11.10.1954
×

Hakkında

Künye

İletişim

EKİM 1954

 

1 Ekim 1954

 

— Ankara :

Başvekilimiz Adnan Menderes, Alman­ya Federal Cumhuriyeti Hükümetinin dâvetine icabet etmek ve Şansölye Adenauer'in memleketimize yaptığı resmî ziyareti iade için Almanya'ya gitmek üzere bugün saat 11 de uçak­la İstanbul'a müteveccihen şehrimiz­den ayrılmıştır.

Başvekilimizle birlikte Hariciye Veki­li Porf. Fuat Köprülü, Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes. Başvekâlet Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Hari­ciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükel­çi Muharrem Nuri Birgi, İktisat ve Ticaret Vekâleti Müsteşarı Munis Fa­ik Ozansoy, Atina Büyükelçimiz Settar İlksel, Başvekâlet Hususî Kalem  Müdürü Muzaffer Ersü ve Başvekâlet Yaveri Üsteğmen Hayrettin Sümer de aynı uçakla İstanbul'a gitmişlerdir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile bir­likte sivil hava alanına gelen Başvekil Adnan Menderes burada basta Rei­sicumhurumuz Celâl Bayar olmak üzere Başvekil Yardımcısı Devlet Vekili  Fatin Rüştü Zorlu, Devlet Vekilleri Dr. Mükerrem Sarol ve Osman Kapani, Vekiller, Büyük Millet Mec­lisi ve Demokrat Parti Meclis Grubu Reisvekilleri, mebuslar, generaller ve amiraller, Vekâletler müsteşarları ve ileri gelenleri, basın mümessilleri ve meydanda toplanmış kalabalık bir halk kütlesi tarafından uğurlanmış ve kendisine «iyi yolculuklar dilenmiştir.

— Adana :

Büyük Millet Meclisi Nafia Encüme­ni Keis ve Azaları ile Nafia Vekâleti Karayolları Umum Müdürlüğü men­suplarından müteşekkil heyet yurt içinde yapmakta olduğu tetkik gezi­sine devam etmektedir.

Geceyi Mersin'de geçiren heyet, bu sabah Mersin liman bölgesinde tet­kiklerde bulunmuş ve Bölge Liman Müdürü Lie Hollanda Kraliyet Liman İnşaat Şirketi Mersin Liman Müdü­rünün   izahatım   dinlemiştir.

Heyet tetkiklerini müteakip saat 10.30 da Tarsus'a müteveccihen ha­reket etmiş ve Tarsus'ta da inşası ta­mamlanmış olan Atatürk İlkokulu ile diğer ilkokulları ve yeni hal binasını

— Siyasî gelişmenin mühim bir anında Türkiye Başvekili Ekselans Adnan Menderes Federal Almanya Şan­sölyesi Dr. Konrad Adenauer'in zi­yaretini iade maksadiyle Almanya’ya gitmektedir.Bu ziyaretin iyi seme­reler vermesi ve Türk-Alman millet­leri arasındaki sıkı işbirliğinin inki­şafı için imkânlar mevcuttur.

— Adana :

Adana Valisi Cemal Dinç, bugün ter­tiplediği bir basın toplantısında, 1954-1955 ders yılı Maarif çalışmaları hak­lımda izahat vermiştir.Valinin bu izahatına göre, vilâyetin 2.795.827 lira elan 1954 yılı bütçesinede 1.159.405 lira   Maarif hizmetlerine harcanmış­tır.Vekâletin ve Özel idarenin Maarrife tahsisleri 1954 de 1.557.405 lira­dır. Dördü merkezde, ikisi de Ceyhan ve Osmaniye de olmak üzere 6 ilko­kul yapılmaktadır. 27 köy okulundan 18 i vilâyetçe ve 9 u da köylü vatan­daşların fedakârlığıyle yapılmaktadır.

Ortaokulu bulunmayan Saimbeyli, Pozantı ve Bayçe kazaları da bugün­lerde okullarına kavuşacaklardır. Adana Lisesi binası ile Erkek Sanat Enstitüsü motorculuk inşaatı devam etmektedir. Ceyhan Erkek Sanat Okulu ile Osmaniye Akşam Kız Sa­nat Okullarının temeli atılmıştır. Ka­raisalı Orta Okulu önümüzdeki yıl bitecektir. Adana Kız Öğretmen Oku­lu binasının temeli atılmak üzeredir. Kız Lisesine ilâve edilen pavyonun inşaatının bitirilmesine çalışılmakta­dır.

1953 yılında ilkokul birinci sınıfa 2842 öğrenci alınmış ve 263 birinci sınıf açılmışken, 1954 de sınıf adedi 295 e çıkarılmış ve 3500 öğrenci kaydedil­miştir.

Orta öğretim müesseselerine, bilhas­sa ortaokul birinci sınıflarına öğren­ci kayıtları fazla olduğundan, birinci sınıf adedi 103 ten 112 ye çıkarılmış­tır.

— Ankara :

Doğuda kurulacak olan Atatürk Üniversitesi ile ilgili çalışmalar devam etmektedir. Amerikalı profesörlerle Atatürk Üniversitesi  Merkez  İcra Ko­mitesi üyeleri, program gereğince bu­gün üç grup halinde tetkiklerine de­vam etmişlerdir.

Birinci grup. Veteriner Fakültesi ile Veteriner tesisleri üzerinde inceleme­lerde bulunmuştur. İkinci grup, San­at okullarında, liselerde e&itim sis­temleri ve metodları, sınıf mevcut­ları, okulların idaresi ve öğretim kad­roları hakkında izahat almıştır. Üçüncü .grup ise, Nafıa Vekâletinin teş­kilâtı hakkında bilgiler edindikten sonra Hidro-elektrik tesisleri, demir­yolları inşaatı, limanlar ve Sular İda­resi Umum Müdürlüğünün vazifeleri ile yaptığı işler üzerinde izahat almış, müteakiben Karayolları Umum Müdürlüğüne giderek.. Umum Müdürlü­ğün teşkilâtı, yol plânlarının tanzim. şekilleri, teknik teçhizatı, kadroları, bütçeleri ve mümasil içleri hakkında istatistik! bilgiler elde etmiştir. Da­ha sonra yapılmış işlerimizi gösteren proje ve maketler üzerinde inceleme­ler yapılmıştır.

Bütün bu incelemeler saat 13.30 a ka­dar devam etmiştir. Öğleden sonra si­lolar ve mümasili işler üzerinde tet­kiklerde  bulunulmuştur.

Beş Amerikalı ve altı Türk Profesör ve uzmanından müteşekkil heyet, ya­rın saat 6.40 da uçakla Van'a hareket edecektir. Hazırlanan programa gö­re, iki gün Van'da ve üçer gün de Di­yarbakır, Erzurum ve Elâzığ bölge­lerinde tetkikler yapacak olan heyet, 14 Ekim 1954 tarihinde Ankaraya av­det etmiş olacaktır. Müteakiben he­yet İzmir ve İstanbulda da tetkikler­de bulunacak ve neticede bu tetkik­ler değerlendirilmek üzere raporlar tanzim edilecek, munzam kontratların ana hatları çizilecek ve hazırlana­cak lüzumlu plânları ile birlikte Ve­kâlete takdim edilecektir.

—   Gaziantep :

Dün, Adana - Toprakkale asfalt işleri­ni tetkik ettikten ve Toprakkale İskenderun arasındaki eğitim ve kurs proje yol inşaatı, yol çalışmaları ve onarımı hakkında   ilgililerden   izahat aldıktan sonra geceyi şehrimizde geçiren, Büyük Millet Meclisi Nafıa Encümeni Reis ve azaları ile Karayol­ları Umum Müdürlüğü mensupları ve Bölge Müdürlerinden müteşekkil he­yet, bu sabah, bölge makine grup â-mirliği makine parkı sahası ile ase­tilen istihsal tesisleri ve sun'î gübre fabrikasını gezmiştir. Daha sonra he­yet, liman inşaat bölge müdürlüğün­den İskenderun, limanının tevsii ve tahmil-tahliye iğleri ile ilgili çalışma­lar hakkında izahat almıştır.

İslahiye'ye .hareket ederek, İslahiyedeki yeni Sağlık Merkezi, ile gümrük binası inşaatım gezdikten sonra yol­larına devam eden heyet, İslahiye-Gaziantep yol inşaatını görerek ilgili­lerden izahat almış ve saat 17.00 de şehrimize gelmiştir.

— Ankara :

Makine ve kimya endüstrisi kurumu silâhlı işçiler kooperatifi tarafından mensupları olan işçiler için (Devlet Demiryolları hastahenesi sırasında ve çiftlik yolu üzerindeki sahada inşa et­tirilmesi kararlaştırılan 225 evin te­mel atma merasimi bugün saat 16 da yapılmıştır.

Törende Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Çalışma Vekili Hayrettin Erk-men, mebuslar, Çalışma Vekâleti müs­teşarı, Makine Kimya Endüstrisi Ku­rumu ve Silâh Fabrikası ileri gelenle­ri, işçi mümessilleri, işçiler ve kala­balık bir davetli kitlesi hazır bulun­muştur.

Törende ilk sözü Ankara İşçi Sendi­kaları Birliği Reisi almış, Türk işçi­sinin senelerden beri hasretini çekti­ği mesken sahibi olma arzusunun her geçen gün tahakkuk safhasında bü­yük hamlelerle ilerlediğini söylemiş ve hükümetin işçi refahını temin ve şükranlarını belirtmiştir.

Bundan sonra Çalışma Vekili Hayret­tin Erkmen şu konuşmayı yapmıştır:

Muhterem Reisicumhurumuz, sevgili işçi vatandaşlarım;

Bugün 225 işçi ailesinin sıhhî evlere kavuşturulması faaliyetini tesit edi­yoruz.

Bugün  güzel  ve mamur  Ankaramızı şirin ve mamur bir mahalle daha ka­tılması   hazırlıklarını tercid  ediyoruz. Evlerin kısa bir zamanda ikmali ve müreffeh aile yuvalar   teşkil etmele­rini temenni ediyorum.Bütün vatan sathında giriştiğimiz imar hareketle­rinin bir şubesini teşkil eden işçi evleri inşaatı en mühim iş merkezleri­mizde süratle   gelişmektedir. Sosyal politikamızın lüzum ve değeri millet­çe teslim edilmekte,işçi  vatandaşla­rımız bu hayatî dâvaların halledilece­ğine inanmış bulunmaktadır.

Milletçe kalkınmamızda ve iktisadî inkişafımızda mesuliyet ve şeref his­seleri bulunan işçi vatandaşlarımız kendilerini sıhhî ve Ödeme güçleriyle ölçülü evlere kavuşturmaya azmet­miş bir iktidara, memleket kaderinin. tevdi edilmiş bulunmasındaki mâna ve isabetini anlamışlardır.

Bu sebepledir ki işçilerimiz, hükümet­le her sahada  işbirliği yapmak, ser­mayeyi   iktisadî  hayatın ve kendi iş yerlerinin hayat kaynağı telâkki et­mek gibi sağlam esaslara uygun hareket ediyorlar.Esasen bizim  sosyal, politikamızın dayanağı inanış, ser­maye ile emek menfaatlerinin zıt de­ğil bilâkis müşterek  olduğudur.

Bütün bir milletçe benimsenen bu görüş  sayesindedir  ki mukaddes  top­raklarımız  sınıf    kavgalarına sahne olmıyacaktır. İş verenlerimizle İşçi­lerimiz güzel bir ahenk içinde iktisa­dî istikbalimize hizmet ediyorlar.

İnşasına başlanan evlerin sahipleri için iş hayatimiz için ve bütün yur­dumuz için hayırlı olmasını yürek­ten temenni ederim.

Bu konuşmalardan sonra temele ilk harcı Reisicumhurumuz Celâl Bayar «Hayırlı ve uğurlu» olması temenni­siyle koymuş ve müteakiben evlerin inşa edileceği saha gezilmiş ve plân üzerinde Reisicumhurumuz Celâl Bayar'a  izahat  verilmiştir.

— İstanbul:

Başvekilimiz Adnan Menderes, Al­man Federal Cumhuriyeti Hükümeti­nin daveti üzerine ve   Şansölye   Dr. Conrad Adenauer'in memleketimize yaptığı resmî ziyareti iade için bera­berinde Hariciye Vekili Prof. Fuad Köprülü ve Resmî bir heyet ile ba­sın mensupları olduğu halde hususî bir S.A.S. uçağıyle Münih'e gitmek üzere bu sabah saat 9.30 da Yeşilköy'­den hareket etmiştir.

Başvekilimizi uğurlamak üzere İs­tanbul şehri sabahın erken saatlerin­den itibaren hararetli bir faaliyete geçmiş, Sayın Menderes'in geçeceği bütün yollar boyunca binlerce İstan­bullu yer almıştır.

Baştanbaşa bayraklarla donatılmış ve yeşil dallarla süslenmiş olan Yeşilköy Hava Meydanında da Başvekilimizi uğurlamak üzere bütün hazırlıklar tamamlanmış bulunuyordu. Yolların muhtelif noktalarında olduğu gibi Ha­va Meydanının girişine de bir tak ku­rulmuş, bayraklar v.e dallarla süs­lenmiş ve bu girişte üzerinde "Sayın Başvekilimiz yolunuz açık, seyahati­niz her zamanki gibi uğurlu olsun» ibaresi görülen büyük bir levha bu­lunuyordu.

Başvekilimiz Adnan Menderes bera­berlerinde Hariciye Vekili Prof. Fu­ad Köprülü. İstanbul Valisi ve Bele­diye Reis Vekili Prof. Gökay olduğu halde saat 8.30 da otomobille Park otelden ayrılmış, seyahetleri sırasında Başvekâlete vekâlet edecek olan Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes v.e diğer zevat ta büyük bir otomobil ka­filesi halinde Başvekilimizi takip et­mişlerdir. Sabahın erken bir saati ol­masına rağmen otel civarı.. Taksim Meydanı çok kalabalık vatandaş küt­lesi ile dolu bulunuyordu. Başvekili­mizin bulundukları otomobil görü­nür görünmez Taksim meydanını dol­duran halk büyük sevgi tezahüratın­da bulunmuş, alkışlar, «Yaşa, varol, yolunuz açık ve uğurlu olsun» ni­daları etrafı çınlatmıştır. Bu arada meydanda yer almış bulunan şehir bandosu marşlar çalmıştır.

Başvekilimiz Adnan Menderesin ve refakatindekilerin bulundukları oto­mobil kafilesi bir alkış tufanı ve kon­feti yağmuru altında Taksimden İs­tiklâl caddesi yoluyle Tünele gelmiş, güzergâhta yer almış bulunan öğren­cilerin alkışları ve hararetli sevgi te­zahüratı arasında Tünelden kıvrılarak Şişhane yoluyla Atatürk Bulvarı­na  vasıl olmuştur.

Atatürk Bulvarı üzerinde sabahtan beri Başvekilimizi beklemekte olan halk otomobil kafilesinin görünmesiyle sa­yın Menderes bir alkış tufanı ve konfeti yağmuru ile karşılanmıştır.

Halk Başvekilimize bir taraftan sev­gi tezahüratında bulunurken öte yandan da «Alman milletine sıcak se­lâmlarımızı götürün, yolunuz açık, Uğurlu olsun nidaları ortalığı kaplamıştı.

Burada yer almış bulunan Denizcilik Bankasının haliç tersanesi ile Tekel Fabrikalarına mensup vatandaşlar Başvekilimizi «yaşa, varol, yolun açık olsun» nidaları ve alkış sesleri ile karşılamıştır. Vatandaşlar Başvekili­mizin bulunduğu otomobilin etrafını sarmışlar ve sevgilerini coşkun bir şekilde izhar etmişlerdir, halkımızın Başvekilimize yaptıkları tezahürat sı­rasında «Alman milletine sıcak se­lâmlarımızı götürün» tarzındaki ifa­deleri Türk milletinin bu seyahatin mâna ve değerini içlerindeki samimî duyguları belirtiyordu.

Otomobil kafilesi Atatürk Bulvarın­dan tezahüratın şiddeti karşısında güçlükle geçebilmiş, oradan Fatih-Edirnekapı yoliyle Yeşilköy istikame­tine  doğru ilerlemiştir.

Atatürk Bulvarından çıkıldıktan son­ra Fatih Meydanına gelinmiş, bura­da meydanda yer almış bulunan itfa­iye takımı sayın Başvekilimizi siren çalmak  suretiyle selâmlamıştır.

Yeşilköy Hava Meydanının methalin­de civardan kamyonlar dolusu gelen kalabalık vatandaşlar yer almışlar, davul ve zurnalariyle sevine ve sevgi tezahürlerinde  bulunmuşlardır.

Başvekilimizin ve refakatindeki ze­vatın otomobilleri göründüğü zaman meydanda ve civarda müthiş bir al­kış tufanı kopmuş «Yaşa, varol, güle güle git, uğurla git» nidaları ortalığı kaplamıştı.

Başvekilimiz Adnan Menderes, Hari­ciye Vekili Prof. Fuad Köprülü, Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes, İs­tanbul Valisi ve Belediye Reis Veki­li Prof. Gökay ile birlikte otomobil­den inmiş, bu esnada methalde yer alan bir polis müfrezesi sayın Başve­kilimize selâm resmini ifa etmiştir.

Başvekilimiz Adnan Menderes alkış­lar arasında meydana dahil olmuş ve burada Büyük Millet M.eclisi Reisi Refik Koraltan kendisini çok samimî bir surette karşılamıştır.

Bu esnada meydanda başta sancağı­mız bulunan bir ihtiram kıt'asi ve protokola dahil zevat yerlerini almış bulunuyordu.

Başvekilimiz ihtiram kıt'asının ya­nında kendisini selâmlıyan kurmayların ayrı ayrı ellerini sıkmış ve müteakiben kıt'ayi teftiş etmiştir.

Başvekilimiz Adnan Menderes daha sonra sırasiyle meb'uslar. Genel Mec­lis Üyeleri. Vilâyet ve Belediye er­kânı, Adliye erkânı, Üniversiteler Rektörleri ve Dekanları, Bankalar Umum Müdürleri. Ticaret Odası men­supları, partililer, cemaatler Reisleri­nin ve kendisini uğurlamağa gelenle­rin ayrı ayrı ellerini sıkarak kendile­rine veda .etmiş ve hazır bulunan uçağa doğru ilerlemiştir. Bu sırada meydanda bulunan vatandaşların al­kış ve sevgi tezahürleri son haddini bulmuştu,

Başvekilimiz Adnan Menderes bu arada kendisiyle görüşen Alman D.D.A. Ajansı muhabirine şunları söyle­miştir:

«Türkiye ile Almanya arasında esa­sen mevcut samimî münasebetlerin bundan sonra da çok daha dostane bir şekilde inkişaf edeceğine kattiyetle eminim.

Başvekilimiz Adnan Menderes uçağa binecekleri sırada İstanbul Radyosu­na da şunları söylemiştir:

« Memleketten ayrılırken bütün va­tandaşlarıma en iyi hislerimi ve vedalarımı arzederim.. Bu seyahatin memleketlerimiz için hayırlı netice­ler vermesini candan temenni ede­rim.»

Başvekilimiz Adnan Menderes bun­dan sonra alkışlar ve coşkun teza­hürat arasında- uçağa dahil olmuş ve kendisine yapılan tezahürata elini sallıyarak selâm vermek suretiyle mukabele etmiştir.

Başvekilimiz Adnan Menderes ile refakatindekileri hamil bulunan uçak saat 9.40 da Yeşilköy Hava Meyda­nından Münih'e müteveccihen hare­ket etmiştir.

Aynı uçakla hareket eden resmî he­yet azaları ve gazeteciler grubu şu zevattan  müteşekkildir:

Hariciye Vekili Prof. Fuad Köprülü. Başvekâlet Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Hariciye Vekâleti Umumî Kâ­tibi Muharrem Nuri Birgi, Hariciye Vekâleti İktisadî İşbirliği Umumî Kâ­tibi Melih Esenbel, Maliye Vekâleti Müsteşarı Mehmet İzmen, İktisat ve Ticaret Vekâleti Müsteşarı Munis Fa­ik Ozansoy, Merkez Bankası Umum Müdürü Nail Gidel, Beşvekâlet Hu­susî Kalem Müdürü Muzaffer Ersü, Başvekâlet Yaveri Hayrettin Sümer, Hariciye Vekâlet; Şube Müdürlerin­den Doğan Türkmen, Almanya'nın Türkiye Büyük Elçisi Ekselans Dr. W. Haas ve eşi, Almanya Büyük El­çiliği Kültür Ataşesi Von Rummel. Gazeteciler gurubu: Cihat Baban, Mümtaz Faik Fenik, Bahadır Dül­ger, Selim Ragıp Emeç, Burhan Bel­ge, Ahmet Emin Yalman, Burhan Felek, Etem İzzet Benice/ Faruk Gürtunca, Haldun Simavi. M. Nermi, Şevket Bilgin, Nihat Kürşat Mithat Perin, Sinasi Dersan, Mu­ammer Baykan, Şerif Arzik, Alâettin Şeker, Cemil Sait Barlas, Adnan Atar, Mehmet Sürenkök.

3 Ekim 1954

 

— Ankara :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, bu sabah saat 9 da Samsun'a mütevec­cihen   şehrimizden   ayrılmıştır.

Reisicumhurumuza   Devlet  Vekili  Dr. Mükerrem  Sarol,   Nafıa Vekili Kemal

Zeytinoğlu, Çalışma Vekili, Hayrettin Erkmen, Rize mebusu Osman Kavrak, Başvekâlet Yüksek Murakabe Heyeti Reisi Cevat Adıgün, âzası Lütfi Şay­ian, Et ve Balık Kurumu Umum Mü­dür Muavini Refet Artunar, Başya­ver Kurmay Albay Refik Tulga, Ya­ver Binbaşı Mustafa Tayyar refakat etmektedirler,

— Darende :

İller Bankasının yardımıyla Belediye tarafından yaptırılan ilçemizin Hidro -elektrik santralı bugün yapılan bir törenle işletmeye açılmıştır. Bu mü­nasebetle yapılan törende vilâyet ve civar kazalardan gelen davetliler ve kalabalık bir vatandaş topluluğu ha­zır bulunmuştur. Yapılan konuşma­larda elektriğin yurt kalkınmasında­ki büyük Önemi anlatılmış ve yer yer kurulan bu gibi tesislerle yurdun bir­çok köşesinin daha nura garkedildiği belirtilmiştir.

Törenin yapıldığı esnada Devlet Ve­kili Dr. Mükerrem Sarol, Nafıa Ve­kili Kemal Zeytinoğlu ve İller Ban­kası Umum Müdürü tarafından gön­derilen telgraflar okunmuş ve sant­ral, darendelilere hayırlı ve uğurlu olması, temennisiyle Bingöl Vali Mu­avini tarafından işletmeye tır.

—  Çorum :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, be­raberinde Devlet Vekili Dr. Müker­rem Sarol, Nafıa Vekili Kemal Zey­tinoğlu, Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen ve diğer zevat olduğu halde bugün saat 13.30 da Çorum'a teşrif etmiştir.

Daha Ankaradan hareketindenberi yol güzergâhında yer yer toplanan vatandaşların sevgi gösterileri ara­sında ilerliyen Reisicumhurumuz, Vi­lâyet hududunda Çorum Mebusları. Çorum Valisi, Belediye Reisi, Parti Başkanı ve bir temsilci kitlesi tara­fından selâmlanmış ve saat 12.20 de Sungurlu'ya muvasalatında tezahü­ratla karşılanmıştır.

Sungurluların sevgi ve muhabbet gös­terileri ve şiddetli alkışlarıyla karşı­lanan Reisicumhurumuz otomobil­lerinden inerek halkın arasında yaya olarak Belediyeye kadar gelmiştir. Burada1 Sungurluların samimî hasbi-hallerde bulunan Sayın Bayar, da­ha sonra yine tezahürat arasında Ço­rum'a müteveccihen Sungurludan ay­rılmıştır.

Saat 13.30 da Çorum'a gelindiği za­man baştanbaşa bayraklar ve üzerin­de «hoş geldiniz aziz Reisicumhuru­muz» ibaresi yazılı tanklarla donatıl­mış bulunuyordu. Şehir methalinde toplanan Vilâyet Erkânı, mektepliler ve çok kalabalık bir halk kitlesi Re­isicumhurumuz Celâl Bayar ve bera­berinde bulunanlar?, büyük muhab­bet gösterileriyle karşılamış ve selâmlamışlardır. Burada otomobilden inen. Reisicumhurumuz kalkın sevgi göste­rilerine mukabelede bulunmuş ve kendisini karşılamağa gelenlerin ayrı ayrı ellerini sıkmak suretiyle iltifat­ta  bulunmuştur.

Reisicumhurumuz müteakiben Vali Konağına gitmiş ve öğle yemeğini bu­rada yedikten sonra Samsun'a mü­teveccihen saat 15 te Çorum'dan ha­reket etmiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Ço­rum'a muvasalatında olduğu gibi ayrılışında da tezahüratla uğurlanmıştır.

— Samsun :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar bera­berinde Devlet Vekili Mükerrem Sa­rol, Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu, Çalışma Vekili Hayredtin Erkmen, ve diğer zevat olduğu halde bu ak­şam saat 18.45 de Samsun'u şereflen­dirmiş ve büyük bir tezahüratla kar­şılanmıştır.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, saat 15 te Çorum'dan ayrıldıktan sonra güzergâh üzerinde bulunan Merzifon, Havza ve Kavak ilçelerini de ziyaret etmiş, halkla hasbıhallerde bulun­muş ve tezahüratla karşılanıp uğurlanmıştır.

Sayın Bayar, yollar boyunda kendisi­ni istikbale koşan köylü vatandaşlar­la da görüşmelerde bulunmuş ve sa­at 16 da Havza ilçesini teşrif .etmiş­tir. Havzalılar Devlet Reisimizi bü­yük bir heyecan ve hararetle selâmlamışlardır. Kasaba methalinde oto­mobilden inen Reisicumhurumuz halkla beraber yaya olarak gazinoya kadar yürümüş ve burada muhtelif mevzular üzerinde yaptıkları görüş­melerden sonra Samsun'a mütevecci­hen  yollarına   devam   etmiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, saat 18.45 de Samsun'a muvasalatlarında baştan başa bayraklarla ve ışıklarla donatılmış bulunan şehirde binlerce Samsunlunun büyük sevgi tezahüra­tı  ile karşılanmış  ve  selâmlanmıştır.

Vilâyet hududunda Samsun mebusla­rı Ekrem Anıt, Rahmi Gümüşoğlu, Hamdi Tekay, Ömer Güriş, Abdullah Eker, Vali Turgut Başkaya, Belediye Keisi Nusret Ulusoy, Tugay Komuta­nı Albay Necati Çakanışık, Demokrat Parti Vilâyet İdare Heyeti Başkan Vekili Hamit Kenber tarafından kar­şılanan Reisicumhurumuz şehir met­halinden itibaren vilâyete kadar cad­delerin her iki tarafını dolduran Samsunluların şiddetli alkışları arasında, onları selâmlıyarak ilerlemiş ve Vi­lâyete   gelmiştir.

Bu müddet Vilâyette meşgul olan Reisicumhurumuz, gece Belediye ta­rafından şereflerine Şehir Kulübünde verilen yemekte hazır bulunmuştur.

— Ankara :

Bugünkü Halkçı Gazetesinde, kömür istihsalimizin azaldığına dair intişar eden bir haber üzerine malûmatına müracaat ettiğimiz İşletmeler Vekili Fethi Çelikbaş, Anadolu ajansına şu beyanatta   bulunmuştur:

«Mükerreren ifade ve beyan ettiğim veçhile. Ereğli kömür havzasında is­tihsalimiz düşmemiş, bilâkis artmış­tır.

Elimizde mevcut resmî istatistiklere göre 1948 de 2.500000 tondan ibaret bulunan   taşkömürü  istihsali, 1950 de ancak 2.650.000 tona yükselebilmiş­ken. 1953 te 3.557.810 tona baliğ ola­rak istihsalimizde rekor teşkil eden bir miktara varmıştır. 1954 yılında halimizde rekor teşkil eden bir mik­tara varmıştır. 1954 yılında hâlen do­kuz ayın istihsal rakamlarının, 1953 senesinin aynı dokuz aylık devresine ait rakamdan 85.392 ton fazla bulun­masına göre, istihsalimiz, içinde bu­lunduğumuz 1954 yılında 3.600.000 to­nu tecavüz edecektir. Daha Ağustos ayında 447.641 ton olan tuvenan kö­mür istihsali son zamanlarda ma­hallinde alınan tedbirler sayesinde yükselmiye başlamış ve eylül ayı is­tihsali, ağustos ayına nisbetle 19.402 ton fazlasiyle 467.043  tona varmıştır.

senesinin eylül ayında satılık taşkömürü  istihsali 294.809 ton İken,1954 eylülünde bu miktar 302.473 to­na  baliğ  olmuştur.Artış 7664 tondur.

Memleketimizde kaydedilen süratli iktisadî inkişaf sebebi ile, her türlü eşyanın sarfiyatı artmış bulunmak­tadır. Demir, çimento, kereste gibi inşaat malzemesi, şeker, çay, kah­ve gibi yiyecek maddeleri, yünlü ve pamuklu mensucat, petrol, benzin, hülâsa her çeşit maddenin yıllık sar­fiyatı artarken, kömür istihlâkimizin de çoğalması tabiidir. Esasen memle­ketimizdeki iktisadî ve içtimaî kal­kınmanın acık delilleri her çeşit mad­denin istihlâkinde kaydedilen bu ar­tışlardır. İstihlâkin artışı, hayat stan­dardının yükselişini ifade eder ki, memleketimiz İçin mesut hâdise bu­radadır.  

istihlâkin her sahada ve bu arada gerek enerji kaynağı ve gerekse ya­kıt maddesi olarak kömürde de ço­ğalmış olması bir vakıadır. Bu va­kıa üzerinde durmaksızın istihlâki­mizi henüz karşılayabilecek bir se­viyeye yükselmemiş olmasını tenküd etmek yerinde değildir.

Burada tarihî bir hakikat olarak tesbit etmek gerekir ki, C.H.P. iktidarı, enerji ve kömür dâvasına lâyık ol­duğu ehemmiyeti maalesef vermemiş­tir.

Yukarıdaki rakamlar, Zonguldak havzasında taş kömürü istihsalinin azalmayıp, bilâkis çoğaldığını gös­termekte iken, Ereğli Kömür İşletme­si İdaresinde herhangi bir personel değişikliği yapılmıyacağı tabiidir. Bu itibarla Halkçı gazetesinin Bartın ga­zetesinden naklen aldığı haberde mevzubahs edilen, havza eski Umum Müdürlerinden bir zatın tekrar Umum Müdürlüğe getirilmesi için ken­disine teklif yapıldığı da hilafı ha­kikattir. Eski Umum Müdürlerden herhangi bir kimseye hiç bir vazife teklifi yapılmamıştır. Ereğli Kömür İşletmelerine dair yapılan neşriyatın hakikî mahiyet ve maksadı bu vesi­leyle ortaya  çıkmış  bulunmaktadır.

Bu keyfiyet, elbette, umumî efkârın nazarından kaçmıyacaktır.»

4 Ekim 1954

 

— Samsun :

Geceyi Samsunluların misafiri ola­rak geçiren Reisicumhurumuz Celâl Bayar, bu sabah saat 10 da beraberin­de Devlet V.ekili Dr. Mükerrem Sarol, Naifa Vekili. Kemal Zeytinoğlu, Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen ve diğer zevat olduğu, halde vilâyete gel­miş ve burada tertip .edilen kabul resminde Vilâyet ve tugay mensup­ları ile kazalardan gelen heyetleri ay­rı ayrı kabul ederek tanışmıştır.

Sayın Bayar daha sonra Vilâyet Mü­dürlerinin iştirakiyle yapılan bir top­lantıda, Vilâyet isleri üzerinde gö­rüşmelerde bulunmuş ve bunu taki­ben de Sinop heyetini kabul etmiş­tir.

Reisicumhurumuz, Vilâyetten ayrılı­şını müteakip meydanda toplanan halkın şiddetli alkışları arasında Mart ayı sonunda uğurlu elleriyle te­meli atılmış bulunan Samsun Liman inşaatı bölgesine gitmiştir. Büyük bir ihtiyacı karşılayacak olan Samsun li­manının bir an evvel ikmali irin hum­malı bir faaliyet sarfedilen inşaat mahallinde Reisicumhurumuz Celâl Bayar'a Nafia Vekili Kemal Zeytin-oğlu ve mühendisler tarafından etraf­lı malûmat verilmiş ve inşaat mahal­li Reisicumhurumuz tarafından gezilmiştir.

Sayın Bayar, daha sonra Et ve Balık Kurumu soğuk hava tesislerine teşrif etmiştir. Burada Umum Müdür Muavini Refet Artunar soğuk hava tesis­lerinin faaliyeti hakkında izahatta bu­lunmuştur. Buna göre,. Temmuz 1954 ayı bidayetinden itibaren eylül 1954 ayı sonuna kadar depolarda 36.665 ki­lo balık ve 58.442 kilo mütenevvi gı­da maddeleri muhafaza edildiği, 378.290 kilo buz satışı yapılarak 18.163 lira hasılat temin edildiği, hâlen de­polarda mevcut mallardan temin edi­lecek gelir miktarının tahminen 7.500 lira, bugüne kadar da temin edilen, gelirin 28.381 lira olmak üzere ceman 35.881 liralık hasılatın temin edil­diği, buna mukabil giderlerin de 28.613'lira olduğu anlaşılmaktadır.

Daha sonra Reisicumhurumuz Celâl Bayar, soğuk hava tesislerinden ay­rılmış ve tüccar kulübünde saat 12.15 te şereflerine verilen öğle yemeğinde hazır  bulunmuştur.

— Samsun :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar bera­berinde Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, Nafıa Vekili Kemal Zeytin­oğlu, Çalışma Vekili Hayrettin Erk­men ve diğer zevat olduğu halde bu­gün saat 13.50 de Giresun vapuruyla Trabzon'a müteveccihen Samsun'dan ayrılmıştır.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Sam­sun'dan ayrılışında Samsun mebusla­rı, Vali, Belediye Reisi, Tugay Ko­mutanı, Emniyet Müdürü ve diğer ze­vatla çok kalabalık bir halk toplulu­ğu tarafından hararetle uğurlanmıştır.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar'ı hâ­mil bulunan Giresun vapurunu Sam­sunlular motörler ve takalarla bir müddet denizde takip ederek teşyi et­mişlerdir.

—İstanbul :

On günden beri memleketimizde tet­kik ve temaslar yanmakta olan Yu­goslav Hey'eti Başkam Dr. Tonko Soljan 4 Ekim Pazartesi günü sabahı bir Yugoslav tayyaresiyle Belgrad'a hareket etmiş ve Et ve Balık Kurumu Balıkçılık İpleri Müdürü Zeyyad Krom ile kurumun, ileri gelenleri tarafından uğurlanmıştır.

Beraberindeki heyet 2 Ekim günü Bios Yugoslav arattırma gemisi ile şehrimizi terk  etmiş  bulunuyordu.

Ayrılmadan evvel Dr. Soljan Anado­lu Ajansına aşağıdaki beyanatta bu­lunmuştur:

«Memleketinizde gerek Et ve Balık Kurumunda, gerek Hidrobioloji Ens­titüsünde Ve gerekse Balık Müstahsil ve Konservecileri ile yapmış olduğu­muz görüşmeler açık ve samimî bir hava irinde cereyan etmiştir. Balık­çılık konusunda her .iki memleketin faaliyeti birbirini tamamlayıcı mahiyet­tedir. Yugoslavya ile Türkiye ara­sındaki teşriki mesai tabiatiyle Türk balıkçılığının inkişafı ve istihsalin artmasına müncer olabilir. Bu gaye ile yapılan görüşmelerde her iki memleket arasında yapılacak işbirli­ği esasları bahis mevzuu olmuş ve her iki tarafın fikir, tecrübe, bilgi ve mütehassıs teatisi düşünülmüştür. Bu meyanda balıkçı melzeme ve teçhiza­tı alım satımı ve tuzlamacılık ve kon­servecilik işlerinde beraberce çalış­mak imkânları  aranmıştır.

Bu geniş mahiyette konuşmaların ba­zı anî ve pratik neticeleri olmuştur. Meselâ hey'etimiz Türk balıklarına talip olmuş ve hey'etimizden bir ba­lıkçılık uzmanı Et ve Balık Kurumu­nun misafiri olarak İstanbul'da kal­mıştır.

Aynı şekilde teşekkül edecek bir hey­eti Yugoslavyadaki meslektaşlarıyla tema/s etmek üzere memleketimize davet etmiş bulunmaktayız. Memle­ketinizde görmüş olduğumuz iyi ka­bulden hakikaten dost ve kardeş bir memlekete gelmiş olduğumuzu an­ladık. Ümit ederiz ki bu temas iler­deki  temaslara bir başlangıç olsun.»

—  Diyarbakır :

Yurt içinde bir tetkik seyahatine çık­mış olan Büyük Millet Meclisi .Nafıa Encümeni Reis âzalariyle Nafia Vekâleti Karayolları Umum Müdürlüğü mensuplarından müteşekkil hey'et bu gün şehrimize gelmiştir.

Dün geceyi Urfa'da geçiren hey'et bu sabah Urfa'da Vilâyet ve Belediyeyi ziyaret .etmiş ve yüz yataklı verem hastahanesi, hayvan sağlık merkezi binalarının inşaatını gezdikten sonra Diyarbakır'a  hareket   etmiştir.

Urfa-Diyarbakır yolu üzerinde ona­rım ve bakım işleriyle konkasör şan­tiyelerini gezen hey'et Hilvan kaza­sında halkla hasbıhallerde bulunmuş ve halkın dilek ve ihtiyaçlarını tesbit etmişlerdir. Siverek kaza merkezinde de tavakkufları esnasında sağlık mer­kezi inşaatında tetkiklerde bulunan hey'et yollarına devamla Diyarbakır'a gelmiştir.

Nafıa Encümeni Reis ve azaları şeh­rimizde hava alanı, alan tesisleriyle faaliyetlerini incelemiş ve Hıfzıssıhha binası, Kız Öğretmen Okulu birinci kısım inşaatını Erkek San'at Enstitü­sü, yüz yataklı verem hastahanesi bi­rinci kısım inşaatı ile yeni hayvan sağlık hastahanesi inşaatını gez­miş ve ilgililerden izahat  almışlardır.

Hey'et müteakiben Kara Yolları 9 un­cu Bölge Müdürlüğünün yeni binası ile atölyelerini de gezmiştir.

Geceyi şehrimizde geçirecek olan Na­fia Encümeni Reis ve azaları tetkik­lerine devam etmek üzere yarın sa­bah, Bitlis'e müteveccihen şehrimiz­den  ayrılacaktır.

5 Ekim 1954

 

— Trabzon :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, beraberinde Devlet Vekili Dr. Mükerrem. Sarol, Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu, Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen ve diğer zevat olduğu halde bu sa­bah saat 8 de Trabzon'u şereflendirmişlerdir.

Sabahın erken saatlerinden itibaren Trabzonlular Devlet Reisimizi karşı­lamak üzere rıhtımı doldurmuş bu­lunuyorlardı ve şehir baştan başa bayraklar  ve taklarla  süslenmişti.

Reisicumhurumuzu hâmil bulunan Giresun vapuru limana girdiği sırada bütün nakil vasıtaları düdük ve kor­na çalmak suretiyle sayın Bayar'ı se­lâmlamışlar ve basta Trabzon mebus­ları olduğu halde Mülkî ve Askerî er­kândan müteşekkil bir hey.et vapura çıkarak Reisicumhurumuza hoş gel­diniz demiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, saat 8.50 de Giresun vapurundan rıhtıma ayak basmışlar ve Trabzonluların iç­ten gelen sevgi gösterileri ile karşı­lanmıştır.

Sayın Bayar v.e beraberindekiler sa­at 9.10 da yine ayni tezahürat ara­sında Rize'ye müteveccihen Trabzon-dan ayrılmışlardır.

— Ankara:

Toprak Mahsulleri Ofisî Genel Mü­dürlüğünden aldığımız malûmata gö­re, 1 haziran 1954 tarihinden 30 ey­lül 1954 tarihine kadar müstahsileden 375.585 ton buğday, 13.344 ton çavdar, 10;500 ton mısır, 33.673 ton arpa ve 7.200  ton yulaf satın alınmıştır.

Alım yılı başından itibaren Almanyaya 93.000 ton, Avusturya'ya 11.000 ton, İtalya'ya 1.090 ton, Romanya'ya 65.000 ton, Yunanistan'a 10.000 ton buğday ayrıca İtalya'ya 15.000 ton çavdarla Almanyaya 20.000 ton arpa olmak ü-zere ceman 215.090 ton hububat satışı yapılmış ve bunlardan Almanya'ya 41.318 ton, Avusturya'ya 11.000 ton, İtalya'ya 1.090 ton, Romanya'ya 68.245 ton buğday, İtalya'ya 8.015 ton çavdar, Almanya'ya 8.623 ton arpa ol­mak üzere ceman 138.291 ton hububat teslim   edilmiştir.

Diğer taraftan yeni kampanya yılın­da harice satılan 106.201 kilo afyon­dan 99.021 kilosu teslim edilmiştir.

— Rize:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Doğu Karadeniz bölgesine yapmakta oldu­ğu ziyaretin üçüncü gününde Trabzon'dan sonra Rize'yi şereflendirmiştir.

Sayın Bayar, beraberinde Devlet Ve­kili Dr. Mükerrem Sarol, Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu, Çalışma Vekili Hayrettin Erkraen ve diğer zevat ol­duğu halde, Trabzon'dan ayrılışlarını müteakip Aratlı, Sürmene ve Of ilçe­leriyle güzergâh, üzerinde bulunan bucak ve köyler halkı tarafından bü­yük sevgi ve muhabbet gösterileriyle karşılanıp uğurlanmışlardır. Yol boyunca sıralanan vatandaş topluluklarıyle mektepliler, Reisicumhurumuz, Celâl Bayar'ı selâmlamışlar ve Sayın Bayar da kendilerine aynı samimî hislerle mukabelede bulunmuştur.

Buralarda hakla samimî hasbihallerde bulunan ve gösterdikleri samimî hüsnükabule teşekkürlerini bildiren. Sayın Bayar, saat 12 ye doğru Of il­çesine geldiklerinde Ofluların büyük sevgi tezahüratı ile karşılanmıştır. Burada halkın şiddetli alkışları ara­sında Oflulara hitap eden Reisicum­hurumuz, gösterdikleri sıcak alâka ve hüsnükabule teşekkürlerini bildirmekle söze başlamış ve Of'u bundan ev­vel bir kere daha ziyaret ettiğini, fa­kat bugünkü Of ile o zamanki Of arasında büyük farkların husule geldi­ğini söyledikten sonra vatandaşların iktidara karşı besledikleri itimat karşısında ilâve edeceği bazı hususlar mevcut olduğunu bildirerek, demiştir ki:

Şu halde sizlerin itimadınız karşısın­da bizlere düşen vazifeler vardır. Siz­lere hizmet etmekle, sizin memlekete olan bağlılığınızdan, aile yurdunuza samimî bir şekilde hizmet etmek ar­zunuzdan eminiz. İşte bunun içindir ki, bu iki haslet birleşince muvaffa­kiyet kendiliğinden tecelli eder. Sizin serbest reylerinizle iktidara gelen hü­kümetiniz, sizin sevincinizle de bera­berdir. Sizin kederinize, sizden ziyade müteessir olmaktadır. Onun için dai­ma sizin hizmetinizde ve arzularınıza hizmet  etme yolundayız.»

Reisicumhurumuz daha sonra milleti­mizin daha ileri gideceğinden, iktisa­dî bakımdan daha iyi bir refah sevi­yesine ulaşacağından emin bulunmak tayız. Yakında bunun tecellisini gör­mek saadetini Cenabı Hak'tan niyaz ediyoruz.»

Daha sonra söz alan Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, Reisicumhurumu­zun lisanında ifadesini bulan büyük sevgiye lâyık olmak için, hükümeti­niz elindeki bütün imkânları sarf yo­luna koymuş bulunmaktadır» demiş ve sözlerine devamla, Türk vatanının bir parçasının sakinleri olarak Oflu­ların iktidara karşı bu güven ve sev­gilerinin baki kaldığı müddetçe el ele vermek suretiyle her istedikleri şeye nail olacaklarını bildirmiş, «Muhtaç olduğunuz mektep, yol, köprü ve diğer ihtiyaçlarınıza en kısa bir istik­balde kavuşmuş olacaksınız ve muha­cerete mecbur kalmadan yurdunuzda mesut ve müreffeh yaşama imkânla­rını bulacağınız: ümit etmekteyiz» dedikten sonra Oflulara derin muhabbet  ve  sevgilerini sunmuştur.

Ofluların, Of - Çaykara - Bayburt yolunun bir an evvel bitirilmesi yo­lundaki istekleri karşısında Nafia Ve­kili Kemal Zeytinoğlu da bir konuş­ma yapmıştır. Nafia Vekili bu konuşmasını bir sual ile başlıyarak «Niçin çok asil vatandaşlarımız arasında do­laşıyoruz?» demiştir. Bu suale cevap veren Kemâl Zeytinoğlu, «Şuna ina­nıyoruz ki, muhalefet yıllarındaki prensiplerimizi, iktidar yıllarında da devam ettirmek, Türk milletinin ara­sına ve ruhuna girerek memleket ih­tiyaçlarını yerinde tesbit etmek için» demiştir.

Sözlerine devam eden Nafia Vekili, hükümet olarak Türk milletiyle elbir­liği ve gönül birliği ederek, memleke­tin kaderini değiştirme yolunda oldukları fakat, eski iktidardan dev­ralman mekanizmanın bütün ihtiyaç­ları karşılayamayacak derecede olduğundan, bir taraftan müsbet iş yapıl­mağa çalışıldığını, diğer taraftan da bozuk olan mekanizmayı tebdil ettik­lerini bildirmiş, kendilerinin daima hizmet yolunda hummalı bir şekilde çalıştıklarını, ecnebi müşahit ve mü­tehassısların bile bunu idrâk ettikle­rini söyledikten sonra, memleketin her köşesindeki imar hareketlerinde Of un da hissesine düşeni alacağını ve Of - Çaykara - Bayburt yolunu der­hal  tetkik  ettireceğini  ifade  etmiştir.

Paha sonra Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen, Oflulara hitap etmiştir. Ça­lışma Vekili bu konuşmasında demiş­tir ki:

Oflu hemşehrilerim, sizlere bugün aranızda bulunmaktan dolayı duydu­ğum meserreti ifade etmek istiyorum. Hırçın bir denizle, yalçın dağlar ara­şma sıkışmış olan Karedeniz halkı, evvelce başka diyarlarda hayatını idame etmek yolunu aramıştı. Çalış­kan, vatansever Türk unsuru olan Karadenizliler, bugün hükümetle iş­birliği sayesinde müreffeh bir ikbâle doğru gitmektedir. Dün bir avuç mı­sır için endişe duyanlar artık böyle bir tehlikenin ufukta belirmiyeceğine emin bulunmaktadırlar. Artık Ka­radenizli, mahsulâtını, İç Anadoluya yapılmasına başlanan yollar sayesin­de taşıyabilecek ve muhtaç bulundu iktisadî refaha bir an evvel kavuşma­ya bağlıyacaktır. Buna kısmen başla­mıştır da. Hepinize başarılar dilerim.»

Müteakiben Oftan hararetli sevgi te­zahürleri arasında ayrılan Sayın Bayar ve refakatindekiler, Eski Pazar, İyidere bucaklarına da uğramışlar ve saat 13.30 da  Rize'ye  gelmişlerdir.

Rize'ye 3 kilometre mesafede bulunan çay fabrikasında Reisicumhurumuz fabrika müdüründen etraflı izahat al­mıştır. İşçilerin alkışları arasında fab­rikayı gezen Reisicumhurumuz Ce­lâl Bayar'a verilen izahata göre, 1942 senesinde 38 bin kilo olan yaş yaprak rekoltesi, 1953 te hükümetin 135 de­kar arazinin ekimine müsaade etti­ğinden dolayı 2277 bin kiloyu bulmuş, 1938 de 30 kilo olan kuru çay istihsalâtı da bugün 700 kiloya çıkmıştır.

Fabrikadan ayrıldıktan sonra Reisicumhurumuz Celâl Bayar ve berabe­rindekiler Rize'ye vatandaşların bü­yük tezahüratı arasında girmişlerdir.

Rizelilerin içten gelen sevgi gösterile­ri ve Vilâyet meydanını dolduran hal­kın sürekli alkışları arasında Reisicumhurumuz Celâl Bayar, bir hita­bede bulunmuş y.e saat 14.30 da Ho­pa istikametinde yoluna devam et­miştir.

8 Ekim 1954

 

— Hopa:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar Rize den ayrıldıktan sonra. Çayeli, Pazar -ve Fındıklı kazalariyle güzergâh üze­rinde bulunan bucak ve köyleri zi­yaret etmiş ve saat 20.20 de Hopa'yı şereflendirmiştir.

Refaketlerinde Devlet vekili Dr. Mükerrem Sarol, Nafıa Vekili Kemâl Zeytinoğlu ve Çalama Vekili Hayrettin Erkmen ile diğer zevat olduğu halde Rize'den ayrıldıktan sonra halkın sevgi ve muhabbet gösterileri arasında Çayeli kazasına teşrif ve bura­da vatandaşların sevgi gösterileri ve selâmlanan Sayın  Bayar Belediye balkonundan Çayeli'lere hitap ederek gösterdikleri sevgi hürmet ve kabulden dolayı teşekkürlerini   bildirmiştir.

Sayın Bayar Çayeli' li vatandaşlara demokrasi rejimine olan bağlılıklarını görmekle çok mütehassis olduğunu îfade etmiş, her zaman Türk milletin emrinde çalışmağa azmetmiş bu­lunduklarını işaretle «hizmetlerimizden size ufacık bir hisse ayrılırsa, ondan en büyük sevinci evvelâ biz duyarız» dedikten sonra, şimdiye kadar -yapılan çalışmalardan netice alıyor muyuz?   sualini sormuştur.

Bütün Çaveli'li vatandaşlar hep bir ağızdan «Reisicumhurumuz sağolun, neticelerini alıyorsunuz, çok memnun  ve mesuduz»   demişlerdir.

Bugün elde edilen neticelerle iktifa edilmiyeceğini, vatandaşları daha faz­la memnun etmenin çarelerini araya­caklarını bildiren Reisicumhurumuz iyi günler yasamaktayız, daha da parlak günler görecemiz. Bu ümit ile hepinizi muhabbetle selâmlarım de­miştir.

Sayın Bayar, Çayeli ve Gündoğdu'da yapılan ikinci Ve üçüncü çay fabrika­larını gezmiş ve verilen izahattan do­layı memnun kaldıklarını bildirerek fabrikadan ayrılmıştır.

 Bayar, Çayeli'nden sonra uğradığı her yerde genç. ihtiyar, kadın, erkek, binlerce vatandaşlarımızın iç­ten , gelen sevgi tezahürleriyle selâm­lanmış ve uğurlanmıştır. Eşine ender tesadüf edilen bir kalabalık teşkil e-den ve vaktin gecikmiş olmasına rağ­men elllerinde fenerlerle Devlet Rei­simizi selamlamaya koşan vatandaşlarla samimî hasbihallerde bulunan sayın Bayar, kendisine karşı gösteri­len teveccühe teşekkürlerini bildirmiş ve Pazar ile Fındıklı kazalarındaki ziyaretlerini müteakip Hopa'ya teşrif etmiştir.

Reisicumhurumuz Karadeniz bölgesinin Doçnı kısmına yapmakta olduğu bu ziyaret münasebetiyle program dı­şında kalan yerler halkını temsilen bir çok heyetlerle karşılanmakta ve bunlar mensubu bulundukları beldelerin hürmet ve sevgilerini Reisicumhurumuza bildirmektedirler.

Hopa'lılar büyük bir kalabalık halin­de Reisicumhurumuz Celâl Bayar'ı muhabbetle ve hararetle istikbâl et­mişlerdir. Kasaba methalinden itibaren bir insan seli arasından güçlükle iler­leyen Reisicumhurumuz, Hükümet ko­nağının balkonundan şiddetli alkışlar arasında Hopa'lılara hitap etmiş, Hopa'lıların asil huzurlarına gelmenin şe­refine nail olmaktan duyduğu memnuniyeti belirtmiş ve Hopa'nın Türk vatanının bir pırlantası olduğunu tak­dir ediyorum dedikten sonra, Hopa'lıların gayreti ve hükümetin yardımı ile Hopa'nın mamur olacağına ve daha da ilerleyeceğine emin olduğunu söy­lemiş ve vaktin çok gecikmiş olmasına rağmen ihtiyar ettikleri zahmetten, çalışma ve arkadaşlarına gösterdikleri hüsnükabulden dolayı teşekkürlerini bildirmiş ve Hopalı'ları muhabbetle selâmlamıştır.

Reisicumhurumuz, daha sonra Hükü­met konağında bir müddet meşgul ol­muş ve Askerî Gazinoda şerefine veri­len akşam yemeğini müteakip Giresun vapuruna binerek, Trabzona mütevec­cihen Hopa'dan ayrılmıştır.

Reisicumhurumuz. Hopa'dan tezahüratla uğurlanmıştır.

— Rize: 

Reisicumhurumuz  Celâl Bayar,  Vilâyet meydanını dolduran binlerce Ri­zelilerin şiddetli alkışları arasında bir hitabede bulunmuştur.

Sayın Bayar: «Şehrinizi bir kere daha ziyaret etmek şeref ve saadetine nail oluyorum» diyerek sözlerine başlamış, Rize'ye ilk geldiğim zamanlarda demokrasi dâvası ve ferdî hürriyetlerin sağlanması yolundaki gayretlerini teş­vik edici hareketleri görmekle bahtiyar kaldığını, daha o zamandan Rizelilerin hürriyetlerine ve lâyık oldukları re­fah ve saadete tam manâsiyle kavuş­maya muhtaç olduklarını memnuniyetle müsahade etmiş olduğunu bildir­miştir.

Milletin itimadı kazanıldıktan sonra buna mukabelede âciz kalınmadığım da sözlerine ilâve eden Reisicumhuru­muz, karşılıklı itimat ve sevgi ile mu­vaffakiyet gayretinin yükseldiğini, bu­nun yakın misâline Rize'de tesadüf et­tiklerini söylemiş ve görülen refah ile imar  hareketlerini  belirtmiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar sözleri­ne devamla demiştir ki:

İtisadî politika bahsinde de bir zihni­yet değişikliği olduğuna nazaran, dik­katinizi celbetmek isterim. Biz, milletimizin hayrına ait müesseselerimizi milletimizin refahının emrine tahsis ediyoruz ve gece gündüz, bu yolda ça­lışıyoruz.»

Daha sonra sayın Bayar, Rize'ye gel­meden evvel Çay fabrikasının ziyaretinde fabrikanın tevsi edileceğini Öğ­rendiğini, çay meselesinde bu muhit ve memleketimiz hesabına azamî ran­dıman almaya gayret edildiğini bildir­miş ve çay yetiştiren müstahsile verilen para miktarının altı milyon lirayı olmuş olmasından duyduğu memnuni­yeti ifade etmiş «ben isterdim ki, bizim bu asıl muhitimizde birkaç altı milyon­luk iş sahaları mevcut olsun, siz buna çok lâyıksınız.» dedikten sonra sözleri­ne şöyle devam etmiştir:

Sevgili vatandaşlarım, tuttuğumuz yol sizi iyiliğe götüren yoldur. Bize emniyet veren yoldur. Milletimizin sıhhatini, saadetini ve yüksek olan şe­refini yükseltecek olan yoldur. Buna inanınız.  Sizin inancınız devam ettiği ve millet bu yüksek ahlâkı ile manevî kudretiyle iktidara karşı itimadını mu­hafaza ettiği ve mütesanit bulunduğu müddetçe, siz aziz Türk milleti, tarihin. en mümtaz sahifeler inde şerefli yer alacaksınız. Buna inanarak, kani ola­rak konuşuyorum.»

Sayın Bayar, müteakiben memleketin mukadderatına hâkim olan iktidarım nasıl bir yük ve ağır mesuliyet altında, bulunduğunu müdrik olduğunu hatır­latmış ve sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Yolumuz çok nurludur. Kısa bir za­manda beklenilen saadete kavuşacağız. Bugünkü samimî tezahüratınıza candan teşekkür ederim. Hepiniz için ayrı. ayrı bahtiyarlıklar temenni ederim. Şüphe etmeyiniz. Allah sizi çalışmanız­da muvaffak kılacaktır.»

Reisicumhurumuzun bu hitabesi şid­detle alkışlanmış ve Rizelilerin mu­habbet gösterilerine vesile teşkil etmiştir.

—Tatvan:

Büyük Millet Meclisi Nafıa Encümeni Reisi ve Azalan ile Nafia Vekâleti Ka­ra Yollan Umum Müdürlüğü mensup­ları ve gazetecilerden müteşekkil he­yet dün akşam kazamıza gelmiştir.

Heyet yol boyunda Silvan kazasında, yeni sağlık merkezi inşaatını, Kremete-Bitlis yolu inşaat ve sondaj faaliyetle­rini görmüş ve tetkiklerde bulunmuş­tur.

Bitlis'te halkla temaslarda bulunan heyet, dilek ve ihtiyaçları tesbit et­miş ve yeni sağlık merkezi inşaatım gezmiştir.

Geceyi kazamızda geçiren heyet, bu sabah Karaköse'ye hareket etmiştir.

— Van:

Doğu'da kurulacak olan Atatürk Üni­versitesi ile ilgili tetkiklerde bulunmak üzere şehrimize gelen Amerika­lı ve Türk profesör ve uzmanlardan müteşekkil heyet, bölgemizin sosyal, kültürel, iktisadî, ticarî, ziraî ve teknik durumları hakkında gerekli ince­lemelerde bulunduktan sonra, dün sabah  uçakla Diyarbakır'a hareket etmiştir.

