı. Bugün bir milyon yirmi beş bin ton istihsal edebilecek bir duruma geldik, inşaları bitmek üzere olanlarla bir milyon iki yüz bin tona yaklaşacağız. Bunlarla da asla iktifa etmiyoruz. Bir tanesi Trabzonda olmak üzere yeniden yirmi fabrikanın "ihalesini birden yapmak üzereyiz. Sizlere diğer bir misal :

İktidara geldiğimiz zaman dört seker fabrikası vardı. En mühimmi eski iktidarın son dört senesi içinde bir tek şeker fabrikası dahi yapılmamış­tır. Halbuki bugün on dört yeni şeker fabrikası kurulmaktadır. Bunlar­dan bir tanesi istihsale başlamış, bir kısmı inşa halindedir. Bir kaçının da ihalesi yapılmak üzeredir.  Dokuma sanayiinde istihsalimiz ise,  1950 yı­lındaki iki yüz altmış bin iğden hâlen işlemeye başlamış olanlarla    bir misli fazlasına çıkmıştır.  Bugün  inşa halinde bulunan fabrikaların bit­mesi üzerine iğ adedi yedi yüz bini tecavüz edecektir. Yünlü dokumada­ki artışa gelince, yedi mislidir. Sanayiimizdeki umumî inkişaf yüzde yüz "kabul olunabilir. Toprak altı servetlerimizin isletilmesi     mevzuunda da -çok mühim terakkiler kaydetmiş bulunuyoruz. Maden istihsalimiz yüzde vüz artmıştır. Ziraî sahada da istihsal artışına gelince: Hububat istihsa-"h'ndeki tezayüt 1950 yılında yedi milyon yedi yüz bin tona mukabil bu­gün, on dört milyona yaklaşmak suretiyle hemen    hemen bir    misline yakındır.

"Pamuk ve yağlı tohum vesair ziraat mahsulleri istihsalinde de, artışların nisbeti çok mühimdir. Önümüzdeki dört sene içinde hububat istihsalimizi yirmi milyon  tonun üstüne çıkaracağımız muhakkaktır.

"Bu memleket artık Kurunu Vüstada imiş gibi zaman, zaman kıtlık teh­likelerine maruz bulunmıvacaktır. Bunu Karadeniz vilâyetlerimizde söy­lemekle apayrı bir ferahlık duymaktayım. Bu bölgede bir mısır meselesi,

"Karadenizin bir yiyecek meselesi ve bunun yarattığı endişeler,  bundan

sonra maziye ait acı hâtıralar olarak kalacaktır.»

"Başvekil memleketin muhtelif sahalarına istisnasız bütün istihsal ve iş -şubelerine şâmil bulunan ilerlemeler hakkında daha birçok misaller verdikten, ziraatte, ticarette, bankacılıkta, sanayide, bayındırlıkta, .nakliyer »ellikte, hülâsa bütün istihsal ve iş sahalarında artış ve gelişmelerin hayret edilecek bir hızla devam ettiğini söyledikten sonra demiştir ki:

«Bize yalnız çiftçiyi ve köylüyü düşünüyor, şehirliye, kasabalıya ehem­miyet vermiyor, diyorlar. Bunu çok açık söyleyemeseler biîe kasaba ve--şehirler halkımıza duyurmak için gayret sarf ediyorlar. Bu suretle şehi_-cilik ve köylülük tezadı yaratmakta olduklarının acaba farkına varmı­yorlar mı? Fakat hakikatte Demokrat Parti iktidarı için topyekûn mem­leket kalkınması bahis mevzuudur. Esasen yalnız bir istihsal şubesinde artışı temin etmenin memleket kalkınmasını sağlamaya kâfi gelmiyeceği aşikârdır. Biz ilerletici hamlelerimizi, bütün istihsal şubelerinde kalkın­mak, birbirine yardımcı olmak ve tam bir ahenk içinde bulunmak üzere yapmaktayız. Ne köylüyü, ne kasabalıyı, ne de şehirliyi ve bunların için­den her hangi muayyen bir zümreyi yalnız başına ele alan ve her hangi bir istihsal zümresini diğerine tercih eden bir politikanın içinde değiliz. Memlekette üç buçuk sene gibi çok kısa bir zamanda süratli bir iktisadî kalkınmanın tahakkuk etmiş olması da böyle umumî bir kavrayışa ve bü­tün istihsal şubeleri arasında ahenkli bir nisbet ve münasebetin mevcu­diyetine büyük ehemmiyet veren bir görüşe ;dayanan tedbirlerin alınmış ve alınmakta bulunduğunun en kat'î delilini teşkil eder.

Nüfusumuzun hemen, hemen yüzde seksenini teşkil eden Anadolu köylü. ve  çiftçisinin  süratle  kalkınmasından kasabalının  ve  şehirlinin  de isti­fade edeceğiden şüphe yoktur. Bu böyle olmakla beraber biz vatandaş­larımızın hepsinin ihtiyaçlarını ayrı, ayrı gözönünde tutmakta ve ele al­maktayız. Bunlar arasında maaş ve ücret sahipleri vardır. Bu sınıf va­tandaşlarımız içinde umumî konjonktüre tâbi olmayıp ta aylıklarını dev letten  alanlar mevcuttur.  Değişmez gelirli vatandaşlarımızın kazançla­rını son senelerde hayat şartlarının süratle artması karşısında devlet me­murlarının maaş ve ücretleri sabit kalmıştır. Devlete vefalı, vatanperver ve vazifesini bilir devlet memurlarının maaş durumlarında umumî ka­zanç seviyesine göre ayarlamak ve memurları maddî bakımdan da lâyık, oldukları hattâ diyebilirim ki haysiyetli seviyeye eriştirmek böylece on­ların devlete daha da yararlı ve verimli bir hale gelmelerini tahakkuk et­tirmek yolundayız. Memur bareminde esaslı değişiklikler yapan ve ma­aşlarda esaslı artışlar sağlıyan kanun tasarısı önümüzdeki günlerde Bü­yük Millet Meclisine sevkedilmek üzeredir. Bu, hattâ biraz gecikmiştir bile, fakat kaynaklarımızın  gelişmesini beklemeyi    zarurî    görüyorduk..

Şimdi ise Büyük Millet Meclisi kabul ettiği takdirde devletin iktisadî ve malî kudreti bu sahada yeni fedakârlıklar yapabilecek bir genişliğe eriş­miş bulunuyor. Kaynaklarımızın gelişmesini beklemek zaruretinde idik dedim, filhakika vazifeye başladığımız zaman ilk seneler içinde bütün, gayretlerimizi iktisadî kaynaklarımızın harekete getirilmesine hasretme­nin zaruretine inanarak işe başladık.

Başvekil Adnan Menderes,, bundan sonra bu politikanın memnuniyete şayan neticelerinden birisi olarak bütçenin üç buçuk senede iki misline-yakın bir artış kaydetmesini kabul lâzım geldiğini, bütçenin ayrıca denk olarak tanziminin mümkün olabilmesinin ise, bu memnunluğu bir kat daha arttıracak bir hâdise teşkil ettiğini, işte bu sayede simdi başka sa­halarda  çalışma imkânlarının elde  edilmiş bulunduğunu söylemiştir. Başvekil iktisadî ve malî imkânlarımızın genişetilmesi ve kaynaklarımı­zın harekete getirilmesi politikasının bir tatbik şeklinin de iktidara gelindiği zaman iktisadî bünyeye zararlı vergileri indirmek ve iktisadî gaye­lere doğrudan doğruya müteveccih bulunmıyan masrafların kısılması ol­duğuna işaret ederek doksan beş milyonluk Ankara Tıp Fakültesi, altmış milyonluk Maltepe sigara fabrikası, Büyük Millet Meclisi binasının elli milyonluk inşaat bakiyesinin kaldırılması, velhası bütün gayri iktisadî mevzulara sarfiyatın durdurulması ve malî imkânlarımızın ancak verimli sahalarda iktisadî yatırımlara tevcih edilmiş olduğunu hatırlatmıştır.

Başvekil devamla demiştir ki :

«Eğer Halk Partisi iktidarda kalmış olsaydı işler o zamanki haliyle de­vam edecek ve şimdiye kadar okluğu gibi bugünkü kalkınmadan eser bulunmıyacaktı. Buna mukabil zannolunacaktı ki memleketimiz geri kal­mış bir memlekettir. Kaderi budur. Ve bunlar yavaş, yavaş olur. Fakat büyük milletimiz memleket işlerini bizzat kendi eline alınca memleke­tin kaderi değişmiştir. Filhakika yeni iktidarın başardıkları, bu memle­kette üç buçuk sene gibi çok kısa bir zamanda dahi neler yapılabileceğini artık açıkça gösteriyor. Bu vaziyet karşısında bir mesele ortaya çıkıyor. Halk Partisinden bu yapılabilecek işleri niçin yapmadıklarının, bu mil­letin hayatına ve bekasına mal olabilecek çok kıymetli zamanları nasıl beyhude yere harcamış olduklarının hesabını sormak lâzım gelir. Yani Halk Partisi demin bir arkadaşın dediği gibi yalnız 1946 seçimlerinde yaptığı kanunsuzlukların ve tadillerin hesabını değil, fakat memleket nefine yapmak mümkün olduğu halde yapmadıklarının da hesabını ver­mek mecburiyetindedir.

Başvekil Adnan Menderes, bir avuç muhteris insanın bugün politika pi­yasasında dolaştırdığı kıymetsiz sözlerin tıpkı Kore kararı etrafında se­nelerce süren gürültüler ve son derecede tehlikeli propagandalar gibi unutulup gideceğini, fakat iktisadî cihazlanmanm erişilen istihsal seviye­sinin bunun doğuracağı refahın ve memleketin müdafaa imkânlarını son derece kuvvetlendirmesi gibi mesut neticelerin baki kalacağını kaydet­miş ve işte Demokrat Parti memleketin refah ve saadetinin emniyet ve selâmetinin nigehbanı olarak böyle verimli bir yolda yürümektedir. Var­sınlar onlar günlük tehlikeli ve zehirli propagandalardan gıda almakta devam etsinler demiştir. Başvekil Adnan Menderes bundan sonra Halk Partililere şöyle hitap etmiştir :

Trabzona girerken bizi karşılamak lûtfunda bulundunuz. Ayrıca ziyare­time geldiniz, sizlere müteşekkirim. Memleketimizdeki Demokratik te­lâkkinin Trabzonda böyle bir anlayış yaratmış olması beni ayrıca bah­tiyar etti. Sizleri ziyarete gittiğim zamanda beni bir kardeşiniz gibi kar­şıladınız. Başvekil bütün hazır bulunanlara hitapla sözlerine şöyle devam etmiştir :

Eğer bu ziyaretim esnasında orada bulunaydınız, iki parti mensuplarının ayni milletin çocukları olduklarını kavramış olmanın çok güzel bir lev­hasını benimle beraber siz de görmüş olurdunuz. Bunda gayri tabiî bir Şey görülmemek icabeder. Fakat bundan bahsedişim merkezde bazı un­surların taşra teşkilâtı üzerindeki baskılarına işaret ederek işte bu bas­kının altında olmalarına rağmen Halk Partili arkadaşlarımın bu gibi gü­zel hareketlerde bulunabilmeleridir ki, bunu bahsedilmeye değer bir hâ­dise haline getiriyor. Bu fikrimi biraz izah edeyim: Biraz evvel Ankaraîkan telefonla basın hülâsalarını bildirirlerken bu sabah çıkan Ulus gaze-

tesinde Trabzonda Halk Partisinin bir beyanname neşretmiş olduğunu, "bu beyannamede dün akşamki konuşmaya cevap verildiğini ve bu nut­kumda bahsettiğim bir avuç muhteris kelimesinin protesto edildiği ha­ber verilmekte olduğunu öğrendim. Meseleyi tahkik ettim ve öğrendim ki ancak bugün akşama doğru burada çıkan bir gazetede böyle bir yazı vardır. Dün gece yarısı matbaaya verilen Ulus gazetesinin ertesi gün ak­şam çıkacak bir yazıyı bir gece ve bir gün evvel haber vermekte ve yay­makta olması dikkate şayan değil midir? Halk Partili arkadaşlarıma o beyannamede dahi kullandıkları nezih lisandan dolayı teşekkür ederker ayrıca şunu da belirtmek isterim ki dün bir kaç politikacı işleri karıştır­maya ve partileri birbirine düşman etmeye çalışıyor demiştim. Bunda ne kadar haklı imişim.»

Başvekil bu mevzuda sözlerine şöyle devam etmiştir :

«Bir partinin hattâ bir hizbin menfaatlerini memleket menfaatlerinin fevkinde tutan insanlar ne kadar çalışırlarsa çalışsın vatan aşkı ve aklı selimi bu kadar kuvvetli olan bir milleti yolundan şaşırtmazlar.

Demokrat Partili arkadaşlarımdan çok rica ederim, Halk Partisi tesk:-iâtmdaki kardeşlerine karşı hiçbir infial duymasınlar, partililer birbir­lerine karşı arkadaşça ve kardeşçe muamele etsinler ve bıraksınlar mer-kezdekiler birbirleriyle kavga etsin. Bu da girmiş olduğumuz demokratik hayatta geçici bir safhadır. Merkezdeki politikacıların ve gayretkeşlerin de bir gün hidayete erişecekleri muhakkaktır. Onlarda politikanın h' kikatleri inkâr etmek demek olmadığını, demokrasinin vüksek memleket menfaatlerine mutlaka riayet şartiyle kurulabileceğini her halde anlı-yacaklardır. Memleketi itidalsiz politikacıların şerrinden koruyacak olan sizlersiniz. Hakikatleri onların da süratle anlamalarına siz yardım edebi­lirsiniz. Hangi partiye mensup olursanız olunuz, sizler burada aranızda vatandaşlığa yakışır bir samimiyet içinde yaşadığınız takdirde demokra­tik hayatımızda bu intikal devresinin de süratle atlatılacağma şüphe v ok tur.

Yalnız ağır yürü­düğü bir saha varsa o da, rejime daha istikrarlı bir istikamet vermek için ya-Tjüması icap eien şeylerin geciktiril­miş bulunmasıdır. Mamafih artık devr Te sonundayız. Önümüzdeki seçimler­den sonra anayasa mevzuu da halle­dilecek olursa, genç demokrasimiz da-"ha teminatlı bir esasa bağlanmış olur.

Bu yurdun havasını teneffüs eden ve nimetlerinden fayda gören her iyi yü­rekli insanın istiyeceği şey ancak memleket hayrına ve lehine yapılacak işlerdir.

Bizim başlıca temennilerimizden biri­si de bu güzel memleketin toprakları üzerinde kader birliği halinde yaşa­yan ve ayni kanı taşıyan millet çocuk­larının birbirine husumet ve kin bes­lemeden kendi siyasî kanaatlerinin hürriyeti içinde müşterek ve büyük dâvalarda anlayış göstermelerini ve birlik olmalarını görmektir. Çünkü ten­kit ve murakabe vazifesiyle sorumlu olan muhalefetin gayesi de iktidarın memlekete iyi hizmetlerde bulunması­nı temindir. Şu halde maksat birdir ve gaye müşterektir. Biraz karşılıklı mü­samaha ve fedakârlık bütün müşkül görünen şeylerin kolaylıkla halledil­mesine kâfidir. Dileriz ki, bu önümüz­deki seçim yılında bu hisler hâkim olur ve gerek Meclis mesaisi ve gerekse umumî seçimler memleket çocukları­nın kardeşlik duyguları içinde ferahlı ve istikbal için ümitli bir siyasî hava ile geçmesi imkânlarını sağlar.

Cahil bir âlîm

Yazan:  Hüseyin Cahit  YALÇIN

5/11/1953 tarihli «Ulus» Ankara'­dan :

İngiliz Telgraf Ajansı Observer dergi­sinde çıkan bir makalenin hülâsasını bildirdi. Bu ciddî ve meşhur dergiye bu makaleyi yazan zat tanınmış tarih profesörlerinden Toynbee'dir ve maka­le Türk inkılâbına taallûk etmektedir. Meşhur tarihçi bilhassa Atatürkün ba­şarılarına temas ederek muvaffakiyetlerini belirtmekle kalmamış, 1950 se­çimlerini de bahis mevzuu etmiş ve bu seçimler hakkında şu mütalâada bu­lunmuştur:

Bu seçimler yalnız Türkiye demokra­sisi için değil, bütün dünya demokra­sisi için de bir zafer teşkil eder.»

Bütün dünyaca şöhret almış bir tarih profesörünün Türkiye realitesinden bu kadar cahil bulunacağını doğrusu ak­lımızdan bile geçirmezdik. O Atatürk inkılâbının muvaffakiyetlerinden ve Türkiyede yarattığı mucizeden bahse­diyor. Halbuki 27 senedenberi bu mem­lekette hiçbir şey yapılmamış olduğu­nu bilmiyor. Atatürk devrinde keyfî hareketlerle Serbest Fırka kapatılmış ve devlet parası çalınıp çırpılmıştır. Bunu hükümet başkanı sıfatını da üs­tünde taşıyan Demokrat Parti Başkanı Adnan Menderes en büyük bir salâhi­yetle son günlerde haykıra haykıra bü­tün cihana ilân etmedi mi? Demokratlar kendilerinin yolsuzlukla­rı hakkında yapılan en masum tenkit­leri bile ecnebi memleketlerde Türki-yenin şeref ve haysiyetine bir darbe telâkki edecek ve hemen şikâyete kal­kacak kadar millî şeref ve haysiyet meselesinde hassas davrandıkları ma­lûm olduğuna göre şimdi başkanlar: ağzİyle Atatürk zamanını bir istibdat ve çalıp çırpma devri gibi tasvirden çekinmemeleri için elbette çok ciddî delillere istinat etmiş olmaları iktiza eder. Onun içindir ki İngiliz tarih âli­mi yeni Türkiyeyi anlamak hususun­da Adnan Menderesten çok ders alma­ğa muhtaç bir cahilden başka şey değildir  demek  zaruretindeyiz.

Menderesin sözlerini bir patolojik ha­reket diye telâkki ve tefsir etmeden bu i«in içinden çıkmağa imkân yoktur. Fakat sonradan, böyls1 marazı bir isti­dat ve maluliyet ile hükümet başında nasıl bulunabileceğini izah lüzumu hâ­sıl olur ki buna bir kulp bulmak bizim için çok zordur. ingiliz tarih âliminin cehaleti yalnız Atatürk devrine Ye icraatına b;r kıy­met atfetmesinde değil 1950 seçimleri­ni bütün dünya demokrasilerinin bir zaferi olarak takdir etmesinde de ken­disini gösteriyor. 1950 seçimleri İsmet İnönÜnün   liderliği  altında yürüyen Halk Partisinin eseridir. O Seçim Ka­nununu Halk Partisi yapmıştır. Seçim­lerin dürüstlüğü Halk Partisi hüküme­tinin eseridir. Seçimlerde kendisini gös­teren millî iradeye hürmet ederek dik­tatörce bir nüfuzu terkeden ve demok­ratik bir rejim muhalefetinin başında vekar ve ciddiyetle vatanî vazifesini görmeğe başlıyan zat da İsmet İnönü-dür. Hiç böyle bir şey bütün dünya demokrasileri için bir zafer diye tak­dir edilebilir mi? O cahil İngiliz âli­mi bilmiyor mu ki Demokrat Partinin ilk işi İsmet İnönünün resimlerini par­çalamak, heykellerinin boynuna ipler takarak yerlerde sürüklemek olmuş­tur?. Tarihçilik dâvasiyle ortaya çık­mış o cahil adam bilmiyor ki İsmet İnönü devrini demokrat iktidar tarih kitaplarından silip çıkarmıştır? O ca­hil adam işitmedi mi ki Demokrat Par­ti şefleri İsmet înönünün memleketten sürülüp çıkarılmasını, hattâ idam edil­mesini istemişlerdir? O cahil adam duymadı mı ki İsmet İnönüyü Balıke-sire sokmamak için silâhlı demokrat mebusların komutanlığı altındaki va­tansever çeteleri kahramanca kükredi-îer? O cahil adamın haberi yok mu ki İsmet İnönü hadsiz hesapsız neşriyat ile çamurlara bulandıktan başka oğlu da tedarik edilen yalancı şahitlere da­yanılmak suretiyle mahkemelerde sü­rüklendirildi ve bütün bir aile aylarca manevî bir işkenceye tâbi tutuldu?

İngiliz tarih âlimi haydi bunların hep­sinden habersiz kalmış olsun. Başba­kan hazretlerinin son beyanatına da hiç bir kıymet vermiyor mu? Görmü­yor mu ki Türkiyede demokrasi yürü­yüşü yoktur ve demokrat yaftasının altında Türkiyede bir ihtilâl rejimi hü­küm sürmektedir? Bunu biz söylersek belki "kastı mahsus» lariyle hareket eden, tahrik yapan, hükümeti lekele­mek ve cihan efkârı önümde Türkiye-yi küçük düşürmek istiyen bir gara-kâr mevkiine düşebiliriz. Halbuki biz­zat Adnan Menderes haykırıyor ve Türkiyede bir ihtilâl hükümeti bulun­duğunu şu kaim kafalarımıza sokmak istiyor?

Kıssadan hisse :

Eğer tarih İsmet İnönünün arkasından söylenen sözleri Adnan Menderesin ar­kasından da söyliy.ebilirse hu, memleket için, hakikî bir bahtiyarlık olur. Menderes lâfı bıraksın da bunu düşün­sün.

Atatürk Ebedî Yurdunda Yazan: Habib Edib-TÖrehan

11/11/1953 tarihli «Yeni İstanbul.»

İstanbuldan:

Dün huşu, ihtiram ve derin hüznümü­zü yenemiyerek saklıyamadığımız göz yaşları içinde ebedî yurduna tevdi et­tiğimiz Büyük Atatürk, dünyada az in­sana nasip olan ve bir fâninin görebi­leceği en büyük mertebeye, millete1 ebedî bir ruh bayrağı olmak mertebe­sine kavuştu.

Bu büyük adam mucizeler yarattı ve bu milleti çöker gibi göründüğü yer­den alarak yükseltmeye muvaffak ol­duğu halde kibir ve gururunu hiç gös­termemiş ve daima milletin takdirine ehemmiyet vermişti.

Dün yirmi üç milyonu aşan Türk Mil­leti tek kanla çarpan bir kalb gibi. onun heyecanını yaşadı, Türk Milleti­nin bugünkü şerefli mevkiine gıpta ile-bakan esir milletler radyolarımızdan aldıkları haberlerle şüphesiz ki ona karşı hasret ve heyecan duydular.

Aramızdan ayrılışının on beşinci se­nesini yaşadığımız Atatürk devrinin bu parçası muhakkak ki3 Türk Milleti için bir çok yükseliş eserleri ile doludur. Türk Milleti Atatürkün sulh ve sükûn vasiyetine dayanarak İkinci Dünya Harbinden uzak kaldı. Türk Milleti İkinci Dünya Harbinden sonra Avrupa ve Amerika'nın demok­rasilerine daha çok yaklaşmak ve on­larla işbirliği yapmak imkânlarını bul­du.

Türk Milleti yeni bir hayata girdi,-memleketin istihsal kaynaklarını art­tırdı ve memlekette umumî bir refahın belirtileri görülmeğe başladı.

Bütün bu feyiz ve ikbalin başlangıcı Atatürktür. O, Türklere verdiği öğüt­lerle milletin her şeye lâyık olduğunu tekrar etti. Yalnız tarihe göre değil, insan hayatına göre bile çok az bir za­man olan otuz senelik cumhuriyet dev-

Timizde akıllara hayret veren değişik­likler, ilerlemeler husule gelmiştir.

73iz irinde yaşadığımız bu hayatı bel­ki bütün dallanışları ve genişliği ile göremiyor ve mukayeseler yapamıyo­ruz. Fakat uzaktan memleketimizi tet­kik eden dost ve hattâ düşmanlarımız gelişmemizi hayranlıkla karşılamakta ve Türk Milletinin ilerlemesini bir mu­cize saymaktadırlar.

Bütün Türklerin ve Türklerle beraber ilerlemeye susamış milletlerin en bü­yük bir önderi olan Atatürkün ruhu şimdi ebedî istirahatgâhında onun öz­lediği .emellerin ne kadar çabuk bir zaman içinde tahakkuk ettiğini gör­dükçe şadolacak ve Atasının sözün­den çıkmamaya and içmiş olan Türk Milleti her gün biraz daha fazla emek sarfederek ona lâyık evlât olduğunu ispata çalışacaktır.

Anıt-Kabirde topraklar

Yazan: Ercümend E. TALU

11/11/1953 tarihli «Son Posta» İs-ianbuldan:

Dündenberi," vatanın büyük kurtarıcısı ve Cumhuriyetin kurucusu Atatürk, milletinin ona lâyik görüp yaptırttığı Anıt - Kabirde ebedî uykusuna yat-jnış bulunuyor.

Artık geçici değil ,fak&t daimî olarak bu kabrin zemini, yurdun her buca­ğından getirilen topraklarla döşelidir. Bunların arasına en son, Korede, Tür-jkün asil kanı ile sulanmış toprak da karıştı. Anafartalar ve Dumlupmar kahramanına bu, o kahramanlığa U-zak Doğuda devam edenlerin kıymetli Toir armağanıdır. Atatürkün naşı . 'bu toprakların üstünde istirahat ederken, .mübarek ruhunun da ne mertebe şâd olacağını kolaylıkla tahmin edebiliriz.

Fakat Kore toprağı, yurt dışından ge­tirilmiş yegâne toprak değildir. Amt-Kabre sunulan bu türlü armağanlar arasında Kıbrıslı bir heyetin «Yeşil A-da» dan getirdiği toprak ta var. Ada fatihlerinin dökülen kanlariyle yoğu-rulmuş bu toprak Atatürkün ruhani-yetine takdim edilmiş bir arzuhal ma­hiyetini hâizdir.

Gece, türbenin içinden el ayak çeki­lince bu toprağın dile gel-erek:

 Ah, Atatürk! Sen sağ olmalı idin.. Dediğini işitir gibi oluyorum. Evet, O sağ olmalıydı.

Muvakkatten Ebediyete Yazan: Ahmet Emin YALMAN

11/11/1953 tarihli «Vatan» İstan-buldan:

Ankara 10 (Telefonla)  Şimdi Amt Kabirden geliyorum. Ruhum ürperti ve huşu içinde.., 7-8 saattir fâni dünya­nın küçük düşünce ve emellerinden uzak, asıl pâk bir âlemde yaşıyorum. Keşke hepiniz, sevgili vatandaşlar, bi­zimle beraber olsaydınız, -bizim gör­düklerimizi görseydiniz, duyduklarımı­zı duysaydınız... Haydi muvakkat ka-'birle Anıt - Kabir arasındaki çok ma­nalı, çok ilhamlı yolculuğu, başından, sonuna kadar beraberce yapalım.

Sabah yedide otelimden çıktım. Her taraf heyecanlı vatandaşlarla dolu... Daha karanlıklarda evlerinden fırla­mışlar, caddelerde yer tutmuşlar, bir milletin hayatındaki sayılı günlerden birini yaşamağa hazırlanmışlar...

Her şey masmavi bir kubbenin altın­da... Allah, milletin büyük günü için mevsimle telif edilemiyecek kadar gü­zel ve müstesna bir hava hidayet et­miş. Ben, Millî Tesanüt Birliğinin tem­silcilerinden biri sıfatiyle büyük millî tezahüre iştirak edeceğim, Muvafckat kabir civarında derneklerin temsilcile­rine hazırlanan sahada yer aldım. Ci­vardaki sokaklar, pencereler, balkon­lar, damların üstü, ağaçlar insanla do­lu... Biz ayakta bekliyoruz. Dakikalar sessizce akıyor. On beş sene evvelisi­nin ayni anlarını ruhumuzda yaşıyoruz.

Milleti tehlikelerden kurtarmakta ve yeni bir kadere kavuşturmakta en bü­yük rolü oynayan dâhi bir rehber, ko­ma halindedir. Fâni ömrünün sonu gel­miştir. Bütün bir millet matem içinde kıvranıyor. Nihayet elem dolu an gelip çatıyor. Saat 9 u 5 geçiyor. Başka bîr âlemden gelmiş bir sayha hissini yara­tan bir uğultu, ortalıktaki sükûneti ya-

rıyor," sonra toplar atılıyor, daha son­ra uzun bir saygı sükûtu içinde bütün ruhlar birleşiyor.

Gözümün önünden levhalar geçiyor: Bir top arabası, hem de işlenmiş bir ipek bayrağa bürünmüş sanduka... Bir taralında Başvekil Adnan Menderes, diğer tarafında' eski Cumhurreisi ve muhalefet lideri İnönü olduğu halde Cumhurreisi Celâl Bayar, generaller, diplomatlar, memurlar, Atanın eski ar­kadaşları... Etrafında takım takım ce­miyetlerin, birçoğu kadın olmak üze­re temsilcileri... Bana öyle geliyor ki herkes bugün için iyi huylu olmuş, her kes millî kesilmiş, müşterek millî duy-gıilar bütün ruhları âdeta beraberce yoğurmuş...

İki tarafta Atatürkün silâh arkadaşları, eserim emanet ettiği gençler, hakkiy-îe övündüğü, sevdiği büyük milletin yüz binlerce evlâdı... Bunların arasın­da ilerliyerek, birkaç kilometrelik yo­lu beş saate yakın zamanda gidiyoruz.

En yaşlılarda bile en küçük bir yor­gunluk eseri yok.

Nihayet Rasat Tepeye, Anıt - Kabir civarına varıyoruz. Geniş yoldan bir­denbire dönünce, karşımızda tasavvura sağmıyacak bir manzara görüyoruz : Mavi kubbe altında yükselen sade, asil hatlar, Anıt - Kabrin methalinde dal­galanan büyük bir Türk bayrağı, bay­rağa sarılmış sanduka, her taraf in­sanla, çiçekle, bayrakla mozaik gibi iş­lenmiş bir saha... Kusursuz bir ahenk ve sanat zevki, tarif edilmez bir meha­bet, her cihetle ebediliği ifade eden bir manzara... Sırf bunu bir kere görmek için dünyaya gelmeğe değer, gören bir daha unutamaz: izleri, ilhamları ru­hundan silinemez.

Onu 15 sene evvel kaybettik. Acısı hâ­lâ içimizde... Fakat ben, bu lâhtî çer­çeve içindeki millet toplantısında Ölüm­le alâkalı bir kasvet .havası sezmiyo­rum. Şu intibaın tesiri altındayım: Biz burada Atatürkün ölümünden sonra kazandığı büyük zaferi kutlamak için toplandık...

On beş sene evvel gözlerini   yuman Atatürk, kendine muvakkat bir kabir seçti, aramızdan alâkasını çekmedi, ye­ni eserin kök tutabilmesini temin mak-sadiyle bir müddet için bazı seller kon­trol altında tutulmuştur. Bunlar bütün, boşuna çıktı, nitekim boşandı. Atatür­kün eserine karşı hesaplı, feveranlı hü­cumlar başladı. Atatürkün sağlığında ona karşı bir suikast yapılmıştı. Ölü­münden sonra manevî varlığına karşı binlerce suikast tertip edildi. Ona olan sevgiyi, güveni, milleti öldürmek için yobazlar, bozguncular, ecnebi ajanları yapmadıklarını bırakmadılar. Gençliğe olan hitabede tasvir edilen kara ihti­maller hemen hemen gerçekleşti. Ata­türk, muvakkat kabrinin köşesinden bütün tarihî varlığının en büyük mey­dan muharebesini verdi, kazandı, ge­rilik kuvvetlerini bozdu, ezdi.

Ölümünün 15 inci yılında onu gömme­dik, ancak ebediliğe intikal eden var­lığına, milletin sinesinde ebedî yerini-hazırladjk, bunun zahirî alâmetlerini meydana getirdik. Fakat bugünkü te­zahürler esnasında gömdüğümüz bir şey vardır: O da geriliktir. Cumhurre­isi Celâl Bayar, hem hislere hem de akıl ve şuura hitap eden güzel nut­kunda bunu en kat'î bir şekilde ifade-etmiştir.

Atatürk, engelleri yıkmış, mukavemet­leri kırmış, temeli atmış, bize çok mü­sait bir çalışma sahası vermiştir. Fa­kat yapacak, tamamlanacak çok iş vardır. Müsbet ve verimli çalışmaları­mız ise; memlekette kendini bilen, okumuş vatandaşlar arasında müşterek bir rejim cephesi kurulmasına ve mâ­nâsız ihtirasların kökünden tasfiye-edilmesine bağlıdır. Atatürkün ruhunu" şâdetm&k istiyorsak, rejim tesanüdü cephesini bir an evvel meydana getir­meğe mecburuz. Bir defa bunu yapa­cak olursak, bozguncular, memlekete1 fenalık etmelerine müsait iklim ve ze­min bulamazlar, kötüler kendi kendine tasfiye olur, düşmanlar birbirimizden ayırmak ümidini kaybederler. Dünya­nın her yerinde itibarımız yükselir, enerjilerimiz müsbet mahsul verecek sahalara akar. Atatürkün yeni kumandasını işitir gi­bi oluyorum: «Vatandaşlar, hedefimiz rejim tesanüdüdür, ileri bile yoktu. Sade müttefiklerin elinde ,olan iki otel kendi vasıtalariyle aydın­latılmıştı. Sigaradan ekmeğe kadar her §.ey vesika ile ve mahdut miktarda da-..ğitılıyordu.

Geçen sene, Romadan geçtiğim zaman, şehri nur içinde pırıl pırıl gördüm. En modern bir şekilde yeni baştan nşa
edilen tayyare meydanı, Avrupanm engüzel  ve  en  muazzam  hava limanla­rından   biri   olmuştu.   Her   tarafta   büyük bir hareket ve İktisadî faaliyet gö­ze   çarpıyordu.   İtalya   basübadelmevte mazhar olmuş, ve medenî memleketler

.arasında mümtaz mevkiini almıştı. Çünkü İtalyamn mukadderatını elleri­ne alanlar her şeyden evvel iktisadî kalkınmaya hız vermişlerdi.

.Bugün şehrimizi ziyaret edecek    olan . italyan  Başvekili  ve Dışişleri     Vekili Pella, değerli bir iktisatçı ve maliyeci­dir. Hayli çetin bir kabine buhranm--dan sonra iş basma  gelmiş,  fakat  di­rayeti  ve zekâsiyle,    derhal    vaziyete "hâkim olmuştur.Pella   hükümetinin .idaresinde  İtalyanm  daha  çak refaha ulaşacağı   şüphesizdir.italyamn    yalnız Yugoslavya  ile Trieste meselesinden  dolayı çok hâd birihtilâf halinde olduğunu biliyoruz. Buihtilâf son günlerde çok alevlenmiş vemaalesef vahim bazı hâdiseler meyda-

.na gelmiştir. Bizim temennimiz, bu ih­tilâfın her iki memleket için âdilâne bir şekilde halledilmesidir. Gayet ko­laylıkla takdir edilir ki, bugünkü dün-ya vaziyeti içinde barışm korunması, ' Trieste meselesinden çok daha mühim­dir. Bu hususta diğer devletlerin elle-.rinden gelen gayreti sarfettikleri gö­rülmektedir. Trieste meselesinin âdil " bir hal tarzına bağlanması, bütün ba­rışsever memleketleri memnun edecek­tir.

Diğer taraftan sunu ilâve etmeliyiz ki, Türk - İtalyan dostluğunun takviyesi, müşterek barış cephesinin de daha-çok kuvvetlenmesine   yardım   edecek    ve dost İtalyanm güzide devlet adamı ile .Ankarada yapılacak temaslar ve Mil-Jetlerarası  meselelerin  beraberce  göz-den   geçirilmesi, bu   gayenin tahakku­kunda   elbette  mühim  bsr  unsur  ola­caktır.

10 Kasım 1938 - 1953

Yazan: Atım US

12/12/1953 tarihli «Vakit» İstanbuldan:

Atatürkün aziz nâşının muvakkat kafe-rinden Anıt - Kabre nakli töreni fev­kalâde bir ihtişam içinde geçti, öyle ki bu ihtişamın azameti içinde bütün si­yasî ihtiraslar susmuş, Atatürkün bü­tün kalblere millî birlik telkin eden manevî varlığı her tarafı sarmıştı. Sa­bahleyin saat dokuzu on geçe Ankara-nın üstünde uçakların uçmağa, cana­var düdüklerinin ötmeğe başlaması 5 dakika süren umumî ihtiram duruşu­na geçen senelere nisbetle bambaşka bir heyecan veriyordu. Atatürk sanki ölümünden On beş sene sonra meza­rından kalkarak ve bu on beş senelik kısa tarih devresi içinde memlekette olup biten şeylere bakarak Cumhuriye­tin onuncu yıldönümünde olduğu gibi o tatlı, o içten gelen ahenkli sesiyle Türk Milletine ve Türk Milletinin dün­kü ve bugünkü idarecilerine hitap etti:

 Daima arkamdan ve izimden geli­niz! dedi.

Ve beş dakikalık ihtiram duruşu bit­tikten sonra Anıt - Kabir istikametin­de bağlayan yürüyüş bu manevî hi­tabın cevabı oldu.

10 Kasım 1953 günü memleketimizin tarihinde unutulmaz bir gün olarak ka­lacaktır. Çünkü Atatürkün tabutu ar­kasından Cumhurbaşkanımız Celâl Ba-yar başta olduğu halde üç kilometre koyundaki muazzam bir kafilenin yü­rüyüşü Atatürk inkılâpları ve millî birlik yolundan ayrılmamak için bir nevi millî mâsak olmuştur. Osmanlı im­paratorluğunun çöküntüleri içinden Türk milletini inkıraz tehlikesinden kurtararak yepyeni bir devlet vücuda getiren Atatürkün hayatında olduğu gibi ölümünden sonra da manevî var­lığı ile memleket için birleştirici bir gün bu mukaddes vatan toprakları ya­bancı istilâsı tehlikesi ile karşılaşırsa Türk Milletinin toprak bütünlüğünü, Cumhuriyeti ve istiklâli korumak içirt her çeşit fikir, mezhep ve kanaat fark­ları olmaksızın çok partili demokrasi devrinde dahi yine O'nun izinden yü­rüyeceğini bütün dünya anlamıştır.Güzel çiçeklerden yapılmış bir çelenk gibi bir araya toplayarak, şimdi nur içinde yanan Anıt - Kabrin üzerine bırakmıştır.

Majeste Kraliçenin bu telgrafı, resmî protokol kaidelerinin çak üstünde ince bir duygunun, fakat ayni zamanda ha­kikatleri gören müstesna bir insanın ifadesini taşımaktadır. Diyor ki:

«Atatürk ün nâşının son istiraiıa'tgâhma tevdi günü olan bu büyük günde, Tür-kiyenin bütün dostlarının düşünceleri, sayın Reisicumhur, yurdunuza müte­veccih bulunuyor.»

Majeste Kraliçe bu sözleriyle hiç şüp­hesiz, Büyük Britanya Devletleri Ca­miasına mensup olanlarla birlikte Tür­kiye ile dost bütün milletlerin en kal­bi hislerine tercüman olmuş ve bun­ları bir mihrak halinde bir cümle için­de toplamıştır.

Majeste Kraliçe telgrafına şöyl& devam etmektedir: «Britanya milleti, Atatür-kün devlet adamı vasıflarını ve müş­tereken mensup bulunduğumuz Garp âlemi idealleriyle iki memleketimiz arasındaki dostluğun takviyesi husu­sunda yaptıklarını hayranlık ve min­nettarlıkla, dalma anacaktır.

Bu içten gelen samimî sözler karşısın­da şunu teyit edelim ki, garp âlemi ideallerine, bu âleme mensup bütün hür milletler kadar bağlı bulunan Tür­kiye, İngiltere ile dostluğuna daima büyük bir kıymet vermiş ve bunu her vesile ile daha da takviye etmek im­kânlarım aramıştır. Majeste Kraliçe­nin telgrafında, en güzel ve en manalı bir ifadesini bulan, bu dostluk tezahü­rü karşısmda bizim de duygularımız ancak mütekabil minnettarlıktır.

Sayın Reisicumhurumuz Celâl Bayarın cevabî telgrafında belirtildiği gibi, Türk milleti, memleketlerimiz arasın­daki dostluğu, Atatürkün kendisine bı­raktığı en aziz miraslardan biri olarak telâkki eylemektedir.»

Atatürkün bu güzel .eserini, her geçen gün daha ziyade kuvvetlenmiş görmek­le bahtiyarız.

Türk - İtalyan görüşmelerinin bilançosu

Yazan: M. NERMÎ

17/11/1953 tarihli »Yeni İstanbul» İstanbuldan:

Sayın konuğumuz Giuseppe Pella ile Adnan Menderes ve Fuat Köprülü ara­sında yapılan görülmelerin başlıca ko­nularını Öğrenmiş bulunuyoruz. Ya­yınlanan açıklama, dost hükümet adamlarının görüş birliğine vardıkla­rını bildirmektedir. Toplantılardan son­ra, neler konuşulduğunu kısaca açık­lamak, ötedenberi, bir politika gelene­ğidir. Yayınlanan metinler, çok kere, beylik dileklerle, kullanıla kullanıla yıpranmış fikirlerle doludur. Okuyan­lar, anlamakta güçlük çekerler. Türk-İtalyan görüşmelerinin bilançosunu ve­ren açıklama, bu bakımdan, gelenek çerçevesini aşmış sayılabilir. Üslûp açıktır, konular bellidir, iki dost mil­leti ilgilendiren politika pürüzsüzdür.

Ankara görüşmelerinin özelliği, açık­lamadan anladığımıza göre, sistemli ol­masındadır, lkönce politika! konuları, ondan sonra, ekonomik dâvalar, daha sonra da, karşılıklı kültür münasebet­leri gözden geçirilmiştir. Temelli an­laşmalara ve isbiriliklerine varabilmek için, tek-taraflı kalmamak lâzımdır. Çünkü; çağdaş milletlerin dâvaları ar­tık tek-taraflı dâvalar olmaktan çık­mıştır. Milletler Ölçüsünde işbirlikleri, ancak, milletler ölçüsünde ideallerle gerçekleşebilir. Onun için, politikadan bahsedilirken, milletlerin ekonomileri­ni, kültür münasebetlerini bir yana "bı­rakamayız. Yeni bir politika çağma1 gi­ren milletler, hangi noktalarda birle­şip kaynaşabileceklerini mutlaka anla­mak ve kavramak zorundadırlar. Çün­kü: zamanımızın politikası, ancak, plânlı ve sağlam bir işbirliği temeli üzerine kurulabilir. Biz, bu bakımdan, son yapılan açıklalmaya büyük bir önem vermekteyiz.

Açıklamadan anlaşıldığına göre, Anka­ra görüşmelerinde, Özel bir dikkatle, Nato konusu üzerinde durulmuş v.e gü­venliğin sağlanması için gereken ted­birler incelenmiştir. Bunların ne ola­bileceklerini, kendimiz düşünebiliriz artık.  İlkönce,  Nato'nun daha tesirli bir kudret haline getirilmesi lâzımdır.. Nato, bugün için, dünya politikasının, bel kemiğidir. Savunmamız, her şeyi­miz, ona göre ayarlanmıştır. Bermu­da toplantısının ne gibi şeylerle uğra­şacağım inceliyen bir İngiliz gazetesi (Manchester Guardian: 26 H'aziran 1953) Nato, dolayısiyle, Atlantik paktı idealinin buhran geçirdiğini söylüyor ve savunma andlaşmasmm temellerin­den sarsılmak üzere olduğunu belirti­yor.

Niçin? Bunun başlıca iki sebebi vardır: 1. Sovyetler Birliği, eski politika1 yo­lunu değiştirir gibi görünmekle, halk yığınlarında yersiz ümitler uyandırmış ve kollektif savunma bağlılığını gev-şetmiştir. 2. Atlantik Paktı savunma­sı vergilerin artmasına sebep olduğu için, halk yığınlarının o kadar hoşuna gitmemiştir. Sovyet politikası bundan da faydalanmıştır. Bir yandan vergi yükünden, öte yandan askerî taahhüt­lerden kurtulmak fikri İngilterede git­tikçe kuvvetlenmektedir. Fransa ise, Nato'yu kuvvetlendirmek fikriyle ya­ratılmak istenen Avrupa savunmasına bir türlü yanaşmak istemiyor. Bütün andlaşma sistemini içine alan yeni buhranın başlıca kaygılarını bundan anlıyabiliriz biz. Yarınki gelişmelerin ne olacağını kestirmek kolay değildir elbette. Fakat, şimdiki durum, İngiliz gazetesinin, tam bir dürüstlükle belirt­tiği gibi. cesaret verici olmaktan çok uzaktır. Bir takım demokrasilerde Na-to'ya karşı büyük bir ilgisizlik başla­mıştır.

Biz, Tüıkler, Atlantik paktı idealleri­ne olduğu gibi, Nato teşkilâtına karşı giriştiğimiz taahhütlere de yürekten bağlıyız. İtalyanlarla bu konuda, tam. bir görüş birliğine varılmış olması, he­le, savunma teşkilâtının daha kuvvet­lendirilmesi ve daha tesirli bir faali­yete eriştirilmesi fikri, zaman ölçüsün­de bir politika temeli sayılmaya değer. Ankara görüşmelerinin bilançosu, bu bakımdan, müsbet olduğu kadar yapı­cıdır da.. Dilediğimiz bir şey varsa, o da, kararsız bir takım demokrasilerin, nihayet, hakikati anlıyarak, Ankarada görüş birliğini hazirlıyan yüksek zih­niyeti kılavuz edinmeleridir.

Türkiye'de bolşevik oyunu nasıl oynanmaktadır?

Yazan:  Falih Rıfkı Aiay

17/11/1953 tarihli «Dünya» İstan-buldan:

Türkiyede bolşevik oyunu nedir? Ön­ce bu suale cevap vermeliyiz. Bolşevik hedefi birdir ve memleketlere göre de­ğişmez: Fakat bu hedefe götürecek yol­lar, her memleketin şartlarına göre tes-bit olunmaktadır. Garp dünyası için ve-şark dünyası için ayrı tipte ajanlar ye­tiştiren üniversitelerden biri Varşova-da,  öteki Tafkenttedir.  Taşkent ajan­lar   üniversitesi,   bilhassa,   islâm   mil­letler  topluluğu şartlarına  göre  ayar­lanmıştır.

Bolşevikler Fransada, İtalyada ve ko­münist faaliyetlerini meşru sayan bun­lara benzer demokrasilerde    komünist partileri ile işbirliği ederler. Her Fran­sız bilir ki Fransız komünist lideri ve şefleri  Moskovanm  emrindedir.  Hattâ partinin iç kadro  meseleleri için bile Moskovadan  talimat gelir. Bu partiyi biraz Fransızlaştırmak isteyen herkes, koğulur.  Böylesinin adı Titocu'dur ve-tıpkı eski Troçkist muamelesi görür.

İslâm milletleri topluluğunda, hele Türkiyede komünistlik, ciddî bir .ide­oloji ve siyasî teşkilâtçılık olarak sök­mez. Bir kasaba, bir köy kahvesine gi­rip te:

 Ey Türkler, ben komünistim, size komünistliğin ne iyi bir şey olduğunu anlatmağa geldim, diyen bir propagan­dacıyı Türk halkı hemen linç etmezse, elini ayağını bağlayıp jandarma veya. polise teslim eder.

Bolşevik ajanları dünyanın her köşe­sinde alabildiklerine çalışmaktadırlar., Bolşevik propaganda haznesi bu uğur­da milyarlar harcamaktadır. Onlar için Türkiye, hiç şüphesiz, bu milyarları harcamakta oldukları memleketlerin yüzde doksanından daha ehemmiyetli­dir. Peki, bolşevilder, ne yapalım Tür­kiyede doğrudan doğruya komünistliği söktüremiyoru& diye ellerini kollarını kavuşturup seyirci mi kalmaktadırlar, yoksa başka tahrik yollan seçerek ve tahrik sistemleri bularak milyarlarm- dan bir kısmını da burada mı harca­maktadırlar?

Hiç şüphesiz ikincisini yapmaktadırlar. "Yapmaktadırlar, ama nasıl yapmakta­dırlar?

"Kısaca söyliyelim: Bu memlekette iç savaş tehlikesini yaratabilecek her şe­yi yapmaktadırlar. Bunun için de bil­hassa cumhuriyet v.e inkılâp düşman­lığını ve Türklüğe yabancı fert ve un­surların hiyanet istidatlarını kullan­maktadırlar.

-Cumhuriyet ve inkılâp düşmanlığı ile bu çeşit fert ve unsurlar;, halkın mu­kaddesat bağlılığına dayanarak, cum­huriyetçi ve inkılâpçıları birbirine ye­ldirmek ve sonra geride kalanların he-saibını görmek için sabırlı, kurnaz ve ince tertipli metotlarla çalışmaktadır­lar.

Halk çocuklarının ilk eğitimde din ter­biyesi görmeleri, gerek bu terbiyeyi "gösterecek, gerek din hizmetlerini gö­recek olanların İmam  ve  Hatip  okul­larında yetiştirilmelerinden sonra Tür Myemizde din meselesi diye bir mese­le kalmış mıdır? Hayır. Ya ne kalmış­tır?   Eski şeriatçılığın cumhuriyet     ve medeniyet ve garp düşmanlığı kalmış-lır. Bolşevikler işte bu hareketin arkasmdadirlar.   Cehaletleri,   gafletleri     ve saflıkları  yüzünden   bir  ideal     olarak; şeriatçılık hareketine katılmış olanlar -dahi, asla bilmiyerek, bolşevîk ajanlığı etmektedirler.   Ayni   hareketi      seçim -particilik bakımından istismar eden iki vyüzlü aydınlar dahi, yine asla bilmiyerek, bolşevik    ajanlığı    etmektedirler. "Yani   bolşevikliğin   cumhuriyetçi      ve ..medeniyetçi müesseseleri yıkmak, cum­huriyetçi ve medeniyetçi şöhretleri bir­birine yedirmek, meydanı boş bıraka­rak- iktidara  «Meçhuller»  i sevketımek ve  en sonra bu    meçhuller arasından kendi ajanlarını sivrilterek Türkiyeyi demirperde arkasına sürüklemek tak­tiğine körü körüne vasıta olmaktadır­lar.

•Bolşevikler Türkiyeyi ordu yollayarak istilâ edemezler. Bu, yeni dünya har­bini açmak olur. Bolse^kler yeni dün­ya harbini açmak niyetinde değildir­ler. Bolşevikler iç nizamları yıkmak, ve kargaşalık arasında kendi işlerini Tyürütmek tertibi peşindedirler. Bolşevikler İranda ajanları hâkim olunca, hiç şüphesiz, Musaddık'î bin parça ederler. Fakat o gün gelinceye kadar da Tudecileri ve alanlarını Musaddıkm hizmetinde çalıştırırlar. Çünkü Musad-dık garn düşmanı taassubun lideri ola­rak -intikal devri» ajanlığı vazifesini, şüphesiz şuursuzca, fakat pek mükem­mel yerine getirmektedir.

Türkiyede cumhuriyet ve medeniyet nizamını ayakta tutacak olan kadro hangisidir? Bu kadro ikiye bölünmüş­tür: Bir kısmı D. P. nin. bir kısmı .da C.H.P. nin başındadır. Köylü Partisi de ayni kadronun adamları tarafından kontrol edilmekte ise de henüz siyasî bir ağırlık olmamıştır. O halde ilk iş olarak D. P. ve C.H.P. yi birbirine ye­dirmek, birbirine aşağılattırmak, barış­maz kılmak, hattâ bu partilerin her birimden ajanlar tedarik ederek, iki parti lider ve kadroları arasındaki hu­sumeti, bir iç harn felâketine doğru, durmaksızın kuvvetlendirmek lâzım­dır.

Bolşevikler 1946 da D. P. muhalefeti­ni, Büyük Millet Meclisine katılmayıp, sokak tahrikçiliği ile iç harp felâke­tini hazırlamaca sürüklemek ve muha­lefete bir karşı ihtilâl karakteri vermek denemesinde bulunmuşlardır. D. P. ye sckulan bolşevik ajanları -düşününüz ki Zekeriya Sertel Eminönü D. P. teş­kilâtında idi,- vasıtası ile Büyük Mil­let Meclisine girmek istiyenleri tam muhalefet yapmamakla, muvazaacı ol­makla suçlamışlar, bu fikri körükleye körükleye nihayet Millet Partisi ayrılı­şını sağlamışlardır. Sayılı ye belli ajan­larının tuzağına Kenan Öneri ve onun gayretiyle rahmetli Mareşali bile dü­şürmek istemişlerdi. 1946 da muvaffak olamadılar. Şu da olsa bu da olsa, ni­hayet cumhuriyet ve medeniyet niza­mını yıkmayıcı, birbirini boğazlanıayı-cı iki siyasi parti nizamı kurulma yo­luna girilir gibi oldu. Bolşeviklerin is­tediği bu deşildi. Ümitsizliğe düştüler mi? Yoruldular, bıiktılar mı? Hayır! Hemen Millet Par­tisini kendi emellerine yarayabilecek bir tasfiyeye uğratmak için çalışmağa koyuldslar. Küçük politikacılardaki ik­tidar hırsını ve mukaddesat bağlılığı­nın seçim bakımından müessirliğini is­tismar ed.erek, ve yine hiç şüphesiz âlet  olanlar  âlet  olmakta  olduklarını bilmiyerek, son kurultay tasfiyesini te­min ettiler. Bir siyasî partinin sulh yar­gıcı tarafından kapatılması hâdisesi ay­rı bir meseledir, hemen, düzeltilmesi zarurî olan bir hukuk faciasıdır, bu başka... Fakat Millet Partisi kurultay tasfiyesini yaparak tam nizam yıkıcı­lığı v.e bütün cumhuriyetçi ve mede­niyetçi parti liderleri ile aydın kadro­larını tenkid edici bir mahiyet aldık­tan sonra, atalete mahkûm oluşu bol-şe-vik tahrikçiliğinin. Türkiyede yediği en büyük darbe olmuştur. Bu darbe al­tında s ersemlem işlerdir.

Bıktılar mı? Bıkarlar mı? Ümitsizlendiler mi? Ümitsizlenirler mi? Ne müm­kün? Yine her tarafa kol salan ajan­ları ile alabildik! erine faaliyettedir­ler.

Yoktur, başka yol yoktur: Cumhuri­yetçi ve medeniyetçi lider ve kadrola­rın kontrolleri altındaki siyasî partiler birbirlerini tanıyacaklardır. Birbirleri­ne her türlü güvenlik teminatını ve­receklerdir. İktidarın birinden ötekine devralmak ihtimalini, bir felâket de­ğil, bu memleketin iyi talihi olarak k?a-bul edeceklerdir.

Soralım: Bu mîllet soğuduğu iktidarı nasıl düşüreceğini Öğrenmiş mi. öğren-" memiş. midir? Öğrenmiştir: İktidarı düşürmek istedi mi, seçim günü ikti­dar partisinin listelerinden başka liste­leri oy sandığına atar. Farzedeliım ki bütün siyasî partiler, partizanların is­tediği üzere, kayıplara karıştı. İktidar­dan soğuyan halk ne yapacak? Bağım­sızlar adı altında bin gizli tertiple ha­zırlanacak olan listeleri oy sandığına atacak. Bunlar mecliste çoğunluk kaza­nırlarsa, hal ne olur? Kimdir bunlar? Programları nedir? Liderleri kimler­dir? Hepsi meçhul! Bir devletin ve bir milletin kaderi böyle korkunç bir meç­hulün karanlığı içinde bırakılır mı? Büyük muhalefet partisinin tenkil edil­mesini istiyen ve teşvik eden partizan­ların düşünmedikleri budur. Onlar sa­nıyorlar ki eğer kuvvetli bîr muhale­fet partisi olmazsa halk ister istemez kendilerine oy verir. Hayır, halk, eğer soğudu is£, kendilerinden başka her­kese oy verir.

Vakit vardır. Hep beraber aklımızı ba­ğımıza  toplayalım.

Bir düello

Yazan: Kadir NADİ

20/11/1953 tarihli «Cumhuriyet» îstanbuîdan:

Başbakan Adnan Menderesle C.H.P.-Genel Başkanı İsmet İnönü arasında evvelki gün Mecliste yapılan söz düel­losu, klâsik parlâmento tartışmalarına örnek sayılacak bir şekil dürüstlüğü içinde geçti. Her iki hatip de konuyu fazla dağıtmamağa dikkat ederek şah­siyet ve hakaret uçurumuna kaçmak-sızm düşüncelerini millet Önünde açık­ça savundular. Zaman zaman sert id­dialar ortaya atıldı, geçmişten, gele­cekten, uzun boylu söz edildi. Böyle olduğu halde parlâmanter konuşma. âdabına aykırı bir hareket görülmedi. Bir kaç defa kürsüye çıkan sayın İnö­nü tecrübeli, olgun, yurtsever bir mu­halefet lideri ağzı ile, hattâ iktidarıri. kusurlu bulduğu bazı icraatını bile ma­zur görmeğe çalıştı. Bunların gideril­mesi çareleri üzerinde kendi düşünce­sine göre bir takım tavsiyelerde bu­lundu. Meclis, muhalefet liderinin söz­lerini asabiyete kapılmadan sükûnetle-dinledi.

iktidar ve muhalefet liderleri arasında. iki saatten fazla süren bu efendice fi­kir düellosunu takip ederken insan, elinde olmıyarak bir pişmanlık duygu­suna kendisini kaptırıyor:

 Partilerarası münasebetler ilk gürt-denberi bu esaslara göre kurulsâydı şimdiye kadar rejimi memlekette kök­leştirmek bakımından ne büyük başa­rılar'elde etmiş olurduk. Bunca zaman ve enerji kaybına yazık değil mi?

