06.12.1953
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Aralık 1953

 Ankara :

Memleket sanayiinde kullanılacak ka­uçuğun yurtta temini dolayısile hanı kauçuk istihsali ve sanayiine yer ve­rilmesi bakımından 953 yılı başında Antalya' ilinde bir Guayul işletmesi kurulmuştur.

Bu işletmenin başlıca gayesi adı geçen kauçuk bitkisini yurd çiftçisine tanıt­mak ve köylü tarafından yetiştirilme­sinde örnek olmak ve önderlik vazife­sini deruhte etmektedir.

Şimdilik 1000 dönümlük bir saha üze­rinde faaliyete geçen Devlet Üretme Çiftlikleri Genel Müdürlüğü 1953 son "baharında mezkûr arazinin 500 dönü­münü fidelemek suretile ekmiş bulun­maktadır.

Mütebaki 500 .dekarlık yerin ekimi de önümüzdeki yıl içinde sağlanacaktır.

Diğer taraftan cenup vilâyetleri dahi­lindeki Muğlanm Dalaman çiftliğinde "bu bitkinin ekim denemelerine geçil­miş olup bu sene çiftlik sahasından fi­de göndermek suretile denemeye baş­lanmıştır.

Ayrıca bu hususta Tarım Vekâleti Zi­raat İsleri Umum Müdürlüğünce de 1954 yılında Guayul kauçuğu nebatı üzerindeki ilmî ve teknik çalışma ve denemelere devam edilecektir.

Bu yıl Amerika'dan temin edilmiş ci­lan yeni Guayul çeşitlerine ait tohum Profesör Abadan müteakiben, enstitü­nün kuruluşu sırasında teşekkül eden etüd heyetinin verdiği raporda tavsiye edilen bir «yetiştirme komitesi» nin vilâyette bir kolu bulunacağını, bun­dan maksadın da memurlarımızın her gün karşılaştıkları meseleler üzerinde gerekli tedbirleri almak üzere başvu­rabileceklerini, ancak bu komite» ile kollarının enstitünün ilk meyvalarım verdikten sonra kurulabileceklerini söylemiştir.

Profesör Abadan'm konuşması hazır bulunanların alkışları ile sona ermiş ve talebeler yeni öğretim üyeleriyle hasbihallerde bulunmuşlardır.

Birleşmiş Milletler amme idaresi ens­titüsünün halen 120 talebe mevcudu vardır. Bunların arasında 4 İranlı, 2 Yunanlı ve bir de Habeşistanlı talebe vardır. Dersler, talebelerin kolayca takip edebilmeleri için öğleden sonra 15.30 dan itibaren bağlıyacak, icap ederse gece kurları da yapılacaktır.

 İstanbul:

Sağlık ve Sosyal Yardım Vekâleti ile İngiliz kültür heyeti tarafından mem­leketimizde konferanslar vermek ve verem savaşı mevzuunda tetkiklerde bulunmak üzere davet edilmiş olan, Wales Üniversitesi Fizyoloji Kürsüsü Profesörü E. Heaf, bugün İstanbul Ga­zeteciler Cemiyetinde bir basın toplan­tısı yapmıştır.

Prof. Heaf konuşmasında ezcümle şöy­le demiştir :

«Ankara ve îstanbulda: birçok sanatoryum ve dispanserler gezdim. Bu tetkik­lerim neticesinde memleketinizde ve­rem mücadelesinin büyük bir gayret ve azimle ve bilgili bir şekilde yapıl­makta olduğunu gördüm. Bilhassa An-kara'daki yeni Atatürk sanatoryomu, dünyada gördüğüm sanatoryomiarın en mükemmellerinden biridir. Bu arada Erenköy sanatoryomu ve hemşire oku­lunu da zikretmek lâzımdır.

Verem mücadelesinde sağlam temelle­re dayanarak, doğru yolda yürümekte­siniz. »

 İstanbul :

Birkaç   günden   beri     memleketimizin "misafiri bulunan Pakistan Umumî Va­lisi Ekselans Gulam Muhammet bugün saat 10 da hususî    uçağiyle Kahire'ye" müteveccihen      İstanbul'dan   ayrılmıştır.

Pakistan Umumî Valisi, bu sabah Çam. lıca'da bir gezinti yapmış ve berabe­rinde Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay olduğu halde Yeşilköy hava mey­danına gelerek bir müddet istirahat et­miştir.

Garnizon Kumandanı Korgeneral Ne­cati Tacan, Merkez Kumandanı Tuğge­neral Kâzım Demirkan, Pakistan ve Amerikan Konsoloslukları mensupları, Pakistan Umumî Valisini teşyie gelmiş bulunuyorlardı.

Başta bando ve alay sancağı bulunan bir piyade taburu selâm resmini ifa et­miştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, kıymetli  misafirimize  gümüş  çerçeve  içinde-imzalı bir resmini hediye etmiş, Başve­kil Adnan Menderes de İstanbul Vali ve Belediye Reisi vasıtasiyle  iyi yol­culuklar dileyen bir mesaj göndermiş­tir.

Ekselans Gulam Muhammet, Reisicum­hurumuza, Meclis Reisine, Başvekile, Dışişleri Vekiline ve İstanbul Vali ve Belediye Reisine imzalı birer fotoğra­fım hediye etmiştir.

İstanbul Vali ve Belediye Reisi de mi­safirimize Türkiye'ye yaptığı seyahat esnasında çekilmiş fotoğraflarını havi bir albüm takdim etmiştir.

Pakistan Umumî Valisi Ekselans Gu­lam Muhammet, hareketinden evvel kendisiyle konuşan Anadolu Ajansı muhabirine aşağıdaki beyanatta bulun­muştur:

«Dünyanın bu kısmında daima yeni ye­ni meseleler zuhur edebilir. Hâdiseler birçok müşküller arzedebilir. Bu gibi fırtınalara göğüs gerebilmek için ba­siret, cesaret ve azim lâzımdır. Türk milletinin bütün bu meziyetlere sahip olduğuna ve herhangi bir mesele tahaddüs  ettiğinde bu meziyetlerini  ispat edeceğine bütün kalbimle inanıyo­rum.

Türkiye'de şahsıma karşı gösterilen sa­mimî alâkanın bendeki derin tesirini ve memleketinize ait güzel hatıraları­mı ömrümün sonuna kadar unutamıyacağım.

4 Aralık 1953

 İstanbul :

Cin Büyükelçiliği tarafından Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi salonlarında hazırlanan «Milliyetçi Çin'deki kalkın­ma hamleleri» ne ait fotoğraf sergisi bugün saat  17  de açılmıştır.

Büyük bir alâka çeken serginin açılı­şında kordiplomatik mensupları ile güzide bir davetli kitlesi hazır bulunmuştur.

Sergi ziyaretçilere 10 gün müddetle açık bulundurulacaktır.

5 Aralık 1953

 Ankara :

Haber aldığımıza göre, Makina ve Kim ya Endüstrisi Kurumu fabrikalarında hava kuvvetlerimiz için eğitim uçakla­rı imalâtına geçilmiştir.

Kısa bîr müddet sonra ilk parti uçak­ların teslimatı yapılacaktır.

îmâl olunacak uçak miktarı 1954 yılı "içinde 100 adet olacaktır.

Etüd ve anlaşma safhaları 1950 senesi ortalarında başlamıştır. Ziraat Vekâ­letinin tesbit ettiği birkaç tip üzerin­den yapılan numunelerin verdiği müs-bet neticeler üzerine 12 Eylül 1952 ta­rihinde imalâta geçilerek mayıs 1953 e kadar geçen sekiz ay zarfında yapılan mibzer sayısı 3.000 i bulmuştur.

Bu rakamların elde edilmelinde Zira­at Vekâleti ve Türkiye Ziraî Donatım Kurumu, teknisiyenlerimizc bilgi ve tecrübeleriyle büyük yardımlarda bu­lunmuşlardır.

1953 yılında gittikçe artan imalât tem­posu 6 aylık gibi kısa devreler zarfın­da mibzer sayısını 7.000 gibi yüksek bir  rakama   eriştirmiş   bulunmaktadır.

İmalâtın sıhhat ve süratini sağlamak hususunda Türk işçisinin sarfettiği el emeği ve alın terine fabrika teknisyenleri de bilgi ve tecrübelerini kata­rak Van'dan Çorlu'ya kadar olan saha­da bunların faaliyete geçmesini temin etmişlerdir.

M akmaların satışında köylümüze bü­yük kolaylıklar gösterilmekte ve çiftçi bunları aldığı ilk sene zarfında bir te­diyede bulunmamaktadır. Müteakip se ne harman sonunda makina tutarının % 10 numı. 3 üncü sene % 15 ini ve diğer s.enelerde de % 25 erden olmak gibi 6 senelik uzun bir vadede öde­mektedir.

Memleketimizin koy sayısı 40 bini aş­kın olduğuna göre bu ekipmandan as­garî 15-15 parçanın köye girmesi mem­leketimiz istihsalâtım bugünkü kapa­sitenin birkaç misli arthtağma mu­hakkak nazarivle bakılmaktadır.

 Ankara :

Türk köylüsünün ziraî kalkınmasına "bir hizmet olmak üzere Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumunda imal edilmekte olan hububat mibzerlerinin 7 -binmişi, dün silâh fabrikasında ya­pılan kısa bir törenle hizmete girmiş "bulunmaktadır.

Marşal yardımı karşılık paralar fonun­dan libere edilen tahsisatla kuruma ve­rilmiş olan bu ekipman siparişi, küçük çiftçiyi, modern ziraat aletleriyle tec-~hiz etmeği hedef tutmaktadır.

7 Aralık 1953

 Ankara :

Hükümetimizle Birleşmiş Milletler Teknik Yardım Heyeti arasında, mem­leketimizin köy elektrifikasyonu mevzuunda bir anlaşma imza edilmiştir. Bugün öğleden sonra imza edilmiş bu­lunan bu anlaşma gereğince köy elek­trifikasyonu mevzuunu incelemek üze­re Birleşmiş Milletlere mensup 3 uz­man memleketimize gelecek ve 6 ay müddetle elektrik işleri etüd idaresiy­le işbirliği halinde çalışacaklardır.

ve materyali ile elde mevcut diğer yerli ve yabancı çeşitlerinden fayda­lanılarak Antalya ilinde İslah ve de­neme istasyonunda Guayul ve kauçuk verimini arttırmaya matuf tohum İs­lah çalışmaları ve Guayul ziraat usullerinin tekâmülü maksadile teknik ça­lışmalarda bulunulmaktadır.

Ayrıca yurdumuzda Guayul nebatının inkişaf sahaları olarak Aydın, Muğla, Denizli vilâyetlerinde Guayul ve adap­tasyon denemelerine başlanacaktır.

Hâlen bu denemelere hazırlık olmak üzere bu vilâyetlerin 50 muhtelif ye­rinde küçük Guayul bitkisi tesisi için, faaliyete geçilmiş bulunulmaktadır.

 Ankara :

Birleşmiş Milletler amme idaresi ens­titüsünün açılış dersi bugün saat 16 da Siyasal Bilgiler Fakültesi salonunda yapılmıştır.

Enstitünün Genel Direktörü Profesör Yavuz Abadan, öğretim sisteminde'bir yenilik olmak üzere bu açılış dersinin kürsüden takrir olunarak değil, fakat samimî bir toplantı ve hasbihal mahi­yetinde cereyan edeceğini, Ibundaîi maksadın talebelerin hocaları ile kar­şı karşıya gelerek meseleleri müştere­ken halletmek olduğunu belirtmiş ve tedrisatın gayesini "modern idare il­minin esaslarını meydana çıkarmak, alâkalı müesseselerle daimî teması te­min etmek ve Öğretim yapmak» diye ifade ettikten sonra enstitüde yer alan yabancı ve yerli profesör ve uzmanla­rı talebelere taktim eylemiştir.

Ankara :

Atatürk'ün Anıt-Kabri için ağaç hedi­ye edilmesi devam etmektedir.

Bu cümleden olarak Arjantin hüküme­ti 10, Danimarka hükümeti 20, Yuna­nistan hükümeti 30 muhtelif cins ağaç hediye etmişlerdir .

8 Aralık 1953

Ankara :

Geçen ilkbaharda memleketimizde vu­kua gelen zelzele felâketi dolayısiyle Habeşistan imparatoru Majeste Birinci Haile Sellassie Ankara'ya gönderdiği protokol şefi vasıtaslyle Reisicumhuru­muza teessürlerini ifade .eden bir nâ­me yollamış ve ayrıca felâketzedelere 50.000 Habeş doları teberruda bulun­muşlardı.

Habeşistan imparatorunun ve Habeş milletinin bu yakın v,e samimî alâka­sına mukabele olmak üzere Sayın Re­isicumhurumuzun ve Türk milletinin teşekkür ve dostluk hislerini ifade e-den bir nâmeyi Majeste İmparatora takdime Protokol Umum Müdürü Tev-fik Âzım Kemahlı memur edilmiş ve kendisi bugün Adis Abeba'ya hareket eylemiştir.

11 Aralık 1953

 Ankara :

Birleşik  Amerika   yabancı faaliyetler idarecisi Harold A. Stassen bu    sabah saat 7 de hususî bir uçakla Ankara'ya gelmiştir.

Mr. Stassen Etimesgut hava alanında Başvekil Adnan Menderes adına Hu­susî Kalem Müdürü Basri Aktaş, Dışiş­leri Vekil Vekili Ethem Menderes adı­na Dışişleri Vekâletinden Hamit Batu, Dışişleri Vekâleti Milletlerarası İktisa­dî İşbirliği Genel Sekreteri Büyükelçi Haydar GÖrk, Amerikan Büyükelçisi Mr. Avra Warren ve Amerikan aske­rî yardım heyeti başkanı general She-part tarafından karşılanmıştır.

Etimesgut hava alanında kendisiyle görüşen Anadolu Ajansı    muhabirine

Mr. Stassen, ikinci defa memleketimi­ze gelmekle duyduğu memnuniyeti be­lirtmiş ve sözlerine devamla demiştir ki :

«Yakm-Doğu yabancı faaliyetler ida­recilerinin İstanbulda yapacakları top* lantımn açılış gününe iştirak etmek üzere geliyorum. Bu vesile ile Ankara' ya da uğrayarak hükümetinize bir ne­zaket ziyareti yapmak istedim.

Bugün öğleyin İstanbul'a hareket ederek oradaki toplantıyı açacağım ve-yarın sabah Atlantik Paktı teşkilâtı ve­killer konseyinin yapacağı toplantıya, katılmak üzere Paris'e gideceğim,"

 Ankara :

Meksika'nın Ankara yeni elçisi Ekse­lans Victor Alfonso Maldonado, bugün saat 11 de elçilik binasında bir basın toplantısı yaparak Türk basın men­supları ile tanışmış ve Türkiye hak­kındaki intihalarını anlatarak sorulan çeşitli sualleri cevaplandırmıştır.

Meksika elçisi vu münasebetle yaptı­ğı konuşmasında ezcümle şunları söy­lemiştir:

«Geçen gün Reisicumhurunuz Ekselans Celâl Bayar'a itimatnamemi takdim et­tim. Dün de Türkiye'nin kurucusu A-tatürk'ün anıt kabrine ilk ziyaretimi yaptım ve o büyük adamın karşısında tazim duruşunda bulundum. Reisicum­hurunuz bende çok büyük intiba bırak­tı. Kendilerinin büyük bir insan oldu­ğuna inandım.

Reisicumhurumuz da Türkiye'ye kar­şı büyük hayranlık beslemekte ve Mek-sika'lılar Atatürk'ü büyük bir adam. ve kumandan olarak tanımaktadır.

Memleketimizin yabancı memleketler­le olan ticarî münasebeti her sene art­maktadır. Bu arada Türkiye ile de ti­carî münasebetlerde bulunmak arzu sundayız. Bu arzumuz yalnız bu saha­ya münhasır kalmayıp kültürel saha­larda da olmalıdır. Meksika ile Türki­ye arasında talebe mübadelesi ve turis tik geziler yapılması düşünülebilir.

Memleketimizin esas servetini petrol, madenler, gümüş, teşkil eder. Bir pet­rol gemileri filomuz vardır. Cenubî Amerika hükümetleri ve bilhassa Ar­jantin'le daimi ticaret mübadelesi ha­lindeyiz.

Meksika'da sanayi gelişmiş v.e ağır sa­nayi de organize edilmektedir, Cenu­bî Amerika hükümetlerinden başka Amerika Birleşik Devletleriyle de tica­retimiz mevcuttur. Birçok Avrupa memleketleri ile ferdî de olsa bazı ti­carî münasebetlerimiz vardır. Hükü­metimiz siyasî ve kültürel münasebet­ler yanında ticarî münasebetlerin de inkişafını arzu etmektedir.

Memleketimizin dış siyaseti sulhçudur. Türkiye'nin dış siyasetinde de aynı zihniyetin hâkim olduğunu görüyorum. Memleketimizde de birçok partiler var­dır ve iki meclis mevcuttur. Son ola­rak Meksika kadınlarının da siyasî haklarının tanınması yoluna gidilmiş­tir.»

Bolivya'da ve El Salvador'da beş se­ne elçilik yapmış olan Ekselans Vic-tor Alfronso Maldonado, Amerika kıt' ası dışında ilk defa vazife görmek üze­re Avrupa'da Türkiyie'ye gelmiş bu­lunmaktan dolayı duyduğu memnunlu­ğu da bilhassa ifade etmiştir.

Ankara :

Devlet Vekâletinden verilen malûma­ta göre aralık ayının 10 una kadar 1953 yılı içinde 402 köyde 30.977 aileye 1.525.08*4 dönüm toprak dağıtılmıştır. Bu yekûna 1985 göçmen ailesine dağı­tılan 129,728 dönüm toprak da dahil­dir. Ayrıca bu köylere orta malı ola­rak 873.783 dönüm mer'a tahsis olun­muştur. Toprak verilen çiftçilerimizin yekûnu da 11.136.022 lirayı bulmakta­dır.

12 Aralık 1953

İstanbul :

Dündenberi şehrimizde bulunmakta olan Birleşik Amerika yabancı faaliyet­ler idaresi başkanı M. Harold Stassen saat 8 de hususî uçağı ile İstanbul'dan Paris'e ayrılmıştır.

İstanbul Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay bu sabah Parkoteline giderek îıl  Stassen'e ziyaretini iade  etmiş ve birlikte Yeşilköy hava meydanına gel­mişlerdir.

Mr. Stassen hava meydanında Vali, Amerikan Başkonsolosu. Amerikan Yar­dım Heyeti Türkiye Özel Misyon Baş­kam Dayton tarafından uğurlanmıştır.

Hava meydanında Stassen, İstanbul Vali ve Belediye Reisi ile muhtelif mev zularda hasbihallerde bulunmuştur.

Uçakla ayrılmadan evvel M. Harold Stassen, Atlantik Paktı Teşkilâtı Dışiş­leri Vekilleri Konseyinin toplantısında bulunmak için Paris'e gitmekte oldu­ğunu, bunun için Türkiye'de kısa bir' müddet kaldığını, Ankara ve İstanbul' da kendisine karşı gösterilen sıcak ka­bulden dolayı çok mütehassis kaldığını ifade etmiştir.

İstanbul Vah ve Belediye Reisi Prof. Gökay, kendisine Başvekil Adnan Men deres'in iyi yolculuk temennilerini bil­dirmiştir.

Stassen, kendisine her tarafta gösteri­len yakınlık, sevgi ve alâkadan dolayı teşekkürlerinin Başvekil Adnan Men­deres'e iblağını validen rica etmiştir.

14 Aralık 1953

 Ankara :

Kore'de Birleşmiş Milletler Türk si­lâhlı kuvvetlerindeki başarılı hizmetle­rinden dolayı madalya ile taltif edilmeleri kararlaştırılmış bulunan Kore gazilerinden albay Daniş Karabelen, yüzbaşı Ahmet Canok, doktor yüzbaşı Ali Çamlıkbeli, yedek teğmen Erdo­ğan Ulus, yedek teğmen Arif Dere-beyoğlu, yedek teğmen Ercüment Aner, yedek teğmen Mukbil Özyörük, üsteğmen Ahmet Tokuç ve astsubay Ali Sezikli'ye madalyaları  bugün saat 15 de  19  mayıs  stadında yapılan bir merasimle verilmiştir.

Merasimde Garnizon Komutanı Tüm­general Mithat Akçakoca, Eski Muha­ripler Federasyonundan emekli gene-ral Hakkı Güvendik, Temsil Bürosun­dan binbaşı Memduh İnceoğhı, Malûl Gaziler Birliğinden Nafiz Saraçoğlu, Amerika Birleşik Devletleri Askerî Ataşesi albay Johan Mead, subayla!', kız ve erkek öğrenciler, basın mensup­ları ile madalya alan Kore gazilerimizin aileleri efradı ve kalabalık bir halk kitlesi hazır  bulunmuştur.

Merasime başta bando ve alay sancağı bulunan bir piyade taburu da katılmış bulunuyordu.

Türk ve Amerikan millî marşlarının ça îinrnasmdan sonra madalya alaca'k ga­zilerimiz ihtiram kıtasının önündeki yerlerini almışlar ve ilk olarak Eski Muharipler İFederasyonundan emekli general Hakkı Güvendik bir konuşma yaparak ezcümle şayle demiştir:

"Kore. Büyük bir dâva. Sulh, hürriyet ve medeniyet uğruna girişilen büyük dâva. Bunun azameti, bunun ihtiva et­tiği cihanşümul mana, zaman geçtikçe daha çok hayranlıklarla tebarüz ede­cektir ve bu uğurda savaş meydanla­rında kan ve alın teri akıtanların dün­ya nazarmdaki değerleri daha ziyade yükselecektir.

Allahsız müstevililerin, bütün insan­lık hak ve hürriyetlerini inkâr ederek kendilerine mahsus kıpkızıl bir esaret dünyası yaratmak için Kore'de giriştik­leri "hâin taarruzlar püskürtülmekle yalnız bir meydan muharebesi kazanıl­mamış ve yalnız masum Güney Koreli­ler kurtarılmamıştır. Orada kurtarılan şey bütün bir (insanlık mefhumu ve bütün bir medeniyet dünyası) nın is­tikbalidir.

İşte göğüslerine şerefli madalyalar ta­kılan bu kahramanlar o kurtarıcı or­duların birer ferdidir. Kendilerini de­rin iftiharlarla kutlar, minnet ve mu­habbetle kucaklarız.»

Bundan sonra sırasiyle Malûigaziler Birliği adına Nafiz Saraçoğlu, Millî Ta­lebe Federasyonundan bir erkek ve bir kız talebe ve Garnizon Komutanı Tüm general Mithat Akçakoca veciz birer konuşma yapmışlardır.

Müteakiben Amerika Birleşik Devlet­leri Askerî Ataşesi madalyalarını A-merika Birleşik Devletleri. Başkanı Ei-senhower adına kahramanlarımızın gö­ğüslerine takmıştır.

Yapılan bir geçit resmi ile merasime son verilmiştir.

15 Aralık 1953

 Ankara :

Öğrendiğimize göre, C. H. Partisinin haksız iktisapları hakkında dün Bü­yük Millet Meclisinde kabul olunan kanun, bugün Sayın Reisicumhur Ce­lâl Bayar taarfından imzalanarak yük­sek takdike iktiran etmiştir. Kanun yarınki Resmî Gazetede intişar edecek­tir.

 Ankara :

On üç aydan beri memleketimizde va­zife görmekte olan Birleşmiş Milletler Teknik Yardım Kurulu Başkanı Prof. Hecksher, aslî vazifesi olan Stockholm Siyasal ve.Sosyal Bilgiler Fakültesi de­kanlığına dönmek üzere bu akşam An­kara'dan ayrılacaktır.

Prof. Hecksher memleketimizden ay­rılması münasebetiyle bugün öğleden sonra Teknik Yardım Kurulu binasın­da bir basın toplantısı tertip ederek ha­lefi Amerika'lı Prof. Dimoch'u takdim etmiş ve ezcümle şu beyanatta bulun­muştur:

«Birleşmiş Milletler ve ihtisas teşek­küllerinin 2 sene evvel Türkiye'de tek­nik yardım faaliyetlerine başlamaların dan beri, yüzden fazla Birleşmiş Mil­letler uzman ve memuru memlekete gelmiş olup halihazırda burada 40 dan fazla uzman bulunmaktadır.

Bu münasebetle büyük ümitler vaade-den birçok faaliyetlere başlanmış bu­lunmaktadır. Verem savaşı kampanya­sında dünya sağlık teşkilâtının da yar­dımı ile bir milyon kişi muayene edil­miş ve yarım milyon kişi de aşılanmış­tır. Bu faaliyet bundan sonra1 yalnız Türk personeli tarafından idare edile­cektir; buna tam mânasiyle muktedir oldukları hususunda herkes hemfikir bulunmaktadır. Diğer dünya sağlık teş kilâtı faaliyetleri arasında hastabakıcı-lık okulu ve âmme sağlığı idaresi mev­zuları da vardır.

Muhtelif 7 komisyon halinde çalışan Türk Belediyecilik 5 inci kongresi bu­gün Dil Tarih - Coğrafya Fakültesin­de İstanbul Vali ve Belediye Reisi Pro­fesör Fahrettin Kerim Gökay başkan­lığında umumî heyet toplantılarına de­vam etmiştir.

İdare heyetinin mesai raporu üzerin­deki konuşmalara, dernek başkanı ve Ankara Belediye Reisi taraflarından cevaplar verilerek tasvip ve idare he­yetine teşekkür  edilmiştir.

Bundan sonra komisyonlardan gelen raporların görüşülmesine başlanmış, birinci komisyonun belediyeleri ilgi­lendiren idarî hükümler hakkındaki çok mütekâmil raporuyla bilhassa be­lediyelerin idarî ve malî muhtariyeti ile, belediye reislerinin tek dereceli olarak seçimi ve ihale usulleri mevzu­atının değiştirilmesi ve bundan başka belediyelerin iktisadî işletmeler göre­bilmesi temennileri umumî tasvibe mazhar olmuştur.

İkinci komisyonun, belediye gelirleri­nin arttırılması mevzuundaki raporu ile belediyelerin vermekte oldukları kanunî hisselerin kaldırılması, bina, arsa vergilerinin belediyelere terki, taş, kum ocaklarının keza belediyelere verilmesi ye bu meyanda belediye ça­lışmalarında hemşehrilerin belediye hizmetlerine iştiraklerinin temini, tu­ristik otellerden, Avrupa şehirlerinde olduğu gibi gelir temini istenilmiş ve tasvip   olunmuştur.

Mahallî idareler umum müdürünün bu hususlarda verdiği izahattan sonra ra­por kabul olunmuştur.

Gündemin alâka çeken maddelerinden birisi olan istimlâk ve ucuz mesken da­vasındaki üçüncü raporun istimlâk muamelelerinin süratlendirilip kolay­laştırılması, ve arazi spekülasyonuna mani olacak teklifler ve tedbirler umumî tasvip  görmüştür.

Gündemde olmayan   ve  kongrece  teşkili uygun görülen Belediye Ahkâm: Cezaiye Kanununun tadili komisyonu raporu, İstanbul Belediyesince hazır­lanan tebliği esas alarak bugünkü ih­tiyaca ve idare sistemine daha uygun teklifte bulunmuş ve teklifler kongre­ce temenniye lâyık bulunmuştur.

Bundan   sonra   dilekler  komisyonunun raporu okunmuş, Belediyeler Derneği­nin,  Belediyeler Federasyonu     haline getirilmesi, böylece merkezde müşave- -re bürosu açılması, belediye ihtiyaçla--rırim   toptan   temini   gibi      temenniler" sred ve beyan olunmuştur.

Bundan sonra yeni idare heyeti seçi­mine geçilmiş ve nihayet Başkan Prof. Gökay gerek komisyonda ve gerekse umumi heyette çalışan üyelere teşek­kür etmiş, ilmî ve idarî kıymeti çok değerli raporların müzakeresinde gös­terilen vukuf ve hassasiyete işaretle kongreyi tebrik eylemiş ve yeni yöne­tim kuruluna başarılar dileyerek kon­greyi kapamıştır.

 İstanbul :

Tarsus vapuru bu gece saat 21 de Tür­kiye Turizm Kurumu tarafından ter­tip edilen Doğu Akdeniz turistik gezi­sine başlamak üzere İstanbul limanın­dan hareket etmiştir.

12 ocak gününe kadar devam edecek olan bu geziye 450 kişi iştirak etmek­te olup, Tarsus bu seferinde Beyrut, İskenderiye ve Larnaka limanlarına uğrayacaktır.

 Ankara :

Maliye Vekâletinden tebliğ olunmuştur:

Cumhuriyet Halk Partisinin 6195 sayılı kanunun neşredildiği tarihte malik ol­duğu bütün menkul ve gayrimenkul mallarla para, haklar ve alacaklar ve- -sair kıymetler hazineye intikal etmiş­tir.

Bunları, her ne suretle olursa olsun elinde, yanında, nezdinde bulunduran hakikî v.e hükmî şahısların en geç 29/12/1953 salı günü akşamına kadar mal sandıklarına makbuz mukabilinde devir veya teslim etmeleri icabeder.

Bu vecibeleri yerine getirmeyen veya kaçıranlar, saklıyanlar ve bu fiillere iştirak edenler hakkında mezkûr kanu­nun 6, 7 ve 8 inci maddelerindeki hü­kümlere müsteniden takibat yapılacak­tır.

Keyfiyet sözü  geçen kanunun  ikinci maddesine  istinaden tekraren  tebliğ olunur.

 Ankara:

Dışişleri Vekâletinden bildirildiğine göre, Suriye'de hudutlarımıza yakın havalide kadastro yapılacağına dair alı nan haber üzerine Haseke, Halep ve Derzor muhafızlıkları nezdinde mahal­len yapılan tahkikata aşağıdaki yolda cevap alınmıştır:

1  Hâlen Haseke şehrinin şimalinde kâin 25 kilometrelik mmtakanm ka­dastrosuna bağlanmış olup yakında mezkûr bölgenin 30 uncu kilometresi­ne kadar uzatılacaktır.

28 Aralık 1953

 Ankara:

Birkaç gün evvel bildirdiğimiz gibi son günlerde toprak dağıtımı çok hız­lanmıştır .

Devlet Vekâletinden  verilen rakamla­ra göre, 25 aralık gününe kadar 1953 yılı içinde 455 köyde, 36.388 aileye da­ğıtılan toprak yekûnu 1.944.588 dönü­mü bulmuştur. Bu yekûna 2105 göç­men ailesine dağıtılan 139.360 dönüm toprak dahildir. Ayrıca köy orta malı olarak 1.004.374 dönüm mer'anm tah­sisi yapılmıştır. Toprak dağıtılan köy­lüler telgraflarla sevinçlerini ve teşek­kürlerini hükümet makamlarına bildir­mektedirler.

29 Aralık 1953


 

2  Halep muhafızlığının hududa ya­kın mahallerinde bu yıl kadastrosu ya­pılmış olan köyler şunlardır:

Kaburcak, Karanfil, Döynek, Tahtam, Karakuyu.

Gelecek seneki program henüz ilân e-edilmemiştir.

3  Derzor muhafızlığı hudutları da­hilinde kadastro amaliyesine henüz "başlanmamıştır.

Bahis mevzuu yerlerde arazisi buluna­bilecek vatandaşlarımızı alâkadar .ede-" bileceği  mülâhazasiyle  keyfiyetin  ilâ­nında fayda görülmüştür.

27 Aralık 1953

 İstanbul:

Büyük bir teessürle haber aldığımıza göre eski başvekillerden Şükrü Sara­çoğlu uzun zamandanberi muztarip ol­duğu hastalıktan kurtulamıyarak bu­gün saat 11.05 te Teşvikiye'deki ika­metgâhında hayata gözlerini kapamıştır.

 Ankara:

Emniyet umum müdürlüğünden aldığı­mız malûmata göre, bugün Tunceli vilâvetinde emniyet telsiz istasyonu hal­kın, memurların ve matbuat mümes­sillerinin huzurunda törenle işletme­ye açılmıştır.

Bu vesile ile İçişleri Vekâleti, Emni­yet Müdürlüğü ve Tunceli valiliği arasında törene ait telgraflar teati edil­miştir.

Ayrıca Tunceli - Ankara arasında hem telsiz telgraf ve hem de telsiz telefon muhaberesi fiilen başlamıştır.

Tunceli valisi, Ankara ile telsiz tele­fonla görüşmüş ve alman neticeyi fev­kalâde bulmuştur.

İçişleri Vekâleti diğer Doğu vilâyetle­rimizde de telsiz istasyonları mevdana getirmek için lüzumlu hazırlıkları ik­mal etmiş bulunmaktadır.

Yakın bir zamanda, Urfa, Siirt, Bitlis, Muş ve Bingöl telsiz istasyonlar öa işletmeye  açhlmiş  bulunacaktır.

Layihanın tümü üzerinde konuşan mebuslar şunlardır :

Köylü partisi adına Cezmi Türk (Seyhan), Nusret Kirişçioğlu (Çanak­kale), Müfit Erkuyumcu (Balıkesir), Feridun Fikri Düşünsel (Bingöl), Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu (Manisa), Sait Bilgiç (İsparta), Esat Buda-koğlu (Balıkesir), Köylü Partisi adına Remzi Oğuz. Arık (Seyhan), Nazlı Tlabar (İstanbul), Demokrat Parti Meclis grupu adına Samet Ağaoğlu (Manisa), komisyon sözcüsü Hâmit Şevket İnce (Ankara), Abdurrahman Fahri Ağaoğlu  (Konya)..

Saat 22.15 te mevzuun kâfi derecede aydınlatıldığı mütealeasiyle lâyiha­nın tümü üzerindeki görüşmelerin kifayetine dair bir önerge verildi. Si­irt mebusu Mehmet Daim Süalp'm aleyhte mütalâa beyan etmesini müteakip bu önerge kabul edildi.

Maddelere geçilmesi ve komisyonun teklifi üzerinde lâyihanın ivedilikle müzakeresi kabul olundu. Celseye ara verildi.

Saat 22.35 te Reis vekillerinden Kayseri mebusu Fikri Apaydının baş­kanlığında açılan üçüncü celsede maddelerin müzakeresine başlandı.

Maddeler üzerinde de birçok mebuslar söz aldı, müteaddit tadil teklifi verili. Neticede kanun teklifinin maddeleri, üzerlerinde bazı tadiller ya­pılarak kabul edildi.

"Tümü üzerinde Kars mebusu Tezer Tagkıranın konuşmasını müteakip lâyiha açık oya sunuldu. Saat 23.40 ta Reis neticeyi bildirdi.

Reye 346 mebus iştirak etmişti. 341 kabul, 5 red reyi vardı.

Hey neticesinin tebliğini müteakip Reis saat 23.45 te Büyük Millet Mec­lisinin bugünkü toplantısına son verdi.

Büyük Millet Meclisinin bugün kabul ettiği kanunun metni şudur :

1 Cumhuriyet Halk Partisinin her ne şekil ve    suretle olursa olsun umumî muvazeneye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerden, hususî idare ve belediyelerden, köylerden, iktisadî devlet teşekkülleri ve bun­ların müesseselerinden ve diğer âmme hükmî şahıslarından doğrudan doğ­ruya veya dolayısiyle vâki iktisaplar, nüfuz ve hâkimiyetine dayanan hak­sız iktisaplardır.

"Bu sebeple mezkûr partinin bu kanunun meriyete girdiği tarihte ma­lik olduğu bütün menkul ve gayri menkul mallarla para, haklar ve alacaklar vesair kıymetler hazine mülkiyetine intikal eder.

Ancak münhasıran parti binası olarak kullanan yerlerdeki menkul eşya­dan parti faaliyeti için zarurî oldukları Maliye Vekâletince kabul edile­cek olanlar Cumhuriyet Halk Partisine bırakılır.

2 Birinci madde mucibince hazineye intikal eden her türlü mallarla hak, alacak para vesair kıymetlere kimin elinde veya yanında bulunursa bulunsun Maliye Vekâletince derhal el konulur. Maliye Vekâleti tarafından Resmî Gazete veya diğer neşir vasıtalariyîe yapılacak  tebligat  el  koyma hükmünde sayılır.

3 Maliye Vekâletince el konulan maddelerden gayri menkullerin tapu kayıtları, hiç bir talep ve müracaata hacet kalmaksızın hazine namına Tapuca kayıtlı olmıyan gayri menkuller, tapu idarelerince, talep üzerine tashih  olunur.

hazine  namına  tiescil  olunur.

5830 numaralı kanunun 10 uncu maddesi hükmü yukarıdaki gayri men­kuller hakkında da tatbik olunur.

 Tapu kayıtlarını çevirme vesair muamelelerin icrasında damga res­mi ile diğer resim ve harçlar alınmaz.

 Cumhuriyet Halk Partisi ve bütün teşkilâtı birinci madde mucibince el konulacak mallarla para, hak, alacak vesair kıymetlerin tesbiti husu­sunda Maliye Vekâletince veya mahallî dairelerince istenilecek malûma­tı ve vesikaarı 15 gün içinde vermeğe mecburdurlar.

muvazaa   yolu ile veya başkaca hileli muamele ve sebeplerle 3 üncü şahısların uhdelerine geçmiş bulunan gayri menkul mallarla menkul mal para ve kıymetler hakkında umumî hükümler carîdir. Ancak bu sebeplerden herhangi birisine dayanılarak dâva ikamesi ha­linde mahkemelerce müruru zaman defi dinlenmez ve bu iddialar her türlü delil ile ispat olunabilir.

 Beşinci madde mucibince istenilen malûmat ve vesikaları müddeti içinde vermiyenler  ve  bu  kanun  hükümlerine  göre  el  konulması  icap eden mallarla para, hak, alacak vesair kıymetleri kaçıran veya saklıyanlar ve bu fiillerre iştirak edenler hakkında Türk ceza kanununun 276 ncı
maddesinin birinci  fıkrasındaki  ceza   tatbik  olunur.  Zamanında  teslim,edilmiyen veya kaçırılan veya  saklanan malların,  para  ve  kıymetlerin tahsili  emval kanunu  gereğince  müteşekkil  tahsilat komisyonunca tak­dir  ve  tesbit  edilecek  değerleri kendilerinden müştereken veya  mütselsilen tahsil olunur. Bu maddedeki tahsilat komisyonunca görülecek vazi­feler âmme alacaklarının tahsili usulü hakkındaki kanun meriyete gir­dikten sonra 90 inci maddesinde yazılı komisyonlara devredilir.

 Bu kanun mucibince yapılacak her türlü icraî muamelelerde tahsili,emval kanunu hükümleri uygulanır.

 Bu kanun neşri tarihinde yürürlüğe girer.

 Bu kanun hükümlerini icraya İcra Vekilleri Heyeti Memurdur.

15 Aralık 1953

 Ankara :

Maliye Vekâletinden tebliğ olunmuştur :

Cumhuriyet Halk Partisinin hâlen malik olduğu bütün menkul ve gayri menkul mallarla para, haklar ve alacaklar ve sair kıymetler 6195 sayılı kanunla hazineye intikal etmiş olduğundan, bunlara, kimin elinde veya yanında bulunursa bulunsun Maliye Vekâletince işbu ilân tarihinden iti­baren el konulmuştur.

1  Nukut ve hisse senetleri şimdiki gibi, İş Bankası tarafından nemalan-Ldınlacaktır.

2  Her seneki nemadan bana nisbetleri şerefi mahfuz kaldıkça, yaşadık­ları müddetçe Makbuleye ayda (1000)., Afete (800), Sabiha Gökçen'e (600), Ülküye (200) lira ve Rukiye ve Nebileye şimdiki yüzer lira verilecektir.

 Sabiha Gökçene bir ev alınabilecek para verilecektir.

 Makbulenin'yaşadığı müddetçe Çankayada oturduğu ev emrinde ka­lacaktır.

 îsmet İnönünün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaçolacakları yardım yapılacaktır,

8  Her sene nemadan mütebaki miktar yarı yarıya Türk Tarih ve Dil Kurumlarına tahsis edilecektir.

Kemal Atatürk»

Ayrıca şurasını da belirtmek icabeder ki, Ulus matbaasının vasiyetname ile hiç bir alâkası yoktur.»

H. Polatkanın beyanatı:

 Ankara :

195 numaralı kanunun tatbiki dolayısiyle Atatürkün vasiyetnamesi hak­kında mütalâası sorulan Maliye Vekili Hasan Polatkan, aşağıdaki beyanat­ta bulunmuştur :

«6195 numaralı kanunun Atatürkün vasiyetnamesini iptal ettiği hakkın­daki neşriyatın maksadı mahsusla yapıldığına kaniim.

Hakikat şudur, ki, kanun, Atatürkün vasiyetnamesini iptal etmediği gibi, ne Büyük Millet Meclisinde bu kanuna rey veren muhterem mebusların, ne de hükümetin Atatürk'ün vasiyetini iptal etmeyi asla düşünmedikleri muhakkaktır. Nitekim, sayın Başvekilin ve komisyon sözcüsünün bu hu­sustaki sarih beyanatları yüksek heyetçe tamamiyle tasviple karşılanmış­tır. Binaenaleyh, vasiyetname hükümlerince ifası lâzım gelen muamele ve tediyatm eskisi gibi devam etmesi pek tabiîdir.

Bu münasebetle muhterem umumî efkâra arzetmek isterim ki, yine ayni kanun hiç bir gazetenin neşir hakkını iptal ve istirdat etmiş değildir. Bazı gazetelerin 6195 numaralı kanunun tatbikinden sonra isim değiştirerek intişara devam etmeleri bu kanunun vazettiği bir mecburiyetten değil, sa­dece kendi arzulariyle ihtiyar olunmuş bir hareketten ibarettir.».

20 Aralık 1953

 Ankara :

Ulus gazetesinin 15 Aralık 1953 tarihli sayısında «Tarihin garip bir cilvesi A. Menderes vaktiyle C.H.P. den çektiği paraların hesabını da şimdi C.H-P. lilerden sormaktadır» başlığı altında Türk Spor Kurumu Genel merkezine ait ve 1937 - 1938 senelerinde bu kurumun başkanı bulunan Adnan Menderes'le muhasip ve veznedarının müşterek imzalarını taşıyan 8 mak­buzun klişelerini neşrettiği hatırlardadır. Bunları izah için yazılmış olan yazıda «Türk umumî efkârının şunu bilmesinde fayda vardır ki Adnan Menderesin çektiği ve partinin dosyaları içinde nereye sarfedilcliği hak­kında vesika bulunmıyan bu para da- bugün C.H.P. nin çalıp çırptığı iddia edilen paralar arasındadır ve Adnan Menderes bu hesabı da bugünkü C.H. P. lilerden sormaktadır.» denilerek ve Menderesin C.H.P. den çektiği pa­ralar başlığiyle yekûnu 416.563 liraya baliğ olan bir cetvel de neşredilerek yapılan ve müteakip günlerde Ulusun başmakale ve fıkralarında tekrar­lanan telmih ve imalardan sonra bugünkü yeni Ulus'taki fıkrada da «çek­lerinin klişeleri de neşredilmiş olan bu paraların adı ve akıbeti bütün memlekette günün en çok rnerak edilen mevzularından biridir.» denil­mektedir. Bu suretle hem Halk Partisinin borçlarına karşılık olarak hazi­neye intikal ettirilen haksız iktisapların meydana gelmesinde Adnan Men­deresin bizzat methaldar olduğu, hem de Türk Spor Kurumu adına ku­rumca alınmış olan paralar hesabının hâlâ verilmemiş ve şahsen Mende­resin zimmetinde kalmış bulunduğu zehabı uyandırılmak istendiğinde-şüphe bırakmadığından Anadolu Ajansı, sayın hükümet reisine tevcih edi­len bu gibi imalar etrafında umumî efkârı aydınlatmağı vazife bilmiştir.

Bu hususta Başvekilin bilgisine müracaat ederek aldığımız beyanatı nak­letmeden önce şu noktaları kaydetmeyi lüzumlu gördük:

Türk Spor Kurumu, Cemiyetler kanununa göre kurulmuş ve devlet büt­çesinden kendi adı tasrih edilerek yardım görmüş ve bu yardımı yine büt­çelerdeki sarahat dolayısiyle C.H.P. vasıt asiyle almış bir teşekküldür. C.H. P. den bu suretle alman paraların makbuzlarını o zaman kurumun baş­kanı bulunan Adnan Menderesin kurumu temsüen imzalamış buluması. nizamname icabıdır. Türk Spor Kurumu, kendi büyük kongresi tarafından seçilmiş 15 kişilik bir merkez heyetince idare edilmiş, hesapları kurumun murakıplarından başka hazineden yardım gören teşekküller meyanmda. Maliye Vekâletince muntazaman tetkik ettirilmiştir: Teftiş raporlarının Maliye Vekilliği ile diğer salahiyetli makamlarda, sarf evrakının ise ku­rumda mahfuz olması muhakkaktır.

Başvekil Adnan Menderes, bu mevzudaki suallerimize cevaben şu beya­natta bulunmuştur :

Böyle bir neşriyatın yapılmakta olduğunu bana haber verdiler. Telmih ve imalarını perde perde yükselttiklerinden de haberdarım.

Bir kere şunu söylemek isterim,- hiç bir memlekette siyasî hürriyetler bu gibi şenaetleri kaleme almak ve hükümetin başında bulunan bir insana namertçe telmih ve isnatlarda bulunmak suretiyle hükümetin dolayısiyle de devletin itibarını iki paralık etmek için değildir.

Üstelik, bu gibi sinsi telmih ve imaların, benim gibi, şimdiye kadar alnı daima açık olarak yaşamış ve her hangi bir intifa daiyesi ve hırsından ta-mamiyle azade kalmış bir insana tevcih edilmesi, beni insanî haysiyetim­den ne derece yaralamaktadır, bunu, muhterem efkârı umumiy em izini benim kadar ve aynen benim duymakta olduğum teessüre uygun hislerlj karşıladığından emmim. Bu sebeple aleyhime tevcih edilmek istenen bu şenî isnatları reddederken kullanacağım ifadeyi ve bundaki şiddeti, hay­siyetinden yaralanmış bir insanda görülmesi tabiî, beşeri isyan ve nefret hislerine atfedilmesin!, yine muhterem efkârı umumiyeden rica ederim.

Bu neşriyata mevzu teşkil eden isnat ve iftiralar iki maksatla yapılmak­tadır.

Birincisi: Adnan Menderes 400 küsur bin lira para almıştır. Bunun hesa­bını vermemiştir. Çok mümkündür ki, bu hesaplar zimmetinde kalmış -olsun.

İkincisi: Halk Partisi bütçeden ve âmme müesseselerinden aldığı paraları kendine hasretmeyip bu gibi maksatlarda kullanmıştır.

İşte bu iki yanlış fikir ve zehap umumî efkâra telkin edilmek istenmek­ledir.

Birincisi, en aşağı nevinden isnat ve iftiradan ibarettir. İkincisi ise, halk efkârını şaşırtmak taktiğinden ibarettir. Her ikisi de yalandır.

Brincisi, en adî cinsten isnat ve iftiradır. Çünkü herkesçe malûmdur ki, kurum başkanları âmiri itadır ve bu âmiri italik sıfatları da, paraya el .sürmeden sarf evrakını imza etmekten ibarettir.

Ben, Spor Kurumuna ait bu 400 küsur bin liranın ne bir tek kuruşunu al­dım, ne de tek kuruşunu kendi elimle sarfettim, Bilindiği gibi, para, mu­hasebece alınır ve muhasebece sarfedilir.

Kurumun genel merkezi vardır. Ve kurumun bütçesini genel merkez ya­par. Sarfiyat tesbit edilen bütçeye göre yapılır ve muhasip üye ve mute­metler tarafından sarfedilir. Ayni zamanda federasyona ayrılan tahsisat da, Federasyonlar tarafından sarfedilir.

Tekrar ediyorum: Kurumun paraları muhasip üye ve muhasebe tarafından alınır ve muhasip üye ve mutemetlerle genel merkezde temsil edilen fe­derasyonlar tarafından ve Genel merkezin nezareti altında sarfedilir. Bütçesine göre sarfedilir ve murakıplar tarafından sarfiyatın bütçe­sine uygun olarak yapıldığı kontrol edilir. Kurum, hesabını, Halk Par-.tisine değil, kendi kongresine verir.

Şu müfterilere bakın ki, partilerinin arşivinde tediye edilmiş paraların mahsup evrakı bulunmıyacağmı bile bile, «Mahsupları bulamadık» diyor lar ve efkârı bulandırmaya çalışıyorlar.

Bütün bunlardan başka kurum, hazineden yardım gördüğü için, bir de ma­liyenin teftişine tâbidir. Nitekim bu (teftiş raporları, Maliye Vekâletinin Beden Terbiyesi şubelerinde mevcuttur.

O zamanın genel merkezini teşkil eden muhterem zevat arasında rahmetliAli Hikmet Paşa birinci reisti. Ben, ikinci reistim. Merhumun hastalığıüzerine ben başkanlık ettim. Bizden aşka genel merkezde sonradan İktisat ve Adalet Vekilliklerini yapan Fuat Sirmen, Tokat Mebusu merhumSüreyya Genca, Halit Bayrak, Ulaştırma Vekilliği yapan Şükrü Koçak gibi muhterem  arkadaşlar  vazifeli idi. Bundan başka o zamanın parti genel sekreteri, muhterem Şükrü Kaya idi. Kurumun benim başkanlığım altında ne kadar canlı bir faaliyet devresine-girmiş olduğu teftiş raporlarından anlaşılacağı gibi bu muhterem arka­daşlar ve o zamanı yaşamış ve sporla uzaktan yakından alâkadar olmuş zevat da bunu hatır Uyacaklardır.

Ben .Ulustaki tezvir ve tertipleri günlük sermaye haline getirmiş olanlar gibi kâselis değilim. Ben, hiçbir zaman, ücretli iktidar mensupluğu ve des-tekçiliği yapmadım. Ben, ücretli muhalif de olmadım.

Ben birçokları gibi iktidar mevkilerine parasız pulsuz geldikleri halde zen­gin olarak ayrılanlardan da değilim. Ben, iktidarda da muhalefette de ne mensup olduğum partiye, ne de millet hazinesine bir bar teşkil etmiş bir insanım. Aksine olarak, muhalefette de, iktidarda takatımca, masraflar da yapmış bir insanım.

Şimdi, vesika diye neşrettikleri alelade ve değil beni yani kurum başka­nını, hattâ muhasip, veznedar yahut mutemedini dahi ilzam ederniyecek olan makbuzlara gecelim:

Bu makbuzlardan birinin üzerinde şöyle bir ibare vardır: «68.000 lira, C. H. P. nin genel sekreterliğinden, 17 bölgede yapılmakta olan spor inşaatı­na yardım.»

Eğer bu makbuz-un bu ibaresi gözlerine ilişmiş olsaydı, belki de neşret-mezlerdi. Çünkü 68.000 liranın bölgelerde hali inşada olan spor sahalarına yardım şeklinde verildiğini tasrih etmekte olan bu samimî makbuz, para­ların nerelere sarfedüdiğini bilmediklerini iddia eden iftiracıların suratı­na bir şamar gibi inmekte ve yalan söylemekteki cüretlerini âdeta tevsik eylemektedir.

Gelelim ikinci meseleye: Diyorlar ki, Halk Partisi hazineden alınan para­ları, Adnan Menderes eliyle dahi hasbi bir işe sarfetmiştir. Bununla efkârı tağlit ve tağşiş etmek istemektedirler. Çünkü hazineden, resmî ve hususî bütçelerden aldıkları paraların bir kısmım bazı kurumlara sarfetmiş ol­mak, yeddi gasıplarma para geçirmemiş olmayı ispat etmez.

Kendilerine 3 sene evvel tebliğ edilen teftiş raporları ile de sabittir ki, kurulduğu günden son gününe kadar partilerinin eline geçen mamelekin yüzde 96 sı gayri meşru iktisaplardandır. Mütebaki yüzde 4 ü de uzun. seneler zarfında yüzlerce defa sarfetmiş olduklarına şüphe yoktur.

6195 numaralı kanun bu hakikate dayanmaktadır ve milletten gasbetmiş oldukları malların ancak küçük bir kısmını millete iade etmektedir.

Büyük Millet Meclisinde bugünkü müzakereler :

21 Aralık 1953

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinde bugün kanun lâyihaları görüşüldü ve ele alman-on bir lâyihadan onunun müzakeresi ikmal edilerek bunlar kanunlaştı.. Bunlar arasında memleketimizde serbest bölgeler ihdası hakkındaki kanun lâyihası da vardır.

Neticede lâyihanın komisyona iadesi ve reddi hakkındaki önergeler kabul olunmadı. Maddelerin de müzakeresin­den sonra lâyihanın tümü kabul edildi. Neşri tarihinde yürürlüğe girecek olan bu kanunla Kastamonunun Abana kaza merkezi Pazaryeri - Bozkurt kasabasına nakledilmekte ve kazanın adı Bozkurt olmaktadır.

Bu lâyihanın müzakere ve kabulünden sonra günün beşinci mevzuu ola­rak avukatlar yardımlaşma kanunu teklifinin görüşülmesine geçildi. İs­tanbul Mebusu Fuat Hulusi Demirelli ve 25 arkadaşı tarafından verilmiş olan bu kanun teklifi de ivedilikle müzakere ve kabul olundu. Neşri tari­hinde yürürlüğe girecek olan bu kanun her baro merkezinde «Avukatlar -yardımlaşma sandığı» kurulmasını derpiş etmektedir.

Daha sonra temsil ödeneği hakkındaki 5027 sayılı kanunda değişiklik ya­pılmasına dair kanun lâyihası müzakere ve kabul olundu. Bu kanun, jan­darma Umum Kumandanının Orgeneral olması halinde temsil ödeneği miktarını tayin etmektedir.

Müteakiben Karayolları Genel Müdürlüğü hakkındaki 5539 sayılı kanunun.. tadiline dair Denizli Mebusu Baha Akşitin kanun teklifi müzakere ve ka­bul olundu. Bu tadille vilâyetler bayındırlık müdürlükleri kadrolarına mi­marların da tayini mümkün olacaktır.

Sağlık ve Sosyal Yardım Vekâleti ile tapu ve kadarastro umum müdür­lüğü teşkilât kanunlarının tadili hakkında ve bu teşekküllerin teftiş he­yetlerinin takviyesini istihdaf eden iki kanun lâyihasının kabulünden son­ra serbest bölge kanun lâyihasının müzakeresine geçildi.

Bu mühim kanun lâyihası memleketimizde transit ticaretinin kurulup ge­lişmesini temin etmek gayesiyle hükümete yurdumuzda serbest bölgeler ihdas etmek salâhiyetini vermekte bu bölgeler için bazı muafiyetler tanı­maktadır. Hükümetin mucip sebepler lâyihasında belirtildiğine göre ilk serbest bölge İskenderun limanında kurulacaktır. Bu lâyiha ivedilikle gö­rüşüldü ve aynen kabul edilip kanunlaştı.

Bugün görüşülen mevzuların sonuncusu, demiryolu ve limanları inşaatr. için gelecek yıllara geçici taahhütlere girişilmesi hakkındaki 4643 sayılı kanuna ek kanun lâyihası oldu. Bu kanunla Sivas - Erzurum demiryolu­nun hududa kadar uzatılması için hükümete gelecek yıllara geçici taah­hütlere girişmek salâhiyeti verilmektedir.

Büyük Mîllet Meclisi müzakereleri:

28 Aralık 1953

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinde bugün işçileri ilgilendiren mühim bir kanun la­yihası görüşülerek kabul edilip kanunlaştı. Bu kanunla 3460 sayılı kanuna tâbi müesseseler işçilerinin temettü ikramiyesi almaları sağlanmaktadır. Ayrıca, ayni kanunun geçici bir maddesi ile iktisadî devlet teşekküllerine, umumî, mülhak ve hususî bütçeli dairelere ve belediyelere ait fabrika ve iş yerlerinde çalışan işçilere bu yılbaşına kadar birer aylık istihkakları tu­tarında ikramiye verilecektir.

Celse saat 15.00 te Reis Vekillerinden Samsun Mebusu Tevfik İlerinin baş­kanlığında açıldı.

Gelir vergisi kanununun 24 üncü maddesinin değiştirilmesine dair bir ka­nun teklifinin geçici komisyona verilmesi, maliye komisyonu reisliğinin teklifi üzerine kararlaştırıldıktan sonra İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı söz aldı ve 3460 sayılı kanunun bir maddesinin değiştirilmesi, bu kanuna bir madde eklenmesi hakkındaki kanun lâyihasının geçici komisyonda tetkik edildiğini bildirerek lâyihanın gündeme alınıp öncelik ve ivedilikle görü­şülmesi teklifinde bulundu.

İşletmeler Vekili, bu hususta bir de önerge vermişti. Teklif reye sunuldu ve kabul edildi.

Lâyihanın tümü üzerinde 19 hatip konuştu. Bu arada Çalışma Vekili Hay­rettin Erkmen ile İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı birkaç defa söz alarak iza­hat verdiler. Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen verdiği izahat arasında, iş "kanununun muaddel birinci maddesinde yazılı tarife göre işçi sayılan müseccel, gayri müseccel, İşçi Sigortaları Kurumuna bağlı veya emekli ka­nunu haricinde sair sigorta kanunlarına, meselâ Devlet Demiryolları gibi hususî sigorta kanunlarına bağlı işçilerin bu yıl başına kadar verilecek birer aylık istihkak tutarındaki ikramiyeden istifade edeceklerini belirtti.

'Tümü üzerindeki görüşmelerden sonra maddelere geçilmesi ve lâyihanın ivedilikle müzakeresi kararlaştırıldı.

Birinci madde görüşmesiz kabul edildi. İkinci madde üzerinde iki hatip konuştu, İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı izahat verdi.

Geçici madde üzerinde 6 hatip konuştu. Başvekil Adnan Menderes de bu maddenin müzakeresi sırasında söz alarak izahat verdi ve bazı noktaları aydınlattı.

Başvekil dedi ki:

"Bir arkadaşımız, bizden evvelki 8 inci Büyük Millet Meclisinin belediye gelirlerinde genişlik temin edecek hükümler kabul etmek suretiyle bele­diyelerin vaziyetlerini düzelttiğini, şimdi ise belediyelerin bir takım kül­fetler altında vazife göremiyecek bir hale getirilmiş bulunduğunu, hattâ "belediyelerin yüzde 60 mm şubat aylıklarını veremiyecek durumda oldu­ğunu, ifade etti. Hakikat şudur ki biz, vazifeye başladığımız zaman, beledi­yelerimizin büyük bir kısmının maaş veremiyecek halde olduklarını gör­dük ve bunun üzerinde durduk. O zamandan bugüne belediyelerin vari­datı çok artmıştır. Varidatı yüzde yüz, iki yüz hattâ üç yüz artan beledi­yelerimiz vardır. Belediyeler varidatının artısını vasatı olarak yüzde 60 kabul edebiliriz. Bundan başka Belediye bütçelerine mülhak işletme bütçelerindeki artışlar ise bu nisbetin çok üstündedir. Ayrıca, İller Bankası­nın belediyelere yaptığı yardımlar da, 1950 senesine nazaran 4 misli art­tırılmıştır. Bütün bunlardan ayrı olarak ta Belediyelere türlü malî tertip­lerle birçok tesis ve inşalar yapmak imkânları da zamanımızda temin edil-miye başlanmıştır. Binaenaleyh belediyelerimizin iş görme kabiliyetleri "1950 ye nazaran asla kıyas kabul etmiyecek derecelere yükseltilmiştir.»

Bundan sonra Emekli Sandığı kanununa geçici bir madde eklenmesi hak­kındaki kanun teklifinin müzakeresine geçildi. 25 yaşını bulmuş yetim kızları ilgilendiren ve Seyhan Mebusu Sinan Tekelioğîu ile Kars Mebusu "Tezer Taşkıran tarafından verilmiş olan bu kanun teklifinin bundan ev­velki müzakeresinde, lâyiha hükümlerinin 10 seneliklerini birden almış olanlara da teşmili yolunda bir teklif ileri sürülmüştü. Amerikan dergisine yaptığı açıklama ile, yardım görürsek, dört yıl sonra kendi gelirimizle bütün masraflarımızı Tiarşılayacağırnızı söylüyor. Bu yardı­mın Amerikan yardımı olduğunu ayrı­ca belirtmeye lüzum yoktur. Fakat bu yardım, sermaye işbirlikleriyle destek­lenirse kudretimizin ne kadar artaca­ğını kestirmek, hiç te güç değildir. Bundan ayni zamanda yabancı serma­yenin de büyük faydalar bağlıyacağı meydandadır.

İktisadî tedbirlerimiz : Yazan: Habîb Edib Törehan

7/12/953 tarihli (Yeni İstanbul) İstanbuldan:

Bütün dünyada istihsal ve mal fazla­lığından şikâyet olunurken biz bir çok mahrumiyetler içinde bulunuyoruz. Bü­tün memleketler şimdi bu bolluğun neticesi olarak fiyatlarını düşürür ve hattâ bu yüzden doğacak buhranlardan korkarken biz her gün artan fi­yatların yükünü duyuyor ve bunun ö-nüne geçmek için çeşit çeşit tedbirler alıyoruz.

iktisadiyatı çok gelişmiş memleketler­deki vaziyet ile bizim bugünkü halimiz arasındaki tezat her halde acınacak bir şeydir.

"Bunun sebebi ne ithalât azlığında ve­ya ihtiyaç artışında, ne de daima ileri sürülen paramızın kıymet düşünüşün­de aramlamaz. Her halde bu sebeplerin de tesirini inkâr etmemekle beraber, "bizim kanaatimizce bugünkü karışık durum daha ziyade orta çağa mahsus usullerle cereyan'eden iktisadî hare­ketleri modern usullere uydurmaya çalışmaklığımızdan ileri gelmektedir.

Ekonomi ve Ticaret Bakanlığımız son dünya harbinin başlangıcmdanbsri hep iktisadiyatımızı tanzim, fiyat artışını azaltmak, ihtikârın önüne geçmek, gi­bi usullerle çalışmıştır. On dört sene­lik mazisi olan bu devre içinde sayı­sız kanun, nizam ve talimatname ile kararlar çıkmıştır. Bugüne kadar bun­lardan hiç birinin müsbet bir netice -vermediğini itiraf edecek olursak her halde hakikatten uzaklaşmamı? olu­ruz.

O halde şimdiye kadar mevcut olan bütün bu mevzuatı yama yama tami­re çalışmak yeniden konacak esaslara ümit bağlamak her halde doğru bir hareket olamaz.

Biz bu işi yapamadığımızı açıkça itiraf eder ve bizi anlıyabilecek herhangi bir heyet getirir ve bugünkü alış, verişle-rimizdeki perişanlığın tanzimini onla­ra, bırakacak olursak, öyle zannediyo­ruz ki,- sonu gelmiyen bu derdimizin giderilmesi için en iyi bir yolu tutmuş olur ve bugünkü hallerin daha fena-laşmamasını ve iyileşmesini sağla­rız.

Bizim şahsî kanaatimize gor.e İktisadî hâdiselerin aşırı denemelere taham­mülü yoktur. Memleketimizin bugün geçirmekte olduğu sıkıntı bilhassa ikin­ci dünya harbinden sonra birçok mem­leketlerin maruz kaldıkları bir şeydir. Fakat başka memleketler kısa bir za­man içinde vaziyetlerini düzeltmiş ve bugün hepimizi imrendirecek derecede yükselmişlerdir. Onların edindikleri tecrübeleri okuduğumuz kitaplardan, veya yaptığımız tetkiklerden anlamak imkânsızdır. Bilâkis bunu kendilerine yaptırmak, memleketimiz için, en büyük bir başarı ve bahtiyarlık sayılma­lıdır.

Tarafsız başyazarları vazifeye davet:

Yazan: Asım US

10/12/953 tarihli (Vakit) İstanbul­dan :

Başbakan Adnan Menderesi bir vicdan muhasebesine, İstanbulun tarafsız ga­zete başyazarlarını da bir basın vazi­fesine davet ediyoruz. Partilerarası münasebetlerin son günlerde aldığı manzara buna lüzum gösteriyor.

Sayın arkadaşlarımız pek iyi hatırlarlar. Başbakan basın toplantısını ya­parken partiler arasındaki anlaşmazlıklarda basının hükmünü hakem ka­rarı olarak kabul edeceğini söylemiş­ti. O zaman iktidarla muhalefet ara­sında   normal  münasebetlerin kurulması için de Halk Partili gazetecilerin bazı taleplerini "haklı bularak bunların yerine getirileceğine söz vermişti. Bil­hassa şu meselelerdeki vaadi gayet açıktı :

  Anayasa  kuvvetler  muvazenesi­ne eöre seçimlerden evvel mutlaka ta­dil edilecektir.

 Seçim kanunundaki ekseriyet sis­temini bırakıp nisbî    temsil sistemine gitmeğe   taraftar   değilse   de   İstanbul ve İzmir gibi büyük seçim dairelerinin küçültülerek partilerin aldıkları oylar­la   kazandıkları   milletvekillikleri  ara­cında adalet temini imkânarı arana­caktır.

__  Devlet  radyolarının   neşriyatına tarafsız bir istikamet verilecektir.

Yalnız Başbakan Anayasanın ve seçim sisteminin tadili gibi, umumî seçimle alâkalı mevzuların ancak 1954 sene­sinde yapılabileceğini söylemişti. Dün­ya başyazarı Falİh Rıfkı Atayın bir sualine karşı da Anayasayı tadil için 1953 bütçesi Meclisten çıktıktan sonra ele alınacağını ve bir ilim heyeti teş­kil edileceğini ilâve etmişti.

Anayasanın tadili için geçen Mart, Ni­san, Mayıs, Haziran aylarında bir ilim heyeti teşkili beyhude olarak beklen­di. Hâlâ da bekleniyordu. Son günle­rin hâdiseleri ise partilerarası müna­sebetler âdeta bir seçim kampanyası halini almıştır. Anayasanın tadili ve seçim sisteminin ıslâhı gibi işler ha­vada kalmıştır. Bütün belirtiler 1954 Martının iptidasında Büyük Millet Meclisinin . seçimi yenilemek kararı vermesi ve seçmenlerin Mayıs içinde sandık başına gitmesi için şimdiden bir hazırlığa    girişildiğini    gösteriyor.

Halbuki seçim kanununa göre Büyük Millet Meclisinin 1954 Temmuzunda seçimleri venilemeğe karar vermesi ve seçmenlerin Eylül içinde sandık ba­şına gitmesi lâzımdır. Seçimler nor­mal müddeti içinde yapılacak olursa Anayasa kuvvetler muvazenesi esasına göre tadil olunabilir; aksi takdirde bu­na imkân yoktur. Anayasanın tadili işini seçimlerden sonra onuncu Büyük Millet Meclisine bırakmak da yine bu işin baltalanmasından başka bir sev değildir; zira bugünkü Büyük Millet Meclisi Anayasa.tadil edilecek olursa geçimleri yenilemek lâzımgeür (deni­lerek bu is bu kadar askıda bırakıl­mıştır. Onuncu Büyük Millet Meclisinde ayni gerekçe ileriye sürülerek bu millî mesele savsaklanacak, Meclisin dördüncü senesine bırakılacaktır. Dör­düncü senede de ne olacağı belli de­ğildir.

Bu vaziyete göre partiler arası normal bir münasebet kurmak ve 1950 sene­sinde seçim kanununda olduğu 'gibi yine partilerarası bir işbirliği ile Ana­yasanın tadili işi başar il ab ilmek için derhal bu istikamette faaliyete geç­mek- zarurî olduğu kabul edilir. Halk Partisi Parti Meclisinin son toplantı­ları neticesinde yayınladığı tebliğ ikti­dar partisine millî meselelerde yardım­cı olmağı teklif etmekle bir vatanse­verlik feragati göstermiştir. Bu teklif karşısında Başbakanın sene başında yaptığı basın toplantılarına iştirak et­miş olan tarafsız gazete başyazarları­na da bir vazife düşüyor: Sayın Men­derese basın toplantılarında partilera­rası millî meseleleler hakkında verdiği sözleri hatırlatmak.

Çetin bir demokrasi imtihanı:

Yazan: M. Nermi

14/12/953 tarihli (Yeni İstanbul) İstanbuldan:

Halk Partisinin bütün edinimlerine el koymakla ilgili tasarı, komisyondan geçtikten sonra Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş bulunuyor. Kanun­laşması için yeni bir güçlük çıkacağım bekleyenler yok artık. Tasarının, her bakımdan, cok büyük bir Önem taşı­dığını hiç kimse inkâr edemez. Onun için, y.eni kanunun çok taraflı tepki­ler yaratması anlaşılır bir şeydir. Ka­nun yolu ile çözülmesi düşünülen dâ­va, görünürde, iki büyük partimiz ara­sındaki anlaşmazlıktan doğmuştur. Dâ­vayı bu şekilde ele «almak ve incelemek, müsbet hükümlere varmamızı ancak güçleştirebilir.

Ortada, millet Ölçüsünde, bir iddia vardır: Halk Partisinin (mal olsun, mülk olsun) edinimleri kanunsuzdur. Demokrat Parti, 1950 seçim propagan­dasında,   bu  iddiaya  büyük  bir  yer ayırmıştır. Her seçim propagandası, partilerin halk yığınlarına karşı giriş­tikleri taahhütler şeklinde anlaşılmalı­dır. İktidara geçen her parti de uluor­ta; verdiği sözü hatırlamak ve hiç ol­mazsa, ona yakın bir yol tutmak zo­rundadır. Demokrat Parti, onun için, iş başına geçer geçmez, Halk Partisi ile ilgili, kanunsuz edinimler dâvasını çözmeye çalışmaktadır. Bu kanunun üç buçuk yıldan beri sürüncemede ka­lışı iddia ile asıl hukuk durumu ara­sında türlü türlü güçlükler bulunması ihtimalini kuvvetlendiriyor. Çünkü; yüzlerce milyon lirayı aştığı söylenen kanunsuz edinimlerin niçin bir hamle­de tasfiye edilmemiş olduğunu ve ni­çin bu kadar bekletildiğini anlamak, gerçekten güçtür.

Halk Partisinin yığın yığın edinimleri istisnasız, kanuna uygun mudur, ay­kırı mıdır, bilmiyoruz. Anayasa ve de­mokrasi geleneklerine göre, karar ver­mek, ne bir partiye, ne bir zümreye, ne de birkaç vatandaşa değil, doğru­dan doğruya adalet teşkilâtımıza dü­şer. Bundan başka, Halk Partisi, mu­halefet partisi olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinde faaliyetine devam etmektedir. Sırf theori bakımından söylüyoruz, nüfuzunu kullanmakla gö­rülmemiş ölçüde mal ve mülk edindiği söylenen bir partinin bugüne değin Türk adaletine verilmemiş olması, ger­çekten dikkati çekecek bir şeydir. Mil­let ölçüsünde bir suç, edinimlerin alınmasiyle, işlenmemiş sayılamaz. Daha ufak suçlarda bile bağlı kaldığımız bu hak anlayışı, millete karşı işlenen suçlarda elbette değişmez. Sözgelişi, bir kasa hırsızının ele geçirdiği parayı sa­hibine verdiğimiz zaman suçluyu ser­best bırakmak aklımızdan bile geçmi­yor.

Halk Partisinin edinimleriyle ilgili ka­nunsuzluk iddiasının yürürlükteki hu­kuk hükümlerimize göre aydınlatılması, partiler üstü bir dâva sayılma­lıdır. Kanunsuz edinimler varsa, yalnız malların geri almmasiyle yetinilmemeli, ayni zamanda sorumlular da suç­larının cezalarını çekmelidirler. Bir su­çun ikiye bölünerek incelenmesi, çağ­daş hukuk anlayışına aykırıdır. Suç unsurları başka, suçlu gene başka ola­maz. Halbuki Meclise sunulan tasarı tek taraflıdır.  Millet  Meclisinin, hiç şüphesiz, dilediği, kanunu çıkarmaya yetkisi vardır. Hattâ, edinimlere son veren kanunlar çıkarıldığını, Avrupa demokrasisinin tarihinden öğreniyoruz. Fakat olağanüstü devrimlerde oluyor bunlar. Halbuki, Halk Partisinin hu­kuk durumu bellidir. Parti olarak ara seçimlere bile katılmıştır. Bütün demokrasilerde yerleşmiş bir gelenek vardır: Parlâmento süresi so­na: ermek üzere iken, iç politika'duru­mu, ve halk yığınlarının fikri gözönünde tutularak, temel değiştirici ka­rarlar alınmaktan kaçınılır ve bunlar genel olarak yeni seçilecek Meclise bı­rakılır. Biz, bu konuda da ayrı bir yol seçmiş görünüyoruz. Karşılaştığımız durum, her bakımdan, bir demokrasi imtihanı sayılmaya değer. Halk Parti­sinin haksız ve kanunsuz edinimleri varsa, hukuk durumu millet karşısın­da aydınlatıldıktan sonra normal usullere başvurularak tasfiye edilmeli­dir. Formaliteler iyi seçilmezse, en haklı bir teşebbüs bile, tek taraflı bir" karar tesirini yapabilir. Bundan iç politika propagandasının hangi ölçülerde faydalanacağını kestirmek güç değil­dir. Belki de onun için birçok Demok­rat Partililer, Halk Partisi konusunda, bizden başka türlü düşünmemektedir­ler.