— Diyarbakır:

Doğu'da kurulacak Atatürk Üniversitesi ila alâkalı olarak Nebraşka Üniversitesine mensun Amerikalı profe­sörlerle Atatürk Üniversitesi İcra Komitesine mensup profesör ve uzman­lardan müteşekkil heyet, dün şehrimize gelmiş ve tetkiklerine başlamıştır. Şehrimizin muhtelif yerlerini ve müesseselerini gezip gören heyet, bugün çeşitli meslek mensuplarının hazır bulunduğu bir toplantıda, Diyarbakır ve interlandı hakkında verilen malûmatı dinlemişlerdir.

— Ankara:

Amerika Birleşik Devletleri Millî Müdafaa Vekil Muavini Robert B. Anderson ve refikası bugün saat 14.30 da hususî bir uçakla şehrimize gelmiştir.

Misafirler Esenboğa hava alanında Erkânı Harbiyei Umumiye İkinci Reisi Tuğgeneral İhsan Bingöl, Erkânı Harbiyesi Umumiye Haber Başkam Tuğge­neral Pertev Gökçe, Merkez Kumanda­nı, Erkânı Harbiyei Umumiye Temsil Bürosu Başkan Vekili,    Amerika'nın Ankara Büyükelçisi Avra Warren, Amerikan Yardım Heyeti Başkanı    General Shanert ve Yardım Kurulu üye­leri tarafından karşılanmıştır. Bayan .Anderson'a, Bayan Erdelhun tarafın­dan bir buket verilmiştir.

Esenboğa meydanında yapılan karşıla­ma merasimini müteakip, Robert B. Anderson ve refakatindekiler Anıt Kabri ziyaret ederek Atatürk'ün mânevî huzurunda saygı duruşunda bu­lunmuşlar ve Kabre bir çelenk koy­muşlardır.

Amerika Birleşik Devletleri Millî Mü­dafaa Vekil Muavinine, bu seyahatinde yardımcısı Fred A. Seaton, Tuğgeneral John J. Berger, Albay Delanoy, Albay Fleischer, Dr. Yüzbaşı Fontane ve Sekreter Diris Baker refakat etmektedir.

Robert B. Abderson eşi ve refakatindekiler yarın saat 10 da uçakla İstanbul'a gideceklerdir.

—İzmir:

Haber aldığımıza güre, Güney Avru­pa Müttefik Kuvvetleri Karargâhı, ka­sım ayı içersinde. «Yunan Seması İki» dı verilen bir Nato tatbikatı tertiple­miştir.

Bu tatbikat 4 gün süreli olup, Amerikan Altıncı Filosu Kumandanı Kor­amiral Combs tarafından idare edile­cektir.Bu tatbikatta Nato'nun Güney Avrupa ve Akdeniz karargâhları ve bunlara mensup kuvvetler katılacaktır.

Yunan Seması İki tatbikatı, Kuzey Yu­nanistan'da yapılacak ve tatbikata Yu­nan hava kuvvetleri, kara kuvvetleri, Altıncı Amerikan Filosuna mensup bir destek birliği katılacak ve tatbikatta Amiral Lord Mountbatten kumandasındaki Müttefik Akdeniz Kumandan­lığı denizaltıları, düşman denizaltılarını temsil edecektir.

— Ankara:

İnşaatı ikmâl edilmiş bulunan şehrimi­zin yeni Mahalle semtindeki İP.T.T. merkezi bugün yapılan bir törenle hizmete açılmıştır.  

Törende Münakalât Vekili Muammer Çavusoğlu, Ankara Valisi ve Belediye Reis Vekili Kemâl Aygün, Posta, Tel­graf ve Telefon Umum Müdür Vekili Talât Tolunay, Vekâlet ileri gelenleri, şehrimizde bulunan Posta, Telgraf ve Telefon Başmüdürleri, basın mensup­ları ve kalabalık bir davetli kitlesi ha­zır bulunmuştur.

—İstanbul:

Tümamiral Çerni Yosip riyasetinde Eğitim Dairesi Başkanı Yarbay Misyak Franc, Sahil İstihkâm Subayı Yar­bay Buşka İvan, Teknik Daire Başka­nı Binbaşı Radisic Luka ve Üsteğmen Vohsi Abdurrahim'den müteşekkil bir Yugoslav deniz heyeti bugün saat 16.00 da uçakla İstanbul'a gelmiştir.

Misafir heyet, Yeşilköy hava meydanında, Boğazlar ve Marmara, İstanbul Merkez ve Deniz Bâtim Kumandanriyle, Yugoslav Sefaret Erkânı tarafın­dan Karşılanmış ve başta bando oldu­ğu halde bir ihtiram kıtası tarafından selâmlanmıştır.

— Trabzon:

Doğu Karadeniz bölgesini ziyaret et­mekte olan Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Hopa'dan sonra bugün saat 20.45 de tekrar Trabzonu şereflendirmiştir.

Reisicumhurumuzla refakatinde bulu­nan Vekilleri de di£er zevatı hâmil bulunan Giresun vapurunun limana varışı, Trabzonluların Devlet Reisimize candan ve coşkun bir sevgi gösterilerinde bulunmalarına vesile teşkil etmiştir.

Bu münasebetle Trabzon baştan başa elektriklerle donatılmış, taklar ve bayraklarla süslenmiş bulunuyordu. Vak­tin geç olması, binlerce Trabzonluyu ihtıma koşarak sayın Bayar'ı selâmlamaya mani teşkil etmemişti.

Vapur, rıhtıma yanaşırken kadın, erkek genç ve ihtiyar Trabzonlular, Reisicumhurumuzu içten gelen bir sev­gi ve muhabbet gösterisi ile bağırları­na basmışlardır. Bu esnada Reisicum­hurumuzun şerefine havai fişekler de atılmakta idi.

Rıhtıma indikten sonra Trabzon Me­busları, Vali, Kolordu ve Tümen Komutanları, Belediye Reisi, Emniyet Müdürü, Demokrat Parti İl Başkam, kazalardan gelen heyetler ve partililer tarafından karşılanan sayın Bayar, (yaşa, varol) sesleri arasında ve Trabzonlu' ların muhabbet hâlesi içinde küçükle ilerliyerek otomobillerine binmiş ve doğruca Soğuksu Köşküne gitmiş­tir.

Reisicumhurumuz burada Belediye ta­rafından şereflerine verilen akşam ye­meğinde hazır bulunmuştur.

Sayın Bayar ve refakatindekiler yarın sabah Gümüşhaneye  gideceklerdir.

— Ankara:

Yeni Sabah gazetesinin 6/10/954 tarihli nüshasında (Maarif Vekilinin istifa edeceği) yolunda çıkan haber üzerine bilgisine müracaat eden Anadolu Ajansı muhabirine, Maarif Vekili Celâl. Yardımcı, aşağıdaki beyanatı vermiş­tir:

«Bu istifa haberi Yeni Sabah'ın arka arkaya ortaya attığı ikinci uydurmadır. O derece uydurmadır ki, tekerrür etmeseydi cevaba dahi değer bulmaz­dım. Zira âmme hizmeti ifa eden bir gazetenin asıl ve esastan uzak haber­leri manşet olarak birinci sahifesinde halk efkârına ulaştırmaya kalkışması, o gazetenin Ölçüsünü tayine ve kasıtla hareketini ispata kâfidir. İstifam asla mevzuu bahis değildir. Yeni Sabah'ın boş ümitlere kapılmamasını halisane tavsiye ederim.

7 Ekim 1954

 

— Trabzon:

Yurdun çeşitli bölgeleri arasında bir tefrik yapmamak hususunda hüküme­timizin azimli siyasetinin feyizli neticeleri, her gün kendisini biraz daha kuvyetle göstermektedir.

Senelerden beri Karadeniz bölgesinin. Doğu kısmı, ilk limana yeni kavuşmuş ve Reisicumhurumuzu hâmil bulunan. Giresun vapuru ilk defa olmak üzere Trabzon     rıhtımına yanaşabilmiştir.

Bundan böyle medenî şartlar içinde Trabzonda yolcu ve eşya tahmil tahli­yesi ikinci bir vasıtaya ihtiyaç hisset­tirmeden yapılabilecektir.

Geceyi Trabzonda geçiren Reisicumhu­rumuz Celâl Bayar. bu sabah vilâyet ve belediyeyi ziyaret ederek, muhte­lif vilâyet işleri üzerinde izahat almış­lardır. Vilâyette vilâyet erkânı ile ta­nıştıktan sonra Reisicumhurumuz Belediyede Karadeniz bölgesindeki işçi­lerin bir nevi sevk merkezi halinde-bulunan Trabzon'da işçi sosyal dâvası. ile de alâkadar olmuştur. Burada Rei­sicumhurumuza verilen izahata göre, büyük bir kalkınma içinde bulunan. Trabzon'da limanın ikmâlinden sonra 1.600.000 liralık liman isletme binası­nın ihalesi yapılmış olup, ayrıca 50 işçi evinin Belediye tarafından temin edi­len 7.000 metre kareli/k bir sahada inşa hazırlıklarına geçilmiş bulunmaktadır. Bundan böyle Trabzon'dan gelip geçen işçiler daha evvelki yıllara nisbeten çok iyi hayat şartları içinde buralarda meccanen misafir edileceklerdir.

İç turizm bakımından Trabzon'un ehemmiyetini gözönünde tutan hükümetimiz bu hususta incelemelerde bu­lunmak üzere Basın Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğü Turizm Şubesi Mü­dürü Salâhattin Çoruh'u memur kıl­mıştır.

Balık mevzuu ile de etraflı bir şekilde alâkadar bulunması için gerekli di­rektifler verilmiştir.

Reisicumhurumuz gerek Vilâyeti, ge­rek Belediyeyi ziyareti sırasında meydanlarda ve caddelerde toplanan Trabzonlular tarafından hararetle al­kışlanmış ve müteakiben refakatlerin­de Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu, Ça­lışma Vekili Hayrettin Erkmen İle Or­du, Kolordu ve Tümen Kumandanları ve kendilerine Trabzonda mülâki olan Gümüşhane Mebuslar:, Gümüşhane Vali Vekili, Belediye ve Parti Başkan­ları olduğu halde Gümüşhaneye git­mek üzere Trabzondan ayrılmışlardır.

— Ankara:

Nato Başkumandan Muavini Feld Ma­reşal Lord Montğomery refakatinde Kurmay Başkanı Tümgnl. Shoosmith olduğu halde, hususî uçağı ile bugün saat 12 de Ankara'ya gelmiş ve Eti­mesgut hava alanında merasimle kar­şılanmıştır.

Nato Başkumanadn Muavini Mareşal Montğomery hava alanında Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel, Erkânı Harbiyei Umumiye İkinci Reisi Korgeneral Rüştü Erdelhun, Erkânı Harbiyei U-mumiye Haber Başkanı Tuğgeneral Pertev Gökçe, Erkânı Harbiyei Umu­miye Protokol Şubesi Müdürü, Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı, Garnizon ve Merkez Kumandanları, Deniz ve Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanları, Generaller,    Millî Müdafaa    Vekâleti Emir Subayı, Hariciye Vekâleti Temsilcisi, İngiliz Büyükelçisi adına İngiliz Ataşemilteri, Nato'ya mensup devletler Ataşemilterleri ve basın mensupları tarafından karşılanmış ve selâmlanmıştır.

— Ankara:

Elektrik Etüd İdaresi Genel Müdürlü­ğünden aldığımız malûmata göre, hâ­len yurdumuzda istihsâl olunan elek­trik enerjisinin %70 ini harcıyan Ku­zeybatı Anadolu bölgesinin büyük bir süratle artmakta olan enerji ihtiyaç­larının ne şekilde karşılanacağını ta­yin ve tesbit etmek maksadiyle  son günlerde Nafia Vekâletinde Nafia Şir­ket ve Müesseseler Reisliği, Elektrik İşleri  Etüd  İdaresi, Devlet  Su   İşleri Umum Müdürlüğü, Etibank, İller Ban­kası, Sümerbank, İstanbul E.T.T., An­kara E.G.O., Devlet Demiryolları, Makina  Kimya  Endüstrisi, Çimento Sa­nayii, Şeker Fabrikaları, Bursa ve Es­kişehir Belediyeleri mümessillerinin iştirakiyle bir toplantı yapılmıştır. Bu toplantıda bölgede enerji    istihsâl ve-istihlâk eden müesseselerin bu maksatla hazırladıkları raporlar okunduk­tan ve karşılıklı fikir teatisinden son­ra, heyet Kuzeybatı Anadolu Enterkonneksiyon şebekesine dahil şehir ve kasabaların ve buralardaki endüstri tesislerinin 1955 -1956 yılları arasındaki ihtiyaçlarının memleket enerji ekonomisine en uygun bir şekilde ve emniyetle karşılanabilmesi keyfiyetini Nafia  Şirket ve  Müesseseler  Reisliği, E. İ. E. İdaresi, D. S. L, Etibank, İller Bankası, İ. E. T. T., Ankara E. G. O. Müesseselerinin mümessillerinden    te­şekkül eden tâli bir komisyon tarafın­dan aşağıda yazılı esaslar dairesinde tetkik  edilmesini kararlaştırmıştır.

—1955 _ 1956 yılları arasında Kuzey­batı Anadolu'nun enerji ve takat ihti­yacının tayin ve tesbiti.

— İhalesi yapılmış enerji tesislerinin durumu ve ikmâl tarihlerinin tes­biti.

—1955-1956 yılları arasında takat ve enerji ihtiyaçlarının karşılanma şekil ve imkânlarının tetkiki.

Sözlerine devam eden Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, geçmiş senelerde hükümetin ve onun mesul adamlarının vatandaş muhabbet ve güveninden mahrum bulunduklarını hatırlatmış, fakat şimdi Reisicumhurumuzun, hü­kümetimizin ve mebuslarımızın hal­kın hizmetinde olduğunu, daima onla­rın aralarında bulunduğunu, vatandaş­ların muhabbetine lâyık olabilmek, vatanı hakkı olduğu saadete ve refaha ulaştırabilmek için büyük gayretler sarfedildiğini ifade etmiştir.

«Bu millî hudutlar içinde hükümeti veya iktidarı şikâyet edebilecek artık tek kişi kalmamıştır. Bugün hükümet­le vatandaş kucak kucağadır.» diye devam eden Devlet Vekili, bugün dün­yanın mühim meselelerinin müzakere­lerinde Türkiye'nin de fikrinin alınması suretiyle tecelli eden dış itibarımızın yüksekliğini, memleketin imar Te maarif sahasında büyük hamleler içinde bulunduğunu ve yurtta günden güne asayişin fevkalâde denebilecek bir şekilde düzeldiğini bildirmiş ve Gümüşhanelileri derin muhabbetle selâmlamıştır.

Bütün bu tatminkâr konuşmalar Gümüşhaneli vatandaşların tasvipkâr ni­daları ve şiddetli alkışlariyle karşılan­mıştır.

Buradan ayrılan Reisicumhurumuz ve refakatindeki Vekiller tekrar Beledi­yeye gitmişlerdir. Belediyede, Vekiller Gümüşhanenin ilçelerinden gelen he­yetleri kabul ederek mahallî İhtiyaç ve istekler hakkında görüşmeler yap­mışlardır.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, refa­katindeki Vekiller ve diğer zevat ol­duğu halde, Gümüşhanelilerin coşkun sevgi tezahürleri arasında Trabon'a uğurlanmıştır.

— Trabzon:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar refakatlerinde Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, Nafia Vekili Kemâl Zeytinoğlu ve Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen ile diğer zevat olduğu halde saat 19.05 de Trabzon'a muvasalat etmiş ve saat 20.00 de şehir adına Soğuksu Atatürk Köşkünde yerellerine verilen akşam yemeğinde hazır bulunmuş­lardır.

8 Ekim 1954

 

— Ankara:

Dündenberi şehrimizde misafir bulunan Nato Kuvvetleri Başkumandan Muavini Feld Mareşal Montgomery, bu sabah saat 9.10 da Çankaya Köşkü­ne giderek Riyaseticumhur Defteri mahsusunu imzalamıştır.

— Ankara:

Başvekil Yardımcısı ve Hariciye Vekil Vekili Fatin Rüştü Zorlu, memleketimizi ziyaret etmekte olan Kuzey Atlantik Paktı Kuvvetleri Başkumandan Muavini Feld Mareşal Lord Montgomery'yi bu sabah saat 9.30 da makamında kabul etmiştir.

Bu kabulde Mareşalin Kurmay Başka­nı Tümgeneral Shoomith de hazır bu­lunmuş ve görülme 45 dakika devam, etmiştir.

— Ankara:

Şehrimizde bulunan Kuzey Atlantik Paktı Kuvvetleri Başkumandan Mua­vini Feld Mareşal Lord Montgomery, bu sabah Başvekil Yardımcısı ve Ha­riciye Vekil Vekili Fatin Rüştü Zorlu tarafından kabulünü müteakip, Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes'i ve müteakiben Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel'i makamlarında ziyaret etmiştir.

Bu ziyaretler esnasında Mareşale Kur­may Başkanı Tümgeneral Schoosmith. refakat etmekte idi.

Mareşal Mongomery, ziyaretlerini mü­teakip Ankara Üniversitesi Dil ve Ta­rih - Coğrafya Fakültesinde, «Natonun Avrupa müdafaasındaki rolü» mevzulu bir konferans vermiştir. Bazı Vekillerin, Mebusların ve başta Erkâ­nı Harbivei Umumiye Reisi ve İkinci Reisi ile kuvvetler kumandanlar: ve diğer kumandan ve generallerin hazır bulundukları konferans, büyük bir .alâka ile takip edilmiştir.

Saat 13 de Millî Müdafaa Vekili Et -hem Menderes tarafından misafir Ma­reşal şerefine Ankara Palasta bir ye­mek verilmiştir.

— Ankara:

Bir müddettenberi devam etmekte bu­lunan P.T.T Bölge Başmüdürleri top­lantısı bugün mesaisini bitirmiştir.

Münakalât Vekili Muammer Çavuşoğlu'nun devamlı surette takip ettiği bu toplantılarda İktisadî Devlet Teşekkülü halindeki faaliyetlerde bulunan Bölge Başmüdürlerinin geçen za­man zarfında edindikleri tecrübelerden faydalanmak suretiyle halka P.T. T. hizmetlerinin daha iyi görülmesi yo­lunda alınması lâzımgelen tedbirler hu­susunda .etraflı müzakereler yapılmış ve aşağıdaki prensip kararlarına ittifakla varılmıştır.

Daha rasyonel teşkilât kurulması, iş ünitelerinin değerlendirilerek memur veriminin arttırılması, postada vâki gecikmelerin önlenmesi için mümkün olan yerlerde servislerin mekanize ve tevziatın serî vasıtalarla yapılması, halka kolaylık olmak üzere, İdarece hazırlanmış bulunan standart mukavva kutularda paket kabulü, havale ile daha büyük miktarlarda para gönderilmesi, posta hizmetlerinin daha küçük topluluklara kadar götürülmesi, pul meraklılarını daha çok tatmin edecek şekilde pulların traj miktarını tâyin, birçok müşküller doğuran çeşitli telgraf ve telefon kanun ve mev­zuatının yerine, bugünün icaplarına uygun bir kanun lâyihasının hazırlan­ması, gişelerde halkı bekletmemek ve hizmeti daha çabuk yapmak için ge­rekli tedbirlerin alınması, bugünkü telgraf trafiğinin artışı dolayısiyle ge­ciken yolcu telgraflarının daha süratle alıcısına ulaşması için tedbir ittihazı, bakıcı, dağıtıcı seyyar memur, hademe ve hamallara verilmekte olanlara ilâ­veten ayrıca yazlık ve işlerinin icapla­rına göre de muntazam giyim eşyası verilmesi, telefon  rehberlerinin daha parlak bastırılması ve abonelerin daha ça­buk ve kolay bulunmasını sağlıyacak şekilde tertibi, telefon konuşmalarındaki beklemelerin önüne geçmek için Lir taraftan yeni tesis ve ilâveler ya­pılması, işletme usullerinin islahiyle mevcutların daha süratli konuşmanın sağlanması.

Toplantıyı müteakip malûmatına mü­racaat ettiğimiz P.T.T. Umum Müdür Vekili Talât Tolunay aşağıdaki husus­lar üzerinde bilhassa durarak demiştir ki:

«Bölge Başmüdürleri arkadaşlarla iki haftadır muhtelif mevzular üzerinde fikir teatisinde bulunduk. Bu toplantı­larda bilhassa halk posta, telgraf ve telefon hizmetlerini daha kolay ve da­ha çabuk görmek için alınması gerekli tedbirler hususunda prensip kararla­rına varmış bulunuyoruz.

Bu kararları bugünkü statümüz muvacehesirıde kısa zamanda yerine getirmek mümkün olacaktır. Bugünkü hizmet çeşitlerimizde halkın ihtiyaçla­rım karşılamak İçin yeni tesis ve tevzileri bir program dahilinde gerçekleş­tirmeğe çalışmaktayız.

Hızla kalkınan yurdumuzun bu mühim ihtiyacını hemen karşılamak oldukça güçtür. Biz bu güçlüğün giderilmesi İçin bütün imkânlardan faydalanmak­tayız.

Bizi en çok tazyik eden telefon işini vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını en ile­ri memleketler ölçülsünde  halletmek hedefimizdir.

Bu yolda büyük gayretler sarfetmekteyiz. Tesislerimizin bugünkü durumu eski ile kıyaslanırsa, bu husustaki ça­lışmalarımızın sürati kolayca anlaşı­lır. Buna resmen telefon alamamak ve şehirlerarası konuşmalarda gecikmelerden doğan şikâyetlerle karşılaşmak­tayız. Bütün bu şikâyetler üzerinde ehemmiyetle durmakta ve şikâyetleri çalışma gayretimizi daha da arttıracak bir işaret telâkki etmekteyiz.

— Ankara:

2953 senesinde Diyarbakır Vilâyetinde yapılan Nafia işleri şunlardır

1— İl ve koy yolları:

36 kilometre yol tesviyesi, 50 metre tulünde 11 adet yeni olarak sanat ya­pıları yapılmış, bakım ve onarım işle­ri ile birlikte 1.063.773 lira sarfedilmiştir.

2— Köy içme suları:

1953 senesinde 28 köyün suyu akıtıl-bış, 38 köyün su yolları tamiratı bi­tirilmiş ve 191.841 lira sarfolunmuştur.

3 — Bina inşaatı:

1953 senesinde 9 bina inşaat: bitirilmiş, bu işler için 481.000 lira sarfedilmiştir.

Bu vaziyete göre 1953 senesinde Diyar­bakır Vilâyetinde Nafia işleri için 1.736.614 lira sarfedilmiştir.

— Trabzon:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar bu sa­bah Trabzondan ayrılmadan evvel Et ve Balık Kurumu Soğuk Hava Tesis­leriyle inşa halinde bulunan balık unu ve balık yağı fabrikasını ziyaret etmiştir.

Sayın Bayar'ı Soğuk Hava Tesislerin­de karşılayan Et ve Balık Kurumu Umura Müdür Muavini Refet Artunar, yeni yapılan fabrikanın projeleri üze­rinde ve soğuk hava tesisleri hakkın­da geniş izahat vermiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar daha sonra refakatlerinde Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, Nafia Vekili Kemâl Zeytinoğlu, Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen, Rize Mebusu Osman Kavrak, Ordu ve Kolordu Kumandanları ve diğer zevat olduğu halde, halkın te­zahüratı arasında Giresun'a mütevec­cihen hareket etmiştir.

Sayın Bayar, Giresun vilâyet hu­duduna kadar Akçaabat ve Vakfıkebir kazalariyle Beşikdüzü nahiyesi ve köylerde çok hararetli bir şekilde ve sevgi tezahürleriyle karşılanıp uğurlanmıştır.

Bütün bu kaza, nahiye ve köylerde vatandaşların muhabbet ve coşkun tezahüratı  arasında     otomobillerinden inen sayın Bayar. samimî hasbihallerde bulunmuştur.

Reisicumhurumuz Beşikdüzü'nde va­tandaşların hararetli alkışları ve sev­gi gösterileri arasında bir hitabede bu­lunmuştur:

Beşikdüzü'lülerin samimî muhabbet gösterilerine teşekkürlerini bildirmekle söze başlıyan Reisicumhurumuz,, sevginin zorla gösterilemiyeceğini ha­tırlatmış ve «Bu sevgi içinizden gelmektedir, şu halde sizlere hizmet için takip ettiğimiz yolun sağlamlığına inanmış bulunuyoruz. Böyle olmasa, bu samimî tezahürata imkân olamaz­dı» demiştir.

Reisicumhurumuz daha sonra milletin, serbest reyi ile iş başına gelen iktida­rın memlekete hizmet yolunda büyük gayretler sarfettiğini bildirmiş ve bu­nun maddî delillerinin her gün yüksel­mekte olduğunu sözlerine ilâve etmiş­tir.

Reisicumhurumuz Beşikdüzü nahiyesinden coşkun sevgi tezahürleri arasında güçlükle hareket edebilmiş ve-Giresun vilâyet hududuna kadar, Trabzon Mebusları, Vali, Belediye-Reisi, Parti Başkanı, Emniyet Müdürü ve partililer tarafından hararetle uğurlanmıştır.

— Giresun:

Giresun bugün tarihinin müstesna günlerinden birini yaşamıştır. Bir taraf­tan sayın Devlet Reisimizi aralarında, görmek, diğer taraftan kendilerini se­nelerin ihmâli neticesi mahrum bu­lundukları bir limana kavuşturacak ilk adımın, Giresun limanının temelinin atılmış ve memleketin umumî ve iktisadî kalkınmasındaki müsbet eser­lerden nasiplerinin alınmış olması, Gi­resunlulara şehirlisiyle, köylüsüyle eşine ender tesadüf edilir bir zevk tattırmıştır.

Bu münasebetle Giresun, günlerdenberi sayın Devlet Reisimizi karşılamaya ve bu mutlu törene iştirak etmeğe ha­zırlanmaktaydı.

Bugün öğleden sonra Giresun vilâyet hududunda Giresun Mebusları, Belediye Reisi, Parti Başkam, vilâyet erkâ­nı ve kalabalık bîr vatandaş kitlesi tarafından istikbâl edilen Reisicumhu­rumuz, bir kül halinde Giresunluların sıcak muhabbetine, sevgisine ve coşkun, tezahürlerde bulunmalıma mazhar olmuştur.

Giresuna kadar Görele, Tirebolu ve Keşap kazalariyle güzergâh üzerinde bulunan nahiye ve köyler halkının çok içten gelen sevgi gösterileriyle se­lâmlanan Reisicumhurumuz buralarda otomobillerinedn inmişler, vatandaşlararasın da onlarla âdeta kucak ku­cağa, zorlukla ilerliyerek çiçek ve kon­feti yağmuru altında Belediye binala­rına gitmiş ve vatandaşlarımızla hasbihallerde bulunmuş, şiddetli ve sürekli alkışlar arasında hitabeler irat etmiştir.

Reisicumhurumuz bu hitabelerinde, şahsına ve refakatindeki arkadaşları­na gösterilen hüsnü teveccühe teşekkürlerini bildirmiş, son günler zarfın­da dolaştıkları yerler halkının işi ile .gücüyle meşgul olduğunu, müsterih bir hayat içinde bulunduğunu, müm­kün olan her şeyin milletin arzusuna göre yapıldığını söylemiş, bütçe imkânlarımızın günden güne artmakta olduğunu, böylelikle lüzumu olan .yerlerde liman, yol, mektep, köprü ve sağlık müesseseleri yapmak, ziraî ve sınaî müesseseler kurmak imkânlarına da mâlik olduğumuzu bildirmiş ve «Bize tahmil ettiğiniz vazife, sizin is­tihsalinizi kıymetlendirmektedir. Bu yoldaki politikamız da muvaffakiyet şeklinde tecelli etmektedir. Bunları müşahedelerime istinaden söylüyorum. »  demiştir.

Reisicumhurumuz milletçe topyekûn emniyet ve ilerleme yolunda olduğu­muzu, bu yolda yürümekte devam edeceğimizi ve muvaffak olacağımızı ilâve ile vatandaşlara başarılar temenisinde bulunmuştur.

Bütün buralardan geçtikten sonra Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Giresunu saat 15.30 da şereflendirmiştir.

Reisicumhurumuzun otomobili şehrin methaline vardığı zaman, kendisini otomobil ve otobüslerle takibeden kalabalık bir kafilenin sonu 5-6 kilometre geride bulunuyordu. Şehir methalinden itibaren Belediye meydanına ka­dar caddeyi iki taraflı dolduran Giresunluların coşkun tezahüratı, şiddetli alkışları arasında yürümek bir hayli güç olmuştur. Bu sırada caddenin etrafındaki binaların pencerelerini, hat­tâ çatılarını dolduran halk da durma­dan Reisicumhurumuza çiçek ve kon­feti serpiyor, Yaşa, varol, babamız» diye muhabbet gösterilerinde bulunu­yordu.

Reisicumhurumuza durmadan buklet­ler yeriliyor, tezahüratta bulunuluyor­du.

Ordu'dan ve Samsundan Mebuslar, Valiler ve partililerden mürekkep he­yetler Reisicumhurumuzu Giresunda karşıladılar ve selâmladılar.

Belediye meydanındaki limanın temel atma merasimine saat tam 16 da ban­donun çaldığı İstiklâl Marşı ile başlanmıştır. Burada ilk sözü alan Gire­sun Belediye Reisi Azmi Göksel, senederdenberi hayallerini süsleyen bir ar­zunun bugün hakikat sahasına intikal etmiş olmasiyle duydukları memnuni­yeti belirtmiş, tabiat şartları müsaade ettiği takdirde, ancak İstanbul'a ve Zonguldak'a amele ihraç etmek keyfi­yetinin artık tarihe karışacağını, yur­dun her köşesinde olduğu gibi Gire­sunda da hükümetin müşfik ve yapıcı elinin uzanmış olduğunu, bundan şe­hirli ve köylü vatandaşların yüzünün güldüğünü söyledikten sonra limanı dahile bağlıyacak bir yolun yapılması isteğinde bulunmuş ve Giresun iskele­sinin bu şehre refah ve saadet getire­cek mal ihraç edeceğini kaydetmiştir.

Azmi Göksel, Giresunlulara, bu mutlu günü gösteren Reisicumhurumuza, hükümetimize şehir adına minnet ve şükranlarını bildirmiş ve yapılacak limanın memlekete hayırlı olmasını temenni etmiştir.

Daha sonra Nafia Vekili Kemâl Zeytinoğlu alkışlarla karşılanan şu konuş­mayı yapmıştır:

«Çok muhterem vatandaşlar, üç tarafı denizlerle çevrili güzel yurdumuzun kıyılarında yaşayan geniş vatandaş kitlelerinin  asırlar boyunca ıztırap bir şekilde devam eden liman, iskele ve barınak ihtiyacını karşılamak, yani deniz seyrüsefer emniyetini en kısa zamanda sağlamak, Demokrat İktidarın liman inşaatında ana prensibi olmuştur. Bu yoldaki çalışmalarımız 4 yıldanberi büyük bir hamle halinde devam etmektedir. Öyle ki, birinci se­ri liman inşaatını tamamladığımız ve işletmeye açtığımız bugünlerde, ikîr»ci seri liman inşaatına da bütün memle­kete şâmil olmak üzere başlamış bu­lunuyoruz. Aynı ıztırap içersinde kıv­ranan Karadeniz sahillerimizde halen Ereğli, Zonguldak, Trabzon limanları ile İnebolu, Amasya ara barınak limanlan tamamlanmış ve işletmeye açılmış bulunmaktadır. Pazar ve Akçakoca is­kelelerinin de inşaatı ikmâl edilmiş -tir.

Hopa, Çayeli, Rize, Vakfıkebir, Ordu, Kefken iskele ve barınakları inşa ha­lindedir. Marmara, Ege ve Akdeniz kıyılarımızda da aynı şekilde liman, iskele ve barınak inşaatı hızla yürütül­mektedir. Şarköy, Çanakkale, Lapseki, Gemlik, Mudanya Finike, Alanya, Taş-ucu, Anamur iskeleleri inşaatı kısmen bitirilmiş, kısmen devam etmektedir. Salıpazarı-Haydarpaşa, Mersin, İskenderun limanları inşaatı süratle iler­lemektedir. İzmir limanı ihale edilmiş­tir. Pek yakında inşaata başlıyacaktır.

İkinci merhale liman inşaatına dahil büyük Samsun limanına ilâveten şim­di temelini atacağımız Giresun ara li­manının da inşaatına fiilen başlamış olduğumuzu görmekle bahtiyarlık duy maktayız. Bütün bu tesisler için ya­rım milyar liraya yaklaşan ve yalnız Karadeniz sahillerimizde inşa edilmiş ve edilmekte olan bu gibi tesisler için ise 200.000.000 liraya yakın bir meb­lâğın sarf ve tahsis edildiğini ifade edersem, hükümetimizin bu mevzulara vermiş olduğu ehemmiyetin vüsati hakkında sizlerde sarih bir kanaat ha­sıl olmuştur sanırım.

Giresun limanı, Trabzon limanı ile Samsun limanı arasında bir ara lima­nı hizmetini ifa edecek ve giresunun hinterlantında mevcut bulunan potan­siyel iktisadî değerleri kıymetlendire­rek, büyük ölçüde inkişaf sağlıyacaktır. Liman plânlarının hazırlanmasında bu esas mülâhaza, hareket noktası olarak  nazarı  itibare  alınmıştır.

Liman bu ilk inşa durumunda 600 metre tulünde ana dalgakıran ve 200 metre tülünde tâli dalgakıranla mahfuz hale getirilecek ve Basende 180 met­relik bir de rıhtım inşa edilecektir. Senelik parça eşya tahmil ve tahliye kabiliyeti 100 ilâ 120 bin ton arasında olacaktır. İnşaata lüzumlu makine, âlet ve edevat, Vekâlet makine parkla­rından temin edilmiş olup, tamamlayı­cı makine ve tesislerin tedariki müte­ahhide bırakılmıştır. İnşaat takriben 10 milyon liraya mal olacak ve üç se­ne sonra gemilerin barınması sağlana­bilecektir.

Bu inşaatın bütün Türk milletine ve muhterem Giresunlulara hayırlı olma­sını temenni ederken, müteahhit firmaya da muvaffakiyetler dilerim.

İnşaatın ilk temel haremin çok aziz Reisicumhurumuzun bereketli ve uğurlu elleriyle atılmasını arz ve istirham eylerim.»

Daha sonra Belediye meydanını dol­duran binlerce Giresunlunun coşkun sevgi tezahürleri ve dakikalarca de­vam eden sürekli alkışlar arasında Reisicumhurumuz Celâl Bayar bir hi­tabede bulunmuştur:

«Sevgili vatandaşlarım, aziz Giresun­lular diye hitabesine başlayan sayın Bayar, Giresunluların fikirlerine ter­cüman olan Belediye Reisinin güzel sözlerini dinlediğini, Nafia Vekilinin izahatının da dikkatle takip edildiğini söylemiş, kendilerinin bunlara ilâve edecek birşeyi bulunmamasına rağmen, Giresunluların asıl huzurlarına çıkmaktan zevk duyduklarım bildire­rek birkaç kelime ile bu mutlu günü tebarüz ettirmek istediklerini ilâve et­miş ve demiştir ki:

«Milletlerin şerefli bir millet olarak yaşamaları için bünyelerinin sağlam bir ekonomiye, kuvvetli bir millî eko­nomiye dayanması lâzımgelir. Bun bu şekilde yapamıyan milletler, perişan olurlar. Bunun birçok misâlleri vardır.

Bize   kutsal   emaneti  millî   iradenizle teslim ettiğiniz andan itibaren memleketimizin iktisadî cihazlanmasına en büyük ehemmiyeti verdik. Hükü­metiniz, memleketin iktisaden yüksel­mesini, milletimizin refaha kavuşmasını sağlamak için gece gündüz emek sarf etmektedir. İşte bunun, mübarek tezahürlerinden birini bugün burada, Giresun'da görüyoruz.

Mazide Türk devleti mazi dediğim zaman fikrimi Ortaçağa tevcih ediyo­rum kuvvetli bir iktisadî bünyeye sahip olduğu zamanlar, sesini dünya­nın her tarafına işittirmiştir. Tarihi .açıp okuyanlar görürler ki. sanayimiz ne kadar ilerlemişse o kadar kuvvetli bir orduya sahip olmuşuzdur. Bizde inhitat devri diğer memleketlerin yeni sistem ekonomik yürüyüşlerine bizim intibak  edemeyişimizle başlar.

İşte hükümetimiz günün medenî şart­larını gözönünden geçirmek suretiyle millî iktisadiyatımızı cihazlandırmak yolundadır. Bunun neticesi olarak memleketin her tarafında âbide şeklinde yükselen müsbet eserler kendisini göstermektedir.

Reisicumhurumuz sözlerine devamla, Nafıa Vekilinin memleketteki imar hareketleri için beş yüz milyon lira ayrıldığından bahsettiğini hatırlatmış,Giresunlu vatandaşlarımızı düşünmeğe davet ederek «yirmi sene kadar evvel umumî bütçesi yalnız 232 milyon radde­lerinde olan bir nesle mensup olarak bizler yalnız bir iş için beş yüz milyon sarfetmek imkânını buluyoruz» demiş­tir.

Bütün bu yapılan işlerin mesnedinin ne olduğunu soran sayın Bayar, «İna­nın bunun mesnedi sizlersiniz, Türk milletidir» diyerek aziz Atatürk'ün «Türk milleti asildir, Türk milleti ça­lışkandır» vecizesini hatırlatmış ve şöyle devam etmiştir:

«Sizlerin çalışkanlığınız ve hükümetin şuurlu rehberliği, bizi terakkiden te­rakkiye ulaştıracaktır.»

Reisicumhurumuz devamla, «Limanla­rın  millî,  iktisadî  cihazlanmanın en mühim unsurlarından biri olduğunu, bunlar sayesinde başka memleketlerin -mallarına rakip olunabileceğini, hattâ ithalâtın kolaylaşacağını izah ettikten sonra, Haydarpaşa limanının temel at­ma merasiminde fikirlerini burada yapılan bir liman, köylü vatandaşımı­zın maliyet fiyatına müessir olur, istih­sâli kıymetlendirir» cümlesiyle ifade ettiğini bildirmiş, bundan dolayıdır ki, bu medenî eserlere büyük ehemmi­yet veriyoruz» demiştir.

Sayın Bayar, daha sonra bu işin bir de manevî cephesinin bulunduğuna işaretle misâller vermiş, milletimizin sadece yüksek olan manneviyatı ile değil, fakat her gün yükselen bu kut­si eserlerle millî iktisadiyatın kuvvet­lendireceğini ve refaha kavuşturacağı­nı ilâve ederek demiştir ki:

Hepiniz sevinçlisiniz, gözlerinizden muhabbet ve sevinç akıyor. Bu mutlu gününüzde aranızda bulunmaktan bü­yük memnuniyet duymaktayım. Bu­gün siyasî hayatımın müstesna günle­rinden biri olarak kalacaktır. Giresun limanı memleketimize ve muhitinize mübarek olsun.» 

Daha sonra hep birlikte Belediye mey­danına takriben 150 metre mesafede bulunan temel atma mahalline, meydanı âdeta istilâ etmiş insan selinin sevgi gösterileri arasında gidilmiş ve Reisicumhurumuz, «Hayırlı ve uğur­lu olması» temennisiyle temele ilk harcı koymuştur. Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, Nafia Vekili Kemâl Zeytinoğlu ile Çalışma Vekili Hayret­tin Erkmen de bu hayırlı işe harç toymak suretiyle iştirak etmişlerdir.

Giresunlular Devlet Reislerini böyle mutlu bir günde aralarında görmenin ve kendilerini ezelî bir dertten kurta­racak olan limanın ilk müsbet adımının atılmış olmasının derin sevinci içinde bayram yapmaktadırlar. Bu münasebetle şehir baştanbaşa elektrikle dona­tılmış olup havaî fişekler atılmaktadır.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar akşam saat 20 de Belediye tarafından şeref­lerine verilen yemekte hazır bulun­muştur.

Sayın Bayar ve refakatindeki Vekiller ile diğer zevat olduğu kaide yarın Ordu'ya ve oradan da Samsun'a gidecek­tir.

— Ankara:

Memleketimizi ziyaret etmekte olan Kuzey Atlantik Paktı Kuvvetleri Baş­kumandan Muavini Feld Mareşal Lord Mongomery, bugün saat 11,30 da An­kara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğ­rafya Fakültesinde bir konferans ver­miştir.

Konferansta Başvekil Vekili ve Millî Müdafaa Vekili Etkeni Menderes, Baş­vekil Yardımcısı ve Hariciye Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Devlet Vekili Os­man Kapani, Mebuslar, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nu­rettin Baransel, Generaller, Kordiplo­matik ve seçkin bir davetli kitlesiyle basın mensupları hazır bulunmuşlar­dır.

Mareşal, konuşma mevzuu olarak harp sonrası dünyasının durumunu ele al­dığını, bunu harp sonrasını takip eden devir, halihazır durum ve istikbale matuf mülâhazalar olmak üzere, üç ana kısım altında tahlil ve teşrih ede­ceğini bildirmiş ve İkinci Dünya Har­bini takip eden devirde dünyanın arzettiği manzarayı şu şekilde açıklamış­tır:

«Bir taraftan işgal görmüş memleket­lerin perişan durumu ve Garp devlet­lerinin harbi müteakip silâhlı kuvvet­lerini geniş ölçüde azaltmaları neticesi hasıl olan zayıf bir vazife, buna mu­kabil Sovyet Rusya'nın harbin hitanımda silâhlı kuvvetlerini terhis ve azaltma şöyle dursun, bunları daima tezyit cihetine gitmiş olmasından do­ğan Sovyet Rusyanın kuvvetli vaziye­ti. Bu vaziyet Garp devletlerini. Şark­tan gelen askerî ve ideolojik bir tehdit karşısında bırakmıştır. 1947 yılında bu suretle dünya, biri zayıf, diğeri kuvvet­li iki bloka ayrılmış bir manzara arz etmekteydi. İki blok arasında başla­yan soğuk harbi, — Mareşalin kendi tabiriyle soğuk sulhu — Sovyetler Ko­re ve Malaya'da sıcak harbe kadar gö­türmüşlerdir.

İktisadî ve askerî bakımlardan kendi­lerini zayıf gören Garp devletleri, Şarktan gelen müşterek tehlikeye karşı birleşmek lüzumunu hissetmişlerdir. Neticede bilindiği gibi, evvelâ Brüksel Anlaşması ve sonra da daha. geniş bir savunma sistemi olan Nato kurulmuştur.

Garp devletleri bu savunma sistemle­rini kurmakla beraber, harp neticesin­de içinde bulundukları askerî ve ikti­sadî zaaflarından dolayı, ihdas ettik­leri savunma sistemi, Amerika'nın işti­raki olmaksızın yeter derecede müessir bir kuvvet teşkil edemiyecektir. Birleşik Amerika'nın geniş kaynaklariyle bu müdafaa sistemine katılmış ol­masını şükranla kaydetmek isterim.

1951 senesinde Türkiye ve Yunanistanın da iltihakı ile, Norveç'in şimalin­den başlayan Avrupayı içine alan ve Kafkaslara kadar dayanan bu geniş müdafaa zinciri takviye edilmiş oldu.

Bundan sonra bir asker gözüyle hâdi­seleri tahlil ettiğini tebarüz ettiren Mareşal Montgomery, Kuzey Atlantik Paktının .esas gayesinin, «kuvvetli ol­mak için birleşmek ve sulhu korumak için kuvvetli olmak» düsturu etrafında toplanmış   olduğunu  belirtmiştir.

Müteakiben çok geniş bir sahayı kaplıyan Kuzey Atlantik savunma siste­minin bölge anlaşmaları ile takviyesi' lüzumuna şahsen inandığını, bu nevi bölge anlaşmalarının en iyi misâlini memleketimizde gördüğünü, bunun da Türkiye - Yunanistan ve Yugoslavya arasında aktedilen Balkan Anlaşması olduğunu, Avurpa'da buna mümasil Brüksel Anlaşmasının bulunduğunu tebarüz  ettirmiştir.

Mareşal, sözlerine devamla, «Halen Nato'nun mevcut durumu memnuni­yeti mucip olmakla beraber, tehlike ve binnetice korkunun uzaklaşmasıyla aşırı milliyetçilik hisleri yeniden orta­ya çıkmamalı ve Garp devletleri ara­sındaki birliğin zayıflamasına yol açmamalıdır.»   demiştir.

Sovyet Rusyanın Garp devletleri ara­sındaki her türlü ihtilâfı körükleyerek Birliği bozmak gayesini güttüğüne şüp­hesi olmadığına işaret eden Başku­mandan Muavini, bu birliğin her ne pahasına olursa olsun muhafazası hu­susunda gayret sarfedilmesinin elzem olduğunu belirtmiştir.Bu arada Trieste meselesinin halline ve Londra Kon­feransı neticesinde Almanya'nın Avrupa savunma sistemi içine alınması yolunda atılan müsbet adıma işaret eden Mareşal, şunları  söylemiştir:

«Almanyasız Nato, bir halkası açık kalan zincirdir. Nato kalkanı için bu zincire ihtiyaç vardır ve Almanya bir an evvel Natoya alınmalıdır. Bu şart­tır.Bunun bir an evvel tahakkukunu temenni etmekteyim.»

Daha sonra, Nato elinde mevcut atom ve hidrojen bombaları gibi -harp mef­humunu değiştiren silâhların bir teca­vüz karsısında müdafaa maksadiyle kullanılmasında tereddüt edilmiyeceğini beyan eden Mareşal Montgomery, bu silâhların hâlen Nato'nun elinde herhangi bir taarruzu defedecek keskin bir  kılıç  olduğunu  söylemiştir.

İleride yapılması lazımgelen işler hak­kındaki görüşünü Mareşal, şöyle ifade etmiştir:

(Kuvvetimizi malî ve iktisadî gücümü­zün müsaadesi nishetinde arttırmağa ve hiç bir zaman gayretlerimizi gevşetmemeğe dikkat etmemiz lâzımdır. Soğuk harbin daha uzun seneler de­vam edeceğini ve bu nahoş durumun hepimizden fedakârlıkta bulunmamızı icap ettirdiğini unutmamalıyız.Mağlûbiyete ve esarete uçar olmaktansa bu fedakârlıklara katlanmak müreccahtır. İstikbalde de askerî liderlerle devlet .adamlarının tam bir tesanüd ve işbirliği içinde siyasî ve askerî mese­leleri halletmeleri lâzımdır.»

Mareşal, Nato savunma sistemi içinde Türkiye'nin İşgal ettiği mevkii ve bu­nun ehemmiyetini şu sözlerle belirt­miştir:

Türkiye Yakınşark müdafaasının kilit karşı mevkiindedir. Anadolu yarımadasının behemehal elde tutulması ve mü­dafaa edilmesi elzemdir. Türkiye Na­to' nun sağ kanadını emniyette tutmak­tadır. Müdafaa plânlarımızı buna gö­re hazırlanmaktadır. Biz, bu kanadın behemehal tutulabileceğine tamamen inanıyoruz. Mareşal, bundan sonra, memleketimizi, savunma gücümüzü gayet iyi tanıdığımdan bahisle, Türk erinin yüksek muharebe kabiliyetini ve manevî kuv­vetinin emsalsiz olduğunu ve böyle askerleri olan bir memleketin hiç bir tehlikeden korkmıyacağmı belitmiş ve sözlerini Türkiye'yi ziyaretten her za­man zevk duyduğunu ifade ederek bi­tirmiştir.

9 Ekim 1954

 

—Giresun:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar bu sa­bah Vilâyet Konağında tertip edilen kabul resminde Vilâyet erkânı ile ta­nıştıktan sonra kazalardan gelen heyetleri kabul edip bir müddet görüşmüş ve müteakiben refakatinde Dev­let Vekili Dr. Mükerrem Sarol, Nafia Vekili Kemâl Zeytinoğlu ve Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen ile Ordu Ku­mandanı, Giresun Mebusları, Giresun Valisi ile Belediye Reisi, Parti Başka­nı, Ordu ve Samsun heyetleriyle diğer zevat olduğu halde saat 10.15 de Ordu'ya müteveccihen hareket etmiştir.

Reisicumhurumuzun Vilâyette bulundukları sırada Vekiller de kazalardan gelen heyetleri kabul ederek mahallî ihtiyaç v.e istekler üzerinde görüşmüş­lerdir.

Reisicumhurumuz Giresundan halkın tezahüratı arasında ayrılmış ve hara­retle uğurlanmıştır.

— Ankara:

İki gündenberi şehrimizde bulunan ve bu arada sivil ve askerî şahsiyetlerle görüşen Kuzey Atlantik Paktı Avrupa Kuvvetleri Başkumandan Muavini Feld Mareşal Lord Montgomery, refa­katinde Kurmay Başkanı Tümgeneral Shoosmith olduğu halde Mısır'a müte­veccihen bugün saat 10.45 te Etimes­gut askerî hava alanından hareket et­miştir. Mareşal Montgomery, hava alanında kendisini karşılayan zevat tarafından uğurlanmış ve başta bando bulunan bir kıta selâm resmini İfa etmiş, bando Türk ve İngiliz millî marşlarını çal­mıştır.

— Ankara:

Tuğgeneral Yahya Han başkanlığında­ki Pakistan Askerî Heyeti bugün saat 16.10 da Karaşi'den şehrimize gelmiş­tir.

Tuğgeneral Q.ureishi, Deniz Albayı Baç Han, Hava Albayı Nur Han, Deniz Yarbayı Muzaffer Han, Yarbay Şah Han, Binbaşı Arslan Han ve iki Sekre­terden müteşekkil Pakistan Heyeti, Etimesğut askerî hava alanında askerî merasimle karşılanmış ve başta bando bulunan bir merasim bölüğü selâm resmini ifa etmiş, bando Türk ve Pa­kistan millî marşlarını çalmıştır.

Pakistan askerî heyeti Ankara'da bir hafta kalarak ziyaret ve temaslarda bulunacaktır.

— Ankara:

Nafia Vekâletinden aldığımız malûma­ta göre 1953 senesinde Samsun Vilâye­tinde yapılan Nafia işleri şunlardır:

İl ve köy yolları:

365 kilometre yol tesviye, 125 kilo­metre yol kaplama, 7 adet köprü, 68 adet menfez yapılmış, 6 adet köprü ta­mir edilmiş ve bu işler için 751.654 li­ra  sarfedilmiştir.

Köy içme suları:

1953 senesi içinde 70 köyün suyu akı­tılmış, 70 köye boru malzemesi hazır­lanmış ve bu işlerinin 66.915 lira sarf olunmuştur.

1954 senesinde suyu getirilecek 126 köyün su malzemesi hazırlıklarına baş­lanmıştır.

Bina  inşaatı:

1953 senesi içinde 2 bina inşaatı biti­rilmiş, 1954 senesinde tamamlanmak üzere 2 bina inşaatı ikmâl edilmek üzeredir. Bu işler için 640.851 lira sarf-olunmuştur.

Bu vaziyete göre 1953 senesinde Sam­sun Vilâyetinde Nafia işleri için 1.459.420  lira  sarfedilmiştir.

—İstanbul:

Tümamiral Çermi Yosip başkanlığındaki Yugoslav Deniz Heyeti Gölcükte­ki tesislerimizi gezdikten sonra bugün; saat 15.00 de kendilerine tahsis edilen bir muhriple Gölcük'ten ayrılmış ve saat 18.00 de İstanbul'a gelmişlerdir.

Misafir   Heyet  şerefine     Boğazlar  ve Marmara Kumandanı tarafından saat 20.30 da bir akşam yemeği verilmiştir..

Heyet yarın şehrimizdeki tarihî yerle­ri ve müzeleri gezeceklerdir.

—Ordu:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Giresundan ayrıldıktan sonra Ordu'ya gelinceye kadar yol üzerinde bulunan Bulancak kazası ve bucaklarla köyler halkı tarafından hararetle alkışlanıp uğurlanmış ve kendisine muhabbet ve sevgi  gösterisinde  bulunmuşlardır..

Saym Bayar Bulancak kazasında hal--kın şiddetli alkışları arasında otomobillerinden inerek kendisini istikbâle koşan vatandaşların ayrı ayrı ellerini sıkmak suretiyle iltifatta bulunmuş ve inşa edilmekte olan iskele mahallin­de tetkikler yapmıştır. Bulancaklılar, Reisicumhurumuza böyle bir iskeleye kavuşmuş olmaktan duydukları mem­nuniyeti belirtmişler ve şükranlarını bildirmişlerdir.

Ordu vilâyet hududunda vilâyet er­kânı ve kalabalık bir Ordu'lu vatandaş kitlesi tarafından selâmlanan Rei­sicumhurumuz Celâl Bayar, şehre gir­diklerinde âdeta bütün Ordu ayağa kalkmış bulunuyordu. Şehir methalinden itibaren Hükümet Konağına ka­dar yolları ve bütün binaları pencere­lerini dolduran halkın coşkun tezahü­ratı arasında, çiçek ve konfeti yağmu­ru altında arık otomobilinde ayağa kalkmak suretiyle Orduluların sıcak muhabbet ve hüsnü kabullerine aynı samimî hislerle mukabelede bulunan Reisicumhurumuz doğruca Hükümet Konağına gelmiştir.

Hükümet Konağı meydanını bir anı içinde dolduran vatandaşlarımız şiddetli alkışlar arasında balkona çıkan: Bayar, bir hitabede bulunmuştur.

Reisicumhurumuz Ordu'yu bundan ev­vel de birkaç defa ziyaret ederek memleket meselelerini Ordulularla uzun boylu görüştüğünü. Orduluların her zaman olduğu gibi bugün de çok samimî bir hüsnü kabul gösterdikleri­ni ve candan tezahüratta bulundukla­rını söyliyerek, teşekkürlerini bildirmistir. «Bundan mütehassis olmamak mümkün değildir» diyen Reisicumhu­rumuz, Orduluların bu çok samimî tezahürleri kargısında kendilerine dü­şen vazifelerin de mevcut olduğunu hatırlatmış ve demiştir ki: «Sizin bu itimadınız ve tesanüdünüz önünde bizlere düsen vazife, bıkma -dan, yılmadan ve usanmadan sizlere hizmet etmektir. Gayemiz geçmiş za­manların noksanlarını bir an evvel telâfiye gayret etmek, yaptığımız, yapmakta olduğumuz ve ilerde yapa­cağımız  işlerde size faideli olmaktır.»

Reisicumhurumuz daha sonra hitabe­sine devam ederek, Devlet Reisi ola­rak sevgili milletine su hususları söy­lemek istediğini belirtmiş ve ezcümle Aramızda karşılıklı itimat ve emniyet mevcuttur. Siz iktidara itimat edi­yorsunuz. İktidar da sizlerin müreffeh ve vatanın mamur olması için gece gündüz çalışıyor. Ordulular, sizler bu samimî tezahüratınızla hükümete olan itimat ve emniyetinizi gösteriyor­sunuz. Bu toplantının başka mânası yoktur.»

Sayın Bayar devamla, her geçen günün arkaya bıraktığımız günlerden daha iyi olacağını söylemiş, bu sözlerin Or­duluları memnun etmiş olmak için söylenilmediğini, bunu Ordulu vatan dağların da takdir ettiklerini ve bu hususun müsbet eserlerle belirtmiş olduğunu ve belirtmekte devam da ede­ceğini ifade ile gösterilen candan te­zahürata teşekkürlerini tekrarlamış ve bütün memleket için olduğu gibi, Or­dulular için de müreffeh bir hayat te­mennisinde bulunmuştur.

Reisicumhurumuz, alkışlarla kesilen ve sık sık sevgi gösterisine vesile teş­kil eden bu hitabesinden sonra Hükü­met Konağından ayrılmış ve Ordu şehri adına şereflerine verilen yemekte hazır  bulunmuştur.

Sayın Bayar, müteakiben Orduluların coşkun sevgi gösterileri arasında Sam­suna gitmek üzere hareket etmiş ve başta Çalışma Vekili Hayrettin Erk -men olmak üzere. Ordulular tarafından hararetle uğurlanmıştır.

— İstanbul:

Başvekilimiz Adnan Menderes, Alman. Federal Cumhuriyeti Hükümetinin da­veti üzerine ve Şansölye Dr. Konrad Adenauerin memleketimize yaptığı zi­yareti iade için beraberinde Hariciye-Vekili Profesör Fuat Köprülü, resmî heyetimiz azalarından ve gazetecileri­mizden bir kısmı olduğu halde, yaptı­ğı bir haftalık resmî ziyaretten bugün saat 8.20 de hususî bir uçakla yurda avdet etmiştir.

Başvekil Adnan Menderes ile Hariciye Vekili Profesör Fuat Köprülü, Yeşil­köy hava meydanında, Büyük Millet-Meclisi Reisi Refik Koraltan, İstanbulda bulunan Vekiller, Mebuslar, İstan­bul Vali Muavinleri, Kumandanlar, Genel Meclis Üyeleri, Vilâyet ve Belediye erkânı, Adliye erkânı. Üniversi­teler Rektörleri ve Dekanları, Banka­lar Umum Müdürleri, Ticaret Odası mensupları, Partililer, Cemaatler Reis­leri, resmî ve hususî tevekküller tem­silcileri, di?er sivil ve askerî erkân, Alman Başkonsolosu ve Konsolosluk erkânı, basın mensuplarıyla meydan ve civarını dolduran çok kalabalık bir vatandaş topluluğu tarafından coş­kun  tezahüratla  karşılanmıştır.

Başvekilimiz uçaktan beşuş bir çehre ile inmiş, selâm resmini ifa eden kıtayı teftişten sonra, kendisini karşılamağa gelenlerin ayrı ayrı ellerini sık­mıştır.

Büyük Millet Meclisi Reisimiz, Başve­kilimiz ve Hariciye Vekilimiz meydan­da toplanmış olan vatandaşların alkış­ları arasında meydan binasının önün­de selâm resmini ifa eden polis müfre­zesini de teftişi müteakip otomobile binmişler ve coşkun sevgi tezahürleri arasında meydandan hareket etmişlerdir.

Başvekilimizle refakatindekilerin bu­lundukları otomobil kafilesi Yeşilköyden itibaren Bahçeli evler, Bakırköy,  Kazlıçeşme'den Silivrikapı'ya gelmiş, burada çok kesif bir vatandaş toplu­luğu Başvekilimizin bulunduğu otomobilin etrafını sararak durdurmuş ve büyük tezahürat yapmıştır. Bu ara­da  kurbanlar  kesilmiştir.