Diye söyleniyor.

Zaman kaybı enerji kaybı maalesef bir gerçektir. Demokratik hürriyetlerimi­zin özlediğimiz teminata bağlanama-ması da bir gerçektir. Bu başarısızlı­ğın sebeplerini araştırırken, hâdiseleri tek tarafından değil, her tarafından görmeğe dikkat etmelidir. Evet bugünkü iktidar, demokratik re­jimi yurdumuzda kökleştirmek husu­sunda esaslı hamleler yapamamış, ge­cikmiştir. Fakat bu konuda muhalefet şimdiye kadar ona yardım, etmiş mi-'dir? Evvelki gün Adnan Menderesin dediği gibi demokrasiyi kurmak saml-dığı gibi kolay bir iş olsaydı, bunu "Halk Partisi kendisi yapabilirdi. Bir tarafın isteğiyle hürriyet rejimini yü­rütmek mümkün olamryacağma göre, muhalefete gecen Halk Partisi bugün-"kü iktidara elinden gelen yardımı esir­gememeli değil miydi? İçinde yaşadı­ğımız özel şartları unutmıyalmı: Ko­münizme karşı tedbirler almağa, irti­cai önlemeğe mecburuz. İnkılâp pren­siplerini ayakta tutmak için birlik ha­linde bulunmamız elzemdir. Başarama­dığımız takdirde Batı nizamının hürri­yetlerine kısmen veya tamamen elve­da demekten başka bir şey yapamryacağımızı biliyoruz. Halbuki ne görüyo­ruz? İnkılâp prensiplerinin kurucusu ve"koruyucusu olarak hayata atılan HalkPartisi saflarında gözleri kararmış birtalkım adamlar, her ne pahasına olursaolsun oy toplayıp iktidara geçmek hırsiyle iş simsarlarına el uzatmaktan çe­kinmiyorlar.   Bunlar   konuşuyor,   yazı~yor, her vasıtaya başvurarak oy avcı­lığı  yapıyorlar.  Sayın İnönü  evvelki gün :

  Bir parti başkanı olarak ocaklarda,bucaklarda söylenenleri nasıl kontrolederim? Bu hem insafsız, hem de yer­siz olur.

Diye kendini savundu. Bir defa yersiz­liği kabul edemeyiz, İnkılâpçı bir par­tinin saflarında inkılâp düşrmnliğı yapmağa veya yapar görünmeğe kim­senin hakkı yoktur. İnkılâp düşman-"lığı ile işbirliği yapan üyelerini Halk Partisi derhal kapı dışarı etmek zorun­dadır. Yersiz ve yia'kışiksız olan bu gi­bi hareketlere göz yummak, bunları hoş görmektir. Sonra, konuşanlar ve yazanlar köşede bucakta gizlenmiş de­ğiller ki... Serim ihtirasını her türlü millî menfaat kaygılarının üstünde tu­tanlar, resmî piarti organına hâkim ola-*cak derecede ortada dolaşmakta, yük­sek sesle konuşmaktadırlar. İnönü bun­ları görmesin, duymasın, mümkün mü­dür?. Eğer C.H.P. sayın Genel Baş'ka--m evvelki gün Mecliste kullandığı ağır "başlı ve olgun üslûbu kısmen olsun "kendi partisine maledebilseydi, demok­ratik hürriyetler adına şimdiye kadar memleket bir çok kazançlar sağlayabi­lirdi.  Hattâ  bugünden  itibaren  böyle

bir teşebbüse geçse kaybettiğimiz za­manı büyük ölçüde telâfi edeceğimize şüphe yoktur. Fakat Genel Başkan bir türlü, yakın arkadaşları başka türlü konuşmakta devam ettikleri takdirde, rejim teminatı böylece askıda kalıp gidecek, kimbilir sonunda belki de bir Önder çıkıp sokaktaki gürültüyü kese­cektir.

O zaman bunca gayretlere yazık olmivacak mıdır?

Basın hürriyeti! Fakat, ya şeref ve haysiyetler?

Yazan: Mümiaz Faik FENİK

21/11/1953 tarihli -Zafer» Ankara-dan:

Türkiyede basın hürriyeti elbette ko­runacaktır. Bunun münakaşası bile btı demokratik rejim içinde kimsenin afc-İmdan geçmez. Fakat basın hürriyeti ile beraber, şeref ve haysiyetler de ko-rımacakiır. Bunun da su götürür tarafı yoktur. Vatandaşların bu topraklar üzerinde maddî ve manevî her türlü taarruzdan masun bulunarak y&şaımaları en tabiî haklarıdır. Nasıl, ırza, ca­na ve mala kar=ı tecavüz edenler en ağ;r cezalara çarptırılıyorsa, şeref ve haysiyete karsı yapılan saldırışlar da cezalarını görmelidirler. Maddî asayi­şin yanında manevî asayişi korumak ta bir iktidarın başlıca vazifesidir.

Son zamanlarda bazı gazetelerin neş­riyatına göz gezdirecek olursa vatan­daşların serefleriyle ve haysiyetleriyle nasıl oynandığını esefle müşahede ede­riz. Bu nevi yazılar, politikayı mahal­le kahvesi dedikodularından da daha ağır bir sekle sokmuştur. Öyle isnat­lar ve yalanlar çıkmaktadır ki, bunlar sadece tecavüze maruz buludan zata değil, kariin de terbiyesine, nezaketine karşı bir nevi suikasttır.

Maalesef bir takım ne ildüğü malûm okmyan insanlar, demokrasiyi alabildi­ğine küfretmek, gibi bir mânaya si­rruslar ve bir nezih muhitte konuşula-mryacak derecede ağır kelimelere, is­natlara yazılarında bîmuhabâ yer ver­mişlerdir. Bunlara karşı, Türk terbiye-

ini nasıl ananelerini korumak vs ted­bir almak elbette vazifemizdir.

Bugün, Nato liderlerin sene sonunda Pariste aktedecekleri çok mühim. toplantıya, Erzurumdaki o yaşlı kadının haleti ruhiyesindeki büyüklüğe yaklaşacak bir haleti ruhiyenin hâkim olmasına dua etmekten başka bir şey yapamıyorum.

General Ridgway, uzun makalesinde bundan sonra Nato konseyi toplan­tılarını ve alman kararları bahis mevzuu etmekte, Natoya dahil bütün memleketlere yaptığı seyahatlerde edindiği intibaları anlatmakta ve yine sözü memleketimize getirerek makalesini şu satırlarla bitirmektedir:

Natonun Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği ile teşkil ettiği hudut boyunca dolaştığım köy ve şehirleri sakinleri ile yakından temas etmek fırsatlarını buldum. Bu insanlar bende mübalâğası imkânsız bir ilham ya­ratmaktadırlar. Kendilerini gördükten sonra, ellerinde silâh olarak taş ve sopadan başka bir şey olmasa bile aziz addettikleri şeyleri müdafaa için verdikleri kat'î kararı hissedebilirsiniz. Bunları gördüğüm zaman Nene Hatunu, Erzurumdaki sayanı dikkat ihtiyar kadını hatırladım.

Ve dünyanın, Nene Hatunun yaşadığı kısmindadır ki üzerimde bilhassa devamlı bir tesir bırakan bir manzaraya şahit oldum. Türk Kafkas hudu­dunda, genişliği otuz - kırk metre kadar olan bir nehrin üzerinde bulunan bir hudut karakoluna gitmiştim. Nehrin sahilinde Türkler, diğer sahilinde de Rus askerleri vardı. Rus erlerinden bazıları nehre girmiş yüzüyorlardı,

Refakatimdekilerle birlikte göründüğüm zaman ağzında piposu ile bir is­kemlede oturan karşıdaki Rus subayı yerinden fırlayıp bir kumanda ver­di. Çırılçıplak Rus erleri sudan çıkıp elbiselerini yakaladıkları 0hi çalıla­rın arasında kayboldular. Bir iki dakika içinde ortalıkta tek bir nöbetçiden başka kimse kalmamıştı.

Rus hududu boyunca vaziyet daima böyle idi  her zaman bir şüphe ve korku atmosferi. Millerce çorak bir çöl görebildiğim uzun bir hudutta gö­zün görebildiği kadar dikenli bir tel uzuyordu. Tellerin önündeki saha sürülmüş olduğu için kaçmak istiyenlerin ayak izleri takip edilebiliyordu.

Kasım 1953

 Birleşmiş Milletler :

Bugün Güvenlik Konseyinde söz alan Yunanistan delegesi Alesis Kiru Tri-este meselesinin üç hafta geriye atıla­rak 23 Kasımda görüşülmesini teklif etmiştir. Bu müddet zarfında anlaş­mazlığa, Trieste bölgesi halkının ve barısın nef ine olarak kısmen bir çare bulunması muhtemel görülmektedir.

Fakat Sovyet delegesi Viginski bu tek­life şiddetle muhalefet ederek şöyle demiştir: «Bu teklif zahiren müzake­reyi muayyen bir tarihe talik ediyor gibi görünüyorsa da hakikatte, işi sav­saklamak ve çıkmaz ayin son çarşam­basına bırakmak hedefini gütmekler­dir. Filhakika bahis konusu müzakere emperyalist plânlarının tatbikini güç-îeştirebilir. Emperyalistlerin gayesi Triesteyi, Sovyet Rusyaya kargı yapı­lacak bir tecavüz için, müstahkem mevki haline getirmektir.»

Bunun, üzerine Güvenlik Konseyi Ttus-yanın muhalif ve Lübnanin müstenkif kalmasına mukabil 9 oyla, Yunan tek­lifini aynen kabul etmiştir.

3 Kasım 1953

 Birleşmiş Milletler :

Siyasî komisyon dünkü oturumunda Birmanyanm milliyetçi Çin hakkında, Birmanya topraklarında bulunan ige-neral Li Mi idaresindeki milliyetçi Çin askerlerini kasteden şikâyetini müza­kere etmiştir.

Komisyonda ilkönce İngiliz delegesi M. Selvyn Lloyd söz almış, onu mütea­kip Tailand temsilcisi, General Li Mi­nin askerlerinin Tailand hududu sa­kinleri için daimî tehlike fceşjkttl ıe8-mekte  lolduğunu  belirtmiştir. Dailia sonra konuşan Yeni Zelanda delegesi, Başkan Çan Kay Şek'in bu askerleri Birmanyadan çekmesi icap ettiğini be­yan etmiştir.

3 Kasım 1953

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Bu sabah toplanan Birleşmiş Milletler Geneî Kurulu, hükümetlerden, kütle-halinde adam öldürmeyi önlemek hu­susundaki anlaşmayı mümkün olduğu kadar çabuk tasdik etmelerini istiyen karar suretini 50 oyla kabul etmiştir. 3 kişi müstenkif kalmıştır.

Genel Kurul, Fas meselesine dair ka­rar suretinin aşağıdaki fıkrasını red­detmiştir: Bu meselenin, genel kuru­lun 8 inci oturum devresi gündeminde zikredilmesi, Fas halkının hür siyasî "teşekküllerinin geliştirilmesi zarureti­ne dair geçen sene kabul edilen karar suretinde mevcut hedeflere varılmadı­ğını gösterir.

Bu fıkraya 31 kişi lehte, 23 kişi aleyh­te oy vermiş 5 kişi müstenkif kalmış­tır ki bu da üçte iki çoğunluğu sağla­mamaktadır.

Fas hakkındaki müzakereler herhangi bir karar sureti veya tavsiye kaibul edilmeksizin sona ermiştir.

Genel 'kurul, bundan sonra Tunus me­selesinin müzakeresine geçmiştir. Si­yasî komisyon, Tunus (halkmm tam hâkimiyet ve hükümranlık hakkına sahip olması için gereken bütün, ted­birlerin alınmasını tavsiye eden bir karar suretini basit çoğunlukla kabul etmiştir.

Teklif edilen karar sureti, Tunus me­selesinin genel kurulun önümüzdeki toplantısında üçte iki çoğunluk elde edildiği takdirde görüşülmesini otoma­tik olarak sağlamaktadır.

10 Kasım 1953

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

^Birleşmiş Milletler Geneâl Sekreteri Dag Hammerskjoeld Suudî Arabistan Dışişleri Vekili Prens Faysal El Suuda

.aşağıdaki telgrafı göndermiştir:

Majeste Kral İbnissuudun ölümünden "dolayı, Birleşmiş Milletlerin taziyetle-rini majeste kral İbn Abdülâziz El Su­uda nakletmenizi ekselansınızdan rica .ederim.

11 Kasım 1953

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler genel asamblesi, "bugünkü toplantısında, Güney Afrika-dan, ırk tstriki kanunlarını feshedip, "bölgenin Hint azınlığı meselesini halle çalışmak yolunda Birleşmiş Milleti e--rin arabuluculuğuna rıza göstermesini -talep eden karar suretini 1 muhalif, 17 müstenkife karşı 42 reyle kabul et­miştir.

-- Birleşmiş Milletler <New-York) :

'Siyasî komisyon dün öğlsden sonraki -celsesinde silâhsızlanma meselesini ele almış olup 30 dan fazla delege söz is­temiştir .

ilk konuşan milliyetçi Çin delegesi, «Kremlin hâlen takip etmekte olduğu "hattı hareketi terketmedikçe, askerleri ve silâhları ile birlikte hür dünya as­kerî kuvveti herhangi bir taarruz ha­linde, barışın idamesi ve kendi top­raklarının müdafaasında en iyi garan­tiyi teşkil edecektir» demiştir.

Bundan sonra söz alan İsveç delegesi "her gün tekemmül etmekte olan atom silâhlarının kontrolünün çok aüç bir iş olduğunu belirttikten sonra, bu hu­susta yegâne çıkar yolun, atom bom­basına malik bulunan üç devlet, yani Amerika, Rusya ve İngiltere arasında "bir anlaşmaya varılması olduğunu be­lirtmiş, huna mukabil, ilmî kaynakla-:Tim muslihane gayelere bağlıyan Fran-.-sanın da bu müzakerelerde çok fay-.dalı bir mutavassıt rolü oynıyacağını -sözlerine- ilâve etmiştir.

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bu­gün toplanarak şu üç meselenin tetki­kine girişmiştir:

 Korede, Birleşmiş Milletlere men­sup harp .esirleri aleyhine komünistÇin ve Koreliler tarafından yapılan za­ limane hareketler meselesinin, Ameri­kanın talebi   üzerine, gündeme alın­ması.

 Güney Afrikada Hintlilerin maruzkaldıkları muamele hakkında özel si­yasî komisyonun verdiği kararın tas­diki.

3  Tunus meselesinin tetkiki işinin nihaî bir neticeye bağlanması.

İlk olarak söz alan Amerikan delegesi Lodge, zalimane hareketler meselesinin gündeme alınması 'gerektiğini, çünkü bu hareketlerin «bir tecavüzü tardet-mek üzere gönderilmiş olan Birleşmiş Milletler 'kuvvetlerine karşı taarruza geçmiş olan kuvvetler tarafından iş­lendiğini ve devletler hukukuna aykı­rı olduğunu» belirtmiştir. Lodge, bu hareketlerin mesullerinin bugün dahi Korede gayri askerî bölgenin kuzeyin­de, silâh altında bulunduklarını ilâve etmiştir.

Bunu müteakip söz alan Sovyet dele­gesi Vişinski, Birleşik Amerikanın bu sırada «sözde zalimane hareketler me­selesinin, Kore siyasî konferansının toplanmasına engel olmak için «orta­ya attığını» söylemiştir.

Nihayet müzakereler sonunda genel kurul Korede işlenilen zalimane hare­ketler meselesini gündeme almaya ka­rar vermiştir.

12 Kasım 1953

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletlerde silâhsızlanma meselesi üzerinde cereyan etmekte olan silâhsızlanma müzakereleri sıra­sında söz alan Türkiye delegesi Selim. Sarper, yeni tasarının siyasî komite ve genel kurul tarafından oybirliği ile kabul edileceğini söylemiş ve demiştir ki:

Tasarıya Hindistan tarafından ilâve edilen kısıra muhakkak ki takdire şa­yandır. Türk heyeti, Hindistanın tadil tekliflerinin tasarıya alınmasına taraf­tardır.

Hür dünyaya mensup bulunan bizler, tasarıda belirtilen temennileri arzula­maktayız. Fakat bunların tahakkuk edebilmesi için bu temenniler yalnız bir kısmımızın değil, fakat hepimizin kalbine yeri esmelidir.»

 New - York :

Birleşmiş Milletler genel sekreterliği­ne, Güney Doğu Afrikada bulunan üç kabile tarafından gönderilen .bir mek­tupta, Birleşmiş Milletlerin bu mınta-kalara bir komisyon göndererek, Gü-;ney Afrika hükümeti tarafından tat­bik .edilen baskılı siyaseti gözden ge­çirmesi taleri  edilmektedir.

Mektup, Nama, mara aşiretleri taşımaktadır.

Herera ve- Berg Sa-reislerinin imzalarını

Mektupta Batı Afrikanm Birleşmiş Milletlerin vesayetine alınması talep edilmektedir.

 Birleşmiş Milletler :

Siyasî komisyonda silâhsızlanma me-. selesinin müzakeresi sırasında söz alan Yugoslav delegesi Vladimir Popoviç Trieste anlaşmazlığına telmihte bulu­narak şöyle demiştir :

«Mahallî mahiyette meselelerin tek ta-ı ralli kararlarla, Milletlerarası müna­sebetleri tehdit edebilecek meseleler haline getirmekten kaçınmalıdır. Bu sahada terakkiler kaydedebilmek için büyük devletler Önce bugünkü gergin­liğin doğmasına sebep olan başlıca me­seleleri haile çalışarak Milletlerarası sahada mevcut gergin havayı ortadan kaldırmalıdırlar.»

Yugoslav delegesi silâhsızlanma mese­lesi hususunda büyük devletler temsil­cilerinin Özel mahiyette toplantılar yapmaları lehinde olduğunu belirttik­ten sonra Birleşmiş Milletlerde müessir bir müşterek güvenlik sistemi kurma­nın elzem olduğunu ileri    sürmüştür.

Vladimir Popoviç'e göre, mahallî an­laşmalar ancak barış dâvasına hizmet

etmeli ve «yayılman siyasetinin âleti olarak kullanılmamalıdır.

Birleşmiş Milletler :

Güvenlik Konseyi bugün Öğleden son-ra toplanarak Arap - İsrail hududun­da husule gelen hâdiseleri ve bilhassa İsraillilerin Ürdünün Kİbya köyüne yaptıkları taarruz meselesini tetkike devam etmiştir.

İlk olarak söz alan İsrail delegesi Abba Eban İsrail ile komşuları arasındaki münasebetlerin bütününün bir tahlili­ni yapmıştır. Bunu müteakip Eban, İs­rail Ürdün arasında, mevcut anlaşmaz- -lıkları halletmek üzere Birleşmiş Mil­letler genel merkezinde doğrudan doğ­ruya müzakerelere girişilmesini teklif .etmiştir.

 Birleşmiş Milletler :

Özel   siyasî   komisyon,   Birleşmiş  Mil­letlerin Filistin mültecilerine    yardım şubesinin   vazifesini   30   Haziran   1955 tarihine kadar uzatmaya ve şubenin 30 Haziran 1954 yılında neticelenecek olan. malî yıl için bütçesini 24.800.000 dolar' olarak tesbite karar vermiştir.

13  Kasım İ953

 Birlenmiş Milletler  :

Birleşmiş Milletler siyasî komisyonunda silâhsızlanma hakkındaki umumî müzakereler Beyaz Rusya, Bolivya, Ukrayna, Pakistan, Peru ve Yugoslav delegelerinin konuşmaları ile nihayet bulmuştur. Komisyon bugün bu husus­ta verilen muhtelif takrirlerin tetkiki­ne bağlıyacaktır. Müzakereler sırasında Sovyet bloku delegeleri Birleşik Ame-rikayı silâhsızlanma komisyonunun -çalışmalarını baltalamakla itham et­mişlerdir. Diğer hatipler ise, silâhların, azaltılması ve atom silâhlarının mene-dilmesi hususlarında 'her hangi bir te­rakki kaydedilmemesinin mesuliyetini; -büyük devletlere yüklemişlerdir.

14  Kasım 1953

 Birleşmiş Milletler :

Silâ'hsîzlanma meselesi hakkında 14 devlet tarafından sunulan 'karar sure-"ti tasarısı hakkında bmgün oya müra­caat etmesi gereken siyasî komisyon, yeni bir tadil teklifi sunan Hint dele­gesinin talebi üzerine, oy verme işini pazartesi sabahına bırakmıştır. Fran­sız delegesi Jules Moch'un bir teklifi­ne dayanan bu tadil teklifinde, silâh­lanma yarışma girişmiş bulunan baş­lıca devletlerin temsilcilerinin iştira­kiyle kurulması tasarlanan mahdut si­lâhsızlanma komisyonunun toplantıla­rını, "bu meseleyle gayet yakından il­gilenen memleketlerde yapması ileri sürülmektedir. Müşahitlerin kanaatin-ce bu tadil teklifinin 14 devletin sun­duğu tasarıya alınması kuvvetle muh­temeldir.

Bugünkü toplantıda Sovyet delegesi Malik, memleketinin silâhsızlanma mü­zakereleri sırasında mühim tâvizlerde bulunduğunu belirtmiştir. Malik 14 le-rin teklifini tenkit ederek atom silâh­larının men'inin komisyonun çalışma­larına dahil edilmediğini hatırlatmıştır.

"Bunu müteakip söz alan Fransız dele­gesi Jules Moch, Malik'in kullandığı uzlaştırıcı lisanın, 1.4 ler teklifi hak­kında sunulan Sovyet tadil tekliflerin-

-de müşahede edilmediğini söyliyerek, Sovyet tadil tekliflerinin uzlaşıcı bîr mahiyeti hâiz olmamalarından dolayı kabul imkân bulunmamasına ese! etti­ğini  söylemiştir.

17 Kasım 1953

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Ürdün, dünkü Birleşmiş Milletler top­lantısında Filistin hududunu ihlâl key­fiyeti hakkında doğcudan doğruca mü­zakereler yapılması hususunda, İsrailin ileri süreceği teklifin, Birleşmiş Mil-"letler mütareke heyeti vasıtasiyle ya­pılmasının gerektiğini bildirmiştir.

18 Kasım 1953

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Kullanılan silâh­lar ne olursa olsun, tecavüz, insanlığa karşı bir suç teşkil eder.» Bu fıkra, Sovyet takririnin şu fıkrasının yerini almıştır: «Atom bombasını kullanacak ilk hükümet insanlığa karşı bir suç iş­lemiş olur ve harp .suçlusu telâkki edil­mesi lâzımdır.»

19 Kasım 1953

 Birleşmiş Milletler (Tew-York) :

İsrail dün gece, üç devlet tarafından kaleme alman ve Filistindeki hudut hâdiseleri münasebetiyle İsraili takbih eden karar suretini reddetmiştir.

İngiltere, Fransa ve Birleşik Amerika tarafından Güvenlik Konseyine sunu­lan bu karar surelinde, İsrailin, Ür­dün hududunda Kibya hâdisesine se-bebiyet vermiş olması takbih edilmek­tedir.

Karar suretinde, gerek İsraile, gerek­se Ürdüne Birleşmiş Milletlere karşı olan vecibeleri hatırlatılmakta ve ba-raşı ihlâl ettikleri ihtar edilmektedir.

Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletlerdeki Asya - Afrika grupu, tahttan inen Fas Sultanı Sidi Muhammed Ben Yusufa tahta çıkışının 26. yıldönümü münesebetiyle dün bir tebrik mesajı göndermiştir.Münasebetle dün bir otelde top­lantı yapan Asya ve Afrikalı liderler, eski Fas sultanını memleketinin istik­lâli uğrunda çalışan bir sembol olarak vasıflandıran şiardır.

Bu mesajı imzalıyan delegeler şunlar­dır: Afganistan, Burma, Mısır, Irak, Endonezya, Lübnan. Liberya, Pakistan, Suriye, Suudî Arabistan, Filipinler, Tayland ve Yemen.

Bu mesajın bir örneği Arap birliği sek­reteri Abdülhabib Hasunaya gönderil­miştir.'

Diğer taraftan, Pakistan ve Yemen Dışişleri Vekilleri Zafirullah Han ile Prens Şeyhülislâm Abdullah ve Ab-nülha-lik Hasuna da adı gecen grupa birer mesaj  göndermişlerdir.

Atlantiğin iki tarafındaki bazı kötü düşünceli kimseleri hayal suku­tuna uğratacağım için üzülüyorum. İn­giltere ile Amerika arasındaki mefku­re ve işbirliği bugün her zaman oldu­ğu gibi yine de son derece sağlam te­mellere istinat etmektedir.

Selwyn Lloyd, ayni zamanda Amerika ve müttefiklerinin ekonomik bir felâ­kete doğru sürüklendiklerine dair, Vi-ginski tarafından ileri sürülen İddia­ları reddetmiş ve demiştir ki:

((İngiliz yemekleri daima iyi değildir. Fakat yine de İngilterede her zaman bol yemek bulundurma ananesine sa­hibiz. Bizler bugünlerde İngilterede aç kalmıyoruz. Eğer M. Vişinski silâhsız­lanma talî komitesinin toplantıları mü­nasebetiyle İngiltereyi ziyaret edecek olursa, kendisine bol miktarda şeker ve çok mükemmel «rostbif» takdim edeceğimizi bildirmek isteriz.

Mazide Birleşmiş Milletler tarafından defalarca reddedilen Rusyanın sulh ta­arruzuna gelince şunu söylemek iste­rim ki, eğer Sovyet teklifleri dünya gerginliğini bir nebze azaltacak hu­susları ihtiva etseydi, hiç bir zaman reddedilmezlerdi.

Sovyet Rusya daimî surette, kendisin­de olmıyan veya zayıf olduğunu bil­diği silâhların ortadan kaldırılması hu­susunda propaganda kampanyasına .gi­rişmektedir. Muhakkak ki Sovyet Rus-.yanın devamlı surette atomla diğer si­lâhlar arasında bir tefrik yapmağa te­şebbüs etmesi bundan ileri gelmekte­dir. Ayni noktai nazarı yabancı mem­leketlerdeki üsler için de ileri sürebi­liriz. Bu sahada da Sovyet Rusya ayni gaye uğrunda çalışmaktadır.»

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Güney Afrika, bugün resmî bir sözcü vasıtasiyle, kendi hudutları dahilinde­ki ırk meseleleriyle. Birleşmiş Millet­lerin uğraşmaya salâhiyeti olmadığını bildirmiştir.

Bu hususta beyanatta bulunan   Güney Afrika büyük elçisi U. P. Jooste, Bir-3 leşmiş Milletler hususî siyasî komitesi Ve Güvenlik Komitesinden, memleket dahilindeki ırk meseleleriyle uğraşma-

ya salâhiyettar olmadıkları hususunda karar almalarını talep etmiştir.

Büyük Elçi meselenin tamamen dahilî. bir mesele olduğunu tebarüz ettirmiş ve bu hususta bir karar alınması için bir tasarı ileri sürmüştür.

Güney Afrikanın bu tasarısının mu­hakkak surette reddedileceği tahmin. edilm ektedir.

60 kişilik hususî komite huzurunda söz" alan Büyük Elçi, Güney Afrikadaki ırk durumunun millî ve Milletlerarası sulh için bir tehlike teşkil ettiğine dair, üç-kişilik tahkikat Komisyonunun vermiş olduğu rapora şiddetle taarruz etmiş­tir.

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletlerde Polonya delegesi" iken, Orta Avrupadaki Sovyet rejimi­ne karsı savaşmak üzere 16 Ekimde heyetten ayrılan Dr. Marek Koroviç-bugün yaptığı bir basın konferansında şöyle demiştir :

Polonyada resmen mevcut 70 esir iş­çilik kampında .en az 300,000 Polonya­lı enterne edilmiştir.

Bu kamplarda, sınıf düşmanı sözde ka­pitalistlerle, Hitler aleyhtarı Polonya mukavemet teşkilâtının eski üyeleri bulunmaktadır.

Koroviç, bir Sovyet kaynağına daya­narak Rusyadaki mecburî çalışma kamplarında 30 milyon kadar esir işçi bulunduğunu tahmin ettiğini söylemiş ve casusluk ithamiyle iki sene esaret­ten sonra geçen mayısta serbest bıra­kılmış olan William Oatis'in bir suali, üzerine şöyle demiştir :

Demir perde arkasındaki mecburî ça­lışma sisteminin delillerinin açığa vu­rulması ve bu delillerin perdenin her iki tarafından yayınlanması, esaret al­tında bulunan milletlere, batının ken­dilerini unutmadığını ve onları Sov­yet propagandasına terketmediğini gösterecektir. Bu deliller Doğu Avru­padaki milyonlarca komünistin göz­lerini açacaktır.Beşinci kol bu suretle zayıflat ildiği takdirde, dünyadaki komünist taarru­zu zayıflatılmış ve komünizmin destekdediği rejiminin kuvveti azaltılmış olur.

 Roma :

Birleşmiş Milletler gıda ve tarım teş­kilâtı başkam, bugün verdiği bir bs-yanatta dünyanın bazı inmtakalarmın açlıkla karşı karşıya kaldığını söyle­miştir.

68 devleti temsil eden 400 delege hu-.zurunda söz alan, teşkilât başkanı Nor-ris E. Dodd şunları ilâve etmiştir:

«1945 senesinde açlıkla karşı karşıya "bulunan   topraklara   gıda  temini ile vazifelendirilmiştim. O zaman yaptı­ğını tetkikler neticesinde dünyanın bir •çok mıntakalarmm açlıkla karşı kar­şıya kaldığını farkettim.

Bugün dünyadaki gıda istihsali, harp-"ten evvelki son seviyesine erişmesine rağmen, yine de birçok mıntakalar aç-tır.

Birleşmiş Milletlerin açlığı önlemek "hususunda vazifesini ifa edebilmesi için Birleşmiş Milletlerin 6.040.000 do­larlık bir bütçe kabul etmesi gerek­mektedir.

Bugün, teşkilâtımızın faaliyetleri sa­yesinde hayat seviyeleri yükseltilmiş "birçok memleketler mevcuttur.»

24 Kasım 1953

 Roma :

Birleşmiş Milletler ziraat ve gıda mad­deleri teşkilâtı (F.A.O.) nun yedinci "toplantı devresi başkanlığına Birman­ya heyeti başkanı M. Suhthe-t Su se--çilm iştir.

Devrenin umumî komitesine üye ola-. "rak serilen memleketler de şunlai'dir:

Şili, Fransa, Pakistan, İspanya, İsveç, İngiltere ve Birleşik Amerika.

25 Kasım 1953

  Birleşmiş Milletler (New-York) :

Güvenlik Konseyi, Ürdünün Kibya ka­labasında vaki İsrail taarruzunun şid­detle takbihini talep eden İngiliz, Fransız ve Amerikan teklifini, dün akşam sıfıra karsı 9 oyla kabul etmiştir.Sovyetler Birliği ve Lübnan müstenkif kalmışlardır.Bu teklifin kabulünden sonra Güven­lik Konseyi bunu müteakip bugün ye­niden toplanmak üzere dağılmıştır.

26 Kasım 1953

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Bugün Birleşmiş Milletler siyasî komi­tesinde söz alan, Sovyet Rusya delege­si Andrei Vişinski, Sovyet Rusyanın elinde Amerikada mevcut olmayan ba­zı atom ve hidrojen silâhlarının mev­cut olduğunu ima etmiştir.

Sovyet Rusyanın atom silâhları hak­kında sarih malûmat vermemeye dik­kat ederek konuşan Vişinski, yalnız atom ve hidrojen enerjisi bakımından dünyadaki diğer memleketlerden Rus-yanm geri olmadığını söylemiştir.

Bir hafta evvel İngiltere Devlet Baka­nı Sehvyn Lloyd'un beyanatını cevap­landıran Vişinski  demiştir 'ki :

«Başka memleketlerin ellerinde olduğu bildirilen atom ve hidrojen üstünlüğü bir efsaneden ibarettir. Bu beyanat 1946 - 47 senelerine şâmil olabilir. O zamanlar bazı memleketler atom sırla­rı inhisarı elinde bulundurmaktan mü­tevellit bir zihniyetle muvaffakiyet karsısında sarhoş olmuşlardır. Fakat artık inhisar çoktan ortadan kalkmış­tır.

Sovyet Rusyanın atom ve hidrojen bombalarına malik bulunduğu bugün­lerde böyle bir beyanat nasıl verilebi­lir. Hattâ bazı memleketler, Sovyet Rusyanın malik olduğu birçok silâhla­ra malik dahi olmıyabilir.

Rusyanın atom ve hidrojen sahasında diğer memleketlere nazaran daha za-yif olduğu hakkında yapılacak iddiala­rın hakikati ifade etmediğini belirten Vişinski şunları ilâve etmiştir:

"Kendi uzmanlarınızı dinleyiniz. Kim­yagerlerinize, Sovyet Rusyanın bu sa­hadaki başarılarım yakından bilen fi­zik uzmanlarınıza sorunuz. Fakat ge­ne de Sovyet Rusya bu silâhın mene-dilmesini istemektedir.

Birleşik Amerika Müdafaa Vekili M. Roger Kyes tarafından yazılan bir ra­porda eldeki istatistiklere nazaran 11. '622 si Birleşmiş Milletler kuvvetleri mensubu, 17.354 ü sivil ve 839 nun hüvi yeti meçhul olmak üzere bu mezalim kurbanlarının 29.815 ?e baliğ olduğu "kaydedilmiş bulunmaktadır.

"Dosyanın istinat ettiği mezalim istatis­tik ve kartonllan iki şekilde elde edilmiştir.

1 Daha Ekim 1950.de general Mac Arühur tarafından sekizinci ordu ka­rargâhında teşkil edilmiş olan harp suçluları komisyonunca harp esnasın­da gönderilmiş olan rapordur.

Bu komisyon, 30 Haziran 1953 tari Tune kadar ittilâ kesbedibniş 1615 me­zalim vakasını tesbit eden bir ihzari rapor tanzim etmiştir.

2  Gerek gecen Nisanda mübadele­leri yapılan hasta esirler, gerekse mü­tarekenin akdini müteakip serbest bı­rakılan esirler tarafından verilen ifa­deler.

Son defa serbest bırakılan esirlerden elde edilen malûmat henüz tetkik saflıasındadır. Dosya, harekât bölgelerin-de yapılan mezalim hakkında bir çok "delâil ve sehadetlsri ihtiva etmekte.

3  Mezalim kurbanlarının sayısı her vakaya göre değişmektedir. Bu sayı, mezslim kurbanlarının kısa bir muha­kemeyi müteakip idam, esir kampla­rında maruz kaldıkları işkence, bulun­dukları binaların kasden yakılması ve­ya cephe hattından kuzeye doğru şevk­leri esnasında soğuktan donmaya ma­nız bırakılmaları gibi hallere göre her defasında 40 tan binlere kadar yüksel­mektedir.

''Güney Kore kuvvetleri Taejon'i işgal ettikleri zaman bunun birkaç misaline şahit olmuşlardır. Bu meyanda şehrin Tulise avlusiyle bodrumlarında ve de­renin içinde çoğu parçalanmış birçok cesetlere tesadüf etmişlerdir.

30 Kasım 1953

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletlerin bugünkü toplantı­sında. Batı Almanya, ikinci dünya har­binde Puslara esir düren 102958 Alman askerinin geçen 1 Eylüle kadar mem­leketlerine iade edilmemiş olduğu id­diasında bulunmuştur.

Batı Almanya Dışişleri Vekâleti müs­teşarı Walter Hallistein esirler hakkın­da malûmat vermek üzere kendisini Japonya ve îtalya temsilcileriyle bir­likte davet eden Birleşmiş Milletler Sosyal insanî ve kültür komisyonu hu­zurunda bu iddiasını ileri sürmüştür.

Hallstein, yurtlarına iade edilmiyen esirlerden bahisle şöyle demiştir :

<> Henüz memleketlerine iade olunmı-yan bu esirlerin her biri adı ve sanı ile malûmumuzdur veya doğrudan doğ­ruya, ayrı ayrı olarak aldığımız haber yurda dönmüş olan iki veya daha faz­la .esirin şahadetiyle bunların Sovyet esaretinde oldukları sabit bulunmakta­dır. Bu esirler ikinci dünya harbinden evvel veya sonra Sovyet Rusyaya sü­rülen en azı 750 bin Alman sivili ve askerleridir.

Al-nanyaya Birleşmiş Milletlerde ilk defa konulma müsaadesi verildiğine isr:et eden Hallstein, bazı memleket­lerin harbin sona ermesi üzerinden se­kiz sen: geçmesine rağmen, harp .esir­lerini iadede tekâsül göstermiş olmala­rının bütün Almanlar irin bir tasa, üzüntü kaynağı tenkil ettiğini işaretle röyle devam etmiştir :

Hatırlanacağı gibi, dört büyüklsr Dış-i-leri Vekilleri, 13 Aralık 1948 tarihi­ni, bütün Alman harp esirlerini yurt­larına iadesi için nihaî tarih olarak tesbit etmişlerdi. Sovyet Rusya 4 Ma­ysa 1950 de 9717 başlıca harp suçlusu, 3815 harp suçlusu sanığı ve 14 te has­ta Alman esirlerinin yurtlarına iade­leri idinin tamamlandığını bildirdi. Bu hal karşısında Almanya ayrıca tahki­kat açmak lüzumunu duydu. Hâlâ de­vam etmekte olan bu tahkikatın seyri .esnasında, Federal Almanya hüküme­ti esirlerin, esaretten gönderdikleri mektuplara ve iade edilenlerden elde edilen malûmata    istinat    etmektedir. 1953 Eylül ayının birine kadar yapı­lan bu tahkikattan çıkarılan neticeye göre Sovyetlerin esir aldıkları «Wehr-macht» (ordu) mensuplarından 102958 Mgi bu tarihe kadar henüz memleket­lerine iade edilmemiş bulunmaktadır.

Yİne iade edilenler arasında devam et­mekte olan soruşturmalardan Öğrenil­diğine göre, Sovyet hududunda 'kay­boldukları bildirilen .Alman askerleri­nin sayısı bir milyondan fazladır.

 New - York :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu huzurunda söz alan Yunan Krâli Ma­jeste Paul, atom ve hidrojen bombalarının tahripkâr tehditlerine rağmen dünyanın bir vahdete doğru yol aldığım söylemiştir.

60 memleket heyetlerinin tamamen doldurduğu salona, Kral Paul refaka­tinde kraliçe Frederika olduğu halde girmiş ve şiddetle alkışlanmıştır.

Delegelere hitap eden Kral demiştir ki:

«Bugün milletimi aranızda temsil etmek şerefine ulaştığım için bahtiya­rım. Ayni zamanda bu basiret ve sulh mabedinde bulunmak bahtiyarlığına eriştiğim için son derece gurur duymaktayım. Temsil etmekte olduğum millet, daimî surette Birleşmiş Milletlerin ideallerine sadakat göstermek­tedir. Dahilde siyasî istikrarı ve kabiliyeti bugün bütün dünyaca tanınan silâhlı kuvvetlere malik bulunan memleketim bu vazifesini daima yerine-getirecektir.

Herhangi bir anda, tahripkâr kuvvetler Birleşmiş Milletlerin kurtarıcı va­zifesini ifaya, mâni olduğu takdirde Yunanistan kendini bu dünya teşki­lâtının emrine vermeye hazırdır. Yunanistan bugün her zamandan fazla, Birleşmiş Milletlerin zihniyetini benimsemektedir.

Türkiye ile olan hakikî kardeşliğimiz, Yugoslavya ve İtalya ile olan hakikî' dostluğumuz, Bugaristan ve Arnavutlukla iyi komşuluk siyaseti takip et­mek niyetinde olduğumuzu alenen bildirmemiz Birleşmiş Milletler zih­niyetine ne derece sadık olduğumuzun birer ispatıdır. Tümgeneral Salih Coşkun gazetecilere verdiği beyanatta Belgradda Balkan memleketleri erkânı harbiye temsilci­lerinin aktedecekleri konferansın yal­nız Balkan memleketleri iğin değil, fa-ikat Milletlerarası mahiyette bir ehem­miyet taşıdığını söylemiş ve «Biz as­kerî mümessiller olarak Ankara pak­tının ihtiva ettiği ana prensibin askerî sahadaki kısımlarını tahakkuk ettir­mek için elimizden geleni yapacağız.» demiştir yetleneceğini hab.er verdikten sonra şunları ilâve etmektedir: «Bu, yalnız mazide girişilmiş olan askerî işbirliği­nin mantıkî bir neticesi olarak kalma­makta, ayni zamanda dahilî sosyal teş­kilatlarındaki farklara rağmen, bağım­sızlıklarını müdafaa ve dünya barışını sağlamak hususundaki müşterek arzu-larîyle birbirlerine sıkı sıkıya bağlı bu­lunan üç Balkan memleketinin tam bir mutabakatının neticesi olmaktadır.

12 Kasım 1953

 Belgrad :

Yugoslavya Millî Müdafaa Vekili İvan Gosnjak, üç Balkan devleti kurmay heyetlerinin görüşmelerine katılmak üzere gelmiş bulunan Türk ve Yunan askerî heyetleri şerefine dün akşam verdiği yemekte şunları söylemiştir :

«Hürriyeti tehdide çalışacakların hep­sine karşı cephe almaklığımız lâzım­dır. Bu suretle üçlü işbirliğini takvi­ye etmiş olacağız. Bizim barışçı işbir­liğimiz müsavat, hürriyet ve memle­ketlerimizin ve ayni zamanda millet­lerimizin" bütünlük ve istiklâlini teh­dide teşebbüs edeceklere karşı bir ka­le vazifesini kurmak maksadına ma­tuftur. Dünyanın barışsever milletleri tarafından sarfedilen büyük gayretler yalnız sulhu korumak maksadına da­yanmaktadır. Üçlü işbirliğimizin mah­sulü olan Balkan paktı, ne taraftan gelirse gelsin dünya Ölçüsünde, her türlü tecavüz taarruzuna karşı koyma­yı hedef edinmiştir.

Yugoslav orduları Erkânı Harbiye! II-mumiye Reisi albay Peko Dapceviç, dün gece Yugoslavyayı ziyaret etmekte ulan Türk v.e Yunan askerî heyetleri Şerefine bir ziyafet vermiştir. Ziyafet­te üçlü pafet görüşmelerine iştirak: eden Yugoslav askerî heyetiyle birlik­te, Dışişleri Vekâleti ve kordiplomatik: erkânı da hazır bulunmuştur.

17 Kasım 1953

 Belgrad :

Yunanistan ile Türkiyenin askerî ata­şeleri General Vrettos ile Yarbay Ke­mal Oğuz, Yugoslav askerî heyetiyle birlikte Belgratta müzakerelerde bulu­nan Türk ve Yunan askerî heyetleri' şerefine dün akşam bir ziyafet ver­miştir. Ziyafette, her üç heyetin üye­leri, Millî Müdafaa Vekili General Sos-jek, Genel Kurmay Başkanı General Dapceviç ile diğer yüksek rütbeli su­baylar ve yabancı misyon başkanları hazır bulunmuştur.

14 Kasım 1953

 Belgrad :

Tanyug Ajansının bir yorumcusunun bildirdiğine göre, Balkan antlaşması çerçevesi dahilinde, Türk, Yunan ve Yugoslav Genel kurmayları temsilcile­ri arasında Belgratta yapılmakta olan askerî görüşmeler sbu üç memleketin askerî işbirliğine daha belirli bir şekil ve .muhteva sağlıyacaktır. Yorumcu bu müzakerelerin bir iki güne kadar niha-

 Belgrad :

Balkan paktı çerçevesi dahilinde Türk, Yunan v,e Yugoslav Genel Kurmay temsilcileri arasında başlamış bulunan askerî görüşmeler bugün sona ermiş­tir. Temsilciler 19 Kasımda bir top­lantı daha yapacaklardır. Bu son top­lantı nihayetinde bir müşterek tebliğ yayınlanacağı sanılmaktadır.

Türk ve Yunan askerî heyetleri, bazı askerî tesisleri görmek üzere yarın Sır-bistana gideceklerdir.

Ankara muahedesine ek anlaşma imzalandı: 7 Kasım 1953

 Belgrad :

Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya dostluk ve işbirliği muahedesine ek-olarak hazırlanan aniaşma bugün Belgrad'ta saat 12.45 te imzalanmıştır.-

Bu anlaşma, bahis konusu muahedenamenin, daimî bir genel sekreterlik-ihdsını derpiş eden dördüncü maddesinin tatbikine mütedair hükümleri, tesbit etmektedir.

Anlaşma Yugoslavya adına Dışişleri Vekili Koca Popoviç, Türkiye adı­na Büyükelçi Agâh Aksel, Yunanistan adına Büyükelçi Spiros Kaptani-des tarafından imzalanmıştır. Bu" anlaşma ile kurulan daimî genel sekre­terliğin vazifeleri şu suretle tarif olunmaktadır:

Ankara muahedenamesinin birinci maddesinde derpiş edilen üç Dışiş­leri Vekili konferanslarını hazırlamak.

Ankara muahedesinde imzaları bulunan    memleketleri, siyasî askerikültürel, iktisadî ve teknik bakımdan alâkadar eden bütün meseleler üze­rine mezkûr hükümetlerin dikkatlerini çekmek.

Ankara muahedesinin  gayelerini  gerçekleştirmeğe  matuf  çeşitli ted­birleri inceliyerek bu hususta ükümetlere     tavsiyelerde bulunmak veteklifler sunmak. Muhtelif mesele hakkında müşterek bir politika takibi ile çeşitli alanlarda anlaşmalar ve sözleşmeler hazırlamak da bu tedbirlercümlesindendir.

Ankara muahedesine  dahil hükümetlere,  muayyen  zamanlarda kon­feranslar toplanmasını, daimî veya geçici komisyonlar kurulmasını tek­lif etmek, bundan başka Ankara Muahedesinin 4 üncü maddesinde zikre­dilen hedeflere ulaşmak için faydalı görülebilecek her çeşit faaliyetleritanzim etmek ve gerekli daimî veya muvakkat teşkilâtı kurmak husu­sunda hükümetlere tavsiyelerde bulunmak.

Anlaşma daimî genel sekreterliğin teşkilâtını da tesbit etmektedir. Buna göre. sekreterlik büyük elçi veya orta elçi payesinde birer temsilci ile icabında birer muavinden terekküp edecektir. Bu sekreterliğin işleri dai­mî bir büro tarafından yürütülecektir.

Anlaşmanın 4 üncü maddesine göre, daimî sekreterlik komitesi kararla­rını bütün temsilcilerin veya muavinlerin huzuriyle ve oybirliği ile verecektir. Komite reisi, sekreterlik merkezinin faaliyette bulunduğu mem­leket temsilcisidir. Üç Balkan memleketi Dışişleri Vekilleri konfe­ransı her sene başka bir yerde toplanacağına göre sekreterlik merkezi de münavebe ile değişecektir.

Anlaşmanın diğer maddeleri sekreterlik bürosunun çalışma tarzını tan­zim etmektedir.

Ayan meclisinde Avrupa ordusuna da­ir yapılan müzakerelerde bu. andlaş-manın tasdikinden evvel üç şartın ye­rine getirilmesi icap ettiği hükümete hatırlatılmıştı. Bu  şartlar şunlardı:

1.  Almanyanm muhtar bir Saar'ı kabul etmesi,

2.  Almanyanm Avrupa müdafaa ca­miasından ayrılmasına karşı Amerika ve İngiltere tarafından tatmin edici te­minat verilmesi,

3.  Fransız birliğinin askerî ve siya-.3İ ittihadının muhafaza edilmesi.

12 Kasım 1953

 New - York :

İngiltere. Fransa ve Amerika silâhsız­lanma meselesinden mütevellit çıkmazı ortadan kaldırmak maksadiyle Sovyet Rusya ile gayri resmî müzakerelere gi­rilmeğe hazır olduklarını belirtmişler­dir.

"Her üç  memleket, bu  hususta  Birleş-. miş Milletler siyasî komitesine bu hu­susta bir teklif,     yapan  11   memlekete "katılmaktadır.

İki gün evvel Hindistan temsilcisi, silâhsizlanma meselesini 3 Batılı devle­tin Kanada ile birlikte Sovyet Rusya rİle müzakere etmelerini .teklif etmiş­tir. Dünkü oturumda silâhsızlanma hu­susunda müşterek bir teklifte bulunan memleketler, ayni fikri müdafaa etmekte fakat Sovyet Rusya ile gayri resmi müzakerelerde bulunması istenilen memleketlerin isimlerini açıklamamak-tadırlar.

Gözden geçirildikten sonra sunulan teklifte şöyle denilmektedir:

«Genel kurul, ilgili memleket temsilci­lerinden müteşekkil ufak bir tali ko--mite teşkil eylemeli ve hazırlayacağı ra poru silâhsızlanma komitesin tevdi et­melidir.

Bu teklifi destekliyen 14 memleket, ayrıc-a. silâhsızlanmadan mütevellit kârın kalkınmamış memleketlere yar-dıma tahsis edilmesi Hususundaki tek-lîflerdsn feragat etmiş bulunmaktadır­lar.

Tahmin edildiğine göre bu mesele ay­rıca ekonomi komitesinde gözden ge­çirilecektir. Yeni teklif tasarısı Hindis­tan tarafından ileri sürülen ve kütle halinde imza hedefini güden silâhların tepyekûn ortadan kaldırılmasını derpiş eden bir kısmını da ihtiva etmektedir. Teklif ayrıca milletlerarası kontrolleri de içine almış bulunmaktadır.

13 Kasım 1953

 Paris :

Molotofun bugün tertip ettiği basın toplantısında Komünist Çin'in de işti­rakiyle beşli -bir konferansın toplan­masını teklif ederken takip ettiği ga­ye Bermuda konferansım son dakika­da torpillemektir. 3 Kasım tarihli son Sovyet notası Batı devletleri tarafın­dan menfi olarak telâkki edilmiştir. Mo lotof, bu günkü .beyanatı sırasında, bu notanın aksine olarak, kapıyı müzake­relere açık bıraktığını ileri sürmüştür. Sovyet diplomasisinin bu teşebbüsü­nün, Fransız meclisinde Avrupa savun­ma topluluğu hakkındaki müzakerele­rin arifesinde ve Sovyetlerle müzake­reye girişmesini teklif eden general de Gaulle'un beyanatının ertesi günü ya­pılmış olması dikkati çekmektedir. Ge­neral de Gaulle basın toplantısının Sovyet basını tarafından derhal yayın­lanmış olması da nadir rastlanan vaka­lardan biridir. Bu sebepten Sovyet tek­lifi, bilhassa Fransa'ya müteveccih ad-dedilmsktedir. Bu suretle Moskova'nın, Alman hükümranlığının yeniden tesisiy le ilgili bazı kararlar hususunda Fran­sa'yı tereddüde düşürmek istediği zan­nedilmektedir. Filhakika Bermuda'da yapılacak başlıca iş Almanyanm statü­sünü tesbît etmek olacaktır. Foster Dulles'in arzusunun, son basın toplan­tısındaki beyanatı hatırlanacak olur­sa, Fransa'nın Avrupa ordusu antlaş­masını tasdik etmesini beklemeksizin, Almanya'ya hükümranlığını iade et -mek olduğu kimsenin meçhulü değil­dir. Bu sebepten, Moskova'nın gayele­rinden birinin Fransız meclisinde ya­kında bağlıyacak olan müzakerelere te­sir etmek olduğu muhakkaktır. Filha­kika mebusların bir çoğu bu hususta her hangi bir karara varmadan önce Rusya ile bir müzakereye girişmenin elzem   olduğuna kani   bulunmaktadır. Molotof bundan bafka, bütün, meselele­rin -halledilebileceğini ve Çin'in bu mü­zakerelere katılması gerektiğini beyan etmek suretiyle, Hindicini meselesinin de muslihane bir şekilde halledilebile­ceğini telmih etmiş olmaktadır.

14 Kasım 1953

 Londra :

Selâhiyetli bir kaynaktan bugün öğre­nildiğine göre Bermuda konferansın­da Reisicumhur Eisenhower ile Başve­kil Sır Winston Churchill arasında gö­rüşülecek başlıca meselelerden birini de atom silâhları mevzuunda malûmat teatisi teşkil edecektir. Ayni çevreler­den ChürchiH'in 3 Kasım konuşmasını nazarı itibare alarak atom enerjisi ve bunun kontrolü meselelerinin Churc-hill'i birinci derecede alâkadar ettiğini, Başvekilin Sovyet liderlerinin de böy­le geniş tahribata mani olacak bir hal çaresini hüsnüniyetle karşılayacakla­rına inandığını teyid edici bazı emare­lerin mevcud olduğu söylenmiştir. ChurchilTin fikirlerinin Amerika'da da tensib edildiğini ifade etmişlerdir.

 Washington :

Dışişleri Vekâletine mensup şahısların tahminlerine göre, gelecek ay Bermu-da'da yapılacak olan üçlü toplantı, müt tefiklerin soğuk harp karşısındaki du­rumlarını büsbütün takviye etmesi ih­timaline binaen Sovyet devlet adamla­rını adamakıllı endişeye şevket m ekte­dir.

Sovyet Dışişleri Vekili Molotov'un son derece hayret uyandıran basın toplan­tısı bunun bir delili addedilmekte ve Molotov'un son Sovyet notasının mahi­yetini yumuşatmak gayesi ile bu ba-sm toplantısını yaptığı fikri ileri sürül­mektedir.

İstiklâli meselelerini görüşmek üzere her zaman Sovyet Rusya' ile bir yuvarlak masa konferansına girişme­ye hazır olduklarını bildirmişlerdir.

3 Batılı devletin ' gönderdikleri nota,. Batı Almanya hükümeti tarafından., tasvip edilmiş bulunmaktadır.

Notadan anlaşıldığına göre, Batılı dev­letler, dörtler arasında bir konferans:, akti irin uzun zamandanberi yapmak­ta oldukları demarşları sona erdirmiş ve bundan sonraki teşebbüsü Sovyet. Rusya'dan beklemeye karar vermiş bu­lunmaktadır.

Anlaşıldığına göre, Batılıların bugün, tevdi ettikleri nota son derece kısa o-lup, Batılılar tarafından teklif edilen konferansı imkânsız hale getiren Sov­yet Rusyamn hareket tarzım esefle kar­şılamaktadır.

Bugün verilen cevapta, yeni bir toplan­tı teklif edilmemekle beraber, böyle-bir toplantıya her zaman hazır Olun­duğunu belirtilmektedir.

Yetkili kaynakların bildirdiklerine gö­re, Batılıların bundan sonra atacakları, adımlar, Başkan Ei.senh.ower, Sir Wins-ton Churchill ve Jos,eph Laniel'in Ber-nrüda'da yapacakları toplantılarda ka­rarlaştırılacaktır.

Nota hakkında kanatlerini belirten_ Batılı diplomatlar şu mütalâaları ileri sürmektedirler:

«Dünya efkârı umumiyesine dâvamızı, arzetmiş bulunuyoruz. Sovyetlerin ar­zu etmedikleri toplantı hakkında İsrar etmekte mana yoktur. Notanın metni. Greenwlch ayariyle saat 16 da neşre­dilecektir.»

16 Kasım 1953

 Paris :

Bugün Sovyet Rusya'ya tevdi ettikleri notalarda 3 Batılı foüyük devlet, Al­manya'nın birleştirilmesi ve Avusturya

Buradaki resmi kaynakların kanaatine göre, İngiltere Başvekili Sir Winston ChurchiU'in Rus liderleriyle görüşme­ler için zemin hazırlamağa çalışacağı--nı bildirmesine rağmen, Bermuda kon­feransında Rusyaya karşı sert bir po­litika takip edilmesi hususunda1 kara­ra varılacaktır.

21 Kasım 1953

 Honolulu :

Milletlerarası hava nakliyat cemiyeti trafik konferansı dünkü toplantısında 1954 konferansının İtalyada yapılma­sını kararlaştırmış ve başkanlığa da Fransız delegesi Michel de Villeneuve'ü seçmiştir.

Eu cemiyet üç ayrı konferansı tertip etmektedir ve herbirisi için de ayrı başkan seçer. Fransız delegesi iki nu­maralı konferans başkanlığına seçil--mişür. Buna Avrupa, Afrika ve Orta doğu dahildir.

Bir numaralı konferans sahası Kuzey ve Güney Amerika, Grönland ve Ha­vaiden ibarettir ve ıbaşkanlığa Kanada­lı Hugh Main seçilmiştir.

Üç numaralı konferans Asya, Avustral­ya ve Pasifik adalarını inceliyecektir, "başkanlığa Roif seçilmiştir.

 Londra:

Londra siyasî mahfillerinde, önümüz­deki ay başında toplanacak olan Ber­muda konferansı bahis konusu edilir­ken umumiyetle söyle bir fikir serdedilm ektedir:

İngiltere hükümeti bu konferansta her şeyden evvel Uzak-Doğu meselesini or­taya atacaktır. Zira aşikârdır ki, Sov­yet [Rusya'nın son notasından sonıra Avrupa meseleleri üzerinde dörtlü bir münakaşa imkânı kalmamıştır. Sovyet

Rusya şimdilik Avrupa işlerinde sta­tükoda herhangi bir değişikliği arzu et­miyor gibi görünmektedir. Halbuki Uzak-Doğu'da vaziyet büsbütün baş­kadır. Evvelâ bu bölgede Moskova'nın büyük bir tasası vardır. Bu da pekin hükümeti ile olan münasebetleridir. Bu münasebetlerin mahiyeti incelen­meğe değer derecede ehmmiyetli sayıl­malıdır. Şimdi, her yerden çok Uzak -Doğu'da hudutlar seyyal ve siyasetler oynaktır.