Artık geriye dönemeyiz! Yazan: F. Rıfkı Atay

İstan-

14/12/953 tarihli  (Dünya) buldan:

Bizim gençliğimiz batı fikir ve politi­ka adamlarının:

 Türkleri Avrupa topraklarından çı­karmalı! tehdidi altında geçti.

Bu, sadece Harlı Seferler devrinden ar­ta kalma bir taassup eseri değildi. On dokuzuncu asrın başlarında giriştiği­miz garplılaşma hareketinde yalnız" muvaffak olduğumuza değil, samimî ol­duğumuza da kimseyi inandıramıyor-duk. Japon dini hıristiyan görüşüne göre barbar ve iptidaidir bile! Mede­niyet tarihi, garp milletlerinin ortaçağ­dan kurtuluşlarında islâm tefekkür adamlarının    büyük    yardımını    asla,

unutmamıştır. Kilisenin mahkûm etti­ği eski Yunan ilim ve felsefesi, islâm madresesine sığınmıştır ve batı dün­yasını islâm medreselerinde yetişen ilim ve felsefe adamları uyandırmıştır.

Garp emperyalizminin sömürge ve kö­lesi olmaktan kurtulabilmenin tek yo­lu, garp medeniyeti toplulukları arası­na katılmak olduğunu anlamakta biz­den hayli geç kalan Japonlar, otuz kırk yıl içinde bu toplulukların başlıca kud­retlerinden biri oldular. Osmanlı sal­tanatının göçüş günlerinde Japonya, batılı bir devleti muazzama idi. Biz ise hâlâ Asyalı kalmıştık.

Acaba niçin Asyalı idik? Şehirlerimiz "harap, sokaklarımız iğri büğrü, köylü­müz fakir oldu&u için mi? Tersaneleri­mizde gemi yapmadığımızdan, tezgâh­larımızda kumaş dokumadığımızdan, pancardan şeker çıkarmadığımızdan mı? Kafamızdan, kafamızdan! Garp kafasının ilk eseri ise ne şshirVıeydan-lan ve caddeleri, ne tersaneler, ne de tezgâhlardır. Hürriyet ve hukuktur. Hür tefekkür, hür vicdan, ve insan haklarının dokunulmazlığıdır.D. P. grupunun alkışladığı son tasan ile çiğnenen prensipler adına ol­muştur. Övle ki bu prensiplere aykırı rejim kuranlar, Kayseri ve Hitler Almanyaları kadar iktisatça, ticaretçe, endüstrice, bilgi ve teknikçe en üstün büe olsalar, garp dünyasından «bar­bar» damgası yemişler, ve kendilerine kargı Haç Seferlerine benzer hürriyet ve hukuk seferleri yapılmıştır. Hürri­yet ve hukuk prensiplerini tammryan demir perde arkası dünyası da yine böyle bir koalisyon karşısmdadır.

Atatürk devrinin bilhassa Medenî Ka­nun gibi hukuk nizamlaşmaları, vic­dan hürriyeti ve tefekkür hürriyeti üzerine dayanan hukuk müesseseleri ve üniversiteleridir ki garp dünyasın­da bize karşı bir «belki!» tereddüdü uyandırmıştı. Biz demokrasi ile ayni nizam ve müesseselerin artık yerleş­miş olduklarım ve serbestle devam edeceklerini ilân ettiğimiz zaman bu tereddüdü, kanaat haline getirmek için «en kai'î adımı atmıştık,

Avrupa konseyine giden ve partizan olmıyan tanıdıklarınızla görüşünüz, bunlar size ilk günlerde Avrupalılar tarafından ne kadar yadırgandığımızı anlatacaklardır. Amerikan baskısı ile aralarına sokulmuş bir tufeyli gibi görünmek, hassas arkadaşlarımızın çok defa yüreklerini yakmıştır. Bize basit gibi gelsn vakalar, meselâ bir muhalefet partisi umum kâtibinin askerî mahkemeye verildiği havadisinin ya­yınlanması, iç kavgalar yüzünden mu­halefet partili delegelerin toplantıya gitmemeleri gibi şeyler, aklımıza ha­yalimize gelmiyen tepkiler yaratmış­tır. Garp. toplulukları, ancak kendile­rinden olanları ve kendilerinden say­dıklarını feda etmezler. Bizim, garp topluluklarından biri sayılmaklığırmz ve Öyle tanmmaklıpımız hele içinde bu­lunduğumuz Milletlerarası şartlar ba­kımından büsbütün hayatî bir zaruret olmuştur. Biz en korkunç pazarlık ih­timallerinin ufukları kararttığı bir de­virde yasıyoruz.

Şimdi soralım: Bu memlekette parti­zan olmıyan bir tek hukukçu, bir tek, ama bir tek fikir adamı, bilgi adamı, politika adamı, hattâ vicdanını parti­zanlığa feda etmiyen bir tek demok­rat, yüz on küsur yıldan beri, yani keyfî müsadere usulünün kalktığını söylediğimiz zamandan beri bizde da­hi ilk defa yapılmak istenen son hareketi tasvip etmiş midir? Bu mem­lekette hukuk ve fikir dünyasından bir, ama bir tek tasvip oyu almiyan ve ku­ru bir intikamcılıktan başka hiçbir da­yanağı olmıyan bir hareketin garp dünyasında nasıl karşılanacağını sanı­yoruz? Daha da kötüsü bu türlü hare­ketler garplı sayılan memleketlerde ol­du mu, ondan nihayet, bir şahıs veya bir oarti sorumlu tutulur. Bizde olur­sa, işte Türkler budur, derler. Millet­çe suçlu tutuluruz.Geçmiş idareyi meşru tanımamak için sebep olarak «parti nüfuz ve hâkimi­yet» ine dayanmış olmsğı gösterenler, bugün böyle bir tasarının kanunlaşma­sı  ioin  ayni  sebepten başka ne gosterebilirlarTek parti devri,hürriyet ve hak kas­malarına, medenileşme ve inkılâbı yap­mış olmak özrünü bile güç kabul ettir­mişti. Biz bugün bir hukuk inkılâpçılığı dâvasmdayiz. Hukukun, asırlardan beri tanınmış ve âdeta itikatlaşmış bü­tün prensiplerini yıkarak mı dâvamızı ispat etmiş olacağız? Muhalefet parti­sinin maldan mülkten olması, yeni Türkiyenin milletlerarası şerefinin köklerinden sarsılması yanında nedir?

Hayır efendim, demokrasi bir çoğun­luk hâkimiyeti rejimi demek değildir. Demokrasi birin, bir tekin, bin ve mil­yonlarla ayni hukuk güvenliği altında bulunduğu rejim demektir. Demokrasi, bire, bir teke, hak ve hürriyet pren­siplerin eaykırı olarak binlerin ve mil­yonların hiç, ama hiçbir şey yapama­dığı, yapamiyacağı rejim demektir. İk­tidarlar her rejimde vardır: Muhale­fetler yalnız demokratik rejimlerde vardır. Demokrasi, bir muhalefetler te­minatı rejimi demektir. Demokrasi, h-a'k ve hürriyetleri savunmak için ko­nan disiplinlerde dahi, iktidar ve mu­halefet, bütün vatandaşların tam eşit oldukları rejim demektir.

Kanunsuzluğu bunlar kanun yap­mışlardır

Yazan:  M. Faik FENİK

15/12/1953 tarihli (Zafer) Ankara-dan:

Büyük Millet Meclisi, millet hakkının korunması için, bu kanunu çıkarmak­tadır. Hazineye ait o^am malı gayri meşru bir surette ele geçirenin elinden alıp, tekrar Hazineye iade etmiye na­sıl dilleri varıp ta gasıp diyebiliyor­lar? Kendilerine ihtar ederiz: Millî irade ile işbaşına gelen ve milleti tem­sil eden Büyük Millet Meclisine karşı bu şekilde bir dil kullanmak ayrıca haince bir suçtur ve her devrin fazi­letçe sakat adamı Hüseyin Cahit bu suç mürtekiplerinin başında gelenler arasındadır.

Evet, Büyük Meclisin muhterem üye­leri, namus ve vicdanları üzerine ettik­leri yemini yerine getirmek için, bu kanuna oy vermişlerdir. Çünkü mille­tin menfaatlerini koruyacaklarına da­ir taahhütleri vardır. Namus ve şeref sözü, rafa konup saklanamaz. Büyük Meclis; bu suça, delilleriyle ıttıla kesbetmiştir. Milletin hakkım behemehal yerine getirmek lâzımdır.

Bu efendiler, 1946 dan evvelki seçim­lerde de namuslar, ve şerefleri üzerine-millete yemin etmişlerdi. Fakat 1946 da, bu yeminlerini bozdurup harcadık­larını vs paçavra gibi buruşturup hâşâ min huzur rey kâğıdı halinde sandı­ğa attıklarını herkes yakinen gördü!..

ö kadar gördü ki, bunlar Büyük Mil­let Meclisindeki »Hâkimiyet Milletin­dir» levhasını fiilî vaziyetin ifadesi olarak oradan kaldırmaya bile mecbur oldular. Çünkü milletten sade mal gas-betmekle kalmamışlar, «Hâkimiyet» £ de gasbetmişlerdi.

Bu ne cüret ve küstahlıktır ki, 'şimdi, Demokrat Parti iktidarı «Hâkimiyet" ten başlıyarak milistin haklarını, ger­çek sahibine iade ettiği için suçlandı­rılmaktadır!

Onlara sormak lâzımdır: O devirde na­mus sözü ve şeref sözü yok muydu? Vardı, nekâlâ vardı ama, yalnız sözün lâfı vardı. Anayasayı yırtanlar, kanun­ları ayaklar altına alanlar, millî hâki­miyet prensibini yumruklıyanlar ve millî menfaatleri, kendi kâr ve kisip-leri için kullananlar, Hazineyi iliğine kadar soyanlar hep kendileri olmuş­tur. Atatürkün mirasını, Atatürkün eserlerine ihanetle şöhret bulmuş ve Lozan konferansı zamanında, Düyunu Umumiyeyi müdafaa ettiği için İsmet İnönüden '«haini vatan» damgasını ye­miş bulunan Hüseyin Cahit gibi bir adamın eline teslim edenler, yine biz­zat Halk Partisi ve onun Başkanı İnö­nü dür.

Şimdi Büyük Millet Meclisine onun vasıtasiyle ve onun kalemi ile sövdürmektedirler. Ve Halk Partisi Başkanı bu ve bunun gibi zevatla fikir arkada­şı, parti arkadaşı ve ülkü arkadaşı bu­lunmaktadır.

Zorla baskı ile iktidarı ele geçiren in­sanlar, Hazineyi soymak ve vatandaş vergilerinden bac almak için kanunlar çıkaranlar, şimdi kalkmışlar, hâlâ gay­ri meşruluğu meşru imiş gibi göster­mekten bir an olsun haya etmemişler­dir. Dün tahakkümle, ceberutla iktida­ra yerleşenler, kanunsuzluğu kanun halinde tedvin edenler, bugün, meşru bir iktidarın, onlar gibi kendi partile­rine değil, fakat millete hizmet için çıkardığı bir kanuna saldırarak uluor­ta etrafa zehir saçmaktadırlar. İsmet İnönü dün böyle konuşmuştur. Sadece bir kin zümresinin ihtirasları­na tercüman olarak, o da her zamanki Ulus gibi Büyük Millet Meclisine ağır şekilde hücumdan çekinmemiştir! Evet konuşmuştur; sadece demagoji yapmak için konuşmuştur. Büyük Mil­let Meclisinin muhterem üyelerine sal­dırmak için söz almıştır. Fakat Başve­kil Adnan Menderesin söylediği gibi Hayır, bu mallar bizimdir, Hazineden alınmamıştır. Bütçeden     alınmamıştır. Mestureden alınmamıştır.» diyememiş­tir. Elimizdeki malların Halk Partisi­nin malı olduğunu ispat edecek durum­dayız, gibi bir ifade ağzından asla sâdir olamamıştır.

Tarih elbette millete hakkını iade edenlere Suçlusunuz demeğe cesa­ret eden muhterislerin büyük suçları­nı bir kara damga halinde onların alın­larına yapıştırmış bulunmaktadır.

Üstelik de Büyük Millet Meclisini şa­tafatlı bir mizansenle terk?...

Ama çok geç kalmışlardır! Onlar eğer Anayasadaki yemine sadık kalsalardı, 1946 da seçilmedikleri Meclisi terkederlerdi. O zaman gayri meşru olduk­larını bile bile, milletin malları, mil­letin reyleri üzerine çöreklenerek ikti­dara yan geldiler.

Şimdi de. meşru bir Meclisi, milletin hakların! kendi yeddi gasıplarmda bı­rakmadığı için terkediyorlar..

Anlaşılıyor ki, meşruluğun havası için­de yaşıyamiyorlar. Böyle yerde ken­dilerine muhit ve hava bulamıyorlar..

O halde güle güle... En büyük eseri

Yazan :  Nihat ERİM

15/12/953 tarihlî    (Ulus) Ankaradan:

Atatürkün en büyük' eseri hangisidir? Bu soru sık sık hatıra gelmektedir. Her kes kendi görüş, çerçevesi içinde    bir noktayı seçmektedir. Vatanı yabancı istilâsından kurtarmasıdır diyenler var.

Lâiklik prensibini benimseyip tatbike koyması olduğunu söyliyenler çok. Arap harflerini terkederek Lâtin harflerini kabul edişi, İsviçre Medenî Ka­nununu avnen alışı, kadın ve erkek kıyafeti üzerinde duruşu gibi tek tek devrimlerden her birini .en büyük eser saymak istiyenler görülüyor. Bütün bunları bir bütün halinde mütalâa ederek, Atatürkün en büyük eseri dev­rimleri yahut bir kelime ile hspsini kavrıyarak «devrimi» dir fikrini sa­vunan seçkinlere de rastlanmaktadır.

Atatürkün en büyük eseri deyince ne anlaşıldığını   iyice  kestirmek  lâzımdır.

En büyük esas, zaman içinde en uzun yaşıyacak ve Türk toplumuna en çok fayda sağliyan iş veya düşüncedir.

Bu anlayışa göre en büyük eser araş­tırılınca, belki tek tek şu veya bu dev­rim değil: hattâ devrimlerin tümü de değil bunların hepsinin üstünde bir şey bir düşünce üzerinde durmak daha doğru olur. Bu bakımdan, bize öyle geliyor ki, Atatürkün en büyük eseri, Türk toplumuna «mutlak akıl­cılığın» yolunu açışıdır. Devrimler bu yolda ilerleyişlerdir. Atatürk yaşasay­dı belki hattâ muhakkak devrim mahiyetinde yeni yeni hareketler yapacaktı. Meselâ demokratik murakabe sistemini. 1930 da Serbest Fırka ile yaptığı gibi, acaba bir kere daha denemîyecek miydi? Bir ara ele alıp da za­manı gelmediğini anlayınca geri bırak­tığı gerçek islâmiyet kaidelerini işliyecek forma tekrar girişmiyecek miy­di?

Bunlar ve daha başka hareketler ni­hayet bir zincirin halkalarını teşkil edecekti. Önemli olan nokta devrimisrin bütününü ve tek tek her birini ba­şarmak değildir. Önemli olan nokta, devrimlere imkân verecek zemini hazırlamaktır. Zira, Atatürkten önce de ıslâhat  yapmak istiyenler gelmiştir:

Üçüncü Selim, İkinci Mahmut, Abdül-mecit. Koca Reşit Paşa, Meşrutiyetçi­ler. Bunların hepsi Devleti kurtarmak, için Batı medeniyetine geçmek gerek­tiğini az veya çok isabetle görmüşler­dir.

Fakat bir noktayı yalnız Atatürk gör­müş ve yalnız o tatbike koyulmuştur. Batı medeniyetine yönelebilmek için, skolastik, hurafeci, akıldan değil me­tafizikten ilham alan zihniyetin nüfu­zunu kırma işini her işten önce başar­mak gerekiyordu. Çünkü bu zihniye­tin nüfuzu yok edilmedikçe, aklın gös­terdiği yol daima tıkalı kalacaktır. Ara sıra bir cesur insan çıkacak, yolu tı­kayan engelleri biraz geri itecek, baş yenilikler getirecekti. Fakat bu yet­mezdi. İşi temelinden halletmek gere­kiyordu. Nascılarla cepheden döğüşmek lâzımdı. Üçüncü Selimlerin, İkin­ci Mahmutlarm, Abdülmecitlerin, Ko­ca Reşit Paşaların, Meşrutiyetçilerin göremedikleri, görseler bile üzerine yürüyemedikleri büyük engel bu idi. Atatürk, bizzat kendisinin hazırladığı müstesna fırsat, dehâsının realizmi içinde eşsiz bir incelikle kullandı. Va­tan kurtaran komutan prestijini, aklın yolunu tıkayan engelleri yıkmaya 9 ar etti.

Atatürkün en büyük eseri akıl yolunu tıkayan engellerden temizlemiş olma­sıdır. Nascılığı asla kabul etmiyerek, kendisinden sonrakilere de, yalnız ak­la, yani ilme, fenne dayanmalarını söy­lemesidir.

Bugün ve yarın Atatürkü bir sembol olarak yaşatacak işte budur. Aklın ışı­ğı altında yeni hamlelere girişenler Atatürkçüdürler. Hattâ yalnız onlar Atatürkçüdürler.

Beylıude zahmet

Yazan: H. Cahit YALÇIN

17/12/1953 tarihli (Ulus) Ankara-dan:

"Millet Meclisinden Cumhuriyet Halk Partisi aleyhine bütün mallarının alın­ması hakkında bir kanun çıkacağı kat'î surette anlaşılır anlaşılmaz bu hare­ketten müteessir olan bir kısım vatan­daşların Cumhurbaşkanı Sayın Celâl Bayara telgrafla müracaat ederek Anasayanm kendilerine verdiği veto hakkını kullanmalarını rica ettiklerini gazetelerde okuduğum zaman, acı bir tebessümle beyhude zahmet, demiştim.

Hukuk mensupları ile Üniversite öğ­rencilerinden v.esair meslek erbabın­dan vücuda gelen bu insaflı ve vic­danlı vatandaşlar kütlesine teşekkür ederken gösterdikleri yüksek ve temiz duyguyu neden beyhude bir zahmete atfettiğimi umumî efkâr huzurunda anlatmakta fayda görürüm. Çünkü bu noktada demokrasi teşkilâtımızda te­sirini hissettiren esaslı bir eksiklikle karşılaşmış oluyoruz. Bu noksan, mem­lekette büyük bir mahzur ve muvaze­nesizlik vücuda getirmektedir.

Evvelâ bir vakıayı hikâye etmiye lü­zum vardır. Çünkü, bu vakıa bugün­kü realiteyi apaçık bize gösterecektir.

Avrupa Birliği Konseyine Türkiye na­mına Millet Meclisinden gidecek heyet seçildiği zaman bu heyete Halk Parti­sinden Ali Rıza Eren ile Hüseyin Ca­hit  Yalçın da     dahil    bulunuyorlardı.

Heyet azalarını, Cumhurbaşkanının öğle yemeğine davet .ettiğini söyledi­ler. Çankaya Köşküne gittik. Taşlıkta Cumhurbaşkanı Hazretleri misafirle­rini kabul ettiler. Bir iki dakika sonra da yemek salonuna girdik. Fakat içeri girer girmez kendimizi bütün Türk milletinin Cumhurbaşkanı nezdinde değil, Demokrat Parti başkanının oda­sında bulduk. Çünkü sofraya oturur oturmaz, o gün besleme gazetelerden birinin mahut D. P. edebiyatının par­lak bir Örneği halinde İnönü aleyhine yazdığı uzun bir .makalenin radyo ile verilmekte olduğu kulağımıza çarptı.

Oturduğum iskemlenin üzerinde sar­sıldım. Herhalde, Türkiye Cumhurbaş­kanı, biz muhalif Mebusları, Başkanımız İsmet İnönüye radyoda bütün memlekete karşı nasıl sövüldüğünü mecburen dinletmek için buraya bilhassa çağırmış olamazdı.

Belki davetli heyet gelmeden evvel açılmış ve dinlenmiye başlanmış olan radyonun düğmesini çevirmek unutul­muştur, diye kendimi teskin etmeye çalıştım ve Cumhurbaşkanı Hazretle­rinin nezaketen radyoyu kapattıracak­larını ümit ettim. Ümidimin boşa çık­tığını gördükçe yerimde kıpırdamam arttı. Sofradan kalkın dışarı çıkmak için şiddetli   bir arzu   hissediyordum. Fakat   kendime   hâkim   olmaya   çalışyordum. Bunu yapmak en tabiî bir hakkım idi. Fakat Cumhurbaşkanına karşı beslemeye mecbur olduğum hür­met, D, P. Başkanına karşı müsamaha­ya beni şevketti. Ziyafette yemek de­ğil zehir yiye yiye sonuna kadar kaldım. Celâl Bayar'in, İsmet İnönüye De­mokrat Partinin nasıl sövdüğünü bize dinletmesi, benim nezaketsiz bir mu­amelede bulunacak kadar kendimi unutmamı, kendi nazaTimda mazur gösteremezdi. Sonuna kadar sabrettim ve huzurlarından şöyle bir intiba ile ayrıldım: Bu memlekette tarafsız bir Cumhurbaşkanına malik olmak saade­tinden mahrumuz.

Benim bu müşahedemi başka başka mütalâalardan dolayı Vatan gazetesi de bir makalesinde teyit için ve de­mokrasi makinesinin memlekette ve­rimli vs hayırlı surette yürüyebilmesi için tarafsız Cumhurbaşkanlığı ile, ta­rafsız Meclis Başkanlığına ihtiyaç ol­duğunu yazmıştı.

Halkevlerinin Cumhuriyet Halk Par­tisinden alınması hakkındaki kanun çıktığı zaman da Celâl Bayar'm veto hakkını kullanması için basın vasıtası ile yapılan müracaat boşa çıkmıştı. İş­te, bunları hatırladığım içindir ki, ada­let ruhu taşıyan vatandaşların müraca­atlarının bir fayda temin etmiyeceğine emindim.

Şimdi bu vakıayı dinledikten sonra, bir de İsmet İnönünün bizi 1950 se­çimlerine eriştiren devredeki faaliyeti­ni hatırlıyalim. Partiler arasındaki mü­nasebetlerde gerginlik ilk defa olarak pek artınca İsmet İnönü derhal bir be­yanname neşretti ve ortalığa sükûnet getirdi. O derecede ki diğer muhalif bir fırka arada muvazaa bulunduğunu iddiaya kalktı. Sonra, yanma muhalif­lerden de bir arkadaş alarak veya almıyarak memleket içinde her tarafta yaptığı seyahatlerde İsmet İnönü, bü­tün vatandaşların bir.er kardeş olduk­larını hatırlattı ve parti ihtilâflarını zehirli bir hal almaktan kurtaracak bir surette telkinler yaptı. Her gittiği yer­de idare âmirlerine tarafsızlık, eşit muamele ve adalet ruhunu kuvvetle v.e ısrar] a aşıladı. Bütün bunlar bize, 1950 zaferini ve şerefini hazırladı. Zafer De­mokratlarda, şeref bizde kaldı. Ya şimdi?...

Bir defa tel kopmaya

Yazan: Nadir NADİ

18/12/953 tarihli (Cumhuriyet) İstanbuldan:

Sinirler son teline kadar gerilmiştir. Sanki, yürütmeğe çalıştığımız, hürri­yet rejimi değil de amansız bir intikam rejimidir. Her tarafta yumruklar sıkılıyor, dişler bileniyor, boğucu fer­yatlar kulakları tırmalıyor. Memleket­teki siyasî partilerin üy,e sayısı ne ka­dar, bilmiyorum. Hele muntazam aidat ödeyenlerin bir listesini çıkarmağa kalksak, çoktan donakalacağımıza emi­nim. Partilerimizin büyük kısmı, bir şey vermek için değil, bir şeyler almak için su veya bu partiye yazılmak­tadır. Yurdumuzda vatandaşların yüz­de 95 ezici çoğunluğu partisizdir. Hal­buki bövle zamanlarda en ziyade o çoğunluğun sinirleri yıpranmakta, en ziyade o ıstırap çekmektedir. Etrafı saran bu görülmemiş kavga havasına bakarak memleketin huzurundan baş­ka hiç bir kaygusu olmıyan masum va­tandaş üzüntüye kapılmasın, müm­kün müdür? Bugünlerde söz hakkı bi­le gürültüye giden bu vatandaşın par-tilerarası münasebetlerde nihayet ye­gâne hakem olduğunu, bugünkü iktidar gibi yarınki iktidarın da ancak onun oyu ile iş başına gelebileceğini partilerimiz unutmamalıdırlar. Böyle yaparlarsa, yarı anarşik bir Balkan komiteciliğini andıran v.e güzel yur­dumuza yakışmıyan kin ve nefret ha­vasını kısa zamanda dağıtmak, sinir­leri yatıştırmak mümkündür. Yoksa, intikam rejimi bir defa kök tuttu mu, onu topraklarımızdan sökün atmak bi­ze ileride çok pahalıya mal olabilir.

Yeni iktidarın giriştiği son teşebbüs etrafında düşündüklerimizi burada di­limizin döndüğü kadar açıkça belirtmeğe çalıştık. Yapılan iş milletin gözü önünd.e, kimseden gizlenmeksizin ya­pılmış, serbest seçimlerle kurulan 9 uncu Büyük Millet Meclisi, dördüncü çalışma yılının ikinci ayında çıkardığı bir kanunla, Halk Partisinin vaktiyle tek parti devrinde şu veya bu şekilde edindiği malları hazineye geri almış­tır. Büyük Millet M.eclisi iyi mi etmiş­tir, fena mı etmiştir? Yürürlükteki Anayasarmza göre, bu sorunun cevabım Önümüzdeki seçimlerde Türk seçmen­leri verecektir. Hani hic bir oartiden olmıyan, memleketin iyiliğinden baş­ka bir kaygu tasımıyan masum vatan­daş yok mu? İşte o sandık basma gi­decek ve elini vicdanına koyarak, ora­dan gelen sese göre oyunu kullana­caktır. Secim kampanyası başladığı za­man partiler ve partililer, masum va­tandaşı kendi taraflarına çekmek için diledikleri gibi propaganda yapmakta elbette serbest olacaklardır. Masum vatandaş yapılanı doğru buluyorsa BÜ-yük Millet Meclisinin partiler bakı­mından bugünkü bünyesi fazla bir de­rişikliğe uğramıyac aktır. Aksi takdir­de bünye değişecek, yeni bir iktidar iş başına gelecektir. O güne kadar nor­mal durum bu olmak gerekirken, bir müddettir ortalığı kaplayan kin ve nef­ret havası hem mevsimsiz, hem de ya­kışıksızdır. Masum vatandaşın sinirle­rini vaktinden önce son teline kadar germenin ve memlekette bir intikam rejimine doğru koşar adım yürümenin tehlikeleri üzerinde sorumlu partilile­rimiz dikkatle durmalıdırlar.

Avrupa buhranı karsısında Türkiye

20/12/953 tarihli (Vakit) İstanbul-dan:

Yazan: Asım US

Biz memleketimizde bir rejim buhra­nı geçirirken Batı Avrupada emniyet buhranı başlamıştır. Fransa Avrupa or­dusu anlaşmasını tasdik etmezse Ame­rika Avrupadaki ordusunu geri çeke­cek, askerî ve iktisadî yardımlarını ke­secek, Am,erikan Dışişleri Bakanı Fos-ter Dulles'dan sonra Cumhurbaşkanı Eisenhower de bunu :scıkladı. Diğer taraftan İngiliz Başbakanı Churchill :

Amerika Avrupadan ordularını çeker­se İngiltere onu takip edecektir» dedi. Avrupadan İngiliz ve Amerikan ordu­larının çekilmesi, Amerikan askerî ve iktisadî yardımlarının kesilmesi ise Avrupa müdafaasının dayandığı Atlan­tik Paktının çökmesi ve Avrupa ile beraber Orta Doğunun "e bu arada Türkiyenin kızıl tehlikeye karşı açık bırakılması demektir. Filhakika Amerika Avrupaya askerî ve iktisadî yardımını kesmiş olsa dahi Türkiye ve Yunanistana yardım ede­cektir: Belki mevcut yardımı arttıra­caktır. Fakat Amerikan ve İngiliz or­dularının çekilmesiyle Atlantik paktı­nın çökmesinden dolayı Batı 'Avrupa­da husule gelen müdafaa boşluğu Tür­kiye ve Yunanistan'a yapılacak askerî yardımla doldurulamaz. Anayasaya ay­kırı bir kanun yüzündsn millî birliğin buhrana uğramasının böyle Milletler­arası bir emniyet buhranı ile karış­ması ayrıca teessüf edilecek bir talihsizliktir. Bu sebeple yalnız memleke­timizdeki rejim buhranı kadar hariçte Milletlerarası emniyet buhranını da dikkatle takip etmek zarureti karşısın­dayız. Bereket versin. Avrupa ordusu anlaş­masını tasdik etmekten çekinen Fran-sanm' bu menfî vaziyetinde bir deği­şiklik olması ihtimali ortadan kalkmış değildir. Avrupa ordusu anlaşma­sının tasdikine şiddetle aleyhtar olan Herriot   Cumhurbaşkanlığı   seçimlerini vesile tutarak siyasî havsttan çekil­miş ve Meclis Başkanlığından ayrılmış­tır. Bu engelin ortadan kalkması bü­yük bir faydadır. Laniel hükümeti de Ocak ayının 16 sında yeni seçilecek Cumhurbaşkanına istifasını verecek ve yeni bir hükümet kurulacaktır. Yeni Cumhurbaşkanı ile yeni kurulan Fran­sız hükümeti Avrupa ordusuun parlâ­mentodan geçirmek için tesirli bir rol oynıyabüir. Avrupa ordusu anlaşma­sının bu suretle tasdiki çökmek tehli­kesinde olan Atlantik Paktını kurtara­bilir.

Sonra Demokrat Parti iktidarı gelecek seçimlerde muhalefeti zayıf düşürmek için son aldığı kararlarla büyük ve ta­rihî bir hata işlemiştir. Şimdiye kadar Demokrat iktidarı şiddetle müdafaa eden tarafsız basının dahi bu karar­lara karşı vaziyet alması bu hatanın ehemmiyetini göstermeğe kâfi gelir. Bu hatanın tabiî ve zarurî neticeleri ola­caktır. Fakat hiç olmazsa haricî em­niyet bakımından mevcut olan millî birliği muhafaza etmek lâzımdır. Bu­nun için bir fırsat ve imkân vardır ki bu da 1953 seçimlerinin 1950 seçimleri kadar emniyet ve sükûn içinde yapı­lacağını göstermek için Demokratların seçim kanununda muhalefetin  istediği tadilât: süratle yapmasıdır.

Hiç olmazsa bir misli çoğa İm alıyız

Yazan:  M. Nermi

24/12/1953 tarihli İstanbuldan :

Sayın Celâl Bayar; Göçmenlere ve Yur­dumuza Sığınanlara Yardim Derneği­nin son toplantısında çok önemli bîr nutuk söylemiştir. Bizim için, yurt sa­vunması en basta gelir. Kudretli olmak zorundayız. Gayemize nasıl erişebili­riz? Sayın Devlet Başkanımız, olgun bir görüşle, güdülmesi gereken yurt politikasının ana - dâvalarına dokunu­yor: Ülkemize gelenleri ve gelmek is-tiyenleri barındırarak ekonomik de­ğerler yaratacak bir duruma getirme­liyiz. Topraklarımız geniştir. Artan nü­fusumuzu rahat rahat besleyebilir. Onun için, hiç olmazsa bir misli çoğal­mak ve elli milyonu bulmalıyız.

Milyonlarca Türk, Osmanlı İmparator­luğunun parçalanmasiyle sınırlarımızın dışında kalmıştır. Bu bahtsız insanla­rın ne kadar ağır ve güç şartlar içinde yaşadıklarını hepimiz biliyoruz. İç po­litika sıkıntılarımızı arttırmak fikriyle Bulgarların, yüz binlerce soydaşımızı, :oyup soğana çevirdiMen sonra sınır­larımıza nasıl yığdıklarını kim hatırla­maz? Soydaşlarımızın durumları şimdi de karanlıktır. Yarınlarının ne olaca­ğım hiç kimse kestiremez. Onun için, günün birinde, gene memleketimize göç akınları başlıyacağmı hesaba kat­mak ve ona göre, şimdiden, hazırlık!; bulunmak lâzımdır.

Memleketimiz, bilhassa 1877 denberi, türlü türlü göçlerle karşılaşmıştır. Göç­men barındırılması işlerinden anlama­dığımız için kayıplarımız çok büyük olmuştur. Göçmen yerleştirmek işi, yal­nız derme-çatma bir ev vermekle ba­şarılmış sayılamaz. Biz, bu hakikati, soydaşlarımız, Bulgar ülkesinden dışa­rıya atıldıktan sonra, ilk defa anlamış bulunuyoruz. Göçmen politikamızın ek­sikleri olabilir. Fakat, dâva iyi anla­şılmışsa neler yapmak gerektiğini kes­tirmek güç değildir.

Yurdumuzun kalkınma politikasını gerçekleştirmek için, çalışan insanlara ihtiyacımız vardır. Kalkınma dâvamıza katılan göçmenler, ayni zamanda, nü­fus politikamızın aradığı şartları, elle­rinden geldiği kadar, hazırlamaya da yardım etmîs sayılmalıdırlar. Bu ba­kımdan, göçmen politikasını, yalnız, bir barındırma işi olarak düşünmek çok yanlıştır. Ekonomik gelişmeyi hız­landıran her faaliyet, nüfus politikası­nın başlıca desteğidir.

Avrupadaki olağanüstü nüfus artımı­nın sanayi başlangıçlarına rastlaması, sebepsiz değildir. Biz, nüfus artımını, yalnız sağlık bakımı bilgisinin ilerle­mesine veriyoruz. Halbuki, hayat şart­larının elverişli oluşu, sağlık bakımın­dan çok daha tesirli bir rol oynamak­tadır. Bahtiyar ürün yıllarında doğum­ların birdenbire arttığı öteden beri, bi­linen bir şeydir. İlk çağlardaki Sümer-Akad kültür dünyasının asıl kudreti ekonomik kaynaklarının sağlamlığı ile ilgilidir. Onun için, ekonomik gelişme, nüfus artımının, nüfus artımı ise eko­nomik gelişmenin birbirini tamamhyan sebepleridir.

Biz, nüfusu durmaksızın artan bir mil­letiz. Bu gibi milletlere Genç Millet adı verilir. Cumhuriyet kurulduğu zaman nüfusumuz şöyle böyle, on üç mil­yonu bile d oldurmuyordu. Bugün yir­mi dört milyona yaklaşmış bulunuyo­ruz. Türk emeği ile gelişen ekonomi­mizin   önemli  bir  payı vardır  bunda..

Yabancı uzmanların fikirlerine göre. yurdumuz elli milyonu da geçindirebilir, altmış milyonu da. Sayın Celâl Ba-yarm gayesi, daha plânlı ve daha sis­temli bir kalkınma politikası güdülmek şartiyle, çok daha kısa bir zamanda gerçekleşmiş olabilir.

Kudretli bir nüfus politikasının istedi­ği şeyler bellidir: İlkönce pahalılık dâ­vası çözülmeli ve yaşayış şartları tam. mânasiyle durulmalıdır. Bunun yapar­ken göz önünde tutulması gereken çok önemli bir nokta vardır: Gelir dağılı­mının tek taraflı olmamasını sağlamak.

Yurdumuzun ekonomik gelişmesi kar­şısında hepimiz haklı bir sevinç duy­maktayız. Sıra, yaşayış şartlarını oy­naklıktan kurtarmaya ve gelir dağılı­mını,  millet refahını  sağlayacak bir şekilde ayarlamaya gelmiştir şimdi.

Sistemli  "e uzak  görüşlü bir çalışma

ile bunu da bir düzene bağlayabiliriz.

Sırça köşkten atılan ağır, taşlar

Yazan: M. Faik FENİK

31/12/953 tarihli (Zafer) Ankara-tian:

Halk Partisi Genel Başkam günlerden beri reklâmı yapılan nutkunu nihayet Kristal gazinosunda söyledi ve dün bu sütunlarda yaptığımı? tahminlere, tıpatıp uygun bir şekilde konuştu. Za­ten kindar bir insanin içine bir de ay­rıca iktidar hırsz ve garez kurdu düşmiye görsün, Kendisini o kalıptan kur­tarmasına ve başka türlü bir lisan kul­lanmasına imkân var mıdır? Dönüp dolaşıp hep ayni mevzu ve ayni sabit fikirler üzerine gelecek, bir plâk gibi ayni şeyleri tekrar edecektir. İsmet Pa­şanın Kristal konuşması da işte böyle­dir ve Büyük Millet Meclisindeki o mahut cakalı nutkun yeni bir tabın­dan ibarettir.

Halk Partisi Genel Başkanı, iç politi­kada siya'si hayatımızın bir buhran içinde olduğunu söyliyerek söze başlamıştır. Fakat bu buhranı bizzat ken­disinin ve etrafına topladığı bir takım akıl hocalarının yaratmak istediğini hie te görmek istememiştir. Evet bir buhran varsa, bunun tek mesulleri biz­zat kendileridir. Onlar, kaç defa De­mokrat Partinin uzattığı dost eli it­mişler, tezvir, iftira ve yalanın hima-yssine sığınarak, böyle muvaffak ola­caklarını sanmışlar, yani işin Türkçesi bu milletin sağduyusunu ve nezaheti-ni hiçe saymışlardır. Türk umumî efkâ­rı, bunların iktidara erişmek ihtiras içinde nasıl kendilerinden geçtiklerini ve ifakat bulmaz bir cezbeye tutulduk­larını bilmiyor mu sanıyorlar?

Hele ellerinden mağsup mallar, gayri meşru surette iktisap ettikleri servetler hakikî sahibi olan millete iade edildiği zaman büsbütün  çileden  çıkmışlardır.

Şimdi bir rejim buhranından ve Ana­yasaya aykırı kanun ve «tasmim» ler-den bahsediyorlar. Rejim asıl, Halk Partisi milletin kesesine elini uzattığı

zaman buhran içinde idi: kanun dışı muameleler o zaman yapılmıştı. Gay­ri meşru paraları almak Anayasaya uy­gundu da, şimdi bir adaleti yerine ge­tirmek mi Anayasaya aykırıdır?

Dikkat edilecek olursa, Başvekilimiz Adnan Menderesin Büyük Millet Mec­lisinde söylediği gibi, «Bu paralar bi­zimdir, bu servet anamızın aksütü gibi helâldir" diyemiyorlar. Sadece yeni bir fitne ile umumî efkârı kışkırtmaya uğraşıyorlar; üstelik te gayri meşruti müdafaa ederken meşru bir iktidarı kanun dışı hareketler yapmakla ithama kalkıyorlar.. Nitekim İsmet Paşanın İs-tanbulda yaptığı son konuşma da, da­ha evvelki gibi korkunç bir zihniyetin ifadesini taşımakta, yine y.er yer suç unsurlariyle lekelenmiş bulunmakta­dır!

İddiasına göre Türkiyede vatandaşlar haklarından emin değildir; hürriyet­lere kement atılmıştır. Müstebit bir idare herkesi zulüm altında inim inim inletmektedir! Acaba, Paşa Hazretleri bu söyledikleriyle, kendi devrinden kalma korkunç hâtıraların hayalini mi sayıklıyor? O müthiş hâdiseler, bir kâ­bus gibi gözünün önünde canlanıyor da, bir hortlak halinde onları da gö­rür gibi oluyor? Sanki kendisi Arşı âlâda kurulmuş bir Mahkemei Küb-ranın tek hâkimidir. Ve kanunların A-nayasaya aykırı olup olmadığını o mu­hakeme edecektir'! Hâlâ gef sistemi kafasının ininde bir kamış kökü gibi kalmıştır. Hâlâ kendisini Büyük Millet Meclisi dışında ve üstünde tek karar sahibi görerek millî iradeye tecavüz; etmektedir. Çünkü, insan hak ve hür­riyetlerinin eski cellâtları, bugün şu içinden çıkmış balık gibi kalmışlar ve onun için çırpınmaya başlamışlardır.

Ama artık bu fitne bitmelidir. Millî vicdanın bu kadar ağır ithamlara ta­hammülü yoktur. İsmet Paşa, 1950 seçimlerinden beş gün .evvel, yine ayni yerde, Taksimde söylediği nutku unut­muştur. O nutkunda, Büyük Millet Meclisinden geçen bir kanunun Ana­yasaya mugayir olup olmadığı'müna­kaşa .edilince, bir kanun bir defa Bü­yük Mecliste kabul edildi mi, o Ana­yasaya uygundur; demiştir. Şimdi de kalkıp bunun aksini iddia etmektedir.

Siyasî hayatta rol oynamak istiyen bu ada mm  hangi  sözüne   itimat     etmeli?

Gayri meşru malları, servetleri ellerin­den gittiği için mi, şimdi suçluların telâşı içindedir?.. Ama millet tarih, kür­süsünden hükmünü v.ermİş ve kendi­lerinin mahiyetlerini demokrasi ve hürriyetler tarihinin en karanlık say­falarına tescil etmiştir!

Son nutkunda «tasmim» diye tezvir borsasına bir kelime daha sürmüştür. İddiasına göre, iktidarın güya Halk Partisi hakkında bir takım tasmimleri vardır! Politikada müneccim başılığm eski saray .entrikalariyle beraber orta­dan kalktığı falcılığın kanunla mene-düdiği ve kayıptan haber vermek gibi bir hurafenin artık modern devlet ni­zamî nda yeri olmadığını bilmesi lâ­zımdır. Ama, ne çare ki, yeni iktida­rın müsbet icraatı ortada dururken, ortalığı karıştırmak için umuru batma­dan başka başvuracakları bir dayanak noktaları kalmamıştır. Şimdi de «tas­mim » diy.e bir nakaratı tutturup kış­kırtıcılığa hız vereceklerdir!

Kendilerine haber verelim: Halk Par­tisine kimsenin dokunduğu yoktur. Za­ten İsmet Paşa ile onun akıl hocala­rının elinde bu parti millet nazarında lâyık olduğu akıbete düşmüştür. «1954 seçimlerinde rakipsiz kalmak», iktida­rın zerre kadar aklından geçmez. Da­ha bir buçuk &2ne evvel, yine bu tez­vir ve iftira sistemine hız verdikleri devirde, Başvekilimiz, Sivasta. söyle­diği bir nutukta, eğer muhalefet ister­se, Demokrat Partinin yeni seçimleri da'hi tezekkür edebileceğini açıkça ilân etmiştir. Unutmamak lâzımdır ki, o devrelerde Demokrat Parti iküdar«ım başladığı eserler bugünkü kadar iler­lemiş değildi. Zira istihsal şimdiki ka­dar yüksek zirvesine erişmemişti. Ye­ni fabrikaların kurulmasına başlanma­mıştı. Köy dâvası tam mânasîyle hal yoluna girmemişti. Ve nihayet Halk Partisinin bütün serveti de elinde bu­lunuyordu. İşte o zaman yeni seçimlere girmek teklifi yapıldı. İstenen şey sadece bu fitnenin bitmesi idi. Fakat Halk Partisi bu    teklife     yanaşmadı.

Çünkü o tarihte bile bir hezimete uğ­rayacağını anlamıştı. Demokrat Parti muhalefetten o zaman çekinmemişti de, şimdi, dış itibarımızın bu derece art­tığı, iktisadî kalkınmamızın bu kadar

hızlandığı bir devirde mi rakipsiz bir seçim imkânı arıyacaktır?

Hayır, bu bir bühtandır. Demokrat Parti, ayrıca bsr şeyin üstünde mem­lekette demokratik nizamın yerleşmesi, vatandaş hak ve hürriyetlerinin ko­runması İçin kurulmuş ve bu yolda mücadele ederek muvaffak olmuş bir partidir. Bu prensiplerine daima sada­katle riayet edecektir. Şereflerimizi ve haysiyetlerimizi korumak için müca­dele bayrağını açmıştır. Şimdi de Halk Partisinin tezvir, iftira ve yalan kam­panyasına karşı da ayni iman salâbeti ile karşı koymaktadır.

İsmet Paşa Hazretlerinin bunu bu şe­kilde bilmesi ve ona göre ayağım denk almaş;, lâzımdır. Huylu huyundan vaz geçmez ama, kanun ve milletin sağ­duyusu ona daima gereken dersi ver-miye kadirdir. Kristalin sırça köşkün­den ta? atanlar bunu böyle bilmelidir­ler.

Muhalefet liderini dinlerken

Yazan: Nadir

31/12/953 tarihli (Cumhuriyet)Muhalefet liderinin dün söylediği nut­ku okuduk. Nutka hâkim olan düşün­celerin ağırlık noktasını, partüerarası münasebetlerde gördüğümüz buhran teşkil ediyor. Sayın İnönü bu buhranı gidermenin çareleri ürerinde de dura­rak, gerekli bulduğu tedbirleri hükü­mete tavsiye şeklinde, fakat ısrarla Öne sürüyor.

Rejimimizin bugün vardığı merhaleyi gfteonünde tutarsak, bizce en büyük tehlike, sonu gelmez tartışmaların si­lindiri altında sıkışıp kalmak, önümüz­deki ufku aydınlatmaya yarayacak ye­ni imkânlar araştıracak yerde birbiri­mizi karşılıklı hırpalamaya çalışmak­tır. Sayın muhalefet lideri, bugünkü buhranı bir Anayasa dâvası olarak ele almakta, yeni iktidarı hukuk dışı ka­rarlar vermiş olmakla suçlandırmakta­dır. Ç.H.P. malları konusunda, henür kanun Meclisten çıkmadığı sıralarda tasarıyı Anayasaya uygun bulmadığı­mızı, bu konuda acele      edilmemesi,

mümkünse bir hakem kuruluna başvu­rulması gerektiğini biz de burada açık­ça {savunmuş, düşündüklerimizi yaz­mıştık. Fakat tasar: kanun haline gel­dikten sonra artık direnmekte bir fayda yoktu. Nitekim sayın muhalefet li­deri de tasarı kabul cJilir edilmez C. H.P. teşkilâtına yayınladığı bir tamim­le kanun hükümlerinin aynen yerina getirilmesi lüzumunu belirtmiş, parti­lileri sükûna davet etmişti. Memlekette tehlikeli bir huzursuzluğa mey­dan vermemek bakımından pek yerin­de olan bu tedbirin tabiî neticesi el­bette Büyük Millet Meclisine karşı bir meşruluk dâvası açmak olamazdı. Ka­nunlarımızın Anayasaya uygunluğunu kontrol edecek bir yüksek kuruldan mahrum bulunduğumuz için bu husus­ta ne kadar dirensek nihayet memle­ketin iç huzurunu karıştırmaktan başka bir sonuca varamazdık. Sayın İnö­nü bundan üç buçuk yıl tince, 9 Ma­yıs 1950 de, genel seçimlere beş gün kala, Cumhur Başkanı ve o zamanki iktidarın sorumlu lideri olarak İstanbulda Taksim meydanında  söz aldığı zaman bu g.erçeği bizim gibi görüyor ve vatandaşlara da öyle gösteriyordu.

10 Mayıs 1950 tarihli Cumhuriyetten aldığım bu satırlar bu itibarla dikkat çekicidir:

 Bir kanunun Anayasaya uygun olup olmadığına hüküm vermek hakkı yalnız salahiyetli olan müesseseye ve­rilmiştir. Bizim Anayasamıza göre bu müessese Büyük Millet Meclisinin Ana­yasaya muvafık kabul ettiği kanun, bu vasfın bütün kuvvetini taşır.»

Sayın İnönü, o zamanki şartlar içinde söylediği bu sözleri mantıkça düşünü­lürse, bugün de aynen tekrarlamak ço­runda değil midir? O zamandanberi Anayasamız değişmemiştir. Değişen sa­dece İsmet İnönünün durumudur. Seçimleri C.H.P. kaybetmiş, o günkü Cumhurbaşkanı muhalefet liderliğine geçmiştir. Yaşadığımız devrenin neza­ketini bütün ehemmiyeti ile gözönün-de bulundurursak, muhalefet liderinin sırtına yüklenen sorumun iktidar lide-rininkinden pek be geri kalmadığını kolayca farketmememize imkân var mıdır? Hele iktidardan çekilmekle, dünkü fikirlerimizin bugün tersini sa­vunabileceğimiz düşüncesini biz hiç doğru bulmuyoruz. Böyle bir politika bizi istikrara götürmez, rejimi kuvvet­lendirmez. Büyük liderler ikbal yerin­de iken söylediklerini oradan uzakla­şınca da tekrarlamaktan cay manialıdır­lar. Hürriyet Ve medeniyet rejiminin yurdumuzda kökleşip yer etmesi için bu en mühim şartlardan biridir.

Biz, 1946, hattâ 1945 yılmdanberi Ana­yasa güvenliği ile ilgili meseleler üze­rinde çok durduk. Vatandaş hak ve hürriyetlerini, sağlama bağlamadıkça memleketimizde normal bir demokrasi idaresi kurulamıyacağmı birçok defa­lar ileri sürdük. Dâvanın en doğru çö­zülüş şekli, daha başlangıçta iken bu yolu seçmekti. Fak'at yazık ki olama­dı.

Şimdi ise, çıkmazdan kurtulmanın bi­ricik çaresi, önümüzdeki seçimlere 'ka­dar buhranı hafifletmeğe çalışmak, he­le onu körüklemekten şiddetle sakın­mak ve sırası geldiği zaman medenî "usullerle ve tam mânası ile dürüst se­çimler yapabilmektir. Muvafık, muha­lif hep birlikte bütün gayretlerimizi bu heâeî üzerinde toplıyabilirsek aydınlı­ğa ve rahaita kavuşmamız imkânları çoğalacaktır. Aksi takdirde buhran dal­ga dalga büyüyerek devam edecek, re­jim tehlikeye girecektir.

7 Aralık 1953

 İstanbul :

İstanbuldaki İtalyan kültür heyeti ve Roma Şarkiyat Enstitüleri, İstanbulun fethinin 500 üncü yıldönümü münase­betiyle Dışişleri Vekili Fuat Köprülü­nün 1931 de Türkçe olarak neşrettiği i<Bizans müesseselerinin Osmanlı mü­esseselerine tesiri hakkında bazı mülâ­hazalar» isimli kitabım İtalyancaya tercüme ve neşrettirmiştir.

8 Aralık 1953

 Yeni Orleans :

Birleşik Amerika Hava Kuvvetleri Ve­kili Harold E. Talbott Batı Avrupa ve Akdeniz memleketlerine yaptığı ziya­ret hakkında dün gece Ticaret odasın­da bir konuşma yaparak Nato devlet­lerine dair intihalarını şöyle anlatmış­tır :

«Batı Avrupa devletleri, Birleşik Ame­rika ve Kanadamn da dahil olduğu bir kuvvetler ittifakının zaruretini idrâk etmiş bulunmaktadır. Nato şimdi, yal­nız hür Batı Avrupa devletleri değil, Türkiye ve Yunanistan da dahil olmak üzsre 14 milleti içine almaktadır.

Batı Avrupa devletleri bu ittifaka fay­dalı olabilmek için bütün gayretleriyle çalışmaktadırlar.

Gecen ay General Tıvimng ile birlikte Türkiye, İtalya, Yunanistan, Libya ve Faşta bir taktik seyahati yaptım. Türk ve Yunan hava kuvvetlerinin durumu bizi bilhassa mütehassis etti.

Türklerin personel yetiştirmek, hava kuvvetleri   tesisleri   ve   üsler  inşa  etmekteki sürat ve kaldım.

9 Aralık 1953

 İstanbul :

Hollandada yapılan manevralarda mü­şahit olarak bulunan, harp akademileri kumandanı Korgeneral Fehmi Türeselin başkanlığındaki 8 kişilik askerî he­yetimiz, bugün saat 16 da bir askerî uçakla îstanbula avdet etmiştir.

10 Aralık 1953

 İstanbul :

Dünya sağlık teşkilâtının verdiği burs­la muhtelif Avrupa memleketlerindeki sağlık tesislerinde tetkikler yapmak üzere bir buçuk ay için Avrupaya gi­den Sağlık Vekâleti İkinci Grup he­yeti dün şehrimize avdet etmiştir.

Yurda dönen heyet müsteşar muavi­ni Tevfik Çaydam, teftiş kurulu baş­kanı Kemal Önge, Sıtma Savaş Umum Müdür muavini Şevket ve Zat îşleri Umum Müdürü Bahri Pelitten müte­şekkildir.

Paris :

Türk - Fransız parlâmentoları Dostluk Gruou, dün Fransız Millî Meclisi baş­kanlık salonlarında Avrupa Konseyi is­tişare kurulu başkan muavini Osman Kapani şerefine bir kabul resmi ver­miştir. Bu kabul esnasında Türk-Fransiz Parlâmentoları Dostluk Grupu Baş­kanı M. Joannes Dupraz, Fransız Mil­lî Meclis Başkan Muavini M. Le Tro-ger, Osman Kapani ve Türkiyenin Pa­ris Büyük Elçisi Numan Menemenci oğlu yaptıkları konuşmalarda Fransa ile Türkiye arasında asırlık dostluğu hatırlatmışlardır.

12 Aralık 1953

 Lahey :

Hollanda hükümeti bugün, Türkiye ile Hollanda arasında 3 aya kadar olan seyahatler için vizelerin kaldırıldığına dair bir anlaşmanın gecen ay imza­landığını, parlâmentoya bildirmiştir.

15Aralık 1953

 Adis-Ababa :

Türkiye Dışişleri Vekâleti Protokol Umum Müdürü Tevfik Kâzım Kemah­lı Adis-Ababa'ya gelmiştir. Kendisi Türkiye Cumhurbaşkanından Habeşis­tan imparatoruna bir mesaj getirmek­tedir.

Tevfik Kemahlının bu ziyareti, Ana­dolu zelzelesi felâketzedelerine yardım olmak üzere 50 bin dolarlık çeki tak­dim etmek üzere geçen Mayıs ayı baş­larında Türkiyeye gidan Habeşistan .Protokol Umum Müdürünün ziyareti­ne mukabele mahiyetindedir.

16Aralık 1953

 Ankara :

Kuzey Atlantik paktı teşkilâtı Vekil-, ler komitesinde memleketimizi temsil etmekte oları Dışişleri Vekilimiz Profe­sör Fuat Köprülü, Londra radyosunun Parig muhabirine, Türkiyeye hitaben neşredilmek üzere bir beyanat vermiş­tir.

Plâğa alman bu beyanat, Londra rad­yosunun bu akşam yaptığı neşriyat sı­rasında kendi seslerinden nakledilmiş­tir.

Dışişleri Vekilimiz bu konuşmasında şöyle demektedir :

«Memleketimizin de âza olduğu Ku­zey Atlantik antlaşması teşkilâtının en yüksek organı olan Konsey, Nazırlar seviyesinde Pariste toplanmıştır. 14 Aralıktan 16 Aralığa kadar devam eden müzakereler esnasında, ittifakımı­zı İlgilendiren başlıca siyasî, askerî ve iktisadî mevzular gözden geç irilmiş tir.

Bunlar arasında 1953 senesinde müş­terek savunma mevzuunda 14 devlet tarafından alman tedbirler ile 1954 se­nesi için hazırlanan faaliyet plânına ait raporların tetkiki ve kabulü işi, bil­hassa mühim bir yer işgal etmiştir.

Konseyde müzakereler, bilûmum me­selelerin esası üzerinde 14 memleketin mümessilleri arasında, tam bir görüş birliğinin mevcut olduğunu ispat et­miştir.

 İstanbul :

12 aralıktanberi İstanbulda yapılmak­ta olan, Amerika Dış Faaliyetler İda­resi (FOA) Yakınşark Güney Asya ve Afrika Misyon Şefleri toplantısı dün sona ermiş ve delegelerden bir gurup memleketlerine dönmüştür. İkinci bir gurup da bugün hareket edecektir.

Dört gün süren bu konferans hakkında kendisinden malûmat isteyen Anadolu Ajansı muhabirine Diş Faaliyetler İda­resi Başkam Harold Stassen'in Mua­vini Dr. Fitzgerald şunları söylemiş­tir:

«Amerikanın Teknik ve ekonomik faa­liyetleri 1 ağustostan beri yeniden teş­kilâtlandırılmış bulunuyor. Bu arada Yunanistandan Pakistana kadar olan sahadaki memleketler bir idarî mmtaka dahiline alınmıştır. İşte bu saha da­hilinde muhtelif memleketlerdeki mis­yon şefleriyle müşterek meseleleri gö­rüşmek ve fikir mübadelesinde bulun-1 mak için ilk defa olarak İstanbulda toplandık.

Toplantımızın bir diğer gayesi de bu memleketlere yapılan teknik ve eko­nomik yardım programlarının tatbikin daki ba?arı nispetini mukaseli bir şe­kilde gözden geçirmekti.

Umumiyat itibariyle elde edilen başarı memnuniyet verici" şekildedir. Meselâ Türkiye, Amerikanın teknik ve iktisa­di yarınından istifade ile yaptığı bü­yük terakki hamlesi dolayısiyle, bu bakımdan başta gelmektedir.

Bugün, Türkiye'nin büyük, kuvvetli Ve daima güvenilir bir ordusu vardır. Yapmış olduğu iktisadî terakki harikulade denebilecek derecededir. Zira­at ve endüstrisi sür'atle gelişmekte vermemleketin hayat standardı da yük­selmektedir .

Tabiatîyle her memleket gibi Türkiye-nin mal etmek zorunda bulunduğu bir davalar vardır ki, bunların başında ha­yat pahalılığıyla mücadele gelmekte­dir. Ancak bu gibi meselelerin halli za­mana mütevakkıftır.

Konferansımız neticesinde Yunanis­tan'dan Pakistana kadar olan bütün memleketlerin mühim meselelerini öğ­renmiş bulunuyoruz. Böylece şimdi­den sonra bu memleketlere daha da faydalı olabileceğiz.

Tabii kaynaklan zengin, istikballerine bağlı ve büyük kuvvetler toplıyabilen bu bölge memleketlerinin hür dünya için çok fazla önemi vardır.

Biz Amerikalılar gücümüz yettiği ka­dar buraya yardım etmek istiyoruz. Bu sahanın en ileri memleketi olan Türkiye'nin de bir lider durumuna geçe­rek komşularına yardıma koşmasını temenni etmekteviz.»

18 Aralık 1953

 Ankara:

Öğrendiğimize göre, Gümülcüne'de Yu­nan hükümeti tarafından açılmış olan Celâl Bayar Lisesinin, bu sene faali-liyste feçen ortaokul birinci sınıfın­da Türkçe grupu derslerile fen ve ma-tamatik grupu derslerini okutacak Türk öğretmenleri Yunanistan'a hare­ket etmiçler ve nek muhtemel olarak Batı Trakyada Gümülcüne'de vazife­lerine başlamışlardır..

Dost Yunan hükümeti, yıldan yılan sı­nıflan gelişecek olan Celâl Bayar lisesinin  bu sene yalnız ortaokul  birinci sınıfı faaliyete geçtiği irin, Dışişleri Vekâleti  yoljyle Millî Eğitim Vekâleti­mizden,ortakokul öğretmenliği selâhiyetini haiz iki Türk öğretmeni istemiş­tir. Bunlardan birisi Türkçe grupuderslerine,  dişeri de fen ve matamatik grupu derslerini gösterecektir. Yu­nan hükümetinin bu husustaki  arzusuna uyularak, bu iki grup öğretmen­lerinden ikişer  namzet   gösterilmiş  vebunların arasından  tercih .edilen  karı

koca, Oltu ortaokulu öğretmenlerinden Görevin soy adlı öğretmenler 25 Kasım'da Oltu'dan yeni vazifelerine ha­reket etmişlerdir. Bay ve bayan Gürev in'in hâlen Gümülcüne'ye varmış ve vazifelerine başlamış olduğu sanılmak­tadır.

19 Aralık 1953

 Adisababa:

Türkiye hükümeti hususî temsilcisi Kâzım Kemahlı dün .İmparator Haile Selasiye tarafından kabul olunmuş ve Türkiye Reisicumhuru'nun Habeşistan tarafından Anadolu zelzelesi felâket­zedelerine yapılan yardım husu'sunda-ki teşekkür mesajım İmparatora tak­dim- etmiştir.

Türk hükümeti hususî temsilcisi ga­zetecilere Habeşistan'a yaptığı bu zi­yaretten çok memnun kaldığını ve iki memleket arasında pek yakında siyasî, kültürel ve ekonomik münasebetlerin kurulmasını temenni etmekte olduğu­nu bildirmiştir.

Tevfik Kâzım Kemahlı bu sabah An­kara'ya müteveccihen Adisabiaba'lan ayrılmıştır.

21 Aralık 1953

 Londra:

Amirallik dairesinden yayınlanan bir tebliğde bildirildiğine göre, dün uçak­la Malta'ya gelmiş olan Türkiye Genel Kurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ze-kâi Okan bugün Akdenizdeki Mütte­fik Kuvvetleri Başkomutanı Amiral Mountbatten'i genel karargâhında zi­yaret etmiştir. "Malta'dan Roma'ya ha­reket edecek olan Orgeneral Zekâi Okan'a Hava Tümgenerali Tekin Ariburnu. Amiral Şevki Gürel ve Tuğge­neral İhsan Bingöl refakat etmektedir.

28 Aralık 1953

 Ankara:

Sayın Reisicumhurumuzun Habeş İmparatoruna cevabî nâmesini götürmeğe memur edilmiş olan Protokol Umum Müdürü Tevfik Kâzım Kemahlı, dün Adisababa'dan Ankara'ya avdet etmiş­tir.

29 Aralık 1953

 Newyork:

Türkiye'nin Birleşmiş Milletler nezdindeki Başdelegesi Selim Sarper, afyo­nun istihsal ve kontrolü hakkında Bir­leşmiş Milletler tarafından tanzim edi­len protoklu dün. imzalamıştır .

Bu suretle Türkiye bu vesikayı'imza­lamış1 bulunan memleketlerin 30 un­cusu olmaktadır. Bu vesikayı takiben sıra, alelûmum uyuşturucu maddelerin istihsal ve satışına mütaallik mukave­lenamenin imzasına gelecektir.

West Point askeri akademisinde üç haftalık   etüd  yapmıştır.

Uçağın hareketinden önce Türk yara­lılarının pasaport ve seyahat emirleri bulunmadığı görülmüş ve gidip gitme­meleri hususunda tereddüt hasıl ol­muşsa da KLM şirketi memurları Was­hington resmi makamlariyle telefonla görüşerek meseleyi halletmişlerdir. Türkler bu vssikaları Anlstecdam'da ibraz edeceklerdir.

Bilahare uçağa binen- General Kemal Yukeb bu durumla meşgul olacağını söylemiştir.

31 Aralık 1953

 La hey:


 


 

30 Aralık 1953

 Newyork:

Koredeki Türk Tugayına mensup 6 ya­ralı dün saat 19.1â de bir KLM uçağı ile ve Amsterdam yolu ile İstanbul'a müteveccihen buradan hareket etmiş­lerdir.

Binbaşı Şinasi Sukan, Çavuş Abdul­lah Atacan, er rjayri Eryürek, Abuzer Korkusuz, İbrahim Küçük ve İsmail Atayurt. Bunlar Washingtonda geçir­dikleri ameliyattan sonra kendilerine gösterilen ihtimama teşekkür etmiş­lerdir.

Rotterdam civarında Kinderdick'de Smith And Sons Tersanesinde Türkiye hesabına inşa edilmekte olan «Akde­niz» adlı tarak gemisi bugün denize indirilmiştir. Bu gemiden başka Tür­kiye i?in iki tarak gemisi daha inşa e-dilmektedir. Bunlar Samsun, Zongul­dak, Antalya ve Mersin limanlarının inşasında kullanılacaktır. «Akdeniz» in boyu 64 metre genişliği' 11,70 ve su çe­keri de 4,85 dır. 1.400 beygir kuvvetin­de «Broıtvver» tipi iki motor gemiye saatte 10 millik bir sür'at sağlıyacaktır.

 İstanbul:


 

Hayri Eryürek 40 Kızıl Çinliyi öldür­müş fakat sağ gözüyle1 kolunu kaybet­miştir.

Binbaşı Sinasi Sukan'ın ameliyat edil­mesine rağmen sağ bacağını kurtarmak mümkün olmamıştır. Fakat yürüyüşü farketmemiştir.

Keza Abuzer Korkusuz'un ve İbrahim Küçüğün sağ bacakları kesilmiştir.

Aynı uçakla 5 Türk subayı da memle­ketlerine dönmektedirler General Ke­mal Yukeb'in başkanlığındaki bu grup

«Türkiye Harpokulu Heyeti» olarak Harpokulu Komutanı Tuğgeneral Ke­mal Yukeb başkanlığında 7 kişilik bir askerî hey'et 25 gün müddetle Birle­şik Amerika'da «Westpoint» askerî harp akademisinde tetkiklerde bulunduktan sonra bugün saat 14.55 de uçak­la Amerika'dan İstanbula gelmiştir.

Harpokulu Komutanı bir muhabirimi­ze yaptıkları seyahatten dolayı duy­dukları memnuniyeti ve Amerika'daki misafirlikleri esnasında kendilerine karşı gösterilen yakın alâkayı belirt­miştir.

retmek niyetinde misiniz? Serbest teşebbüs büyük sanayi işletecek dere­cede gelişmiş midir?

Cevap  Evvelki cevaplarımda da belirttiğim gibi, serbest teşebbüse her imkânı bahşetmiş ve bu meydanda devlet elinde bulunan ve zaten bir zaruret neticesinde işletmesine devam etmekte olduğumuz endüstriyi de imkân husulünde serbest teşebbüse devretmek programımız içinde yer almış bulunmaktadır.

Sual  Zararına çalışan devlet sanayiinin vaziyeti hakkında ne yapma­yı düşünüyorsunuz? Bunları gayri iktisadî mi telâkki ediyorsunuz, yoksa bunları işletmek için hususi sebepler mi mevcuttur?

Cevap  İktidara geçtiğimiz andan itibaren devlet elindeki bütün islet­meleri ticarî prensipler dahilinde isletmeye başladık. Halen bunlardan zarar edeni hemen hemen kalmamış denilebilir ve her gün bu yolda daha müterakki adımlar atmaktayız.

Sual  Türkiye'nin Amerika'nın iktisadî sistemini kopya etmek istediği, doğru mudur? Amerikan iktisadî sisteminde hangi kısımların Türkiye'de beğenildiğini öğrenebilir miyim?

Cevap  Türkiye'de şimdi iktidarda bulunan hükümet iktisadî inkişafı­nı tamamiyle hususî teşebbüsün gelişmesine bağlamış olduğuna göre, Türkiye, muhakkak ki. iktisadî gelişme halinde olan memleketler arasın­da Amerikan iktisadî sistemine en uygun usulü tatbik eden memlekettir.

Sual  Türkiye büyük kâr ve gelişme imkânları ile birlikte buhranların da gelebileceğini gözönünde bulunduruyor mu?

Cevap  Süratli bir iktisadî gelişmenin yeni yeni bir takım meseleler yaratacağı tabiidir. Ancak bunlar birer hastalık alâmeti olmaktan ziya­de, sıhhat ve kuvvetlenme alâmetleridir. Alman tedbirlerin bunlardan elde edilen iyi neticeleri daha da' kuvvetlendirmesi pek tabiidir.

Sual  Sanayimiz, süratle geliştirmek için lâzım olan usta işçilere ve idare elemanlarına malik midir? yoksa bu ihtiyaçlar gelişmenin daha yavaş olmasını zaruri kılar mı?

Cevap  Türkiye halen her sahada birden ilerleyen bir _ memlekettir. Onun için, iktisadî inkişafı nispetinde teknik eleman yetiştirmesi de hız­lanmaktadır. İnkişafın hususî teşebbüs yolu ile yapılması, kazançlardı arz ve talebe göre, ayarlanmış bulunması, Türk milletinin yeniliğe karşı hahişkârlığı. ve çabuk öğrenme ve inkişaf kabiliyeti teknik eleman yetiş­tirmesini teşvik etmektedir. Buna en iyi misal 1950 senesinde ancak 4000 traktör kullanılabilirken 1953 senesinde 40.000 traktörün müsmir bir şekilde kullanılabilmiş olmasıdır. Şimdiye kadar, teknik eleman vaziyeti gelişmeyi  yavaşlatacak  bir  durum   arz etmemiştir.

Sual  Tabii kaynakların vaziyeti nedir? Sanayileşme için lâzım olan tabii kaynaklar bakımından Türkiye zengin midir?

Cevap Türkiye tabii kaynak bakımından zengin bir memlekettir. Kö­mür, demir, korm, bakır, pamuk, yağlı tohumlar gibi ?anayide kullanı­lacak iptidaî maddelerin mebzuîen bulunduğu bir memleket olduğu gibi, petrole de maliktir. Ayrıca Türkiye'nin her mıntakarü hiuro-elektnk e-

nerjiden de istifade edecek durumdadır. Hâlen Sarıyar ve Seyhan baraj ve hidroelektrik santrallerinin inşasına başlanmıştır. Aynı zamanda or­ta takatta 12 adet hidroelektrik santrali de yapılmaktadır. Bunlara ilâve edilecek daha iki büyük baraj ve hidroelektrik santrali mevcuttur.

Sual  Bu tabii kaynaklar tamamiyle geliştirilmiş midir, yoksa şimdi. bir gelişme devresine mi girilmektedir?

Cevap  Tabii kaynaklar henüz yeni yeni geliştirilmeye başlanmıştır. Büyük imkânlar mevcuttur.

Sual  Bu kaynakları geliştirmek için lâzım olan sermaye ve teknik bil­gi mevcut mudur, yoksa bu işler için ecnebi yardım lâzım mıdır?

Cevap  Türkiye kendi tabii kaynaklarını geliştirmek için elindeki bü­tün imkânları sarfetmek azmindedir. Ancak, bu gelişmenin azamî süratle yapılması ecnebi sermaye ve teknik bilgisinin de iştirakini lüzumlu kılmaktadır. Bu yardımı temin etmek için Türkiye elinden gelen bütün gay­reti sarfetmek azmindedir.

Sual  Memleketinizin iktisadî gelişmesine yardım için ecnebi sermaye­ni emnuniyetle karşılanacak mıdır? Böyle ise hangi şerait altında? Ecne­bi sermaye her saha ve sanayi için mi iyi karşılanacaktır? Yoksa muayyen sahalara mı inhisar ettirilecektir?

Cevap  Türkiye ecnebi sermayeyi büyük istekle karşılıyacak olan bir memlekettir. Bu mevzuları tetkik ve müzakere etmek için Türkiye'ye gel­miş bulunan Randall Heyeti ile gayet iyi bir işbirliği yapılmış ve bu heyetin tavsiyeleri de gözönünde tutularak, hazırlanan bir kanun projesi­nin Türkiye Büyük Millet Meclisine sevkedilmesi hükümetçe karar altı­na alınmıştır. Bu kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu devresin­de çıkarmaya muvaffak olacağımızı ümit ediyoruz. Bu kanunla, iktisadî kalkınmayı temin edecek her sahada ecnebi sermayenin yatırımı bilâ-kaydüşart kabul edildiği gibi, ecnebi sermayenin gerek kâr gerek re'sülmalinin olduğu gibi transfer edilmesi hususu da garanti edilmiş bulun-mmaktadır .

Sual  Ecnebi sermaye yatıranlar için Türkiye'deki imkânların müsait olduğuna kani misiniz?

Cevap  Türkiye'nin tamamiyle gelişme halinde bulunması, üç buçuk senede istihsalini her sahada iki misline çıkarmış olması, dış ticaret hac­minin kıyrrîet bakımından 1949 senesine nazaran % 80 ve miktar bakı­mından %100 artmış bulunması, ve iç pazarda istihlâk bakımından bü­yük inkişaflar görülmesi ecnebi sermayeye her bakımdan geniş imkân­lar bahsetmektedir. Size, bir misal olarak, 1950 senesinde 400.000 ton ci­varında olan çimento istihlâk ve istihsalinin hâlen 1.000.000 tonu aşmış olduğunu bildirmek ve yine 1950 de 100. 000 ton olan şeker istihlâkinin 200.000 tona çıkmış olduğunu söylemek isterim.

Sual  Ecnebi sermaye yatıranlar kârlarını memleketten çıkarmaya muktedir olacaklar mıdır? Sermaye yatırmaları mümkün olan bazı şa­hıslar mevcut para değiştirme aranjmanlarını cesaret kırıcı olduğunu bana söylediler. Garantilerin gayri vazıh olduğunu ilâve ettiler.

Cevap  Yeni kanun çıktıktan sonra bütün bu endişeler bertaraf edil­miş olacaktır.

Sual  Devam etmekte olan ticaret açığınızın sebebi nedir?