Başvekilimiz Adnan Menderes, halkın bu tezahüratı üzerine otomobilden inerek kendilerini selâmlamıştır.

Havanın kararmış ve esintili ve muvasalatın gecikmiş olmasına rağmen, bütün güzergâh boyunca caddeleri iki taraflı doldurmuş bulunan vatandaş­lar Başvekilimizin ve refakatindekilerin bulundukları otomobil kafilesi geçtikçe kendilerini bir alkış tufanına boğmuşlar ve konfeti yağmuruna tut­muşlardır.

Kafile Yedikule, Topkapi yolu ile Çapa'ya gelmiş, burada caddenin iki ya­nında yer almış bulunan halk ve öğ­renciler Başvekilimizi şiddetle alkışla­mışlar, çiçekler atmışlar «Yaşa, var­ol, hoş geldin uğur getirdin nidaları ortalığı  çınlatmıştır.

Kafile Topkapı'dan Aksaray'a gelmiş, burada mevki almış olan İtfaiye ekibi siren çalmak suretiyle Başvekilimizi selâmlamış,  halk tezahürat yapmıştır.

Başvekilimiz her tarafta gittikçe artan sevgi tezahürleri arasında Beyazıt. An­kara Caddesi, Sirkeci. Köprü. Karaköy meydanı. Bankalar Caddesi. Şişhane. Tepebaşı İstiklâl Caddesi yoliyle Tak­sim Meydanına gelmiş. Burada mey­danı ve civarını hınca hınc doldurmuş olan vatandaşların ortalığı çınlatan al­kışları «Yaşa, varol, hoş geldin» nidalariyle karşılanmış ve selâmlanmıştır.

Başvekilimiz ve refakatindekiler ayni tezahürat arasında saat 20.10 da Park otele muvasalat   etmişlerdir.

— İstanbul:

İngiltereye yapmış olduğu seyahatten dönmekte bulunan Irak Başvekili Nu­ri Sait Paşa ve refikası, bu akşam saat 39.15 de Adana vapuru ile İstanbula gelmişlerdir.

Dost Irak Başvekilinin memleketimize gelişi  münasebetiyle vapurun yanaşacağı Galata Rıhtımı Irak ve Türk bay­rakları ile süslenmiş bulunuyordu.

Irak Başvekili Nuri Sait Paşa Galata Rıhtımında Başvekilimiz adına İstan­bul Valisi ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay, Irak'ın Türkiye Büyük­elçisi İbrahim Akif Valûsi, Bağdat Büyükelçimiz Orgeneral Muzaffer Göksenin, Garnizon Kumandanı Kor­general Necati Tacan, Protokol Umum Müdür Muavini Behçet Şefik Özdoğancı. memleketimizde bulunan Irak eski başvekili Erşed Paşa El Ömerî, Irak Başkonsolousu ve Konsolosluk erkânı  tarafından karşılanmıştır.

Adana'nın Galata Rıhtımına yanaşma­sından soonra. Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay. beraberinde Ira­k'ın Ankara Büyükelçisi, Bağdat Bü­yükelçimiz ve Garnizon Kumandanı olduğu olduğu halde, vapura çıkmış ve misafir Başvekile «Hoş geldiniz» diyerek Başvekilimiz Adnan Menderes'in şu mesajını takdim etmiştir:

Pek muhterem Irak Başvekili Nuri Sait Paşa Hazretlerine

İstanbul,

Güzel İstanbulumuza ayak basmakta olduğunuz şu anda zatı devletlerini şimdilik mecburen uzaktan dahi olsa, selâmlamak ve hemen mülâki olmak sevinci içindeyiz. Bu ziyaretin memle­ketlerimiz için hayırlı olması temen­nisiyle yakın arkadaşım Hariciye Vekilimiz Fuat Köprülü ile birlikte zatı devletlerine hürmet ve muhabbetleri­mizi arzeyleriz.

Adnan Menderes

Bundan sonra gemiden inen misafir Irak Başvekili, Rıhtımda yer almış bu­lunan polis müfrezesini teftiş etmiştir.

Müteakiben kapısı Türk ve Irak bayraklariyle süslenmiş bulunan şeref salonuna girilmiş ve burada misafir Baş­vekilin refikalarına, Hariciye Vekilimizin refikalar: tarafından bir buket verilmiştir.

Misafirler Yolcu Salonundan doğruca Vali Konağına gitmişlerdir.

Bundan sonra kürsüye gelen profe­sör V. Lambert su konuşmayı yap­mıştır.

(Göstermiş olduğunuz ulvi heyeca­na teşekkür ederim. Medeniyet Allahın kendisine verdiği kabiliyetleri im­kânlar nisbetinde inkişaf ettirmeğe kadir olmaktır. Biz Amerikalılar Türkiyeyi bu çeşit medeniyetin ve hürri­yet anlayışının hâkim olduğu en bü­yük ülkelerden biri olarak tanıyoruz. Biz sizin doğuda kurulacak üniversi­te için meydana gelen bu heyete gu­rurla yardım etmek vazifesini üzeri­mize almakla büyük şeref duyuyoruz. Türklerin ileri adım atmaktaki ham­lelerinin hayransız. Memleketinizin tealisi için bu üniversite birinci dere­cede amil olacaktır. Sözlerimi burada behsettiğiniz Amerikalı halk üniver­sitelerine getiriyorum. Amerikadaki bu üniversiteler halkın heyecanlı ta­lebiyle kurulmuştur. Bu üniversiteler halkın problemleriyle meşgul olmak­tadır. Halkla işbirliği yaparak prob­lemleri çözmektedirler. Ziraat, tıp, veteriner, hukuk gibi mesleklerde halka rehberlik etmişlerdir. Halk üniversiteleri daima halkla beraber ça­lışmış ilmi eğitim borsası gibi işlemiş­tir. Halk eğitim teşkilâtı olmuştur. Bu üniversitelerin gelişmesi 90 senelik bir çalışmadan sonra meydana gelmiştir. Türkiye'dekilerin bu ruh kuvvetiyle Atatürk'ün ismine lâyık bir şekilde kısa zamanda gelişebilece­ğine eminim»

Erzurum Lisesi izcileri Nebrasca üniversitesine bir kupa ile bir de arma hediye etmişlerdir. Ayrıca Erzurum tarihi müellifi A. Şerif merhumun kı­zı babasının bir eserini Amerikalı pro­fesörlere hediye etmiştir.

Gece heyet âzası şereflerine et kom­binası lokalinde Gazeteciler Cemiyeti ile Ticaret Odası tarafından bir kok­teyl verilmiştir.

Heyet bugün saat 16 da otomobillerle Ankara'ya müteveccihen hareket et­miştir.

İstanbul Şehir hattı vapur ücretlerine yapı­lan zammın, Başvekilimizin müzaheretiyle makul hadde indirilmesini İs­tanbullular büyük bir memnuniyetle karşılamışlardır.

Bu münasebetle, İstanbulluların, his­siyatlarına tercüman olarak Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay, Başvekil Sayın Adnan Menderes'e bugün şu telgrafı göndermiştir:

İstanbul Şehir hatları tarifelerinde yapılan zamların makul hadde indirilmesi yo­lunda ibraz buyurduğunuz büyük mü­zaheret, bugün İstanbul halkı tara­fından sevinç ve şükranla karşılan­mıştır. Belediye Reis Vekili sıfatiyle hemşehrilerimin bu hislerini derin saygılarımla arzederim.»

14 Ekim 1954

 

— Gelibolu :

Pamir seferberlik tatbikatım takip et­mek üzere Gelibolu'da bulunan gaze­teciler, dün, geceyarısına yakın bir saatte aniden, 40 ıncı piyade alayının Cevizli köyü civarındaki Seferi Or­dugâhını ziyaret ettiler. Gecenin bu ilerlemiş saatinde, alay ordugâhına iki kilometre mesafede emniyet tedbirle­ri almış bulunan ellerinde makinalı tüfenkli nöbetçiler, jiplerimiz durdurdurdular ve parola sordular. Parolayı verdikten sonra geçmemize müsaade edildi. Daha bir müddet yol aldıktan sonra alay ordugâhına vardık. Bu­rada da bizden parola soruldu. Gelişi­miz tamamiyle habersiz olduğundan evvelâ etrafta gizlenmiş nöbetçiler­den başka kimseyi göremedik. Kısa bir müddet sonra Kumandan Vekili Yarbay Hayrettin Davran, bizleri kar­şıladı ve ordugâhı gezdirdi.

Harekât çadırında alayın durumu ve alaya yeni iltihak eden yedek subay ve erler hakkında bizlere lâzımgelen izahat verildi. Bu izahata göre, Gelibolu dahilinden ve civarından dün geceyarısına kadar  gelenler  müretteb birliklere verilmişlerdir. Harekât çadırında dün öğleden sonra alaya ilti­hak eden bir yedek teğmen, vazife görmekte idi. Müteakiben 9 uncu bö­lük gezildi, tam saat 23.30 da alamı verildi. O anda yataklarında yatan bölük mensupları 8 dakika kadar kı­sa bir zaman içinde silâh ve teçhizatı ile içtima yerinde idiler. Alayın tesislerinin gezilmesini müteakip Geliboluya dönüldü. Basın mensupları, hu ziyaretlerinden mükemmel intiba­lar  edinmişlerdir.

Balıkesir ve Çanakkale vilâyetleri ile bunlara bağlı kazalardan Pamir se­ferberlik tatbikatı için silâh altına alınan yedek subay ve erlerin ilk gru­bu be sabah saat 5 te Çanakkale'den Geliboluya geldiler ve iskelede mera­simle karşılandılar. Bu karşılama da kolordu ve tümen kumandanları İle müşahitler hazır  bulunuyorlardı.

Başta bandosu bulunan bir merasim bölüğü. 40 ıncı piyade alayına ilti­hak edcekleri selâmladı. Karaya çı­ran erler, sevk merkezine götürüldü­ler ve burada sıhhî muayeneye tâbi tutuldular. Bu muayene sırasında aşı ve kan gruplarının ayrılması yapılıyordu. Bunu müteakip şubelerince giydirilmiş erlere, görecekleri vazi­felere göre silâh ve teçhizat verili­yordu. Onar kişilik gruplar halindeki erler sıra ile matara ve ekmek tor­balarını, palaska v.e kütüklüklerini arka çantalanna sınıfına göre kazma kürek veya makasını, çadırını miğfe­rini, tabancasını, makineli veya piya­de tüfeklerini alıyor ve bunları ku­şandıktan sonra birliklerine katılmak üzere motorlu vasıtalarla sevkediliyorlardı. Bütün bunlar fevkalâde bü­yük bir intizam içinde ve küçük bir aksaklık vukubulmadan icra kılın­dı.

Seferberlik tatbikatı muvaffakiyetle devam etmekte ve muhtelif yerlerden gelen yeni kafileler, birliklerine ka­tılmaktadırlar.

— Gelibolu :

Şehit Albay Nuri Pamir'in hâtırasına izafeten yapılan Pamir seferberlik tatbikatının ikinci günü de hararetli bir şekilde cereyan etmiştir.

Sabah saat 8 de Çarakkale yolu ile Geliboluya gelen erlerin birinci kıs­mının seferber olma yerindeki son mua­yeneleri yapılmış ve silâhlariyle diğer teçhizat verildikten sonra kırkın­cı piyade alayındaki yerlerine gitme­leri sağlanmıştır. Bu sabah Gelibolu­ya gelen erler bir harb vukuunda kır­kıncı piyade alayı hangi vazifeleri göreceklerse hâlen o vazifelerine baş­lamış bulunmaktadırlar.

Seferber olma yerinde bu işler yapı­lırken Gelibolu Ordu evi salonunda da saat 10.30 da tümen komutanı tüm­general Hilmi Belen ve Tümen ve Natodan gelen misafirlerle gazetecilere Pamir seferberlik tatbikatı hakkında geniş ölçüde izahat verilmiştir.

Bu izahatta. 650 sene evvel ilk defa geçirdiği safhalar ve Türk Ordusunun seferberlik durumunu anlatılmıştır. Pa­mir seferberlik tatbikatı ile yeni bir seferberlik usulünün tatbik edildiği belirttilmiş ve bu usulle Ankaradan verilen bir emirle şubelerce seferber edileceklere en kısa vasıtalarla haaber verildiği seferberlik haberini alanların en fazla altı saat içinde şube­lere müracaat ettikleri, buradaki mua­melelerini yaptırıp muayene ve temiz­liklerini müteakip giydirilerek iltihak edecekleri kıt'alara gönderildikleri an­latılmıştır. Buna göre tebligatı alan her vatandaş şubeye müracaat ettiği andan çok kısa bir zaman sonra birliğine iltihak edebilmektedir. Eski­ye nazaran tamamen farklı olan bu husus da bu seferberlik sisteminde şa­hısların ismen seferber edilmeleri­dir.

Öğleden sonra kumandanlar, müşa­hitler ve gazeteciler Eceabad'a gide­rek Eceabad askerlik şubelerinde ye­ni şekilde yapılan seferberlik işleri görüşülmüş ve ilgililer tarafından iza­hat verilmiştir.

16 ekim günü nihayete erecek olan bu tatbikatın şimdiden büyük bir ba­şarı sağladığını Nato'ya mensup mü­şahitlerde açıkça bildirmektedirler. Yarın son kafile Çanakkaleden gele­cek ve müşahitler kırkıncı piyade alayı hâlen karaya ve denize karşı bü­tün korunma tedbirlerini aldığı gibi herhangi bir atom taarruzuna maruz kalırsa kolaylıkla korunabilmek için altı kilometre derinlikte ve altı kilo­metre genişlikte bir sahaya yayılarak konaklamış   bulunmaktadır.

15 Ekim 1954

 

— Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı Anadolu Ajansına şu beyanatta bu­lunmuştur:    .

«Çeltik müstahsilini korumak, çeltik istihsalini arttırmak ve bu suretle el­de edilecek fazla istihsalin, memle­ket ihtiyacından artacak kısmını ih­raç etmek suretiyle döviz sağlamayı uygun mütalâa eden Vekâletimiz Toprak Mahsulleri Ofisine, İstanbul, İzmir, İskenderun, Samsun, Diyarba­kır, İğdır, Antalya, Tosya, Boyabat, Osmancık, Beypazarı, Kızılcahamam, Marag, Adana, Ceyhan ve Sinop'to pi­rinç mubayaası vazifesini vermiştir.

Ofisçe satın alınacak pirinçler yetiş­tirildikleri mıntakalara ve vasıflarına göre  üç  grupta  mütalâa edilmiştir:

— Daha   ziyade  Trakya  mıntakasında yetişen ve dış pazarlardan kolayca ve  yüksek  fiatla  müşteri  bulabilecek olan lüks pirinçler,

— Evsaf  bakımından  lüks  pirinçler­den biraz  daha dûn olmakla beraber yine hariçte müşteri bulabilmek im­kânı olan  yayla  pirinçleri.

3—Daha fazla memleket içinde is­tihlâk olunan sıra ikincilere, 85, üçüncülere 70 kuruş baş fiat ödene­cektir.

Ofis tarafından birinci sınıf pirinçlere S5, ikincilere 85, üçüncülere 70 ku­ruş baş fiat ödenecektir.

Bu baş fiattar yabancı meddesi, kırı­ğı ve ham danesi sıfır olan pirinçlere tatbik edilecektir. Kırık dane ve ya­bancı madde  nisbeti   arttıkça  fiatlara birinci sınıfta 88.3 kuruşa kadar ikinci sınıfta 78 kuruşa kadar, üçüncil sınıfta 64.2 kuruşa kadar, tenzilât yapılacaktır. Alım muamelesi iç mer­kezlerde yapıldığı takdirde ayrıca en yakın istasyona veya limana kadar nakliye  ücreti  tenzilâtı  yapılır.

Bilhassa ihraç maksadiyle satın alı­nacak olan lüks pirinçlerde kırık ve ham dane nisbeti yüzde onu, diğer pi­rinçlerde ise yüzde onbeşi geçmiyecektir.

—  İstanbul :

Bir haftadan beri hükümetimizin da­vetlisi olarak memleketimizde bulu­nan dost Irak Başvekili Nuri Sait Pa­şa beraberinde Irak Temyiz Reisi Sa­mi Tatar, Irak Ataşemiliteri ve Elçi­lik Erkânı olduğu halde bugün saat 11.30 da Metris Baştabya mevkiinde C6 cı tümenin yaptığı «Karaemine» tatbikatında hazır bulunmak üzere Başvekilimiz Adnan Menderes, Baş­vekil Yardımcısı ve Devlet Vekili Fa-tin Rüştü Zorlu, Millî Müdafaa Ve­kili Ethem Menderes, Hariciye Veki­li Prof. Fuat Köprülü, İşletmeler Ve­kili Fethi Çelikbaş, Başvekâlet müs­teşarı Ahmet Salih Korur, İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay, İstanbul Emniyet Müdürü ile birlikte Davutpaşa kışlasına gelmişler ve burada yapılan geçit resmi­ni takip ettikten ve yemekhane, fı­rın ve yatakhane gezildikten sonra tatbikat mevkiine hareket eylemişler­dir.

Irak Başvekili ve Vekillerimiz tat­bikat sahasında Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel, Erkânı Harbiye İkinci Reisi Korgeneral Rüştü Erdelhun, Hava "Kuvvetleri Kumandanı Korgeneral Fevzi Uçaner, Deniz Kuvvetleri Ku­mandanı Koramiral Sadık Altıncan, İs­tanbul Garnizon Kumandanı Korgneneral Necati Tacan, Birinci Ordu Mü­fettişi Korgeneral İ. Hakkı Tunaboylu, Deniz Eğitim Kumandanı Tümami­ral Fahri Korutürk, Marmara ve Boğaz lar Deniz Kumandanı Koramiral Rıd­van Koral, harta akademileri Kumanda­nı Orgeneral Fevzi Mengüç, harekât dairesi müdürü tüm general Namık Ar-güç ve Muhtelif kara, ve deniz birlik­lerine mensup 40 general ve yüksek rüt­beli  subay   tarafından   karşılanmışlar

16 Ekim 1954

 

— Gelibolu :

Başında bando bulunan bir ihtiram kıtası teftiş ediltikten sonra direğe merasimle Irak ve Türk bayrakları çekilmiştir. Bundan sonra harekâtı ta­kip etmek üzere misafirlere tahsis edilen harekât çadırına gidilmiş burada harekât dairesi müdürü Tümgeneral Namık Argüç tarafından harita üzerinde tatbikat hakkında malûmat verilmiştir.

Bunu müteakip jet uçaklarının mefruz düşman mıntakasına pike uçuş­lar yaparak attıkları hakikî bomba, mitralyöz ve yangın bombaların hü­cumları ve yalın kılınç süvarilerin düşman safasına hücumları takip et­miştir.

Amerikalı müşahitlerin de bulundu­ğu ve hakiki bir harp maznarasını an­dıran tamamen yeni ve hakikî silâh­ların kullanıldığı bu tatbikatta bü­yük bir basan ile saat 13.00 de ni­hayete ermiştir.

Tatbikat sahasından ayrılışlarında dost İrak Başvekili 68 cı tümenin şe­ref defterine şu satırları  yazmıştır;

«66 cı fırka kıt'alarının yeni silâh ve techizatiyle yaptıkları tetbikat Türk ordusunun, ne kadar büyük iler­lemeler yaptığına pek büyük bir de­lildir. Allahtan muvaffakiyetler di­ler ve bu yolda ilerlemelerini ümit ederim.»

Başvekilimiz de kahraman Türk or­dusu hakkındaki intibalarını şeref defterine şu satırlarla belirtmiştir:

Tarihi emsalsiz şan ve şerefle dolu. olan en aziz varlığımız Türk ordusu­nun bugün vasıl olmuş bulunduğu se­viyeyi iftaharla müşahede etmekte­yiz. Bu durum çok yakın gelecekte ordumuzun erişeceği en yüksek takamül seviye ve derecisini de vuzuhla müşahede etme fırsatını vermekte­dir. »

Ordumuza milletçe itimadımız, ona karşı beslediğimiz muhabbet kadar engindir.»

Kore silâhlı kuvvetlerimiz tugay ko­mutam iken şehit düşen albay Nuri Pamir'in adına izafeten dört gündenberi yapılmakta olan «Pamir» seferber­lik tatbikatı bugün öğle Üzeri büyük bir başarı ile sona ermiştir.

Bilindiği gibi 12 ekimde verilen Karaboğalar alarmı ile 12-13 ekim gecele­ri saat 24.00 de Pamir seferberlik tat­bikatı başlamış bulunuyordu. O gece verilen alarm emrinde 1931 doğumlu­lardan 40 ıncı Piyade Alayında vazife alacak erlerin isimleri ve vazifeleri 'bil Giriliyordu.

Tatbikat sahasında bulunan Çanakkale ve Balıkesir vilâyetleri ile bu vilâyet­lere bağlı 12 kaza askerlik şubelerine bağlı erat, tebligatı aldıkları andan iti­baren şubelerine müracaatla en kısa yoldan 40 ncı Piyade Alayının bulun­duğu Gelibolu'ya sevk edilmişlerdir. Diğer taraftan 40 ıncı Piyade Alayınca seferber olmaya çağırılan yedek assubaylar da çok kıza zamanda birlikleri­ne iltihak etmişlerdir.

Pamir seferberlik tatbikatı münasebe­tiyle silâh altına çağrılan yedek asteğ­menlerle, erler 13 gün kadar kısa bir zamanda Gelibolu'ya gelmişler, seferber olma yerinde son muameleleri ya­pılmış ve teçhizatı verilecek günü gününe 40 ıncı Piyade Alayına iltihak etmişlerdir. Bu kadar kısa bir zaman­da tek bir' noksan olmadan seferber duruma gelen 40 ncı Piyade Alayı bu sabah, verilen alarm üzerine seferber­lik müddetince bulunduğu seferi or­dugâhtan muhayyel bir muharebe hat­tına doğru hareket etmiştir.

40 mcı Piyade Alayının seferi ordugâ­hından hareketinden önce Pamir seferberlik tatbikatı münasebetiyle silâh altına çağrılan yedek subay ve erlerden ilk olarak 40 ncı piyade alayına iltihak eden yedek assubay Hasan Güngör ile er Lâtif Karagöz'e Erkânı Harbiyei Umumiye Reisliğince gönderilen hediye­lerin tevziine başlanmıştır. Bu tören­de başta Alay Sancağı olduğu halde 40 ncı Piyade Alayı ve ağırlıkları ile Pamir tatbikatını takip etmekte olan Üçüncü Kolordu Kumandanı ve Başha­kem Korgeneral Fazıl Bilge, Dördüncü Kolordu Kumandanı Tümgeneral Ragıp Gümüşalpla, Tümen Kumandanı Tümgeneral Hilmi Belen, hakem heye­ti, Nato'dan gelen generaller, subaylar ve müşahitler, Yugoslav askerî heyeti ile basın mensupları hazır bulunmuş­lardır.

Tümgeneral Ragıp Gümüşpala'nın kı­sa bir hitabesini müteakip hediyeler Baş Hakem Korgeneral Fazıl Bilge tara fandan assubay Hasan Güngör ile er Lâtif Karagöz'e verilmiştir.

Müteakiben alay hareket etmiş ve saat 11.30 da Gelibolu Orduevinde Pamir tatbikatının tenkidi yapılmıştır.

Büyük bir başarı ile sona eren Pamir tatbikatı hakkında baş hakem, korge­neral Fazıl Bilge, Anadolu Ajansı mu­habirine şunları söylemiştir:

Bu tatbikat hakikaten çok iyi hazırlanmış ve iyi bir şekilde tatbik edilmiş ve büyük istifadeler sağlanmıştır. As­kerî hazırlığın en mühim merhaleleri­ni teşkil eden seferberlik işinin ne kadar iyi tertiplenmesi lâzım geldiğini Pamir tetbikatı neticesinde bilfiil gördük ve büyük faideler elde ettik. Türk ço­cuğunun vatan müdafaası izinde ne kadar hassas olduğunu, çığırdan bütün mevcudun kısa bir zamanda icabeti ile bir kere daha anladık, bu da istikbale olan inancamızı büsbütün arttırmakta­dır»

Tatbikatı takip etmekte olan Nato mensubu generaller ve kumandanlar da tatbikat hakkındaki hayranlık ve tekdirlerini bildirmişlerdir.

Pamir seferberlik tatbikatına katılan yedek ve erlerin terhisine bugün öğ­leden sonra başlanmıştır.

17 Ekim 1954

 

— Ankara :

Ankara Gazeteciler   Sendikasının   ilk genel kurul toplantısı bugün saat 15 te Kızılay Genel Merkezinde yapılmış­tır. Gündem gereğince kongre başkan­lığına Sabahattin Sönmez, ikinci baş­kanlığına Cemal Sağlam ve kâtiplikle­re de Oktay Ekşi, Erol Ülgen ve Fah­rettin Gülseven seçildikten sonra sen­dika nizamnamesi okunarak bazı tadi­lâtla kabul edilmiştir. Müteakiben di­lek ve temenniler dinlenmiş ve yeni idare heyeti, haysiyet divanı ve murakipler seçimi yapılmıştır.

İdare heyetine Emin Karakuş, Adviye Fenik, Erdoğan Ulus, Sabahattin Sön­mez, Yılmaz Çetiner, Nihat Subaşı ve Mehmet Kemal, haysiyet divanına Mü­cahit Topalak, Cemal Sağlam ve Nail Mutlugil, murakıplıklara ise Dündar Arcayürek İle Hüseyin Avni Sosyal se­çilmişlerdir.

— Ankara :

Reisicumhur kupası koşusu bugün Öğ­leden sonra Şehir Hipodromunda ya­pılmıştır.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile ve­killer, mebuslar, kordiplomatik ve seç­kin bir davetli kütlesiyle kalabalık se­yircilerin hazır bulunduğu bu koşuyu Wiiliam Giraud'nun Luter'i kolaylıkla kazanmıştır. Günün programında dör­düncü koşuyu teşkil eden kupa koşusu­na altı saf kan İngiliz atı iştirak etmiş­tir. İkinciliği Arda, üçüncülüğü de Pla­tin isimli atlar kazanmıştır.

Koşudan sonra Reisicumhurumuz Ce­lâl Bayar, koşuyu kazanan at sahibi William Giraud'yu şeref tribününde kabul etmiş ve kendisini tebrik ede­rek kupayı vermiştir.

Reisicumhurumuz, Hipodroma geliş ve ayrılışlarında çok kalabalık halk top­luluğu tarafından coşkun sevgi tezahüratiyle karşılanmış ve uğurlanmıştır.

— İstanbul :

Hükümetimizin davetlisi olarak İstanbul'da bulunan dost Irak Başvekili Nu­ri Sait Paganın bugün saat 13.30 da ya­pacağı basın toplantısı yarın sabah sa­at 10.00 a tehir edilmiştir.

Ekselans Nuri Sait Paşa, yarın istira­hat ettikten soma salı sabahı bir uçak­la, Bağdat'a müteveccihen Yeşilköy hava meydanından merasimle uğurla­nacaktır.

—İstanbul :

Türk - Pakistan Erkânı Harbiyei Umumiye Reislikleri arasında ihzari gö­rüşmelerde bulunmak üzere, bir müd­det evvel Ankara'ya gelen, Pakistan askerî heyeti bu sabah saat 10.30 da uçakla İstanbul'a muvasalât etmiş ve hava meydanında askerî erkân tarafın­dan karşılanmıştır.

Heyet Pakistan Erkânı Harbiyei Umu­miye İkinci Reisi Yahya Han riyase­tinde sekiz kişiden müteşekkildir.

— Bünyan :

Dün akşamdan beri Kayseri'nin misa­firi bulunan Büyük Millet Meclisi Re­isi ve Kayseri fahrî hemşehrisi Refik Koraltan bugün öğleden .evvel Hisar­cık, Kıranardı ve Endürlük köylerini ziyaret etmiş ve vatandaşlarla hasbıhalde bulunarak dileklerini tesbit et­miştir.

Öğleden sonra beraberinde Kayseri mebusları, Kayseri Valisi ve 5 inci Yurtiçi Bölge Kumandanı olduğu hal­de Bünyan'a gelen Meclis Reisimiz, ka­za hududunda kaymakam, belediye ve partiler reisleri ile kalabalık bir va­tandaş topluluğu tarafından karşıla­nan Meclis Reisimiz Refik Koraltan halkı selâmlıyarak belediyeye gelmiş­tir. Bir müddet istirahatten sonra ken­disini meydanda toplu bir halde bekliyen Bünyanlılara veciz bir hitabede bulunan Meclis Reisimiz. Kayseri'nin fahrî hemşehrisi payesinin kendisine bahşedilmiş olmasından duyduğu memnuniyeti bir kere daha belirttikten son­ra kendisine ve arkadaşlarına karşı gösterilen samimî alâkaya teşekkür ederek memleket meselelerinden bahset­miş ve sözlerini şöyle bitirmiştir:

«İftiharla söyliyebilirim ki itimadınıza mazhar olarak işbaşında bulunan hü­kümetinizin asıl hedefi Türk milleti­nin refah ve saadetin: kısa zamanda temin için çalışmaktır.

İstiklâl harbi ve demokrasi mücadele­sinden sonra yeni bir kalkınma hamle­si içinde bulunuyoruz. Bu üçüncü saf­hadır ki, bunun adı kalkınma safhası ve mücadelesidir. Bu mücadeleyi de Türk milleti ile topyekûn elele vererek kısa zamanda hedefe ve zafere ulaştı­racağız.

Hepinizi muhabbetle selâmlarım.»

Meclis Reisimiz bu konuşmasını müte­akip Sümerbank Bünyan Yünlü Men­sucat Fabrikasını ziyaretle fabrikanın çalışmalarını yakından tetkik etmiş ve işçilerle hasbıhalde bulunarak dilek­lerini tesbit eylemiştir.

18 Ekim 1954

 

— İstanbul :

Bir müddettenberi hükümetimizin mi. safiri bulunan Irak Başvekili Nuri Sa­it Paşa, bu sabah saat 10 da Vali kona­ğında bir basın toplantısı yapmışta.

Irak Başvekili daha ziyade harici me­selelere temas edeceğini ve harici me­selelere dair sorulan sualleri cevaplan­dıracağını söyledikten sonra konuşma­sına şöyle devam etmiştir:

«Irak'ın dahili işlerine ait suallerinizi burada cevaplandırmıyacağını, çünkü yakında İstanbul Valisi ve profesörler­den müteşekkil bir heyet Irak'ı ziya­ret edecektir, bu arada gazetecileri de davet edeceğiz. Memleketimize geldi­ğiniz zaman burada sormak istediğiniz suallerin cevaplarını Irak'ı daha yakın­dan görmek ve tanımak suretiyle bu­lacaksınız.

Harici mevzulara dair meseleleri, bü­tün şümulü ile kavnyabilmek için üç mühim noktada izah edeceğim.

Irak Başvekili bundan sonra Türkiye -İrak münasebetlerini ele alarak sözle­rine şöyle devam etmiştir:

Türkiye ve Irak'ın birbirlerine karşı olan samimi dostluk münasebetlerini ve an'anevî bağlılıklarını izaha lüzum yoktur zannederim.

Irak kendi varlık ve selâmetini daima Türkiye ve İran'ın varlık ve selâme­tinde bulmaktadır.»

Bu arada Irak'ın Arap Birliğinde de âza olması dolayısiyle Arap memleket­leri ile işbirliği yapmakta olduğunu ifade eden Nuri Sait Paşa, bundan son­ra Arap memleketlerinin müşterek ha­rici siyasetlerine temas etmiş ve demiştir ki :

1949 ve 1950 yılları Arap Devletleri Birliği toplantılarında bütün Arap memleketleri mümessilleri, üç sual karşısında kaldılar ve bunların cevaplan üzerinde biraz sonra izah edeceğim müşterek kararlara vardılar.

Sualin birincisi şu idi: Arap Birliği devletlerinin, komünist blokuna dahil devletlerle işbirliği yapmasına imkân var mıdır?

Şu suale müttefikan şu cevap verildi: Arap devletleri komünist rejimini ka­bul etmedikleri, yani Kremimin boyun duruğu altına girmedikleri takdirde bu grupla işbirliği yapmanın imkânı yok­tur.

İkinci sual, Arap devletlerinin kendi başlarına Doğu ve Batı devletlerine karşı bitaraflık politikasını takip etme­lerine imkân var mıdır? şeklinde idi. Bu sual karşısında şu cevap yine müt­tefikan verildi: Arap devletleri bitaraf­lıklarını muhafaza edebilecek kuvve­te sahip değillerse, bitaraflık politika­sı masal ve hayalden ibarettir.

Üçüncü sual Arap  devletlerinin  Batı devletleri ile işbirliği yapıp yapamıyacağına dairdi, buna da şu cevap veril­di : Süveyş Kanalı ve Filistin mesele­leri Arap memleketlerini tatmin ede­cek münasip bir hal çaresine bağlanır­sa, bütün Arap devletleri Batı ile işbir­liği yapılabileceğine kani bulunmakta­dırlar. »

Bundan sonra Süveyş ve Filistin me­selelerine temas eden Nuri Sait Paşa sözlerine şöyle devam etmiştir:

Mısır İngiltere ile Süveyş mevzuun­da yaptığı anlaşmada, Türkiye ve Arap memleketlerine vaki olacak her hangi bir taarruza karşı Süveyş Kanalı üssü harbisinden istifade edilmesini kabul etmiş ve bu suretle Süveyş meselesi hallolmuş bulunmaktadır.

Mısır hükümetinin, Türkiye'nin selâ­metini koruyacak bu tedbiri kabul etmesi ve alması Irak tarafından mem­nuniyetle karşılanmış ve tasvip olun­muştur.

Bu arada Filistin meselesine dair bir suali cevaplandıran Irak Başvekili şöyle demiştir :

«İsrail devleti 1950 yılında Arap dev­letleri ile sulh yapmak üzere bir teşeb­büste bulundu. O vakit Arap devletleri mümessilleri, İsrail hükümetinin Bir­leşmiş Milletlerin Filistin hakkında al­mış olduğu kararlan kabul etmedikçe bu sulhun tahakkukuna imkân olma­dığı neticesine varmışlardır.

İsrail ise Birleşmiş Milletlerin Filistin hakkındaki kararlarını kabul etmemektedir.»

Bundan sonra Irak Başvekili hüküme­tinin umumî siyaseti üzerinde durmuş ve şöyle devam etmiştir:

«Başvekâleti kabul ederken dış siyase­te dair üç maddelik program ileri sür­düm ve Irak halkının karsısına bu programla çıktım.

Ümit ederim ki, Irak halkı programımı tasvip ve beni teyit etti.

Dış siyasete taallûk eden bu üç mad­delik programı şu esaslar dahilinde hülâsa edebilirim:

— İstanbul :

 Amerikalı tanınmış amme hukuku prf. Aenörü Mr. Dimock, başka bir vazife deruhte etmek üzere Amerikaya davdet etmiş bulunmaktadır.

Dünya Sağlık Teşkilâtının, «Ekip ha­linde hemşirelik hizmetinin ifası» hak­kındaki semineri, merkezi ve Güney Avrupa ile Kuzey Afrikadan 11 mem­leket temsilcilerinin iştirakiyle bu sabah Yeşilköyde açılmıştır.

Toplantıyı hükümetimiz adına ve Sıh­hat ve İçtimaî Muavenet Vekili namı­na Dr. Nail Karabudak anmış v.e dele­gelere hoş geldiniz dedikten sonra, memleketimizde halk sağlığı için yapı­lan çalışmalar ve kaydedilen terakki­ler ile hemşirelik hizmetlerinin görül­mesi hakkında geniş malûmat vermiş­tir.

Müteakiben İstanbul Valisi adına konuşan Vali Muavini Nafi Tamer, semi­nere başarılar dilemiştir.

Bundan sonra Türk hemşirelerinden Esma Deniz, Fransız bölgesi bürosu müdürü Dr. G. Montus ile R. Dreyer söz almışlar ve bu toplantının memle­ketimizde yapılmasını sağlıyanlara ve hükümetimize teşekkürlerini bildir­mişlerdir.

20 ekime kadar devam edecek olan bu seminerin esas teması hastahane hem­şireliği hizmetlerinin birbirine yakın­laştırılması ve aradaki münasebatın tanzimi olacaktır.

Seminere her memleketten bu sahada tanınmış bir doktorla 2 kıdemli hem­şire ve Dünya Sağlık Teşkilâtı sekreterleri katılmaktadırlar.

'Toplantıda temsil olunan memleketler şunlardır :

Avusturya, Almanya, Yunanistan, İtal­ya, Fa?. Portekiz, İspanya, İsviçre, Tu­nus. Yugoslavya ve Türkiye.

 — Ankara :

iki yıldan beri memleketimizde Bir­leşmiş Milletler Teknik Yardım Kurulu Başkanlığını yapmakta olan Amerikalı Profesör Dimock'un yerine memleke­timizde vazife görecek olan Mr. Char­les Weitz bugün saat 16 da uçakla An­kara'ya gelmiş ve hava alanında Bir­leşmiş Milletler Teknik Yardım Heye­ti mensupları ile Ortadoğu Amme Ens­titüsü mümessilleri ve basın temsilci­leri tarafından karşılanmıştır.

Mr.Charles Weitz 1947 yılından beri Birleşmiş Milletler teşkilâtında vazife görmektedir.

— Develi:

Üç gündenberi Kayserinin misafiri bu­lunan Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi, hemşehrimiz Refik Koraltan bu sabah beraberinde Kayseri mebusları, Kayseri Valisi ve Besinci Yurtiçi Böl­ge Kumandanı olduğu halde Kay seri­den İncesuya gelmiştir. İncesuda ken­disini coşkun tezahüratla karşılayan vatandaşlarla belediyede bir müddet hasbihal eden Meclis Reisimiz, İncesu­luların dileklerini tesbit etmiş ve De­veliye müteveccihen İncesudan ayrıl­mıştır.

Buradan itibaren Develiye kadar bütün güzergâhtaki köylüler ve kasabalılar Meclis Reisimize müşterek bir arzu halinde bölgenin hayat şartlarını de­ğiştirecek büyük bir servet kaynağı olan 1 milyon dekarlık çorak ariziyi muhtevi «Sultansazı» bataklığının dört sene önce başlayıp küçük manilerle ge­ciken kurutulma işinin ele alınarak bi­ran evvel tahakkukunu beklediklerini arzetmisler ve çok yerinde olan bu dâ­valarının da diğer meseleler gibi en kısa yoldan intacının teminine delâleterini rica etmişlerdir.

Yol boyuna çıkan köyler hahîmın sev­gi gösterilerine mukabele eden Meclis Reisimizi kazamız kaymakımı, beledi­ye ve parti başkanı ile kalabalık bir vatandaş topluluğu kaza hududunda kaplamışlardır.

Develiye muvasalatında Meclis Reisimize görülmemiş derecede coşkun tezahürat yapılmıştır. Kasabaya müteaadid taklar kurulmuş, yeni yapılan asialt üzerine baştanbaşa halılar dö­şenmişti. Yol boyunca halkın coşkun tezahürat arasında ilerliyen Meclis Reisimizin yoluna gençler tarafından çiçekler atılmış ve kendisine buketler takdim edilmiştir.

Halkın candan sevgi gösterisi ve «Ya­şa varol nidaları arasında belediyeye gelen Meclis Reisimiz bir müddet meş­gul olduktan sonra kadın, erkek bin­lerce vatandaşa hitabetmiş, kendisine ve arkadaşlarına karşı izhar olunan bu samimi sevgi gösterisine şükranlarını ifadeden sonra memleketin umumi kal­kınması mevzuundaki çalışmaları kı­saca izah etmiş, Develinin vilâyet ol­ma arzusunun gerçekleşmesi için gere­kenleri yapacağını söylemiş ve ezcüm­le demiştir ki:

Gözlerinizden okuyorum. Beklediğini­zin cevabını siz zaten vermiş bulunu­yorsunuz. Kazanızın adını değiştirerek vilâyet olma arzusu içindesiniz. Gönüllerinizin asumana yükselen feryadını gözlerinizden okuyorum. Allah muradı­nıza kavuşturacaktır.

Yerinde, çok makul ve çok meşru iste­ğinizi arkadaşlarıma, Başvekile ulaş­tıracağım. Ben de diğer mebus arka­daşlarımla beraber millet çocuğu, hem­şehriniz ve mebusunuz olarak bunun gerçekleştirilmesi için hiçbir gayreti esirgemiyeceğim. Tarihini seven, işini seven, kalkınma hamleleri içinde mil­letin kendisine gösterdiği sevgi ve mu­habbete daha çok lâyık olmak yurdu­muzu her bakımdan mamur ve müref­feh kılmak için çalışanları böylece iç­ten inanç ve güvenle seven siz muhte­rem vatandaşların sevgilerine, sürekli itimadına mazhar olmanın gururu ve bahtiyarlığı içindeyiz. Böylece bir da­ha Develiye gelmiyeceğim. İnşallah 200 bin nüfusu bağrında toplayacak «Erciyes» vilâyetine kavuştuğunuz za­man hepinizi canıyürekten selâmlıyarak o günü tesit edeceğiz. Hepiniz sağ olun.» demiş ve bu sözleri sürekli al­kışlar içinde büyük tezahürata vesile olmuştur.

19 Ekim 1954

 

— Mersin :

İçel Narenciyecileri, bu sene, en yük­sek rekolteyi teşkil eden 271 milyon. 600 bin meyva ile piyasayı açmağa ha­zırlanmaktadırlar. Bu miktarın 167 milyonu portakal, 95 milyonu liman, 6-milyonu mandalina, 800 bini de grape fruit olarak tahmin edilmiştir.

Bu seneki ihracat esnasında en çok Al­manların portakal ve limon alacakları, anlaşılmaktadır. Bu hususta karşılıklı bir gayret sarfolunmaktadır.

Mahsulün hastalıksız ve bol, ihracat sı­rasında E. P. U. memleketlerine % 40,., E. P. U. harici memleketlere de % 25-prim hakkı tanınmış olması müstahsili ziyadesiyle memnun etmektedir.

Müstahsilin ambalâjlık kâğıt ve san­dık ihtiyacı da tamamen temin edilmiş­tir.

— Pınarbaşı :

Bir müddetten beri Kayserinin misafi­ri bulunan Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, beraberinde Kayseri mebusları, Kayseri valisi ve 5 inci Yurt içi Bölge Kumandanı olduğu halde, bu. gün Pınarbaşına gelmişlerdir.

Yol güzergâhında bulunan kasaba ve köyler halkı tarafından sevgi gösteri­leri arasında karşılanıp uğurlanan,. Meclis Reisimizi, Pazarören'de kaza Kaymakamı, Belediye Reisi, Demok­rat Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi kaza idare heyeti başkanlariyle üyele­ri, kazaya yakın mesafelerde de, yüz­lerce atlı karşılamıştır.

Kasaba methalinde bütün kasaba hal­kı aziz hemşehrilerini muhabbetle is­tikbal etmişler ve tezahüratta bulun­muşlardır. Bu arada küçük bir yavru Büyük Millet Meclisi Reisimize bir bu­ket çiçek taktim etmiştir.

Halkla birlikte yaya olarak Demokrat Parti kaza merkezine gelen Meclis Rei­simiz, meydanı doldurmuş bulunan vatandaşlara  hitaben  kısa  ve  veciz  bir konuşma yapmışlardır.

Öğle yemeğini Pınarbaşında yiyen Re­fik Koraltan, kazanın görülmeğe de­ğer yerlerini gezdikten sonra Kayseriye avdetlerinde Pazarören ilk öğret­men okulunu da ziyaret etmiş ve ken­disini karşılayan Öğretmen ve öğren­cilere hitabederek gördükleri nizam ve intizamdan duyduğu memnuniyeti ifa­deden sonra bu irfan müessesesinde kıymetli öğretmenlerin nezareti altın­da yetişerek yurt, bilhassa köy ve köy­lünün kalkınmasında alacakları büyük vazifenin kıymet ve kudsiyetini teba­rüz ettirmiş ve ezcümle demiştir ki:

«Ümitle dolu parlak bir istikbalin yolcusu olan sizler, kendinizden bekleneni vereceksiniz. Memleketimizde köy ha­yatında, yepyeni bir safha başlamıştır. Bugünkü iktidar köy hayatını her ba­kımdan cemiyetimize hazırlarken, siz­ler köy hayatının öncüleri, ışıkları, meş'aleleri olacaksınız. Çok çalışmak lâzım. Yürüyen yol alır. Çalışan mesaisinin mükâfatını görür. Her bakımdan sağlam kalmanın yolu kendinizi manen ayakta tutabilmektir. Türk milleti dü­rüst ve ahlâklıdır. Hepimiz fâniyiz, asıl hüner ebedi olmaktadır. Ebedi olu­şun yolu. yurdu ile milleti ile uğraşmak yoludur. Bütün medeni dünyanın güvendiği kahraman Türk milletinin baş­ları nurlu evlâtları olarak daima başarılı, faziletli, ahlâklı ve milletini, se­ven örnek bir tip yaratmanızı Allahtan dilerim. Hepiniz sağ olun.»

Meclis Reisi Refik Koraltan, berabe­rindeki zevatla geç vakit Kayseriye müteveccihen Pazarörenden hareket «etmiştir.

— İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes, bu gün saat 19.30 da Pakistan Erkânı Harbîyei Umumiye İkinci Reisi Tuğgeneral Yah­ya Han'ın başkanlığındaki heyeti Dolmabahçe Sarayında kabul etmiştir.

Bu kabul esnasında Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes de hazır bulunmuştur.

20 Ekim 1954

 

— Ankara :

Türk ve Avusturya ticaret heyetleri arasında. bir müddetten beri Viyana'da cereyan eden müzakereler sona ermiş ve Türk heyeti başkan Turgut Menemenci oğlu ile Avusturya heyeti hır­kanı Dr. Leitner tarafından imzalanan anlaşmaların meriyete girdiği öğrenilmiştir.

İki memleket arasındaki ticarî, iktisa­dî ve malî münasebetlerin daha geniş bir işbirliği çerçevesi içinde inkişafı ga­yesini güden bu anlaşmalarla, her sa­hada tam bir mutbakata varılmış bulun maktadır.

İmzalanan anlaşmalar meyanındaki Türkiye - Avusturya iktisadî ve teknik işbirliği protokolü gereğince iki memleket arasında bu sahalarda daha verimli bir işbirliği inkişaf ettîrilecek, Avusturya sanayi ve tekniğinin memleketimizdeki iktisadî ve sınaî kalkınana faaliyetlerine daha geniş mikyasta iş­tiraki sağlanacak ve ayrıca Avusturya hükümeti Türkiye'ye sınaî ve iktisadî techizat ihtiyaçları için 20 milyon dolarlık bir kredi temin edecektir. Bu kredi­nin yarısı doğrudan doğruya Avustur­ya hükümeti tarafından finanse edile­cek, diğer yarısı ise, gene Avusturya hükümetinin garantisi altında, hususî bankalarca temin olunacaktır.

Carî ticaretinin inkişafı mevzuunda va­rılan mutabakat neticesinde de Avusturyaya müteveccih ihracatımızın art­ması ve piyasamızın muhtaç olduğu Avusturya mallarının muntazaman şekil­de ithali mümkün olacağı ve bu anlaş­maların iki memleket ticaretine yeni bir gelişme yolu açacağı beklenmekte­dir.

— Ankara :

Yedek Subay Okulunun 40'mcı döne­mini bitiren piyade zırhlı birlik, muha­bere, ordu donatım asteğmenleri ile 37 nci dönem eğitimini bitiren yedek ta­bip, diş tabibi, eczacı ve 1 inci dönem sağlık asteğmenleri diplomalarını bu­gün saat 15 te piyade Yedek Subay Okulunda yapılan bir törenle alarak kahraman Türk ordusu saflarına katılmış­lardır.

Okul Kumandanı Tuğgeneral Ekrem Babacan'ın konuşmasından sonra 40 ıncı döneme mensup arkadaşları adına söz alan genç bir asteğmen heyecanlı bir konuşma yaparak arkadaşları ile beraber kahraman Türk ordusunun mukaddes ve asil saflarına katılmak­tan dolayı duydukları memnuniyet ve bahtiyarlığı belirtmiş, kendilerini ye­tiştiren bütün kumandan ve öğretmen­lerine teşekkür etmiştir.

— İstanbul:

İstanbul Teknik Üniversitesi yeni ders yılı, bu sabah saat 10.30 da üniversite Bin spor salonunda yapılan bir mera­simle başlamıştır.

Başvekil Adnan Menderes, Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü, mebuslar, Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Fahir Yeniçay, Teknik Üniversi­te Rektörü Prof. Mustafa Santur, Fa­külte dekanları, profesörler, askerî ze­vat, siyasî parti temsilcileri; üniversite öğretim üyeleri, davetliler ve salonu dolduran çok kalabalık bir talebe top­luluğu merasimde hazır  bulunmuştur.

Başvekil Adnan Menderes, beraberin­de Dışişleri Vekili Prof. Fuad Köprülü olduğu halde merasim salonuna gir­diği zaman talebelerin coşkun alkış ve tezahüratı ile karşılanmıştır. Talebe­lerden birinin, üzerinde «Kıbrıs Türktür» ibaresi yazılı bir rozeti Başvekil Adnan Menderes ile Dışişleri Vekili Prof. Fuad Köprülünün yakasına iliş­tirmesi, salonu dolduran talebelerle davetlilerin alkış ve coşkun tezahüra­tına vesile olmuştur. Başvekil ken­disine gösterilen sıcak sevgi ve mu­habbet gösterilerine talebeleri ve da­vetlileri selâmlıyarak mukabelede bu­lunmuştur.

Talebelerin alkışları arasında, Profe­sörlerle diğer öğretim üyelerinin sa­londaki yerlerini almalarından sonra hep beraber söylenen «İstiklâl Marşı» ile merasime başlanmıştır. Bundan sonra, açış konuşmasını ya­pan Rektör Profesör Mustafa Santur şunları söylemiştir:

«Yurdumuzdaki teknik öğretim fa­aliyetinin ilk defa sistemli bir tarzda, kuruluşunun 338 inci yılını, modern karakterdeki yüksek teknik öğretimin. 187 inci yılını ve Teknik Üniversite­mizin 11 inci ders yılını açmakla bah­tiyarım.

Geçen yıl içinde de üniversitemiz beş fakülte, yedi enstitü, dört kurum, ve bir teknik, okulu ile memleketimizin, her sahadaki kalkınma gayretlerine, ayak uydurarak birçok gelişmeler kaydetmiştir. Mevcut üniversite bina­larına iki kıymetli bina daha ilâve olunmuştur. Bunlardan biri tarihî Maç­ka Silâhhanesi, diğeri de eski jandar­ma okulu binası ile müştemilâtıdır.. Çalışmalarımıza ve inkişafımıza yakın, alâka gösteren ve her safhasında destekliyerek teşvif eden idare makam­larına şükranlarımızı arzetmek be­nim için zevkli bir vazifedir.

Geçen seneki öğrenci mevcudumuz. 2065, daha önceki mevcudumuz ise Itjöv idi. Anadalu Şark lehinize olmak üzere 188 dir. Geçen ders yılında 196 mezun vermiş bulunuyoruz. Bundan birkaç gün önce yapılan Ekim imti­hanları devresinde bu sayının 250 ye çıkacağını tahmin ediyorum. Bu se­ne yeniden kaydolunan 510 kişiyi de ilâve edersek öğrenci mevcudumuz. 2325 e yükselmiş olacaktır. Yeni açılan Teknik Okulumuzdaki Öğrenci sayısı ise bu sene 400 ü geçmektedir. Universitemiz bu artış temposunu da­ha birkaç yıl devam ettirerek yurdun. muhtaç olduğu sayıda mühendis ve yüksek mühendisi yetiştirmek eme­lindedir.

Sevgili öğrencilerim:

Yurdumuzun ekonomi bakımından mümkün olduğu kadar kalkınabilme­si ve halkımızın lâyik olduğu yüksek bir refah seviyesine ulaşabilmesi için ilmin ve tekniğin bugüne kadar va­sıl olduğu neticeleri benimsemek ve bu neticeleri hesaplı ve ölçülü bir şe­kilde kullanmak mecburiyetindeyiz. Bugün bu gayenin tahakkuku uğrunda gerekli bütçe, teşkilât ve program milletin emrine amade kılınmış, di­mağı ve vücudu ile bu işlerde çalışacak teknik elemanlara muazzam bir iş sahası hazırlanmıştır.

Ezcümle, büyük ve küçük şehirleri­mizden geçen güzergahlar boyunca demir ve kara yolları telgraf ve tele­fon hatları, büyük şehirlerimiz civa­rında hava meydanları, sahil şehirle­rimizde limanlar ve dalga kıranlar inşa edilmesini hedef tutan çalışmalar büyük Dırmiuşai kaimdedir. Bu sayede asırlardanberi askıda kalmış bulunan yurdumuzun münakale ve muvasala davası yönünden  naiıectil yoluna girmiştir.

Diğer taraftan mazisi Cumhuriyet devrinin modern gen gurnıyen Millî .tinausminizm tamamlanması için yurdun her tarafına barajlar kurulacaktır. Bu barajların ihtiyacı olan enerjiyi, sağlıyacak hidrolik ve termik santrallar meydana getiril­mektedir. Aynı zamanda zirai sularımızın artmadı ve toprak mansullerimizin yalnız kendi istihlakimizi karşılamakla kalmayıp ihraç malı haline de gelmesi için muhtelif teknik tedbirler alınmaktadır. Bu maksatla akar sularımız üzerinde regülatör ve ba­rajlar, sulanması gereken arazide ka­nallar ve arklar meydana getirilmek­tedir. Halkımızın toplu bir halde yaşadığı yerlerde sımıat ve rahatlık şartlarını mükemmelleştirmek üzere içme suyu, kanalizasyon v£ elektrik, tesislerinin, hastahane, dispanser ve doğum evlerinin, munteiıi idare, kültur ve temaşa tornalarının inşasına son birkaç sene içinde büyük bir hız verilmiş ve bu konudaki çalışmalar köylerin hudutları içine geniş, ölçüde intikal ettirilmiştir.

İşte bütün bu menfaatleri memleket için en hayırlı bir şekilde yürütmek, geliştirmek ve sonuçlandırmak için ilmin ve tekniğin ortaya koyduğu ha­kikat ve bilgilerle mücehhez eleman­ların vücudu şarttır. Sizler, istikbale yüksek mühendis ve mimarları, bu inşa ve imar seferberliği içinde ken­dinize düşen vazifeyi başarmak için yetişiyorsunuz. Bu millî dâvayı hal­letmeğe ahdetmiş olan Türk hükümeti sizin hizmetinizi dört gözle bekli­yor. Bu müessesede elde edeceğiniz mesleği, yurdun her Köşesinde, sizle­re ümidini bağlamış olan milletin nei'me olarak ua esneğe hazırlanmış, bizler için en mukaddes gaye Dudui. tıepınize  muvaffakiyetler  dilerim»

Rektörün konuşmasından sonra İstan­bul Teknik üniversitesi Talebe birliği Başkanı Hikmet Üarabay bir nı-tabeae bulunarak Teknik üniversitelerin memleketimizin kalkınmasındaki ro­lünü ve idari makamlar tarafından teknik elemanlara gösterilen yakın alakayı belirtmiş ve yem ders yılının başarılı olmasını temenni etmiştir.

Birlik Başkanı, konuşmasından sonra Rektör Profesör ivıusıaia bantura bu vermiştir.

Müteakiben talebelerin sürekli alkış­ları ve coşkun tezahüratı ile kürsüye, davet edilen Başvekil Adnan Mende­res kısa bir hitabede bulunmuştur:

«Çok muhterem profesörler, muhte­rem misafirler, çok sevgili öğrenci küçük. kardeşlerimiz» diyerek söze başlıyan Başvekil Adnan Menderes, insanların yetişmesinin, bilgilerinin ve görüş seviyesi ile manevi vasıtalarının geliştirilmesi olarak iki sahada da muvazi olması ile fin uygun şekilde temin edileceğini belirterek badece bilginin kifayet etmiyeceğim ifade et­tikten sonra memleketimizin şimdiye kadar görülmemiş bir şekilde kalkın­ma devresine girdiğini söylemiş ve konuşmasına şöyle  devam  etmiştir;

«Memleketin kalkınma hamlesi ile Teknik Üniversitenin, teknik eleman yetiştirmek hususundaki sür'ati mu­vazi gidiyor demek mümkün değildir. Teknik Üniversitenin senede verece­ği mezun adedi binlerle Ölçülmek icabeder. Memleketin her tarafında açıl­mış olan geniş iş sahaları genç teknik elemanları beklemektedir. Teknik Üniversitemizin her çareye başvura­rak, öğrenci sayısının arttırılması ve memleketin her tarafındaki ihtiyaç­larına cevap verilmesi icap etmekte­dir.

Bayındırlık  İşlerimiz  için  daha     çok para koymak imkânımız olduğu hal­de yol pjojesi su projesi ve sair pro­jeleri yapacak ve bunların tatbikatı­na nezaret edecek veya taahhüt su­retiyle bunları tahakkuk sahasına ko­yacak teknik elemanlara sahip ol madiğimiz irin faaliyetimiz mahdut kalmaktadır. Bunu nazarı dikkate âlarak Teknik Üniversitenin bütün fa­aliyetleriyle çalışması lüzumu kendini göstermektedir. bir üniversite kur­mak ve o üniversitenin tedris şebeke­sini, kadrosunu birden bire genişlet­mek, kolayca tahakkuk ettirilmesi ka-Tdii bir iş delildir. Bunun tahakkuku­nun öğretim kadrosuna zarurî tedbir ve masraflara muhtaç bulunduğunu takdir etmemek mümkün değildir.»

Başvekil konuşmasını şu cümlelerle bitirmiştir:

«Sevgili öğrenci arkadaşlarım,

Bugün Türkiye, her zamandan çok daha şiddetli bir ihtiyaç ve istivak içinde koflarını açmış, sizleri bekle­mektedir. İlerleme yolunda olan Tür­kiye, gizlerin ellerinizde çok daha kuvvetli bir hız bulacaktır.

Hayatta muvaffak olmanız ve bu ders yılının hepinize başarılı olmasını te­menni ederken, başta Sayın Rektör olmak üzere Ord. Profesör. Profesör ve yardımcılarını candan tebrik eder, mesailerinde muvaffak olmalarını te­menni ederim.»