Aynı mahfillerde ilâve edildiğine gö­re, yine Uzak-Doğu'da üç büyük Ba­tılı devletin askerî ve siyasî faaliyeti bugün her zamankinden çok koordine edilmeye muhtaçtır. Bu hususu belirt­mek için, Londra siyasî mahfillerinde bir mukayeseye başvurulmaktadır. Me-seiâ Avrupa'da, Almanya'nın silâhlan­masını esas itibariyle Amerika karar­laştırılmıştır. Fakat şimdi bu kararı mevkii tatbike koymak için Amerika, Fransa'nın müsaadesini beklemekte­dir. Halbuki Uzak-Doğu'da Amerika Kore'ye müdahale .etmek için ne İn­giltere'nin, ne de Fransa'nın rızasını almıştır. Filhakika bu iki büyük müt­tefik sonradan bu karara iltihak et­mişlerse de esas itibariyle teşebbüs A-merika'dan gelmiştir. Bunun gibî A-merika, Japonya muvacehesinde tatbik ettiği siyasette İngiltere ve Fransa'ya. danışmış değildir. Bu vaziyet dahilin­de İngiltere şimdi şu hususu belirte­cektir: Uzak-Doğu'da komünizme silâh zoruyla karşı koyan iki devletten biri Hindİçinî'de Fransa ise, ikincisi de Malezya'da İngiltere'dir. Sir Winston Churchiîl'in kanaatine göre bu iki mem leket Amerika'dan Uzak-Doğu'da Av­rupa'da olduğundan daha çok, işbirliği ve koordinasyon istemek zorundadırlar. Bu itibarla İngiliz devlet adamları Ber­muda konferansında, komünist Çin mu vac eh esindeki Amerikan siyasetinin tavzih edilmesini isteyeceklerdir. Ame­rikan umumî efkârının bu konuda ida­re  edilmesinin güç olduğu malûmdur. Fakat yine de Amerika bu konuda va­ziyetini iyice belirtmelidir. İngiltere, hazırlanmakta olan Kore siyasî konfe­ransında veya bu olmadığı takdirde diğer bir konferansta komünist Çinli­lerle ve mümkünse Ruslarla Batılıla­rın   karşılanması   imkânlarım   hazırlamaya çalışacaklardır. Bu son hsdef, şüphesiz ki, resmen tekzip edilmek tehlikesi karşısmdadır. Fakat yine de İngiliz idarecilerinin hakiki niyetlerini bu merkezde hülâsa etmek mümkün­dür. Lord İsmay, Bermuda'ya 5 aralık cu­martesi günü gidecek ve ertesi günü konferans müzakerelerine iştirak ede­cektir.

24 Kasım 1953

 Paris :

Nato teşkilâtı merkezinden açıklandı­ğına göre, Lord îsmay, Bermuda kon­feransına Kuzey Atlantik Paktı teşki­lâtı genel sekreteri yani 14 devleti tem­sil eden milletlerarası bir kurumun .en yüksek sıfatı ile iştirak edecektir.

Ayrıca, Lord İsmay'in bu konferansa müşahit sıfatı ile katılacağı, binaena­leyh Kuzey Atlantik Birliğini ilgilen­diren meselelerde şahsî fikrini beyan edebileceği ilâve olunmaktadır. Tatoia-tiyle bu beyan tamamen şahsi mahiyet­te olup Nato teşkilâtına mensup 14 dev letten hiçbirini taahhüt altına koymı-yacaktır.

Nato teşkilâtı genel sekreteri Paris'e dönüşünde konferans çalışmaları hak^ kında Atlantik konseyine fikrini beyan edec ektir.

Yine Nato teşkilâtından belirtildiğine göre, Lord İsmay'e yapılan bu davet, Amerika, İngiltere v.e Fransa'nın, dış siyasetlerinin kilidini teşkil eden Ku­zey Atlantik Paktına ne kadar fazla ehemmiyet verdiklerini bir kere daha isbat etmiştir.

 Paris :

Avrupa konseyi istişare kurulunun dış/' işleri komisyonu cuma gününden bu. sabaha ka-dar Paris'te Guy Mollet'nin başkanlığında  toplanmıştır.

Komisyon. M. Bohy'nin siyasî bir ca­mianın statüsü hakkındaki raporunu', dinledikten sonra, istişare kurulundan bir heyetin La Haye konferansı esna^ ,smda vekiller tarafından dinlenmesi, arzusunu izhar etmiş ve heyete şu şa­hısların iştirakini tavsiye etmiştir:

Komisyon başkanı Mollet, birinci yar­dımcı Struye, ikinci yardımcı Amery. raportör Bohy, italyan delegesi Ben-venuti, Alman delegesi Gersteimer,. Hollanda delegesi Van der Goes, Türk-delegesi Osman Kapani, ingiliz delege­si Rofoens ve İsveç delegesi Wistrandu.

30 Kasını 1953

 Roma :

Burada yedinci toplantı devresine baş­layan gıda ve tarım teşkilâtı «Fao>; Libya'yı teşkilâta âza olarak kabul et­miştir.

Libya, bu suretle teşkilâta dahil âze-ı memleketlerin 69 uncusu olmaktadır...

Batı Notasının metni açıklandı:

16 Kasım 1953

 Londra:

Bugün Sovyetlere tevdi edilen Batı notasının İngiltere tarafından kale-_me alman metni aşağıdadır:

İngiltere hükümeti, 18 ekim tarihli ve 9 kasım tarihinde Lugano'da dört Devlet Dışişleri Vekilleri arasında bir toplantı yapılmasını mutazammm İngiliz teklifine, Sovyetlerin 3 kasım tarihli cevabî notasını Amerika ve ve Fransa hükümetleriyle beraber dikkatle tetkik etmiştir. Bu hususda Berlindeki Alman Federal Cumhuriyeti ve selâhiyetli Alman makamla--riyle de istişarelerde bulunulmuştur.

Esefle kaydolunur ki, Sovyet hükümeti son 4 ay içinde üçüncü defadır en -âcil beynelmilel meseleleri görüşmek hususunda vaki talebini unutmuş görünmektedir. Hükümetimiz hâlâ, beynelmilel gerginliği telâfi etmek için en iyi çarenin başta en âcilleri olmak üzere belli başlı meseleleri hal "hususunda devamlı ve yapıcı bir gayret sarfetmenin lüzumlu olduğu ka­naatindedir. Hükümetimiz bu hususu nazarı itibara alarak Almanyanın hür olarak birleştirilmesi başta olmak üzere Almanya ve Avusturya sulh andlaşması mevzularında dört Dışişleri Vekillerinin toplanmasını teklif etmişti. Ayni gaye iledir ki, Korede Kore sulh konferansının toplanması için gayret sarfedilmektedir.

Hükümetimiz bu davetinde hiç bir kayıt tasrih etmemiş ve Sovyet hü­kümetinin görüşlerini nazarı itibara almak için mümkün olan her şeyi yapmıştır. Buna mukabil Sovyet hükümeti böyle bir toplantı için bir -çok şartlar ileri sürmüştür. Bu tekliflerden bazılarının Avrupa ile hiç bir alâkası yoktur. Fakat Sovyet görüşüne göre, Avrupa meselelerinden ev­vel nazarı itibara alınması gerekmektedir. Diğerleri Amerika, İngiltere ve Fransanm kendi güvenlikleri için elzem olan bütün plânlarından sar­fınazar etmelerini mucip olacak mahiyettedir. Sovyet hükümetinin böy­le bir toplantı mukabilinde istediği, tamamiyle müdafaasız bir Avrupa-dır. Sovyet hükümeti çok iyi bilmelidir ki, bu taleplerden hiç birinin ka­bul edilmesine imkân yoktur.

"Sovyet notasından İngiltere hükümetinin çıkardığı mâna, Sovyetlerin halihazırda müsbet bir şekilde neticelenmesi muhtemel hiç bir müzake­reye girişmek arzusunda olmadığıdır. Bununla beraber Sovyet hüküme­ti, halli beynelmilel gerginliği azaltacak en âcil meseleler hususunda an­laşma zeminleri hazırlamak imkânlarını araştırmaya karar vermiş görün--mektedir. Bununla da kendilerine vaki 18 ekim tarihli davete açık kapı bırakmışlardır. İngiltere hükümeti bu hayati meseleler hakkında yapıla­cak müzakerelerin daha şümullü anlaşmalara zemin hazırlayacağı ve jiünyada hakikî sulhun tesisinde âmil olacağı kanaatindedir.

Rusya gene reddediyor :

Verdiği son cevapta Rusya bu daveti de reddediyor. Daha doğrusu Vaşing-ton Konferansından sonra yollanmış olan birinci cevaba vermiş olduğu ce­vabı tekrarlıyor: İki konferans toplan­masını ileri sürüyor. Bunların biri İn­giltere, Amerika, Fransa ve Rusya ara­sında olacak ve Almanya meselesi ile «bununla birlikte konferansın hazır­lanması sırasında ortaya atılacak bü­tün meseleleri» gürüşec.ek. İkincisi İn­giltere, Amerika, Fransa, Rusya ve Çin.  tabii "Komünist Çin arasında olacak ve «milletler ar ası münasebetime-deki gerginliği izaleye matuf tedbirle­ri »  ine eliyecektir.

Bildirildiğine göre Dörtler Konferansı­nın toplanması için, Rusya, Batı Al­manya'yı NATO çerçevesi içine alacak olan Avrupa ordusu projesinden vaz­geçilmesini d.e şart koymaktadır.

Batılılar ve hele Amerika bu şartlar altında toplanmaya razı olamazlar. Bir defa Kore meselesi askıda iken Çin ile görüşmeğe Batılılar yanaşmıyor. Hal­buki Rusya Çin'i konferans masasına sürüklemek kararındadır. Dörtlü Kon­feransın toplanmasını Beşli Konferan­sın toplanmasına bağlayınca, Dörtlü Konferans  da  toplanamaz     demektir.

Toplanabilse bile Rusya, konferansta yalnız Almanya meselesinin değil, «bu­nunla birlikte konferansın hazırlanma­sı sırasında ortaya atılacak bütün me­selelerin» görüşülmesinde ısrar .ediyor. Üstelik Batı Almanya'nın NATO'ya ka tılması teşebbüsünün hemen durdurul­masında da ısrar etmektedir.

Rusya'ya yapılan ikinci davet de birin­ci davet gibi dörtlerin toplanmaları meselesini olduğu yerde bırakmakta­dır. Şimdi Churchill'in tekrar, «en yet­kili» adamlar toplantısını ileri ataca­ğından bahsediliyorsa da, «en yetkili» lerin toplanmasını ondan önce zemini hazırlıyacak olan Dışişleri Bakanları­nın toplanmalarına bağlamış olan A-merika, Dışbakanları toplanamadığına ve zemin de hazırlanamadığma göre -böyle bir konferansa razı olmıyacaktır.

Meşhur Dörtlü Konferansı

Yazan Diploma!

5/11/953 tarihli »Yeni Sabah» İs­tanbul'dan :

Üç batılı devletin 9 Kasımda İsviçrenin (Logano)     şehrinde toplanmak    üzere Sovyetlere teklif  eyledikleri  dört Ha­riciye Vekili konferansına Ruslar, uzun tereddütlerden sonra cevap vermiş bu­lunuyorlar. Cevabin metni, henüz neş­redilmemiş ise de müsbet olmadığı ifa­de ediliyor. Cevabi nota, Moskovadaki. seîivler  teker  teker     Hariciyeye  davet edilmek suretiyle tevdi edilmiştir. Za-ten, batili "hükümetlerin "bu.  teklime verilecek   cevabın müsbet   olması pek beklenmiyordu ama   cevabın beheme­hal menfî olacağı da muhakkak değil idi'. Çünkü batılılar, Rusyayı menfi bir tavır takınmaktan alıkoymak için hay­li gayret ve fedakârlık göstermişlerdi. Meselâ evvelce bu konferansın sadece Almanya ve Avusturya sulhlarını hal­letmekle meşgul olacağı tasrih edilmiş idiyse de böyle bir müzakereye Sovyet­lerin yanaşmak istemiyecekleri anlaşı­lınca bu defa bu nokta üzerinde yâni sadece Almanya ve Avusturya dâvala­rının görüşülmesi hususu üzerinde faz­la durulmamış idi.

Almanyayi birleştirmek bahsinde de, evvelâ serbest seçimlerin yapılması fikri üzerinde İsrar olunmamış hattâ bu pürüzlü cihete temas bile edilmemişti. Sadece Almanya sulhunun aktı çarele­ri araştırılacak ve birleşme yolları bu­lunacak deniliyordu. Fakat Ruslar, böy le bir toplantı olacaksa bunun behe­mehal bütün dünya ihtilâfların: konuş ması lâzım olduğu kanaatini beslemek­tedirler. Dar çerçeveli ve sadece Al­manya ve Avusturyaya münhasır bir konferansa iltifat etmek istemiyorlar, hattâ Moskova, belli bir gündeme bile taraftar değildir, o istiyor ki bütün pü­rüzlü noktalar .etrafında serbestçe ko­nuşulsun, İngiltere de buna taraftar­dır. Zaten bunu bildiği için Moskova, batılı hükümetlerin, notalarına bu yol­da menfi cevaplar vermektedir. Sovyetler, Almanya ve Avusturya ile-beraber Uzak Şark, Kore, Hindicim ve diğer bütün pürüzlü dâvaları, müstak­bel konferansta görüşmeğe taraftardırlar. Bilhassa Amerika, böyle geniş bir müzakereden pek hoşlanmıyor ki. Bu­nun da sebebi vaktiyle müteveffa Ruz-velt zamanında Yalta ve Potsdam gibi bu şekilde yapılmış konferanslarda Rusların :büyük galebeler sağlamaları­dır. Bu tatsız hâtıralar, Amerika Hari­ciyesini ve Cumhurreisini daima rahat­sız etmekte ve aynı oyuna tekrar gel­mekten endişe edilmektedir.

Şu ciheti de kaydetmek doğru olur, batı dünyası ricali ve matbuatı daima sulh meselesinin bir bütün olduğunu ifade eylemektedirler. Yâni Avrupada v.e Asyada sulh diye ayrı ayrı mevzu­lar yoktur. Dünya sulhu bir küldür. Bu teze uyulunca bütün İhtilaflı noktaların toptan görüşülmesi tabiî ve normal gi­bi gelir ama bu derece şümullü ihtilâf­ların bir hamlede ve bir konferansta görüşülmesi bir takım kargaşalıklara ve lüzumsuz uzama ve propagandalara meydan verebilir. Bu itibarla meselele­ri ve pürüzleri teker teker ele alıp hal­letmek ve hallettikçe yeni dâvalara ya­naşmak yolu, Amerikalılarca hattâ İn-gilterede Mister Eden tarafından da uygun görülmektedir. Fakat Çörçil yüksek seviyede geniş mülakata hâlâ taraftardır ve bu ciheti, dün Avam Ka­marasında Kraliçenin açılış nutkunda da ifade etmiştir.

Rusya, son cevabında, dörtlü konferan­sa yanaşmamamla beraber daha şümul­lü ve bilhassa komünist Çinin de dahil olacağı beşli bir toplantıya taraftar ol­duğunu tasrih .etmiştir. İngiltere ise ko. münist Çinin Birleşmiş Milletlere üye olarak girmesi zaruretini, dün de A-vam Kamarasında bir daha tebarüz et­tirmiştir. Yâni Rus cevabî notasmdaki düşünce, Londraya, büsbütün aykırı düşmemektedir. Bu şartlar altında Kremlinin tasavvurlarını bir gün ba­tılılara kabul ettirmek ümidinin kırıl­mamış olması hiç de hayreti çekecek bir keyfiyet sayılmamalıdır.

Amerika, İngiltere, Fransa bütün me­selelerde tam bir görüş birliği tesis ede medİkçe, tezlerini Moskovaya kolay kolay kabul ettiremezler.

Bermuda Toplantısı

Yazan : M. Nermî

26/11/953 tarihli «Yeni İstanbul-İstanbul'dan:

Gözlerimizi, iç politikamızda hüküm süren gerginlik konularına aşırı dere­cede çevirdiğimiz için, dünya dâvaları üzerinde gerektiği kadar durmadığı­mızı söyliyebiliriz. Halbuki: Hür mil­letlerin mukadderatını, çok yakından ilgilendir.en politika gelişmeleri yeni yeni kaygıların uyanmasına fırsat ve­recek kadar ciddîdir: Milletleri tam bir barışa kavuşturmak için harcanan e-meklerden hiçbir  sonuç     çıkmamıştır.

Her hangi tedbire başvurulmuşsa, um­duğumuz ufak bir yatışma yerine, çok daha çetin ve daha karışık durumlarla karşılagınışızdır. Dünyamız, bir türlü ahengini bulamıyan politika anlaşmaz­lıkları yüzünden, ne getireceği büin-miyen geleceklere doğru sürükleniyor. Ölçüsüz politika kararsızlıkları, millet­ler arasında hüküm süren tehlikeli hu­zursuzlukların öteden beri başlıca kay­nağıdır. Avrupa ve dolayısiyle. bütün dünya, gelişmelerin mânasını tam za­manında anlıyamadığı için, kısa - gö­rüşlülüğünün cezasını iki korkunç fe­lâketle, yıllarca süren iki büyük harp­le ödemiştir. Sömürgeci devletler, eski Türk Makedonyasını, bir zamanlar, politika fırtınalarının kaynağı sayma­ya alışmışlardı. İşlerine öyle" geliyordu ondan. Eskiden, politika edebiyatında., sık sık kullanılan Makedonya sözü çok, daha soysuzlaşmış dünya politikası için kullanılırsa çok yerindedir. Biz, ger­çekten, bir politika Makedony ası kar­şısındayız. Milletler arasında sarsılmaz bir işbirliği yaratmak idealimizdir. Hürriyetimizi, kültürümüzü, ancak, bu suretle savunacağımıza inanmış bulu­nuyoruz. Fakat girişilen teşebbüslere göz gezdirdikçe kaygılanmamak elden gelmiyor. Hiçbir kararlı adıma rastla­mıyoruz. Geniş bir işbirliği yaratmak fikriyle kurulan sistemler, birleştirici idealler ve politika görüşleri olmazsa, ister is­temez konusuz kalılar. Çünkü: Hiçbir teşkilât, kendi başına işliyemez. Halbuki: Barış ideallerine bağlı milletler, ilkönce, boy boy teşkilât kurmuşlar­dır. Yıllardan beri de. bu teşkilâtın na­sıl faaliyete geçeceğini düşünüyor ve kısır pazarlıklarla zaman kaybediyor­lar. Gerçekçi milletler, bu durumdan, artı-k, bezmeye başlamışlarsa, elbette haklıdırlar. Çünkü: Milletler ne zaman kararsızlığa düşmüşlerse, asıl o zaman hasımlarını   karşılarında  bulmuşlardır.

Zamanımızın büyük demokrasileri bir yerde bululmak ve karışık politika ko­nularım görüşmek kararını verdiler mi, ilgili milletler de, yeni ümitlerin uyan­ması anlaşılır bir şeydir. Bugünün en önemli barış yapısı Birleşmiş Milletler Teşkilâtı ise, en kudretli ve tesirli sa­vunma sistemi de, hiç şüphesiz, Atlan­tik Paktıdır. Yurdumuz da bu paktın üyesidir ve verdiği söze bağlıdır. Onun için, teşkilâtın, pürüzsüz işlemesi .idea­limizdir. Dünya politikasına da bundan daha güvenilir ve daha sağlam bir temel bulunamaz. Fakat üzülerek görü­yoruz ki; ciddî durumlarla karşılaşıldı­ğı zaman, Korede, toplanması karar­laştırılan Politika Konferansına üye seçmek işlerind_e olduğu gibi, önemsiz sayılamıyacak kadar belirli ayrılıklar ba-göstermektedir. Daha ciddî dâvalar­da, görüş birliğine varmanın güçlüğü­nü artık kestirebiliriz biz.Bermuda buluşmasında, neler görüşü­leceğini aşağı yukarı biliyoruz. Hepsi de çok çetin konulardır bunlar. Hele Sovyetler Birliği Dörtler Toplantısı teklifini, cok ağır şartlara bağladıktan sonra politika güçlükleri bir kat daha artmıştır. Bize öyle geliyor kî: Bermu­da buluşması, dünya durumunda hiçbir değişiklik yaratamıyacakür. Kaybola­nı tekrar kazanmak şöyle dursun, At­lantik Paktını biraz daha kudretlendir-mek imkânları bulunursa, bu görüşme­ler milletler için, yeni bir güven kay­nağı olabilir.

1 Kasım 1953

 Panmunjom :

Müttefikler ve komünistler bugün bir anlaşmaya vararak Kore barış konfe­ransının tarihi, yeri ve üyeleri hakkın­da derhal ve muhtemelen gizli müza­kerelere başlanılmasını kabul etmişler­dir.

Bu.plânı Amerikan delegesi, 26 ekim­de başlayan ve bir çıkmaza girmiş bu­lunan ihzari görüşmeleri bu çıkmaz­dan kurtarmak maksadile teklif etmiş ve komünistler de kabul etmişlerdir.

Amerikan delegesi Arthur Dean, bu hususta verdiği beyanatta yarın sabah iki tâli komitenin kurulacağım, bunlar­dan birinin konferansın teşekkül tar­zını ve yerini, diğerinin de tarihini tesbit etmekle vazifeli olacaklarını bil­dirmiştir.

Arthur Dean, konferansın başlangıç ta­rihi olarak 15 aralık tarihini teklif et­miştir.

Amerikan delegesi, bu iki grup komi­tenin yarınki toplantılarında müzakere lerin gizliliği hakkında da bir karara varacaklarını söylemiştir.

Bununla beraber Dean komünistlere bugünkü görüşmelerde Amerika'nın ta rafsız memleketleri konferansa kabul etmemek kararından dönmek niyetin­de olmadığını açıklamıştır.

Arthur Dean, Kore barış müzakerele­rini ancak bu harbe iştirak etmiş olan devletlerin yapabileceklerini komünist lere tekrar .söylediğini bildirmiştir.

Dean'm kızılları bu suretle ikna etme­sinden anlaşıldığına göre onlara, kon­feransın teşekkül tarzı üzerinde noktai nazar teatisi vâdederek buna mukabilkonferansın yeri ve. tarihini tesbit et­mek istemiştir.

Bu tâli komiteler ayrı binalarda top­lanacak ve Arthur Dean ile komünist Kore heyet başkanı Ki Sok Bok ve Kı­zıl Çin başdelegesi Huang Hua, konfe­ransın teşekkülünü ve yerini tesbit edecek komiteye iştirak edeceklerdir.

Konferansın tarihini tesbit edecek tâli komiteye Dean, Dışişleri Vekâleti As­ya Uzmanı Edward Martin ile albay Babcock'u tâyin etmiştir.

Güney Koreli albay Soo Young, mem­leketi adına tarih komitesine ve Dış işleri V&kil yardımcısı Chang Wand da «teşekkül ve yer» komitesine müşahid olarak iştirak edeceklerdir.

 Panmunjom

Komünistler bugün, Birleşmiş Millet­ler genel komutanlığını Batı cephesini bombarduman etmekle itham etmişler­dir.

Bugün öğleden sonra mütareke komis­yonunun yapmış olduğu toplantıda ile­ri sürülen bu itham, bombardımanla­rın hangi bölgeye tevcih edildiğini açık lamamaktadır.

Bu itham, komisyonlar tarafından Bir­leşmiş Milletler aleyhine bugüne ka­dar yapılan en şiddetli ithamdır. Bun­dan evvel, Birleşmiş Milletlere ait u-çaklarm tarafsız bölge üzerinden geç­tiklerine dair şikâyetler yapılmışsa da, hiç bir zaman bu şekilde ithamda bu­lunmamışlardı.

Komünistler bombardımanların kara­dan mı yoksa uçaklardan mı yapılmış olduğunu  belirtmemişlerdir.

Komünistler aynı zamanda, Birleşmiş Milletler heyetini, komünist Kızılhaç erkânına fena muamele etmekle de it­ham etmişlerdir.

2 Kasım 1953

 Seul:

Ekseriyetini üniversite talebesi teşkil eden 20.000 den fazla Güney Koreli bugün Seul stadında bir miting tertip ederek Amerika1 ile imzalanan güven­lik paktını kutlulara ıslardır.

Bu arada söz alan Başkan Syngman Rhee bu paktın siyasî bir zafer teşkil ettiğini belirtmiş ve Güney Kore hal­kının millî birliğini elde. etmek için icap ederse kuvvet kullanmaya ve ku­zeye yürümeğe hazır bulunduğunu ilâ­ve etmiştir.

Bilâhare konuşan Dışişleri Vekili M. Pyung Yang Tae, Güney Kore halkı­nın komünist aleyhtarı harp esirleri­nin zorla memleketlerine iade olunma­sına mani olmaları lâzımgeldiğini te­barüz .ettirmiştir.

 Panmunjom :

Birleşmiş Milletler temsilcisi M. Art-h'ur Dean'm, siyasî konferansın tarzı teşekkülü hususundaki çapraşık mese­lenin halli yolunda bir uzlaşma imkânı hakkındaki açıklaması ani bir ümit ha­vası yaratmıştır.

Bilindiği üzere komünistler siyasî kon­feransa tarafsız devletlerin de iştira­kini İsrarla teklif etmekte, buna muka­bil Birleşmiş Milletler, mütareke akdi hükümleri ve Birleşmiş Milletler ge­nel asamblesinde alman karara müste­niden komünistlerin teklifini red et­mekte idiler.

M. Dsan bugün gazetecilere, mütareke-name ve Birleşmiş Milletler genel ku­rulunun 28 Ağustos tarihli kararı hü­kümlerinin müsaade ettiği nisbette ta­rafsız devletin Kore siyasî komisyonu­na iştirak edebileceğini bildirmiştir.

M. Dean'm izah ettiğine göre, Kore'de­ki mütareke askerî, komisyonuna işti­rak etmiş olan tarafsız devletlerden ba zılari siyasî konferansla şahsî temas­larda  bulunabileceklerdir.

Müttefik delege böyle bir tarzı hare­ketin, halihazır müzakerelerde bir uz­laşma elde edilmesi hususunda da fay­dalı olacağım bildirmiş ve siyasî kon­feransın tam. teşekküllü bir toplantı o-lacağim ve tarzı cereyanı hususunda tatbik olunacak usulü bizzat tayin ede­ceğini sözlerine ilâve etmiştir.

Bundan sonra M. Dean'in bir sözcüsü, tarafsız devletlerin siyasî konferansa iştiraki meselesinin henüz katı bir şe­kilde tesfoit olunmadığı, binaenaleyh her an bu kararın değiştirilmesi ihtima li mevcut bulunduğuna nazarı dikkati çekmiştir.

 Munsan :

Birleşmiş Milletler .esirleri ,iade gru­buna mensup bir sözcü, esirlere verile­cek izahlara yarın sabah saat 8 de 500 kuzey Koreli esire hitaben devam olunacağını bildirmiştir.

Haber tarafsız komisyonca da teyid olunnıuştur.

  Munsan :

Kore siyasî konferansına hazırlık ma­hiyetinde toplanan konferansın çalış­maları bugünden itibaren yeni bir saf­haya girmiştir, Müşahitlere göre, zahi­ren, verimsiz münakaşalarla geçen ilk haftadan sonra iki taraf manevraları­nın mahiyeti anlaşılmıştır. Birleşik A-merikanm hususî temsilcisi Arthur De­an, bugün umumî hayreti mucip oîan bir demeçte 'bulunarak Birleşmiş Mil­letler safmdaki alâkalı devletlerin müs­takbel siyasî konferansın hangi mem­leketlerden kurulacağı 'hususunu Pan-munjom'da müzakere etmelerinin muhtemel olduğunu söylemiştir. Hal­buki bu nokta Kuzey Korelilerle Çin­lileri ve Amerikalıları 8 günden beri, büyük bir inatla yerlerinde saydırıyor, ihzari konferansın çıkmaza girdiği in­tibaını veriyordu. Komünistler geçen Temmuzda imzalanan mütareke anlaş­masını kendi görüşlerine göre tefsir ederek siyasî konferansa tarafsızların katılmasını önceden memeden bir hü­küm bulunmadığını iddia .etmişlerdir. Karşı taraf ise konferansa ancak mu­hariplerin iştirak edebileceğini ileri sürmüşlerdir. Dean'm bugünkü sözleri siyasî çevrelerde ferahlık yaratmıştır.

Müzakerelere bir saat ara verildikten sonra başlayan oturumda Kuzey Koreli delege söz alarak M. Dean tarafından teklif olunan «elâstikî» usulün kabul olunamiyac ağını zira bu usulün siyasî konferansın1 tarzı teşekkülü meselesini bertaraf etmekte olduğunu ileri sür­müş ve M. Dean'm beyanatında «müza­kerelere terakki kaydettirebilecek hiç bir nokta müşahede edememiş olduk­larını» bildirmiştir.

Oturumu müteakip gazetecilerle konu­şan M. Dean, her şeye rağmen siyasî konferansın toplanması hususunda bir anlaşmaya varılacağından ümitli oldu­ğunu beyanla şöyle demiştir: «Bunun­la beraber siyasî konferansın toplan­ması mümkün olmasa bile bir başka konferans toplamayı düşüneceğiz.»

4 Kasım 1953

 Panmunjom :

Kore siyasî konferansım hazırlamak üzere yapılan toplantıların bu sabahki oturumunda Kuzey - Kore murahhası Ki Sok Bok uzun beyanatta buluna­rak, Güney - Kore başkanı Syngman Bhee'yi şiddetle tenkit etmiş ve baş­kanın, mütareke anlaşmasını takip eden 6 ay müddet sonunda Kuzey - Ko-r,eye hücum etmek tehdidinde bulun­duğunu ileri sürmüştür.

Birleşmiş Milletler murahhası Arthur Dean ise. Güney - Kore Cumhurbaşka­nım hararetle müdafaa ederek, Syng­man Rhee'nin. mütareke anlaşmasına riayet edeceğinden ve taahhütlerine bağlı kalacağından emin bulunduğunu söylemiştir.

Toplantıdan sonra gazetecilerle konu­şan Birleşmiş Milletler murahhası De­an, bu sefer komünistlerin beyanatla­rında daha makul bir ifade bulduğunu söylemiştir.

Bir gazeteci Arthur Dean'e şu suali sormuştur: Dün 'bir teklifte bulundu­nuz. Kore siyasî konferansının mahal,

tarih ve teşekkül tarzının ayni zaman­da müzakere edilebileceğini söylediniz. Bu meselelerin talî komisyonlarda mı

müzakeresini istiyorsunuz?

cevap

Arthur Dean bu suale müsbet vermiştir.

Bilindiği gibi Birleşmiş Milletler mu­rahhası şimdiye kadar komünist mu­rahhaslara, talî komisyonların teşkili ile ilgili bir teklif yapmış, değildir.

 Panmunjom :

Memleketlerine dönmek istemiyen ko­münist Çin harp esirleri bugün kendi­lerine yapılan izahlardan sonra dahi memleketlerine dönmek arzusunda ol­madıklarım teyit etmişlerdir.

Bugün verilen izahat sonunda 205 esir­den yalnız ikisi Çine dönmeyi kabul etmiştir.

Bu suretle bugüne kadar geri dönme­yi kabul eden komünist esir adedi onu bulmuştur.

Bugünkü izahat ve mülakatlar son de­rece uzun sürmüş ve toplantı salonun­da bulunan Birleşmiş Milletlere men­sup müşahitler protesto makamında sa­lonu tertoetmek mecburiyetinde kal­mışlardır.

Panmunjom :

Kore tarafsız komisyonundaki İsviçreli üye, Kızıl subayların bir esiri komüniz­me dönmeğe ikna etmek için kullan­dıkları usulü protesto etmek için bu­günkü toplantıyı terke-tm iştir.

Komünist subayların, memleketlerine dönmek istemiyen esirlere verdikleri izahata nezaret eden İsviçreli üye, bun­ların bir saatten fazla bir esir üzerin­de uğraştıklarını görünce çadırı terk etmiştir.

Bugünkü mülakatın ilk saatinde, esir­lerden yalnız birisi Kızıl Çine dönmeyi kabul etmiştir. Komünistler esirlere memlekette iyi karşılanacaklarını, iş verileceğini ve eskilerin unutulacağını vadetmektedirler.

Fakat komünistlerin, evinize dönün diye ısrar ettikleri eski    Kızıl esirler esiz bizimle Formozaya gelin» demek­tedirler. Esirlerden birisi kendisini ik­na etmeğe çalışan subaya şöyle bağır­mıştır: »Beni tekrar aldatamazsınız. Yalanlarınızı dinlemiyeceğim.»

5 Kasım 1953

 Panmunjom :

Görüşmeler 55 dakika devanı etmiş ve toplantı yarma talik edilmiştir.

Bugünkü toplantıyı müteakip, Birleş­miş Milletler sözcüsü kısa bir beyanat vererek, hiç bir anlaşmaya varılmadı­ğını ve toplantının bir nevi hercümerç içinde cereyan ettiğini açıklamıştır.

Memleketlerine dönmek istenıiyen harp esirlerini bu hususta ikna etmek­le mükellef komünist arabulucular bu­gün oparlörlerle «memlekete dönün. Bütün olanlar unutulmuştur.» gibi neş­riyat yaparak yeni bir propaganda usu­lüne tevessül etmişlerse de neşriyat esirlerin bağırmaları ve şarkı gürültü­leri arasında boğulup gitmiştir.

Komünist arabulucular bugün 500 harp esiri ile temas etmişlerdir. Dün temas ettikleri 205 harp esirinden sadece iki tanesi komünizme dönmeğe razı olmuş, biri de asabı buhran geçirdiği için hastahaneye kaldırılmıştır. Resmî A-;merikaın şahsiyetleri, .esirlerin mutaddan fazla komünist arabulucuların pro­pagandasına tâbi tutulmalarının asabî buhranlara sebebiyet verdiğini söyliye-rek bu halin tarafsız komisyon nezdin-de protesto edilmesinin muhtemel ol­duğunu ileri sürmüşlerdir.

6 Kasım 1953

 Seul:

Güney - Kore Dışişleri Vekili Pyumg Yung Tae, bugün gazetecilere verdiği beyanatta, Japonyadaki milliyetçi Çin Büyük Elçisinin Seul'e yaptığı son zi­yarette, iki memleket arasmda karşı­lıklı bir güvenlik paktı meselesine te­mas 'edildiğini, fakat bu hususta pra­tik hiç bir anlaşmaya varılmadığını bildirmiştir. Yarın da izahat verümi-yeceğini Birleşmiş Milletler komutan­lığına bildirmiştir.

12 Kasım 1953

- Pannruniom :

Birleşmiş Milletler ve Komünist uz­manları Kore siyasî konferansı hakkım.

13 Kasım 1953

 Seoul:

Güney Kore Başkanını ziyaret etmekte olan Amerika Cumhurreisi yardımcısı Richard Nixon'a bugün şehrin anahta­rı verilecek fahrî hemşeri ilân edilmiş­tir.

Nixon yapılan kısa bir merasimi müte­akip Cumhurreisi Syngman Ree'ye Başkan Eisenhower'in gümüş çerçeveli bir portresini hediye etmiştir.

Merasim   esnasında  söz  alan demiştir ki:

Kore müstakil ve Birleşmiş bir mem­leket haline gelmelidir. Amerika ile Güney Kore birlikte çalışır ve tek bîr siyaset takip ederlerse, bu hedefe va­sıl olmak mümkündür."

Nixon dün akşam. Başkan Syngmais ühee ile bir saat 20 dakika devam eden bir görüşme yapmıştır.

 Seul :

Bugün üç Amerikalı gazeteciye hususî bir beyanatta bulunan Güney Kore Re­isicumhuru Syngman Rhee, müttefik­ler sulh müzakeresinde ağır bastıkları takdirde komünistlerin anlaşmaya ya­naşacaklarını söylemiş ve demiştir ki;

«Komünist Çin» Kuzey Koreden müt­tefikler de Güney Koreden çekildikleri takdirde Kızılların bir sulh muahede­sine yanaşacaklarını zannediyoruz. Ma­mafih şunu da hatırlatmak isterim ki, leğer 90 gün sürecek olan sulh müza-kerelerinde bir netice alınmazsa Gü­ney Kore müstakil olarak harekette ta-mamiyle serbest kalacaktır.»

Bu müstakil hareketin ne mâna ifade ettiği sualim cevap veren Syngm&n Rhee, bu hususta henüz bir karar ve­rilmediğini, birçok hususların nazarı itibare alınacağım söyliyerek demiştir

Meclis Başkam, daha önce, birleşme veya Ölüm prensibini desteklemek üze­re bütün Korelilerin Rhee hükümetini takip ettiğini söylemiştir.

«Bu müzakereleri sürüncemede bırak­mamak en doğru hareket tarzıdır. Ko­münist Çin Kuzey Koreyi tahliye etti­ği takdirde Korenin süratle birleşece­ğinden eminim. Koreli komünistleri de "biz temizleriz.»

"Komünistleri Güney Koreye sızmak suretiyle mütareke şartlarını ihlâl et­mekle itham eden Syngman Rhee, söz­lerine devamla demiştir ki :

Kaesong komünistlerle dolduğu için müzakere heyeti Panmunjom'a nak-Vktti. Şimdi .ayni hal Pannrunjom için de mevzuubahistir. Nitekim bu sefer de Panmunjom'dan "başka bir yere nakletmeyi düşünüyorlar.»

Syngman Khee komünistleri tahkimat yapmak ve hava meydanları inşa et­mek suretiyle mütarekeyi ihlâl etmek­le suçlandırmış. Kuzeyden gelen haber­lerin bir sulh ile kabili telif olmıyacak "kadar ciddî mahiyet arzettiğini söyle­miştir.

Reisicumhur yardımcısı Nixon'un ziya­retlerinin  Kore  için  büyük  bir  şeref ve cesaret verici bir dostluk tezahürü olduğunu söyleyen  Syngman    Rhee, tekrar komünistlerin Güneye sızmaları meselesine temas ederek:

Bugün beni şahsen en fazls alâkadar fden mevzu, komünistlerin Güneye sız--mal'andır. Biz böyle konuşa duralım 'hir gün Seul'u komünistlerle dolu gö­receğiz.» demiştir.

 Seul:

Amerika Cumhurreisi yardımcısı Ri-<charcl Nixon Güney - Kore Millî Mec­lisi Başkam Shinniki tarafından Mec­lise takdim edilmiştir,

Nixon şövle demiştir :

Amerikan milleti ve hükümeti, Gü­ney ve Kuzey Korede hür seçimler ya­kılması hususundaki müşterek hedefe barışçı vasıtalarla varmak için Kore milleti ile yanyana yürümektedir.»'

14 Kasım 1953

 Panmunjom :

Hazırlayıcı mahiyetteki müzakerelere İştirak eden müttefik ye komünist de­legeler, siyasî konferansın tarihi, yeri ve teşekkül tarzı meselelerinin talî ko­misyonlarda ayni zamanda görüşülme­si üzerinde anlaşmaya varmakla üç haftadır devam eden çıkmaza son ver­mişlerdir. Bilindiği gibi komünistler, evvelâ konferansa kimlerin iştirak ede­ceği meselesinin görüşülmesinde ısrar etmekte idiler, Birleşmiş Milletler ise tarih ve mahal meselesinin önce halle­dilmesini arzu etmekte idiler. Bugünkü anlaşmaya karşılıklı tavizler sayesinde varılmıştır, Komünistler, Birleşmiş Milletler delegesi Arthur Dean'in her üç meselenin, de ayni zamanda müza­kere edilmesi yolundaki teklifini ka­bul etmişler, Arthur Dean de komü­nistlerin şu teklifini   kabul    etmiştir:

Anlaşmanın .meselelerin her birine şâ­mil olabilmesi için her Üç meselede birden anlaşmaya varmak lâzımdır. Ya­ni, yapılmakta olan müzakereler, kon­feransın teşekkül tarzı hakkında bir anlaşma ile neticelenmezse, tarih ve mahal hakkında bundan önce varılan anlaşmalar hükümsüz sayılacaktır.

Müşahitlere göre, komünistler, bu su­retle, tarafsız devletlerin katılıp katıl-mıyacakları meselesi halledilmeden ta­rih ve mahalli tesbit edilmiş olan si­yasî konferansa iştirak mecburiyetin­den kurtulmuş olmaktadırlar.

Bir saat süren müzakerelerden sonra Arthur Dean gazetecilere aşağıdaki de­meci vermiştir :

Her iki tarafın    görüşleri birleşmiştir.

Bu da bir terakki, kapıyı açan bir anahtardır. Asıl güç vazife şimdi başlı-y"'caktır. Ben daima nikbindim, şlm'di h^r zamankinden daha fazla nikbinim. Bu sabah üzerinde mutabakata varılan  31 Ekimde teklif ettiğim gün- Talî  komisvonlar evvelkilerden farklı olacak ve daha yüksek mer­tebede temsilcileri ihtiva edecektir.

Arthur Dean, sözlerine son verirken, konferansa sadece muharip devletlerin ve eğer Çin - Koreliler tarafından da­vet edildi ise, Rusyamn katılacağı yo­lundaki Birleşmiş Milletler durumunu tadile yetkili olmadığını tekrar etmiş­tir.

 Munsan :

Amerika Cumhurreisi yardımcısı Ri-chard Nixon bu sabah Munsan'da as­kerî mütareke komisyonunun mütte­fik üyeleriyle görüşmüştür.

16 Kasım 1953

 Panmunjom :

11 günlük inkıtadan sonra bu sabah esirlere verilen izahata yeniden baş­lanmıştır. Saat 8.15 te komünist aleyh­tarı 500 Kuzey Koreli esir sakin sakin izahat çadırlarına doğru yol almaya başlamışlardır. Şiirîdiye kadar hiç bir hâdise kaydedilmemiştir.

Komünistler bugünkü izahlarını çok uzatmış olduklarından 471 esire hitap etmeleri "lâzım gelirken bunlardan 227 Kuzey Koreli esire izahat verebilmiş­lerdir.

Birleşmiş Milletler müşahitleri, bir esire verilen izahatın 5 saat devam et­mesi üzerine Hintli başkan nezdinde protestoda bulunmuşlardır. Beş saat müddetle iknaa uğraşılan esir netice­de yurduna dönmeyi kabul etmiştir. Fakat müşahitler bu esirin çok fazla yorularak mantı'kî bir karar vermek­ten âciz kaldığını bildirmektedirler.

Bugünkü izahlar neticesinde altı esir memleketlerine dönmeği kabul etmiş­lerdir. Konuşmaların sonuna doğru esirler sızlanmaya haşlamışlar, hattâ içlerinden birçoğu komünist hatiplere küfür etmeğe, hattâ ayakkabı ve san­dalye ile üstlerine yürümeğe teşebbüs etmişlerdir. Hintli muhafızlar komü­nist hatipleri korumak ve esirleri ya­tıştırmak maksadiyle birkaç defa mü­dahale etmek zorunda kalmışlardır.

17 Kasım 1953

 Panmunjom :

Müttefik delegesi Arthur Dean bugün komünistlere aşağıdaki teklifleri   yap- -rmştır :

 Amerika, siyasî konferansa iştirakedecek   olan   diğer   müttefik   hükümettemsilcilerine, Kore meselesinin    hallihususunda tatmin edici bir anlaşmaya,varıldıktan  sonra  ve  diğer  meselelergörüşülmeden evvel konferansa iştirak meselesinin   nazarı   itibare   alınmasınıtavsiye etmek niyetindedir.

 Amerika, neticeler hakkında ta­ahhüde girmeksizin, konferanstaki di­ğer müttefik delegelerine şunu    teklif etmek kararındadır: Konferans toplan­dıktan ve kâfi bir müddet geçtiktensonra, hâdiseler diğer    memleketleriniştirakini şayanı arzu kıldığı takdirde,müttefik  taraf,   evvelce tes'bit  edilenhudutlar dahilinde ve müsait zaman­da konferansa kimlerin iştirak edeceğimeselesini gözden geçirmeyi kabul ede­cektir.

Dean, bu tekliflerinin bir ihtiyaçtan doğmadığını, fakat ihtimalleri gözö-nünde tuttuğunu belirtmiş ve demiştirki :

Konferans çalışmaları mütareke antlaş­masının 60 mcı maddesinde zikredilen meseleleri aştığı takdirde ilk teklifim,. bitaraf devletlerin katılmasına kapıyı açık bırakmaktadır. Mütareke antlaş­masının 60 mcı maddesinde zikredilen meseleler şunlardır: Bütün yabancı kı­taların geri çekilmesi ve Kore mese­lesinin barışçı şekilde halli. Bu birinci teklif diğer Asya meselelerinin müza­keresine bitaraf devletlerin iştirakini mümkün kılacaktır. İkinci teklifim ise komünistlerin şu muhtemel endişesini bertaraf edebilir: Muharipler Kore hakkında anlaşmaya varamadıkları takdirde, konferans bitarafların davet edilebileceği bir safhaya hiçbir zaman erişemez.

Birinci talî komisyonun oturumundaa sonra Arthur Dean, gazetecilere hitap ederek, komünistlerin bu sabah yap­tıkları  teklifleri,   kabulü  imkânsız   olmalarına rağmen, daha derinden incs-, "lernek niyetinde olduğunu söylemiş ve •.iiğer taraftan, siyasî konferansın tari­hini müzakere eden talî komisyondaki müttefik temsilcisinin, diğer meseleler halledildikten sonra konferansın top­lanması için mülayim bir formül ileri sürdüğünü bildirmiştir. alî komisyonlar yarın sabah mahallî saatle 11 de yeniden toplanacaktır.

 Seul:

Güney Kore Dışişleri Vekili Pyung Yung Tae, bugün yaptığı basın konfe­ransında, Rusyanın. bitaraf devlet şı-fatiyle siyasî konferansa iştirakine şid­detle itiraz etmiş ve «istilâ emrini Rus­yanın verdiğini hepimiz 'biliyoruz» di­yerek, Güney Kore hükümetinin, kon­feransın başlaması için, mütareke an-" iaşmasmda tesbit edilen mühletten fazla bekliyemiyeceğini ve konferans aktedilmese dahi, izahat verme işi bit­likten sonra bütün esirlerin serbest bı­rakılması lâzım geldiğini söylemiştir.

Güney Kore Dışişleri Vekili, Başvekil Nehruya atfedilen aşağıdaki cümleye cevap vermekte idi:

Barış konferansı aktedilrr.ediği takdir, bitaraf mübadele komisyonu, va­ranlarına iads edilmiyen esirler mese­lesini iki kumandanlığa devretmelidir.

 Seul :

.Amerikan Temsilciler Meclisi   Dışişleri komisyonundan dört üye, başlarında Walter Judd  olduğu halde,  bu  sabah

"Seul'e gelmişlerdir. Keyet, Korenin si­yasî ve iktisadî durumunu inceliyecektir.

18 Kasım 1953

 Panmunjom :

"Bir Hintli sözcü, bugün verdiği natta, komünizm aleyhtarı harp esir­lerine verilen izahatın müddetsiz ola­rak kesildiğini bildirmiştir.

Bu karar, komünistler ile Hintli kuvvetlerin Kızıl siyasî subaylara çıkarak lıarp esirlerini tayin etmelerine kadar yürürlükte kalacaktır.

Komünistler harp esirleri arasında bir tefrik yapmak istemiş, Hintli muhafız birlikler ise bunu kabul etmemişler­dir.

 Seul :

Giiney-Kore Reisicumhuru Syngman Rhee bu sabah France - Presse Ajansı muhabiriyle yaptığı konuşmada şunla­rı söylemiştir:

«Kore barışçı meselesi Amerikalılar ve Birleşmiş .Milletler tarafından lüzum­suz yere muğlak bir hale getirilmiştir.»

Yarım saat müddetle plânsız 'bir şekil­de Seul'deki hususî ikametgâhının sa­lonunda konuşan Başkan Rhee sözle­rine şöyle devam etmiştir :

-Eğer komünist Çinliler Koreyi terke-decek olurlarsa Korenin tevhidi kendi­liğinden vuku bulacaktır. Esasen bi­zim de temennimiz bu   hal    şeklidir.

Çünkü komünist Kuzey Koreliler bi­zim irin bir mesele teşkil etmemekte­dir. Şöyle ki, komünistlere pek bağlı olan Koreliler, zaten Çinlilerin peşine düşerek memleketi     t erk edeceklerdir.

Geriye üç milyon nüfuslu Kuzey - Ko­re halkı kalıyor ki onlar da senelerden b.eri bize gelip kendilerini kurtarma­mızı yalvarmaktadırlar.»

Syngman Rhee bundan sonra, Çinlile­rin Koreden çekilmelerine mukabil A-merikan ve diğer Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin de memleketi terketnıe-lerine razı olacağını, fakat bu terke-dişin Amerika ve Birleşmiş Milletler tarafında da arzu edilmesini ve Gü­ney - Kore ordusunun memleketini ko­ruyabilecek seviyeye gelmesini şart koşmakta olduğunu belirtmiştir.

Kore istiklâline kavuştuktan sonra Güney ve Kuzeyde, tamamen serbest esaslara dayanan umumî bir seçim ya­pılacağını belirten Başkan Rhee, Bir­leşmiş ve müstakil Koreyi dış tehlike­lerden korumak için şu iki Milletlera­rası garantiye ihtiyacı bulunduğunu irade etmiştir :

1) Hiç bir yabancı devlet Koreye ko­münist unsur sokmamah veya mevcut komünist temayülleri      alevlendirecek faaliyette bulunmamalı.

2) Kore'ye vaki olacak muhtemel bir yabancı taarruz yine bütün hür dev­letler kuvvetleri tarafından bertaraf edilmeli.

Bu arada Başkan Syngman Rhee, Ame­rikan - Kore karşılıklı müdafaa paktı­nın k&ndileri ve güvenlikleri yolunda 'komünizm ile savaşan müttefikleri için çok lüzumlu olduğunu belirtmiş ve ko­münist tehlikesi ne kadar büyük ve ne kadar yakın olursa olsun Kore'nin Do­ğu komşusu Japonyamn silâhlanmasına da »enemmiyet atfetmesi lâzım geldiği­ni ilâve etmiştir.

Başkan bu münasebetle Fransanın da kendileri gibi bir taraftan Hindiçinî'de komünistlerle çarpışırken diğer taraf­tan Almanyayı gözden kaçırmamakta olduklarına  işaret   etmiştir.

Güney Kore Reisicumhuru sözlerini şöyle  bitirmiştir:

«Düşman topraklarımızı terketmelidir.

Aksi takdirde yeniden mücadeleye baş-hyacağız ve son neferimize kadar dö­vüşmekten geri -kalmıyacağız.»

 Panmunjom :

Komünistler, Kore siyasî konferansı hakkında Birleşmiş Milletler tarafın­dan dün ileri sürülen teklifleri kat'î surette reddettiklerini bugün müttefik baş murahhası Arthur Dean'a bildir­mişlerdir.

Mutasavver konferansın teferruatını görüşmek üzere dün toplanan talî ko­mitede Arthur Dean. Birleşik Amerika­nın sulh müzaksr el erinin a'kamete uğ­raması halinde tarafsız devletlerin konferansa iştiraklerine muhalefetle­rini tekrar gözden geçirmek hususun­da müttefikleriyle temasa geçmeğe ha­zır olduğunu söylemişti.

Kuzey Kore murahhası Ki Sokbok bu­gün yapılan toplantıda Dean'in teklifi, sadece tarafsızların konferansa iştirak­lerine karsı vaki gayri makul itirazı­nızı örtmek maksadİyle sizin tarafın, giriştiği manevradan başka birşey ds-ğildir demiştir.

Bugün alâkalı çevrelerden açıklandı­ğına göre konferansın ilk hazırlıkları 'hakkında görüşmek üzere iki talî ko-

mite halinde toplandıkları bir sırada Çinli ve Kuzey Koreliler, Korenin is­tikbali etrafında yapılacak müzakere­ler için yuvarlak masa usulünün itti­hazı tasavvurundan vaz geçmişlerdir ve şimdi de muhariblerin tarafsızlarla, yani Sovyet Rusya, Hindistan, Pakis­tan, Endonezya ve Birmanya ile bir­likte iki taraflı konferans akdetmele­rini ileri sürmektedirler.

Komünistlerin yeni projelerine göre, tarafsızların her hangi mühim bir me­selede muvazeneyi değiştirmesine mü-, saade .edilmiyecek, fakat meselâ usul gi'bi küçük mevzularda reylerini kul­lanabileceklerdir.

19 Kasım 1953

 Pusan :

Güney Kore mahkemesi bugün 451 Ja­pon balıkçısını muhtelif hapis cezası­na mahkûm etmiştir.

 Seul:

Güney Kore Dışişleri Vekili bugün ver­diği bir beyanatta. Güney Korenin Ja­ponya ile olan münasebetlerini daha sağlam temellere dayamak için sabır­sızlandığını söylemiştir.

Dışişleri Vekili Pyun şunları ilâve et­miştir :

«Japonya, Güney Kore ile münasebet­lerini tesis için, Kore sulh konferansı­nın neticelenmesini beklememektedir..,

Japonya iki, memleket arasındaki mu­allâkta kalan meselelerin, Japonyamn aleyhine tecelli etmemesi için, Kore anlaşmasının umumî mahiyetini Öğ­renmek arzusundadır.

«Biz menfaat    uğrunda    çalışmıyoruz..

Güney Kore en kısa bir zamanda Ja­ponya ile dostane münasebetlerin te­sisini arzu etmektedir.

Bu hususta yapılacak Güney Kore-Ja-ponya müzakerelerini memnuniyetle karşılayacağız.

Jsponyadan istediğimiz şeyler mühim değildir. Arzularımızın asgarisini ka­bul ettiği takdirde, Japonya ile dosta-

ne münasebetlerin ihdası için ortada hiç bir mâni kalmıyacaktır.

«İki memleket arasında inkıtaa uğra­yan müzakerelerin en kısa bir zaman­da bağlıyacağını ümit etmekteyiz.»

Mokpo mahallî mahkemesi, bir kaç hafta süren yargılamayı müteakip 38 balıkçı gemisi kaptanını üçer aya v.e 1000 Güney Kore lirasına ve 413 ge­miciyi de 2 ay hapse ve 500 Güney Kore lirasına mahkûm etmiştir.

Son iki ay zarfında tevkif edilen 38 Japon balıkçı gemisine de el konul­muştur.

21 Kasım 1953

 Panmunjom :

Kuzey Koreli ve Çinli esirler bugün tarafsız"komisyon üyeleri önünden «ci­nayet tahkikatı» için geçmeyi reddet­miş ve bu suretle tahkikatı akamete uğratmışlardır.

Esirler, anti-komünist şarkılar söyliye-rek içinde bulundukları hastahane ça­dırından çıkmayı reddetmişlerdir.

Tarafsız komisyon başkam Hintli Ge­neral Thimayya, bunların lideriyle bir saatten fazla görüşmüş ve bundan son­ra tahkikattan vazgeçmiştir.

Tarafsız komisyon, komünistlerin «müttefik ajanlar tarafından öldürülen dört Çinli ve Koreli esir» iddiaları hakkında tahkikat yapmayı kararlaş­tırmış bulunuyordu.

Hepsi ağır hasta olan bu isyankâr esir­lerin, bir Kuzey Koreli esir önünden geçmeleri ve bunun da «Ajanları» teş­his etmesi icap etmekteydi.

Komünistler, kamp hastahanesinin, anti komünist faaliyetin merkezi oldu­ğunu iddia etmektedirler.

Tahkikat komisyonu, tarafsız komisyo­na mensup beş üye ile iki taraf temsil­cilerinden teşekkül etmekteydi.

25 Kasım 1953

   Seul:

Güney  -   Kore hükümeti, Hindistanın sözde tarafsızlığına bu sabah yeniden hücum etmiş ve askerlikten tecrit edil­miş bölgedeki esirlere nezaret etmek­te olan Hint kuvvetlerinin derhal si­lahsızlandırılmasını istemiştir.

Bu tenkitleri yapan hükümet sözcüsü,, Hindistanın Kore siyasî konferansına-bitaraf devlet olarak iştirakine Güney Kore'nin şiddetle muhalefet ettiğini te­yit eyliyerek Hindistanın bitaraflığını komedya olarak vasıflandırmış ve Hintlilerin, dünyanın her tarafında ve bilhassa Birleşmiş Milletlerde ve Pan-munjom'da komünistlerin yolunu takip ettiklerini söylemiştir.

Sözcü, bundan sonra, Hintlilerin ko­münizm taraftarı göründükleri şu hu­susları zikretmiştir :

 Hindistan   Kore'de     komünizmekarşı savaşmak    üzere bir tek askergöndermemiş olmasına rağmen silâhlı 5 500  Hintli asker mütarekeden sonra.Koreye gelmiştir.

 Eski başkumandan General Mark Clark Güney Kore'nin askerlikten tec­rit edilmiş bölgede olacağını vadetmesine rağmen Hintliler komünist aleyh­tarı birçok esire ateş etmiş ve öldür­müştür.