Cevap  Türkiye'nin iktisaden geri kalmış ve gelişme safhasında bir mem­leket olması, onun ticaret ve tediye muvazenesinde zaman zaman açık vermesini icabettirmektedir ve bu da gayet normaldir. Ancak gözönünde bulundurulması icabeden nokta, bu1 açığa sebep olan ithalâtın mahiyeti­dir. Bunun tetkikinde göze çarpan nokta ekipman malzemesinin çokluğu­dur. İstihsalin mütemadi şekilde artması ve bunun derhal ihracata akset­mesi Türkiye'nin bu sabadaki politikasının yerinde olduğunu göstermek­tedir.

Sual  Ticaret açığı halen Amerikan yardımıyla mı karşılanmaktadır? Eğer böyle ise bu yardımları daha ne kadar b r mııdıie!. için lâzım olaca­ğını düşünüyor musunuz?

Cevap  Ticaret açığımız kısmen Amerikan yardımı ile, kısmen dünya bankasından yapılan istikrazlar ve kısmen de orta vâde ile elde edilen dış ithal kredileriyle kapanmaktadır. Amerikan yardımının bir müddet daha devam etmesini, bilhassa iktisadî bünyemizin kuvvetlenmesi ve sar-fettigimiz askerî gücün, Önce idamesi, bilâhare de sırf kendi kaynakları­mızdan temin edilebilmesi  bakımından lüzumlu; görmekteyiz.

Sual  Türkiye'ye halen yapılmakta olan Amerikan yardım programını tatminkâr buluyor musunuz, bu yardım hem askerî hem de ikitsadî ba­kımlardan Türkiye'ye ne temin etmektedir?

Cevap  Türkiye'ye yapılan askerî ve iktisadî yardım memleketimize büyük faydalar sağlamış, askerî gücümüzün artmasında olduğu kadar, iktisadî bünyemizin kuvvetlenmesinde de büyük yer almıştır. Türkiye o kadar serî bir inkişaf halindedir ki, kendisine yapılan her yardım, der­hal büyük randıman, temin etmektedir. Bu sebeple, pek müteşekkir ol­duğumuz Amerikan yardımının iktisadî sahada fazlalaşması Türkiye'nin gelişmesini bir an evvel daha hızlandırmak -suretiyle, onu kendisinden beklenilen millî savunma gayretini tamamiyle destekleyebilecek bir se­viyeye süratle ulaştıracaktır. Askerî yardıma gelince, Türkiye millî kaynaklarına nispeten bu sahada azamî gayreti sarfetmektedir ve bütçesin­den % 45 ine yakın bir parayı millî savunmasına ayırmış bulunmaktadır.

Harp kabiliyeti ve manevî kudreti yüksek 400.000 kişilik bir orduya ma­liktir. Bu orduya verilecek her fazla silâh, sulhun vikayesi bakımından en iyi envestismandır.

Sual  Tahmin edilebileceği kadar istikbalde Türkiye'nin bugünkü as­kerî hazırlık durumunu hakikaten devam ettirmeğe, Amerikan yardımı olmaksızın imkân görüyor musunuz?

Cevap  Türkiye'ye yapılacak iktisadî yardım miktar bakımından art­tırılmak suretiyle hızlandırılırsa, dört senelik bir devre sonunda, Türki-rye'nin kendi kendine ordusunu ayakta tutacak bir millî gelir seviyesine erişmesi beklenilebilir.

Sual  Türkiye'de ehemmiyetli bir komünist meselesi var mıdır? Yoksa neden yoktur?  Komünistlerle nasıl  mücadele  edilmektedir?

Cevap  Türkiye'de ehemmiyetli bir komünist meselesi yoktur. Olma­masının sebebi, komünizmin Türk milletinin an'anelerine olduğu kadar hürriyet serbestisi ve istiklâl görüşlerine ûe uymamasından nes'et etmektedir. Türkiye'de komünizm kanun dışıdır ve kanaatimizce komü­nizmle en iyi mücadele, sefaleti ortadan kaldırmak ve iktisadî inkişafı temin suretiyle hayat seviyesini' daima yükseltmekle kabildir.

Sual  Komünistler işçi teşkilâtına girmeye muvaffak olmuşlar mıdır?'

Cevap  Hayır.

Sual  Bugün Türkiye'de işçi teşkilâtı ne derece kuvvetlidir? Bunlar teş­vik edilmekte inidir? Bu teşkilâtın, Amerika'daki teşkilâta nazaran hak­ları nelerdir? Meselâ toplu olarak ücret vesair hususlarda talepte bulunabilirler mi, grev yapabilirler mi?

Cevap  Türkiye'de isçiler müşterek iktisadî ve içtimaî hak ve menfaat­lerini korumak gayesiyle sendika kurmak serbestisine maliktirler. 1950 senesi mayısında memleketimizde ancak 88 işçi sendikası ve 3 federasyon mevcut iken bugün sendikaların sayısı 289 a yükselmiş, sendikalar ara­sında 18 federasyon kurulmuş ve ayrıca Türk isçilerinin büyük bir ekse­riyetini sinesinde toplayan bir millî kenfederasyon vücude -gelmiştir.

İşçiler kanunen sendikalara üye olup olmamak hususunda tamamiyle serbesttirler. Bugün iktidarda bulunan Demokrat Partinin icraatına esas tuttuğu programının 7 inci maddesi «umumi hayatta her bakımdan muvazene ve ahenkli bir gelişmenin sağlanması için» yalnız siyasî partiler şeklinde teşkilâtlanmayı kâfi görmemekte, muhtelif diğer zümreler me-yanında işçilerin ve sanayicilerin de iktisadî ve içtimaî maksatlarla sen­dikalar kurmalarını gerekli bulmaktadır1. Demokrat Partinin iktid^Jtia geldiği tarihten bugüne kadar geçen zaman içinde sendika hayatının kemmiyet ve keyfiyet bakımından göstermiş olduğu serî ve dikkate şa­yan glişme, hükümetimizin işçi teşkilâtı karşısındaki politikasının açık bir delilidir.

Türkiye'de işçi teşkilâtı grev ve siyasî faaliyetler dışında geniş bir hareket serbestisine malik bulunmaktadır. Ezcümle sendikalar, kollektif pazarlık yoluyla işçilerin ücret vesair hak ve menfaatleri ile ilgili taleplerde bulunarak işverenlerle anlaşmalar yapabilirler. Anlaşmazlık halinde uzlaş­tırma ve tahkim mercilerine başvurarak ihtilâfın hallini istiyebilirler.

Memleketimizde çok yeni olan sendika hareketinin memnuniyet ve ifti­harla kaydedilmeğe değer bir cephesi de, sendikalarımızın kahir bir ek­seriyeti itibariyle, hür dünyanın asil davalarına candan bağlı ve komü­nizmin amansız düşmanı olarak sağlam ve mütesanit bir manevi kale teşkil etmesidir.

Sual  Türkiye Rusların geleceğinden korkmakta mıdır? Yoksa istik­balinden emin midir?

Cevap  Türkiye asırlarca Rusya ile komşu olarak yaşamıştır. Ve za­man zaman Rusya'nın Türkiye'ye tecavüz ettiği vaki olmuştur. Bu teca­vüzlere daima muvaffakiyetle mukavemet etmiş ve istiklâlini korumuş­tur. Türk halkı kendisinden emindir. Kimsenin karşısında korkuya düş~ mez.

Sual  Rus Hudutlarında vaziyet nedir? Gergin midir? Sakin midir?

Cevap  Türk - Rus hudutlarında kayde şayan hiçbir şey yoktur. Siikû-#ıet vardır.

Sual  Türk vatandaşı Rusya'dan korkar mı? Halkınız Ruslar hakkında .nasıl hisler besler?

Cevap  Türk vatandaşı kimseden korkmaz, daima realist olmuştur. Si* lâh patlaymcaya kadar, hududa en yakın mahaldeki köylü dahi tam bir sükûnet içinde işi ve gücü ile meşguldür. Silâh patlayınca da derhal azimle müdafaa vazifesine sarılır ve kuvvetli sağduyusu sayesinde dost ve düşmanını gayet iyi seçmesini bilir. Onun dostluğunu kazanmak sa­mimî olmaya vabestedir.

Sual : Rusların sulh taarruzu büyük bir tesir yapmış mıdır? Kanaati­nize göre Ruslar hakikaten dünya gerginliğini izale etmeyi arzu ediyor­lar mı? Yoksa niyetleri nedir?

Cevap  Rusların sulh taarruzu Türkiye'de, kati ve elle tutulur müsbet .neticeler vermediği için, hiçbir tesir yapmamıştır. Türk halkı henüz Rus siyasetinde evveline nazaran bir değişiklik müşahede etmemiştir.

Sual  Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında aktedilmiş olan it­tifakın hakikî ehemmiyeti nedir? Şimal Avrupa'dan Rusyaya karşı arıti-komünist cepheyi takviye etmekte midir?

Cevap  Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasındaki ittifak tama-miyle tedafüi olup müşterek bir mütecavize mukavemet esasına istinad etmektedir. Bu bakımdan muhtemel bir mütecavize karşı hazırlanan Av­rupa cephesini takviye etmiş bulunmaktadır.

.Sual  Bu üç devlet arasında askerî bir ittifaka engel olan nedir? Tür­lüye bu üç Balkan devletinin arasında askerî bir ittifaka taraftar mıdır? Rusya'nın sulh taarruzunun Balkanlarda bir askerî ittifak yapılması mevzuunda tesiri olmuş mudur?

Cevap  Anlaşma ittifak ruhu içinde aktedildiği için askerî işbirliğini de derpiş etmektedir. Diğer iki partöneri gibi Türkiye de ittifakın gittikçe artan bir askerî işbirliğine istinad etmesi lüzumuna kanidir. Tedafüi ma­hiyette bulunan ve ancak bu mahiyette kuvvet bulacak olan bu ittifakın Rus sulh taarruzu ile hiçbir ilgisi yoktur.

Sual  Bugünkü Trieste buhranının bir tarafta Yugoslavya diğer taraf­ta Yunanistan ve Türkiye arasında bir İşbirliğine mâni olması tehlikesini .görüyor musunuz, bu meselenin Yugoslav siyasetinde bir bitaraflık yolu­nu açmasını mümkün görüyor musunuz?

Cevap  Türk, Yunan, Yugoslav işbirliğinden Triyeste meselesi daima hariç tutulmuştur. Binaenaleyh bu hususun üç devlet arasındaki anlaşma üzerinde tesiri olmamak lâzımgelir. Bizim arzumuz bu meselenin de Yu­goslavya ile İtalya arasında bir an evvel dostane bir şekilde halledilme­sidir. Triyeste meselesinin halli hiç şüphesiz ki umumî" sulh cephesini da­ha da takviye edecektir.

Sual  Orta Şark'm müdafaasında Türkiye için nasıl bir rol düşünüyor­sunuz? Türkiye ile Pakistan arasında muhtemel bir müdafaa ittifakından bahsedildiğini duyduk. Böyle bir anlaşma Orta Şark müdafaa blokunun nüvesini teşkil edebilir mi?

Cevap  Coğrafî bakımdan, Türkiye'nin Orta Şark müdafaasındaki mev­kii fevkalâde mühimdir ve bir kilit noktası teşkil etmektedir. Binaenaleyh onun bu sahada rol oynaması gayretle tabiidir. Sulhsever hür memleketler tarafını iltizam eden Pakistan'ın da bu sahada mühim bir rol oynayabi­leceği pek tabiidir.

Sual  Bu bakımdan Süveyş isleri hakkında halen Kahire'de cereyan eden müzakerat Türkiye'yi endişeye düşürmekte inidir? İngilizlerin bu­rasını tahliye etmeleri Türkiye'nin müdafaasını zayıflatır mı?

Cevap  Süveyş'in sulh cephesinin emniyeti bakımından masun bulun­ması, Türkiye için olduğu kadar, bütün hür dünya, garp nısıf küresi ve Nato memleketleri için de fevkalâde ehemmiyetlidir. Bu sebeple Türki­ye Süveyş'in, muhtemel bir mütearrızm eline düşmiyecek şekilde, tam emniyet içinde kalmasını her zaman arzu etmiş ve bu hususta sarfedilen milletlerarası gayretleri desteklemiştir. Türkiye, Mısır ile İngiltere arasında yukardaki esası temin edecek şekilde bir anlaşmaya varılma­sının kabil olduğu kanaatindedir.

1 Aralık 1953

 Birleşmiş Milletler   (Newyork):

Birleşmiş Milletler Sosyal Komisyonu, henüz memleketlerine iade edilmemiş olan esirler meseesini dünkü toplantı­sında görüşmeğe başlamıştır. Bu m--olan esirler meselesini dünkü toplantı-cilerinin dinlenmesine Sovyet bloku tarafından itiraz edilmiş olmasına rağ­men komisyon, Sovyetler Birliğiyle dört ortağının muhalif oylarına mu­kabil 48 oyla bunları dinlemeği karar altına almıştır. Komünist memleketler 250 bin Alman, İtalyan ve Japon harp .esirinin hala mevkuf tutmakla itham edilmektedirler.

Sosyal komisyonca dinlenilmesine ka­rar verilen temsilciler Alman Dışişle­ri Vekâleti Müsteşarı Walter Hallstein, İtalyanm Birleşmiş Milletler nezdinde daimi temsilcisi Renzo Sauvada'dır.

Alman, İtalyan ve Japon temsilcileri birbirini takiben komünist toprakların­da mevkuf tutulan vatandaşlarının sa­yısını  komisyona bildirmişlerdir. Komisyona bildirilen harp esirleri sa­yısı   şunlardır:

103 bin Alman, 63 bin İtalyan, 85 bin Japon. M. Hallestein bu harp esirleri sayışma ilaveten 1950 de Almanyadan Sovyet­ler Birliğine sürgün edilen 750.000 si­vil Almandan hayatta kalabilmiş olan 133.000 Almanın daha bulunduğunu söylemiştir. Alman İtalyan ve Japon temsilcileri, «zikrettikleri bu rakkamlarm arkasın­da ne kadar insani facia ve iztirabîarm saklı bulunduğuna» komisyonun dik­kat nazarını çekmektedir.

Sovyet gurubu namına söz alan Beyaz Rusya murahhası Madam Nuvikova Birleşik Amerikayı «memleketlerine iade edilmeyen harp esirlerin meselesi­ni sün'i olarak ortaya çıkarmakla it­ham ettikten sonra 1950 denberi Sov­yetler (Birliğinde, harp suçlusu ve ya­hut nakli mümkün olamiyacak derece­de hasta harp esirlerinden başka esir kalmadığını ileri sürmüştür. Madam Nuvikova Sovyetler Birliğinde ancak 1700 Japon ve Alman harp esiri kal­mış oldu&unu söylemiş ve bu suretle alâkadarlar tarafından zikredilen rakamların doğruluğunu reddetmiştir.

Kore'de esirlere karsı komünistler tara­fından yapılan mezalim meslesi görü­şülürken söz alan Türk delegesi Selim Sarper, Kore'de Türkler de dahil ol­mak üzere esirlere yapılan mezalim hakkında tafsilât vermiş ve halen ka-yıb listesinde bulunan 135 Türk aske­rinin akıbeti hakkında bir fikir edinil­miş olduğunu belirtmiş ve demiştir ki:

«Bu mezalim son derece gaddarane yapılmış ve bilhassa yaralı askerler hedef tutumuştur.»

 Birleşmiş Milletler:

Birleşik Amerika bugün Birleşmiş Mil­letler umumi heyetinde Kore'de ko­münist kuvvetlerin 38.000 asker veya; sivile işkence yaptığım bildirmiştir.

Amerika'nın büyük elçisi Cabot Lod-ge, bu esir kamplarında Rus subayla­rının komutayı ellerinde tuttuklarım açıklamıştır.

Türkiye, Avustralya ve Fransamn des­teklediği bir karar sureti tasarısını Bir­leşmiş Milletlere arzeden Lodge Ame­rika'nın bu vahşeti gayet vahim telâk­ki .ettiğini bildirmiştir.

Birlemiş Milletler (Newyork):

Genel Kurul, bütün ha.? esirlerine yapılan mezalimi takbih etmiştir.

4 Aralık 1953

 Birleşmiş Milletler (Newyork):

Birleşmiş Milletler Sosyal Komisyonu harp esirleri hakkındaki İngiliz Ame­rikan teklifini 11 muhalif ve 16 müstenkife karcı 21 oyla kabul ettikten sonra Beyaz Rusya tarafından verilen harp esirleri hususi komisyonu» nun feshini isteyen bir teklifi reddetmiştir.

İngiliz Amerikan teklifi için muvafık oy verenlerin ekserisini batılı devlet­lerle lâtin Amerika memleketleri teş­kil etmiştir. Muhalif oy verenler ise Sovyet bloku memleketleriyle Yugos-iavyadır.

Belgrad:   

Yugoslav Dışişleri Vekili Koca Popo-viç, Yugoslavya'da bulunan ve devlet­leştirilmiş olan Türk emlâkinin tazmi­natı meselesini müzakere eden Türk heyeti başkanı Settar İksel'i kabul et­miştir. Görüşmede Yugoslavya'daki Türkiye Büyükelçisi Agâh Aksel ile, müzakereleri Yugosavya adına idare eden Dr. Milan Bardosh da hazır bu­lunmuştur.

Birleşmiş Milletler (Newyork):

İsveç Kraliyet Tarım Dairesi Başkanı Muavini Gustav Ytterborn, Birleşmiş Milletler teknik yardım teşkilâtının Irak bürosu başkanlığına tayin edil­miştir.

Geçen hafta Newyork'da istişarelerde bulunan Ytterborn bu hafta sonunda Bağda'da hareket   etmektedir.

Teknik yardım teşkilâtının Irak'ta mil­letlerarası şöhreti haiz 52 uzmanı bulunmaktadır.

5Aralık 1953

 Birleşmiş Milletler  (Newyork):

Brezilya heyeti Kore meselesi müzake­relerinin   talik   edilmesi   ve   meselenin

her safhasında taalluk eden inkişaflarda vaziyet aza memleketlerin fîkrince Birleşmiş Milletlerin tetkikma arz edil­mek zaruretini gösterirse Genel Kuru­lun o zaman toplantıya davet edilme­sinin Kurul Başkanından istemesi tek­lifini muhtevi bir karar suretini siya­sî komisyona tevdi etmiştir.

Komisyona tevdi edileceği dün bildiri­len bu karar sureti Fransa ve Birleşik Amerika'da dahil olmak üzere Birleş­miş Milletler safında Kore harekâtına iştirak eden 15 memleketin tasvibile verilmiştir.

Karar suretinde halen Panmonjun'da cereyan etmekte olan müzakerelerden bahsedilmekte, bu müzakerelerin si­yasî konferansın süratle toplantısını mümkün kılacak bir neticeye varması ümidi  izhar olunmaktadır.

Bundan mada bu talikin Genel Kurul­ca Kore meselesinin mevsimsiz olarak tetkikim önlemek ve bu suretle müza­kereleri imkân nisbetinde kolaylaştır­mak arzusundan mülhem olduğu yine aynı karar suretinde kaydedilmekte­dir.

Bilindiği gibi Hindistan da bir talik teklifinde bulunmuş fakat bu teklifde Kore meselesinin müzakeresi için Ge­nel Kurulun 9' şabattan itibaren top­lantılarına devam etmesi talebi ileri sürülmüştü.

 Birleşmiş Milletler (Newyork):

Siyasî komisyon öğleden sonra, Bir­manya'nın şikâyetinin incelenmesine devam ^etmek üzere tekrar toplandığı zaman Sovyet rnurahhassı Jacob Ma­lik söz almıştır. Yakında Londra'daki Büyükelçilik vazifesine dönecek olan Malik'in, komisyonda belki de bu son müdahalesidir.

Malik, Milliyetçi Çin kuvvetlerinin Birmanya'dan tahliyesi işinin bir ko­mediden başka bir şey olmadığını ve bunun Birleşmiş Milletler Genel Kuru­luyla alay etmek gibi bir şey olduğunu söylemiştir.

Neticede komisyon Sovyet grupu v& Suriye'nin istinkâfma karşı 51 oyla ka­bul ettiği karar suretinde, ilgilileri tah­liye işine devam etmeğe ve bütün silâhlarm teslim alınmasında davet et­miştir.

Kabul edilen karar suretinde Milliyet­çi Çin kuvvetlerinin Birmanya'dan tah üyesi bahsinde Birleşik Amerika'nın ve Siyaın'ın sarfettikleri gayret mem­nuniyetle kaydedilmiştir.

Sovyet Rusya karar suretinden bu son paragrafın çıkarılmasını talep etmiş, fakat be? aleyhte iki istinkâfa karşı 49 oyla bu paragrafın olduğu gibi bıra­kılmasına karar verilmiştir. Bunun ü-zerinedir ki Sovyet grubu oy verilir­ken müstenkif kalmıştır.

Karar suretinde bundan başka Milli­yetçi Çin kuvvetlerinin 7 kasım 1953 de kısmî tahliyelerine başlandığı bil­dirilmekte, diçjer taraftan bu kuvvet­lerin memleketi ter kederken silâhla­rını teslim etmeleri meselesinin mühim   olduğu   ilâve  olunmaktadır.

Siyasî komisyon bugün gündemindeki son maddeyi tesk.il eden Kore mesele­sini ele alacaktır. Bilindiği gibi bu me­selenin şimdilik konuşulmaması için bir karar sureti tasarısı verilmiş bu­lunmaktadır  .

Birleşmiş Milletler  (Newyork):

Özel siyasî komisyon. Güney Afrika'da ırk tefriki meselesini incelemek üzere Birleşmiş Milletlerin bir komisyon ta­yinine yetkili olmadığı yolunda Güney Afrika'nın karar suretini 7 müstenki­fe karşı 42 oyla reddetmiştir.

Birleşmiş Milletler  (Newyork):

ve ezcümle geren 24 ekimde bir Po­lonya gemisinin Milliyetçi Çin donan­ması tarafından tevkifini hatırlatarak bu korsanlık faaliyetinin Uzak-Doğu'da sulhu tehlikeye düşürdüğünü iddia, etmiştir.

Amerika namına söz alan Archibald Carey ise, Milliyetçi Çin kuvvetlerinin Birm .nya'dan tahliye edilmeleri işi­nin muntazam' süratte ilerlediğini söy­lemiş, bununla beraber Çin kuvvetle­rinin Birmanya'yı terkederken tavas­sut komitesine kâfi derecede silâh tes­lim etmediklerini kaydetmiştir. Alman karara göre bu komitenin kendisine teslim olunan silahları tahrip .etmesi gerekiyordu. Amerika delegesi sözle­rine son verirken, İngiltere, Hindistan, İsveç ve Uruguay tarafından teklif e-dilen karar sureti tasarısı lehinde oy vereceğini belirtmiştir.

Hind delegesi Menon'dan sonra söz a-lan İngiliz murahhassı iss, Birmanya'­dan çıkarılan kuvvetlerin' ancak çok es­ki model bazı silâhları teslim ettikle­rini, halbuki bu kuvvetlere yakın za­manlara kadar karak olarak modern silâhların gönderildiğinin malûm bu­lunduğunu söylemiştir. İngiliz delege­sine göre, 2.000 Çinlinin Birmanya'dan çıkarılması ancak bir başlangıçtır.

 Birleşmiş Milletler (Newyork):

Birleşmiş Milletler ekonomik komisyo­nu dünkü toplantısında Libya'ya ikti­sadi ve malî yardımın genişletilmesini derpiş eden bir karar suretini kabul etmiştir. Yalnız Sovyet grubu müsten­kif kalmıştır.Siyasî komisyon dün Birmanya'nın Milliyetçi Çin'den şikâyetini tetkik et­meye başlamıştır. Bu münasebetle İn­giliz milletler camiası tarafından ko­misyona verilen bir karar sureti tasa­rısında, Birmanya'da bulunan Milliyet­çi Çin askerlerinin tahliyesine ve en­terne edilmelerine devam olunması te­menni edilmekte idi. Amerika ve Si­yam bu karar sureti tasarısına tâdil teklifleri ileri sürmüşlerdir.

Polonya delegesi, Milliyetçi Çin kuv­vetlerini, yalnız Birmanya'dan değil bütün Pasifik bölgesinde tecavüz hareketlerinde bulunmakla ittiham etmiş

6 Aralık 195

 Birleşmiş Milletler  (Newyork):

Vesayet komisyonu, Fransız Kamerun'-i hakkında Surye ve Guatemala tara­fından verilen bir takriri Belçika murahhassınm müstenkif oyuna karşı 43 oyla kabul etmiştir.

Bu takrir bu toplantı devresinde Ka­merun meselesi tetkik edildiği zaman bu arazide yasayan kimseler tarafın­dan yapılan beyanlarla verilen dilsıkcelerin ve vesavet komisyonu azası tarafından yerinde yapılan mücahitlerin dikkate alınmasını ve bu esaslar da­hilinde hazırlanacak bir raporun Bir­leşmiş Milletler Gsnel Kurulunun ge­lecek toplantı devresine sunulmasını derpiş etmektedir.

Birleşmiş Milletler  (Newyork):

Birleşmiş Milletler teşkilâtının 1954 bütçesi 48 milyon dolara baliğ olmak­tadır. Bu miktar idare bütca komisyo­nu tarafından Sovyet bloku memleket­lerin 5 muhalif oyuna kar?ı 44 oyla ka­bul edilmiştir. Sovyet bloku bütçenin muhtelif fasıllarına bilhassa Balkan ve Kore komisyonları için konulan tahsi­sata İtiraz etmişler ve bu iki komisyo­nun ilgası lâzım geldiğini ileri sürmüş­lerdir.

7 Aralık 1953

Birleşmiş Milletler  (Newyork):

Kore hakkında görüşmelerde bulun­mak üzere mukannen bir tarih tesbit etmeksizin Birleşmiş Milletler Genel Asamble toplantı taliki hususun­da batılı ve arafe devletler ara­cında bugün mutabakat hasıl olmuştur.

Birleşmiş Milletler (Newyork):

Genel Kurul, 5 muhalif ve 12 müsten­kife karşı 40 oyle, bütün mecburî ça­lışma" sistemlerinin ilgasına verdiği ehemmiyeti teyit ecmiştir.

Bağdat:

Irak'taki Türkiye Büyükelçisi Naci Perkeİ, Irak kabinesi azaları huzurun­da bugün Kral İkinci Faysal'a itimatnamesini takdim etmiştir.

Birleşmiş Milletler (Newyork):

Birleşmiş Milletler umumi heyeti dün Sovyet blokunun 5 muhalif oyuna karşı 46 oyla harp esirleri meselesine ba­rış yolu ile bir hal çaresi bulmaya çalışan hususi komisyonun devam etme­sini  kararlaştırmıştır.

Sovyetler Birliği Polonya ve Beyaz Rusya bu karşı suretine karşı itiraz ederek, harp suçluları hakkındaki hususi komisyonun Sovyetlere karşı nef­ret yaratmağa matuf bir Amerikan aleti ve gayri meşru bir teşekkül oldu­ğunu iddia etmişlerdir.

Sovyet delegesi Çarapkin, ikinci dünya harbi esirlerinin iade edilmemiş olma­larının Birleşmiş Milletler anayasası­na mugayir olduğunu söyliyerek Sov­yetler Birliğinin harp suçlularından maada bütün esirleri iade ettiğini id­dia etmiştir.

8 Aralık 1953

Paris:

Tass Ajansının Paris'te zaptedilen bir neşriyatına göre, Kuzey Kore Dışişleri Vekili General Nam İl, Birleşmiş Mil­letler esirlerine karşı Kuzey Kore kı­taları tarafından yapılan mezalime dair müzakereleri Birleşmiş Milletler nez-dinde protesto etmiştir.

Birleşmiş Milletler:

Siyasî komisyon, Kor.e meselesinin Ge­nel Kurulda bu devrede tetkik edilme­mesini Sovyet blokunun 5 müstenkif oyuna karşı 55 oyla tasvip etmiştir. Bi­lindiği gibi Genel Kurulun bu devre toplantılarına bu hafta zarfında son verilecektir.

Komisyonun bu kararı Hint ve Brezil­ya murahhasları tarafından verilen takrirdeki esaslar dahilinde alınmış­tır. Bahis mevzuu takrir de, Genel Ku­rulun Kore meselesini müzakere için bazı şartlar dairesinde bilâhare toplan­tıya çağırabilmesi teklif edilmekte ve fakatt bunun için bir tarih tesbit edil­memiş bulunmaktadır.

Aynı takrirde tasrih edildiği veçhile Genel Kurul Başkanı, Kore vaziyeti­nin arzedeceğİ inkişafın toplantıyı zaruri kıldığına hükmettiği veya bu hu­susu aza memleketlerden bir çoğu ta­rafından talep olunduğu takdirde Ge­nel Kurul toplantıya çağıracaktır.

 Birleşmiş Milletler  New York :

Genel Kurul bugün bütün hükümetle­re müracaatla, Libya'nın iktisadî ve sosyal kalkınması için muhtaç olduğu malî yardıma imkânları dahilinde iştirak  etmelerini  istemiştir.

Genel Sekreter mesajında şunları da ilâve  etmiştir:

Medeniyet, teknik terakkilerin, insan­lığın sosyal şuuru ile birleşmesinin de­recesinden başka birşey değildir. Bu­gün insan haklarının Birleşmiş Mil­letler teşkilâtı Genel Kurulu tarafın­dan kabul edilişinin beşinci yıldönü­müdür. Bu yıldönümü hatıra pulları ile. kutlanacak ve ayni zamanda dün­yanın en hücra köşelerine kadar yayı­lacak olan radyo neşriyatı yapılacaktır.

 Berlin:

Batı Berlin Belediye Reisi Dr. Walter Schreiher dün Schoenberg Belediye dairesinde yeni Türkiye Başkonsolosu Doktor Rıza Aktimur'u kabul etmiştir. Görüşme esnasında Dr. Schrsiber, Berlinde bu defa yeniden açılmış Türk konsolosluğun iki memleket arasında­ki bağları bilhassa iktisadî sahada kuvvetlendireceği hususundaki ümitlerini izhar etmiştir.

15 Aralık 1953

 Birlenmiş Milletler   Newyork):

Güvenlik Konseyi, halen cereyan e-den müzakerelerin neticesine intizaren Trieste m-es'elesinin konseyce tetkiki­nin geri bırakılmasını talep eden Ame­rikan takririni 1 muhalif ve 1 müsten­kife karsı 8 oyla tasvip etmiştir.

Sovyetler Birliği muhalif oy vermiş, Lübnan müstenkif kalmıştır. Pakistan delegesi celsede hazır   bulunmamıştır.

16 Aralık 1953

 Birleşmiş Milletler (Newyork):

Geçen ilkbaharda Birleşmiş Milletlerin müzaheretile hazırlanan «afyon istih­sal ve satışının tahdit ve tanzimi» pro­tokolü dün İran murahhası tarafın­dan da imza edilmiştir.

Bu suretle İran bu vesikayı imzalayan afyon müstahsili memleketlerin, dör­düncüsü olmaktadır. Bu protokol daha evvel Yunanistan, Hindistan ve Yu­goslavya  tarafından imzalanmıştı.


 

11 Aralık 1953

 BirleşmişMilletler(Newyork):

22 Aralık 1953

 Birleşmiş Milletler (Newyork):

Birleşmiş Milletler Genel Kurul Baş­kanı Vijiya Lakşimi Pandit, Başkan Esenli ower'in sulh için atom plânı hakında dünyanın Moskova'dan son sözü işitmediğini   söylemiştir.

Lakşimi Pandit, dün gece basına ver­diği demeçte Başkan Eisenhower'in dünya uranyum bankası kurulması ve diğer radyoaktif maddelerin sulh mak­satlarına hizmet etmesi teklifinin Hin­distan'da memnunlukla kabul edildiği­ni bildirmiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Fevkalâde ehemmiyetli olan bu tekli­fin bütün dünya hükümetleri tarafın­dan dikkatle tetkik edilmesi ocab eder. Benim memleketim bu teklifi gönül­den, alkışlamıştır.»

Yunan - Arnavutluk ve Yunan - Bul­gar hudutlarında vaziyetin düzelmiş olması dolayısiyle Birleşmiş Milletler Balkan talî komisyonu mevcut müşa­hit sayısının yarıya indirilmesine dün ittifakla karar vermiştir.

 Birleşmiş Milletler:

Güvenh'k Konseyi, İsrailliler tarafın­dan Şeria ırmağında yapılan inşaat hu­susunda Suriye'nin şikâyetini tetkik için bugün ayariyle saat 16.11 de toplanmıştır.

Suriye delegesi yaptığı konuşmada Ba­tılıların tasarısına muhalif olduğunu bir defa daha tekrarlamıştır. Bilindiği gibi bu tasarıda, Filistin'deki Birleş­miş Milletler Kurmay Başkanından ih­tilâf mevzuu olan bölgede her iki tarafın menfaatleri bakımından uzlaştı­rıcı bir hal çaresi bulması istenmekte­dir.

Suriye delegesinin konuşmasını, müte­akip, bahis mevzuu tasarıyı hazırlamış olan Degelerin, bu tasarının İlgili ta­raflarca kabulünü mümkün kılacağına kani oldukları tadilleri yapmalarını temin maksadiyle çalışmalara 20 daki­ka ara verilmiştir.

Toplantı tekrar başladığı zaman, .Baş­kan özel mahiyetteki istişarelerin hâ­lâ devam ettiğini haber vermiş ve ha­zırlanmakta olan tadillerin ilgililer ta­rafından kabul' edileceğini ümit etti­ren sebepler bulunduğunu bildirmiştir.

Bunu müteakip Konsey çalışmalarını talik .etmiştir.

 Birleşmiş Milletler:

Güvenlik Konseyi Suriye'nin İsrail hakındaki şikâyetinin tetkikine gmt ayariyle 20.22 de devam etmiştir. İlk olarak söz alan Kolombiya d.elegesi, bir tasarı sunmuş olan üç büyük batı­lı devlet temsilcilerinin bu tasarıların­da yapacakları tadil hususunda henüz bir, anlaşmaya varamamaları karşısın­da toplantının 11 ocak 1954 e talikini istemiş ve bu talep Sovyet delegesi ta­rafından   desteklenmiştir.

Lübnan delegesinin, çoğunluk tarafın­dan kabulü mümkün bir hal çaresine varmanın hâlâ mümkün olduğunu be­lirtmesi   üzerine   toplantıya   45 dakika ara verilmiştir.

23 Aralık 1953

 Birleşmiş Milletler:   (Newyork):

Birleşmiş Milletlerden bildiri! diğine göre Avrupa'da yol işaretlerini stan­dartlaştırmak mevzuunda ilk merhale­yi tenkil eden beynelmilel protokol, bu hafta Çekoslovakya. İşven, Yunanis­tan, Holano>a ve Monako'da yürürlüğe girmektedir.

Diğer taraftan Birleşmiş Milletler mü­tehassıslarının,   işaretlerini   diğer   kıt'-

alara da teşmil edecek beynelmilel bir mukavele üzerinde çalışmakta olduk­ları ayrıca bildirilmektedir.

 Birleşmiş Milletler:   (Newyork):

Suriye - İsrail ih­tilâfına müteallik müzakerelerine de­vam etmiştir. Konseyin sabah toplan­tısından sonra celseye bir saat ara" ve­rilmiş ve bu fasıla esnasında hususî görüşmelerle bu çıkmaza bir hal ça­resi bulunmak için çalışmıştı. Öğleden sonraki toplantıda ilk olarak söz alan Lübnan murahhastı iki celse arasında­ki bu hususî görüşmelerin tadil metni üzerinde tam bir mutabakatla netice­lenmemiş olduğunu bildirmiş ve «fa­kat bir anlaşmaya yaklaşmış bulunu­yoruz» diyerek toplantının çarşamba­ya talikini  istemiştir.

Bu arada Fransız ve İngiliz murahhas­larının talebi üzerine celseye yeniden yarım saatlik bir fasıla verilmiştir.

Üçüncü celsede Lübnan murahhassı tekrar söz alarak öğleden sonra birbiri arkasına yapüan istişarelerin, mesele­nin nasıl halledilebileceğini aydınlat­mış olduğunu, fakat murahhasların kendi hükümetlerinden kafi talimat alabilmeleri için bir mühlete ihtiyaç­ları bulunduğunu söylemiş ve bu iti­barla toplantının önümüzdeki Pazar­tesiye talikini istemiştir.

Müteakiben Kolombiya murahhassı ta­rafından 11 ocak 1954 tarihine kadar talik hususunda yapılan teklif kabul edilmemiş ve toplantının 29 aralık ta­rihine kadar talik edilmesi hakkında Fransız ve Lübnan murahhasları tara­fından verilen diğer bir takrir 4 müs­tenkife karşı 7 oyla kabul  edilmiştir.

Celse sonunda, Filistin'deki Birleşmiş Milletler mütareke heyetinin erkânı harbiye reisi, General Bennike, Filis­tin'e avdetinin Nswyork'da kalmasın­dan daha faydalı olabileceğini söyle­miş ve konsevden gelecek salı'yı bek­lemeyerek Kudüs'e gitmesins müsaa­de verilmesini rica etmiştir. Konsey bu  talebi   muvafık ' görmüştür.

Bu çevrelerde ileri sürüldü­ğüne göre, mütareke anlaşmasının hü­kümleri gayet sarihtir ve 23 aralık ta­rihinden sonra esirlere, hangi şekilde olursa okun, izahat verilmesine mü­saade etmemektedir. Hintlilerin bu ka­rarı, Çinlilerin teşvikiyle verdiklerin­den, şüphe edilmemektedir. Bununla beraber Amerikan makamları bu duru­mu protesto etmek niyetinde değildir. Çünkü bu protesto Hindistan ile Ame­rika arasındaki münasebetleri gergin­leştirmekten başka bir şeye yaramıyacaktır.

 Birleşmiş Milletler (Newyork):  . Birleşmiş   Milletler   Genel      Sekreteri

Dag Hammarskjold yeni sene münase­betiyle Birleşmiş Milletler radyosunda yaptığı bir hitabede ezcümle şöyle de­miştir:

Sulh beynelmilel bir teşkilât tarafın­dan dünyaya zorla kabul ettirilemez. Ancak, böyle bir teşkilât, ekonomik ve sosyal şartları ıslah ve beynelmilel kanunun hükümranlığını takviye yo­lunda sarfedeceği gayretlerle devamli bir sulhun temellerini inşa .edebilir.

Sulh davasına hizmet irin tecavüze karşı garantiler vücude getirmek ve milletlerarası ihtilâfları müzakere yoliyle hallini temin edecek tedbirler al­mak lâzımdır .

Öyle bir dil ki, hayatımın büyük bir kısmını askerlikte geçirmiş olarak asla kullanmak istemezdim.

Bu yeni dil, atom harbi dilidir. Atom devri öyle bîr süratle ilerlemiştir ki, her dünya vatandaşı, bu gelişmenin derece ve şümulünü hepimiz için ifade ettiği büyük mânası hakkında hiç değilse nisbî olarak malûmat sa­hibi olmalıdır. Açıkçası, dünya halkı, sulhu akıllıca ayarlayacaklarsa bu­günkü varhk ve yaşayışın manalı hakikatleriyle silâhlanmış olmalıdır.

Atom tehlikesi İle kuvvet ve kudreti hakkında söyleyeceklerim bizzarure Amerikan görüşüne göre olacaktır. Zira bunlar benim bildiğim yegâne aşikâr itiraz kabul etmez hakikatlerdir.

16 temmuz 1945 de Amerika 43 atom infilâkı tecrübe yapmıştır.

Bugün atom bombası, sayesinde atom çağmm doğurduğu silâhlardan 25 defadan daha kuvvetlidir. Elbette ki günden güne artmakta olan. Ameri­kan atom. silâhları stoku, bugün ikinci dünya harbinin bütün seneleri es­nasında her harp sahasında her uçak ve her toptan atılan bütün küçük ve obüslerin yekûnu mukabili patlayıcı maddeleri kat kat aşmaktadır.

Fakat sanılmamalıdır ki, silâhlara ve müdafaa sistemlerine büyük yekûnlü Daralar harcamak her hangi bir milletin şehir ve vatandaşlarına mutlak emniyeti sağlar. Atom bombasının korkunç hesabı böyle bir ko­lay çözümlemeye izin vermez. En kudretli bir müdafaaya karşı bile âni bir taarruz için elinde asgari miktarda müessir atom bombası bulundu­ran bir mütecavizin müthiş hasar ve zararlar ika edecek derecede atom bombasını seçtiği hedeflere isabet ettirmesi mümkündür.

Böyle bir hücum Amerikaya yapılacak olursa, tepkimiz seri ve kat'i ola­caktır. Fakat şurasını söyleyeyim ki, Amerika'nın müdafaa kabiliyeti öy­lesine çoktur ki, bir mütecavize müthiş kayıplar verdirebilecek kudret­tedir. Şurasını da diyeyim ki, Amerikanın misilleme kudreti öylesine bü­yüktür ki, buna teşebbüs edecek bir mütecavizin toprağı yerle bir ola­caktır. Bütün bunlar hakikat olmakla beraber Birleşik Amerikanın mak­sat ve ümidinin hakiki ifadesini aksettiremez.

Orada donup kalmak, iki atom devrinin, titreyen bu dünyanın ötesinden birbirlerini ilelebet kötü niyetle gözetlemeye mahkûm oldukları inancı­nın umutsuz katiyetini teyit demektir. Orada durmak, medeniyetin imhası ihimalini bize nesilden nesile intikal etmiş olan yerine konması im­kânsız insanlık mirasını' yok edilmesini ve insanlığın vahşetten itibaren edep adalet ve hakkaniyete doğru girişilen asırlarca eski mücadeleye tekrar başlamaya mahkûm edilmesini çaresizlikle kabul etmek demek olacaktır.»

Şüphe yok ki hiçbir vicdanlı insan, medeniyetin yok olması pahasına, za­fere erişmek istemez. Hangi insan isminin tarihe vahşet timsali olarak geçmesini arzu eder?

Tarihin bazı sahifeleri büyük tahripkârların isimlerini zikreder, fakat tarih kitabının heyeti umumiyesi, insanlığın bitip tükenmez sulh isteği ve yapıcı kudretinin delillerini kaydeder.

Birleşik Amerika münferit bir iki vak'a değil, bütün bir eser olarak ta­rihte yer almak niyetindedir.

Asya meseleleri

Asya halkını sefalet ve izdiraptan kurtarmak, bu insanların kendi tabii kaynaklarını işletebilme imkânları araştırıyoruz.

Bunlar boş ve asılsız sözler değildir. Bu sözlerin arkasında, hürriyetini çetin mücadelelerle ele geçirmiş bir milletin tarihi vardır. Bu sözlerin doğruluğu muhtaç milletlere, kıtlık, sel ve diğer tabii afetlerden zarar gören bölgelere çekinmeden yapıian yardım listeleriyle ölçülebilir.

Bu hareketler, sulh teraneleri vaad ve gösterişten çok, sulhun ifadesidir.

Fakat, geçmiş hadiseler, teklifler, ve maziye intikal etmiş hareketlerden bahsetmiyeceğim, Sulhe götürecek her yol aydınlatılacaktır.

Atom silâhlarının kontrolü meselesi

Şimdiye kadar keşfedilmemiş bir tek sulh yolu kalmıştır. Bu da Birleş­miş Milletler Genel Kurulu tarafından ortaya konuldu. Genel Kurul, 18 kasım 1953 tarihli kararı ile şu teklifi ileri sürdü:

Silâhlanma komisyonu, başlıca büyük devlet temsilcilerinden mürekkep tâli bir komisyonun, taraflar için kabulü mümkün bir hâl tarzı bularak 1 eylül 1954 tarihine kadar Genel Kurul ve Güvenlik Konseyine arzetmesini uygun bulmuştur.

Genel Kurulun bu kararını tasvib eden Birleşik Amerika, yalnız sulhu değil, yer yüzündeki insan hayatını tehlikeye atan atom silâhları yarışı­na bir hal tarzı «bulmak ümidi ile başlıca alâkalı» devletlerle müzakere teklif etmiştir.

Birleşik Amerika atom silâhlarını askerin elinden alınmasını kâfi bul­mamaktadır. Bu kuvvet, onu sulh gayelerine hizmet edecek kimselerin eline verilmelidir.

Birleşik Amerika harp sahasında öldürücü kudretine şahit olduğu ato­mun, insanlığın refahına da hizmet edebileceğini bilmektedir.

Birleşik Amerika,  atom enerjisinin sulh sahasına    tatbiki plânını diğer devletlerle  müzakere  etmekten  iftihar  duyacaktır.  Bu hususta Birleşik Amerika  kongresine  teklif  edeceğim bir plânın kabul  edileceğine  ina­nıyorum, isa'sı;

 Radyo aktif maddelerin sulh zamanında en mükemmel şekilde kul­lanılmasını temin gayesiyle dünya ölçüsünde araştırmaların teşviki,

 Dünyada mevcut atom stoklarını ve bunların tahrip kudretinin azal­tılması,

- İçinde bulunduğumuz terakki asrında, bütün milletler halkına yer yüzündeki büyük devletlerin harb hazırlığı ile değil insanlığın huzur ve saadeti için çalıştıklarını isbat etmek,

 Dünya  meselelerini  hususiyle umumi konferanslarda hallederek, sulhe doğru müsbet bir adım atmak.

Önümüzdeki aylarda insanlığın mukadderatını tayin edecek mühim ka­rarlar verilecektir. Bu kurulda, dünyanın bütün siyasî ve askerî merkez­lerinde ve. ferdlerin gönüllerinde verilecek kararların bu dünyayı sulh ve saadete kavuşturmasını dilerim.

Castle Harbour:

Atom enerjisi komisyonu Başkanı Le-wis Strauss'un Bermuda konferansına iştiraki, atom enerjisinin sanayide kul­lanılması ve atom silâhlarının muhte­melen Nato devletlerine dağıtılması meselesine konferans gündeminde ve­rilen ehemmiyeti Sir Winston Chur-chill'in itimat ve dostluğuna mazhar olan Lord Cherwelle ise üçlü konferan­sın ilmî safhasında mühim bir rol oy­namaktadır. Mac Mahon kanununun çıktığı 1946 yılından beri ilk defa ol­mak üzere ingilizlerle Amerikalılar a-rasında atom malûmatı teatisi yeniden başlamaktadır. Sir Winston Churchill-in bu hususta temaslarda bulunmak üzere iki senedir İsrar ettiği hatırlatıl­maktadır. Muvaffak da olmuştur,

5 Aralık 1953

Castle Harbour:

Emin bir kaynaktan haber alındığına göre, Foster Dulles ile Anthony Eden, Georges Bidault ile mutabık kalarak, sivil İtalyan idarecilere, Trieste'nin (Ab bölgesinde vazifelerine başlama­larına müsaade etmeğe karar vermiş­lerdir. Bu yetki, Trieste hakkındaki beşli konferans baslar başlamaz yürürlüğe girecektir. Önce Bidault ile Eden arasında, sonra da Eden ile Fos­ter Dulles arasında müzakere edilen ve nihayet uzmanlar tarafından hazır­lanan bu tasarı, diplomatik yolla son­dajlara mevzu teşkil etmiştir. Büyük­elçilerin cevabı Bermuda'ya vardığın­dan, derpiş edilen hal çaresinin yakın­da tatbik edilebileceği sanılmaktadır. Bununla beraber bu hususta şimdilik resmî bir şey yayınlanmamıştır.

 Tuckers Town. Bermuda:

Yetkili kaynakların bildirdiklerine go-re, Bermuda konferansının ilk celse­sinde söz alan İngiltere Başvekili Sir Winston Churchill, Kremlin liderleri­nin yeni bir siyaset takip etmekte oldukları hakkında ciddi emareler mevcut bulunduğunu söylemiş ve dolayısiyle Batılı liderlerin Sovyet liderleriyle temasa geçmek için bu fırsatı ta­mamen kaçırmamaları gerektiğini ilâ­ve etmiştir.

İlâve edildiğine göre, Churchill, Eisen-hower ve Laniel'e Sovyet siyasetinde büyük değişiklikler vuku bulduğunu söylemiş ve Rusyanın hakiki niyetleri­nin Öğrenilmesi gerektiğini bildirmiş­tir.

Aynı kaynaklar şunları" da belirtmek­tedirler:

«Churchill'in aksine olarak, Başkan Ei-senhower bu hususta daha müteyakkız olunması gerektiğini bildirmekte ve şu kanaati ileri sürmektedir: «Rusyanın samimiyetinden şüpheliyim. Acaba Kremlinin giydiği yeni elbise, hakika­ten yeni midir, yoksa eski elbisenin ters yüz edilmişi midir? Rusyanın değişip değişmediğini bilmiyoruz."

Mid Ocean Kulübünün geniş salonla­rında iki saatten fazla süren celse ne­ticesinde, gazeltecilere beyanatta bu­lunulmamış, sadece 3 batılı liderin dünya meselelerini gözden geçirdikleri bildirilmiştir.

Aynı kaynaklar şunları ilâve etmek­tedirler:

Fransa Başvekili Laniel namına konu­şan Dışişleri Vekili George Bidault, Sovyet Rusyanın ciddi bir sanayi buh­ranı ile karşı karşıya bulunduğunu söylemiş ve gay.esinin Fransa ile batı­nın arasın, açmak olduğunu ilâve et­miştir.

Aynı celsede Macarthy meselesi de ele alınmış ve Winston Churchill, batı dünyasına Doğu Avrupa memleketle­riyle ticaret yapmalarına müsaade edilmesi gerektiği tezini İleri sürmüş­tür. Mamafih, Churchill komünist memleketlerine komünist Çini dahil etmemiştir. Başkan Eisenhower ise, bu meselede Macarthy ile halledilecek davaları olduğunu söylemiştir.

 Castle  Harbour:

Üç büyüklerin ilk toplantısını, Mid Oceon Clüb'ün yemek salonunda., Her murahhas heyet, hü­kümet şefleri ve Dışişleri Vekilleri da­hil olmak üzere dokuz kişi olarak tah­dit edilmişti. Diişişleri Vekilleri refa-katlerindeki ikiler mesai arkadaşlari ile birlikte ortadaki masanın etrafında yer almışlardır. Celsenin iştigal mevzuu, Resmi bakımdan beynelmilel siyasî du­rumun heyeti umumisinin gözden geçi­rilmesi olmuştur^ Hakikat halde görüş taatilerinin başlıca mevzuunu Sovyet politikası teşkil etmiştir. Bu politika­nın tefsiri ve bu tefsirden çıkarılacak neticeler bakımından üç büyükler ara­sında esaslı bir fark tezahür etmemiş­tir. 26 kasım tarihli Sovyet notasına verilecek cevap her ne kadar bugün yapılacak olan Dışişleri Vekilleri top­lantısında tetkik edilmişse de bu ceva­bın müsbet olacağı Öğrenilmiştir. Sov­yet notasına cevabın süratle ve belki de şimdiki konferans sırasında verileceği ve kısa olacağı çok muhtemel görül­mektedir .

Sir Winston Churchill konferans riya­setini, Birleşik Amerika Başkanı Eisen-hower'e teklif etmiştir.

M. Eisenhower, ilk önce sözü M. Laniel'e vermiştir. Fransız Başvekili nokta nazarının izahını M. Jeorge Bidault'ye   bırakmıştır.

Bundan sonra Sir Winston Churchill ve onu takibeden Eisenhower sırasiyle İngilterenin Birleşik Amerikanın noktai nazarlarını izah etmişlerdir.

Son olarak bu celsede müteakip toplan tılar için bir ruzname tesbit edilmiş­tir. Prensip itibariyle her gün yapıl­ması kararlaştırılan bu toplantılar, öğ­leden .evvel Dışişleri Vekillerinin ve öğleden sonra da hükümet şeflerinin toplantısı suretinde ceryan edecektir.

 Castle Harbour:

Nato Genel Sekreteri Lord İsmay, ma­hallî saatle 16 da Bermuda'ya gelmiş ve hava alanında, meslekdaşlanndan İngiliz Cristopher Soames, Amerikalı Livingston, Merchant ve Fransız Herve Alphand tarafından karşılanmıştır.

Aralık 1953

 Castle Harbour (Bermuda):

Dışişleri Vekillerinin bu sabah Edenin başkanlığında yaptıkları toplantı hakkında basma verilen başlıca malû­mat şudur;

Dört Dışişleri Vekilinin Berlin'de top­lanmalarım teklif eden Sovyet notası­na batılıların cevabı hazırdır. Notanın metni Başvekil Adenauer'e gönderil­miştir. Batılı müttefikler Sovyetlerin davetini kabul etmektedirler.

Diğer taraftan, Lord İsmay toplantı­lara müşahit sıfatiyle iştirak ettiğin­den, Batı müdafaası meselesine de temas edildiği bildirilmiştir. Bu husus­ta tasrih edildiğine göre, batı müda­faası meselesi. Avrupa müdafaa camia­sından ayrı olarak incelenmiştir. De­mek oluyor 'ki sadece Nato bahis mev­zuu olmuştur, Avrupa müdafaa camia­sı meselesinin Başvekiller tarafından görüşüleceği  sanılmaktadır.

Her üc heyet sözcüleri, Moskova'ya ve­rilecek cevap hususunda konferansın çalışmalarını bitirmiş olduğunu tasrih etmişlerdir. Tarih ve mahal hakkında malûmat verilmemiştir. Notanın Ber-muda'dan mı yoksa başka bir yerden mi gönderileceği de bilinmemektedir. Bu husustaki karar, Doktor Adenauer' e gönderilen muhteviyatı henüz bilin­meyen metin hakkında Adenauer'in mütaleasmı bildireceği zamana bağlı­dır. Üç batılı yüksek komiserin bu hu­susta Alman Başvekili ile görüşmüş olmalarının muhtemel bulunduğu tas­rih edilmektedir.

Bu arada İngiliz ve Amerikan heyet­leri bugün Öğle yemeğini birlikte ye­mişlerdir. Eden ile Foster Dulles bu sabah beraber denize girmişlerdir. Joseph Laniel ise elan yataktadır, fakat Fransız heyeti sözcüsü. Başvekilin kon­ferans çalışmalarından haberdar edil­diğini söylemiştir. Birkaç saat sonra yayınlanacak bültenden, Lanİel'in pa­zartesi günü konferans çalışmalarına katılıp katılmıyacağı öğrenilecektir. Konferansın bugünkü çalışmalarının en mühim taraflarından biri, İngiliz atom meseleleri uzmanı Lord Cherwell ile Amerikan  atom  enerjisi  komisyonu başkanı Lewis Strauss'un başbaşa konuştuklarının bildirilm.esi olmuştur. Haber sızmaması hususun­daki kati emir dolayısiyle bu görüşme hakkında hiçbir malûmat verilmemiş­tir. Üç büyükler, mahallî saatle 17.00 de Avrupa müdafaa camiası meselesini görüşeceklerdir. Dışişleri Vekilleri ise Nato meselesinin müzakeresine devam etmek üzere Başvekillerden İM saat evvel toplanacaklardır.

Bermuda:

Konferans başladığı günden beri bu­gün Bermuda en güneşli gününü yaşa­mıştır.

Pazar tatili münasebetiyle Cumhurbaş­kanı Eisenhower Amerikan hava kuv­vetlerinin küçük kilisesine giderek sa­bah ayinine iştirak etmiştir.

Başvekil Churchill otelde kalmış, Baş­vekil Laniel ise tedavisine devam et­miştir. LaniePin şiddetli üşütmeden mütevellit zatürree olması İhtimali mevcuttur.

Eisenhower 'kiliseye giderken ve dö­nüşünde kız izciler kendisine tezahü­rat yapmışlardır .

Kiliseden dönüşünde Eisenhower ha­va üssünden geçerek b 29 uçakları hak­kında izahat almıştır.

Yollarda biriken halk ve subay eşleri Eisenhûwere büyük tezahürat yap­mışlardır .

Castle Harbour (Bermuda):

Dışişleri Vekillerinin bugünkü toplan­tısı sonunda aşağıdaki tebliğ yayınlan­mıştır:

Üç Dışişleri Vekili, Sovyet notasına verilecek cevabın müzakerelerini bitir­mişlerdir ve Başvekil Adenauer ile is­tişare etmektedirler.

7 Aralık 1953

Castle Harbour (Bermuda):

Üç hükümet başkanı konferansında Fransız Dışişleri Vekili Georges Bidault'nun Avrupa ordusu hakkında vermiş olduğu izahatın Başkan Eisenhower ve Sir Winston Churchill tarafın­dan büyük bir dikkat ve alâka ile din­lenmiş   olduğu   bildirilmektedir.

Konferansın müzakereleri ve mukar-reratı hakkında ihtiyar olunan sükût gereğince, Bidault'nun hangi istikamette beyanatta bulunduğu gizli tu­tulmakla beraber, Fransız mahfilleri, Dışişleri Bakanının, Avrupa ordusu hakkında mükerr.eren ifade etmiş ol­duğu fikirlerdir. Bu kere de ayrılma­mış olduğu kanaatindedirler. Bidault'ya göre Avrupa savunma camiası Fran­sa için 50 senelik esaslı bir taahhüdü ifade eder. Saar meselesinin halli bu taahhüde girmenin ilk şartıdır. Diğer taraftan Fransa, henüz hudutları ta­yin edilmemiş olan bir memleketle bu derece sıkı bir işbirliğine girmekle teh­likeli bir teşebbüse atılmış olmaktadır.

Binaenaleyh, Avrupa savunma camia­sı antlaşmasının tasvibi, Atlantik itti­fakının takviyesine vabestedir. Üç bü­yük devlet irinde ancak Fransa hü­kümranlığından en az bir kısmını bu yolda feda etmektedir. Fransa mütte­hit bir Avrupa kurulmasını elb.etteki ister fakat bu yüzden kendi şahsiyet ve hüviyetini kaybetmeye razı değil­dir. Buna muvazi olarak Fransa Atlan­tik konseyinde kendisinin bir Avrupa mümessili tarafından temsil edilmesi­ni di.' istemez. Atlantik teşkilâtı ile Avrupa savunma camiası hem ahenk olmalıdır.

Bu münasebetle zannedildiğine göre, Bidault, Atlantik konseyinin önümüz­deki toplantısında bu ittifakın takviye edilmesini istiyecektir. Diğer taraftan yine Fransız Dışişleri Vekiline atfedi­len 'bir kanaate göre, Almanya'nın si­lahlanması, Avrupa'daki İngiliz ve Amerikan kuvvetlerinin azaltılmasına yol açacaksa o zaman bu hareketin hiç manası kalmıyacaktır.

 Castle Harbour:

Üç hükümet başkaniyle dışişleri vekillerinin pazar günü öğleden sonra yaptıkları toplantıyı müteakip neşredilen tebliğin metni şudur:

Üç hükümet başkaniyle üç dışişleri vekili  Avrupa   meseleleri  hakkındaki görüş taatilerine devam etmişlerdir. Ve yarın Uzak Doğu meselelerinin tetki­kine geçeceklerdir. M. Bidault Avrupa müdafaa camiasında Fransa duru­munu izah eden bir konuşma yapmış­tır. »

 Castle Harbour (Bermuda):

İyi bir kaynaktan haber alındığına gö­re, Bermuda'da toplanan hükümet Baş­kanları ile Dışişleri Bakanları, Süveyş kanalı üzerinde İngiliz - Mısır ihtilâfı ve İsrail'le Ürdün arasındaki gerginlik .gibi Orta Doğuyu ilgilendiren başlıca meseleleri de müzakere etmişleridir.

Bu müzakereler bilhassa İngilizlerle Amerikalılar arasında cereyan etmiş ve mesele ile bizzat Dışişleri Bakanla­rından ziyade onların en yakın arka­daşları meşgul olmuşlardır. Filhakika Bermuda'ya gelen Amerikan murah­has heyeti içinde Dışişleri Bakanlığı­nın Orta - Doğu işleriyle vazifeli ba­kan yardımcısı Henry Byroade'un da bulunması Amerika'nın bu meselelere ne derece büyük bir ehemmiyet atfet­tiğini göstermekte idi. Buna mukabil İngiliz murahhas heyetinde Orta - Do­ğu İşleriyle hassaten meşgul bir uzman bulunmuyordu. Lâkin, Eden'e refakat eden müsteşarların bu işde gerektiği kadar yetkili oldukları bilinmektedir. Mevcut bazı belirtilere göre, Orta - Doğu ile ilgili meselelerin bugün Dulles ile Eden arasında görüşülmesi ihtimali de vardır.

İngilizlerle Amerikalılar arasında bu konuda cereyan eden müzakerelerin nasıl bir yol takibedecegi henüz bilin­memektedir. Bununla beraber bazı mü­şahitlerin kamaatince, Amerika Süveyş ihtilâfının halli için girişilen müzake­relerin bir çıkmaza girmesinden endi­şededir ve bu için hallini arzu ettiğini müteaddit defalar bildirmiştir. Foster Dulles'e yakın mahfillerin kanaatince Süveyş ihtilâfına taraf olanlar bu me­selede hakikî hedefi gözden kaçırmak­tadırlar. Amerika için Süveyş ihtilâfı­nın halledilmesi bilhassa, Orta - Do­ğu savunmasının teşekkül edebilmesi için vaziyetin aydınlanmasında ve sü­kûn bulmasındadır. Amerikalılar tara­fından ihzar olunan kanaate göre, Su­dan'da yapılan seçimlerin Mısır için bir  muvaffakiyet  tenkil  etmesi  şimdi muhtemelen Kahire hükümetinin Sü­veyş davasında daha mülayim bir si­yaset takip etmesine yol açacaktır.

İsrail ile Ürdün arasındaki gerginliğe gelince, bu meselede İngiltere ile Ame­rika'nın durumları değişmemiştir. Amerika, 1947 Filistin mütarekename-since İsrail ile Ürdün'ün bir konferans akdetmelerine taraftardır. Buna muka­bil İngiltere, iş'arı ahire kadar, bu­nun aksini ifade eden bir tavır takın­mıştır.

8 Aralık 1953

Bonn:

Bir sözcü bugün Federal Alman hü­kümetinin Bermuda konferansı nihaî tebliğini tamamen tasvip etmiş olduğunu bildirmiştir.

Sözcü, hükümetin bilhassa Batılıların müştereken takip edecekleri bir siya­setin ana hatlarının belirmiş olmasına memnun olduğunu bildirmiştir.

Sosyal Demokrat Parti başkanı Erich Ollenhauer'in fikrine göre ise, Bermu­da konferansından alman en esaslı ne­tice Batılıların 'Berlin dörtlü konfe­ransını kabul etmiş olmalarıdır,

Castle Harbour :

Üç büyükler konferansının son toplan­tısı GMT ayariyle saat 5.12 de nihayet bulmuştur.

9Aralık 1953

Castle Harbour :

Fransız Dışişleri Bakanı M. Georges Bidault, Beranuda'dan ayrılmadan ev­vel Başkan Eis.enhower'e şu mesajı göndermiştir:

Müzakerelerimizin himmetiniz saye­sinde anlayış zihniyetiyle ve yüksek görüşlerle idare edilmiş bulunduğundan mütevellit şahsi minnet hislerimi görüşmelerimizin yapıldığı bu yeri ter-ketmeden evvel size bildirmek isterim. Ayni zamanda buradan ayrılışınızda Fransız murahhas heyetinin üzüntüle­rini tahfif için protokoldan feragatte gösterdiğiniz nezakete de ayrıca müte-

şekkirim. Mülakatımız devam ettiği müddetçe, dostumuz olduğunuzu bize gösterdiniz, bütün kalbimle, teşek­kür. »

 Paris :

Moskova radyosunun bildirdiğine gö­re, Sovy.et başkentinde çıkan gazeteler bu sabah, Bermuda konferansından sonra neşredilen tebliğin metnini ya­yınlamışlar ve şu noktaları kaydetmiş­lerdir:

1 Konferansa iştirak edenler   kuv­vetlerini  sulhun  garantisi  olarak be­lirtmişler ve Milletlerarası  güvenliğin zamanı addettikleri bu kuvveti arttır­mak  yolundaki   niyetlerini   açıklamış­lardır.

2Üç Batılı hükümet başkanı, 26 Ka­sım tarihli Sovyet notasına verecekle­ri cevabı hazırlamışlar ve Sovyet Rusya dört büyük devlet Dışişleri Ba­kanları arasında konferans aktedilmesi hakkındaki teklifini kabul etmişlerdir.

3 Neşredilen nihaî tebliğde üç bü­yük 'Batılı devlet arasındaki görüş ay­rılıklarına telmih edilmekte ve Fransanın Avrupa savunma camiası karşısın­ daki durumu belirtilmektedir.

Yine Moskova radyosunun iddia etti­ğine göre Moskova gazeteleri, Avrupa savunma camiası antlaşmasını tasdik etmesi için Fransa üzerinde tazyik ya­pıldığını gösteren bazı Batılı yorumla­rından hülâsalar da iktibas etmişler­dir. Bu yorumlarda, Fransanın Hindici­ni savaşma devam etmesi için tazyike maruz kaldığı da belirtilmekte imiş.

 Paris :

Bermuda konferansına igtirâk ettikten sonra memleketine dönen Fransa Dış­işleri Bakanı Georges Bidault Orly ha­va alanına muvasalâtında aşağıdaki be­yanatta bulunmuştur  :

Hem Dışişleri 'Bakanlarının toplantı­sında, hem de hükümet balkanlarının müzakerelerinde Fransayı temsil ettim. Fakat bunu yaparken başkan Ma-yer ile daimî surette irtibat halinde bulunuyordum ve kendisi ile mutaba­katımız tamdır. Bu konferansa dünya matbuatı birçok muhabir gönderdi. Bu muhabirler, nihaî tebliğ yayınlanıncaya 'kadar konferansı örten esrar per­desinden şikâyet ettiler. Bu gizliliğin sebebi şudur: Evvelâ, konuşmalarımız­dan maksat basına haber temin etmek değildi. Sonra da, sulhun müdafaası uğrunda çalışıyorduk ve bu yolda hiç bir tedbiri ihmal .edemezdik. Şimdi şunu açıklıyabilirim ki, Başkan Eisen-hower, Birleşmiş Milletlerde vereceği nutuktan bizi daha evvel haberdar et­mişti. Bu nutkun çok büyük tesirleri ve neticeleri olabilir. Her halde bu nutuk Atlantik müttefiklerinin, sulh ve harp karşısında atomun ne ifalde ettiğine dair besledikleri fikre uygun­dur. İngiltere Başvekili ile beraber, A-merika Başkanının teklif ve telkinlerini hararetle karşılamış olduğumuzu tekrar etmeyi zait buluyorum.

Fransız Dışişleri Vekili sözlerine şöy­le devam etmiştir :

Sovyet Rusyaya verilecek cevap hak­kında mutabakata vardık. Uzun za.1-mandan beri kesilmiş bulunan müza­kerelerin tekrar başlamasını ümit ve sükûnetle beklemekteyiz. Bu müzake­relerin kesilmesinden beri, çok geniş olan dünyamızda birçok hâdiseler ce­reyan etmiş ve bizim tecrübemiz de o nisbelte artmıştır. Değişmiyen tek şey sulhu müdafaa yolundaki  azmimizdlr.

Avrupa savunma camiası bahsine te­mas eden Fransız Dışişleri Vekili de­miştir ki :

Bermuda konferansmdaki muhatapla­rımız, bize. bu savunma camiasından ço'k bahsettiler. Biz de onlara ayni mevzuda çok şey söyledik. Şurası bir hakikattir ki yaratılmaya çalışılan bu teşekkül, Avrupa kıtası çerçevelerini aşan topyekûn bir  siyasete    bağlıdır.

Bu meseleyi muhataplarımız bize ha­tırlattılar. Buna mukabil biz de onla­ra vakıaları nasıl mütalâa etmek lâzımgeldiğini ve müşahedelerimizden ne gibi netayiç çıkarmamız lâzımgel-diğini söyledik. Onların talebi üzeri­ne, bu konuda verdiğim izahatın ya­zılı metnini de tevdi ettim. Umarım ki müttefiklerimiz bu metin üzerinde der­hal ve derin bir incelemeye gireşeceklerdir.

Uzak - Doğu meselelerine de temas eden Bidault demiştir ki:

Aralık 1953

 Castle Harbour :

Birleşik Amerika Başkanı, Birleşik Krallık Başvekili, Fransa Cumhuri­yeti Başvekili, üç memleketin Dışişleri Vekillerinin refakatinde Bermuda adasında 4 ilâ yedi Aralık 1953 tarihleri arasında bir toplantı yapmışlar­dır. Devlet adamları bu toplantılarında, memleketlerinin vecibeler yük­lenmiş olduğu dünyanın muhtelif kısımlarında takip ettikleri politikayı müzakere etmişler ve konferansın nihayetinde aşağıdaki tebliği yayınlamışlardır :

1  Toplantılarımız üç memleketin hedef birliğini sembolize ve teyit etmiştir. Karşılaştığımız meselelerin tahlilinde mutabık bulunduğumuzu müşahede eyledik ve bunları hal için alınması gereken muhtelif lüzumlu tedbirleri tasvip ettik.

Kuvvetlerimizin birliğinin barış ve güvenlik için en iyi teminatı teşkil ettiğine kani olarak, bu birliği daha ziyade sıkılaştırmak için müşterek gay-Tetlerimize devama azmetmiş bulunuyoruz. Eğer bugün tecavüz tehlikesi azalmış görünüyorsa, bunu hür dünyanın gittikçe büyüyen kuvvetine ve gösterdiği azirnkârlığa medyunuz.

Aramızda ayrılık doğurmak gayesini güden gayretler karşısında birlik ve ihtiyatkârlığımızı azimle devam ettireceğiz. Hür milletlerin, maddî kay­nakları ve manevî kuvvetleri sayesinde gerek güvenliklerini ve gerekse refahlarını sağlıyabileceklerine kani bulunuyoruz. Bu maksatlara erişmek için müştereken çalışmayı taahhüt etmiş bulunuyoruz.

Atlantik Paktı:

2 Kuzey Atlantik paktı müşterek politikamızın temelidir ve böyle ola­rak kalmaya devam edecektir. İttifakımızın savunma kudretini arttırma­ya matuf tedbirler hususunda görüş teatisinde bulunduk. Bu husustaki müzakerelere Nato Genel Sekreteri Lord îsmay da katılmıştır. Alman yanm da katılması gereken birleşmiş bir Avrupa tesisine doğru kaydedi­len devamlı ilerlemeyi, hür Avrupa devletlerinin refahlarını, güvenlikle­rini ve istikrarlarını arttırmaları hususunda en iyi çare olarak telâkki etmekteyiz. Atlantik camiasının tedafüi mahiyetini takviye için Avrupa savunma camiasının elzem olduğunu tekrar teyit ettik. Avrupa savunma camiası, Atlantik camiasının ayrılmaz bir parçası olacaktır. Amerikan ve İngiliz kuvvetleri ile Avrupa savunma camiası kuvvetleri arasında Avru­pa kıtasında sıkı ve devamlı bir işbirliği bu çerçeve içinde sağlanacakta. Fransız Dışişleri Vekili Avrupa savunma camiası hususunda, hükümetinin "karşılaşmış olduğu meseleleri açıklamıştır.


 

Avrupa Avrupalılarındır!

Yazan: M. Nermi

20/12/1953 tarihli İstanbııldan:

Fransızların, Bermuda buluşmasından, gönül kırgınlığı ile döndükleri, gün geçtikçe, biraz daha belli oluyor. Mem­leket basını sorumlu politikacılar ka­dar sinirlidir. Öyle anlaşılıyor ki: Fran­sızların bam teline basılmıştır. Birle­şik Amerikanın Dışişleri Bakanı Foster Dulles, Pariste iken, Avrupa Savunma Birliği konusunu ele almış ve işler, şimdiye değin olduğu gibi, sürünceme­de kalırsa, memleketinin, başka bir po­litika yolu tutmak zorunda kalacağını apaçık söylemişti. Bu yeni politika yo­lunun ne olabileceğini kestirmek hiç te güç değildir. Birleşik Amerika, ağır bir kaya gibi yerinden oynamıysn Av­rupa politikasına karşı bezginlik duy­maya başlamıştır. Dünya durumu bo­yuna ciddileşirken, kesin kararlara ih­tiyaç vardır. Avrupa ise buna yanaş­mıyor ve binbir dereden su getirmeye çalışıyor. Bermuda görüşmelerinde bu politika gerçekliğine, hiç şüphesiz, büyük bir yer ayrılmış olmalıdır. Dulle-s'ın anıklaması bu ihtimali, bir kat daha kuvvetlendirmiş oluyor.

Bütün çıplaklığı ile belirtilen hakikat­ler, cok kere, yersiz kırgınlıkların uyanmasına sebep olurlar; Son zamanlarda, daha çok, sinirleriyie düşünme­ye alışan Fransız politikacıları, onun için Foster Dulles'ı anlamakta büyük bir güçlük çekmektedirler. Fakat, At­lantik paktına giren birçok milletler de, Birleşik Amerika Devletleri Dışiş­leri Bakanının kaygılarını paylaşırlar­sa haksız sayılmamalıdırlar. Fransa işine gelmiyormuş diye, hür mil­letler, bahtlarını tesadüflerin oyuncağı yapamazlar.