Alkışlarla karşılanan konuşmasından sonra, Başvekil Adnan Menderes, baş­ta Rektör olmak üzere diğer bütün öğ­retim üyelerinin teker teker ellerini sıkmış ve kendilerine mesailerinde başarılar  temennisinde  bulunmuştur.

Talebelerin sevgi gösterileri arasında merasim salonundan ayrılan Başvekil, beraberinde Dışişleri Vekili Prof. Fuad Köprülü olduğu halde Teknik Üniversite Talebe Birliği Lokalini zi­yaret etmiş ve Birliğin şeref defteri­ne şunları yazmıştır:

« Teknik Üniversite Talebe Cemiyeti­nin de davetlisi olarak 1954-55 ders yılının açılması töreninde hazır bu­lunduktan sonra çok güzel bir hâtıra ile ayrılıyoruz. Talebe Cemiyetinin bütün mensuplarına, gerek tahsil dev­resinde, gerekse ömürleri boyunca ça­lışma ve iş hayatında daima muvaffak olmalarım ve vatana kıymetli hiz­metler yapabilmek saadetine ermele­rini temenni ederim.»

Yolları dolduran Teknik Üniversite talebeleri, Talebe Birliğinden ayrılan Başvekil Adnan Menderesi, geldiğin­de olduğu gibi gidisinde de alkış ve sevgi tezahürleri ile uğurlamışlardır.

— Nevşehir :

Orta Anadolu ve Çukurova bölgesin­de bir teknik gezisine çıkmış olan Bü­yük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, bugün saat 19 da beraberinde Kayseri Mebusları Kâmil Gündeş. Emin Develioğlu, Servet Hacıpasaoğlu, Ömer Wa'ı*t. tt^VVı ttı7t"viM o=Ti3n. Nuri Deniz. Kayseri Valisi Kâzım Arat ile hususî Kalem Müdürü olduğu halde şehrimize gelmişlerdir. Yolda Ürgüp Avanos, Avcılar, Üçhisar, Kaledibi kaza ve kasabalarında halkın coşkun tezahüratiyle karşılanıp uğurlanan Meclis Reisimiz Ürgüpde Niğde Mehmet TT^an Havati Ülkün. Nevşehir Vekili Fazıl Tjvbarhn. Beledive Reîsi. Demokrat Parti İl İdare Kurulu Barkanı  tarafından  karşılanmıştır.

Nevşehirliler Meclis Reisimizi 50 ye yakın muhtelif motorlu vasıta ile şehrin dışında istikbal etmişlerdir. Vaktin ger olmasına rağmen şehrin methalinde kalabalık bir vatandaş topluluğu meş'alelerle Meclis Reisimi­zi  karşılamışlardır.

Halkın sevgi gösterilerine selâmla mu­kabele ederek Vilâyete gelen Meclis Reisimiz, kısa bir istirahatı mütea­kip meydanı dolduran vatandaşlara hitaben bir konuşma yapmıştır.

Büyük Millet Meclisi Reisimiz «Nev­şehir Vilâyetinin asil ve vefalı çocuk­ları, size lâyık olan bir idareye baş­vurduktan sonra görüyorum ki halâ o büyük bayramın heyecanı içindesi­niz. Esasen asil Türk milletinin en bü­yük vasıflarından birisi de vefalı cü­lusudur.

Kendirce  yurduna,   çalışmasını   bilen, millî arzulan, en büyük ihtiyaçları gidermek için uğraşan evlâtlarını unutmaz. Daima onları sever, Takdir etmesini bilir. Kalbinin ta içinde sak­lar.» Diye söze başlamış ve Nevşehirin velayet ölçüsündeki ihtiyaçlarının Iıkda kısa zamanda, temin ve etahakluk ettirileceğini müjdelemiş, iktisa­dî kalkınmaları hususunda vatandaş­ların el ve gönül birliği etmeleri lü­zumuna işaretle ezcümle şunları söy­lemişlerdir:

«Vatandaşlar teşkilâtlı şekilde bir a-raya gelerek harekete geçince hükü­met kendilerini canla, bağla destekle­mektedir. Vakit geçirmeden en kısa zamanda elele veriniz. En kısa zaman­da muvaffak olduğunuzu göreceksi­niz.» Meclis Reisimiz, sözlerini şu su­rette bitirmiştir: «Vaktin geç olması­na rağmen, gelip bizi karşılamak ve sevgilerini İzhar etmek suretiyle esirgemediğiniz alâka ve muhabbeti­nize şükranlarımı arz ederim, sağ olunuz."

Büyük Millet Meclisi Reisimiz ge­ceyi Nevşehirde geçirecek yarın çukurovaya müteveccihen hareket ede­cektir.

21 Ekim 1954

 

— Mersin :

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan beraberinde Nevşehir ve Niğ­de Valileri hususî Kalem Müdürü ol­duğu halde bu akşam saat 18.30 da Mersin'e gelmiştir.

İçel mebusları, İçel ve Seyhan Valile­ri, yurd içi bölge kumandam, Mer­sin ve Adana Demokrat Parti Vilâ­yet İdare Heyeti Reisleri ile Beledi­ye Reisleri tarafından Pozantıda kar­şılanan Meclis Reisimiz, 60 dan fazla motorlu vasıta ile vatandaş topluluğu­nun sevgi tezahüratiyle selâmlanmıştır.

Büyük Millet Meclisi Reisimiz, Po­zantıda şeref takının altından geçer­ken vatandaşlar tarafından heyecanlı bir karşılama yapılmış bu arada kurbanalar kesilmiştir.

Büyük Millet Meclisi Reisimiz bu he­yecanlı tezahürata veciz bir ifade ile teşekkür ederek, Çukurovalıların sı­cak kalbinde yer tutmanın büyük bir bahtiyarlık teşkil etliğine işaretle şöyle demiştir:

«Her geçtiğimiz yerde, bütün vatan­daşlardan hep ayni muameleyi görü­yoruz. Milletin itimadına daha çok lâyik olmıya çalışan biz faniler içirt bu samimî ve cidden kalbden gelen gösteriler maneviyatımızı ve cesareti­mizi kuvvetlendirmesi bakımından çok kıymetlidir. Nefsine, iş başına ge­tirdiği insanların iyi ney.etine, itimat ve ümit besleyen milletimiz bu gönül birliği manzarası yarın için daha ve­rimli neticeler     doğuracaktır.»

Hitabesi uzun uzun alkışlanan Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes'­in Almanya seyahatinden bahisle:

«Hükümet Reisimiz Almanyadan mu­azzam bir netice ile dönmüştür. Burun mıntıkâsını yakında bütün hayatı­mızda göreceğiz»  demiştir.

Meclis Reisimizin bu sözleri de sürek­le alkışlanmış ve coşkun, tezahürata vesile olmuştur.

Yüze yakın bir otomobil kafilesinin, başında bulunan Büyü Millet Meclisi Reisimiz, Mersine 70 kilometre mesa­fede bulunan Gülek Bucağında da parlak bir şekilde istikbal edilmiş­tir. Köyü baştan başa bayraklar ve yeşil dallarla süslemiş olan Gülek. halkı Koraltanın otomobili önünde bir kurban keserek «Bu adağımız yurda ve millete yeni uğurlar getirsin.» de­mişlerdir.

Saat 17 sıralarında Tarsusa gelinmiş ve muazzam bir karşılama yapılmış­tır. Koraltanı taşıyan otomobil, va­tandaşlarla tıklık tıklım dolmuş olan caddede hareket imkânını bulamadı­ğından Meclis Reisimiz halkın arasın­da yaya yürüyerek hükümet binası önüne gelmiştir. Burada toplanan, binlerce Tarsuslunun çiçek yağmuru­na tutulmuştur. Sık sık yükselen «yaşa varol» seslerini «İçel'in muhterem. Koral tanı hoş geldin» sesleri takip et­miştir.

Cemal Zühtü Aysan izahatına şöyle cevap etmiştir:

1940 senesine kadar Havza'da bütün .Kömür madenleri hususî şahıslar ve şirketler tarafından işletilmiş ve an­cak bu tarihten sonra tevhid edilerek Etibank'ın idaresine verilmiştir. Umumî istihsalât bundan sonra muh­telif miktarlarda artmış ve 1949 senesinde tuvenan olarak dört milyon J.81 bin tonu bulmuştur.

Bu miktar 1950 yılında 4 milyon 360 bin, 951 de 4 milyon 729 bin, 1952 de 4 milyon 846 bin, 953 de 5 milyon 654 bin ve nihayet 954 senesinde 5 milyon 750 bin tonu bulmuştur.

Umum Müdür bundan sonra 965 yı­lma kadar hazırlanmış ve tatbikatına geçilmiş olan Amenejman plânını izah etmiş ve demiştir ki:

Her gün artmakta bulunan memleket ihtiyacını karşılıyabilmek için Havza'da istihsalâtı arttırmak ve ye­ni kömür rezervleri bulmak üzere bir amenajman plânı hazırlanmış, bunun tatbikatına, bütün imkânlar­dan istifade edilerek devam olunmak­tadır.

Amenejman plânına göre Ereğli Kö­mür İşletmeleri faaliyeti Ereğli-Zonguldak ve Çatalağzı olarak üç grupta ele alınmış bulunmaktadır. Bu bölge­nin bugünkü istihsali günde 1100 ton­dur. Amenejman plânının tatbikinden sonra bu miktar günde 3 bin tona Çıkacak ve Ereğli limanında yapıl­masına karar verilen tahmil ve tah­liye tesislerinin ikmalinden sonra is­tihsal edilen kömür buradan nakledi­lecektir.

Zonguldak grubu Asma-Dilâver-Kozlu ve Cavdamarı olarak ayrılmıştır. Plâ­nın tatbikinden sonra burada hâlen günde 5500 - 6000 ton olan istihsalât tuvenan olarak 12 bin tona çıkarıla­bilecektir.

Gelik ve Karadan bölgelerinin dahil bulunduğu Çatalağzı grubunun gün­lük istihsali ise yeni tesislerin tamam­lanmasıyla günde onbin tonu bulacak­tır.

956 yılma kadar ikmali karalaştırıl­mış  bulunan Havza   amenejman  plânının tabiki için 400 milyon lira sar-fedilecektir. Bu miktarın bugüne ka­dar 250 milyon liralık kısmı kullanıl­mış ve tesislerimizin mühim kısmı­nın    siparişi yapılmıştır.»

Umum Müdür, «çalışmalarımız önü­müzdeki iki sene zarfında Zonguldağın cehresini tamamiyle değiştirecek mahiyettedir. » demiş ve sözlerini bi­tirmiştir.

Bundan sonra Basın Mensuplarına iş­letmenin mütehassısları tarafından et­raflı izahat verilmiştir. Bu izahata gö­re hâlen, kömür rezervlerimizin mik­tarı 500 milyon ile 1 milyar ton ara­sında tahmin edilmektedir. Memle­ketimizi, senede 10 milyon ton istih­salin hitamından evvel yeni kömür re­zervlerine doğru gidilmesi de karar­laştırılmış olup hâlen Amasra, Azda­vay, Pelit ovası ve Sögütözü bölgele­rinde bugünden arama faaliyetine geçilmiş  ve  sondajlara  başlanılmıştır.

Bu arada kömürün istihsalinden satı­lışı durumuna getirinceye kadar ge­çirdiği safhalar izah edilmiş ve mü­teakiben amenejman plânına göre tâyin edilmiş olan bölgelerde bugüne kadar ikmal edilmiş' ve edilmekte olan lâvvarlar, açılan kuyular ve tamam­lanan tesisler hakkında izahat veril­miş ve Çatalağzı gurubunun 955 son­dajlarına doğru yeni tesisleriyle faa­liyete   geçirildiği  bildirilmiştir.

Amenejman plânının tatbikinden son­ra halen bütün bölgelerde tatbik edil­mekte olan üç vardiya ile çalışma usulü iki vardiyaya indirilecek ve bu suretle  işçi sayısından tasarruf yapıl­mış olacaktır. Buna mukabil her gün daha modern cihazlarla teçhiz edil­mekte olan  Havza'nın istihsali bü­yük mikyasta artmış olacaktır.Bun­dan sonra memleketimiz  kömür     is­tihsalinin de istihlâke kâfi gelmedi­ğine ve bunun sebeplerine dair gazeteciler  tarafından    sorulan sualler cevaplandırılmış, ve her gün biraz daha artmakta olan kömür istihlâkinin yeni  tesislerin  tamamlanmasiyle  büyük bir kısmının karşılanabileceği bildirilmiştir.

Son olarak henüz gelmemiş olan bir kısım malzemenin yeni anlaşma ge işaret eden alâkalılar bu malzemenin memleketimize gelmesiyle çalışmala­rın hızlandırılabileceğini ve istihsalin artacağını belirtmişlerdir. Öğleden sonra basın mensuplarına ocakların bulunduğu mıntıkalar gezdirilmiş ve çalışmalar hakkında mahallinde izahat verilmiştir.

— Ankara :

Bremende neşredilmekte olan «Bremer Nachrichten» gazetesinin 12 Ekim tarihli nüshasında aşağıdaki ma­kale yayınlanmıştır:

«Geçen hafta Bonn'da nihayete eren Türk-Alman konuşmalarından sonra, bu müzakerelerin ana mevzuunu teş­kil eden meseleler hakkında ve bil­hassa Federal A7maJiyanın, Türkiye'­ye bir kredi açacak ve ayni zamanda bu memleketin kurulmakta olan bü­yük sanayi tesislerine sermaye koya­cak durumda olup olmadığı sualleri üzerinde, Federal Almanyanın Anka­ra Büyük Elçisi Dr. Wilhelm Haas gazetemize bir beyanat vermiştir:

Büyük Elçi Dr. Haas'ın ifadesine gö­re Türkiyenin borcu 1954 şubatı sonun da 14.3 milyon dolara düşmüş bulun­maktadır. Bu hale göre Türkiye, Fe­deral Almanya'ya olan eski borçla­rının mühim bir kısmını ödemiştir ve bu borcun Ödenmesinde, bilhassa Başvekil Adnan Menderes'in göster­miş olduğu yakın alâka zikre    değer.

Türkiye Federal Almanya'ya bu eski ticaret borçlarını ödemek için, o ka­dar samimî hareket etmiş ve dövizi­nin darlığına rağmen bu borç ödeme işine o kadar sadık kalmıştır ki, bu­nun belirtilmesi lâzımdır.

Büyük sayıda ve kuvvetli bir mütelassız kadrosundan teşekkül eden Türk Delegasyonu ile Bonn'da yapı-.an müzakerelerde, bilhassa Alman endüstrisinin kalkınmakta bulunan rürk endüstrisine ne kadar kuvvetle iştirak  edeceği  meselesi  üzerinde durulmuştur. Ziraatın modernleştirilme­si mevzuu ve keza ziraî inşalar şim­diki ikinci plâna alınmış ve bunlara, mukabil kömür, çelik ve krom gibi yeni endüstri tesislerinin ve liman in­şasının süratle kurulması ve liman inşasına hız verlîmsi yoluna gidil­miştir. Türkiye bu durumu ile, Alman, sermayesi ve kredisi için arzu edile­cek bir memleket olmuştur. Başvekil Menderes, bir işbirliğine gidildiği tak­dirde, Almanyanın Türkiyede iktisa­dî bakımdan bir köprübaşı teşkil ede­ceğini söylemiştir. Dr. Haas bu du­rumu şöylece daha vazıh bir şekilde belirtmektedir: «Şimdi kredi tehlike­sini bertaraf edecek Alman sermaye kudreti ile politikamız bakımından sıkı işbirliği yapmak mecburiyetinde olduğumuz kuvvetli Türkiye arasında bu ekonomik münasebetlerde bir sen­tez bulmak zorundayız.»

Türkiye ile ticarî münasebetlerde kre­di tehlikesi, esasında transfer tehlike­sidir. Büyük Elçi Dr. Haas, Türkiye'­nin bugünkü iktisadî kalkınmasının sürati dolayısiyle, satmalma gücünün, ve halktaki ödeme gücünün artığını ve şayet Federal Almanya endüstrisi kendi organik iktisadî sistemi ile bu, iktisadî kalkınmada yer alınsa, du­rumun daha kuvvetleneceği ve sıhhat kazanacağını  sözlerine  ilâve   etmiştir.

Tabii bu mevzu üzerinde, ayni za­manda son senelerde gittikçe inkişaf eden Türk-Alman-politik ve Sosyal münasebetleri de büyük bir rol oyna­yacaktır. Dr. Haas, şurada burada or­taya çıkan güçlükleri, «geçici krizler» olarak vasıflandırmış ve modern bir iktisadî hayat kurmakta olan her memlekette bu nevi «kriz» lerin mev­cut bulunacağım tebarüz ettirmiştir.

Bugünkü Türkiyenin envestisman programı sağlamdır ve bundan dolayı da Türkiye Batı emniyet sisteminde kuvvetli bir faktör olmuştur. Bu at temposundan dolayı onu tenkid etmemleketin iktisadî inkişafındaki sür­mek pek doğru sayılmaz. Almanya bugün Türkiye ile ticarî münasebet­lerinde belki bazı güçlüklere uğramış­tır. Fakat Kasım ayında Ankarada devam edecek olan konuşmalarda, du­rum yeniden gözden geçirilip bir müsbet neticeye varılacaktır ki, bu da ancak Federal Almanya kuvvetli ser­mayesini ve ticarî kredisini Türkiye'­ye gönderdiği takdirde olur.

25 Ekim 1954

 

— Antakya :

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan bugün İskenderundan Antak­ya'ya gelmiş, Taşköprü ile Kız Sa­nat Enstitüsü arasındaki şoseyi baş­tan başa da durmuş olan Antakyalılar tarafından hararetli tezahürlerle kar­şılanmıştır.

Halkın alkışları arasında yürüyerek Belediye meydanına kadar gelen Mec­lis Reisimiz Hataylılara hitaben bir ko­nuşma yapmış ve teşekkürlerini ifade etmiştir.

Hatayın acı günlerine de kısaca temas ederek bütün Hataylıların müşkül an­larda nasıl yiğit bir ruhla mücadeleye atıldıklarını belirten Koraltan, sözleri­ni şu cümlelerle bitirmiştir:

Hataylıları, onların vatan sevgisini, tarihe bağlılığını ve vefakârlıklarını pek iyi bilirim. 1950'den bu yana devlet ve hükümet olarak memlekete yapığımız hizmetler meyanında eğer Hataya da hizmetler yapabildiksek, buna vazifemiz olarak zaten mecbur­duk. Bununla asla öğünmiyeceğiz. Çok daha çalışmak, memlekete daha çok faydalı olmak milletimizin saadet yo­lunun genişletmek, geniş hamlelerle bu mübarek topraklarda yeni eserler meydana getirmek arzu ve kararı, tek meşgalemizdir. Memleket kalkındır­manın ne demek olduğunu irfanı ge­niş Antakyalılar elbette takdir eder­ler. Hatayın da bütün meseleleri programlaştırılmış, sıraya konulmuş ve işe başlanmıştır. Yakın senelerde yepyeni bir Hatay, mamur, bugünkünden daha müreffeh bir Antakya meydana gele­cektir. Buna hepimiz inanıyor ve inan­lı insanlar olarak mefkuremizin geniş ufuklarına doğru ilerliyoruz. Milleti­mizin aklı selimi, vefası, idraki ve adesi rehberimizdir.

B. M. M. Reisi Refik Koraltan, yarın öğleden sonra, Adana'ya müteveccihen şehrimizden   ayrılacaktır.

— Ankara :

Nafıa Vekâletinden aldığımız malûma­ta göre, 1953 senesinde Antalya vilâ­yetinde yapılan nafıa işleri şunlardır:

239 kilometre yol tesviye, 139 kilo­metre yol kaplama, 37 adet köprü ya­pılmış, 65 adet köprü ve menfez tamir edilmiştir. Bu işler için 1.075.097 lira sarf edilmiştir.

j.953 senesi içinde 140 köyün suyu ge­tirilmiş, 30 köye boru malzemesi ihzar edilmiş ve bu işler için 875.282 lira sarfedilmiştir.

1954 senesinde suyu getirilmek üzere 128 köy üzerinde çalışmalara devam e-dilmektedir.

1953 senesi içinde 22 bina inşaatı bi­tirilmiş, 1954 senesinde tamamlan­mak üzere bazı inşaatlara devam edil­mektedir. Bu işler için 573.343 lira sar-İ edilmiştir.

Şu hale göre, 1953 senesinde Antalya vilâyetinde nafıa işleri için 2.528.922 lira sarfedilmiştir.

27 Ekim 1954

 

— Ankara :

Üniversiteler arası kurul bu sabah sa­at 10.30'da dil ve tarih coğrafya fakül­tesinde. Maarif Vekili Celâl Yardımcı­nın  başkanlığında   toplanmıştır.

Kurulun bugünkü toplantısına , İstanbul Üniversiteleri ile İstan­bul Teknik Üniversite rektörleri ve bu üniversitelere bağlı fakülteler de­kanları, senato mümessilleri ve Anka­ra Üniversitesi genel sekreteri katıl­mıştır.

Akşam saat 19'a kadar devam eden üniversiteler arası kurulda, Maarif Ve­kâletinin teklifi üzerine, bir dersten olgunluk imtihanında kalmış öğrencilerin üniversiteye kabulleri işi görü­şülmüş ve devam eden uzun müzake­relerden sonra olgunluktan bir dersten sınıfta kalmış öğrencilerin üniversite­ye kabul edilmelerine karar verilmiş­tir. 1500'e yakın talebenin üniversiteye alınmasını temin edecek olan bu ka­rara göre, öğrencilerin kaldıkları ders­ten ilerde imtihan vermeleri lâzımdır. Bu kararın öğrenciler arasında büyük memnunluk uyandırdığı öğrenilmiştir. Ayni zamanda yine hükümetin teklifi ile halen fakültelere alınmış olan ta­lebe miktarının arttırılması ve üniver­siteye daha fazla talebe alınması hu­susu da görüşülmüş ve halen alınmak­ta olan öğrencilerden fazla olarak da­ha ne miktar öğrenci alınabileceğinin tetkik edilmesi için üniversiteler ara­sı kurulan 8/Kasım/1954 de İstanbulda toplanmasına karar verilmiştir. Ge­lecek toplantıda, üniversiteler arası kurulun üniversitelere daha fazla mik­tarda talebe almak için büyük gayret göstereceği ve memleket irfanına da­ha geniş çapta hizmette bulunacağı haber alınmıştır.

28 Ekim 1954

 

— Ankara :

Cumhuriyetin 31'inci yıldönümü mü­nasebetiyle hükümetimizin davetlisi olarak Libya Hükümeti Millî Müdafaa Vekili Ekselans Halim Gulal refaka­tinde Başkumandan Albay Süleyman El Genahi, Mebus Mehmet Ezzekâr, Mebus Halife El Kadir ile hususî ka­lem Müdürü Mehmet El Hatip olduğu halde bugün saat 12'de uçakla Anka­ra'ya gelmiştir.

Libya Millî Müdafaa Vekili Ekselans Halim Gullal, Etimesgut sivil hava meydanında, Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes, Erkânı Harbiyei Umu­miye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel, Generaller, Kara. deniz ve Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanları, Gar­nizon ve Merkez Kumandanları, Erkâ­nı Harbiyei Umumiye Protokol Şube­si Başkanı, Temsil Bürosu Başkanı ve Libya Elçiliği mensupları tarafından karşılanmıştır. Bu arada başta bando île bir ihtiram kıtası selâm resmini ifa etmiş ve bando Türk İstiklâl Marşını çalmıştır.

İhtiram kıtasını teftiş eden Libya Mil­lî Müdafaa Vekili ve diğer zevat hava meydanından, Ankara'daki misafirlikleri müddetince ikamet edecekleri An­kara Palasa gitmişlerdir.

29 Ekim 1954

 

— Ankara :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar bugün saat 11.30'da aziz Atatürk'ün Anıt— Kabrini ziyaret ederek tazim duruşun­da bulunmuş ve kabre bir buket koy­muştur.

Saat 11.30'da Başvekil Adnan Mende­resle birlikte Anıt-Kabre gelen Reisicumhurumuza bu ziyaretleri esnasında Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Büyük Millet Meclisi Reis Ve­killeri, Devlet Vekili Başvekil Yardım­cısı. Vekiller, Riyaseti Cumhur Umu­mî Kâtibi ve Hususî Kalem Müdürü, bazı mebuslar. Başvekâlet Müsteşarı,. Erkânı Harbiyei Umumiye birinci ve ikinci Reisleri, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri kumandanları, yüksek as­kerî şûra üyeleri, temyiz mahkemesi, şûrayı devlet, divanı muhasebat reis­leri, Ankara Üniversitesi Rektörü, Ha­riciye Vekâleti Umumî Kâtibi, Demok­rat Parti Meclis Grupu Reisi, Emniyet Genel Müdürü, Ankara Valisi ve Bele­diye Reis Vekili, Garnizon ve Merkez Kumandanları refakat etmekte idiler. Reisicumhurumuzun Anıt-Kabre geliş' ve ayrılışlarında bir ihtiram kıtası se­lâm resmini ifa etmiştir.

— Ankara :

Cumhuriyetin 31'inci yıldönümü mü­nasebetiyle bugün şehir hipodromun­da parlak bir geçit resmi yapılmıştır..

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Büyük Millet Meclisindeki tebriklerin kabulünden sonra yolları daha sabahın er­ken saatlerinden itibaren hıncahınç doldurmuş bulunan Ankaralıları şid­detli alkışları ve coşkun tezahürleri arasında saat I4'te hipodroma vasıl olmuş ve burada da vatandaşların hara­retli muhabbet tezahürler iyi e karşılan­mışlardır.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar refa­katinde Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel ve me­rasim kumandanı ile başyaver ve ya­verleri olduğu halde hipodrom yolunu ve civarı dolduran yüzbinlerce vatan­daşın alkışları «Yaşa, varol, sağol» ni­daları arasında açık bir otomobil ile merasim yerine dahil olmuş ve yerle­rini almış bulunan askerî birliklerle izcilerimizi teftiş etmiştir.

Reisicumhurumuz teftişi müteakip şe­ref tribününe gelmiş ve bu arada Mil­lî Türk Talebe Birliği Başkanı Kâmutan Evliyaoğlunun bizzat, Atatürk'ün Türk gençliğine hitabesiyle meydana getirdiği bir portresi kendilerine tak­dim edilmiştir.

Ankara Vali ve Belediye Reis Vekili Kemal Aygün'ün derdiği izahattan sonra sayın Reisicumhurumuz Türk gençliğinin Atatürk'e bağlılıklarından dolayı duyduğu bahtiyarlığı veciz cüm­lelerle ifade etmiş ve Türk gençliğine selâm ve sevgilerinin iletilmesine Mil­lî Türk Talebe Birliği Başkanını vazifelendirmiştir.

Bu esnada şeref tribününde Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan. Başvekil Adnan Menderes, İcra Vekil­leri Heyeti Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi, Kara, Beniz ve Hava Kuvvetle­ri Kumandanları, Başvekâlet Müste­şarı, Ankara Valisi ve Belediye Reis Vekili de yerlerini almış bulunuyor­lardı.

Diğer taraftan mebuslar, kordiploma­tik ve protokola dahil zevat da kendi­lerine tahsis edilmiş olan tribünlerde hazır bulunuyorlardı.

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimize gelmiş bulunan Libya Mil­lî Müdafaa Vekili Ekselans Halim Gulal ve maiyeti erkânı ile Nato Güney Avrupa kuvvetleri başkumandan vekili ve aynı zamanda Güney Avrupa Hava Kuvvetleri Kumandanı Hava Korgenerali Cragie ve Nato Güney-Doğu Avrupa Kara Kuvvetleri Kuman­danı Korgeneral Paul Kendall ile Ha­va Kuvvetleri Kumandanı Tümgeneral Eaton da şeref tribününde yer almış­lardı.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar şeref .tribününde göründükleri zaman hipodromu dolduran muazzam kalabalık sa­yın Bayar'a coşkun tezahüratta bulun­muş ve şiddetle alkışlamıştır.

Saat 14.30'da bandonun çaldığı ye hep bir ağızdan söylenen İstiklâl Marşının dinlenmesini müteakip geçit resmine başlanmıştır. Merasime iştirak edecek birlikler, karargâhı ve sancaklarıyla beraber geçite başlamış, bunları taki­ben önde bayrak ve flama kıtası ol­duğu halde kız ve erkek izcilerimiz ve yavru kurtlar alkışlar arasında şeref tribününün Önünden geçmişlerdir.

İzcileri tarihî kıyafetleriyle ve mızıkalariyle mehter takımı, yeniçeriler, le­ventler ve sipahiler halkın coşkun alkışları arasında merasim geçişini yapmışlardır. Daha sonra askerî birlik­ler geçit resmine başlamış ve sırasiyle Harp Okulu alayı, piyade alayları, Hava Harp Okulu alayı, deniz alayı, süvari alayı, mürettep motorlu tugay, zırhlı tugay başta sancakları olduğu halde halkımızın alkışları arasında şe­ref tribününün önünden geçmişlerdir. Askerî birliklerin geçişinden sonra Kızılay Derneği bey az-kırmızı çiçekler le süslenmiş ve temsilî şekilde melek­leri ihtiva eden bir araba olduğu hal­de geçite katılmış ve heyecanla alkış­lanmıştır.

Geçit resmi sırasında jet uçaklarımız­dan müteşekkil filolar havada törene iştirak etmiş ve gösterilerde bulun­muştur.

Geçit resmi saat 16.30'da sona ermiş­tir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar geçit resminden sonra hükümetimizin davet­lisi olarak Ankara'da bulunan dost Libva Millî Müdafaa Vekili Ekselans Halim Gulal'ı şeref locasında kabul etmişti Bu kabul esnasında Millî Mü­dafaa Vekili Ethem Menderes hazır bulunmuştur.

Reisicumhurumuz daha sonra Nato Gün Avrupa Kuvvetleri Başkuman­dan vekili ve Nato Güney Avrupa Ha­va Kuvvetleri Kumandam Hava Kor­generali Cragie ile Nato Güney Doğu A.vrupa Kara Kuvvetleri Kumandanı Korgeneral Paul Kendall ve Hava Kuvvetleri Kumandanı Tümgeneral Eaton'u şeref locasında kabul etmiştir. Bu kabulde de Amerikan askerî yardım heyeti Başkanı Tümgeneral Sheppart ile deniz grupu Başkanı Amiral Hughes hazır bulunmuşlardır.

Geçit töreninden sonra bütün Anka­ralılar göğüsleri büyük bir İftihar ve gururla dolu olarak hipodromdan ay­rılmışlardır.

30 Ekim 1954

 

— Ankara :

Ankara'nın başkent oluşunun 31'inci yıldönümü münasebetiyle vilâyet ve belediye tarafından hazırlanan (Bu şehrin hikâyesi) adlı sergi, bugün sa­at 17'de merasimle açılmıştır.

Merasimde Büyük Millet Meclisi Rei­si Refik Koraltan, Adliye ve Millî Mü­dafaa Vekilleri, Mebuslar, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi, Fakülte Dekan ve Profesörleri, Kara, Deniz ve Ha­va Kuvvetleri Kumandanları, Vekâlet­ler, Vilâyet ve Belediye Erkânı, Ge­neraller, diğer sivil ve askerî erkân ile basın mensupları ve seçkin bir davet­li kitlesi hazır bulunmuştur.

31 Ekim 1954

 

— Ankara :

Cumhuriyetin 31'inci yıldönümü mü­nasebetiyle hükümetimizin davetlisi olarak Ankara'da bulunan Libya Hü­kümeti Millî Müdafaa Vekili Ekselans Halim Gulal ve refakatindeki heyet şerefine Hariciye Vekilimiz Prof Fuad Köprülü tarafından bugün saat 13'te Hariciye köşkünde bir öğle yemeği verilmiştir.

Bu yemekte Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes, İstanbul Mebusu Ali Fuat Cebesoy, İzmir Mebusu Cihat Ba­ban, Riyaseticumhur Kâtibi Umumisi Haydar Görk, Başvekâlet Müsteşarı Ahmet Salim Korur, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral

Nurettin Baransel, Erkânı Harbiyei Umumiye İkinci Reisi Korgeneral Rüştü Erdelhun, Riyaseticumhur Başyaveri Kur­may Albay Refik Tulga, Yarbay Ulaş Yarbay Barlas, Hariciye Vekâleti İkinci Daire Müdür Vekili, Hariciye Vekâleti Hususî Kalem Müdürü, Ha­riciye Vekâleti Protokol Umum Mü­dürü, Libya Sefiri ve sefaret erkânı hazır bulunmuştur.

— Ankara :

Cumhuriyetimizin 31. nci yıl dönümü. münasebetiyle, hükümetimizin davet­lisi olarak Ankara'da Libya Hükümeti Millî Müdafaa Vekili Ekselans Halim Gullal, memleketimizi ziyareti hak­kındaki intihalarını Anadolu Ajansı muhabirine şöyle ifade etmiştir:

Türk hükümetinin  davetlisi olarak, heyete dahil arkadaşlarımla beraber Türkiyenin büyük Cumhuriyet bayra­mını kutlamak üzere Ankaraya gelmiş bulunuyoruz. Kardeş Türkiyeye olan bu ziyaret, ge­rek benim ve gerekse arkadaşlarım için büyük bir şeref vesilesi olmuştur. Türk bayramlarında, Libya bayramla­rında duyduğumuz hisleri aynen duy­maktayız.

Bu ziyaretimizde başta Reisicumhuru­nuz Ekselans Celâl Bayar Hazretleri olduğu    halde, devlet ricalinden ve Türk halkından gördüğümüz hüsnü kabul karşısında,  kendimizi memleketimizde ve  vatandaşlarımız arasında, hissettik.

Türkiyenin askerî, iktisadî, içtimai,, kültürel ve diğer sahalarda göstermiş, olduğu ilerlemelerden büyük bir ifti­har duyuyoruz. Bunları bizzat görmek, bizim için ayrıca memnuniyeti mucip olmuştur. Türkiyenin kuvvetli olması bizi de kuvvetlendirir. Türk ordusu­nun kuvvet ve azameti karşısında hay­ranlık ve aynı derecede iftihar duy­duk. İki kardeş millet arasındaki karşılıklı bağlılık ve itimada istinat eden bu dostluğun ,eski bir mazisi vardır.

Bu dostluk istikbalde de ilelebet de­vam edecektir. Biz hiç bir zaman Lib­ya toprakları için akıtılan Türk kanla­rının kıymetini  unutmadık. Türk İstiklâl Harbinde ve diğer sahalarda Türkiyenin dâvaları için Libyanın gös­terdiği fedâkârlıklar da unutulmaz Tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı olan Türk ve Arap milletlerinin daha sıkı surette bağlılıklarım büyük bir arzu ile beklemekteyiz.

Başta Reisicumhur Ekselans Celâl Bayar Hazretleri ile devlet ricaline ve Türk milletine bize karşı gösterdikleri alâkadan dolayı teşekkürlerimizi tekrar eder, Allahtan Türkiyenin me­sut ve müreffeh olmasını dilerim.»

Libya Millî Müdafaa Vekili Ekslâns. Halim Gullal ve refakatindeki heyet, yarın akşam İstanbul'a gitmek üzere Ankaradan hareket edecek, ve İstan­bul'da üç gün kaldıktan sonra memle­ketimizden ayrılacaktır.

Sual — Kıbrıs meselesi üzerinde ne düşünüyorsunuz?

Cevap — Ben bir askerim ve Kıbrıs hakkındaki sualiniz beni değil, politi­kacıları ilgilendirir. Kıbrıs, Nato ile ilgili değildir.

Mareşal Montgomery, basın konferansını müteakip Türkiye radyolarının

yabancı memleketlere yapmakta olduğu kısa dalga neşriyatı için kendi se­siyle su beyanatı vermiştir:

«Türkiye'ye yaptığım her seyahatten daima memnun kaldım. Türkiye içinde yapmış olduğum seyahatler dolayisiyle bu memleketi gayet iyi ta­nıyorum. Türk sivaset adamları ve kumandanlariyle gayet dostane görüş­melerde bulundum- neticelerinden çok memnunum. Her noktada anlaşma­ya varmış bulunuyoruz.

Yarın Türkiye'den ayrılacağım. Nato ile ilgili olarak bir çok seyahatler yapmam icap etmektedir. Bu seyahatlerin geniş bir saha kaplamakta ol­duğundan Önümüzdeki seneden evvel bir kere daha Türkiyeye gelebilece­ğimi tahmin etmemekteyim. Türkiye'de herşeyin iyi gitmekte olduğunu belirtmek isterim.

Türkiyeye her gelişimde siyaset adamlarına ve kumandanlarına onlara ne gibi bir hizmette bulunabileceğimi sormaktayım ve daima emirlerine amadeyim.»

Maarif Vekilinin beyanatı:

9 Ekim 1954

— İstanbul:

Maarif Vekili Celâl Yardımcı beraberinde Meslekî ve Teknik Öğretim Mü­dürü Tarık Aksal olduğu halde bu sabah trenle şehrimize gelmiştir.

Maarif Müdürlüğünde gazetecilere muhtelif mevzular hakkında izahat veren Vekil, şunları söylemiştir:

«Lise olgunluk imtihanlarında tek dersten sınıfta kalmış olan talebeler hakkında vekâletçe yeni bir karar almış bulunuyoruz. Aldığımız bu kara­ra göre, olgunluk imtihanında bir dersten sınıfta kalan talebeler, ileride o dersin imtihanını vermek şartiyle vl bir defaya mahsus olmak üzere üni­versiteye devam edebileceklerdir. Bittabi bu durumda olan talebelerin üni­versiteye kabulü keyfiyeti, üniversite idarelerine ait olduğu için, bu cihetin üniversiteler arası kurulda görüşülmesi, Maarif Vekilliğince İstanbul Ankara ve Teknik Üniversite Rektörlüklerine yazılmış bulunuyor. Üni­versiteler arası kurulan bu ayın 27'sinde Ankara'da toplanacağım ümit ediyorum. Aldığımız karar, bu toplantıda müzakere edilecektir.»

Atatürk Üniversitesinin kuruluşu hususunda tetkiklerde bulunan kan İlim heyetinin dört gün sonra Ankara'ya dönmesini müteakip son gö­rüşmelerin başlıyacağını söyleyen Vekil, konuşmasına devam ederek de­rmiştir ki:

«Eskişehir, İstanbul ve İzmir'de açılmasına karar verilen İngilizce tedrisat yapacak okulların bütün hazırlıkları en çok bir buçuk ay sonra sona ere­cektir. Okullar erkek talebelere mahsus ve yatılı olacaktır. Okulların bina; işleri halledilmek üzere bulunduğu gibi, tedrisat başladığı anda da bütün. Öğretim kadrosu tamamlanmış olacak ve her okul 100-200 talebe alacaktır.

Bu liselerden başka Ankara'da bir de «Şehir ve köy kalkınması, mimarî fakültesi» kurmağa karar verdik. Fakülte şehir ve köylerde kurulacak r^smî, hususî her çeşit binaların en son modern telâkkilere uygun olarak. yapılması ile diğer köycülük ve şehircilikle ilgili bütün hususlardaki esas­ları, tedris programına alacak bir müessese olacaktır. Bu fakülte hakkın­da tetkiklerde bulunmak üzere iki kişilik bir Amerikalı ilim heyeti bir hafta evvel memleketimize geldi. Bu iki mütehassısın da iştirakiyle teşkil edeceğimiz komisyon, 21 ekimden itibaren çalışmalarına   başlayacaktır.»

Sanat okulları, liseler ve orta okullara olan ihtiyaç mevzuunda alınacak tedbirler hakkında da Vekil şunları söylemiştir:

«Lise, ortaokul, sanat enstitülerine karsı duyulan ihtiyacı tam mânasiyle karşılamak üzere ciddî surette teşebbüse geçildi. Bu husustaki bütün ted­birler gelecek sene alınmış olacak ve talebeler sıkıntılı durumda bırakılmıyacaktır.»

Diğer taraftan aldığımız malûmata göre, olgunluk imtihanında bir dersten kalan talebelerin durumu hakkında Maarif Vekilinin Teknik Üniversite­ye gönderdiği yazı, pazartesi günü müzakere edilecektir.

İşletmeler Vekili Fethi Çelikbaş 'ın beyanatı:

9 Ekim 1954

— İstanbul:

Vekâletlerarası prodüktivite komitesi sanayii sevk ve idare ve geliştirme merkezi ve İstanbul sanayi odasına bağlı prodüktivite komitesi tarafından İstanbul'da tertiplenmiş olan sevk ve idare seminerlerinin kapanışı dolayısiyle yapılan toplantıda İşletmeler Vekili Fethi Çelikbaş, aşağıdaki be­yanatta bulunmuştur:

«Muhterem Amerikalı dostlarımız, değerli arkadaşlarım,

Huzurunuza, konuşmak için gelmemiştim. Tertip heyetinde çalışan ar­kadaşların İsrarı üzerine, ben de hakikaten bu vesile ile düşündüklerimi kısaca belirtmek istiyorum.

Seminerler bir ziyafet karakterinde cereyan etti. Hiç şüphesiz İştirak eden­lerin hepsi kendi düşünüş ve telâkkilerine göre bu ziyafetten hisselerini aldı. Şahsen ben bir sanayi erbabı değilim. Fakat espri itibariyle hakika­ten sanayici arkadaşlar kadar dâvalarının davacısı olarak kendi hissemi aldığımı zannediyorum.

Bu seminerlere iştirak ederken bazı arkadaşların yadırgadıkları hususlar belki oldu.Amerikalı sanayicilerle işbirliğindeki istifademiz de elbette ki kendi şartlarımıza göre meseleyi ele alış tarzımıza ve onların hallinde bu­lacağımız tedbirlere bağlı olacaktır.

Bilhassa Mister Lawson'un konuşmalarına karşı kendi görüşümü de be­lirtmek isterim. Biz memleketimizde sanayicilerimizi hakikaten fevkalâde çalışkan, azimkar ve sebatlı, binbir müşkilât içerisinde dertlerini hallet­mek tedbirlerinde tereddüde düşmeyen, yılmayan bir avuç kahraman gö­rüyoruz, son üç senede sanayici arkadaşların gerçekleştirdiği eserler, ha­kikaten bütün Türk milletinin iftiharını mucip olacak kadar azametlidir, arkadaşlar.

Sınaî meselelerde, tertip heyeti başkanının da ifade ettiği veçhile, hele organizasyon mevzuunda üstünlüklerini isbat eden dostlarımız, Amerika­lıların tecrübelerinden, bilgilerinden elbette ki istifade edeceğiz.

İlk günlerden itibaren prodüktivite komitesinin kuruluşundanberi Anka­ra'da çalışan Türk merkezî heyetiyle Amerikan yardım heyeti arasındaki müsmir, feyizli işbirliğini çok yakından takip etmekteyiz.

Bu işbirliğinin hakikaten yapıcı unsurları olarak Amerikan yardım heye­ti ile Türk vekâletler arası sınaî sevku idare ve prodüktivite heyetinde ça­lışan arkadaşları, İstanbulda bu işi takip eden arkadaşlarımıza ve bilhas­sa ben şahsen, şahısların da değerine çok inandığım için, bu islerin bizim cebhemizden realize edilmesinde çok büyük gayretlerini yakından müşa­hede ettiğim Başkan İktisat ve Ticaret Vekâleti Sanayi İşleri Umum Mü­dürü Ahmed Cemil Conk'a, Müdür Nizameddin Elgül'e huzurunuzda te­şekkür etmeyi zevkli bir vazife bilirim. Mesaileri hakikaten takdire de­ğer bir mesai olmuştur. İstanbul'a bu gelişimde sanayi erbabımızın beni ümidimin çok fevkinde ve arkadaşların heyecanına heyecan katacak alâ­kalarını görmenin verdiği bir huzur içerisinde ayrıldığım ve emin olunuz ki, bu hava içerisinde İstanbul sanayi erbabı devam ettiği takdirde gayet kısa zamanda İstanbul bugüne kadar haiz olduğu sınaî ehemmiyeti kat kat geride bırakacak muvaffakiyetlere ulaşacaktır.

Hepinize teşekkürler ederim. Amerikalı arkadaşların iyi intibalarla mem­leketlerine dönmelerini dilerim. Benim gibi bazı mevzularda muayyen sa­haları tetkik etmek isteyen arkadaşlarımız olursa kendilerinden doküman talep ederek işlerine döndüklerinde bunları da göndermelerini rica edece­ğim. Burada kalan arkadaşlara da bu feyizli işbirliğinin devamım temen­ni ederek sözlerime son veririm, hoşça kalın arkadaşlar.»

Başvekilimizin İstanbul radyosuna demeci:

 9 Ekim 1954

— İstanbul:(Anadolu Ajansının hususî servisi:)

Başvekilimiz Adnan Menderes bugün Federal Almanyaya yaptığı resmî ziyaretten avdetinde Yeşilköy hava meydanında seyahat intibalarını soran İstanbul radyosuna şunları söylemiştir:

«Almanyaya ayak bastığımız andan itibaren ayrılıncaya kadar Alman hükümetinin, devlet adamlarının ve Alman halkının hakkımızda gösterdiği-hüsnükabul ve çok dostane muameleden dolayı çok müteşekkir olarak memleketimize avdet etmekteyiz.

Almanyada memleketimize karşı büyük bir dostluk, itimat ve muhabbet mevcut olduğunu söyleyebilmek bahtiyarlığına nailim. Memleketimize ayak bastığım şu anda bütün vatandaşlarımıza en derin hürmetlerimizi ve sevgilerimizi takdim etmek bizim için en zevkli bir vazife teşkil et­mektedir.»

Başvekilimizin Şansölye Adenauer'e telgrafı:

— İstanbul:

(Anadolu Ajansındı hususî servisi:)

Başvekilimiz Adnan Menderes, uçağımız Alman hudutlarını aşarken fe­deral Şansölye Doktor Adenauer'e şu telsizi çekmiştir:

Federal Almanya Şansölyesi Ekselans Doktor Adenauer

Bonn

Güzel memleketinizin hudutlarını aşarken Federal Almanyanın muhterem-Reisicumhuru ile Ekselansınız ve kıymetli mesai arkadaşlarınızdan ve ay­rıca asil halkınızdan gördüğümüz samimî ve dostane kabulün şükran hâ­tırasını arkadaşlarım ve şahsım adına bir kere daha ifade etmek isterim,-. Bu ziyaretimizin memleketlerimiz arasında her sahadaki işbirliğinin ve-şahsî dostluk bağlarımızın tekviyesine hizmet. etmiş olduğunu itimat ve. sevgilerimle Ekselansınıza arzetmekle bahtiyarım,

Adnan Menderes

Trieste meselesinin halli münasebetiyle teati olunan tebrik ve teşekkür telgrafları:

15 Ekim 1954

— Ankara:

Trieste meselesinin halli münasebetiyle Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile İtalya Reisicumhuru Luigi Einaudi arasında aşağıdaki tebrik ve 'teşekkür telgrafları teati olunmuştur:

Ekselans Luigi Einaudi İtalya Reisicumhuru

Roma

«Dost ve müttefik İtalya ve Yugoslavya arasında Trieste mevzuunda bir: anlaşmaya varıldığını öğrenmekle bilhassa bahtiyarım. Bu anlaşmanın umumî sulhun ve bir dünya emniyetinin takviyesine zi­yadesiyle hadım olacağına kani bulunduğumu ekselanslarına en hararetli tebriklerimle birlikte ifade etmek isterim.»

Celâl Bayar

İtalya Reisicumhurunun cevabî telgrafı: Ekselans Bayar

Reisicumhur

Ankara

Trieste'nin İtalya'ya iadesi vesilesiyle göndermiş olduğunuz nazik tebrik mesajında izhar buyurulan hissiyattan dolayı sahsım ve memleketim adı­na ekselansınıza derin minnettarlığımı arzeder, milletler arasında verim­li bir sulh ve tesanüdün teessüsü hakkındaki temennilerinize en hararetli şekilde iştirak eylerim.

Resm. tebliğ:

18 Ekim 1954

— İstanbul:

İrak Başvekili Nuri Said Paşa, Londradan memleketine dönerken gayrı resmî şekilde İstanbul'a gelmiş ve Türkiye hükümetinin misafiri olarak 9 ekimden 19 ekime kadar kalmıştır.

Bu ziyaret, başlangıcından sonuna kadar hassaten İstanbul'da kalan Baş­vekil Adnan Menderes, Başvekil Yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu ve Hari­ciye Vekili Prof. Fuad Köprülü ile muhterem misafir arasında, ikameti­nin muhtelif zamanlarında fikir müdaveleleri yapılmasına kıymetli bir fırsat teşkil eylemiştir. İrak'ın Ankara Büyükelçisi İbrahim Alusi, Harici­ye Vekâleti Kâtibi Umumisi Nuri Birgi ve Türkiye'nin İrak'a yeni tâyin edilen Büyükelçisi Muzaffer Göksenin'in de iştirak ettikleri bu çok samimi ve dostane görüşmeler iki memleket arasındaki münasebetlere, Ortaşarktaki duruma ve bu durum üzerindeki tesirleri nisbetinde milletlerarası siyasete talîlik etmiştir.

Türk ve İrak milletleri arasındaki kardeşliğin tabii neticesi ve iki mille­tin yüksek menfaatlerinin muktezası bulunan Türk-Irak dostluğunun her sahada faal ve sıkı işbirliği şeklinde tecelli etmesinin yalnız iki memle­ket için değil, bilhassa Ortaşark için de çok hayırlı olacağı hakikati gözönünde tutularak bunu temine matuf hedef birliği tebellür etmiştir.

Bugünkü şartlar muvacehesinde tecezzi kabul etmez bir bütün teşkil eden cihan sulhu ve istikrarının teessüs edebilmesinin ancak, Birleşmiş Millet­ler andlaşmasının ideallerine ve prensiplerine samimiyetle bağlı milletlerin, onları topyekûn tahakkümü altına almak ve mevcudiyetlerini yok et­mek gayesini güdenlere karşı aralarında tanı tesanüt halinde ve gediksiz bir müşterek emniyet cephesi kurmalariyle mümkün olabileceği husu­sunda mutabık kalınmış ve böyle bir müşterek emniyet cephesinin tam müsavat şartları içinde Ortaşarkta da kurulabilmesi için daha fazla geci­kilmeden elbirliği ile çalışmak gerektiği neticesine varılmıştır.

Başvekil Adnan Menderes, muhterem misafirine, Türkiye'nin Arap dev­letleri hakkında beslediği halisane sevgi ve itibar hislerini anlatmış ve Türkiye'nin bu devletlerin meşru menfaatlerine aykırı olabilecek bir hat­tı hareket takip eylemesinin bizzat kendi menfaatleri bakımından da ba­his mevzuu olamıyacağı hususunda hükümeti namına her türlü teminat vermeye amade bulunduğunu ifade eylemiştir.

Görüşmelerin çok samimî ve yapıcı mahiyetinden dolayı yekdiğerlerine bahtiyarlıklarını ifade eden her iki Başvekil, şahsî temasları devam ettir­mek hususunda her fırsattan azamî istifade etmek kararlarını müştereken ifade eylemişlerdir.

Muhterem misafir, Başvekil Adnan Menderes'i İrak'a bir resmî ziyaret yapmaya davet eylemiş ve kendileri bunu memnuniyetle kabul ederek se­ne başında bu ziyareti yapabileceğini ifade eylemiştir.

Başvekil Adnan Menderes'in Pakistan Başvekiline gönderdiği telgraf:

19 Ekim 1954

— İstanbul:

Başvekil Adnan Menderes, Türkiye-Pâkistan dostane işbirliği andlaşmasının tatbikatından olarak memleketimize görüşmeler yapmak üzere gelen General Yahya Han riyasetindeki askerî heyeti Dolmabahçe sarayında ka­bul buyurduktan sonra hâin Birleşik Amerikada bulunan Pakistan Baş­vekili Mehmed Ali'ye aşağıdaki telgrafı göndermiştir:

Ekselans Mehmed Ali Pakistan Başvekili

Washington

Ankaradaki işlerini bitirmiş olup memleketine dönmek üzere bulunan General Yahya Han riyasetindeki askerî heyetiniz erkânı ile bugün görüş­tüm. Samimi ve Türkiye-Pâkistan dostluğunun atisine iman ve seçkin sıkandan mürekkep heyet üzerimde derin bir tesir bıraktı. Onların memleketimize gelişinin dostane işbirliği andlaşmamızın teknik tatbikatının başlangıcım teşkil ettiğini düşünerek büyük memnuniyet duydum.

Bu hislerimi size ifade etmekten kendimi menedemedim. Çünkü, sizin de onları samimiyetle paylaşacağınızdan eminim. İki kardeş memleketimizin ve sulh dâvasına bağlı bilcümle memleketlerin nef'ine olarak işbirliğimi­zin daima İnkişaf edeceğinden eminim.

Kardeş Pakistan'ın refah ve saadeti hususundaki en hararetli temennile­rimle samimi dostluk hislerime itimat buyurmanızı rica ederim.

Adnan Menderes

Irak Başvekili Nuri Sait Paşa ile Başvekilimiz Adnan Menderes arasında teati edilen mesajlar:

21 Ekim 1954

— İstanbul :

Hükümetimizin davetlisi olarak İstanbul'da on gün kadar misafir kalmış bulunan Irak Başvekili Ekselans Nuri Sait Paşa ile Başvekilimiz Adnan Menderes arasında aşağıdaki telgraflar teati edilmiştir:

Ekselans Adnan Menderes

Türkiye Başvekili

İstanbulda müşerref olduğum ziyaret günlerinde bir cihetten Türk karak­ter ve ruhunda yoğurulmuş misafirperverlik ve lûtufkâr iltifatlarınıza bir cihetten de iki kardeş memleketi çok faydalı ve hayırlı neticelere vardıra­cak yolları ve istikametleri gösteren hakimane düşüncelerinize karşı te­şekkürlerimi bihakkın açıklayacak ibare bulmaktan âcizim.

Sizlere ve arkadaşlarınıza kuvvet ve afiyet bağışlamasını Allahtan diler ve hududa kadar bizlere refakat eden Türk uçaklarına samimî teşekkürle­rimi yollarım.

Nuri Essait Başvekilimizin cevabı :

Ekselans Nuri Paşa Essait

Irak Başvekili

Göndermek lûtfunda bulunduğunuz mesai, burada hepimizi son derece mütehassis etti.

İstanbul'u teşrifiniz, kalplerimizde silinmez hâtıralar bırakmıştır. Tam bir samimiyet ve karşılıklı itimat havası içinde vukubulan kardeşçe gö­rüşmelerimizin başından sonuna kadar arzettiği yapıcı ve hakırhan vasıf, bunları hem memleketimiz, hem diğer sulhsever memleketler için hayırlı inkişafların takip edeceğinin kuvvetli delilidir. Bu inkişaflarda yüksek şahsınızın tesirinin mühim olacağından şüphe etmiyoruz.

Irak'ı ziyaret ederek Türk milletinin kardeş millete sevgi ve itimadını biz­zat isal etmek ve sizlere tekrar kavuşmak fırsatını çok zaman geçmeden bulabileceğimi düşünerek derin bahtiyarlık hissetmekteyim.

En samimî afiyet ve muvaffakiyet temennilerimle hürmetlerimi teyid ederim.

Adnan Menderes

Kanal meselesinin halli münasebetiyle Başvekilimizin gönderdiği me­sajlar :

— Ankara :

İngiltere ile Mısır arasında kanal meselesinin nihai şekilde halledilmesini intaç eden anlaşmanın imzalanması münasebetiyle Başvekilimiz Adnan Menderes'in İngiltere Başvekili Ekselans Winston Churchill ile Mısır Baş­vekili Ekselans Cemâl Abdülnasır'a gönderdiği mesajların metinleri aşa­ğıdadır:

«Ekselans Winston Churchill

Kanal meselesinin nihai şekilde halledildiğini memnunlukla öğrendim. Temkinli, uzağı gören siyasetinizin mümkün kıldığı bu güzel neticenin Ortaşarkta huzur ve istikrarın teessüsü bakımından büyük tesiri olacağı­na eminim. Bu meselenin böylece tatminkâr şekilde halledilmiş olması Büyük Britanyaya, bilhassa Ortaşarkın emniyeti bakımından biran evvel başarılması lâzım gelen kollektif çalışmada kendisine terettüp eden mü­him vazifeyi gereken sükûnet ve itimat havası içinde, her türlü yanlış tefsirlerden masun olarak daha da iyi yapabilmek imkânını verecektir.

Kanal anlaşmasına Türkiyenin emniyetini de derpiş eden hükmün konulmasından dolayı duyduğumuz şükran hislerini bu vesile ile ifade etme­yi zevkli bir vazife telâkki etmekteyim.

Hararetli tebriklerimi arz ve sıhhat ve muvaffakiyet temennilerimle üs­tün saygılarımın kabulünü rica ederim.

Başvekil Adnan Menderes Başvekilimiz Mısır Başvekiline de aşağıdaki mesajı göndermiştir:

Ekselans Cemal Abdülnasır,

Kanal me?eıps5rnr' nihai sekili h?1!ekmesi münasebetiyle zatıdevletlerine hararetli tebriklerimi arzetmekle bahtîyarım.

Bu güzel kiyaset eseri hiç şüphe yok ki Mısırın dünyadaki itibarını bir kat daha arttıracak ve ona sulhsever devletlerin işbirliğinde müstesna bir mevki temin edecektir. Elde ettiriniz neticenin Ortaşarkta istikrar ve iti­madın kuvvetlenmesi bakımından ehemmiyeti çok büyüktür. Bu suretle yalnız memleketinizin itilâsına değil ayni zamanda yokedilmek tehlikesi karşısında mevcudiyetini koruyabilmek için bu sıkı tesanüde muhtaç olan hakiki sulh ve adalet asıkı milletler camiasına da büyük bir hizmette bu­lunmuş  oluyoruz.  Kanal anlaşmasına Türkiyenin emniyetini de 'derpiş

eden hükmün konulmasından dolayi duyduğumuz teşekkür hislerini bu vesile ile ifade etmeyi zevkli bir vazife telâkki etmekteyim.

Dost Mısırın refah ve saadetini samimiyetle temenni eder, bilvesile şah­sınıza karşı beslediğim yüksek takdir ve itibar hislerimi teyid eylerim.