 Hintliler, komünist aleyhtarı esir­leri, komünistlerin izahatını   dinleme­ğe mecbur etmiş ve bazı esirlere izaha­tın verildiği mahalleri terketmek hak­kını reddetmiştir.

4  Hintliler, mütareke antlaşması ah­kâmına aykırı olarak izahat verme se­anslarının uzatılmasına müsaade et­işlerdir.

 Hintliler, komünist ajanların, ko­münist aleyhtarı bazı esirleri tesbit et­mesine yetki vermiş ve bunlardan ba­zılarını, sırf komünist ajanların sözle­rine dayanarak katil suçu ile itham et­miştir.

 Komünistlerin, komünist aleyhtarıesirlere tesir  edebilmeleri için radyo neşriyatından faydalanmalarına müsa­
ade etmişlerdir.

 Esirlerin komünist tarafına dön­melerini kolaylaştırmış, buna mukabil aksini güçleştirmişlerdir.

 Başvekil Nehru mütareke antlaşmasında bildirildiği şekilde esirleri 22  Ocakta serbest bırakacak yerde Hintli muhafız kuvvetlerinin, vatanlarına iadeyi reddeden esirler meselesini, iza-.hat verme işi için tesbit edilen mühlet­ten sonra müttefik ve komünist ko­mutanlıklarına tevdie çalışacaklarını bildirmiştir.

9  Birleşmiş Milletler genel kurulunda bayan Ntehru Amerikan hükümeti tarafından açığa vurulan, komünist şicU adet hareketlerinin delillerini çürütme­ye çalışmıştır.

Sözcü, hücumlarına şöyle nihayet ver­miştir: «Hintlilerin durumu komünist taraftarı olduklarını ve bitaraf olma--dıklarmı ispat etmektedir. Güney - Ko-.renin, menfaatlerini gözönüne alarak, -ona göre hareket etmesi lâzımdır.»

29 Kasım 1953

 Seul:

Güney Kore'deki Birleşik Amerika 8 "inci ordusu komutam General Taylor, 'mütarekeden beri yeni karargâhında tertiplediği birinci basın toplantısında -gazetecilere şunları söylemiştir :

"Birleşmiş Milletler kuvvetleri yeni bir "hat üzerinde çarpışmağa hazırdır. Bir­leşmiş Milletler komutanlığı her türlü ihtimali gözönünde tutmakta ve ona göre tedbirlerini almaktadır. Kuvvet­lerimiz durmadan talimi ve terbiyele­rine devam etmektedir. Birleşmiş Mil­letler kuvvetleri hareket harbi adı ve­rilebilecek olan her hangi bir savaş İçin hazırlanmışlardır. Cephe hattının yeni müdafaa mevzileri her ne kadar "tamamiyle hazırlanmamışsa da, 2 yıl süren.siper harbindeki mevzileri? asla "benzemiyen tedbirler alınmıştır. 8 inci urdu yeni harp hattı üzerinde savaş­mağa hazırdır. Düşmanın Önümüzdeki yarım saat içinde tekrar savaşa başlı--yalbi'leceği ihtimali asla hatırdan çıka­rılmamaktadır. 8 inci ordunun müda­faa vazifesi şu noktalarda toplanmak­ladır;

1  Tahkimatın inşası,

2  Birliklerin mevzilere yeniden da­ması şekli,

3  Bütün sava? birliklerinin aralıksız talim ve terbiyeye devamı.

Bu kuvvetlerden yalnız üçte biri or­dular gerisindeki hatta kalacak ve üçte ikisi ilk harp hattında ve birinci mev­kilerden birkaç mil geride talim ve ter­biyeye devam edecektir. Güney Kore kuvvetleri ciddî muharip vasfını hâiz kuvvetlerdir. Hâlen bunların miktarı 700 bin İçişidir. İki taraf arasındaki hu­dut hattının şimalinde komünistler de .kış mevzilerine çekilmek hazırlığında bulunuyorlar. Ancak bunların yeniden savaşa başlamak için hazırlık yapmak­ta olup olmadıkları şimdilik meçhulü­müz dür. »

Siyasî konferans akim kaldığı takdir­de Güney Kore ordusunun Kuzey Kore aleyhinde harekete geçip geçmiyeeeği hususunda gazeteciler tarafından ileri sürülen soruya general Taylor, «Her türlü ihtimali karşılamak için muhte­lif tedbirler alınmıştır. Millî menfaat­lerle Güney Kore Cumhuriyetinin he-c&afleri aynı olduğuna göre sözlerime bajka 'bir şey ilâve etmiyeceğim» ceva-bmı vermiştir.

General Taylor beyanatının sonunda, emri altındaki kuvvetlerin, muhasemat tekrar başladığı takdirde düşman tara­fından hava kuvvetleri (kullanılacağın­dan tamamiyle malûmatlar bulunduk­larını ve gerektiği takdirde her tedbire bas vurularak bunun önlenilmesine ça­lışılacağını ilâve etmiştir.

30 Kasım 1953

 Panmunjom :

Komünistler bugün Kore siyasî konfe­ransının 28 aralık tarihinde Yeni Del-hide toplanmasını teklif etmişler, fa­kat Rusvanm diğer tarafsız Asya mem­leketleriyle birlikte konferansa iştirak etmesini fart koşmuşlardır.

Komünistler, Kore konferansına Hin­distan, Endonezya, Pakistan ve Bir­manya'nın da iştirak etmesini istemek­tedirler.

Amerikan temsilcisi Arthur Dean, Bir­leşmiş Milletlerin, Rusvanm tarafsız bir memleket olarak konferansa iştirak etmesine  kat'iyetle    muarız  olduğunusöylemiş, fakat Rusyanm komünistler safında anlaşmaları imza salâhiyetini hâiz bir üye olarak iştirak etmesini ta­lep etmiştir.

Bugün komünistler tarafından gazete­cilere, mutasavver Kore siyasî konfe­ransının gündemi dağıtılmıştır. Gün-dtem şu maddeleri ihtiva etmektedir :

 Harp esirlerinin durumu,

 Bütün yabancı askerlerin Koreden çekilmeleri meselesi,

sulh

3  Kore ve ilgili meselelerin yoluyla halledilmesi.

Komünist heyeti, Rusyanm dört Asya: devleti ile birlikte konferansa iştirak etmesini istemekte, fakat bu devletle­re oy salâhiyeti tanımamaktadır.

Komünistler ayni zamanda aşağıdaki teklifleri ileri sürmüşlerdir :

Sulh konferansının gündemi, konferans, tarihinden evvel yapılacak ihzari gö­rüşmelerde tesbit  edilecektir.

Her iki taraf temsilcilerinden müteşek­kil bir sekreterlik grupu Yeni Delhi'ye giderek hazırlıkları yapacak ve mas­raf iki taraf arasında mütesaviyert tak­tım edilecektir.

-- Tokyo :

Buraya gelen malûmata göre, Güney Kore Cumhurbaşkanı Syngman Rhee bugün kabinesini fevkalâde bir toplan­tıya davet ederek bu gece yansındanı. sonra örfî idare ilân etmiştir.

Rhee mesahaları Güney Korenin üçte-birini kaplayan dört vilâyetteki çeteci­leri yakalamak için bu tedbire tevessül etmiştir.

_Amerika Hava Bakanı Harold Talbott . fou sabah mahallî saatle 11 de Anka-.raya gitmek üzere Atinadan ayrılmış­tır. Yunanistanda kurulacak yeni hava üslerinin inşasına ait çalışmaların 22 milyon dolara mal olaca&ı tahmin edil­mektedir.

11 Kasım 1953

 Ankara :

INato subaylarından müteşekkil 32 ki-silik bir heyet 3 kafile halinde bugün uçakla Atinadan Ankaraya gelmiş ve Etimesgut askerî hava alanında Deniz Harekât Dairesi Başkanı, Ankara Mer­kez Komutam, Deniz Haber Şubesi Müdürü, Erkânı Harbiyei Umumiye Haberler Şubesi Protokol Müdürü ta­rafından karşılanmıştır.

Heyete mensup subaylar 12 ve 13 Ka­sım günleri yüksek askerî şûra salo­nunda yapılacak toplantılarda, hazır bulunacaklardır. 14 Kasım Günü Amiral Pirie ve mai­yetindeki  subaylar saat   15  ite uçakla İstanbula gidecek ve heyetin diğer üye- leri memleketimizden ayrılacaklardır.

14 Kasım 1953

 Ankara :

"Birkaç gündenberi şehrimizde bulunan "32 kişilik Nato subaylar heyeti yüksek askerî şûra salonunda yaptıkları top­lantılarını bitirerek bugün saat 15 te özel uçakları ile Ankaradan ayrılmıştır. Amiral Pirie ve maiyetindeki subaylar İstanbula ve heyetin diğer üyeleri ise Napoli'ye gitmiştir.

TSfato heyeti Etimesgut askerî hava ala­nında ilgililer tarafından uğurlanmıştır.

15  Kasım 1953

 İstanbul :

Bir müddettenberi memleketimizde tet-

kikler yapan General Mc, Lean ve A-mİral Pirıe'nin başkanlığındaki Nato hisyeti, bugün hususî uçaklariyle Na­poli'ye müteveccihen İatanbuldan ay­rılmışlardır.

16 Kasım 1953

 Paris :

İngiliz kraliyet hava kuvvetlerine mensup Hava Mareşali L, Darvand, Fransız Amirali Andre Lemonier'nin yerine, Kuzey Atlantik paktı savunma koleji komutanlığına tayin edilmiş ve vazifesine başlamıştır.

"Savunma .koleji: Yüksek rütbeli askerî ve sivil memuru Nato teşkilâtının belli başlı mevkileri için yetiştirmekle mü­kellef bulunmaktadır.

17 Kasım 1953

 Ankara :

M. S. V. Temsil mistir:

Güiıey Avrupanm savunmasiyle yakın­dan alâkalı 6 milletin 'kurmay subay­ları bugün Güney Avrupa hava kuv­vetleri karargâhında toplanmışlardır.

Fransa, İtalya, Yunanistan, Türkiye, Birleşik Kraliyet ve Amerıkayı temsi-îen 100 kadar temsilci Güney - Avru­pa Akdeniz bölgesinde bulunan muh­telif hava kumandanlıklarının işbirli­ğini" koordine etmek hususundaki me-todlarm tekemmül ettirilmesi mevzu­unda müzakerelerde bulunacaklardır.

Bu konferansta ruznamenin başında gecen sene yapılan November Moon tatbikatı mahiyetinde büyük çapta bir hava savunma tatbikatının planlan­ması gelmektedir.

 İstanbul :

Nato teşkilâtı haber alma şefi Robert Farquharson İstanbulda kısa bir müd­det kaldıktan sonra bu akşam saat 20.05 ekspresiyle Ankaraya hareket etmiş­tir.

18 Kasım 1953

  Ankara :

Nato Teşkilâtı Haber Alma Dairesi Başkanı Robert Farouharson bu sabah­ki ekspresle Istanbuldan Ankaraya gel­miştir.

Garda Atlantik antlaşması merkez he­yeti ve Basın - Yayın ve Turizm Ge­nel Müdürlüğü, temsilcileri tarafından karşılanan Robert Farquharson Anka-radaki temaslarına başlamıştır.

  Londra :

Aralık ayının 14 ünde Pariste yapıla­cak Nato Konseyi toplantısının mevzuu hakkındaki suale cevap veren Dışişle­ri Vekâleti sözcüsü şunları söylemiş­tir :

«Bu toplantıda geçen sene zarfında ya­pılan işler gözden geçirilecek ve gsle-cek sene yapılacak islerin programı ko­nuşulacaktır."

Sözcü, Atlantik paktına mensup 14 devletin Dışişleri, Maliye ve Müdafaa Vekillerinin iştirak edeceği bu toplan­tıda, Atlantik teşkilâtının siyasî, aske­rî ve .ekonomik bakımdan her türlü faaliyet cephelerinin inceleneceğini ifa­de etmiş, fakat bu toplantıya iştirak edieeek olan İngiliz heyeti henüz tesbit olunmadığından M. Eden'in de hazır bulunup bulunmıyacağı hususunda bir şey söyliyemiyeceğini ifade etmiştir.

21 Kasım 1953

 Lüksemburg :

Atlantik Konseyi Başkan Yardımcısı Lord İsmay bugün Lüksemburg'da ter­tip ettiği basın konferansında, 12 ve 13 Aralık günleri Paris'te toplanacak olan Vekiller konferansında Atlantik teşkilâtının askerî ihtiyaçlarının yıllık tetkikin ekonomik ve siyasî imkânlar meselesinin görügüleceğini beyan et­miştir.

Atlantik camiasına mensup milletlerin mümkün olduğu kadar fazla kuvvetli olmak üzere azamî surette silâhlanma­ları, fakat bu arada millî ekonomileri­nin imkânlarını da gözönünde bulun­durmaları icap ettiğini belirttikten son­ra Lord İsmay, Fransız, İngiliz ve Ame­rikan Vekillerinin Paris toplantısında Bermuda görüşmeleri hususunda mü-zaıkerede bulunacakları fikrinde olduT ğunu bayan etmiştir.

Gazeteciler tarafından sorulan bir so­ruya cevaben Başkan. Yardımcısı, A-merika'nm Avrupa'daki kuvvetlerini azaltacağı hususunun asla bahis konu­su olmadığını ve Almanya'nın Nato teşkilâtına kabulü hususunda hiçbir teklif vaki olmadığını belirtmiştir.

26 Kasım 1953

 Ankara :

Amerika Birleşik Devletleri Doğu At­lantik ve Akdeniz Kuvvetleri Komuta­nı Visamiral Wright'in başkanlığında 9 kişiden müteşekkil bir heyet bugün: öğleden sonra saat 15.45 te hususî bir uçakla Etimesgut askerî hava alanına gelmiştir.

Visamiral Wri;ght. hava alanında Deniz: Kuvvetleri Kurmay Başkam Tümami­ral Zeki Özak, Deniz Kuvvetleri Ha­ber Alma Başkanı Kurmay Yarbay Se­lim Albatros, Amerikan Deniz Yardım. Kurulu Başkanı Amiral HU'ghes, Ame­rikan D.eniz, Hava ataşeleri ve Basın mensupları tarafından karşılanmıştır.

Visamiral Wright kendisiyle görüşen. Anadolu Ajansı muhabirine bir neza­ket ziyareti yapmak üzere Türkiyeye^ geldiğini söylemiş ve demiştir ki:

«Güzel memleketinizi bundan bir sene kadar evvel yine ziyaret etmiştim. Bu defa da geçen ziyaretimde tanıştığım kıymetli devlet adamlarınızla1 tekrar görüşmek ve kendilerine bir nezaket ziyaretinde bulunmak üzere geldim. Buı arada müşterek meseleleri de gözden geçirmek fırsatını bulmuş olacağız.

1 Kasım 1953

 Belgrad :     

Dün akşam Belgrad'da yapılan bir mi­ting esnasında söz alan Federal İcra Konseyi Başkan Vekili M. Mosha Pi-jade, İtalyan hükümetini, Trieste me­selesinin halli hususunda beşli konfe­ransın toplanmasını baltalamakla it­ham etmiş ve son kanlı hâdiselerden İtalyan hükümetinin mesul olduğunu beyan etmiştir.

M. Pijade'nin fikrine göre bu gösteri­ler İngiliz ve Amerikan kuvvetlerini taksime uğratmak ve müttefikleri «A» bölgesini İtalyaya vermeğe zorlamak hedefini gütmekte idi.

Yugoslav hükümetinin Tri&ste mesele­sinin adilâne bir şekilde halli hususun­da elinden gelen her şeyi yapmış ol­duğuna işaret eden M. Piiade, İtalya-nm Atlantik paktından istifade ederek yenid'en emperyalist bir devlet haline gelmek arzusunda bulunduğunu ileri sürmüştür.

Sözlerinin sonunda, Yugoslav devlet adamı, son hâdiselerde Triestedeki Slo­ven halkına kimsenin dokunmağa ce­saret edemediğini, zira Yugoslav ordu­larının hemen yakında nöbet bekle­mekte olduklarını söylemiştir.

2   Kasım 1953

  Paris :

Tanjug Ajansımn bildirdiğine .göre, ."Milletlerarası meseleler adlı mecmua bugünkü sayısında bazı İtalyan firma­larına1 karşı şiddetli ithamlar yönelt­mektedir. Adı geçen dergi neşrettiği bir yazıda İtalyanın, Sovyet Eusyaya ve Doğu blakuna mensup diğer memleket-

lere el altından stratejik madde gön­derdiğini iddia etmektedir. Dergiye gö­re bu sevkiyat arasında bilyalı rul­manlar, hususi motbrler, gemi türbün-leri, elektrik malzemesi, paraşütler, hususî neviden bir çelik, kobalt, alü­minyum vesaire de vardır.

Yine Tanjug Ajansının tasrih ettiğine göre Yugoslav dergisi bu gizli sevkıya­tı idare eden İtalyan firma ve teşeb­büslerinin uzun ibir listesini de neşretmiştir. Bu sevkıyatın yalnız ağustos ayı ininde 800.000.000 lireti bulduğu id­dia edilmekte- ve İtalyan ticareti bah­riyesinin bu iş için Doğu bloku g2mi-leriyle beraber çalıştığı da ilâve olun­maktadır.

3 Kasım 1953

 Paris :

29 Ekimde Belgradda Mareşal Tito ile bir görüşme yapmış olan Senatör John Blatnik dün burada verdiği bir beya­natta. Titonun. Trieste mevzuunda hal­ka Triestenin Yugoslavyaya veyahut İtalyaya ilhakına olduğu kadar bey-nelmilelleştirilmesi hususunda da rey vermek müsaadesi tanındığı takdirde Yugosiavyanm plebisit mevzuunu ele almağa hazır bulunduğunu söylemiştir.

Senatör, Mareşal Titonun Trieste mev­zuunda dörtlü yahut beşli bir konfe­ransa da taraftar olduğunu bildirmiş­tir.

İtalya Trieste halkına Yugoslav veya İtalyaya dönmek hususunda serbest rey hakkını tanıyan bir plebisite taraf­tar olduğunu daha evyelce bildirmiş, fakat Yugoslavya bunu kabul etme­mişti.

Bununla beraber şehrin diğer nokta­larında bazı hâdiselerin cereyan ettiği ve polis kuvvetlerinin nümayişçilerle uğraştığı bildirilmektedir.

 Washington :

Yugoslavya'nın, İtalyan Yugoslav hu­dudu üzerine 'bazı İtalyan kıtalarının getirilmesi hakkında izahat talebinde bulunması üzerine, Amerika Dışişleri Bakanlığı bu hususta her hangi bir yo­rumda bulunmaktan içtinap etmekte­dir. Yugoslavya, İtalyan kıtalarının hu­dut boyunca giriştikleri bu hareketin Atlantik paktı savunma camiası te­şebbüslerinin dışında kaldığını iddia etmiştir.

Amerika Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Henry Suydam, bu konuda gazetecile­rin sordukları suallere cevaben, Tri­este meselesini halletmek üzere beşli bir konferans toplamak bahsinde A-merikanın tavır ve niyetinin değişme­miş olduğunu söylemiştir. Sözcüye gö­re geçen hafta Amerika Dışişleri Ba­kanlığının, böyle bir konferans için ha­zırlık yapıldığına dair vaki beyanatın­dan bu yana değişmiş her hangi birşey yoktur.

Amerika Dişileri Bakanlığı sözcüsüne daha evvel bazı sualler sorulmuştu. Bu sualler meyamnda, beşli bir konferans yerine normal diplomatik yollardan müzakerelerin tercih edileceğine dair bazı emareler hakkında Amerikanın ne düşündüğü suali de mevcuttu.

Buna cevaben sözcü şimdilik zikre de­ğer hiçbir yenilik olmadığını söylemiş ve her halde Trieste meselesini hallet­mek üzere beşli bir konferans akdi hakkında ilgililere yapılacak davete dair yeniden bazı şeylerin düşünülme­miş olduğunu da sözlerine ilâve etmiş­tir.

6 Kasım 1953

 Roma :

Trieste kanlı hâdiselerinde ölenlerin hâtırasına bugün belediye binası ile diğer birçok resmî ve hususî müesse-

selerde bayraklar yarıya indirilmiştir.

Amerikan Büyük Elçiliği binası önün­de cereyan eden hâdiselerde elliden fazla kimse taarruza uğramıştır.

Bu arada Amerikan Büyük Elcisi Ma­dam Clare Booth Luce, dışarıya çıka­rak emniyet memurlarına, nümayişçi­lerden bir heyeti kabule hazır bulun­duğunu beyan etmiştir. Fakat .emniyet âmiri Büyük Elçinin talebinin nüma­yişçilere daha normal düşünebilecek­leri zaman, tebliğ edileceğini bildir­miştir.

 Trieste :

Muhtelif siyasî partilerin teşkil ettiği İtalyan Trieste grupu bugün Triestedaki Amerikan Kuvvetleri Kumandanı ve «A» bölgesi kumandan yardımcısı General Mc Faydan'a bir mektup gön­dererek, İnıgilîz kontrolü altında bulu­nan sivil polisin Amerikan kıtalariyle değiştirilmesini istemiştir. Grupun gönderdiği mektupta, polisi kontrol-eden İngiliz kumandanını. «A» bölgesi idaresini ve güvenliğini elden kaçır­dığı bildirilmekte ve bazı mahallerde-Amerikan kıtalarının müdahalesinin halkın alkışlariyle karşılandığı ilâve olunmaktadır.

 Trieste :

Dündenberi liseli ve üniversiteli tale- -belerin giriştikleri hareketler,  bugün-her yaşta diğer nümayişçilerin de ka­tılması ile büsbütün büyümüş ve   ya­yılmıştır. Bu arada bir polis kamyone­tine taarruz eden nümayişçiler araba­yı devirmiş, üç polisi dövmeğe başla­mışlardır. Dördüncü polis kaçmaya muvaffak olmuşsada mütecavizler kamyoneti   ateşe     vermişlerdir.   Fakat vaka mahalline yetişen itfaiyeler yan­gını önlemişlerdir.

Diğer taraftan muhtariyet taraftarı müstakil cephe merkez binasını mu­hafaza eden polisler, karşıdan 3000 İ-mütecaviz bir nümayişçi kafilesinin" kendilerine doğru geldiklerini görünce binaya sığınmışlardır. Nümayişçiler bir an tereddütten sonra binaya hü­cum etmişler ve içeride buldukları bü­tün eşyayı sokağa atarak ateşe vermiş­lerdir.

da yer alan sivil polis memurlarından bazıları, Trieste'Ü nümayişçilere tesa­nütlerini belirtmek üzere istifa etmiş­lerdir.

Dün akşam tevkif edilenlerin sayısı bi­linmemekte ise de perşembe günü tev­kif olunanlarla beraber 80 e yükseldiği sanılmaktadır. Yaralılardan ikisinin durumu ağırdır.

«Trieste'nin İtalyanlığmı müdafaa ko­mitesi» yaralananlara ve tevkif edilen­lere yardım için faaliyete geçmiştir.

 Roma :

Trieste yüzünden vukua gelen ayak­lanmaların ikinci gününde, milliyetçi İtalyan öğrencileri bugün İngiliz Bü­yük Elçiliğine hücum etmiş ve sopa­larını sallayıp duran polis ekipleriyle bir saat kadar çarpışmışlardır.

Polis çevreleri bir öğrencinin Öldüğü­nü bildirmişlerdir. Öğrencinin kaldırıl­dığı hastahaneden ise, bu haber nj te­yit ve ne de tekzip edilmiştir.

Romanın kadîm cadde ve meydanları boyunca yapılan şiddetli çarpışmalarda elli polis yaralanmıştır. Ayrıca 20 tale­benin ağırca yaralandığı, yüz kişinin de yara bereler irinde kaldıkları bildi­rilmektedir.

Ayaklanmaya katılanlar meydanlarda-ki kaldırım taşlarım sökerek kurdukla­rı maniaların arkasına gizlenerek çelik miğferli polislere taş ve paket taşla­rı yağdırmışlardır. Polis de yüzden fazla göz yaşartıcı bomba atmıştır. Po­lis ekiplerinin attıkları renldi sulardan boyanıp ıslanan nümayişçiler kan için­de olmalarına rağmen dayanmış ve po­lis kuvvetlerinin üzerine doğru yürü­meğe devam etmişlerdir. Üzerinden al­tı saat geçmesine rağmen Dikili Taş meydanı civarında çarpışmalar hâlâ-devam etmektedir.

İtalyanın başlıca şehirlerinde de nüma­yişler olduğu bildirilmektedir. Milano-da polis kuvvetleri, İngiliz konsoloslu­ğuna yürümeye teşebbüs eden 2000 gencin üzerine göz yaşartıcı gaz atmış­lardır.

Bari'de 500 öğrenci Cavour  caddesin-

den aşağıya inerek İngiliz konsoloslu­ğunu basmışlar ve İngiliz konsolosur.

H. Noakesten'in konsolosluk balkonuna., bir siyah ipek İtalyan bayrağını asma­sını istemişler, konsolosun bu talebi reddetmesi üzerine, binadan ayrılıp-caddeye çıkmış ve konsolosluğu taş­lamaya başlamışlardır. Polis kuvvet­leri öğrencileri dağıtmaya çalışmışlar­dır. Biri ağır olmak üzere 15 polis ya­ralanmış ve 12 öğrenci tevkif edilmiş­tir.

Floransada 4000 öğrenci bir İngiliz oto-, mobilini hasara uğratmış, fakat polis kuvvetlerinin muhafazası altında bulu­nan İngiliz ve Amerikan konsolosluk­larına ulaşmaya muvaffak olamamış­lardır. Venedik", Padua. Verona, Udine. Belluno, Prediso, Rovigo, Napoli ve Yugoslav hududundaki Goriza şehirle­rinde de nümayişler olduğu haber ve--rilniHktedir.

8 Kasım 1953

 Roma :

İtalya  Dışişleri Bakanlığı, Trieste hâ­diseleri hakkında     aşağıda serdedilen müşahedeleri yayınlamıştır:

 Talebelerin Trieste'deki hareket­leri, hiçbir tazyik eseri olmaksızın, kendiliğinden vuku bulmuştur. Esasen bu.
hareketler yer y.er vaki olmuş ve bi­dayette başvurulan bir teşebbüsün ese­ri olmamıştır:

 Bu tezahüratın menşei    hükümet:binası üzerine İtalyan  bayrağının çe­kilmesine mani olunmasıdır.

Tebliğ şöyle devam etmektedir: Vuku. bulan vahim hâdiselerin hepsi sivil po­lisin müdahalesi yüzünden vaki olmuş­tur.  Esasen bu polis teşkilâtı,  bu gibi hallerde ve hiç bir lüzumu yokken si­lâh   kullanmak suretiyle   sertliğini   ve huşunetini belli etmiş bulunmaktadır.

Mesele o kadar vahimdir ki, askerî kı­taların bulunduğu mahalle yakın yer­lerde hiçbir hâdise olmamasına rağmen,. Trieste vilâyet konağına bayrak çekil­mesinin önlenmesi cereyan eden hâdi­selerin tek kaynağıdır.

İtalyanların bu teşebbüsleri karşı­sında Batılı devletleri ikaza tevessül ey lemiştir.

Yugoslavya'nın gösterdiği uysal tavrın bir zaaf eseri olmadığını belirten Pijade sözlerine şöyle son vermiştir:

"Biz kuvvetimizi ve hukukumuzu müd­rikiz. Bunun içindir ki, Trieste mese­lesini sulhesever yoldan halletmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız. İtalyan idarecilerinde buna benzer bir :niyetin ifadesini müşahede etmemek­teyiz.

Dışişleri Vekili, Fransız, İngiliz ve A-merîkan Büyükelçilerini sıra ile Chigi sarayında kabul etmiştir. Büyükelçi­lerle vaki görüşmeler, Trieste meselesi hususunda sondaj mahiyetinde olmuş ve Başvekil Le Trieste arazisi mesele­sinin bir bütün halinde 'kati olarak hal­li için bir beşli konferans tertibi hu­susundaki 13 Kasım tarihli müttefik teklifinin müsbet ve yapıcı mahiyeti hakkında tam bir fikir vermiştir.

21 Kasım 1953

 Roma :

İtalyan hükümetinin Trieste meselesi .hakkında toplanacak beşli konferansa iştiraki kabul ettiğini bildiren tebliğin­de   şöyle  denilmektedir:   «Başvekil ve Yugoslav Dışişleri Vekili Koca Popo-viç bugün burada verdiği beyanatta üç Batılı devletin Trieste meselesini gö­rüşmek üzere bir konferans aktinden evvel (A) bölgesinin İtalyan idaresine verilmesini ihtiva eden 13 Kasım tekli­fini Yugoslavyamn reddettiğini bugün açıklamıştır.

Öte yandan «Bu bölgesinin nüfusu dörtte üç Slav ve dörtte bir İtalyandır. Böyle olduğuna göre, «A« bölgesini İtalya'ya, B bö]gs-sini de Yugoslavya'ya terketmek akla gelebilirdi. Anlaşılan 8 ekim tarihli ka-rarlariyle Anglo-Amerikanlar da bunu düşünmüşlerdir. Fakat nüfus sayısı ba­kımından «A» bölgesinde ağırlık İtal­ya lehine ise de bu nüfusun tevzii ve toprak genişliği bakımından ağırlık Yu' goslavya lehinedir. İtalyan nüfusu Tri-yeste şehrinin içinde dar bir bölgede toplanmıştır. Şehrin etrafı Slavdır. Bu itibarla şehir İtalya'ya bırakılırsa, Slav larm kesif olduğu bölgeler de Yugos­lavya'ya bırakılmalıdır. Aynı taksimin -B" bölgesi için de tatbiki ve İtalyan olan bölgelerin İtalya'ya geri verilmesinısfet ve adalete olacaktır.

Bu suretle gerek İtalya'nın ve gerek Yugoslavya'nın duyarlıkları tatmin e-diimiş olur. Bir defa mesele çözüldük­ten sonra Triyeste, İtalya ve Yugoslav­ya'yı birbirinden ayıran bir konu ol­maktan çıkarak, iki komşu devleti bir­birine    bağlıyan bir unsur    olacaktır;.

İtalyan hâkimiyetine bırakıldığı zaman da bu büyük limanı gerek Yugoslavya., ye gerek Avusturya için açık tutmak. İtalya'nın.kendi menfaatine de uygun, olacaktır. Unutulmamalıdır ki Triyes­te tarihte bir İtalyan şehrinden ziyade' Avusturya - Macaristan İmparatorlu­ğunun limanı olarak parlamıştır.

Hatibe göre kurulacak olan bu siyasî otorite Avrupa kömür ve çelik birliği ile Avrupa savunma camiasına da şâ­mil olacak ve teşkilâtı genişledikçe di­ğer sahalara da el atacaktır.

Diğer taraftan cumhuriyetçi sosyal ha­reket (eski de Gaulle) grubu adına söz alan Leon Noel, partisinin, Schuman plânı bahsinde millî meclisi vaktiyle ikaz etmiş bulunduğunu söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

Bu plâna girmek bir makineye kol kaptırmak gibi bir şeydi. Sonunda Fransa'nın hükümranlığını kaybetme­si mukadderdi. Avrupa savunma cami­ası antlaşması tasdik edilince, siyasî camia ergeç üye memleketlerin bütün faaliyetlerine el atacak ve bir memle­ket olarak ortadan kalkması neticesi­ne varılacaktır. Ben ve arkadaşlarım hakikî bir Avrupa teşkilâtı istiyoruz. Fakat bütün memleketlerin hüviyetle­rinin silineceği bir Avrupa karikatürü­nü reddediyoruz.

Hatibe göre bahis mevzuu camia, sa­dece Almanya'nın kalkınmasını sağlı-yacak v,e Almanya endüstri istihsalile bu camia içinde birinci sınıf bir mev­kie gelecektir.

Leon Noel, Avrupa savunma camiası antlaşmasına eklenecek protokollerin de kâfi garanti temin etmediğine kani­dir. Farnsa, Fransız birliğinin hakla­rını ve menfaatlerini korumak zorun­dadır. Bu şartlar dahilinde Fransa, Av­rupa savunma camiası dahilinde ge­rektiği kadar kuvvetli olamaz. Alman­ya askerî bakımdan da ilk kademeye gelecektir.

Hatip sözlerini şöyle bitirmiştir: Adenauer'e inanırken, diğer taraftan, arka­sında Bismarck'm hayali saklı bulu­nan unsurları da gözden kaçırmiyalmı.

Bunun üzerine cumhuriyetçi halk ha­reketi partisi adına söz alan Coste Flo-ret, partisinin, Georges Bidault ve Ro-bert Schuman tarafından takip edilen siyaseti mutlak surette desteklediğini söylemiş ve demiştir ki: Kurulacak o-lan Avrupa korku Avrupası değildir, kurulacak olan Avrupa akıl ve iz'an avrupasidir. Ancak birleşmiş bir Avrupa tecavüze set çekebilir ve yine bu suretledir ki Alman millitarizminin. canlanması önlenebilir ve Almanyaya-bir istikamet çizilebilir. Kurulacak o-lan Avrupa, Fransa için bir güvenlik kaynağı olacaktır.

Hatip Avrupa ordusundan bahisle, İn­giltere'nin savunma camiası ile müm­kün olduğu kadar sıkı    münasebetler' tesis etmesini temenni etmiş fakat ay­ni zamanda camianın, milletler üstü si­yasi bir otorite altında bulunmasını da~ istemiştir. Hatibe göre bu siyasi statü-icıa konseyine üstün bir rol sağlamalı­dır. Bu konseyi murakabe edecek olan assambleye gelince,  bunun genel oyla. seçilmesi lâzımdır. Nihayet siyasî sta­tü milletler üstün organm selâhiyetini savunma camiası ile     kömür ve çelik . birliğine inhisar  ettirmeli,  diğer yan­dan  deniz  aşırı topraklar için de hükümler ihtiva etmelidir.

20 Kasım 1953

 Paris :

Fransız Millî Meclisinde dün Avrupa ordusu meselesi müzakere edilirken bir yandan Kob.ert Schuman'nin diğer yan­dan Edouard Daladier'in müdahaleleri müzakerelere çetin bir mahiyet vermiş­tir. Cumhuriyetçi halk hareketinden o-lan Ro'bert Schuman Avrupa savunma camiasının lehinde olanlar namına, ra­dikal sosyalist olan Daladier ise aynı camianın aleyhinde olan mebuslar na- -mma   konuşmuşlardır.

Evvelâ söz alan Schuman, Avrupa savunma camiası antlaşmasının aleyhin­de olanları ikna edebileceğine inanma­dığını ve fakat bu keyfiyetin Avrupa birliği zihniyetiyle düşünenlerin fikir sistemine de tesir etmiyeceğini söyle­miş, bundan sonra nutkunun ilk kısmı­nı şu noktaların izahına hasretmiştir:

Fransa'nın Atlantik Paktı üyesi memleketler karşısındaki taahhütlerine mutlaka sadık kalması lâzımdır. Bugün bu mecliste, Avrupa savunma camiası­nın tasdiki bahsinde cereyan eden bu ilk  müzakereler  Fransız  hükümetinin elini kolunu bağlamamalıdır. Zira şim­diden ortada Avrupa'nın siyasî camia--siyle ilgili bir mesele yoktur ve buna dair bir metin de meclise sunulmuş de­ğildir. Saar meselesine gelince, bu me­sele Fransa ile İngiltere arasında bir anlaşmazlık noktası değil, bilâkis an­laşmaya götürebilecek bir ssas olarak kabul edilmelidir.

Schuman nutkunun ikinci kısm irida Batının Dopu ile olan münasebetlerine temaslar demiştir ki:

Şimdi bütün mesele =u suale cevap ve­rebilmektedir: Avrupa'nın savunması ve teşkilâtlanması Batı'da sulh dâva­sına .hizmet ederken, aynı savunma ve teşkilatlanma başka bir yerde aynı sulh dâvasma zararlı olabilir mi?

Almanya'nın birleştirilmesi tasavvuru karşısında Rusların takındığı tavrı tah­lil eden Schuman demiştir ki:

Fransa. Ruslarla fikir karşılaştırmayı hiçbir zaman reddetmemiştir. Fakat bi­zim bu-nu istememiz kâfi gelmez. Ken­dimizi ve müttefiklerimizi bir statü­koya mahkûm edemeyiz. Muhatapları­mızın tavır ve hareketlerinde bir deği­şiklik olmasını ilânihaye bekliyemeyiz.

Doğu ile müzakere ve temaslara kapı­yı açık tutmakla berab.er,  bir yandan. da Londra anlaşmalariyle vücude gelmiş olan yapıcı siyasete devam etmek lâzımdır.

Schuman bundan sonra. Avrupa siya­setinin Sovyet Rusya'ya karşı ne bir hücum ne de bir müdafaa ifade ettiğini söylemiş ve Almanya'dan bahsederken bazı hatiplerin ifadelerinde aşağılık duygusu seziyorum demiştir.

Bundan sonra Schuman, Avrupa teşki­lâtlanmasının Fransamn güvenliği için en iyi hal tarzı olduğunu söylemiş ve nutkunu bitirirken demiştir ki:

İstikbale matuf ve istikbali tayin eden meseleler karşısındayız. Bu meseleleri halletmek için Önümüzde bir fırsat vardır ve bu fırsat her zaman ele geç­mez. Lâkin bu fırsatı kullanmak için bizim niyetimiz de kâfi değildir. Bu hususta müttefiklerimize güvenebilirle miz lâzımdır. Aynı zamanda kendi ken dimize tayin ettiğimiz bir siyasete ilâ­nihaye bağlı kalarak dostlarımızı ve müttefiklerimizi hayal sukutuna uğrat­maktan da çekinmeliyiz.

Daladier konuşuyor :

Bundan sonra söz alan Radikal Sosya­list Edouard Dalaider, parlâmentonun: mevcut meseleler karşısında şimdi mut laka vaziyetini tayin ve tasrih .stmesî-lâzım geldî&ini söylemiş ve demiştir ki :

Fransız milletinin iradesini parçalıyacak bir takım münakaşa ve dedikodula­rın şimdi sırası delildir.

Hatip, Almanya'fmn silahlandırılması meselesinin hangi şartlar altında mey­dana çıkmış olduğunu hatırlatmış ve daha 1949 da yeniden silâhlanacak bir Almanya fikrinin herkesi ürperttiğini ve bunların başında bizzat Sehuman'm ve general Eisenhover'in bulundukları­nı söylemiştir.

Daladi.-er, sözlerine devamla demiştir ki;

Fakat bu korku sürmedi. Bir tekamül oldu ve bu tekâmül sonunda bugün Avrupa savunma camiası andlaşmasi denen bu antlaşma karşısındayız ve bu harekete geçmeğe hazırlanmaktadır. Almanlar şimdiden Amerikan erkânı--harbiyesi ile teması sağlamışlardır. 500.000 kişilik bir ordu teşkil etmeyi ve altı askerî bölge ihdas etmeyi düşünü­yorlar. Şimdiden bir savunma bakan­ları vardır. Bu da Theodor Bîank'tır. Almanlar daha şimdiden bir genel kur­may başkanı seçmişler ve ona bir de muavin tefrik etmişlerdir.

Hatip, Fransız hükümetinin, Avrupa savunma camiası antlaşmasındaki en tehlikeli maddeleri tahfif etmek için gayret sarfettiğini kabul etmiş fakat antlaşmaya eklenmesi mutasavver bu tefsiri protokollerin akibetlerinin ne o-lacağmı sormuştur. Hatibe göre bu pro­tokoller ancak tasdik edildikleri zaman hüküm ifade edeceklerdir.

Fakat, Daladier, bu protokoller tasdik edilse dahi Avrupa savunma camiası antlaşmasının tasdiki lehinde oy ver-miyeceğini söylemiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir :

Bir de Saar meselesi var. Bu mesele henüz halledilmemiştir. Bundan başka Almanya'nın birleştirilmesi ve dolayı-siyle Alman ordusunun birleşmesi meselesi de vardır. Bu takdirde Avrupa savunma camiası ne olacaktır?

Daladier devamla demiştir ki:

Avrupa savunma camiasından bahse­derken Mr. Churchill hararetle bu ca~ mİayi destekliyordu. Fakat Mr. Chur-chill'in muhalefet başkanı olduğu za­manla hükümet çoğunluğuna başkan­lık ettiği zaman arasında fark vardır ve Mr. ChurchilTin savunma camiası­na gösterdiği hararetin derecesi de bu­na göre değişmektedir. Churchill bize diyor ki: Fransa, Almanya'nın elinden tutsun. Mükemmel, fakat bir şartla : İngiltere de Almanya'nın öbür elinden tutsun.

Daladier'ye göre Batılı müttefiklerle Federal Almanya arasındaki münase­betleri yeni bir esasa rapteden Bonn an laşmaları Avrupa savunma camiası ant ] aşmasından da tehlikelidir.

"Daladier: Hangi Almanya'dan bahsedi­yoruz? diye sormuştur. Bizim istediği­miz, Nazilikten temizlenmiş, endüstri "kartellerinden temizlenmiş, demokra­tik bir Almanya idi. Halbuki şimdi bu karteller meydana çıkmaktadır. Ser­best bırakılan Krupp, elini kolunu sal­layarak Essen'e muzaffer bir kuman­dan gibi girmiştir. Başbakan Adena-uer'e gelince o da, Almanya'nın kay­bedilmiş olan eyaletlerinin tekrar ka­zanılması, Almanya'nın Avrupa siya­setine katılmasının başlıca şartıdır, di­ye bağırıp   durmaktadır. Daladier sözlerine.son verirken şunları da söylemiştir:

Hakikî bir Avrupa ancak müzakere so­nunda vücude gelecek bir sulh ile ku­rulabilir. Fransa'nın bir dotsluk paktı ile bağlı bulunduğu bir memleketin de bu sulhun dışında kalmaması lâzımdır. Müttefikler Almanya'nın eski ihtiras­larını uyandırmışlardır ve bu suretle 1949 da bir ümid olan Fransız - Alman yaklaşması haleldar olmuştur. Burada bu müzakere sonunda, bu siyasetin ta-raftarlarîyle aleyhtarları meydana çık­malı ve birbirlerini tanımalıdırlar.

Daladier'nin büyük bir sükût içinde dinlenen nutku müfrit sol cenahtan muhafazakâr müfrit sağ cenaha kadar alkışlanmış ve oturuma, gece devam edilmek üzere ara verilmiştir.

22 Kasım 1953

 Paris :

Polis makamlarının bu gece bildirdik­lerine göre, komünistlerin destekle­mekte olduğu, Fransa İşçi Birliği (cgt) genel sekreteri Benoit Frachon, mem­leket menfaatlerine aykırı faaliyetler­de bulunmak suçundan tevkif edilmiş­tir.

23 Kasım 1953

 Paris :

Aylardanberi gizli bir şekilde Fransa' daki 'grevleri hazırlayan ve polis tara­fından aranmakta olan 61 yaşındaki, komünist işçi lideri Benoit Frachon . dün gece 1.250 kişilik bir polis kordo­nu arasından kaçmağa çalışırken ya­kayı ele vermiştir. Kuvvetli Ganal iş konfederasyonu genel sekreteri olan Franchon geçen marttanberi ordu ve milletin moralini bozmak, halk arası­na nifak sokmak suçları ile aranmakta idi. Polis dün gece Frachon'un Belles Aux Granges'deki konfederasyon mer-f kezinde tertiplenen toplantıda konuşa- ' cağına haber alınca 1.250 resmi ve si­vil polisle o mmtakayi kordon altına almış ve azılı komünist bir otomobil arkasında kaçmağa çalışırken yaka­lanmıştır. Frachon yaaklanacağmı an­layınca arkadaşlarına «yoldaşlar sakin olunuz»  diye bağırmıştır.

25 Kasım 1953

 Paris :

Fransa Başvekili Joseph Laniel'in Avru pa savunma siyasetiyle ilgili müzake­relerden sonra, güven oyuna müracaat etmek hususunda aldığı karar son de­rece ehemmiyetlidir.

Fransız kabinesi güven oyu alamadığı takdirdeki bu da çok kuvvetli bir ihtimal dahilindedir. Bermuda kon­feransı dahi tshlike geçirecektir.

Bu takdirde, ikinci defa olmak üzere, üç Batılı büyüklerin toplantıları bal­talanmış olacaktır.

Fransa'nın sözcülüğü vazife­sini alan şahsiyetin Önümüzdeki hafta­larda bütün otoritesine sahip kılınması, zaruridir. Bu itibarla Fransız parlâ­mentosunun hükümetiyle mutabık o-lup olmadığının açıkça bilinmesi lâ­zımdır. Eğer güven oyu reddedilecek olursa, hatta zayıf bir ekseriyetle dahi verilmiş bulunursa Başvekâletten çeki­leceğim. Salâhiyetleri kısılmış ve me­suliyetleri tahdit edilmiş bir hüküme­tin başında kalmak istemem. Güven o-yu bahsinde hiçbir müphemiyet kal­mamalıdır. Bundan doğacak mahzurlar "vahim bir buhran yaratabilir. Eğer ekseriyet makûs bir istikamet takip eder­se bir buhrana sebep olacaktır. Günleri sayılı olan bir hükümetin yaşamasını temin maksadiyle güven oyu meselesi­ni ileri sürmüş değilim. Bunda hükü­metin güttüğü gaye Bermuda ve baş­ka milletlerarası toplantılarda Fransa' nm gayri mevcut bulunmamasını sağ­lamaktır. Fransız birliği yüksek kon­seyinin mesaisinin dilediğimiz tarzda cereyanı için Fransa hükümet sözcüsü­nün bütün yetkilerine sahip olması lâ­zımdır. Fransa'nın milletlerarası duru­munun bir mesele haline getirilmeme­si icap eder. Hepinizin basiret, vatan­severlik ve vicdanınıza hitap ediyo­rum.

7 Kasım 1953

 Londra :

Bugün öğleden sonra Avam Kamara­sında, Kraliçenin nutku hakkındaki müzakereleri açarı muhalefet lideri Clement Attlee, bu nutkun bir dörtlü toplantı ihtimali hakkındaki kısmını îıararetle tasvip ettiğini bildirmiştir. Buna karşılık Attlee, Avrupa ordusu hakkında muğlak .bir şekilde kaleme alınmış olan bir cümleyi tenkit ederek bu hususta izahat istemiş ve bilhassa İngiltere'nin, Avrupa savunma toplu­luğuna ne gibi bir destek sağlamak va­dinde bulunduğunu sormuştur.

Muhalefet lideri bundan başka nutuk­ta, Mısır'la cereyan eden müzakerelere de hiç temas edilmediğini belirtmiş, iç politika hakkındaki izahları da tenkit ederek bunların bir çoğunun muğlak .olduğunu belirtmiştir. Bu arada Attlee pamuğun alım satımı üzerindeki dev­let tekelinin kaldırılması teklifini bu­dalaca diye vasıflandırmıştır. Attlee'-nin kanaatince, atom enerjisi idaresin-.de yapılması tasarlanan değişiklikler de bu idarenin faaliyetinin parlâmen­toya karşı sorumlu olmıyan şahısların eline düşmesine yol açacaktır.

 Londra :

İyi haber alan çevrelerden öğrenildiği-zte göre İngiltere Dışişleri Vekili Eden, Dışişleri Vekâleti petrol meseleleri uz­manı Herbert Hoover ile görüştükten sonra, İran Başvekilinin son tebliğine İsveç veya İsviçre vasıtasiyle derhal . cevap verecektir. Bilindiği gibi bu iki memleket İran ve İngiliz menfaatlerini korumaktadırlar.

Amerika'nın eski Cumhurreisinin oğlu Herbert Hoover, Tahran'dan Londra'ya dönmüş olup, Dışişleri Vekâleti ve An-glo - İranian şirketi üyeleriyle görüşe­cektir.

ingiltere hükümeti, vereceği cevapta, petrolün devletleştirilmesinin İngiltere tarafından ve Anglo-İranian şirketine tazminat verilmesi prensibinin İran ta­rafından kabulü esası üzerine müzake­relere hazır olduğunu bildirecektir.

Bilindiği gibi, bidayette, Tahran hükü­meti, diplomatik münasebetlerin tesi­sinden evvel petrol meselesinin görü­şülmesini arzu etmekte idi, İngiltere ise, petrol meselesini görüşmeden ev­vel diplomatik münasebetlerin tesis e-dilmesini istemekte idi.

Demek oluyor ki mesele şu şekilde or­taya çıkmaktadır: İngiltere, İran Üe diplomatik münasebetlerin tesisinde si­yasi bir fayda görmektedir. Irak ile Kuwaitteki işletmelerin gelişmesi, A-badanda uğradığı zararları telâki etti­ği için bunda iktisadî bir fayda görme­mektedir. Yeni İran hükümetinin ise iktisadî münasebetlerin tesisinde yani Abadan petrolünün satılmasında men­faati vardır. Bununla beraber, siyasî sahada Zahidi hükümeti, devrilmek en­dişesine kapılmış görünmemelidir.

Meselenin bu çift veçhesi Londra'da ta-mamiyle anlaşılmıştır ve Churchîll hü­kümeti ilk adımı atmak vazifesini üze­rine almıştır.

Hülâsa, İngiltere için, izzeti nefsinden hafif bir fedakârlık bahasına diploma­tik sahada hakikî bir kazanç bahis nıev zuudur. Bahusus ki bir muhafazakâr hükümetin millî siyaset takip etmemek ten suçlandırılması tehlikesi çok azdır. İran ise hem diplomatik, hem de eko­nomik sahada tatmin edilmiş olacak­tır.

  Londra :

Kral İbnisuud'un haürasını tâzziz mak­sadı ile perşembe günü Londra'daki bütün resmî dairelerin, bayraklarının yarıya indirilmesi Kraliçe Elizabeth tarafından emredilmiştir.

13 Kasım 1953

 Londra :

Dün gece İsrailden buraya dönen İn­giltere   Hahamb aşısı  verdiği   beyanatta ezcümle şöyle demiştir:

«Hudut ötesinden sürekli surette baş verip hemen her gece can ve mal kay­bına mal olan çapulculuk baskınların­dan dolayı İarailde büyük endişe hü­küm sürmektedir, fakat İsrail - Ürdün hâdiselerine ve netice itibariyle mey­dana1 gelen gerginliğe rağmen memle­ketteki inşaat hamlesile gelişmelerin gittikçe artmakta olduğunu görmekle memnun oldum."

17 Kasım 1953

 Londra :

Bugün Avam Kamarasında, İngiliz millletler topluluğuna mensup mem­leketlerdeki uranyum istihsali hakkın­da sual soran işçi mebus Maurice Edel-man'a cevaben ikmal vekili M. Dun-can Sandys, İngiltere ve Amerika ile Avustralya ve Güney Afrika arasında uranyum sevkıyatı hakkında anlaşma­lara varıldığım  beyan  etmiştir.

"M. Sandys, İngiltere, Kanada ve Ame­rika hükümetlerinin ihtiyaçları olan uranyum'u taksim edecekleri hakkın­da; anlaşmış olduklarını da açıklamış ve İngiliz milletler topluluğuna men­sup memleketlerin İngiltere'nin ihti­yaçlarını da gözeteceklerini ümit et­mekte olduğunu ilâve etmiştir.

.Amerika'ya yaptığı bir seyahatten he­nüz dönmüş olan M. Edelman, İngiliz milletler topluluğu memleketlerinin kı­sa vadeli karşılıklarla Amerika'ya Uranyum sevketme hususundaki tema yüllerini ima etmiş ve İngiltere'nin menfaatini gözetecek bir teşkilât ku­rulmasını teklif etmiştir.

 Londra :

Dışişleri Bakanlığından bildirdiğine gö re, general Necip tarafından Sudan, "Umumî Valisi Sir Robert How.e'a sunu­lan ve Sudan'daki seçimlere İngiltere' nin müdahalesini protesto eden nota­nın muhtevası henüz İngiltere Dışişle­ri   Vekâletine  ulaşmamıştır.

Öte yandan, Sudan hükümetinin eski sekreteri Sir James Robertson'un ha­len Mısır Millî İstikamet Bakanı Bin­başı Salah Salim'in elinde bulunduğu söylenilen gizli rapor hakkında soru­lan bir suale Dışişleri Bakanlığı söz­cüsü şu cevabı vermiştir:

«İngiltere'nin böyle gizli bir raportl yoktur. Binbaşı Salah Salim'in telmih ettiği metin Sir James Robertson tara­fından Afrika Kraliyet Cemiyetinde haziran ayında söylenmiş bir nutkun parçalarından ibarettir. Binbaşı Salim'e göre bu rapor, İngilizlerin Sudan me­selelerine müdahalelerini ispat etmek­tedir. »

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Sudan hü­kümeti eski sekreterinin söylediği nut­kun metninin mezkûr cemiyetin neş­rettiği bültenin ekim sayısında yayın­lanmıştır. Sözcü Dışişleri Bakanlığının mûtad basm toplantısında hazır bulu­nan gazetecilere bu metni göstermiş­tir.

Bundan başka sözcü Sir James Robert­son'un Sudan hükümeti neadindeki va­zifesinden geçen nisanda ayrılmış ol­ması hasebiyle tamamen hususî mahi­yette konuşmuş olduğunu belirtmiş­tir.

İngiliz basınının bir kısmı tarafından çıkmaz, diğer bir kısmı tarafından ise yeni bir devre diye vasıflandırılan İn­giliz - Mısır müzakerelerinin bugünkü durumu hakkında Dışişleri Bakanlığı­nın sözcüsü bugün için ne çıkmazdan, ne de yeni bir devreden bahsedilemi-yeceğine işaretle: «Bu müzakereler ha­len muallakta bulunmaktadır» demiş­tir.

18 Kasım 1953

 Londra :

Avam Kamarası, sulh zamanında mecbun askerlik hizmetini o yıl daha uza--tan bir karar tasarısını 38 e karşı 288 oyla kabul etmiştir. Bilindiği gibi son günlerde cereyan eden müzakerelerde -mecburî askerlik .hizmeti meselesi bahis mevzuu olmuş ve muhalefet 2 yıllık; müdedtin her se-.jie gözden geçirilmesini istemişti. Şim-«di ,bu iki yıllık müddet esasının 5 yıl ,daha muhafazası kabul edilmektedir. İngiltere tarihinde ilk defa olarak işçi "hükümeti 1948 yılında mecburî asker­lik hizmetini ihdas etmişti.

Dünkü kararda     aleyhte oy  veren 38' mebustan birçoğu  «sulhsever» bir kıs­mı da müfrit solcudur.

"Meclisteki işçi çoğunluk müstenkif ka­larak, esas itibariyle mecburî askerli­ğin kabul edildiğini ve buna işçilerinde taraftar olduklarını anlatmakla be­raber, askerlik müddeti esasının her yıl yeniden gözden geçirilmesi husu­sunda muhalefet tarafından vâki tale-"bin nazarı itibare alınmaması karşısın­daki hoşnutsuzluğunu belirtmiştir.

 Londra :

Yetkili kaynakların bildirdiklerine gö­re, İngiltere Başvekili Sir Winston 'Churchill, Bermuda toplantısında, dün­ya sulhunun idamesi için Sovyet Kusya ile silâhlı bir mütareke yapılması hususundaki plânını Başkan Eisenho--wer'e teklif edecektir. İlâve edildiğine göre. Churchill'e göre mevcut tazyiki ortadan kaldırmak için "bugüne kadar yapılan sert diplomatik ..darbelerin akamete uğradığı gözönün--de tutularak, Milletlerarası gerginliğin -tedricen ortadan kaldırılması için ,bu .silâhlı mütareke ilk adımı teşkil ede­cektir.

.Aynı kaynaklara göre, bahis mevzuu mütareke Doğu ile Batı arasında kar­şılıklı bir ademi tecavüz  aniaşmasiyle

desteklenecektir. Churchill tarafından teklif edileceği "bildirilen mütareke ahkâmı, Batı ile Doğu arasındaki anlaşmazlık doğuran bütün meseleleri dostane bir şekilde müzakere voliyle halledilebileceği za­mana kadar muallâkta bırakmaktadır. ."Bu suretle Sovyetlerle yapılacak mü­tareke, bir çok  anlaşmazlık doğuran meseleleri muallâkta bırakacak, fakat iki tarafın silâhlı harbe gidecek hare­ketlerine mani olacaktır.

Mütareke ahkâmı gereğince, Batı veSovyet dünyası silahlanmakta devam,edecek, fakat Kremlin'le daha müsbetbir şekilde müzakerelere girişilebilmesi için zaman kazanılmasına yardım edecektir.

Aynı makamların ilâve ettiklerine gö­re, Churchill'in bu yeni plânı, anlaş­mazlıkların doğurduğu soğuk harbi en kısa birz amanda önlemek hususunda­ki plânının yerini almaktadır. Chur­chill, aşılmaz manialarla karşılaştığı için, daha. evlâ bulduğu bu birinci plâ­nından vazgeçmektedir.

İlâve edildiğine göre, bu yeni plân, ne­ticeye daha ağır bir şekilde vasıl ola­cak fakat müzakerelere yol açabilecek­tir.

Diplomatik mahfillerde belirtildiğine göre, Churchill dört büyükler arasında bir toplantı yapılması fikrinden vaz­geçmiş değildir.

Her ne kadar Churchül, el'an Malen-kov'la buluşmaya nazır bulunuyorsa da, geçen hafta Sovyet Rusya tarafın­dan tevdi edilen nota kendisini hayal sukutuna uğramıştır. İlâve edildiğine göre, Churchill, Başkan Eisenhower'in yakın bir" istikbalde Sovyet liderleriy­le buluşma fikrine taraftar olmadığını bilmektedir.