Büyük Avrupa demokrasilerinin kararsızlıkları Sovyetler Birliğinin politika faaliyetini yalnız kolaylaştırmakla kal­mamakta, ayni zamanda, başarılı ol-masma da büyük ölçüde yardım etmek tedir. Batı Avrupada yaşıyan halk yı­ğınları, öndersiz kalmak yüzün'den, dünya gerginliğinin ciddîliğini kavrı-yamıyacak bir duruma düşmüşlerdir.. (The Economist, The Choice for Eu-rope, 12-12-1953), Sovyetler Birliği, bundan faydalanarak, politika teşebbü­sünü ele geçirmiş bulunuyor. Son Rus notasında, bunu, apaçık görmekteyiz biz.

Batılı demokrasilerin (Fransa ve İngilterenin) tesiriyle Sovyetler Birliğine şöyle bir teklif yapılmıştı: "Avrupa Sa­vunma Birliğini, güvenliğiniz için, iyi bulmuyorsanız, size hep birlikte ga­ranti verebiliriz.» Buna karşı verilen Sovyet cevabı gerçekten çok manalı­dır. Sovyetler Birliğine göre, Avrupa­da, anlaşmazlıkları, pürüzleri gidermek için, yeni kararlar almaya lüzum yok­tur! Karşılıklı dostluk münasebetlerini düzenlendiren iantlaşmalar, çoktan ya­pılmıştır zaten! Bir yandan Fransa -Sovyetler Birliği, Öte yandan îngiltere-Sovyetler Birliği anlaşmaları yürürlük­lerini kaybetmemişlerdir! Bu anlaşma­lar, Avrupa düzeninin temelidir! Sovyetlei Birliği, istenildiği zaman, Almanyaya da gerekli garantiler verebilir! Onun için, yeni bir Avrupa birliği yaratmaya ihtiyaç yoktur! Avrupa Avru­palılarındır!!

Sovyetler Birliğinin öne sürdüğü Av­rupa Birliği dâvasında nıasıl bir gaye güdüldüğünü kavramak güç değildir. Birleşik Amerika, İlkönce, Avrupa iş­lerinden uzaklaştırılmalı, ondan sonra da Atlantik Paktı bozulmalıdır. Fran­sa, dol'ayısiyle İngiltere, bu teklifi ka­bul ederse, hem Avrupa barışı kemen sağlanmış olur, hem de. Hindiçinîdeki boğuşmalar sona erer! Böyle bir an­laşma, Fransaya çok büyük faydalar sağlıyabilir! Rus teklifinin,  Fransada, geniş yankılar uyandırdığını tahmin edebiliriz. Bu kadar önemli bir durum karşısında, Foster Dulles'in, neye ka-Tar verileceğini bilmek istemesi, son derecede anlaşılır bir şeydir. Batılı demokrasiler, Amerikalı bir Avrupa isti­yorlarsa, Almanyayı savunma birliği­ne almalıdırlar. Sovyet görüşüne uygun  Avrupa, Avrupalılarındır fikrini savunuyorlarsa, karar vermek za­manı gelmiştir. Avrupa için seçilecek iki yol vardır: Sovyetler Birliğine ka­tılmak veya Atlantik dâvasına tam yü­rekle bağlanmak.. Onun irin, Dulles-tan sonra, Belçika Dışişleri Bakanı Van Zeeland, Avrupa Birliği ile ilgili ka­rarın geciktirilmem esini New-York Herald Tribüne: 16-12-1953 istiyor.

7 Aralık 1953

 Paris :

Avrupa konsevi teşkilâtı âzası bulu­nan 15 memlekete mensup delegeler bu sabah saat 9 da, Fransız delegesinin riyaseti altında Muette şatosunda top­lanmışlardır. Delegeler, 11 Aralık ta­rihinde Vekillerin yapacakları toplan­tı için gerekli hazırlıkları ifa maksa-diyle üç gün çalışacaklardır.

8 Aralık 1953

 Ankara :

Dışişleri Vekilimiz Prof. Fuat Köprülü, beraberinde Nato Dairesi Başkanı Sa­di Kavur, Üçüncü Daire Umum Müdü­rü Adnan Kural ve Hususî Kalem Mü­dürü Sadi Eîdem olduğu halde Paris-te yapılacak Avrupa Konseyi Vekiller Komitesi ve Atlantik paktı teşkilâtı Vekiller Konseyi toplantılarına iştirak etmek üzere bu akşam saat 20.50 de ekspresle İstanbula hareket  etmiştir.

Dışişleri Vekilimiz garda İçişleri Ve­kili Ethem Menderes, Gümrük ve Te­kel Vekili Emin Kalafat, mebuslar, Fransa Büyük Elçisi Tarbe de St. Hardouin ve Dışişleri Vekâleti ileri ge­lenleriyle dostları tarafından uğurlanmistır.

11 Arahk 1953

 Paris :

Avrupa Konseyi Vekiller Komitesi bu­gün GMT ayariyle saat 15.10 da La Muette» şatosunda toplanmıştır. Top­lantıya beş Avrupa konvanstiyonunun imzalanmasiyle başlanılmıştır.

12 Aralık 1953

 Paris :

Avrupa Konseyinin muhtelit komitesi" bu sabah toplandığı zaman, Avrupa is­tişare meclisi başkanı François de Menthon söz alarak, ileride Avrupanm umumî siyaset çerçevesini teşkil ede­cek olan fikrin istişare asamblesinde ne türlü mütalâa edildiğini bildirmiş, bundan sonra asamblenin Sarre mese­lesinin halli hakkında ileri sürdüğü teklifi hatırlatmıştır. Bu teklife göre, ilgili iki hükümet arasında doğrudan doğruya müzakereler cereyan etmeli­dir. İstişare asamblesinin başkanı, bun­dan sonra, bir konferans toplanmasını istemiştir. Bu konferansa İngiltere, Amerika, Avrupa camiasının icra orga­nına katılmış olan devletler ve ayni zamanda istişare asamblesine iştirak eden mümessiller katılmalıdır. Başka­nın tasarladığı bu toplantıda Fransa ile Almanya arasında aktedilecek anlaş­malar garanti altına alınacaktır.

Asmble başkanı Menthon'a cevap ve­ren Fransız Dışişleri Bakam George Bidault ki, ayni zamanda Bakanlar ko­mitesi başkanıdır, dörtlü bir konferans toplanması hakkında varılan son kara­rın, istişare asamblesinin son müzake­relerinden neşet ettiğini söylemiş, bu­nu müteakip altı Avrupa memleketi­nin mutasavver camiası ile ilgili tet­kiklerle meşgul olan komisyonun Pariste çalışmalarına devam edeceğini ve bu arada Avrupa konseyi ile, hassaten İstişare Asemblesi ile temasta buluna­cağını ilâve etmiştir.

Bundan sonra söz alan Belçika Dışiş­leri 'Bakanı Van Zeeland, Avrupanın siyasî birliğine varmak yolunda sarfe-dilen gayretlerin mufassal bir bilanço­sunu yapmış ve bu arada üzerinde mu­tabakata varılan bazı noktaları işaret­lemiştir. Van Zeeland tetkik komisyo-

nuna havale edüİp hâlen incelenmekte olan meseleleri de zikretmiştir.

Paris :

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bu­gün öğleden sonra toplanarak, istişare asamblesi tarafından Avrupa genel si­yaseti hakkında Strazburgda kabul edi­len plânı tasdik etmiştir. Bu toplantı­da Fransız Dışişleri Bakanı Bidault ve Belçika Dışişleri Bakanı Van Zeeland La Haye konferansının neticeleri hak­kında izahat vermişlerdir.

Paris :

Avrupa Konseyi Bakanlar komitesi bu­gün öğleden sonra cereyan eden mü­zakerelerinde, istişare asamblesi tara­fından Sarre hakkında sunulmuş olan karar suretini kabul etmiştir. Bu ka­rar suretinde şöyle denilmektedir :

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi. Sare meselesinin ortaya koyduğu va­him durumu müdrik olarak ve bu me­seleyi bir hal çaresi bulmak lüzumuna kanaat getirerek, Fransız cumhuriyeti ve Federal Almanya Cumhuriyet hü­kümetlerini şu husustan haberdar et­mek ister. Bakanlar komitesi bu iki hükümet arasında iki taraflı müzake­relerin başlamasını memnuniyetle kaydetmekte ve taraflarca şayanı ka­bul bir hal tarzının bulunmasını ümit ve temenni eylemektedir.

Diğer taraftan Bakanlar komitesi, İs­tişare asamblesi tarafından, Milletler­arası durumun yeni inkişafları ışığında tayin edilmiş olan umumî siyaset hat­larını tasviri etmiştir.

19 Aralık 1953

 İstanbul :

Pariste yapılan Kuzey Atlantik Kon­seyi Nazırlar seviyesindeki içtimama iştirak eden ve Avrupa Konseyi Nazırlar Komitesinin toplantısında da bulunan Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü bu sabah uçakla İstanbula gel­miştir.

Dışişleri Vekili Anadolu Ajansına aşa­ğıdaki beyanatta  bulunmuştur :

Avrupa Konseyi Nazırlar Komitesinin bu ayın 11 ve 12 tarihlerinde Pariste inikat eden toplantısına iştirak ettim.

Komitede görüşülen mühim işler ara­sında, bu kere sosyal mevzulara dair olarak imza edilen beş anlaşmayı zik­retmek icap eder.

Bu anlaşmalar şunlardır :

 içtimaî sigorta anlaşması,

 Yaşlılar için  içtima   sigorta  an­laşması,

 Tıbbî ve sosyal yardım anlaşma­sı,

 Orta tahsil diplomalarının mua­deletine dair anlaşma,

  İhtira  beratları  talepleri usulü­nün tevhidine dair anlaşma,

Konsey âzası devletlerin Dışişleri Ve­killeri tarafından imza edilmiş bulu­nan bu anlaşmalar, tasdik edildikten sonra meriyete girecekler ve böylelik­le, esasen birbirlerine bir çok sahalar­da bağlı bulunan Avrupa memleketle­rinin münasebetleri, içtimaî ve kültü­rel sahalarda da bir kat daha sıklaşmış olacak ve bu memleketleri, mü­tekabil anlayıp yolunda teşvik ve tak­viye eden ileri bir adım daha atılmış olacaktır.

Bu toplantıda, ayrıca, Avrupunm si­yasî birliğinin sağlanması zımnında devam eden çalışmalar hakkında tatminkâr izahat aldık.

Toplantıda. Avrupa konseyinin umumî haricî politikası hakkındaki istişarî meclis kararı tetkik edildi. Avrupamn emniyet dâvalarının icaplarına gerekli ehemmiyeti veren bu kararın ana hat­larını tasvip ettik.

Bilâhare, Kuzey Atlantik andlaşmasi teşkilâtının en yüksek organı olan konsey, 14 ilâ 16 Aralık günleri usulden olduğu veçhile Nazırlar seviyesin­de toplanmış ve toplantıya Fransa Dış­işleri Vekili M. Bidault riyaset etmiş­tir.

Devam eden tehlike karşısında Nato memleketlerinin askerî kuvvetlerinin daima daha mütekâmil ve müessir bir seviyeye  çıkarılması ve bunların idameşinin sağlanması toplantıda alman başlıca  kararlardan  biridir.

Bu arada, Nato kuvvetlerinin daima artan bir süratle yeni tip silahlarla teçhiz edilmesi üzerinde tam bir mutabakate varılmıştır. Ayrıca, Birleşik Amerika hükümetinin, müttefiklerine, atom üzerindeki çalışmalarda kaydedi­len inkişaflar hakkında 'gerekli bilgiyi vermek maksadiyle, bu hususta meri Amerikan mevzuatında lâzım gelen de­ğişiklikleri yapmaya hazır olduğunu bildirmiş bulunması, varılan neticele­rin .en mühimlerinden biridir. Yakar­daki hususlar da göz önünde tutularak bütün Nato kuvvetlerinin yeniden teş­kilâtlandırılması işleri askerî komite tarafından yeni bir zaviyeden ele alın­mış bulunmaktadır. Askerî kuvvetle­rin modern silâhlarla teçhizi ve tekâ­mülü mevzularında ortaya çıkan kuv­vetli tesanüt fikri üzerinde bilhassa durmak isterim.

Bu toplantıda, Bermuda konferansı hakkında konseye malûmat verilmiş ve Rus politikası tetkik edilerek Rusya’ya karşı takip edilecek siyasetin tayinin­de de tam bir görüş birüğine varılmış­tır. Bütün Nato devletleri, hâlen tehli­kenin azalmış addedilemiyeceği husu­sunda mutabık oldukları gibi, bu teh­likeye karşı koymak için Nato kuvvet­lerinin devamlı şekilde tekemmül et­tirilmesindeki zaruret hususunda da görüş birlisine varmışlardır. Müzakereler esnasında beliren en mü­him meselelerden biri de Avrupa sa­vunma birlimi olmuştur. Bu birliğin bir an evvel tesisiyle Alman kuvvetleri­nin Avrupa savunma birliği içinde yer alması lüzumu üzerinde herkes muta­bakatını bildirmiştir. Biz de, bu birli­ğin kurulmasına atfettiğimiz ehemmi­yeti belirtmiş bulunuyoruz.

Şurasını bilhassa belirtmek isterim ki, daha evvelki gibi bu toplantı da, Nato devletleri arasında mevcut sarsılmaz tesanüdü bir kere daha ortaya koymuş ve Birleşik Amerikanın, Amerika kıtasının emniyetiyle tekmil Nato böl­gesinin emniyeti arasında hiç bir fark gözetmediğini göstermiştir.

Aralık 1953

 İstanbul :

Türkiye Millî Gençlik Komitesi genç­liğin Avrupa kampanyası Türkiye sek­reterliğinin Atina ve Romada yapılacak olan Avrupa birliği yetiştirme sta­jına hazırlık mahiyetindeki (yetiştirme semineri) İstanbul Üniversitesi Tale­be Birlisi lokalinde iki günlük çalişmasını bitirmiştir. Bu seminere katı­larak muvaffak olan otuz gençten 15 i Romaya 15 i de Atinaya gönderilecek­tir.

İki gün devam eden seminerde şu mev­zuların müzakeresi yapılmıştır.

 Avrupa birliği nedir?

 Avrupa   birliğine   karsı   muhtelif memleketlerde ve muhtelif çevrelerde ileri  sürülen  itirazların  araştırılması.

Avrupa  Birliği  fikri karşısında Türk görüşü ne olabilir ve bu birliğin tahakkuku halindeki kazançları,

 Avrupa konseyi yapım ve netice­leri.

İki gün devam eden seminer Prof. Charles Crozat ve Cihat Baban tara­fından idare edilmiştir.

17 Aralık 1953

 Paris :

Başkan Eisenhower'in, Fransız Millî Meclisine Avrupa ordusu tasarısını tas­dik ettirmek için, «şok tedavisin tat­bik edeceği bildirilmektedir.

İyi haber alan kaynaklardan bildiril­diğine göre, Birleşik Amerika, Alman ordusunun bir an önce silâhlanmasını temin maksadiyle, 1954 ortalarında Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda ve-Lüksemburga askerî yardımı durdura­caktır.

Ayni kaynaklar, Birleşik Amerikanın, askerî işbirliğine muvazi olarak «Avru­pa Birleşik Devletleri» fikrine doğru bir ilerleme kaydedeceğini Ümit et­mektedirler.

Yetkili Amerikan şahsiyetleri, kongre­nin Amerika - Avrupa işbirliğini tas­vip etmesi için Avrupa ordusu antlaşmasının derhal tasdik edilmesini ileri" sürmektedirler.

Avrupa müdafaa antlaşmasını gecikti­ren başlıca sebep, Fransanm Almanya-nın silâhlanmasından ürkmesi olduğu­na göre yeni çok tedavisi doğrudan-doğruya Fransayı hedef tutmaktadır.

Birjnci şok Amerikan Dışişleri Vekili­nin Fransaya «hakikatlerle karşılaşma­sı» zamanının geldiğini hatırlatması ol­muştur.

Dull.es, 1 Ocak tarihine kadar Avrupa ordusu tasarısı tasdik edilmediği tak­dirde, Birleşik Amerikanın beş Avru­pa devletine yardımı keseceğini söy­lemiştir.

Avrupa ordusunun altıncı âzası bulu­nan Batı Almanya Amerikan yardı­mından mahrumdur.

Avrupa memleketlerine askerî yardım malzemesi getiren gemiler, yardımdan vazgeçilse dahi, geri çevrilmiyecektir. Fakat yardım kesildiği tarihten itiba­ren altı ay içinde Avrupa devletleri ih­tiyaç içinde kıvranmağa bağlıyacak­lardır.

Beş Avrupa devletine yardımın kesil-, mesi Atlantik paktım manasız bir ha­le getirecektir.

26 Aralık 1953

 Paris :

Bugün Moskovada Fransız Büyük Elçiligine tevdi olunan Sovyet notasının metni aşağıdadır :

«Sovyet hükümeti 26 Kasım tarihli Sovyet notasına cevap teşkil eden 8 Aralık tarihli Fransız notasına almış bulunmaktadır.

Sovyet hükümeti, Fransa. Sovyet, İn­giliz ve Amerikan Dışişleri Vekilleri­nin Berlinde bir dörtlü konferans ter­tip etmeleri keyfiyetinin Fransız hü­kümeti tarafmda-n muvafık görülme­sinden bilgi edinmiştir.

Sovyet hükümetinin telâkkisine gire iştirak eden devlet temsilcileri hüsnü niyetle hareket ettikleri takdirde bu konferansın gayesini Milletlerarası ger­ginliğin azaltılması imkânlarının araş­tırılması, Avrupa güvenliğinin sağlan­ması lüzumu ve Alman militarizminin yeniden doğması tehlikesinin bertaraf "edilmesi    hususları teşkil edecektir.

Sovyet hükümeti, Fransız hükümeti­nin halkçı Çin Cumhuriyetinin de iş­tiraki ile bir beşli konferans toplanması meselesini tetkik etmeyi kabul et­miş olmasından bilgi edinmiştir. Beş devlet Dışişleri Vekilinin iştirak ede­ceği bu konferans, halli icabeden Mil­letlerarası meselelerin tanzimine geniş mikyasta yardım edecektir.

Dışişleri Vekilleri konferansının mü­nasip bir şekilde hazırlanması lüzumu­nu ve bu konferansa bütün hükümet­lerin iştiraki için gerekli şartların te­mini hususundaki ehemmiyeti gözö nünde bulunduran Sovyet hükümeti, bu konferans için 25 Ocak veya 25 Ocağı takip edecek her hangi başka bir tarihin münasip olacağı kanaatin­dedir.

Konferansın toplanacağı mahal husu­sunda ise Sovyet hükümeti, bu husu­sun dört devletin Berlinde bulunan yüksek komiserlik temsilcileri tarafın­dan tesbit olunmasını münasip gör­mektedir.»

Sovyet hükümeti İngiltere ve Amerika hükümetlerine de buna benzer nota­lar göndermiştir.

Batılıların Bermudadan gönderdikleri notaları dün cevaplandırmıştır. İngil­tere, Fransa ve Birleşik Amerika Mos-kovadan, dört Dışişleri Bakanlarının Berlinde 4 ocakta toplanmalarını is­temişlerdi. Şimdi Eusyamn bu konfe­ransın 4 değil de 25 Ocakta yapılma­sını istediği bildiriliyor.

Malenkovun, 3 haftalık tehir teklifini yaparken, Fransız efkârı umumiyesini kazanmağa yeltendiği muhakkaktır.

Bermuda konferansı, Fransız gazetele­rinden çoğunda menfî tepkiler husule getirmişti. Eisenhower ile ChurchiU'in, Fransayı «büyük devlet» ler safından uzaklaştırmağa teşebbüs ettikleri ileri sürülmüştü. Üçlü toplantılarda, Berlin konferansının 4 Ocakta yapılmasına da­ir bir karara varılması da, bu kanaati kuvvetlendirmiştir.

Şu noMayı belirtmek lâzimgelir:

 Fransada yeni Cumhurbaşkanı 17 ocakta resmen vazifesine başlayacak­tır. Anayasa gereğince de Başbakan Laniel istifa edecek, yeni hükümetin kurulmasına teşebbüs edilecektir. Pariste şimdiye kadar vukua gelen siyasî buhranlar göstermiştir ki, dâvayı kısa zamanda 'halletmek mümkün değildir. Bilhassa Versailles kongresinde Cum­hurbaşkanının uzayan seçimi sırasında1 cereyan eden hâdiseler Laniel kabinesi­nin dayandığı koalisyonu zayıflatmış­tır. Mevcut parlâmento ya sağ - mer­kez veya sol - merkeze dayanan bir hükümet kurulmasına müsaade etmek­tedir. Laniel'in şimdi olduğu gibi, sa­ğa kayan merkez koalisyonunu yeni­den kurabilmek için radikallerin işbir­liğini gene sağlaması lâzımdır. Fakat Başbakanın  Radikallerle    münasebetleri gergin bir haldedir. Çünkü bunlar reylerini Barbakana vermiş olsalardı Laniel Cumhurbaşkanı makamına yer­leşebilirdi. Fakat Radikaller, Başbaka­nı adaylığını geri almağa mecbur etmişler vı& reylerini nihayet 13 üncü turda müstakil. Rene Coty'ye vermiş­lerdir. Bu hâdise sağa dayanan mer­kez koalisyonunu zayıflatmıştır. Di­ğer taraftan sola dayanan merkez ko­alisyonu da ancak Sosyalistlerin ve Komünistlerle işbirliği yapmıyan diğer ufak sol partilerinin işbirliği ile müm­kündür. Fakat Laniel'in gene Cumhur­başkanı seçimi sırasında Sosyalist aday Naegelen'e karşı takındığı tavır bu ih­timali de ortadan kaldırmıştır.

Bu hususlar gözönünde tutulursa, 4 Ocakta Berimde toplanacak dörtlü konferansa gidecek Fransız temsilcisi, iki hafta sonra istifa edecek bir hü­kümetin ve bir müddet kabinesiz ka­lacak bir memleketin delegesi olarak görülecek, kat'î kararlar almaktan çe­kinecek, mecburî olarak gsri plâna çe­kilecekti.

Şimdi Rusya, Fransızların bu endişesi­ni istismara yelteniyor. Molotov, «Fran­sayı düşünerek» 3 haftalık tehiri teklir ettiğini anıkça izhar etmemiştir. Fa­kat dün Sovyet gazetelerinde çıkan yazılar kısaca hülâsa etmek icap eder­se söyle demek icabeder: «İngiltere ve Birleşik Amerika Fransayı «büyük devlet» olarak saymıyor ve onu büyük sıfatını taşıyan devletler arasından çı­karmağa çalışıyorlar. Fakat Rusya, Fransanm «büyük devlet» ligini mu­hafaza irin elinden geleni yapıyor!»

Anlaşılıyor ki, Rusya, Batı birliğini za­yıflatmak için bilhassa Fransaya bel bağlamaktadır.

1 Aralık 1953

Seul :    

Güney Kore hükümeti, komünist çe­tecileri temizlemeye hazırlanmak mak-sadiyle bugün, Güney - Doğu Korede sıkı yönetim ilân etmiştir.

Sıkı yönetim, Taegu ile Pusan arasın­da 24 nahiyede gece yarısını bir daki­ka geçe yürürlüğe girmiştir.

Harbin sona ermesinden beri gittikçe artmakta olan kızıl çetecileri ve komü­nist sızmalarını önlemek için hükümet dağlık bölgede askerî murakabe kur­muştur.

Gsneral Maxwell Taylor, gazetecilere verdiği beyanatta, talep edildiği tak­dirde, çetecilerle savaşmak üzere em­rindeki sekizinci ordudan bir Güney Kore tümenini bu işe ayırabileceğini söylemiştir.

Panmunjom :

Bir Güney Kore hükümet sözcüsü, ko­münistleri Panmunjom mmtakasma casuslar göndermekle itham etmiş ve bu casusların Güney Koreye sızdıkla­rını söylemiştir.

Sözcü. Panmu-njom görüşmelerini des­teklememizi istiyen dostlarımız Pan­munjom mmtakasmı bu casuslardan temizlemelidir, aksi halde bu isi biz göreceğiz, demiştir.

4 Aralık 1953

 Panmunjom :

Bu sabah tarafsız esir mübadele mer­kezinde Güney Koreli subaylar, mem­leketlerine dönmeyi reddeden    Güney

Koreli .esirlere izahat vermeye devam etmişlerdir.

Esartleri esnasında komünizm aşılan­mış bulunan Güney Koreli esirleri bu­gün de memleketlerine dönmeye ikna etmek mümkün olamamıştır.

İzahat verme ameliyesi gayet kısa sür­mektedir. Bazı esirler odada ancak 5-10 dakika kalmaktadırlar.

İzahatı dinleyen bir Amerikalı müşa­hit söyle demiştir :

Burası bir berber dükkânına benze­meye başladı. Fasılalarla «sıra sende» sesi duyulmakta ve işi biten dışarı çı­karak yerine başkası gelmektedir.

5 Aralık 1953

 Seul :

Kuzey Korelilerle münasebette bulun­maktan suçlu Güney Koreli Şon Ku Kuyun adlı bir gazeteci bugün askerî mahkeme tarafından idama mahkûm edilmiştir. Gazeteci bir ay evvel tevkif edilmiş bulunuvordu.

8 Aralık 1953

Panmunjom :

Komünistler, Amerikan temsilcisi Ar-thur Dean'in sunduğu anlaşma tasarı­sını katiyetle reddetmişlerdir. Bunun üzerine toplantıya mahallî saatle 13.25 e kadar ara verilmiştir.

Diğer taraftan Güney Kore heyeti si­yasî konferansa hazırlık çalışmalarını boykot etmiştir. Güney Kore sözcüsü, bu boykotun çalışmaların sonuna ka­dar devam edip etmiyeoeğini bildirme­yi reddetmiştir.

Panmunjomda ka­lacağı söylenmektedir. Bundan başka İngiltere hükümetinin Panmunjorn müzakerelerinin bütün safahatından ve alman kararlardan, her hafta munta­zaman New-York veya Vaşingtonda toplanan «On altılar» komitesi vasıta-siyle haberdar edilmiş olduğuna işanet edilmektedir.

13 Aralık 1953

 Seul :

Sekizinci Ordu Kumandanı General Maxwell Taylorun bugün bildirdiğine göre hâlen Asyamn en büyük kuvvet­lerinden biri olan Güney Kore ordu­su, yeniden ilâve edilen iki piyade tümeniyle' on sekiz tümene baliğ olmuş­tur.

Yeni tümenlere 26 ne adları verilmiştir.

20 Aralık 1953

 Seul :

Güney Kore polis makamlarından bil­dirildiğine göre, Kuzey Kore eski en­düstri vekili muavini Hu Yung polis tarafından tevkif edilmiştir.

Polis, Hu Yung'un 1949 Kuzey Kore Başvekili Mareşal Kim İl Sung'dan al­dığı talimatla Kuzey Kore hesabına casusluk yanmak üzere Güney Koreye sızdığını bildirmiştir.

22 Aralık 1953

 Seul :

Resmi kaynaklardan öğrenildiğine gö­re. Başkan Singman Ri ile Uzak Doğu müttefik başkumandanı General John Hull Anti Komünist esirlerin 22 ocak tarihinden sonra serbest bırakılmasın­da esas itibariyle mutabıktırlar. Dün yaptıkları bir görüşme esnasında Baş­kan ve General, bu esirlerin sivil ha­yata derhal dönmelerinden doğacak meseleleri de tetkik etmişlerdir.


 

 Seul:

Güney Kore Reisicumhuru Syngman Rhee, bugün yerdiği beyanatta, ne za­man baslarsa başlasın Kore meselesini halledecek olan Kore sulh konferansı­nın neticelerini 90 gün beklemeğe .ha­zır olduğunu söylemiştir.

Halbuki Syngman Rhee, daha evvelki bey an atlar mcfa, 27 Ocak tarihinden sonra dilediği gibi hareket etmekte serbest olacağını tasrih etmişti. Güney Kore liderinin bugünkü beyanatı ile Kore harbinin tekrar başlaması muh­temel olan tehlikeli bir tarih bertaraf edilmiştir.

Kore sulh konferansı hazırlıkları için komünistlerle Panmunjorn'da yapılan müzakereleri terkeien Amerikan tem­silcisi Arthur Dean, Günsy Kore cum­huriyetinin tekrar harbe tevessül et-miyeceğindcn zaten emin olduğunu söylemiştir. Arthur Dean, bugün Ame-rikaya hareket edecektir.

23 Aralık 1953

 Panmuniom :

Anti Komünist esirlere «izahat» verme tarihinin sonu olan dünkü Salı günü 250 Çin anti-komünist harp esirine 39 Kuzey Koreli v.e 9 Çinli komüniste, ko­münistler tarafından «izahat» verilme­sine başlanmıştır. İki Çinli tarafsız bir memleket kabul edilmelerini istemiş­lerdir.

Komünistler ilk defa olarak izahat ver­me işine iki kadını da memur etmişler­dir.

İzahatı dinleyen yirmi Çinli arasında yalnız bir tanesi memleketine dönme­yi kabul etmiştir.

24 Arahk 1953

 Seul :

General   John   Hull,   23   Ocak   1954   te sivil hayata dönecek olan komünist aleyhtarı 22.000 esirin muhafazası için bir plân hazırlamak üzere bugün Güney Kore baş şehrine gelmiştir.

Hull,  gazetecilere verdiği ezcümle söyle demiştir : Bugün Güney Batı Korsde Chinhac'-da Güney Cumhurreisi Sygmann Rhee ile Koreli ve Çinli harp esirlerinin tahliyesi iğini görüştük. Yarın da Hint­li reis General Timayya ile buluşaca­ğım. Komünist aleyhtarı Çinli esirler, tah­liyelerinden sonra Formozaya gidecek­lerdir.

Komünist aleyhtarı Koreli harp esir­leri, izahat verme müddeti nihayete erdikten sonra yurtlarına sevkedilecek, komünist aleyhtarı Çinli esirler de Formozaya gönderileceklerdir.

 Seul:

Amerikan Beşinci Ordu Genel karargâ­hından bugün bildirildiğine göre, ko­münist cephe hattından bir Amerikan nakliye uçağına ateş açılmıştır.

Hâdise 18 Aralık günü, Seul'un 50 mil Kuzey doğusunda Hunşon civarında vuku bulmuştur.

Hususî bir şirkete ait olan uçak C-46 tipindeydi ve Amerikan hava kuvvet­leri hesabına askerî nakliyatında kullanılmaktaydı.

Komünistler uçağa ağır makineli tü­fekle ateş etmiş, fakat ne pilot ve ne de yolcular bunu anlamamışlardır.

26 Aralık 1953

 Augusta   (Georgia)

Birleşik Amerika Cumhurreisi Eisenhower, bugün burada yayınladığı res­mî beyanatında, «Sulh iklimime» yar­dım gayesiyle Birleşik Amerika kara kuvvetlerinde tedrici surette azaltma­lar yapılacağı bildirilmiştir.

Eisenhower, çok sevdiği bu Güney sayfiyesinde Grinviç ayarı ile saat 17 de verdiği bu resmî beyanatta, iki Ame­rikan tümeninin yakında Koreden geri alınacağını açıklamış, ayni zamanda Amerikan umumî efkârına, cereyan et­mekte olan Kore mütarekesinden pek fazla bir şey ummamaları ihtarında bulunmuştur.

Eisenhower şöyle demektedir :

a Komünistlerin tekrar tecavüze geçmek ihtimali olduğundan Küredeki Birleş­miş Milletler kuvvetlerinin tazelene­cek her hangi bir silâhlı tecavüze kar­şı koymak için birlik halinde ve tetik­te kalmaları zarurî bir vazifedir. Bu. itibarla Koredeki Birleşik Amerika ka­ra kuvvetlerinin durum ve şartlar el­verdikçe tedricen azaltılması hususun­da talimat verdim. İlk adım olarak ta iki kara tümeni yakında geri çekilecek ve Amerikaya dönecektir.

Fakat şurasını da belirteyim ki, Uzak Doğudaki Amerikan askerî kuvvetleri mütarekenin, ihlâline karşı korunmak gayesiyle: «Uygun seviyemle muhafa­za edilecektir. Bu kuvvetler, üstün de­recede seyyal deniz ve hava ve hem. deniz hem kara vazife görecek birlik­lerden teşekkül edecektir.

Bu suretle biz bizzat hiç bir müteca­viz emel ve niyetlerimiz olmadığı, si­lâhlanma yüklerini azaltacak çareleri, bulmak ve bir sulh iklimi yaratmak yolunda fazla imkân sahibi ve uyanık olduğumuzu bütün dünyaya ispat hu­susundaki geniş politikamızı takipte devam ediyoruz.

Cumhurreisi Eisenhower'in bu beyana­tının özü birkaç gün eyvel Amerika Dışişleri müsteşarı Walter Robertson ile müşterek kurmay heyetleri reisi Amiral Arthur Radford tarafından Cum­hurreisi Syngman. Rhee'ye bildirilmiş­tir.

 Panmunjom :

Tarafsız kontrol komisyonu bu sabah yaptığı olağanüstü bir toplantıda İsviç­re ve İsveçliler tarafından hazırlanmış olan bir raporu reddetmiştir. Bu rapor memleketlerine dönmek istemiyen harp esirlerine verilecek izahat işiyle ilgi­lidir. Komisyon nihayet Hint temsilci­lerinin desteklediği Polonya, Çekoslo­vak raporunu kabul etmiştir. Rapor, müttefik ve komünist komutanları temsilcilerinin katıldığı askerî mütareke komisyonuna pazartesi günü sunu­lacaktır.

Zannedildiğine göre, İsveç ve İsviçre­lilerin muhalefetine göre kabul edilen raporda, Birleşmiş Milletler komutan­lığının izahat verme işi sırasındaki al­dığı durum ve bilhassa komünist ol-mıyan harp esirlerinin bulunduğu kamplardaki bir «baltalama taktiği.' tenkit edilmektedir. Mamafih İsviçre ve İsveçlilerin hazırladığı raporun da bir sureti bilgi edinmeleri için mütte­fik ve komünist komutanlarına verile­cektir.

27 Aralık 1953

 Seul:

Güney - Kor.e Dışişleri Vekili Pyung Yung Tae «Korede Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin azaltılması, Birleşmiş Milletleri komünist taarruzu karşısın­da daha zayıf düşürür» demiş ve Eisenhower'in, Koreden iki Amerikan tü­menini geri almak hususundaki kara­rının Güney - Kore hükümet ve mil­letini memnun etmediğini, zira Güney-Kore ordusunun takviyesinin henüz ta­mam! anmadığını söylemiştir.

Güney - Kore Dışişleri Vekili, Kore­den iki tümen çekilmesi değil bilâkis daha iyi tümen gönderilmesi arzusunu izhar ettikten sonra komünist tehdi­dinin artmakta olduğunu belirtmiş ve müttefiklerin, yeni bir komünist taar­ruzu teşebbüsünü önlemek üzere, ikuv-vetlerini arttırarak daima hazır vazi­yette bulunmaları lâzım geldiğini söy­lemiştir.

28 Aralık 1953

 Ponmunjom :

Memleketlerine dönmek istemiyen esirlere nezaret eden tarafsız milletler delegeleri, izahat verme işinin niçin ba-şarılamadığı meselesinde ihtilâfa düş­müşlerdir.

Hint, Çekoslovak ve Polonya delege­leri hazırladıkları 40 sahifelîk bir ra­porda izahat verme işinin sekteye uğramasından Birleşmiş Milletler Ku­mandanlığını mesul tutmaktadır.

İsveç ve İsviçre delegeleri ise bu id­diaları kabul etmiyerek raporu imza­lamamışlardır.

29 Aralık 1953

 Seul :

Güney Kore Cumhurreisi Syngman Rhee bugün Güney ve Kuzey Kore halkına hitaben yayınladığı yılbaşı me­sajında Birleşmiş Milletlerin komünist­lerle görüşmelere nihayet verip, tek­rar Kore harbine başlamalarım iste­miştir.

Bizzat her hangi bir hareketi göze al­madan evvel memleketini birleştirmek için, yapılacak her hangi bir konferan­sa 90 gün mühlet tanıyacağını istemi-ye istemiye tekrarliyan 78 yaşlarında­ki Güney Kore Cumhurreisi, devamlı bir sulhun ancak Kızılları Koreden de­fetmekle elde edileceği kanaatini açık­ça belirtmiştir.

Çoğu ömrünü hür ve müttehit Kore uğrunda menfalarda çarpışarak geçi­ren Rhee, «3 yıl süren harbin, nafile yere yapılmamış olduğunu göstermek, müttefikler hür dünyayı imhaya kal­kışan Kızıl kuvvetleri yok etmek yo­lundaki son büyük savaşa bizimle bir­likte cesaret ve kahramanlıkla kıyam etmelidirler» demiş, «fakat böyle bir harbî tek başıma zorlıyamam. Güney Korenin tek basma girişeceği bir ha­reket denizaşırı dost memleketlerle olan münasebetlerimize ciddî surette tesir edecektir» diye sözlerine ilâve et­miştir.

 Seul :

Millî Meclis komisyonu başkanları se­çiminde, Syngmann Rhee'nin Liberal Partisi ezici bir muvaffakiyet sağlamış­tır. Liberal Parti 12 mevki, bağımsız parti ise iki mevki elde etmişlerdir. Şimdiye kadar Liberal Parti mecliste 6 başkanlığa sahiptir.

Bu netice, hükümet tarafından sunulan bütün kanunların kabul edilmesini sağ-lryacağmdan, Syngman Rhee'nin siyasî nüfuzunu arttıracaktır.

5 Aralık 1953

 İstanbul :

14 - 16 tarihlerinde Pariste toplanacak olan Nato Vekiller heyeti konseyine iştirak etmek üzere Erkânı Harbiyei Umumiye İkinci Reisi Orgeneral Zekâi Okanm başkanlığında hava tümgene­rali Tekin Arıburnu, Tuğgeneral İh­san Bingölj, Tuğamiral Şevki Gürel, Kurmay Albay Şefik. Üter, Kurmay Yarbay Sadri Sarptır, Kurmay Yarbay Nihat Tolunay, Kurmay Yarbay İhsan Duray, Kurmay Binbaşı Orhan Gürler, Kurmay Binbaşı Adnan Ersöz ve Bin­başı Şemsi Kmıkarslandan müteşekkil 11 kişilik bir askerî heyetimiz bugün saat 10 da uçakla Parise müteveccihen, ayrılmıştır.

6 Aralık 1953

 Ankara :

Avrupadaki Amerikan kuvvetleri baş­komutanı General Handy bugün saat 16.30 da hususî uçağiyle Esenboğa ha­va alanına gelmiştir.

General Handy hava alanında Erkânı Harbiyei Umumiye Riyaseti Harekât Başkanı Korgeneral Hakkı Tunaboylu, Garnizon Komutanı Tümgeneral Mit­hat Akçakoca, Kara Kuvvetleri Hare­kât Başkanı Tümgeneral Selim Sun, Merkez Komutanı Albay Hidayet Baş-tuğ, Deniz Kuvvetleri Haber Alma Başkanı Yarbay Selim Albatros, Er­kânı Harbiye Protokol Şubesi MÜdü-dü Binbaşı Sanıet Kuşçu ile Türkiye-deki Amerikan askerî yardım heyeti başkanı General Shepperd, kara, deniz ve hava grupları başkanlariyle Birle-

şik Amerika Büyük Elçiliği askerî ata­şeleri tarafından karşılanmıştır.

General Handy memleketimizde iki gün kalacak ve bazı temaslarda1 bu­lunduktan sonra Salı günü sabahı An­kara d an  ayrılacaktır.

8 Aralık 1953

 Lefkoşe :

Türk, İngiliz ve Amerikan hava kuv­vetlerine mensup 30 dan fazla yüksek rütbeli subay, Nato tarafından tertip edilen ve bugünden itibaren üç gün devam edecek olan bir konferansta ha­zır bulunmak üzere dün akşam Lefkoşe’ye gelmiştir.

Türk, İngiliz ve Amerikan heyetleri sırasiyle General Turagan, General Ea­ton ve General Spencer'in başkanlığın­da bulunmaktadır. Ayrıca İtalyan ve-Yunan hava kuvvetleri de bu konfe­ransta birer subay ile temsil edilecektir.

9 Aralık 1953

 Lefkoşe :

Dün burada İngiliz, Amerikan, Türk, Yunan ve İtalyan hava subaylarının iştirakiyle başlıyan Atlantik paktı çerçevesi dahilindeki konferans bugün ça­lışmalarını bitirmiştir.

Görüşmeler gizli cereyan etmiş ve hiç­bir tebliğ yayınlanmamıştır. Yalnız dün resmî bir kaynaktan belirtildiğine göre, bu konferansta karşılıklı savun­ma meseleleri görüşülmüştür.

Savunma Vekili Lord Alexander ez­cümle, askerî sahada ve bilhassa enfrastrüktür sahasında kaydedilen terakkinin memnunluk verici olduğunu söylemiş ve sivil savunma teşkilâtının geliştirilmesi lüzumunu belirtmiştir.

Norveç Dışişleri Vekili Lange teşkilâ­tın, 14 üye devletin parlâmento men-suplariyle münasebetleri meselesine te­mas etmiştir.

İtalya adına söz Alan Pella, üye dev­letler arasında işçi teatisini ve muha­ceret meselesini bahis mevzuu etmiş­tir.

Yunan, Türk ve Kanada delegeleri as­kerî işbirliği sahasında kaydedilen te­rakkileri belirtmişlerdir. Konsey baş­kanı Bidault Konsey adına Lord. İsmaye raporu için teşekkür etmiştir.

Bunu müteakip Vekiller gündemin ikinci maddesini teşkil eden «Milletler arası siyasî durum hakkında görüş te­atisine» başlamışlardır. Bu mevzuda Dulles, Eden ve Fuat Köprülü söz al­mışlardır.

 Paris :

Nato Genel Sekreteri Lord İsmay dün öğleden sonra yaptığı bir basın konfe­ransında ezcümle şöyle demiştir:

Yarın toplantılarına başhyacak olan Nato konferansı Dışişleri Vekillerine kaydedilen terakkileri heyeti umumiyesiyle tetkik etmek ve umumî direk­tifler vermek imkânını sağlıyacaktır. Ancak, fevkalâde kararlara intizar et­memek lâzımdır.

Bidayetten itibaren takip edilen yol dikkat nazarına alınırsa esaslı terakki­ler elde edilmiş olduğu zannındayım.. Şimdi elimizde mütecavizin cesaretini kırabilecek kadar kuvvetlerimiz var­dır. Bununla beraber bu kuvvetler he­nüz Batı Avrupada bir Sovyet istilâsı­nı ezmeğe kâfi gelecek kadar değildir. Nato kuvvetlerinin evsaf ve tecanüs bakımından üstünlüğüne ehemmiyetle işaret eden Lord İsmay şöyle demiştir:

Bizim kuvvetli olmamıza imkân veren cihet, her şeyden evvel 14 Nato mem­leketinin teşkil ettiği ve Sovyetler Birliğinin parçalamak istediği birliğimiz­dir.

Lord İsmay gündemde yazılı maddeleri bildirdikten sonra konseye tevdi ede­ceği rapor hakkında gazetecilere bazı" izahat vermiş ve ezcümle hava1 mey­danları inşası plânına temas ederek 24 dü Almanya'da olmak üzere 160 mey­danın inşası derpiş edildiğini ve bun­lardan yüzünün bu sene nihayetine ka­dar tamamen teçhiz edilmiş bulunaca­ğını tasrih etmiştir.

 Paris :

Atlantik Konseyinin öğleden sonraki oturumu, saat 14.30 da başlamıştır.

Konsey sözcüsünün bildirdiğine göre,, ilk konuşan Amerikan Dışişleri Vekili M. John Foster Dulles muhtelif mese­leler muvacehesinde Amerikan siyase­tinin genel durumu hakkında izahat vermiştir.

Yarım saat devam eden bu beyanattan sonra Danimarka Dışişleri Vekili M. H.  C.  Hansen,  Atlantik müdafaasının sosyal ve ekonomik cepheleri hakkında konuşmuştur. Daha sonra    Norveç ve  Belçika Dışişleri Vekilleri Alman me­selesinin  hallini   çok ehemmiyeti  bul­makta olduklarını belirtmişlerdir. Bel­çika Dışişleri Vekili M. Van ZeelancTa göre, Almanya meselesi Atlantik Bir­liğinin merkez sıkleti olan Avrupa ordusunun teşkili için çok büyük ehem­miyet taşımaktadır.

Kanada Dışişleri Vekili M. Lester Pearson, Nato'nun bugün «nihaî bir mü­cadeleye" girişmiş olduğunu ve hiçbir' suretle hamlelerine ara veremiyeceğini  belirtmiştir.

M. P.earson bundan sonra, Başkan Eisenhower'in Kanada'ya yaptığı ziyafret esnasında beyan ettiği üzere Kana­da ile Amerika'nın, Amerika kıtasının müdafaası yolunda birlikte çalışmaya devam ederken diğer taraftan Avrupa'Iı müttefikleri ile yaptıkları işbirli­ğini de asla ihmal etmiyeceklerini be­yan etmiştir.

Sovyet niyetleri hakkında konuşan Yu­nam Dışişleri Vekili M. Stefanopulos'tan sonra M. Bidault, Avrupa müdafaa camiası hakkında Fransız hükümeti­nin fikrini izah etmiştir. Bu vesile ile

Fransız Dışişleri Vekili, Fransa'nın gi­riştiği Hindicini harbinin yedi seneden beri devanı ettiğine işaretle, Hindicini' de çarpışan Fransız orduları Avrupa'da bulunsaydı Avrupa müdafaa camiası antlaşmasının daha kolaylıkla tasdik olunabileceği fikrinde bulunduğunu i-fade etmiştir.

Daha sonra söz alan İtalyan Başvekili ye Dışişleri Vekili M. Giuseppe Plla, İtalyan parlâmentosunun çok yakında1 Avrupa müdafaa antlaşmasını tasdik edeceğini ümit etmekte olduğunu be­lirtmiş, fakat bu tasdik keyfiyetini Trieste meselesi hallolunmadikça müşkü­lâtla karşılaşmakta devam edeceğini de ilâve etmiştir. Bununla beraber İtal­yan Başvekili, Avrupa ordusu antlaş­masının istikbaline güveni olduğunu ifade etmiştir.

Bundan sonra celse tatil edilmiştir.

Vekiller genel politika hakkındaki mü­zakerelerine devam etmek üzere ya­rın saat 10 da yeniden toplanacaklar­dır.

Yarınki celsede gündemin üçüncü mad desi olan «Nato'nun askerî gelişmele­rin görüşülecektir.

15 Aralık 1953

 Paris :

Müttefik orduları başkumandanı gene­ral Alfred Gru&ther, Kuzey Atlantik Paktı teşkilâtı kuvvetlerinin yakında atom silâhları ile de teçhiz edileceğini söylemiştir.

Bugün Kuzey Atlantik Konseyi vekil­ler toplantısında konuşan Gruenther, «1951 de general Dwıght, Eisenhower' in müttefik ordularını teşkilâtlandır­mak üzere Avrupaya gelişinden beri Avrupa kuvvetleri son derece büyük bir gelişme kaydetmiştir»   demiştir.

Gruenther sözlerine söyle devam et­miştir: Atom silâhlarının inkişafı, kuvvetlerin derhal azaltılacağı mâna­sına alınmamalıdır. Henüz bütün güç­lükler halledilmiş değildir. Muharebe vasıflarına uygun ihtiyat tümenler yetiştirilmelidir. İyi teçhizatlı hava kuv­vetlerine halâ büyük ihtiyacımız var­dır.»

 Paris :

Bu sabah toplanan Atlantik Konseyin­de Belçika, Kanada, Birleşik Amerika, Fransa ve İngiltere (0,30 Amerika sis­temi) üzerine hafif silâhlarda mermi çaplarının 7.62 mm. olarak tevhidi hu­susunda mutabık kalmışlardır.

 Paris :

Nato'ya mensup bir sözcünün bildirdi­ğine göre, gelecek sene için alman ka­rarlar arasında Nato askerî kuvvetleri­nin, kara kuvvetlerinde yüzde beş, de­niz kuvvetlerinde yüzde onbeş ve hava. kuvvetlerinde yüzde yirmibeş nisbetinde arttırılması kabul olunmuştur.

Washington :

Amerikan Dışişleri Vekili M. John Foster Dulles'in perşembe günü Was-hington'a dönmesi beklenmektedir.

 Paris :

Nato teşkilâtı sözcüsü bugün 1953 yıl için geçen nisan ayında tasarlanmış olan programın hemen tamamen tatbik olunmuş bulunduğunu beyan etmiştir. Bu faaliyetler, havacılık sahasında ba­zı eksikler arzetmiş ise de kara ve de­niz tatbikatları büyük muvaffakiyet­le tamamlanmıştır.

Sözcü bilhassa istihkâm, muhabere, telsiz ve iaşe sınıfları bakımından Na­to kuvvetlerinin takviye görmüş oldu­ğunu beyan eimiş ve bu takviye kuv­vetleri sayesinde Nato birliklerinin, yüzde kırk artmış ve kuvvetlenmiş ol­duğunu belirtmiştir. 1954 yılında da yapılacak yüzde altı ilâ yüzde otuz nis-betinde takviye ile bu birliklerin ran­dımanının büsbütün artacağı umul­maktadır.

Sözcü bundan başka, Nato teşkilâtı ha­va kuvvetlerinin, tepkili uçaklarla tak viy.e gördüğünü ve bütün bu birlikle­rin daha modern talimlerle büsbütün kuvvetlen d irilmekte olduğunu beyan, etin iştir.

 Paris :

Atlantik Konseyinin bu sabahki otu­rumu saat 11.50 de sona ermiştir. Müteakip oturum Öğleden sonra saat 15 te başlıyacaktır. Atlantik Konseyi sabahki oturumunda Nato çerçevesi İçinde müdafaa tertiba­tına dahil askerî komite tarafından ve­rilen raporu tasvip etmiş ve öte yan­dan askerî tehlike bahsinde sunulmuş bulunan raporu gözden geçirmiştir. Konsey, 1954 yılı askerî hazırlıklarım tesbit eden rapordan malûmat aldık­tan sonra askerî tehlikeye ait mütalâa ve tahminleri inceliyecektir. Sabahki oturumda Nato kuvvetleri başkomutanı general Gruenther söz almış ve as­kerî tehlike bahsinde düşüncelerini izah etmiştir.

 Paris :

Atlantik Konseyi öğleden sonraki top­lantısına saat 15.10 da başlamış 1-6.30 da sona erdirmiştir.

Bu celsede konsey, teşkili mutasavver Avrupa ordusunun kuvveti hakkında­ki Avrupa müdafaa camiası raporunu incelemiştir. Rapora göre, bu oPdu 50 kadar tümen, 10 zırhlı tümen, takri­ben 3.000 uçak ihtiva edecektir.

Nato teşkilâtı üyesi memleketlerin 42 Dışişleri, Müdafaa ve Maliye Vekilleri Ve Nato daimî temsilcileri yarın saat 10 da hususî bir toplantı yapacaklar­dır. Yalnız bir tek tercümanın hazır bulunacağı bu toplantıda ne konuşu­lacağı malûm değildir. Bu hususta bi­linen tek şey, toplantının Kanada he­yetinin teklifi üzerine yapılacağıdır.

Yarın Öğleden sonra ise konsey 14.30 da son genel toplantısını yapacak ve .ezcümle Fransız muhtırasını tetkikle görevli komisyonun raporunu görüşe­cektir,

 Paris :

Atlantik Konseyi tarafından yayınla­nan tebliğe göre, Atlantik teşkilâtının 1953 yılma ait müdafaa Masrafı, 54 milyarı Amerika ve Kana'da'ya ve 11.5 milyarı diğer Avrupa devletlerine ra-ci olmak üzere 65.5 milyar dolara yük­selmektedir.

Bu rakama nazaran teşkilâtın masrafı 1952   bütçesine   göre  yüzde 10 artmış bulunmaktadır. Fakat Avrupa devlet­leri o nisbette fazla faaliyet göstermiş­ler demektir.

Kuzey Amerika yardım programı vs bilhassa Nato üyesi olan diğer mem­leketlere yapılan askerî malzeme tes­limatı 1952 yılma nazaran bir misli art mıştır.

Amerika ve Kanada hükümetleri tara­fından Avrupa'ya teslim olunan askerî malzemenin kıymeti 1953 yılında geçen, seneye nazaran iki milyar dolarlık bir artış göstermektedir.

 Paris :

Atlantik konseyinin mahdut toplantı­sı du sabah mahallî saatle 11 de baş­lamıştır. Toplantıya sadece Dışişleri, Müdafaa ve Maliye Vekilleriyle 14 üye memleketin daimî temsilcileri iştirak etmiştir.

Atlantik Konseyi Başkanı Georges Bi-dault, basına verdiği beyanatta, konfe­rans için gündem hazırlanmadığını fa­kat bir gündem tesbitinin zarurî oldu­ğunu söylemiş ve «bu toplantı, evvelki günkü tavsiyem üzerine dün teklif e-dilmiştir» demiştir. Filhakika Bidault, mahdut komite halinide toplanmanın lü zumlu olduğuna işaret etmişti. Bazı ha­berlere göre grup halinde,, hatta ikişer kişilik görüşmelerde bulunulması mum kündür. Müzakere edilecek mevzular hakkında son derece ketum davraml-m ak tadır.

16 Aralık 1953

 Paris :

Nato. Konseyinin bu sabahki mahdut toplantısı hakikaten gizli cereyan et­miştir. Toplantı sonunda vekiller gö­rüşülen meseleler hakkında ancak ufak tefek malûmat vermişlerdir. Bil­hassa Berlin konferansı ve Hindicini meselesi.

Avrupa savunma camiasına gelince, George Bidault bu meseleye temas ederek, bundan evvelki toplantılarda bu hususun uzun uzun müzakere edil­diğini söylemiş ve bu meseleye tekrar temas edilip edilmiyeceğini bilmediği­ni ilâve etmiştir. Görüşmeler burada kalmıştır. Konferans sonunda verdiği demeçte, Fransa Dışişleri Vekili Bidault, çok memnun olduğunu söylemiş, diğer de­legeler de toplantıya mahdut sayıda kimseler iştirak ettiğinden, görüşmele­rin açık ve faydalı olduğunu belirt­mişlerdir.

Toplantının daha başlangıcında, Bida­ult vekillerden, son. derece ketum dav­ranmalarını rica etmiştir.

24 Aralık 1953

 İstanbul :

Paris'te yapılan Nato toplantılarına katılmak üzere 5 Aralık 1953 günü Fran­sa'ya gitmiş bulunan Orgeneral Zekâi Okan'ın başkanlığındaki askerî heye­timiz bu gece saat 22.00 de uçakla şeh­rimize gelmiştir. Orgeneral Zekâi Okan hava alanında gazetecilere: «Pa­ris ve Napoli'de her yılki mûtad Nato toplantısmm yapıldığını geçen senenin bilânçosile gelecek yılın programının, hazırlandığını» söylemiş ve demiştir ki:

«Seyahatten ve onun temin ettiği ne­ticelerden memnun olarak yurda dön­dük.»

Nato Bakanlar Konseyinin tebliği:

16 Aralık 1953

 Paris :

Kuzey Atlantik Paktı teşkilâtı Bakanlar  Konseyi toplantılarının sonun­da aşağıdaki resmî tebliğ yayınlanmıştır :

 Fransa Dışişleri Vekili George Bidâulfun başkanlığında Pariste top­lanan Kuzey Atlantik Paktı teşkilâtı Bakanlar Konseyi bugün görüşme­lerini sona erdirmiştir.

 Bakanlar Konseyi Sovyet siyaseti dahil müşterek menfaatlan ilgi­lendiren meseleleri gözden geçirmiştir. Konsey Sovyet siyasî hedeflerin­de her hangi bir değişiklik vuku bulduğuna dair her hangi bir delil gör­memiş ve Sovyet siyasetinin başlıca hedefinin Atlantik Paktını dağıtmak olmakta devam ettiğini müşahede etmiştir. Sovyet Rusya dünyada halle­dilmemiş ana meseleleri samimi bir şekilde halletmek niyetinde olduğu­nu ispat etmesi icap ettiği müddetçe, Nato    teşkilâtının gayesi dâvaları suîh yoliîe halletmek siyasetini  gütmek olacaktır. Dolayısile    Bakanlar Konseyi, Berlinde bir dörtler toplantısı yapılması  hususunda Amerika, İngiltere ve Fransa tarafından atılan adımı memnuniyetle karşılamıştır. Konsey aynı zamanda, Amerika Cumhurbaşkanı tarafından ileri sürülen ve atom enerjisinin gelişmesi ve sulh uğrunda kullanıJmasile atom silah­lanmasının kontrolü  için bütün büyük  devletlerin     birleşmesini  derpiş eden teklifi hararetle karşılamaktadır.

 Nato Bakanlar Konseyi, Natonun en başlıca    hedefinin sulh ve gü­venliğin idamesi olduğu hususundaki kanaatini bir kerre daha tevit et­miştir. Nato Bakanlar Konseyi,  heigün daha     kuvvetlendirilmesi lâzım gelen ve hergün daha fazla artmakta olan Natonun kuvvet ve vahdetinin sulhun idamesi ve tecavüzü önlemek bakımından kat'î    faktörleri teşkil ettiğini kabul etmiştir. Buna rağmen Batı dünyasını tehdit eden tehlike geçmiş olmayıp bütün üyeler daha uzun müddet bu tehlikenin  devamı karşısında hazırlıklı bulunmaları gerekmektedir.  Dolayısile Atlantik ca­miasının daha senelerce tecavüzü önlemek ve Nato bölgesinin 'tesirli bir şekilde güvenliğinin sağlanmasına yardımda en kat'î rolü oynayacak olan insan ve silâh kuvvetini idameye hazır bulunmalı ve aynı zamanda ken­di sosyal ve ekonomik bünyelerini kuvvetlendirmelidir. Nato kuvvetleri­nin evsafının inkişafı bakımından daima gayretler sarfedilmeli ve  aynı zamanda kullanılan silâhların, bir tecavüz karsısında, bütün öyelerin en kısa bir zaman içinde seferber olduğu zaman, demode olmamalarına dik­kat etmelidirler. Günden güne inkişaf etmekte olan Nato camiası çerçe­vesi dahilinde, paktın savunma kudretinin daha da inkişafını sağlamak bakımından, içinde Alman silâhlı kuvvetlerinin de dahil olacağı Avrupa savunma camiasının teşkili de esas hedeflerimizden birini teşkil etmek­tedir.

3 Aralık 1953

 Paris :

Cumhurreisliği konseyi, Reisicumhur seçiminin icrası tarzına dair tasarıyı, komünistler hariç, ittifakla kabul et­miştir.

Bu suretle ikinci meclis tarafından tadilâtsiz olarak kabul edilen tasarı "ke­sinleşmiştir.

Cumhurreisi, müzakeresiz, gizli oyla ve kat'î ekseriyetle seçilecektir.

 Paris :

Fransız Cumhurreisi Vincent Auriol, Cumhurreisliğine yeniden adaylığım koymak niyetinde olduğu yolundaki söylentileri yalanlıyarak, «Franc Tireur» gazetesine şu demeci vermiştir:

Birçok dsfalar gayet sarih beyanatta bulundum. Buna ilâve edecek bir şe­yim yoktur.»

 Paris :

Fransız hükümeti, Viyetminh liderleri­ne müracaatta bulunarak, Hindiçini'de mütareke hususunda görüşlerini res­men açıklamalarını talep etmiş ve an­cak o takdirde müzakerelere başlana­bileceğini bildirmiştir.

11 Aralık 1953

 Paris :

Federal Almanya Başvekili Adenauer, bugün Paris'te yerli ve yabancı basın mensupları huzurunda, Avrupa birliği lehinde hararetli bir konuşma yapmış ve Almanya'nın tarafsız bir hale ge­tirilmesi hakkımdaki Sovyet teklifleri­ne muarız olduğunu belirtmiştir.

Başvekil bu arada Bermuda konferan­sının ehemmiyetini de belirterek bu konferansın Avrupa'daki durumu sağ­lamlaştırmaya yardım , ettiğini söyle­miş ve şunları ilâve -etmiştir: «Berlin konferansının, bütün kalbimle temen­ni ettiğim gibi, muvaffakiyetle netice­lenmesi de, Avrupa'nın kuvvetle tak­viyesine yardım edecektir."

Başvekil, «Son on sene içinde dünya­daki kuvvetlerin yer değiştirdiğini» ha tırlattıktan sonra «Büyük devletler nü I'uz ve ehemmiyetlerinin büyük bir kıs mini kaybederken, Asya'lı büyük dev­letlerin dünya politikası bakımından birer unsur olmaya başladıklarını» be­lirtmiş ve şunları ilâve etmiştir: «Mem lekeîin zenginliği ve halkının kabiliyet ti sayesinde en ileri mevkiyi işgal et­mekte olan Birleşik Amerika, hürriye­ti kendisine şiar edinmekle, Avrupa'­nın en yüksek an'anesini kendine mal edinmiştir. Buna karşılık, dünyanın ikinci büyük devleti olan Sovyet Rus­ya, şahsiyetin imhasına varacak bir raddede, totaliter diktatörlüğü kendine gaye yapmıştır. Bu gelişme, milletler arasında tehlikeli temayüller yarat­mıştır. Bunun en barizi Birleşik Ame­rika ile Sovyet Rusya arasında müna­sebetlerin geçirdiği tehlikedir.»

Adenauer'in kanaatince Hürriyet blokunun savaş imkânı şimdiye kadar Do­ğu blokunun imkânından daha büyük olmuştur. Buna karşılık Batı Avrupa' nın Sovyet hâkimiyetine girmesi ha­linde Sovyet blokunun imkânı Batınınki seviyesine ulaşacak, hatta onu aşa­caktır. Batı Avrupa'nın Sovyetlerin nüfuzu altına girmesini önlemenin en iyi çaresi Avrupa birliğini temin yoludur.

Bunu müteakip bu birlik işinin doğur­duğu meseleye temas eden Adenauer, asıl işin, «bu birlik çerçevesi dahilinde Avrupa'nın haklan ile üye devletlerin her birinin hakları arasında tam orta­yı bulmak olduğunu belirtmiş ve şun lan ilâve etmiştir:

"O zaman ortaya şu mesele çıkacaktır: İlgili memleketler haklarının en bü­yük kısmını kendileri için muhafaza etmeli mi, yoksa bütün haklarını bı­rakarak birer peyk mertebesine rni in­meli? Kanaatimce buna ancak bir tek cevap verilebilir.»

Bunu müteakip Adenauer, mağlûp devletlerin birliğe alınmaları meselesine temas ederek şunları söylemiştir: «Mağlûp devletin de, bir birlik çerçevesinde terkedeceği hakları mevcuttur. Galip devlet sahip olduğu, daha doğrusu hâ­lâ sahip bulunduğu hakları terkedecek, mağlûp devlet ise muvakkaten alınmış olan haklarını terkedecektir.

Avrupa savunma camiası bu Avrupa birliğinin elzem bir şartıdır, çünkü ca­mianın iki veya daha fazla devleti arasında bir harbi imkânsız kılmakta­ndır. Avrupa savunma camiasının birinci gayesi budur: Avrupa devletleri arasında, bilhassa Fransa ile Almanya arasında bir harbi ebediyen imkânsız kılmak.

Birleşik Amerika'nın, Almanya'nın ta­rafsızlığını korumakla vazifeli kuvvet­leri Almanya'da bulundurmaya devam edeceğini zannetmiyorum. İngiltere'nin de böyle yapacağını tahmin etmiyo­rum. O zaman Almanya'nın kontrolü­nü Sovyet Rusya ele alacaktır. Alman­ya'nın tarafsızlığı, komünizmin zafe­rini ifade eder.»

Başvekil sözlerini bitirirken şöyle de­miştir:

«Belki Sovyetler Birliği bir gün baş­kaları tarafından tehdit edilmediğini ve gayretlerini harp hazırlığına tahsis etmenin daha akıllıca ve daha iyi bir "hareket  olacağını   anlıyacaktır.»

Başvekil bu arada, bir tecavüz korku­sundan kurtarıldığı takdirde, Sovyetler .Birliğinin barışın kurulması hususunda verimli müzakerelere girişmeye ha­zır olacağını ümit etmekte çak haklı olduğunu belirtmiştir.

Başvekil Adenauer basın toplantısında Başkan Eisenhower'in son nutkuna da temasla şöyle demiştir:

«Sovyet Rusya'nın, bilhassa kendisine tevcih edilen bu teklifleri ciddiyetle tetkik ederek, bu veya buna müşabih teklifler esası üzerine, silâhsızlanma­nın temini için bir anlaşmaya varılma­sını ancak temenni ve ümit edebiliriz. Bu tahakkuk ederse, barış teminat al­tına alınmış olacaktır.»

Başve'kil Adenauer, silâhsızlanma ve barışı temin hususunda ikinci bir ihti­malden daha bahsederek, kanaatince bütün devletler diğer bir devlette irıev cut canlıların hepsini mahvedecek mik tarda atom silâhına şahin oldukları tafe dirde harbin imkânsız kılınmış olacağı­nı beyan etmiştir. Başvekil, böyle bir durumda, devletlerin anlaşmazlıklarını mecbur olacaklarını belirtmiştir.

Nihayet Adenauer, oldukça yakın ve­ya uzak bir gelecekte böyle bir dönüm noktasına varmanın mümkün olduğu­nu hatırlattıktan sonra, o zamana ka­dar hür milletlerin Sovyet bloku ka­dar kuvvetli kalmaya devam etmeleri gerektiğini söylemiştir.

Adenauer son olarak şunları söylemiş­tir :

«Size tekrar ediyorum, Sovyet blokunun üstünlüğüne yol açabilecek her­hangi bir şey yapmamak Batı Avrupa devletlerinin mukaddes vazifesidir. Avrupa birliğini tahakkuk ettirmekle ba­rışa, bütün kalbimizle istediğimiz bir barışa hizmet etmiş oluyoruz.»

16 Aralık 1953

  Paris :

Komünistlerin parlâmento grubu, Cumhurbaşkanlığma komünist partiden aday olarak, millî meclisin en yaşlı üyesi Paris mebusu Marcel Cachin'i göstermişlerdir.

 Paris :

Avrupa  müdafaa  camiası   antlaşmasın teknik bakımdan incelenmesine devam eden millî meclis dışişleri ko­misyonu bu sabah yayınladığı bir tak­rirde şöyle demektedir:

Hiçbir müdahale, hatta Fransa'nın dost Jarından dahi gelse, Fransa'nın, milli hal için barışçı vasıtalara başvurmaya iradeyi temsil eden millî meclise ser­best olarak teklif edeceği kararlara te­sir edemez.

20 Aralık 1953

 Paris :

Bütün tahminlerin değilse de bütün ananeler hilâfına devam edeceği anla­şılan kongre'nin üçüncü toplanış gününün hâdiseleri, bu sabah Paris basırın n heyeti umumiyesi tarafından neş redilen hususî nüshalarda bir dereceye kadar acı bir lisanla tefsir edilmekte­dir.

Bu arada başyazarların ayan azasile mebusları şiddetli bir ifade ile takbih ettikleri görülmektedir. Bazıları (bu meyanda bilhassa, Le Parisien Libere) radikallere hücum etmekte ve bazısı da (bu Combat'nm ileri sürdüğü fikir­dir) bu şartlar altında parlâmento'nun yapacağı en basit hareketin istifadan ibaret olacağını ileri sürmektedir.

Bununla beraber gerek Figaro gerekse Aurore gazetesinde M. Laniel ile M. Pinay'm barışmış olmalarından mem­nuniyet izhar edilmektedir. Figaro'nun imzasız yorumcusuna göre bu hâdise cumartesi gününün, karşı karşıya ge­len partilerin seçim turlarında üst üs­te menfi neticeler alınması mes'uliyetini artık bıkmağa başlayan efkârı umumiye önünde birbirlerine atfet­mek üzere birbirini tutmayan beyan ve tebliğleri arasında bariz bir husu­siyet gösteren bir hâdisesi olmuştur.

Aurore gazetesi ise, bu komedi artık kâfi derecede devam etmiştir demek­te ve şöyle devam etmektedir.

«Bu artık tatsız bir sahnedir. Yaban­cılar buna bir az acımakla beraber gü­lüyorlar. Fransızların da artık bıktıkları ve hiddetlendiklerini gösteren bazı amareler görünmeğe başlamıştır.

Çünkü  Fransızlar,   Cumhuriyet'e ciddî bir nazarla bakarlar ve  Versailles olup bitenleri git gide hoş karşılama­maktadırlar.»

Aurore  gazetesinin baş muharriri ya­zısına şöyle devam etmektedir:

^Kongre âzası baylar şimdiye kadar ancak şunu isbata muktedir oldular. Reisicumhur olarak ne bir eski ne bir yeni, ne bir M.P.R. ci, ne bir Degaulle'cu, ne bir Radikal, ne bir mutedil, ne bir Sosyalist, ne bir Solcu, ne bir Sağcı, ne bîr Merkezci, ne bir Avrupa ordusu lehdari ve ne de aleyhtarı, ne uzun, ne kısa boylu, ne şişman, ne zaif istiyorlar.»

Ve muharrir yazısını şöyle bitirmek­tedir.» Bu baylar, bazı inatlar yüzün­den seçimlerin böyle bloke edilmesinden muftehir, hem de pek muftehir ol­masalar gerektir.»

Le Parisien Libere'ye göre radikallerin şefleri, M. Laniel'in seçilmesini her nebahasına olursa olsun önlemek istiyor­lar. 5, 6, tur. Seçimler hakikaten en­dişe verici bir hal alıyor.

22 Aralık 1953

 Paris :

Hava meydanları personelinin giriştiği grev bütün Fransa'da devam etmekte­dir. İlgili çevrelerde bugün uçak sey­rüseferinin tamamen duracağı tahmin edilmekte ve Lyonbron hattında tica­ret ve posta seferlerinin hiç yapılama­makta olduğu bildirilmektedir.

P.T.T. dairelerinde durum hâlâ meş­kûk bulunmaktadır. Dün akşamdan he­ri birçok şubelerde ciddî karışıklıklar müşahede olunmuştur.

23 Aralık 1953

 Vsrsailles :

Henüz teyid edilmeyen bir habere gö­re muhafazakâr zümrenin destekledi­ği Rene Coty, Fransa Cumhurreisliğine seçilmiştir. Gayri resmî bir tasnife gö­re, Rene Coty 13 üncü turda 477, Sos­yalist aday Naegelen 328 rey almışlar­dır.

Fakat, seçim gizli yapılmış olduğundan kimlerin lehte ov vermiş oldukları ma­lûm değildir.

31 Aralık 1953

 Paris :

Eski Fransız Reisicumhuru Vincent Auriol, dünya liderlerini karşılıklı iti­matsızlığı bertaraf etmeye ve atom tehdidi altında huzursuzluk hisseden mil­yonlarca insanı sulhe kavuşturmaya, teşvik etmiştir.

Auriol, dün gece Fransız milletine hi­taben yayınladığı yeni yıl mesajında. 1954 ün Hindiçiniye sulh getirmesini temenni etmiştir.

Auriol mesajında kısaca şunları söylemiştir :

Üç sene önce Birleşmiş Milletler teşki­lâtı önünde belirttiğim dileklerin yeri­ne geleceğini, milletlerin mukadderat­larını ellerinde tutan devlet adamları­nın karşılıklı itham ve isnadlan unu­tacaklarını, silâhlanma yarışını refa­ha götürecek vasıtalarla değiştirecek­lerini, ümid ederim.

Amerikan ajanslarının bildirdiklerine göre, Hoover plânı aşağıdaki maddeleri ihtiva etmektedir :

 İran petrol istihsaline,    bilhassa Amerika'lı   teknisiyenlerin   yardımiyle en  kısa   zamanda   tekrar başlanacak­tır,

 İran petrolünü dünya piyasaları­na dağıtmak için Milletlerarası bir konsorsiyom   kurulacaktır.   (Bu   konsorsiyom münhasıran İngiliz ve Amerika'lardan müteşekkil olmıyacaktır),

 Petrolden edinilecek kâr konsorsiyom ile İran hükümeti  arasında yarı yarıya paylaşılacaktır.

 Konsorsiyom Anglo İran kam­panyasına tazminat olmak üzere bir miktar para ayıracaktır,

 Anglo-İranien kumpanyası, tazmi­nat  olarak aldığı bu parayı konsorsiyom'a sermaye olarak yatıracaktır. İngiliz mahfillerinde beyan edildiğine göre, böyle 'bir plânın İngiltere ve İran hükümetleri tarafından kabul edilme­sinin şüpheli olduğu ileri sürülmekte­dir.

6 Aralık 1953

  Londra :

Dün İrlandanm Belfast şehrinde hava­cılık sahasında bir ihtilâl yapan bir tepkili uçak ilk tecrübesini alenî olarak muvaffakiyetle neticelendirmiştir.

Filhakika bu tepkili uçağın kanat uç­ları döner kanat tipindedir.

Everest kahramanı Sherba'nın adı ve­rilen uçak «Short Brothers And Harlands» laboratuvarlarında imal edilmiştir.

Bu yeni tertibat uçağın kuyruğunda ve kanadında mevcut eski kapakların ye­rine kaim olmaktadır.