Başvekil Adnan Menderes

Başvekilimize Almanya ve Mısır Başvekilleri tarafından gönderilen cevabî telgraflar:

27 Ekim 1954

 

— Ankara :

Federal Almanya Cumhuriyeti Şansölyesi Dr. Adenauer, Paris anlaşmalarınm imzası münasebetiyle  Başvekilimiz Adnan Menderes tarafından kendisine çekilen tebrik telgrafına şu cevabı göndermiştir: «Ekselans Adnan Menderes

Başvekil

Ankara

Paris anlaşmasının İmzalanması münasebetiyle göndermiş olduğunuz teb­rik için, ekselansınıza candan teşekkür ederim. Federal Cumhuriyetlerin Nato'ya alınması hususunda Türk hükümetinin gösterdiği müzaheret Fe­deral hükümeti minnettar etmiştir. Federal Cumhuriyetin hür dünya müşterek müdafaa sistemine iştirakini, Türk milleti ile Alman milleti arasındaki dostluk bağlarını bundan böyle daha derinleştireceği ve de­vamlı kılacağı için, Federal hükümet büyük bir bahtiyarlık duyacaktır.

Bilvesile ekselansınıza ihtiramatı faikamı takdim ederim.»

Dr. Adenauer

— Ankara :

Mısır Başvekili Cemal Abdülnasır, Süveyş'in tahliyesi hakkındaki Mısır - İngiliz anlaşmasının imzası münasebetiyle Başvekilimiz Adnan Mende­res tarafından çekilen tebrik telgrafına aşağıdaki cevabı vermiştir:

«Ekselans Adnan Menderes

Başvekil

Ankara

Anlaşmanın ve tahliyenin imzası münasebetiyle göndermiş olduğunuz nazik mesajdan dolayı ziyadesiyle mütehassis oldum. Bu sadece Mısır ve Büyük Britanya için tarihî bir muvaffakiyet değil, işbirliği ve hürriyet üzerine dayanan adalet ve dünya nizamını arzu eden her millet için de

bir muvaffakiyettir ve ümit ediyorum ki, bütün Yakmşark'ta sulh ve is­tikrara hizmet edecektir.

En yüksek ihtiramatm kabulünü rica ederim.

Cemal Abdülnasır

Başvekilimizin Mısır Başvekiline gönderdiği telgraf:

— Ankara :

Mısır Başvekili Ekselans    Cemal Abdüînasır'a teşebbüs    edilen menfur suikast üzerine Başvekilimiz Adnan Menderes şu telgrafı göndermiştir:

Ekselans Cemal Abdülnasır

Ekselansınızın şahsına tevcih edilmiş olan menfur suikasti derin bir te.es-.

sürle haber aldım. Allahm inayetiyle bu caniyâne hareketin neticesiz kal­mış olmasından dolayı çok memnunum.

Başvekilimiz Adnan Menderes tarafından kendisine çekilen tebrik telgrafına şu cevabı göndermiştir: «Ekselans Adnan Menderes

Başvekil

Ankara

Paris anlaşmasının İmzalanması münasebetiyle göndermiş olduğunuz teb­rik için, ekselansınıza candan teşekkür ederim. Federal Cumhuriyetlerin Nato'ya alınması hususunda Türk hükümetinin gösterdiği müzaheret Fe­deral hükümeti minnettar etmiştir. Federal Cumhuriyetin hür dünya müşterek müdafaa sistemine iştirakini, Türk milleti ile Alman milleti arasındaki dostluk bağlarını bundan böyle daha derinleştireceği ve de­vamlı kılacağı için, Federal hükümet büyük bir bahtiyarlık duyacaktır.

Bilvesile ekselansınıza ihtiramatı faikamı takdim ederim.»

Dr. Adenauer

— Ankara :

Mısır Başvekili Cemal Abdülnasır, Süveyş'in tahliyesi hakkındaki Mısır - İngiliz anlaşmasının imzası münasebetiyle Başvekilimiz Adnan Mende­res tarafından çekilen tebrik telgrafına aşağıdaki cevabı vermiştir:

«Ekselans Adnan Menderes

Başvekil

Ankara

Anlaşmanın ve tahliyenin imzası münasebetiyle göndermiş olduğunuz nazik mesajdan dolayı ziyadesiyle mütehassis oldum. Bu sadece Mısır ve Büyük Britanya için tarihî bir muvaffakiyet değil, işbirliği ve hürriyet üzerine dayanan adalet ve dünya nizamını arzu eden her millet için de

bir muvaffakiyettir ve ümit ediyorum ki, bütün Yakmşark'ta sulh ve is­tikrara hizmet edecektir.En yüksek ihtiramatm kabulünü rica ederim.

Cemal Abdülnasır

Başvekilimizin Mısır Başvekiline gönderdiği telgraf:

— Ankara :

Mısır Başvekili Ekselans    Cemal Abdüînasır'a teşebbüs    edilen menfur suikast üzerine Başvekilimiz Adnan Menderes şu telgrafı göndermiştir:

Ekselans Cemal Abdülnasır

Ekselansınızın şahsına tevcih edilmiş olan menfur suikasti derin bir te.es-.

sürle haber aldım. Allahm inayetiyle bu caniyâne hareketin neticesiz kal­mış olmasından dolayı çok memnunum.

Size, dost Mısır milletinin emrinde uzun ve mes'ut bir ömür temennimi bütün samimiyetimle arzederim.

Adnan Menderes

Millî Müdafaa Vekilinin mesajı:

— İstanbul :

Millî Müdafaa Vekili Sthem Menderes, Preveze denizaltı gemisinin do­nanmamıza iltihakı münasebetiyle Donanma Kumandanlığına şu mesajı göndermiştir:

Donanma Kumandanlığına,

Barış için daima kuvvetlenmek ve kuvvetli kalmak düsturumuzun taze bir gücü olarak bugün şanlı donanmamıza katılan Preveze denizaltı ge­misini iftihar ve heyecanla salamlarım.

Preveze denizaltı gemisi devamlı gelişme şe başarıları ile milletimizin ve müttefiklerimizin sarsılmaz güvenini kazanmış olan deniz kuvvetlerimi­zi Türk - Amerikan birliğinin kıymetli bir armağmıdır. Buna mazhar olan. deniz kuvvetlerimizi tebrik eder, işbirliğimizin milletlerarası ehemmiye­tini arttıran ve müttefikler arası kuvvetini teyid eden bu yardım vesile­siyle Amerika Birleşik Devletlerine de şükranlarımı sunarım.

Prevezenin adını aldığı büyük deniz zaferimizin uğurlu bir sembolü ve müstakbel zaferlerimizin de müessir bir vasıtası olarak donanmamızla birlikte pâydar olmasını temenni ederim.

Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes

Reisicumhurumuzla Şili Eeisicumhuru arasında teati edilen telgraflar:

28 Ekim 1954

 

— Ankara :

Şili Cumhuriyetinin millî bayramı münasebetiyle, Reisicumhurumuz Ce­lâl Bayar'la Şili Reiscumhuru Carîos îbanez Del Campo arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

Reisicumhurumuz yeni Şili Büyükelçimizi kabul etti:

— Ankara :

Beisicumhur Celâl Bayar, bugün Çankaya'da yakında vazifesi basma ha­reket edecek olan Şili Büyükelçimiz Cemal Hüsnü Taray'ı kabul etmiş ve öğle yemeğine alıkoymuştur.

Başvekilin seyahati

l/X/954 tarihli (Akşam) dan:

Yarın sabah Başvekil Adnan Mende­res, refakatinde Hariciye Vekili Fu­at Köprülü, dıger resmi şahsiyetler ve .Kalabalık Dir Eksperler Heyeti ile Almanya'ya hareket ediyor.

Bu seyahat alelade bir nezaket ziyare­ti değildir. Bilâkis bu ziyaret tarihe mal oımuş ananevi Türk-Aiman dost­luk ve ışDirııgmın yeni bir tezahürü olarak mütalaa .edilmelidir.

ikinci Dünya Harbinden mağlûp çı­kan Alman Milleti türlü manrumiyet ve ıstıraplara göğüs germiş, iakat lu-sa zaman zarfında içerisinde bulundu­ğu büyük güçlüklerden sıyrılarak hür Avrupa Milletleri Camiasında hak kazandığı şerefli mevKimi temin et­mek yolunda dev adımlarla ilerlemiş­tir.

Türk ve Alman milletleri daima dost yaşamış, birbirini her zaman iyi an­lamıştır. Bu anlayışın bugün de eski­si kadar kuvvetli olduğu munakkak-tır. O kadar ki memleket içinde yap­tığı son seyahat sırasında söylediği oir nutukta Başvekil Adnan Mende­res, Türk - Alman dostluğuna temas eımiş ve hür Almanyaya Avrupa bir­liğinde verilmesi lüzumlu şerefli mev­ki üzerinde durmuştur.

Siyasî görüş birliği yanında Türkler ve Almanlar iktisadî mübadelelerde de daima- karşılıklı bir anlayış göster­mişler, yakın geçmişte, iki memleket arasında mutasavver teyizli işbirliği­nin en parlak misallerini vermişler­dir. Türk piyasalarına ve bu piyasa­ların Hususiyetlerine olan vukufları­nı hiçbir zaman kaybetmiyen Alman­lar, her zaman bizim en iyi alıcıları­mız olmuşlar ve ihtiyacımız olan her türlü istihsal vasıtalalarını bize daima en müsait şartlarla arzetmeniii sırrını bilmişlerdir.

Bugün askerî ve siyasî sahalarda dün­ya ölçüsünde ehemmiyet kazanan, memleketimiz iktisadî sahada de geniş adımlarla ilerlemektedir. Bu bag. döndürücü inkişafın geçici de olsa» bazı iktisadî müşküller doğurduğu, muhakkaktır. Fakat ne yazık ki bu­günün Türkiyesinin ve /rürkiyenin-bugünkü idaresinin statik bir iktisat siyasetine artık tahammülü yoktur. Bugünkü idare, Türk vatandaşının. hakkı olduğu müreffeh hayat sevi­yesinin süratle tahakkuku yolunda. büyük bir dinamizmle çalışmakta ve memleketin döl t köşesine attığı fe­yizli tohumların bir an önce yeşerme­sine gayret etmektedir. Belki birkaç sene sıkıntı çekilecektir. Fakat bir­kaç sene sonra karşılaşacağımız yep­yeni, güler yüzlü ve mâmur vatanı, düşünürsek bu sıkıntılı senelere belki de «mukaddes sıkıntı seneleri» de­mek yerinde olacaktır.

Almanya seyahati, memleketimizin: yaşamakta olduğu bu şartlar çerçeve­si içinde hususî önem taşıyan bir hâ­disedir. Alman borçlarının hemen he­men tamamen ödenmesi yolunda ay­lardan beri bütün imkânlarla çalışıl­mış ve bunda muvaffak olunmuştur. Adnan Menderes Almanyaya borçlut bir Türkiyenin Başvekili olarak de­ğil, doğru sözlü, açık kalbli ve bor­cuna sadık bir dostun mütebessim. mümessili  olarak  gidiyor.

Bu seyahat sırasında Almanya ile ev­velce akdedilmiş bulunan 150 milyon dolarlık teçhizat kredisinin süratle işler bir hale getirileceğine biz mu­hakkak nazariyle 'Çakıyoruz. Bunun, yanında serbest iş âleminin yüzünü gül'dürecek, Türk mallarının kolay-ljkla ve bol miktarda ithalini sağla­yacak bir anlaşma zemininin bulun­ması en büyük ümit ve temennimiz­dir.

Önümüzdeki seneler iğin iki memle­ket arasındaki iktisadî münasebetleri düzenlemeğe matuf olan Bonn mü­zakerelerinin muvaffakiyetle netice­lenmesi her iki tarafın iyi niyet ve geniş bir anlayışla hareket etmeleri­ne bağlıdır. Bu hâdise etrafında son günlerde çıkan yazılar, basında yer bıiljan tefsirler görüşmelerin böyle müsait bir hava içinde cereyan ede­ceğini gösteriyor.

Sayın Başvekilimizle arkadaşlarının hayırlı yolculuk yapmalarını ve başa­rılı neticelerle yurda dönmelerini can­dan diliyoruz.

Başvekilin Almanya seyahati

Yazan: A. N. Karacan

2/10/1954 tarihli (Milliyet) den:

İkinci Dünya Harbinin dört yılını İs­viçre'de geçirdim. Bern Basın Ataşesi idim. Bilhassa 44 te, hemen her gece Cenevre, Bern, Zürih, bütün İsviçre birden zifirî karanlığa boğulurdu. İn­giliz - Amerikan uçakları geçiyordu.Bunlar Alplerin ötesindeki Almanya'­yı bombalamağa gidiyordu. Sabaha doğru ayni tayyarelerin avdet ettiği- % ni, motor seslerinden anlardık. Git­tikleri gibi mi dönerlerdi? Motor ses­leriyle beraber bu düşünce de karan­lıkta kaybolurdu.

İkinci Dünya Harbi denilen faciayı, İsviçre denilen tarassud . kulesinden seyrederken, nihayet 1945 te Alman­ya teslim oldu. Hitler kendini öldüre­rek sahneden çekildi. Ölmeden evvel müttefiklere:

— Birleşelim ve Rusya'nın üzerine çevrilelim! demişti. Fakat, Amerika­lılar bu teklife güldüler ve binerîik tayyare hamleleriyle, Almanya'yı de­lik  deşik .etmekle  cevap   verdiler.

Almanya on sene geçmeden, enkazın altından silkine silkine kalktı. Ke­fem yırttı, belki eskisinden daha genç, daha diri bir millet olarak meydana çıktı.Yaralarını  ,'saran,  fabrikalarına kuran, çalışma hızını alan, eskisi ka­dar belki daha fazla - yaratan Al­manya'nın bugün en büyük dâvası. müstakil, silâhlı, hâkim bir Alman, devleti kurmak, Avrupanm sulh ve is­tikrar nizamında âmil olmaktır.

Harb olmasa bile, başka âfetlerin yık­tığı Türkiye, tıpkı Almanya gibi, bü­yük bir kalkınma hemlesi içinde, ye­ni baştan inşa vaziyetinde dir. Alman­ya Türkiye'ye, Türkiye Almanyaya elzemdir. Almanya Türkiyeyi, artık; yalnız alış veriş edilen bir devlet o-iarak değil, haklı taleplerinde, kendi­linden kuvvet alınabilecek, bugünkü dünya politikasının âyarlamşmda sö­zü geçen dost bir miilet olarak mü­talâa etmek yoluna girmiştir. Öyle ol­masa, Başvekil, bu seyahati, bu derece ehemmiyetli bir heyetle yapar mıy­dı? Almanyanm, Türk - Alman müna­sebetlerini böyle mütalâa ettiği, ba­zı kısa görüşlü Alman ticaret ve sa­nayi adamlarının sandıkları gibi Tür­kiye'yi yalnız bir müşteri gibi değil,, bir müttefik, bir yardımcı gibi görme­ğe başlaması yapılacak müzakereler için çok müsait bir iklim yaratmakta­dır.

Bu yeni zihniyet, bu sabah Almanya'­ya doğru yola çıkacak olan Türkeye'-nin en salahiyetli devlet adamiyle ya­pılacak görüşmelerin iyi ve devamlı,, her iki taraf için hayırlı neticeler ve­rebilmesi için, başlıca teminattır.

Almanya ve Türkiye

Yazan: Doğan Nadi

2/10/1954  tarihli  (Cumhuriyet) den:

Başvekil Adnan Menderes ve Harici­ye Vekili Fuad Köprülü, Batı Alman­ya devlet adamlariyle her sahada te­maslarda bulunmak üzere seyahatin ilk merhalesi olan Münih'e müteveccih hen yola çıkıyor. Kendilerine refakat-ierindeki zevata ve kafileye katılan meslekd a şiarımıza iyi yolculuklar di­leriz.

Türk - Alman münesebetlerinin Dün-ya tarihinde iki asra yakın bir mazisi vardır. Hemen söyliyelim ki, hâdise­lerin yarattığı zaruretler altında za­man zaman gölgelenmiş olması bir taraf, bu münasebetler daima dosta­ne devam etmiştir. Bilhassa Birinci Dünya Harbindeki silâh arkadaşlığı­mız bu resmî dostluğu her iki mil­letin kalbine sindirdi.

O harbin, tahammül olunmaz derece­de şartlar ihtiva eden muahede leden ilk olarak kurtulan Türkiye, sonraları, Almanyamn kurtuluş ham-lele~;ni adım adım ve candan alkışlı­ya takip etti. Onları ne kadar iç­ten bsnimsiy.erek takib ettikse, Avrupa medeniyetinin en ileri bir ternsi olan, Alman milletinin istilâcı biktatorya rejimine sürüklenmesi­ni  o kadar üzüntü ile karşıladık.

Tarih sahifelerinde felâketle bitmiş bir.bir numunesi olan bu istilâcı rejim de, gitgide azıtarak, nihayet mu­kadder akıbetine çarptı. O zaman sem­bolik olarak, ve hiç şüphesiz isteme­ye :setmeye. bizim de harb iîân etti­ğimiz Almanyamn, Türk milleti, şim­di Meniden birleşmesini, kuvvetlen­memi ve medenî camianın içinde "kendine hâs mevkiini almasını temen ediyor.

Geç?n Mart ayında memleketimizi zi­yaret etmiş ve pek iyi intibalar bı­rakmış olan Şansölye Dr. Konrad A-cenauer, bu zamanın «büyük" vasfı­na lâyık müstesna devlet adamların­dan biridir, Harb faciasından ne ya­pacağını şaşırmış bir halde çıkan Al­man milletini tutmayı, yeisten ve ü-midsizlikten kurtarmayı bilmiştir. Medenî, çalışkan, disiplinli Alman milleti de, akıllara hayret v.&ren bir gayretle, baştan aşağı harabeye dö­nen memleketi bugün bir mamureye .çevirmeğe muvaffak olmuş bulunu­yor.

Almanyasız bir Avrupa müdafaası ol­maz sözü ne kadar doğru ise, Alman-yasız bir Avrupa iktisadî düzeninin kurulamıyacağı da, ayni derecede doğru bir hakikattir. Türkiyenin. içi­ne atıldığı büyük sanayileşme hamle­sinde. Alman yardımına elbette ihti­yacı olacaktı.

Şeker fabrikalarımızın zannederim hepsini, çimento fabrikalarımızın ve tnsrji ssntrallarımızın da büyük bir kısmmı Alman firmaları yapmakta­dır. Bunlardan iki ^eker fabrikasnm (Konya ve Amasya) hattâ mukavele müddetinden evvel bitirildiğini, açıl­ma törenininde, bizzat Başvekil Ad­nan  Menderes  teşekkürle  zikretti.

Almanyamn da vice versa Türkiye-den sağlıyacağı faydalar vardır. Mem­leketimiz henüz bakir sayılacak bir halde. Gün geçmiyor, muhtelif yer­lerde kıymetli maden damarlarının bulunduğunu öğreniyoruz. Rasyonel çalışmalarla bunlar işletildiği takdir­de, sanayi için, pek değerli birer ip­tidai madde kaynağı elde edileceğin­de şüphe yoktur.

Bu karşılıklı münasebetlerin yanısı-ra, ve en az onlar kadar ehemmiyetli, Alman ve Türk miletlerinin, yuka­rıda da söylediğimiz gibi, birbirlsrine karşı ötedenheri besledikleri dostluk hisleri gelir. Büyük Atatürk nutuk­lardan birinde «Milletleri muahede­lerden çok, hisler bsğlar»  demişti.

Bu itibarla, Almanya temasları so­nunda varılacak neticeler ne olursa olsun, T-^nderes ve arkadaşları, Al­man milletine. Türklerin en samimî ve halis   duygularını   götürüyorlar.

Menderes Almanya'ya giderken Yazan: H. Edip - Törehan

2/X/954 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

Biz dört beş sene evveline kadar, ko­zası içine gömülmüş bir ipek böceği durumunda idik. Belki eski Türk an'-zmelerine dayanarak, harice gitmek­ten, yaklın münasebetler kurmaktan sıkılıyor; birçok 'milletlerin ayağımı­za gelmesini bekliyorduk.

Geldikleri zaman da sahte bir guru­run tesiriyle onlara hakikî durumu­muzu açıklamağı münasip görmüyor ve burada yaptığımız temaslardan hiçbir müsbet netice elde edemiyor­duk.

«Yeni İstanbul» senelerden beri, bu husustaki düşüncelerini bildirmiş ve artık her memleket devlet ve hükü­met reislerinin alâkalı diyarlara gide­rek orada imkânlar yaratmağa çalış­maları (lüzumunu göstremeğe Çalış­mıştı.

Şimdi birkaç seneden beri bu, eski zihniyetimize nihayet verdik. Devlet ve hükümet reislerimiz artık muhte­lif memleketlere seyahatler yaptılar, temaslarda bulundular. Biz, şimdi de bunun temadisini görmekle haz duy­maktayız.

Biz aceleci bir millet olmakla be­raber; birçokları bu seyahatlerin müs-bet neticelerinin hemen ertesi günü tahakkukunu beklediler ve milyarlar­dan hemen birşeyler gelmediğini gör­dükleri zaman da tenkidlere başladı­lar. Hiç düşünülmedi ki, bu temasla­rın neticeleri hemen ertesi gün tecel­li .etmez ve faydaları ancak yavaş ya­vaş hissedilmeğe başlar.

Biz bugün ecnebi kaynaklardan ve o-rada bulunan dostlarımızdan işitiyo­ruz ki, şimdiye kadar yapılmış olan seyahatlerin bir hayli müsb.et yollar üzerinde temmelleri atılmağa başlan­mıştır ve bunun üzerine kurulacak bi­na pek yakında görünür bir manzara ?rzedecektir.

Hükümet Reisimiz bugün yola çıkıyor. Almanyada bir hayli mühim müzake­relerde bulunacak ve Adenauer gibi, tecrübeli, vaziyeti anlayan bir hükü­met reisiyle görüşecektir. Şimdiye ka­dar yapılmış olan hazırlıklar ve bil­hassa yanma kalabalık bir eksper he­yeti alması, herhalde bu müzakerele­rin umumî ve sathî görüşler sahasın­dan çıkarak, realitelere temas edece­ğinde şüpheye yer bırakmamaktadır.

Çeyrek asra yakın bir zamandan beri Türk - Alman ticarî münasebetlerine dair birçok yazılar yazdık ve bu iki memleket arasındaki iktisadî müjna-sebetlerin, kendi çaplarına göre, bir­birlerini tamamladığını iddia ettik. O zamanlar Türk - Alman ticarî mü­nasebetleri bilhassa Türkiye için ilk safda geliyordu. Memleketimizin en büyük ihracatı Almanya'ya yapılıyor, .en çok  ithalât da  oradan    oluyordu.

Birçokları, samimî düşüncelere daya­narak buna itiraz etmiş ve memleket iktisadiyatımızın yalnız bir memleke­te dayanmasını muvafık görmemiş­tir.

Bundan dolayı, o zamanki iktidarın ti­carî ve iktisadî münasebetlerini elin­de tutanlar başka memleketlere yayıl­mak için çok gayretler sarfettiler. Fa­kat ne yazık ki muvaffak olamadılar. İkinci İ)iinya Harbindi bile pamuk ve hattâ krom gibi maddelerimizi Al-manyanın o zamanki  politikasına ve harb düşüncesine düşman olmakliğı-mıza rağmen, yine oraya ihraç ettik, çünkü bizi buna mecbur eden hâdise­ler vardı. En yakın ve samimî dostu­muz İngiltere bize herşey satmak is­tiyor, fakat bizden hiçbir şey almı­yordu.

Bugün de vaziyet bundan başka bir manzara arzetmemektedir. Türk is­tihsal maddelerinin incir ve üzümden bağlıyarak pamuk ve kroma kadar bü­tün sanayi ham maddelerine Alman-yanın büyük miktarda ihtiyacı var­dır.

Türkiye gibi büyük adımlarla ilerle­mekte olan bir memleket, Alman sa­nayiine ve onun göndereceği maki­nelere şimdi şiddetli bir lüzum hisset­mektedir. Bunun dışında, memlekette satınalma kudretinin artması dolay ı-siyle Türkiye, toplu iğneden başhya-rak lokomotife kadar bütün Alman sanayi mamulleri için gün geçtikçe artan bir satış sahası olmaktadır. Bun­dan yirmi sene evvel memleketimize gelen bir Alman sanayi tetkik heye­ti, o vakit nüfusu on üç milyonu bi­raz aşan Türkiyede, medenî mânada ihtiyaç hisseden ve satınalma kabili­yeti olan insanların miktarını yarım milyon diye göstermişti. Bugün bu eski nüfusun bir misline yakın bir miktarda arttık. Buna mukabil bu­gün Türkiyede medenî ihtiyaçları his­seden ve satınalma kabiliyeti olan kimselerin miktarı bir değil, birkaç milyonu aşmaktadır.

Bu hususta bir anlayış göstermek ve satınalma kudreti olan insanlara bir de satınalma imkânını vermek, her­halde, uzun bir tarihi olan Türk - Al­man dostluğunun bir esası değil, belü bir vazifesidir. Çünkü bu imkânın verilmesi birçok zorlukları ortadan kaldıracak ve yeni bir inkişaf meyda­na getirecektir.

Biz Hükümet Reisimizin Almanyada-ki müzakerelerinden bu müsbet ne­ticenin elde edileceğini umuyor ve ona başarılı ve memleket irin hayır­lı sayahatler diliyoruz.

Türk Aînıan görüşmelerinin yarattığı imkânlar

Yazan: M. Nermi

ll/10/1954 tarihli (Yenİ İstanbul) dan:

Vatandaşlarımızın meraklarını hiç yersiz bulmuyoruz, Adnan Menderes, "bir hafta kadar Almanyada kaldı. Gö­rüşmeler yapıldı. Kendi kendilerine soranlar, az olmamalıdır: «Menderes, TDİze Aimanyadan ne getirdi? Rakam­lar verilmiyor. Gelecek ay, Ankarada gene görüşmelere başlanacak. De­mek, ortada gene müsbet bir şey yok.

Adnan Menderes'in, dönerken, yur­duna ne getirdiğini anlamak için, ilk­önce, Alman-Türk görüşmelerinin ni­çin yapılmış olduğunu bilmek lâzım­dır. Genç Türkiyenin politika gele­nekleri çok başkadır. Devlet_ ve Hükü­met adamlarımız, Osmanlı İmparator­luğunda olduğu gibi, borç para bul­mak için, yola çıkmıyor artık. Büt­çemiz denkleşmiş sayılabilir. Borçla­rımız, büyük bir hızla gelişen ekono­mik kudretimize göre hiçtir. Aradı­ğımız şey borç değil, ekonomik mâna-siyle, kredidir. Adnan Menderes de bunu  memleketimize  getiriyor  işte.

Kredinin tam Türkçesi itibardır. Ö-teden beri bilinen bir şeydir: Kendi­lerine güvenilmiyen irçsanlara, ak­sak giden iplere kredi açılmaz. Millet­ler de öyledir. Onun için, asıl dâva, millet ekonomimizin, dış memleket­lerde tam bir güven uyandırıp uyan­dırmamış olmasıdır. Kötümser olmak, gerçekten, yersizdir. Bütün dünya, "kalkınma hamlemizin ciddî başarılar gösterdiğine inanmaktadır. Her iş, ge­liştikçe, sermaye ihtiyacı,   ister   istemez, artar. Gelişen bir iş de, aksak ve sakat bir iş sayılmaz elbette. Kredi, sncak böyle işleri arar.

Almanlar, büyük harb bozgunluğun­dan sonra, istihsallerini, tam bir hız­la arttırmaya başladıkları zaman, ilk karşılaştıkları güçlük, sermaye sıkın­tısı olmuştur. Onun için, onlar, bizi en iyi anbyacak durumdadırlar. Bura­da, çok önemli bir noktayı hatırlat­mak isteriz: Kredi işi değil, iş kudre­ti krediyi yaratır. Krediyi dilediği­miz gibi sınır çizemeyiz biz. İş büyü­dükçe kredi de ister istemez genişler. Biz, yalnız, çağdaş ekonominin bu ha­kikatini düşünecek olursak, kredi ko­nularında, rakam üzerinde durmanın yersizliğini daha iyi anlamış oluruz.

Türk - Alman ekonomisi, Menderes'­in Bonn basın toplantısında söylediği gibi, birbirini tamamlıyan bir ekono­midir. Onun için, karşılıklı işbirliği ne kadar genişlerse, iki dost memle­ketin karşılıklı menfaatleri de o ka­çar sağlanmış olur. Böyle bir durum, rakamlara bağlanmak yanlıştır. Biz, alışverişimizi sınırlandırmak iste­miyoruz. Her şey, iki millet ekonomi­nin tamamlayıcı kudretine bağlıdır. 3ugün için birkaç yüz milyonluk bir kredi, işimize yarıyabilir belki. Yarın 'için, b)elki hiçtir bu. Alışveriş [hac­mini daraltmak ne bizim yüksek men­faatlerimize uygundur, ne de Alman­ların menfaatlerine. Bu hakikat göz-önünde tutulduğu içindir ki, Bonn'­da yalnız prensip anlaşmaları ilk plâ­na alınmıştır.

Milletlerarası geniş ekonomik işbirlik-lerinde asıl aranılan şey, kredinin karşılıklı ihtiyaçlara göre âyarlanabil-mesldir. Dinamik ve yaşayan bir eko­nomi, kendi şertlarma göre kredi is­ter. Bizim kredi ihtiyacımız, bir açığı kapatmak güçlüğünden değil, )dina-mik kalkınma hamlemizden doğmuş­tur. Menderes, Almanların çok iyi bil­dikleri, bu ekonomik gerçekliği, bir kere daha dile getirmek için, Bonn'­da, yetkililerle görüşmüştür. Memle-İketimizin birçok kudret kaynakları henüz uyanmamıştır. Düne kadar, çok zengin "Volfram madenlerimiz ol­duğunu bilmiyorduk biz. Bilmedikle­rimizin sayısı o kadar çok ki.. Kredinin karşılığı ne dolar olabilir, ne de İsviçre ıfrankı.. İstihsal kudretimiz, yaratma gücümüz artıyorsa, emeği­mizle dolar ve İsviçre frankı yaratı­yoruz demek..

Adnan Menderes, Türk - Alman gö­rüşmelerinde müsfaet bir yol tutmuş olmakla, karşılıklı işbiliğini geliştire­cek imkânlara daha büyük bir pay a-yırmak tarafını seçmiştir. Bize göre de en doğrusu budur. Türkiyenin eko­nomik durumunu bile bile karanlık göstermiye çalışanlar, bize her taraf­tan yapılan kredi tekliflerinin sebeb siz olmadığını öğrenmelidirler artık.. Avusturyamn, ilk adım olarak bize .açtığı 20 milyon dolarlık ihracat kre­disi bunun yepyeni bir belgesidir. O-nun için, Menderes, Almanya dönü­şünde, gerçekten büyük bir şey getir­miştir. Biz, Buna, karşılık işbirliğinin serpilişine göre kımıldanan kredi sağ­lanması adını verebiliriz. Onun için, iki tarafın, görüşmelerde gösterdiği sağlam anlayışı öd emle belirtmek lâzımdır.

-Güneş ihracatımız

Yazan: A. E. Yalman

22/X/954 tarihli (Vatan) dan:

Geçen gün birkaç gazeteci arkadaşla Tberaber Başvekil Adnan Menderes'le >onuşuyorduk. Lâkırdı arasında Baş­vekil dedi ki:

— Memleketin her türlü ihraç meddelerinin satılmsma ehemmiyet ve­riyoruz,  icap   eden  her  çareye başvuruyoruz.

Ben şu mukabelede bulundum:

— Bir istisna var.Merakla sordu:

— O nedir?

— Güneş   ihracatımız Avrupanm

şimal halkı güneşe doğru koşmak ihîiyacını duyuyorlar. Etrafımızdaki sıcak memleketlerin halkı daha mute­dil bir iklim arıyorlar. Bundan başka .memleketimizin   tarihi  hazineleri,  tabiat güzellikleri, sayısız cazibeleri var. Bunları paraya çevirmeğe ehemmiyet vermiyoruz. Halbulkİ eski turizm memleketlerinden başka Avustur­ya ve Yuvoslavya, az bir himmetle ne kadar geniş döviz kaynakları kurmak mümkün olduğunu son zamanlarda parlak bir surette ispat etmişlerdir.»

Söz burada kaldı. Başka bahisler a-çıldı. Başvekilin yanından ayrıldık­tan sonra şunu düşündüm ki turizm mevzuunu her fırsatta, sık sık kurca­lamak, turizm definelerimizi işletme­nin yolunu geniş bir şekilde açmak lâzımdır. Turizm ve hayvancılık saha­larındaki inkişaflar, hayal ve lüks mevzuları değildir. Kısa zamanda her türlü teçhizatın tamamlamak ve va­tandaşların geçim ve refah seviyesi­ni yükseltmek için şiddetle muhtaç olduğumuz iki manivela bunlardır, inkişaf hareketlerimizi besleyecek ek­mek ve peyniri bu iki sahada bulabi-lTriz. Yakın bir zamanda yeni varlı­ğına âdeta sıfırla başlayan, kımens hâlâ Rus işgali altında olan ve petrol istihsalleri bedelsizce demirperdeye akan Avusturyamn, bilhassa turizmi teşvik etmek ve geniş bir malî ve ik­tisadî siyaset takip etmek yoliyle on küsur milyar şiling kıymetinde bir döviz ve altın reservi elde etmesi, bi­zim için tetkiki faydalı olan bir ör­nektir.

Bugün çok pahalıya mal ederek ve rekabet gayesiyle fedakârlıkları gö­ze alarak ihraç ettiğimiz maddelerin satışından gelecek hasılatla; hem ha­riçten satın almağa muhtaç olduğu­muz maddelerin bedelini, hem de cî-hazlanmak için lüzumu olan büyük miktarda dövizi tedarik etmemize ih­timal yoktur. Turizmle alâkalı döviz imkânlarını işletmeğe ve hayvan ve hayvancılık maddeleri ihracatını ön. plâna almağa mecburuz.

En ziyade güvendiğimiz ihraç made-lerimizin haline bakalım: Buğday, tam biz, yeni ve canlı bir iktisadî gi­dişe sarıldığımız sıralarda 136 dolar­dan 60 dolara düştü. Bu umumî bol­luk devrinde nereye koyacağımızı, ne­reye satacağımızı bilemediğimiz buğ­dayların  mevcuttu,   bu  sene   kuraklık

yüzünden birdenbire daraldı. Bir za­manlar çok fazla diye telâkki edilen 30 kuruş fiata satın alınacak buğday bulunamıyor, hariçten ithalâta ihtiyaç görülüyor.

Bir zamanlar altın gibi kapışılan kro­ma; bilhassa Amerikada biriktirilen stokların fazlalığı ve diğer s.ebepler yüzünden kâfi müşteri bulunamıyor. Eskiden başlıca ihraç maddemiz ve döviz kaynağımız olan tütün, vakit vakit bizi fena sürprizler karşısında bırakabiliyor. Yeni bir nevi veba sal­gını halinde dünyayı tehdit eden kan­ser hastalığının sebeplerinden birinin tütün olduğu propagandası, tütün tir­yakiliği itiyatlarına gitgide gem vu­rabilir. Yağlı tohumlarımız, üzümü­müz, incirimiz, fındığımız vakit vakit müşterimiz kalıyor, tğatış teşkilâtımı­zın, standardizasyon usullerimizin, ambalaj tekniğimizin, ireklâm faali-' yetlerimizin dünya seviyesinden ok geri olduğunu kabul etmek lâzımdır.

Bu vaziyet karşısında yeni ve sağ­lam döviz kaynakları infişaf ettirme­ğe mecburuz ki bunlar da hayvancı­lık ve turizmdir.

İki sene evvelisine kadar Ankarada Kanada, Büyük Elçisi bulunan Gen. Odlum, bugünkü Büyük Elçi Moran gibi çok candan bir Türk dostudur. Ankarada bulunduğu sırada kendisiy­le sık sık görüşürdük. Bir gün bana dedi ki:

— Bu saba'h çok erken kalktım. Uy­kumu kaçıran sebep şuydu: Kanada-nın, Türkiyeye yapacağı ihracata kar­şılık Türfeiyeden neler alabileceğini araştırdım. Mahsullerimizin çoğu mu­vazi olduğu için esaslı bir şey bula­madım. Nihayet şu karara vardım ki Kanada, kendi turizm akınlarına Tür-kiyede mecralar açmak suretiyle bu imkânı temin edilebilir.

Eski Kanada sefirünn işaret ettiği yo­lun, yalnız Kanada değil, bütün dün­ya ölçüsünde açılmasını daha fazla geciktir ir sek yazık olur. Yalnız bir Hilton oteliyle iş bitmez. Esaslı bir otelcilik hareketini ancak devamlı bir seyyah akını yaratır. Yolu açmanın en münasip tarzı da, turistlerin para­larını  dünya piyasası fiatıraa satmasına meşru ve resmî imkânlar hazır­lamaktır. Bu suretle karaborsa yok olur. gizli ellerde saklanan dövizler, Merkez Bankasının kasasına akar ve resmî fiatla serbest fiat arasındaki fark tedrici surette ortadan kalkar.

İktisadî İstiklâl mücadelemiz

Yazan: A. E. Yalman

30/10/1954 tarihli (Vatan) dan:

Bu yazı serisinde kullandığım (İktisa­dî İstiklâl Mücadelesi) başlığı, belki de bir kısım okuyuculara yabancı ve garip gelecektir. Diyecekler ki: »Bizim istiklâlimize kim mâni oluyor ki ona karşı iktisadî sahada istiklâl hesabı­na bir mücadele açmak lâzım gelsin?»

Böyle bir söze benim cevabım şudur: Her şey ve herkes... İktisadî mânada istiklâle sahip olmak ve hattâ bugün­kü dünya şartları karsısında bizim hal seviyemizde bir memleketin sa­dece millî istiklâlini koruması için çok büyük gayretlere, çok esaslı ve devamlı mücadelelere ihtiyaç vardır. Bugünkü iktisadî gelişme seviyemiz­de bulunan bir milletin istiklâline sahip kalması ve yeni topluluk sis­temlerine doğru ilerliyen bir dünyada faal ve itibarlı bir mevkie sahip kal­ması için çok kısa zamanda muayyen merhaleleri aşmış olması lâzımdır. Yalnız millî mukavemet azmi ve as­kerî mânada kahramanlık, bir mille­tin İstiklâl içinde varlık ve bekasını temine (kâfi gelmez. Mücadele, -bir taraftan geniş ve çeşitli sınaî teçhi­zata sayanabilmeli, diğer taraftan sin­si yollardan sokulan veya iktisadî si­lâhlar kullanan bir düşmana karşı millî bünyıe, mukavemetli ve hazır­lıklı olmalıdır.»

Şuurlu   millî   siyaset

Celâl Bayar'm olgun vatanseverliğin­den ve geniş tecrübesinden ilham ve kuvvet almak ve diğer arkada şiar iyi e işbirliği etmek suretiyle, Adnan Men­deres, milletin mukadderatını sevk ve idaresine ait mes'uliyeti hükümet reisi ve ekseriyet partisi lideri olarak

«Yeni İstanbul» senelerden beri, bu husustaki düşüncelerini bildirmiş ve artık her memleket devlet ve hükü­met reislerinin alâkalı diyarlara gide­rek orada imkânlar yaratmağa çalış­maları (lüzumunu göstremeğe Çalış­mıştı.

Şimdi birkaç seneden beri bu, eski zihniyetimize nihayet verdik. Devlet ve hükümet reislerimiz artık muhte­lif memleketlere seyahatler yaptılar, temaslarda bulundular. Biz, şimdi de bunun temadisini görmekle haz duy­maktayız.

Biz aceleci bir millet olmakla be­raber; birçokları bu seyahatlerin müs-bet neticelerinin hemen ertesi günü tahakkukunu beklediler ve milyarlar­dan hemen birşeyler gelmediğini gör­dükleri zaman da tenkidlere başladı­lar. Hiç düşünülmedi ki, bu temasla­rın neticeleri hemen ertesi gün tecel­li .etmez ve faydaları ancak yavaş ya­vaş hissedilmeğe başlar.

Biz bugün ecnebi kaynaklardan ve o-rada bulunan dostlarımızdan işitiyo­ruz ki, şimdiye kadar yapılmış olan seyahatlerin bir hayli müsb.et yollar üzerinde temmelleri atılmağa başlan­mıştır ve bunun üzerine kurulacak bi­na pek yakında görünür bir manzara ?rzedecektir.

Hükümet Reisimiz bugün yola çıkıyor. Almanyada bir hayli mühim müzake­relerde bulunacak ve Adenauer gibi, tecrübeli, vaziyeti anlayan bir hükü­met reisiyle görüşecektir. Şimdiye ka­dar yapılmış olan hazırlıklar ve bil­hassa yanma kalabalık bir eksper he­yeti alması, herhalde bu müzakerele­rin umumî ve sathî görüşler sahasın­dan çıkarak, realitelere temas edece­ğinde şüpheye yer bırakmamaktadır.

Çeyrek asra yakın bir zamandan beri Türk - Alman ticarî münasebetlerine dair birçok yazılar yazdık ve bu iki memleket arasındaki iktisadî müjna-sebetlerin, kendi çaplarına göre, bir­birlerini tamamladığını iddia ettik. O zamanlar Türk - Alman ticarî mü­nasebetleri bilhassa Türkiye için ilk safda geliyordu. Memleketimizin en büyük ihracatı Almanya'ya yapılıyor, .en çok  ithalât da  oradan    oluyordu.

Birçokları, samimî düşüncelere daya­narak buna itiraz etmiş ve memleket iktisadiyatımızın yalnız bir memleke­te dayanmasını muvafık görmemiş­tir.

Bundan dolayı, o zamanki iktidarın ti­carî ve iktisadî münasebetlerini elin­de tutanlar başka memleketlere yayıl­mak için çok gayretler sarfettiler. Fa­kat ne yazık ki muvaffak olamadılar. İkinci İ)iinya Harbindi bile pamuk ve hattâ krom gibi maddelerimizi Al-manyanın o zamanki politikasına ve harb düşüncesine düşman olmakliğı-mıza rağmen, yine oraya ihraç ettik, çünkü bizi buna mecbur eden hâdise­ler vardı. En yakın ve samimî dostu­muz İngiltere bize herşey satmak is­tiyor, fakat bizden hiçbir şey almı­yordu.

Bugün de" vaziyet bundan başka bir manzara arzetmemektedir. Türk is­tihsal maddelerinin incir ve üzümden bağlıyarak pamuk ve kroma kadar bü­tün sanayi ham maddelerine Alman-yanın büyük miktarda ihtiyacı var­dır.

Türkiye gibi büyük adımlarla ilerle­mekte olan bir memleket, Alman sa­nayiine ve onun göndereceği maki­nelere şimdi şiddetli bir lüzum hisset­mektedir. Bunun dışında, memlekette satınalma kudretinin artması dolay ı-siyle Türkiye, toplu iğneden başhya-rak lokomotife kadar bütün Alman sanayi mamulleri için gün geçtikçe artan bir satış sahası olmaktadır. Bun­dan yirmi sene evvel memleketimize gelen bir Alman sanayi tetkik heye­ti, o vakit nüfusu on üç milyonu bi­raz aşan Türkiyede, medenî mânada ihtiyaç hisseden ve satınalma kabili­yeti olan insanların miktarını yarım milyon diye göstermişti. Bugün bu eski nüfusun bir misline yakın bir miktarda arttık. Buna mukabil bu­gün Türkiyede medenî ihtiyaçları his­seden ve satınalma kabiliyeti olan kimselerin miktarı bir değil, birkaç milyonu aşmaktadır.

Bu hususta bir anlayış göstermek ve satınalma kudreti olan insanlara bir de satınalma imkânını vermek, her­halde, uzun bir tarihi olan Türk - Al­man dostluğunun bir esası değil, bel-

İktisadî İstiklâl mücadelemiz

Yazan: A. E. Yalman

30/X/954 tarihli (Vatan) dan:

Bu yazı serisinde kullandığım (İktisa­dî İstiklâl Mücadelesi) başlığı, belki de bir kısım okuyuculara yabancı ve garip gelecektir. Diyecekler ki: »Bizim istiklâlimize kim mâni oluyor ki ona karşı iktisadî sahada istiklâl hesabı­na bir mücadele açmak lâzım gelsin?»

Böyle bir söze benim cevabım şudur: Her şey ve herkes... İktisadî mânada istiklâle sahip olmak ve hattâ bugün­kü dünya şartları karsısında bizim hal seviyemizde bir memleketin sa­dece millî istiklâlini koruması için çok büyük gayretlere, çok esaslı ve devamlı mücadelelere ihtiyaç vardır. Bugünkü iktisadî gelişme seviyemiz­de bulunan bir milletin istiklâline sahip kalması ve yeni topluluk sis­temlerine doğru ilerliyen bir dünyada faal ve itibarlı bir mevkie sahip kal­ması için çok kısa zamanda muayyen merhaleleri aşmış olması lâzımdır. Yalnız millî mukavemet azmi ve as­kerî mânada kahramanlık, bir mille­tin İstiklâl içinde varlık ve bekasını temine (kâfi gelmez. Mücadele, -bir taraftan geniş ve çeşitli sınaî teçhi­zata sayanabilmeli, diğer taraftan sin­si yollardan sokulan veya iktisadî si­lâhlar kullanan bir düşmana karşı millî bünyıe, mukavemetli ve hazır­lıklı olmalıdır.»

Şuurlu   millî   siyaset

Celâl Bayar'm olgun vatanseverliğin­den ve geniş tecrübesinden ilham ve kuvvet almak ve diğer arkada şiar iyi e işbirliği etmek suretiyle, Adnan Men­deres, milletin mukadderatını sevk ve idaresine ait mes'uliyeti hükümet reisi ve ekseriyet partisi lideri olarak on geniş mânada anlamış, harici ve askerî, iktisadi işleri muvazi bir su­rette muayyen bir gayeye doğru yü-i iitmeği dert edinmiş ve bugünkü dünyanın b.elki de en şuurlu ve sis­temli bir milü sivasetini ortaya koy­muştur.

3u siyasetin mâna ve kıymetini ha­riçte, biliıassa Amerikada kavrayan­lar çoktur. Kendi vatandaşlarımız a-rasmda bugünkü gidişin tam mânası­na erenler ve tarihin en büyük ve süratli kalkmma hamlelerinden biri­nin hazzını duyanlar mahduttur. Bu-.nün iki sebebi var. Birincisi, hüküme­tin umumî efkârı aydınlatmak ve ikna «tmek yolundaki faaliyetleri tesirli, sistemli ve devamlı bir şekilde yap­mağa henüz alışmaması, ikincisi boz­guncu neşriyanm zihinleri şaşırtma­sı...

Esas çerçeve Bu yazı perimi, ihükûmet erkânının, neşredilmek üzere bana verdikleri malûmata ve gösterdikleri bir arzu­ya dayanarak yazmıyorum. Biiriktirl-diğim intibaları, Cumhuriyîet 'Bayra­mının yıldönümü münasebetiyle bir araya getirmeği, neşretmeği, bölge­ce müsbet bir anlayış havası yaratma­ğa çalışmağı sadece bir memleket ve gazetecilik vazifesi ısaydım. Düşün­cem şudur: Bugünkü gidişten türlü türlü suretlerde sıkıntı çeken, ten-kid edilecek hata ve noksan gören vatandaşlar var. Bunlar, varsınlar, canlarını sıkan, işlerini sarsan sıkın-tılarmadn şikâyete devam etsinler. Tenkid edilecek taraf görenler tenkid-lerinden geri kalmasınlar, fakat hep­si birden bozguncuların baskısından kurtulsunlar, her şey süratle gelişen yüksek çapta bir millî ekonominin ve onunla muvazi giden bir haricî ve as­kerî siyasetin çerçevesi içinde gör­sünler ve en büyük ümitleri aşan, sa­hası "her zorluğa rağmen genişliyen ve ilerliyen bir kalkınmanın hazzını duy­sunlar, şevk ve alâkalariyle ona bir şeyler katsınlar, bozgunculuğa bilme­den âlet olmasınlar, aksine olarak o-na karşı şuurlu bir sed teşkil etsinler...

Üç harekei noktası Adnan  Menderes'in  üç  güzel  hareket noktası vardır. Bunlardan biri faal bir haricî siyaset, ikincisi askerî gay­ret, Üçüncüsü iktisadî sahada yepye­ni bir Türkiyenin süratle yükselmesi­ni temin etmektir.

Haricî siyaset ve askerî bakımdan, gelişme ve kuvvetlenme sahalarında elde ettiğimiz neticelerin kendilerine mahsus büyük kıymetleri vardır. Fa­kat bunlar ayni zamanda iktisadî sa­hada aradığımız gelişme süratini ve genişliğini mümkün kılacak âmiller­dir. Bu sayede dünyaya büyük hiz­metlerde bulunmak yolunu tutma-saydık, bize tam istiklâli temin ede­cek olan çok iddialı iktisadî gelişme­mizi sayısız mukavemet ve engeller karşısında yürütmece müsait bir ze­min bulamazdık.

Haricî Siyaset

Amerikanın cömert ve feragatli yar­dım ve işbirliği siyaseti nasıl dünya tarihinde yeni ve yüksek bir çığır aç­mışsa Türkiyenin millî rr.isak ruhuna dayanan ve her türlü maceraya, ent­rikaya, gillu gışa kapılmak ihtimalin­den masun olan namuslu, faziletli ve dürüst millî siyaseti de (Amerikanın yanı başında bütün hür dünya ve bil­hassa Ortadoğu bölgesi için yeni u-fuklar  açmıştır.

Türkiyenin dışarıda gözü yoktur. Bü­tün iyiniyetli memleketlerde dostluk ve işbirliği arar. Ezelî düşmanın ne gibi sinsi silâhlarla çalışmak itiyadın­da olduğunu bildiği için Ortadoğuda istikrar kurmağı derd edinmiştir. Bu münasebetle takip ettiği iyi komşu­luk ve dostluk siyaseti, bir taraftan Yugoslavyayı, diğer taraftan İran, I-rak ve Pakistanı bölge istikran ve korunması yolundaki gayretlerin çer­çevesi içine almış bulunuyor. Doğu Akdenizin mühim bir memleketi olan Mısırla dostluk münasebetlerimiz çok iyileşmiştir. Bujim mukabil Yunanis-tanda .eski emperyalist hastalığın ve ki-, lise tahakkümünün mÜksetmesi neti­cesinde bu komşumuzla münasebetle­rimizin soğumasının gececi bir arıza ol­duğunu umuyoruz. 

Askeri  kuvvelimiz

Türkiye, daha şimdiden Avrupanın ve bütün dünyanın belli başlı bir aske­rî kuvveti haline gelmiş bulunuyor. Bu kuvvetin hiç bir zaman başka bir milletin -zararına kullanmıjgacağını, hodbin millî emellerin istihsal vasıta­sı haline inmiyeceğini, ancak hür dün­yanın selâmeti ve sulhun kökleşmesi için kullanılacağını, komşularımıza karşı bir tehdit teşkil .etmek şöyle dursun, onların selâmetinin bir seyri olduğunu herkes biliyor. Bilmiyen varsa öğrenecektir.

Parlak  imtihan Türkiyenin bugünkü askerî kuvveti, milletimizde ne kadar büyük gelişme istidatları bulunduğunun en parlak bir ölçüsüdür Türk ordusu, eski yük­sek an'anelerine ilâve olarak, son ya­rım asırda Çanakkale hârikasını ya­ratmış, yoksuzluk içinde on dört cep­hede dört yıl dövüşerek Balkan Har­binin fena hâtıralarını unutturmuş, İstiklâl mücadelesinde imkânsızı mümkün bir hale getirmiş, fakat son­ra tecrübe görmüş askerlerin lider mevkiinde bulunmalarına rağmen tamamiyle ihmale uğramış, zamanın ge-. Üşmelerini takip etmemiştir. Askerî kuvvetlerimizin İkici Cihan Harbin-deki hazin halini tasvire lüzum yok. Hepimiz biliriz.

Yardımdan   isiifade

Günün birinde Amerikalılar ayağı­mıza kadar gelip bize en iyi talim ve terbiye tecrübelerini, geniş miktarda teçhizatı, bakım ve idare usullerini getirdikleri zaman bundan istifade et­meği derhal canımıza minnet bilme­dik, eski tek parti idaresi kabuğuna çekilmek mukavemet etmek, Ameri­kalıları oyalamak yolunu tercih etti. 1947 ile 1950 arasında Amerika ile işbirliği sayesinde elde ettiğimiz ne­ticeler, çok sathî ve mahduttur.  1950 den sonra yeni ve modern bir ordu kurmak işini candan benimse­dik ve işbirliğini azamî derecede ve­rimli bir hale koyduk. Kore'ye tak­viyeli bîr alay gönderdiğimiz zaman eski Millî Şef. «Memleketin selâme­ti tehlikeye düşüyor?» diye feryatlar etmişti. Hakikatte de bu takviyeli a-laya tam bir subay ve küçük subay kadrosu verebilmek için nice yalnız: adı tümen olan birliklerin mevcutları­nı bir araya toplamak zaruretini duy­duk.Halbuki bugün her Türk birliği ken­disine verilen vazifeyi Nato standart­ları dahilinde yerine getirecek bir ha­le gelmiştir. Donanmamızda ve ha­va kuvvetlerimizde de tamamiyle mo­dern bir ruh kok tutmuştur. Haricî siyasetimizle yeni askerî kuv­vetimizin iktisadî lîstiklâl mücadele­mizi ne tarzda beslediğinin ve destek­lediğinin tahlilini gelecek yazımızda yapacağım. Acı tacriibeîerden    öğrendiğimiz dersler

Yazan: A. E. Yalman

31/10/1954 tarihli  (Vatan)  dan:

Eski zamanları hatırlayınız: Saldırıcı ruhta bir Rusya'nın en yakın komşu­su sıfatiyle bizim için rahat yoktu. Eski parti devrinde birinci derecede devlet adamlarının ağzından şu yolda sözler işittim: «Ah, beş senecik müd­det haricî tehditten azade bir hale gelsek, baskının şiddetini duymasak, biraz soluk alsak...

1954 Hatıraları

İkinci Cihan Harbi bittiği zaman res­mî surette Garp ittifak zümresine mensup olmamıza rağmen, dünya yü­zünde tek dostumuz yoktu. Harb es­nasında sitayişle anılan büyük hiz­metlerimiz ve fedakârlıklarımız unu­tulmuştu. Bütün Garp dünyası Rus­lara karşı hulûskârlık ediyordu. Alger Hiss gibi hainler Roosevelt çapında a-camların basiretini bağlamanın yolunu oulmuştu. Denilebilir ki Almanyanın kayıtsız ve şartsız tesliminden az za -rran sonra Demokrasi âlemi Moskof em peryalizmine kayıtsız ve şartsız tarzda teslim olmuştur. 1354 deki San Fransis-ko konferansında Atlantik Paktının ru_ hu değil, Moskofluğun nüfuz ve tesiri pltmda hazırlanan Dumberton Oaks projesinin baskısı hâkimdi. Bu kon­ferans esnasında Moskofluk bizden anavatanın bazı parçalarını ve Boğazn kilar a hâkim olmak imkânını istediği zaman kimsenin kılı kıpırdamadı. Moskova, o saniyede dilediğini yapa­cak bir mevkide idi. Amerikadan ve İngilteredsn sel gibi akan silâhlarla teçhiz edilen ve geniş Alman ordula-riyle senelerce boğuşan kuvvetleriyle bizim boy Ölçüşmemiz ihtimali yok­tu. 1945 deki askeri kifayet­sizliğimizi bilmemize rağmen, Mos­kof teşebbüsüne silâhla mukavemet edecğimizi ve esir yaşamaktansa hür Türkler sıfatiyle doğüşüp ölmeği ter­cih 'ettiğimizi ilân ettik. Bu azmimiz, Ruslar: durdurmakla beraber, şerre mukavemet imkânı olduğunu garp â-.lemine öğretti. Türk azmi, yeni bir gidişin ilk adımı oldu.

Bugün en ileri ümitlerimizi aşan bir mevkicteyiz. Hür milletler, şerre karşı müşterek bir emniyet cephesi kur-miış'ardır. İngiltere Avrupa kıtasında devamlı mes'uliyetler almış, Fran­sa ile Almanya arasında köprüler ku­rulmuş, Batı Almanya Cumhuriyeti müşterek emniyet cephesine katılmış­tır.

İhtiyatlı   olmağa   mecburuz

Amerikan siyasetine hudutsuz güve­nimiz vardır. Nato cephesinin ve di­ğer   emniyet  tertiplerinin gelişmeğefe kuvvetlenmeğe devam edeceğini umuyoruz.   Saldırıcı   harkete     geçerse dünya ölçüjsünde bir kasırga kopa­cağına ve sınaî kudret sahibi büyük memleketlerin bizim yanıbaşımızda olacaklarına güvenebiliriz. Bununla beraber Amerikanın kudreti de hu­dutsuz değildir. En çok tehlikeye ma­ruz bir memleket sıfatiyle bir herbin türlü türlü safhalarmdaki hususî va-niyetleri iptidadan düşünmeğe ve ba­şımızın çaresine bakmağa mecburuz. Yeni bir Yalta Konferansı ihtimali milyonda bir bile olsa., türlü türlü menfaatlerin baskısı altında demir perde alemiyle bir taviz sulhu aran­ması tehlikesi sıfıra yakm bile bulun­sa çok acı tecrübe görmüş bir memle­ket sifatiyle bunu düşünmeğe mecbu­ruz.

Washinglon fcrmülü 3u takdirde haricî siyasetimizle aske­rî   gelişmemiz  ve   iktisadî  kudretimizarasında devamlı bir ayarlama ara­maktan geri duramayız. Bilhassa A-merikan yardımı muvakkat oldlığu iğin Adnan Menderes'in Washington'-u ziyareti münasebetiyle kabul edilen formülü hatırlamak ve dostlarımıza hatırlatmak zorundayız. Bu formül, Türkiye'nin 1958 de bütün askerî masrafım bizzat ödemesine imkân ve­recek bir iktisadi ve malî kudrete var­ması ve varılmasıdır.

N.etice şuraya varıyor: Müttefikleri­mize güvenmekle beraber, varlık ve istiklâlimiz dâvasında bizzat teşebbü­sü muhafaze etmeğe, yarın askerî yü­kümüzü bizzat taşıyabilecek bir hale gelmeğe, smaî kudretimizi çok gen-niş mesafeler dairesinde cereyan ede­cek bir harbin türlü türlü ihtimalleri­ni karşılayacak bir seviyeye yükselt­meğe mecburuz.