19 Kasım 1953

 Londra :

Avam Kamarası dün akşam ikinci mü­zakeresinden sonra, 277 ye karşı 306 oyla, işlenmemiş pamuk ticareti üze­rindeki devlet inhisarını kaldırmaya matuf kanun tasarısını kabul etmiştir.

Meclis buna muvazi olarak, hükümeti milli pamuk komisyonunu lâğvetmek ve yeniden, Liverpool borsasını açmağa mezun kılmıştır.

21 Kasım 1953

 Dublin :

Dün İrlanda ile Seylan arasında bir ti­caret anlaşması imzalanmıştır. Herini tazeledikleri bir sırada yapılmıştır.

Bu izah, ayni zamanda İngiltere'nin hazerde veya fevkalâde ahvalde kıta­daki bazı kuvvetlerini Avrupa müda­faa camiası emrine vermek ihtimali ri­vayetlerini yalanlamış olmaktadır.

Müzakerelerin simdi takıb etmekte ol­duğu safhaya göre İngiltere'nin Avru--pa ordusu ile askerî sahada yapacağı işbirliği şu esaslar dairesinde gelişe­cektir :

 İngiliz askerî temsilcileri. Avrupa müdafaa camiası ile müttefik kuvvet­lerinin, teşkilâtlanma ve talim ve ter­biye   sahasında   koordinasyonuna   me­mur Avrupa müdafaa camiası teşkilâtı­na katılacaklardır.

 İngiltere, kıtadaki kuvvetlerininsayısını  değiştirmeden evvel Avrupa müdafaa camiası ile istişarede buluna­cak, fakat Avrupa'da muayyen miktar­da   kuvvet bulundurmak  veya muayyen bir müddet kalmak ile önceden mükellef olmayacaktır.

3.  Müşterek müttefiklerle alâkalı meseleler müzakere edildiği ve bilhas­sa İngiltere'nin işbirliği mevzuu ile il­gili meseleler hakkında bir karar ve--rileceği zaman bir İngiliz vekili, Avrupa" müdafaa camiası vekiller konse--yine iştirak eyliyecektir.

4.  İngiltere. Avrupa müdafaa camiası komiserler heyetinde daimî surette temsil edilecek ve Avrupa müdafaa ca--miasının silâh ve mühimmat sanayiinin -yerinin tesbiti kararlarında reyini kul­lanacaktır.

5.  Müşterek talim ve terbiye kolay­lıkları temin edilecek ve silâhların stsndardizasyonu işinin gelişmesinde müşt£reken çalışılacaktır.

6  Hava kuvvetlerinin müdafaa stra-teiisi ile sıkı surette alâkası olacak ve Almanlar dahil bazı Avrupa müdafaa

 camiası pilotları İngiltere'de yetiştiri­lecektir.

27 Kasım 1953

 Londra :

"Dışişleri Vekâleti  sözcüsünün bugün bildirdiğine göre Kahiredeki İngiliz Büyükelçisi, Süveyş Kanal bölgesinde vuku bulan hâdiselerin artmasını Mı­sır hükümeti nezdinde geçen hafta protesto etmiştir. Büyükelçi, geçen haf­ta İngiliz askerlerine veya malzeme de­polarına 29 tecavüz vakası kaydedildi­ğini, ondan evvelki hafta ise 15 teca­vüz vaki olduğunu tasrih etmiştir.

25 Kasım 1953

 Londra:

İnanılır kaynaklardan alınan malûma­ta göre, Sir Winston Churchiil, İngil-terenin yeni harp tüfeği için Atlantik Paktı imzacısı devletlerin kullandığı Milletlerarası çapı kabule karar verdi­ğini Bermuda konferansında bildire­cektir.

Esasen bir müddettenberi İngiliz ordu­su «Lee Enfield» tüfeğinin yerine da­ha modern bir silâh imal etmeğe ka­rar vermiştir.

 Sheffield (İngiltere) :

Birleşik demir ve çelik şirketi, işlen-'mesi  kolay  ve   âdi   çelikten çok   daha çağlam bir çelik keşfedildiğini bildir­miştir.

-Fortiweld» ismi verilen yeni çelik, tepkili motörler, hususî borular ve köp­rü aksamı gibi işlerde muvaffakiyetle kullanılmıştır. Fortiweld, yumuşak çe­liğe nisbetle iki üç misli sağlamdır.

27 Kasım 1953

 Londra :

Hükümet dün Avam Kamarasında bir soruya cevaben mart 1952 tarihinden b°ri komünistlikle alâkası bulunan 11 devlet memurunun nakledildiğini ve birinin de istifa ettiğini açıklamıştır.

Bu tebliği Hazine Vekâleti sözcüsü .Tohn Carpenter yapmıştır.

İngiltere 11 mart 1952 tarihinde yük­sek Güvenlik tedbirleri almak için ba-7i esîslar koymuştu. Bu son tedbirde adı geçen kararın bir neticesi olmak­tadır.

Bunu müteakip Başkan Eisenhower ile temasları meselesine temas eden Churchill şöyle demiştir :

«Başkan Eİsenhov/er ile gayet sıkı bir temas muhafaza etmekteyim. O-.nunla Bermuda'da bütün mühim meseleler hakkında görüşmede buluna­bileceğimi ümit etmekteydim. Elimde olmıyan sebeplerden bunu yapa­madığım için müteessirim.

"Bu sırada, dört Dışişleri Vekilinin mutasavver konferansını daha müsait bir şekilde karşılıyor ve bunun hakikaten toplanmasını temenni ediyo­ruz. Eğer bu konferans Milletlerarası münasebetlerde bir salaha yol açar­sa, bu her iki tarafın yeni gayretler sarfetmesini sağlıyabilir. Sovyet hü­kümetinden, bu husustaki davetimize müsait bir cevap alacağımızı ümit etmektej'iz.»

"Mısır meselesine temas eden Başvekil şöyle demiştir:

«Eğer Kraliçenin nutkunda Mısırla yapılan müzakerelere temas edilme-anişse bunun sebebi bu hususta yeni gelişmeler kaydedilmiş olmamasıdır.

Bununla beraber gelecekte bu hususta gelişmeler kaydedilebilir.»

"Başvekil nutkunu bitirirken atom harbi ve hidrojen bombası sahasında "kaydedilen süratli ve devamlı gelişmelere temas ederek şöyle demiştir:

«Bu hayret verici ilmî buluşlar, insanlık üzerine bir bölge yaymaktadır.

"Bununla beraber, Milletlerarası durumdaki gerginlikte bir azalma husu­le geldiğini ve yeni bir dünya harbi imkânının uzaklaştığını zannetmemiz için bazı sebepler mevcut olduğu kanaatindeyim. Şimdiye kadar kudreti meçhul olan tahrip silâhlarının sayısının gittikçe artmasına rağmen bunu söyliyebiliyorum.

.Atom enerjisi sahasında herkes insanlığın geri kalan kısmını tahrip ede­cek kadar terakki kaydettiği zaman, kimsenin başka herhangi bir kim­seyi öldürmek arzusuna artık kapılmaması mümkündür.»

"Kraliçe  Elizabeth'in parlâmentodaki  nutku :

 Londra :

Parlâmentonun bugünkü toplantısında ananevi nutkunu okuyan İngil­tere Kraliçesi İkinci Elizabeth, parlâmentonun şimdiki oturumu ensasm--da Lordlar Kamarasının ıslahı meselesinin müzakere edileceğini bildir­imi ş tir.

Kraliçe 'Elizabeth, hükümetin Sovyet Rusya ile İngiltere, Amerika ve Fransa arasında yakınlarda bir buluşma zemini hazırlamak üzerp çalış­tığını, ayrıca, bu hükümetlerle birlikte hareket edip ve Federal Almanva Jhükümetile istişarede bulunarak Almanya birliği idinin halli faaliyetle­rine devam edeceğini de beyan ile nutkuna şöyle devam etmiştir:

Hükümet, bundan başka, Avusturya devleti andlaşmasının akdi yolun­daki gayretlerini de devam ettirecektir.

Sovyet Rusya'nın Batı alemine karsı takip ettiği siyasetin de-;-ğiştiğine şimdiden bükmemenin zor olduğunu, Doğu Almanya'da yeniden

bir tahakküm ve tazyik devrinin açıldığını, keza Polonya'da Katolik ra-"hiplerinin zulüm gördüklerini ve bu konuda İngiltere'nin müracaatlerini

yenilemekten hali kalmadığını ifade etmiştir. Eden, İngiltere hükümeti­min, Rusya tarafından baş vurulacak bir siyaset değişikliğini temennide

devam ettiğini belirtmiş ve fakat bugünkü şartlar dahilinde ingiltere'nin,

Batı âlemi müdafaasının takviyesi siyasetine devam etmek zorunda oldu­ğunu söylemiştir.

Bundan sonra İngiltere'nin, Batı müdafaasına Almanya'nın da iştiraki -meselesinde takındığı tavra temas eden Eden, bu meselenin muhtelif İn­giliz siyasî partileri arasında münakaşa konusu olduğunu belirttikten son-~ra, bu konuda Kraliçenin Meclisi açış nutkundan bazı parçalar zikretmiş­tir.

"ingiliz Dışişleri Bakanına göre, İngiltere hükümeti, Avrupa savunma ca-aniasi antlaşmasının yakın bir tarihte tasdikini temenni etmektedir. İn­giltere, Avrupa ordusuna mümkün olan her türlü müzaherette buluna­caktır. İngiltere, Avrupa savunma camiasına doğrudan doğruya iştirak etmemekle beraber, bu camiayı teşkil eden altı memleket ile en sıkı bir işbirliği tesis edecektir. Bu işbirliğinin en bariz ve müessir tarafı silâh­ların bir örnek edilmesinde tezahür edecektir.

"Şu sırada, Avrupa savunma camiası antlaşmasının akti bahsinde bu camia üyeleri ile İngiltere arasında cereyan eden münakaşa ve müzakerelere temas eden Eden, kanaatince, Avrupa savunma camiasının kabule şayan en iyi çare olduğunu ve herhalde bunun millî bir Alman ordusunun teş-.kili keyfiyetine tercih edilmesi lâzım geldiğini belirtmiştir.

«Sovyetlerin kendilerinin de inanma­dıkları bu barış propagandasına karşı askerî hazırlık, iktisadî refah, sosyal güvenlik ve memleketlerimizde adalet unsurları kâfidir.»

9 Kasım 1953

Seville :

Amerikanın İspanya Büyük Elçisi Ja­mes C. Dunn bugün yaptığı bir açık­lamada, İspanyadaki Amerikanın üs­lerinin İspanyolların kumandası altın­da olacağını ve İspanyada Amerikan birliklerinin bulunmıyacağını söyle­miştir. Elcinin bildirdiğine göre, İspan­yada bulunacak olan Amerikan askerî personeli sadece teknisyenler ve mü­nakalât mütehassıslarından İbaret ola­cak, bunlar malzemenin bakımı ile va­zifelendirilecek! erdir. Pek mahdut sa­yıdaki bu personel vazife esnasında üniforma giyecekler, vazife dışında da sivil giyineceklerdir.

Büyük Elçi, iki memleket arasında va­rılan anlaşma gereğince İspalyanın A-merikaya bazı kolaylıklar sağlıyacağı-nı, fakat bu k ol aylıklardan İspanyol kuvvetleri ile müştereken istifade edi­leceğini bu imkânların da daima İs­panyolların kumandasında ve onların hükümranlık haklarına riayet edil­mek şartıyla sağlanacağını bildirerek İspanyaya yapılacak iktisadî yardım­dan bahsetmiş, bu yardımın İspanyol ithalâtını malî bakımdan takviye et­mek şeklinde tecelli edeceğini söyle­miştir.

13 Kasım 1953

   Madrid :

Türkiye, Yunanistan ve İtalyayi ziya­ret etmiş olan Amerikan ' Hava Ve-kili Harold Talbotî ve hava kuvvetleri kurmay başkanı General Twinnig bu­gün uçakla buraya gelmişlerdir.

Talbott Ve Twinning, Amerikaya kira­lanması mutasavver olan İspanyol ha­va üslerinde tetkiklerde bulunacaklar­dır.

17 Kasım 1953

 Madrid :

Batı Avrupada yaptığı uzun gezisine İspanyayı ziyaretle son veren Birleşik Amerika kurmay başkanları heyeti başkanı Amiral Arthur Radford, ter­tip edilen bir basın konferansında be­yanatta bulunarak şunları söylemiştir:

«Dünya hâlen bir gerginlik içerisinde bulunmaktadır ve şu anda herhangi bir gevşeme emaresi görmemekteyim.

Amiral Radford İspanyayı «askerî ma­hiyette bir intiba» elde etmek üzere zi­yaret etmediğini ve fakat memleketin ileri gelen askerî şahsiyetleriyle görüş­mek üzere geldiğini tasrih etmiştir. A-miral bu sebeple askerî tesislerden hiç birini gezmemiştir.

Amiral Radford bundan başka gezete-cilere şöyle demiştir :

İspanyanın Batı Avrupada ehemmiyet­li bir stratejik yer işgal ettiği aşikâr­dır. Bu itibarla Madrid ve Washington arasında varılan anlaşma rouhtern.el bir komünist tecavüzüne karşı Birleşik A-merikanin Batı savunmasına yardım. etmesine imkân verecek mahiyettedir.

Amiral Radford bir suale cevaben A-merikan kuvvetlerinin İspanyada bazı d.eniz üslerine sahip olması dolayısıyla Cebelüttarıkin hâiz bulunduğu ehem­miyetin  azalmıyacağmı teyit  etmiştir,

Amerika Kurmay Başkanları Heyeti Başkanı General Juan Vigon'dan son­ra bugün öğle yemeğine İspanya ordu ve Bahriye Bakanları ile kara, deniz ve hava kuvvetlerine mensup yüksek rütbeli subayların misafiri olacaktır. Amiral Radford bu akşam General Franeo tarafından kabul edilecek ve yarın akşam Washİngton'a mütavecci-hen Madrİbten ayrılacaktır.

18 Kasım 1953

 Madrid :

Amerikan Erkânı Harbiye Başkanları muhtelit komitesi reisi Amiral Arthur Radford kısa bir müddet İspanyol baş şehrinde kaldıktan sonra bu sabah -uçakla Vaşmgton'a hareket etmiştir.

Amiral Madrid'de kaldığı müddet zar-Imda General Franko, İspanyol Hava ve Deniz Vekilleri ve Erkânı Harbiye Reisi ile görüşmüştür.

30 Kasını 1953

 Madrid :

"Bugün Meclise, 26 Eylül tarihinde A-merüta ile .aktedilmiş. olan askerî ve iktisadî anlaşmaları takdim eden İs­panya Dışişleri Bakanı Artajo, bu an­laşmaların İspanyanın hükümranlığına .asla halel getirmediğini söylemiş ve "bundan sonra, diğer memleketlerin 946 ^Martından itibaren İspanya'ya karşı ta-

kip ettikleri siyasetin merhalelerini ha­tırlatarak vaktiyle Paris, Londra ve "Washington hüküm eti Erinin İspanyayı ve rejimini Milletlerarası hukuk çer­çevesi dışında bırakmış olduklarını söylemiştir. Dışişleri Bakanına göre o zamanlar Amerika hükümeti; Fransa ve İngilterenin siyasetini takip ederken kendi iyi niyetinin kurbanı olmuştur.

İspanyol Dışişleri Bakanına göre 1946 ile 1953 seneleri arasında, İspanya ko­münist aleyhtarı siyasetini idame et­mekte haklı olduğunu ispat etmiştir.

Bakan demiştir ki: »Şimdi aktedilmiş olan İspanya - Amerika anlaşmaları, gelinin etrafında toplanmasını bilen ye bu suretle bir numune teşkil .eden İs­panyol milletinin mükâfatıdır.»

27 Kasım 1953

 Besne :

Bugün burada haber verildiğine göre, İsviçre hükümeti, Korede esirleri iade tarafsız komisyonundan İsviçre murah­has heyetine karsı yöneltilen tenkitle­ri kat'î surette reddettiğini bugün Po­lonya, Çekoslovakya ve Kızıl Çine bil­dirmiştir.

4 Kasım 1953

  Helsinki :

Kekkoııen hükümet: bugün Cumhur­başkanı Paasikivi'ye istifasını vermiş­tir.

6 Kasım 1953

 Helsinki:

Cumhurreisi Paasikivi, Finlandiya Bankası umum müdürü Sakari Tuomi-ojo'yi yeni koalisyon kabinesini kur­maya memur etmiştir. Müstakil olarak tanınan Tuomioja bu­gün öçlcden sonra parti liderlerile mü­zakerelere bağlıyacaktır.

8 Kasım 1953

 Helsinki :

Perşembe günü Finlandiyada meyda­na çıkarılan casusluk şebekesi etrafın­da tahkikat devam etmektedir. Tahki­katın ilk safhasından anlaşıldığına gö­re, »Jyvaeskylae» de keşfedilen mer­kezin şefi. evvelce bildirildiği gibi yüz­başı Salo olmayıp terzi Reino Kettu-nen adında biridir. Bu terzi harp esna­sında Ruslara esir düşmüş, Euslar ken­disini bir Sovyet casus okulunda mü­kemmel surette yetiştirmişlerdir. Yüz­başı Salo sınaî tesislerle limanların ve hudut karakolların in havadan alınmış fotoğraflarım vesair malûmat ila ve­sikaları senelerdenberi terziye getirip -veriyordu. Terzide bir verici radyo makinesi bulunmuşsa da bunu hiç bir zaman kullanmadığı  tesbit edilmiştir.

11 Kasım 1953

 Helsinki :

Müddeiumumilikten   bu   gece  bildiril­diğine göre. beş Finlandiyalı adı verilmiyen bir devlet hesabına casusluktan dolayı 24 Kasımda gizli olarak muha­keme edilecektir. Finlandiyalı makamlar sanıkların hiz­metinde bulundukları devletin ismini, açıklamaktan katî surette imtina et­mişler, bir sözcü Milletlerarası ihtilâf­lara meydan vermemek istersek, mah­remiyet esastır, demiştir.

Emniyet müdürlüğünden haber verildi­ğine göre, 1944 yılına kadar esarette kalan sanıklardan terzi Eeino Armzs Kettunen'in o seneyi takip eden Ocak ayında yabancı bir devletin istihbarat subayı ile temasa geçmiştir. 1952 se­nesine kadar diçjer dört arkadaşını bul­muştur.

Kettunen, devlet madenî eşya fabrika­larının mesahası, ordu donatım stokla­rı hakkında malûmat ve hava meydan­larının   fotoğraflarını  toplamıştır.   Fo­toğrafları merkezî Finlandiyada   hava kuvvetlerine ait bir üssün fotoğraf da­iresi şefi yüzbaşı Martte Kalervo Salo temin etmiştir. Donatım anbarları me­muru Paavo Kunka da şebekenin rad­yo telsizcisi olup Ketunnenin şefleri ile irtibat sağlamakta idi.

13 Kasım 1953

 Helsinki :

Helsinki polisinin bugün bildirdiğine göre yabancı bir devlet hesabına ca­susluk yaptıkları iddiasiyle Fin Hava.

kuvvetlerine mensup iki kift tevkif ©Silmiştir; Geçen hafta da yine ayni suçlarla 5 kişi tevkif edilmişti. Finlan­diya resmî makamları bu 7 casusluğun hangi devlet hesabına yapıldığı hak­kında henüz bir açıklamada bulunma­nı i şiardır. Son tevkif edilen iki havacıdan biri Yarbay, diğeri de Teğmendir.

Yarbay. 1939 - 1940 Fin - Rus harbin­de avcı filosu kumandanı idi.

15 Kasım 1953

 Helsinki :

Bu akşam öğrenildiğine göre 6 kasım­da Reisicumhur tarafından yeni kabi­neyi kurmakla vazifelendirilen Finlan­diya Bankası Direktörü M. Sakarı Tu-imoja, bugün öyleden sonra M. Pasi-kivi'ye gelerek bir çoğunluk kabinesi kurmak hususunda yenilmesi İmkânsız manialarla karşılaşmış olduğunu haber vermiştir.

17 Kasım 1853

 Helsinki.:

Cumhurreisi Paasikivi, Başvekil Sa~ "kari Tuiomioja tarafından sunulan ka­bine listesini bugün tasvip etmiştir.

20 Kasım 1353

 Los Angeles :

Belediye Reisi Norrs Vontson'un mi­safiri olan Finlandiya parlâmento âza­sından Aare Simunen, bugün belediye-meclisinde yaptığı konuşmada; Finlan­diya demir perde gerisinde değil, de­mokrasilerin şafuldadır, demiştir.

25 Kasım 1953

Helsinki :

Türk ve Finlandiya takımları arasın­da yapılan güreş karşılaşmaları dün' akşam sona ermiştir.

Evvelki gün Greko - Romen güreşle­rinde 6-2 galin gelen Finlandiyalıları dün Türkler serbest güreşte yedi gali­biyet almak suretiyle mağlûp etmişler­dir.

Mareşal Veroşilov şunları ilave etmiş­tir :

«Sovyetler Birli&i, Sovyet halkının ya­pıcı faaliyetlerini korumak için silâhlı kuvvetlerini arttırmalıdır. Fakat sulha dayanan dış siyaseti değişmemiştir. Voroşilov, başlarında Amerikanın bu­lunduğu Batı devletlerini Sovyet Rus-yaya kar?! harbe hazırlıklarına devam­la itham etmiş ve demiştir ki:

"Halk demokrasileri daimî surette Ko-rede sulh için çalışmışlardır. Emperya­list devletler Kore halkını esarete sev-

ketmek arzusundadır, fakat Asya hal-k-î istiklâllerini muhafazaya azmetmiş bulunmaktadır,»

Voroşilov'un demeci tam doksan daki­ka devam etmiştir.

Sovyet yüksek şûra başkanı, Rusyamn devamlı surette dostluk, sulh ve Mil­letlerarası ticareti geliştirme siyaseti takip ettiğini söylemiş ve gayenin Mil­letlerarası gerginliği ortadan kaldırmak olduğunu ilâve etmiş ve demiştir ki:

«Sulh için çalışan kuvvetler günden güne kudretlenmekte ve Sovyet siste­mi   dünyanın   her  tarafında   nüfuzunu

her an arttırmaktadır.

7 Kasım 1953

 Paris :

Tass Ajansının bildirdiğine- göre, Ma-lenkov, Molotov, Krutçev, VorşİIov, Kaganovİç, Mikoyan, Saburov ve diğer Sovyet Mareşal ve Amiralleri, bu sa­bah Kızıl Meydanda yapılan askerî geçit resmini, Leninin Iahtİnin bulun­duğu mevkiden seyretmişlerdir.

Kasım 1953

 Moskova :

Komünist İhtilâlinin 36 ncı yıldönümü münasebetiyle dün gece Sovyet Dışiş­leri Vekili Molotov Moskovada Batılı ve komünist diplomatlara büyük bir resmi kabul tertip etmiştir.

Törene iştirak edenler arasında Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa Bü­yük Elçileri. Do<=u Almanya Başvekil Yardımcısı TJTbricht ile komünist Çin Büyük Elçisi göze çarpmaktaydı.

Toplantı esnasında barış ve Milletler­arası anlayış şerefine karşılıklı birçok kadehler kaldırılmıştır.

Maskovada uzun zamandanberi ilk de­fa olarak yapılan bu törene Batılı ve-komünist diplomatlar, hemen bütün devletlerin temsilcileri, Sovyet hükü­met üyeleri ve ileri gelen partililer iş-ı tirâk  etmiştir.

 Moskova :

Moskovadaki yabancı müşahitlerin in­tihalarına göre, Sovyet    ihtilâlinin 36" ncı yıldönümü münasebetiyle dün ak-' şam Dışişleri Vekili Molotot tarafından Vekâlet salonlarında tertip edilen ka­bul resmi pek parlak olmuş ve uzun zamandanberi eşine rastlanmadık    bir-suare tesiri bırakmıştır. Sovyet, komü­nist .Çin, Fransa, İngiltere, Birleşik A-merika, Arjantin, Birmanya, Doğu Al­manya ve sair devletler temsilcilerin, şerefe  kadeh  kaldırmak  münasebetiy­le söyledikleri çok ıusa nutuklar yüzü geçmiştir.

Bunlardan, bilhassa Birleşik Amerika. Büyük Elçisi Charles Bohlen'in sözleri dikkati çekmiştir.

Bohlen şöyle demiştir ;

Bu akşam burada hepimiz barıştan bahsettik. Filhakika hiç bir memleket­te barış îstemiyeıı tek kişi yoktur di­yebiliriz. Bu seoeple de şayet basit bir formül meydana getirmek çok kolay­dır. Bir memleket silâhlı kuvvetleri ile-başka bir memlekete taarruz ettiği takdirde ona mütecaviz denilmelidir^. Bu nokta üzerinde mutabık kaldık mı, bütün meseleleri müzakere yolu ile halletmekten başka çare kalmaz. Bun­dan dolayıdır ki ben kadehimi tecavü­zün şerefine değil, aleyhine kaldırıyo Bundan sonra Bohlen kadehini bir ke­re de adaletin şerefine kaldırmış, bunu işiten Sovyet liderlerinden, Kaganovİç-Mareşal Jukof'a dönerek: «Haydi biz: de kadehlerimizi adalet şerefine kaldı­ralım a demiştir. Böyle konferansta, Almanya ve Kore meselelerinin haricinde, müzake­resi mümkün olabilecek diğer Millet­lerarası meseleler    nelerdir?»    sualini

Molotof şöyle cevaplandırmıştır: «Bir konferans yalnız bu iki meseleye mün­hasır kılınamaz. Silâhlanma yarışına •da bir nihayet vermek, atom ve hid­rojen bombalarının imalini tahdit .et­mek de elzemdir.»

14 Kasım 1953

 Moskova :

Sovyet hükümeti, kordiplomatiğe ya­bancıların yaklaşılması mutlak surette yasak olan beş şehrin ismini bavi bir liste göndermiştir.

Bu şehrin isimleri şunlardır: İokanga,1 "Kronstadt, Balaklava, F.osta ve S'&ve-romorsk.

15 Kasım 1953

 Moskova :

"Birleşik Amerika eski idare âmirlerin--deıı Marghal Macduffie, Sovyet Rusya Gıda ve Tarım Vekâletleri bas idare­cisi Krucefle bugün 4 saat süren hu­susi bir görüşmede bulunmuştur.

Mülakattan sonra beyanatta bulunan Macduffie, Amerikaya dönmeden her 'hangi bir mütalâa beyan .edemem, de­miştir.

Hususî mahiyette Rusyayı ziyaret eden Macduffie Nevyorklu  bir   avukattır. Krucefle yaptığı mülakat tercüme edil­miştir.

"Macduffie. Sovyet devlet adamı ile ce­reyan .eıjen müzakerelerde neler .görü­şüldüğünü açıklamaktan imtina etmis-

lir. Macduffie, Birfesik Amerika İmar ve "Kalkındırma İdaresi Ukrayna heyeti re isi sıfatiyle 1946 şubatında Kiyefc gi­dinceye kadar. Amerika Dıs İktisat Da­iresi murakıplığı vazifesinde bulun­muştur.

Macduffie,  bundan  bir  ay  evvel  Mos.fcovaya gidince, vaktiyle "Ukrayna Başvekili iken tanışmış olduğu Kruşçefle görüşmeyi bizzat  istemiştir.

Macduffie hâlen Orta Asya bölgeleri­ni ziyareti tasarlamaktadır.

17 Kasım 1953

 Moskova :

Bugün hususî müsaade ile Lenin ve Stalinin mumyalarını ziyaret müsaade-' si alan United Press muhabiri, Stalinin mumyası hakkında şunları yazmakta­dır:

..Stalinin mumyası bir ölüden ziyade uyuyan bir adam manzarası andırıyor­du. Yüzü, Lenininkinden daha koyu bir rgnk almıştı.

uLeninle  Stalin yanyana,  ayni şekilde

cam mahfazalar içinde yatmaktaydı.

«Stalinin gri saçları ve kaim bıyıkları Leniiün saçsız kafası ve sakalları ile bir nevi tezat teşkil etmekteydi.

«Her ikisinin de başları birer kahve tfsngi yastığa dayanıyordu.

« Stalin, Mareşal üniformasını Iabis bulunuyor ve altın sarısı ceketinin üs­tünde Kızıl Yıldız nişanı duruyordu.

ı;Stalİnin diğer madalyaları, sol tara­fında takılmıştır.

«Her İki ölünün de belden aşağısı siyah frada takılmıştı.

19 Kasım 1353

 Moskova :

Bugün mahallî saatle 10.30 da burada "bulunan Japonya Kızılhaç heyetiyle Sovyet Rusya Kızılhaç heyeti arasında 1.874 askerî v'a sivil esirin memleket­lerine iadesi hakkında bir anlaşma im­zalanmıştır.

8 maddelik müşterek tebliğ, Japonya namına Shimadsu Kudu ve Kiuchu ta­rafından imzalanmıştır. Sovyet Rus­ya Kizılhaçı namına ise anlaşmayı, Kı­zılhaç icra komitesi başkanı A .M. Kno-lodkov ve Dış Münasebetler Dairesi Başkanı Chikalenko imzalamışlardır.

13 Kasım 1953

 Moskova :

Bueün Molotof'un Dışişleri Vekâletinde tertip ettiği    basın    toplantısınayüzden fazla Sovyet .ve yabancı muhabir katılmıştır. Molotof, yazılı ola­rak hazırladığı beyanatım okumak ve gerek yabancı ve gerekse Sovyet gazetecileri tarafından kendisine sorulan altı suale cevap vermek için birsaatten fazla konuşmuştur.  Molotof, bu beyanatında, Sovyet hükümetinin anlaşmazlık mevzuu mese­leleri halletmek için toplanacak bütün Milletlerarası konferanslara katıl­mayı kabul ettiğini, ancak bunun için Cinin de davet edilmesi ve konfe­ransın açıkça tesbit edilmiş bir gayesi olması gerektiğini tekrar teyit et­miştir.

Dörtlü bir konferansın toplanıp toplanmiyacağı sualine cevaben Molotof yalnız bu konferanstan bahsetmenin doğru olmıyacağmı, ayni zamanda sayelerin de bahis mevzuu etmenin yerinde olacağını söylemiştir. Sovyet Dışişleri Vekili bunu müteakip 3 Kasım günü Sovvet hükümetinin Ame­rikan, Fransız ve İngiliz hükümetlerine bir nota göndererek su hususları görüşmek üzere bir' Dışişleri Vekilleri konferansının toplanmasını teklif • ettiğini hatırlatmıştır.

1   Amerikan, İngiliz. Fransız, Sovyet ve Cin Halk Cumhuriyeti Dışişleri

Vekillerinin iştirakiyle Milletlerarası gerginliğin hafifletilmesi (çarele­rinin müzakeresi.

2   Amerikan. İngiliz, Fransız ve Sovvet Dışişleri Vekillerinin iştirakiyleAlmanva meselesinin ve buna ağlı olan Avrupada güvenliğin teminatı meselelerinin görüşülmesi,

Molotof. Kare siv^î konferansının toülamp toülanmıvaeağı yolundaki bir suale cevaben sövle deniştir: «Cin, bu konferansın toplanması için elin­den seleni vaDra?k+?chr. Fai-at b^ neticeye varmak için taraflardan yalnız birinin mutabık kalma s^ kâfi değildir.»

Bir hal carisi bulunması, bansın takviyesi ve Milletlerarası güvenlik için büyük bir ehemmiyeti hâiz bulunacak olan meseleleri ortaya atan 3 ehemmivetim belirten Molotof, Sovyet hükümetinin fcekJıüermm birçok memleketlerde umumî efkârın Penis tabakaları ara­sında müsait bîr sekildi karşılandığını, fakat Amerikan. İngiliz ve Fran-cıv hükümet rovreTerivle hazı bas'" oranları tarafmdmazhar olmadığım beyan etmiştir. Molotof, bu arada hattâ Başkan Eisen->n«'er'm bu notada müzakereler için herhangi bir nivet izhar ed'imprjileri sürerek bunu menfî dive vasıflandırdığını da belirtmiştir. Molotof'a göre bu iddia realite ile tamamen mütenakızdir..

Bu sebepten, böyle bir toplantı yapmaktan bahsetmekle beraber bu husustaki müzakerelerin akamete uğramasını temine çalışmak ta imkânsız bir şey değildir. Sovyet-Rusyanm durumu bundan gayet farklıdır. Rusya için konferans meselesi bir spekülâsyon mevzuu değildir. Müstacel Milletlerarası meselelerin hal­line bağlı bir konferansın topanmasındaki menfaatimiz, Milletlerarası mü­nasebetlerde bir gevşeme sağlamak, barısı ve Milletlerarası güvenliği tak­viye etmek arzusundan ileri gelmektedir, Molotof sözlerine şöyle devam etmiştir :

«İşte Sovyet Rusya bu sebepten, Birleşik Amerika, Fransa, İngiltere, Sov­yetler Birliği ve Çin Halk Cumhuriyetinin iştirakiyle, Milletlerarası ger­ginliğin azaltılması meselesinin tetkikini teklif etmiştir. Çin Halk Cumhu­riyetinin iştirakinin, müstacel Milletlerarası meselelerin halli için fevka­lâde bir ehemmiyeti hâiz olduğunu kimse inkâr edemez. Koredeki yabancı kuvvetlerin çekilmesi ve Korenin birleştirilmesi meselesinin halli de da­hil olmak üzere, Kore meselesini tamamiyle halletmek gayesiyle Amerika ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki münasebetleri ele alınmaksızın, müs­tacel Milletlerarası meselelerin hallinden ciddî bir şekilde bahsetmeye im­kân yoktur. Büyük Çin Halk Cumhuriyeti gibi bir Asya devletinin meşru haklarını diğer devletlerin dikkat nazara almaları elzemdir.

Çinin iştirakiyle beş devletin bir toplantı yapmaları hususunda bir anlaş­maya varılması dahi, Milletlerarası gerginliğin azaltılmasına ve barışın takviyesine doğru tam mânasiyle bir adım atıldığını ifade edecektir.

Çinin beş devlet konferansına iştirakinin, Batı ile Doğu arasındaki fikir ayrılıklarının azaltılmasına doğru mühim bir adım teşkil edeeeğı aşıkârdır.

Molotof bunu müteakip sözlerine söyle devam etmiştir:

«Barışı ve Milletlerarası güvenliği takviye arzusundan mülhem olarak, Milletlerarası gerginliğin azaltılmasına matuf tedbirlerin tetkiki teklifini destekliyoruz. Bu sebepten beş büyük devlet konferansının silâhlanma ya­rışıra durdurmak ve silâhların esaslı bir şekilde azaltılmasını sağlamak lüzumundan ise başlamasına en büyük ehemmiyeti atfediyoruz. Bilhassa, Birleşmiş Milletler Anayasası gereğince barışın ve Milletlerarası güvenli­ğin başlıca mesuliyetini'taşımakta olan büyük devletlerin silâhları azaltıl­malıdır. Atom, hidrojen ve bütün kütle halinde tahrip silâhlarının men'i, silâhların azaltılması isine sıkı sıkıya bağlıdır. Bütün dünya .milletleri için, silâhların azaltılması ve silâhlanma yarısının durdurulmasından daha mü­him bir mesele mevcut değildir. Bununla beraber biz, Milletlerarası gergin­liğin azaltılmasın mm bağlı bulunduğu diğer meselelerin de halline hazır ol­duğumuzu bildiriyoruz.»1

Bunu müteakip Almanya meselesini ele alan Molotof 3 Kasım tarihli Sov­yet notasının, Alman meselesinin Amerikan İngiliz ve Sovyet Dışişleri Ve­killerinin iştirakiyle tetkikini teklif ettiğini hatırlatarak şöyle demiştir: Bu meselenin hallinin Avrupanm güvenliğini sağlamak ve barışı takviye etmek için en büyük ehemmiyeti haiz olduğunu kimse inkâr edemez. Sov­yet hükümeti de işte bu sebeptendir ki Alman meselesinin tetkikine, Al-manyamn millî birliğinin temini ve bütün Almanya için teşkil olunacak

Demokrat ve barışçı bir hükümetle bir barış antlaşmasının meselesini it­hal olunmasını istemiştir. Bu talep, Avrupanm bütün barışçı devletlerinin ve aşikâr olduğu gibi,"Alman milletinin kendi menfaatine uygundur.»

Bunu müteakip Sovyet Dışişleri Vekili Batılı devletleri Sovyet hüküme­tinin iki yıldanberi ileri sürdüğü teklifler hususunda durumlarını açıkla­mamak ve kendi barış antlaşması tasarısını sunmamakla itham etmiştir.

Bunu müteakip Molotof sözlerine şöyle devam etmiştir :

«Alman militarizminin yeniden tesisi siyasetinin ve Batı Almanyamn Ku­zey Atlantik mütecaviz'blokuna ithali arzusunun, Fransız, Polonya, Belçi­ka, Çekoslovak, Danimarka, Hollanda milletleri ve diğer Avrupa memle­ketlerinin güvenlikleri için doğrudan doğruya bir tehdit teşkil ettiği ve bu milletleri yarınlarına olan güvenlerinden mahrum eylediği aşikârdır.

Çünkü bu şartlar dahilinde Avrupada güvenliğe itimada imkân yoktur.

Bundan başka, Avrupada ve Sovyetler Birliği hudutları civarında, diğer bölgelerde Amerikanın askerî üs şebekelerini devamlı surette geliştirmesi de Avrupanm güvenliği ile uzlaşmasına imkân olmıyan bir vakıadır. Hiç şüphesiz Amerikan Dışişleri Vekili Foster DuJles, Avrupada ye Afrikadaki askerî üslerin müşterek güvenlik için bir kuvvet teşkil ettiğini ileri süre­bilir. Görüldüğü gibi müşterek güvenlik, bütün Avrupa memleketleri için kafiyen güvenlik ifade etmemektedir, çünkü bazı Avrupa memleketlerin­de Amerikan üslerinin kurulması, bu üslerin teşkil edilmemiş olduğu di­ğer Avrupa memleketlerine karşı açıkça, bir kuvvet tehdidi olarak telâkki edilmek gerekir.»

Bu arada Molotof tekrar Almanya meselesine temas ederek son Sovyet notasında, Batılı devletlerden bir taraftan Dışişleri Vekilleri konferansın­da Almanya meselesinin müzakeresine hazırlanırken diğer taraftan B^nn ve Paris antlaşmalarının tasdiki için tedbirler alınmasını nasıl telif edile­ceğinin sorduğunu hatırlatmıştır. Molotof bu hususta hâlâ Sovyetler Bir­liğinde izahat beklendiğini belirterek sözlerine söyle devam etmiştir :

«Bütün bu sövlen eni erden sonra muhakkak ki ortava bazı sualler çıkmak­tadır. Dışişleri Vekilleri konferansı toplanacak- mı?

Bu sualin cevabını her şeyden Önce Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa-nm durumuna ve binnetice Milletlerarası gerginliğin azaltılması, Alman­ya ve bunlara bağlı olan Avruoada güvenlik meselelerini tetk'k etmele­rine razı göstermelerine bağlı bulunmaktadır. Bir Dışişleri Vekilleri kon­feransının toplanmasının ehemmiyeti azalmış de&ildir. Bununla beraber bu konfprap^n çalışmalarını mnavven meselelerinin tetkikine münhasır kalacak ve Milletlerarası gerginliğin azaltılması olan esas meselenin ele alınmasından kaçınacak bir şekilde hareket etmemelidir.

Bugün hariçte, üç büyük devletin Bermuda'da yapacağı konferanstan cok bahsedilmektedir. Her ne kadar bu konferansın gayesi Milletlerarası ger­ginliğin azaltılmasına matuf bir meselenin halli deeilse de bu dikkati çek­mektedir. Başlıca vasıfları bazı devletleri diğer devletlere muhalif bir du­rum almaya sevketmek olan bu neviden konferanslar tamamivle vz neti­celere, hattâ Milletlerarası gerginliğin arttırılmasına müncer olacaklardır. Bunu müteakip Molotof basın toplantısını su sözlerle bitirmiştir :

17 Kasım 1953

 Oslo :

Muhafazakâr «Aftenpostenj gazetesi­nin Kir ken.es'd eki muhabiri, Kuzey Norveçte meydana çıkarılan casuslu­ğun, Finlandiyadaki casusluk ile alâ­kalı olduğunu yazmaktadır.

Diğer taraftan hükümet gazetesi «Ar­la eitenbladet» c" göre Ruslar Norveç hakkında doğrudan doğruya önemli malûmat elde etmeğe değil, fakat da­ha sonra faydalı olabilecek bir şebeke kurmaya  çalışmışlardır.

 Oslo :

Hükümet organı «Arbeiderbladet» ga­zetesinin bu sabah bildirdiğine göre, casusluk işinin açığa vurulması netice­sinde Kuzey Norveçte yeniden tevki-fat yapılmıştır. Sayısı vfi hüviyetleri açıklanmiyan mevkuflar, Sovyet hu­duduna yakın Kirkenes şehrine götü­rülmüştür.

Bütün Oslo basını, talimin edildiğin­den çok daha vahim bir mahiyet arzeden bu casusluk işine büyük bir ehem­miyet atfetmektedir.

6   Kasım 1953

 Buenos Aires :

Batı Almanya ile Arjantin arasında im­zalanan ticavet anlaşması bugün res­men tasdik edilmiştir. Anlaşma 10 mil­yon tutarında Alman çeliği ile Arjan­tin yünü mübadelesini istihdaf etmek­tedir.

7  Kasım 1953

  Paris :

İkinci dünya harbinin son bulduğu ta­rihten beri ilk defa olarak eski Alman muhariplerinden müteşekkil bir mil­yon 800 bin kişilik bir teşkilât Millet­lerarası teşekküle kabul olunmuştur.

11 Kasım 1953

Bonn:

Batı Almanya ile Yunanistan arasında bugün İmzalanan anlaşma mucibince Alman endüstrisi Yunanistanın iktisa­dî kalkınma plânına 200 milyon mark kıymetinde malzeme yardımında bulu­nacaktır.

Bu anlaşmayı Yunan koordinasyon Ve­kili Markezinis ile Alman İktisat Ve­kili Prof. Erhard imzalamıştır.

Malzemenin yarısı derhal teslim edile­cek, diğer yarısı da sonra tesbit edile­cek bir tarihte verilecektir,

Yunanistan bilhassa nikel ve boksit madenleri istihsali için malzeme ve ge­mi tezgâhları alacaktır.

12 Kasım 1953

 Berlin :

Batı Berlin 'Belediye Başkanı ve Hıris­tiyan Demokrat Parti üyesi Dr. Wal-ter Schreiber bu akşam parlâmentoda Sosyal - Demokrat, Hıristiyan - De­mokrat ve Hür - Demokratlardan mü­teşekkil Batı Berlin hükümet koalisyo­nunun dağıldığını bildirmiştir. Dr. Sehriber, Sosyal - Demokrat üyelerin taleplerini bütün hüsnüniyetine rağ­men, karşılamaya imkân bulamadığını belirtmiş ve yalnız Hıristiyan - Demok­ratlarla Hür - Demokratlardan müte­şekkil «küçük bir koalisyonun» teşkilini teklif etmiştir.

13 Kasım 1953

 Bonn;

Yetkili bir Alman kaynağından öğre­nildiğine göre, yüksek komisyon ile Federal Alman hükümeti arasında va­rılan anlaşma gereğince, Sovyet işgal bölgesindeki Almanlar bundan sonra işgal makamlarının talep ettiği bölge­ler arası pasaporta ihtiyaç kalmaksızın Batı Almanyaya girebileceklerdir. Fe­deral makamlar da, doğudan gelen Al­ınanlardan ikamet müsaadesi talep et-miyecektir. Bu tedbirler 16 Kasım pa­zartesi günü gece yarısından itibaren yürürlüğe girecektir.

14 Kasım 1953

 Berlin :

Berlindekî Amerikan yüksek komiser­liği tarafından yayınlanan Neue Zei-tunğ gazetesine bir beyanat veren Baş­vekil Adenauer şöyle demiştir : «Av­rupa savunma topluluğu antlaşmasının bütün imzacı devletler tarafından" tas­dik olunacağından hiç bir zaman şüp­he etmedim. Bazı gecikmeler ve güç­lükler husule gelmişse de, bunlar bu tasarının artık öldüğünü ifade edecek kadar kuvvetli bir engel teşkil etme­miştir. Bu antlaşma Almanyanm Av­rupa nuı savunmasına iştiraki bakımın­dan en iyi hal çaresini teşkil ettiğin­den parlâmentolar tarafından muzaffe-rane bir şekilde tasvip edilerek hakikat sahasına çıkacaktır. Bu gecikmelere ta-biatiyle esef ediyorum. Fakat Fransa da bir müddet sonra Avrupa savunma topluluğu antlaşmasını kabul edecek­tir.

Bunu müteakip Adenauer Avrupanm, milletler üstünde bir görev ifade ede­cek olan bir hükümran devlet toplulu­ğu şeklini alacağına kani olduğunu be­yan etmiştir. Fransız - Alman görüş­melerine temas eden Başvekil, Saar hakkındaki anlaşmazlık bertaraf edildikten sonra iki memlekei arasında ar­tık her hangi bir ciddî görüş farkı kal-mıyacağmı söylemiştir. Almanyanm birliği meselesi hususunda, Adenuer, bu hususta faydalı bir teşebbüste bu­lunmanın ne zaman mümkün olabile­ceğini bilmediğini beyan etmiştir. Bu .arada Başvekil bütün Alman siyaseti­nin memleketin birliğinin sağlanması­na dayandığım hatırlatmıştır.

 Berlin :

Oğu Almanyada komünistlerin bugün açıkladıklarına göre, Kızıl polis Schwe-rin şehrinde rejim aleyhinde bulunan 14 kişilik bir asî şebekesini tevkif et­miştir. Bu hâdise Sovyet işgali altın­daki Almanyada bu gibi hareketlerin yeni bir misalini daha vermektedir.

16 Kasım 1953

 Kolonya :

Federal ParJâmento Renanya - Vestfal-ya bölümü Başkan yardımcılığına ye­niden sepilen Liberal mebus Erich 35ende, Liberal Partinin, memleketin birliği tahakkuk ettiği gün, Alman dev­letinin yeniden teşkilâtlandırılmasına dair bir tasarı hazırladığın; bildirmiş­tir. Tasarıda, demokratik Prusya dahil dma*k üzere sadece dört veya bes La-ender'den müteşekkil merkezden uzak­laştırılmış bir devlet teşkili derpiş edilmektedir.

17 Kasım 1953

 Munich :

.Atom sahasında tanınmış belli başlı Al­ınan bilginlerinden Profesör Werner Heisenberg dün Munich'te beyanatta bulunarak Avrupa barış an di aşmaları-• um tasdikinden sonra Almanyanm se­nede dokuz ton uranium istihsal etme­sine ve küçük çapta bir atom pili inşa eylemesine müsaade olunacağını bildir­miştir.

 Berlin :

Bsrlindeki Amerikan komutanı General Thomas Timberman bugün va­ziyetini izah eden bir beyanatta bulu­narak ezcümle şöyle demiştir :

Hâlen Sovyet bölgesindeki tevkif ve mahkûm etme dalgası bu bölgedeki kukla hükümetin Kurulduğu günden beri en geniş ölçüsüne varmış bulun-maktad.ır. Sovyet basınına gör.e, 19 Ey-lûldenberi dört kişi Ölüme ve on bir kişi müebbet hapse mahkûm edilmiş­lerdir. Bundan başka Sovyet bölgesin­deki mahkemeler siyasî dâvalar sıra­sında 74 kişiyi daha mahkûm etmiş bulunmaktadırlar.

General Tİmbemran, demokratik Al­man Cumhuriyeti idarecilerine tazyik altında bulunan muhasımlarma iftira ettiklerinden dolayı teessüflerini bil­dirmiş: iVe bunun içindir ki Komünist propagandası sanıkları satılmış ajan­lar, caniler veya faşistler diye vasıf­landırmaktadır» demiştir.

General Timberman vaziyetini izah. eden bu beyanatta, casusluğun komü­nistler tarafından yapılan tarifini ka­tiyen reddederek  şunları söylemiştir;

ııEu tarifin casusluk kelimesinin tota­liter olmıyan devletlerde hâiz olduğu ehemmiyete en ufak bir müşabeheti dahi yoktur.»

Berlindeki Amerikan komutanı beya­natına şöyle son vermiştir :

«Bugünkü terör hareketinde görülen tek yenilik devletin emniyet servisleri tarafından Sovyet bölgesindeki halk arasında kendilerini hoş göstermek üzere tekrar ele alınmış bulunan pro­pagandadır. Bu. da gösteriyor M, halk devletin emniyet servislerinin hakikî vazifesi hakkında asla hayale kapıl­mış değildir. Bugünkü dehşet dalga­sının nisbeten yakın bir gelecekte so­na ereceğini gösterir hiç bir emare, mevcut değildir.»

 Berlin :

Buradaki Amerikan kuvvetleri Başko­mutanı General Thomas Timbermamn bildirdiğine göre. Doğu Almanya ko­münist hükümeti, memleketteki pasif mukavemet hareketini bastırmak için bugüne kadar görülmemiş şiddette bir terör siyaseti takip etmektedir.

3 Kasım 1953

Viyana :

Trieste meselesinin Milletlerarası ak-tüalitesinde en ehemmiyetli bir mevki işgal ettiği bir sırada Yugoslav Dışiş­leri Vekilinin Avusturyayi ziyareti, gazetecilerin ve Viyana -diplomatik ve politik çevrelerinin alakasını çekmek­tedir.

Bilhassa nazarı dikkati çeken   nokta sudur ki, Avusturya hükümet makam­ları Avusturya - Yugoslav görüşmeleri gündemind? Trieste meselesinin yej almadıgim bildirdikleri halds Yugoslav Tlısisleri Vekili gerek Avusturyaya ha­reketinden evvel, gerekse bugün Grazda yaptığı beyanatları sırasında.. Tries--îe meselesinin halli projelerinde denize yakınlığı dolayısivle Trieste limanı ile Avusturya menfaatlerinin ilgi cihetini nazarı itibar? almak hususunda    Yu-göslavvan'n arzusunu müteaddit defa belirtmiştir.

Diğer taraftan Viyana îtaiyan mahfil­leri de bu zivareti büyük bir dikkatle takip etmektedirler.

Romadaki Avusturya Büyük Elçisi M. Johannes Sehwarbenberg M. Popoviç'in Avusturya'ya .gelmesinden evvel istişare maksadiyle Vivanaya çağırıl­mış olduğuaa işaret edilmektedir. Diğer taraftan inanılır bazı kaynaklar­dan öğrenildiğine göre, Viyanadaki İtalyan Büvük Elrisi Avusturya Dışişleri Vekili arasında da bazı görül­meler cereyan etmiştir. M. Gruber'in Trieste limanı ile sadece ekonomik ba­lkımdan ilgili olan Avusturyalım Trireste anlaşmazlığı meselesinde tamamen tarafsız bir yol tuttuğunu teyit ettiği sö y lenmek tedir. Bu mevzuda, gerek İtalya, gerekse Yu­goslavya tarafından. Avusturya hükü­metine, Trieste limanı ile ilgili menfa­atlerinin cins ve sınırı ve yine ayni limana ekonomik bakımdan duyduğu ihtiyacın vüsati hakkında kesin açık­lamada bulunması hususunda teklifler vaki olduğu söylenmektedir. Bununla beraber Avusturya hüküme­tinin bu davetler© bugüne kadar hiç bir cevap vermemiş olduğu sanılmak­tadır.

10 Kasım 1953

 Viyana:

İki memleket arasında hava seferleri ile ilgili Avusturya - Yugoslav anlaş­ması bu sabah Dışişleri Vekâletinde Viyana kongresi tarihî salonunda M. Koca Popovic ile M. Kari Gruber tar atadan imz-slanmıştır.

 Viyana :

Yugoslav Dışişleri Vekili Koca Popo-yiç, Avusturya devlet adamlarile yap­tığı görüşmeleri müteakip tertip ettiği

"basın toplantısında jöyle demiştir :

"Trieste msselesi ele alınmamıştır. Fa­kat Yugoslavya, Avusturyanm bu Iiinandaki menfaatlerini müdriktir ve bunları dikkat nazara alacaktır. Avus­turya ile Akdeniz kıyısı arasında ya­pılan nakliyatı kolaylaştırmak ve geliş­tirmek maksadiyle Yugoslavya karar­lar almıştır.»

Bunu müteakip Popoviç Triestede bir plebisit yapılmasına muhalefet edsn Başvekil Yardımcısı Kardelj'in aldığı durumu destekliyerek bu hususta şu üç delili ileri sürmüştür :

l  Bu hal çaresi, İtalya tarafından takip edilen politikayı kabul ettirmek­ten başka bir şeye yaramiyacaktır.

2  Neticesi  önceden belli  olduğun­dan, bu faydasız bir tedbir olacaktır.

3  Bundan başka bu müessir bir halçaresi  ola mıy a çaktır. Çünkü plebisit İtalyan  lehine  neticelendiği takdirde
İtalyanca konuşan halkı,  etrafı    saranYıBgosIav   kütlesini  n's  şekilde   aşarak İtalyaya bağlamak gerektiğini araştır­
mak gerekecektir. Bunu müteakip Popoviç gecen Cuma Balgraddaki İngiliz Büyük Elçisi ve Amerikan maslahatgüzarı ile yaptığı görüşmelerin mevzuunu henüz açıklı-yacak bir durumda olmadığını bildir­miştiryor .ve Milletler arası kavgalarda elde-bulundurulan bir koz mertebesine düş­müş bulunuyoruz. Bugün hürriyet ve.' huzuru iade olunmıyan yegâna mem­leket Avusturyadır. Biz kendilerinden hürriyet hakkımızı talep ediyoruz. Şu­rasını siz de teslim edersiniz ki, Avus­turyalılar çalışkan ve barışsever bir millettir. Rusyaya dönüşünüzde Sovyet hükümetine, Avusturya barış antlaş­masının bir an evvel akt olunması hu­susunda ricada bulunduğumuzu iblâğ, etmenizi rica ederim. Bu şekilde dost­luk delegesi olduğunuzu ispat ve dün­ya  barışına hizmet  etmiş olacaksınız.o

Avusturya komünist gazeteleri Sovyet heyetinin Başvekile yaptıkları bu ziya­reti haber ver mi slerse de Başvekilin sözlerini neşretmem işi erdir.

24 Kasım 1953

 New-York :

Avusturyanm Washington Büyük Elçi­si doktor Max Loewentb.al, sulh anlaş­ması tahakkuk ettiği takdirde makul bir müddetten sonra Avusturyanın A-merikadan daha fazla iktisadî yardıma, muhtaç olmıyacağını söylemiştir.

17 Kasım 1953

 Viyana :

Bu'gün yayınlanan resmî tebliğe göre, Avusturya - Sovyet haftası münasebe­tiyle Avusturyaya gelmiş bulunan Sov­yet heyetinin- veda ziyareti esnasında Başvekil Jul i us Raab kendilerine şun­ları söylemiştir :

.»Avusturya, barış antlaşmasının ak­dini geciktiren 'ezelî münakaşaların mânasını bir türlü anlıyamıyoruz.»

Sovyet delegesine, Avusturyaya hürri­yetinin verilmesini daima reddetmek­te olan Rus makamları nezdinde arzularına tercüman olmalarını rica eden Başvekil sözlerine şöyle devam etmiş­tir ;

«Avusturya efkârı umumiyesi her gün biraz daha suna kani olmaktadır ki bi­ze hürriyetimizi  bağışlanmak istenmi-

25 Kasım 1953

 Londra:

Üç Batılı devlet Avusturya devlet ant­laşmasının yakın zamanda neticelen­mesi hususundaki arzularını bugün ye­niden teyit etmişlerdir.

Bu sabah Moskovaya tevdi ettikleri noktada üç Batılı devletin şu noktala­ra temas ettikleri tahmin olunmakta­dır: 1  Batılılar Rusyanm talep et­miş olduğu »Muhtasar andlaşma tasa­rısı» m bir kere daha reddetmişlerdir,

2  Batılılar Avusturya ile ilgisi ol-mıyan bir başka meseleye dokunma­mak şartîyle Avusturya problemini halletmek maksadiyle Sovyetler tara­fından ileri sürülecek her türlü tekli­fi tetkik etmeğe hazırdır.

3  Üç Ba­tılı devlet, Sovyet hükûm-eti dört Dış­işleri Vekilleri konferansı toplantısına. iştirak  edemiyecek   durumda     olduğu:

13 Kasım 1353

 Varşova :

Bugün resmen bildirildiğine göre, Ku-^ey Kore ile Polonya arasında bir yar­dım anlaşması imzalanmıştır.

Anlaşma gereğince, Polonya, harpten ^tıarap olmuş bulunan Kuzey Koreye teknik yardımda bulunacak v.e gerekli malzemeyi sevk edecektir.

21 Kasım 1953

- Varşova :

Dün gece Varşova radyosu, Polonya "hükümetinin Fransaya verdiği bir no-"tayı yaymlamsştır. Bu notada, Polon­ya,  Fransayı,  Avrupa   ordusu  artdlaşmasını tasvip ettiği takdirde bundan doğacak mesuliyet hususunda ikaz et­mektedir.

Fransız Büyük Elçiliğine tevdi edilen bu notada, Avrupa ordusunun, Alman-yanın intikam programını destekliye-cek bir askerî ve siyasî âlet olacağı ve Avrupa milletlerinin istiklâlini tehdit edeceği iddia  edilmektedir.