Bu uçaklar tekâmül ettirildikten son­ra şimdilik muhal addedilen kuyruk­suz uçak yapılabilecektir.


 

 Londra :

İngiltere ile İran arasında siyasî müna­sebetlerin yeniden başlaması üzerine iki hükümetin müştereken yayınladık­ları tebliğde şöyle denilmektedir:

İngiliz Kraliyet hükümeti ve İran hü­kümeti aralarında diplomatik münase­betlerin yeniden bağlıyacağını ve çok yakında karşılıklı büyük elçilerin teati olunacağını ilân etmişlerdir.

8 Aralık 1953

 Londra :

İngiliz Dışişlerinde Devlet Vekili M. Slewyn Lloyd dün Avam Kamarasında yaptığı beyanatta ezcümle şunları söy­lemiştir:

Sudan'daki son seçimlerden sonra İn-giiterenin Sudana karşı siyaseti, en ça­buk ve mümkün mertebe en intizamlı bir şekilde yeni meşruti hükümlerin tatbik mevkiine konulmasına ve millet lerin kendi kendilerini idaresi merha­lesi olan müstakbel merhalesinde terak kişi için Sudan milletine yardım etmeğe müteveccih olacaktır.

Avam Kamarasının Sudan milletine karşı iyi temennilerine tercüman olan Selwyn Lloyd sözlerine şunu eklemiş Şimdiden itibaren Sudan iyi idaresinin temini mesuliyeti bilhassa kendi parlâmentosuna   ve hükümetine terettüp etmektedir. Bununla beraber İngiliz devlet vekili­ne göre, Sudanın mukadderatını doğrudan doğruya veya dolayısiyle kontrol etmek arzusunu muhtelif rejimleri sı­rasında devamlı bir surette göstermiş olan Mısırın bu defa da yeni ve devam­lı bir tazyikine intizar etmek lâzum-dır.

Londra :

Dün Bingazi'de teati edilen İngiliz -Libya dostluk ve ittifak antlaşmasının tasdikli nüshalarından başka geçen temmuzun 29 unda İngiliz ve Libya temsilcileri tarafından imzalanan aske­rî anlaşma ile yardım anlaşmasının tas dikli nüshaları da teati edilmiştir.

İngiliz Dışişleri Vekâletinin bu hususta neşrettiği bir tebliğde şöyle denilmek­tedir: «Bu antlaşma ve anlaşmalar, iki memleket arasında esasen mevcut olan dostluğun bir zamanıdır.»

12 Aralık 1953

 Londra :

Muhafazakâr mebuslardan Martin Lindsay, dün gece Wolverhampton'da yap tığı bir konuşmada Süveyş kanalı böl­gesinde İngiliz kuvvetlerinin bulundu­rulmasının ancak prestij meselesi ve general Necibin gelecekte Sudan'da girişeceği faaliyetin doğurduğu endişe­den ileri geldiğini söylemiş ve şunları ilâve etmiştir: «Orada kalmaya devam etmekten ziyade kalmamayı gerekti­ren sebepler daha çok. Bu sebepler şun lardır:

Bu bölgenin hâlâ stratejik bir kıy­meti haiz olduğu şüphelidir.

Bölgenin işler durumda bulundurul­ması için 18.000 yerli işçi kullanılması gerekmektedir.   Halbuki,   mevcut   ger­ginlik yüzünden yeter derecede mahal­lî işçi temin edilememekte ve işler oluruna bırakılmaktadır.

İngiltere'nin Süveyş'teki mevcudiye­ti her sene kendisine 50 milyon sterlin'e mal olmaktadır.

Mısır'da bulundurulan ordudaki 70.000. kişinin hareketsiz  kalması, İngiliz ordusunun kudretini haleldar etmekte ve birçok subay ve assubaym şevkini kırmaktadır. Hiç şüphesiz bu sebepler tahliyeyi lü­zumlu kılmaktadır. Mısır ile prestiji­mize bir zarar gelmeksizin burayı tah­liyeyi mümkün kılacak bir anlaşma, akdine muvaffak olacağımızı ümit ederim.

15 Aralık 1953

 Londra :

36 muhafazakâr mebus bu akşam Avam Kamarası başkanlık divanına, İn­giliz - Mısır antlaşmasının yeniden göz den geçirilmesi maksadı ile girişilen müzakerelerin derhal kesilmesini, ya­pılmış olan tekliflerin geri alınmasını ve Süveyş kanalı üssünün müdafaası­nı sağlıyacak miktarda askerî kuvvetin yine bu üste muhafazasını taleb eden. bir takrir vermişlerdir.

17 Aralık 1953

 Londra:

Avam Kamarası, hükümetin Afrikada-ki müstemleke siyasetini takbih eden. İşçi Partisi takririni 273 reye karşı 301 reyle reddetmiştir.

19 Aralık 1953

 Londra :

İngiliz Maliye Vekili M. Bulter, Essex eyaletinde Dunmow çiftçilerinin sene­lik bir ziyafetinde, İngilterenin dolar bölgesine karşı durumunu yorumlarken şunları söylemiştir:

İngilterede istihsalât şimdiye kadar eri şilemeyen bir seviyeyi bulmuştur. Do­lar mevcudumuz artmıştır. Bunun da­ha fazlalaşmasını istiyoruz. Dolar mev­cudumuzun artmasına sebep Birleşik Amerikadan yaptığımız bazı mubayaa­ların sterlinle ödenmiş olmasıdır.

Bu misyoner 1950 yılında tibette tevkif edilmiş ve birkaç gün evveline kadar Cinde hapsedilmiştir.

24 Aralık 1953

 Londra:

Beria'nm idam edildiği haberi bu sa­bah Londra gazetelerinde büyük man­şetlerle ilân edilmiştir.

Esasen Sovyet Rusya'nın gizli polisi­nin eski şefi Beria'nm 1 aralık 1934 ta­rihli kanun gereğince muhakeme edil­diği kimsenin meçhulü değildi. Bu iti­barla gazeteler verdikleri başlıklara pek mühim yorumlar ilâve etmiş de­ğildirler.

Bu münasebetle muhafazakâr Daily Telegraph gazetesi şunları yazmakta­dır:

Beria'nın ve onunla beraber mahkûm edilenlerin hakikaten itirafta bulunup bulunmadıklarını ve kendilerini müda­faa imkânına sahip olup olmadıklarını "belki de hiç kimse hiçbir zaman bilemiyecektir.»

Diğer taraftan Times gazetesi şöyle de­mektedir:

Beria'nm idamiyle, Stalin'in ölümün­den hemen sonra başlıyan iktidar mü­cadelesinin ilk safhası sona ermiştir.

Gazete yazısına şöyle devam etmekte­dir :

Hakikat şudur ki. Beria, Stalin'in ölü­münden sonra açılması muhakkak olan iktidar   mücadelesinde      kayb etmiştir.

Hatta bu mücadelede gizli polisin eski şefi, büyük nüfuzundan dahi istifade edememiştir. Çünkü karşı taraf ordu­nun müzaheretini sağlamış bulunuyor­du. »

Nevs Chronicle ise Beria'nm idamını şöyle yorumlamaktadır:

«Bu hâdise, Sovyet Rusya'nın asla de­ğişmemiş olduğunu göstermeye kâfi­dir. Hatta bir bakıma değişiklik oldu­ğunu ve fakat bu değişikliğin daha kö­tüye doğru gittiğini de ifade edebilir.»

25 Aralık 1953

 Auckland :

Kraliçe ikinci Elizabeth an'anevi Noel nutkunu dün akşam Auckland hükü­met sarayından vermiş ve Kraliçenin sözleri radyo ile bütün İngiliz millet­ler camiasına yayınlanmıştır.

Kraliçe şimdiye kadar ziyaret ettiği memleketlere, kendisine karşı gösteri­len sıcak hüsnü kabul için teşekkür et­tikten sonra sözlerine ezcümle şöyle de­vam etmiştir :

Benim için hakikaten Önemli olan bu seyahate. İngiliz milletler topluluğuna ve imparatorluğa mensup memleketle­ri ve halkım mümkün olduğu kadar yakından görerek muvaffakiyetleri ve uğradıkları güçlükler, ümitleri ve en­dişeleri hakkında bizzat malûmat edin­mek üzere çıkmış bulunuyorum. Bu arada krallığın sadece birliğimizin mü­cerret bir remzi olmayıp sizlerle şah­sım arasında hakikî ve canlı bir bağ olduğunu ispat etmeği arzu ettim. Ta­rihî ülkemin bir parçasını teşkil etti­ği ve reisleri olmakla iftihar duydu­ğum bu muazzam milletler topluluğu, tabii kaynakları ile olduğu kadar hal­kının cesareti ve teşebbüs kudretine malik bulunuşu itibariyle de çok zen­gindir.»

Kraliçe bugünkü İngiliz milletler top­luluğunun «hiçbir suretle eski impara­torluklara benzemediğini" ifade ettik­ten sonra sözlerine şöyle devam etmiş­tir :

Milletler ve ırklar arasında eşitliğe dayanan bu yeni birlik anlayışına bü­tün ömrümce candan bağlı kalacağım. Bu Noel gününde bu hususta konuşma­yı bilhassa istedim. Çünkü her beşerî müessesede rastlanan mevcut eksiklik­lere rağmen muhtelif ırk, renk ve di­ne sahip milletleri sinesinde birleşti­ren topluluğumuz muntazam adımlar­la daha büyük bir ahenge doğru iler­lemektedir. Esasen son yarım asır zar­fında bu topluluk tarihin en müessir ve müterakki halk topluluğu olduğu­nu ispat etmiş ve kendisinde mevcut kardeşlik ideali bütün dünyaya yayıl­maktadır. Milletler camiamızdaki bü­tün fertlerden bu ümide bağlanmalarını ve bu gaye için Noelde dua etmele­rini tavsiye ederim.»

Kraliçe hitabesini Tangiwai demiryolu kazası kurbanları için taziye sözleriy­le bitirmiştir.

Kati olarak bir şey bilinmemekle be­raber Rusyanm geniş altın stokuna ma­lik olduğu, altın stoku bakımından Rus­ya'nın Amerikadan sonra ikinci geldi­ği tahmin edilmektedir.


 


 

27 Aralık 1953

 Londra:

Moskova radyosunun dün gece bildir­diğine göre Sovyet - Afgan ticaret an­laşması dün Kabil'de imzalanmıştır.

Anlaşma mucibince Sovyetler birliği. Afganistan'a maden, şeker istihsali için lüzumlu kimyevî maddeler, pamuk, motorlu vasıtalar satacak ve mukabi­linde işlenmemiş pamuk, kuru yemiş ve yağlı tohumlar alacaktır.

28 Aralık 1953

 Kahire :

İşçi Partisi sol cenah lideri Aneurin Bevan bu sabah ihtilâl konseyinde yar­bay Gamal Abdülnasir, binbaşı Salah Salim ve Dışişleri Vekili Mahmut Fev­zi ile Süveyş kanalı anlaşmazlığı mese­lesi hususunda görüşmüştür. Bevan, bundan sonra Kahiredeki İngiliz büyük elçiliğine giderek Sir Ralph Stevenson ile görüşmüştür.

29 Aralık 1953

 Londra:

İnanılır kaynakların bugün bildirdiği­ne göre takriben 4.200.000 dolar kıy­metinde iki ton kadar tahmin edilen Rus altını İngiltere'ye getirilmiştir. On beş gün içinde ikinci defadır ki İngiltereye Rus altını getirilmektedir. Ge­çen hafta gelen Rus altınının tutarı 60 ile 70 milyar dolar arasında idi. Aynı kaynakların bildirdiklerine göre ikinci uçak dün gece gelmiştir. Sovyet altı­nının devamlı surette İngiltere'ye ak­ması mütehassıslar ve siyasî şahsiyet­ler arasında hayretle karşılanmakta­dır.

30 Aralık 1953

 Londra :

İngiliş Dışişleri Vekâletinin sözcüsü.. İngilizlerle evli olan fakat kocalarının yanlarına gitmelerine müsaade edilmiyen Rus kadınlarının adlarım bugün açıklamıştır. Sözcü, Sir William Hay-ter'in altı kasım günü Molotof ile yap­tığı görüşmenin .şu dört kadınla ilgili olduğunu belirtmiştir:

 Lola   Burk :   Bu  kadın  Londralı bir  banka   memuruyla   evlidir  ve   20 temmuz 1950 günü ortadan kaybolmuş­tur.

 Rosa Henderson : Dışişleri Vekâ­letinin eski memurlarından olan ve hâ­len Kanada'da  bulunan  Patrick Hen­derson ile evlidir. Bayan Henderson 20 Ocak  1951   günü  kaybolmuştur. (Rus­ya'dan iade edilen eski Alman harp esirlerinden biri bu iki kadını Siberya' daki mecburî çalışma kamplarından bi­rinde gördüğünü haber vermiştir.)

 Nadia Bolton : 12 Şubat 1950 gü­nü kaybolmuştur ve hâlen bir çalışma kampında   bulunduğu   zannedilmekte­dir.

 Zinaida    Ricketts : 11 Ekim 1951 günü   Moskova'da   «Bolşoi»   tiyatrosu­ nun önünden kaçırılmıştır.

Sözcü, Sir William Hayter'in teşebbü­sünün gayesinin üç kadının tahliyesi­ni sağlamak ve dördüne çıkış vizesi verilmesini temin etmek olduğunu bil­dirmiştir.

Bundan başka Moskova'da İngiliz Bü­yükelçiliği, bir çok seneden beri Rus­ya'da oturmakta olan ve komünistliği kabul ederek Sovyet radyosunda vazi­felendirilmiş bulunan İngiliz tabiye-tindeki bayan Evie Manning'i de araş­tırmaktadır. Filhakika Büyükelçilik bu kadına, annesinden Yorkshire'de bir emlâkin miras kaldığını bildirmek is­temektedir.

Eisenhonver'hı atom plâm hakkında Churchill'in demeci:

17 Aralık 1953

 Londra :

İngiltere Başvekili Churchill bugün Avam Kamarasında verdiği bir de­meçte, atom hakkında Amerika Cumhurreisi Eisenhower'in ileri sürmüş olduğu plânın, istikbalimiz bakımından bir dönüm noktası olabileceğini söylemiş ve Sovyet Rusyayı bu kadar aydınlık bir yola giden ışık huzme­sine doğru yönelmeğe davet etmiştir.

79 yaşındaki Başvekil, tıklım tıklım dolu bulunan Avam Kamarasında, Bermuda'da yapılan son toplantılar hakkında malûmat vermiş ve ezcüm­le demiştir ki :

«Ben Bermuda konferansını, harbin nihayetindenberi dünya siyasî tari­hinin en büyük hâdisesi olarak telâkki etmekteyim.

Birkaç hafta evvel, Avam Kamarasında, günden güne artan tahripkâr kuvvetlerin insanların ellerine düştüğünden bahsetmiş, ve ayni zaman­da ilim sahasında elde edilecek istifadelerin de hudutsuz olduğunu belirt­miştim.

Eisenhower'in plânı üzerine düşünürken, bnurs istikbalimiz için bir dö­nüm noktası teşkil edebileceğini düşünmekten kendimi alamadım.

Sovyet Rusyamn bizleri aydınlığa götürecek bu ışık huzmesini inkâr etmiyeceğini ümit ederim.

Bu demece ilham veren iyi niyet ve alicenap hislerin bizi doğru yola gö­türeceğine itimad ediyorum.»

Alkışlar arasında sözüne devam eden Churchill, İngilterenin dış siyase­tini aşağıdaki noktalarda temerküz ettirmiştir.

 Bütün Avrüpanm ve Fransanın selâmeti bakımından, Avrupa ordu­su plânının tasdik edilmesi hayatî bir ehemmiyeti haizdir ve bütün Avrupanın Amerikaya dayanmakta olduğu da inkâr edilmez bir hakikattir.

 Başkan Eisenhower ve Başvekil Laniel'e Bermudada, Rusyamn da tecavüze karşı garanti istemesinin hakkı olduğunu ve bu garantinin bu­radan verilmesini ümit ettiğini söyledim.

 Toplantı sırasında, komünist Cinle ticaret ve komünist Çinin Birleş­miş Milletlere kabulü gibi meselelerin halledileceğini ümit ettiğimi bil­dirdim.

 Amerikalılar bazı hedefler üzerinde atom bombasının tesirleri hak­kında malûmat mübadelesini kabul ettiler ve Amerikan kanunlarını ihlâl setmeden bu mübadeleyi daha da şümullendirebileceğimizi tahmin ettiğimi ileri sürdüm.

 İngiltere, en aşağı Amerika kadar atom sahasında malûmat elde etmiş bulunuyor. Belki de Rusya her ikimiz kadar da malûmata sahip bulunmaktadır.

 Atom meselelerinde Churchill'e müşavirlik etmekte olan Lord Cherwell ve Amerikan atom enerjisi komisyonu başkanı Lewis Strauss, İn­giliz - Amerikan atom işbirliği hakkında bir rapor hazırlayacaklardır.

 İngiliz hükümeti, Süveyş hakkında Mısırla müzakerelere devam et-înek niyetindedir. Onun için Ortadoğu ve Kuzey Afrikadaki kuvvetlerini yeniden teşkilâtlandıracaktır.

Churchill, sözlerine devamla, basında bu hususta muhtelif yorumların çıktığını söylemiş ve demiştir ki :

«Atom enerjisi meselesinde, benim Başkan Eisenhower'e, Birleşmiş Mil­letler huzurunda verdiği demeci önlemeye çalıştığım bildirildi. Başka kimseler de, bu demecin hazırlanmasında benim büyük bir rolüm olduğunu iddia ettiler.

Avam Kamarasını temin ederim ki, hayatımda hiç bir zaman Başkan Ei-senhower için bir demeç yazdığımı iddia edebilecek durumda değilim. Benim hasımdaki dâvalar bana kâfi gelmektedir.

Bermudaya, kendisiyle 11 senelik eski ve samimî bir dostluğum bulunan Başkan Eisenhowerle samimi ve gizli görüşmelerde bulunmak arzusu ile gittim.

Müteakiben İşçi Partisinin sol cenah lideri Aneurin Bevan ve Amerikalı -senatör Macarthy'ye şiddetle çatan Churchill demiştir ki :

«Bermudaya, Amerika ile İngiltere arasında devamlı ve samimi bir iş­birliğini daha sıklaştırmak emeliyte gittim.

Bu dostluk «Bevan ve Macarthy» usulü ile vasıflandırılacak olursa çok yazık olacaktır.

Bermuda gibi bir çok toplantılar vuku bulsaydi, dünya harbi önlenebilir­di. Ayni şeyi önümüzdeki Berlin konferansı için de söyleyebileceğimi li­mit ediyorum.

İkinci Hünya harbi başka bir mahiyet taşıyordu. Çünkü Hitler, vahşi bir manyaktı. Fakat yine de daha bir çok milletlerarası konferansların vuku bulması icap ederdi.»

Kusyaya garanti verilmesi meselesi üzerinde Churchill şöyle demiştir :

•Bermuda konferansını fırsat bularak, bu kamarada 11 mayıs tarihinde ifade ettiğim gibi, Sovyet Rusyanm Hitler çilerin elinde geçirdiği tecrübe­lerden sonra bazı garantilere ihtiyacı olduğunu söyledim.

Kanaatimce, Rusyanm kuvvetinin muazzam olmasına rağmen bu naza­riyenin doğruluğu hususunda meslektaşlarımı ikna edebildim.

Kanaatimce, Bermuda konferansının neticesi olarak, sadece kuvvetin ha­licinde olmak üzere, Sovyet Rusya'ya bir nev'î garanti vermek için bazı plânlar meydana gelecektir. Bütün dünyanın buna ihtiyacı vardır.» Atom sırrı mübadelesi hususunda ChuTchill demiştir ki ;

«Lord Cherwell, muhtelif hedefler üzerinde atom bombasının tesirleri' hakkında malûmat mübadelesine Amerikalılar razı oldukları zaman, kat'î neticeler elde etmiştir. Bizim 3 atom infilâkına mukabil onların 43 dene­me yapmış oldukları dikkat nazarına alınacak olursa, onların tecrübele­rinin bizden fazla olduğu meydana çıkar. Diğer mühim bir mesele de, entelijans bakımından ne gibi malûmatların mübadele edileceği hususları oldu. Amerikan kanunlarını ihlâl etmeden bu hususta daha şümullü şe­kilde malûmat mübadele edebileceğimizi ümit etmekteyiz.»

Churchill Uzakdoğu meselelerine de temas etmiş ve demiştir ki :

«Komünist Cinle ticaret, komünist Çin hükümetinin tanınması ve Çin heyetinin Birleşmiş Milletlere dahil edilmesi, Kore dâvası ve hatta Syngman Rhee ve mareşal ÇanKayŞek gibi şahsiyetlerin durumu ile ilgili meseleler üzerinde durduk. Muhakkak ki, bu meselelerde daha samimi bir işbirliğinin yapılması hepimizin menfaati icabıdır ve tahmin ederim ki, Bermuda konferansında bu samimi işbirliğinin temellerini kurduk.»

Churchill'den sonra söz alan İşçi Partisi lideri Clement Attlee de Eisenwer'in atom enerjisi hakkındaki demecini memnuniyetle karşıladığını bildirmiş ve Uzakdoğu meselelerinde bugüne kadar Amerikan siyasetini tenkit etmiş olmasına rağmen, Koredeki müzakereler esnasında, Ameri­kan temsilcisi Arthur Dean'm hareket tarzını tamamiyle tasvip ettiğini ilâve eylemiştir.

1 Aralık 1953

 Madrid :

İspanya parlamentosu bugü noy birli­ğiyle İspanya ile Amerika arasında im­zalanan askerî ve ekonomik yardım an laşmasım tasdik etmiştir.

Müzakereler esnasında söz alan İspan­ya Dışişleri Vekili Artaio, bu anlaşma­nın hiç bir şekilde İspanyanın muhtari­yetine bir müdahele teşkil etmediğini söylemiştir.

Artajo aynı zamanda ikinci dünya har­binden sonra 1946 senesi mart ayında 3 Batı devleti tarafından İspanyaya kar­şı girişilen ablukayı hatırlatmış ve de­miştir ki :

O zaman Amerika, İngiltere ve Fran­sa tarafından İspanya hükümetinin it­ham edilmesi tamamen haksızdı. Bu itham Amerikadan ziyade Fransa ve İngiltere'nin israriyle yapılmıştı.»

4 Aralık 1953

 Manila :

Bugün burada    Dışişleri    Vekâletinde yapılan   15  dakikalık bir     merasimde, Filipinler Dışişleri Vekâletini tedvir eden Felino Heri ile İspanya Büyükel­çisi Antonio Gullon, Filipinler ile İs­panya arasında Madridde 6 kasımda 1951 de imzalanmış olan hava anlaş­ması ve posta ittihadının tasdikli nüs­halarını teati etmişlerdir.

22 Aralık 1953

  Washington :

Temsilciler Meclisi tahsisat komisyo­nunun dün bildirdiğine göre, İspanya' da Amerikan askerî üslerinin kurulması 1954 mayısından evvel baglamıya-caktir. Komisyon, bu haberi, bu husus­taki tasarıyla görevli Bahriye ve Har­biye Vekâleti memurlarının raporla­rına istinaden vermiştir.

Bu memurların verdikleri haberlere göre, İspanya'da üs kurulması progra­mının ilk kısmının hazırlanması en az iki sene sürer. İki veya üç sene için­de masraflar 150 milyon dolara yükse­lecektir.

İspanya makamlariyle varılan bir an­laşma gereğince, Amerikan üslerinin kurulmasında kullanılacak işçilerin yüzde 85 veya 90 ı İspanyol olacaktır.

1 Aralık 1953

 Roma :

Bu akşam Ohigi sarayından yayınla­nan bir tebliğde, İtalyan hükümetinin Yugoslavya'yı bir ekonomik baskıda bulundurmadığı ve Yugoslav idareci­lerinin bu hususta ileri sürdükleri mü­teaddit iddiaların vakıalara istinaden yalanlanmakta olunduğu bildirilmek­tedir.

Tebliğ, âcil askerî ihtiyaçlarda kullanı­lacak maddelerin Yugoslavya'ya gir­mesine mani oldunduğu iddia edilen kasım ayı içinde yalnız İtalyadan Yu­goslavya'ya bir milyar 244 milyon 653 bin liretlik eşya ihraç olunduğunu bil­dirmekte hatta bu münasebetle Yu­goslavya'nın İtalya'ya 4 milyar 100 milyon liret borçlanmış olduğunu hatırlatmaktadır.

Pella iki memleket arasındaki hudut­larda durum tabii lıale avdet eder et­mez İtalya'nın tekrar stratejik malzeme şevkine amade olduğunu Yugoslav elçisine bildirmiştir.

Bu yeni anlaşma yedi yıllık Trieste ih­tilâfının yalnız muslihane yoldan değil, çabucak da hollolunacağı ümidini ye­niden alevlendirmiştir.

Birleşik Amerika İngiltere ve Fransa, bu şiddetli ihtilâfı halle bir çare bul­mak için İtalya ile Yugoslavya'yı bir toplantı masası etrafında karşı karşı­ya getirmeği ummaktadırlar. Bu dev­letler, bu toprağın bölünmesini, bir kıs­mını İtalya'ya bir kısmını da Yugoslavya'ya verilmesini tavsiye .etmekte­dirler,

İtalya Dışişleri Vekâleti askerlerin ge­ri çekilmesi ve tahliye tarihi hakkında etraflı malûmat vermemiştir.


 


 

5 Aralık 1953

 Paris :

İtalya Dışişleri Vekâletinden bugün, bildirildiğine göre, İtalya ile Yugos­lavya ihtilaflı Trieste hudutlanndaki askerlerini geri çekmeğe bu gün mu­vafakat etmişlerdir.

Bu anlaşmaya, bu sabah İtalya Başve­kili Gusippe Pella ile Yugoslavya'nın İtalya elçisi Paulo Gregoviç arasında yapılan toplantıda varıldığı bildirilmektedir.

Dışişleri Vekâletinden yayınlanan teb­liğde, iki hükümetin, askerleri derhal ve aynı zamanda geri çekmek işine baş iamakta mutabık oldukları bildirilmek te ve şunlar ilâve edilmektedir:

8 Aralık 1953

 Roma :

Papa Onikinci Pius, bugün bütün Hris-tiyanları kiliseyi imhaya uğraşanlara karşı, gerekirse ölünceye kadar savaş­maya davet ile, bu gece katolik kilise­sinin küçük mukaddes yılını açmıştır.

Vaticandakı hususi kütüphanesinden, irad ettiği ve bütün dünya ile demirper de gerilerine radyo ile yayınlanan hi­tabesinde papa şöyle demiştir:

Düşman, kilise kapılarını zorlamakta. ve bütün ruhları tehdit etmektedir. Bu mücadele her gün nisbet ve şiddeti ar­tan bir mücadele olmaktadır. Binaena­leyh bütün hıristiyanlarm bilhassa katoliklerin ayağa davranmaları ve ana kiliseleri uğrunda, gerekirse ölünceye kadar, mezun oldukları silâhlarla sa­vaşmaları lâzımdır.

Papa 4 bin kelimelik hitabesinde ko­münizmden, isim vererek bahsetme­miş olmakla beraber «düşman» dan maksadının bu olduğu açıkça anlaşıl­makladır.

10 Aralık 1953

 Roma :

İtalyan senatosunda, Ankara'da yaptı­ğı görüşmelerden bahseden Başvekil Guiseppe Pella bilhassa şunları söyle­miştir:

Ankara'da gördüğüm hüsnükabulün ha raretinden başka, bizleri doğrudan doğ­ruya ilgilendiren başlıca meseleler Üze­rindeki görüşmelerimize hâkim olan şümul ve samimiyetten de bahsetmek benim için bir haz vesilesidir. Bu gö­rüşmelerimiz Türkiye ile aramızda ge­rek Atlanti'k çerçevesi içindeki işbirli­ğine, gerekse Güney-Doğu Avrupa ve Akdeniz havzası meselelerine taallûk etmiştir. 1953 şubatından beri İtalya, Balkan Paktı muvacehesinde müsbet bir tavır takınmış bulunmaktadır, zira İtalya, bu bölge anlaşmasını Türkiye ve Yunanistan gibi iki dost ve mütte­fik memleketin müdafaalarını takviye eden faydalı bir unsur saymıştır. Şu ka dar ki, eğer bir bölge plânından, An­kara anlaşmalarında çizildiği gibi, bi­zi Atlantik ittifakında birleştiren savunma sistemi ile temamiy.et plânına geçilecek ise, o takdirde İtalya ile Yu­goslavya arasındaki münasebetlerin normale ircaı meselesi bütün ehemmi­yetini kesbeder.

15 Aralık 1953

 Taranto :

Güney İtalya'nın bu liman şehrinin do­laylarında çalışmakta olan kaldırımcı­lar bir Yunan mezarlığını meydana çı­karmışlardır.

Mezarlığın milâd öncesi yedinci asra ait olduğu anlaşılmıştır.   Mütehassıslar her biri tek bir mermer kapakla örtü­lü mezarların civarında bulunan tari­hi eşyayı telhis ve tasnife başlamışlardır.

17 Aralık 1953

 Milano :

İtalyan ilmî araştırmalar merkezi baş­kanı profesör Bella bugün beyanatta bulunarak atom fiziği araştırmaları için Milano'da 1.300 metre karelik bir la­boratuara sahip olan merkezin yakın­da «İzotop» imaline başlıyabileceğini ve bu sahada artık yabancı memleket­lerin yardımına lüzum kalmıyacağını bildirmiştir. Merkezde tabiî uranyum ve «ağır su» kullanan bir atom reaktö­rünün inşası için yapılan çalışmalar bitmiştir.

21 Aralık 1953

 Gerizia (İtalya) :

Noel mevsiminin yumuşak havası bugün Yugoslav - İtalya hudud bölgesin­de de kendini göstermiş ve Trieste bun ram başladığındanberi karşılıklı diki­len silâhların bakiyesi de dün gece ya­rısından az evvel hudud bölgesinden çekilmiştir.

24 Aralık 1953

 Roma :

Devlet memurlariyle müstahdemlerinin grev hakkını da nizama bağlıyan bir kanun tasarısı bugün vekiller heyetin­ce tasvip edilmiştir. Vekiller heyeti ta­rafından bu hususta yayınlanan teb­liğde şöyle denilmektedir: "Amme hiz­metleri ifa edenlerin grevleri için, bu hizmetlerin temadisini temin maksadiyle, hususî nizamlar vazedilmiştir.»

Hususî teşebbüs sahasında ise kanun tasarısı «müşterek ihtilâfların halli için bir uzlaştırma usulü koymaktadır. Mecburî olan bu ulaştırma için çalış­ma vekilinin yapacağı davete uymıyacak olanlara cezaî müeyyideler tatbik edilecektir.

2 Aralık 1953

 Moskova :

Sovyet yüksek şûrası resmî organı olan Vedomosti bugünkü sayısında Sovyet hükümetinin, Sovyet tebasınm yaban­cılarla evlenmesini men eden 15 Şubat 1947 tarihli kanunun ilga edildiğine dair 26 Kasım 1953 tarihli kararname­sini neşretmiştir. Hükümetin bu yeni kararı üzerine Rus tabiiyetinde bulu­nan kimselerin yabancılarla evlenmesi­ne müsaade eden 19 Ağustos 1938 ta­rihli kanun yeniden mer'iyete girmiş bulunmaktadır.

5 Aralık 1953

 Moskova :

Yetkili kaynakların bugün bildirdikle­rine göre Berlin'de dörtlü toplantı ya­pılması hususunda Sovyet Rusya tara­fından yapılan teklifi üç Batılı devlet bugün cevablandırmışlardır.

Buradaki üç batılı büyükelçilik, Berlin konferansını kabul eden cevabı nota­ları kurye ile Sovyet Rusya Dışişleri Vekâletine tevdi etmişlerdir.

9 Aralık 1953

 Moskova :

Bugün buraya gelen ermenice gazetele­rin verdikleri haberlere göre, Sovyet Ermeni Cumhuriyeti, komünist partisi kâtiplerinden üç kişi azledilmiştir.

Ermenistan başşehri Erivanda toplanan parti kongresini müteakip bu azilkr vuku bulmuştur. Parti bu toplantıda, iki esas anayasa emrinin Ermenistanda yerine getirilmemiş olduğunu kaydetmiştir. Sovyet Rusya komünist partisi tarafından kabul olunan bu emirler, Lavrenti Berianm. Dışişleri Ve­killiğinden azlini bildiren temmuz ka­rarı ile büyük bir zirai hamleyi emre­den eylül kararında yer almışlardır.

Erivan gazetelerinin yazdıklarına göre, Sovyet Rusya komünist partisi umu mî kâtibi Ermenistan başşehrindeki parti kongresine iştirak etmek üzere Moskovadan Erivana gelmiştir.

Kongrede Ermenistan parti bürosu me­saisinin memnuniyet verici olmadığı kararma varılmıştır. Arutmof birinci kâtiplikten atılmış ve merkez komite­sinden çıkarılmıştır. İkinci kâtip Mardirosyan ile kâtiplerden Gregoryano da azledilmişlerdir.

Tovmasyan birinci Margaryan ikinci kâtipliğe, Eybesyan da kâtipliğe geti­rilmişlerdir.

15 Aralık 1953

 Moskova :

Resmi Tass ajansından bugün 'bildiril­diğine göre Birleşik Amerika hüküme­ti, Moskova kilisesi büyüklerinden bi­rine Amerikaya seyahat vizesi verme­ği red etmiştir.

Tass ajansı şöyle demektedir:

«Birleşik Amerika Dışişleri Vekâleti, Amerika’daki Moskova patriklik tem­silcisinin 12 Aralıkta New-York’ta ölmesi üzerine, kilise işlerile meşgul ol­mak üzere Amerikaya  gitmek isteyen

Krasnodar ve Kuban başpiskoposu Germogen'e giriş vizesi vermekten im­tina etmiştir. Moskova patriği Alexei tarafından seyahatine müsaade edilen başpiskoposun, Amerika giriş vizesi almak için yaptığı teşebbüsler, uzun gecikmelere, sonunda da Amerika Dış iğleri Vekâletinin reddine yol açmış­tır.»

17 Aralık 1953

 Moskova :

Sovyet hükümeti, eski İçişleri Vekili Lavr.enti Beria ve altı arkadaşı hak­kında vatana hiyanet suçu ile yapılan tahkikatın sona erdiğini, sanıkların suç larım itiraf ettiklerini, muhakemeleri­nin yakında başlayacağını bildirmişlir.

Fakat eski polis şefinin halen nerede olduğu ve muhakemenin tarihi açıklanmamıştir. Resmen bildirilen, Beria'nın hapiste olduğu ve muhakemesinin de yakında başlayacağıdır.

Savcı, Beria ve çetesi erkânının Sov­yet hükümetini devirmek ve Sovyet müdafaa ve ekonomisini baltalamak gayesi ile yabancı devletler hesabına birer ajan olarak çalıştıklarını söyle­miştir.

Beria ve suç ortaklarının yakında mu­hakeme edileceklerini bildiren tebliğde bunların, şahitler tarafından ileri sü­rülen deliller ve ibraz edilen vesikalar karşısında devlete karşı çok feci bir sürü cinayet işlediklerini kabul ettik­leri ileri sürülmektedir.

Beria ve suç ortaklarına karşı serdedilen ithamlar hükümetin resmî gazetesi olan İzvestia'da, komünist organı Pravda'da neşredilmiş ve Moskova radyosu ile de dünyaya yayınlanmıştır. Vatana hıyaneti 10 temmuzda ilân edilmiş olan Beria'nın ilk defadır ki aleyhindeki it­hamlar açıklanmaktadır. Yapılan açık­lamada Beria'nm 1920 den beri bir İn­giliz ajanı olarak ve Türkiye ile Al­manya'ya dost bir teşkilât namına ça­lıştığı ve son seneler zarfında, bilhassa Stalin'in ölümünden sonra haince faa­liyetlerini son derece arttırdığı iddia edilmektedir.

Lavreti Beria ile işbirliği ettikleri ile­ri sürülen altı kişi şunlardır:

 İ. V. N. Merkulov, eski devlet gü­venlik vekili,

 B. G. Dekanzov, Sovyet gizli po­lisi eski şube müdürü ve Gürcistan'ın eski içişleri vekili,

B. Z. Kabulov, Gürcüstan'm es­ki içişleri halk komiseri ve Sovyet Rus­ya devlet güvenlik vekili yardımcısı.

 S. A. Goglidze, Gürcüstan'm eski içişleri halk komiseri ve gizli polis şu­be müdürü.

 P. Y. Meshik, gizli polis eski şu­be müdürü ve Ukraııya içişleri vekili.

 L. E. L. Vlodzimirski, gizli polis tahkikat şubesi eski müdürü. Bu kısım bilhassa çok mühim mahiyette işlerle alâkalıdır.

Beria için tanzim edilen uzun itham­namede 'bilhassa şu .hususlar üstünde durulmaktadır:

Sovyet devletini devirmek gayesi ile yabancı devletlere hizmet etmek,

 Kapitalizm ve burjuvazİ'nin ihyacı için köylü rejimini  yıkmağa  çalış­mak.

 İhanet faaliyetlerine bir çok seneler önce başlayıp Stalin'in ölümün­ den sonra çalışmalarını arttırmak.

 İaşe zorlukları ihdas  etmek için kolektif çiftçilik sistemini yıkmağa ça­lışmak.

 Sovyet müdafaa gayretlerini sa­bote etmeğe çalışmak.

 Sovyet halkının iktisadiyat  ve varlığını baltalamağa gayret etmek.

 Caniyane faaliyetlerini yabancı emperyalist   kuvvetlerin   yardımı ile desteklemek.

 Yabancı istihbarat servislerile ge­niş   mahiyette  caniyane   münasebetler tesis etmek ve kendisini yabancı istih­ barat servislerine satmak.

 Vaziyetini tahkim etmek için ci­nayetler işlemek ve tedhiş hareketle­rinde bulunmak.

Emirlerine itaat etmek istemeyen gizli polis mensuplarını ortadan kaldırmak.

 Gayelerine   seci   çeken namuslu parti ve hükümet mensuplarına karşı türlü entrikalar çevirerek iftira ve tah­riklerde bulunmak.

 Kendi adamlarına Kafkasya ve Gürcüstanda mühim mevkiler temin etmek inin caniyane usuller kullanmak.

 Ahlâk düşkünlüğünün bariz birer  misali olarak   ayrıca  birçok  cina­yetler işlemek.

Tebliğde ezcümle şöyle denilmektedir:

Beria, nüfuz sahibi olmak, başında bu­lunduğu vekâleti komünist partisi ve hükümetin fevkinde bir kuvvet haline getirmek için İçişleri Vekâletini bir âlet olarak kullanmış, kendisi ve ar­kadaşları haince faaliyetlerini uzun se­neler gizlemeğe muvaffak olmuşlardır. Stalin'in ölümünü müteakip emperya­list kuvvetler, Sovyetler aleyhine gi­riştikleri yıkıcı faaliyetlerini arttırdık­ları zaman Beria da hükümeti ve dev­leti devirmek için giriştiği faaliyetlere kuvvet vermiş, 1953 de İçişleri Vekili ulduğu zaman da çete mensuplarını hükümetin en nüfuzlu mevkilerine ge­tirmeğe çalışmıştır. Beria, daha Rus iç harbi zamanında yabancı istihbarat teşkilâtları ile münasebet temin etmiş ve 1919 yılında Almanya ve Türkiye "hesabına çalışan Anti-Komünist Mussavatîst teşkilâtı ile işbirliği ederek millete ihanet etmiştir. 1920 de Stalin aleyhtarı, Menşevik gizli polisi ile te­masa geçerek bir defa daha vatana iha-nsıt etmiştir. Yapılan tahkikat netice­sinde Beria'nin bunu takibeden se­neler zarfında da yabancı istihbarat s.ervislerile ve Rusya içindeki casuslar vasıtasile temadi ettirdiği bu münasebetin akamete uğramaması için bu ca­susları birçok defalar korumağa muvaf fak olduğu anlaşılmıştır."

 Paris :

Beria'nin altı suc ortağı arasında bil­hassa Merkulof dikkati çekmektedir. Merkulofun adı uzunca bir zamandır Sovyet basını tarafından zikredilmemekle beraber, dün akşama kadar bu pahsın   devlet   kontrolü   vazifesine  devam ettiği zannedilmekteydi. Bilindiği gibi Merkulof 1952 ekim ayında Mek-lis'in yerine 'bu mevkie getirilmişti. Beria'nin başlıca suç ortaklarından De-kanozof'un azli 15 temmuzda resm-sn açıklanmış, Merkulof'uııki ise dün ak­şama kadar gizli tutulmuştur.

Stalin ve B.eria gibi Kafkasya'da doğ­muş olan Merkulof, meslek hayatını bu iki şahsa bağlamıştı. Merkulof 1941 de komiserliğe, 1946 da da devlet güven­liği vekillisine tayin edilmiş ve bil­hassa atom araştırmaları sahasında Be-ria'ya muavinlik etmişti. 28 ekim 1950 de vazifesini Abakumof'a devreden Merkulof, develt kontrolü vekâletine getirilerek memleketin idaresini mu­rakabe etmekle görevlendirilmiştir.

Beria'nin ileri gelen suç ortaklarından bir diğeri de Sovyetlerin Hitler hükü­meti nezdindeki eski büyükelçisi De-kanozofdur. 1898 de Baku'da doğmuş olan Dekanozof, tahmin edildiğine gö­re ilk önce N. K. V. D. teşkilâtında va­zife almış, sonra dışişlerine geçmiştir. 1940 da Molotof ile Berlin'e giden Dekonozof, Alman - Sovyet harbi başla­yıncaya kadar büyükelçi olarak Ber­lin'de kalmıştır.

Bunu müteakip birçok milletlerarası müzakerelere katılan Dekanozof 1946 da Dışişleri Vekili yardımcılığına tayin edilmiştir. Stalin'in ölümünden sonra, Beria'nin tavsiyesi üzerine Dekanozof, Gürcüstan İçişleri Vekilliğine tayin e-dilmiştir.

Beria'nin diğer suç ortakları o kadar büyük bir ehemmiyeti haiz olmıyan polis âmirleridir.

Bunlardan Kabulof ile Goglice, Gürcis­tanlıdır. Kabulof, Stalin'in ölümünden sonra Beria tarafından Sovyet İçişle­ri Vekili yardımcılığına tayin edilmiş, Gogliçe de aynı vekâlette bir dairenin müdürlüğüne getirilmiştir.

N. K. V. D. mensuplarından Meçik de Beria tarafından Ukrayna İçişleri Ve­killiğine getirilmiştir.

İçişleri Vekâletinin tahkikatlar şubesi­nin eski müdürü Vlocimirski i&e polis âmirlerindendir. Gerek Sovyet halkı ve gerekse yabancılar bu şahsın adını ilk. defa olarak dün gece duymuştur.

Bu mühim ve âcil mesele karşısında alman böyle bir durumu haklı gösterecek hiç bir şey yoktur.

Sovyetler birliği barışçı politikasına uygun olarak, atom silâhının meni için devamlı bir mücadelede bulunmakta ve ayni zamanda- diğer bütün silâhlar­da faydalı bir azaltma yapılmasını is­temektedir.

Sovyet cevabında, milletlerarası müna sebetlerde gerginlik sebeplerini müş­terek gayretlerle azaltmak lüzumu be­lirtildikten sonra, Sovyet Rusya'nın dış siyaset menfaatlerinin şu veya bu dev­let aleyhine müteveccih bloklar veya askerî ittifaklar kurulmasını gerektir­mediği ileri sürülmektedir. Bundan başka bu menfaatler diğer devletlerin topraklarında askerî üsîer tesisini de gerektirmemektedir.

Sovyet Rusya yalnız, yakında Berlin' de oaşlıyacaTc olan konferansa değil, ayni zamanda Birleşmiş Milletler sta­tüsü gereğince, Çin Halk Cumhuriyeti­nin iştirakiyle beş büyük devletin top­lanmasına da, bu sebeplerden dolayı böyle bir     ehemmiyet     atfetmektedir.

Çünkü, bugünkü şartlar dahilinde an­cak büyük devletlerin ve diğerlerinin müşterek gayretleri milletlerarası ger­ginliğin azaltılmasını ve münferit me­selelerin hallini temin edebilecektir.

Bunu müteakip bir atom enerjisi birli­ği kurulması hakkında Başkan Eisen-hower tarafından yapıîan teklife temas eden Sovyet cevabında şöyle de­nilmektedir:

«Sovyetler birliği için, bu teklif şun­ları ifade etmektedir:

1  Mevcut atom ihtiyatlarının ve imâl edilecek olanların yalnız ufak bir kısmı barışçı gayelere tahsis edilecek­tir. Bundan, atom malzemesinin en bü­yük kısmının, eskiden olduğu gibi, atom ve hidrojen bombalarının imaline tahsis edileceği anlaşılmaktadır. Bu se­bepten Sovyet hükümeti bu teklifin, atom ve hidrojen silâhlarını imâl et­mek imkânlarına sahip olan hükümet­lerin elini katiyen bağlamadığı netice­sini çıkarmaktadır.

2  Diğer taraftan Başkan Eisenho-wer'in tsklifi, atom silâhının kullanıl­ması imkânının tahdidini de derpiş etmemektedir. Bu teklifin kabulü müte­cavizi, atom silâhını her hangi bir ga­ye için, her hangi bir anda kullanmak bakımından hiç bir tahdide tâbi tut­mamaktadır. Bu sebepten Sovyet hü­kümetinin kanaatince bu teklif bir atom taarruzu tehlikesini katiyen azalt­mamaktadır.

İşte bu sebepten Sovyet hükümeti, ön­ceden olduğu gibi, en mühim ve en âcil meselenin atom ve hidrojen silâhlariyle diğer kütle halinde tahrip si­lâhlarının kayıtsız şartsız menedilnıe-si olduğu ve menin sıkı bir milletler arası kontrole tâbi kılınması gerektiği kanaatinde bulunmaktadır. Bütün ba­rışçı devletler bu meselenin süratle halledilmesiyle yakından ilgilenmekte­dirler. Eğer, atom enerjisinin büyük kısmını tahrip silâhlarının imâline tah­sis etierek, ufak bir kısmını barışçı ga­yelere bırakmak bahis mevzuu ise, teh­likenin katiyen azalmayacağı aşikârdır.

Bu, ancak milletlerin atom silâhmırt kullanılması hususundaki teyakkuzu­nun azalmasına ve bu silâhların istih­salinin artmasına yol açabilir. Böyle-bir durum, atom silâhlarının meni hak­kında bir anlaşma akdini kolaylaştırmadıktan başka böyle bir anlaşmaya götürecek yol üzerinde yeni bir engel teşkil edecektir. Gayemiz barısın tak­viyesi olduğundan, bir atom harbi hu­susunda teyakkuzunuzu azaltamıyacağımız gibi atom silâhlarının imâlini, meşru kılacak bir milletlerarası anlaş­mayı da destekliyemeyiz. Atom mad­delerinin yalnız bir kısmının değil hep­sinin barışçı gayelere tahsisi elzemdir.

Bu da .endüstri, tarım ve taşıt sahala­rında inkişafa fevkalâde müsait imkân­lar sağlıyacaktir. Tıp, teknik ilim sa­halarında da yapılan kıymetli keşifle­rin tatbiki kolaylaşacaktır. Bütün bu sebepler atom silâhlarının meni ve mil­letlerarası bir kontrolün tesisi lüzumu­nu İsbat .etmektedir. Barışçı siyaseti­ne devam eden Sovyet hükümeti. Baş­kan Eisenhower'in teklif ettiği şekilde, diplomatik yolda veya gizli müzakere­lere katılmaya hazır olduğunu bildi­rir.

Rusya'da Stalin'in ölümünden sonra da değişen hiç bir şey yoktur. Kızıl diktatörlük onun zamanında olduğu gibi bütün dehşetiyle ve zulmiyle de­vam etmektedir. Yalnız henüz Malenkof'un endişeleri zail olmamıştır. Onun için her şeyi kendi halkından sak­lamakta ve bu sükûtla    kendisine bir tahaffuz siperi hazırlamaktadır.

Bir kurşun Berra muammasını hallet­miştir ama, bir terrör rejimi muamma­sını daha çok karıştırmıştır.

Meşhur meseldir: Su testisi su yolun­da kırılır. Beria böyle olmuştur. Diğer su testilerinin de sıralarını bekleme­dikleri ne malûmdur.

2 Aralık 1953

 Sanfransisko :

Batı Almanya Ekonomi Vekili bugün verdiği beyanatta, dünyadaki hür mil­letlerin, gerek kendi hayatımızı ve gerek çocuklarımızın hayatlarını» ko­rumak için müşterek bir gaye uğrun­da çalışmaları lâzım geldiğini söylemiş ve dünyanın komünizm denilen kollektif bir zehirle zehirlemekte ol­duğunu ilâve etmiştir.

200 Sanfransiskolu iş adamı huzurunda konuşan Vekil, bugün dünya eko­nomisinin vaziyetinin, 1948 senesinde Aîmanyanın mağlûp olduğu zamana nazaran hiç bir değişiklik arzetmediğini söylemiş ve demiştir ki: "Dünya ekonomisinin kalkınması için, dünya­ya şamil olarak paranın konvertibl ha­le getirilmesi, daha serbest bir ticare­tin ihdası lâzımdır. Bütün hür millet­ler tek bir ekonomi sistemi kabul et­melidir, Ancak bu şekilde dünyanın hayat standardı yükselebilir.

 Berlin :

Sovyet kontrolü altındaki Adn ajansı, Almanya'nın Sovyet bölgesindeki Bitterfeld'de elektroteknik kombinası uz­manlarından bir grubun «Magnadur» adlı yeni bir madenî madde imâl ettiklerini bildirmiştir. Radyoya göre, yüz­de 98 nisbetinde kurşun ihtiva eden bu maden kalayın inhisarını yok ede­cektir. Magnadur'da ne kalay ne de antimon vardır. Yapılan ilk tecrübe­ler, lokomotif imalinde, magnadurun madeninden üç misli kavi olduğunu göstermiştir.

5 Aralık 1953

 Berlin :

Bir Amerikan sözcüsünün bugün bil­dirdiğine göre Doğu ve Batı arasında­ki telefonlarla görüşmelerin yeniden başlaması hususunda batılı müttefikle­rin bir talebini Sovyet Rusya bugün reddetmiştir.

Sözcü, Sovyetlerin cevabı bu hafta için de batılı müttefiklere tevdi edilen bir nota ile bildirilmiştir, demiştir.

Batılılar bu taleplerini 17 Eylülde yap­mışlardı.

Batılı müşahitlerin fikrince böyle bir talebi red etmekle Sovyetler burada bir dörtler konferansına yol açmak için olsa bile Berlinde hayatı tabii hâ­le getirmek istemediklerini göstermiş olmaktadırlar.

Batı Berlin posta müdürü Ayandan Hugo Helthoefer, Doğu ile Batı ara­sında telefon irtibatı olmaksızın Berlinde dörtler konferansının yapılması imkânsızdır, demiştir.

Komünistler, Batı Berlini tecrid poli­tikalarının bir kısmı olarak 27 Mayıs 1952 de Doğu Berlin telefon görüşme­lerini kesmişlerdi.

Amerika sözcüsü sözlerine şöyle devam etmiştir:

Batılı müttefikler komutanlığı son altı ay içinde tevdi ettiği mütaaddit nota­larla telefon görüşmelerinin yeniden başlaması hususunda Sovyetlerin muva fakatini almaya çalışmıştı.

zor   kullanmak   suretiyle ayırabilirler» demiştir.

Hâkini   Clark'm   halefi  dün  Amerikan yüksek mahkemesinde görülmemiştir.

Frankfurt'taki iyi haber alan Ameri­kan mahfillerinde sandığına göre, hâkim Clark, Dışişleri Vekâletinin emrine uymayı redde devam ettiği tak­dirde polis kuvvetiyle vazifesinden uzaklaştınlacaktır.

13 Aralık 1953

 Paris :

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili Fos-ter Dulles ile Federal Almanya Başve­kili Konrad Adenauer, Sovyet kudre­tine karşı koymak hususunda, Atlan­tik ittifakına muhtaç olduğu silâhlı kuvvetleri temin maksadile Avrupa or­dusunun kurulması zaruretinde bugün tamamile  anlaşmışlardır.

Bugün burada yaptıkları ve 90 dakika süren görüşme esnasında iki devlet adamı, önümüzdeki ay Berimde yapıl­ması düşünülen dört büyükler toplan­tısını kaale almaksızın Avrupa bütün­lüğü mevzuunu teşvik noktasında da anlaşmaya varmışlardır.

14 Aralık 1953

verememiştir. Bunun üzerine Avrupadaki Amerikan avukatları barosu baş­kanı Potter, hâkim Clark'a, bazı mese­leler hakkında «hakem» sıfativle karar vermesini teklif etmiştir. Clark bu tek­life tefekkür etmiş ve şöyle demiştir: «Hâkimin bağımsızlığı hususundaki ha yatî prensibi müdafa için mevkiim! muhafazaya devam edeceğim. Beni böyle kolayca kapı dışarı edemezler. Her şeyden Önce açık bir muhakeme­de bir hata veya ihmalkârlıkta bulun­duğum ispat edilmelidir.»

16 Aralık 1953

 Bonn:

Noel münasebetiyle Bonn'daki mütte­fik yüksek komisyonu, İngiliz - Ame­rikan işgal kuvvetleri elinde mahpus bulunan 73 Almanı serbest bırakmış­tır.

Bu aftan beş harp suçlusuda istifade et­miştir.

Harp suçluları arasında eski mareşal Georg Von Kuechler de bulunmakta­dır.

Mareşal 1948 de 20 sene hapse mahkûm, olmuştur.

İngilizlerin elinde 78 harp suçlusu da­ha bulunmaktadır.


 


 

17 Aralık 1953


 

 Frankfurt :


 

Almanya'daki Amerikan yüksek komi­seri Conant'm talebi üzerine Dışişleri Vekâleti tarafından vazifesinden alı­nan Almanya'daki Amerikan yüksek hâkimi Wiliiam Clark, yerine hâkim Charlec Guighum'un tayin edilmiş ol­masına aldırmaksızın bugün de vazi­fesine devam etmiştir. Yeni hâkim ise bugün de vazife basma gelmemiştir. Bu sabah hâkim Clark, dört dâvanın 18 ocak tarihine taliki hususunda hale­finin yapmış olduğu bir talebi reddet­miştir. Amerikan avukatlarının Al­manya'daki en yüksek hâkim olarak tanımayı kararlaştırdıkları hâkim Clark, yardımcısı iki hâkim bugün mahkemeye gelmediğinden, kendisine sunulan  dâvalar     hakkında bir  karar

 Münih :

Tasfiyeye uğrayan Rus polis şefi Be-rianm mahkeme edileceğinin Sovyet Rusya tarafından tebliğ edilmiş olması daha geniş ölçüde mahkeme gösterile­nin cereyan edeceğine bir işaret sayıl­maktadır.

Batılı müşahitler, Moskovamn bu teb­liğini Stalinin ölümünden sonra Rusyada cereyan eden iktidar mücadele­sinde kızıl ordunun gizli polise karşı elde ettiği zaferin bir işareti olarak telâkki etmişlerdir.

Bir zamanlar Rusyada bir dehşet ha­vası yaratmış olan tou gizli polis teşki­lâtında  daha geniş ölçüde     tasfiyeler beklenmektedir. Rusyada Sibirya esir kamplarını dolduran harp öncesi tas­fiyeleri yapan ve memleketin günlük hayatında partinin kararlarını hakim kılan hep bu gizli polis teşkilâtı olmuş­tur.

Beria ile gizli polise mensup altı ar­kadaşının muhakemesine karar veren grup Malenkof'un kuvvetlenmesini sağ lıyan ve Beria'nın iktidardan düşmesi­ni hazırlayan aynı kızıl ordu grupudur.

Yeni yılın hemen başlarında görülecek olan Beria dâvası gizli polisin itibarını ve kudretini kıracak buna mukabil " Moskovanm milliyetçi Burjuva'lara karşı mücadelesini arttırmasına vesile teşkil edecektir.

Sovyetler Birliği yüksek mahkemesi tarafından yayınlanan tebliğ incelen­diği vakit görülecek gibi, Beria iktidardan düştükten sonra Sovyet ileri gelenlerinden yalnız bir kısmı tevkif edilmiştir.

20 Aralık 1953

 Berlin :

Doğu Almanyamn komünist müddeiu­mumisi Melsheimer, Sovyet bölgesi yüksek m ahkemes in de batılılara casus­luk yapükları iddiasiyle yedi kişinin 12 seneden müebbet hapse kadar hapis cezalarına mahkûmiyetlerini talep et­miştir.

Müddeiumumi, sanıkların Batı Alman­ya casusluk şebekesi» ne mensim olduklarını ve bu teşkilâtın eski Alman generallerinden Gustav Gehlen'in ida­resinde çalıştığını ileri sürmüştür.

"Bu şebekenin yalnız Doğu Almanyada değil, fakat Sovyetler Birliğinde, Polonyada. Çekoslovakyada, Fransada ve Saar bölgesinde de faaliyette bulun­duğu iddia  edilmiştir.

 Berlin :

"Birleşik Amerika yüksek komiserliğinin gazetesi olan Neue Seitung, Doğu Almanyamn gelecek yıl için iki ha^a polisi tümeni hazırlamakta olduğunu bildirmiştir.

Yeni teşkil edilecek tümenlerden biri­nin karargâhı Saksonyada, diğeri Mecklenburg'da olacaktır.

Batı Almanya kaynaklarına göre, Do­ğu Almanya'nın şimdiki halde Güney-Doğu Berlin'de böyle bir tümeni bulunmaktadır.

görmekte olan birkaç yüz Alman ha­va polisinin yakında Almanya'ya dö­neceği ümid edilmektedir.

Gelecek yıl için Doğu Almanya'da pa­raşütçü birliklerinin teşkili de düşünülmektedir.

21 Aralık 1953

 Essen (Almanya) :

3,5 asırdan beri Almanyamn korkunç bir askerî devlet halini almış olmasnda büyük bir rol oynamış bulunan Krupp fabrikalarının Alman sanayiinde eski mevkiine ulaşmak üzere oldu­ğu son istatistiklerden anlaşılmakta­dır.

Müttefik bombardıman uçakları tara­fından yerle yeksan edildiği günden beri aradan ancak 10 sene geçmiş ol­masına rağmen, Krupp fabrikaları, Güney Amerika, Türkiye, Pakistan, îs-vicre ve Avusturalya dahil dünyanın 4 kösesine malzeme sevketmekte ol­duğunu ilân etmiştir.

Bugüne kadar yalnız Güney Afrika, Krupp firmasından 100 lokomotif sa­tın almıştır.

Krupp fabrikaları ayni zamanda, Hin­distan için 290 buharlı lokomotif imal etmektedir.

25 Aralık 1953

 Bonn :

Başvekil Adenauer, noel münasebetiy­le radyoda yayınlanan demecinde şun­ları söylemiştir:

"Memleketimizde, aydınlık ile karan­lık, hürriyet ile esaret arasındaki savaş hiçbir zaman bugünkü kadar şid­detli olmamıştır. Barış, aydınlık ve hürriyetin ne demek olduğunu uzun uzun düşünmeliyiz. Gözümüzü açıp, vazifemizin, güzel çocukluk hatıraları­nı anmak değil, fakat aydınlık ile ka­ranlık arasındaki (savaşta görevimizi yerine getirmek olduğunu teslim et­meliyiz.»

Bundan sonra, Sovyet bölgesi ahalisine hitap eden Adenauer, Batı - Almanya hükümet ve ahalisinin, kendilerine karşı olan vazife ve mesuliyetlerini müd­rik bulunduğunu temin etmiş ve de­miştir ki: «Alman milleti, müşfik ve insanî hislerle hareket edilmek sure­tiyle, dahilî durumun salah kesbetmesini kolaylaştırmaya hazır bulunuldu­ğu ümidindedir. El'an mevkuf bulunan harp esirlerinin ve harp suçlularının serbest bırakılacağını umuyorum.

27 Aralık 1953

 Bonn:

Bu yıl Batı Almanyada istihsal ve is­tihlâk artmış ve fiatlarda umumi bir düşme kaydedilmiştir. Fiatlarm 1954 yılında daha da düşeceği ümid edil­mektedir.

İthalât 1952 ye nazaran yüzde bir azalr mış ihracat, yüzde beş artmıştır. Dış ti­caret fazlasının 500.000.000 dolara ba­liğ olacağı sanılmaktadır.

Ücretler artmış, havat pahalılığı yüzde 2.3 düşmüştür. Ekmek ve patates fiatlarında düşüş 1949 a nisbetle yüzde 25 i bulmuştur.

Batı Almanya bölgesinde bu yıl hubu­bat istihsali çok verimli olmuştur.

İş Vekâletinden bildirildiğine göre Ba­tı Almanyada 16.046.000 kişi çalışmak­tadır. Bununla beraber henüz 4.335.000 kişi hükümetten yardım görmektedir.

28 Aralık 1953

 Berlin :

Müttefik komutanı Klar, Berîîndeki Sovyet makamları nezdinde,  cumartesi günü Rus askerleri tarafından Batı Almanyalı bir anne ile oğlunun vurul­masını şiddetle protesto etmişlerdir.

30 Aralık 1953

 Bonn :

Federal Almanya Dışişleri Vekâletinden bildirildiğine göre yeniden 12 kon­solosluğun, daha açılması kararlaştırıl­mıştır. Bunların ikisi İskenderiye ve: Port Said'de kurulacaktır.

 Berlin :

Batı Berlin harp esirleri teşkilâtı tara­fından dün bildirildiğine göre, Sovyet­ler Birliğinin, eylül ayından beri serbest bıraktıkları Alman esirlerinin ade­di Sovyet makamlarının ellerinde bu­lunduğunu bildirdikleri esir sayısın­dan yüksektir. Mezkûr teşkilâtın ra­poruna göre 27 aralığa kadar 13.000-' harp esiri dönmüştür. Ayrıca 1449 Al­man da geçen pazar günü teslim edil­miş ve dün de 1.043 esir Doğu Almanyaya gelmiştir.

Halbuki 1950 mayısında Sovyet Tass ajansı, Rus kamplarında harp suçun­dan sanık 13.546 Alman harp esirinin bulunduğunu bildirmişti. Batı Berlin esir teşkilâtı teyid edilmiyen bazı ha­berlere göre, Sovyetlerin daha 10.000 Alman harp esirini iade etmek tasav­vurunda olduğunu bildirmektedir. Bunlar kayıp veya ölü olarak biliniyordu.

31 Aralık 1953

 Berlin :

29 Aralık günü Ruslar tarafından ser­best bırakılarak Berlin'deki Amerikan makamlarına teslim edilen Homer Cox ve Laland Towers adlarında iki Amerikalı bu sabah Berlin basın men­suplarına, nasıl yakalandıklarını ve ne şekilde hapsedildiklerini anlatmışlar­dır. Berlin'de bir Amerikan askerî po­lis birliğinde vazife görmekte olan Cox'un anlattığına göre, 5 Eylül 1949 günü, Berlin'in İngiliz kesiminde bir meyhanede, kendisini masalarına da­vet eden bir erkek ve iki kadınla dört kadeh konyak içmiş ve ertesi sabah "kendini Sovyet kesiminde bir polis ka­fakolunda bulmuştur. Cox, Berlin ha­pishanelerinden birinde iki buçuk yıl bir hücrede kapalı kalmış, sonra mu­hakeme edilerek casusluk, baltalama ve bir Sovyet subayının katli suçların­dan 53 yıl ağır hapse hüküm giymiş­tir. 1952 ortalarına doğru Rusya'ya nakledilen Cox; ^oskuta mecburî ça­lışma kampına verilecek bir kömür ma deninde çalıştırılmıştır, Cox, kutup dai­resinin 62 kilometre kadar kuzeyinde bulunan bu kampta Amerikan, Fran­sız, Kanadalı ve Alman mahkûmları­nın bulunduğunu görmüştür. Bu şahıslar da siyasî sebeplerden dolayı hap sedilmiş bulunmaktaydılar.

Leland Towers'in hikâyesi ise bundan farklıdır. Amerikan komünist partisi­nin üyelerinden olan Towers, 1951 yı­lında mürettebatından bulunduğu ge­mi bir Fin limanına uğradığı sırada kendi arzusuyla Rusya'yı ziyarete ka­rar vermiştir. Fin - Sovyet hududunu geçer geçmez hemen tevkif edilen Toweri, memlekete kanuna aykırı bir şe­kilde girmek suçundan üç sene ağır hapse mahkûm edilmiştir, Towers bu­gün komünizm 'hususunda derin "bir "hayal kırıklığına uğradığını ve Rusya' da kalmak teklifini reddettiğini söyle­mektedir.

 Bonn:

Başvekil Adenauer, bugün yayınlanan -yeni yıl mesajında şöyle demektedir:

1954 senesi milletlere ve devlet adam­larına ağır mesuliyetler yükleyecektir, İstikbalin anahtarını Berlin'deki dörtlü konferans teşkil edecektir. Bu konferansın neticesini şimdiden tahmine uğraşmak beyhudedir. Barışı te­sis etmek zamanı gelmiştir. Federal hükümet bütün siyasetini barış hizme­tine hasretmiştir. Son harp bir barış antlaşmasiyle neticelenmedi ise bunda Almanya'nın kabahati yoktur, zira eğer Sovyet Rusya Batı dünyası ile ba­rış akdetmeğe hazır olduğunu bildirir, askerî ve ideolojik taarruzlarda bulun­mamayı kabul eder ve bilhassa Alman­ya'ya ait olan şeyi Almanya'ya iade ederse barısın yakm bir tarihte teessüs edeceğini umuyorum.

Almanya'nın barış siyasetinin eylül ayı seçimlerinde millet tarafından tas­dik edilmiş olduğunu belirten Başvekil Adenauer, dış siyasette başlıca iki hedefin, Alman birliği ve Avrupa bir­liği olduğunu bildirmiş ve demiştir ki:

Geçen seneden memnun olmamız lâ­zım geldiği kanatindeyim, zira en^el ve hayal sukutundan ziyade muvaffa­kiyet ve terakki ile dolu geçmiştir. Me­selâ Avrupa camiası fikri kuvvetle ge­lişmiş ve müabet plânlara bağlanmış Samimî bir Fransız - Alman anlatma­sının milletlerimizi birbirine yaklaştı­racağına Ve maziyi unutturacağına ka­niim. Fransa'ya elimizi daima uzataca­ğız.

19 Arahk 1953

 Bonn :

Başvekil Adenauer, Federal Almanya hükümetinin senelik icraatına ait rapora, «1953 de yeniden kurulan Almanya» başlığı altında yazdığı bir mukaddemede hulasaten şunları kaydetmektedir :

Bütün Almanya'ya şamil serbest seçimler. Alman birliğinin barışçı yollarla kurulması için ilk adımı teşkil etmelidir. Bunun hakkı kazası bütün Alman topraklarına şamil serbest bir şe­kilde seçilmiş bir hükümetin kurulması takip etmelidir.

Bu tek parlâmento ve tek hükümet, Birleşmiş Milletler anayasasına riayet çerçevesi dahilinde, tam bir hareket serbestisine sahip olmalıdır­lar.

M. Adenauer, ayni mukaddemesinde, Bermuda konferansile Pariste yap­tığı son görüşmelerin, kendisine takip ettiği dış politika bakımından ce­saret verdiğini kaydettikten sonra sunu ilâve etmektedir.

Dört büyük devlet tarafından yakında yapılacak görüşmeler muvacehe­sinde, her iki Alman meclisiyle tam bir mutabakat halinde vazifemizin şundan ibaret olduğunu hissediyoruz Alman birliğini zıman altına al­mak ve birleşmiş bir Avrupanm diğer azalarla ayni haklara sahip bir âzası sıfatile dünya barışma hizmet etmek.

Federal Almanya Başvekili müteakip cümlelerinde Sovyetler Birliğinin «Alman meselesi hakkındaki müzakereleri derpiş etmeğe ve Batı Avrupada tahakkuk eden vakıaları dikkate almağa» sevkeden âmilin hür dün­ya kuvvetlerinin birleşmesi olduğunu kaydetmekte ve ayrıca 17 haziran hâdiselerinin de bunda müessir olmuş bulunduğu mütaleasmı ilâve et­mektedir.

M. Adenauer yazışma şöyle devam etmektedir :

Avrupanm birleşmesi hakikî bir barış teminatı teşkil eder. Avrupa mü­dafaa birliği, ileride bir Avrupa umumî emniyet sistemi haline gelebile­cek olan bir anlaşma sisteminin belki de bir başlangıcıdır.

Federal Almanya Başvekili yazısını şöyle bitirmektedir:

1953 senesi şu kanaatimi kuvvetlendirmiştir: Müşterek vatanımız birleş­miş Avrupa doğacaktır. Çünkü Batının mesut ve emin istikbali yalnız onun teminatı altındadır.

24 Aralık 1953

 Viyana :

Çekoslovak Komünist Partisinin orga­nı «Pravda» nm bildirdiğine göre, par­ti merkez komitesinin Bratislava'daki toplantısında beyanatta bulunan Ko­münist Partisi birinci sekreteri Karol Bacilek, Slovak komiserleri heyetinin eski başkanı Dr. Husak ile eski eğitim komiseri Dr. Novomeski'nin muhake­mesinin başladığını haber vermiştir.

Hatırlarda olduğu gibi bu şahıslar 21 Şubat 1951 günü Kelementis ve Slart-sky ile birlikte tevkif edilmişti. Kle-mentis ile Slansky de 3 Aralık 1952 de idam edilmişlerdi.

21 Şubat 1951 günü tevkif edilmiş olan Çek komünist idarecilerinden eski ada­let komiseri Dr. Okaly, eski Slovak millî konseyi başkanı Dr. Smidlse ve dinî işler dairesi eski başkanı Dr. Hol-dos, hâlâ hapiste bulunmaktadırlar. Karol Bacilek bunların isimlerinden, bahsetmemiştir.

5 Aralık 1953

 Varşova :

Edouard Daladier'nin başkanlığında 9 kişilik bir Fransız parlâmento heyeti öğleden sonra Varşova'ya gelmiştir.

13 Aralık 1953

 Paris :

Yeni Almanya - Polonya hududunun hangi şartlar altında tesbit edildiğini incelemek üzere geçenlerde Polonya'ya gitmiş olan Fransız parlamento heye­tinden sosyal Cumhuriyetçi birlik me­busu Pierre Lebon Paris'e dönüşünde şu beyanatta bulunmuştur:

«Barış v.e harp arasında hakikî bir hu­dut hattı olan ve Churchill - Attlee -Roosevelt ve Truman - Stalin - Bidault tarafından Polonya'ya yâdedilmiş bu­lunan Batı Öder - Neisse hattının do­kunulmazlığı resmen tanınmadıkça, Avrupa müdafaası ve milletlerarası ger ginliğin giderilmesi iğin formüller ara­mak beyhude zahmet olur.

Diğer taraftan, aynı heyette bulunan eski başvekillerden Edouard Daladier de şöyle demiştir :

Polonya, barışı samimî surette arzu et­mektedir. Fakat Almanlar Öder hattı­nı geçtikleri takdirde harp olacağı şüp­hesizdir.

Yeni ve daha kuvvetli bir Polonya, eskisinin harabeleri üzerinde yükselmek­tedir. Bu memleket imar ve ağır sana­yiinin kalkınmasına ehemmiyet ver inektedir. Harp çıkmadığı takdirde Po­lonya'nın 10 sene sonra büyük bir mil­let olacağı muhakkaktır.

18 Aralık 1953

 Londra:

Polonya'da katoliklere karşı yapılan katliam'm Avam Kamarasında müza­keresi esnasında söz alan Dışişleri Ve­kâleti yeni müsteşarı. Dodds Parker şöyle demiştir:

Cardinal Wyszinsky'nin akibeti hak­kında hiçbir malûmata sahip değilim.

Söylendiği gibi Moskova'ya nakledil­diğini de duymadım. Avam Kamarası­na teessürle şunu bildireyim ki, Polon-ya'lı din adamları, daha dün, Polonya Cumhuriyetine sadakat yemini etmiş­lerdir. Bunun ne demek olduğunu her­kes 'bilir ve totaliter bir rejimde bu ha­reketi küçümsememeliyiz. İngiltere hü kûm etinin din adamlarının katliamın­dan nefret ettiğini tekrarlarım. Birleş­miş Milletlerde bu hususta bir komis­yon kurulması hakkındaki teklifin ka­bul edilmesini arzu ederim.

Son harpte Polonyalı askerlerle birlik­te vazife görmüş olan Dodds Parker, Polonya'da hürriyetin yeniden galebe çalması ümidini izhar ederek sözlerine son vermiştir.

3 Aralık 1953

 Kopenhag :

Nato yüksek komutanlığının Danimar­ka üslerinde Amerikan havacıları bu­lundurması yolundaki halihazır tekli­fini şimdilik kabul etmemek karariyle alâkalı olarak Danimarka hükümeti Tirstrup ve Vandel hava üslerinin ge­nişletilmesi tasarısını tehir etmiştir.

Bu üsler Nato programına dahil olup ilgili hükümet tarafından reddedilmiş­tir.