Amerika her sahadeki hudutsuz teç­hizat ihtiyacımızı kısmen karşılamak, durgun bir iktisadî vaziyeti hareke­le getirmek ve bilhassa yollarımızın sür'atle yapılmasına imkân hazırla­mak bakımından çok yardım etmiş­tir. Fakat bizzat Amerikalıların söy­ledikleri gibi, bu yard'.mlar, bir tu­lumbayı çalıştırmak için lüzumlu olan su mahiyetindedir. Tulumbanın de­vamlı ve bol suyurm temin etmek bi­ze kalmıştır. Bunu ancak isabetli ve dürüst bir haricî siyasetle verimli as­kerî gayretler ve iktisadî kalkınma arasındaki devamlı ayarlamalarla te­min edebiliriz. Herkesin kendi yükü var Hür dünyaya mensup olan bütün dost­lar birbirlerinin kuvvetli olmalarını is­temekle beraber, her birinin kendi yük leri, kendi dertleri vardır. Amerika bi­le omuzlarına aldığı ağır yüklerin taz­yiki altında inlemektedir. Tarn mâna-siyle demokrasi ile idare edilen Ame-rikada yardım siyaseti, şu veya bu ce­reyanın tesiri altmda yarın şu veya bu tadile uğrayabilir.Ben öyle görüyorum ki Hükümet Rei­si Adnan M-enderes'in mukaddes bir millî dâva diye benimsediği siyaset, ileri hedeflerin ve türlü türlü İhtimal­lerin hepsini içine alıyor ve iktisadî bakımdan kuvvetli bir Türkiye'ni zamanda meydana gelmesini, varlık ve istiklâlimizin baş şartı, ica"bmda as­kerî mukavemeti besliyebilecek mad­dî ana kaynak diye kabul ediyor.

Amerika'dan görmeğe alıştığımız hibe tarzında yardımın nihayet -zaman ve miktar itibariyle bir hududu vardır. İk tisadî gelişmemizin gelecek merhalele­rini sırf kendi gücümüzle karşılamağı ümit edemeyiz. Haricî krediye geniş ölçüde muhtacız.

Haricî kredi

1950 de memleketimizin arzettiği man­zara, haricî kredi celbedebilmekten u-zaktı. İhracat maddelerimiz çok mah­duttu. Bunların satışı ile ancak taş ke­silmiş ve dar bir iktisadî sistemi güç belâ yürütebiliyorduk. Dı.ş kredileri ö-demek için ortada hiç bir ihtimal ve imkân görünmüyordu. Tek parti hükü­meti kredi teminini düşün-ecek yerde, daima borçtan korkmuş, kaçmış, borç edebilmenin icap ve imkânlarını hazır­lamaktan geri durmuş, hattâ nasılsa g.elmiş ecnebî sermayelerini de tasfiye etmeği marifet sanmıştı:

Yeni hükümet, haricî kredi devrine gi­rebilmek için bir takım hazırlıklar yap mak ihtiyacını duydu. Bunlardan biri namuslu ve feragatli bir haricî siyase­tin temin edeceği muhakkak olan sev­gi, itibar ve -emniyetti. İkincisi, müşte­rek korunma için kuvvete ihtiyaç olan bir devirde sür'atle kuvvetlenmeği ön plâna almak ve bundan asıl maksatla beraber hariçte itibar temin etmek için istifade etmekti.  Hele Türk askerlerinin Kored;geçirdikleri oarlak  imtihan, millî itibar ve şerefimizi son had­de çıkardı. Bütün dünya, hele Ameri­ka bize bambaşka bir gözle bakmağa çalıştı.

Bu iki âmil zemini pek iyi hazırlamak­la beraber, iktisadî sahada da çalışma ve yaratma kudretimizi isbat etmek zo­runda idik. Böyle bir çığıra girmek hiç de kolay olmadı. Başka memleketlerin uzun ve orta kredilerle yaptıkları ana tesisleri peşin para ile yapmağı göze almak lâzım geldi. Bu kararın bizi sı­kıntıya götüreceği aşikârdı. Fakat tu­tulması lâzım gelen bir yolun zarurî safhası diye bu çetin merhaleye cesaret le kendimizi attık.

1 Ekim 1954

 

— Bingazi :

Amerika ile Libya arasında aktedilen anlaşmanın müz-akere' edilmek üzere Mebusan ve Ayan Meclislerine tevdii münasebetiyle söz alan' Libya Başve­kili Türkiye'den de bahisle şöyle de­miştir: «Bu vesile ile Türkiye'nin bize gösterdiği dostluğu ve fiilî yardımları, milletimiz hakkında izhar ettiği sami­mî yakınlığı burada anmayı ve en de­rin şükranları arzetmeyi vazife bilirim, Amerika nezdinde Türkiye'nin müessir tavassutu hükümetimizin bu mühim vazifesini teshil ederek anlaşmanın ta­hakkukunu mümkün kılmıştır.

— Bonn:

Yarın Münich'e varacak olan Başvekil Adnan Menderes, Almanya'da hararet-e beklenmektedir. Alman gazeteleri Türkiye Başvekili ve Hariciye Vekili-riin Almanyayı ziyaret programlarını neşrederken bu ziyaretin ehemmiyeti­ni bir ker.e daha belirtmektedirler. Baş­vekil Adnan Menderes'in Elazığ'da söy­lediği nutukta Almanya hakkında sar-fettiği samimî sözlerin Alman siyasî m ah fiil er indeki çok müsbet akisleri de­vam etmektedir. Türkiye Başvekilinin çok geniş bir heyetle Almanya'ya gel­mesi de ayrıca Türkiye tarafından Ba­tı Almanyaya ve Türk - Alman mü­nasebetlerine verilen değere atfedil­mekte ve Alman-mahfillerinde de Tür­kiye'ye ve iki memleket arasındaki mü nasebetlere aynı büyük değerin verildi­ği belirtilmektedir.

Ziyaret programı en ince teferruatına kadar tesbit edilmiş bulunmaktadır. Başvekil Adnan    Menderes, cumartesi günü Münih hava meydanında Bavye-ra Başvekili Dr. Erhard, Federal Zira-al Nazırı Luebke, Federal Posta Nazı­rı BaJke, memleketimizin yakından ta­nıdığı Haricî İktisadî İşler Dairesi Re­isi Büyükelçi Von Maltzan, diğer bir-r-ok mümtaz ve tanınmış devlet ve Bav yera erkânı ile Türkiye Büyükelçisi v.e Türk kolonisi tarafından karşılanacak­tır.

Pazar akşamı hususî trenle Bonn'a ha­reket edecek olan Başvekilimiz, Bonn garında büyük merasimle Şansölye Conrad Adenauer, Reisicumhur namı­na Dr. Klaiber, Maliye Nazırı Dr. Ec-h af fer, İktisat Nazırı Dr. Erhard ve mümtaz devlet adamları tarafından karşılanacak ve Türk heyeti Petersberg otelinde misafir edilecektir.

Öğrenildiğine göre, mûtad ziyaretleri müteakip derhal müzakerelere başlana çaktır.

2 Ekim 1954

 

— Munich :

Başvekilimiz Adnan Menderes, bugün Öğleden sonra Mimlen ziraat sergisini gezdikten sonra Münich'de tahsil gör­mekte olan Türk talebeleri ile görüş­müştür.

Başvekilimiz tatil dolayısiyle ayrıca burada bulunan otuz kadar talebemiz ile de uzun müddet görüşmüş ve yeni kurulan Türk Talebe Cemiyeti ile ya­kından alâkadar olmuştur.

— Bonn :

«Die Welt»   adındaki Alman  gazetesi,

Başvekilimizin Almanya'y1 ziyareti hakkında şunları yazmaktadır:

«Türk devlet adamlarının Almanya'yı resmî ziyaretleri bir diplomatik neza­ket ziyareti, kabul resimleri ve beyan­lar fevkinde bir mahiyet taşımak­tadır. Bu ziyaret, tam mânasiyle yekdi­ğerini anlayan, yekdiğerini tamamla­yan, yekdiğerinin kıymetini lâyiki veç­hile takdir eden iki büyük milletin an' snevî münasebetlerini daha fazla inkigaf ettirecektir.

Son yarım asır içinde, Türk - Alman münasebetleri hayret verici bir resanet göstermiştir.

Harp sonraları devresinde Türkler, her fırsatta an'anevî Türk _ Alman dostlu­ğunu belirtmişlerdir.

Türkiye'nin siyasî istikrarına, nüfusu­na nisbeten hic bir garp devletinde bu­lunmayan askerî kudretini katmak icap etmektedir. Bugün Türkiye, Bo­ğazların kuvvetli adamıdır. Bugün Tür­kiye Almanya için, paha biçilmez kiy-;neti haiz çok mühim bir arkadaştır.»

— Münich :

Başvekilimiz Adnan Menderes, Harici­ye Vekilimiz Prof. Fuat Köprülü ve refakatindeki zevat saat 15.30 da (Tür­kiye saatiyle 14.30 da) Münich Riem hava meydanına gelmişler ve Bavyera Başvekili Dr. Ehard, FeÛeral Ziraat Vekili Luebke, Federal P. T. T. Vekili I3aike, Hariciye Vekâleti Dış Ticaret Dairesi Reisi Büyükelçi Von Maltzan, Protokol Umum Müdürü, Türkiye Bü­yükelçisi Suat Hayri Ürgüplü, sefaret erkânı, dün Münich'e gelmiş olan eks­perler heyetimiz azaları, gazeteciler, tanınmış şahsiyetler tarafından çok sa­mimi bir surette karşılanmışlardır.Münich hava meydanı Türk, Alman ve Bavyera  bayraklariyle  donatılmıştı. Meydanı dolduran büyük bir halk kit­lesi Başvekilimizi, şiddetle alkışlamış­tır. Başvekilimiz Adnan Menderes ve Ha­riciye Vekilimiz Prof. Fuat Köprülü Türk - Alman ve Bavyera bayraklariy­le donanmış bulunan Bavyera Başve­kâletine giderek Başvekil Dr. Ehard' i ziyaret etmişlerdir. Az sonra Bavyera. Başvekili Bayerische Hof oteline gelerek Başvekilimizin ziyaretin: iade et­miştir.

Öğleden sonra Başvekilimiz Adnan Tvîenderes, Hariciye Vekilimiz Prof. Fu­at Köprülü ve heyetimiz azaları Mü­nich ziraat sergisini gezmişler ve ser­ginin muhtelif pavyonlariyle yakından, ilgilenmişlerdir. Başvekilimiz Adnan Menderes, ziraat sergisine geliş ve gi­dişlerinde cadde ve meydanlarda biri­ken kesif bir halk topluluğu tarafın­dan hararetle alkışlanmıştır.

Bu akgam Bavyera Başvekili Vierjah-reszeiten otelinde Başvekilimiz şerefe­ne bir ziyafet verecektir.

— Bonn :

Başvekilimiz Adnan Menderes ile Dış­işleri Vekili Prof. Fuat Köprülü, refa­katlerinde resmî heyete dahil Türk şah­siyetleri ile gazeteciler olduğu halde-bugün öyleden sonra özel bir uçakla Münich hava meydanına gelmişlerdir.

.Almanya'ya ilk defa resmî bir ziyaret­le bulunan Başvekilimiz, hava meyda­nında Bavyera Başvekili Dr. Hans Ehard ile Bavyera P. T. T. ve Ziraat Vekilleri, diğer resmî şahsiyetler ve Türk kolonisi mensupları tarafından karşılanmıştır.

Adnan Menderes, Bavyera Başvekâle­tine kısa bir ziyarette bulunduktan sonra, Münich'te tertiplenmiş olan Bav" yera ziraat sergisini gezmiştir.

Akşam Bavyera Başvekili, Adnan Men aeres ile refakatindeki şahsiyetler şe­refine bir ziyafet verecektir.

Başvekilimiz yarın akşam trenle Bonn' a hareket edecektir.

— Bonn :

D. P. A. Alman ajansının bildirdiğine' göre, Başvekil Adnan Menderes ile Ha­riciye Vekili Prof. Fuat Köprülü'nün AlmanyJayı ziyaretlteri münasebetiyle Bonn'da çıkan «Deutscher Zeitungsdi-enst» gazetesi şunları yazıyor:

'— Türk misafirlerimizin de Şansölye.-

Adenauer'e Türkiye'de gösterilmiş ay­nı hüsnü kabule mazhar olacakları mu­hakkaktır. Birinci Dünya Harbindeki silâh arkadaşlığından heri Türklere karşı duyulan dostluk hissi Alman mil­leti tarafından tamarniyle benimsen­miştir.

Osmanlı imparatorluğunun harabeleri üstünde tesis edilen cesur kalkınma, Alman milleti tarafından samimî alâka ve hayranlıkla takib edilmiştir.

Almanya'da da Türkiyede olduğu gibi Sovyetlerin tehlikeli yakm komşuluğu mevcuttur.

Türkiye'deki gibi Almanyada da hür Avrupa'nın siyasî ve askerî vazifeleri­ne karşı hususî bir itibar gösterilmek­tedir. Bu vakıa. Türkiyenin stratejik vaziyeti dikkate alınırsa, bütün Avru­pa irin çok "büyük bir ehemmiyet taşı­maktadır. Bu müttefikin değeri bilhas­sa Kore harbinden beri aşikâr bir hal almıştır. Türk askerleri Kore'de pek mükemmel bir şekilde savaşmışlardır.»

Münich'te   cı&an      :-Süddeutsche  Zei-tung» gazetesi de söyle diyor:

«— Nato üyesi olarak 22 milyon nüfus­lu Türkiye, hür milletlerin doğu dün­yasına karşı tesis edilmiş en müstakar üslerinden birisidir, a

3 Ekim 1954

 

— Münich :

Başvekil Adnan Menderes ve refaka-tindekiler bugün öğleden sonra Nym-phemburğ şatosuna, oradan da Bavye-j-a Başvekilinin şeriine bir yemek ver­diği av köşküne giderken parkta birik­miş olan halk topluluğu tarafından sa-mimiy.etle selâmlanıp, tezahüratla kar­şılanmıştır.

Başvekilimiz ve refakatindekiler Of-fenbach'm Güzel Helena piyesinin tem süini seyretmek üzere gittikleri opera' da da Alman vatandaşlarının aynı sı­cak ve samimî tezahürleriyle selâmlan-muşlardır.

4 Ekim 1954

 

— Bonn :

Başvekilimiz Adnan Menderes, Harici­ye Vekilimiz Prof. Fuad Köprülü ve heyetimizi hamil hususî tren bu sabah saat 9.30 da Bonn istasyonuna gelmiş, crada Başvekilimiz, Alman Şansölyesi Dr. Konrad Adenauer, Maliye ve İkti­sat Vekilleri, Riyaseticumhur Müsteşa­ra Hariciye Vekâleti erkânı ve Koloni­ye Umumî Valisi tarafından karşılan­mıştır.

istasyon Türk ve Alman bayraklar iyi e EÜlenmişti. Başvekilimizle Dr. Konrad. / denauer'in . buluşmaları ve el sıkış"-maları cok samimî olmuş ve bu buluş-' manın tam Londra konferansının müs_ bet neticeleriyle bitmesinin erte-si gü­nüne rastlaması her iki tarafça bir fa-li hayır telâkki edilmiştir.

İstasyon meydanında toplanmış bulu-, nan halk, Başvekilimizi çok samimî su­rette alkışlamış, Başvekilimiz Adnan Menderes de beşuş bir yüzle ve el sal-hyarak mukabelede bulunmuştur.

3-üşvekil Dr. Konrad Adenauer, Başve­kilimizi şehirden uzakta bulunan ve bir dağ üzerinde kâin Petersberg oteline-kadar getirmiştir. Yollarda yer yer top lanmış olan halk, Başvekilimizi ve he­yetimiz azalarını samimî surette selâmlamıştır.

Başvekilimiz, Reisicumhur hususî def­terini imzalamak üzere Riyaseticum­hur küne, oradan Başvekâlet bina­sına ve Meclis Reisinin ikametgâhına girlerken yine yollarda yer yer halkınte: a hürlerine şahit olmuştur.

Peîersberş oteli İle Başvekâlet binası ve diğer resmî binalar Türk bayrakla-rıylc süslenmiştir.

öğleden sonra ziyaretler Türk Büyük­elçiliğinde iade edilecektir. Bugün zi­yaret ve iadei ziyaret ve ilk fikir teati­ler; günüdür.

Türk .- Alman dostluğunun bugünkü çok ileri safhasında, bariz vasfını teş­kil .eden büyük samimiyet içinde cere­yan etmektedir. Yarından itibaren esas-temaslar, bir taraftan devlet adamları,.

diğer taraftan eksperler arasında da görüşmeler başlıyacaktır.

Bu akşam Başvekil Dr. Konrad Adena-irer. Başvekilimize bir yemek verecek­tir.

— Bona:

Federal Alman Şansölyesi Dr. Konrad Adenauer, Başvekilimiz Adnan Mende­res şerefine bu akşam saat 20 de res­mî bir yemek vermiştir.

Bu yemekte Alman Şansölyesiyle Baş­vekilimiz arasında teati edilen nutuk­ların metinleri «Belgeler» kısmmdadır.

5 Ekim 1954

 

— Frankfurt :

Batı Almanya'nın en büyük gazetele­rinden biri olan .Frankfurter Allgeme. ıne Zeitung» bugünkü nüshasında ya­yınladığı bir makalede, Türkiye Başve-k;l; Adnan Menderes'in Batı Alman­ya'yı ziyareti sırasmda yalnız resmî bir şekille değil ayni zaman Alman hal­kının içten gelen samimî ve an'anevî misafirperverliğiyle de karşılanmakta olduğunu yazmaktadır. Makalede. Lon­dra konferansından sonra Türkiye ile Batı Almanya (arasındaki diplomatik münasebetlerin daha da sıkılaştığı ve Batı Almanya ile Türkiye'nin politika­larında, komşuları bulunan Rusya'yı daima gozönünde bulundurmak zorun­da kaldıkları ve bundan dolayı da her iki devletin politikasının Amerika ile sıkı bir işbirliği halinde devam etmesi lâzım geldiği belirtilmektedir. Bundan dolayı Adnan Menderes'in Bonn'da ya­pacağı siyasî konuşmalar bir kat daha ehemmiyet kesbetmiştir.

Makale şöyle devam etmektedir:

^Türkiye hâlen harp sonu Avrupasmm en kuvvetli ordusuna sahip olarak At­lantik Birliğinde y.er almıştır. Bundan dolayı Türkiye'nin dostluğu Almanya için istikbalde de çok mühimdir. Zeki ve enerjik M'&nderes ve onun kurduğu liükûmet az bir zaman içerisinde Tür-kive'nin çehresini değiştirmiştir. Tür­kiye onun Başvekilliği devrinde, askerî emniyetini ve ziraî, iktisadî hamle­lerle her türlü kuvvetini arttırdığı için, bu memlekette artık bir Rus tecavüzü­ne uğramak korkusu kaybolmuştur. Gerek askerî ve gerek İktisadi saha­lardaki kalkınmalar, Türk halkını Men deres'e ve onun hükümetine iyice bağ­lamıştır. Batı Almanya halkı, yakın bir gelecekte Nato camiası içinde müttefi­ki olan Türkiye Cumhuriyeti ile yan-yana bulunmaktan büyük bir memnu­niyet duyacaktır.

— Düsseldorf :

Başvekilimiz Adnan Menderes'in Al-manya'daki ziyaretlerinin bugünkü gü­nü Alman ağır sanayiini görmeye ve büyük endüstri adamlariyle tanışıp te­mas etmeye tahsis olunmuştur. Başve­kilimiz Bhinrhur sanayi bölgesinde Düsseldorf Oberheusen, Duisburg ve Essen gibi endüstri merkezlerini ve buralarda Gutehoffnungshütte, Demog ve Krupp gibi muazzam fabrika mü­esseselerini gezmiştir.

Başvekilimiz ve heyetimiz âzalariyle gazetecilerimiz öğle yemeğinde Demag müessesesinin misafiri olmuşlardır. Al-fred Krupp Von Bolılen Uund Halbach, Başvekilimiz ve heyetimiz âzalariyle gazetecilerimiz şerefine Hügel villasın­da bir çay ziyafeti vermiştir.

Başvekilimiz Adnan Menderes, Rhin ile Rruhr havzasındaki bu gezisinde her tarafta yalnız büyük sanayi erba­bının değil, ayni zamanda halkın ve iş­çinin de samimî tez ah ürl eriyle karşı­lanmış, Alman sanayi erbabının mem­leketimizin kalkınıp sanayileşmesine ve bu sanayileşmedeki Alman - Türk işbirliğine yakın alâkasını gösteren nu­tuklar teati edilmiş, konuşmalar yapıl­mıştır.

Türkiye'de halen birçok fabrika ve maden işlerinde çalışan bu müessesele­rin idare meclisi reisleri irad ettikleri hoş geldiniz hitabelerinde daha uzun yıllar müşterek çalışmalarda bulun­mak ve bugünkü iyi münasebetlerin daha da fazla geliştirip derinleştirme]! srzu ve temennilerini izhar etmişler­dir.

Başvekilimiz  Adnan Menderes,  Gutehoffnungshütte de irad ettiği bir hita­bede Alman - Türk iktisadî münase­betleri ve işbirliği üzerinde durmuş ve demiştir ki :

(-Almanya ile ötedenberi mevcut olan işbirliğimizin muhterem Başvekiliniz Dr. Ad.enauer'in memleketimize yaptı­ğı ziyaretten sonra birdenbire inkişa­fını memnunlukla müşahede ediyoruz. Başvekilinizin memleketimize yaptığı ziyaret feyizli ve iyi neticeler vermiş ve kısa zamanda bu sahada büyük eser­ler meydana koymuşsa, bizim Alman­ya'ya yaptığımız bu ziyaretin de Al­manya ile olan münasebetlerimizi in­kişaf ettireceğinden, yeni ve iyi bir merhale teşkil edeceğinden emin bulu­nuyorum. Bu arada büyük memleketi­nizin güzide sanayi mümessillerini ya­kın bir zamanda memleketimizde gör­mekten çok büyük memnunluk duya­cağımızı ifade etmek isterim.

Memleketimiz, Almanya ile çok daha sıkı ve geniş iktisadî münasebetler te­sis etmek arzusundadır. Türkiye giriş­tiği ve girişeceği iktisadî münasebet­lerde kendi menfaatlerini korumayı dü şündüğü nisbette beraber iş gördükle­rinin de menfaatlerini düşünmektedir. Türkiye giriştiği iktisadî kalkınma ha­reketlerinde rastgele hareket eden bir memleket değildir. Şuurla tuttuğu iş­lerde mantıklı ve hesaplı bir yolun ü-zerindedir.

Şunu da belirtmek isterim ki, Türk mil leti çok 'çalışkandır ve iktisadî zekâsı çok geniştir. Eğer bu güne kadar dış manzara itibariyle geri kalmış bir mera îeket gözüküyorsak, bunun sebepleri­ni tarihin makûs tesirlerinde aramak lâzımdır. Bunu Türk milletinin üzeri­ne yüklemek caiz değildir. Türk mille­tinin bu çalışkanlığı ile geniş memle­ketimizde hudutsuz imkânlar mevcut­tur. Şimdiye kadar yapılan kalkınma hamlelerimizde imkân ve vasıtaları ele geçirdik. Bundan sonra daha hızlı ve daha büyük adımlar atmak imkânını elde etmiş bulunuyoruz. Bugün müştak bel Türkiye'nin manzarası teşekkül et­miş olarak ortaya çıkmış bulunuyor.

Diğer bir çok sebepler de memleketi­mizi Almanya ile çok yakın dostluk yapmaya     sevketm ektedir. Bunun en son ve canlı delilini Londra'da elde edilmiş olan muvaffakiyetten dolayı si­zin kadar bizim de sevinmekte olma­mız teşkil eder. Başka bir delil de Al­manya'ya ayak bastığımızdan itibaren muhterem Alman halkının çehresinde okuduğumuz samimiyet ve güler yüzlü jüktür..-;

Başvekil Adnan Menderes, Alman -Türk dostluğunun istikbaline ait sar­sılmaz itimadını ifade ederek sözleri­ne son vermiş ve hararetle alkışlan­mıştır.

Başvekilimiz bu akşam Düsseldmf'da Şimal Ehin - Vestfalya Başvekili tara­fından şerefine verilen bir ziyafette bulunacak ve gece yarısı Bonn'a döne­cektir.

Gazetecilerimiz ise Bonn'da Alman Ga zeteciler Birliğinin dâvetlisidirler.

6 Ekim 1954

 

— Bonn:

Türk - Alman dostluğunun ve müna­sebetlerinin bariz vasfını teşkil eden samimiyet havası içinde başlıyan bu­gün müzakerelerde Türkiye tarafından Başvekil Adnan Menderes, Hariciye Vekili Prof, Fuat Köprülü, Başvekâlet Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Harici­ye Umumî Kâtibi Muharrem Nuri Bir-gi, Türkiye Büyükelçisi Suad Hayri Ürgüplü. Maliye Müsteşarı Mehmet İz-men, Ticaret ve İktisat Müsteşarı Mu­nis Faik Ozansoy, Hariciye İktisadî İş­birliği Umumî Kâtibi Melih Esenbel, Merkez Bankası Umum Müdürü Nail Gider, Bonn Büyükelçiliği Ticaret Mü­şaviri Süleyman Çeşmebaşı bulunuyor­du.

Almanya'yı d.a Başvekil Dr. Konrad Adenauer, Alman İktisat ve Ticaret, Maliye ve Ziraat Nazırları, Başvekâlet Müsteşarı, Hariciye Vekâleti İktisadî İşler Dairesi Reisi, Almanya'nın Anka­ra Büyükelçisi ve iktisat Müşaviri ile hariciyeden iki umum müdür temsil et­mekteydi. Eksperlerin aralarında çalışmalarını müteakip bugün saat 10 da Alman Başvekâlet sarayında başlayan ilk muza-"kere celsesi saat 13 e kadar devam et­miş, öğle yemeği Riyaseticumhur sara­yında Reisicumhur Dr. Heuss'm mis^-f':r] olarak yenmiştir.

Saat 1R.30 da yeniden içtima edilmiş. bu toplantı ger vakte kadar devam et­miştir.

Ev akşam saat ?0.15 te Türkiye Bü­yükelçisi tarafından misafirler şerefi­ne bir resmi kabul tertip edilmiştir.

— Bonn :

Alman Reisicumhuru Dr. Heuss, bugün Başvekilimiz şerefine verdiği öğle ye-ir.eğinde mûtad protokol kaidelerinin c:şma çıkarak Türk - Alman dostluğu-run ehemmiyetini belirten bir nutuk irad etmiş ve buna Başvekilimiz Adnan Menderes cevap vermiştir.

Alman Türk yakın dostluğunun yeni bir ezshürünü teşkil eden bu rutuk-larm metinleri avrıca verilecektir.

7 Ekim 1954

 

— Bonn :

Bugün Rhin nehri üzerindegi gezinti anasında yapılan yeni görüşmeler, se-îâhiyetli kaynaklardan edinilen intİ-baa göre, esasen çok müsait bir şekil­de gelişmekte olan Türk-Alman mü­zakerelerini çok daha ileri safhalara götürmüş v.e müzakerelerin yarın sa­bahki son celcesinde ehemmiyetli ve yapıcı neticelere varmak için zemini tamamiyle hazırlamıştır.

Bu sabah Başvekil Adnan Menderes ve Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü ile heyetimiz âzası, beraberlerinde Alman vekilleri ve mütehassısları olduğu hal­de otomobil ile Rudesheim'a gitmişler ve orada Köln tenezzüh vapuruna bin­mişlerdir. Alman Federal Sansölvesi Dr. Adenauer bugün parlâmentoda "Londra konferansı neticeleri üzerinde cereyan eden müzakereler sebebi ile bu tenezzühe iştirak dememiştir. Rhin üzerinde be? bucuk saat süren gezinti esnasında evvelâ Türk ye Alman he­yetleri   ayrı  ayrı  toplanarak şimdiye kadarki umumî ve münferit temaslarda elde edilen neticeleri gözden geçirmiş­ler ve karşılıklı ileri sürülen mütalâa­lar üzerinde fikir müdavelesi yapmış­lardır. Bunu müteakip müşterek bir celse akdolunmu? ve bu toplantı iki sa­atten fazla sürmüştür.Bu peçe Türk-Alm,an dostluk cemiye­ti tarafından Başvekilimiz şerefine bir kabul resmi tertip edilmiştir.Yarın sabah saat onda, bu sefer Al­man Başvekili Dr. Adenauer'in ds iş­tirakiyle son umumî bir toplantı yapı­lacak, saat 3'de ise Başvekilimiz Ad­nan Menderes, programda tesbit edil-rHs olan basm konferansında Türk -Alman ve yabancı gazetecilerle görü­şerek müzakereler hakkında izahat ve­recek, gazetecilerin muhtemel sualle­rini df cevaplandıracaktır. Tahrirîne yarın öğleden sonra başlanması muh­temel olan resmî tebliğin neşri ancak varın akşama doğru beklenmektedir Heyetimiz cumartesi günü saat 10.00 da Türkiye'ye müteveccihen buradan uçakla ayrılacaktır. Gazetecilerimizin bir kısmı, kendileri için hazırlanan programa göre Almanya ziyaretine üç gün daha devam edecek ve bu arada Berlin'e gidecektir.

8 Ekim 1954

 

— İstanbul :

Başvekilimiz Adnan Menderes. Al­man Federal Cumhuriyeti hükümeti­nin daveti üzerine ve Şansölye Dr. Konrad Adenauer'in ziyaretini iade i-çin 2 ekimde gittiği Almanya'dan ya­rın 9 ekim cumartesi günü öğleden sonra Yeşilköy hava meydanına av­det etmiş olacaktır.

Resmî ziyareti bu akşam sona ermek­te bulunan Başvekilimiz, Hariciye Ve­kilimiz ve resmî hey'eümiz âzalariyle birlikte yarın sabah saat 10'da Bonn şehrinin Walm hava alanından hare­ket edecek ve merasimle uğurlanacak­tır.

Başvekil Adnan Menderes Almanya'da hareketinde olduğu gibi yurda avde­tinde de Yeşilköyde büyük merasimle karşılanacaktır. Bu münasebetle İs-"tanbul şehri saym Menderes'i karşıla­nmak irin geniş bir program hazırlamış, şehir bayraklar ve yeşil dallarla süs­lenmiştir.

Basvekilmiz Y rından sonra Bahcelievler - Bakırköv-Kazlıçesme - Tonkapı - Aksaray - Be­yazıt - Divanvolu - Ankara caddesi -Sirkeci - Eminönü - TCönrü - Kara-Tîöy meydanı - Bankalar caddesi - SisTıane - Tepeban ve İstiklâl caddesi y in­liyle Taksim mevdanma gelecek ve o-radan Park Otel'e ineceklerdir.

— Bonn :

"Başvekilinizin Almanya'yı ziyaretinin son günü olan bugün, bir müzakere faaliyeti içinde seçmiş, sırf iktisadî meseleler üzerinde cereyan eden bu­günkü müzakerelerde sipariş ve kredi­lerin çok daha kolay ve süratli bir şe­kilde işlemesini mümkün kılacak yol­lara gidilmiştir. Bir taraftan sabah celsesinin uzun sürmesi sebebi ile, di­ğer taraftan da müzakereler v.e bun­ların müsbet neticeleri üzerinde daha geniş bir şekilde malûmat verebilmek maksadiyle, bugün yapılması mukarrer olan basın toplantısı yarın sabaha te­hir edilmiştir. Başvekilimiz, Türkiye'­ye saat on buçukta hareketinden bir "buçuk saat evvel1, Türk- Alman ve ya­bancı gazetecileri basın kulübünde ka­bul ederek kendileriyle görüşecektir.

Bu sabah. Başvekâlet da i er sindeki" top lantı saat onda başlamış saat on üç "buçuğa kadar sürmüştür. Başvekilimiz ve Hariciye Vekilimizle Alman Baş­vekili vukarıda ayrı bir odada görüşür­ken, büyük konferans salonunda. Al­man Ticaret, İktisat ve Maliye Vekil-"leriyle bizim müsteşarlarımız ve iki tarafın eksperleri toplanmış bulunu­yorlardı. Bugünkü içtimaa Almanlar tarafından çok büyük savıda eksperle­rin ve bu arada hemen bütün banka­lar umum müdürleriyle büyük endüs­tri temsilcilerinin iştirak etmekte oldu­ğu dikkati çekiyordu. Müzakerelere başlanmasından yarım saat sonra- Baş­vekilimiz Adnan Menderes, Alman Başvekili Dr. Adenausr ile beraber bü­yük toplantı salonuna gelmiş ve burada memleketimizin umumî iktisadî du­rumu, çok müsbet yolda hamleler kay­deden kalkınma faaliyeti ve ayrıca Türk-Alman iktisadî münasebetleri hakkında geniş izahat vermiştir. Al­man iktisat ve endüstri adamları üze­rinde çok derin tesir yapmış olduğu bizzat Almanlar tarafından belirtilen bu izahatın ışığı altında görüşmelere devam edilmiş, ayrıca muhtelif Türk ve Alman alâkalı müesseselerinin tem­silcileri arasında da verimli konuşma­lar cereyan etmiştir. Bu esnada Başve­kilimiz de Alman Başvekili Dr. Ade-nauer ile görüşmekte idi.

Başvekil Adnan Menderes beraberinde Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Başvekâlet, Maliye ve Ticaret ve İkti­sat Müstearlariyle. bir kısım umum müdürler olduşu hslde öveme.Şini Alman basın kulübünde Türk 2a7ete-oiierivlp beraber yemi? ve müteakiben Bad Gode^berg yo Bonn belediyelerini ziyaret etmiftir. Her iki belediye önün­de toplanan A,lman halk'. Başvekilimi­zi hararetle alkışlamış. Belediye Reis­leriyle Başvekilimiz arasında Türk Alman dostluğunu Öven, bu yakın dostlusun önemini belirten 'çok sami-mî nutuklar teati olunmuştur. Başve­kilimizle Hariciye Vekilimiz. Başvekâ­let Müsteşarı ve Bonn Büvükelcinıiz Bad Godesberg ve Bonn belediyeleri­nin altın kitabını imzalamışlardır.

Heyetler, öğleden sonra da yeniden toplanarak uzun görüşmeler yapmışlar, umumî intibaa göre, her iki taraf için çok kıymetli neticelere varmışlardır. Bu akşam Alman Başvekili Dr. Ade-nauer Brühl şatosunda BaşvekÜimiz şerefine büyük bir kabul resmi ver­mektedir. Öğleden sonraki toplantıda varılan neticeler, gece iki hükümet rei­sine arzolunarak tesbit edilmiş buluna­caktır.

Şurası muhakkaktır ki, Başvekilimizin Doktor Adenauer'in ziyaretini iade et­mek üzere yaptığı Almanya ziyareti, her türlü protokol çerçevelerini tama-miyle asarak her gün biraz daha iler­lemekte ve sıkılaşmakta olan Türk -Alman dostluk ve işbirliğinin yalnız yeni ve parlak bir tezahürü değil, fa­kat aynı zamanda cok verimli yeni bir merhalesinin de başlangıcını teşkil etiniştir bu arada, dünya sulhunun ko­runmasını istihdaf eden dış politikalar la iki memleket ve hükümet arasında­ki tam görüş mutabakati bir kere daha müşaheüe euümiş ve iktisadi işbirliğin­de mevcut gibi gözüken bazı engelle­rin tamamiyle bertaraf olması gibi ay­rı bir netice de vermiştir. Yarınki ba­sın toplantısında ve neşr.edilecek res­mî tebliğde bu noktalar her halde et­raflı olarak iade edilecektir.

9 Ekim 1954

 

— Bonn :

Başvekilimiz Adnan Menderes'le Ha­riciye Vekili Profesör Fuat Köprülü ve heyetimiz âzası, eksperlerimizin ve gazetecilerimizin bir kısmı, bugün ma­hallî saatle 11.45 de hususî uçakla Wahn hava meydanından İstanbula hareket etmiştir.

Basın konferansından doğruca hava meydanına gelen Başvekilimiz ve Ha­riciye Vekilimiz, meydanda çok sami­mî bir şekilde Federal ^ansöıye Ade-nauer'le, Maliye, Ticaret, İktisat, Zi­raat ve diğer Vekiller, Bonn Büyükel­çimiz ve sefaret ileri gelenleri, Alman Başvekâlet ve Hariciye erkânı, yüksek Alman devlet memurları, Alman İkti­sat ve Maliye mahfilleri temsilcileri ve gazeteciler tararından ugurıanmış.-tır.

Başvekilimizle Federal Şansölye ve di­ğer iıuJsumet azası arasında nava mey-ctanınaa çok samimi konuşmalar ya­pılmış v.e iıer iki taraf aa goruşmeıer-den ve varııan neticelerden derin mera nuniyetini karşılıklı olarak izhar et­miştir.

Eksperlerimizin bir kısmı, kendi dai­relerinin işlerini intaç için bir kaç gün daha Bonn'da kalmış, gazetecilerimizin bir kısmı da davetli bulundukları Ber­lin'e hareket etmiştir.

17 Ekim 1954

 

— Ankara :

Avrupalılar arası Nafıa ve Münakalât Vekillerinin bu ayın 21'inde Paris'te yapacağı toplantıya katılmak ve hükümetimizi temsil etmek üzere Nafıa Ve­kili Kemal Zeytmoğlu İstanbul'a ha­reket  etmiştir.

Bu konferansın    gayesi,     beynelmilel.

Avrupa karayolları nakliyatından aza­mî istılade ve en rasyonel inkişafı sağlamak v.e diğer nakliyat İle ilgili teş­kilâtın çalışmalarını koorame etmek­tir.

Bilindiği üzere bundan evvelki vekil-ifer Konferanslarında Kiıometreıık oazı karayollarımiz beynelmilel yollar şebekesine ithal edilmişti. Bu konieransta bilhassa bu şebe&eye dahil bü­tün y onarın finansmanı mevzuunda müzakereler cereyan edecektir.

Konferansa Türkiye, Almanya, Avus­turya,   Belçika,   Danimarka,     ispanya,. Fransa,  Yunanistan, İtalya,    LuKsem-burg, Norveç, Hollanda, Portekiz,   İn­giltere, İsveç ve isviçre oimak üzere 16-memleketin Nafıa ve Ulaştırma Vekil­leri iştirak etmektedir. Ayrıca Ameri­ka, Kanada, gibi bazı devletler de di­ğer bazı teşkilât da müşahit    gönder­mektedirler.

19 Ekim 1954

 

— İstanbul:

Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu bugün.-saat lû.30'da bir Air-France uçağıyle-Paris.e gitmiştir.

Nafia Vekili hava meydanında kendi­siyle konuşan Anadolu Ajansı muha­birine şunları söylemiştir;

'Perşembe günü Pariste toplanacak ci­lan Avrupalılararası Nafia ve Münaka­lât Vekilleri konferansında memleketi­mizi temsil etmeye gidiyorum. Bu kon­feransta bilhassa, beynelmilel yolların-inkişafının sağlanması ve azamî istifa­denin teminiyle binnetice bu yollarda-ki en rasyonel organizasyonun mey­dana getirilmesi hususunda gerekli çaşmaları takip edeceğim».

21 Ekim 1954

 

— İstanbul:

Devlet Vekili ve Başvekil Yardımcısî,-Fatin Eüştü Zorlu ile Hariciye Vekili.

Prof. Fuad Köprülü beraberinde Ha­riciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyük­elçi Nuri Birgi ile Hariciye Hususî Ka­lem müdürü Sadi Eldem olduğu halde '22 ekimde toplanacak Nato konseyine iştirak etmek üzere bu sabah saat 10.30 -da uçakla Paris'e hareket etmişlerdir.

"Başvekil Yardımcısı ve Hariciye Veki li Yeşilköy hava alanında İstanbul Va­li ve Belediye Reisi Vekili Prof. Gökay ile diğer sivil ve askerî erkân tarafın­dan uğurlanmışlardir.

29 Ekim 1954

— Atina :

Cumhuriyetimizin 3-l inci yıldönümü Atinadaki Büyükelçiliğimizde parlak 3dix şekilde kutlanmıştır.

Saat 12'de kordiplomatik ve Yunan devlet adamları Büyükelçiliğimize ge­lerek tebriklerini bildirmişlerdir.

Yunan Başvekili Papagos'a vekâlet e-den Millî Müdafaa Vekili Kanelopulos bu münasebetle şunları söylemiştir:

«Bugün benim Türkiye Büyükelçiliği­ni ziyaret ederek tebriklerimi biHir-m-em- âdeta kendi bayramımı kutla­mak gibi olmuştur. Türkiye ve Yu­nanistan arasındaki dostluk bağlarına hiç bir şey halel getiremez, diğer ta­raftan akşam saat 18'de Atinadaki Türk kolonisi de Büyükelçiliğe gelerek Büyükelçimize tebriklerini bildirmiş­ler ve kendi aralarında bayramlaşmış-lardır.

Her halde zatı devletlerinin de nazarı dikkatini celbetmiştir: Bugün teati ettiğimiz ve çok kısa olması mûtat olan ziyaretler esnasında bile mevzu-îarımıza derhal girmiş bulunduk. Çünkü bu temaslarımız bir başlangıç değil, bir devamdı. Geçen martta memleketimize yaptığınız ve bütün Türklerin kalbinde silinmez bir hâtıra bırakan ziyaretiniz sırasında ancak şahsî temasların temin edebildiği canlı ve samimî fikir müdavelelerimizi yapmış, gerek dünya durumu ve gerek her sahada inkişafı yalnız iki mem­leketimiz için değil, bütün sulhsever ve hüsnüniyet sahibi milletler içim faydalı ve lüzumlu bulunan Türk-Alman işbirliğinin daima daha faal ol­ması için neler yapmak lâzım geldiği hususunda şayanı şükran bir muta­bakata varmıştık. Bizim bu ziyaretimiz ise, hakikî sulhun ancak milletler­arası münasebetlerde hüsniniyet esasının hâkimiyetine bağlı bulunduğu na samimiyetle inanan bütün milletleri can ve gönülden sevindiren ve netice ve tesirleri bakımından büyük bir ehemmiyet arzeden Londra'da varılan anlaşmanın akabinde vuku bulmaktadır. Bu başarının sevincini burada beraberce idrak edebilmek, şüphe yok ki; ziyaretimizin mesut bir hususiyetini teşkil etmektedir. Çünkü bu neticeyi memleketimizin sene-lerdenberi ne kadar özlediğini yakinen bilmektesiniz.

Diğer taraftan Londra'da hakkaniyet esasına dayanan bir sulhun nimet­lerinden bütün milletlerin faydalanabilmesi gayesini tahakkuk ettirmek için uğraşıp sarfettikleri büyük gayretlerini muvaffakiyetle tetviç eden­lerin sulhu, hürriyeti, adalet ve hakkaniyeti seven bütün milletlerin min­netini kazanmış olmalarını tabii görmekteyiz. Filhakika, son Londra an­laşması İkinci Cihan Harbini takip eden cidden karışık ve tehlikelerle do­lu devrin en mühim hâdiselerden biri olduğuna ve yeni bir devrin başlan­gıcını teşkil edeceğine şüphe etmiyoruz. Bu muvaffakiyetin elde edilme­sinde Alman milletinin yüksek ve mümtaz vasıfları yanında, zatı âlileri­nin sabırla ve hulûs ile ve ancak büyük devlet adamlarına has dirayetle takip buyurduğunuz siyasetin mühim hissesini evvelce de söylediğim gibi tarih elbette kaydedecektir.

Şüphesiz Londra anlaşması henüz bir başlangıçtır. Fakat bu anlaşma ile vazolunan esaslar, âdeta zarureti eşyadan doğmuş denecek kadar hâdise­lerin mantığına mutabık olmakla beraber, hür milletlerin şuur ve vicda­nında da hiç şüphesiz derin ve devamlı bir rnâkes bulacak mahiyet ar-zetmektedir. Bu itibarla. Londra anlasmasiyle yen? bir safhanın açılmış olduğuna ve hâdiselerin bugüne kadar takip ettiği mecrayı bırakıp yep­yeni bir istikamette akıp gelişeceğine dair olan kanaatimizi haklı bul­maktayız.

Federal Almanyanm Avrupa işbilriğine ve müdafaa camiasına girmesi üzerine belki biraz uzun konuştum. Fakat kanaatimce bu kadar mühim bir hâdise üzerinde ehemmiyetle durmamak, Türkiye'nin bu hâdise karşı­sında hissettiği inşirahı ifade bakımından nakıs olurdu

Muhterem Şansölye,

Memleketlerimiz arasındaki iktisadî ve kültürel münasebat mevzuuna ay­rıca temas etmiş bulunmanızdan dolayı zatı devletlerine teşekkür etmek isterim. Çünkü bu mevzuları biz de ehemmiyetli görmekte ve ciddî inki-kafîara namzet telâkki etmekteyiz. Bu iki memleketin iktisadiyatının mü-

meyyiz vasıfları hakkındaki görüşlerinizde tamamen mutabık olduğum gibi, kültürel m ünas e batımızın inkişafı hususundaki düşüncelerinizi paylasmaktayım.

An'anevî dosluğumuza lâyik bir şekilde her sahada işbirliğimizin daima se­mereli inkişaflar kaydedeceği kanatiyle kadehimi Alman milletimin .mu­kadder birliğinin tahakkuuku ve dost Almanya Federal Cumhuriyetinin saadet ve tealisi şerefine kaldırıyor, muhterem Federal Almanya Reisi­cumhurunun sıhhatine ve zatı devletlerinin şahsî saadeti ve daimî mu­vaffakiyetinde içiyorum.»

Başvekilimiz şerefine verilen ziyafet ve teati edilen nutuklar: 5 Ekim 1954

— Düsseldorf :

Şimalî Renanya ve Vestfalya Başvekili bu akşam saat 20.15'de Başvekili­miz Adnan Menderes şerefine bir ziyafet vermiştir.

"Bu ziyafette Şimalî Renanya ve Vestfalya Başvekili ile Başvekilimiz ara­sında aşağıdaki nutuklar teati edilmiştir:

Şimalî Renanya ve Vestfalya Başvekilinin nutku:

Pek muhterem Başvekil Hazretleri, ekselanslar, aziz misafirler,

Türkiye Cumhuriyetinin pek muhterem Başvekili ve sayın Hariciye Ve­kili ile diğe rmuhterem misafirlerini Şimal Renanya ve Vestfalya eyaleti adına ve samimiyetle selâmlıyarak hoş geldiniz derken büyük bir şeref ve bahtiyarlık duymaktayım. Türkiye ile Almanya'yı birbirine gönülden bağlryan dostluk bağları iyi günlerde olduğu kadar geçen kara günlerde de bir imtihan geçirmiş ve metanetini isbat etmiştir.

Alman-Türk dostluğu uzun yıllardanberi yalnız Alman siyasetinin seyri üzerinde müessir .olmakla kalmamış, bu dostluk daha ziyade burada yasa­yan insanların âdeta bir müşterek malı olmuştur. Türkiye'ye karşı olan hislerimiz büyük Türk milletinin yüksek insanlık vasıfları, onun asalet ve kültürü, hürriyet dâvası uğrundaki fedakârlıklar iyi e irade ve kahraman­lıkları karşısında duyduğumuz hürmet ve hayranlıkların muhassalasıdır. Devamlı ve istikrarlı böyle bir dostluk temelleri üstünde kurulan iktisa­dî münasebetler imiz ise, son yıllar içinde büyük inkişaflar kaydetmiştir. Rhin ve Ruhr eyaletlerinin bu münasebetlerdeki hissesi bilhassa zikre şa­yandır. Bu itibarla bizim endüstri sahamızın bazı istihsal merkezlerini görmek arzusunu izhar buyurmuş oîmaklığmız karşısında duyduğumuz sevinç cidden büyüktür. Bilhassa Türkiye Cumhuriyetiyle mal mübadele­si ve iktisadî hareketlerin daha derin v-e daha kuvvetli olması ve karşılık­lı kültür münasebetlerinde aynı inkişafın elde edilmesi arzusu Şimalî Re-nanya ve Vestfalya eyaletlerinde kalpten gelen bir dilek olduğunu söyle­mek isterim. Şimalî Renanya ve Vestfalya eyaletini ve onun başşehrini huzurunuzla şereflendirmekle kalplerimizde uyandırdığınız sevinci bir daha ifade etmekliğime müsaade buyurun. Kadehimi Türkiye'nin muhte­rem Reisicumhuru ve zatı devletlerinin saadetine ve dost Türk milletinin sıhhatine kaldırırım.»

Başvekilimizin cevabı:

Pek muhterem Başvekil, ekselanslar, aziz baylar,

«Almanya'ya gelişimizde Şimalî Rer.anya ve Vestfalya eyaletlerini gez­mek ve Rhur havzasını ziyaret etmek benim ve arkadaşlarım için cidden faydalı olmuştur. Memleketinize ayak bastığımız andan itibaren asil Al­man milleti tarafından hakkımızda gösterilen hüsnü kabul ve misafirper­verliğin minnettarıyız. İki memleketin an'anevî dostluğunu ve mütema­diyen inkişaf eden münasebetlerini veciz bir surette ifade eden lûtufkâr sözlerinize memleketim namına ve ktndi şahsımla, arkadaşlarım adına yü­rekten teşekkür ederim.

Filhakika çok uzun bir mazisi olan Türk-Alman dostluğu milletlere örnek olacak bir vasıftadır. Hâdiseler bu dostluğun zamanla ne kadar kıymetlen­diğini ve yalnız memleketlerimiz için değil, bütün sulhsever âlem için ne kadar lüzumlu olduğunu isbat etmektedir. Alman sanayiinin kalbi olan Ruhr havzasının Türk sanayii ve kalkınmasındaki ehemmiyeti büyüktür. Bundan sonra ise, her sahadaki işbirliğimizin ve karşılıklı menfaatlerimi­zin icabı olarak bu ehemmiyet büsbütün artacaktır. Türkiye iktisadî ci-hazlanmasmı süratlendirmek ve büyük istihsal dâvasını tahakkuk ettire­bilmek için Alman sanayii ve tekniği ile en geniş ölçüde işbirliği yapmak arzusundadır. Daha geçenlerde Ankara'da tanışmaktan sürür duyduğum ve çoğu Ruhr sanayi bölgesine mensup olan güzide heyetin ayni arzuyu taşıdığını memnuniyetle müşahede ettim.

Bu bölgeyi ziyaret etmekten derin bir haz duyduğumuza emin olmanızı rica eder, kadehimi Almanya'nın muhterem Cumhurreisinin sağlığına ve zatı devletinizin ve Dost Alman milletinin ikbaline kaldırırım.

Başvekilimiz ile Dr. Adenauer arasındaki konuşmalar: 6 Ekim 1954

— Bonn:

Başvekiliniz Adnan Menderes ile Federal Almanya Başvekili Dr. Konrad Adenauer arasındaki konuşmalar bugün öğleden evvel başlamış ve mü­zakereler, Batı Almanya Reisicumhurunun Türk heyeti şerefine verdiği Öğle yemeğinden sonra da devam etmiştir. Bilhassa Londra konferansının müsbet bir şekilde neticelenmesinden sonra, Adnan Menderes'in başkan­lığındaki Türk heyetinin Batı Almanya'ya yapmış olduğu bu resmî ziva-ret bir kat daha ehemmiyet kesbetmiştir. Federal hükümet de Türk hükü­meti gibi, bolşevizmin hür milletler için ne kadar büyük bir tehlike teş­kil ettiğini ve aynı zamanda kuvvetli bir Türkiye'nin dünya barışının ku­rulmasında ne mühim bir rol oynadığını müdriktir.

Türk-Alman konuşmalarının hitamından sonra bir resmî tebliğin yayın­lanması beklenmektedir. Bunda iki memleket arasındaki iktisadî münase­betlerin daha da sıkılaşacağınm tebarüz ettirileceği zannolunuyor.

Alman Reisicumhuru ile Başv,ekiîimizîn nutukları:

Ekim 1954

 

— Bonn:

Feedral Alman Reisicumhuru Dr. Heuss tarafından bugün Başvekilimiz Adnan Menderes şerefine verilen öğle ziyafetinde teati edilen nutukların metinleri:

Alman Reisicumhurunun nutku:

«Pek muhterem Başvekil Hazretleri, ekselanslar, aziz misafirler.

Sizleri hoş geldiniz diyerek selâmlarken, takriben 25 sene evvel İstanbul'a ait hâtıralarım tazelenmektedir. Burada temas etmek istediğim nokta, memleketin lâtif manzaraları, antik mimarî âbideler, büyük Sinan'ın hey­betli ve Ölçülü camileri değildir. Daha ziyade, insanı tartan, büyük oldu­ğu kadar dalgalı bir tarih devresi içinde realist ve mâkul yeni bir devrin bütün sarahatiyle nasıl kendini hissettirmekte olduğu noktasıdır.

Büyük Atatürk'ün dinamik ve cesaretle dolu hayatında, dünyaları hare­kete getiren ve Almanya'da bizlerin romantik diye vasıflandırdığımız çiz­giler vardır. Fakat o, bir devlet kurmakta ölçülü ve mükemmel bir rea­list idi.

O, kuvvet ve kudreti ölçü kanunlarına göre ayarlamasını ve böylece iç in­kişafların tesirine tâbi olmayan bir anane kurmasını çok iyi bilmiştir.

Doğu Akdeniz kıyılarının yer yer ve zaman zaman birçok insan ıstırapla-riyle dolu tarihini bir parça bilenler, Türkiyeyi müterakki bir Avrupa memleketi olarak yetiştirmek uğruna maziyi mazi saymak suretiyle mey­dana konulan muazzam siyasî başarının mânasını anlarlar.

İçinde yeni bir tarih kavrayışının ahenkli ölçüsünü sevdiğimiz bu şon 150 senelik devrin içinde bütün Türk-Alman milletleri arasında daima saygı esasına dayanan bir dostluk paydar olmuştur.

Tarih ve insaniyet bakımından bîr kıymet ifade eden bir iki isim: Helmuth Von Moltke ve Tarabyanm yeşil sükûneti içinde Türk ordusunun armağa­nı olan tunç celenkle süslenmiş mezarında yatan Von Der Goltz, bu yük­sek seciyeli bilgin askerler birer sembol olmuşlardır.

îki memleket arasındaki rabıtalar yalnız askerliğe münhasır değildir. Von Simens tarafından yürütülmüş olan demiryolu politikasiyle iktisat müna­sebetlerinde ne güzel bir inkişaf belirmişti. İlim ve arkeoloji sahasında bir Shliemann, bir Wiegand ve bir Bittel'in izleri ne kadar canlıdır.

Bu arada 1933'ü takip eden yıllarda sırf Türk politikasının dürüstlüğüne ve bu politikayı idare edenlerin karakterlerine güvenerek memleketinize sığman Ernst Reuter gibi birçok insanların bu suretle hayatlarını yeniden kazanmış olmaları vakıasını insaniyet adına bir teselli saydığımız söy­lemek isterim.

Harbin karışıklıkları ve birbirini takip eden sıkıntılı seneler bir takım elim ve ağır dâvalar ortaya atmıştı. Bunlardan bir çokları Ankara hükü­meti tarafından büyük bir soğukkanlılık ve siyasî olgunlukla kavranmış tır. Emniyet esasına dayanan Ankara - Atina - Belgrad paktını    sulhun -idamesi namına sn mühim garantilerden biri saymaktayız.

"Sen harp memleketimizi doğrudan doğruya ilgilendiren daha bazı me-selele-î de ortava koymuştur. Türkiye hükümeti çeşitli resmî Alman dai-relerivle ilmî ve içtimaî teşekküllere ait binaları iade etmek suretiyle bu meselelerden bazılarını halletmiş ve geçirilen müthiş bir dünya felâketine rağmen aradaki dostluk hislerinin nederece kuvvetli olduğunu işbat et-

Bu noktayı şükranla karşılıyoruz.

 Dr. Adenauer ban;?, Türkiyeye yaptığı sevahat hakkındaki in­tihalarını etraflıca anlatırken orada görüp    duyduklarından ne mertebe

-mütehassis olduğunu bilhassa tebarüz ettirmişti. Bu arada birçok ikt'sat ve kültür münasebetlerinin genişlevip     derinleşmesinden     memnuniyet duymaktayım. Her iki memleketin iktisat işleri birbirlerini ikmal et1"" durumundadır. Bir ziraî tekâmüle ulaşmak hususunda Alman ziraat ma-

"kinelerinin balık sanayiinin inkişaf -edebilmesinde hususî teçhizatlı Alman gemilerinin iyi hizmetlerde bulunacağını biliyorum. Buna karsı birçok Alman, Sark tütünlerinin nefis kokusundan zevk almaktadırlar. Bu s^ha-

<âa ben şahsan fena bir müşteki olduğum için özür dilesem yerinde    olur.

'Kaldı ki, maddece hitap eden bu rengarenk tabloyu daha fazla teşhir et­mek arzusunda değilim.

"Memleketimizdeki Türkiye Büyükelçisine ve muhterem selefine müşterek âfivn uğrunda bütün arkadaşları ile birlikte sarfedegeldikleri gayrete anlayış için müteşekkiriz.

Aziz Türk misafirleri,

Sizlere bu misafiretiniz esnasında Almanların başarma arzusu ve irade­sinden canlı intibalar edinmenizi dilerken ve siyasî müzakerelerin mu­hakkak olarak milletlerin barış içinde mes'ut ve müemmen bir hayat ge-p;rmeleri volundaki müşterek arzuları teyit edeceğinden emin olarak ka-dehimi Türkiye Reisicumhuru Hazretlerinin sağlığına, zatı devletinizin şahsî saadetinize ve dost Türk milletinin mes'ut inkişafları şerefine kal­dırıyorum.

Başvekilimiz Adnan Menderes'in nutku:

"Pek muhterem Reisicumhur Hazretleri, ekselanslar, baylar.