Diğer taraftan Öğrenildiğine göre, Lon-dradakî Polonya Büyük Elçiliği Polon-yanın Alir.aiıyanın yeniden silahlandı­rılması keyfiyetini Fransa, Belçika, Norveç, Hollanda, Danimarka, Lüksem-hnrg ve Batı Almanya nezdinde pro-te^to eîir.ijtir.

Soîsda Polonya hükümetinin, Rusya-n:n, Dışi-leri Vekilleri toplantısı hak-krndaki teklifini desteklediği ve Fran­sız hükümetini de Eusyaya iltihak et­meğe davst ettisi bildirilmektedir.

Kasım 1953

Jajice (Bosna) :

Yugoslav millî kurtuluş faşist aleyhtarı konseyi Avnoj'un kuruluşunun 10 uncu yıldönümünün ikinci oturumu münasebetiyle bugün Bosnada Ja-jice'de bir nutuk iradeden Yugoslav Cumhurreisi Mareşal Tito şunları .söylemiştir :

*8 Ekim tarihli kararın tam olarak tahakkuk etmiyeeeğine kanaat geti­rirse, Yugoslavya böyle bir konferansa katılmağa hazırdır- Ancak, bu konferansın 8 Ekim tarihli kararın tahakkukuna yardım edeceğini önce­den görecek olursak, konferansa katılmayı kabul edemiyeceğiz.»

Yugoslavya Devlet Reisi Trieste dâvasının en iyi hal çaresinin, görüş te­atisini kolaylaştıracak ihzari bir konferansın toplantıya daveti olduğunu söylemiş ve daha geniş ölçüde bir konferansın toplanmasının ileri tarihle­re bırakılabileceğini ilâve eylemiştir.

Mareşal Tito bundan sonra Yugoslavya ile İtalya arasında gelecekte her hangi bir anlaşmazlık yaratılmaması hususunda Batıya yeniden ihtarda "bulunmuş ve sözlerine şöyle devam etmiştir :

«Biz yalnız konferansa iştirak etmek maksadiyle hazır bulunmak tasav­vurunda değiliz. Hedefimiz bu konferansta iki taraftan ne istenildiğini öğrenmeyi yakından bilmektir. 8 Ekim tarihli karar bütün Yugoslav mil­leti tarafından reddedilmiştir. 8 Ekim tarihli kararı ntatbikine başlanıl­ması hakkında Î3 Kasım tarihli Batı teklifi kabul edilebilir £fîbi değildir. Zira bu teklif, toplanacak konferans yoluyla 8 Ekim tarihli kararın tat­bikini derpiş etmektedir.»

Mareşal sözünün bu noktasında yarı müstehzi bir eda ile şunları soylemiştir: «îtalyaya bahşedilenler kadar müsait teklifler bize de ypmlmıs olsaydı ben de, hiç çekinmeden böyle bir konferansa katılırdım. Trieste dâvasının halli güç bir mesele değildir. Her zaman bir hal çaresi buluna­bilir. Bununla beraber hâlen kullanılmakta olan diplomatik usuller hic te "hoşa gitmiyecek tarzdadır. Yugoslavya, barış dâvasının yararına olarak "e işbirliği, zihniyetiyle fedakârlıkta bulunarak Triesteden vazgeçmiştir. Ma­mafih, imkân nisbetinde kullandığımız fedakârlıklardan daha ileri «itme­ye niyetli değiliz. Triesteyi feda ettik, ancak-, kanımız ve cammız olan Wrdâvayı asla terkedemeviz. Bu belki başkaları için az bir şeydir, fakat bi­zim için muazzam bir dâvadır.

italyan - Yugoslav hududunda askerî kuvvetlerin toplanmış olmasına te­mas eden Mareşal Tito daha sonra beyanatı sırasında Yugoslav hududuna ilk olarak asker gönderen tarafın İtalya olduğunu ve Yugoslavvanm, ancak, 8 Ekim tarihli kararı müteakip emniyetinin tehdit altında bulunması itibariyle bu kabil hareketlere başvurduğunu söylemiş ve İtalya Başvekili M.Pella'mn gerek İtalya'nın, gerekse Yugoslavya'nın bu askerî kuvvet­lerini hududun iki yanından birkaç kilometre geriye çekmelerine ait tek­lifini hatırlatarak, İtalya Başvekilinin bu hareketinin hiç bir önem taşı­madığını söylemiş ve şöyle demiştir :

«Yugoslavya kendi askerî kuvvetlerini çekmiye hazırdır. Fakat hududa asker gönderen önce İtalya olduğuna göre evvelâ onun askerlerini geri çekmesi icabeder. Şu noktaya da işaret edeceğim. Biz hudutlardan iki or­dunun çekilmesine hazırız ve Trieste dâvasının, hudutta ordular bulun­madan halledilmesi hususunda da mutabıkız.»

Mareşal Tito nutkunun baş taraflarında Millî Kurtuluş hareketinin geniş bir tablosunu çizmiş ve Avnoi konseyinin ikinci oturumundaki kararla­rın tarihî neticelerini tahlil ederek daha 29 Kasım 1943 tarihinde ittihaz edilen karar ile bugünkü Yugoslav Cumhuriyetinin temellerinin atılmış bulunduğunu hatırlatmıştır. Mareşal sözlerine bu kararın Ruslara ihsas edilmemiş bulunduğunu ve-hattâ bu hususta onlardan herhangi bir fikir almak ihtiyacının da duyulmadığını ilâve ederek «Eğer demiştir, Ruslara danışmış olsaydık, onlardan alacağımız cevap yalnız «Hayır» dan .ibaret olacaktı ve bu da memleketimiz için bir felâket teşkil edecekti.»

Yugoslav devlet şefi, Sovyetlerin bu kararı «arkadan hançerlemek hare-ketiyleu vasıflandırdıklarını ilâve etmiştir.

Mareşal Tito sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Ruslar bu tarihte aldandılar, bundan başka 1948 de de tekrar aldandılar. Bir daha aldanmamalarım temenni ederim. Unutmamak lâzımdır ki, 1944 te Yugoslavya iki nüfuz bölgesine ayrılmak istenmişti. Bunun yüzde 50 si Sovyetlere terkediliyor ve İkinci yüzde 50 si Batılılara bırakılıyordu ve bizler için hiç bir şey yoktu. Bu karar muvacehesinde bizim yaptığımız malûmdur. Hepsini aldık ve kimseye mal olabilecek bir avuç toprak bile bırakmadık.»

Yugoslavya Devlet Reisinin yukarıdaki nutkunu iradettiğı toplantıdan ön­ce Federal icra Heyetinin bütün âzalarının iştirakiyle oturumu yapılmış ve bugünkü Yugoslav rejiminin yeni temellerinin kurulmuş olduğu salon­da 10 yıl evvelki çerçeve içinde mühim kararlar ittihaz edilmiştir.

Türkiye ile bağlılığımız. Akdenizin bu bölgesindeki siyasetimizin temel taşı olmakta devam etmektedir. Bizi Türk milletine bağlıyan ballar daima sıkı ve dostane olmuştur. Kral ve kraliçemi­zin ve daiıa sonra Başvekil Mareşal Papagosun Türk iv ey i ziyaretleri ile Türkiye Cumhurr.eisimn Atmaya yap­tığı seyahat bunun bir delilidir.

Şuna eminiz ki, bazı memleketlere ay­ni zamanda komşu olmaları bakımın­dan müşterek olan mukadderatları ve müşterek  menfaatleri   Türk   -   Yunan dostluğunun daima hararetli ve sıkı ol­masını sağlıyacaktir.

 Atina :

Yunan Dışişleri Vekili M. Stefanopu-los dün akşam Yunan mebuslar mec­lisinde hükümetin dış siyaseti hakkın­da izahatta bulunmuştur.

Bilhassa, Avrupa birliğinin tahakku­ku meselesi etrafındaki münakaşaları hatırlatan M. Stefanopulos şöyle de­miştir :

^Avrupa birliği» nin aleyhinde bulu­nanlar Avrupamn düşmanlarıdır. Yu­nanistan, nAvrupa birliği» nin tahak­kuku yolunda her türlü yardımını esir-gemiyecektir.

Yunan hükümetinin Sovyetlere kargı durumunu izah 'eden M. Stefanopulos bu mevzuda şunu söylemiştir :

Yunanistan, gerginliği gevşetebilecek gayretleri iyi karşılamaya vo bunlara kıymet vermeğe hazır bulunuyordu, şu

şartla ki. hareketler sözlere tevafuk et­sin.

Müteakiben şimdiki Milletlerarası şartlar karşısında müşkülâta uğramak istemiyorlarsa Batılıların müttehit bir cephe halinde oulunmaları lâzımgeldi-ğine işaret eden Yunan Dışişleri Veki­li, Yunanistanın Atlantik paktı çerçe­vesi dahilinde iki ve üç taraflı anlaş­malara sıkı bir surette bağlı kalmakta devanı ettiğini teyit eylemiştir.

Eunun üzerine sözlerini Yunan - Türk-Yugoslav münasebetlerine nakleden M. Stefanopulos, Ankara paktının    gerek Yunanistanın hürriyetini müdafaa za­ruretinden gerekse bu üç memleketin askerî, iktisadî, siyasî ve içtimaî sa­haların hepsinde samimî bir işbirliği­ne varmak hususundaki müşterek ih­tiyaçlarından doğmuş bulunduğunu söylemiş ve şunu ilâve etmiştir : Balkan paktı memleketlerinin ihdas ettikleri daimî sekreterlik, bu hedefle­rin Birleşmiş Milletler çerçevesi için­de tahakkuk ve inkişafı imkânlarım araştıracak canlı bir teşekküldür.»

Yugoslav ve Yunan yakınlaşması bah­sinde M. Stefanopulos şöyle demiştir :

«Belgrad hükümetiyle münasebetieri-mizdeki inkişaf Mareşal Papagos hü­kümetinin ilk iktidar senesinde tahak­kuk ettirdiği en mühim bir hâdisedir. Dostumuz ve müttefikimiz Türkiyenm dahil bulunduğu müşterek bir cephe yarattı. Türk - Yunan dostluğu, Ak­deniz siyasetimizin temel taşını teşkil etmekte devam ediyor. Bu sıkı dostlu­ğu, zamanla ve müşterek menfaatleri­mizin ve bilhhassa baaı memleketlerle komşuluğumuzdan doğan müşterek mukadderatımızın verdiği anlayışla da^ ha  ada  kuvvetlendireceğimize  kani.

27 Kasım 1953

 Atina :

Yunan Başvekili Mareşal Papagos bu' akşam Mecliste beyanatta bulunarak, Yugoslavyanın pek yakın zamanda, Ba­tılı devletlerin bütün teşebbüslerine iş­tirak etmesi ümidini izhar etmiş ve Yu­nan - Yugoslav işbirliğinin bütün sa­halarda, ezcümle havacılık sahasında: inkişaf etmekte olduğunu ilâve etmiş­tir.

12 Ekim tarihli Yunan - Amerikan s-' kerî anlaşmasına da temas eden Ma­reşal Papagos, Eisenhow.er'in başkan­lığa seçildiği tarihte başkana gönder­miş olduğu bir mektupta, Birleşmiş Milletler anayasasının 51 inci ve At­lantik paktının 3 üncü maddesi gere­ğince Yunanistan da Amerikan üslerin­de tesisini teklif etmiş olduğunu söy­lemiştir.

3 Kasım 1953

  Rabat:

Geçenlerde yakında gelecekleri haber verilen Amerikan bombardıman uçak­larından birinci grup Fasa gelmiştir. 45 uçaktan teşekkül eden bu birinci kafile Şeydi Süleyman üssüne inmiş­tir.

Amerikan 3051 inci filosuna mensup olup Albay Elliot'nun kumandanlığı emrine verilmiş olan uçaklar uzun bir müddet bu üslerdeki talimlerde kulla­nılacaklardır.

  Lucerne :

Çekoslovakya hesabına  casusluktan muhakeme edilmekte olan beynelmilel casus Rudolf Gosseler bugün    verdiği

ifadede şöyle demiştir :

«Harpten sonra, Birleşik Amerika giz­li istihbarat teşkilâtı bana müracaat ederek, Batı Almanyada İngiliz ve Fransız nüfuz ve tesirleri hakkmda malûmat toplamamı istedi. Rosseler, Shiller adında bir İsviçreli gazeteci ile birlikte Çekoslovakya hesabıma Batı Almanya ve Danimarkada müttefik işgal kuvvetleri hakkında ca­susluk yapmakla itham edilmektedir.

İkinci dünya harbinde Sovyet barat teşkilâtının baş casusu rolünü oynayan 56 yaşlarındaki eski Alman tebaası Rosseler ifadesine şöyle devam etmiştir :

1945 te, evvelce Alman olup hâlen Amerikan tebaasına geçmiş bulunan Emmy adm-da bir kadından mektup al­mış ve bu suretle Amerikalıların ilk teklifi ile karşılaşmıştım.

Kadın bu mektubunda, Batı Almanya da İngiliz ve Fransızların kurduklar; nüfuz vs tesirler hakkında Amerikan istihbarat teşkilâtına malûmat verebil­mek için bir takım temaslarda bulun­mamı teklif ediyordu. Fakat ben bunu reddettim.

Ammkan istihbarat teşkilâtı 1951 de-ikinci defa alarak benimle temasa geç­ti. O tarihlerde Berne Amerikan elçili­ğinde ataşe muavini yarbay Hearl, Rus atorr. araştırmaları hakkmda bir imzasız yazımı neşreden bir Lucerna gazetesine bir mektup göndererek, ma­kale mubarririyle temasa geçmek İste­diğini v.e' buna da Washington'dan al­dığı talimat üzerin® tevessül ettiğini, bildirmişti.

 Washington :

Bugün yaptığı basın toplantısında A merika Dışişleri Vekili Poster Dulles.. tİrdün nehri üzerinde Hidro Elektrik tesislerinin yapılmasını derpiş eden Amerikan planı ilgili memleketler ta­rafından kabul edilmediği takdirde du­rumun ne mahiyet alacağı hususundaki. suali cevaplandırmaktan imtina etmiş ve demiştir ki  :

«Erie Johnston, Orta Doğuda yapmak­ta olduğu tetkik seyahatinden dönün-ceye kadar bu hususta konuşnıamaık. daha doğru olur. Zaten Gumhurreisi tarafından Orta-1 Doğuya gönderilen hu­susî temsilci bu gibi hususları tetkikle vazifelendirilmiş bulunmaktadır.

Johnston, Orta Doğu hükümet lider­leriyle muhtelif görüşmelerde bulun­muş olup pek yakında, raporunu Ve­kâlete takdim edecektir.

Kore siyasî müzakerelerine temas eden Dulles ezcümle şunları söylemiştir :

"«Korede komünistlerin konferansın bir an evvel toplanmasını arzu edip etme­dikleri hakkında müsbet bir emare mevcut d.effildir. Mamafih komünistle­rin bir oyalama siyaseti takip etmiş olmaları da muhtemeldir.

Almanya ile sulh andlaşması imzalan­ması için Sovyetlere dörtlü bir konfe­rans akdini teklif ettik. Henüz bu hu­susta bir cevap almadık.

Belki komünistlerin Almanya hakkın­da takip etmekte oldukları siyaset, Ko­rede tatbik ettikleri siyasetin aynidir.

Kore mütarekesi hakkında komünist Cinle Sovyet Rusya arasında bir görüş farkı olup olmadığı sualini Dulles şöy­le cevaplandırmıştır;

Muhakkak olan bir şey varsa o da Pe­kin hükümetinin konferans akdine Sovyet Rusyadan daha fazla taraftar görünmesidir.  .

4 Kasım 1953

 New - York :

Demokrat dünkü seçimlerde Ncw-York Belediye Reisliği, New-Jerssy ve Vir-ginia valilikleri ile kongrede münhal Ne w-J er s ey üyeliğini kazanmakla Cumhuriyetçi rakiplerine karşı bariz bir üstünlük sağlamışlardır.

New-Y6rk'un yeni Demokrat Beledi­ye Reisi Robert Wagner, Cumhuriyet­ti, ve müstakil - Liberal rakiplerine karşı üstün bir başarı elde etmiştir.

5 Kasım 1953

 New - York :

Komünistlerin hâkimiyeti altında bu­lunan Amerikan İşçi Partisi beş sene Önceki belediye seçimlerinde New-York'ta 422.000 oy almış olmasına rağ­men bu defaki seçimde 54.000 oyla İn­kisara düştüğünü teyit etmiş olmakta­dır.

Bu durum karşısında partinin 1954 va­li seçimlerine gircmiyeceğini    söyliyen "başkan, parti dahilindeki ayrılığın bu­na sebep olduğunu bildirmiştir.

Kasım 1953

   Washington :

Arap - Asya enstitüsü bugün yayınla­dığı tebliğde, Amerikalılarla Arap-As­ya arasında daha sıkı bir anlayış ha­vası meydana getirmek için bir danış­ma teşkilâtı kurulduğunu bildirmiştir.

Yeni kurulan bu teşkilâtın programı arasında şu mevzular yer almaktadır. Arap - Asya meseleleri hakkında se­nelik bir enstitü toplantısı yapmak, bu memleketlerin karşılıklı menfaatle­rini ilgilendiren meseleler üzerinde araştırma ve âmme münasebetleri sa­hasında çalışmalar yapmak, Millet­lerarası ticareti teşvik etmek, talebe ve kültür mübadelesi ye Arap - Asya memleketlerine Amerikan yatırımını, teknik ve iktisadî yardımını teşvik et­mek.

Enstitü, bu maksada hizmet etmek Üzere  önümüzdeki    haftadan    itibaren bir seri radyo ve televizyon neşriyatı yapacaktır.

  New - York :

Savunma Vekili Wilson Siyasal Bilgi­ler Akademisinde verdiği beyanatta şöyle demiştir :

«Tarihteki tecrübelere veya kendi fi­kirlerine dayanarak üçüncü harbin ka­çınılmaz olduğunu söyliyenler çoktur. Fakat ben bu kötümserliği paylaşamı­yorum. Bununla beraber şurası da mu­hakkaktır ki, askerî zaferi elde ettik­ten sonra devamlı bir barış kurmak çarelerini bulmak hususunda 20 inci asır en büyük muamma ile karşılaş­mıştır.»

Savunma Vekili, üçüncü bîr dünya har­binin, Amerika Rusyaya gelip gelse da­hi,  devamlı bir      barış      kurulmasını

mümkün kılmıyacağını söylemiş ve de­miştir ki:

«İki büyük millet arasında cereyan eden son harpler her ikisi için de fe­na olmuştur. Zafer dahi, galip devle­tin inhitatının tohumlarını ihtiva et­miştir. İngiliz tarihçisi Toynbee har iki tarafın hezimetiyle neticelenen 21 harp saymıştır matnamcler» hakkında takip edeceği "usullere hâkimdir. Bu itibarla Genel Asamble veto bahis mevzuu olmaksin hangi Çin hükümetinin kendi bün­yesinde temsil edileceğine bizzat ka­rar verebilir. Fakat yeni bir hükümet üyelik için müracaat edecek olursa o zaman is değişir. Çünkü bu takdirde Asamble ve Güvenlik Konseyinin tas­diki lâzım gelmektedir.

.Dulles, sözü Kore meselesine getirerek söyle demiştir :

Kore siyasî konferansı yabancı bir­liklerin bu memleketten geri çekilme­leri ve Korenin birleştirilmesi işi ile meşgul olacaktır. Şurasına da işaret edeyim ki 7 Ekim tarihli Sovyet no­tasında vaktiyle adet olduğu veçhile "birliklerin tahliye edileceklerinden ba-üıis yoktu. Memleketin Kuzey tarafını ellerinds bulunduranların huzuru ol­maksızın Korenin birleştirilmesine da­ir bir konferans akdetmek pek güç olacaktır. Nitekim Almanya İttihadı "hakkında Sovyet Rusyanın iştiraki ol­anaksızın yapılacak bir konferans ta ay ,ni derecede müşküldür.

Basın toplantısına, Kuzey New-York eyaletinde geçirdiği kısa tatilinde en çok Sovyet Busyanın, ingiltere, Fransa ve Amerikaya göndermiş olduğu .nota hakkında fikir imal etmekle vak­tini geçirdiğini söylemekle baslıyan Poster    Duiles şöyle devam etmiştir :

"Müphem vs propaganda maksadiyle ^hazırlandıkları anlaşılan eski notalara .kıyasla son Rus notası hiç değilse açık, sarih olmak gibi bîr mazhariyet taşı­yor. Notada tasrih, edilen talepleri tah­lil edersek bütün' bu taleplerin «im­kânsız şartları ihtiva .ettiği netice­sine varırız işin esası, Özü. şudur: 'Sovyet liderleri hâlen Sovyet hâkimi­yetine girişmiş olan Avrupa ve Asyalı milletlerin Sovyet ve Çin komünist ıdünyası başbuğları ile görüşebilmek imtiyazına nail olabilmek için, iptida koruyucu prensipleri ve güvenlik usul ve kaidelerini kayıtsız ve gartsia terk "ve bölünmüş, taksime uğramış, bu su-.retle zayıflamış bir halde kendilerine arz ve teslim etmelerini açıktan açığa . istemek tidirler.

10 Kasım 1953

 Washington :

Amerika başsavcısı Herbert Brow Nell bugün verdiği beyanatta, Harry Dex-ter White'i yüksek bir vazifeye tayin etmeden  evvel  eski  Cumhurreisi Tru-

manm "White'in casusluk hareketlerin­den haberdar olduğunu söylemiş ve de­miştir ki: «White'in casusluk hareket­leri hakkında hazırlanan rapor, Truma-iraı Kurmay Başkanı Amiral Wİlliam Leahy dahil, Beyaz Sarayın ileri ge­lenlerine tevdi edilmişti. -Dolayısiyle White'in faaliyetlerinden Tr um an in haberdar olmamasına imkân yoktur.»

11  Kasım 1953

  Cleveland  (Ohio) :

Bugün burada beyanatta bulunan Ge­neral Matthew Ridgway, müstakbel bir harpte dahi en büyük rolü piyade kuv­vetlerinin oyniyacağmı söylemiş ve Avrupadaki kuvvetlerin geri çekilme­sinin hürriyete karşı büyük bir darbe teşkil edeceğini ilâve .etmiştir"

Amerikan kongresinde askeri bütçsnin görüşülmesine başlanmasının arefesin-de söz alan Ridgway şunları ilâve et­miştir ;

«Bazı kimseler Amerikada icat edilen yeni silâhların durumu derhal değişti­receğini zannetmekte ve adara yerine silâh kullanılması fikrini desteklemek­tedir. Bu ümitler son derece yersisdir. Nitekim Panama. Groenland, Batı Al­manya gibi mıntıkalarda Amerikan as­kerlerinin bulunması harbin önlenme­sinde en büyük âmillerden birini teş­kil etmektedir.

Bu asksrlerin zamansız olarak geri ce-kilraesi hürriyet için savaşan dünyaya büyük bir darbe olacaktır.»

Amerikan orduları Gsnel Kurmay Baş­kanı, yeni icat .edilen Atom ve diğer silâhların Amerikan ordusunun tahrip kabiliyetini son derece arttırdığını söy­ledikten sonra şunları ilâve etmiştir:

«Fakat son 150 sene zarfında teknolo-jo sahasında elde edilen inkişaflar, or­du miktarının azaltılmasını mümkün kılamamıştir.

Konuşmanın her kelimesini takdirle dinledim. Babamla daima iftihar et­tim.

 Washington :

Bagk-an Eiseiihower, dün verdiği de­meçte, Amerika'nın deniz üslerindeki ırk tefrikinin, hemen hemen ortadan kalktığını ve gelecek Ocak ayında da tamamiyle silineceğini bildirmiştir.

Başkan, Bahriye Vekili Robert Ander-son'un bir raporunu okumuştur. Vekil, Amerikanın güneyinde inşa edilen ve beyaz ve zenciler için ayrı ayrı tesis­leri ihtiva eden deniz üslerinden şimdi sadece birinde kısmî bir ırk teflrİM mevcut olduğunu bildirmiştir.

Başkan Eisenhower, geçen Ağustosta ırk tefrikinin kaldırılmasını emretmiş olan vekili tebrik etmiştir.

I."! Kasım 1853

Washington :

Truman idaresinde başsavcı yardımcı­sı olan Lamar Caudle, Ayan Meclisi dahilî emniyet talî komisyonunda dün verdiği demeçte, hatırladığına göre. Fe­deral tahkikat bürosunun, 1946 da, Harry I>exter White'in gizli komünist teşkilâtına üye olduğunu bildirdiğini söylemiştir. I.amar Caudle, Adalet Ve­kili Herbert Brownell'in geçen hafta Şikago'da eski Başkan Truman aley­hine yaptığı beyanatı müteakip komis­yon tarafından davet edilen ilk şahit­tir. Caudle şunları ilâve etmiştir: «Fe­deral tahkikat bürosunun bu mesele hakkındaki raporunu okuyunca sinir­lendim. Raporu Tom Clark'a verdim.

Hâlen Amerika yüksek mahkemesinde hâkim olan Tom Clark o tarihte Adalet "Vekili idi. Raporun bana verildiği ta­rihi pek iyi hatırlamamakla beraber 1946 bidayetinde olduğunu sanıyorum, o

Caudle'dan sonra tanık olarak ifade veren General Harry Vaughan, Harry Dextw White hakkında rapor aldığını hatırlamadığım söylemiş, «Fakat Ada­let Vekili bu raporların gönderildiğini iddia ediyorsa, onun sözünden asla şüphe .;tmem» demiştir.

Bahis mevzuu raporların kıymetini Ölçmek veya bu hususta kararlara var­mak durumunda olmadığını belirten General, Truman'a verilmek üzere ken­disine Federal tahkikat bürosundan raporlar gönderildiysie, bunları eski başkana muhakkak tevdi etmiş oldu­ğunu, gelen vesikaları koymak âdetin­de olduğunu söylemiştir. Trumanın es­ki yav.e-ri, Federal Tahkikat Bürosun­dan haftada iki veya üç rapor geldiği­ni, fakat hazan bunların 15 veya 20 ye çıktığını hatırlatarak «bugün buraya gelirken Truman bana komisyonun so­racağı bütün suallere tam olarak ce­vap vermemi» söyledi, demiştir.

General Vaughan'ın ifadesi bir çeyrek saat sürmüştür.

Tanıkların dinlenmesinden sonra Ayan Meclisi dahilî güvenlik talî komisyonu başkanı William Jenner, eski Başkan Trumana Dexter White aleyhinde ra­porlar verildiğinin muhakkak olduğu­nu söylemiş ve Trumanı komisyona ça­ğırmak için bir sebep görmediğini zi­ra hâdiselerin kâfi d.erecede sarih ol­duğunu ilâve etmiştir.

 Washington :

Başkan Eisenhower dün komşu mem­leketlerle ticareti geliştirmek gayesiyle bir Amerikan - Kanada ekonomi komi­tesinin kurulmuş1 olduğunu ilân ettik­ten sonra Kanadaya hareket etmiştir,

Mrs. Eisenhower'le birlikte seyahat et­mekte olan Cumhurreisi, Kanada Baş-vekiJi Louis st. Laurent'in misafiri olarak üç gün Ottawa'da kalacaktır. Cumartssi günü Kanada parlâmento­sunda söz alacak olan Başkan Eisenho-ver her iki memleketi ilgilendiren me­selelere temas edecektir.

Ayrılmadan evvel verdiği beyanatta Eisenhower Kanada - Amerika ekono­mik komitesine .aşağıdaki zevatın da­hil olduğunu bildirmiştir :

Foster Dulles, Hafine Vekili George Kumphrey ve Ticaret Vekili Sinclair Wseks.

Kanada heyeti ise ayni şekilde Dışiş­leri Vekili.  Hazine Vekili,  ve Ticaret Vekillerinden  müteşekkildir.

17 Kasım 1953

 New - York :

30 senedenberi komünizm tehdidi al­tında yaşıyan 99 yaşında bir Rus ka­dım hürriyeti seçerek buraya gelmiş­tir.

1854 senesinde Kiev şehrinde dün­yaya gelen bayan Martha Podrezowa, bugüne kadar Amerikaya: iltica eden en yaşlı mültecidir.

Bayan Podrezowa'ya 60 yaşında bulu­nan kızı refakat etmektedir. Komünizm pençesinden kaçmaya mu­vaffak olan ihtiyar ana kız, bir müd­det Türkiy-ede ve daha sonra Yugos­lavya ile Avusturyada yaşadıktan son­ra Amerikaya gelmeye muvaffak ol­muşlardır.

Washington :

Burada hususî surette haber alındığı­na göre, Pakistan Asyada komünizmi önlemeye matuf bir kuvvet olarak, mu­tasavver askeri andlaşma mucibince 30 tümen asker çıkarabileceğini Birleşik Amerikaya bildirmiştir.

General Eyyüp Han ve umumî vali Gulam Muhammed Washington ve Harbiye Vekâletinde yaptıkları temas ve görüşmelerde Amerikalılara bir tü­menin 10 - 15.000 kişiden kurulacağı­nı söylemiş ve kuvvetlerin Amerikalı­lar tarafından teçhiz edilip, yetiştiril­mesini teklif etmişlerdir.

Buradaki Arap diplomatları Amerika ile Pakistan arasında askerî bir and­laşma hazırlanmakta olduğuna dair yı­kan haberleri dikkatle takip etmekte­dirler.

Bütün bu haberler, Amerikan mahfil­lerinden  olduğu kadar,    Pakistanlılar tarafından da tekzip edilmektedir. Ma­mafih Hindistan çevreleri endişelerini sakliyamiyorlar.     Nitekim    Hindistan Başvekili Nehru da böyle bir anlaşma- ^ yi tasvip etmediğine işaret eylemiş bu-* Ilınmaktadır.

Amerika Dışişleri Vekâleti çevreleri Birleşik Amerika ile Pakistan arasın­da askerî yardam hususunda müsbet müzakereler cereyan ettiğine dair do­laşan rivayetleri yalanlamış, fakat Pa-Mstanıb Orta Doğu müdafaasında oynıyacağı rol hakkında gayri resmî su­rette yapılmakta olan görüşmelerin biı" müddettenberi devam etmekte oldu­ğunu teyit etmişlerdir.

Birleşik Amerika ile Afganistan ara­sında da buna benzer müzakereler ya­pılmaktadır.

18 Kasım 1953

 New -York :

Amerikan Millî Ticaret Konseyinin kır- -kinci kongresinde      söz     alan United -Press Amsrikan Ajansı Umum Müdü­rü ve tanınmış tefsirci Hug Baillie ez­cümle şunları söylemiştir :

«Medeni Milletler  tarafından hazırla­nan   anlaşmalar,   dünyada  bugün hü­küm suren »Soğuk harbi» nihayetten--direbilecek  tedbirleri    hâiz  bulunma--

maktadır.

«Rusyanm s.&bebiyet verdiği    devamlı buhranın tezahürlerini yakından takip" ettiğim gibi bazı hâdiselerin cereyanın--da bizzat hazır bulundum.»

«Buhranı önlemek için ne gibi tedbir­lere başvurulması gerektiğine dair bir­çok müzakere ve münakaşalara     şahit olduk. Bugün& kadar duyduğumuz en büyük netice, bizim dünyamız ile Sov­yet  dünyası  arasında' cereyan     ettiği bildirilen «soğuk harbin» tıpkı bugün-olduğu gibi  devam  edeceği  keyfiyeti olmuştur.

Bu   buhranlı   günleri  sona   erdirecek hiç bir tedbir bulmuş dieğiliz. Dolayı--siyle  güvenliğimizi   garantiye   alabi'e

efrk yegâne tedbir, bugün olduğu gibi; daima silâhlanmak ve her an harbe hazır olabilmektir.»

Baillie  sözlerine şöyletir:

«Washington'daki en yüksek mahfiller, hidrojen bombası tehlikesinin hiç bir ş.ekilde mübalâğa edilmediği kanaati­ni taşımaktadır. Amerikalılar bugün, evvelki senelerde olduğu gibi taarruz­dan masun olduklarına kani bulunma­maktadırlar. Ben sizlere, hidrojen bombasından ve--ya atom bombasından bahsedecek de­ğilim. Çünkü bu hususta sizin gibi benim de hiç bir malûmatım yoktur. Fa­kat şu kadarını söyliyebilirim :

»Umumî kanaat şudur ki, zaman za­man Washington mahfilleri insanları atom veya hidrojen bombasiyle korkut­maktadır. Belki de bu korku, bir kâ­bustan ibaret olup mübalâğalıdır. Bu tehlike hafif derecede mübalâğalı ola­rak gösterilmiştir. Ve şunu da ilâve etmek isterim ki Amerikanın hür ba­sını, elindeki bütün gayretleri sarfet-ınek suretiyle bütün dünya haberleri­ni olduğu gibi efkârı umumiyeye ar-zetmek suretiyle dünyayı saran karan­lık perdeyi ortadan kaldırabilir.

«Dünyada her taraftaki haberleri or­taya çıkarmak için gece gündüz didi­nen kadm ve erkek gazetecilere teşek­kür etmek vazifemizdir. Hattâ bugün aramızda dahi bulunan gazetecilerden bir grup Amerikayı bugünkü hür bir duruma sokan Önderlerin izinden git­mektedir,'Harpler ve diktatörlüklerin daima sır perdesi altından fışkırdığma işaret eden Baillie şunları ilâve etmiştir :

nîcindeki insanları devletin esiri bu-lun'duğu karanlık dünya bugün bizleri tehdit etmektedir. Bu dünya, geçen lıarp sırasında ve harbi müteakip mey­dana çıkmıştır. Haritanın neresinden bakarsanız bakınız bu karanlık dünya­yı görebilirsiniz. Bu dünya Berlin so­kaklarının ötesinde. Koredeki ıssız böl­genin ilerisinde, Hİndİçinî'nin batak­lıklarının kenarmdadır. Bugün dünya­da, insanların 50 yarda yürüdükten sonra, hürriyetlerini kaybedebilecek-"leri namütenahi mıntakalar vardır. Meydana getirdiği durumla ilgili olarak bugün ortaya çıkan mü­him bir faktör de, Almanların ekono­mi sahasında yeniden büyük gelişme­ler kaydetmiş olmasıdır. Geçen* yaz ay­larında Alman^ayı ziyaret ettim. Al­man ekonomisinin canlanması son de­rece şayanı hayrettir. Belki de bu kp' "kınma bugüne kadar tarihte rastlanan en büyük kalkınmadır..«Batı Almanya, gemi inşaatında bu­gün dünyada üçüncü gelmektedir. Bu­gün deniz ticaret filosu 1.608.000 tonilâ­toyu bulmuştur. Bu da ikinci dünya harbi" bağladığı   zamanki   ticaret  filo-

sunun takriben, yarısı kadardır. Al-manyanın bugünkü çelik istihsali 1936 senesine nazaran daha fazladır.»

«Harpten sonra birçok karanlık günler geçirmiş bulunan İngilizler, taç giyme merasimiyle günden güne artan bir nikbinliğe sahip olmaktadır.»

«Korsnin yeniden İmarı. Güney Kore savunma kuvvetlerinin idamesi ve Ja-ponyanm askerî tesislerinin yeniden imarı   sayesinde   Japon   ekonomisi de eski seviyesine ulaşacaktır.

 Washington :

Dün gece başsavcı Herbert Brownel-den sonra Ayan Meclisi iç güvenlik tali komitesinde izahatta bulunan Fe­deral tahkikat bürosu müdürü Edgar Hoover. «Harry Truman, casus olduğu iddia edilen Harry Dexfcer White'ı Fe­deral Tahkikat Bürosunun- karışmak salâhiyeti bulunmadığı bir memuriyete nakletmekle bu şahsın faaliyetlerini lakin yolundaki bütün gayretlerimi en­gellemiştir» demiş ve şöyle devam et­miştir :

«21 şubat 1946 da o zamanlar baş savcı vazifesinde bulunan Tom C. Clark'.a White'm Milletlerarası para fonunda vazife görmesinin basiretli bir is ol­madığını ihtar etmiştim. Bu da Whi-te'm 1 Mayıs 1946 da vazifeye bağla­madan evvelki  tarihe tesadüf eder.

Bilindiği gibi Truman beyanatında, Hoover'İn adına hiç temas etmemiş, sa­dece Federal Tahkikat Bürosunun Kı­zıl sanıkları şüphelendirmeden takiba­tın yapılabilmesi için White'ı memuri­yette tuttuŞunu bildirmişti. Fakat Tru-man'a vakın şahsiyetler. Federal Tah­kikat Bürosu Müdürü Hoover'İn bu tasavvura mutabakatını bildirdiğini söylemişlerdi.

Hûover, bu mütaleayı kat'î surette red­dederek şöyle demiştir:

"Ne .şahsen ben, ne de müdürlüğümüz White'm Hazine Vekil Yardımcılığın­dan alınarak Milletlerarası Para Fonu İdare Heyetine nakline muvafakat et­medik..

Hattâ Federal Tahkikat Bürosu, Whi-te'm veyahut herhangi bir kızıl sanığin azline elbette ki İtiraz etmiyecekti.

500 kişinin sığmaya çalıştığı ancak 300 kişi alan mermer sutunlu ayan top­lantı salonunda Hoover izahatına şöy­le devam etmiştir :

»8 Kasım 1945 ile 24 Temmuz 1946 se­nesi arasında Federal Tahkikat Büro­sundan Beyaz Saraya, içinde White'm ismi bilhassa tasrih edilerek casusluk hâdiselerine dair 7 rapor gönderilmiş­tir.

Ayni devre esnasında Sovyet casusluk faaliyetlerine dair iki hülâsa Hazine Vekâletine, S hülâsa da bas savcılığa yollanmıştır.»

Ayandan John Marshall'm sorduğu: Truman'ın, White'i para fonuna tayin edişi, casus sanığı takip hususunda Fe­deral Tahkikat Bürosunun gayretlerini baltalamış mıdır? -Sualine Hoover :

»White'ın göz altında bulundurulması bakımından şüphesiz ki işimize engel olunmuştur.» diye cevap vermiştir.

Hoover, White Milletlerarası Para Fo­nunda vazifeye başlamadan evvel bu mesele hakkında Clark ve müteveffa Hazine Vekili Fred Vinsen ile bir top­lantı yaptığını açıklamış ve şöyle de­miştir :

«Fakat bu toplantıya sırf bazı deliller ibraz için gittim, yoksa Wnite'ın me­muriyette ipka edilmesi hususunda her hangi bir muvafakatte    bulunmadım.

Nitekim bilâhare Clark bana White'ı memuriyette tutmaya karar verildiği­ni söyleyince ona madem ki bu yolda hareket ediliyor, o halde Federal Tah­kikat bürosu da White hakkındaki araştırmalarına devam" eder cevabını verdim. Fakat White'm Hazine Vekâle-tindeki vazifesinden Milletlerarası Pa­ra Fonuna nakli hususunda hiçbir za­man anlaşmış değilim."

Hoover beyanatında, Federal Tahkikat Bürosunun White'm memuriyette kal­masına muvafakat etmiş olmasının akla gelemiyeceği noktasında ısrarla durarak White'm memuriyette ipkası kararı daha yüksek rütbede hükümet makamlarından verilmiştir, demiş ve sözlerine şunları İlâve etmiştir : Federal tahkikat    bürosu,      hâdi-seyî-şimdiye kadar takip    ettiği    ananeye-uyarak ele almıştır. Bu hususta    her" hangi bir mütaieada bulunmamış, sa­dece alâkalı makamların dikkat naza­rına, White'ı emniyeti tehlikeye düşü­ren bir unsur olarak gösteren kuvvetlî-delilleri arz etmiştir.Federal Tahkikat Bürosunun, göz   al­tında bulundurabilmek    için    White'ı Milletlerarası Para    Fonu    teşkilâtına, terfi ettirmekte rolü olamazdı.   Çünkü Para Fonu, Birleşmiş Milletler gibi bir~ Milletlerarası teşkilâttır ve müdürlüğü­müzün buraya    müdahale     salâhiyeti yokıtur.

Şurasını da belirtmek isterim ki mü­teveffa Hazine Vekili Vinson da Wh-te'tan kurtulmak istiyor, onun Para Fonuna tayinini, yahut Hazine Vekâ­letinde kalmasını arzu etmiyordu.

22 Şubat 1946 da, Vinson ve Clark ile uzun bir toplantı yaptık- White me­selesini görüştük. Bu görüşmelerimiz White'm para fonuna tayin edilmişsin-' den 10 gün sonra ve bilfiil vazifeye başlamasından iki ay evvel olmuştu.

Bu toplantıda Clark, Vinson ve o za­manlar Dışişleri Vekili olan James" Byrnes'in Cumhurreisini görüp ona şu üç şıkkı bildirmesi kararlaştırıldı:

 VThite'ı azledip hiçbir beyanattabulunmamak,

 Wlıite'ı çağırıp ona Cumhurrıeisinin fikrini değiştirdiğini ve istifa et­mesini istediğini söylemek,

 Cumhurreisinin saiâlıiyetnameyi imzalayıp başsavcıya tahkikata şiddet­le devam olunması talimatım vermesi,

Toplantıda bulunduğum sırada Vinson ile başsavcı arasında Dışişleri Vekili ile birlikte Cumhurreisini giyaret edip yukarıda bahsi geçen üç şıkkı arzdan başkabir-mutabakat mevzuu görüşül­medi.

Nitekim başsavcı bana Clark'ın Cum­hurreisini gördüğünü ve White'm azli için teşebbüse geçileceğini söyledi ve Clark'ın da kendisine: »Bu iş olacak» dediğini anlattı. Başsavcı, 26 Şubat 1946 da bana Whi-te'm vazifeye tayini cihetine gidildiği, fakat etrafına bilhassa emniyeti tehlikeye düşürecek soydan olmıyan kimselerin seçilip verileceğini bildirdi. Cumhurreisi de White'ırı göz altında bulundurulmasına alâka  göstermişti. Ben ds madem kî böyle arzu ediliyor, biz de tahkikatı derinlestiririz» de­dim. Brownell ve Hoover'i dinledikten son­ra beyanatta bulunan Tali Komite Re­isi Ayandan William Jenner meslekî faaliyetlerine dair yazmış olduğu mek­tuplar hakkında eski Hazine Vekili John Snyder'i dinlemeyi umduğunu söylemiştir.

 Cleveland :

oCio» isçi teşkilâtının yıllık kongresine iştirak eden 700 delegenin huzurunda söylediği bir nutukta "ulaştırma, işçile­ri sendikası başkanı Joseph Beirne, A-dalet Bakam Herbert Brownell'm isti­fasını talep etmiş ve kongreye bu yol­da bîr karar sureti sunmuştur.

İttifakla kabul edilen bu karar sure­tinde «Cio», yalnız Ajdalet Bakanını takbih etmekle iktifa etmeyip, White melesinde oynadığı rolden ötürü baş­kan Eisenhower'i de tenkit .etmektedir.

Karar suretinde, Truman'm, zamanı idaresinde, komünizmle durmadan mücadele ettiği belirtilmekte ve hayat­ta bulunan Amerikalıların en büyük­lerinden biri olan eski başkanın bu kötü niyetli hücuma karşı kendisini müdafaa etmek ihtiyacında olmadığı belirtil m ektedir.

 Jim Creek Valley (Vaşington eya­leti :

Dünyanın en kudretli verici telsiz is­tasyonu 'bugün Amerikan denizcilik radyo ve telgraf servisleri tarafından işletmeye açılmıştır. Settle- şehrinin 100 kilometre" kadar Kuzey - Doğusun­da ve iki tarafı takriben 1000 er met­re yükseklikte dağlarla çevrili bir va­diye kurulan yeni istasyonun antsnle-rinden birçoğu 2,5 kilometreden fazla menzilli olup vadinin iki kenarındaki dağlara kurulan 12 kule üzerine tesis edilmiştir.

Aşağı Frekansı 23.4 kilosikl olan bu muazzam istasyon, hava şartlan ne olursa olsun dünyanın her yerinden işi tilmeya elverişlidir. İnşasına 14 milyon dolar -sarfolunmuş bulunan bu istas­yonda 35 sivil ile 74 denizci ve subay çalışmaktadır.

 Boston ;

Boston üniversitesi dün aldığı bir ka­rarla profesör Maurice Halperin vazi­fesine muvakkaten nihayet vermiştir. Bu karara sebep olarak profesörün is­minin federal büro tarafından bir ko­münist casusluğuna karıştırılmış olma­sıdır.

Üniversite rektörü Harold Case bu hu­susta verdiği beyanatta profesör Mau-rice Halperin'in durumunun profesör­ler heyeti tarafından yeniden, Harry Dexter White dâvası münasebetiyle bas müddeiumumi Brownel'in dün vıer diği beyanatın ışığında tetkik edilece­ğini bildirmiştir.

Baş müddeiumumi Brownel bu beyana­tı esnasında 1945 tarihli bir mektubu açıklamıştır. Bu mektupta Federal Bü­ro Müdürü, birçok devlet sırrını Sov­yet Rusyaya kaçırmalarından şüphe­lenilen bazı şahısların isimlerini zik­retmektedir.

Bu listede, o zaman stratejik dairede çalışmakta   olan   profesör   Halperin'in

ismi da bulunmaktadır.

Rektör Dr. Case, Profesör "Halperin'in vazifesine nihayet ver il m's sinin, üni­versite  komitesi  tarafından hâdisenin

daha iyi tetkikine İmkân verilmesi maksadına matuf olduğunu söylemiş­tir.

 Boston :

Senatör Mc Carthy'nin başkanlığında­ki Ayan Meclisi tahkikat komisyonu, Lynn ve Fitchburg'daki s General E-lectric» şirketinde komünist sızmaları hakkındaki tahkikatına bugün başla­mıştır. Komisyon tarafından dinlenen ilk ?ahit Federal Tahkikat Bürosu aja­nı ve fabrika işçilerinden biridir. Ken­disine malûmat elde etm.ek maksadiyle 1941 de komünist partiye kaydolunma-sı emredilmişti. Şahit General Eleo-' tric fabrikalarının büro ve atölyelerin­de hâlen birçok komünist çalıştığını söylemiştir.

Diğer taraftan Hindicini meselesine te­mas eden amiral Carney, Saygon'da ge­neral Navarre ile görüştüğünü ve Hindiçinî harbinin sevk-u idaresi üzerinde görüş teatisinde bulunduğunu söyle­miş ve demiştir ki:

Fransızların bilhassa hafif çıkarma1 ge­milerine ihtiyaçları vardır Kızıl nehir deltasında girişilen harekât bu ihtiya­cı hissettirm ektedir. Öyl-3 zannediyo -Tura ki küçük tonajlı gemilele Fran­sızlara yardım edebiliriz.

Nihayet Milliyetçi Çin'deki durumdan da bahseden deniz kurmay başkanı, son günlerde kongrenin almış olduğu bir kararla Milliyetçi Çinlilere yeniden iki d.estroyer verileceğini söylemiş-ve Milliyetçi Çin kumandanlığının şimdi­lik denizaltı gemisi istemediğini ilâve etmiştir. Komünist Çinlilerin işgalinde bulunan kıtaya geniş ölçüde bir çıkar­ma yapabilmek için Milliyetçi Çin kı­talarının hazır bir vaziyette olup olma­dıkları bahsine temas etmekten çeki­nen amiral sadece, Mao-Çe-Tung kuv­vetlerine karşı şümullü bir harskâta girişebilmek için Formoza kıtalarının talim terbiyeye ve teçhizata ihtiyaç­ları olduğunu ileri sürmüştür.

General Twining, konuşmasında atom ve hidrojen bombasının ismini tasrih, etmemekle beraber kullanılanların dı­şında silâhlar tabirini si'k sık tekrar-iam ıştır.

 Washington :

Ordu tarafından dün bildirildiğine göre, ocak ayında, Korede kayıp olarak' bildirilen takriben 4000 kişinin ölmüş bulundukları   ilân  edilecektir.

Bu 4000 .kişi bir senedenberi Korede-kayıptır, or3u, bunların hayatta olduk­larına dair hiçbir işaret bulunamadığı­nı açıklamıştır.

New-York ;

Amerika'deki Yahudi Cemiyeti Başka­nı Dr. Goldstein, dün yaptığı konuşma­da Amerika'nın Filistin'de bütün ger­ginlik sebeplerini kaldırması ve bu böl­gede sağlam bir barış kurması için fa­aliyete geçmesini taleb etmiştir.

Goldstein, bu talebini Birleşik Amerikan   Birleşmiş  Milletlerdeki   temsil­cisi   Büyükelçi  Henry   Cabot   Lodge'a göndediği bir telgrafla bildirmiştir.

22 Kasım 1953

  Dallas :

Hava Kuvvetleri Erkânıharbiyei Umu­miye Reisi General Mathau Twintng, Dallas dünya işleri konseyinde, yapılan bir toplantıda söz alarak, uçakların bundan böyle hidrojen bombaları ta­şıyabileceklerini ima ile şöyle demiş­tir:

Büyük bombardıman uçakları, .en ye­ni tipler dahil, her türlü bombaları ta­şıyabilecek 'kabiliyettedir. Hacim ve şekle ait p.ek âz. tahdidler dolayısile bu yeni idrojen bombalan eski atom bom­balarından çok daha tesirlidirler.»

Her ne kadar Amerika bundan bir se­ne evvel hidrojen bombasını infilâk et­tirmiş idiyse de bu silâhların taşınabi­lecek bir şekilde imal edilip edilmedik­leri ve içinde mürettebat bulunan u-çaklara yüklenip yüklenemiyecekleri hususunda bir hayli fikir yürütülmüş­tü.

 New-York :

Birleşik Amerika'da seyahat etmekte olan iki İngiliz mebusu, Amerikalılar­dan Avrupa'da uyanan Amerikan a-leyhtarhğınm sebeplerinin araştırılma­sını istemişlerdir.

Muhafazakâr mebuslardan William Deedes bu hususta kendi görüşünü şöy­le izah etmiştir:

«İngilizlerden bîr kısmı Amerikalıları beğenir, bir kısmı beğenmez. İçimizden çoğu sizin hayat tarzınızı tenkit eder. Şurasını itiraf etmek lâzımdır ki, dün­ya liderliğinde birincilikten üçüncülü­ğe, hatta içinde bulunduğumuz şu de­virde dördüncü ve beginciliğe düşme­mizin bunda büyük tesiri vardır.

Alacağınız kararlara daha sıkı bağlı olduğumuzu biliyorsunuz. Eğer bu ka­rar üçüncü Dünya harbini başlatacak olursa, bu harb İngiltereyi ve Batı Av-rupayi haritadan silecektir.

23 Kasım 1953

 Washington :

Dört demirperde memleketi Birleşik Amerikanın Noel hediyesi olarak teklif ettiği yiyecek paketlerini reddetmiştir.

Dışişleri Vekâleti, siyasî temsilcileri vasıtasiyle Polonya, Macaristan, Çe­koslovakya ve Rom an yay a yiyecek gön dermeği teklif etmişti.

P'.ân, hususî bir Amerikan şirketi ta­rafından itina ile hazırlanmış, kızıllara yiyeceklerin nev'ini beğenmedikleri takdirde istedikleri gıda maddeleri ile değiştirmeleri söylenmiştir.

Macaristan ve Polonya teklifi şiddetle reddetmiş, Çekoslovakya ve Romanya habersiz  görünmüşlerdir.

24 Kasım 1953

 New-York :

Dünyanın en çetin muammalarından birini halletmiş olan tanınmış bir ilim adamı geçenlerde verdiği beyanatta1, hayvan veya nebat olsun bütün hayat şekillerinin müşterek bir esastan gel­diğini söylemiştir.

Bu sene Nbbel tıa mükâfatını kazanan­lardan biri olan İngiltere Sheffield Ü-niversitesinden Dr. Hans- Adolf Kre-bs'e göre, bezelye, kuş, balık ve insa­nın mikro-organizm birliği «kâinata şa­mil bir devir» takib etmektedir ve bun­lar, bununla hayatlarının delili olan enerjiyi kimyevî olarak isbat etmek­tedirler.

Dr. Kreb bu enerjinin mevcudiyetini memeli hayvanlarda-, kuşlarda, balık­larda, bezelye ve fasulyada mikrosko-pik hayvanlarda velhasıl dünyada mev cud her canlıda isbat edebileceğini söy lemistir,

 Washington :

Başkan Eisenhover'in hususî temsilci­si Eric Johnston, Arap memleketlerine yapmış olduğu ziyar.eti müteakip, A-merikaya dönüşünde beş gün New York'ta kalarak, Birleşmiş Milletler nezdindeki Arap temsilcileriyle Ürdün vadisi hakkında inşaat projeleri husu­sunda görüşmüştür.

Johnston bu projenin tatbikinin bütün Arap memleketlerinin menfaati iktiza­sı olduğuna Arap delegelerini iknaa ça­lışmış ve müteakip dünya basın tem­silcileriyle haabihalde bulunmuştur.

Johnston, Amerikanın senede Ortado­ğu bölgesine 150 milyon dolar sarfetti-ğini söylemiş ve gerginlik devam ettiği takdirde Amerikanın ilânihaye bu yar­dımı yapmıyacağmı sözlerine ilâve et­miştir.

Johnslon demiştir ki :

.Ürdün piojesi 121 milyon dolara mal olacaktır. Antlıony Eden ve Bldaulf-nun seyahat maksatlarımdan tamamen haberleri vardır. Ve- bu hususta hiçbir itirazda bulunmadılar. Arap liderleri, plânlara bazı itirazda bulunmakla be­raber inceleyeceklerini bana vaadetti-ler.

 Pittsburg :

Dün gece bir konuşma yapan Müdafaa Vekili Charles Wilson, harbin sadece silahlanmakla önlenemiyeceğinî söyle­yerek dünya sulhunu tehdit eden se­beplerin ortadan kaldırılması hususun­da hür dünyanın başarı temin etmesi, lâğım geldiğini ifade etmiş ve demiş­tir ki:

«Bu sebepler psikolojik, iktisadi ve as­keridir. Üçüncü bir dünya harbi Sov­yetlerin bu üçlü tehdidine bir cevap teşkil etmemelidir. Çünkü hasar ve zayiat o derece büyük olacaktır ki, in­sanlığın terakki yolunda kaydedeceği ilerlemeler uzun seneler için geri atı­lacaktır. Hür dünyaya olan inancımızı bir an için bile kaybetmemeli, komü­nistlerin meydan okumasına mani ol­mak için bu inancı iktisadi manada da kuvveti en d irmeliyiz ve askeri komü­nizm hür dünya insanları için bir teh­like teşkil ettiği müddetçe biz de as­keri bakımdan kuvvetli olmağa devam. etmeliyiz. Yurtta ve dünyada sulhu te­min için sadece silâh kuvvetine dayan­mamak bir taarruzu defetmek ve harp olduğu takdirde zaferi sağlamak içirt askeri bakımdan kuvvetli olmakta devam ederken, devamlı bir sulh temin edebilmek için harbin sebeplerini or­tadan kıldırmak hususunda başarılar sağlamalı ve devamlı sulhu temin ede­cek bir siyaset ikame etmeliyiz.»

İktisadi bakımdan da teminat    v.eren

Müdafaa Vekili şunları söylemiştir:

"Müdafaa istihsalinde tedrici değişik­likler yapıldığı takdirde yeni bir ikti­sadi buhranın başgöst ereceğin den kor­kulmasına hiçbir sebep yoktur.

New-York :

Jacobs İnstruraent Compariy şirketi yeni bir elektronik hesap makinesi yapmıştır. En makine münhasıran or­dunun istimaline tahsis olunmuş ve ev­safı çok gizli tutulmuştur. Yeni maki­ne sadece toplama, çıkartma, çarpına ve bölmeyi göz karartan bir süratle yapmakla kalmayıp aynı zamanda muh telif tip muhtıralara da sahip bulun­maktadır.

 "Washington :

Bugün haftalık basın toplantısında Tri-este meselesine temas -eden Amerika Dışişleri Vekili John Foster Dulles, Trieste meselesini halletmek üzere top­lanması derpiş edilen beşli konferans ihtimallerinin fazlalaştığını söylemiş fakat henüz kat'î bir karara varılma­dığını ilâve etmiştir.

Japonya meselesine temas eden Dışiş­leri Vekili- Japonyanın tamamen silâh-sulandırılmasının bir hata olacağı hu­susunda Cumhurreisi Yardımcısı Ri-cahard Nixon'un sözlerini tasvib etti­ğini söylemiş ve Nixon tarafından ileri sürülecek tekliflerden bir kısmının ka-"bul edileceğini ümid ettiğini ilâve et­miştir.

Dulles şunları ilâve etmiştir:

Japonya - Amerikan cemiyeti huzu­runda Nixon'un geçen gün vermiş ol­duğu beyanatı tamamen tasvib etmek­teyim. Muhakkak olan birşey varsa o da Eirlsşik Amerikanın bugünkü şart­lan gözönüne almadan.gerek Almanya ve gerek Janonyada silâhsızlanma prog ramını fazla ileriye götürmüş olması­dır. Belki o zamanlar Amerikan siyasetini idare edenler, iyi niyetle hareket ede­rek, dünyanın bir sulh devresine gir­mek üzere olduğuna ve bu sulh devre­sinde Rusyanin da işbirliğine müzahir olabileceklerini zannetmişlerdir.

Amerika Japonya'nın tamamen silâh­sızlanmasını kararlaştırırken Sanfran-çiscoda dünya milletleri, Birleşmiş Mil Jetler anayasasını hazırlamakla meş­gul bulunmaktadırlar. O zamanlar bü­tün devletler dünyada umumî bir si­lâhsızlanma taraftan görünmekteydi­ler.