Siyasî çevrelerde hükümetin bu kara­rı, Danimarkanm şimdilik Amerikan havacılarını   üslerinde   istemediği  hususundaki azminin bir neticesi olarak telâkki edilmektedir.

14 Aralık 1953

 Kopenhag :

Çeşitli siyasî temayüle sahip eski mu­kavemet hareketi mensuplarından mü­teşekkil bir grup, Danimarka'da hap­sedilmiş olan son Alman harp suçlula­rının tahliyesini ve memleketlerine ia­desini hükümet nezdinde protesto et­miştir. Bu şahıslar hükümeti, Alman militarizminin yeniden canlanması yo­lunda herhangi bir teşebbüse karşı ko­yacak yapıcı ve bağımsız bir politika takibine davet etmişlerdir.

Aralık 1953

 Oslo :

Bugün Oslo üniversitesinde general 'George C. Marshall'a 1953 Nobel sulh mükâfatı verilirken komünistler Marshall aleyhinde gürültülü bir nümayişte bulunmuşlardır.

Mükâfat tevzii merasiminde hazır bu­lunan kral Haakon VII ve Veliahd Prens Olav, iktisadî kalkınma plânını hazırlayan Birleşik Amerika eski Dışiş­leri Vekili ve askerî lideri Marshall aleyhine yapılan gösteriye bizzat şa­hit olmuşlardır.

Başkan mükâfatı verirken arka sıra­lardan biri «bu bir sulh hareketi de­ğildir» diye bağırmış ve etrafındakiler tarafından derhal dışarı çıkarılmıştır.

Nümayişçi çıkmadan evvel salona yüz­lerce beyanname atmıştı.

Aralık 1953

 Oslo :

Nobel komitesi tarafından General Marshall şerefine verilen akşam yeme­ğinde komitenin başkanı M. Gunnar, Jahn, irat ettiği bir hitabede ezcümle şöyle demiştir :

Başkalarına yardım arzusu ve millet­lerin refahı, devamlı bir sulhun temel­leridir. General Marshall, iktisadî istikrar olmadıkça sulh irin hakikî te­melin bulunamayacağını dünyaya gös­termiştir. Marshall'm hedefi, bütün Avrupayı şümulüne alacak olan bey­nelmilel bir iktisadî is birliği kurmak idi. Zira o şöyle düşünüyordu: Eğer milletler korku, yoksulluk .ve ihtiyaç­tan kurtarılın azlar sa devamlı bir sulh için sağlam bir temel bulunmaz.

Bundan sonra komite başkanı Nobel sulh mükâfatım kazananlardan Schwe-itzer'in hazır bulunam. ayışından müte­vellit teessürünü beyan ederek onun «Bütün hayalı müddetince kardeşlik mefhumuna önder olmu? bulunduğu­nu» söylemiş ve şunu ilâve etmiştir:

«Bugün Nobel sulh mükâfatını, başka­larına yardımın ve iktisadî refahın ma­nalarım her biri kendisine mahsus bir tarzla göstermiş olan iki mümtaz şah­siyete vermiş bulunuyoruz.

 Oslo :

Nobel sulh mükâfatını alan Amerika eski Dışişleri Bakanı George Marshall bugün Oslo üniversitesinde verdiği bir konferansta ezcümle şöyle demiştir:

Bugün, askerî bakımdan kuvvetli ol­mak çok mühimdir. Bu durumun ne kadar zaman devam edebileceğini bilmiyorum. Fakat şuna kaniim ki, bu günkü halimiz emniyetli ve devamlı bir sulhun tesis edilmesi için çok dar bir zemin ifade etmektedir. Uzun ve de­vamlı bir sulh, mutedil derecede kuv­vetli bir askerî potensiyelden başka, bunun kadar önemli olan diğer unsur­lara da dayanmaktadır. Bunlar ara­sında en mühim olanı hür milletlerara­sında manevî bir kalkınmayı sağlamak tır.

Marshall sözlerine şöyle devam etmiş­tir :

Manevî kalkınmadan ba^ka iktisadî unsurlar da münakaşası mümkün olmıyan mühim roller oymyacaklardır. Ve birçok kimselerin hoşuna gitmesi bile, devletler arasında bir müvaneze-yi tesise matuf anlaşmaları nazarı iti­bara almak lâzımdır. Eski Dışişleri Bakanına göre, sulhun başlıca prensipleri fakir memleketlere yardım etmekte mündemiçtir. Bu me­sele hâlen geçirmekte olduğumuz buh­ranın en önemli noktasını teşkil etmek­te olup, devamlı bir sulhu tesis etmek yolunda sarfedilen bütün gayretlerin bu gayeye yönelmesi lâzımdır. George Marshall sözlerini şöyle bitir­miştir:

Demokrasi, nev'i beşerin bütün terakki imkânlarını cevherinde besliyen bir kuvvettir. Demokrasinin bu kuvvetini görmeli ve göstermeliyiz. Başkalarına kargı dost olmalıyız ve dostça hareket etmeliyiz ve ortaya maniler çıkarmak­tan ziyade yardımda bulunmalıyız.

Aralık 1953

 Stokholm :

Muhtelif branşlar için Nobel mükâfatı tevzii merasiminde,. Stokholm ilim akademisi üyelerinden Profesör Erik Hulthen söz alarak, fizik mükâfatını kazanmış olan Hollandalı Fritz Zernike de Groningen'i methetmiştir.

Diğer taraftan, Uppsala üniversitesin­den İsveçli Profesör Arne Fredga ise, kimya mükâfatını kazanan Fribourg üniversitesinden Hermann Staudinger' in. başarılarından bahsetmiştir.

Fizik mükâfatını kazanan Hollandalı profesör mikroskop icat etmiş, kimya mükâfatını kazanan Alman profesör ise olağanüstü büyük zerrelerin do­rumu hakkında bir etüt kaleme almış­tır.

1953 Nobel tıp mükâfatını kazanan profesör de İngiliz Hans Adolf Krebs ile Amerikalı Fritz Lipmann'dır. Bu iki âlim yaşıyan hücrelerin metabolizma­ları hakkında önemli bilgileri ortaya koymuşlardır. Bu iki hekimi, Karolinska Enstitüsünden Profesör Hammersten takdim etmiştir.

Nobel mükâfatını kazanan İngiltere Başvekili Sir Winston Churchill'i tak­dim eden Doktor Siwerts, Churchill ile Disraeli arasında bir benzerlik buldu­ğunu işaret .ettikten sonra Sir Winston'un maskesiz ve kompleksiz bir adam olduğunu söylemiş, bundan sonra Churohill'in eserlerinde geçen bazı mu­harebe sahnelerindeki ecUbî üslup ve değerden bahsetmiştir.

Dr. Siwerts, bundan sonra, Churchill' in hitabet kabiliyetini de övmüş ve sözlerini bitirirken şöyle demiştir: Napolyon şanu şereı içinde konuşurdu. Churchill ise felâket irinde insanlara ümit vermesini bilmiştir.

19 Aralık 1953

 Sofya :

Pazar günü yapılacak olan meclis se­çimleri için girişilen kampanya dün akşam Sofya'da büyük bir toplantı ile nihayet bulmuştur. Başvekil ve Komü­nist Partisi genel sekreteri Çervenkof bu toplantıda söz alarak bilhassa dış politikaya temas eden bir konuşma yapmıştır. Başvekil ilk Önce uzun uzadıya Amerikan politikasına hücum et­miştir. Bunu müteakip Bulgaristan'ın yabancı memleketlerle münasebetleri meselesine temas eden Başvekil mem­leketinin  Yunanistan  ile  münasebetleri yeniden tesise hazır olduğunu hatırlatmıştır. Bundan başka Çervenkof Bulgar - Yunan müşterek komisyonun çalışmalarından memnunluk duyduğu­nu ve bu çalışmaların iki memleket arasındaki hududun Meriç nehri bo­yunca tesbiti hususunda bir protokol ile neticelendiğini ve protokolün ya­kında imzalanacağını bildirmiştir. Çer­venkof bu münasebetle, Sofya ile Ati­na arasında diplomatik münasebetle­rin yeniden tesis olunacağı, Türkiye ve Yugoslavya ile de münasebetlerin düzenleneceği ümidini izhar etmiştir. Başvekil anlaşmazlık mevzuu olan me­selelerin halli için müşterek bir Bul­gar - Yugoslav komisyonunun kurul­masını da teklif etmiştir.

Komedya

Yazan : Ömer Sami Coşar

20/12/1953 tarihli (Cumhuriyet) İs­tanbul'dan :

Sofya radyosuna bakılacak olursa, bu­gün Bulgaristan'da genel seçim (!) ya­pılacaktır. Fakat bu ne biçim secim olacaktır? Ortada yalnız Komünist par­tisi tarafından, desteklenen adaylar var dır, muhalefet diye bir şey mevcud de­ğildir. Mecburî olarak seçmenler, el­lerine sıkıştırılacak tek listeye reyle­rini vereceklerdir.

Bulgar Başbakanına göre, «kalabalık " bir aday grupu içinden iyilerini seç­mek gibi külfetli bir işi" hükümet biz­zat yapmıştır ve bundan dolayı da Bul­garlar, komünist idarecilerine karşı minnettarlık izhar etmelidirler! Bu mu hakemeyi yürüten, seçmenlere düşen işi daha önceden hükümetin bildiği gi­bi yapmış olduğunu açıkça anlatan Çervenkov'un «Seçim tam bir serbest­lik içinde yapılacaktır, bu bizim için saadet ve bahtiyarlık kaynağıdır» söz­lerini de ilâve etmesi tam bir komed­yanın sahneye konduğunu göstermiyor mu?

İkinci Cihan Harbinden hemen sonra Kmlordu tankları ile Rusyadan gele­rek Sofyaya yerleşen komünistler 1945 yılı seçimlerini bu şekilde hazırlamamışlardı. O tarihte son derece zayıf bir durumda bulunuyorlardı. Bu sebeple de, kendileri gibi evvelâ Rusyayı değil de Bulgaristan! düşünen fakat siyasî kanaatleri bakımından sola meyleden milliyetçilerle bidayette «çok samimî» görülen bir işbirliği kurmuşlar ve «Va­tan Cephesi» adını verdikleri müşterek bir liste ile seçmenlerin önüne çıkmış­lardı. Bir taraftan kilid mevkileri ele geçirmiş olmaları, diğer taraftan Kızıl ordunun tesiri netice vermiş ve Sofya radyosu reylerin yüzde 87 sinin kazanıldığını ilân etmişti.

Böylelikle iktidara yaklaşan Bulgar bolşevikleri, devamlı bir surette entri­kalar çevirerek, kontrollarmda bulunan polis ve İçişleri Bakanlığı sayesin­de de «Vatan Cephesi» nde komünist olnııyanlarm yani Rusyaya tamamile boyun iğmiyenlerin tasfiyesine gitmiş­ti.

1947 senesinde, Nicolas Petkov'un ada­letle hiç bir alâkası olmıyan bir duruş­mayı müteakiben asılması, işbirliği devresinin sona erdiğini, memleket da­hilinde baskı şebekesini yerleştirmiş bulunan komünistlerin artık sola mey­yal diğer partililerin yardımına muh­taç olmadığını göstermişti. Petkov ve taraftarları, komünistlere inanmış ol­manın cezasını çekmişlerdir.

Sovyetlerin, peyk memleketlerde takib edegeldikleri sömürme siyaseti 1948 senesinde Tito isyanına yol açmış ve bunun tesirleri derhal Bulgaristanda hissedilmişti. Bulgar Komünist partisi­nin ileri gelenlerinden Kostov, Rusyanın Sofyada kontrolü tamamile ele ge­çirilmesine karsı cephe alıyor ve Pet­kov'un idamından iki sene sonra Dimitrov'un bu yardımcısı da sehpaya yollanıyordu.

Bir taraftan Kostov hâdisesi, diğer ta­raftan Kremlin hoşuna gitmiyen bir si­yasete sapan Başbakan Dimitrovun, Moskova sanatoryomunda esrarengiz bir şekilde ölmesi Tito Yugoslavyasınin izinden Bulgaristanm da gidebile­ceği hususundaki şüpheleri kuvvetlen­dirmiş, 1949 yılından itibaren de bu peyk memleketteki Sovyet kontrolü şid d etlendir ilmi şti.

1953 yılında devam etmekte olan bu kontrol ancak Çervenkov'un da izah ettiği şekilde bir «seçim komedyası» na müsaade edebilirdi. Çünkü Malen-kov, Petkov'larm, Kostov'larm unutul-madığmı, bunların izinden gitmeğe ha­zır geniş bir kütlenin bulunduğunu bil­mektedir.

1 Aralık 1953

 Belgrad :

Tanyug ajansının bildirdiğine göre, Yugoslavya'da emlâki müsadere olunmuş Türklere verilecek tazminat meselesi hususunda Yugoslav hükümeti ile gö­rüşmelerde bulunmak üzere bir Türk heyeti bugün hava yolu ile Belgrad'a gelmiştir.

Türk heyetine, Türkiye Dışişleri Ve­kâleti Ekonomi Dairesi Müdürü Settar İksel riyaset etmektedir.

5 Aralık 1953

 Belgrad :

Yugoslavya hükümeti, Yugoslavya ile İtalyanın hudutlarından askerlerini çekmeğe muvafakat ettiklerini bugün resmen bildirmişlerdir.

Aralık 1953

 Belgrad :

Yugoslavya ile Arnavutluk arasında hudut hâdiselerine mani olmak üzere alınacak tedbirleri derpiş eden bir an­laşma bugün Ohri'de imzalanmıştır.

17 Aralık 1953

 Belgrad :

Rumen istihbarat servisleri hesabına casusluk yaptıkları sabit olan 11 kişi Belgrad mahkemesi tarafından bir ilâ 20 yıl arasında muhtelif hapis cezala­rına çarptırılmıştır.

Suçluların elebaşlarmdan çiftçi Zidadin Radoyeviç 20 yıl, üniversite tale­besi Nikolas Vezu da 12 yıl hapse hüküm giymiştir. Dokuz suç ortağı da bir ilâ 2,5 yıl hapse mahkûm olmuştur.

21 Aralık 1953

 Belgrad :

Millî müdafaa sekreterliğinden öğre­nildiğine göre, italyan - Yugoslav an­laşması gereğince Yugoslav ordularının. İtalyan hududundan çekilmesi 20 ara-lık günü tamamlanmıştır.

 Belgrad :

Bugün  burada   resmen     bildirildiğine göre Yugoslavya, siyasî münasebetlerin tekrar   tesisi   yolunda Arnavutluk   ta­rafından   yapılan   teklifi   kabul  etmiştir.

Arnavutluk, 1948 dıeki bozuşmadan sonra Yugoslavya ile münasebetleri tamamile kesen yegâne kominform memle­ketlerinden biri idi. Arnavutlar, o za­man 1949 da Tiran'daki bir avuç Yu­goslav diplomatının hepsini hudut ha­rici etmişler, Yugoslavlar da Belgrad' daki Arnavutları çıkararak misillemede bulunmuşlardır. Siyasî münasebet­ler, o zamandanberi Macaristan hükü­meti vasıtasile devam ettirilmekte idi.

Son günlerde iki memleket, hudut hâ­diselerini tetkik ve halledecek bir muh­telit komisyon, kaybolan hudut taşla­rını yeniden yerine dikmek ve münazaah noktalarda hudut haddini tâyin ve tesbit etmek üzere diğer bir komis­yonun kurulması dahil, müşterek hu­dutları hakkında birtakım anlaşmaları tamamlamış bulunuyorlardı. Anlaşma o kadar etraflı hazırlanmıştır ki, için­de, hatta meselâ bir öküzün herhangi bir hududu aştığı takdirde başvurula­cak tedbire aid hüküm bile yer almak­tadır.

24 Aralık 1953

 Belgrad :

Noel bayramına rağmen Yugoslav par­lamentosu bugün açılış celsesini aktetmiştir.

An'anelere çok bağlı olan Reisicumhur Tito, meclisin açılış celsesinde bulun­mamıştır.

25 Aralık 1953

 Belgrad :

Yugoslav millî meclis başkanlığına fe­deral icra konseyi başkan yardımcısı Milovan Cılas seçilmiştir.

Yugoslav parlâmentosunun bugün yap­tığı toplantıda, Sovyet Rusya tarafından sevilmiyen Yugoslav komünist li­derlerinden biri olan Cilas'ı başkanlığa seçmesi manidar görülmektedir.

26 Aralık 1953

 Belgrad :

Bulgaristan ile Yugoslavya arasında demiryolu nakliyatını tanzim eden bir .anlaşma bugün Sırbistan'da imzalan­mıştır. Bu anlaşma sayesinde Türkiye ve diğer memleketler istikametinden gelerek; Bulgaristan üzerinden geçen demiryolu sevkıyatı kolaylaşacaktır.

Yugoslav siyasî çevrelerine göre Bul­gar - Yugoslav konferansının bu mu­vaffakiyeti «iki memleket arasında nor mal münasebetlerin teessüsüne doğru atılmış bir adımdır.»

 Belgrad :

Belgrad basınına bugün verdiği beya­natta Yugoslav Dışişleri Vekili Koca Popoviç, Sovyet Rusya peykleriyle si­yasî münasebetlerin normalleşmeye doğru gitmesi Yugoslavyanm Sovyet ve safına dönmekte olduğunu ifade et­mez demiş ve sözlerine şöyle devanı et­miştir.

«Doğu ile siyasî münasebetlerin yeni-den kurulmasını bu tarzda tefsir» man tıksız ve çoğu zaman kötü niyete ma­tuf bir harekettir.

Yugoslavyanm diplomatik faaliyetleri­ni tekidlıer Yugoslavya ile Batı arasın­daki münasebetleri engellemek için ya­pılmaktadır. Doğu komşularımızla si­yasî münasebetlerimizin yeniden tesi­si, Birleşmiş Milletlerce desteklenmek­te ve halk efkârı önünde alenen tat­bik mevkiine konulmaktadır.

29 Aralık 1953

 Londra :

Belgrad radyosu dün yaptığı neşriyat­ta Mareşal Titonun bir yabancı muha­bire verdiği beyanatı naklıetmiştir.

Mareşal Tito bu mülakatta Türkiye, Yugoslavya ve Yunanistanm bağımsız­lıklarını ve bir tecavüze karşı barışı müdafaa etmek hususunda azimli ol­duklarını söylemiştir.

Tito şöyle devam etmiştir:

«Bu üç Balkan memleketi arasındaki işbirliği Ve dostane münasebetler dün­yanın bu bölgesinde kudretli bir barış ve istikrar unsuru olmuştur.

1 Aralık 1953

 Atina :

Dışişleri Vekili Stefanopulos dün ak­şam mebuslar meclisinde beyanatta bulunarak, eğer İngiltere ile kısa bir za­man içinde anlaşmaya varılmazsa, Yu­nanistan'ın, Kıbrıs meselesini Birleş­miş Milletler huzuruna getireceğini söylemiştir.

«Bu suretle, demiştir, medeniyet dün­yasının uğrunda çarpıştığı prensipler adına, yalnız Kıbrıslıların değil, fakat bütün Elen âleminin temennilerine ter cuman olmuş olacağız.»

 Atina :

Başvekâletten yayınlanan günlük ha­berler bülteninde bildirildiğine göre, Atina'nın şimal batısında Agrinion böl­gesinde dünkü deprem yüzünd,en 100 den fazla ev yıkılmıştır.

Hasara uğrayan binaların yekûnu 400 kadardır. Sosyal yardım vekili deprem yerine hareket etmiştir. Başka bir ha­bere göre, bu sabah Corinthe bölgesin­de de üstüste üç deprem daha kayde­dilmiştir.

3 Aralık 1953

 Osnabruck :

Bentihaim (Rhuer) de kâin Deilmann firması garbi Terakyada petrol ve ta­bii gaz damarlarını müştereken işletmek için «İlios» Yunan şirketile bir mukavele imzalamıştır.

Alman jeologlarından bir heyetle bir sondaj ekibi açılacak kuyular için ilk ameliyelere başlamak üzere Hanovre' den Yunanistana gelmişlerdir.

4 Aralık 1953

 New-York :

Yunan Kralı Paul, İndependance Tran­satlantiğinin güvertesinde kendisi tarafından okunan bir veda mesajında şöyle demiştir:

«Birleşik Amerikanın büyüklüğüne. haiz olduğu askerî kudretten ziyade Amerikan milletinde asıl olan iyilik amil olmuştur.»

Kral bu mesajında kendilerine karşı gösterilen   misafirperverlikten  dolayı Amerikan milletine gerek kraliçe,  ge­rek  kendi  adına teşekkürlerini bil­dirmiştir.

5 Aralık 1953

 Atina :

Bulgaristan ile Yunanistan arasında ticarî münasebetlerin tesisi maksadiyle Atina'da müzakerelere devam eden Bulgar heyeti bugün öğle üzeri 3 mil­yon 600 bin dolarlık mal mübadelesini derpiş eden bir ticarî mukavele imza­lamıştır.

Bundan başka Atina'da, mübadele ve tediye antlaşmaları akdetmek maksa­diyle, Çekoslovakya, Macaristan ve Do­ğu Almanya ile de müzakereler cere­yan etmektedir.

Aralık 1953

 Atina :

Yunan kral ve kraliçesi Batı Avrupa ve Birleşik Amerika'da yaptıkları üç1 aylık bir seyahatten bugün dönmüşlerdir. Kral ve Kraliçe «Havarin» muhri­bi ile saat 11 de Pire'ye çıkmışlardır.

23 Aralık 1953

 Atina :

Yunanistan ile Bulgaristan arasında ti­caret işlerini tanzim etmek üzere 5 aralık tarihinde bir anlaşma imzalanmış­tır.Bugünden itibaren de Yunan pos­taları Bulgaristan için mektup kabul etmeğe başlamışlardır.

 Atina :

Yanya bölgesinde rençberlik yapan iki kişi, komünistlerin Arnavutluğa kaç­masını kolaylaştırmak ve casusluk yapmış olmaktan dolayı askerî mahkeme tarafından ölüme mahkûm edilmişler­dir. Yanya ahalisinden olup ayni işte medhalleri olan üç kişi de müebbet kürek cezasına çarptırılmışlardır.

28 Aralık 1953

 Paris :

Paris belediye meclisi bugün Yunanis­tan'ın Asso köyü için 3 milyonluk bir yardım tahsisatı kabul etmiştir. İoniyen adalarının uğradığı zelzele felâke­ti sırasında tahrip alan bu köyü Paris belediyesi himayesine almış olup, tek­rar inşa edildiği zaman adı Paris kö­yü olacaktır.

30 Aralık 1953

 Selanik :

Yeni hudut hattının tesbiti hususunda kat'î anlaşmayı imzalamak üzere Sela­nik'te toplanan Yunan ve Bulgar he­yetleri, iki memleket arasındaki hudu­du tesbit eden vesikaları resmî bir me­rasimle teati etmişlerdir.

Sofya ve Atina hükümetleri, Meriç'te­ki adacıklar üzerinde iki tarafça ileri sürülen taleplerin doğurduğu hâdiselere son vermek maksadiyle yeni bir sınırlandırma sistemi kabul etmişler ve nehrin esas akıntı hattına dayanan eski sistemi terketmişlerdir. Nehrin na­zarî olarak ortasından geçen hattı ta­kip eden yeni hudut nehrin yatağına şakuli olarak dikilmiş direklerle belir­tilmiştir. Bu arada Alfa adasının en büyük kısmı Bulgaristan'a, Gamma, adasıyla iki Beta adasının en büyük kı­sımları da Yunanistan'da kalmıştır.

Yunan resmî çevrelerinde, Yunan -Bulgar münasebetlerinin düzeleceği yo lunda bir belirti teşkil eden bu anlaş­madan dolayı memnunluk izhar edil­mektedir.

31 Aralık 1953

 Atina :

Yunanistan ile Bulgaristan arasında hudut protokolünün dün Selânikte iki devlet temsilcileri tarafından imzalan­masını müteakip Dışişleri Vekili Stefanopulos dün gece basın mensupları­na verdiği beyanatta demiştir ki:

»Bu protokolün imzalanmasils Yunan Bulgar hududunda Meriç bölgesinde se­nelerce süren ve fena neticeler veren durum sona ermiştir.

Muhtelit Yunan - Bulgar komisyonu ne toprak statüsünü yeniden gözden ge­çirmek istemiş, ne de hükümranlık haklarında esaslı bir değişikliğe teves­sül etmiştir.

Mezkûr komisyon Meriç nehri bölge­sinde hudut hattını teknik olarak tes­bit etmiş ve aynı zamanda Yunan -Bulgar hudut boyunca yıkılmış olan. hudut işaretlerini yeniden yapmıştır.

Halen yürürlükte olan Neuilly muahe­desinin 30 uncu maddesinin tatbikle vazifeli olan muhtelit komisyon hu­dut hattı olarak Meriç nehri yatağının orta çizgisini kabul etmiş ve buraya demir putreller çakmıştır. Bu suretle vahim hudut hâdiseleri önlenmiş ola­caktır.

Mezkûr Yunan - Bulgar anlaşması Yu­nan   nofctaî   nizarmdan   mülhemdir  ve  Meriç   nehrindeki   adacıklar   üzerinde Yunanistana   mühim   topraklar   sağla­maktadır.

Yunanistanin şimdiye kadar müteaddit, defalar taleo ettiği adalar üzerinde hakimiyıet hakkı tanındıktan başka birinci dünya harbinden sonra teşek­kül eden adaların bazıları da Yunanis-tana verilmiştir.

Eskiden bu hak sadece Vita ve 5 No. lu ada üzerinde mevcuttu. Yeni anlaşma mucibince, Yunanistana tanınan hak­lar şunlardır:

 Şimdiye kadar Bulgarların işga­linde bulunan Alfa adasının büyük bir kısmı,

 Hemen hemen Gamma adasının tamamı,

 Badacık grupu Yunanistana ve­rilmektedir,

 Türk - Yunan - Bulgar hudutla­rının kesiştiği noktadaki isimsiz adanın Bulgaristana ait olan kısmının ya­nsını Yunanistan almaktadır.

Dışişleri Vekili Stefanopulos, bu anlaş­manın hudut bölgesi sakinleri üzerin­de yaptığı müsbet ruhi tepkiden baş­ka diplomatik bakımdan da çok fayda­lı olduğunu söylemiştir.

Zira, demiştir, bu anlaşmanın doğurdu­ğu müsait hava sayesinde iki memle­ket arasında diplomatik münasebetler yeniden başhyabilecektir.

Bütün Balkan memlekstlerile karşı­lıklı hürmet ve iyi niyet üzerine mües­ses barış seve-r münasebetler kurmayı arzu eden Yunan hükümeti imzalanmış bulunan bu anlaşmayı memnuniyet ve­rici telâkki etmektedir.»

1 Aralık 1953

 Dayton (Ohio) :

Amerikan hava ordusu, dünyanın muh­telif yerlerinde bulunan üslerinden 75 ine özel fotoğraf makineleri dağıtmıştır. Bu makinelerle, uçan dairele­rin esrarı çözülmeğe çalışılacaktır. Se­malarda müşahede edilecek her türlü fevkalâde ahvalin her bölgede ayrı ay­rı tesbit edilmesi irin talimat veril­miştir. Hava ordusu, bu karara, uçan dairelere dair birçok üslerden gelen raporları inceledikten sonra varmış­tır.

Bahis mevzuu fotoğraf makinesinin iki objektifi vardır. Bunlardan biri, cisim­lerin basit resimlerini alan adî bir adese, diğeri spektograftır.

 Washington :

Başkan Eisenhower, 10 Aralığın, Amerikada insan hakları günü olarak tesit edileceğini dün akşam bildirmiştir. Fil­hakika bu tarih, insan haklarına dair Milletlerarası beyannamenin 1948 de Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca kabulünün yıldönümüdür.

New - York :

Beş Avrupa memleketi ile Türkiyeye yaptığı resmî ziyaretten dönen Sena­tör Byrd 'bugün verdiği beyanatta Amerikanın Avrupaya yaptığı iktisadî yardımın yüzde 90 nisbetinde kesilme­si kanaatinde olduğunu söylemiştir. Senato silâhlı kuvvetler komitesi üye­si olan Byrd, Birleşik Amerikanın Av­rupaya iktisadî yardımdan ziyade dışticaretini açmakla yardım edebileceği­ni bildirmiştir.

Byrd, Pariste Randall komisyonuna, iştirak etmiştir. Bilindiği gibi bu ko­misyon Avrupamn iktisad meselelerini etüd etmiştir.

Byrd bundan başka İspanya, Türkiye ve Yunanistan da inşa halinde bulu­nan üsleri de ziyaret etmiştir.

Senatör, İspanyada üs inşasını sağlıyan anlaşmanın Amerika için çok fay­dalı olduğunu söylemiştir.

2 Aralık 1953

 West Point :

Amerika müşterek kurmay heyeti baş­kanı Amiral Arthur Radford, West Point askerî akademisi talebelerine verdiği beyanatta şöyle demiştir:

«Harp tehdidi azalmıştır. Koredeki mü­tareke barış demek değildir. Rusyanın atom silâhlarına malik olması her milletin, savunma plânlarını geliştir­mesini âmirdir, zira. Rusların termo­nükleer reaksiyonu tahakkuk ettirme­ğe muvaffak olmalarından dolayı Kremimde birkaç kişi, gizli ve anî ola­rak harp çıkarmaya karar verebilir.»

Amerikanın, Sovyetleri açık bir teca­vüze girişmekten önliyecek kabiliyet­te ittifaklar akdetmesi lüzumuna işaret eden Amiral sözlerine şöyle devam, et­miştir:

«Amerika, müttefikleri olmadan haki-kikî hiç bir güvenliğe sahip olamaz. Biz kuvvetli bir milletiz, fakat nüfusumuz dünya nüfusunun yüzde altısı ve mesahamız da dünyanın ancak ufak bir parçasıdır. Muazzam kaynaklara sahip olmamıza rağmen, diğer memle­ketlerin ham. maddeleri ve pazarları olmaksızın istihsalimizi ve hayat se­viyemizi muhafaza etmemize imkân yoktur.

Hiç kimse, Korede mütaneke aktedilmiş olmasını, Kremimin komünizm he­deflerinden vaz geçeceğine bir işaret olarak telâkki etmemelidir. Nasıl ki Yunanistanda gerilla harekâtının vısya Berlin ablukasının sona ermeği bunu müjdelememiştir. Tıpkı o zamanlar ol­duğu gibi şimdi de Sovyet taarruzunun durması, Sovyet kollarından birinin peşinden koştuğu ava yetişemediğini gösterir. Fakat Sovyetlerin başka kol­ları ve başka avlar da vardır.

 Philadelphia :

Jefferson Tıp Akademisi, Amerika aleyhtarı faaliyetler tahkikat komisyo­nunun raporu üzerine müessesenin menfaati iktizası olarak 3 profesörü az­lettiğini açıklamıştır.

Bunlardan biri kimya profesörü Robert Rutman,  bir zamanlar  gizli bir Atom fabrikasında vazife görmüştü. Prof. Rutman, tahkikat komisyonunun sorduğu sualleri cevaplandırmaktan imtina etmiştir.

3 Aralık 1953

 Washington :

Endonezya Başvekili Ali Sastraomi Jojo, bugün Amerikadaki büyük elcisi vasıtasiyle Başkan Eisenhower'e bir mektup göndermiştir.

Mektup hakkında gazetecilere beyanat­ta 'bulunan büyük elçi. Başkan Yardım­cısı Richard Nixon'un Asya seyahati esnasında Endonezvaya da uğramış ol­masından dolayı Başvekilin Eisenho-wer'e teşekkürlerini iblâğ ettiğini söy­lemiştir.

Bu arada Büyük Elçi, mektubu tevdi ettikten sonra, Eisenhower'le 20 daki­ka kadar görüşmüştür.

 New - York :

Amerikan Temsilciler Meclisi Başkanı Joseph Martin, dün gece verdiği bir demeçte, İspanya ile yapılan üsler an­laşmasının, Rusya ile bir harp vuku­unda Amerikaya son derece kuvvetli bir taarruz üssü temin etmekte oldu­ğunu söylemiştir.

Avrupada yapmış olduğu seyahat haik-kındaki intibaları radyo ve televizyon­la nakleden Joseph Martin şunları ilâ­ve etmiştir :

"İspanya, anlaşmadan son derece mem­nundur. Bu anlaşma İspanyayı eski ta­rihî önemine yerinden kavuşturmuştur. İspanya yeni bir hayata doğru gidiyor. Neticesinde İspanyol ekonomisi de son derece gelişecektir.

«Avrupada kimse haddi zatında harp istemiyor. Dünya Güvenlik ve sulhu için en mükemmel garanti. Kuvvetli bir Avrupa ordusu ve yanı başında hür Asya memleketlerinin müştereken meydana getirecekleri bir ordunun mevcudiyetidir.

«Almanya, hür dünya ile işbirliği yap­mak arzusundadır. Kanaatimce Alman­lar, ikinci dünya harbinden gerekli dersleri almış bulunmaktadırlar.

4 Aralık 1953

 New - York :

Dün gece burada söz alarak İsrail ile Arap memleketleri arasındaki buhrana temas eden eski Amerika cumhurreisi Harry Truman ezcümle demiştir ki:

«Amerika, Orta Doğunun bütün haya­tını baltalamakta olan Aran – İsrail buhranını ortadan kaldırmak için hum­malı bir faaliyet sarfetmektedir. Her iki tarafı konferans masasına otur­mağa ikna etmeliyiz. Ayni zamanda da, adaletin muhakkak surette yerine ge­tirileceğin ide her iki tarafa da ispat etmeliyiz.

Hakikî su]ha kavusulmadığı takdirde, hudutlarda vukubulan şiddet hareket­leri, ileride çok daha vahim neticeler doğurabilir.

 New - York :

Dünyaca en meşhur sayılabilecek ,bir sür külliyatının belki de en kadîm nüs­halarından biri, 15 Aralıkta müzayede ile satıma çıkarılmasından evvel cu­martesi günü teşhir  edilecektir.

panıbridge Üniversitesi profesörlerin­den Arthur J. Arberry kitap hakkında, bu kolayca cebe indirilebilecek nevi­den, seçilip ele alınarak okunacak ka­klar güzel, zarif, cici farsça el yazması bir eserdir, demektedir.

Ömer Hayvanım bu 737 senelik ruba-iyat külliyatının 8000 ile 10.000 dolar arasında   müşteri     bulacağı   sanılmaktadır.

Parke Ben et galerisinde bulunan ve nefîs bir nesir ile yazılmış olan 1216 tarihli bu eserin cildi İran ididir ve on beşinci asırda yapılmıştır. 1207 ta­rihinde yazıldığı bilinen yegâne daha eski nüsha da Cambridge Üniversitesi kütüphanesinde  bulunmaktadır.

 Washington :

Amerika Dik Yardım Dairesi, Pamuk ve kuru erik dahil, tarım maddeleri satın alması için İngiltersye 55.000.000 "dolarlık bir tahsisat ayırdığını açıkla­mıştır.

5 Aralık 1953

 Miami :

Eski Küba Başkanı M. C'arlos Prio Socarras dün Miamide Amerikan ma­kamları tarafından tevkif edilmiştir. Kendisine yabancı memleketlere silâh göndermek suçu atfedilmektedir.


 


 

Amerika Savunma Vekâletinde teşkil edilen hususî bir komite, Amerikalıla­rın silâhlı kuvvetlerinde uzun müddet "kalmalarını temin maksadiyle, hayat pahalılığı nisbetinde asker maaşlarına zam yapılmasını teklif etmiştir.

 New - York :

Amerika petrol enstitüsünden bugün açıklandığına göre, içinde bulunduğu­muz sene sonunda Amerikanın gün­lük petrol tasfiye kudreti 8.000.000 va­rile baliğ olacaktır.

"Enstitü, bu miktarın Amerika tarihi için bir rekor teşkil ettiğini ilâve et­mektedir.

"31 Aralık tarihine kadar günlük istih­sal 8.079.000 varili bulacaktır ki bu da geçen seneye nazaran günde 49.000 va­ril bir fazlalık ifade etmektedir.

 Washington :

Amerikan Dışişleri Vekâleti Perşembe günü Kanadanm Washington Büyük elçisine yeni bir nota vermiştir. Bu notada Kanadadaki Sovyet Büyük Elçiligi eski memurlarından İgor Gouzen-koile Amerikan Ayan Meclisinin dahi­lî emniyet komisyonu heyeti arasında bir buluşma temin edilmesi talep edil­mektedir.

Amerikan notası Kanadanm bu işte komisyon heyeti ile işbirliği yapması ve görüşmenin Kanada makamlarının nezareti altında icrasını istemektedir.

6 Aralık 1953

 Washington :

İngiltere ile İran arasında siyasî mü­nasebetlerin tekrar tesisine karar ve­rilmesi üzerine bu konuyu yorumlayan Amerikan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ezcümle söyle demiştir :

Dışişleri Bakanlığımız, İngiltere ile İran arasında varılan bu anlaşmayı memnuniyetle karsılar. Bu hâdise bütün hür dünyayı ilgilendirir mahiyet­tedir. Zira bilindiği gibi Amerikan si­yasetinin başlıca prensiplerinden biri de bütün hür dünya memleketleri ara­sında dostane münasebetlerin tesis ve idamesidir.

Diğer taraftan Dışişleri Bakanlığı İk­tisadî meseleler uzmanları şimdi İran petrol istihsaline nasıl başlanabileceği hakkında her hangi bir fikir ve tah­min ileri sürmemektedirler. Washing-tonun iktisadî mahfillerinde hâkim olan kanaate göre, İran petrolünün is­tihsali için biraz zamanın geçmesi lâ­zımdır. İngiltere ile İran arasında Bü­yük Elçi teati edildikten sonra petro­lün işletme şart ve peklileri müzakere edilecektir. Bu konuda Amerika Dış­işleri Bakanlığı uzmanları tam bir ke­tumiyet muhafaza etmektedirler. Yal­nız bu mahfillerde şu kadarı belirtil­mektedir ki İran petrolünün tekrar is­tihsal edilmesi şimdi bazı şartlara bağ­lıdır.  Evvelâ  İngilterenin   istsdiği tazminat meselesi gelmektedir. Bundan başka İran petrolünü dünya piyasalarına sevkedecek Milletlerarası bir teş­kilâtın kurulması da lâzımdır.

Bu münasebetle İranın şimdilik petrol gemisine sahip olmadığı hatırlatılmak­ta ve derhal istihsale başlamanın fay­dası olmıyacağı ilâve edilmektedir. Her halde, daha evvel p&trolün nasıl tevzi edileceği bir karara bağlanmalıdır.

Yine ayni mahfillerde, İngiltere ile İran arasında cereyan eden müzakere­lerde, Amerika Dışişleri Bakanlığının petrol mütehassısı olup hâlen Londra-da bulunan Herbert Hoover'in oynadı­ğı ehemmiyetli rol de belirtilmektedir.

7 Aralık 1953

 Filadelfiya :

Stratosferde bulunan elektrik cereyan­larını tetkike imkân verecek elektronik bir âletin tekemmül ettirildiği dün A-merikan hava kuvvetleri teknik araş­tırma servisleri ile «Mineapolis Honeywell Regular Co.» tarafından bildiril­miştir.

«Aerial Electrometer» adı verilen fou yeni âlet, bir balonla 30 bin metre bir irtifaa gönderilecek ve bu irtifada mevcudiyeti ve yüz bin volt kudretin­de tahmin edilen elektrik cereyanları­nı tetkike imkân verecektir.

Portsmut Newhamphire :

Birleşik Amerika bahriyesi denizaltüann su tazyikine mukavemetini ölçme tecrübeleri İçin 25 metre uzunluğunda ve 10 metre genişliğinde çelikten ve her tarafı kapalı büyük bir havuz kul­lanmağa başlamıştır. Tecrübelerin ya­pılması için denizaltının çelik kabur­gası bu havuzun içine konmakta ve orada gittikçe yükseltilen tazyike tâbi tutulmaktadır. Amerikan bahriyesinin kullanmağa başladığı bu usul şimdiye kadar ifşa edilmemişti.

 Washington :

Demokrat Senatör Ailen J. Ellender, Amerikan teknik yardımına güvenerek birçok  projeler  tasarlıyan bazı  memleketlerin,  bu yardımın kesilmesinden sonra plânlarını   gerçeklsştiremiyecek vaziyete   düşeceklerini   söylemiş      «bu yardım     sayesinde dosttan çok    düş­man kazanacağız»  demiştir.

Senatör, ayan    tahsisat   komisyonuna verdiği bir raporda, bu projelerin, yar­dımı kabul eden memleketin kendi ma­lî kudreti ile mütenasip bir hadde in­dirilmesini tavsiye etmiştir.

Afrika, Güney Asya, Pasifik bölgesi ve Yeni Zelanda dahil olmak üzere 21 memleketi dolaşan Ellander, Birleşik Amerikanın teknik ve iktisadî yardı­mı adı altında hazırladığı projelerden bir kısmını sağlam temellere dayandı­ğını ve faydalı olacağını bir kisimmm ise tamamen hayalî ve fuzuli olduğu­nu söylemiştir.

Amerikan haricî    münasebetler teşkilâtı idaresinin projelerini tenkit    eden Senatör, Birleşik Amerikanın bu mem­leketlere   ilelebet yardım   edemiyeceği bildirilmelidir, zira yardım kesilir ke-silmez  bu projelerin bütün yükü ma­hallî idarelere kalacaktır.» demiştir.

 New - York :

Federal Alman cumhuriyeti iktisadî-İşler Vekili M. Luduvig Erhard kendi­sini Batı Almanyaya götürecek olan uçağa binmeden az evvel verdiği be­yanatta, Birleşik Amerikadaki ikameti esnasında yaptığı birçok konuşmaların esas itibariyle yalnız Almanyaya ait işleri değil, daha fazla hür Avrupa ve umumiyetle hür dünya milletlerine ait meseleleri alâkalandırdığını teyit et­miştir.

M. Erhard Birleşik Amerikaya gelişi­nin her hangi bir anlaşma akdi mak­sadına matuf olmamış bulunduğunu hatırlattıktan sonra Birleşik Amerikada yaptığı bir yoklama mahiyetinde-olduğunu ve bu konuşmalardan ziyadesiyle memnun kaldığını tasrih et­miştir.

Federal Alman Cumhuriyeti İktisat Ve­kâleti Birleşik Amerikadaki ikameti sırasında bilhassa Amerikan Dışişleri Vekili Foster Dulles'ı Hazine Vekili George Hunphrey'i, Ticaret Vekili Sinclair AVeeks'i yabancı münasebetler dairesi müdürü Harold Stas. beynelmi­lel banka müdürü Eugene Black ile ve ayrıca bir çok iler: gelen maliyecilerle ve ticaret adamlariyle görüşmüştür.

8 Aralık 1953

 Washington :

Amerika Dışişleri Vekâleti tarafından açıklanan üçlü notanın metni aşağıda­dır :

Amerika hükümeti İngiltere, Amerika, Fransa ve Sovyet Dışişleri Vekilleri arasında yapılacak bir toplantının Almanya hürriyet içinde birleşmesi ve Avusturya sulh andlaşmasımn im­zasına yol açacağı ümidindedir. Ame­rika hükümeti, son derece âcil olan Almanya ve Avusturya meselelerinin halline doğru kaydedilecek terakkinin, Avrupanm güvenliği gibi diğer belli başlı beynelmilel meselelerin halline de imkân sağlıyacağından emin bulun­maktadır. Amerika hükümeti bu vesile ile Atlantik ittifakına dahil hür memleketlerin kendi arzuları ile birleşmiş dâvalarının ve bazı Avrupa devletle­rinin kendi refah ve müşterek müda­faalarını sağlamak için tevessül ettik­leri gayretlerin tamamiyle tedafüi ma-hiyatte ve sulh için müştereken alın­mış olduğunu tekrar teyit eder.

Sovyet hükümeti beşli bir konferans "ihtimalinin görüşülmesi arzusunu "iz­har etmektedir. Önümüzdeki dört Dış­işleri Vekilleri toplantısı, toplantıya i§-tirâ'k eden hükümetlere bu mevzuda-"ki fikirlerini serdetmek imkânını ve­recektir.

Alman Federal hükümeti ve Berlindeki salahiyetli Alman şahsiyetleriyle is­tişarelerde bulunmuş olan Amerika hü­kümeti, dört Dışişleri Vekilleri top­lantısının 4 Ocak 1954 te Berlinde müt­tefik kontrol komisyonunun kullanmış olduğu binada yapılmasını teklif eder.

9 Aralık 1953

 Detroit :

Baltık katliamından kurtulanlardan Jbirisi, bugün hususî bir komisyon önünde 1941 de 500 Lituanyalının kurşuna dizilme hâdisesine şehadet etmiş­tir.

Yüzü siyah bir örtü ile örtülü olarak konuşan Lituanyalı su malûmatı ver­miştir :

Katliam 26 Haziranda Jiori Hinde vu­ku buldu. O günü hiç unutamıyacağım. Köyde bulunan 500 kişiyi tek sıra ha­linde dizdiler. Kızıl birlikler devamlı bir ateş açtı. Birer birer düşmeğe baş­ladılar.»

Aralık 1953

 Washington :

Birleşik Amerika, Sovyet esir kamplarında bulunan bütün Amerikalıların serbest bırakılmasını Rusyadan ikinci defa olarak talep etmiştir.

Amerikan esirlerinin serbest bırakıl­ması için ilk nota 2 kasım tarihinde Amerikanın Moskova ' Büyük Elçisi Charles Boblen tarafından Sovyet Dış­işleri Vekâletine verilmiştir.

Sovyet Dışişleri Vekâleti bu notaya ce­vap vermediği gibi, yapılan muhtelif müracaatlarda da esir kamplarında kaç Amerikalı bulunduğunu ve bunların isimlerini bildirmeyi reddetmiştir.

 Washington :

Başkan Eisenhower dün gece Beya Sarayda, hür dünya ve demir perde memleketleri diplomatlarını bir araya toplayan, resmî bir ziyafet vermiştir. Bu davette, Sovyet büyük elçisi ve 1941 de Sovyet istilâsına uğrayan Bal­tık devletleri temsilcileri hazır bulun­muşlardır.

 New - York :

General Electric şirketi müdürlüğü dün memurlarına yaptığı bir tebliğde, komünist temayüllü olduğu anlaşılan veya casusluk ve sabotai zannı altında bulunan memurların işlerinden derhal atılacaklarını bildirmişlerdir. Bundan maada, siyasî faaliyetleri hakkında kendilerini sorguya çekecek olan bir hükümet komisvonu önünde yemin ederek cevap vermekten istinkâf ede­cek memurlar da vazifelerinden çıka­rılacaklardır.

Bu şirket, Birleşik Amerikanın elek­trik ve elektronik cihazları imal eden en ehemmiyetli müesseselerinden biri­dir. Ve işlettiği 131 fabrikada 230.000 işçi istihdam etmektedir. Yalnız 70.000 işçi Amerikan millî müdafaasını ilgi­leyen cihazların imalinde çalışmakta­dır.

Bilindiği gibi M. Joseph Mc Carthy'nin başkanlığı altındaki ayan tahkikat he­yeti son günlerds millî müdafaa için çalışan bazı fabrikalarda ve bu meyanda bilhassa general Electric'in idaresi altındaki fabrikalarda komünist casus­luğu mevzuunda bir tahkikat açmış bu­lunmaktadır.

12 Aralık 1953

 Washington :

Başkan Eisen'hbwer dün gece bütün Amerikan milletini harp ve yangından zarar görmüş olan Güney - Koreye yar­dıma davet etmiştir.

 Washington :

Ayan üyelerinden Joseph Mac Carthynin başkanlığındaki talî tahkikat ko­misyonunun müdürü Francis Karr, ko­misyonun hâlen «Lincoln tasarısı» adi­le anılan gayet gizli bir işte çalıştırılan personel arasına fesatçı unsurların sızmış olması hususunda bir tahkikat açtığını bildirmiştir. Bu tah­kikatın yapıldığım birkaç saat önce Boston'da «Poost» gazetesi haber ver­miştir. Gazete, Lincoln tasarısının» stratejik ehemmiyeti bakımından, atom ve hidrojen bombaları imalâtından he­men sonra geldiğini belirtmektedir.

 Washington :

Eisenhow.er'in atom enerjisi hakkında teklif etmiş olduğu plâna dair Mosko­va radyosu tarafından neşredilen teb­liğ Washington hükümet mahfillerince cesaret verici bir belirti olarak tav­sif edilmektedir. Radyo tarafından neş­redilen bu tebliğin,  resmî bir mesaja mevzu  teşkil  edip  etmediği  ve  böyle bir  mesaim Amerikanın Moskovadaki". Büyük Elçisi Charles  Bohlen'e     tevidi edilip   edilmediği   bilinmemekle beraber,   Beyaz   Saraya  yakın   mahfil­lerde, Moskova radyosunun bu neşriyatının resmî bir reaksiyon olarak kabul edilebileceği beyan edilmektedir.

Yine bu mahfillerde belirtildiğine gö'rs Eisenhower plânına karşı Sovyet rad­yosunun ilk tepkileri 36 saat sonra ta­mamen değişmiştir. Esasen bu nuh temel değişiklik gözönünde tutularaktır ki, Beyaz Saray, Moskova radyosu­nun ilk ağızda söylediklerini resmî . beyanat olarak kabul etmemiş ve su­kutu hayale uğramamıştır. Bununla be­raber, o sırada Amerika Dışişleri Ba­kanlığının bazı malûmata sahip oldu­ğu, ezcümle Moskovadaki Amerikan Büyük Elçisinin, 7 Aralıkta Molotofa yaptığı ziyaretin tafsilâtını almış bu­lunduğu söylenebilir. Moskova radyo­sunun 12 Aralık tarihli neşriyatı da... Büyük elçinin Molotofa yaptığı ilk zi­yaretten doğan neticeyi «belirtmiş gibi­dir. Bu suretle, Büyük Elçinin Sovyet Rusya Dışişleri Bakanına yaptığı ilk ziyaretten bazı müsb.et neticeler elde edilmiş olduğu kanaati uyanmaktadır. Böyle bir hâdisenin Washington ile Kremlin arasındaki diplomatik müna­sebetlerde ilk defa vuku bulduğu be­lirtilmektedir.

Charles Bohlenin, Kremline 9 Aralık­ta yaptığı ikinci ziyarette de yalnız Başkan Eisenhower'in Birleşmiş Millet­lerde irad ettiği nutkun metnini sun­makla iktifa etmeyip, bu arada bazı hususî teklif, telkin ve izahatta da bu­lunduğu zannedilmektedir.

Aralık 1953

 Washington :

Birleşik Amerika Cumhurreisi muavi­ni Richard Nixon, 45.000 millk dünya turunu sona erdirerek bugün buraya gelmiş ve verdiği beyanatta bu seya­hatinin son derece semereli olduğunu bildirmiştir.

Nixon Amerikaya muvasalâtını müte­akip derhal başkan EIsenhower ile gö­rüşmek üzere Beyaz Saraya gitmiştir.

Ve demiştir ki: Bu antlaşma bir sem­bol haline gelmiştir. Avrupanm, Fran­sa ve Amanyayı uzaştırma için sami­mî ve müessir bir gayret sarfedip et-miyeceği bahis mevzuudur. Fransanm tejebbüsü üzerine, altı devlet antlaş­mayı yazmışlardır. Dünya, bu antlaş­manın mukadderatını merakla bekli­yor. Esasen Atlantik Daktı 20 sene son­ra otomatik olarak sona ermiyecektir.

Bilâkis bunun müddeti malûm değil­dir ve eğer Milletlerarasındaki müna­sebetler bu antlaşmanın idamesini icap ettiriyorsa onu lâğvetmeğe hiç bir se-'bep yoktur. Milletlerarasındaki müna­sebetleri antlaşma metinlerinden ziya­de hâdise ve hakikatler icap ettirmek­tedir. Müşterek menfaat, antlaşmaların devam etmesi için en iyi teminattır. Avrupa müdafaa camiası antlaşması­nın yeniden gözden geçirilmesi kanaa­timce amelî bakımdan imkânsızdır.»

Amerikan diplomasisinin Sovyeit ida­recilerine atfettiği niyet hakkında bir suale karşı Dulles, Batıya karşı bir taarruz tehlikesinin artık o kadar ya­kın olmadığı kanaatini izhar etmiş ve demiştir ki: Bununla beraber, tehli­ke elan mevcuttur ve Rusyanın atom stoku yapması keyfiyeti dolayısiyle de günden güne artmaktadır. Amerikan tezine göre, Ruslar, hudutları dahilinde ve peyk memleketlerde rejimlerini kuvvetlendirmeğe, Atlantik ittifakının üyelerini ayırmağa ve bomba stokla­rını arttırmağa çalışmaktadırlar. Eğer muvaffak olurlarsa hür dünya birkaç sene sonra korkunç bir durum karşı­sında kalacaktır. Bütün bu sebepler­den dolayı, Atlantik devletleri silâh­lanma gayretlerinin gevşetmemelidir-ler. Gerçi şimdiki Batılı kuvvetler bir taarruzu kırmak için sağlam bir un­sur teşkil etmektedir, fakat Sovyet po­tansiyeli durgun vaziyette değildir. Tam bir atom gelişmesi halindedir. Ba­tının uyanık bulunması lâzımdır.»

Aralık 1953

 Washington :

Birleşik Amerika Erkânı Harbiyei Umumiye Başkanı Amiral Radford National Press Club» de irad ettiği bir nutukta, atom silâhlarının artık Amerikan kara. hava ve deniz kuvvetle­rinde klâsik silâhlar meyamna girmiş olduklarını   söylemiştir.

Mesuliyetini müdrik bir insanlık ca­miası için atom kuvvetinin bir iyilik kaynağı olacağına» işaret eden Amiral Radford, Birleşik Amerikanın üstün bir hava kuvvetini idame ettireceğini söylemiş ve bu hususta Başkan Eisenhower ve Amerikan Harbiye Vekiliyle Erkânı Harbiyei umumiyesinin tama­men mutabık bulunduklarını tasrih etmiştir.

Amerikan yüksek komutasına terettüp eden mesuliyeti izah eden Amiral Rad­ford ezcümle şöyle demiştir:

Bir dünya harbi takdirinde geniş Ölçü­de ve muazzam karşı hücumlar yapa­bilmeğe hazır olmalıyız. Umumî bir harp çerçevesine girmiyecek olan da­ha küçük ölçüdeki askerî hareketler için de hazır bulunmalıyız.

Aralık 1953

 Washington :

Başkan Eisenhower yaptığı bir basın toplantısında, Atlantik paktı müttefik­lerine Amerikan atom silâhları verilmesi keyfiyetinin bidayeten kongrenin müsaadesine mütevakkıf bulunduğu­nu söylemiş, bu tedbirin de Birleşik Amerikanın içinde bulunduğu şartla­ra ve Amerikan menfaatlerine bağlı olduğunu tasrih etmiş ve şöyle demiş­tir: «Parlâmentonun atom enerjisi ko­misyonuna bu mesele arz edilecektir. Hükümet kongre tarafından müsaade edilmiyecek olan hiç bir tedbiri itti­haz etmiyecektir.»

Atom silâhları sahasında Birleşik A-merikanm elinde bulunan vasıtalar ve bilgiler hakkında her kime olursa ol-sun malûmat verilmesini memeden 1946 tarihli Amerikan mevzuatının muhtemelen yeni tetkike tâbi tutulup tutulmıyacağı hakkında sorulan bir su­ale başkan Eisenhower «Bu mevzuatta tabiatiyle bazı değişiklikler yapılmak icap ettiğini, ve mamafih derpiş edi­len bu tadilâtın hiç birinde atom silâh­larının  imaliyle  parçalayıcı  maddeler hafekmdaki gizli usulleri bildirmenin, bahis mevzuu olmadığını»  söylemiştir.

Başkan Eisenhower 1946 kanununun neşr.edildiği tarihte hüküm süren şart­larla bugünkü şartların ayrı olduğunu hatırlattıktan sonra Birleşik Amerika-n.n atom silâhlarından bazılarını müt­tefikleriyle paylaşmak mecburiyetinde bulunmadığını düşünmenin hatalı ola­cağı mütalâasında bulunmuş ve şunu ilâve etmiştir: «1946 kanununun mah­dut bir sahada tadili lâzımdır.»

Sorulan bazı sualleri cevaplandıran M. Eisenhower, atom bilgilerini ve kay­naklarını Birleşmiş Milletlerin neza­reti altında müşterek istifadeye koy­mak hususundaki teklifleri hatırlatmış ve bugünkü günde atom kudreti de­nilince misli geçmemig bir imha kud­retinin akla geleceğini tasrih etmiş ve bu ruh haletinin değişmesi icap etti­ğini söyliyerek şunları ilâve etmiştir : Birleşik Amerika Başkanının Birleş­miş Milletler Genel Kurulu önünde 8 Aralık tarihinde irad ettiği nutukta ile-ı*i sürülen teklifler bütün insanlığın mukadderatım islâh edecek çareleri ih­tiva etmektedir.

M. Eisenhow,er bahis mevzuu teklifle­rin Sovyetler Birliğine de tevcih edil­miş olduğunu işaret etmiştir.

Bunun üzerine, Moskovadaki Ameri­kan Büyük Elçisi M. Charles Bohlenin M. Molotof nezdinde yaptığı teşebbüs hakkında sorulan bir suale Başkan Eteenhower, Büyük Elçinin 8 Aralık nutkunu Sovyet Dışişleri Vekiline bil­dirmeğe ve nutkun fevkalâde ciddî tek­lifleri ihtiva ettiği hususunu işaret et­meğe memur edilmiş olduğunu söyle­miştir.

Sovyet tepkilerine gelince, M. Eisen-hower bunların pek kat'î bir şekilde tezahür etmiş olduğunu ve bu tepkiler hakkında gazetelerde yazılmış olan­lardan fazla bir şey bilmediğini söyle­miş ve ancak dünyanın her tarafında tezahür eden tepkilerin çok müsait bu­lunduğunu işaret eylemiştir.

8 Aralık tekliflerinin Sovyetler tara­fından reddi halinde Birleşik Amerika­nın yalnız komünist olmıyan milletler arasında bir «atom birliği» ihdasını düşünüp  düşünmiyeceği    sualine .baş-

kan, bu tekliflerin neticeleri açıkça ta­ayyün etmedikçe Amerikan hükümeti­nin takibini tasavvur ettiği yol hakkın­da açıklamada bulunmıyacağı cevabı­nı vermiş ve bununla beraber, demiş­tir, 8 Aralık tekliflerinin reddi, atom enerjisinin sulhçu gayelerde kullanıl­masından doğacak iyiliklerin insanlık emrine verilmesini derpiş eden Ameri­kan gayretlerini durdurmuş olmıyacak-tır.

Washington :

Geçenlerde Uzak Doğuda bir teftiş se­yahatine çıkmış olan Amerika Bahriye Vekili Robert Anderson, millî basın ku­lübünde yaptığı bir konuşmada, Ame­rikanın Uzak Doğuda komünizme bir santim daha müsaadede bulunmaya tahammülü yoktur, demiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir :

«Pasifikteki durumumuzu yeniden ayarlamak zarureti vardır. Batı Pasi­fikteki stratejik kontrol işinde beslediğimiz alâkayı dünyaya apaçık ifade etmeli, anlatmalıyız.»

İkinci dünya harbinden önce, Ameri­kanın Pasifikteki son «ileri karakolu­nun» Pearl Harbour olduğuna işaret eden Anderson, sözlerine şunları ilâve etmiştir :

«Bugün Amerika hududu, Fransa, Hindiçinî'den ve Siamdan geçerek bir hat halinde Koreden Birmanyaya kadar Asya kıtasına uzanmaktadır. Bu mev­cut hattımızı komünizme karşı elde tutmak mecburiyetindeyiz.

Washington :

Bugün Amerikan havacılık çevrelerin­den öğrenildiğine göre, «Bell X la» fü-zeli uçak sesin hızından iki buçuk mis­li süratle uçmaya muvaffak olmuştur. Bu uçak 1947 de ses hızını aşan dün­yanın ilk uça&ı olan «Bell X-l» in tadil edilmiş bir tipidir.

20 Kasımda Amerikan deniz kuvvet­lerine ait «SkyrocRet» deneme uçağı da saatte 2.103 kilometrelik, yani se­sin 2.01 misli bir sürate erişmişti.

Bu son deneme hakkında verilen tek malûmat uçağm hızının saatte 2.574 kaştığı ve binbaşı Charles Yeager tarafından idare edildiğidir. Bi­lindiği gibi ilk defa ses hızını da ayni polit aşmıştı.

20 Aralık 1953

 New - York :

New - York Times gazetesine göre, Başkan Eisenhower ile Millî Güvenlik Konseyi, 1955 askerî bütçesinde 5 mil­yon dolarlık bir kısıntı yapılmasını ka­bul etmişlerdir. Buna göre, kara kuv­vetleri mevcudu yüzde 18 nisbetinde azaltılacaktır.

Gazete, bundan başka, ecnebî memle­ketlerdeki faaliyetle meşgul idarenin, Sovyet blokundaki askerî kuvveti tah­dit maksadiyle, komünist memleketle­re ihracı menedilen stratejik madde­ler irin yeni bir liste inceliyeceğîni bil­dirmektedir. İdare, bunu yapmakla şu mütalâaya dayanmaktadır :

Sovyet bloku, askerî istihsalini arttır­mak irin, bazı yiyecek maddelerini dı­şarıdan almak mecburiyetindedir. Bu maddeleri, ihracı yasak edilen listeye İthal etmekle Batılı devletler, peyk memleketlerin ekonomisine ve mane­viyatına bir darbe indirebilirler.

21 Aralık 1953

 Tokyo:

Amerika Müşterek Genelkurmay Ko­mitesi Başkanı Amiral Arthur Radford île Dışişleri müsteşarı Walter Robertson mahallî saatle 17.30 da uçakla bu­raya gelmişlerdir. Bu akşam Başvekil Yoshida ile birlikte yemek yiyecekler­dir.

İyi haber alan çevrelere göre bu iki şahsiyet, Japonyanın önümüzdeki sene için kabul etmesi şayanı arzu olan mü­dafaa plânı hakkında vereceği nihaî karar arifesinde Japon hükümetini ik-naa çalışacaklardır. Radford ile Rabertson perşembe günü Koreye gideceker-dir.

22 Aralık 1953

Washington :

Birleşik Amerika, atom enerjisinden insanlığın müşterek istifadesi hakkın­da Başkan Eisenhower tarafından ileri sürülen plânın müzakeresi için Sovyet­ler tarafından ileri sürülen teklifleri kabul etmiştir.

Dışişleri Vekili John . Foster Dulles, Başkan Eisenhower'in bu tarihî plânı­nın gerçekleştirilmesi hususunda, mil­letimiz her türlü çareye başvuracaktır» demiş ve şunları ilâve etmiştir:

Bu plânın atom silâhları tehdidini bertaraf etmiyeceğini söylediklerine göre, anlaşılıyor ki Ruslar, Eisenhower plânının ruhunu kavramış» değil­lerdir. Halbuki Eisenhower plânının birinci ve esas gayesi budur.

Washington :

Dışişleri Vekili Foster Dulles bugün dış siyaset hakkında verdiği nutkun­da şöyle demiştir :

Sovyet idarecilerinin gerek kendi memleketlerinin gerekse peyk devlet­lerin halkım istismarları artık öyle bir noktaya dayanmıştır ki, bunlar yeni bir umumî harbin kendileri için yıkıcı olacağını anlamışlardır.»

Dışişleri Vekili bu konuşmasını millî basın kulübünün bugün verdiği bir zi­yafette yapmıştır.

Foster Dulles, Doğu Avrupadaki mem­nuniyetsizliğin son raddeye dayandığı­nı, Batı Avrupadaki Sovyet işgalinin bundan masun kalamıyacağını söyle­miştir.

Dulles şöyle devam etmiştir :

«Kuzey Atlantik paktı Dışişleri Vekil­lerinin son defa Parsite yaptıkları top­lantıda, Sovyet Rusyanm açıkça yap­tığı askerî tecavüzlerin bir, iki sene öncesine nazaran azalmış olduğu mü­şahede edilmiştir.

Bu, büyük ölçüde Nato'nun genişleyen kuvveti yüzünden ileri gelmiştir. Fa­kat ayni zamanda Sovyet blokunda hü­küm süren fena hayat şartlarının tesi­riyle hâsıl olan memnuniyetsizliğin de bu  duruma âmil olduğu  açıktır.Bu memleketler halkı komşu hür memle­ketlerdeki iyi hayat şartlarını görerek aradaki tezadı müşahede  etmişlerdir.

Yüksek Sovyet memurlarının son nu­tuklarının hepsinde halka daha fazla gıda maddesi sağlanacağı ümidi veril­miştir.

Bu mevzu üzerinde geniş tefsirlerde bulunan Foster Dulles şöyle devam et­miştir :

Geçen Haziranda Doğu Almanyada yapılan ihtilâl, peyklerdeki işçilerde hâkim olan memnuniyetsizliği aksettir­mesi bakımından gayet manidardır. Bu gösteriyor ki, Batı Avrupa silâhlı bir işgale uğradığı takdirde Sovyet irtibat hatları emniyet altında bulunamıya-caktır. Nato Dışişleri Vekilleri Paris-taki toplantılarında bu gittikçe artan rahatsızlık unsurlarının Batı Avrupa-nm işgalini önlediği kanaatine var­mışlardır.

İşte bu sebeple, hür dünya memleket­leri hayat şartlarını bu esir dünya memleketlerine nazaran yüksek tut­mak mecburiyetindedir.

Dulles, Nato Dışişleri Vekillerinin "bu teşkilâtı iyi formda» bulduklarını söy­lemiş ve Natonun bugün artık dayanı-labilecek bir esas üzerinde durduğunu ilâve etmiştir.

Dulles sözlerine devamla :

"Bu dayanabileceğimiz esas Amerika­nın Batı Avrupa memleketlerine yaptı­ğı iktisadî yardımın geniş çapta azal­tılması lüzumunu göstermiştir demiş­tir.

«Karar günü ilâ nihaye tehir edilemez» diyen Dulles şöyle devam etmiştir :

«Avrupa savunma camiası tasdik edil­mediği takdirde Amerikanın Batı Avrupaya yaptığı askerî yardım bundan mutazarrır olacaktır.

Hiç bir parlâmento Avrupa savunma camiası andlaşmasımn aleyhinde rey vermemiştir. Fakat bazı parlâmentolar bununla karşı karşıya gelmekten ka­çınmaktadırlar.»

23 Aralık 1953

 Washington :

Hükümet tarafından bugün bildirildi­ğine göre, Amerikada hayat pahalılığı sekiz aydan beri ilk defa Kasım ayın­da   hissedilir   derecede   düşmüştür.

Bu düşüşün başlıca sebebi gıda mad­deleri liatlarmda müşahede edilen yüz­de 1.4 sukut olmuştur.

İş bürosu istatistikleri, istihlâk mad­deleri fiatlarında Ekim ayma nazaran yüzde bir, 1947 - 49 yılı Hatlarına na­zaran yüzde otuz . nisbetinde bir iniş kaydedildiğini  göstermektedir.

Hayatın ucuzlamasına âmil olan gıda maddelerinden bilhassa et ve yumurta fiatları çok düşmüştür.

Nakliye fiatlarmdaki düşme ise sade­ce yüzde yarımdır. Elbise fiatlarmda değişiklik yoktur.

Hayat pahalılığına esas teşkil eden di­ğer maddeler fiatları bu ay zarfında yükselmiştir.

24 Aralık 1953

Washington :

Balkan Eisenhower, bugün Amerikan milletine hitaben yayınladığı Noel me­sajında, vatan çocuklarının kanlarını harp sahalarında akıtmamaları, ve ebe­dî sulh için ettiği duaya bütün Ameri­kan milletinin iştirak etmesini istemiş­tir.

Bu mesaj, Beyaz Sarayda, ananevi «millî birlik» sembolü olan noel ağa­cının aydınlatılmasından az önce radyo ve televizyon vasitasiyle yayınlan­mıştır.

Tokyo:

Amerika müşterek kurmay heyeti baş­kanı Amiral Arthur Radford ile Dışiş­leri Vekil Yardımcısı Walter Robert-son, Amerika ile Japonya arasındaki muhtelif meselelere dair Japon Başve­kili Shigeru Yoshida ile görüşmüşler­dir.

 Washington :

«Washington Post" ve «Evening Star» adlı iki büyük Amerikan gazstesi, Sov­yetlerin Washington Büyük Elçisi Za-rubînin kendilerine göndermiş olduğu bir mektubu yayınlamışlardır. Sovyet Büyük Elçisi bu mektubunda, atom enerjisi için Milletlerarası bir birliğin kurulması hususunda Amerikan teklip­fine cevap teşkil eden Sovyet notası­nın bir kısmının tercümesinin, esasa tesir etmemekle beraber, hatalı oldu­ğunu ileri sürmektedir.

Sovyet Büyük Elçisinin Amerikan ga­zetelerine bir mektup yazması nadir bir hâdisedir. Bazj müşahitlerin kanaatin-ce, bu, Sovyetlerin Amerikan teklifine karşı almış oldukları durumun umumî efkârca gayet doğru olarak anlaşılma­sına büyük bir ehemmiyet atfettikle-" rini ispat etmektedir.

Washington Post kısa bir makalesin­de Büyük Elçinin iddiası «Sovyet po­litikası bakımından kayde değer bir değişiklik ihtiva etmediğini» belirt­mektedir.

Bununla beraber Zarubinin bu mek­tubunun, Pravdanm, Dışişleri Vekili Foster Dulles'ın atom birliği hakkındaki Amerikan teklifine verilen Sov­yet cevabının mânasını tahrif etmek­le itham ettiği bir sırada yayınlanmış olması dikkati çekmektedir.

Umumiyet itibariyle müşahitler Eisenhower'in fikrinin Moskovada ciddî ve etraflı bir tetkike tâbi tutulduğunu dü­şünmeye devam etmektedirler.

Büyük Elçisi Zarubinin mektubu son bir yoruma daha yol açmaktadır: Rus­ya cevabının açık ve her hangi bir şüpheye mahal bırakmadığına kani gö­rünmektedir ve yabancı memleketler basını tarafından cevabının tercüme­sinde görüleceği hataların tashihini bu ünemlek eti erdeki Büyük Elçilerine ver­miştir. Buna karşılık Sovyet hüküme­ti, Eisenhower'in teklifinin bazı bakımlardan vazih olmadığını düşünmekte-ve bazı noktalar hususunda «izahat» is­temektedir.

Amerikan Dışişleri Vekâleti bu «iza­hatları» Sovyet hükümetine ne vasıta ile ulaştıracağını henüz tesbit etmiş değildir. Kat'î olan bir şey varsa o da Dışişlerinin bu maksatla basın yolun­dan faydalanmak teşebbüsünde bulun-mıyacağıdır.

Washington için münakaşa, Sovyetle­rin atom enerjisi hakkında «diploma­tik» veya gizli müzakereler prensibini kabul ettikleri günden itibaren umu­mî olmaktan çıkmıştır.

 New - York :

Amerikan iktisadî servislerinin dün. bildirdikîsrine göre, Amerikalılar 1 A-rahktan 24 Aralığa kadar, Noel hediye­leri için 17 milyon 300 milyon dolar harcamışlardır. Bu rakam rekor teşkil etmektedir.

26 Aralık 1953

 New - York :

World mecmuasının bugün açıkladığı­na göre, İngiliz Müstemlekât Vekâleti, Basra körfezi ile Akdenizi birbirine bağlamak üzere, Kuveyt, Suudî Ara­bistan, Ürdünden geçecek otomobillere mahsus bir şose inşası tasavvurundadır.

Mecmua, böyle bir yol yalnız Orta Do­ğu müdafaasını kuvvetlendirmekle kalmıyacak, binlercesine istemin etmek suretiyle Arap mültecileri meselesinin halline yardım edecektir, demektedir.

27 Aralık 1953

 Boston :

Amerikan ilmin terakkiyatı cemiyeti başkanı Dr. Edward Condon, dünya üzerinde patlatılacak birkaç kobalt bombasının insan neslini tamamiyle imha edeceğini  açıklamıştır.

Edward Condon, kobalt bombasının tahrip kudreti hakkında kendisile yapuan bir mülakatta şunları söylemiştir:

«Atom bombasının kobalt ile takviyesi, .bombanın radyo-aktivitesini şiddetle .arttırmaktadır. Bu bombanın tahrip kudreti infilâk şiddetinden ziyade rad­yo - Aktif zehirlenmeyi arttırmakta­dır.

Bu bombanın harp dışı edilip edilmiyeceği sualini Condon, şöyle cevaplan­dırmıştır:

«Bu, mikıop harbi ve zehirli gaz kul­lanılması gibi ahlâkî bir meseledir. Hiç bir millet tarafından kullanılmıyacağı­nı ümit edelim.

 Washington :

Laos Orta Elçisi Orat Suvanavong, dün gece BLleşik Amerika Dışişleri Vekâ­leti Güney Doğu Asya işleri müdürü Philip Bonsan'a Laos'un istilâya uğra­dığını bildiren bir mesajı tevdi etmiş­tir.