.Ancak şahsında hem âlim hem de devlet adamı vasıflarını cemedebilmek .-mazharij'etine nail olanların yapabileceği şekilde hissî ve realist cephesi­ni yüksekten tahlil ederek Aİman-Türk dostluğunu ve işbirliğinin tâbir caiz ise, felsefesini parlak bir şekilde yaptınız. Bu suretle bana ve Harici­ye Vekilimiz dostum Prof. Köprülü ile beraberindeki mesai arkadaşlarıma 'bugün sofranızda bulunmaktan duyduğumuz büyük şerefe ilâveten hem ^zihinlerimize hem de kalplerimize hitap eden bir haz duymak fırsatını Ibahşeylediniz. Her fırsatta da tekrarladığım gibi dost Federal Almanya "Cumhuriyeti topraklarına ayak bastığımdanberi bilaistisna her yerde biz­leri heyecana sevkeden en sıcak ve samimi bir dostluk ve itibar gördük.

^Atatürk'ün milletimiz ve insanlık namına daima iftiharla anladığımız ve ,devam ve inkişaf ettirmeye çalıştığımız eserlerinin tahlilini yapark

O'nun maziyi mazi saymak suretiyle hareket ettiğini tabaruz ettirmiştiniz. ininaiu-tca mazıyı mazı sayman, imaretini kencüsmae buıamar Ü'nun bir hâ-Kimımuuak şeıaınae ıçmae yaşanılan devri ve zamanın mentı tazyiK ve tesiri artında bulundurmasına müsaade etmeksizin halihazırı beşııyebıl-meü ve atiyi hazırlayabilecek iyi ve taydalı taraliarını gözönünde tutmak suretiyle ıcraa yapaoıimeK:, üana mükemmele doğru gitmek imkâniarınL sağlamış olurlar.

Bu düşünüş ile tahlil edilince mazideki Türk - Alman dostluğuna ait olup birkaçına işaret buyurduğunuz hatıra ve misallerin haı ve istikbal içın. çok velud olduğu meydana çıkar, filhakika harikulade hayati ve medeni cesareti sayesinde harabe nalme gelmiş olan yerlerini kısa bir zamanaa rnamuriye çeverıhe ve sulhsever milletler camiasının cızem unsuru vas-îım ıs bata muvaiiak olan £'ederal Almanya Cumnurıyetıyie bugün sürat­le inkişai eden ig bir lığ imiz in kokleıini ctoğiudan doğruya mazideki gü­zel maksatlara matui işbirliğinde aramak lazımdır.

Parlak bir atiye namzet olunan Alman - Türk işbirliğinin yalnız iki mem­leketimizin, değil, bilcümle sulhsever ve hakşinas milletler camiasının. nef'ine olarak nızlanması ve derinleşmesi bakımından büyük devlet ada­mı Şansölye Dr. Aednauer'in memleketimize geçen martta yaptığı seya­hatin ne kadar büyük bir rol oynadığını huzurunuzda da şükranla teba­rüz ettirmek isterim.

İşbirliğimizin sulhsever ve hakşinas milletler camiasına temin edeceği menfaatlerden bahsederken bu camianın eşit haklarla Federal Almanya-nın elzem olan işbirliğini kazanması yolunda hiç şüphe yok ki, son dere­ce mühim bir dönüm noktası teşkil eden Londra konferansı neticesinin. kalplerimize verdiği inşirahı ifade etmeden geçemiyeceğim. Ziyaretimizin, yeni ve muazzam inkişafların başlangıcını teşkil edeceği muhakkak olan bu sevinçli hâdisenin hemen ferdasına tesaüdf etmiş olmasını Londrada. bütün alakadarların şayanı şükran realizm ve hüsnüniyeti sayesinde vü­cuda gelen eserin dayandığı prensipler lehine uzun zamandan beri açıkça fikrini ifade etmiş olan bizler için kaderin bir nevi mükâfatı gibi telâk­ki ediyorum.

Pek muhterem Reisicumhur hazretleri,

Her bakımdan memleketinizde bulunmaktan mes'ut ve bahtiyarız, bu. bahtiyarlığımıza eğer ayrıca şahit göstermek lazımsa, Türk - Alman iş­birliğinin inkişafında sarfettiği meşkûr mesaisi ile ve sarnimiyetiyle Tür-kiyede herkese kendini sevdiren Büyükelçi Dr. Haas'ı zikredebilirim.

Güzel memleketinizde gördüğümüz dostluk ve büyük misafirperverlikten dolayı şükranlarımızı arzederken zati devletlerinin sıhhat ve saadetine ve bütün Alman milletiyle Federal Almanya Cumhuriyetinin istikbali şere­fine içiyorum.»

Türk - Alman müşterek resmî tebliği:

9 Ekim 1954

 

— Bonn :

Başvekilimizin Hariciye Vekilimizle beraber Almanyaya yaptığı ziyaret

Tıakkında bu sabah Federal Almanya hükümet merkezinde şu müşterek tebliğ neşredilmiştir :

««Federal Cumhuriyet hükümetinin daveti üzerine, Türkive Başvekili Ad-man Menderes ve Hariciye Vekili Profesör Fuat Köprülü, Federal Şan­sölyenin 1954 ilkbaharında Türkiyeye yaptığı ziyareti iade etmek üzere, "2 ekim 1954 den 9 ekim 1954 e kadar Federal Cumhuriyete resmî bir zi­yaret yapmışlardır.

Türk devlet adamlarına, yüksek devlet memurlariyle bir eksperler gru-pu, bir de gazeteciler grubpu refakat etmekte idi.

'Türk heyeti azaları, Federal Cumhuriyet Reisicumhuru ve Federal Mec­lis Reisi tarafmdan kabul edilmiş, Federal Şansölye ve Hariciye Vekili ile ve muhtelif hükümet âzasii'le müteaddit görüşmeler vapmıştır. Bun-

<dan başka, Türk heyeti, Bavyera Başvekilinin ve Renanya    Şimal Vest-

falya Başvekilinin misafiri bulunmuştur.

'Büvük bir itimad ve derim bir samimiyet havası içinde cereyan eden gö­rüşmeler, siyasî ve iktisadî mahiyette olmuştur.

Siyasî sahada, iki hükümet reisi ve yakın mesai arkaadşları, durumu he-yetiumumiyesiyle tetkik etmişlerdir. Federal Şansölye, Londra konferan­sının cereyanından ve neticelerinden Türkiye Başvekilini haberdar etmiş­tir- Milletlerarası vaziyetin mütalâası, kati bir görüş mutabakatini belirt­miştir. Türkive Başvekili bir merhale teşkil eden Londra nihaî anlaşması ve dünya sulhunun takviyesi bahsinde memnuinyetini bildirmiştir. İki -devlet adamı Avrupayı tehdit eden tehlikeler dolayısiyle Avrupa' devlet­lerinin gittikçe daha sıkı bir şekilde birleşmesinin lüzumunu beyanda it­tifak  etmişlerdir.

'Türkler tarafından, Londra nihaî anlaşmasında derpiş edildiği gibi Brüksel Paktı da dahil olmak üzere tahakkuk etmiş veya ettirilecek .Avrupa grup mani arının ilk akitlerine tahdit edilmemesi fakat Türkiye gibi diğer Avrupa devletlerinin de iltihakına açık bulundurulması lâzım geldiği belirtilmiştir. Almanlar da bu görüşte mutabık olduklarını bildir--mişlerdir. İki devlet adamı, Almanya ile Türkiye arasında esasen mev­cut bulunan bu derece mes'ut işbirliğinin, iki memleketin de şimal At­lantik muahedesi teşkilâtına ve sulhun hizmetindeki diğer teşekküllere iştirakiyle daha ziyade kuvvetleneceği kanaatini izhar etmişlerdir..

'Ekonomik sahadaki konuşmalar yekdiğerini geniş ölçüde tamamlayan iki memleket ekonomisinin sıkı işbirliğinin devamı ve geliştirilmesi hususun--da tarn bir mutabakatla neticelenmiştir.

T3u gaye ile, Türk envestisman programının tahakkukuna Alman endüs­trisinin iştiraki ve Alman hükümetinin bunu desteklemesi hakkındaki 26 mayıs 1954 tarihli anlaşmaların hızlandırılmasına ve gerçekleştirilmesine karar verilmiştir. Hususiyle Federal Almanya hükümeti, yapılmış ve ya­pılacak siparişlerin yerine getirilmes; için lüzumlu garantilerin ve finansmanlar sağlanmasına ihtimam edecektir. "İki taraf, ayni zamanda, yakında Ankarada yapılacak olan ticaret müza­kereler; şuasında iki memleket arasında daha sıkı bir iktisadî işbirliğinin prensiplerinin tesbiti ve hususiyle Alman sanayiinin Türkyenin istikbale matuf bir envestisman programının tahakkukuna gerek doğrudan doğ­ruya, gerek Türk sermayesiyle birlikte iştiraki imkânlarının ihzarı husu­sunda da mutabaka varmışlardır. İki hükümet bu gayenin tahakkuku içirt bütün gayretlerini sarfetmeği taahhüt ederler.

Her iki memleketin de menfaatlerine cevap vermek üzere deniz nakliyatı. meseleleri de bu görüşmelerde yer alacaktır.

Bundan başka Türkiye ve Federal Almanya hükümetleri Ankarada ağus­tos 1953 ayında varılan mutabakat çerçevesi içinde uzun vadeli hububat teslimatı hakkında yakın bir işbirliği yapılmasını müştereken temennl ederler.

İki memleket arasındaki iktisadî işbirliğini derinleştirmek maksadiyle-müşterek bir Alman - Türk komisyonu kurulması faydalı olacağı muta-lea edilmiştir. Bu komisyon iki hükümet arasında, her türlü ekonomik iş­birliği meseleleri hususunda, sıkı ve devamlı temaslar temini ile vazİfe-lendirilecektir.

Türk devlet adamlarının ziyareti, yalnız iki memleketin menfaatlerine-değil, fakat ayni zamanda sulh ve adalet dâvasına bağlı bütün diğer mem­leketlerin de menfaatlerine uygun olan an'anavî Türk - Alman dostluğu­nun daha ziyade takviyesini mümkün kılmıştır.

Başvekil Adnan Menderes'in Bonn basın toplantısı:

— Bonn:

Başvekil Adnan Menderes, Türkiye'ye avdet için Bonn'dan hareketinden. evvel, Alman Basın Dairesinde tertip edilen basın konferansında, yüzden. fazla Alman, Türk ve 3'abancı gazeteciye hitap ederek, Almanya ziyareti ve Türk - Alman siyasî ve iktisadî görüşmeleriyle bunların çok müsbet ve verimli enticeleri üzerinde izaha; vermiştir.

Alman Federal Hükümeti Basın Şefinin Başvekilimizle Hariciye Vekili­mize gazeteciler adına hoş geldiniz demesini ve ayni zamanda Türk ga­zetecilerini de selâmlamasını müteakip, Başvekil Adnan Menderes söz al­mış ve şu beyanatta bulunmuştur:

«Böyle bir basın toplantısını tertip ederek bana yüksek huzurunuzda ko­nuşmak şerefini bahşettiği için, Alman Federal Hükümeti Basın Şefine teşekkür etmeyi kendime zevkli bir vazife bilmekteyim. Alman halk ef­kârının mümessili olan Alman basın mensuplarını, diğer memleketler* gazetecilerini ve bu arada Türk sazeteci arkadaşlarımı hürmetle ve mu­habbetle selâmlarım. Beni dinlemek için buraya teşrif etmiş olduğunuz­dan dolayı sizlere çok müteşekkirim.

Pek muhterem Alman basını temsilcilerinden ilk ricanı, güzel memleke-.tinize ayak bastığımız andan itibaren, başta Federal Şansölye Dr. Kon-rad Aednauer olmak üzere hükümeti erkânının, devlet memurlarının, bu­tun alâkalıların ve hususiyle gittiğimiz her yerde Alman milletinin gös­terdiği güler yüzlülükten dolayı duymakta olduğumuz büyük memnuni­yeti tebarüz ettirmeleri ve Alman milleti nezdinde şükran hislerimize-tercüman olmalarıdır. Burada gördüğümüz hüsnükabulün resmî tarafı­nın ne derecelerde ileri bir mahiyet aldığını göstermek için, pek muhterem Almanya Federal Reisicumhurunun bizi yemeklerine davet etmele­rini ve bize kendileriyle konuşmak gibi çok kıymetli bir fırsatı vermiş ol­malarını ayrıca belirtmek isterim. Muhterem basın mensupları da bilmektedirler ki, buraya gelişimizdeki. ilk maksadımız, geçen martta pek muhterem Şansölye Adenauer3in mem­leketimize yaptığı resmî ziyareti iadeden ibarettir. Şu noktayı bir kere daha büyük bir memnunlukla ifade edeyim ki, Dr. Adenauer'in memle­ketimize yapmış olduğu ziyaret. Türkiyede her muhitte çok derin hür­met ve muhabbet intibaları bırakmış ve Türk - Alman dostluğuna yeni bir hız ve hamle vermiştir. Uzun tarihî münasebetlerin tabii bir neticesi olarak Türk - Alman dostluğuna ve sıkı işbirliğine esasen mevcut olan is­tidadı, Şansölyenin ziyareti yeniden harekete getirmiş     bulunmaktadır.

Geçen martta Şansölyenin, ziyaretiyle Türk - Alman münasebetlerinde başlamış olan yeni hamleyi bu ziyaretimizle eğer teyid ve takviye etmiş olmak fırsatını bulmuşsak, bundan duyduğumuz memnunluk bilhassa bü­yüktür.

Bu ziyaretimizin dünya hâdiselerinin hassaten çok kesif olduğu ve ayrı. bir ehemmiyet kesbettiği bir zamana rastlaması, bizim bu ziyaretimizin dikkate şayan olan tarafını teşkil eder. Dünya siyaseti bakımından bugün çok mühim bir dönüm noktasında bulunduğumuzu tahmin etmekte hata. olmadığı zannındayım. Federal Almanyanın dünya politikası içinde yeni bir duruma mazhar olmasının bu politikanın müstakbel seyri üzerinde ehemmiyetli tesirler yapacağı kanaatindeyiz. Gerek Londrada elde edi­len kıymetli neticeleri, gerek son günlerde Trieste ihtilâfının halledilmiş bulunmasını, sulhsever milletler cephesindeki tesanüdü teyid eden bah­tiyar hâdiseler olarak kabul ediyoruz.

Almanya ile sıkı siyasî dostluk münasebetleri tesis ederken, diğer taraf­tan esasen ötendenberi mevcut bulunan sıkı ticarî ve iktisadî münasebet­lerimizi takviye etmeği de ziyaretimizin gayeleri arasına almış bulun­makta idik. Yine tekrar ve şükranla arzetmek isterim ki, Şansölyenin ge­cen martta memleketimize yapmış olduğu ziyaret, ticarî ve iktisadî mü­nasebetlerimiz sahasında da yeni ve semereli bir devrenin başlangıcmi-teşkil etmiştir. O ziyaretin bir neticesi olarak, 26 mayıs 1954 de bir tica­ret muahedesi akdetmiştik. İki tarafın da bu muahedeyi büyük bir şevk içinde tatbik etmek arzusunu göstermiş olduklarını ve tatbik mevkiine koymaları üzerine ehemmiyetli neticeler istihsal etmiş bulunduklarını söylemek; bugün benim için büyük bir bahtiyarlık sebebidir. Bu muka-veıenm tatDiKatına ait mühim neticeleri bu ziyaretimizle elde etmiş bu­lunuyoruz. Asıl mühim olanı, bu mukavele çerçevesinin dışında çok da­na genıg ve siki münasebetler temin etmek hususunda esaslı prensip mu­tabakatına varmış bulunmamız dır. Önümüzdeki kasım ayınaa yeniaen bir araya gelmek suretiyle bu prensip anlaşmalarını bir mukaveıe -şekli­ne ifrağa Karar vermiş olmamız bu ziyaretimizin hususiyetlerinden biri­ni te§kıl eder.

İki memleket ekonomisinin birbirini tamamlar ve yardım eder bir karak­terde olduğunu memnuniyetle müşahede etmekteyiz. Burada memnun­lukla kaydetmek istediğim diğer bir nokta da, Alman sanayiciîeriyle ma-liciyelerinin, bir kelime ile Alman iktisadî aleminin Türkiye ile olan ik­tisadî münasebetleri daha da sıkıl aştırmak ve derinleştirmek bahsinde büyük bir arzu ve şevk duymakta olmalarıdır.

Almanya ile olan kültürel ve içtima münasebetlerimiz ise, çok uzun bîr tarihe maliktir. Asker doktor, profesör ve âlim. Alman milletinin bir çok güzide evlâdı, asırlardanberi memleketimizde vazife alagelmişler ve şu­rasını şükranla kaydedeyim ki, tıpkı kendi memleketlerine hizmet eder gibi bir muhabbet ve sadakatle memleketimizin hizmetinde bulunmuş­lardır. Böyle sağlam bir temele ve böyle uzun bîr mazivc malik olan Türk - Alman kültür münasebetlerinin daha da süratle genişlemesinin hiç bir engelle karşılaşmıyacağma eminim.

Hülâsa, siyasî sahada, ticarî ve iktisadî mevzularda ve kültür münase­betlerinde, Almanya ile olan münasebetlerimizi işlerimizi daha ileri eö-türmek hususunda bu ziyaretimizin çok ehemmiyetli bir merhale teşkil ettiği kanaatine sahip-olarak güzel memleketinizden avrılmaktsvız. Al­manya ile derinleşmekte ve sıkılaşmakta olan münasebetlerimiz, iki mem-' leketin menfaatlerine çok uv£un olduğu kadar, ayrıca, hür millefer ca­miasının umumî menfaatleri bakımından da bu münasebetlerin çok 1^"''-lıim olduğu kanaatini taşımaktayız.

İki hükümetin bu ziyaretimiz sonunda müştereken neşrettikleri tebliği, muhterem basm mensupları alrms bulunmaktadırlar. Bu sebetrte sözlerimi kısa kesiyorum ve huzurlarında bulunmak fırsatından is^fîvie ederek, kendilerine faydalı olabilmek maksadiyle, eğer soracaklar1, her hangi bir sual varsa, sormalarını kendilerinden rica eder ve bütün basın mensuplarını derin bir muhabbetle selâmlarım.»

Başvekilimiz Adnan Menderes'in bu izahatını müteakip, kendisinden ba­zı sualler sorulmuştur. Bu suallerle cevaplan şunlardır:

Die Zeit, Alman gazetesi mümessili: Tebliğde Alman sanaviinin de envestismanlara iştirak edeceği bahis mevzuudur. Bu iştirak, ne nö­betlerde ve ne gibi sahalarda olacaktır?

— Bu iştirakin sanayiin muhtelif şubelerinde vaki olacağını derhal süredeyim. Bunun vüs'ati ve miktarı hakkında rakam vermekten zivade dalıa kâmii-bir fikir edinilmek için şunu ifade etmek isterim ki. 2fi mayıs 1954 ukavelesi hemen hemen tamamiyle tatbika konulmuş, bunun dahudutları İçinde kalınmak ve daha ileri gidilmek lüzum ve arureti av-Tica hissedilmisir. Alman sanaviinin ve maliye  âlemimin memleketimiz­de bugüne kadar pi.rismis olduğu işler ve teşebbüslere girişmek, her ikitarafın çok samimî arzusudur.

Basler Nachrichten, İsviçre gazetesi mümessili : Tebliğde Türkivenin Al-manva'ya vapacaitı bildirilen hububat hracatı hakkında rakamlara isti-nad eden bir anlaşmaya varılmış mıdır?

— Geçen sene. Türkiye'nin diğer memleketlerle beraber Almanya'ya Taç ettiği hububatın umumî yekûnu bir buçuk milyon tonu geçmiştir. Buyekûn içinde Almanya'ya- yapılan ihracat ehemmiyetli bir miktarda ol­muştur. Bu sene hava şartları dolayısiyle istihsal iyi olmadığı için ihra­catımız mahdut bir mahiyet arzedecektir. Esas olan cihet, evamlı bir şe­kilde zahire ihı-acınm iyi bir netice halinde tesbit edilmiş bulunmasıdır.

!NFew-York Times Amerikan gazetesinin mümessili: Tebliğin siyasî kıs­mında Türkivenin Brüksel paktına iştirakinden bahser^'vor. Bunun ne

zaman vuku bulacağı ve iştirakin ne gibi bir şekilde olacağı hakkında mütemmim malûmat almak acaba mümkün müdür?

—           İştirakin şekli ve icra zamanı hakkında kat'î bir şey söylememekle be­raber şurasını belirtmek isterim ki  Türkiye, hür milletler camiası içindetesanüdü ve beraberliği temin gayesine   matuf olan böyle bir teşekkülegirmeği arzu etmekteydi. Bu teşekkülün statüsünde değişiklik yapılmaküzere bulunulduğunu da ayrıca bilmekteyiz.

Basler Nachriehten, İsviçre gazetesi mümessili: İlkbaharda imzalanan anlaşmadan tahassül etmiş olan borçların itfası için kat'î bir anlaşmaya ve bir neticeye varılmış mıdır?.

—           26 mayıs 1954 mukavelesinin, bilindiği gibi, İM hedefi vardı. Bunlardanbir tanesi, o tarihe kadar birikmiş olan borçların tasfiyesi, diğeri de mü­nasebetlerimizin âtiyen inkişafımı, temini idi. O zamandanberi yeni borç­ların tahassül etmiş olması gibi biz vaziyet yoktur. Aksine olarak, mu­kavelenin akdinden bugüne kadar, 25 milyon dolar nisbetinde tediyede
bulunulmuştur. Yeniden tahassül eden borçlar, ancak 3-4 milyon civarın­dadır. Şayet zahire ihracatımız tabii arızalar dolayısiyle sekteye uğrama­mış ve mukavele gereğince Almanyanın    alması gereken bütün mallaralınmış olsaydı, mukavelenin akti tarihindeki dört milyon dolarlık ge­cikmiş transfer yalnız tamamiyle tediye eidlmiş olmakla kalmıyacak, ay­rıca bugün Türkiye lehine 10-15 milyon dolarlık bir ihtiyat vücut bulmuşolacaktı.»

Gazetecileirn suallerinin burada bitmesi üzerine basın konferansına son verilmiş ve Başvekilimiz, Alman Basın Dairesinden ayrılarak doğruca Wahn uçak alanına hareket etmiştir.

Münich'ten

Yazan: S. R. Emeç

6/X/954 tarihli (Son Posta) dan:

Münih — Başvekil ve Hiriciye Vekili­mizle beraberlerindeki heyetlerin Türk - Alman temas ve görüşmelerine tekaddüm eden günlerde Münihte bu­lunmaları bir tesadüf eseri değildir.

Münih ve aîelûrmim Cenubî Alman­ya, Federal bir Almanya fikrinin te­kevvün etmesinde mühim rol oyna­mış ve anlayışlı davranmış bir bölge­dir. Bu bakımdan demokrattık inanç­ların kuvvetle yerleştiği bir doğum yeri ve bir beşik telâkki edilebilir.

Şu sıralarda, Münihte her yıl açıldığı gibi bu sene de bir kermesin ve bir zi­raat âletleri sergisinin açılması, ayrı­ca bu ziyarette başlıca âmil olmuş­tur.

Bu münasebetle tanzim edilmiş olan ziyaretler programı da; bu akşam Bonn'a hareket edilinceye kadar mun­tazaman tatbik edilmektedir.

Münih de, birçok Alman şehri gibi ikinci harbden mühim derecede yara­lı çıkmış ve fakat bu yaralar büyük ölçüde sarılabilmiş malûl bir şehir. Yer yer göze çarpan ve muntazam fcaddelerde gedikler halinde görülen "boşluklar, harabî eserleri, şehrin kısa zamanda kalkmabilmiş olduğunu gös­teriyor. Fakat daha yapılacak bir hay­li şey var.

Münih kermesi bir muvaffakiyet Ge­niş ve verli bir tekniğe davanan bu kermesin tertibi, şu sırada, birçok Al­man şehirlerinin halkının, hattâ îs-viçreden bile bir takım ziyaretçilerin ^buraya  hücumunu  davet   etmiş, her yer tıklım tıklım. Nerede ise oteller-de üçer, dörder kişi olarak misafirli­ğe katlanmak lâzım gelecek.Münih kermesinin şu sırada bütün canlılığı ile devam etmesi, yalnız Mü­nih şehri halkı bakımından değil, bü­tün bir mıntıkanın insanlarını, en ge­niş hususiyetleriyle tetkike imkân ve­ren bir tezahür. Bavyeranm en kuytu orman mıntaka-larmdan malûm, hususî kıyafetleriyle gelmiş köylüler; genç kız kafileleri, aile toplulukları, nadir olmakla bera­ber göze çarpan Amerikan askerleri hep burada ve bu yıl Gülhane Par­kında kurulmuş olan Bahar ve Çiçek Bayramı tesislerinin on misli mükem­meliyette ve kapladığı saha bakımın­dan da yins onun birkaç misli büyük­lükte canlı, nereli, kalabalık ve fa­kat tek bir vakası kaydolunmıyan bir kaynaşma içinde eğleniyor, gülüyor. Tezgâhtarları başlarında fes taşıyan küçük helvacı kulübeleri de umumi­yetle garkı ve bizi temsil ediyor. Am­ma, bu kıyafetin taşınması hiçbir ar­ka fikir ifadesi değil. Sadece merak tahrik etmek için ihtiy*ar edilmiş bir reklâm sistemi...

Buranın bilhassa meşhur olan birası da hususî şekilde bir takım birahane­lerin tesisini mucip olmuş. Bizim, eski selâtin meyhaneleri gibi ve fakat da­ha modern yerler...

Siyah biraları ve kadın servözleriyle kendüerine mahsus hususiyetleri var. Ve bu hususiyetler içinde, Münih, her Alman şehri gibi baş döndürücü bir faaliyet içinde.

Amma İkinci Cihan Harbinin insan karakterinde hasıl ettiği yeisli deği-Şİkleğin bütün izleri ve nişaneleri a-çık şekilde ve her çehrede manalı bir şekilde okunuyor.

Alman ekonomisi ile geniş işbirliği

Yazan: Kâzım Şinasi Dsrsan

ll/10/1954 tarihli (Akşam) dan:

Sayın Başvekilin refakatinde Alman­ya seyahatine iştirak eden Türk ga­zetecileri arasında ben de bulundum. Münich'ten başlıyan "bu bir haftalık ziyaret müddetince devlet adamları, ma İiyeci ve mütehassıslar arasında cere­yan eden müzakereler hakkında ajans­lar tarafından verilen -haberler okuyucularımızm malûmudur. Karşılıklı men iaat endişelerinin ilk günlerde doğur­duğu müşküller nihayet yenilmiş ve görüşmeler sonunda neşredilen tebliğ­de belirtildiği gibi, Türkiyenin kalkın­ma hamlelerine Alman sanayi ve ekonomisinin geniş ölçüde iştirak etmele­ri hususunda tam bir mutabakat hâ­sıl olmuştur.

Şimdiye kadar Almanyayı görmek fır­satım bulmadığım için bu memleke­tin 'harbden evvelki hali ile şimdiki arasında bir mukayese yapmama im­kân yoktu. Bombardımana maruz kal­mış ve çok tahribe uğramış mmtaka-larda dolaşırken gözlarim harbin bu fecî sahnelerini aradı, fakat arasıra rastladığım tek tuk yıkılmış binalar­dan başka mühim bir şey görmedi. Al­manlar beş altı sene içinde harabele-;ri mamureye çevirmeğe, muazzam .fabrikalarını yeni baştan cihazlandı-rarak. işletmeğe ve hattâ yeniden her türlü binalar, tesisler vücuda getir­meğe muvaffak olmuşlardır. Bir şe-;hir hayatının her türlü tezahürlerin­de; çarşıda pazarda, sokakta, dükkân­da Alman vatandaşının hayatı nasıl ".bir vakar, intizam ve ciddiyet için-. de çalışmakla geçiyorsa, tesisatı .in­sana hayret veren muazzam fabrika­ların idaresi başındakilerle işçileri de ,?ym hislerle ve büyük bir azimle Al-manyanm kalkınması uğrunda gece­yi gündüz katarak çalışmaktadır. Mil­letçe girişilen böyle sıkı bir is sefer­berliği sayesindedir ki beş altı sene gibi kısa bir zaman içinde Almanya müthiş bir harbin açtığı derin yarala­rı hemen kamilen sarmağa muvaffak olmuş ve dünya ekonomisinde    yeniden mühim rol oynamak seviyesine yükselmiştir.Harbden evvel dış ticaretinin yüzde yetmişe yakın kısmını Almanya ile yapan Türkiyenin bugünkü kalkınma devrinde yapacağı çeşitli muazzam tesisat için Alman sanayiinde ve dola-y isiyle Alman kredisinden istifade et­mek istemesi pek tabiîdir. Geçen ilk­baharda Şansölye Adenauer ile An-karada cereyan eden müzakereler so­nunda kararlaştırılan Alman ekono­misiyle büyük çapta devamlı işbirli­ğinde ilk adım sayılması gereken yüz elli milyonluk kredinin normal şart­lar içinde İşlemesi ve alacağımız Al­man mamullerine karşılık Almanya'­ya ihraç edeceğimiz maden ve mah­sullerin ortaya koyduğu çeşitli mese­lelerin halledilmesi inin her iki ta­raf salahiyetli şahsiyetlerinin karşı karşıya gelerek evvelâ bir prensip mu­tabakatına varmaları lâ'iurnu aşikâr idi.

Başvekile refakat eden Vekâletler er­kânı ile banka direktörleri ve teknis­yenler Alman meslektaş'lariyle giriş­tikleri müzakerelerde birtakım müş­küllerin ortaya çıktığı haberleri, iti­raf ederim ki gazetsci arkadaşları en­dişeye düşürmekten hâlî kalmamıştı. Fakat bu gibi müzakerelerin ilk gün­lerinde böyle bir havanın esmesini bi­raz da tabiî bulanlarımız., son saatler­de mutlaka bir anlaşmaya ve birbiri­ni tamamlıyan İki dost memleket e-konomisinin devamlı bir işbirliği için mutabakata varılacağı hususunda nik­bin davranmakta ısrar ediyorlardı.

Malûm olan hayırlı neticenin elde e-dilmesinde hiç şüphesiz Başvekilin şahsan büyük tesiri olmuştur. Milyon­larca dolar kredi açmak mevkiinde o-"}an bir memleketin bu alacakları na­sıl tahsil edeceğini bilmesi ve bu hu-Lusta emniyet duymak istemesi pek tabiîdir. Kendisine has vuzuh, sarahat ve samimiyetle, Türkiyenin giriştiği büyük kalkınma seferberliği sayesin-da yakın bir gelecekte erişeceği se­viye hakkında Başvekilimizin verdiği izahatı dinliyen '.Alman bankacı ve maliyecilerinin son tereddütleri or­tadan kalkmış ve kendilerinde bugün­kü Türkiyenin azirrkâr ve dürüst bir idare altında sözüne" ve dostluğuna itimad edilir bir rievlet olduğu kana­ati yerleşmiştir.

Almanya'daki ikametimizin son akşa­mında Şansölye Adenauer'in tarihî bir şatoda verdiği kabul resminde bu­lunanlar, Türkiyeye karşı hür mil-letler arasında beslenen saygı ve iti­madın Sayın Adnan Menderes'in şah­sında beliren sarih tezahürlerini gö­rerek iftihar duymuşlardır.

Başvekilin ve mesai arkadaşı, Prof. Köprülü'nün Almanya seyahati her bakımdan hayırlı olmuş, memlekete bugün ve yarın için kıymetli dostluk­lar  sağlamıştır.

Türk - Alman kültür temeli

Yazan: A. E. Yalman

12/10/1954 tarihli (Vatan) dan:

Berlin, İki gündür Berlindeyiz. Medeniyetin her taraftan muhasara altına alınmış bir müstahkem kalesin­de bulunmak hissini her ân duyuyo­rum. Doğu Berline doğru giden cadde­lerin bir yerinde «şu kadar metre son­ra Doğu bölgesi başlıyor» ibaresini ve demir parmaklıklar arkasında esir bir insanın resmini görüyorsunuz. Hep kahraman insanlardan mürekkep o-Jan Berlinliler, şer kuvvetine karşı şuurlu bir mukavemetin örneğini her ân ortaya koyuyorlar.

Hava köprüsü kareketleri esnasında mânevi cepheye kumanda eden bele­diye reisi eski Türk vatandaşı Reu-ter'in mezarını dün ziyaretle hâtıra­sını savgı ile andık. Onun bir hürri­yet kalesi diye kurduğu, gene Türk vatandaşı Profesör Hirsch'in rektör sıfatiyle idare ettiği hür Berlin Üni­versitesinde kıymetli saatler geçirdik. Rektörün mükemmel Türkçe ile iza­hatını dinledik.

Almanyada, Hirsch ve Frankfurt'taki Neumark ile Türk vatandaşı iki rek­tör vardır. Münih Üniversitesi Rek­törü de Türkiyede senelerce vazife görmüştür. Öyle anlaşılıyor ki Nazi devrinde  de Türk  -  Alman  dostluğu fasılaya uğramamıştır. Nazilerden bi­ze kaçan Alman Profesörleri ile bera­ber bugünkü işbirliğimizin sağlam kül­türel temeli atılmıştır.

Türk gazeteci grupunun Berlini ziya­reti Berlinlileri çok sevindirdi. Me­deniyetin barbarlığa karşı ileri kara­kolları sıfatiyle kader birliğimizin bir ifadesi diye karşılandı.

Türk - Alman işbirliği

Yazan: S. R. Emeç

ll/X/954 tarihli (Son Posta) dan r

3ad Goldsberg (Bonn civarı) (Uçak postasında gecikmiştir) Geçen cumar­tesi gününden beri devam eden Baş-vekilimzle Hariciye Vekilimizin Al­manya ziyaretleri, ilk hedefini teşkil eden Alman Şansölyesinin Türkiye'­ye seyahatine ait mukabele vecibesi­ni yerine getirdikten sonra, Ticaret ve İktisad işleri mevzuunda hudutlarına girmek suretiyle, iki memleket ara­sında vücut bulması zarurî ahenkli bir mübadelenin şartlarını ilgilendiren müzakerelere de geniş ölçüde yol aç­mış bulunmaktadır.

Bu şartların «Son Posta» okuyucula­rının ıttılaına ulaştığı şu sırada, bit müzakerelerin de, şartlarn müsaade ettiği nisbetler ölçüsünde ve tama-miyle müsbet bir neticede karar kıl­mış olacağına, daha şimdiden, kuv­vetle ihtimal verilebilir. Şartların mü­saade ettiği nisbetler Ölçüsünden mak­sadım, Almanyanm, kendisinin de içinde bulunduğu ve var kuvvetiyle tahakkukuna çalıştığı bir kalkınma faaliyetinin lüzum gösterdiği sermaye hacminden arttırıp ta memleketimizin. kredi nisbeti. bittabi, bahis mevzuu­dur.

Bu nisbet belki tıpa tıp bizim bekle­diğimiz ve istediğimiz miktarı bulma-yabilecektir.

Fakat bunun böyle olması için bir kusur aramak icabederse, bunu, Fe­deral Almanyanm isteksizliğine bağ­lamaktan   ziyade,   bizzat  Almanyanm bir verim temin edilda sıkı sıkıya tâbi bulunduğu bir ta­kım iktisadî zaruretlerde görmek da-.ha doğrudur. Geçen gün bir Alman fabrikasını ge­zerken yirmi küsur binlik bir işçi küt­lesini temsil eden. ihtiyar bir ustaba-.51nın söylediği sözlerden bir kısmını burada tekrarlamak mecburiyetinde­yim.

.Bu ihtiyar adam, bugünkü Alman ik­tisadî düzenini, ifade ederken bunun, bir mucize olmaktan ziyade, elbirli­ğiyle çalışan ve behemehal netice al-.mak azmiyle hareket eden müşterek vicdanlı bir topluluğun eseri olmak­tan başka bir meziyeti olmadığını söylemiştir.

.Ren nehrini karadan v.e su üstünden yarım gün dolaştıktan; karşılıklı ola­rak iki zıt istikametten yüzlerce ki­lometre mesafe dahilinde birçok va-.sıtanın, arılar gibi aşağı yukarı ge-jip geçtiklerini gördükten ve bu a-rzametli mesafeler dahilinde, sağlı, sollu Ren kıyılarının, muhteşem bi­naları ve birer halı gibi işlenmiş ü-.züm bağlariyle en müterakki ve zen-.gin memleketlere parmak ısırtacak bir manzara arzettiğîni kaydettikten sonra, emektar Alman işçisinin ne büyük bir tevazu ile konuşmuş oldu-.ğunu daha iyi anlamış oldum.Almanya, geçirdiği büyük felâketten sonra, yeni hayatına sıfır noktadan ."başlamıştır.

Bu müddet içinde, bir kısmı tahrip edilen, diğerleri de sökülüp götürülen fabrikalarını, hemen kamilen yenile­miştir; hem de nasıl.

Bulnar olup biterken, memleketi iş-.gal eden Amerikan, İngiliz ve Fransız -devletlerine de, her ay, iki yüzer mil­yon dolardan, işgal masrafı olarak 600 milyon dolar ödemiştir ve buna rağmen, Amerika hariç, bir cok mem­leketler de dahil olmak üzere, İngil­tere ve Frensadan dahi, simdi, alacak­lı vaziyete geçmiştir. 

Bu, beşerî bir mucize addolunmazsa, insan oğlunun hangi ve ne üslûptaki eserini bu İsimle vasıflandırmanın ta­hini, hakikaten güç olur.

Yalnız askerî salada değil ayni za­manda nafia, ilim. iktisadî ve ticari mevzularda da kendisiyle Öteden be­ri işbirliği yaptığımız eski bir dostu­muzdan, bugün, karşılığı ziyadesiyle mevcut bir kredi mevzuunda, bize karşı, sadece anlayış göstermesini is­tedik ve her zaman istiyebiliriz.

Dünya şartlarının bir defa daha biz­leri kendisiyle kader birliği yapmaya davet ve sevkettiği kadîm dostumuz­dan bu durum karşısında, beklediği­mizden fazlasının şimdilik tahakkuk edememesi takdirinde ise, bunu. za­manın şart müsaadesizliğine vererek mütebakisini ileri bırakmanın zarure­tini kabul etmek lâzımdır.

O, eşref saatin gelmesine intizaren birbirini tamamlayıcı mesut Türk -Alman iktisadî işbirliği devresinin da­ha bugünden başlamış olduğunu söy­lemek sarih bir vakıanın çok yerinde bir işareti olur.

Almanya'dan neler aldık?

Yazan: A. E. Yalman

18/10/1954 tarihli (Vatan) dan:

Başvekil Adnan Menderes ve bera­berindeki heyet, /-îmanyadân eli dolu mu geldi, boş ma? Bu sual bütün zi­hinleri işgal .ediyor. Değerli meslek-daşım Nadir Nadi (Bir kusurj başlık­lı bir makale ile Almanya seyahati mevzuuna temas ediyor. Genç âlim­lerimiz tarafından Ankarada on beş günde bir çıkanlar ve Türkiyede a-ğırba^lı ve ölçülü siyasî, iktisadî ve içtimaî tenkid çığırım açmakta mu­zum bir rol oynayan Forum mecmu­ası ds, (Türk - Alman görüşmeleri) başlıklı uzun bir makale ile seyslıa-tin neticelerini tahlilden geçiriyor.

Nadir Nadi, naticeler üzerinde dur­muyor, Başvekilin son saniyedeki mü­dahalesinin vaziyeti kurtardığını söy­lemekle Almanyaya olan seyahatten herhalde boş ' dönülmediğini ifads et­miş oluyor. Arkadaşımın üzerinde asıl durduğu nokta; geniş bir mütehassıs­lar heyetinin Almanyaya götürülme­si suretiyle iyi

mediği ve mütehassıslardan her bi­rinin ayrı ayrı kıymeti inkâr edilme­mekle beraber, hepsinin birden bir Türk iktisadî siyasetini elbirliğiyle müdafaa ve muhataplarını tenvir e-demediği meseleleridir.

Arkadaşımın esasta hakkı vardır. Son seyahatteki intibaların tesiri altında ben de cuma günü «İktisadî Erkânı Harbiye» başlıklı bir yazı yazarak ay­ni büyük kusurumuza temas ettim. Bizde İktisadî teşekküller de dahil ol­mak üzere devlet teşekküllerine, su geçmez bölmelerle birbirinden ayrıl­mış, oldukça de birbirlerine rakip, hattâ bazan düşman cihazlar halinde­dir. Her biri kendi hesabına çalışır, koordinasyon, ancak hükümet reisi­nin şahsında zoraki bir tarzda te­min edilir. Derdin devası; bilhassa ec­nebi mütehassısların görüş ve tecrü­belerine kıymet veren bir iktisadî er­kânı harbiye heyeti kurulması ve müşterek bir millî siyasetin elbirliği-le yürütülmesi yolunun açılmasıdır.

Böyle müşterek bir siyasette yalnız hükümet arkanı değil, husuî teşebbüs sahasının belli başlı erkânı da alâka­lı ve vazifeli bulunmalıdır. Öyle sa­nıyoruz ki birkaç sene içinde hayret verici gelişmesini liberal ruha borç­lu olan Almanyanm karşısına hususî teşebbüsü de temsil eden bir heyet­le çıksaydık, herhalde daha faydalı te­maslar yapmış olurduk.

Forum mecmuasının tenkidlerine ge­lince bunları hürmetle karşılıyorum. Fakat başlıca ün noktada bu tenkidler, sırf nazarî mantığın sahasında kalı­yor.

Birinci nokta, Almanya ile olan si­yasî temaslardan bugünkü safhada muayyen ve müsbet netice alınması­na ihtimal olmadığıdır. Öyle sanıyo­rum ki bu meselede makale muhar­riri çok aldanıyor. İstikrarsızlık un-surlariyle dolu olan bugünkü dünya­da demir perde âleminin hemhududu îifatiyle Türkiye ile Almanyanm mu­vazi bir siyaset takip etmeleri ve bir­birlerinden kuvvet ve ilhanı almala­rı hür dünyaya çok şeyler kazandırır /e müşterek emniyete ait başlıca me-mliyeti  taşıyan  Birleşik    

Amerikayıye'se düşüren bir boşluğu doldurabi­lir. Ateşsiz silâhlarla harb halinde bulunan bir dünyada yaşıyoruz. Fiilî: bir harbi önlemesi beklenen kuvvet muvazenesi seyyaJ bir haldedir. Mu­vazeneyi hür dünyanın lehine geçir­mek bakımından mânevi âmillerin te­siri büyüktür. Bugünün siyasetindeki neticeleri, kâğıt üzerindeki anlaşma­larla değil, kuvvet muvazenesini lehe çevirecek istiadtlarla ölçmek lâzım­dır. İki taraftaki kalblerde zaten kök­leri bulunan Türk - Alman işbirliği­nin sulh ve istikrar gayeleriyle ta­zelenmesi, dünya siyaset sahasındaki en hayırlı ve en ümit verici gelişme­lerde nbiridir.

İkinci nokta, Almanyaya olan seya­hatin müsbet neticeleriyle alâkalıdır. Forum'uıı malûmatı ;eksiktir. Başve­kilin Almanyaya seyahati nice anlaş­mazlıkları ve pürüzleri ortadan kal­dırmış, ortalığı aydınlatmış, işbirliği­mizin gelişmesine karşı mevcut mu­kavemetleri kırmıştır.

Tedrici bir surette tatbik edilmek üzere açılan yüz elli milyon dolarlık: kredi "garantisinden kırk milyonu şimdiye kadar kullanılmıştır. Ondan sonra milletlerarası münakaşalara iş­tirak eden Alman firmalarının yal­nız Hermes tarafından garanti veril­mesi şartına bağlı olarak imzaladıkla­rı mukavelelerle geniş bir yekûn tu­tar. Firmalar taahhüt altına girerken herhalde bankalariyle temas etmişler veya kendi malî imkânlarını kullan­mışlar, işin finansman tarafını hallet­mişlerdir. Vaziyetin bu şekilde oldu­ğu Başvekilin izahatı neticesinden anlaşılmış ve mukaveleler ioin lâzım olan garantinin temini esas itibariyle-kabui edilmiştir. Bu sayede fabrika­ların, demiryollarının ve diğer daire­lerin mühim ihtiyaçları karşılanacak ve hususî teşebbüs sahasındaki ödeme imkânları  genişliyecektir.

Forum Mecmuasının ileri sürdüğü Üçüncü nokta, tuttuğumuz iktisadî gi­dişle alâkalıdır. Mecmuanın müdafaa: ettiği tarz, iktisadî ve malî bakımdan belki de ihtiyatlı, ölçülü ve rahat bir tarzdır. Ne çare ki Türkiyenin cihaz-lanması için böyle bir gidiş tercih e-dilirse, gelişme, sürati o kadar düşkün olur ki bugünkü dünyada müstakil Tbir millet sıfatiyle varlığımız teminat altına alınamaz.

Askerî ve siyasî istiklâl ve kurtuluş .mücadelemize müsavi rapta bir ikti­sadî cihazlanma v.e varlık mücadelesi­ne dalmış olduğumuz hatırlarla tutul­malıdır. Elinden silâhı alınmış, zen­gince vilâyetleri elden gitmiş, kanu­nî hükümeti düşmanlarla birlik olmuş bir memlekette 1919 _ 1922 devresin­de küçük tedbirlerle iktifa etseydik, büyük neticelere büyük görüşlerle varmağa "çalışmak ve riskleri göze -almak yolunda hudutsuz cesaret gös­termeseydik, bugünkü Türkiye müm­kün değil kurulamazdı. Cihazlanma sahasındaki hamlemiz sayesinde kütle halinde istihsal ve istihlâk imkânları bakımından ortaya koyacağımız müs-bet eser; büyük binamızı tamamla­manın ve ileri sınaî memleketler ara­sında yer almak hakkım herkese ka­bul ettirmemizin en verimli vasıtası­dır.

"Buna mukabil iktisadî ve malî haya-tımzıdaki   tatbikatın,   böyle   btir   cür'-etli  siyasetin  icaplarına  uymadığı  ve yapılabilecek   içlerin   azami had­dini teşkil etmekten uzak olduğu nokta .smda  Forum'un  muharriri er iyi e     be­raberiz.   Görüşü   geniş,   sezişi -kuvvet-'.li, ikna kudreti yaman,  milletin yük­sek kaderine imanı sağlam bir devlet adam: olan hükümet reisinin arkasm-<dan muntazam bir iktisadî ordu kur­mağa   girişmenin   zamanı   çoktan   gel­miştir.

Türkiye - Avusturya ticaret anlaş­ması

Yazan: M. Nermi

(Yeni İstanbul)

2S/X/954 tarihli dan :

Parafe edildiğini geçenlerde bildirdi­ğimiz Türkiye - Avusturya Ticaret Anlaşması, evvelki gün Viyanada top­lanan Bakanlar Kurulu tarafından kabul olunmuş ve yürürlüğe girmiş-;tir.  Viyana  muhabirimize,  Yeni İstanbul için, açıklamada bulunan yetkili bir şahsiyet, .anlaşma hükümlerinin, işbirliği zihniyetine göre, hazıı-lan-mış olduğunu, bilhassa, belirtmiş. Za­manımızın en verimli anlaşmaları da, hiç şüphesiz, karşılıklı ihtiyaçlara ce­vap veren anlaşmalardır.

Türkiye - Avusturya arasında görüş birliği sağlanıp da yeni ticaret anlaş­masının parafe edilmesi üzerine çeşit çeşit yorumlar başlamış ve bu arada Salzburger Nachrichten gazetesiyle Der Spiegel dergisinde, yürütülmüş-i.ür. Biz. bunu, Avusturvalı kereste ihracatçılarının, öteden heri, güttük­leri maksatlı propagandaya vermekte­yiz. Durum, ne adı geçen gazetenin söylediği gibidir, ne de derginin... Memleketimiz, birçok sıkıntılarını hesaba katmıyarak, verdi.si sözü, is­tisnasız yerine getirmiştir. Almanla­ra son zamanlarda ödemi? olduğumuz 25 milyonluk borç, dürüstlüğümüzü, en geniş Ölçüde, belirtmektedir.

Zamanımızın ödeme imkânları, bir zamanlar olduğu gibi, değildir. Avru­pa Ödeme Birliği de, imkânların ve şartların değişmiş olmasından doğ­muştur. Birliğe giren memleketlerin de, zaman zaman borçlu ve zaman za­man da alacaklı duruma düştükleri­ni biliyoruz. B'lâncoya üstükorü göz gezdirildi mi, bu ekonomik gerçekli­ği kavramak kolaylaşmış olur. Görü­nen köye kılavuz istemez. Biz, onun için, Viyana muhabirimize kısa bir açıklamada bulunan yetkili şahsiyetin görüşünü menfaatlerimize uygun bu­luyoruz.

Milletlerarasındaki alışverişin nor­mal akışını sağlamak fikriyle yapılan ticaret anlaşmaları, karşılıklı güven ve işbirliği çerçevesi içinde hazırlan-mamışsa umulan sonuçlara erişmek güçtür. Bundan yalnız bir taraf de­ğil, öteki taraf da zararsız çıkmazsa hayret edilmemelidir. Milletlerin, her zamankinden daha çok tamamlayıcı i çb iri: ki er in e ihtiyaçları vardır bu­gün.. Özel bir memnunlukla görüyo­ruz ki: Türkiye - Avusturya Ticaret Anlaşmasını hazırlıyanlar uzak gö­rüşlü davranmışlar ve ekonomik ger­çeklikten  ayrılmıyarak,   iki  memleket

için, müsbet ve daha büyük gelişme­lere elverişli bir adım atmışlardır.

Anlaşmanın ağır kımıldanan hüküm­lere saplanıp kalmamış olması, işbir­liğini olduğu kadar karşılıklı destek­lenmeyi de kolaylaştıran bir özellik sayılmalıdır. Türkiye gibi, yeni bir varlık hamlesiyle gelişen bir memle­ketin gayesi, olsa olsa, dar bir ekono­mik çerçeve içinde kalmamak olabi­lir. Görüşümüzün paylaşılmış olması, üstünde durulacak kadar önemli bir değer taşımaktadır. Böyle bir zihniyet temeli üzerine en sağlam yapılar ku­rulabilir.

Türkiye - Avusturya anlaşmasının-, dış memleketlerde, bize karşı yönelti­len tek tük yersiz tenkidleri de, en. güv;nilir şekilde, cevaplandırdığımı, sırası gelmişken söylemek isteriz. Bir­takım düşmanların, yaratmak istedi­ği işkil sisi dağılıyor ve yerini aydın­lığa bırakıyor artık. Türkiyeye her~ millet güvenebilir. Almanlarla da, ya­kında, masa başına oturup, Bonn'da, varılan prensip anlaşmalarını işleme­ye başladığımız zaman karşılıklı gü­venin, bilhassa ekonomi hayatında, ne büyük bir kudret olduğunu bir kere-daha   görmek  fırsatını   bulmuş  olaca-

1 Ekim 1954

 

— Birleşmiş Milletler  (Newyork) :

Sovyet Hariciye Vekili M. Vişinski dün Genel Kurulda yaptığı konuşma­nın sonunda, atom ve hidrojen silâh­larının fabrika ve depolarda bulunan­ların imhası suretiyle men'ini ve ale-lumum silâhların Fransız - İngiliz teklifleri esas alınarak uzatılmasını. teklif etmiştir.

Sovyet delegesi bundan maada dev­letlerin, askerî masraflarını ve kuv­vetlerini, işbu tarihten, itibaren 6 ilâ 12 ay zarfında kararlaştırılacak esas­lar üzerinden ve askerî kuvvetleri iti­bariyle yüzde elli nisbetinde azaltma­larını da istemiştir. Birleşmiş Millet­ler Güvenlik Konseyi nezdinde- bir kontrol ve teftiş komisyonu ihdas edi­lecektir.

M. Vişinski, atom si; ahlarının, te­cavüze karşı müdafaa hali hariç ol­mak üzere istimalden men edilmesi» "hususunda İngiliz - Fransız teklifi­nin de silâhsızlanma komisyonu tara­fından meselenin aydınlatılması ba­kımından tetkik edilmesini istemiş­tir..

Sovyet murahhasının tekliflerine go-re silâhların, silâhlı kuvvetlerin ve askerî masrafların yüzde elli nisbetin­de azaltılması başlar başlamaz atom v,e hidrojen silâhlarının imali de dur­malıdır.

— Birleşmiş Milletler  (Newyork) :

"Birleşmiş Milletler nezdindeki Sov--yet hey'eti nÇin Denizi bölgesinde ^seyrüsefer hürriyetinin   ihlâli»  meselesinin genel kurul gündemine alın­masını istemiştir.

Sovyet Murahhası M. Vişinski bu hu­susta genel sekreterliğe verdiği bir muhtırada, Çan-kay-şek deniz kuv­vetlerinin son aylar zarfında bir çok memleketlerin gemilerine tecavüz et­tiklerini ve 23 haziran 1954 'de teca­vüze uğrayıp mürettebatı henüz iade edilmemiş olan Sovyet Tuapse kont­rol gemisinin de burilar arasında bu­lunduğunu  hatırlatmaktadır,

— Birleşmiş Milletler  (Newyork) :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun bu sabahki toplantısında söz alan Bir­manya Delegesi Barrington bütün atom ve hidrojen silâhlarının deneme­sinin menedilmesini istiyerek şöyle demiştir:

«Mademki bütün mevcut olan silâhlar bütün insan hayatına son verecek kudrette görünüyor, artık bundan da­ha kudretli silâhlar imaline çalışmak abestir.» Bu delege, komünist Çinin hâlâ Birleşmiş Milletlere kabul edil­memesine esef ettiğini de belirtmiş­tir.

Birleşmiş Milletlerin teknik yardım programından sitayişle bahseden Ha­beşistan Delegesi EXeressa, memleke­tinin bu yolda ileri sürülecek bütün teklifleri destekUiyeceğini haber ver­miştir.

Ekuaıör Delegesi Trujillo. Guatemala meselesi hususunda Birleşmiş Millet­lerin almış olduğu durumu şiddetle tenkid ederek «Guatemalada husule gelen neviden, bir hâdise hususunda yalnız Amerikan devletleri teşkilâtı­nın  yetkili   olacağı   iddiasının    kabul edilemiyeceğini»  ileri sürmüştür.

Bunu müteakip müzakerelere öğle­den sonra devam edilmek üzere Ge­nel" Kurul   dağılmıştır.

— Paris :

Vişinski'nin dün Birleşmiş 'Milletler­de yaptığı konuşmasının sonunda öne sürülen teklifler Paris siyasî çevrele­rinde  büyük  bir   ilgi  uyandırmıştır.

Bu tekliflerde bu müsbet unsurların bulunduğuna  işaret  ediliyor:

—  Sovyet   Delegesi      Silâhsızlanma Komisyonu   çalışmaları   için   esas   ola­rak  11 haziran tarihli Fransız -  İngi­liz tekliflerini kabul etmektedir.

— Atomik  ve  termonükler  silâhla­rı kullanma yasağının silâhlı kuvvet­lerin, diğer  çeşitli silâhların ve aske­rî masrafların tahdidinden sonra,  ya­ni 1 senelik bir müddet sonunda yü­rürlüğe girmesini kabul ediyor. Buna karşılık şu iki menfi unsur Sovyet ta­vizlerinin   alanını   daraltmaktadır:

Vişinski'nin tek ülerinde silâh­sızlanma için Öns sürülen tek mühlet Fransız - İngiliz tekliflerindeki müh­let  kararlarına uymamakta ve bunla­rın  değer  ile  şümulünü azaltmakta­dır.

Vişinski kontrol teşkilâtı bahsini biraz müphem bırakmaktadır.  Halbu­ki  kontrol  olmaksızın  askerî  kuvvet­lerin silâhsızlanması bahis konusu bi­le olamaz.

— Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Siyasî Çevreleri bütün dikkatini, Andrei Vişinski ta­rafından dün yapılmış olan, silâhsız­lanma teklifine tevcih etmiştir.

Bu sabah Genel Kurul toplantısında ingiliz Politikasının ana hatlarını a-çıkhyacak olan S.ehvyn Lloyd, yeni Sovyet teklifi muvacehesinde nutku­nu tâdil etmek üzere söz almaktan sarfınazar etmiştir. Vişinski'nin silâh­sızlanmanın temeli olarak, bu yıl Londra'da toplanmış olan Birleşmiş Milletler   Silâhsızlanma   Tâli  Komitesine tevdi .edilmiş olan İngiliz - Fran­sız tekliflerini ileri sürmesi İngiliz De­legesinin nutkunda tâdiller icabettir-jttiştir. Bu nutukta, Vişinski'nin İngi-iiz - Fransız tasarısının kabul etmiş-olduğu   esas   tutulacaktır.

Diğer taraftan, atom enerjisinin sulhcu emeller hizmetine girmesi içüı milletlerarası işbirliği hususunda Amerika teklifine dair Amerikan dele­gesi Henry Cabot Lodge bu sabah bir basın  konferansı tertiplemiştir.

Yeni   Sovyet   teklifi  hakkında   büyük. alâka   izhar   eden   Amerikan   Heyetfr, atom   enerjisinin   sulhcu   emeller  hiz­metine girmesi   için   milletlerarası   iş­birliğini  saklamak üzere bir  teşekkül kurmak arzusundan vazgeçmediğini belirtmek niyetindedir.

Bununla beraber Genel Kurul, Polon­ya, Habeşistan, Ekuatör, Brezilya. Guatemala, Beyaz Rusya ve Birman­ya Delegelerinin söz alacağı oturumu­na devam edecektir.

Sosyal Komisyon müzakerlere bugün bağlıyacaktır.

Vesayet Komisyonu toplantılarına de-' vam etmektedir.

— Birleşmiş Milletler :

Sovyet Murahhas Hey.eti Başkanı Vİjinski'nin  perşembe günü  Genel Ku­rulda   söyledi?!  nutukta,    silâhsızlan­ma ve atom silâhlarının men'ine dair1 ileri   sürdüğü   tasarı   ll/Kaziran/1954 -te  Londra'da   toplanan   Silâhsızlanma. Tâli Komitesine İngiltere ve Fransa'­nın   müştereken   sundukları   teklifleri" esas ittihaz etmektedir.