Komünist Çin ve Kuzey Kore arasın­da imzalanan 10 senelik ekonomik an­laşma hakkında Foster Dulles şu mü­talâayı beyan etmiştir.

Bu anlaşma, Kuzey Korenin Sovyet Rusya ve komünist Çin arasında pay­laşılmasına doğru yeni bir adımı teş­kil etmektedir.

Bu sabah anlaşmanın metnini okudum ve bu hususta komünist liderlerin be­yanlarını dinledim. Anlaşma hüküm­leri gereğince komünist Çinin Kuzey Koreye bazı ekonomik yardımlarda bu­lunacağına dair vaadlerde bulunması, sadece memleketin pekin ve Moskova tarafından kontrol altına alınmasını I-Jade etmektedir.

Güney Amerika hakkında Dr. Eisenha-wer tarafından hazırlanan raporu oku­duğunu ve bunun son derece mükem­mel bir rapor olduğunu söyliyen Dışiş­leri Vekili şunları ilâve etmiştir:

Başkan Eisenhower'in hazırladığı rar-por, yalnız Dışişleri Vekâletini değil, takat Hazine ve Ticaret Vekâletlerini de yakından ilgilendirmektedir.

Foster Dulles Harry Dexter, White hâ­disesine temasla demiştir ki:

Kanaatimce Dexter, White hâdisesin­den dolayı gerginlik Amerikan dış si­yasetine hiç bir şekilde tesir etmiye-cektir. Bu meselenin dışardaki tepki­leri hususunda hiçbir malûmatım yok­tur.

Avrupa tediye birliği şimdi tat­bik ettiği sistemle bize paraların ser­bestçe tahvili imkânını sağlayamıyacaktır. Hareket noktası olarak yeni e-saslar kararlaştırmak lâzımdır.

Alman İktisat Bakanı beyanatını bi-' tirirken. Amerikan mallarına karşı hu­dutlarını daha geniş açmanın ve dola­ra karşı her türlü farklı muamelelere nihayet vermenin Avrupa'nın menfa­ati iktizasından olacağına işaret etmiş ve şöyle demiştir:

«Böyle bir politika, Birleşik Amerika' m dış ekonomi politikası mevzuunda önümüzdeki İlkbaharda alacağı karar­lar üzerinde müsait tesirler yapacak­tır..,

 Washmgtor:

Amerika, İngiltere ve Fransa Sovyet Rusyayı, on senedenberi Avusturya sulh anlaşmasının imzalanmasını balta­lamakla itham ve 3 maddelik plân mu­cibince görüşmelere yeniden başlan­masını teklif etmişlerdir.

Rusyanin bu meseledeki oyalayıcı tak­tikleri hakkındaki itham 'e yeni müza­kere teklifleri, 3 Batılı devlet tarafın­dan Sovyet Rusyaya tevdi edilen nota­larda belirtilmiştir.

Amerika Dışişleri Vekâleti tarafından açıklanan notanın metninde şöyle de­nilmektedir:

-Avusturya ile sulh anlaşmasının imza­lanması hususunda yapılacak müzake­releri, Sovyet Rusyanm takındığı ha­reket tarzından başka baltalayan hiç bir amil yoktur.»

tİç Batılı devlet, Sovyet Rusyaya tev­di ettikleri müşabih notalarda, içinde bulunduğumuz sene zarfında Batılı dev Jetlerin 3 defa Dışişleri Vekil yardım­cıları tarafından meselenin müzakere­sinin teklif 'edildiğini belirtmişler ve, şunları ilâve etmişlerdir:

«28 ağustos tarihindenberi, 3 defa me­selenin Lugano'da dört büyük devlet arasında aktedİlecek bir konferansta müzakere edilmesini Sovyet Rusya hü­kümetine teklif ettik. Rusya bugüne kadar bu teklifleri d uymam azlıktan geldi.»

Amerika notasında şunlar ilâve edil­mektedir:

Amerika, İngiltere ve Fransa ile birlik­te aşağıdaki hususları yerine getirme­ğe hazırdır:

1.  Rusya, saded -dışı teklifler îleri sürmediği takdirde, Amerika, İngiltere ve Fransa, Avusturya.meselesinin hal­li kin ileri sürülecek bir Kus plânım incelemeye hazırdır.

2, Üç Batılı devlet Rusya, yakın bir istikbalde dört büyük devlet Dışişleri Vekilleri konferansına iştirake lıaziir olmadığı takdirde, Dışişleri Vekil yar­dımcıları arasında, Sovyet Rusyanm tensip edeceği bir tarihte bir toplantı yapılmasını kabul etmektedir.

3.  Üç Batılı devlet, Rusya bu şıkkı tercih ettiği takdirde, meseleyi 'diplo­matik kanallar yolu ile müzakereye ha­zır bulunmaktadır.

29 Kasım 1953

 Chicago :

Eski Başkan Truman, İsrail devletinin kuruluşunun altıncı yıldönümü müna­sebetiyle bîr İsrail toplantısında ver­diği ıdemerte, ayrılık ve itimatsızlık ya­ratan, ithamlarda bulunan, milletin iti­madını sarsan ve bu yüzden komüniz­min emellerine yardım eden herhangi bir siyasî şahsiyete karşı gelmiş ve bu suretle Amerika'da, vatandaşları hak­kında tahkikata girişmekte olan kim­seleri isim zikretmeksizin tenkid et­miştir.

Truman demiştir ki :

Aramızda telâş ve korku yaratanlara, bize arzularım kabul ettirmek istiyetı-lere karşı gelmezsek, fikirleri kontrol eden, kitapları yakan ve şahsî itibarla­ra hücum'edeni erle savaşmazsak, aske­rî kudretimiz ne olursa olsun, dünya barışı ve adaleti için giriştiğimiz sa­vaşta muhakkak kaybederiz.»

 New-York:

Ayan üyesi William Jenner, bugün ver diği beyanatta, eski Dışişleri Vekille­rinden Stettİnius ile eski Deniz Hare-

kât başkanlarından amiral E mest "King'in maiyetlerinde Sovyet casusla­rının bulunduğuna dair Ayan Meclisi iç güvenlik tâli komitesinde raporlar "bulunduğunu açıklamıştır.

Adı geçen komite başkam Jermer, bu malûmatın îgor Guzenko dolayısile el-*de edildiğini ve Kanadaya iltica ede­rek Sovyet casusluk şebekesinin sırla­rını açıklayan Guzenko'nun komiteye atom casusluğu hakkında da malûmat verdiğini söylemiştir,

30 Kasım 1953

 Washington :

Amerika havacılık endüstrisi sendika odası başkanı Dewit Ramsey, özel ha--vacılık mecmuası ırplanes» de yayınla­dığı makalede, Amerika'nın askerî u-cak imalinin, ayda takriben 1.000 uçak olarak âzami seviyeye çıktığını söyle­miş ve Amerikan imalâtçılarında bu "hususta hâkim olan endişeye İşaretle, Sıükûmetten, havacılık sahasında sarih

bir siyaset takip etmesini istemiş ve demiştir ki:

«Önümüzdeki seneden itibaren uçak imalinde bir azalma temayülü görüle­cektir. Bu temayül önümüzdeki sene­lerde imal kolaylıklarını da- zarurî ola­rak azaltma neticesini verecektir.»

Bîr savaş uça§ı imal etmek için 5 ilâ 7 sene lâzım geldiğini belirten Ramsey, uçak imali arttırılmadığı takdirde, mîl­lî güvenliğin tehlikeye düşeceğine işa­ret etmiş ve bu tehlikeyi Önlemek üze­re havacılık araştırmaları ve gelişme­leri irin müeessir bir program hazırlan­masını ve Amerikan havacılık endüs­trisinin, mühendis ve mütehassıs kad­rolarını azaltmamasını mümkün kıl -mak maksadiyle kâfi imal seviyesi tes­pit etmesini tavsiye eylemiştir.

Aynı m.ecmuada, Amerika'nın sivil u-cak imalinin günde 13 olduğu ve har­bin sonundan beri Amerikan fabrika­larının 1 askerî uçağa mukabil iki si­vil uçak yani 37.797 ye karşı 75.670 U-çak imal ettikleri bildirilmektedir Yunan Kralının Sanfransisco'daki beyanatı: J1 Kasım 1953

 Sanfransisco (Fkalifprniya) :

"Yunanistan Kralı Paul Sanfransisco'da "Union League Club» de dün yap­tığı bir beyanatta, «Yunanistan ve Türkiye Doğu burcunun -bekçileridir» diyerek bu iM memleket arasındaki tesanüdün daha bir nesil önce hiç İtimsenin ihtimal vermiyeceği bir milletlerarası işbirliği şeklinde teces--süm etmiş bulunduğunu ifade etmiştir.

15 gündenberi Amerika'nın misafiri bulunan Kral iki memleket arasın­daki birliğe cok yakında Yugoslavya'nın da iştirak edeceğini ümit etmek--te olduğunu beyanla sözlerine söyle devam etmiştir:

«Bundan 30 yıl önce Türkiye ile Yunanistan'ın tam bir    anlaşma içinde yekdiğerini müttefik olarak kabul edeceğine hiç kimse inanmak istemez­di. Fakat bugün Türkler ve Yunanlılar birbirlerine karşı derin bir hay­ranlık duymaktadırlar ve bu daima    böyle devam etüü    gidecektir. Bu dostluk, bütün dünyanın taklit etmesi icabeden bir misal teşkil etmekte-•dir ve çok yakında Yugoslavya ile de buna benzer bir anlaşma aktedece-"pimizi  umuyorum.»   Kralın  sözleri uzun uzun  alkışlanmıştır.  Bilindiği üzere, Yunan Kral ve Kraliçesi kendilerine yapılan,yardım için teşekkür etmek maksadiyle Amerika'ya resmî bir ziyaret yapmaktadırlar.

Tınman kendisini müdafaa ediyor: ;

17 Kasım 1353

 Kansas City :

Eski Cumhurbaşkanı Truman dün gece yaotığı ve geniş ölçüde radvo ve televizyonla vaymlanan  konuşmasında,  Harry     Dexter  White  meselesi "hakkında izahat vermiştir.

Truman. Dexter White'i, hakkındaki sadakatsizlik    ithamlarına  ra&men "hükümet hizmetine almasının sebebinin daha birçok şahsın dahil bulun­duğu gayet mühim tahkikata mâni olmamak endişesinden ileri geMi&îm "belirtmiştir. Truman bu kararın nihaî mesuliyetinin kendisine ait oldu­ğunu söyliyerek bu şekilde hareket etmesinin selâhiyetini şöyle izah etmiştir.

cBen, bu tayine mâni olmakla diğer sanıklar hakkındaki tahkikatı tehli­keye atmış olacaktım.»

Truman bu konuşmasını Adalet Vekili Brownel'in ithamlarına karsı ken­disini müdafaa etmek için yapmıştır. Herbert BrowHel'iri iddia etti Sine göre Truman. hâlen ölmüş bulunan Dexter White'i Sovyet casusu olduğu-

nu bildiği halde mühim devlet işlerinde kullanmıştır. Truman dün geceki konuşmasında şunları söylemiştir: «jAmerikan halkının şu hakikati anlamasını isterdim kî, biz yola âmme menfaatini ve güvenliğini korumakla beraber federal büro­nun yapacağı tahkikata engel çıkartmamağa çalıştık.

Brownel'in tahrikiyle şahsıma kargı harekete geçen cumhuriyetçi idare­nin bu hareket tarzının memleketimiz tarihinde bir eşi daha görülmemiş­tir. Filhakika ben, Birleşik Amerika'nın güvenliği, aleyhine çalışmakla it­ham edildim. Temsilciler meclisi Amerikan aleyhtarı tahkikat komitesi beni bir celple huzuruna çağırarak Amerika Cumhurbaşkanlığmdaki ha­reket tarzım hakkında ifademi almak istedi.

Ben, siz Amerikan halkına bu komiteye gidip ifade vermeyi niçin reddet­tiğimi anlatmak istiyorum.

İlk nazarda ve sathî bir görüşle Missouri eyaletinin İndependence şehri­nin basit bir vatandaşı sıfatiyle Harry Truman için bu komiteyi bir mah­keme olarak kullanıp şahsıma karşı yapılan hakaretamiz ithamlara cevap vermek kolay bir şey ve güzel bir hareket olacaktır. Birçok kimseler ba­na böyle yapmamı tavsiye ettiler. Bu cazip bir teklif idi. Birleşik Ameri­ka'nın eski Cumhurbaşkanı olarak anayasayı ayaklar altma alan bu da­vete icbet edemezdim. Filhakika devletimizin kuruluşunda ve anayasamızda kaza, teşriî ve icra kuvvetleri birbirinden müstakildir ve birbirlerine karşı muvazene tesis" ederler. Bu esaslı bir prensiptir. Bu prensip ihlâl edilirse Cumhurbaşkanı, sadece kongre ile bağlı kalır ve kongre Cumhurbaşkanlığı makamına hâ­kim olur.

Amerika Adalet Bakanının White meselesi halikında ifadesi:

18 Kasım 1953.

 Washington :

White meselesi hakkında, Amerika aleyhtarı faaliyeti tahkike memur ayan komisyonunda dün Federal Büro Şefi Edgar Hoover ile beraber1 Amerika Adalet Bakanı Brownell de ifade vermiştir.

Toplantı ayan meclisinin büyük salonunna yapılmıştır. Brownell söz al­madan evvel tahkikat komisyonuna başkanlık eden Cumhuriyetçi âvan üyesi William Jenner beyanatta bulunarak, komisyonun, yüksek hükü­met memurları tarafından casusluk faaliyetine başvurulduğunu gösteren-birçok delil toplamış olduğunu ve komünist sızmasının münferit hâdise­lere münhasır kalmadığım söylemiştir.

Adalet Bakam Browne]l, Ayan Meclisine, Federal Büro Şefi Edgar Hoo­ver ile birlikte gelmiştir. İki memur evvelâ Jenner'in bürosuna giderek burada komisyon üveleri ile gizli olarak konuşmuşlardır. Bu gizli toplan­tıdan sonradır ki Hoover'in ve Brovmell'in ifadeleri başlamıştır.

Brownell söz alarak demiştir ki :

Ben hiçbir zaman Başkan Trurnan'm dürüstlüğünden şüphe etmedim v^ bundan şüphe edilmesini de istemedim. Fakat huzurunda ifade verdiğim bu komisyon çalışmalarını bitirdiği zaman, öyle zannediyorum ki o da benim gibi şu neticeye varacaktır: Başkan Truman ve onun etrafındaki­ler hâdiseleri ve vakıaları olduğu gibi görememişler ve komünist casus­luğunun bir hayalden ibaret olduğunu düşünmekte lüzumundan fazla uzun müddet devam etmişlerdir.

Adalet Bakanı bundan sonra eski Başkan Truman'ın pazartesi günü söy­lediği nutkundaki sözlere temasla demiştir ki:

Dexter White'i vazifesinde tutmakla onun suç ortaklarını da ele geçirmek plânını anlamadım. Eğer böyle bir plân kurulmuş olsaydı buna muvazi olarak ve kontrolü sağlamak üzere gerekli tedbirlerin de alınması lâzım­dı. Halbuki böyle bir tedbirin alındığını ve "VVhite'in da dahil olduğu casus şebekesinin faaliyetine mâni olmak için tertiplere başvurulduğunu göste-Ten hiçbir delil ve emare yoktur. Bana öyle geliyor ki, White'in para fo­nuna tayini ile ilgili plân, yani eski başkanın pazartesi günü söylediği plân duruma bir cevap teşkil etmekten ziyade yeni meseleler ortaya at­maktadır.

Adalet Bakanı bunun üzerine dosyasından bir mektup çıkarmıştır. Bu mektup Federal Büro Şefi Edgar Hoover'jndir ve 8 kasım 1945 (White'in para fonuna tayininden 4 ay evvel) tarihini taşımaktadır. Mektupta Ed­gar Hoover, Başkan Truman'ın yaveri general Harry Vaughan'ın, Dexter White'in bazı malûmatı Sovyet casuslarına verdiğini bildirmektedir.

Adalet Bakanı bu mektubu komisyona tevdi ederken şunları söylemiş­tir :

Bu kadar mühim bîr mektubun, yardımcıları tarafından Başkan Truma-na verilmemiş olması düşünülemez.

946 şubat ayı tarihli diğer bir mektupta da Edgar Hoover, Beyaz Saray yaverine bazı vesaik göndermiştir. Bu mektupta White'ın memurları va-sıtasiyle bazı evrakın posta ile Jacob Golos'a gönderildiği bildirilmekte­dir. Jacob Golos bir Sovyet casusu olup Gaik Ovakimian adlı bir Sovyet memuru ile temastadır.

İfadesine devam eden Adalet Bakanı Browell demiştir kî:

White, komünist casus şebekesini meydana çıkarmak için bir yem olarak kullanılacak idi ise, bu husustan hükümetin yüksek memurlarının haber­dar edilmeleri gerekirdi ve bu casusların hükümetin kararları üzerinde müessir olmamaları ıcin tedbir alınması lâzım gelirdi. Bu şartlar içinde Başkan Truman'ın, White'i tayin etmesi akla sığar bir şey değildir. Bun­dan daha garibi, Truman'ın 1946 senesinde hükümetinin dahilinde bir ko­münist şebekesinin faaliyette bulunduğundan haberdar edilmiş olması* dır. Bütün bunlara rağmen eski Başkan yıllarca müddet Amerikan mil­letine bunun aksini söylemekte devam etmişitr.

Adalet Bakam sözlerine şöyle son vermiştir:

Bana öyle geliyor ki, White'in tayininin izah şekli, bir cevap teşkil et­mekten ziyade, yeni meseleleri ortaya atmaktadır.

Amerika'nın ilk kuruluşun­da bağımsız devletlerdi. Amerikan Birliği bir Cum-huriyetler ittihadı idî. Merkez o zamandanberî yetkilerini çok arttırmıştır. Fakat State'ler de ayrı Cumhuriyetler olmak vasfını .muhafa­za ediyorlar. Bu hale göre Kongre Ko­misyonu Byrnes'ü davet ederken bir Cumhurbaşkanım huzuruna çağırıyor­du. Byrnes davete icabet etmemiştir.

 Siyasi hata:

Meselenin hukuki tarafı bu,. Siyasi ta­rafına gelince; bunun da bir hata ol­duğu anlaşılmıştır.

Kongrenin davetine icabet etmiyen Truman, radyo ve televizyon ile yap­tığı bir konuşmada, White meselesinin içyüzünün, Brownell'in göstermek is­tediğinden farklı olduğunu anlatmış­tır. Truman'a göre. eski iktidar komü­nistliğin tehlikesine karşı kayıtsız de­ğil, ziyadesiyle uyanıktır. Komünist olduğu haberi verildiği halde Truman' in Wnite'i memuriyete tâyin etmesi, geniş bir komünist şebekesi hakkında yapılan tahkikatı kolaylaştırmak için- . di. Eğer White hemen azlediîseydi, tah­kikat zorlaşırdı. Tahkikat bittikten son ra White azledilmiştir.

Görülüyor ki, Brownell, yanlış bir ta­biye tatbik etmiş ve eski iktidarı kiî-tüliyeceğim diye onun itibarını yük­seltmiştir. Milli Emniyet Başkanı Hoo-ver'in görünüşte Adalet Bakanı lehine mücadelesi de iyi tesir hasıl etmemiş­tir. Zira bu makamda bulunan zat şim­diye kadar iç politika . mücadelesinin dışında tutulmuştu. Eisenhover'in de açılan mücadeleyi desteklememesi, hat­tâ Truman hakkındaki isnadların doğ­ru olmadığına şahsen inandığını söy­lemesi Adalet Bakam'nm durumunu zorlaştırmıştır.

Amerika'da Atom Casusluğu Me­selesi  

Yazan: Asım Us

25/11/1953 tarihİİ «Vakit» İstan­bul'dan :

Amerikada atom casusluğu meselesi kapanmış   görünmüyor.   Eski   Cumhur Başkam Truman Amerika aleyhinde­ki hareketleri tahkika memur korr.ıs-yonun davetini reddetti ve bu yold;.'. bir dâvanın anayasa hükümlerine ay­kırı olduğunu bildirdi. Şimdi Tvuman. m Dhşişleri Bakanı Acheson'un komis­yonda sorguya çekileceğini bildiren ha­berler geliyor. Anlaşıldığına göre Cum. huriyetçiler, atom casusluğu mesele­ni partiler arası mücadelede silâh ola­rak   kullanmağa  karar     vermişlerdir.

Bu bakımdan hâdise üzerinde biraz durmağa değer bir mahiyet almıştır. Son zamanlarda yapılan bazı ifşaattan şöyle bir vaziyet hasıl oluyor: Atom. bombasının sırrını komünistler gizli teşkilâtları vasıtasiyle değil, doğrudan doğruya Birleşik Amerikada yüksek makamlar işgal eden memurlar vası-tasiyle elde etmişlerdir. Birinci Dün­ya Harbinden sonra 1929 iktisadî buh­ranı meydana çıktığı zaman Amerika-nin iktisadî işlerini idare edenler Sov­yet rejimine karşı büyük bir sempati göstermişlerdir. Bunun neticesi olarak Sovyet Rusya ile Demokratların eski Cumhurbaşkanı Ruzvelt arasında sı­kı münasebetler başlamıştır. İkinci Dünya Harbinde Sovyet Rusya ile' Amerika ve İngiltere arasında Hitler Almanyasma karşı ittifak kurulması dostluk ve ittifak bağlarını kuvvetlen­dirmiştir. İşte Sovyet Rusya bu vazi­yetten faydalanarak atom bombasının sırrını resmî kanallar vasıtasiyle elde etmiştir.

Bu iddia ne dereceye kadar doğrudur, bilmiyoruz, fakat Avrupanm tanınmış çevrelerinde bu kanaatle bir hayli neş­riyat olmuştur. Bu iddia gerçekten va­kıa ise atom bombası sırrının Sovyet Rus yaya geçmesinden mesul olan Tru­man değil, Ruzvelt olmak lâzımdır.

Truman atom casusluğu meselesini tahkik için komisyon tarafından ya­pılan daveti reddetmekle beraber bu meselenin mahiyeti hakkında halk ef­kârına karşı açıklamada bulundu ve bir Sovyet casusu olan White'i bile bile yüksek bir devlet memuriyetinde kullandığını itiraf ederken bunda devlet menfaatleri bulunduğunu da söyledi. Truman'in Dışişleri Bakanı Acheson'un komisyona davet edilerek sorguya çekilmesinde ısrar gösteril­mesine göre bugünkü iktidar partisinin hâdisede siyasî rakipleri olan De­mokratlar aleyhinde faydalanabilecek­leri bazı noktalar bulunduğuna inan­mışlardır. Gelecek temsilciler meclisi seçimlerinde bu vaziyeti propaganda .silâhı olarak kullanmak istiyorlar.

Hiç şüphe yok ki Ruzvelt Hitler tehli­kesini vaktinde gören ve Avrupayı is­tilâ tehlikesinden kurtaran adamdır. İnsanlık hak ve hürriyeti dâvasında büyük hizmetleri vardır. Fakat o Al­manya nm mağlûbiyetinden sonra Sov­yet Rusyamn Berline girmesinde ve Orta Avrupa ile Balkanların Sovyet tahakkümü  altına düğmesinde   ve bu

sebeble kızıl tehlikenin genişlemesin­de onun büyük mesuliyeti vardır. An­cak olmuş olan bir devlet başkanı a-leyhinde bahis konusu olacak mesuli­yetler artık tarihe mal olmuştur. Eski Cumhurbaşkanım mezarından çıkarıp sorguya çekmek mümkün olmadığına göre, hakikatleri olduğu gibi tesbit etmek de mümkün değildir.

Atom bombası sırrının Sovyetlere geç­miş olması Ruaveltin komünistlere karşı olan sempatisi neticesi ise Tru-man'm Dışişleri Bakanını sorguya çek­mekten müsbet ve maddî bir mesuli­yet çıkması da beklenemez.

2 Kasım 1953

 Tahran:

Zahidi hükümeti, erkânı harbiye daire­sine, İran. ordusu mevcudunun 18 tü­mene çıkarılması hususunda bir tasa­rının tetkikini emretmiştir. İran'ın bu-.günkü ordusu 9 tümen, 5 tugaydan te­şekkül etmektedir.

Erkâniharbiye dairesine tetkik edil­mek üzere verilen tasarı son harp es­nasında Rıza Şah tarafından hazırlan­mıştı. Fakat İran'ın müttefikler tara­fından işgali ve Şahın tahttan uzak­laşması tasarının o zaman tatbik mev­kiine konmasına  engel olmuştur.

Tahran:

Saray nazırı Hüseyin Âlâ bu sabah dini lider Ayatullah Kâşani'ye iki saat devam eden bir ziyaret yapmıştır. Na­zırın dinî lidere, petrol müzakereleri­nin halihazır durumu hakkında malû­mat vermiş olduğu tahmin edilmektedir.

Kâşani'nin bir müddet mütereddit kal­dıktan sonra yavaş yavaş    hükümetin

tatbik etmekte olduğu dış siyasetin aleyhine cephe almaya başlamış oldu­ğu hatta 24 ekim tarihinde başvekil ile yaptığı bir görüşmeyi müteakip petrol meselesi ve dış siyasetle ilgili bir be­yannamede, ölünceye « kadar İran'ın hürriyet ve haklarını korumağa az­metmiş bulunduğunu, belirttiği hatırla­tılmaktadır.

Bilindiği üzere bu beyanname radyo­da yayınlanmak üzere hazırlanmış ise de ne radyoda ne de gazetelerde neş­rolunma mıştı.

Pak at son günlerde Ayetullah Kâşani'­nin bu beyannamenin radyo ile yayın­lanması hususunda hükümete müraca-

atta bulunmak niyetinde olduğuna dair söylentiler dolaşmakta olduğunu, saray nazın Hüseyin Âlâ'nm bu sabahki dostane teşebbüsünün bu sebepten ile-rî gelmiş olması da ihtimal verilmek­tedir.

 Washington:

İran'ın yeni "Washington    büyükelçisi

Kasrullah İntizam bu sabah Başkan Eisenhower'e itimatnamesini takdim ettikten sonra, Başkanın yaranda ga­zetecilere şunları söylemiştir:

nEirleşik Amerika'nın İran'a ekono­mik yardım olarak verdiği 45 milyon dolar iki memleketi birbirine daha da yaklaştırmıştır. İran milleti ve hükü­meti bu yardımdan dolayı Amerika'ya çok minnettardırlar.»

3 Kasım 1953

 Tahran:

Siyasî ve dinî lider Ayetullah Kâşanî, bugün radyo ile yayınlanan demecin­de şunları söylemiştir:

Geriye asla bir adım atmayacağız. İn­giltere ile münasebetlerimizin kesil­mesine sebep olan âmiller ortadan kalkmadıkça bu memleketle yeniden münasebet tesis etmemeliyiz.

Kâşanî, millî hareketin, İran milletinin arzusuna uygun olduğunu belirttikten sonra devletleştirme kanununun do­kunulmaz olduğuna işaret etmiş ve millî harekete iştirak etmiş, olan ge­neral Zahidî'nin. İran'ın şeref ve hay­siyetini her ne pahasına olursa oolsun müdafaaya azmetmiş olduğunu söyle­miştir.

Diğer taraftan Güney ordusu d.eniz kuvvetlerinden 40 kadar ast subay verin tevkif edilerek Hürremabad kale-

sine sürüldükleri bildirilmektedir.

Hatırlarda olduğu gibi, sahil muhafa­za gemilerinden birinde meydana çı­kan sabotaj hareketi hükümet aley-tari bir teşkilâtın mevcut olduğunu açığa vurmuş, 3 bahriye eri kurşuna di­zilmiş 40 kadarı da tevkif edilmiştir.

 Tahran:

Sokak duvarlarına komünizm lehinde yazılar yazan altmış kişi tevkif olun­muştur .

6 Kasım 1953

 Tahran:

Askerî genel genel vali Ferhad Dadse-tan, 26 ekim günü İran Şahma suikas te teşebbüs eden üç kifinin tevkif edildiğini bildirmiştir.

Tudeh Dartîsine mensup olan üç kişi. Şahın hazır bulunacağı atletizm gös­terilerinde el bombası ile Şahı öldür­meyi tasarlamışlar, fakat plân bir gün. Önce meydana çıkarılmış ve spor gös­terileri tehir edilmiştir.

 Tahran:

Amerikan petrol mütehassısı M, Herbert Hoover Junior, Londra'ya hare­ketinden önce yaptığı bir beyanatta, »İran'da yaptığım tetkik seyahati es­nasında temasla bulunduğum kimse­lerin petrol hususunda yapıcı bir ne­ticeye ulaşmak hususunda gösterdik­leri samimî arzuyu müşahede etmek­ten memnun oldum.» demiş ve lüzum hssı! olduğu takdirde yine İran'a gel­meyi memnuniyetle kabul edeceğini sözlerine ilâve  etmiştir.

Amerikalı mütehassısın Londra'ya ha­reketinde" senra ımisalıitlerdeki ha­kim kanaat, iyimserlikten ziyade kö­tümserliğe yakın bir ihtiyat manzara­sı arzetmekte'ir .

Gazeteler Orta-Doğu petrol İstihsali ile ilgili iki grafik nedret mislerdir. 1945 ile 1953 yıllarına ait bu grafiklere gö­re İranı'ııı 1953 yılı petrol istihsali bü­tün Orta-Doğu petrolünün ancak yüz­de birini teşkil etmektedir. Halbuki Kuveyt İran ve Suudî Arabistac pet rollerinin yüzde 35 ilâ 67 gibi yüksek nisbetlere ulaşmış oldukları ve İran'­ın eski müşterisi olan piyasalarda tu­tunmuş oldukları belirtilmekledir. Hü­lâsa, M. Hoover'in, İran idarecilerine, böyle meşbu bir halde bulunan bir pi­yasaya petrollerini arzetmek hususun­da uğnyacakları müşkülâtı izah etmiş olacağı tahmin olunmaktadır.

7 Kasım 1953

 Tahran:

İran Dışişleri Bakanı Abdullah İnti­zam bugün basma verdiği beyanatta, İran'la Sovyet Rusya arasında müza­kerelerin tekrar başlaması için her tür­lü tedbire başvurduğunu söylemiş, di­ğer taraftan İran murahhas heyetine-şahsen başkanlık e tmiy.ee eğin i belirt­miştir.

İngiltere ile İran arasındaki müzake­relere temas eden Dışişleri Bakanı, İran hükümetinin bu konuda İngiltere'" de herhangi yeni bir mesaj almamış olduğunu söylemiş ve İran'ın bütün komşu memleketlerle dostluk müna­sebetleri idame etmek niyetinde oldu­ğunu ilâve etmiştir.

 Tahran:

Iran Başbakanı Zahidi bugün beyanat­ta bulunarak, petrol meselesinin halli hususunda İran hükümetinin    liyakatve uyanıklıkla harekete geçeceğini, di­ğer taraftan İngiltere ile siyasi müna­sebetlerin yeniden tesisi için bir ma­nî  görülmediğini  söylemiştir.

İran. Başbakanı diğer, taraftan, İran Bakanlar konseyinin yakıılda neşre*-dilmek üzere bir kararname hazırladı­ğını ve bu kararnamede İran'a girecek yabancı sermayelere büyük kolaylık temin edileceğini, bundan başka Ang-lo-îranîen Şirketinden alman paralar yabancı dövize tahvil edilebilece­ğini beyan etmiştir.

Beni alelade bir vatandaş olarak ta­kibata tâbi tutuyorsunuz. Bu takdirde kanun sanığın maiyetinde bulunan bir kimse tarafından muhakeme edilmesini meneder. Yoksa ki savcı makamında bulunan bu istihkâm subayı, benim maiyetimde idi. Çünkü ben o zaman Savunma Bakanı idim. »

Bundan sonra Dr. Musacidik'in sesi ar­tık duyulmaz olmuş, sözleri gözyaşla­rının arasında boğulurken sadece muh-teliç bir halde masaya vurduğu görül­meğe başlamıştır. Musaddik sonunda şöyle demiştir:

«Bütün dünya hakkımda verilecek ka­ran bekliyor. Bütün dünya diyecek ki yabancılar düşman bildikleri Musad-dtk'ın hakkından seldiler. "Vatanınıza ihanet .etmeviniz. Öyle hareket ediniz ki bütün dünya da sizin hareketiniz­den memnun kalsın. İdar? ettiğiniz memleket tahakküm altında iztirap çekmektedir.»

Bunun iizeviöE mahkeme başkanı mü­dahale ederek demiştir ki:

«Biz burada evvelâ sizi dinliyecek ön­den sonra karar alacağız. Ben 32 sene-denberi memleketimin hizmstindeyim. Ben bir yabancı ajanı olamam.»

Bundan sonra savcı ayağa kalkarak mahkemenin selâhiyetli olduğunu mü-beyyin  iddianamesini   okumuştur.

 Tahran:

Eski Başbakan Muhamnıed Musaddık hakkında açılan dava bugün de rüyet edilmiştir.

Sanık, çok bitkin bir halde yerine o-turmuş ve bir kaç dakika kendisine gelememiştir.

Hey'eti hakime Dr. Musaddık'a müs­tehzi nazarlarla bakmakta İdiler, Mu­saddık notlarını karıştırmakla meşgul­dü. Maznun avukatı ile şakalaştı ve vesaikini karıştırmış olmakla eğlendi. Sonra konuşmaya başladı.

Hakkımda vereceğiniz karardan kork­muyorum, ve eğer Şah beni af etme­ye kalkarsa bunu kabul etmiyeceğim. Zira hükümdarın affı ancak vatan ha­inleri içindir, halbuki ben yabancı mü­dahalesinin kurbanıyım.

Eski Başbakan Muhammed Musaddık-bu zamana kadar takip ettiği siyasete uygun olarak, bu sabah müdafi avu­katlarına kendisini savunmayacağını söylemiştir. Filhakika, eski Başbakanı yargılayan askerî mahkeme üyeleri, Musaddık'a eski Başbakan Nazari ile bakmaktadırlar ve nihayet Musaddik'-a atfedilen suç 15-16-19 ağustos tarih­lerinde Başbakanlıkta haklı ve sala­hiyetli olmadığından ibarettir.

Eski Başbakan Musaddık bundan son­ra müdafaasının diğer kısmına geçe­rek neşredilen fermanda vekillerinin haberdar  olmadıklarını,     binaenaleyh

mes'ul tutulamıyaeaklarmi söylemiş ve demiştir ki:

Dünyanın bütün hukukçularına sorunuz: Hakkımdan ve müdafaamdan ile­ri çikıyormuyum?

Bu sırada savcı ayağa kalkarak Mu-saddik'm celse mevzuunu bozduğunu söylemiştir.

Eski Başbakan Muhammed Musaddık savcıyı yukardan aşağıya süzdükte» sonra şunları söylemiştir:

Hukuktan haberiniz yok.

Bunun üzerine mahksme Başkanı cel­seyi tatil etmiştir.

11 Kasım 1953

 Tahran:

Dün Tebriz'den gelmiş olan ve sözle­rine inanılabilir bazı yoolcularm teyit ettiklerine göre, bu şehir pazartesi ve-salı günleri çok vahim karışıldıklara sahne olmuştur. Bu iki gün zarfında, çarşı açılmamış ve Musaddık taraftari kimseler hapishaneye hücuma kalkış­mışlardır. Polisin silâh kullanmak zo­runda kaldığı,ve elliye yakın kimseyi tevkif etmiş olduğu bildirilmektedir. TevKif olunanların ekseriyetini tüc­carlar teşkil etmekteydi.Resmî makamlar bu haber hakkında hiçbir malûmatları olmadığını bildir­mektedirler. Diğer taraftan hükümet ve askerî makamlar yarın Tahran'da herhangi muhtemel bir hareketi önliyecek her türlü ihtiyatî tedbiri almış bulunmaktadırlar. Zira Tudelı partisi­nin,  çarşıdaki  tüccarların büyük bir ekseriyetinin katılacağı tahmin olunan grev ve nümayiş hareketlerinde bu­lunmaya karar vermiş olduğu zaman tırnaktadır.

Bütün bu karışıklıkların Musaddık'ın .yargılanmasından ileri geldiği bildiril­mektedir.

 Tahran:

Eski Başvekil Musaddık bugünkü mu­hakemesinde kendisini yargılayan mahkemenin yetkisiz olduğunu isbata ve yargıçları kanuna aykırı bir mah­keme teşkil ettiklerini iknaa çalışmış­tır. Musaddık iddiasını desteklemek için şu üç delili ileri sürmüştür:

1  Bir askerî mahkeme bir Başvekili yar­gılamak yetkisini haiz değildir.

2  Yargıçlar bundan önce kendi emrine tabî bulunmuşlardır ve aralarından bazıları kendisi tarafından cezalandı­rılmıştır.

3  Mahkeme, bu husustaki kanunlara aykırı olarak teşkil edilmiş­tir. Eski Başvekil, kendisini zincirlere vurup zorla getirmedikçe bir daha bu mahkeme huzuruna çıkmayacağını i-lâve ettikten sonra ağlayarak yerine -oturmuştur.

Bunu müteakip söz alan savcı şöyle demiştir:

Musaddık millî hisleri tahrik etmek istemektedir. Eski Başvekil herkesi casusluk ve yabancı ajanı olmakla it­ham etmektedir.» Savcı sözlerini bi­tirirken mahkemenin bu dava husu­sunda yetkili olduğunu isbata girişmiş ve eski Başvekilin adalet sahasında çı­karmış olduğu kararnamelerin askerî mahkemelerle ilgili olmadığını belirt­miştir. Bunu müteakip celse tatil edil­miştir.

 Tahran:

Kum, Meşed ve Beşahr şehirlerinde ilân edilmiş olan sıkıyönetim kaldırıl­mıştır.

Diğer taraftan Tahran askerî valisi, halkı Tudeh partisinin tahrikine uyma­maya davet etmiştir-. Bilindiği gibi Tu­deh partisi yarın nümayişler yapmıya karar  vermiş  ve  bu   arada   dükkânla-

rın kapatılmasını istemiştir. Askerî va­li yayınladığı, tebliğde asayişi bozacak­ların şiddîüe cezalandırılacağını ha­ber vermektedir.

 Tahran:

Hükümet, eski Başvekil Musaddık'ın vatana ihanet suçundan mahkeme e-dilmesinden dolayı beliren protesto nümayişlerine karşı emniyet kuvvet­lerini bugün seferber etmiştir.

Tahranda, halkı Musaddık lehinde ya­rın umumi bir grev.e teşvik ve tahrik eden risaleler dağıtılmıştır.

Hükümet makamları, bu greve katı­lacakların şiddetle cezalandırılacakla­rını ihtar etmiştir.

 Tahran:

Dr. Musaddık'ın muhakemesinin dün­kü celsesi oldukça dramatik bir şekil­de cereyan etmiştir.

Sabık Başvekil mahkeme salonuna her zamankinden fazla sendeliyerek

girmiştir.

Başkan sözü Musaddık'ın müdafii al­bay Borzorgmer'e verince, Dr .Musad­dık pürhiddet yerinden fırlamış ve «müdafaamı kendim yapmak isterim» «avukatım birşey bilmiyor, esasen onu ben seçmedim, onu bana zorla siz ka­bul ettirdiniz» diye gürlemiştir. Bu de­fa müdafiine dönen eski başvekil; çok ağır hakaretler savurarak «seni tanı-mıyoorum benim avukatım değilsin* demiştir.

Nihayet, «böyle bir mahkeme dünya­nın hiçbir yerinde görülmemiştir» di­yerek sandalyesinin üstüne çöken eski devlet adamı başım elleri arasında al­mış ve daha sonraki sözleri anlaşıla-mıyan bir inilti halini almıştır.

Bu esnada hiddetle yerinden kalkan müddei umumi, Musaddikm iki gün-denberi herkese hatta müdafiine dahi hakaret etmekte olduğuna nazarı dik­kati çekmiş ve başkanın sözü müdafi-ye vermek hususundaki yetkisini ha­tırlatmıştır. Başkan müddei umuminin sözlerini teyiden albay Bozörgmer'den müdafaasını  yapmasını   talebetmiştir.

Bu karar üzerine sabık başvekil dos­yasını koltuğuna alarak müddeiumu­miye küfürler savurarak salondan çık inak istemiştir. Fakat Başkan derhal duruma hâkim olalrak suçluyu tutup yerine getirmelerini emretmiştir, Mu­saddık bir kelime söylemeden iskem­lesine yığılmıştır.

Avukat nihayet konuşmaya başlamış ve biraz çekinerek müvekkilinden şi­kâyet makamında, Muısaddık'm ken,-disİne itimad etmediğini müdafaası i-çin kendisine hiçbir malumat vermedi­ğini beyanla, bizzat hazırladığı 26 sayfalık müdafaanamesini okuması i-çin Musaddık'a müsaade olunmasını istemiştir.

Müzakere maksadiyle celseyi tatil e-den başkan yeniden yerini işgal ettiği zaman eski başvekile söz vermiştir.

Fakat Musaddık, bir tuzağa düşürül­mekten korktuğu için mi yoksa bunu bir fırsat saydığından mıdır bilinemez, arkada oturan' gazetecilere müdafaa-iıamesinin kopyalarından dağıtmaya başlamıştır. Bunu gören emniyet me­murları derhal kopyaları toplamıştır.

Nihayet sabık başvekil ayağa kalka­rak sakin bir sesle müdafaasını oku­maya  başlamıştır.

Musaddık sözlerine Şahı övmekle, hü­kümdarın «dünyada eşi bulunmayacak kadar iyi bir insan olduğunu kendisi­ni bir zamanlar hapisten kurtarmış' bulunduğunu, bu sebepten bütün in­sanlık meziyetlerini kendinde topla­mış bulunan Şaha saadetler dilediğini beyan ettikten sonra İngiltere'nin İran İşlerine 50 yıl müddetle müdahalede bulunmasına hücumla Eiza Şahı tahta geçirenlerin de İngîlİ2İer olduğunu i-fade etmiştir.

Musaddık bundan sonra iki yıllık baş­vekâlet hizmetine temas ederek bu müddet zarfında asla Şah aleyhine, ça­lışmadığını, aleyhinde olduğu cihetin meclis ve hükümet işlerine krallığın müdahalede bulunması olduğunu ve yine bu muhalefetinin de Şahın men­faatine olduğunu söylemiştir.

Bu defa Musaddık referandum'u nasıl hazırladığını izah etmiştir: »İngilizler, o zaman İran hükümetinin petrol me-

selesi hakkında Levy İsminde bir Amerikalı ile giriştiği müzakereleri bal­talamağa ve mecliste bazı mebusları kendisine karsı hücuma teşvik ederek kabineyi düşürmeğe teşebbüs etmiş­lerdir.

Bundan başka, muhalefete geçen me­bus Hüseyin Mekki 40 oyla devlet ban­kası kontrolörlüğüne seçildi. Bu vazi­yet bana mecliste 40 mebus kaybetti­ğimi  gösteriyordu.»

Eski baş«ekİI bu arada, enflasyona başvurmuş olduğunu, davlatin itibarı^ ms sarsılmaması için halktan gizlemiş olduğunu, Hüseyin Mekki'nin açığa vurmasından da korkmuş olduğunu itiraf etmiş ve bütün bu sebepler yü­zünden milli cephe ile birleşerek re­feranduma başvurduğunu ve n-sticede-referandumun kendisini haklı çıkar­mış olduğunu beyan etmiştir.

12 Kasım 1953

Tahran:

Bugün Tahranda Musaddık lehinde yapılan bir nümayişde iki kişi ölmüş e 40 kiş yaralanmıştır.

Askerî birlikler nümayişçiler üzerine-ateş e talîden bunlara dağılmalarını ihtar etmiş fakat Musaddık taraftar­ları  dinlememişlerdir.

Tahran:

Müddeiumumi General Azmoudeh, mahkemenin selâhiyetine ait izahatı­nı  bitirmiştir.   İddianame  7  saat sürmüstür.

Müddeiumumi, Musaddık'ın, Şah'm selâhiy-2ilerinin sadece protokola^ ait olduğu yolundaki iddiasını reddetmiş ve şöyle demiştir: «Mademki Şah'ırt selâhiyetlerinih sadece protokola ait * olduğu sanık tarafından iddia edilmek" tedir. o takdirde neden hükümdarın s slâhi yeti erini tahdit için sekizler ra­porunu meclise tasvip ettirmeğe çalış­mıştır. Geçen ağustos ayındaki duru­mu hatırlayınız. Musaddık her türlü, selâhiyete malik bulunuyor ve bunla­rı kötüye kullanıyordu. Hatta bir mec­lis dahi olsaydı Musaddık bunun önün-

de boyun eâmiyecekti. Kendisini Şah veya Reisicumhur sıfatiyle kabul et­tirmeğe azmetmişti. Bu itibarla ceza Kanununun 317 inci maddesi doktor Musaddık'a tatbik edilmeli ve kendisi

'Ölüm cezasına çarptırılmahdır. Mah­keme bu rüiyyete selâhiyetlidir.»

'Mahkeme reisi bundan sonra sözü Ge­neral Riahi'ye vermek istemiş fakat Museddık protesto etmiştir. Sanık 7 saat konuştuğunu ileri sürerek müd­deiumumiye cevap vereceğini bildir­miş ve reis de kendisine hitaben siz :S gün konuştunuz demişse de Musaddik İsrar ederek şunları söylemiştir:

'Müddeiumumi beni Şaha düşman ol­makla itham etmektedir. Cevap vere­ceğim, iki gün sonra mahkûm edilece­ğim. Eu itibarla mahkûmiyetime ait vasiyetnamemi şimdiden bildirmek is­terim. Davayı temyiz etmiyeeeğim ve .af talebinde bulunmıyacağım. Beni tevkifhaneye iade etsinler ve orada ra­hatça öleyim. Ben bütün hayatı bo­yunca İran'ın müstemleke haline gel­memesine     çalışmış     bir     İran'1 iyim.

Memleketime yabancılar karşısında itibarını iade etmiştim. Fakat yaban­cılar milletimizin uyanmasını istemi­yorlar. Onlar kendi arzularına göre Şahı elde etmek, onu tayin etmek ve­ya iş basından uzaklaştırmak arzusun­dadırlar. Memleket kendini müdafaa etmek kabiliyetinde olan adamları hi­maye etmelidir. Hürriyet ve istiklâli­ni savunan ve hakikate erişmek iste­yen bir memleketin takibedeceği ye­gâne yol budur. Hayatının sonuna gel­miş "bir insan sıfatiyle son sözümü şu olacaktır: Ben hiç bir zaman Şah ve­ya Beisicumhur olmak arzu ve heve­sini beslemedim.

 Tahran:

Komünistler ve Musaddık taraftarları­nın muhtemel bir ayaklanmalarını Ön­lemek için bugün polis devriye kuv­vetleri ve muhafızlar arttırılmıştır. Tahran kız lisesinde Musaddık lehin­de tezahürat yapan 20 kadsr kız tale­be polisin müdahalesiyle susturulmuş­lardır. Tahran valisi şehirde karışık­lık çıkaracak olanların şiddeti) bir şe­kilde tecziye edileceklerini bildirmiş, herkese hüviyet cüzdanlarım yanlarında taşımaları ve istenildiği zaman gös­termelerinin   mecburî olduğu  tebliğ edilmiştir.

 Tahran:

Dr. Musaddık, evvelce söylediğinin-hi­lâfına olarak, muhakemesinin dün öğ­leden sonraki celsesine istiyerek işti­rak etmiştir.

Başsavcı Azmudeh, iddianamesinde, suçlu tarafından selâhiyetine itiraz o-lunan mahkemenin yetkisini müda­faaya devam etmiştir.

Hâkim, Musaddık'm müdafaa şeklini tenkid ederek her milletin, yaşamak için prensiplere dayanması lâzımgel-diğini söylemiş ve demiştir ki:

Musaddık bu prensipleri ayak altına aldı. Şimdi kendisi muhakeme edili­yorsa, bu, memleketimize sebebiyet verdiği maddî hasardan dolayı değil, zira bunlar tamir edilebilir, fakat kral­lık an'anelerine dayanan bir milletin manevi temellerini sarstığı içindir.

Savcı, Musaddık'm. anayasada derpiş edilmemiş olan tam yetkileri elde et­tiğini ve bilhassa askerî adalet saha­sında bu yetkileri aştığını ispata giriş­miştir. Musaddık savcıyı dikkatle ve bazen de müstehzi bir eda takınarak dinlemiştir.

13 Kasım 1953

Tahran:

Mahkemenin celsesi esnasında söz a-lan Dr. Musaddık kendisini Mareşal Fctain'c benzetmiş ve demiştir ki:

«Benim davam tıpkı Fransa'nın ihti­yar Mareşali Petain'inkİne benziyor. Yalnız aramızdaki fark, Petain'in mem leketi düşmana terk etmesin e mukabil benim  aksini   yapmış  olmamdır.

«Muhakkak olan birşey varsa o da be­nim de Petain gibi mahkûm edilece­ğim dir.

Tahran:

Tahian'da dün vuku bulan nümayiş­lerde bir kişi ölmüş, iki kişi yaralan­mış ve 96 kişi de tevkif edilmiştirrnak hususunda selâhiyetli bulundu­ğunu tebarüz  ettirmektedir.

Her iki sanık mahkeme kararının o-kunmasını hiçbir itirazda bulunmadan dinlemiğlerdir. Mahkeme bunun üze­rine davanın esasına geçerek sanıkları hakkında hazırlanan iddianamenin o-kunmasını talep etmiştir.

 Tahran:

İran askerî mahkemesi, eski başvekil Dr. Muhamrned Musaddik'ı vatana iha­net suçundan muhakemeye selâhiyet­li olduğuna bugün karar vermiştir.

Kararı okuyan mahkeme reisi Nasrul-lah Mukbeli, askerî mahkeme ile baş-hakimin Musaddik'a isnad edilen va­tana ihanet suçundan muhakemeye selâhiyetli olduğunu bildirerek, mah­keme heyeti. Şahın İran anayasasına ve hukukî taamüllere göre, bagvekilini azle selâhiyetli olduğuna karar ver­miştir, demiş vs evvelce vazifelerin­den alınan dört eski başvekili zikret­miştir.

 Tahran :

Son günlerde pazar yerinde ve şehirde 'vuku bulan karışıklıklarda tevkif olu­nanların sayısı muhtelif kaynaklara gö­re değişmektedir. Mahalli basın bu kargaşalıklarda 263 kişinin tevkif olun­duğunu tahmin etmektedir.

Dün alman haberlere göre bunlardan 50 kadarı serbest bırakılmıştır. Diğer­lerinin, Basra körfezinde Khark ada­sına  sevkolun;!ukları   bildirilmiştir.

Diğer taraftan eski Tebriz mebusların­dan İbrahim Milani ile Muhammed Taghi  dün serbest bırakılmışlardır.

Bilindiği gibi bu iki mebus, pazar yeri hâdiselerinin mesulü addedilerek Cu­ma günü tevkif olunmuşlardı.

16 Kasım 1953

 Tahran :

Musaddık dâvasının bugünkü celsesin­de müddeiumumi General Azmudeh iddianamesini okumuştur. Bundan ev­vel Dr. Musaddık ve    General    Riahi

mahkemenin yetkisi hakkında verilen hükme itiraz etmişlerdir.

Müddeiumumi iddianamesine şöyle' başlamıştır: »Bu dâva tarihî bir hâ­disedir. Sanıklar kendilerine atfolunan suçları inkâr ed em iyec eki erdir. Ken­dilerini her şeyi itirafa mecbur edece­ğim. Bir âsi olan Musaddık hâlâ Baş­vekil olduğunu iddia etmekle gülünç mevkie düşmektedir. Ferman, bayrak, mahkeme ve kanun karşısında kendisi­ni Reisicumhur sanıyor.» Son sözler' üzerine Musaddık sadece «Rica ederim» diye cevap vermiştir.

Müddeiumumi bundan sonra 19 Ağus­tos şehitlerinin ailelerinin -eski. Başve­kilin ölüme mahkûm .edilmesi husu­sunda kendisinden talepte bulundukla­rını bildirdikten sonra şöyle demiştir:

28 ay müddetle bütün İran halkı Mu-saddık demogajisinin kurbanı olmuş­tur. Halk kendisine yapıları vaatlerin

tahakkukunu beklerken Musaddık şim­di kendisinin huzurunuza çıkmasına sebep olan hedefini gözlemekteydi.»

Bundan sonra mahkeme reisi, Şah fer­manının anayasaya uygun olan iddia­ların esasını teşkil ettiğini ve uçurum­dan kurtulan memleket tarihinde mü­him bir vesika sayılacağını belirtmiş­tir.

Müddeiumumi yeniden söz alarak, sa­nığı vatanperverliği inhisar altına al­mak ve kendilerini «yabancı ajanları» olarak itham etmekle halk arasında ni­fak tohumlan saçmakla da suçl andır -mıştır. Müddeiumumi sözlerine şöyle devam etmiştir :

«Bu adam sizi yanıltmağa çalışacaktır.. Fakat ben onun hiçbir sözünde samimî olmadığını şu sualle ispat edebilirim: İmparatorluk   fermanına   niçin itaat etmemiş?»

Musaddık bu sabahki celse esnasında müddeiumuminin sözlerini yalnız iki defa kesmiştir. Bir keresinde mahkeme reisinin kendisim «hakaret» etmiş ol­masından şikâyet etmiş, ikinci defa ise müddeiumuminin Musaddıkm hakikî bir doktor olduğundan şüphe ettiğini ifade eyliyen sözleri üzerine müstehzi bîr tavırla »kim bilir belki.de veteri­nerim» diye cevap vermiştir. Asinden bahseden mü-d ileiumumî, sa­nığın vaktiyle İsviçre "tabiiyet in s gir­mek istediğini söylemiş ve Kaçar ha­nedanına hizmet ettiği sırada, bir fer­man üzerinde tahrifat yaptığından ötü­rü, dayak cezasına tâbi tutulduğunu da Heri sürmüştür.

Müddeiumumi -sözlerine şöyle son ver­miştir :

Musaddık ve Riahi surlarım kabul ede­cek olurlarsa iddianamenin bazı tadi­lâta tâbi tutulması mümkündür.

 Tahran :

Musaddıkm muhakemesinde iddia ma­kamı dün eski Başvekilin idam edil­mesini talep etmiştir.

Müddeiumumi Hüseyin Azimüddin, as­kerî mahkemede «mahkemenin öiüm cezası vermesi hususunda ısrar ediyo­rum.» demiştir.

Müddeiumumi, Musaddıkm askerî iş­lerini tedvir eden General Riahi'nin de idamını istemiş ve Şah memleketten, ayrıldıktan sonra Tahran'daki bütün heykellerinin alaşağı edilmesi için Ge­neral Rîahinin emir verdiğini söyle­miştir.

Bunun üzerine Musaddık, mahkeme heyetine şöyle bağırmıştır :

«General Riahi, benim emrimde bulu­nuyordu. Binaenaleyh mesul değildir.. Eu emirleri kendisine ben verdim.«

Fakat bilindiği gibi bütün muhakeme­si esnasında Musaddık, Şaha karşı hiç bir zaman sadakatsizlik etmediğini söy­lemiştir.

Müddeiumumi bunun üzerine mahke­meye şu hâdiseyi anlatmıştır :

«Musaddık her zaman bir sahtekâr ol­muştur. Gençliğinde o zamanki Şah Muzaffereddin ile bir yılbaşı bayra­mında görüşürken Şaha bir avuç al­tın sikke vermiş, İakat sonradan bun­ların kıymetsiz bronz paralar olduğu anlaşılmış ve Şah Musaddıkm kamçı­lanmasını emretmiştir, s

21 Kasım 1953

 Tahran :

Baş müddeiumumi General Azmude-bu sabah iddianamesinin kıraetine devam etmiştir. Müddeiumumi İran ana­yasasının iktibas edilmiş bulunduğu Belçika anayasası mevzuatına temas etmiş ve müteakiben İsveç anayasası hükümlerini toplamak suretiyle Belçi­ka ve İsveç krallarının fiilen gayet geniş yetkilere sahip bulunduğunu be­lirterek, acaba eski Başvekil buna ne cevap verecektir? Diye sormuştur. Mu­saddık cevabında, hukuk doktoru ol­duğuna şimdi esef duyduğunu bildir­miştir.

Müddeiumumi bundan sonra, eski baş­vekile La Haye'e ve Birleşik Amerika ya yaptığı seyahatler sırasında berabe­rinde götürdüğü mütehassıslar için akıllara hayret verecek derecede mas­raflar etmiş olduğunu bildirmiş ve bu­nun devlet hazinesine büyük zararlar" verdiğini hatırlatmıştır. Musaddık, bu1 makul mütalâatm doğruluğunu inkâr-yoluna sapmış ve bunlara cevap vere­ceğini söylemiştir. Eğer Musaddık her" iddiaya ayrı ayrı cevap vermeğe kal­kışacak olursa dâvanın haftalarca sü­rüncemede kalması nek muhtemeldir.

22 Kasım 1953

 Tahran :

Müddeiumumi, Cumartesi akşamı yaptığı beyanatta, Dr. Musaddık aleyhin­deki iddianamesini okumaya pazar gü­nü de devam edeceğini söylemiştir.

Eski Başvekil, iddianame okunurken,. notlar almakta devam etmiştir. Bu su­retle iddianamenin her noktasına ce­vap vermek niyetinde bulunduğunu iz­har  etmiştir.