Fuma, bu mesajla «komünist ideoloji­sini kabul etmiyen ve etmiyecek olan hür bir devletin komünist tecavüzüne uğraması karşısında hür dünyaya mü­racaatta bulunmaktadır.

Orta Elçi, daha başka bir yardım tale­binde bulunmak için memleketinden talimat almadığını bildirmiş ve demiş­tir ki:

Memleketimizin istiklâlini idame et­tirmek irin Birleşik Amerikanın müm­kün olan her yardımı yapacağına güveniyoruz. »

28 Aralık 1953

 Washington :

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili Fos-ter Dulles, bugün çıkan Nations Busi­ness adındaki iktisadî dergide, kendi imzasiyle aşağıdaki makaleyi yayınla­mış bulunmaktadır. Makale, bir yıla yakın bir müddet evvel Dışişleri Ve­kâletinin başına geleli b.eri imzasiyle intişar eden ilk yazısıdır. M. Foster Dulles makalesinde şöyle demektedir :

Dünya sulhunu tehdit eden meselelere bir hal çaresi sağlamak maksadiyle Sovyet  temsilcileri ile buluşmak iste­diğimizi ileri sürmek  safdillik olur.

Denilebilir ki, Sovyet Rusya idarecile­rini  rnüzsksre yoluna geçirmek husu­sunda  sarıettiğimiz gayretler  arasında kendilerini Avrupa ve Asya haritası­nın her tarafında adım adım takip et­tik. Şimdi onları ele geçirdiğimizi tah­min ediyoruz. Sovyet idarecileri diplo­matik  sahada hâlen müdafaada bulu­nuyorlar. Buna mukabil hür dünya bu­gün diplomatik ve manevî sahada ta­arruz halindedir. Bu durumumuzu mu­hafaza etmek ümidindeyiz. Biz esasen hazırlanmkıştık.   Şimdi  de  hazırız  ve dünyanın ne tarafında    olursa    olsun mevcut  görüş  ayrılıklarının  birleştiği her   mevzuda   Sovyet liderleriyle mü­zakereye girişmek azminde ısrarla du­ruyoruz. Birleşik    Amerika,      candan bağlı   bulunduğu   Milletlerarası      sulh, dâvasında asla tavizde bulunmaya ta­raftar   değildir.   Hür   dünya  milletleri biliyorlar ve Sovyet  idarecilerinin  de bilmeleri  icabeder  ki,   müzakerelerin mütekaddim şartı olarak, Natodan ve ya Avrupa müdafaa camiasından ve karşılıklı müdafaa üslerimizin mevcu­diyeti   gibi  hayatî mevzuların hiç  bi­rinden vaz geçmiyeceğiz. Bundan baş­ka,  esir milletler arasında kökleştirilmiş insanları kendi kaderlerine terkettiğimiz mânasını ifade  edebilecek her hangi  beynelmilel konferansa  da  işti­raki kafiyen arzu  etmiyoruz. Ne biz, ne Natodaki müttefiklerimiz, geçmişte daima mutlaka cebir ve şiddet yolları­na sapmış, dünyanın en büyük askerî kuvvetiyle teçhiz edilmiş totaliter bir memleketle müzakere için, Avrupanın müdafaasız kalması gibi bir şartın ile­ri sürülmesine asla müsaade etmiyeceğiz. Biz müzakereye zayıf değil, fakat kuvvetli bir mevziden hareket suretiy­le bağlıyacağız. Bunun dışında, her çe­şit müzakereye girişmek için, peşinen, Çin gibi komünist rejimli bir hükümet Birleşmiş Milletler ve büyük devletler arasında katmak suretiyle Birleşik Amerika tarafından    tanınması    şartını daima tekrarlayan Sovyetler Birliğinin bu yoldaki İsrarlarına da boyun eğmiyeceğiz. Hiç bir tehlikenin mevcut ol­madığının ifadesini teşkil eyliyen müp­hem bir hayal peşinde koşarak yapıla­cak bir konferansın daha mühlik neti­celer doğuracağına  şüphe edilmemeli­dir.

Sovyet temsilcileriyle daha da müza­kerelerin yapılması gerektiğini belirt­miştir.

Dulles, Birleşik Amerikanın Güney Do­ğu Asyaya karşı yönelmiş bulunan umumî tehditten dolayı tabiatiyle en­dişe duyduğunu, fakat kendi kanaati­nin, Laos'a vaki küçük ölçüdeki sızma­nın pekaz askeri bîr ehemmiyet taşı­dığı ve hâdisenin Amerikan basınında ziyadesiyle büyütüldüğü merkezinde olduğunu söylemiş ve başka bir mev­zua temasla şöyle demiştir :

«Amerika istihbarat dairesi Ho Chi Min'h'in kızıl kuvvetlerinin son giriş­tikleri harekâta çok fazla ehemmiyet atfetmem ektedir. Kanaatimce Laos meselesinin böyle bir ölçüde tutulma­sının sebep ve saikinde siyasî bir ta­kım maksatlar aramak iktiza eder. Bu düzenlemenin menşeini bilemem. Fa­kat Fransız basınının, Laos istilâsına Amerika gazeteleri kadar öyle ehem­miyet atfetmediklerini söylemek sure­tiyle Formazayı dolayısiyle tezkiye et­miş oluyorum.»

Dulles, Birleşik Amerikanın Sovyetlerce teklif edildiği veçhile Dışişleri Ve­killeri toplantısının açılış tarihini 25 Ocak olarak kabul ettiğini de tasrih etmiştir.

Vaki suallere verdiği cevapta, Dulles, Siyam hududunda M.ekong nehrinde Vietminhli kızıl kuvvetlerin bulunma­sının Siyamda endişe yaratmış oldu­ğunu söylemiş, «fakat oradaki kızıl birlikler gerçek bir tehdit unsuru olacak derecede kuvvetli değillerdir.» demiş ve son gelişmeler neticesi Fran­sızların her hangi bir munzam fevka­lâde yardım talebinde bulunmadıkla­rına işaretle şunları ilâve etmiştir :

((Kızılların son giriştikleri askerî hare­ketin bundan iki ay evvel, muhasematın başladığında müşahede edilen as­kerî tabloda her hangi bir değişiklik vukua getirdiğini sanmıyorum. Durum­da telâş ve. endişeye düşmeye sebep görmüyorum.

Berlin konferansının tarihi hakkında Dulles şöyle demiştir : 25  ocak  tarihi münasip  bir  tarihtir... Mamafih daha erkence bir tarih kadar­da tatmin edici olmadığını belirte­ceğim, zira Birleşik Amerika altı ay­dan beridir, Dışişleri Vekilleri toplan­tısını hazırlamaya uğraşmakta idi. Mü­temadi gecikme ve oyalamalar hoş kaç­mıyor. Mademki gaye Sovyetlerle bu­luşmaktır, şu halde onlarla görüşmeye razı  oldukları tarihten daha önce buluşamıyacağımız hakikatini  teslim  et­mek lâzımdır.

Dulles,  cümlelerde yapılan bazı  değişikliklerin Sovyet komünistleri için epeyce (bir mâna ifade eylediğine. işaretle, şöyle demiştir:  «Bana gelince, Moskovanm  geçen    hafta    gönderdiği notada yer alan Sovyetlerin atom po­litikasında mühim bir  değişikliğe de­lâlet edecek bir ifade bulamadım. No­tada  atom  meselelerine  Milletlerarası işbirliği  yolunda  atılacak  ilk  adımla­rın,   atom   silâhlarının  kullanılmasının kat'î surette yasak  edilmesi hususun­da taahhütte bulunulması    yolundaki eski Sovyet talepleri tekrar edilmekte idi.

Dulles, Cumhurreisi Eisenhower'in, Koreden iki Amerikan tümenini geri çekmek kararı, Amerikanın bu bölgede her hangi bir komünist tecavüzüne. mukabelede bulunmak kudretini azalt-mıyacaktır..   demiştir.

Dulles, Hindiçinî'deki son komünist hareketi ile dört büyükler Dışişleri Ve­killerinin Berlinde yapmaları mutasav­ver toplantı arasında bir münasebet olup olmadığı sualine cevap vermek­ten imtina ettiği gibi, Laos istilâsının Fransızların maneviyatını bozmaya matuf bir manevra olup olmadığı su­alini de cevaplandırmamıştır. Dulles. şöyle demiştir :

«Bu bölgede Amerikan deniz ve hava kuvvetlerinin kurulması komünistlerin diğer bir tecavüz hareketi halinde, anî ve müessir bir mukabele misillemeyi mümkün kılacaktır.

Vaktiyle Çin kıtasına muhtemel bir taarruza ima ile Amerikan misilleme­sinin sadece Koreye münhasır kalmıyacağını Kızıllara ihtar etmiştim.

Cumhurreisi Eisenhower, Koreden iki Amerikan tümenini neden  geri  çekinektedir, sualine, Dulles şu cevabı vermiştir :

«Bu karar üç'şart ve halin .birleşme­sinden ileri gelmiştir.

1 Kızılları mütarekeye razı olmaya zorlamak için mütarekeden biraz önce Korede epeyce sayıda Amerikan kuv­vetleri bulundurulmuştu.  Geri çekile­cek iki tümen, takriben mütareke ön­cesi Amerikan kuvvetlerine taadül et­mektedir.

2 Mütareke akdinin en mühim se­beplerinden biri. Amerikan askerî kuv­vetlerinden büyük bir    kısmının Asya kıtasında mıhlanıp kalmaktan halas et­ mektir.

3  Amerikan deniz ve hava kuvvetle­rinde ehemmiyetli surette gelişmeler olmakta idi, Korede muhasematın yeniden başladığı, Hindiçinî'de açık su­rette komünist müdahalesi olduğu tak-.dirde, Amerikanın yapacağı mukabele hassaten Koreye inhisar etmiyecektir.

Tecavüzü Koreden karşılayacak yerde, Amerika, kendisinin uygun göreceği hedeflere deniz ve havadan yapacağı taarruzlara daha fazla bel bağlıyacak­tır.»

Birleşik Amerika atom harbinin yasak edilmesi hususunda Sovyet Rusya ta­rafından vaki olacak ayak diremeye tekaddümen uranium bankası projesi­nin müzakeresinde ısrar edecek midir? sualini, Dulles, şöyle karşılamıştır :

Böyle bir mevzu, yapılacak konferans ve müzakereler için hazırlanacak gün­deme bağlıdır. Bu da istikbale muzaf-tır. Buradaki alâkalı makamlar, gün­dem meselesinde bir pürüz baş verip vermiyeceğini kestiremiyecek kadar bu projede her hangi bir ilerleme kaydet­miş değildirler. Şurasını ısrarla belirt­mek isterim ki Cumhurreisi Eisenhower'in teklifindeki esas yeni unsur, ha­kikî terakkinin küçükten başlamakla olacağı ümidiyle Milletlerarası atom işbirliğine doğru mütevazi bir şekilde ise başlamayı ifade etmektedir.

Bu teklif eimdiki durumda halli im­kânsız olduğu görülen, eski Milletler­arası teftiş ve murakabe meselelerini ortadan kaldırmayı veya yan çizmeyi istihdaf etmektedir. Amerika Japonyadaki kuvvetlerini azaltacak mıdır, sualine, Dulles, bu hususta henüz verilmiş bir karar yok­tur, cevabını vermiş ve sözlerini şöyle bitirmiştir : İki Amerikan tümeninin geri çekilme­si keyfiyeti, Amerikanın bu bölgede yüklenmiş olduğu mesuliyetlerinin takabbülünde bir eksiltme yaptığı mâ­nasına alınmamalıdır.

 Washington :

Yabancı faaliyetler idarecisi Harold Stassen dün televizyonla! yayınlanan beyanatında önümüzdeki temmuz ayın­da sona eren. 1954 malî yılı için yapılacak Amerikan yardımının kon­grece kabul edilen, fakat kullanılmıyan yekûndan bir milyon dolar eksik olacağını söylemiştir. Bilindiği gibi 954 senesi için yabancı memleketlere yar­dım bütçesi 4.531.507.000 dolardır ve buna kongrece kabul edilen ve kulla-nılmıyan 2.120.915.390 doları ilâve et­mek lâzımdır.

Stassen askerî ve iktisadî yardımın his­sedilir derecede azaltılmasının müm­kün olduğunu, zira Avrupa memleket­lerinin ekonomisinin daha sağlam ol­duğunu bildirerek «1953 senesi, harp sonundan beri hür dünyanın gördüğü en iyi senedir» demiştir.

Stassen, diğer taraftan, 1955 senesi için kendi idaresinin teklif ettiği bütçe ra­kamını tasrihi reddetmiş, sadece ikti­sadî ve askerî yardım kredilerinin cid­dî derecede kısılacağını halbuki geri kalmış memleketler için teknik yardı­mın arttırılacağını belirtmekle yetin­miştir.

Nihayet, Stassen, Fransanm Avrupa ordusu tasarısını tasdik edeceğini, zira Fransız Franc'mm daha müstakar ol­duğunu, istihsalin arttığını ve bazı mu­vaffak yetsizliklere rağmen Hindicinide askerî durumun düzelmekte oldu­ğunu söylemiştir.

 Washington :

Yılın son günlerinde siyasî müşahitle­rin  başlıca   mevzuunu,  Eisenhower'in iktidarda geçirdiği ilk yıl ile, müte­veffa Başkan Franklin Rooseveltin ilk iktidar yılının mukayesesi teşkil et­mektedir.

Başkan Eisenhowerin başarısı 1954 için kongreye sunacağı «Müterakki ve dinamik programın kongrece tasvip edilip edilmemesine bağlıdır. Müşahitler ekseriyetle, Roosevelt ve Eisenhower'i içinde bulunduğumuz as­rın en büyük Demokrat ve Cumhuri­yetçi liderleri olarak vasıflandırmak­tadırlar.

Bu itibarla, 2 Kasım 1954 kongre se­çimleri, Eisenhower idaresinin sosyal ve ekonomik plânının, 1933 - 34 te Roosevelt tarafından ileri sürülen iktisadî plân kadar kuvvetli ve tatminkâr olup olmadığını gösterecektir.

Franklin Roosevelt 8 Kasım 1932 de, Cumhuriyetçi aday Herbert Hoover'a kargı  büyük  bir   ekseriyetle  iş   basma gelmişti.

Dwight Eisenhower 4 Kasım 1952 de Demokrat aday Adlai Stevenson'a kar­şı büyük bir farkla iktidara gelmiştir.

Roosevelt iş basma geldiği vakit dün­ya iktisadî bir buhran karşısında idi. Birleşik Amerikada birçok bankalar iflâs etmişti. Rooseveltin ilk ve acele vazifesi halkın güvenini kazanmak, ik­tisadî krizi önlemek oldu.

Eisenhower Beyaz Saraya geldiğinde, millî ekonomi ikbal devresinde idi. Fa­kat Kore harbi, Milletlerarası gerginlik, soğuk harp millette huzursuzluk ya­ratmıştı.

5 Mart 1933 te Roosevelt. bazı iktisadî tedbirler almak üzere kongreyi acele bir toplantıya çağırdı. 6 Martta 4 gün­lük millî bankalar bayramını ilân etti. Altın ve gümüşün bankalardan çekil­mesini tahdit etti. 15 gün içinde emtia fiatlarmda yüzde 15 artış oldu. Altın tekrar bankalara hücum etti.

Eisenhower, başkan seçimlerinden ön­ce Kore cephesini ziyaret etti. Beyaz Saraya yerleştiği ilk günden itibaren Kore meselesi ile yakından alâkadar oldu, ve 27 Temmuzda mütareke imzalandı.

Eisenhower bundan başka hür milletlerin güvenliği meselesi ile alâkadar oMu. Bir müddet sonra atom enerjisin­den sulh gayeleri için. istifade yolları araştırılmasını teklif etti.

Roosevelt'in ilk iktidar yılı içinde en. büyük başarısı iktisadî refahın temini. İdi. Eisenhower'in ilk yıl içinde en mümtaz rolü Birleşik Amerika ve hür memleketlerin güvenliğini arttırmak olmuştur.

30 Aralık 1953

 Washington :

Müdafaa Vekili Charles Wilson, komü­nist olmayan Asya devletlerine dair hazırladığı bir raporda bu memleket­lerin henüz emniyetten uzak oldukla­rını belirtmiştir.

Asya'da siyasî istikrar temin etmek için uzun vadeli Amerikan yardımının, elzem olduğunu bildiren Wilson, de­miştir ki :

«Hindiçini'de askerî vaıziyeti düzelt­mek için Amerikan yardımının arttırıl­ması tam zamanında olmuştur.

Bu mücadelede muvaffak olmak için. askerî yardımın daha da. arttırılması lâzımdır. Memleketlerinin müdafaasını başarabilmek için mahallî birliklerin teçhiz edilmesi, tâlim ve terbiyeye tâ­bi  tutulması zaruridir.»

Diğer Asya memleketleri hakkında Wilson, şunları söylemiştir:

«Kore Cumhuriyetinin istiklâli muha­faza edilmiştir. Talim ve terbiye prog­ramının tatbiki ve askerî malzeme yar­dımın arttırılması, bu memleketin si­lâhlı terliklerinin kuvvetinir.

Formoza hakkında :

«Geçen sene içinde Formoza müdafaa kuvvetleri hayli artmıştır. Milliyetçi Çin, uzak doğuda herhangi bir komü­nizm yayılmasını önlyeebilecek duru­ma gelmiştir.»

Filipinler hakkında :

«Filipin hükümetine yapılan devamlı askerî yardım, bu memleketin komü­nist gerillarlara karşı zafer kazanma­sına yardımı mümkün kılmıştır.

21 Aralık 1953

 Meksiko City :

13 sene evvel bolşevik lider Troçki'yi katletmek suçundan hapsedilen Jacques Mornard, bugün kefalete rapten ser­best bırakılmağa hak kazanmış olma­sına rağmen, hapisten çıkar çıkmaz kat ledilmekten korktuğundan hapishane­den ayrılmağı reddetmiştir.

Hakikî ismi hiç bir zaman açıklanma­mış olan lyiornard, bugüne kadar hiç bir gün serbest kalmak hususunda mü raeaatta bulunmamıştır.

Troçki'yi kafasını dağlara tırmanmak .için kullanılan bir sivri bastonla dele­rek öldüren katil o zamandan beri, ka­ra listeye dahil olduğuna hamletmekte ve dışarı çıkmak istememektedir.

0 tarihte, Troçkî, Stalinin rakibi oldu­ğundan Mornard, Stalin tarafından tebrik edilmişti. Mamaafih Mornard, Troçkiyi öldürmek için kimden emir aldı­ğını hiç bir zaman ifşa etmemiştir.

Hapishanede dahi, öldürülmemek için şümullü tedbirler alan Mornard, ken­disine verilen yemekleri evvelâ köpe­ğine, yo.hut etraftan geçen bir kediye, veya dost bir gardiyana tattırmakta­dır.

Lesmi ir??kamlar Momard'm menşeini hiç b;: zaman öğrenememişlerdir.

Katil. Troçkiyi daima «manevi sebep­ler tanımda» öldürdüğünü iddia et­miştir.

ti kanunî bir hâdisedir ve İran haîkı-:nm mukavemeti ile karşılaşmağa mah­kûmdur. Bugün milletimiz için bir matem günüdür. Bütün İran halkı siyah­lar giymeli ve dükkânlarını kapatma­lıdırlar. »

Hususî surette davet ettiği yabancı ve yerli basın mensupları önünde verdiği "beyanatında Kâganî, İngiltere'ye şiddetle hücum etmiş ve İngilizleri «İra­nın dahilî işlerine müdahale eden .en­trikacılar» diye tavsif etmiştir.

«Eğer İngilizler yine millî hareketle­rimize karışacak olurlarsa kendileriy­le mücadele .edeceğiz» diyen Ayetullah Kâşanî daha sonra Amerika'ya çatmış ve İngilizlerle münasebetlerin tesisi için İran hükümetine ekonomik yardı­mı kesmekle tehdit ederek baskı yap­mış olduğunu iddia; etmiştir.

Dinî lider daha sonra, «İngiltere ile si­yasî münasebetlerin tesisi için yegâne salahiyetli makamın parlâmento oldu­ğunu, parlâmentonun is.e bu hususta müsbet bir karar vereceğini zannetme­diğini, zira İran halkının1 İngilizlerle yeniden münasebet tesis olunmasının aleyhinde bulunduğunu» ifade etmiş ve sözlerine şöyle son vermiştir:

Hükümetin aldığı bu karar gayri ka­nunîdir ve bu yolda kanımın son dam­lasına kadar mücadele edeceğim.»

6 Aralık 1953

Tahran :

Geçen hafta eski Başvekil Musaddik'ın savcıyı güreşe davet ederek sırtını yere getireceği iddiasında bulunması üzerine bugün Almanyadan savcı Hüseyin Azemudeh vasıtasiyle Musaddik'a bir güreş davetiyesi gelmiştir. Savcının okuduğu telgrafta şöyle denilmekte idi: «Sayın ıbay, tahliyenizden sonra sizle güreşmek üzere hazırlanmış bulunu­yoruz. B

Telgrafta Alman güreş teşkilâtından bir zatın imzası bulunmakta idi.

Tahran :

İngiltere ile siyasî münasebetlerin ku­rulmasını protesto maksa-dı ile bugün Tahran meydanında yapılan nümayişi bastırmak üzere askerî birlikler celbedilmiştir.

Eski hükümetin ileri gelen şahsiyetle­rinden biri, Başvekile bu hareketinden dolayı millet tarafından muhakeme e-dileceğini ihtar etmiştir.

Matem işareti olarak kollarına siyah kurdeleler bağlamış olan dinî lider Kâşaninin tahrik ettiği nümayişçiler­den on kişi «İngiltere ile birlikte kah-rolun» diye bağırırken, askerî hükümet tarafından gönderilen inzibatlar tara­fından yakalanmıştır.

Emniyet kuvvetlerinin yetişmesi üze­rine nümayişçilerden çoğu kaçmışlar­dır. İngiltere Büyükelçiliğini muhafaza için polis birlikleri gönderilmiş ve şehirde nümayişleri önlemek üzere ter tibat alınmıştır.

Müşahitler şimdiki halde hükümetin çok kuvvetli olduğunu, hükümet aleyhtan bir hareketin muvaffak olamıyacağını söylemektedirler.

Diğsr taraftan, İran eski Başvekil yar­dımcısı ve İran millî petrol sanayii başkanı Hüseyin Mekki, Başvekil Zahidiye yazdığı 'bir mektupta, İngiltere ile münasebet tesis etmek için meclisin kararını almadığınttan, millete hesap vermek zorunda kalacağını bildirmiş­tir.

7 Aralık 1953

 Tahran :

Tahran çarşı mahallesinde kaynaşma­lar devam etmektedir. Dinî lider Kâşanî'nin arzusu gereğince matem işareti siyah bazubent takarak dolaşan 15 ki­şi dün akşam ve bu sabah tevkif olun­muştur.

Daha önce Dr. Musaddık tarafından çı­karılan bir kanun gereğince askerî hü­kümetin sansür tatbik etmesi üzerine bugünkü sabah gazeteleri çok geç sa­atte satışa arzohmabilmişlerdir. Hatta bunlardan 7-3 tanesi hiç intişar etme­miştir.

Hükümetin dış politikasına her gün bi­raz daha şiddetli bir lisanla çatan Dr. «Cihad» gazete­si bugünkü sayısında, Hüseyin Mekkî’nin general Zahidî'ye hitaben yazdığı ve Londra ile siyasî münasebetlerin başlaması keyfiyetini protesto eden mektubunun metnini «emretmiştir.

8 Aralık 1953

Tahran :

Komünistler tarafından kışkırtılarak grev ilân eden üniversite talebeleri nü­mayişlerine devam etmektedir. Diğer taraftan, İngiltere Büyükelçilik bina­sını muhafaza için kamyonlarla asker elçilik binasının bulunduğu mahalle yığılmaktadır.

Kanun dışı ilân edilen komünist Tu-<leh Partisine mensub bulunan üniversite talebeleri, dünkü nümayişler sıra­sında arkadaşlarından birinin Öldürül­mesini protesto için grev ilân etmiş­lerdir.

Komünist lider Kâşanî'nin, kışkırtması neticesinde talebelerin İngiliz aleyhtarı nümayişlere devam edeceklerine dair alman haberler üzerine askerî hükümet tedbirler almak zorunda kalmıştır.

Komünist talebeler grevlerine 3 gün müddetle devam edeceklerini ilân et­mişlerdir.

3 Aralık 1953

Tahran :

Birleşik Amerika Cumhurreisi muavi­ni Richard Nixon. üç gün sürecek bir ziyarette bulunmak üzere bugün bu­raya gelmiştir.

Tudeh Partisinin Nixon aleyhinde nü­mayişlere kalkışmak ihtimali karşı­sında gayet sıkı emniyet tedbirleri alın mıştır.

Hava meydanından Nixon'un esile bir­likte kalacağı Prens Abdurrızanm sa­rayına kadar olan yol boyunca askerî birlik ve polis kıtaları yer almışlardı.

Karaşiden gelen Richard Nixon ve eşi­ne Cumhurreis muavini ile görüşmek üzere daha evvelce    Pakistana gitmiş olan Birleşik Amerikanın İran Büyük elçisi Loy Henderson refakat etmekte idi. Nİxon ile eni hava meydanında Başvekil Fazlullah Zahidi, Dışişleri Ve kili Nasrullah İntizam ve diğer İranlı ve Amerikalı resmî şahsiyetler karşı­lamışlardır.

Nixon, hava meydanında Başvekil Fazlullah Zahidi, Dışişleri Vekili Nas­rullah İntizam ve diğer İranlı ve Amerikalı resmî şahsiyetler karşılamışlar­dır.

Nixon hava meydanında irticalen 10 dakika süren bir beyanatta bulunmuş ve iki sıra askerin dizili bulunduğu yol dan saraya gitmiştir. Saray muhafız kı­tasından hususî bir birlik Nixon ile eşini koruma ile vazifelendirilmiştir.

Hava meydanında Şahı temsilen bulu­nan saray nazırı Hüseyin Âlâ, Nixon ile eşine hitabla isimleriniz «Farsçada» yer yüzünde iyi olan her şeyin oğlu manasına gelir, demiştir.

Bunu müteakip, Nixon ve eşi, halılar­la döşeli bir hangara götürülmüş, ora­da kendilerine memleket ileri gelenle­rinden bazıları tanıtılmıştır. Nixon ha­lıları görünce «Ömrümde böyle nefis halılar görmemiştim demekten ken­disini alamamıştır.

Hava meydanındaki kısa hitasebinde Nixon şunları söylemiştir:

«Şurasını beyan etmek isterim ki, İra­na yapılan bütün Amerikan yardımı, memleketin tarnamile müstakil olabil­mesi içindir. Bu yardımlarda herhangi bir maksat, kayıd yoktur.»

Tahran radyosunda yayınlanmak üze­re plâ&a alman hitabesinde, Nixon, İrana Cumhurreisi Eisenhower ile A-merikan halkının selâmlarını getirdi­ğini belirterek sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Hükümdarınız bundan iki sene evvel Amerikayı ziyaretinde memleketleri miz arasındaki dostluğu arttırmak ve anlayışı takviye yolunda çok yardım­da bulunmuştur.

Başvekil Zahidi ise son aylarda dün­yaca tanınan bir şahsiyet olarak yük­selmiş ve cesaret vatanseverlik ve sadakati Amerikan halkının muhayyeleşini teshir etmiştir.»

13 Aralık 1953

 Tahran :

Hükümet sözcüsü general Farzarıegan, Amerikan Reisicumhur muavini M. Richard Nixon'un Tahran'ı ziyareti mü nasebetile Başkan Eisenhower ile Baş­vekil General Zahidi arasında teati olunan mektupların metinlerini basma açıklamıştır.

General Zahidî'ye bizzat M. Nixon ta­rafından tevdi olunan mesajda Başkan Eisenhower şunları yazmaktadır: «Baş­kan muavinimizin İran'a yapacağı zi­yaretten maksat, memleketinizi daha yakından tanımak. İran halkının dert­lerini, ümitlerini ve arzularını iyice anlamak ve nihayet iki memleket ara­sındaki dostluk bağlarını sıkılaştırmaktır.»

Bu mesaja verdiği cevapta gensral Za­hidi şöyle demektedir: «M. Nixon'un ince zekâsı sayesinde, son senelerde İran'ın ileri hamlelerini geciktirmiş olan güçlükleri çok iyi anlamış olduğu­na eminim. Ziyareti esnasında M. Nixon İran halkmın arzu ve ümitleri hakkında bilgi edindi. Bu ziyaret, İran' in Amerikan dostluğu ve alâkasına ci­lan güvenini daha kuvvetlendirecek-tir,-

 Tahran :

İran hükümet sözcüsü Fsrzanega bu­gün verdiği beyanatta, komünist Tudeh Partisinin bir kalesi sayıları Tahran üniversitesinin geçen hafta İn­giltere ile siyasî münasebetlerin yeni­den kurulmasına karşı yapılan nüma­yişleri bastırmak üzere ateg açan askerî birliklerin kurşunlarile ölen üç talebe­nin bu hazin akibetini protesto maksa­dı ile grev yapan talebe tarafından ka­patılmıştır, demiştir.

 Washington :

Bugün burada bildirildiğine göre, eski İran Başvekili Musaddık, Cumhurreisi Eisenhower'in kendisini reddedişinden sonra, Birleşik Amerika Dışişleri Ve İdli Foster Dulles'e    mektup yazarak

Amerikan yardımı koparmak maksadı1 ile «son bir mezbuhane müracaatta1 bulunmuştur.

İran hakkında, Ortadoğu Enstitüsü ta­rafından tertiplenen yuvarlak mass. toplantısında konuşan Harvard Üniversitesi profesörlerinden, eski İran elyazısı bilginlerinden Richard Prye ez­cümle şöyle demiştir:

«Bu mektubu Tahranda, Musaddık'm. Başvekillikten atılmasından beşs gün evvel gördüm. Bu üç sahifelik bir rnek tup Farsça yazılmıştı ve tercüme edil­mek üzere idi.

Musaddık'm bu mektubu gönderip göndermediğini şayet göndermişse Foster D.ulles'in eline geçip geçmediğini bile­miyorum.

Musaddık'ı ziyaret ettiğim zaman, zamanki Başvekili iktisadi yardım hu­susunda Eisenhower7e yapmış olduğu yazılı müracaatın Cumhurreisi tarafın­dan reddedilişinden «hayrete düşmüş ve incinmiş»  buldum.

Musaddık, İran komünistlerini destek­lediği yolundaki ithamlardan dolayı, bilhassa müteessirdi ve Dulles'a da bu hususta yazmıştı.

Musaddık, Dulles'a gönderdiği mektup ta milletinin açlık çekmekte olduğun­dan, iktisadi yardım talebinde bulun­duğunu bildirmişti. Musaddık'm Batılı aleyhtarı ve vatan haini olduğu iddia ve ithamlarını reddeden Prye sözlerine şöyle devam etmiştir:

Musaddık'm hataları bazı şeylerde yan liş yola sevkedilmiş olmasında ve ta­kip ettiği politika neticesinde komü­nistlerin iktidara doğru yükselmekte oldukları tehlikesi karşısında saflık gostermesindedir.

Musaddık, İranlıların komünizme bo­yun eğmiyecek kadar «ferdiyetçi» ol­duklarına gerçekten inanmaktaydı. Es­ki Başvekil samimi bir insandı, tarihe bir vatan haini değil, bir kahraman olarak geçecektir.

14 Aralık 1953

 Tahran :

Dr. Musaddık'm muhakemesine üç günlük bir fasıladan sonra dün öğleden sonra yeni bir binada devam edilmiş Celsenin açılmasını müteakip müdeiumumî hâkimlere hitap ederek cslsenin her gün onsekiz saat devam etme­sini istemiş, aksi takdirde, İran milleti Musaddık'ın kendisine yaptığı fenalık­ları unutacak zamanı bulacaktır, de­miştir.

Müteakiben mahkeme, mebuslar mec­lisi eski başkan muavini mühendis Ahmed Revazi'yi ve eski mebuslardan petrol işleri müşaviri doktor Şayegânı' nın şahit sıfatile ifadelerini dinlemeğe devam etmiştir.

Dinlenilen bu iki şahit de doktor Mu­saddık'ın yakın dostlarmdandır ve Şa­hın İrak'a hareketinden evvel imzaladığı fermana sebep teşkil eden 16 ağus­tos toplantısına  iştirak etmişlerdir.

Her iki şahit de Musaddık ile birlikte durumun icabatma en uygun şekilde hareket etmiş olduklarını, hükümetin cumhuriyet ilânım kafiyen düşünme­miş olduğunu ve hükümet bir niyab.et meclisi kurulmasına teşebbüs etmişse de bunu ancak karışıklıklara ve bil­hassa müfrit solcuların bir hareketine nani olmak maksadile yapmış olduğu­nu söylemişlerdir.

Mühendis Rezavî, Musaddık için be­nim manevi babamdır demiş ve onun daima memleketine hizmet arzusunda bulunduğunu ifade etmiştir.

Doktor Şayegân ise birdenbire ifadesi­ni keserek Musaddik'a dönmüş ve ken­disine dostluk ifade eden bir şiirle hi­tap etmiştir.

Müddeiumumi, halen her ikisi de mev kuf bulunan bu şahitlerin ifadelerini reddetmiştir.

15 Aralık 1953

 Tahran :

Askerî vali tarafından neşredilen bir tebliğ bu sabah saat 9 dan 12 ye ve 17 den 19 a kadar şehrin sokaklarında ve meydanlarında her türlü toplantıyı ya­sak etmektedir. Tebliğ, talebelerle Tudeh  Partisi  mensuplarının  nümayişlerini önlemek maksadiyle istisnaî em­niyet tedbirleri alındığını ilâve etmek­tedir.

Aynı tebliğe göre, yukarda adları ge­çenler tarafından şehrin muhtelif nok­talarında ve hususiyle çarşı ve Sovyet büyükelçiliği civarında ve Kâşanî'nin ikametgâhı ile Tahran şehrinin ana caddelerinde nümayişlere girişilmesi tasmim edilmiş bulunduğunu zikredil­mektedir.

Bundan başka Doktor Bahai tarafın­dan çıkarılmakta olan «Şahet» gazete­sinin de bu sabahtan itibaren kapatıl­dığı öğrenilmiştir.

17 Aralık 1953

 Tahran :

Tudeh Partisinin iki gizli hücresi mey­dana çıkarılmış ve 36 kişi tevkif edil­miştir.

19 Aralık 1953

 Londra :

Başta gelen dünya petrol kumpanyala­rı İngiliz - İran ihtilâfı halledilip pet­rol istihsalâtma yeniden başlamak hu­susunda yol açılınca İran petrolünün piyasaya arzı işinde muvakkat bir an­laşmaya varmışlardır. Bu hafta başın­da burada toplanan İngiliz, Amerika, Hollanda ve Fransız dünya petrol şir­ketleri temsilcileri dün müzakereleri­ni bitirmişlerdir.

Temsilciler, İran petrol sanayiinin iş­letilmesi ve mutabık kalman müşterek gayretler esası dahilinde İran petrolü­nü dünya piyasalarına sürmek için ge­reken yol ve imkânları araştırmışlar­dır.

İyi malûmat alan çevrelerin İngiliz İran ihtilâfının sona erdiği müşahede edilince daha etraflıca üzerinde çalışılması iktiza ettiğini bildirdikleri bu plânların teferruatı hakkında âzami ketumiyet muhafaza edilmektedir. An­laşıldığına göre yukarıda adı geçen petrol kumpanyaları, akısı temin edilir edilmez  İran petrolünün büyük  bir kısmının satışı ile meşgul olacak muh­telit bir teşkilâtın kurulmasında pren­sip itibarile anlaşmış bulunmaktadır­lar.

Angio-İranian petrol kumpanyasının, Eşel petrol kumpanyası Newjerssy Standard pil, California Standard Oil, Socony, Gulf Oil, Texas ve Compagnie Francaise de petrol kumpanyaları­nın da dahil bulunacakları sanılan bu teşkilâtta epsyce hissesi olacaktır.

Iranın, sarnıç gemilerini temin edecek müşterilerine devletleştirdiği kumpan­ya vasıtası ile doğrudan doğruya satış yapmak için petrolünden bir kısmını kendisine hası etmek isteyeceği, fakat tahsis edilecek nisbetten bir hayli az olacağı sanılmaktadır.

Yine anlaşıldığına göre, temsilciler İran petrol sanayiinin 18 aydanberi ata­let halinde kalmış olması. İrandan gay ri kaynaklardan bol miktarda orta doğu petrol tedarik edilmekte bulunma­sı hase'biîe, ağır bir tempo ile tekrar faaliyete geçmesinde ittifak etmişler­dir.

 Tahran :

Eski Başvekil Muhamnısd Musaddık bugünkü mahkemede gözyaşları arasın da müdafaasını bitirerek hakkında ve­rilecek karar, bir hapishane köşesinde ölüp gideceğimim ifadesi olacaktır ke­hanetinde bulunmuştur. Musaddık hiç kırarak şöyle demiştir:

«Sevgili milletim uğrundaki bu enerji ve gayretimi boğacaklar.»

21 Aralık 1953

Tahran :

İran Şahı, Dr. Musaddık'ı ve gensraî Riahi'yi yargılamakta olan mahkeme başkanlığına gönderdiği mektupta, ik­tidara geçtiği ük sene zarfında mem­leketi namına gayet iyi çalışmış olan sabık Başvekile karşı hiçbir kini bu­lunmadığın] beyan etmiştir.

Tahran :

Musaddık muhakemesinin bugünkü cel sesinde general Riahi'nin avukatlar: müdafaalarını bitirdikten ve general kendisi de "bir asker olmak itibariyle. Şahın ıdaletine sığındığını bildirdik­ten sonra askerî mahkeme başkanı Şahtan bir mektup aldığını, bu mektupta, hükümdarın, Musaddık'a kargı hiçbir düşmanlık beslemediğini, zira kendisi­nin iktidara gelişinin ilk senesinde memleketi İçin çok iyi çalışmış oldu­ğunu belirttiğini söylemiştir.

Buna karşılık sabık Başvekil ayağa kal karak kendisinin de Şaha karşı düş­manlık beslemediğini, fakat hiçbir lü­tuf kabul etmek istemediğini ifade ede rek mahkemeden kanun muvacehesin­de kendisine düşsn vazifeyi yapmasını talebetmiştir.

Bunun üzerine mahkeme müzakereye-çekilmiştir.

Tahran :

Tahran'a öğleyin gelmiş olan yeni İn­giliz maslahatgüzarı M. Dennis Wright hava meydanında gazetecilere şu kısa beyanatı vermiştir:


 


 

«Bu itibarla en aziz vatandaşlarıma ve­da ediyor ve1 Tanrının onlara daima yardımcı olacağını bilerek memleket­leri uğrunda şanlı mücadelelerini de­vamdan asla korkmamalarını İsrarla bildirmek istiyorum.

Musad-dık, bu sabahki celsede, müdafa­asını bitirdiğini söylemiş fakat sonra fikrini değiştirerek, daha konuşmak için hâkimden müsaade istemiş ve hâ­kim bu müsaadeyi verinceye kadar da Jhümgür hüngür ağlamıştır.

İran'a yeniden gelen ilk İngiliz tem­silcisi olmaktan büyük memnuniyet duymaktayım. İki memleket arasında mevcut bütün müşterek meselelerin bilhassa petrol dâvasının bir an evvel halli için her türlü gayreti sarfedeceğim.

 Tahran :

Musaddık'ı yargılayan askerî mahke­me eski Başvekili üç sene hapse mah­kûm   etmiştir.   Genelkurmay   Başkanı Angio-İranian petrol kumpanyasının, Eşel petrol kumpanyası Newjerssy Standard pil, California Standard Oil, Socony, Gulf Oil, Texas ve Compagnie Francaise de petrol kumpanyaları­nın da dahil bulunacakları sanılan bu teşkilâtta epsyce hissesi olacaktır.

Iranın, sarnıç gemilerini temin edecek müşterilerine devletleştirdiği kumpan­ya vasıtası ile doğrudan doğruya satış yapmak için petrolünden bir kısmını kendisine hası etmek isteyeceği, fakat tahsis edilecek nisbetten bir hayli az olacağı sanılmaktadır.

Yine anlaşıldığına göre, temsilciler İran petrol sanayiinin 18 aydanberi ata­let halinde kalmış olması. İrandan gayri kaynaklardan bol miktarda orta doğu petrol tedarik edilmekte bulunma­sı hase'biîe, ağır bir tempo ile tekrar faaliyete geçmesinde ittifak etmişler­dir.

 Tahran :

Eski Başvekil Muhamnısd Musaddık bugünkü mahkemede gözyaşları arasın da müdafaasını bitirerek hakkında ve­rilecek karar, bir hapishane köşesinde ölüp gideceğimim ifadesi olacaktır ke­hanetinde bulunmuştur. Musaddık hiç kırarak şöyle demiştir:

«Sevgili milletim uğrundaki bu enerji ve gayretimi boğacaklar.»

21 Aralık 1953

Tahran :

İran Şahı, Dr. Musaddık'ı ve gensraî Riahi'yi yargılamakta olan mahkeme başkanlığına gönderdiği mektupta, ik­tidara geçtiği ük sene zarfında mem­leketi namına gayet iyi çalışmış olan sabık Başvekile karşı hiçbir kini bu­lunmadığın] beyan etmiştir.

Tahran :

Musaddık muhakemesinin bugünkü cel sesinde general Riahi'nin avukatlar: müdafaalarını bitirdikten ve general kendisi de "bir asker olmak itibariyle.-Şahın ıdaletine sığındığını bildirdik­ten sonra askerî mahkeme başkanı Şah tan bir mektup aldığını, bu mektupta, hükümdarın, Musaddık'a kargı hiçbir düşmanlık beslemediğini, zira kendisi­nin iktidara gelişinin ilk senesinde memleketi İçin çok iyi çalışmış oldu­ğunu belirttiğini söylemiştir.

Buna karşılık sabık Başvekil ayağa kalkarak kendisininde Şaha karşı düş­manlık beslemediğini, fakat hiçbir lü­tuf kabul etmek istemediğini ifade ederek mahkemeden kanun muvacehesin­de kendisine düşen vazifeyi yapmasını talebetmiştir.

Bunun üzerine mahkeme müzakereye-çekilmiştir.

Tahran :

Tahran'a öğleyin gelmiş olan yeni İn­giliz maslahatgüzarı M. Dennis Wright hava meydanında gazetecilere şu kısa beyanatı vermiştir:


 


 

«Bu itibarla en aziz vatandaşlarıma ve­da ediyor ve1 Tanrının onlara daima yardımcı olacağını bilerek memleket­leri uğrunda şanlı mücadelelerini de­vamdan asla korkmamalarını İsrarla bildirmek istiyorum.

Musad-dık, bu sabahki celsede, müdafa­asını bitirdiğini söylemiş fakat sonra fikrini değiştirerek, daha konuşmak için hâkimden müsaade istemiş ve hâ­kim bu müsaadeyi verinceye kadar da Jhümgür hüngür ağlamıştır.

İran'a yeniden gelen ilk İngiliz tem­silcisi olmaktan büyük memnuniyet duymaktayım. İki memleket arasında mevcut bütün müşterek meselelerin bilhassa petrol dâvasının bir an evvel halli için her türlü gayreti sarfedeceğim.»

 Tahran :

Musaddık'ı yargılayan askerî mahke­me eski Başvekili üç sene hapse mah­kûm   etmiştir.   Genelkurmay   Başkanı general Riahi de iki sene hapse hüküm giymiştir.

22Aralık 1953

Tahran :

Pakistan Dışişleri Vekili Zafirullah Han, dün öğle yemeğini davetli olarak Şah'la birlikte yemiştir.

Zafimllah Han öğleden sonra da Baş­vekil Zahidî'ye ve Dışişleri Vekili En-tezam'e nezaket ziyaretlerinde bulun­muştur.

Tahran :

Bu sabah halka İngiltere ile siyasî mü­nasebetlere bağlanması aleyhine yazı­lar ihtiva eden risaleler dağıtılmıştır.

Tudeh Partisi ve Millî Cephe taraftar­ları şehrin ana caddelerinde bazı küçük mitingler tertip etmişlerdir.

Diğer taraftan üniversite talebeleri derslerde hazır bulunmamışlardır.

Polis, 40 kişiyi tevkif etmiştir.

Tahran :

Mahkemenin Musaddık hakkındaki ka­rarı koridorlarda toplanan halk tarafın dan hakikî bir şaşkınlıkla karşılanmış­tır. Gürültü arasında Musaddık'ın mah­keme heyetine munsif ve âdilâne hare­ketinden dolayı teşekkürü güçlükle işi-tilebiliyordu. Hükmün okunmasından ionra mahkeme reisi salonu derhal tah­liye ettirilmiştir.

Şahın mahkemeye gönderdiği mektup, eski başvekil hakkında böyle bir mü­samahayı ve lehte değişikliği tahmin ettirmemekte idi.

General Riyahi ise. Şahın fermanından malûmatı olup olmadığının şüpheli dalmış bulunmasından faydalanmıştır.

23Aralık 1953

Tahran :

Musaddık'mserbestbırakılması­nı  ve İngiliz maslahatgüzarının memleketine dönmesini isteyen beyanname­ler dağıtılmıştır. Nümayişçiler, polis gelmeden dağılmıştır.

«Millî hareket'in imzasını taşıyan bu beyannameler «İngiliz-Amerikan em­peryalistlerine» karşı şiddetli hücum­larda bulunmakta idi.' Çarşıda da bu­na benzer beyannameler dağıtılmıştır. Bir lisede de nümayişler çıktığı bildi­rilmektedir.

24 Aralık 1953

 Tahran :

İngiliz Maslahatgüzarı Deniş Wrigt'ın İran Dışişleri Vekili Abdullah Ante-zam'a itimatnamesini vermesini mü­teakip İngiltere sefaretinin üstünde dalgalanmaya başlayan İngiliz bayrağı, Tahran ve Londra'da Aııglo-İranian Petrol ihtilâfının yakında sona ereceği hakkındaki ümitleri tekrar takviye'et­miştir.

Denıs Wırgt'm Tahran'daki ilk vazife­si henüz ismi açıklanmıyan Büyükel­çinin geliş hazırlıklarında bulunmak olacak, Elçi de gelir gelmez Anglo-İranian Petrol Şirketinin iki devlet ara­sında ihtilâf mevzuu olan millileştir-rilmiş malları hakkında bir hal çare­si yaratacaktır.

Aralık ayının başında, siyasi münase­betlerin tekrar ihdası münasebetiyle iki devlet erkânı petrol meselesinin de adilâne bir şekilde ve kolaylıkla hal­ledilmesi temennisinde bulunmuşlar­dır.

1952 de İngiltere - İran münasebetleri kesildiği zaman İngiltere'nin İran'daki menfaatlerini temsil etmek vazifesini İsviçre deruhte etmiş olduğu için ozamandan beri İngiltere sefaretinde İs­viçre bayrağı dalgalanmakta idi. Mü­nasebetlerin tekrar başlamasına amil olan görüşmeleri İsveç sefareti ile Amerika Dışişleri Vekâleti petrol mü­şaviri Harbert Hoover yapmışlardır.

27 Aralık 1953

 Tahran:

Yedi üyeli bir askerî mahkeme haftaya cumartesinden itibaren Dr. Musaddık ve General Riahi davalarına yeniden bakmağa bağlıyacaktır.

Haberi veren hükümet sözcüsü Gene­ral Farzanegan bu mahkeme celseleri­nin açık cereyan edeceğini ve bir ay kadar  süreceğini  bildirmiştir.

Sözcü bu mahkemenin verdiği kararın da katî olmıyacağını, dosyaların daha sonra bir üçüncü askerî mahkemeye veya Şah muvafakat ettiği takdirde, yüce divana sevkolunacağını ilâve et­miştir.

Kendisine sorulan bir suale cevaben General Farzanegan, kanun hükümle­rince sanıklara verilen cezanın iki de­rece daha indirilebileceğini veya sür­gün cezasına tebdil olunabileceğini be­yan etmiştir.

Temyiz davasının askerî    mahkemede görülmesi   iktiza   etmektedir.   Fakat   6" hafta süren dava esnasında Musaddıkla hemen her gün çarpışmış olan müd­deiumumi  Azmude,   bugünkü oturumda bu davaya askerî mahkemenin bak­maya  salahiyetli   olduğunu     söylemiş. Musaddık   verdiği   cevapta   yeni   avu­katlarım,  bizzat    tasvib etmiş olduğu kanun hükümlerine istinat ederek seç­tiğini bildirmiştir. Bunun üzerine, Az­mude,  yeni  başvekil Fazlullah  Zahidi hükümetinin bu kanunu ilga ettiğini ve-halen de durumun bu olduğunu beyan, eylemiştir.

30 Aralık 1953

 Tahran :


 


 

28 Aralık 1953

 Tahran :

Tahran'ın yeni askerî valisi General Amir Bahtiyar bu sabah beyanatta bulu­narak, amiri bulunduğu idare tarafın­dan tevkif olunan siyasî mevkufların hepsinin serbest bırakılacağım bildir­miştir. Bu karardan Basra körfezinde­ki Hark Adası ile Hürremabad civa­rındaki Falakof Eflak kalesindeki mev­kuflar da faydalanacaktır. Yalnız dos­yaları askerî mahkemeye verilmiş o-lan şahıslar bu karardan faydalanamıyacaklardır. Karar, her gün 100 mev­kufu serbest bırakmak suretiyle tat­bik edilecektir.

 Tahran :

Eski Başvekil Musaddık üç yıllık mah­kumiyet kararını temyiz etmek üzere üç avukat tutmuş ve temyiz dilekçele­rini bir yüksek mahkemeye vermele­rini şart koşmuştur.

Askerî mahkeme bundan bir hafta ev­vel 72 yaşlarındaki mâzul başvekili üç yıl hapse mahkum ettiği zaman, avu­katlarını seçmek üzere bu güne kadar mehil vermiş, aksi takdirde, kendisine mahkemece avukat tayin edileceğini bildirmişti:

Dün İran dış muameleler kurumu ile Sovyet ticaret heyeti arasında iki mu­kavele aktolunmuştur. Bahis konusu" mukaveleler gereğince İran Rusya'ya 100 milyon rial tutarında tütün ve af­yon ihran edecek, mukabilinde şeker ithal edecektir.

Bu anlaşma İran'ın Sovyet Rusya1 ile ticarî mübadele siyaseti çerçevesine girmektedir.

 Tahran :

Başvekil General Zahidi, geçenlerde Tahran hükümeti ve İran hükümdarı­nın misafiri olarak İran'ı ziyaret etmiş olan Amerika Reicumhuru Muavin: Richard Nixon'dan bugün bir mesaj almıştır.

M. Nixson bu mesajında, kendisine gösterdiği dostane hüsnükabulden do­layı General Zahidî'ye teşekkür etmek­te ve İran Başvekilinin cidden İran hal­kının iyiliği için çalışan bir devlet a-damı olduğuna tamamen kanaat getir­diğini beyan etmektedir.

Bundan başka Amerikan halkının İran. halkına samimî temennilerde bulun­duğunu beyan eden M. Nixon, İran'ın istiklâlini muhafaza edeceğine ve re­faha kavuşacağına kani bulunduğunu, ifade etmiştir.

İngiliz - İran Münasebatının tekrar kurulması

15/12/953 tarihli «Cumhuriyet» İs-tanbuldan:

Tahran'dan gelen bir haber, İran ile İngiltere arasında, sabık ve sakıt Baş­vekil Musaddlk zamanında kesilmiş ci­lan diplomatik münasebetlerin yeniden kurulmuş olduğunu bildirmektedir. İran hükümeti sözcüsü, iki memleket arasında yeni bir dostluk safhası baş­ladığını, her iki tarafın mazideki mü­nazaalarım halletmek ümidinde olduk­larını söylemiştir.

İngiltere - İran diplomatik münasebet­leri, Abadan petrolleri ihtilâfı yüzün­den İngütereye, yalnız İngiltereye değil, Amerikaya karşı da düşmanca bir tavır takınmış olan ihtiyar Başbakan tarafından kesilmişti. Musaddık, ak­lınca diplomatik münasebetleri kes­mekle İngiltereyi yola getireceğini sa­nıyordu. Halbuki Abadan petrollerini millileştirme meselesinde, esas itibari-le İranın haklı .olmasına rağmen, Mu-saddıkm tuttuğu inadcı anlaşmam azlık yolu, İranı büyük iktisadî ve malî za­rarlara uğratmış, İran hazinesi tamta­kır denilebilecek bir hale gelmiştir. Musaddık, petrol ihtilâfında İngiltere ile bir anlaşmaya varsaydı, Abadan tas fiyehaneleri çalışacak, İran petrolü bol bol satılacak ve bu memleket büyük bir iktisadî kaynaktan mahrum kaimi-yacaktı. Şimdi yargılandığı askerî mah­kemede bol bol numara yapan haris ihtiyar da, idam cezasına çarpılmak en-dişesile hapishane köşelerinde yatacak yerde memleketine hizmet etmiş bir devlet adamı olarak iktidar mevkiinde kalacak, âhır ömründe İran milletinin hürmet ve muhabbetini kazanacaktı. Yanlış siyaseti ile memleketini Sovyet Rusyamn bir peyki haline getirmesine ramak kalmış olan Musaddık, nihayet hakkettiği akıbete uğradı. General Za­hidi hükümeti, onun takib ettiği teh­likeli yoldan dönerek evvelâ İngiltere ile diplomatik  münasebetleri yeniden

tesis etti; yarın da Amerikanın tavas­sutu ile Abadan petrollan ihtilâfını, halletmek için müzakerelere girişeceğine şüphe yoktur. Gerçi bu ihtilâfın halli pek kolay olacak gibi görünmü­yorsa da her iki tarafın gösterecekleri iyi niyetle ihtilâfın ortadan kalkacağı ümid edilebilir.

İngiltere ile İranın bir anlaşmaya var­malarından biz Türkler de çok mem­nun olacakız. İngiltere müttefikimiz, İran ise dostumuz ve komşumuzdur. Bu iki devletin aralarındaki ihtilâfı bertaraf ederek dost olmaları, Ortadoğunun huzuru, barışı ve emniyeti için çok lüzumlu vs faydalıdır.

İngiliz - İran diplomatik münasebetlerinin yeniden kurulması, bu bölgenin müdafaası bakımından ilk adımdır. İkinci adımı Abadan petrollan ihtilâ­fında iki tarafı da memnun edecek bir hal tarzına varılması teşkil edecektir. Ondan sonra, Ortadoğu müdafaasının elbirliği ile gerçekleşmesine doğru yol açılmış olacaktır. İran, bir Ortadoğu devleti olmak bakımından bu müdafaa teşkilâtının kurulmasından en çok fay­dalanacak memleketlerden biridir. De­li Petro'nun vasiyetnamesi denilen ve Moskof emperyalizminin uzun vadeli, plânını teşkil eden vesikanın bir mad­desi de İranın istilâsını tavsiye etmek­tedir. Bu vasiyetnamenin Çarlık zamanında olduğu gibi Sovyetler Birliği ta­rafından da tahakkukuna çalışıldığını İkinci Dünya Harbinden sonra Rusla­rın İrana karşı takib ettikleri siyaset açıkça isbat etmiştir. İranlıların her­kesten daha iyi bildikleri Sovyet ih­tiraslarına karşı, istiklâllerini müda­faa etmek için, İranın yalnız kalmama­sı kat'î bir zarurettir. Yalnız kalmamak için de, İranın kızıl cepheye karşı ku­rulan ve kurulacak olan müdafaa man­zumelerinde yer alması lâzımdır. Bu manzumelerden biri de şenel er denb eri bahis konusu olduğu halde, bir türlü gerçekleşmemiş olan Ortadoğu müda­faa teşkilâtıdır. Musaddikm tehlikeli politikasından kurtulmuş bulunan İra­nın, Ortadoğu müdafaasına iştiraki, bu memleketin  emniyet ve  selâmeti  için bîr garanti teşkil edecektir. Bu itibar­la Abadan petrolları ihtilâfı halledil­dikten sonra İran devlet adamlarının, Ortadoğu müdafaa teşkilâtının kurulmasına müteveccih bir siyaset takİb edeceklerini kabul etmek yerinde olur.

İngiliz - İran diplomatik münasebetle­rinin tesisi ve petrol ihtilâfının mevcud güçlükler yenilmek suretile halli, Süveyş anlaşmazlığının da ortadan kalkmasına doğru bir adım teşkil ede­bilir.

Mısırda vaziyete hâkim bulunan askerî zümrenin de, ihtilâfların dostane bir surette hallinin, Mısır ve İngüterenin. menfaatleri kadar dünya barışı bakı­mından da daha hayırlı olacağını tak­dir ve idrak hususunda İran - İngiliz ihtilâfının hallinden bir intibah dersi alacağı ümid edilebilir.

Ortadoğuda barışın muhafazası yolun­da mühim bir vazife almış bulunan Türkiye, İngiltere - İran diplomatik münasebetlerinin tekrar kurulmasından bu iki devlet kadar memnun ol­muştur. Petrol ihtilâfının da halledildiğini görmek bu memnunluğu arttıra­caktır.

16 Aralık 1953

 Kabil:

Güvenilir bir kaynaktan öğrenildiğine göre, Afganistan ile Sovyet Türkistanın arasında hudut vazifesi gören Amu-daria ırmağı boyunca şiba-gan bölgesin­de bir Nato devletinin idaresinde giri­şilen her türlü petrol ararna faaliyeti­ne Sovyet Rusya muhalefet etmiştir.

Daha 1952 yılında Rusya, Amerikan teknisyenlerinin bu bölgedeki r&evcu-diyetlerini protesto etmişti. Bunun üze­rine Afgan hükümeti petrol araştırma işini, Birleşmiş Milletlerin kontrolü altında bir Fransız şirketine vermeyi teklif etmişti. Şimdi Sovyetlerin bu ye­ni protestosu karşısında Afgan hükü­meti İsviçre'li teknisyenleri kullanma­yı tasarlamaktadır. Şimdiye kadar Af­ganistan'ın kullandığı bütün petrol Rusya ve Pakistan'dan ithal edilmek­teydi. Mütehassısların kanaatince Şirbağan petrol sahasında elde edilecek petrol Afganistan'ın ihtiyacını karşıla­yabilecektir.

28 Aralık 1053

 Londra:

Bugün İngiliz Dışişleri Vekâletinden açıklandığına göre; Afgan hükümeti 1921 tarihli Afganistan - İngiltere ant­laşmasının yeni bir tetkike tâbi tutul­masını istemiştir. Bu talep üç hafta ön­ce İngiltere'nin Kabil Büyükelçiliğine yapılmıştır. 1946 yılında, İngiliz idare­sinin halefi sıfatiyle Pakistan da bu antlaşma esasları üzerinde Afıganistan ile münasebetler tesisini taahhüt et­miştir. İngiliz Dışişleri Vekâletinde, Afganistan'ın talebinin tetkikini mü­teakip ilgili devletlerle istişarelerde "bulunulacağı bildirilmektedir  ki  bu bilhassa Pakistanı ifade etmektedir. Filhakika Afganistan'ın bilhassa Rakistan ile olan hududunda bazı tadilât yapılmasını istediği tahmin edilmekte­dir. Bilindiği gibi son seneler zarfın­da, Pakistan'da bulunan bazı kabileleri toplıyarak bir Patanistan devleti­nin kurulması lehinde Afganistan'ın giriştiği propaganda Pakistan ile münasebetlerin gerginleşmesine yol aç­mıştır. Karaşi hükümeti böyle bir ta­sarıya tamamiyle muarız bulunmaktadır.

30 Aralık 1953

 Karaşi:

İyi haber alan çevrelerden öğrenildi­ğine göre, sabık «Hindistan İmparator­luğu» ile Afganistan arasındaki hudut durumunu tesbit eden 1921 tarihli İngi­liz - Afgan antlaşmasının yeniden göz­den geçirilmesi hakkındaki Afgan ta­lebi İngiliz Dışişleri Vekâleti tarafın­dan Pakistan hükümetine tevdi olun­muştur. Karaşi hükümeti bu meseleyi tetkikle meşguldür.

Pakistan hükümetinin fikrine göre, Pakistan Hindistan İmparatorluğunun halefi olması hasebiyle iki memleket arasındaki her türlü münasebet bir üçüncü devletin tavassutuna lüzum ha­sıl olmadan doğrudan doğruya düzen­lenmelidir.

Diğer taraftan Pakistan Afgan itirazını varit  görmemektedir.

Yine hatırlatıldığına göre, Afganistan hükümeti Pakistan'ın kurulduğu 1947 yılından beri, Pakistan topraklarının üçte birini ve nüfusunun onda birini teşkil eden batı hudut eyaleti ile Bülücistan'ın Pakistan'dan ayrılarak müs­takil bir «Pakunistan» hükümeti kurul­masını talebetmektedir.

2 Aralık 1953

Beyrut:

Lübnan ile Dopu Almanya arasında bir yıl muteber olmak üzere bir milyon dolarlık bir ticaret ve tediye anlaşması İmzalanmıştır.

7 Aralık 1953

Beyrut:

Lübnan Başvekili Gabriel Murr. Ame­rikan dördüncü nokta programının üstü örtülü bir casusluk olduğuna dair bir parlâmento üyesi tarafından yapılan İthamı reddetmiştir.

Murr, dördüncü nokta programını yü­rütmekle vazifeli müşavirlerin Lübnanda fevkalâde işler başardıklarını söylemiş, gerek Lübnan hükümetinin gerek halkın dördüncü nokta progra­mı adı altında yapılan teknik yardım­dan son derece müstefid olduklarını "bildirmiştir.

18 Aralık 1953

Beyrut:

Lübnan Başvekili Abdullah Yafi bu­gün sırasiyle ingiliz, Fransız ve Ame­rika Büyükelçiliklerine birer ziyaret yapmıştır.

"Tahmin olunduğuna göre Lübnan'lı Başvekil bütün Arap devletlerinin Sü­veyş kanalı bölgesi hususundaki talep­leri dölayısiyle Mısır hükümetini des­teklemekte oldukları hususunda üç ba­tılı devlet temsilcisinin nazarı dikka­tini çekmiştir.

Abdullah Yafi'nin aynı zamanda İsra­il ile barış müzakeresi hususunda Lüb­nan hükümetinin muhalefetini tekrar "bildirmiş olduŞu da söylenmektedir.

Diğer taraftan haber verildiğine göre, dün baglıyan Lübnan - Suriye petrol görüşmeleri bugün bitmiştir ve Suriye ekonomi vekili Şam'a dönmüştür.

27Aralık 1953

 Beyrut:

İsrail hükümeti ile doğrudan doğruya müzakerelere girişilmesi meselesi hu­susunda Arap Birliğine sunulan vesi­kaların tetkikile vazifeli teknik komis­yon bu sabah Lübnan Dışişleri Vekâ­leti  binasında   toplanmıştır.

Komisyon reisliğine Irak Dışişleri Ve­kili  seçilmiştir.

Komisyonun bugünkü toplantısı 3 sa­at devam etmiştir.

 Beyrut:

Arap Birliği siyasî komitesinin açılış oturumundan sonra. Birlik Genel Sek­reteri Abdülhalik Hassuna basına ver­diği demeçte, komitenin İsrail - Ürdün meselesini görüştüğünü bildirmiş ve bu mesele hakkında sunulan vesikala­rın incelenmesi için teknik bir komis­yon teşkiline karar verildiğini ilâve et­miştir.

Komisyon bu sabah ve öğleden sonra toplanarak pazartesi günü komiteye raporunu verecektir.

Teknik komisyon toplantıya iştirak fi­den her devletin birer temsilcisinden mürekkeptir.

28Aralık 1953

 Beyrut:

Arap Birliği tali komitesi. Birlik siyasî komisyonuna sunduğu raporda, Filistin meselesinde İsrail ile doğrudan doğruya müzakerelere girişilmemesini tavsiye etmiştir. Çoğu Arap devletlerinin İsraile iktisa­dî ablukayı devamla yetindikleri bil­dirilmektedir. Güvenilir kaynaklardan haber verildi­ğine göre Ürdün, Arap Birliğinin geçen ay Amman'da yaptığı toplantıda, herhangi bir İsrail tecavüzünü defet­mek üzere askerî garanti verilmesi ve malî yardımda bulunulması talebini tekrarlamıştır. Irak bu talebin isafı le­hinde bulunmuş fakat Birliğin diğer azası, bu talebi şimdiki şartlar altında yersiz ve haksız bularak red etmişler­dir.

 Beyrut:

Arap Birliği bu geceki    toplantısında,, yeni Filistin  ihtilâfını hal için Ürdün ile   İsrail   arasında   doğrudan   doğruya müzakereler yapılması hususunda Birleşmiş Milletler tarafından yapılan da­veti reddetmiştir.

Red keyfiyeti, Arap Birliği siyasî komi­tesince ittifakla kabul edilen karar su­retinde yer almış bulunmaktadır.

4 Aralık 1953

 Şam:

Arap kurtuluş hareketi büroları şef ve İdarecilerinin yaptığı kongre bugün Şam'da, Reisicumhur General Çiçekli Başkanlığında açılmıştır.

Kongrede kurtuluş hareketinin yeni esaslar çerçevesinde tekrar teşkilât­lanması ve siyasî partiye inkilâbı hususları görüşülecektir. Kongre takri­ben bir hafta kadar devam edecektir.

8 Aralık 1953

 Şam:

yapmaktadır, fakat bu devletler Bir­leşmiş Milletler karar suretlerine ay­kırı hiçbir hal şeklini kabul etmiyeceklerdir.»

10 Aralık 1953

 Halep:

Suriye emniyet kuvvetleri buradaki Amerikan kolejinin kapatılması için tezahürat yapan talebeleri dağıtmıştır.

Talebeler kolejde Arap aleyhtarı bir piyesin temsil edilmesini protesto et­mişlerdir. Yeni bir emre intizaren res­mî mekteplerde derslere ara verilmiş­tir.


 


 

Ürdün Müdafaa Vekâleti Genel Sekre­teri, hususî bir ziyaret yapmak üzere dün Şam'a gelmiş ve "El Faiha gaze­tesine, Birleşmiş Milletler Genel Sek­reterinin, İsrail ile türdün arasında mü­zakerelere girişilmesi hakkında vâki teklifine dair uzun bir beyanatta bu­lunmuştur.

Oenel Sekreter bu gazeteye ezcümle şunları beyan  etmiştir:

-Şam'a yaptığım bu zityaret hiçbir res­mî mahiyet taşımamaktadır. Zira Sam­da kaldığım müddet zarfında Suriye idarecileri ile görüşme yapmıyacağım. Birleşmiş Milletlerin İsrail ile Ürdün arasında ikili müzakere çalışmasını tazammun eden teklifine gelince, Ürdün hükümeti İsrail ile resmî veya gayri resmî müzakerelere girişmeği reddet­miştir ve Arap Birliği teşkilâtı âzası olan devletlerle mutabık kalmadıkça Tau hususta hiçbir karar vermiyecektir. Amerika, Kudüs meselesinin Yahudi plânlarına uygun bir şekilde.

21 Aralık 1953

  Şam:

Dün akşam neşredilen bir resmî teb­liğde, Suriye ile Japonya arasında dip­lomatik münasebetlerin kurulduğu bil­dirilmektedir.

30 Aralık 1953

Şam:

Pakistan Dışişleri Vekili Sir Zafirul-lah Han bu sabah Şam'a gelmiştir.

Şam:

Şam'daki Mısır - Suriye kulübünün acılış merasimi esnasında Mısır harp sanayiinin kaydettiği ilerlemeleri gös­teren filmler seyrettirilmiştir. Bu münasebetle söz alan Şam'daki Mı­sır Büyükelçisi General Ali Necib şu beyanatta bulunmuştur: »Bu sanayi bugün Mısır'ın ihtiyacı olan silâh ve mühimmatı karşılıyab ilmektedir ve yakın bir gelecekte yalnız Mısır'ın de­ğil, diğer Arap devletlerinin ihtiyaçla­rını dahi karşılayacak duruma gelecek­tir.»

Diğer taraftan Öğrenildiğine göre, Pa­kistan Dışişleri Vekili Sir Zafirullah Han sabahleyin Dışişleri Vekili Halil Mardam bey ve Reisicumhur General Çiçekli tarafından kabul olunmuştur.

Pakistanlı misafir bugün öğleden son­ra bir basın toplantısı tertip edecek­tir.

31 Aralık 1953

 Şam:

Dün burada tertiplediği basın konfe­ransında Pakistan Dışişleri Bakanı Za­firullah Han ezcümle  şöyle  demiştir:

«İran'a ve Suriye'ye ziyaretlerimin mu­ayyen hiç bir gayesi olmadığını tasrih etmek isterim.

Zafirullah   Han   diğer   taraftan,   Ame­rika'nın  teknik  yardım  olarak  Pakis­tan'a 55 milyon dolar verdiği hakkında şayi olan haberleri yalanlamış ve Ame­rika'nın 4 üncü madde programı gere­ğince Pakistan'a yalnız uzman gönderdiğini, bu uzmanların da, Pakistan hü­kümetinin    tasarladığı bazı    faaliyeti. incelediklerini sözlerine ilâve etmiştir.

Pakistan'ın Orta-Doğu savunma teşki­lâtında rol oynamaya hazırlanıp hazır­lanmadığı hakkında sorulan bir suale karşılık Zafirullah Han şöyle demiştir: Pakistan'ın bu mesele hakkında ve mu­ayyen bir rol oynaması için yapılan tekliflere dair hiçbir bilgisi yoktur. Pa­kistan müstakil bir devlet olarak ku­ruluşundan beri islâm devletleriyle-münasebetlerini takviyeye çalışmak­tan hâli kalmamıştır. Ve bu istikamet­te yapılacak her türlü teklifi kabuîe amâdedir.

1 Aralık 1953

 Telâviv :

Önümüzdeki hafta Başvekillik vazife­sinden ayrılacak olan Ben Gourion, İs­rail basını tarafından Telâvivde şere­fine verilen veda ziyafetinde söz ala­rak, îsraüin. Birleşmiş Milletler teş­kilâtını kuvvetlendirmek için elinden geleni yapması lâzım geldiğini söyle­miş ve demiştir ki:

«İsrail ile dünyadaki bütün Musevilerin istikbali dünya barış ve adaletinin muhafazasına bağlıdır. İsrail, siyasî bünyeleri ne olursa olsun bütün mem­leketlerle iyi münasebetler idame et­melidir.

2 Aralık 1953

 Kudüs :

İsrail - Sovyet siyasî münasebetleri­nin yeniden ve tam olarak tekrar tesis edilmiş olduğuna bir delil addedilen merasimle Sovyet elçisi Alexander Ab-ramov bugün itimatnamesini Dışişleri Vekili Moshe Sharett'e takdim etmiş­tir. İsrailin Moskova Büyük Elçiliği de açılmış bulunmaktadır.

Bu senenin başlarında anti - komünist bir tedhişçinin Telâvivdeki Sovyet el­çiliğini bombalamağa teşebbüs etmesi üzerine her iki memleket te elçilerini geri almışlardı.

7 Aralık 1953

 Kudüs :

Başvekil Ben Gourion, bugün istifana­mesini Başkan İtzhak Benzui'ye bizzat takdim etmiştir. Başvekilin istifası bütün kabinenin is­tifasını icap ettirmekte ise de kabine, Dışişleri Vekili M. Moshe Sharett'in muvakkat reisliği altında hükümetin günlük işlerini idareye devam edecek­tir.

8 Aralık 1953

 Kudüs :

İsrail parlâmentosunda pazartesi akşa­mı nihayet bulan dış politika müzake­relerinin sonunda. Herut (eski İrgun) partisi tarafından verilen bir takrirde, Birleşmiş Milletler müşahitler heyeti­nin başkanı General Bennike'nin «İs­rail devletine karşı hasmane tavrı do-layısiyle» İsrailde istenmiyen bir şahıs olarak ilân edilmesi talep edilmiştir. Bu takrir reddedilmiştir.

11 Aralık 1953

 Kudüs :

Kabineyi teşkile memur edilmiş olan Moşa Şaret, bugün beyanatta buluna­rak ezcümle şöyle demiştir :

Arap memleketleriyle aramızdaki me­seleler İsrail hükümetinin başlıca meş­gale mevzuudur. Sulh aktedilmesi an­cak Arapların kararına bağlı bir me­seledir. Moşe Şartt bundan sonra şu hususu da belirtmiştir :

Araplar için anlaşılması gereken bir nokta vardır. İsrail, gerekirse, tek ba­şına kalsa dahi ilânihaye dayanacak­tır.

İsrail Arap memleketleriyle olan hu­dutları üzerinde hâdiselerin eksik ol­madığını bildiren    başbakan namzedi, bu münasebetle Güvenlik Konseyi ta­rafından alman kararın takip edilen yatıştırma siyasetine aykırı olduğunu söylemiş, bunu müteakiben Mısır ile olan münasebetlerden bahisle demiş­tir ki:

Mısırın millî .emel ve isteklerinin haklı olduğunu kabul etmekle beraber, yeni Mısır rejiminin siyaseti yüzünden ken­di millî menfaatlerimizin tehlikeye düşmekte olduğunu bilmemezlikten ge­lemeyiz.