Müddeiumumi dün öğleden sonra oku­duğu iddianamesinde, Musaddık'uı. dış memleketlere    gönderdiği heyetler için yaptığı masraflardan bahsetmiş ve bu arada İran tezini La Haye adalet divanı önünde müdafaa eden Profesör-Polin'e ve Alman maliyecisi Dr. Schat'a verdiği hediyelerden  dolayı   kendisimi suçlandırmıştır.

- Tahran:

.Müddeiumumi General Azmude iddia­namesini dün aksam tamamlamıştır. Mahkeme balkanı bundan sonra günde yalnız bir oturum yapılmasına karar verdiğinden Dr. Musaddıkm bugün öğ­leden sonra söz alması mümkün görül­mektedir.

"Sanık gazetecilere yarı şaka yarı ciddî «cevap v.ermek için daha bâr aylık zamanım var» demiştir.

Muhakemenin bu kadar uzamak ihti­mali kimseyi korkutmamakta, bilâkis münakaşalar ifân azamî bir zaman bı­rakılması hususunda herkes mutabık görünmektedir.

Askerî müddeiumumi iddianamesinin son kısmında Dr. Musaddıkı anayasaya aykırı olarak vatandaşları keyfî suret­te tevkif ettirerek fert hürriyetini, ba­sın hürriyetini ve muhaberat mahre­miyetini ihlâl etmekle, adalete baskı yapmakla ve dinî akidelere muhalif hareket etmekle itham etmiştir.

27 Kasım 1953

 Tahran :

İran Dışişleri Vekili Abdullah İntizam bugün France Presse Ajansı temsil­cisi ile görüşerek, Mr. Edenin Zahidi-ye bir mesaj göndermiş olduğuna dair "haberleri tekzip .etmiştir.

Dışişleri Vekili diğer taraftan, Mr. Edenin Avam Kamarasında İran pet­rolleri hakkındaki beyanatının resmî metnini henüz almamış bulunduğun­dan bu hususta da herhangi bir yo­rumda  bulunmağı reddetmiştir.

30 Kasım

 Tahran :

Iran hükümetine mensup bir sözcü, bu gün beyanatta bulunarak İngiltere Dış­işleri Vekili Eden'in, İran hükümetine gönderdiği notanın son derece ehem­miyetli olduğunu söylemiş, fakat iki memleket arasında diplomatik müna­sebetlerin yeniden ihdası için anlaşma

vuku bulduğuna dair haberleri tekzip etmiştir.

İran Münakalât Vekili Farzanegâh, önümüzdeki birkaç gün içinde İngüte-reye cevabî notanın takdim edileceği­ni açıklamıştır.

Notanın petrol dâvasiyle ilgili olup olmadığı sualini cevaplandıran Vekil söyle demiştir :

»Muhayyilenizi kullanınız.»

Farzanagâh, İran hükümetinin Londra-daki Büyük Elciliğini açmak üzere hazırlıkta bulunmadığını söylemiş ve demiştir ki :

«Diplomatik münasebetler henüz bu safhaya erişmemiştir.»

 Tahran :

Burada yargılanmakta olan eski Baş­vekil Dr, Musaddik dun ordu komu­tanlarına Şah aleyhinde telgraflar gön­derdiğini itiraf etmiş, fakat bunu Ge­neral Riahi'yi kurtarmak için yaptığı­nı ilâve etmiştir.

Yargılanmasını protesto makSadiyie açlık grevi ilân eden Musaddık dün geceyi yemek yemeden geçirmiş, fa­kat bu sabah kahvaltı istemiş ve ken­disine getirilen tepsiyi silip süpür­müştür.

Dünkü celsede mahkeme reisi ile Mu­saddık arasında aşağıdaki muhavere cereyan etmiştir :

Reis  Şah; General Zahidiyî başvekil ilân edince kendisini niçin tevkif et­tirdin?

Musaddık  Çünkü hükümete karşı cephe aldı ve siyasete karışmaya baş­ladı. Hakikî Başvekil ben bulunuyor­dum.

Reis  Peki, memlekette rejim deği­şikliği istiven solcu basma karşı niçin cephe almadın?

Musaddık  Gazeteleri okumadım.

Reis  Niçin General Riahi'nin, ordu komutanlarına Sah aleyhinde telgraf göndermesine müsaade ettin?

Musaddık  Emri ben vermedim.

Bunun üzerine hâkim General Riahiye ayni suali tevcih ettiği zaman, Ri-ahi, emrin. bizzat Musaddık tarafın­dan verildiğini ifade etti.

Bunun üzerine ne diyeceği sorulan Mu­saddık şu cevabı verdi:

 emri ben verdim. Sırf General Biahi'yi kurtarmak için yaptım. Şah, habersiz olarak memleketten kaçarak etrafın karışmasına sebebiyet verdi. Şahın benim bu arada yargılanmama müsaade etmesine şaşıyorum.»

 Tahran ;

Dr. M us addık m ve General Riahi'niir.. sorguları, hâdiseye yeni bir unsur ka­rışmadan bu sabah, tamamlanmıştır.

Dr. Musaddık müdafaasına bugün öğledaiı sonra başlıya bilecek t ir. Ancak kendisine iki mühim tembihatta bulu­nulmuştur :

Musaddik sadece iddianamede adı ge­cen,  yani  16 İlâ 19 Ağustos tarihleri arasında cereyan    eden    hâdiselerden bahsedecektir  ve   devletin  menfaati­ne  halel  verecek»   şekilde  konuştuğu;, takdirde gizli celse ilân olunacaktır Musaddık'ın yargılanması

16/11/953  tarihlî  «Ulus» Aııkara'-

Yazan:  Ahmel Şükrü ESMER

Eski Başbakan Musaddıkı alenî olarak "bir askerî mahkemede yargılamaya kalkmakla Zahidi hükümetinin, başa­rabileceğinden çok daha netin bir te­şebbüse «irişmis olduğu görülmektedir.

Bir haftadan beri devam etmekte olan soreusunda, eski Başbakan kendisini iktidara ve sonra da diktatörlüğe gö­türen kurnazca tabiyeyi takip ederek, suçlu, vaziyetinden mazlum vaziyetine geçmiştir.

Musaddık, Saha karşı gelmek vp va­tana ihanet .etmekle suçlandırılıyor. Mahkemenin yetkisi meselesini orta-va attığından, henüz esasa geçilmiş delildir. Musaddık. kendisinin ve ar-kadaslarmm askerî mghkemode vareı-]an».mıyacak]arını İddia ediyor. Sövledirinp göre. İranda sivil vatandaşların askerî m ah kem elere e yargılanması usulü kendisinin Ba^bakanl'Şi zama­nın ilşa edilmiştir. "Hattâ bir asker "bile sivasî sultan dolayı askerî mah­keme huzuruna çekilemez.

İran kanunlarında bu noktadaki hü­kümlerin ne oldu «umu yabancıların bil­mesi kolay de&ildir. AnlaSilan İran hukukçuları arasında "bile anlaşmazlık vardır. Fakat Musaddıkin yargılanma­sı meselesi artık bir hukuk dâvası ol­maktan çıkmış, siyasi mesele halini al­mıştır. Mahiyeti her ne olursa olsun, her mahkemenin karşılaşacağı zorluk buradadır. Bu siyasi mücadele de za­man Zahidi'den ziyade Musaddıka yar­adım etmektedir.

 diktatörlüğe :

Musaddık, Petrol meselesinde İngiltere ile anlaşmak istiyen Razmaramn katli üzerine meydana gelen buhran içinde 1951 yılı ilkbaharında iktidara geçmiş­ti. Yaptığı ilk işlerden biri petrol en­düstrisini devletleştirmek olmuştur. Bu hareketi İran Milleti tarafından tasvip edildi. Fakat Musaddıkin İngiltere ile arası açıldı. İngilter.e ile giriştiği mü­cadelede Musaddık her zümre İranlı tarafından destekleniyordu. Çok kuv­vetli bulunduğu zamanlar oldu. Eğer Musaddık vaziyet ve şartların realite­sini anhyarak petrol meselesinde İra­na en çok menfaat teinin eden bîr an-laşmıya varsaydı, memleketine de hiz­met etmiş olurdu.

Fakat uya hep, ya hiç» politikasını ta­kip etti. Bu arada petrol varidatından mahrum kalan İranın malî vaziyeti zor­laştı. Gidilen yolun doğru olup olma­dığı hakkında şüpheler uyanrmya baş­ladı. Şah 1952 yılı temmuzunda Mu-saddıkı değiştirerek yerine Kivamus-saltanayı ...ayin etmiye teşebbüs etti. Kâşaninin de yardımiyle Musaddık fou teşebbüsü suya düşürdü. Bu hâdise Şa­hın otoritesini sarstı.

Bundan sonra Musaddık Önüne geçen her mukavemeti yıktı. Meclisten geniş yetkiler istedi. Bu tartışmalar sırasın­da Kâşani ile arası açıldı. İstediği yet­kileri sağlayınca orduyu kendi nüfuzu altına getiren tedbirler aldı. Nihayet Ayanı ve Meclisi kaldırdı. Şahı arka plâna atmış. Kâşaniyi kırmış, Ayanı ve Meclisi feshetmiş, Musaddık yalnız kal­mıştı. İşte bu sıradadır ki, geçen Ağustos ayında Şah tekrar sahneye çıktı: bir fermaniyle Musaddıkı azlederek, yeri­ne Zahidiyi başbakan tayin etmeyi ka­rarlaştırdı. Fakat Musaddıkin azil fer­manım kabul etmiyeceğinden şüphe­lendiğinden, bir takım gizli askerî ted­birler de alındı. Diktatörlükten asiliğe:

Hâdiselerin gelişmesi Şahı haklı çı­kardı. Kendisine azil fermanını tebli­ğe gelen memuru Musaddık tevkif et­tirdi. Alman askerî tedbirler de ilk adımda aksadığından. Şah memleketten dışarı çıkmayı ihtiyata uygun gördü. Zahidi de saklandı. Fakat birkaç gün sonra talih tersine döndü. Bu defa bir kısım askerlerin ve bir zümre halkın yardımı İle Musaddık düşürülerek, Şah geri döndü ve Zahidi iktidarı ele aldı.

Şimdi Musaddık, Aüiustosta azil ferma­nını takabbül etaıiyerek bir darbe yap­makla suçlandırılıyor. Bu hâdise Mu-saddık'ın iki yıldan fazla süren ikti­darı zamanında takip etmiş olduğu po­litika çerçevesi içinde mütalâa edilme­lidir. Hakikatte Musaddık, 1952 yılı ya­zında Kıvamussaltanaiıın tayinine mâ­ni olurken de Şaha karşı gelmiştir.

Şah ile Musaddık arasındaki mücade­lenin arkasında petrol meselesinde ta­kip edilecek politika meselesi vafdır-Bu noktada da İran milleti hâlâ Mu-saddıkm tarafı ndadır. Zira, petrol me­selesi İranlılar inin bir bağımsızlık me­selesi olmuştur. Musaddıkın yenilgisi -Şahın zaferi olduğu gibi, Ingilterenin. de zaferi mânasını taşımıştır. Şah için talihsizlik bundadır.

Bu sebepledir ki, Musaddıkın suçu üzerinde fada durulmamış ve hattâ kendisine İrandan kaçmak fırsatı ve­rilmiş olsaydı, daha isabetli hare!k edilmiş olurdu^ Şimdi acılan çığır teh­likeli bir hal almıştır: Musaddık ceza-landıniamaz. Hele idam edilemez. Zira ölü Musaddık, canlı Musaddıktan da­ha tehlikeli olur. Kendisini beraat et­tirmek de -ayrı tehlike teşkil edecek, Hülâsa Zahidi bu meselede çıkmaza girmiştir.

2 Kasım 1953

 Şam :

«El Bina» gazetesi bu sabah Lübnana hareket etmiş olan Başkan Eisenhowe-rin hususî temsilcisi M. Eric Johnsto-ııun Beyruttaki Amerikan Büyük Elçisi ile dün hazırladıkları program hakkın­da yazdığı bir makalede, bu hususta teklif olunan plânın tatbik mevkiine konması yolunda İlk zorluğun Arap memleketlerinin İsrail ile İşbirliği yap-may; reddetmeleri ile meydana çıka­cağını  belirtmektedir.

Gazeteye göre, bu şekilde meydana ge­len çıkmazdan, kurtulmak üzere Ame­rikan temsilcisi projesinde üç memle­ket arazisini ilgilendiren tasarının ta­hakkuku için üç Arap devleti ile A-merika arasında ve İsrail toprakları hakkında İsrail ile Amerika arasında benzer anlaşmalar ak d olunma s mı tek­lif .etmiş olmalıdır.

11 Kasım 1953

 Şam :

Samdaki U. S. İ. S. Amerikan Haber­ler Servisi bugü nbasına verdiŞi bir tebliğde Amerikanın hic bir zaman, A-rap memleketlerini, kendilerine yaptı­ğı ekonomik yardımı kesmekle tehdit ederek Şeria ırmaŞı hakkındaki Johns- * ton projesini kabule zorlamağı düşün­memiş olduğunu bildirmiştir.

Tebliğde, karşılıklı güvenlik dairesinin Arap ve İsrail memleketleri irin 100 milyon dolar ayırmış olduğu, bu para­nın büyük bir kısmının ekonomik pro­jelerini tatbik mevkiine koyabilmele­rini teminen Ara? memleketlerine tah­sis olunacağı ve bu memleketlerin bu

yardımı kabul edip etmemekte serbest oldukları hatırlatılmaktadır.

21 Kasım 1953

 Şam   :

Doğu Atlantik ve Akdeniz Amerikan Deniz Kuvvetleri Başkumandanı Ami­ral Wright dün akşam Amerika Büyük Elciliğinde tertip ettiği bir basın, kon­feransında ezcümle şöyle demiştir :

Ziyaretim tamamen hususî mahiyette bir nezaket ziyaretidir. Bundan mak­sat, bazı iddialar hilâfına, Arap ros-m-leketleri tarafından reddedilen Orta Doğu savunması yerine Amerika ile Arap devletleri arasında İki taraflı an­laşmaların akdi imkânlarını Araplara ihsas etmek değildir.

Bir gazeteci Amirale su suali sormuş­tur :

Orta - Do§u savunma tasarısının Arap devletleri tarafından reddî bu bölge­nin müdafaasında bir bokluk teşkil et­memekte midir?

Amiral cevaben, bu red neticesinde ha­kikî mânasiyle bir boşluğun hâsıl ol­masından bahsedilemez. Fakat Ameri­kalı idarecilerin kanaati şudur ki, Arap devletlerinin kendi aralarında gayret­lerini koordîne etmeleri önemlidir. Zi­ra bir ihtilâf halinde bu bölge düşman için çok ehemmiyetli olabilir. Ameri­kalı İdareciler Arap devletlerinin, gay­retlerini koordine etmek bahsinde an­laşacaklarını ümit etmektedirler, de­miştir.

Diğer bir gazeteci, Filistin meselesi halledilmeden evvel Orta - Doğu sa­vunmasının bir esasa raptedilip edile-miyeceğini sormuş buna cevaben de A-miral Wright şöyle demiştir :

4 Kasım 1953

 Beyrut :

Dün öğleden sonra Lübnan meclisinde bir münakaşa dövüş başlangıcına inkı­lâp ederken Meclis reisi oturumu tatil ve salonu tahliye etmiştir.

Hâdise şöyle cereyan etmiştir: Bey­rutlu Şiî mebuslardan Abdullah Hoca söz almış bulunuyordu. Eski Dışişleri Bakanlarından Hâmid Frangie müdahale ederek Abdullah Hocayı tenkit etmiş ve onu maskaralık, bozgunculuk ve siyasî haydutlukla itham eder.ek'ha-karette bulunmuştur. Abdullah Hoca buna şiddetle mukabele etmiş, mütea­kiben Hâmİd Frangie bir bardak suyu hocaya fırlatmıştır. Bardak Abdullah Hocanın sırtına isabet ederek kırılmış­tır. Bunun üzerine iki tarafı tutan me­buslar birbirlerine girmişlerdir. Bu arada eski başbakanlardan Sami Solh Frangie'nin Üzerine atılmış ise de ar­kadaşları tarafından güçlükle zapto-lumn ustur.

2 Kasım 1953

 Amman :

Ürdün basın bürosundan bildirildiği­ne göre, Kudüsün Araplar kısmında, şehre su veren ana boru 1 Kasım ak­şamı, Skopus dağının 600 metre me­safesinde bir noktada saatli bir bom­ba ile tahrip edilmiştir. Baltalama ha­reketi bugün sabaha karşı saat üçte, suyun pompalanmasına başlandığı za­man keşfedilmiştir.

5 Kasım 1953

 Kahire :

Mısır hükümeti, Ürdün millî muhafız kıtalarını takviye etmek gayesiyle 700 bin İngiliz liralık munzam bir tahsisat verilmesini kabul etmiştir. Bu uğurda Arap birliği memleketleri tarafından kabul edilen tahsisat yekûnu 2 milyon İngiliz lirasını bulmuştur. İlgili çevre­ler bu münasebetle, Glubb paşanın ku­mandasında bulunan Arap lejyonu ile Ürdün millî muhafızlarını karıştırma­mak gerektiğini belirtmektedirler. Mil­lî muhafızlar Filistin hududuna yakın Arap köylerini muhafazaya memur ye­ni bir teşkilâttır.

7 Kasım 1953

 Amman :

Amerikan maslahatgüzarı M. Adrew Lynch tertip ettiği basın konferansın­da ezcümle şunları söylemiştir :

«İki haftadanberi Ürdün basını Ame­rikanın takip ettiği Yakın - Doğu si­yasetini tenkit etmektedir. Bu tenkitler benim fikrime göre, ya bu siy as e" tin yanlış tefsirinden, veya bu husustakâfi malûmat elde olunamamasındanileri gelmektedir. Bu sebepten Ürdünbasınına bazı açıklamalarda bulunmakgerektiğine kani oldum.

1  Banat Yakov civarında İsraillile­rin Şeria ırmağının istikametini değiş­tirmek maksadiyle giriştikleri hareke­ti, Birleşmiş Milletler mütareke komis­yonunun kararı hilâfına durdurmak is­temeleri   üzerine,  İsraİle  yapılan  eko­nomik yardım    muvakkaten durdurul­muştur. Amerikan hükümeti İsrail bukarara uymadığı müddetçe ekonomik yardımın   kesilmesine   karar   vermişti,İsrail karara uyduğuna göre yardımınkesilmesi sebebi ortadan kalkmış oldu.

Binaenaleyh Amerikanın İsraİle yar­dımda bulunmaya devam etmesine-başka hiçbir sebera âmil olmuş değil­dir.

 Amerikan hükümeti hiç bir za­man ve hiç bîr şekilde, Kibya kasabasıtaarruzu   hâdisesinden   dolayı     İsraili.suçlandırmaktan Güvenlik    Konseyinimenetmeğe teşebbüs etmiş değildir.

 Amerikan hükümeti, herhangi birArap devletine yardımım keseceği hu­susunda  herhangi  bir  ima  veya  açık­lamada bulunmamıştır.

Başkan Eisenhower'in hususî temsilci­si tarafından Ürdün ve Yakın - Doğu seyahati esnasında desteklenen, Ürdün vadisi çalışmalarının tevhidi hususun­daki Amerikan teklifinin ilgili Arap devletleri tarafından kabul olunmama­sı ihtimali, Amerikan hükümetini bu memleketlere yaptığı ekonomik yar­dımdan vazgeç irecek mahiyette değil­dir. Zira Amerikan hükümeti budev-Ietlere herhangi bir programı empoze etmek niyetinde olmayıp sadece kendi menfaatleri icabı zannettiği bir proje­yi teklif etmiş bulunmaktadır.»

3 Kasım 1953

 Washmgton:

Bugün beyanatta bulunan Amerika "Dışişleri Vekili Foster Dulles, Ameri­kanın Israile yardıma devama karar verdiğini söylemiş ve buna sebep ola­rak ta_. Ürdün nehri üzerinde kurul­ması derpiş edilen hidro-elektrik tesis­lerinden mütevellit anlaşmazlığın or­tadan kalkması için İsrailin Birleşmiş Milletlerle işbirliği yapmayı vaadetmiş olmasını göstermiştir.

Bugünkü haftalık basın toplantısında "bu hususu belirten Foster Dulles de­miştir ki:

İsrailin bu vaaii, Orta Doğudaki mü­tareke komisyonuna yardım edileceği­ni göstermektedir.

4 Kasım 1953

 Paris :

Kudüs radyosunun bildirdiğine göre "İsrail Başvekili Ben Gurion sıhhî se­beplerden dolayı istifa etmiştir.

11 Kasım 1953

 Londra:

"Münihte buiunan İsrail ticaret heyeti, "Lubecker Flendewerke Alman tersane­lerine 6.500.000 mark kıymetinde bir sabiti dok sipariş etmiştir.

"Haberi veren gazete dokun 1954 yılın­da teslim olunacağını ve Hayfa lima­nına yerleştirileceğini bildirmektedir. Dokun boyun 158 metre, eni 30,2 metre olup  takriben 20.000  tonluk bir gemi-

nin kızağa çekilmesine müsait olaeak-tir.

 Telâviv :

İsrail Başvekili Ben Gurion, istila ka­rarını .geri alması hususunda ısrar eden işçi Mapai partisinin idare heyeti üyeleri huzurunda şöyle demiştir: «Pefe yakında istifa etmek kararını kat'iyet-le muhafaza ediyorum.»

Bu beyanat üzerine ve iki buruk saat süren hararetli müzakereleri müteakip, idare heyeti nihayet Ben Gurionun is­tifasını kabul etmiş, bununla hsraber kendisinden parti dahilindeki faaliye­tini bırakmaması ve hükümete müşa­virlik etmesini istemiştir.

Bunu müteakip parti siyasî komitesi toplanarak Ben Gurion'un halefini seç­mek ve bu istifanın do&uraıası müm­kün olan buhran bakımından partinin durumunu tesbit etmek maksadiyle müzakerelere başlamıştır.

12 Kasım 1953

 Telâviv:

İsrail ordusuna mensup bir sözcü bu­gün burada verdiği beyanatta dün sa­bah Suriyede Akav sahil köyünde bir Tsrail gemisine ateş edildiğini bildirmiş ve bu hususta müşterek mütareke ko­misyonuna şikâyette bulunduğunu ilâ­ve etmiştir.

13 Kasım 1953

 Telâviv :

Resmen bildirildiğine   göre, silâhlı "Ör­dün askerleri dün öfleden sonra   Kudüs bölgesinde Beth zafafa adındaki İsrail kasabasına hücum etmişler ve ateg açtıktan sonra İsrail tabiiyetinde sekiz Ar a i) kadınım, bir İsrailli muha­fızı ve iki çocuğu Urdüne kaçırmışlar­dır. Muhafız ile kadınlardan biri ağır yaralanmıştır. Hâdiseden sonra İsrail makamları kaçırılanların derhal iade­sini ve karma mütareke komisyonunun toplanmasını istemişlerdir. Teyit edil­miyen haberlere göre kaçırılan muha­fız, kadın ve çocuklar dün gece Ürdün makamları tarafından serbest "bı­rakılmıştır.Güvenlik    Konseyinde    müzakere? edilmekte olduğu, cevabını vermiştir.

18 Kasım 1953

 Londra:

İsrail   radyosunun   bugün   bildirdiğine: göre, yakıt dairesi ikinci müdürü. P.erl-man, Rus petrolü satın almak    üzere Moskovava hareket etmiştir.

 14 Kasım 1953

 Moskova :

Bir İsrail ticaret heyeti bugün Mosko-vaya gelmiştir. Heyet Sovyet Dış Ti­caret Vekiü İvan Kabanof ile görüş­meden protokol icabı bir ziyarette bu­lunmak üzere Di? Ticaret Vekâletine gidecektir.

17 Kasım 1953

 Londra :

Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden biri­nin bugün beyan ettiğine göre, İsrail ile Ürdün temsilcileri arasında temaca geçilmesi hususunda 12 Kasımda Gü­venlik Konseyine sunulan teklif üze­rine İngiltere hükümetinin dikkatini çeken ve pazartesi akçamı Telaviv'deki İngiltere Büyük Elçiliğine tevdi edil­miş bulunan İsrail notası Londrada he­nüz alınmamıştır.

19 Kasım 1953

 Telâviv :

İsrail Başvekili David Ben Gurion, bu­günkü kabine toplantısında, kabineden istifasının 1 Aralık 1853 tarihînden iti-baren meriyete    gireceğini  açıklamıştır.

Ben Gurion. kabine arkadaşların şun­ları söylemiştir :

»Sosyalist Partisi ve sağcı Ziyonist-Psrtisi arasında cereyan etmekte olan. müzakerelerin neticesi ne olursa olsun-

istifamı geri almıyacağım.

"İstifamı Cümhurreisine bizzat takdim ettikten sonra, Necev sahrasında bu­lunan çiftliğime çekilip istirahat ede--ceğim.u

Kasım 1953

 Telâviv :

Telaviv'deki Fransa ve Birleşik Ameri­ka Büyük Elçiliklerine de ayni. mahi­yette notalar  tevdi  edilmiştir.

Gazetecilerden birinin Kibya hâdise­sinde1 surtu bulunanların cezalandırıl­ması ve hâdisede zarar görenlere taz­minat ödenmesini isteyen ve 16 Ekim de Telâviv hükümetine verilmiş bulu­nan notaya İngiltere hükümetinin bir esvap alıp almamış bulunduğunu sor­ması üzerine sözcü, bu meselenin ha-

fi irleşik Amerika maliyesi tarafından İsrail hükümetinin emrine tahsis olu­nan 26,5 milyon dolarlık miktarın ser-' bsst bırakılacağını derpiş eyleyen an­laşma bu sabah İsrail Dışişleri Vekili Moshe Sh^rett ile Telâvivdeki Birle­şik Amerika maslahatgüzarı Francis Kus s eli arasında imzalanmıştır.

Bilindiği ıgibi bu miktar Ürdündeki Kibya kasafeasma vâki olan İsrail te­cavüzünden sonra Amerika hükümeti tarafından bloke edilmiş bulunuyordu...

Japon Vekili bu adanın Güney Kore-lüer tarafından işgali hâdisesinin Ja­pon - Amerikan karşılıklı emniyet pak-tmı ilgilendirmekte olduğuna işaret­le, ^ahis konusu pakt hükümlerine gö­re, «Doğrudan doğruya taarruza» uğ­radığı anda Amerikanın Japonyaıyı müdafaa etmeği taahhüt etmiş olduğu­nu 'hatırlatmış ve hükümetinin bu mevzuu incelemek üzere Amerikan as­keri makamları ile temasa geçmiş bu­lunduğunu beyan etmiştir.

Münakaşaya konu olan ada. Güney Ko­relilerin «Dock İsland» ismini verdik­leri ve Kore açıklarında Japon deni­zinde bulunan küçük bir toprak par­çasıdır.

16 Kasım 1953

 Tokyo:

İyi haber aian çevrelere göra, Ameri­ka Cumhurreisi yardımcısı Richard Nixon bu sa'bah Japon Başvekili Shi geru Yoshida ile yaptığı görüşmede Pasifik bölgesindeki demokratik ceohenin süratle takviyesi lüzumuna işa­ret etmiştir.

İki devlet adamı, Japonyanın silahlan­dırılması plânlariyle Japon - Kore münasebetlerini de incelemişlerdir. Nıxon, YoshidaVa, mümkün olduğu kadar çabuk Amerikaya- gelmesi için ısrar etmiştir.

 Tokyo:

Haber verildiğine göre, Amerikan Ee-isicumhur yardımcısı M. Nixon bu sa­bah Japon Başvekili M. Şigeru Nehru-ya Başkan Eisenhower'in bir mesajını tevdi etmiştir. Bir hükümet sözcüsü haberi teyit et­miş, fakat mesaj metnini açıklamayı reddetmiştir. M. Nixon bu sabah ayrıca imparator-Hirohito tarafından da kabul olunarak kendisine başkan Eisenhovrer'in şahsî bir mesajı ile bir de fotoğrafını tak­dim etmiştir.

 Tokyo:

Amerika Cumhurreisi yardımcısı    Si-ehard Nixon bugün burada verdiği bir beyanatta, Japon ordusunu överek, git­gide kuvvetlenen bir savunma teşkilâ­tı olarak yasıflandirmış.tir.

-Subayların kabiliyeti ve ordu inen--suplarının son derece yüksek manevi­yatı üzerimde büyük bir tesir yarat-mistir. Gördüğüm birlikler zamanla Japonyanın savunmasını deruhte ede­cek büyük kuvvetlerin bir nüvesini teşkil etmektedir.)'

Hâlen Japonyada silâh altmda 110.000-kiçi mevcuttur. Bazı mahfillerin be­lirttiklerine göre, bu ordu yakında 300 bine baliğ olacaktır.

Gerek demeci esnasında, gerek gazete­cilerle konuşurken, Nıxon Amerika­nın Jaoonyaya askerî yardımda bulu­nacağına dair her hangi bir söz sarfetmemiştir.

17 Kassm 1953

Tokyo:

Başvekil Shigeru Yoshida ile rakibî" İchiro Ha toy ama arasında haftalardan beri devanı eden müzakereler netice­sinde, geçen Mart ayında ikiye bölün­müş olan Liberal partinin birleştiril­mesine bu sabah karar verilmiştir.

Müşahitlere göre bu ani karara sebep, Japonyayı ziyaret etmekte olan Ame­rika cumhurreisi yardımcısı Nixon'a tesir etmeftti rve silâhlanma programı­nın tahakkuku için Yoshida'nın Ame-rikadan bir mühlet elde etmesine im­kân verecektir.

 Tokyo:

Japonyanın ikinci büyük şehri olaiî Osakayİ ziyaret eden Ameriîîan Cum­hurreisi yardımcısı Riciıard Nixon, ellerinde Amerikan ve Japon bayrakları bulunan binlerce kişi karşılamıştır.

Tezahürat o dereceye varmıştır ki, sey­rüsefer durmuş ve polis asayişi iade için büyük müşkülât çekmiştir.

Şehri ziyaretini müteakip, Osaka vali ve belediye reisiyle görügen Nixon uçakla Tokyoya dönmüştür.

 Tokyo:  

Japon kabinesi bugün Japonya - Mısır ticaret ve tediye anlaşmasını tasdik et­miştir. Anlaşma bilâhare resmen Ja-ponyanın Kahire Büyük Elçisi tara­fından Mısırda imzalanacaktır. Bir se­nelik olan anlaşma, taraflar müddetin hitamından üç ay evvel birbirlerini ha­berdar etmedikleri takdirde daha bir sene müddetle yürürlükte kalacaktır.

18   Kasım 1953

 Tokyo:

Komünist tahrikiyle ayaklanan 800 ka­dar üniversiteli dün ellerinde »defol Nixon» kelimeleri yazılı levhala rol-duğu halde nümayiş yapmışlardır.

300 polis nümayişçileri kontrol altına almış ve hiçbir şiddet hareketi olma­mıştır.

Amerika Cumhurbaşkanı yardımcısı­nın Japonyayı ziyaretinden memnun olnııyan komünistler bu nümayişi ha-zırlıyarak burada Amerika lehindeki sempatiyi baltalamak istemişlerdir. Fa­kat diğer taraftan Nixon lehinde dün 500.000 kişinin yaptığı nümayiş, 6 haf­talık seyahatinde rastladığı en büyült sempati tezahürü olmuştur.

Bu büyük kütle caddenin iki tarafını doldurarak Nixün'u alkışlamıştır.

19  Kasım 1953

Tokyo:

Japon Başvekilinin hususî temsilcisi İlayaioikeda, Japonoyanın savunması vs ekonomik durumu ile ilgili olarak Amerika ve İngilterede yapmış olduğu müzakereleri müteakip bugün bu­raya dönmüş, fakat kendisiyle konuşan gazetecilere, Amerika ve İngilterede-görüştüğü mevzular hakkında açıkla­mada bulunmaktan kaçınmıştır.

İkeda, Amerikaya yapmış olduğu zi­yaretin başlıca hedefinin Japonyanın savunma kudretinin arttırılması oldu­ğuna dair ortada dolaşan rivayetleri tekzip etmiş, fakat görüşmeler esna­sında savunma meselelerine de temas edildiğini açıklamıştır.

İkada, görüşmelerin evvelemirde, Ja­ponyanın ekonomik durumu ile ilgili olduğunu   söylemiştir.

İkeda, Tokyoda bulunan Amerika baş-kan yardımcısı Bichard Nixon İle gö­rüşüp görügmiyeeeğini bilmediğini söy­lemiş ve Amerika ve İngilterede yap­mış olduğu görüşmeler hakkında Baş­vekile gerekli tafsilâtı vereceğini bil­dirmiştir.

İkeda, savunma görüşmelerine Tokyo­da devam edilip edilnıiyeceğî suali­ni şu şekilde cevaplandırmıştır :

»Buna cevap veremem. Bu, hükümetin, bileceği bir iştir.»

 Tokyo:

Amerikan ticaret odasının ve Japon Amerikan derneğinin vermiş oldukla- . rı bir öğle yemeğinde söz alan Ame­rika Başkan Yardımcısı Richard Nix-on, ikinci dünya harbinden sonra Ja­ponyanın silâhsızlanması bir hata^ ol­muştur, bu hatayı tashih etmek Izım-dır, demiştir.

Nbcon sözlerine devamla şunları söy­lemiştir :

((Amerika 1946 da. Sovyet liderlerinin maksat' ve niyetlerini yanlış hesapli-yarak bir silâhsızlanmaya gidilebilece­ğini zannetmiştir. Fakat şimdi böyle bir politikanın harbe müncer olabile­ceği anlaşılmaktadır.»

Kison, Japonyayı kendi müdafaasını telinin etmek yoluna davet etmiş ve Amerikamn arabuluculuğu ile, Kore ile olan ihtilâfını halletmesini temenni et­miştir. Başkan yardımcısı devamla de­miştir ki:

Bugün Asyadaki durumun inkişafı en azdan Avrupadaki kadar mühimdir. Çünkü Asyada sıcak harp hüküm sür­mektedir. Japonya, kilit mesabesinde "bir noktayı işgal etmiştir, zira Asya-:nm geri kalan kısmı komünist olursa Japonya da bundan kurtulamaz. Bu­na mukabil Japonya komünist hâkimi­yeti altına düşerse, geri kalan Asya -da hür dünyanın elinden çıkar. Bugün İçin dünya sulhuna tek tehlike Millet­lerarası komünizmdir. Fakat Kremlin ve Pekin idarecileri kazanacaklarından emin olmadan bir harbi göze akmya-c aklar d ir.

20 Kasım 1953

 Tokyo :

Amerika Başkan yardımcısı Kichar "Î3ixon 5 günlük bir ziyaretten sonra dün Japonya d an ayrılmıştır. Manilaya gitmekte olan Balkan Yardımcısı "hareketinden evvel beyanatta buluna­rak, Japon milletini, Amerika ile iş­birliği ederek komünizme karşı savaş­maya davet etmiş ve şimdi Amerika İle Japonyamn yeni bir dostluk devri­ne girdiklerini ve bu dostluk sayesin­de dünya sulhunun teessüsüne yardım edilebileceğini tekrarlamıştır. Hava alanında Nixon'u uğurlayanlar arasında Japon Dışişleri Bakanı Oka-2aki, Japon imparatorunun şahsî tem­silcisi Matsudaira. Uzak - DoŞu kuv­vetleri Başkumandanı General  John HuU ve Amerikanın Tokyo Büyük El­çisi John Allison da vardı. Richard Kixon bu akşam Okinawa yo­luyla Manilaya vasıl olacaktır.

25 Kasım 1953

 Moskova :

Harp esirlerinin tahliyesi işini müza­kere etmekte -olan Japonya Kızılhaç heyeti, Moskovalım Kuzey Doğusunda aralarında 21 general bulunan 38 Ja­pon esirini ziyaret ettikten sonra bu­gün Moskovaya dönmüşlerdir.

Beş kişilik Japon, heyeti, 300 kilomet­relik bir tren seyahatinden sonra İva-jıovo sanayi şehrine varmışlardır. Ora­dan da 30 kilometre güneyde bulunan zenci köyüne gitmişlerdir.

Aralarında Kuantang'm eski Komuta­nı, hudut ve Menduya dahilî güvenlik âmiri General Otoza Yamada ve Erkâ­nın arb iye reisi general Yin Uşiroko-nun da bulundu&u esirlerden baz:lari harp suçlarından 25 seneye kadar mah­kûm edilmişlerdir.

î!î TuŞ ve Tümgeneral, 7 daha aşağı rütbeli subay, bir tercüman, üç er, 4 rütbesi bilinmiyen şahıs, Amiral Ku-roki ve Japon ordusunda vazife 'gör­müş olan Kfereli General Boku Herto'-dan ibaret olan geri kalan esirler de 10 seneye kadar hapis cezasına çarptırıl­mış bulunmaktadırlar.

Kabul edilen programda şu maddeler 'bulunmaktadır :

1  Dıgiglerİnde Çinin nüfuzunu art­tırmak,

2  Denizaşırı Çin teşkilât ve müs­temlekeleri kuvvetlendirmek,

3  Komünist aleyhtarı bütün .kuvvet­leri bir cephe içinde toplamak.

4  İstihsali ve dış ticareti çoğaltmak,

5  Her Çin gocuğuna meccani tahsili "temin ve denizaşırı memleketlerde bu­lunan Çinlileri, tahsilde bulunmak üze-xe Çine dönmeye teşvik,

Bilindiği gibi milliyetçi Çin mahfille­ri, uzun müddettin beri Amerikanın Çin hakkındaki uzun vadeli siyasetin­den endişe etmektedir.

Buradaki müşahitlere göre, Taipehten alman haberler, Çan Kay Şek'in ikti­dardan düşmek üzere olduğunu ima etmemektedir.

İleri gelen Asyalı diplomatlardan foiri şu tefsirde bulunmuştur :

«Kulis arkasında cereyan eden hâdise­ler ne olursa olsun, muhakkak dan bir şey varsa o da Çan Kay Şek'in ma­çın ilk ravundıuıu kazanmış olmasıdır.

 18 Kasım 1953

 Tokyo:

Milliyetçi Cindeki Çan Kay Şek kabi­nesinin bütün üyelerinin birden istifa etmedi bütün Asya memleketleri baş­kentlerinde hayret uyandırmıştır." Hâ­len bütün başkentlerde Formozadan haberler beklenmektedir.

Bazı mahfiller, bunun basit bir aile "kavgası olabileceğini ileri sürmektey-seler de, direr müşahitler bunun daha ciddî hâdiselere yol açacağından endi­şe etmektedirler.

Çan Kay Şek kabinesinin istifası ha­berini, United Press Ajansı muhabiri, "Tokyoda bulunan Amerika Cumhurre-isi Vekili Pichard Nison'a bildirmiş, fakat Nixon her hangi bir yorumda bulunmaktan İmtina etmiştir.

Buradaki diplomatik mahfiller, haber karşısında büyük bir hayret duymuş­lardır. Hattâ buradaıki milliyetçi Çin "Elçiliğinin dahi kabinenin düşmesin­den haberi yoktu. Japonyadaki Çin Bü­yük EIrisi Hollington Tong, haberi hayretle karşılamış ve her hangi bir yorumda bulunmaktan imtina etmiş­tir.

Asya başkentlerinde yapılan tefsirler mütenevvidir. Bu mahfillere göre, is­tifa, Amerika Dışişleri Vekili Foster THulles'm Amerikanın komünist Çini tanımak bahsinde bütün kapıları he­nüz kapatmamış olduğuna dair verdi-ği beyanat ile ilgilidir. Kabineyi terkeden o olmamıştır. Gö­rünüşe göre kabinesi çekilmek mecbu­riyetinde kalmıştır. Çan Kay Şek'in siyasî hayatı gözönünde tutulacak olur­sa, siyasî muarızları kuvvetli olduğu zamanlar, daima sahneden çekildiğini görürüz.

Bu ana kadar, kabinenin düşmesi hak­kında, komünist Çin radyoları bir tef­sirde  bulunmamıştır.

20 Kasım 1953

 Londra:

500.000.000 Çinlinin mutlak hâkimi ve hayatta olan komünist liderlerinin en. "nüfuzlusu sayılan Mao Tsetung, dün 60 yaşma basmıştır.

İhtilâlci gerilla elebaşısı, komünist tahrikçisi, harp güdücüsü, şair, feyle­sof, nazariyata ve nihayet dünyanın en bol nüfuslu bölgesinin diktatörü olan Mao Tse Tung'un geçen aylarda gizli müzakereler neticesinde Sovyet Rusyadan munzam iktisadî yardım ko­pardığı hatırlatılmakta v.e bazı müşa­hitlerin işaret" ettiklerine göre nisbeten güç olmakla beraber bu yardımın Sov­yet Rıısyanın iktisadî güçlükler içinde bunaldığı bir zamana rastlaması ma­nalı görünmektedir.

Buradaki müşahitler, Mao'nun Sovyet dıs politikası üzerindeki tesir ve nüfu­zunun da son zamanlarda iyice artmış; olduğunu belirtmektedirler.

23 Kasını 1953

 Tokyo:

Komünist Çin İle Kuzey Kore arasın­da on gündenberi devam etmekte olan müzakereler dün bitmiştir. Pekin rad­yosunun bildirdiğine göre Kuzey Kore başvekili Kim İl Sung İle ileri gelen komünist Çin şahsiyetleri Asyadaki en kuvvetli komünist hükümetler arasın­da sıkı işbirliğini hedef tutan bir ne­ticeye varmışlardır. Görüşmelerin so­na ermesi münasebetiyle tertip edilen bir ziyafette söz alan Kızıl Çin Baş­vekil yardımcısı Kuo - Jo, her iki memleket hükümetlerini diirtya sulhu için çalışmağa ve birbirlerine yardıma davet etmiştir.

Kuzey Kore Başvekili Kim İl Sung da Kuzey Koreye yapılan yardımdan ötü­rü Çinlilere teşekkür etmiş ve her iki memleketi birbirine bağlıyan r ab i ta­dan bahsetmiştir.

Radyonun neşriyatında komünist Çin lideri ve Çin komünist partisi başkan Mao Tse - Tungdan bahsedilmemiştir. Keza başvekil Cou En- Lai'nin de adı geçmemiştir.

 Tokyo :

Komünist Pekin radyosunun bugünkü neşriyatında bildirildiğine göre, Kuzey Kore ile komünist Çin, 10 senelik İk­tisadî ve kültür paktını bugün Pekin­de imzalamışlardır.

İmza töreninde iki taraf temsilcilerin­den başka Sovyetlerin Pekin Büyült Elçisi de bulunmuştur.

10 gün müzakerelerden sonra imzala­nan bu anlaşma ile iki Kızıl hükümet arasında daha siki iktisadî ve siyasî bağlar teessüs etmiştir.

30 Kasım 1953

 Tokyo:

Pekin radyosundan bu gece bildirildi­ğine göre komünist Çin ile Doğu Al­manya arasında cumartesi günü bir yıl sürecek eşitim, fen ve kültür anlaş­ması İmzalanmış ve derhal yürürlüğe girmiştir.

8 Kasım 1953

 Manüla :

Salı günü bağlıyacak alan başkanlık seçimleri için Filipinlerde şimdiden kampanya açılmıştır. Muhalefeti teşkil eden grup Amerika Başkanı Eisenho-wer'e gönderdiği bir telgrafta ezcüm­le şöyle demektedir :

Biz Filipinin hür çocukları, önümüzde­ki seçimlere hür insanların zihniyetiy­le gideceğiz ve yine ayni zihniyetle oy vereceğiz. Bu hususu Amerikan mille­tine bildirmenizi  rica  ederiz.

Filipin muhalefet partisi bu telgrafı göndermeden evvel, Amerika Başkanı Eisenhower'İn, Filipin seçimlerinin ka-nuniyet ve dürüstlük içinde cereyan edeceğine dair vaki beyanatının yayın­lanmış bulunması calibi dikkattir.

Amerika Başkanı bu beyanatını Filipin muhalefet partisinin ve Filipinlerdeki Amerika elçisinin gönderdiği bir mek­tuba cevaben vermiş bulunuyordu.

Filipin muhalefet partisi şöyle bir be­yanat, yayınlamış bulunmaktadır: Biz seçimlere hür olarak ve her türlü pe­şin fikirden uzak bulunarak gireceğiz.

Bununla beraber Filipin başkanlık sa­rayı, şimdiye kadar seçimler hakkında ve Başkan Eisenhower'in beyanatı üze­rinde büyük bir ketumiyet muhafaza etmektedir,

13 Kasım 1353

 Manilla :

Filipin haberler servisiyle Evening New gazetesinin tahminlerine göre Cumhurreisi adayı Ramon Magsaysay 1.80O.G00 i aşan bir çoğunluk sağlamış-

tır ki bu 3 milyondan fazla oy almış, olduğunu ifade etmektedir. Buna kar-ş:lık şimdiki Cumhurreisi Qııirino an­cak; 1.300.000 oy alabilmiştir. Temsilci­ler meclisinde milliyetçiler çoğunluğu 64 mevki ile temin etmişlerdir. Libe­raller anefak 21 mevki alabilmişlerdir.. 17 mevkiin kimler tarafından elde e-dildiği henüz malûm değildir.

Diğer taraftan öğrenildiğine göre, Ors adasının batı kısmiyle Manilla'nın gü­neyinde Cavite vilâyetine uçakla tak­viye birlikleri ve tanklar sevkedilmiş-tir. Filhakika bu bölgelerde ezici bir mağlûbiyete uğrayan liberallerin, mu­halefet şeflerinden intikam almayı dü­şündükleri söylenmektedir.

 New-York :

Yeni Filipin Cumhurreisi Raxon Mag­saysay, Filipinlerin müşterek güven­lik savunma sistemi haricinde yabancı yardıma ihtiyacı olmadığı güne ka­dar Amerikanın askerî ve ekonomik yardımının devam etmesini istemiş ve-komşu Asya memleketleri ve bilhassa Japonya ve Güney-Doğu Asya milletle­riyle daha sıkı bir işbirliğinin sağlan­ması üzerinde durmuştur.

Newsv.eek dergisi muhabirine verdiği bir beyanatta yeni Cumhurreisi şun­ları ilâve etmiştir:

«Dünyanın bugün içinde bulunduğu, gergin hava karşısında daha fazla as­kerî ve ekonbmik yardıma ihtiyacımız" olacaktır. Bu yardımın ekonomik istik lâlirnizi kazandığımız zamana kadar devamı zaruridir.

Japonya ile yapacağımız sıkı bir işbir­liği muhakkak ki hür dünyanın kuvvet­lenmesinde büyük bir rol oynayacak­tır. Takip edeceğimiz siyasetin hakiki bir demokrasiye ve karşılıklı saygı ve-sevgiye istinat etmesi lâzımdır.

Mısırlı dansöz Tahiye Karyoka'-.nın serbest bırakılması hususunda e-mir çıkmıştır. Dansöz ile eşi, kral Fa­ruk'un eski demir muhafızlarımdan yüzbaşı Mustafa Kemal Sıtkı, komü­nistlik suçundan takip olunmuşlardı. .Sabık yüzbaşı karısının suçsuzluğunu beyan ederek kendisi mevkuf kalmış.

10 Kasım 1953

 Kahire :

Mîfir Cumhurreisi Muhammed Necib, "bugün verdiği beyanatta eski kral Fa­ruk ailesinden emlâki müsadere edi­lenlerin tasarruflarında bulunan mes­ken, ev Ve giyim eşyalarını muhafaza edebileceklerini söylemiş ve hükümet ihtiyacı -olanlara bağışta bulunmayı daha sonraları tetkik edecektir, demiş­tir.

Yeni karara göre eski prens ve pren­sesler, kira ücreti olarak yılda 2.80 do­lar (7.85 kuruş) ödemek suretile saray­larında ikamet edebileceklerdir.

deli karşılığında hayatı müddetince, kararlaştırdığı evde ikamet etme4c mü­saadesi verilecektir. Bu şahsın Ölümü halinde devlet binaya ve içindeki eşya­ya el koyacaktır. Eski kral ailesinin en zengin prenslerinden biri olan Yusuf Kemal bir İtalyan gemisiyle İskende-riyeye geldiği sırada emlâkine el ko­nulduğunu öğrenmiştir. Bunun üzeri­ne prens İskenderiyede gemiden çık­mayı reddederek Beyruta doğru yola devam .etmiştir. Şimdiki halde eşya lis telerinin tamamlanmasını beklemek ü-zere prenslere ait bütün evler mühür­lenmiştir.

 Kahire :

Binbaşı Salah Salim, bugün gazeteci­lere verdiği bir beyanatta, Sudan se­çimlerine vaki müdahale hakkında tah­kikatta bulunmak üaere beynelmilel bir komite teşkilinin icab ettiğini söy­lemiş, Mısır'ın komite çalışmalarının İngilizlerin müdahalesine imkân bırak-mıyacak bir şekilde temini hususunda İsrar ettiğini beyan etmiştir. Binbaşı Salim, İngilizleri Güney Sudan'ın işle­rine açıkça müdahale ile itham etmiş ve elinde bu hususu teyid eden vesika­ların bulunduğunu söylemiştir.

12 Kasım 1953

 Kahire :

Eski kral ailesine ait emlâkin haczi ve tadatı işinde 1.500 den fazla polis me­muru ils 100 kadar adliye memuru ça­lışmaktadır. Bütün bankalara kral aile sine mensup prenslerin, prenseslerin, çocukların ve akrabaların hesaplarını "bloke etmelsri emredilmiştir. Mısır ga­zetelerinde iki sütuna, sığan resmî lis­tede 3^4 şahsın ismi bulunmaktadır. Daha başka isimlerin bu listeye" ilâ­vesi mümkündür. Bu şahısların şimdi­lik 200 Mısır liralık bir meblâğ ile, yü­zük, saat gibi eşyalarını muhafaza et­melerine müsaade edilmiştir. Bu şa­hıslardan birden fazla otomobili olan­lar ancak bir otomobili kullanacak, bir kaç evi olanlar da hangi evde ikamet etmek istediklerini bildireceklerdir. Bu "haciz kararı gereğince her prense, se­lede bir liralık sembolik bir kira be-

14 Kasım 1953

 Kahire :

Mısır Millî İstikamet Vekili Binbaşı Salah Salim, Mısır'ı Sudan seçimleri­ne müdahale ile İtham eden ingiltere Dışişleri Vekili Anthony Eden'in Avam Kamarasında verdiği beyanatı cevap­landırarak ezcümle söyle demiştir:

«Acı hakikat şudur ki, 'bugün İngilte­re, Sudan'da beliren yeni temayül kar şısında panik irinde bulunmaktadır.

Artık açıktan açığa, Sudan seçimlerini ingiliz taraftarlarının kazanarmyacağı belli olmuştur. Bu vaziyet gerek Kuzey ve gerek Güney Sudan için varittir.

İngiltere ile Mısır arasında Sudan hak­kında imzalanan anlaşma veya anlaş­mada yapılacak tâdil, s.eçilecek Sudan parlâmentosunun tasvibinden sonra meriyete girmesini derpiş etmektedir.

21 Kasım 1953

 Kahire :

Mısır hükümeti, Sudan'daki seçimlere memur milletlerarası komisyona bir nota göndermiştir. Bu notada Sudan'­daki İngiliz idaresinin seçimlere vâki ağır müdahalelerinden şikâyet edil­mekte ve komisyondan bu vaziyeti kur tarabilecck şiddetli tedbirlerin alınma­sı istenmektedir.

Mısır notasında tadat edilen tedbirler şunlardır:

 Kassala ve Ekıiatoria eyaletlerin­de bütün secim muamelelerinin durdu­rulması,

 Bu iki eyaletteki İngiliz valilerleİdarecilerin    muvakkaten  bile olsa işbaşından alınması,

 Adaylara,  seçim   mücadelelerini bitirebilmek için gerekli zamanı bıraka bilmek üzere seçimler için yeni bir ta­rih tesbit edilmesi. «Mısır için herseyden daha mühim o-lan mevzu Süveyş meselesidir. Mısır ile dost olmadığı müddetçe İngiltere'­nin Kanal bölgesini müdafaa etmesin­den bir fayda beklenemez. Korkarım. ki öyle bir gün gelecek İngiltere ile-bu hususta bir anlaşmaya varmamız, lamamiyle imkânsız olacaktır. Kanal mevzuunda tatbik edilen siyasette A-merika da İngiltere'nin kurbanı olmak­tadır. General Necib, United Press muhabi­rinin' diğer suallerine ezcümle şu ce­vapları vermiştir:

«Mısır'ın istiklâli bu müzakerelerle ka­im değildir. Eğer görüşmeler muvaf­fakiyetle neticelenirse ne alâ, aksi tak­dirde1 her çareye başvurarak gayemize erişmeye çalışacağız. Bu mes'ele askı­da kaldığı müddetçe durumun vaha­meti de artacaktır. Mısır ordusunun Kanal bölgesini müdafaaya muktedir-olmadığma -dair söylentilere gelince: Böyle düşünen İngiliz çevreleri hata e-diyorlar. Mısırın nüfusu 22.000.000 dur. Daima 2.000.000 luk bir ordu çıkarabi­liriz. Bölgemizin müdafaasından so­rumlu tutulduğumuz takdirde ki, buna herhangi bir devletten daha iyi başa­rırız, bu ordunun talim ve teçhizi de mümkün kalınabilir. Memleketimiz zen. gin olduğu gibi tabii kaynaklarından. istifade imkânı mevcuttur.

General Necib, Sudan seçimleri mev­zuunda da Mısır'ın tamamiyle tarafsız, kalmak azminde olduğunu belirtmiş­tir.

22 Kasım 1953

 Güney Mısır (Reisicumhurruk gemi­si) :

Tetkik gezisinde bulunan Mısır Reisi­cumhuru general Necib" ile Nil'deki Reisicumhûrluk gemisinde bir mülakat yapan United Press Ajansmm Mısır muhabiri, kendisine verdiği beyanatta general Necibin bilhassa İngiliz - Mı­sır münasebetleri üzerinde durarak, İngiltere'nin Mısır ile Süveyş mes'ele-sini halletmemesi yüzünden batı mü­dafaa sisteminde büyük bir rahne mev­cut olduğunu söylediğini bildirmekte­dir. General Necib Süveyş için şunla­rı söylemiştir:

23 Kasım 1953

 Kahire :

Malları müsadere    olunan sabık Mısır" hanedanına mensup prens ve prenses­lerin isimleri kayıtlı bulunan listeye 37 yeni isim .daha ilâve edilerek yekûnu 403 e baliğ olmuştur. İhtilâl konseyinin emri ile .eski 'krali­yet ailesinin emlâkini müsadere et­mekle vazifeli komite aile makberesin-de mevcut kıymetli eşyanın da envan­terini yapmaya başlamıştır. Bu türbe İskenderiyedeki Elnabi camisi içinde bulunmaktadır. Elkonan eşyalar ara­sında yüzden fazla çok kıymetli kılıçsom gümüş şamdanlar ve antika lâm­balar bulunmaktadır.

24 Kasım 1953

 İskenderiye :

İs kend eriyen in banliyösünde vazifeli olan 7 Mısırlı subay, komünist faaliyet "lerinde bulunmak suçundan tevkif e-dilmiştir. Subayların evlerinde yapılan araştırma neticesinde, makineler ve vesikalar ele geçirilmiştir.

 Kahire :

Burada bildirildiğine göre, United "Press Ajansının İskenderiye muhabiri "Thomas Clark tevkif edilip İskenderi-yedeki yabancılara mahsus hapishane­ce konmuştur. İngiliz tabiyetinde olan Clark, Entelijans servisle işbirliği ya­parak İngiltere hesabına Mısırın gü­venliğine karşı komplo 'kurmakla suç­landırılmaktadır. Mısırdan kovulan Clark yarın ilonia» gemisiyle İskende-riyeden hareket edecektir.

25 Kasım 1953

 Kahire :

Mısır'da tertip edilen ilk Milletlerarası elektronik sergi dün gece Nü nehrin­deki Cezaire adasında Cumhurbaşkanı Muhammed Neeib tarafından açılmış­tır.

Resmî kaynaklar prenslerle prensesle­rin arzu ettikleri takdirde memleket­ten çıkmalarına müsaade olunacağını fakat daha önce sermayelerini dış mem leketlere çıkarmakla itham edilenlerin, mahkemeye tevdi olunacaklarını bil­dirmektedir. Hükümet tarafından isim leri listede zikredilmiş bulunan hane­dan mensuplarndan 406 kişinin emlak ve emvali müsadere edilecektir.

Mısır basını bu listenin şümulü dahi­line girerek olanların 500 kişiye yükse­leceğini ilâve eylemektedir.

27 Kasan 1953

 İskenderiye :

İskenderiye'de yaptığı konuşmada ge­neral Necip gençleri millî orduya yazilmıya davet ederek, "Bir memleket kendi halkı tarafından muhafaza edil­medikçe İstiklâl ümit etmemelidir de­miştir.              

Ayrıca Mısır Başvekil yardımcısı Ab-dülnasır da Cumhurbaşkanından sonra konuşarak, «İhtilâlimizin ilk hedefi kur

tulu ş t ur»  demiştir.

Daha sonra söz alan Millî İstikamet Ve­kili Salâh Salim de Mısır'ın haklarını Doğuya veya Batıya başvurmak sure­liyle koruyacağını ve bu fikrin terke-dilmesi ieabettiğini söyliyerek şöyle de vam etmiştir: «Hedefimize varmak için kendi kolumuza ve kendi silâhımıza ve Arap kardeşlerimiz