Başbakan namzedi sözlerine şöyle de­vam etmiştir :

tsrailin duyduğu endişeler hakkında İngiltere hükümetine müracaatla bir kaç noktayı belirtti :

 İsrail ile Mısır arasında askerî kuvvetlerin  muvazenesi  şarttır.

 Süveyş kanalından geçiş serbest bırakılmalıdır.

 Sovyet Rusya ile diplomatik mü­nasebetlerin   yeniden   tesisine   gelince, Şaret'in   kanaatine   göre,   bu   münase­betlerin ileride neler temin edeceğini söylemek   için   vakit  henüz   erkendir. Bunun gibi, Rusyada bulunan yahudilerin İsraile gelmeleri meselesi de he­nüz askıdadır.

Nihayet dahilî siyasete de temas eden Başbakan namzedi, bugünkü hükümet koalisyonunu muhafaza etmeye çalışa­cağını ve fakat diğer partileri de hü­kümete iştirak ettirmek imkânlarını gözönünden uzak bulundurmiyacağmı söylemiş ve sözlerine şunları ilâve et­miştir: «Hükümet, istifa etmiş olan Başbakan David Bengurionun başla­mış olduğu esere devam etmiye çalı­şacaktır.

12 Aralık 1953

 Kudüs :

Bugün burada beyanatta bulunan İs­rail Dışişleri Vekili ve Başvekil nam­zedi Moshe Sharett, İngiliz kuvvetlerinin Süveyşten çekilmesini Orta Do­ğudaki askerî kuvvet istikrarını boza­cağını söylemiş ve böyle bir hareketin îsraili milli menfaatlerini bizzat koru-

mak mecburiyetinde bırakacağını ilâ­ve etmiştir.

Hafta başında, istifa eden başvekil Ben Gurionun yerini alan Moshe Sharett, bugün tertiplediği basın toplantısında şunları ilâve etmiştir:

İngiltere, Süveyşten çekilmesile İs-railde vuku bulacak endişeyi incele­mektedir. »

Son hâdiseler İngiltere - İsrail mü­nasebetlerini gerginleştirmekle bera­ber, Güvenlik Konseyinde yapılacak müzakerelerde İngilterenin takip ede­ceği hareket tarzı bir nevi deneme teş­kil edecektir.

Birleşmiş Milletlerin, îsraili, Ürdün hududunda sulhu ihlâl etmekle itham edeceği zannedilmektedir.

Böyle bir karar âdil olmıyacaktır.Arap milletleri, sulhun idamesi için, İsrail ile ayni masada bir konferansa iştirak etmek zaruretindedir. Arapla­rın İsraile karşı ikinci bir harbe giriş­mek hususundaki tehdidi bir nevi cinnettir.

13 Aralık 1953

 Telâviv :

Bir İsrail askerî sözcüsünün dün ak­şam bildirdiğine göre dün hudut böl­gelerinde iki yeni hâdise daha vukubulmuştur. Lübnan - İsrail hududu ya­kınlarında bir İsrail otokarına karşı makineli tüfek ateşi açılmıştır. İsrail polisi derhal mukabelede bulunmuş­tur. Otokar yolcuları arasında ölen ve yaralanan  olmamıştır.

İkinci hâdise de Ürdün hudut bölge­sinde vukubulmuştur. İsrailli bir ka­dın İsrail topraklarına gizlice girme­ğe muvaffak olan bazı Araplar tara­fından  ağır surette yaralanmıştır.

Her iki hâdise de İsrail makamları ta­rafından Birleşmiş Milletler komisyo­nuna bildirilmiş ve mütareke muhtelit komitesinin derhal toplantıya çağırıl­ması istenmiştir.

14 Aralık 1953

Moskova :

İsrail büyük elçisi Dr. Samuel Eliaşev itimatnamesini bugün yüksek Sovyet Şûrası Başkanı Voroşilofa takdim et­miştir.

Bu suretle, on ay süren Sovyetlerin İgraildeki elçiliğinin bombalanmasın­dan sonra kesilen Sovyet - İsrail diplomatik münasebetleri yeniden başla­mıştır.

19 Aralık 1953

Washington :

Doğru haber alan çevrelerden öğrenil­diğine göre Birleşik Amerika, İsraile ithal ettiği gıda maddeleriyle haan maddeler bedellerinin ödenmesini ko­laylaştırmak üzere İsraile haricî yar­dım tahsisatından dokuz milyon dolar­lık bir kredi vermiştir.

Ayni mahfillerin bildirdiğine göre bir kaç gün evvel haricî muameleler ida­resi tarafından bu meblâğı muhtevi bir çek İsrail hükümetine tevdi edilmiş­tir.

22 Aralık 1953

İkinci tecavüz Beyrut - Jibrin. - Hel-wan yolunda 17 kilometre içeriye sız­makla olmuş mütecavizler, şosede iki kişiyi öldürmüş, Hehvan dolaylarında bir evi mavinle havaya uçurmuş ve ih­tiyar bir kadmı öldürmüşlerdir.

Üçüncü tecavüz vakası da İsrail kuv­vetlerinin hududu Bahriye köyü nok­tasında dört kilometre aşması ile olmuştur.

28 Aralık 1953

 Telâviv :

Bugün İsrail - Ürdün hududunda iki yeni hâdise vukua gelmiş ve bu arada bir İsrail eri Ölmüş, bir diğeri de yaralanmıştır.

Birinci hâdise, müşterek mütareke ko­misyonunun muvafakatiyle Budrus bölgesinde hududu tesbite gid.em bir İsrail birliğinin Arap lejyonu erleri­nin taarruzuna uğraması üzerine hu­sule gelmiştir. Arap erleri ateş açarak bir İsrail erini öldürmüşlerdir. İkinci hâdise Güney Necefte vukua gelmiş ve hududu geçmiş olan 60 kadar Arap bir saat kadar bir İsrail birliğiyle çatış­mıştır. Mütecavizler hududun gerisine atılmış ve bu arada bir İsrail eri ya­ralanmıştır.


 

 Kudüs :

Ürdün resmî şahsiyetlerinin bugün id­dia ettiklerine göre İsrail askerleri dün gece hududu üç yerden aşarak üç kişi­yi öldürmüşlerdir.

Birleşmiş Milletler mütareke heyeti tahkikata başlamıştır.

Ürdün resmî makamları, İsraillilerin Helwan nahiyesi civarında tecavüzde bulunduklarını bildirmiş, ilk tecavüzün Tarkaumga köyü yakınlarında vu­kua geldiğini, mütecavizlerin otomatik silâhlarla ateş açıp, üç el bombası at­tıklarını ve bir kişiyi yaraladıklarını söylemişlerdir.

31 Aralık 1953

 Telâviv :

Çoğu müfrit sol cenaha mensup olmak üzere bin kadar nümayişçi dün şehrin başlıca sokaklarında toplanarak hükü­metin iktisadî siyasetini protesto et­mişlerdir.

Söz alan hatipler, resmî makamlar iş­çilerin haklarını tanımaz ve Ücretleri arttı r m azlar sa serî halinde greve baş­lanacağını söylemişlerdir.

Nümayişçiler, polisin müdahalesine ha­cet kalmadan dağılmışlardır.

Amerikan kuvvetleri ise, Amerika-Japonya güvenlik paktı mucibince hariç­ten gelecek bir tecavüze karşı Japon-yayı müdafaa etmek üzere burada ka­lacaklardır.

21 Aralık 1953

Washington :

Milletlerarası para fonu tarafından bu­gün bildirildiğine göre, Japon hükü­meti mezkûr fondan 22 milyon sterlin borç almıştır.

23 Aralık 1953

Tokyo:

Amerikan müşterek kurmay heyeti başkanı Amiral Arthurt Radford ile Dışişleri Vekâleti Uzak - Doğu işleri yardımcısı Walter Robertson bugün Başvekil Yoshida ile görüşmüşlerdir.. Robertson daha sonra Başvekil yar­dımcısı Ogata, Adalet Vekili İnukai, Dışişleri Vekili Okazaki ve Liberal par­ti lideri İkeda ile görüşecektir.

İyi haber alan çevrelere göre görüşme­lerin gündemi şudur:

Japonyanrn yeniden    silahlandırıl­ması, Japonya silâhlı kuvvetlerinin sa­yısını   225.000   kişiye  çıkarmakta   ısrar edecek,  halbuki Amerikalılar 350.000 kişiye   çıkarılmasını       istemektedirler. Fakat Japonya, buna mukabil, Ameri­ka kâfi bir  iktisadî  yardım  vaat ettiği takdirde  bu  yekûna varmak için beş senelik müddeti dört seneye indirmeyi teklif edecektir.

Japonyaya, Amerikan buğdayı satın alması için 50 milyon dolarlık bir tah­sisat verilmesi. Amerikalılar bu tahsi­ satın  5  te birini hibe olarak vermeyi teklif etmiştir. Japonya ise bunun 5 te ikisini  hibe  şeklinde  almayı  ümit et­mektedir.

Harp sonrası yardımının Amerikaya iadesi, Japonya, geçen ekim ayında, ikimilyon dolar iade etmeyi teklif etmiş­ti, fakat daha önce Uzak Doğu memle­ketlerine karşı olan tazminat borçları­nı Ödemek istediğinden, bu husustaki pazarlığı değiştirmeği teklif edecek­tir.

Japonya   i] e Güney   -  Kore  arasın­daki  münasebetler.   Japon  idarecileri,Robertsondan   Japonyanm,      Syngman Rhee hattını tanımalarının imkânsız ol­duğunu ve iki memleket arasında nor­mal   münasebetlere   atfettiği   ehemmi­yeti Güney - Kore cumhurreisine an­latmasını isteyeceklerdir.

Tazminat.   Japonya,   Robertsondan, tazminat teklifinde   samimî   olduğunu. Filipin cumhurreisi Magasaysay'a bil­dirmesini ve kesin rakamların tayini hususunda  çıkan   güçlükleri   kendisine anlatmasını rica edecektir.

24 Aralık 1953

Tokyo:

Japonya ile Amerika arasında aktedilen anlaşma gereğince Japonyaya terk edilen Amami ve Oşima adaları Ja­ponyanm güneyinde kâin olup ne ziraî ne de tabiî kaynaklar bakımından hiç bir ehemmiyet arzetmemektedirler. Bunların en büyüğü sadece 370 kilo­metre kare yüz ölçümündedir. Fakat bu adaların iadesi Japonyanm millî duygularını okşıyan bir Noel hediyesi makamında  olmuştur.

Diğer taraftan, Amerika, takım adala­rının en büyüğü olan Okinawa'yı mu­hafaza etmektedir ve bu ada şimdi Uzak - Doğunun en önemli hava üsle­rinden biri haline getirilmiştir.

Yohosoha (Japoya) :

Birleşik Amerika Bahriye Vekâleti,. 1950 de imzalanan askerî yardım anlaş­ması mucibince, Japon sahil muhafaza kuvvetlerine, bir devriye firkateyni teslim ederek bu anlaşma vecibesini tamamlamıştır. Devir ve teslim mera­siminde, Birleşik Amerika Uzak Doğu. deniz kuvvetleri komutanı Amiral Robert Brisco hazır bulunmuştur.

29 Aralık 1953

 Tokyo:

Japon Dışişleri Vekaletinden bildirildi­ğine göre son bir sene zarfında Japon­ya ile 54 millet arasında normal diplo­matik münasebetler kurulmuştur. Yal­nız 27 devletin Japonya ile diplomatik bağı mevcut değildir. Mamafih bunla­rın beşinde siyasî ajanlıklar ihdas edil­miştir.

Japonya ile siyasî münasebeti olmıyan başlıca memleketler Sovyet Rusya, Bulgaristan, Çekoslovakya, Macaristan, Romanya, Polonya ve Nepaldir.

31 Aralık 1953

 Tokyo:

Bugün öğrenildiğine göre Japonya ve İtalya mevcut ticaret anlaşmasını 1954 sonuna kadar bir sene daha uzatmağa karar vermişlerdir.

6 Aralık 1953

 Taipeh :

Amerikan Bahriye Vekili M. Roibert Anderson bugün uçakla Tokyoya hare­ket etmiştir.

Hareketinden Önce bir beyanat veren M. Anderson, Amerikaya dönünce mil­liyetçi Çin askerî kuvvetlerine daha fazla askerî teçhizat yardımında bulu­nulması hususunda hükümeti nezdin-de teşebbüse geçeceğini bildirmiş ve «Milliyetçi Çin ordusunun moral ve eğitim bakımından dünyanın herhan­gi bir ordusu ile çarpışabilecek kuv­vette olduğunu, fakat teçhizat bakı­mından çok eksikleri bulunduğunu» ifade etmiştir.

Formozada üç günlük bir tetkik ziya­reti yapan Vekil daha sonra bu adanın hür dünya müdafaa zincirinin mühim "bir halkasını teşkil ettiğini ve Ameri­kanın daha sıkı bir askerî işbirliği ile kendilerini komünist istilâsına karşı korumak arzusunda bulunduğunu be­yan etmiştir.

Washington :

Amerika Ticaret Vekâleti ve harici fa­aliyetler idaresi tarafından yayınlanan istatistiklere göre, hür dünyanın ko­münist Çin ile olan ticaretinde geçen, haziran ayından beri bariz bir azalma kaydedilmiştir. 1953 yılının ilk altı ayında komünist olmıyan. memleketler­den komünist Çine ayda ortalama 27.100.000 dolarlık ihracat yapılmışken bu miktar Temmuzda 18 milyon 300 bin dolardan, Ağustos ayında ise 19 milyon 300 bin dolardan ibaret olmuş­tur. Ayni kaynaklara göre bu azalma­nın başlıca sebebi Fransa ve Batı -Al­manya tarafından komünist Çine ar­tık demir ve çelik ihraç edilmemiştir..

Taipeh :

Bugün buradan verilen bir habere gö­re, Rusya, Kızıl Çin donanmasını tak­viye maksadiyle komünist Çine altı harp gemisi vermiştir.

Gemilerin Port Arthur doklarında in­şa edildiği bildirilmektedir.


 


 

11 Aralık 1953

 Tokyo:

Pekin radyosunun bugün bildirdiğine göre, komünist Çin 'halk hükümeti konseyi komünist Çin ile Kuzey Kore arasında afetedilen 10 senelik iktisadî ve kültürel işbirliği paktını tasdik et­miştir.

Mevzuufoahis pakt komünist Çin baş­vekili Chou En Lai ile Kuzey Kore Başvekili Kim İl Sung arasında 10 gün süren konferanstan sonra 23 Kasım ta­rihinde her iki Başvekil tarafından Pe­kinde imza edilmiştir.

Çinin en büyük tersanelerinden birine sahip olan Port Arthur Rus kontrolün-dedir.

 Hong-Kong :

Cinden gelen bazı haberlere göre, pi­rinç istihsalinde en zengin bölgeler­den biri olan bütün Kuantung eyaletinde ve Cantonda pirinç vesikaya bağ­lanmıştır.

Kuangsi'de pirinç Kasım ayının sonun­dan beri vesika ile verilmektedir. Köy­lerde günde 250 gram şehirlerde de biraz fazla pirinç verilmektedir.

12 Aralık 1953

 Jakarta :

Endonezya başbakanı Dr. Sastroamico, günden güne artmakta olan askerî buhran karşısında kabinesini olağan­üstü bir toplantıya davet etmiştir.

Toplantının saati ve mahalli hakkında büyük bir ketumiyet muhafaza edil­mektedir.

14 Aralık 1953

 Cakarta :

Şimdi Sumatra Valisi M. Amin bugün burada verdiği beyanatta Endonezya,da bu bölgedeki âsilerin halka karşı sabotaj ve cinayetlerine devam ettik­lerini, fakat asayişin temini yolunda .ilerlemeler kaydedildiğini söylemiştir.

Vali birkaç gün önce merkezî hükü­mete durumu bildirmek ve petrol me­selesini görüşmek üzere Cakartaya gel­mişti.

Endonezya Haberler Ajansının bildir­diğine göre, Vali Doğu Asinde artık .askerî yardıma ihtiyaç kalmadığım söylemiştir. Bu kuvvetler 16 Aralıkta Güney ve Batı bölgelerinden de çeki­lecektir.

21 Aralık 1953

 Cakarta :

Endonezya Dışişleri Vekâletinden bu­gün bildirildiğine göre Endonezya ile Sovyet Rusya aralarında siyasî tem­silciler teatisi hususunda anlaşmışlar­dır.

İyi malûmat alan çevreler, Endonezyanın şimdiki Londra büyük elçisi Dr. Subandrio'nun Moskova Büyük Elçili­ğine tayin edileceği kanaatindedirler.

31 Aralık 1953

Endonezya hükümeti, Batı Almanya, Norveç, İsveç, Fransa, Avustralya, Hindistan, Pakistan, Çekoslovakya, Po­lonya ve Yugoslavya ile ticaret anlaş­maları yapılmasına karar vermiştir.

Hükümet, ithalâtının artmakta olan ih­racat ile ayni seviyeye çıkmasını uy­gun bulmuştur.

1 Aralık 1953

 Kahire :

Reisicumhur General Necip Sudan halkına hitap ederek kendilerini em­peryalist tepkiler tehlikesine karşı uya­nık bulunmağa davet etmiş ve ezcüm­le şunları söylemiştir :

«Bizleri her an y,eni sürprizlerle karşı karşıya getirebilecek çok muazzam ve ayni zamanda kurnaz bir hasma karşı daima birlik halinde bulunmalıyız. Bu hasım memlekette her an bir ayaklan­ma hareketi yaratabilir. Eğer bunu yapamazsa memleketin kuzeyi ile gü­neyini birbirinden ayırmayı deneye­cektir. Şayet bunda da basan sağlıya-mazsa bu defa da Sudan ordusunun topraklarını koruyacak kadar kuvvetli olmadığını  ileri sürecektir.»

General Necip sözlerine şöyle devam etmiştir: & Düşmanlarımızın, Sudana bir başka devleti saldırarak, bu taar­ruza karşı korumak maksadiyle Suda­nı daha uzun müddet İşgali altında bu­lundurması da ihtimal dahilindedir. Bunlardan başka hâlen Mısıra yaptığı gibi Sudanı da ekonomik bir baskı al­tında tutma yoluna da tevessül ede­cektir. »

Reisicumhur bundan sonra bütün bu tehlikelere karşı Sudanla birleşme lü­zumu üzerinde ısrar etmiş ve sözlerine şöyle son vermiştir: «Biz Mısırlıların, Sudanı yabancı boyunduruğundan kur­tulmuş ve Mısır ile eşit haklara sahip olarak ayakta görmekten başka hiçbir şahsî arzumuz yoktur.»

 Kahire :

Mısır eski kral ailesine mensup olup foir kısmı eskidenberi Türk vatandaşı olanların   emlâkinin   müsaderesi   mevzuunda Türkiye tarafından tevdi edi­len notaya Mısırın menfî cevap verdi­ği resmen bildirilmektedir.

 İskenderiye :

Polis makamlarının bugün bildirdik­lerine göre komünist faaliyetlerde bu­lunan 17 kişi tevkif edilmiştir. Ayrıca Sionistlere casusluk eden 4 Ya-hudinin de tevkif edildiği ilâve edil­mektedir.

3 Aralık 1953

 Kahire :

Pakistan umumî valisi Gulam Muham-medin Mısır halkına hitap ettiği mesaj dün akşam Mısır radyosu tarafından yayınlanmıştır.

Gulam Muhammed mesajında şunları, söylemiştir :

«Pakistan eskidenberi olduğu gibi şim­di de Mısır kıtası ve milleti hakkında cîaima sevgi ve sempati beslemiştir. Şahsen Cumhurreisi General Neciple buluşmaktan büyük memnunluk duy­dum. Mısır, coğrafî durumu bakımın­dan çok mühim siyasî bir mevkie sa­hiptir. Mısırlı kardeşlerimin bu ehem-miyetli noktayı asla hatırdan çıkarmı-yaca'klarmı ve bundan mümkün oldu­ğu kadar fayda sağlamağa çalışacakla­rını ümit eder ve Mısırın refah ve sa­adeti için en iyi temennilerde bulun­duğumun bilinmesini candan dilerim.»

Öte yandan «El Kahire» gazetesi de Pakistan umumî valisi ile yaptığı bir görüşmeyi neşretmiş bulunmaktadır. Genel vali ileri sürülen sorulara şu. cevaplari vermiştir :

  Pakistan   İngiltere  imparatorluk camiası  ile münasebetlerini kesmeği henüz düşünmemiştir.

 Müslüman milletler, Doğuda ve Batıdakilerine benzer derecede kudret­li bloklar  teşkil  edebilecek kabiliyet­tedir.

 İngiltere ile Mısır arasında müza­kere mevzuu olan kanal bölgesi mese­lesinde İngilterenin kuvvetlerini geri çekmesini kabul suretiyle bir hal yo­luna girileceğini ümit ederim.

 Kahire :

"Bugün Kahire üniversitesinde konuşan General Necip, ezcümle demiştir ki:

"Mısır milleti arzuladığı şerefli sevi­yeye eriştiği zaman benim vazifem git­miş olacaktır, Mısırda en kısa bir zamanda normal hayat şartlarını temin edeceğim gibi anayasayı tam mânasiyle tatbik edeceğim. Pek kısa bir zaman içinde Örfî İdareyi, basın sansürünü ve geçici devrede lüzumlu olduğu için aldığımız tedbirlerin hepsini kaldıracağim ve o zaman evime döneceğim.

5 Aralık 1953

 Kahire :

Bugün burada açıklandığına göre, Ber­muda konferansı «İngiltere ve diğer Batılı devletlerle olan münasebetlerin­de» Mısırı dostane usuller takibine devama ikna etmediği takdirde, Mısır lıükûmeti, komünizme karcı girişilen savaşta tamamiyle tarafsız kalacağını Birleşik Amerikaya bildirmiştir.

Başvekil yardımcısı Cemal Abdülnasır, bu ihtarı bir mektupla Birleşik Amerika Dışişleri Vekili Foster Dulles'a bildirmiş olduğuna dair çıkan haberle­ri teyit etmiştir.

Mektupta, her hangi bir Aran memle­ketinde her hangi bir yabancı devlet üssünün bulunmasına Mısırın muarız  olduğu da belirtilmekte ve şöyle de­nilmekte idi: Mısır, Bermuda konferansının neticele­rinden memnun değildir ve hiç bir veçimle  kendi  toprağında askerî üssün bulunmasına asla müsa­maha edem iveceğini ilân edecektir.

Mısır büyük elçisi Ahmet Hüseyin, bu mektubu dün Vaşingtonda Dışişleri Ve­kâletine tevdi etmiştir.

14 Aralık 1953

 Kahire :

Bir haftadanberi Kahirede toplanmak­ta olan Arap ekonomi konferansı dün akşamki toplantısında, birliğe dahil memleketlerin müdafaası için müşte­rek sermayeli bir Arap bankasının ve ayrıca bir Arap deniz nakliyat şirketi­nin kurulmasına karar vermiştir. Yine ayni toplantıda, iktisadî menbalarm iş­letmesi işlerinin koordine edilmesi de karar altına alınmıştır. Ekonomi kon­feransında alınan muhtelif kararların tatbik şekillerini tetkik etmek üzere ta­lî komiteler teşkil edilmiştir.

21Aralık 1953

 Kahire :

Mısır Reisicumhuru General Necİp'e Oklahoma eyaleti Valisi tarafından A-merikan bahriyesinin «Fahrî komodorluk» payesi verilmiştir.

22Aralık 1953

 Kahire:

İnigilterenin Kahire Büyük Elçisi Sir Halph Stevenson ile Mısır Başvekil yardımcısı Yarbay Abdülnasır bugün öğle yemeğini Pakistan maslahatgüza­rının evinde yemişlerdir. İngiliz Bü­yük Elçisinin Londradan avdetini müteakip Mısırın askerî idarecileriyle ilk temasını teşkil eden bu yemekte, millî istikamet vekili binbaşı Salah Salim de bulunmuştur.

Diğer taraftan Mısır Dışişleri Vekili Mahmut Fevzi Amerikan Büyük Elçisi Jefferson Caffery'yi kabul etmiştir. Bu istişare için çağırılmış bulunan Mısı­rın Washington Büyük Elçisi Ahmet Hüseyin de bu görüşmede hazır bulun­muştur. Ahmet Hüseyin, görüşmeye devara için Caffery ile birlikte Amerikan Büyük Elçiliğine avdet etmiştir.

Güvenilir bir kaynaktan Öğrenildiği­ne göre Amerikan Büyük Elçisi Mısır Dışişleri Vekiline, Süveyş kanalı üssü­nün işgali meselesi hususunda Ame­rikanın Londra ile Kahirenin görüşleri arasında bir yaklaşma temininden vaz geçmediğini bildirmiş ve tavassutunu yalnız bu meseleye inhisar ettireceğini haber vermiştir.

28 Aralık 1953

Kahire :

Mısır ile Rusya arasındaki ticaret an­laşması, Mısır Ticaret Vekâleti tara­fından tasdik edilmiştir. Nihaî tasdik için Vekiller Heyetinin önümüzdeki toplantısına sunulacak olan bu anlaş­ma bir seneden fazla bir müddettenberi hazırlanmakta idi.

Kahire :

İtalyan hükümeti, Mısırın eski Londra ataşemiliteri General Muhammed Hay-banın Mısırın Roma Büyük Elçiliğine tayini hususunda vaki istimzaca mu­vafakat cevabını bildirmiştir.

Diğer taraftan Mısırın Prague, Bağdat, Adis-Abeba, Vatikan ve Beyrut siyasî mümessilliklerinde değişiklikler yapı­lacağı da öğrenilmiştir.

Yine Mısır diplomatik mahfillerinde bildirildiğine göre Mısır ile demir per­de memleketleri arasında bir yakınlaşma tesisi teşebbüsünün çerçevesi dahi­linde komünist Çinin tanınması keyfi­yeti yakında tahakkuk edecek gibi gö­rünmektedir.

29 Aralık 1953

 Kahire :

İngiliz isçi partisi sol cenah lideri A-neurin Bevan ve Avam Kamarası üyesi olan eşi bayan Jenny Lee, Cumhurreisi General Necip tarafından kabul edilmişlerdir.

Bu kabulden derhal sonra Bevan ve eşi, beraberlerinde Hindistan Büyük Elçisi Sardar Pannikar olduğu halde uçakla Luxor'a hareket etmişlerdir.

 Kahire :

Mısırın Rusyadaki Büyük Elçisi Ge­neral Aziz El Mısırın derhal Kahireye çağırılması kararı, Mısırlı idarecilerle Mısırın Washington ve Londra Büyük Elçileri arasında yapılan mühim top­lantı sonunda verilmiştir.

Bu toplantının maksadının yeni bir dış siyaset tesbit etmek üzere durumu incelemek olduğu resmen bildirilmek­tedir.

Konferansta Başvekil Yardımcısı Yar­bay Cemal Abdülnasır, silâhlı kuvvet­ler başkomutanı General Abdül Hâkim Amer, Harbiye Vekili AbdüUatif Bağ­dadî, Millî İstikamet Vekili Binbaşı Salah Salim, Dışişleri Vekili Dr. Mah­mut Fevzi, Mısırın Washington Büyük Elçisi Doktor Ahmet Hüseyin ve Lon­dra Büyük Elçisi Abdülrahman Hakkı hazır bulunmuştur.

30 Aralık 1953

Karaşi :

Millî Kalkınma Konseyi Başkanı Hü­seyin Fehmi başkanlığındaki 9 kişilik Mısır ekonomi heyeti bu sabah Bom­bay dan Karaşiye gelmiştir.

Rangon :

Mısır ile Burma arasındaki siyasi mü­nasebetlerin tesis edileceği dün resmî bir tebliğ ile bildirilmiştir.

Mısırın Burmaya göndereceği ilk tem­silci, evvelce Birleşik Amerika, Yuna­nistan ve Romanyada bulunmuş olan İsmail Kemaldir.

1 Aralık 1953

 Hartum :

Sudan seçimlerim kazanan Millî Bir­likçiler Partisi Reisi İsmail Elazhari bugün verdiği beyanatta, partinin, memleketi Mısırla birleştirmek husu­sunda verilmiş hiç bir sözü yoktur. Fa­kat parti, Mısırla bir bağ kurulmasını müsait karşılar, demiş ve seçim zafe­rinden sonra United Press muhabiriyle yaptığı konuşmasına ezcümle şöyle devam etmiştir :

«Bizden evvelki partiler böyle bir ta­ahhütte bulunmuş olabilirler, fakat be­nim partim bu gibi taahhütlere girişmiş değildir. Sudan Mısıra bir rabıta ile bağlanmış olarak tamamiyle müs­takil kalacaktır, Mısırla birleşecek de­ğiliz.

Partisinin yeni parlâmentosu Sudanın ileride kendi mukadderatını tayin hu­susunda plebisite baş vurmak yerine bir kanun geçeceği rivayetlerinin doğ­ru olup olmadığı sualine İsmail Elaz­hari gu cevabı vermiştir:

Hayır, bu memleketi karıştırmak huzursuzluğa sevketmek istemiyoruz. Sudan anlaşmasını kuvveden fiile çıkardıktan sonra iki üç sene zarfında mukadderatımızı tayin edeceğiz.

Halka yeni hükümetin salâhiyetini İn­gilizlerin elinden Sudanlılara geçmesi mânasını taşıdığını izah etmiş bulunu­yoruz. Yeni hükümet halkın hizme­tinde olacaktır.

Sudan, iktisadî politikasına gelince ya­bancı sermaye ve teknik yardımına ih­tiyacımız olacaktır. Ecnebi firmalara makul bir müddet için imtiyazlar ver­meye amade olacağız. Fakat ticareti­miz serbest kalmalıdır. En fazla fiat verene satacak ve en iyi ve ucuz piyasalardan olacağız. İngiliz, Mısır ve Rus nüfuzu  gibi yabancı nüfuzunun     her türlü şekli Sudandan yok edilmelidir.

 Hartum :

Sudanda yapılan ilk umumî seçimler­de, Mısırla birleşme taraftarı olan mil-" liyetçi birlikçi parti 92 mebusluktan 43 ünü elde ederek kat'î galibiyeti sağ­lamıştır. Bunların başlıca rakibi El Umma partisi 23 mebusluk kazanmış­tır. Geri kalan 26 mevki şu şekilde tevzi edilmiştir: Bağımsızlar: 14, Sos­yalist Cumhuriyetçiler:

10 Aralık 1953

 Hartum :

Sudanda Ayan Meclisi için yapılan se­çimler, Mısır taraftarı birlikçi partinin tam zaferini teyit etmiştir. Birlikçi Par­ti bu suretle her iki mecliste de çoğun­luğa sahip olmaktadır.

14 Aralık 1953

 Hartum :

Sudan Genel seçimlerini kaybetmiş-olan «El Umm» (İstiklâl) Partisinin 4-bin delegesi partinin müstakbel poli­tikasını takip etmek üzere toplanmış­tır. Parti başkanı El Mehdi teşkilâtı muhafaza etmek ve her evaîette ma­hallî grupların faaliyetini yürütmek lü­zumunu izah etmiştir. Eski Eğitim Ve­kili Ali Taha da da partinin Sudanın ne İngiliz ve ne de Mısır nüfuzu al­tına girmesine müsaade etnıiyeceğini ve Sudanlılara tam bir karar serbesti­si vermek gerektiğini söylemiştir.


 

13 Aralık 1953

 Trablus (Libya) :

United Press muhabirine verdiği hu­susî mülakatta, Birleşik Amerika Cum-"hurreisi muavini Richard Nixon, yap­makta olduğu dünya gezisinin son saf­halarında Japonyanm yeniden silâh­lanması iktiza ettiği ve 1946 da Ja­ponlara silahlanmakta yardım eyleme­mekle Birleşik Amerikanın hataya düş­tüğü hususundaki fikrinde hiç bir de­ğişiklik olmadığını söylemiş ve şunla­rı ilâve etmiştir:

«Japonyanm silâhlanmasına dair Tok-y-oda verdiği nutuk diğer Asya memle­ketlerinde pek az nahoş tepki yarat­mıştır. Mamafih Hindistan ve Birman­ya gibi tarafsız memleketler bu husus­ta bana lâtife yollu takılmışlarsa da, Japonyadan ayrıldığımdan beri bu me­seleye dair mülâhazalara hiç bir ciddî itiraz vaki olmamıştır.

Umumiyetle söylemek icabederse, As­ya devletleri arasındaki hâkim tema­yül muvacehesinde komünist aleyhtar­lığı, tarafsızlıktan ağır basmaktadır.

Nixon, bu mevzuda muayyen memle­ketlerin isimlerini vermekten istinkâf etmekle beraber, birçok Asyalı mem­leketlerdeki hissiyata kiyaset İranın koyu komünist aleyhtarlığım misal ola Tak vermiştir.

Nixon ayni zamanda cumrrurr.eisi Ei-senhower, Dışişleri Vekili Foster Dulles ve kongreye Asyada tatbik edil­mekte olan Amerikan politikasının teb­dili hususunda ne gibi tavsiyelerde bu­lunacağım da beyandan kaçınarak, bu hususta Washingtona rapor vermeden her hangi bir açıklamada bulunamıyacağım gibi, seyahatim esnasında elde ettiğim malûmata ve Amerikanın Asya politikası hakkında vereceğim fikirlere dair de daha fazla bir şey söyliyemem» demiştir.

Nixon, Hindistan ve Pakistan hakkın­da tamamiyle sâkit kalmıştır. Mama­fih müşahitler Amerikanın Pakistanla askerî bir anlaşmaya varmak ihtimali ve Amerikanın, Hindistana olan poli­tikasının sertleneceğine dair alâmetle­rin çoğaldığına işaret etmiştir.

Nixon. her ne kadar Washingtona av­detinde vereceği raporun başlıca mad­delerini açıklamak istememişse de, U-nited Press Haberler Ajansının Öğren­diğine göre Nixon, bütününe Japonya meselesini en mühim bir dâva olarak telâkki etmektedir. Vıe Washingtonda yapacağı görüşmelerde şu noktaları ele alacağı sanılmaktadır:

 Japonya yeniden silâhlanmak mı?

 Japonya ne derece kuvvetlenmelidir?

 Japonya hangi memleketlerle alışveriş yapacaktır?

 Japonyanm silâhlanmasında  Amerikaya dost olan diğer Asya memle­ketlerinde husule gelen tepki nedir?

Nixon'un raporunda, Japon - Kore ba­lıkçılık haklarının da mühim bîr mese­le olarak yer alacağı sanılmaktadır.

2 Aralık 1953

 Yeni Delhi:

Hindistan ile Rusya arasında dün Öğ­leyin Yeni Delhide ilk ticaret ve tediye anlaşması imzalanmıştır. Tam ihti­va ettiği meblâğ henüz malûm olmıyan bu anlaşmanın gayesi, iki memleket .arasındaki ekonomik bağları sıvılaştır­maktır. Anlaşma bir yıl için muteb'srdir ve tediyeler sterlin veya rupi ola-.rak yapılacaktır.

Rusya Hindistana maden sanayiine ait makine ve cihazlarla elektrik malze­mesi temin edecek, buna mukabil Hin­distan Rusyaya bilhassa baharat, deri, Jüt ve çay ihraç edecektir.

Şimdiye kadar bu iki memleket ara­sındaki ticarî münasebetler çok zayrf--tı, fakat 1951 ve 1952 yıllarında Rus buğdayı almaya başlıyan Hindistanm ithalâtı 13 milyon rupiye kadar yüksel­miştir.

Hâlen Yeni Delhide bulunan Sovyet şahsiyetleri bu anlaşmaya çok fazla ehemmiyet vermekte olup bu akgam şerefe bir resmi kabul tertip etmişler­dir.

4 Aralık 1953

 Yeni Delhi :

Amerika Birleşik Devletleri Reisicum­hur yardımcısı M. Richard Nixon, Ye­ni Delhiden ayrılmak üzere uçağa bi­nerken verdiği beyanatta ezcümle şun­ları söylemiştir :

«Geleceği iyimser bir tevekkülle bekli­yorum ve bugün mevcut birçok harp doğurucu unsurlara rağmen hür dev­letlerin akıbetini ellerinde bulunduran

şahsiyetlerin şevki ' idaresi sayesinde dâvamızın harp yoluna gitmeden ve istiklâlimizi kaybetmemize mahal kal­madan hallolunacağına inanıyorum. Amerika, askerî kuvvetlerini veya as­kerî yardım programını tahrik görmeksizin dünyanın hiç bir milletine karşı bir tecavüz hareketine girişmek için kullanmıyacaktır.»

M. Nixon bundan sonra Hindistanda Hint devlet adamları ile yaptığı temas­lar hakkında Washington'a malûmat vermiş olduğunu bildirmiş ve bu te­maslar neticesinde Amerika ile Pa­kistan arasında bir pakt akdolunması-na dair dolaşan söylentilere temasla, Balkan Eisenhower ve Mr. Foster'Dulles'm da söyledikleri gibi bu hususta hususî bir görüşme cereyan etmemiş olduğunu bildirmiştir.

Amerikan Reisicumhur muavini dola-yısiyle Delhide müzakere olunan baş­lıca mevzuların Kore siyasî konferansı ve bu konferansın Yeni Delhide yapı-lıp yapilmıyacağı hususları ile ilgili ol­duğunu beyan ettikten sonra bu müza­kereler neticesinde Amerikanın takip ettiği siyasetle Hindistan tarafından güdülen politika arasında tam bir an­laşma mevcut olduğunu müşahede et­tiklerini kuvvetle teyit etmiştir. Bil­hassa bu anlaşmanın Hindistanm hâ­len takip etmekte olduğu politika ve Hindistanm istikbali ile ilgili mevzu­larda belirdiğine işaret eden başkan yardımcısı sözlerine şöyle devam et­miştir :

»Bu, iki memleket arasında daimî bir görüş beraberliği mevcuttur mânasına gelmezs.e de hiç olmazsa Hindistanm. niçin böyle bir politika takip etmek zo­runda kaldığını anlamış ve ona hak vermiş vaziyetteyiz.»

Hindistanm ehemmiyetli meselelerini halletmek için uzun bir barış devresi-


 

 ihtiyacı olduğunu belirten M. Nixon Amerikan siyasetinin de barış gayesi gütmekte olduğunu bayanla sözlerine son vermiştir.

"M. Richard Ni::on'un seyahati birçok kimselerin ta'hmin .ettiklerinden daha ehemmiyetli psikolojik neticeler tevlit etmiştir.

Bu sabah çıkan gazetelerin bu mevzu ile ilgili yazılarda kullandıkları lisan, dün parlâmentoda bu seyahat hakkın­da izhar olunan sempati hisleri v.e bir çok şahsiyetlerin belirttikleri şahsî in-iibaları, M. Nixon'un bu seyahatte xu-vaffak olduğuna delâlet etmektedir.

Bu kadar kısa bir zamanda ve olduk­ça imkânsız sayılan bir vazife nihayet başarı ile neticelenmiş ve Hindistan ile Amerika arasında her türlü anlaş­mazlık hallolunmamışsa bile iki mem­leket arasında müsait bir havanın ya­ratılmasına imkân verilmiştir.

11 Aralık 1953

 Yeni Delhi :

Hindistan Başvekili ve Dışişleri Vekili Nehru bu akşam Dehradun'da tertip olunan bir mitingte verdiği beyanatta ezcümle şöyle demiştir :

»Hindistan her türlü tehlikeye karşı koymağa hazırdır."

Amerika ile Pakistan arasındaki an­laşma tasarısını ima eden Nehru söz­lerine şunları ilâve etmiştir :

«Washington ile Pakistan arasında, Pakistamn askerî kudretini takviye hu­susunda cereyan etmekte olan görüş­meler Hindistan:  olduğu kadar diğer memleketleri de alâkadar etmektedir.. Bu sebeptendir ki Hindistan müdafaa­sını Bağlıyabilmek için kuvvetli oksalı ve her tehlikeye karşı koymaya hazır bulunmalıdır.»


 


 

4 Aralık 1953

 Yeni Delhi :

12 Aralık 1953


 

Dün aksam Hint parlâmentosunda bir nutuk söyleyen Amerikan Cumhurrei-si muavini M. Richard Nixon, Hindis­tan büyük adamlarının, isimlerini zik­rettikten sonra Amerikan siyasetinin .umumî hatlarını izah etmeğe çalışmıştır.

M. Nixon, Başkan Eisenhower'in Ame­rikan politikasının yegâne hedefi olan sulh için çalışmakta olduğunu işaret ettikten sonra şöyle demiştir :

«Birleşik Amerika, hür milletlerin ik­tisadiyatını inkişaf ettirmek için on­lara yardım etmektedir. Zira hakikî kuvvet bunda mündemiçtir. Bütün memleketlerde salim bir ekonomi sul­hun anahtarıdır.

Amerikan başkan yardımcısı Hint mec­lisinde sözlerini şöyle bitirmiştir :

«Birleşik Amerika ile ayni prensipleri müdafaa etmekte olan Hindistan yal­nız Asyanın değil, fakat dünyanın is­tikbalinde de katî bir rol oynıyacaktır.

 Dehra (Hindistan) :

Dün Hindistan askerî akademisinde halk efkâimı aydınlatmak maksadiyle yaptığı konuşmada Başvekil Nehru, Birleşik Amerika - Pakistan müdafaa paktına temas ederek şunları söylemiş­tir:

Hindistan ve Pakistan her hangi bir memleketle anlaşma yapmağa salahi­yetli hür devletlerdir. Fakat, Pakistan, askerî gücünün arttırılması için Pa­kistan ve Washington arasında cere­yan eden müzakereler, yalnız Hindis­tan, değil, diğer Asya memleketlerini do düşündürmektedir.»

21 Aralık 1953

 Yeni Delhi:

Hindistan hükümeti ile Alman Krupp ve Demag fabrikaları komitesi arasın­da, Hin&istanda takriben 2.000.000 İngiliz lirasına mal olacak bir çelik fab­rikası kurulması hususunda bugün üç anlaşma imzalanmıştır.

Fabrikanın iptida senede yarım milyon ton çelik çıkaracağı ve bu miktarın tedricen bir milyon tona yükseleceği tahmin edilmektedir.

24 Aralık 1953

Yeni Delhi :

Amerikan «Standard Vacuum Oil» pet­rol şirketi Batı Bengalde petrol araş­tırmalarına başlamak için Hindistan hükümeti ile bir anlaşma imzalamış­tır.

Yeni Delhi :

yeni bir anlaşma imzalanacaktır. Bu anlaşmaya göre de Hindistan, ziraat ve endüstride kullanmak üzere demir ve çelik satın almak için tahsisat elde edebilecektir.

30 Aralık 1953

 Bombay :

Hindistan komünist partisi Madurai'de-yaptığı kongrenin ikinci gününde, Hin-distanm İngiliz Milletler camiasından ayrılmasını, İngilizlerin Hindistanda-ki bütün fabrikaları, banka, çiftlik, de­niz seyrüseferi şirketi ve madenlerinin müsadere edilmesini ve Hindistandaki İngiliz ve Amerikan müşavirlerinin iş­gal ettikleri mevkilerden çekilmesini talep eden bir karar sureti kabul et­miştir.

Bugün Yeni Delhide Amerika ile Hin­distan arasında iktisadî bir anlaşma imzalanmıştır. Anlaşmaya göre Ame­rika Hindistana, lokomotif ve marşan­diz vagonu satın alabilmesi İçin yirmi milyon dolar gönderecek ve Hindistan bu malzemeyi istediği yerden satın alabilecektir.

Bu, 1954 te kabııl edilen «doğrudan doğruya iktisadî yardım gereğince Amerika ile Hindistan arasında aktedilen ilk anlaşmadır.

Diğer taraftan öğrenildiğine göre iki memleket arasında birkaç hafta sonra

 Yeni Delhi:

Bir hükümet sözcüsü bugün. Hindistan ile Sovyet Rusya ve Komünist Çin ile gizli müdafaa paktları imzaladığına dair çıkan haberleri yalanlıyarak de­miştir ki :

«Hindistan Sovyet Rusya, komünist Çin yahut her hangi bir memleketle gizli yahut başka mahiyette bir pakt imzalamış olmadığı gibi, yakında böyle bir pakt imzalamak tasavvurunda da değildir. Hindistanm bu şekilde bir pakta ne kadar muhalif olduğu bilin­diği gibi, zaman zaman da tekrar edil­miştir. »

3 Aralık 1953

 Karaşi :


 


 

 Paris :

Sovyet radyosunun verdiği izahata gö­re Pakistan hükümetine verilen nota­da, Pakistanın Orta Doğuda bir taar-ruzî askerî blok ihdası plânlarına iş­tirak etmesi için bu memlekete Birle­şik Amerika arasında müzakereler ce­reyan ettiği haberlerden bahsedilerek bunlara dair Sovyet hükümetinin ma­lûmat edinmek istediği kaydedilmekte ve «bu hava üsleri Sovyet hudutlarına yakın topraklar üzerinde kurulacağın­dan ve Pakistanın Orta Doğuda taarruzî bir bloka girmesi Sovyetler Birli­ğinin emniyetine taallûk edeceğinden Sovyet hükümeti bu haberler karşısın­da lakayt kalamaz» denilmektedir.

 Karaşi :

Pakistan Başvekili Mehmet Ali bugün radyoda yayınlanan beyanatında Pa-kistanla Birleşik Amerika arasında bir askerî ittifak aktedileceğine dair Hint basınında yer alan şayiaları yalanla­mıştır.

Pakistanın her hangi bir yabancı dev­lete üsler vermesinin hiç bir zaman bahis mevzuu olmamış bulunduğunu söyliyen başvekil Mehmet Ali:

«Bununla beraber, demiş, ideolojik bir ittifaka girmek hususundaki kararı her ne olursa olsun Pakistan, bu mevzuda, ne taraftan gelirse gelsin, hiç bir mü­dahaleye müsaade etmiyecek ve ne ka­dar kuvvetli olursa olsun her hangi bir devlete itaati kabul eylemiyecektir.

Amerikaya Pakistanda güya askerî üs­ler verileceği hakkında yabancı basın­da intişar eden ve Pakistan makamları tarafından şiddetle tekzip edilen şa­yialar Karaşinin siyasî çevrelerinde tefsirlere mevzu teşkil etmektedir. Bu çevreler, bahis mevzuu şayiaların hiç olmazsa mevsimsiz olduğunu mütalâa etmekte müttefiktirler. Ayni çevrele­rin beyan ettiklerine göre hakikatte Pakistan askerî teçhizatını yenilemek için gerekli dövize malik değildir. Bi­naenaleyh İngiltereden döviz tediye ederek satın almak mecburiyetinde ka­lacağı teçhizat yerine Amerikalılar ta­rafından bedelsiz olarak yapılacak teç­hizat yardimı kabul etmekle tabiatiyle amade bulunacaktır.

Diğer taraftan Karaşi siyasî çevreleri şu ciheti belirtmektedirler ki. bugün Pakistan dahilinde bulunan topraklar, geçen harbin bidayetinde İndus vadi­sinde inşa edilen hava meydanlarından ve askerî tesisattan mahrum bulun­maktadır. Bugün metruk bir halde bu­lunan bu üsler, yeni bir harp çıkar çıkmaz tekrar faaliyete geçirilebilecek­tir.

5 Aralık 1953

 Bonn :

Pakistan Tarım ve Gıda İsleri Bakanı Abdülhayyam Han, dün buraya gele­rek derhal Alman makamlariyle, temaslara başlamıştır.

Görüşmelerin mevzuunu Pakistanm sanayileşme programına Almanyanın yardım etmesi ve iki memleket ara­sındaki ticaretin arttırılması teşkil et­mektedir.

 Karagi :

Pakistan Genel Valisi Gulam Muham-med Paris, Londra, Washington, Nis, Ankara ve Orta Doğunun başlıca 'hü­kümet merkezlerine- yaptığı 6 haftalık seyahatinden bu sabah dönmüştür.

Vali gazetecileri "Washington görüşme­leri hakkında izahat vermeği reddet­miştir.

Siyasî çevreler, genel valinin memle­kete dönüşünü müteakip bazı âcil ka­rarların verilmesini beklemektedirler.. Bu arada Sovyetlerin, Amerikaya ve­rileceğini iddia ettikleri üsler hakkın­da gönderdikleri son notanın cevaplan­dırılacağı da umulmaktadır.

«Dünya teşkilâtı prensiplerinin hakika­ten müessir olması düşünülüyorsa, biz kuvvetli bir Birleşmiş Milletler fikrini destekleriz. Gayet tabiî şimdi mevcut olandan cok daha kuvvetlisini,

Biz, içinde bütün milletlerin büyükler, kuvvetliler, küçükler ve zayıfların, be­raberce barış, anlaşma dostluk ve her türlü korkudan uzak yaşıyacakları bir dünya istiyoruz. Bu hedefleri tahakkuk ettirecek lüzumlu değişikliklerin tefer­ruatına girmiyeceğim.

Hâlen Birleşmiş Milletler sadece mü­nakaşa eden bir topluluktur. Fakat bu hararetli münakaşalar sonunda doğru ve kat'î kararlara varılamamaktadır ve bir karara varınca da bunun icrası rnüşkülleşiyor. M. Ali 1955 te Birleş­miş Milletlerin gözden geçirilmesi mev­zuunda Pakistanın Amerikaya destekliyeceğini söylemiş, fakat bu tarihe ka­dar durumun yine bir mesele teşkil, ettiğini ilâve etmiştir.


 


 

8 Aralık 1953

 New - York :

Dün yayınlanan bir mülakatında Pa­kistan Başvekili Muhammed Ali, Bir­leşmiş Milletler anayasasının yeniden gözden geçirilerek kuvvetlendirilmesi mevzuunda hükümetinin Foster Dulie-sm teklifini desteklediğini bildirmiş­tir.

Bu mülakatı Saturday Review mecmu­ası başmuharriri Norman Sousin yap­mış ve gazetesinde yayınlamıştır.

Muhammed Ali, bu görüşmede kendi­sinin Hindistan Başvekili Nehru ile yaptığı müzakereden sonra Hindistan ile Keşmir meselesi Üzerinde bir anlaş­manın «oldukça yakın» olduğunu söy­lemiştir.

Bunun ürerine gazeteci kendisinde şu suali cevaplandırmasını istimiştir:

«Birleşmiş Milletler teşkilâtı kuvvet-lendirildiği takdirde Pakistan Keşmir hakkında Birleşmiş Milletlerden sâdir olacak bir kararı kabul edecek midir?»

Pakistan Başvekili bu suali «evet, ga­yet tabiî» diyerek cevaplandırmıştır.

Muhammed Ali şöyle devam etmiştir:

17 Aralık 1953

 Karaşi :

Pakistan Başvekili Muhammed Ali. bugün yaptığı basın konferanansmda, sözde «askerî üsler» e dair Sovyet pro­testo notasına Pakistanın cevabının ha­zır olduğunu ve yakında Rus temsilci­sine tevdi edileceğini, ayni mealdeki komünist Çin notasına verilecek ceva­bın incelenmekte olduğunu bildirmiş ve Nehru tarafından kendisine gönde­rilen şahsî mektupta bahis mevzuu te­şebbüslere gelince, buna 9 Aralıkta cevap vermiş olduğunu ve bu ceva­bında Pakistanın ne Hindistana ne de başka memleketlere karşı tecavüz! ma­hiyette hiç bir emel beslemediğini bil­dirdiğini söylemiştir.

Pakistanın Amerikadan gördüğü silâh yarışımına mukabil, Hindistanm Hint-Pakistan ihtilâfının halline mâniler çı­karmasının mümkün olduğu yolunda bir gazetecinin izhar ettiği endişeyi Başvekil yatıştırmış ve bu hususta Pa-kistana yapılacak muhtemel bir Ame­rikan yardımının ayni zamanda bütün Asya güvenliğine yardım edeceğini söylemiş ve misal olarak, Amerikan kı­taları çekildikten hemen sonra Kuzey Kore tarafından güneye yapılan taar­ruzu zikretmiştir.

Bununla beraber, Başvekil, Amerikaya, yardımı mukabilinde üs vermenin hiç bir zaman bahis mevzuu edilmediği hu­susunda İsrar etmiş ve Pakistan ile A-merika arasında her hangi bir askerî ittifak mevcut olmadığını söyliyerek ayarı resmî görüşmeler yapılmışsa da resmî müzakerelerde bulunulmamıştır» demiştir.

Amerikan yardımının doğuracağı muh­temel neticeler hakkında sual yağmu­runa tutulan Muhammed Ali, Ameri­kalıların hâkimiyet arzusuyla değil, fa­kat dünyayı bir an evvel sulha kavuş­turmak kaygusiyle hareket ettiklerine inandığı kuvvetle belirtmiştir.

 Karaşi :

Pakistan Başvekili Muhammed Ali, stratejik bir mevki olan Pakistanm A-merikan yardımını kabul etmek zaru­retinde olduğunu söylemiş ve bu hu­susta Birleşik Amerika ile gayri resmî görüşmelere   girişildiğini   bildirmiştir.

Başvekil, bu müzakerelerin Birleşik Amerika - Pakistan askerî ittifakına, ve­ya Pakistan topraklarında Amerikan üsleri kurulmasına yol açacağı haberi­ni yalanlamıştır.

18 Aralık 1953

Karaşi :

Aralık ayının ilk On beş günü içinde Lahorda toplanmış olan Milletlerarası telefon istişare komitesi telgraf ve te­lefon hatlarını Akdeniz sahillerinden Hong-Konga kadar uzatmak üzere dört senelik bir plân hazırlamıştır. Bu top­lantıya, aralarında, Türkiye, Mısır, İs­panya, İran, Lübnan, İtalya, ve Yugos­lavya da bulunmak üzere 14 memleket iştirak etmiştir. İsrail, toplantıya da­vet edilmemesini, dahilî telefon hat­ları hakkında malûmat vermeyi redderek protesto etmiştir.

19 Aralık 1953

 Roma :

Pakistan Dışişleri Vekili Zafirullah Han Komadaki ikametinin son günün­de yaptığı beyanatta ezcümle şunları söylemiştir: «Pakistanm dış siyaseti, hiç bir anlaşmazlığa âlet olmamak he­defini gütmektedir. Pakistan Amerika ile hir bir anlaşma akdetmemiştir. Memleketimize temin olunacak askerî malzeme hususunda gayri resmî müza­kerelere devam olunmaktadır. Fakat bu, Pakistanm topraklarının müdafaa­sından başka askerî vecibeler yüklen­mesi mânasına gelmez.

Zafirullah Han bu sözlerinden sonra Pakistan hükümetinin başka memle­ketlere yapılan her türlü tecavüz hareketlerinin aleyhinde bulunduğunu, bir memleket ne kadar küçük olursa olsun hür olmağa ve kendi seçtiği bir 'sisteme göre idare olunmağa hakkı bu­lunduğunu teyit etmiştir.

22 Aralık 1953

 Karaşi :

Sovyet Rusyanm bu av içinde Pakista-na vermiş olduğu notayı Pakistan hü­kümeti cevaplandırmıştır.

Sovyet Husya notasında, bazı memle­ketlerdeki basının Amerika ile Pakis­tan arasında birçok müzakerelerin geç­tiğini ve Amerikanın Pakistan toprak­larında üs tesis edeceğine, ayni zaman­da Pakistanm Orta - Doğu savunma blokuna katılacağına dair yayınlanan yazıların açıklanması istenmekteydi.

Verilen cevapta. Pakistan hükümetinin kendini korumak için lüzumlu bütün tedbirleri almayı vazife bildiği ve bun­dan kacmmıvacağı açıklanarak, bu sözlerle Pakistanm hic bir devleti kasdetmediği ve bilhassa Sovyet Rusya ile Pakistan arasında dostluk bağları bu­lunduğu belirtilmektedir.

Pakistan cevabî notasında, ayni mevzu üzerinde Pakistanm Amerikaya toprak­larında üs vermeyi düşünmediği ve Sovyet Rusya elçiliğinin bilhassa bu hususu nazarı dikkate alması işaret edilmektedir.

24 Aralık 1953

 Karaşi:

Resmen bildirildiğine göre, Yeni Delhi-deki Pakistan yüksek komiserliği Hin­distan Dışişleri Vekâletine bir nota teVdi ederek Hindistan kongresindeki Pakistan aleyhtarı kampanyayı pro­testo etmiştir.

19 Aralıkta verilen notada Fakistanm Amerika ile askerî yardım mevzuunda giriştiği müzakereler yüzünden başgösteren bu kampanya protesto edilmek­tedir.

28Aralık 1953

Karaşi :

Amerika Birleşik Devletleri tarafından, Pakistana yapılacak 22.000.000 dolar­lık teknik yardımı derpiş eden anlaş­ma bu sabah Karaşide imzalanmıştır.

30 Haziran tarihine kadar Pakistan ta­rafından ziraî kalkınma programlarının tahakkuku için kullanılacak olan bu meblâğ şimdiye kadar Amerikanın bu memlekete yaptığı teknik yardım ye­kûnunu 44 milyon dolara yükseltmek­tedir.

29Aralık 1953

Tahran :

Pakistan Dışişleri Vekili Zafirullah han bu sabah İran başvekili General Zahidi ile görüşmüştür.

Zafirullah Han dün akşam da Pakis­tanlı misafiri şerefine bir ziyafet ye­ren İran Dışişleri Vekili Abdullah İntizam ile görüşmüştür.

Resmî çevrelerden alman malûmata gö­re, bütün bu görüşmelerde iki mem­leket arasında bilhassa kültürel mü­nasebetler ve dostluk bağlarının tak­viyesi hususları bahis konusu edilmiş­tir.

Bu münasebetle İran gazeteleri, Zafi­rullah Hanj-n bu ziyareti esnasında Pa­kistan ile İran arasındaki hudut an­laşmazlıklarının halli hususunda mü­sait bir hava yaratacağını, hattâ Pa-kistamn. ucu Mircave hudut şehrine' dayanan demiryolunu işletmeye açma­ğa razı olacağını dahi ümit etmekte­dirler. Bu ihtimal tahakkuk ettiği tak­dirde memleketin en fakir bölgelerin­den biri olan İran Bülücistanı ekono­mik bir faaliyete kavuşacaktır.

Zafirullah Han bugün öğleden sonra-. Pakistana dönecektir.

31 Aralık 1953

 Ankara :

Pakistan hükümeti tarafından Çanak­kale ve Balıkesir zelzele felâketzede­leri için hazırlanarak gönderilmiş olan 400 adet yün kazak bu sabah Pakis­tan maslahatgüzarı Riyazul Hasan ta­rafından Kızılay Genel Başkanı Mani­sa mebusu Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu-na teslim edilmiştir.

1 Aralık 1953

 Paris :

Komünistlerin Hindiçinİ'de mütareke görüşmelerine girişmek hakkında yap­tıkları anî teklif, Fransız ve Hindicini hükümetlerini düşündürmeğe başla­mıştır. Müşahitler Vietminhlerin hare­ketiyle, Sovyet Rusyanm anî olarak dörtler konferansına razı olmaları ara­sında bir münasebet görmektedirler.

Vietminh lideri Ho Chi Minh, bu tek­lifi Fransız siyaset adamları arasında bir karışıklık meydana getirmek için yapmış bulunmaktadır.

Ho Chi Minh'in teklifi hakkında balû-matma müracaat edilen Dışişleri Ve­kâleti sözcüsü şu cevabı vermiştir :

Son derece enteresan, ciddî şekilde incelenmeğe değer. Ciddî suretle ince­lenmeden reddedilmemelidir.»

 Rangoun :

Birmanya Başvekili Mu-Nu Millî gü­nün 33 üncü yıldönümü münasebetiyle foeş bin kadar yüksek tahsil Öğrencisi ve işçiye hitaben verdiği demeçte, hü-" kûmetinin Birmanyada komünist ve kapitalist olmıyan sosyalist bir devlet kurmak azim ve kararında daima se­bat etmekte bulunduğunu söylemiş ve her ne kadar istiklâline kavugalı altı yıl olmuşsa da, Birmanyanm teminini taahhüt ettiği yeni sosyal nizamı he­nüz kuramadığını belirtmiştir.

Başvekil, teçhizat ve sermaye itibariy­le fakir olan Birmanya gibi bir memle­kette vukua gelen yıkıcı faaliyetleri takbih etmiş, hükümetinin tarım ve en­düstri sahasında gelişmeleri ilerletmek : gayesiyle her türlü tedbirleri almakta bulunduğuna işaretle halkın hükümet tarafından desteklenen yardımlar sa­yesinde refaha kavuşacağını bildirmiş ve yabancı sermayenin memnunlukla kabul edileceğini ilâve eylemiştir.

4 Aralık 1953

 Vientiane :

Fransız Laos kuvvetleri, Çin ile Lao-sun başkenti arasında Önemli bir mü­nakale merkezi olan Muong Khoua Vi­etminh karakolunu işgal etmişlerdir. Bütün dikkatleri, Fransız Laos hudu­dundaki Din Bien Phu'nun Fransız La­os paraşütçüleri tarafından işgaline ve «jura» harekâtına çevrilmiş olan Vi­etminh bu son hâdiseden çok şaşırmış­tır.

6 Aralık 1953

 Paris :

Yedi senedenberi devam edegelen Hin-diçinî harbini sona erdirmek üzere ge­çen hafta komünistler tarafından ileri sürülen teklif bütün dünyada bir bom­ba tesiri husule getirmiştir.

Bununla beraber yetkili Fransız çevre­leri, mütareke hususunda temkinli davranmayı tavsiye etmektedirler.

Bu çevreler, sulhun Fransız dış siyase­tinin ana prensibini teşkil ettiğini be­lirtmekle beraber derhal yapılacak bir mütarekeye şu iki sebepten itiraz et­mektedirler:

1  Kore misali komünistlerin muha­rebeyi sona erdirmek hususunda ileri sürdükleri teklifler, sulhu aylardaiibe-ri sallantıda bırakmaktadır.

2  Vietmin çeteleri Hindiçinî'de mütareketi iki defa ihlâl etmişlerdir. Resmî kaynaklardan öğrenildiğine gö­re, hâlen Bermudada bulunan Fransız devlet adamları, İngiltere ve Birleşik Amerikaya Fransanm Uzak Doğudaki kuvvetlerini takviye etmek kararında olduğunu bildirmektedirler.

14 Aralık 1953

 Saygon :

Haşiminh, Vietnam milletine hitaben yayınladığı bir mesajda §öyle demek­tedir : «Eğer Fransız hükümeti müza­kere vasıtasiyle bir mütareke sağlamak arzu ediyorsa, Vietnam meselesini ba­rışçı vasıtalarla halletmek istiyorsa, Demokrat Vietnam cumhuriyeti halk ve hükümeti müzakerelere girişmeye hazırdır.»

17 Aralık 1953

 Saygon :

Vietnam başvekili Nguyen Van Tam ve kabinesi imparator Bao Dai ile ya­pılan bir toplantıdan sonra bugün istifa, etmiştir.

Toplantıdan sonra neşredilen resmî tebliğde, imparatorun istifayı kabul et­tiği bildirilmiştir. Kabinenin istifasına Hindicini harbine bir son vermek üze­re komünistler tarafından vaki konfe­rans teklifi hakkında imparator ile başvekil arasındaki görüş ayrılığının sebep olduğu zannedilmektedir.

İstifa büyük hayret uyandırmıştır. Bir çok çevreler başvekilin komünist Vi-etminhlilerle sekiz senedenberi devam eden "harbin böyle nihaî bir safhasında istifa edeceğini ummamış olduklarını tebarüz ettirmektedirler.

19 Aralık 1953

 Singapur :

Hindiçinî'deki Fransız g«nel koomiseri

Maurice Dejean bu sabah Singapur'a gelmiş ve İngilterenin Güney - Doğu Asya genel komiseri Malcolm Macdo­nald tarafından karşılanmıştır. Dsjean burada şu beyanatta bulunmuştur :

"Kanaatimce, Hoşiminh'in barış tek­lifleri bir taraftan Sovyetlerin geniş bir" siyasî manevrasına giren bir siyasî ma­nevra, diğer taraftan da Vietminhin, askerî olduğu kadar siyas ve iktisadî sahalardaki  zaafının    bir    belirtisidir.

Bundan başka. Vietnam. Laos ve Kam-.boç'a tam bir bağımsızlık bahşeden Fransanm yeni politikası Hoşiminh'i siyasî sahada gayet müşkül bir duru­ma düşürmüştür. Vietminh lideri artık bağımsızlık için değil, tam mânasiyle komünist menfaatleri için çarpışmaya devam etmektedir.»

Dejean iki gün İngiliz genel komiseri­nin misafiri olarak burada kalacaktır. İki siys3Î şef ilk defa olarak buluşmak­ta olup Güney - Doğu Asyada İngiliz-Fransız işbirliğinin bütün siyasî, as­kerî ve iktisadî veçhelerini tetkik ede­ceklerdir.

 Bangkok:

Güney Doğu Asyadaki İngiliz Genel komiseri Malcolm Macdonald Bangkok İngiliz büyük elçiliğinde yaptığı basın toplantısında «Hoşiminhin mütareke müzakere teklifinin bir komünist tu-zağı olduğunu» beyan etmiş ve sözle­rine çoyle devam, etmiştir: «Hindicim­de barış ancak askerî bir zafer kazanıl­dıktan sonra ve Vietnam, Laos ve-Kamboç müstakil ortak devletleri her" hangi bir taarruza karşı koyacak ka­dar kuvvetlendikleri zaman tahakkuk edebilir.^

24 Aralık 1953

 Kazablanka :

Kazablankanm büvük çarşısında vu­kua gelen suikastte 6 Avrupalı ile İCr Faslı ölmüş, 7 Avrupalı ile 17 Faslı da yaralanmıştır. Yaralılardan sekizinin: durumu ağırdır. Suikast, kurbanların adedinin fazlalığı ve  ika  şekli  sebebiyle,  Kazablankada ve  memleketin her   tarafında     büyük bir heyecan uyandırmıştır.

26 Aralık 1953

 Bangkok :

Siyam hükümeti Vietnam veya Laos'lu olsun bütün Takek mültecilerinin Si­yama sığınmalarına müsaade etmekte­dir. Bundan başka, Takek'te bulunan Fransız konsolosluğu da arzu ettiği takdirde Siyam topraklarına iltica et­meğe mezun kılınmıştır.

Siyama sığınacak Vietnamlı ve Fran­sızlar bilâhare kendi elçilikleri vasıta-siyle memleketlerine dönmek üzere derhal Bangkok'a sevk olunacaklardır.

Gelen haberler dün akşam ve bu sabah 140 mültecinin Makong'dan geçtiğini bildirmektedir.

27 Aralık 1953

 Bangkok :

Bugün Bangkok'a gelen haberlere gö­re Vietmin kuvvetleri dün Laos'un Me-kong nehri yolundaki Takeh şehrine girmişlerdir.

Şehrin ne Fransız ne de Laos kuvvet­leri tarafından müdafaa edilmemesi is­tilâyı kolaylaştırmıştır.

Takeh'in komünist tecavüzüne uğra­ması Ho Şi Min kuvvetlerini 7 sene-denberi ilk defa olarak Siyam hududuna yaklaştırmıştır.

Müstakil bir devlet olan Laos'un isti­lâsından sonra Vietmin kuvvetleri Hin­dicini harbine «hürriyet savaşı» adını vermiyeceklerdir.

Bununla beraber Ho Şi Min'in Siyama taarruz edeceği sanılmadığmdan Viet­min kuvvetleri, yalnız başına Siyam için bir tehlike addedilmemektedir. Cumadanberi Takeh'ten Siyama' iltica edenlerin sayısı 822 yi bulmuştur. Buraya gelen haberlere göre Takeh'in tahliyesini müteakip Fransızlar    şehri

bombalamış ve mühimmat depolarım ateşe vermişlerdir.Bu sabah Bangkok Müdafaa Vekâletin­de askerî liderler arasında toplantı ya­pılmıştır.Siyam silâhlı birliklerinin, geçen ma­yısta Luang Peabangin komünist tecavüzüne uğradığı zamankinden çok daha iyi vaziyette olduğu bildirilmek­tedir.

28 Aralık 1953

 Saygon :

Fransız yüksek kumandanlığı, Takeh. şehri hakkında Bangkok'tan gelen ha­berlere dair aşağıdaki hususları belirt­mektedir :

 Fransız - Laos kuvvetlerinin tah­liye ettiği Takeh şehrinde hiç bir sa­vaş cereyan etmemiştir.

 Fransız hava kuvvetleri şehri bombalamamışlardır.

 Görülen yangınlar, Fransız Laoh. kuvvetlerinin şehri terketmsden öncfc yaptıkları infilâklerden ileri gelmekte­dir.

Ayni kaynaktan kaydedildiğine göre, bu tahribata, B-26 tipindeki avcı bom­bardıman uçaklarının kısmen tahrip edilmiş olan askerî depoları bombalan eklenmiştir.

Dün Saygon'a gelen Takeh mültecileri, bu hususları teyit etmişlerdir.

29 Aralık 1953

 Rabat:

Merakiş bölgesinde tedhişçilere kargı temizleme hareketleri devam etmekte­dir. Mahallî makamlar, Muhammed Ve-led Elhac Bakkal tarafından idare edi­len mühim tedhişçi grupunun meydana çıkarılmış olmasından beri bu bölge­deki tedhişçi yuvalarının artık tama­men imha edildiği fikrindedirler.

Merakigte tevkif edilenlerin sayısı 22 ye baliğ olmuştur. Bunlar İstiklâl adın-


 

daki teşekküle mensup bulunmakta­dırlar. Fakat içlerinden ikisinin evvel­ce Fas komünist partisi teşkilâtiyle alâ­kalı bulundukları tesbit edilmiştir.

 Ottawa :

Moskovanm agremanını beklemekte olan Ottawa hükümeti, Norveçteki el­çisi Watkins'in Moskovaya büyük elçi olarak tayin edildiği yolunda yabancı ;bir   kaynaktan   yayınlanan   haberi   ne

teyit ve ne de tekzip etmektedir. Bilin­diği gibi Kanada ile Rusya, 1946 yı­lında Ottawa'daki. Sovyet elçiliği me­murlarından İgor Guzenko tarafından açığa vurulan Sovyet casus teşkilâtı meselelerinden beri, maslahatgüzarlar­la temsil edilmektedir. Moskovanm ge­çenlerde Dimitri Çovahini Ottava'ya Büyük Elçi olarak tayin etmek sure­tiyle ilk adımı atması üzerine Kanada da ayni harekette bulunmaya karar vermiştir.

1 Aralık 1953

 Lefkoşe,  (Kıbrıs) :

İki Alman kadın âlimi, bundan 200 milyon sene evvel yaşamış olan me­meli hayvanlar fasilesine ait hayvanların taş kesilmiş kemiklerini Kıbrıs-ta meydana çıkarmışlardır.

Prenses Theresa Otingen ve Bayan Christie Lindamann adında ve her ikisi de Münich Üniversitesine mensup olan kadın bilginler, Kıbrısta üç haftalık araştırmalarını tamamlamış ve bulduk­ları kemikleri Münich'e götürmüşler­dir.

Kemikler adanın cenubunda, Pyla 'e Xylotymbon köylerindeki mağaralarda bulunmuştur. Şimdiye kadar keşfedil­memiş olan bu mağaralar, sahilden içe­riye doğru yüzlerce metre devam et­mektedir.

7 Aralık 1953

 Lefkoşe :  (Kıbrıs) :

Dört gündenberi Amerikan ve İngiliz yüksek rütbeli subayları arasında ce­reyan eden görüşmeler bugün sona ermiştir.

Konferansta, Akdenizdeki müşterek o-larak kullanılmakta olan üsler mesele­sinin ele alındığı tahmin edilmekte­dir.

Kıbrısta ilk defa olarak yapılan bu gizli cereyan eden konferans hakkın­da hin bir malûmat sızmamıştır.

11 Aralık 1953

Lefkoşe :

Beyruttan gelen seyyahlar, Harbiye Okulu kumandanı Albay Jean Gazi'nin. subayları Lübnan ordusu başkomuta­nına ve rejime karşı ayaklanmaya teş­vik ettiği için tevkif olunduğunu bil­dirmişlerdir.

13 Aralık 1953

Kıbrıs :

Buradaki Türk cemaati cami ve mek­teplerinde toplanarak ada tarihinde ilk defa müftü seçiminin ilk safhasında, reylerini kullanmışlardır.

26 Aralık 1953

Lefkoşe :

General Necip, Kıbrıs sosyalist parti­sine gönderdiği mektupta, Kıbrıslıların. Yunanistanla birleşme talebini kayıtsız şartsız desteklediğini bildirmiştir.

Mısır Cumhurreisi, bundan başka, önü­müzdeki sene daha çok sayıda Mısırlı turistin Kıbrısa gitmesini mümkün kıl­mak üzere kambiyo tahditlerini kaldır­mayı va'detmiştir.

30 Aralık 1953

Lefkoşe :

Bugün toplanan 202 ikinci seçmen ve 18 belediye meclisi üyesi Mehmet Da­nayı ittifakla Kıbrıs müftülüğüne seç­miştir. Mehmet Dânâ, seçimle bu va­zifeye tayin edilen ilk müftü olmakta­dır.

                                       ***