Vişinski'nin   tasarısına   göre,   silâhsız­lanmada  iki  safha  kabul  edilmelidir. Birinci safha, bu konuda imzalanacak, andlaşmadan   altı   ay   veya   bir      sene-sonra   bağlıyacaktır.   Bu   sahfada      si­lâhlar   ve   askerî  masraflar,   kararlaş­tırılan  rakamlar   üzerinde,   31      aralık 1953   teki   seviyelerne  nazaman  yüze-üO nisbetinde ve aynı zamanda  azal­tılacaktır.   Güvenlik  Konseyinin  oto­ritesi altında teşkil edilecek bir kont­rol komisyonu  işbu ilk  safhanın tat~-bikatına   nezaret   edecektir.

— New-York :

Eski İşçi Müfettişi Hartley Shawcross dün Harvard Kulübünde yaptığı ko­nuşmada, Komünist Çildin Birleşmiş Milletlere alınıp alınmaması mevzuu­na temas ederek demiştir ki:

«Komünist Çin, tecavüzî hareketlere devam ettiği müddetçe Birleşmiş Mil­letlere alınmasına rıza göster e-m ey iz. Bununla birlikte, dünya sulhuna hiz­metini ve bu yolda gayretini gördüğü­müz takdirde, teşkilâta alınacağına şüphe .edilmemelidir».

.Kanaatimce, Çin'de ciddî bir idare kurmasına imkân olmıyan kukla bir rejimin Birleşmiş Milletlerde yer işgal etmesindense, sulh sever hareketlerini ispat edene 'kadar, Komünist Çin hü­kümetinin sandalyesi boş bırakılmalı­dır.

Shawcross, Formoza'nm Komünist Çin'e verilmesi taraftarı olmadığını be­lirtmiş ve demiştir 'ki :

«Uzak-Doğunun şimdiki halde vaziye­ti dünya için büyük bir tehlike arzet-mektedir ve bu gerginlik uzun müd­det devam edemiyecektir.»

— Birleşmiş Milletler :

Siyasî komisyon, bu sabah, silâhsız­lanma meselesine temas edecektir. Söz 2İacak hatipler Jules Moch (Fransa) ile Sehvyn Lloyd (İngiltere) dir. Bun­ların her ikisi de, geçen haziran aym-da, Londra'da silâhsızlanma tâli komi­tesine bir rauor sunmuşlar, Andrei Vi-şinski de bu tezi paylaştığını 30 eylül­de genel kurulda bildirmişti.

Sehvyn Lloyd, silâhsızlanma hakkın­daki İngiliz _ Fransız tezini İngiltere namına etraflıca izah ederek, Jules Moch da, Fransız - İngiliz teziyle Sov­yet tezlerinin birbirlerine yaklaştırıl-ması hususunda kaydedilen terâkkile­ri izaha çalışacaktır.

Diğer taraftan, Komünist Çin Başve­kil ve Dışişleri Vekili Çu En Lai'nin dün Birleşmiş Milletler genel sekre­terliğine gönderdiği telgrafın Birleşmiş Milletlere vardığının bugün  resmen bildirileceği sanılmaktadır. Bilindiği. gibi Çu En Lai, bu telgrafında, gen si -kuruldan «Forrnoza adasına karşı ı rnerikanın silâhlı taarruzuna son ver­mek için acele müdahalesini" istemek­tedir.

—San Francisco :

Birleşmiş Milletler genel kurulunur* eski başkanı Bayan Vijaya Laksimi-Pandit, «Pürüzlü Asya meselelerinin -halli için, Komünist Çinin Birleşmiş Milletlere alınmasına ihtiyaç vardn> demiştir.

Bayan Pandit sözlerine şojie devam etmiştir:

«Kızıl Çinin Birleşmiş  Milletlere kabulu, Çin dış siyasetinin tasvip edildiği mânasına gelemez. Eğer böyle ol­saydı,-Hindistanın da Birleşmiş    Mil­letler teşkilâtında yer almaması icap ederdi. Zira, Hindistan dış siyaseti bir­çok devletler tarafından tasvip    edil­memektedir.

—Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler siyası komisyonun­da silâhsızlanma hakkındaki müzake­releri açan İngiliz Devlet Vekili    Sel-wyn Lloyd artık bu sahada bazı adım­lar atmak imkânının belirmiş olduğu­nu ileri sürmüş ve Londrada silâhsız­lanma tâli komisyonuna sunulan Fran­sız - İngiliz muhtırasının    anahtarım izah etmiştir. Bu muhtırada şu   şekil­de merhale halinde bir    silâhsızlanma. program derpiş .edilmiştir:

— Klâsik silâhlarla, silâhlı kuvvetle­rin muayyen bir   miktar azaltılması.,

— Atom ve diğer kütle halinde tah­rip edici silâhların meni yolunda ted­birler    alınması,

3 — Kurulacak    bir:kontrol teşkilâtının yetkilerinin, bu tedbirlerin tatbikini   tetkik ve aksinehareket edenleri meydana    çıkarabile­cek şekilde, genişletilmesi.

İngiliz delegesine göre her türlü silâh­sızlanma sisteminin anahtarı kontroldur.

Bunu müteakip söz alan Fransız dele­gesi Jules Moch, Vişinski'nin 30 eyûl-günü söylediği nutukla, Sovyet hey ecinin ilk defa olarak bir adım attığını 'kaydetmekten büyük bir memnunluk duyduğunu belirtmiştir. Bunu mütea-"kip Moch, Sovyet delegesine, hükü­metinin durumunu açıklaması için 20 "kadar sual sormuştur. Bunların en mühimleri kontrol meselesivle ilgili­dir. Moch'un kanaatince Sovyet ve "Fransız - İnşiliz plânlan arasında bu mevzuda mühim bir ayrılık mevcut­tur. Filhakika İnçiliz - Fransız plânın­da her' türlü silâhsızlanma plânı için -esas unsur olarak önceden bir kontrol "teşkilâtının kurulmasında İsrar edil­mektedir. Sovyet plânında ise. kontrol teşkilâtının kurulması, silâhlarda ?--zaltmalar yapıldıkça kurulması ileri sürülmektedir.

— Birleşmiş Milletler :

"Sivast komisyonda silâhsızlanma hak­kındaki müzskereler sırasında söz alan 'Sovyet delegesi Visinski. sabahki top­lantıda konulmuş olan Fransız delese-si Moche iip İngiliz delegesi Lloyd'un sözlerinin «Dikkat çekici ve etraflı» olduğunu "belirtmiştir. Visinski bunu müteakip «Fransız ve İngiliz temsil­cileri tarafından kendisinin suallere İstediği gibi cevap vermek ve kendisi­nin de onlara bazı sualler sormak hak-"kmı muhafaza» ettiğini haber vermiş­tir. Bu arada Visinski büvük devle­rin silâhlı kuvvetlerine hudut olarak tâyin edilen miktarlara ölçü ola-*' "batıl'larm neyi aldıklarını sormuştur. Bundan başka Sovyet delegesi Fran­sız - İngiliz plârpm müzakerelere esas olarak ald'ğmı, voksa bunu tgmamiv-Te kabul etmecüğmi belirtmiştir. Virinskive göre bir kuvvet durumu üze­rine bir barış politikası kurmak im­kânsızdır, çünkü bîr kuvvet durumu atom ve hidroi.en bombaları toplama-vı ifade -eder ki bu da ancak barışı tehdit etmekten ba^ka bir seve yara­maz.

Sovyet delegesi, Fransız - İngiliz plâ-sımın tecavüze mukavemet hali hariç,

atom silâhlarının kullanılmasını me-r,eden maddesine prensip itibariyle muhalif olmadığını bununla beraber bu maddenin daha anıkça izahı gerek­tiğini çünkü bugünkü şekliye, bir te­cavüze karşı koymak gibi bir vesile i-leri sürerek atom silâhlarının kullanıl­masının gene mümkün olabileceğini belirtmiştir.

12 Ekini 1954

 

—Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletlerde toplanan Filistin uzlaştırma komisyonu, yedi Arap memleketinin hükümetlerine dün gön­derdiği bir mesajda Arap mültecileri­ne ait naraların serbest bırakılması hususunda İsrail hükümeti tarafından ittifak edilmiş olan karardan dolayı memnuniyetini beyan etmiştir.

Komisyon, avnı mesajında bu kararın hüsnü niyet havası dahilinde pek ya-kmda yerine getirilebileceği ümidini izhar etmiştir.

Filistin uzlaştırma komisyonunda â-za memleketler Türkiye, Birleşik A-merika ve Fransa'dır.

—Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletlerdeki Filistin uzlaş­tırma komisyonu yedi Arap hüküme­tine birer mesaj göndererek Arap mül tecilere ait meblâğların çeri kalan kıs-raını serbest bırakmak hususunda İs rail hükümetinin verdiği karardan do­layı memnunluğunu belirtmiştir. Ko­misyon bu paraların serbest bırakılma sı isinin pek yakında bir iyi niyet havı içinde tatbik edileceği ümidini iz­har etmektedir. Bilindiği gibi uzlaş­tırma komisyonu Fransa, Amerika ve Türkiye temsilcilerinden müteşekkil­dir.

—Birleşmiş Milletler :

Bu sabah siyasî komisyonda silâhsız­lanma hakkındaki müzakereler sıra­sında söz alan Amerikan delegesi Wadswp.rth Sovyetlerin bu mevzuda-ki son tekliflerinin  «Yolu yeni muza-

kerelere açması mümkün bir mahiyet arzettiğiniv bununla beraber biraz muğlak ve eksik olduğunu belirtmiş­tir. Amerikan delegesi sözlerine de­vamla hükümetinin Londrada açıkla­nan ingiliz - Fransız tekliflerini des­teklediğini ve tecavüz hali hariç atom veya aynı nevide diğer silâhları kul­lanmamayı taahhüt edeceğini haber vermiştir.

Sovyet delegesi Vişinski Amerikan delegesine cevap vererek silâhsızlan­ma işini kontroHa vazifeli teşekkülün cezaî müeyyideler tatbik edemiyeceği-ni çünkü böyle bir halin Birleşmiş Milletler anayasasına aykırı olacağını, bildirmiştir. Vişinski şunları ilâve et­miştir;

Eğer kontrolla vazifeli organ, silâh­sızlanma hakkındaki anlaşmalara ay­kırı hareket edildiğini müşahade ede­cek olursa, barış aleyhinde bir tehdit teşkil eden bu halin Güvenlik Konse­yine bildirilmesi gerekir ve hususta ancak bu konsey bir karar alabilir ve büyük devletlerin ittifakıyla harekete geçebilir.

— Birleşmiş Milletler :

Uruguay delegesi bugün genel kurul­daki Guatemala heyetinin itimatna­mesinin tasdikini reddetmiştir. Delege, itimatnameleri tetkikle vazifeli ko­misyonun zabıtlarına bu red talebinin geçirilmesini istemiştir.

Bilindiği gibi 9 üyeli olan bu komis­yon Birmanya, Amerikan, Fransız, Lübnan, Yeni Zelanda, Pakistan, San Salvador, Sovyet ve Uruguay delege­lerinden müteşekkildir.

Diğer taraftan Birmanya ile Sovyet Rusya, Milliyetçi Çin temsilcisinin iti­matnamesinin reddedilmesini istemiş-ierse de yedi üye bu talebe muhalif kalmıştır.

13 Ekim 1954

 

— Birleşmiş Milletler :

Eu sabah siyasî komisyonda silâhsız­lanma hakkında cereyan eden müzakereıer sırasında söz alan Kanada de­legesi Martin, Londrada toplanmış o-lan silâhsızlanma tklî komısyonunun-îekrar çalışmaya başlamasını tavsiye-eden bir karar sureti sunmuştur. De­lege, Fransız, Amerikan, ingiliz ve. Sovyet temsücüerinden müteşekkil olan bu talî komisyonun yeni çalışma­larında, Sovyetler tarafından müzake­relere esas olarak kabul edilen ingiliz-l'Tansız tekliflerini ve diğer tasarıları-dikkat nazara almasını ileri sürmüş­tür.

Eu teklifi Fransız, îngiliz ve Ameri­kan delegeleri de desteklemişlerdir.. Sovyet delegesi Vişinski ise, «Kanada. teklifini memnunlukla karşıladığını, fakat bunu etraflıca tetkik için biraz. zamana ihtiyaç olduğunu» belirtmiş­tir.

Bu konuşmaları müteakip komisyon, perşembe sabahı toplanmak üzere da­ğılmıştır.

— Birleşmiş Milletler :

Arnavutluk Dışişleri Vekili, Birleşmiş, Milletler Genel Kurulu Başkanlığına, gönderdiği bir mektupla, Arnavutlu­ğun teşkilâta Üye olmak arzusunu tek­rarlamakta ve şunları ilâve etmektedir:

«Arnavutluk Halk Cumhuriyeti, hi kûm etinin adil ve barışçı siyaseti sa­yesinde, Balkanlarda ve Avrupada ba­rış, istikrar ve ahengin mühim bir un­suru olmuştur. Arnavutluk hükümeti genel kurulun bu toplantı devresinde., üyeliğe kabul olunması lehinde karar. vereceğini ümit eder».

14 Ekim 1954

 

— Moskova :

Tass Ajansının bildirdiğine göre, Bir­leşmiş Milletler nezdmdeki Sovyet murahhası M. Andrei Vişinski, Trieste serbest arazisi hakkında İtalya ile Yu­goslavya arasında varılan anlaşmıya Sovyetler Birliğinin resmen ittilâ kes-pettiğini bildiren bir mektubu Güven­lik Konseyine tevdi etmiştir.

Tass Ajansına göre M. Vişinski bu mektubunda, İtalya ile Yugoslavya a-rasında doğrudan doğruya alâkadar memleketler sıfatiyle bir uzlaşma ne­ticesinde akdedilen anlaşmanın iki ta­raf için de şayanı kabul olduğunu bil­dirmektedir.

Sovyet murahhası şunu da ilâve et­mektedir:

«'Bundan maada bu anlaşma, bu iki memleket arasında normal münasebet­lerin tesisini kolaylaştıracağından ve bu suretle Avrupamn bu kısmındaki .gerginliğin azalmasına -da hizmet ede­ceğinden Sovyetler Birliği anlaşmanın akdinden ittila kesbettiğini bildirmek­le iktifa eder.»

-— Londra :

Kıbrıs'taki Rus Ortodoks kilisesi baş­piskopos Makarios dün akşam Londra hava meydanından uçaktan in­dikten sonra «Birleşmiş Milletler ek­seriyetinin, Kıbrıs'ın Yunanistan'a il­hakı lehinde oy vereceğini umuyo­rum» demiştir.

Birleşmiş Milletler toplantısında Yu­nanistan'ın taleplerini desteklemek i-çin N"ew-York'a gitmeden evvel Lon­dra'da 10 gün kalacak olan Makarios şunları ilâve etmiştir:

Londra'daki ikametim müddetince İn­giliz milleti ve- basınıyla temasa geçe­ceğim ve onlardan bizim dâvamızı manen desteklemelerini istiyeceğim. Siyasî  şahsiyetlerle  de     görüşeceğim.

Onları, meselemize bir hal çaresi bul­mak üzere sarfettiğimiz gayretleri des­teklemeğe ikna edeceğimi umuyorum.

— Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler siyasî komisyonun­da silâhsızlanma hakkındaki müzake­relere Belçika delegesinin bir konuşmasiyle devam edilmiştir. Delege bazı mühim noktalar hususunda Sovyetle­rin durumunda husule gelen değişik­likleri ve hâlâ mevcut engelleri belirt tikten sonra,  müteakip çalışmaların daha ziyade teknik mahiyette olması icabedaceğini ve böyle bir İşin de Ka­nada delegesinin teklif ettiği gibi, mahdut üyeli bir komisyonda daha iyi yapılabileceğini beyan "etmiştir.

Yugoslav delegesi de, şimdi bir anlaş­maya varmak için daha fazla müşte­rek nokta bulunduğunu söylemiş ve siyasî komisyondaki müzakerelerin daha müsait bir hava içinde cereyan ettiğini belirtmiştir.

Filifin delegesi, Londr,ada toplanmış o-lan silâhsızlanma tâli komisyonu üye­lerinden müteşekkil bir çalışma gru-punun tekrar toplanarak muhtelif tek­lifler arasında bir uzlaşma zemini bul-mıya çalışmasını "ve 15 kasıma kadar siyasî komisyona bir rapor vermesi hususundaki teklifi üzerinde etraflı i-zahlarda bulunmuştur.

Kanada teklifinin bundan farkı, rapo­run tevdii için muayyen bir tarih tes-bit etmemesi ve kâfi bir terakki elde edildiği zaman raporun silâhsızlanma komisyonuna, Güvenlik Konseyine ve genel kurula tevdiini istemesi bakı­mındandır.

Bu müzakereleri müteakip cuma gü­nü öğleden sonra tekrar toplanmak ü-zere çalışmalara ara verilmiştir.

İyi haber alan çevrelerden öğrenildi­ğine göre, Sovyetler, silâhsızlanma tâ-II komisyonunun yeniden toplanması hususunda Kanada tarafından yapılan v.e üç batılı devlet tarafından destekle­nen teklifi, bazı bakımlardan tadili şartiyle  kabule hazırlanmaktadır.

— Birleşmiş Milletler:

Yemen hükümeti Birleşmiş Milletler teşkilâtına müracaat ederek Ras El Kâ-tip'te inşasını kararlaştırdığı ilk mo­dern limanın inşaatıyla ilgili plânlar hazırlamak üzere bir mühendis gön­derilmesini istemiştir. Bu işle vazife­lendirilen Amerikalı Yüzbaşı Hansın yakında Yemene giderek bir sene zar­fında gerekli plânlarla ihale şartname­sini hazırlayacaktır Ras El Kâtip, Ye­menin başlıca limanı Hudeyda'nm tak­riben 30 kilometre kuzeyinde bulun­maktadır.

17 Ekim 1954

 

Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu İda­re Heyeti salı günü toplanarak şu iki meselenin genel kurul gündemine kay­dedilmesi keyfiyetini tetkik edecek­tir:

1 — Çin Halk Cumhuriyetine karşıgirişilen tecavüz  hareketlerine dair evvelki gün tevdi edilen Sovyet şikâ­yeti, Sovyet hükümetine göre bu ha­reketlerden Amerikan deniz kuvvetle­ri de mesul bulunmaktadır.

2  — «Harb propagandası» meselesi/Ev­velce komünist murahhas heyeti tara­fından  müteaddit  defalar ileri sürül­müş olan bu mesele, bu defa da Çekos­lovakya Hariciye Vekili tarafından ge­çen beş ekim tarihinde genel kuruldairad edilen nutuk sırasında ortaya atilmıştır samba günü sona ereceği sanılmakta­dır. Silâhsızlanma meselesinin, silâh­sızlanma kimosyinunun diğer bir ko­mitesine tevdiini isteyen Kanada tasa üzerinde komisyon karar verecek­tir. Bu çalışma komitesi Fransa, İngil tere, Amerika, Rusya ve Kanada tem­silcilerinden teşekkül edecektir.

Birleşmiş Milletler çevrelerinde, genel kurulun 60'dan fazla üyesinin bu usu­lü kabul edeceği sanılmaktadır. Ma­mafih Rusyanın Kanada tasarısını ka­bul edeceği şüpheli görülmektedir. Ka­nada metni, Sovyet tekliflerinin silâh-sıhzlanma komisyonu tarafından, İngi_ liz - Fransız teklifleriyle eşit bir seki: de incelenmesini mümkün kılacak bir şekilde değiştirildiği takdirde Sovyet Rusya bunu kabul edebilir. Sovyet delegesi, bundan başka, komisyona ve­rilecek mandanın, silâhsızlanmanın kontrolü hakkında Amerikan plânın­dan bahsetmemesini istemektedir. Bu gibi tadiller, batılı heyetler tarafından güç kabul .edilebilir. Silâhsızlanma me­selesine dair bir tasarının, ilk defa o-larak doğu ile batı tarafından müşte­reken ileri sürülebileceği ümidi dün gece pek yoktu. Halbuki böyle bir gö­rüş birliği, bu meseleyi inceleyen ge­nel kurulda meydana gelmiş yeni bir atmosfer olarak karşılanırdı. Bununla beraber, böyle bir ittifak tahakkuk et­mese dahi, bu, Sovyet delegesinin yap­tığı son tavizlerden doğan ümidi azalt­maz.

18 Ekim 1954

 

— Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletlerdeki İngiliz çevre­lerinde, silâhsızlanma meselesi çalış­malarında İngiltere'yi temsil île görev­lendirilmiş olan Selwyn Lloyd'un Tes-lihat Vekâletine tâyininin, silâhsızlan­ma komisyonu müzakerelerinin cere­yan tarzı üzerinde bir değişiklik yap-miyacağı kanaati hâkimdir.

— Birleşmiş Milletler :

Siyasî komisyonun dünkü toplantısın­da söz alan Polonya Murahhası M. Stanislas Skrzeszewski, «Silâhsızlanma işinde varılacak anlaşmanın beynelmi­lel sahada ihtilaflı diğer meselelerin halli bakımından da çok büyük tesir­leri haiz olacağını»  söylemiştir.

Polonya murahhası, bu mevzuda an­laşmaya varılması için müşterek .esas noktaların müzakeresine devam edil­mesini ve teferruata ait hususlar üze­rindeki teknik müzakerelerin mahdud -bir komiteye bırakılmasını teklif et­miştir.

Genel kurul idare heyeti bunu mütea­kip 5 müstenkife karsı 7 reyle başka "bir Sovyet müracaatı hakkındaki mü­zakerelerin yeniden 15 gün sonra bı-lakılmasmı karar altına almıştır. Bu Sovyet müracaatı, Çin denizinde sey­rüsefer serbestliğini ihlâl iddiasiyle Milliyetçi Çin hakkında yapılmış ve müzakeresinin 15 gün sonraya talikine dair ilk karar genel kurul idare heye­tinin 6 ekim tarihli toplantısında ve­rilmişti.

Bundan başka İngiliz delegesi, silâh­sızlanma işinin müessir bir şekilde kontrol edilebilmesi için milletlerarası kontrol teşkilâtı müfettişlerinin bazı icra yetkilerine sahip olmaları gerek­tiğini beirtmiştir.

Komisyon müzakerelere perşembe sa­bahı devam .etmek üzere dağılmıştır.

Bu arada ö,gren ildiğin e göre, Sovyet delegesi Viginski, silâhsızlanma çalış­maları mevzuunda bir karar sureli sun­muş olan Kanada delegesi Paui Mar-tin'e verdiği cevapta, bazı şartların ka­bulü halinde bu karar suretini destek-liyebileceğini bildirmiştir. Ruslar, ge­nel kurulun silâhsızlanma komisyonun­dan tetkikini istediği mevzular arası­na Amerikan tekliflerinin ithal €dilme-mesini istemektedirler. Mamaafih bu Sovyet cevabı nihaî telâkki edilme­mektedir. Paul Martin, Batılılar adına Vişinskiye bir uzlaşma teklifi sunmuş­tur. Sovyetlerin bu teklifi müsait kar­şılayacakları sanılmaktadır.

— Birleşmiş Milletler :

"Bu seneki oturum devresinin başlan­gıcından beri Güney-Batı Afrika me­selesini inceleyen Birleşmiş Milletler Vesayet Komisyonu, dünkü toplantı­sında, bu bahiste karşılaştığı usul me­selelerini halletmekle görevli bir talî Jromite kurulmasına karar vermiştir.. Bu talî komite, Brezilya, Danimarka, Irak, Pakistan ve Amerika delegelerin­den teşekkül edecektir.

Talî komitenin raporuna intizaren, ko-.misyon, Güney-Batı Afrika meselesi­nin müzakeresine ara verecek ve önü­müzdeki toplantısında, muhtar olma­yan topraklara dair komitenin verdiği malûmatı ineeliyecektir.

—Birleşmiş Milletler:

Siyasî komisyonda silâhsızlanma me­selesi hakkındaki müzakerelere bu sa­bah İngiliz delegesi Sehvyn Lloyd'un b.eyanatiyle devam edilmişti. Lloyd, Fransız - İngiliz teklifleriyle Sovyet teklifleri arasmda henüz bazı mühim aykırılıklar ve karanlık noktaların bu­lunmaya   devam   ettiğini  belirtmiştir.

21 Ekim 1954

 

— San Francisco :

Birleşmiş MÜletlerin ilk kurulduğu yer olan San Francisco şehri, teşkilâtın, o-nuncu yıldönümü münasebetiyle teşki­lât azasını bu şehirde bir toplantıya davet etmek tasavvur undadır.

Filhakika Birleşmiş Milletler anayasa­sında da derpiş edildiği veçhile, teşki­lât onuncu yılma girdiğinde, anayasa hükümlerinin kendisine memnuniyet verici bir şekilde çalışma imkânları­nı verip vermemiş olduğu veya bun­ların tadili icap edip etmediği husu­sunda bir karar vermek zaruretinde­dir. Anayasanın tadili hususuna karar Verildiği takdirde, mahdut mikdarda âzânm hazır bulunacağı hususî bir kon-feras teşkilâtın ilk kuruluş sırasında olduğu gibi san fransısko operasının büyük salonunda toplanacaktır.

Murahhas heyetlerden bazıları böyle bir seyahati büyük bir memnuniyetle beklemektedirler. Fakat Birleşmiş Mil-

Ur genel sekreterliği, gerek Murah­has heyetler gerekse teşkilât porseneli "Ücin sebep olacakı munzam masraflar dolayısiyle bu fikri ihtiraz ile karşıla­maktadır. Birleşmiş Milletler :

Sovyet delegesi M. Vişinski'nin.busun -siyasî komisyona silâhsızlanma hakkın -da tevdi edilecek bstılı takririni tasvip ile karşılayacağına intizar edilmek ts-Hir. Bu takrir Fransa, İngiltere, Kana­da. Birleşik Amerika ve Sovvet mu­rahhaslarından mürekkep silâhsızlan­ma tâli komisyonurun çalışma şümu-" lünü tayin eden bi: hazırlık takriri­dir.

Müşterek bir metnin hazırlanmasını sağlamak maksadiyle Kanada temsil­cisi ve Sovyet murahhası arasında dün bu takrir etrafında istihareler vukubulmuştur.

Silâsızlanma müzakerelerinin başından "beri Batılı murahhaslar tarafından ya­pılan  tekliflere M. Vişinski'nin görü nüşe göre Moskova'dan devamlı sürat­te talimat almak lüzumunu hissetme­mden mukabEİe  etmesindeki sürati yo-; rumîayan ve hâdiselere yakından alâ­kadar olan çevreler. M. Sehvyn Lloyd tarafından dün sabah irat edilen nutuk üzerine  Sovyet   murahhaslarının  yeni tavizlerde  bulunmağa  yanaşmamış o-lacağı fikrini ileri sürmektedirler. Fil-;hakika İngiltere'nin yeni Teslihat Ve­kili, Birleşmiş Mİlletlerdeki bu son ko­nulmasında silahsızlanma     müzakere­lerinin   cereyan   tarzı   hakkında   iyim­serlik   izhar   etmekten geri kalmamış­tır.

THatta bu iyimserlik, Newyork'un Libe_ -ral   gazetelerinden  birini  Başkan   Ei--senhower'in M. Malenkof'a bir buluş­ma teklif etmek niyetinde bulunduğu­na dair bir yazı nesr-stmeğe kadar sevk «etmiştir. Birleşik    Amerika murahhas heyeti, esas itibariyle Amerikadaki se­çim mücadelesi çerçevesi dahiline giren bu yazı hakkında herhangi bir yo­rumda bulunmak istememişlerdir.

— Birleşmiş Milletler :

birleşmiş Milletler vesayet komisyonu, vesavet altındaki topraklar hakkında bM komite tarafından hazırlanan rapo run müzakeresine dün başlamıştır. Söz alan Yemen murahhası T.evfik Saman­dı. Tnpiii7 hükümetinin Ad-sn arazisini tarihî bakımdan Yemen'e ait olduğu halde kendi idaresi altında tutmak is­temesini protesto etmiş ve şunları söy­lemiştir :

İngilizler Aden'i tehdit ve kuvvet kul lanarak zorla kabul .ettirilmiş münhem anlatmalara davanarak isgai edivor-lar. Bu anlaşmalar Yemen tarafından tanmmış olmadıklarından muteber de-ĞilrÜrler. İngilizlerin Aden'deki mevivetlerim bevnelmilel hakları ve Birleşmiş Milletler anavasasmi ihlâl rden bir hareket telâkki ediyorum. Keza Aden'de askerî üsler bulundurul­ması dünya barışı için bir tehlike teş­kil etmektedir.»

Yemen Murahhası sözlerini şöyle bitir­miştir :

«Eğer Aden'in ana vatana dönüşü İn­giltere ile yapılacak iyi taraflı müzake­relerle elde edilemezse meseleyi Bir-1-sşmis Milletlere getireceğiz.»

Yemen murahhasına cevap veren îngi-jiz murahhası M. H. T. Bousdillon, İn­giliz hükümetinin bu meseleyi bir an­laşma ile halletmek hususundaki arzu­sundan tamamen emin olabileceğini söylemiştir.

-- Atina :

Atinaya gelen haberlere göre Yunanis-tanın Kıbrıs mevzuundaki hareket tar­zında bir değişiklik göstermesi melhuz­dur.

Burada Öğrenildiğine göre, Yunan Ha­riciye Vekâleti Umumî Kâtibi Aleksan-dr Kiru, hükümete gönderdiği bir ra­porda, Kibrisin ilhakı mevzuunun geri bırakılmasını tavsiye etmiştir. Halen Newyork'da Birleşmiş Milletlerde bu­lunan Kiru, bu raporunda, Kıbrıs me­selesinin gündeme alınması müzakere­leri sırasında Yunanistan lehine rey kullanmış plan devletlerden beşinin bu gün aleyhte tavır takınmış olduklarını bildirmektedir Kıbrıs meselesinin gün deme alınması müzakerelerinde Birleşmiş Milletlerde otuz devlet lehte rey kullanmıştı. Bugün ise bunların sayısı yirmibeşe inmiş bulunmaktadır.

Ai-sksandr Kiru'nun bu raporunun ifa­desinden tarafsız çevrelerin çıkardığı mana, bu adeflin, müzakereler yapıldı­ğı takdirde daha da azalacağı merke­zindedir.

L'iğer taraftan, raporda, geri bırakılma kararı verilmesini ic ab ettirecek, sebep­lerin bir tanesi de şöyle gösterilmekte­dir : Dokuzlar anlaşması sırasında ce-leyan eden görüşmelerde, Kiru'ya gö­re, Birleşik Amerika; İngiltere'ye, Kıb­rıs dâvasında Yunan tezini destekle­meyeceğine dair söz vermiştir.

Bundan başka Aleksandr Kiru, Yunan Başvekili ve Hariciye Vekili ile Kıb­rıs meselesi etrafında şifahen görüşmek ve kararlar almak üzere Newyork'tan Paris'e gelmek için Mareşal Papagos'-dan müsaade istemiştir. Bu müsaade kendisine verilmiştir. Aleksandr Kiru "bu ayın yirmi üçünde uçakla Newyork tan Parise gelecek ve orada buluna­cak olan Mareşal Papagos ve Hariciye Vekili Stefanopulos ile temas edecek Milliyetçi Çin heyetinin temsil yetki­sini kabul etmiştir.

— Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu «ye­ni bir harp için propaganda yapılma­sının meni» adı altında Çekoslovakya delegesi tarafından sunulan meseleyis. iki müstenkife karşı 20 oyla gündemi­ne almıştır.

Çin Halk Cumhuriyeti aleyhine giri-şiien tecavüz hareketleri ve bu hare­ketlerde Amerikan deniz kuvvetlerinin,. hai;. olduğu mesuliyetler» ile ilgili ola­rak Sovyet delegesinin sunduğu şikâ­yetin tetkiki 5 muhtelif ve 1 müsten­kife karşı 40 oyla 15 gün sonraya bı­rakılmıştır.

Çin denizindfe seyrüsefer hürriyetinin, ihlâli» hususunda Sovyetlerin yaptık­ları şikâyetin tetkiki de 9 müstenkife-ve 6 muhalife karşı 43 oyla 15 gün, sonraya bırakılmıştır.

— New-York :

 

— Birleşmiş Milletler :

Kanada delegesi Paul Martin ile Sov­yet delegesi Vışinski müşterek bir me­tin hazırlamak maksadıyla müzakere­lere devam etmektedir. Bilindiği gibi Martin, silâhsızlanma talî komitesinin mutasavver çalışmaları hakkında bir karar sureti hazırlamış olan dört bü­yük devlet adına görüşmelerde bulun­maktadır.

Diğer tavc-ftan genel kurul siyasî ko-vasyonun bu sabahki toplantısında si­lâhsızlanma hakkındaki görüşmelere devam edilmiştir. Güney Afrika, Mek-tika ve Ukranya delegeleri yaptıkları konuşmalarda, büyük' devletlerin gö­rüş tarzları arasında kaydsdilen yak­laşmayı belirtmişlerdir.

— Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, he­yetlerin temsil yetkilerini tetkik eden komisyonun raporunu kabul ederek, 9 muhalif ve 3 müstenkife karşı 35 oyla

Birleşmiş Milletlerdeki İngiliz murah­has heyeti bugün Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine müracaatla, Lefko­şe Belediye Reisinin göndermiş oldu­ğu bir mektubun, asamble vesikası o-larak dağıtılmasını protesto   etmiştir.

Lefkoşe Belediye Reisi Themen Delvis-tarafından yazılmış bulunan bu mek­tup altı eylülde İngiliz Başvekili Chur-chül ile, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Hammerskjold'a gönderil­mişti. 12 ekimde, Birleşmiş Milletler nezdinde Yunan daimî delegesi Chris-tian Palamas, mektubun asamble ve­sikası olarak tamimini, Genel Sekreter Hammerskjold'dan talep etmiş ve di­lek geçen cuma yerine getirilmişti.

Bir İngiliz sözcüsü gazetecilere bu hu~ susta ezcümle şöyle demiştir:

Yunan murahhas heyetinin bu mek­tubun tevzi ve tamim talebini ziyade­siyle yersiz ve uygunsuz olarak telâk­ki etmekteyiz. Bu mektup İngilizlerin, tesahup ettiği bir yerde, Kıbrısta bu­lunan mahalli bir sivil makam tarafm_ dan gönderilmektedir. Genel Sekreteriiğin bu mektubu tevzi etmesi fena ol-jnuştur. Genel Sekretere fikir ve noktai nazarımızı beyan ve ifade ettik.

Lefkoşe Belediye Reisi bu mektubun­da, İngiliz hükümetinin geçen yaz Kıb-:xısa teklif ettiği yeni anayasanın Kıb­rıslıları ebedî esarete mahkûm edece­ği iddiasında bulunmakta idi.

22 Ekim 1954

 

— Birleşmiş Milletler :

"Genel Kurulun umumî heyeti, Birleş­miş Milletler yüksek komiserinin ida­re ve nezareti altında bulunan mülte­cilere yapılacak yardımlar için yeni mâlî tedbirler alınmasını derpiş eden v?> teşkilâtın sosyal komisyonu tara-f^ndan kabul edilmiş bulunan bir ka­rar suretini 5 muhalif ve 8 müstenki­fe karşı 44 reyle tasviye etmiştir.

"Bu karar suretinde İhtiyari bağışlarla "b.eş sene zarfında 12 milyon dolara ba­liğ olması lâzım gelen bir fonun vüeu-•t?,e getirilmesi derpiş edilmektedir.

— Birleşmiş Milletler :

"Perşembe günü öğleden sonraki genel "kurul toplantısında muhtelif cephele-ıi olan Çin meselesinden başka Sov­yetlerin, iki şikâyeti de müzakere -edil­miştir.

'Bu şikâyetlerden biri «Çin Halk Cum­huriyetine karşı girişilen tecavüzler ve "^bunlarda Amerikan bahriyesinin me­suliyeti» dieeri ise «Çin denizinde sey--vüsefer serbestisinin ihlâli» başlıkları­nı taşımakta idi.

'Sovyet başdelegesi Andrei Visinski ilk olarak söz almış ve bu iki mevzuun gündeme alınmasını taleb ettikten son­ra Formozs'nm Amerika silâhlı kuv­vetleri tarafından işgalinin Kahire an-laşmasma mugayir olduğunu ve Amerikan yedinci îilosunun Formoza böl­gesindeki faaliyetinin bu nokta em­niyeti için bir tahrik ve tehdit teşkil ettiğini beyan etmiştir.

Ondan sonra söz    alan Milliyet Cin «delegesi Tingfu Çiang, Birledik Ameri-

kanın Formoza'da üsler bulundurduğu iddiasını reddetmiştir.

Birleşik devletler başd-elegesi Henri Cabot Lodgs Sovyet ithamlarının hiç bir esasa dayanmadığını ve bunun, Bir­leşmiş Milletler müzakerelerini karış­tırmak, bozmak üzere tatbik edilen es­ki Sovyet taktiğine yeni bir misal teş­kil ettiğini beyan etmiştir.

İngiltere delegesi Sir Pierson Dixon da «Silâhsızlanma sahasında müsbet neticelere varmak irin büyük gayretler sarfedîldiği bir sırada bu şikâyetlerin ortaya atılışının yersiz bulduğunu açıklamıştır.

Çin denizinde Milliyetçi Çin'liler tara­fından seyir halinde bulunan gemile­rin kontrolü ve tevkifi mevzuunun ko­nuşulması sırasında. Milliyetçi Çin de­legesi ve Fransız başdelegesi Henri Hoppenot söz alarak, tevkif edilmiş o-lan Sovyet petrol gemisi «Tuapse» hakkında Formoza'da iki hükümet ara sırada siyasî müzakereler cereyan et­tiğini beyan etmiştir. Fransız dele­gesi, bu konuşmalar henüz bir neticeye varmadığı için müzakerenin talikini talep etmiştir.

— Birleşmiş Milletler :

Kanada, Birleşik Amerika, Fransa ve ingiltere tarafından silâhsızlanma mev zuunda müştereken hazırlanan karar sureti tasarısını, Sovyetler kabul et­mişlerdir. Bahis mevzuu tasarı, yukar­da ad; geçen beş devlet temsilcilerin­den müteşekkil silâhsızlanma talî ko­misyonu tekrar Londrada toplanmaya davet etmekte ve bu çalışmalarla ilgi­li esaslar belirtilmektedir. Metin tas­vip edilmek üzere siyasî komisyona sunulacaktır.

Bu mevzuda siyasî komisyonda bugün cereyan eden müzakereler sırasında Beyaz Rusya deleg-ssi Kisselef, Sov­yetlerin, silâhsızlanmayla ilgili tedbir­lerin müessir bir şekilde tatbikini kon­trol edecek bir sistemin kurulmasını İs­tediğini belirtmiştir.

Komisyon saat 20 de (Gmt.) tekrar top­lanarak müzakerelere devanı edecek­tir.

— Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler genel sekreteri Hammarskjolcl, Birleşmiş Milletler ü-yesi olmıyan memleketlerden doğru­dan doğruya gönder ilmiyen mesajla­rın yayınlanması hususunda heyetler­le istişarelerde bulunmıya karar ver­miştir. Bu karar son günlerde vukua gelen iki hâdise üzerine alınmıştır.

Bunlardan birincisi, Komünist Çin Dışişleri Vekili Çu En Lai'nin bir tel­grafının genel sekreterlik tarafından h resmen yayınlanmasını Amerikan he­yetinin protesto etmesiyle vukua gel­miştir. Amerikan delegesi buna sebep olarak Komünist Çinin üye olmaması­nı göstermiştir.

İkinci hâdise de Lefkoşe belediye baş­kam tarafından gönderilen ve ingiliz aleyhtarı bir mahiyet taşıyan bir mek­tubun Yunan heyetinin talebi üzerine yayınlanmış olmasını İngiliz heyetinin protesto etmesiyle ortaya çıkmıştır. İn­giliz heyeti bu protestosunu, Kıbrıs'ın bir İngiliz sömürgesi olduğu vakıası­na dayanarak yapmıştır.

— Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler siyasî komisyonun­da silâhsızlanma meselesi hakkındaki müzakereler sırasında söz alan Kana-aa delegesi David Johnson, Sovyetle-^ rin, batılılar tarafından hazırlanan ve silâhsızlanma tâli komisyonunun' ça­lışmaları için direktifler beyan eden karar suretini kabule karar verdiğini beyan etmiştir.

Amerikan delegesi W.adsworth bu ka­rarı memnunlukla karşıladığını bildir­miş ve memleketinin silâhsızlanma me selesi üzerinde bir prensip anlaşması­na varmak için gayret sarfına devamı taahhüt ettiğini belirtmiştir.

İngiliz delegesi Sir Pierson Dixon da memnunluğunu ifade etmiştir. Bunun­la beraber bu iki delege müessir bir silâhsızlanma sistemi kurabilmek mak sadiyle mevcut engelleri aşmak için daha çok gayret sarfetmek icap edece­ğini belirtmiştir.

Komisyon bunu müteakip pazartesi sabahı toplanmak üzere dağılmıştır.

23 Ekim 1954

 

— Birleşmiş Milletler :

1946'dan beri ilk defa olarak dün Bir­leşmiş Milletlere batılı devletlerle Sov­yet Rusyanın imzasını taşıyan bir ka­rar sureti sunulmuştur. Fransız tem­silcisi Jules Moch, silâhsızlanma me­selesine dair müşterek bir metin için. beşler arasında anlaşmaya varıldığın: memnunlukla müşahede etmiştir. An-drei Vişinski, memleketinin, bu an­laşmaya, milletlerarası sahada büyük bir ehemmiyet atfettiğini söylemiştir.

Bu hâdiseden sonra Birleşmiş Millet­ler çevrelerinde hüküm süren memnu­niyete rağmen, bazı kimseler dikkatli, olmayı tavsiye ederek bu muvaffakiye­tin sembolik olduğu kanaatini izhar etmişlerdir.

ingiltere temsilcisi Sir Pierson Dixon.. bu karar suretinin ihzarı mahiyette ol­duğunu, bazı mühim ihtilâfların ela», ortadan  kalkmadığını  kaydetmiştir.

jules Moch da «Bunları sırasiyle orta­dan kaldıracağımızı umabiliriz* demiş­tir.

Amerikan  delegesi James Wadsworth kanaatini izhar etmiştir: .

Silâhsızlanma talî komitesinde tek­nik meseleler incelendiği sırada, Sov­yetlerin iyi niyeti denenecektir.»

Kanada karar suretinde yapılan ve-Sovyetlerin iştirakini sağhyan değişik­likler incelenirse, tavizlerin, şekil ba­kımından dahi olsa, batılılar tarafın­dan yapıldığı görülür.

Vişinski, Fransız - İngiliz teklifi er inin esasım kabul etmekle, bu tekliflerin. önemli bir rol oynadığı bir çalışma. programını da kabul edeceği tabii idi. Dünkü yenilik hâdiselerden ziyade uz­laşma arzusundadır. Filhakika, beş devlet takririnin tavsiye ettiği şey, mu­rahhasları geçen mayıs ve haziran ay­larında Londra'da toplanan tâli komi­tenin yakın tarihte toplanmasıdır. Bu çalışmaların hedefi, Londra'da neşre­dilen Fransız - İngiliz muhtırasmdaki-lerin aynıdır:

1 — Bütün silâhlı kuvvetlerin ve bütün klâsik silâhların tâyini, tahdidi ve azaltılması,

— Atom silâhlarının imali ve kulla­nılmasının tamamiyle yasak edilmesi ve mevcut silâh stoklarının barışçı ga­yelerde kullanılması,

— Müessir bir milletlerarası kontrol teşkilâtı kurulması.

Karar suretinde, tâli komiteye verilen vazife için kesin bir tarih testait edil­memekle beraber, silâhsızlanma ko­misyonunda kail terakki elde edilir edüm-ez Güvenlik Konseyine ve genel K.urula bir rapor vermesi istenmekte­dir.

Siyasî komisyon pazartesi veya salı günü beslerin karar suretini muhakkak ki ittifakla kabul edecektir.

Londra tâli komitesi» Önce New-Yorıct'ta toplanacaktır. Ve eğer üyeler uygun görürse yeniden Londra veya Parıs'de toplanabilir. Çalışmalarda sü­ratli terâkkiler, kaydedildiği takdirde, genel kurul, silâhsızlanma hakkında müzakereleri açmak üzere meselâ ilk­baharda toplantıya çağrılabilir. Fakat bu hususta şimdiden bir şey söylemek mevsimsiz olur.

— Washington :

John Foster Dulİes, Birleşmiş Millet­ler anayasasının 9?uncu yıldönümü münasebetiyle bu sabah, neşrettiği ya­zılı beyanatta şöyle demektedir:

Arzu ettiğimiz barışın, varılabilecek bir hedef olduğu ve Birleşmiş Millet­lerin bu barış hayalini gerçekleştirme­ğe geniş mikyasta yardım edebileceği kanaatindeyim.' Birleşmiş Milletler, kendine olan itimadımıza lâyıktır.

Birleşmiş Milletler anayasası barışın bünyesi hakkındaki anlayışta bir dö­nüm noktasıdır. Yine bu anayasa ile kabul edilmiştir ki, barış hareket ve faaliyet ister. Barışın elde edilmesi milletler arasında iman ve kardeşlik, büyük bir cesaret ve bir çok fedakâr­lıklar icap ettirir.

Birleşmiş Milletlere mensup 60 mil­letin ve bu teşkilâta dahil olmayan di­ğer bir çok milletlerin bugün, anayasanm yıldönümünü kutladıklarını be­lirten Foster Dulles sözlerine §Öylfr son vermektedir:

Bu şekilde içten gelen bir birlik, Bir­leşmiş Milletlerin dünyanın her tara­fında hayati bir kuvvet teşkil ettiği yolunda beslenen imanın bir sembo­lüdür.

— Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler kurulundan, az in­kişaf etmiş memleketlere bir «Kre&i«-tesisi tasvibini teklif eden iki karar sureti dün, meseleyi bir aydanberi mü. zakere eden iktisadî komisyona tevdi edilmiştir.

Bu takrirlerde, hususî kredi statüle­riyle Birleşmiş Milletlerin gelecek ge­nel kurul toplantısında bu mevzuda sosyal ve iktisadî konseye verilmek üzere rapor hazırlamakla vazifeli bir tâli komitenin kurulması teklif edil­mektedir.

Belçika murahhası da bir karar sureti vererek bu krediye iştirak etmeği red­deden muhtelif memleketlerden vazi­yetlerini yeniden gözden geçirmlerini istemiştir.

Danimarka murahhası Madam Esther Ammundsen iktisadî komisyona bu takrirlerin genel kurulun tasvibine sunmadan evvel tek bir metin haline getirecek talî bir iş komitesine tevdi edilmesini tavsiye etmektedir,

24 Ekim 1954

 

— Washington :

Başkan Eisenhower Birleşmiş Millet­ler gününü kutlama heyetinin azaları­na hitaben dün yaptığı bir konuşma­da Amerikan milletinin Birleşmiş Mil­letlere karşı olan itimadının son üç se­ne zarfında yüzde yirmi derecesinde artmış bulunduğunu söylemiştir. Bu beyanatının halk arasında yapılan yok­lamalara istinat ettiğini kaydeden Başkan, 1951 senesindeki bir anket ne­ticesinde Amerikalılardan yüzde kırk üçünün Birleşmiş Milletler teşkilâtını tamamen tasvip etmiş olduğunu sonyapılan anketlerde ise, bu nisbetin yüzde altmış üçüe yükseldiğini tasrih etmiştir.

Başkan Eisenhower kendisiyle M. Fos_ ter Dulles arasında haricî meseleler nakkmda yapılan her görüşmede Ame­rikan dış politikasının Birleşmiş Mil­letler anayasasına tamamen uygun ol­ması lüzumunun gözönünde tutuldu­ğunu ilâve etmiş ve dünyanın devam­lı bir barış denebilecek bir duruma her "halde ulaşacağına olan kanaatini izhar ederek sözlerini bitirmiştir.

— Kahire :

Başvekil Cemâl Abdülnasır Birleşmiş Milletlerin 9 uncu kuruluş yıldönümü dolayısiyle yayınlanan bir mesajında şöyle demektedir:

Dünya Birleşmiş Milletler anayasa­sında belirtilen insan vakar ve hakla­rına inanç ve milletlerarası vecibeler­le adalete saygı esaslarından bugün lıenüz uzak bulunmaktadır.»

"Birleşmiş Milletlerin faaliyetine kar-fi duyulan umumî güvenin zayıflama­sına rağmen» bu yıldönümünü mem­nuniyetle andığını belirten Mısır Baş­vekili şöyle devam etmiştir:

«İnsanlık mefhumu, himaye altında "bir topluluğun veya sömürgelerin hsk-lan ile hür ve hükümran devletlerin eşit hakları arasındaki sunî ayrılıkla hiç bir zaman intibak etmemiştir.»

Barışı kazanmanın imkânsız olmadığı­nı belirten Yarbay Abdülnasır bu yol­da karşılaşılan güçlükleri küçümse-memekte, fakat "Statüko usulünün î mkânszlığım  belirtmektedir.

— Ankara :

Birleşmiş Milletlerin 9 uncu yıldönü­mü, Birleşmiş Milletler Türk Derneği tarafmadn Yenişehir'de Kızılay mer­kez binasında tertiplenen bir törenle kutlanmıştır.

Törende Çalışma Vekili Hayrettin Erkm'en, Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz, Birleşmiş Milisfler Türk Derneği Başkanı Ankara Mebusu Muhlis Ete, mebuslar, Birleşmiş Milletler Teknik Yardım Türkiye Kurulu Başkanı Mr. Charles Weitz, ü-niversite profesör ve öğrencileri, Bir­leşmiş Milletler Türk Derneği men­supları ve seçkin bir advetli kitlesi ha­zır bulunmuştur.

Toplantıyı Birleşmiş Milletler Türk Orneği Başkanı Ankara Mebusu Prof. Muhelis Ete açmış ve Birleşmiş Millet­ler günü münasebetiyle Başvekilimiz Adnan Menderes'in gönderdiği mesaj Doçent Cumhur Ferman tarafından o-kunduktan sonra söz alan Birleşmiş Milletler Türk Derneği As Başkanı Ça­lışma Vekili Hayr-attin Erkmen .şu ko­nuşmayı yapmıştır:

Bugün bütün dünya Birleşmiş Millet­lerin kuruluşunun dokuzuncu yılını kutlulamaktadır. Bu kutlulama yılla­rının temadisi ve Birleşmiş Milletlerin barış, sosyal adalet ve bütün milletle­rin huzur ve refahları için gayesine uygun olarak ifa etmeğ-E çalıştığı hiz­metin müsmir ve mü-essir olması şüp­hesiz barışsever bütün milletlerin en büyük arzusudur.

Bilindiği üzere Birinci Dünya Harbi­nin sebebiyet verdiği maddî ve mane­vî îilâketlere, politik, ekonomik ve sosyal krizlere dünyayı bir ikinci defa 'Jaha mâruz bırakmamak düşüncesi­nin bir neticesi olarak 1919 yılında ku­rulan milletler cemiyeti 20 yıllık haya­tı içinde karşılaştığı bir seri (Aşırı milliyetçilik} mücadeleleri ve anlayiş-lızlıklar neticesinde ikinci bir dünya harbine gem vurmadan silindi giti.

1939-45 harbi sona ermeden milletler cemiyetinin 20 yıllık tecrübelerinden faydalanmak suretiyle yeni bir millet­lerarası teşkilâtın zarureti kendisini en kuvvetli bir şekilde hissettirmişti. Zira İkinci Dünya Harbinin mucip ol­duğu felâketler birinciyi kat kat aşmış­tı ve bir üçüncü dünya harbi bugün­kü medeniyetin bekasını tehlikeye ko­yabilirdi. İşte böyle bir âfeti önlemek için 945'te San Fransisco'da toplanan milletler, Birleşmiş Milletleri kurdular ve bu teşkilâtı kurarken üçüncü bir dünya harbinin ancak şu ana prensip­lere riayet olunduğu takdirde önlene­bileceğine inandılar:

Birleşmiş Milletler bütün üyelerinin hükümran ve eşit olması esası üzerine kurulmuştur.

Bütün üyeler anayasa ile yüklendikleri vecibeleri iyi niyetle yerine getire­ceklerdir.

Üyeler milletlerarası ihtilâflarını uzlaş ma yolları ile ve barışı, güvenliği ve adaleti tehlikeye koymıyacak bir şeküde halledeceklerdir.

Bütün üyeler milletlerarası münase­betlerinde kuvvet tehdidinden ve kuv­vet istimalinden kaçınacaklardır.

Üyeler Birleşmiş Milletlere, anayasaya uygun olarak girişeceği herhangi bir narekett-s her türlü yardımda buluna­caklar ve kendilerine karşı önleyici ve zorlayıcı hareketlere girişmiş olan dev letlere yardım etmiyeceklerdir.

işte Birleşmiş Milletler bir taraftan kısaca ifade ettiğimiz bu ana prensip­lere uygun olarak dünyamızda siyasî barış sağlamaya çalışırken diğer taraf­tan da milletlerarası ekonomik ve sos­yal dâvalarla ilgilenerek harblerin ana ve hakikî sebeplerini bertaraf eyle­mek çarelerini araştırma zaruretini duymuştur. Barış, yalnız harp halinin yokluğunu ifade etmez. Barış aynı za­manda milletler arasında müşterek e-konomik ve sosyal meselelerin hallini, insanlığın hayat şartlarının İslahını da talep etmektedir. Zira, milletlerarası çalışma teşkilâtının gaye ve prensip­lerini ilân eden Fİedelfiya beyanname­sinde de açık bir şekilde ifade edildiği gibi nerede olursa olsun sefalet, umu­mun r-efahı için bir tehlike teşkil eder. Binaenaleyh milletler Birleşmiş Mil­letlerin koymuş olduğu ana prensiple­re ve bu prensiplerin temsil ettiği idea_ ale hakikaten sadık kalmak isterlerse yalnız siyasî sahalarda değil, sosyal, e-konomik ve kültürel sahalarda da iş­birliği yapmak ve birbirlerine yardım etmek mecburiyetindedirler.Birleşmiş Milletler kurulalı dokuz yı­lı geçti. Fakat dünya henüz ne siyasî huzur ve sükûna, ne de sosyal ve eko­nomik refaha kavuşabildi. Hemen ilâ­ve edelim ki, bunlar ümitsizliğe düş­mek için bir sebep değildir. Zira mil­letlerarası hayatta dokuz yıl çok kısa bir  zamanı  ifade eder. Halledilmesi lâzımgelen dâvaların büyüklüğü ve-mudüliği düşünülecek olursa yer yer mâruz kaldığı başarısızlıklara rağmen bugün Birleşmiş Milletler gene barış, adalet ve refahın sağlanabilmesi için bütün ümitlerimizin birleştiği büyük bir müessese olarak karşımızdadır.

Bu teşekkülün muvaffakiyetine yar-dmı etmek hepimizin borcudur. İşte bugün burada bu borcu bir defa daha hatırlamak için toplanmış bulunuyo­ruz. İftiharla söylemek isterim ki Tür­kiye, Birleşmiş Milletlerin temsil etti­ği prensip ve ideallerin en sadık hadi­mi olmuştur.»

Çalışma Vekilinden sonra söz alan Bir­leşmiş Milletler Teknik Yardım Kuru­lu Başkanı Mr. Charles Weitz de bir konuşma yaparak Birleşmiş Milletler teşkilâtının kuruluşundaki gaye ve hedefleri belirttikten sonra ezcümle şunları söylemiştir:

Bugünün tehlikeli dünyasında Bir­leşmiş Milletlerin mevcudiyetinin se­bebini, ne yapılmak için kurulduğunu ve neler yapılabileceğini bilmeğe mec­buruz.

Şüphesiz bu teşkilâtın gayesi, sulh i-Çİnde bir dünyadır. Sulhun ihyası, üze­rinde bıkmadan, yorulmadan çalışıl­ması gereken bir şeydir. Sulhu ihya e-dectk yegâne çaie de Birleşmiş Millet­lerdir.

Sulhu yalnız istemek kâfi gelmez. O-nu tesis için çalışmak, istekle, arzu ile uğraşmak ister. Tam mânasiyle sulhu, tesis edebilmek için cumhuriyetin 31 yıl evvelki kuruluşunda Türk liderle­ri ve halkının gösterdiği çalışma gibi gayret sarf etmeliyiz..

Bundan sonra Birleşmiş Milletlerin muhtelif sahalardaki çalışmalarından bahseden Mr. Charles Weitz, bilhassa teknik yardım sahasındaki gayretleri izah ederek şunları söylemiştir:

Birleşmiş Milletler dokuz sene gibi kısa bir zaman zarfında milletlerarası bir çok ekonomik ve sosyal problem­lerin halli hususunda mühim tekâmül­ler kaydetmiştir. Bu bakımdan elde s-dilen bu büyük başarı, teknik yardım, programı    ile    iktisaden  az gelişmiş emi ek etlere yapılmış olan yardımdır. Bu hayatî konuda söylenilecek pek çok şey vardır. 68 memlekete mensup 4.000 mütehassıs 71 memlekete gide-rek muhtelif lüzumlu bilgileri verme­ye çalışmışlardır. Ayrıca iktisaden kal-kmamamış memleketlere mensup 4.500 teknisyen de diğer memleketlere gide-ıek en son teknik bilgileri öğrenmeye çalışmışlardır.

Teknik yardım programının mevcut ihtiyaçların azameti karşısında çok ehemmiyetsiz kaldığını görüyoruz. Bu programın daha geniş ölçüde yürütül­mesi işi, hükümetlerin kararma kal­mış bir meseledir.

İktisadî kalkınma için sadece teknik yardım da kâfi değildir. İktisaden az gelişmiş memleketlere sermaye vesair istihsal vasıtalarının temini de gerek­mektedir.

Sabır, usanmadan yapılacak çalışmalar bütün bu mevzulardaki meyvalarını zamanla verecektir.»

Bundan sonra söz alan Siyasal Bilgiler "Fakültesi Doçentlerinden Seha Meray da bir konuşma yaparak Birleşmiş Mil­letler günü münasebetiyle Türk hü­kümetinin umumî politikası ve halk .efkârının müşterek anlayışı ile Bir­leşmiş Milletler idealleri arasındaki bağlılığa işaret ederek bu yoldaki müs-l)et çalışmalardan bahsetmiş ve Türki-7/e'nin şimdiye kadar olduğu gibi bun­dan sonra Birleşmiş Milletler idealle­rine bağlı en ileri devletlerden biri o-lacağmı belirtmiştir.

Daha sonra Birleşmiş Milletler günü münasebetiyle Birleşmiş Milletler ge­nel sekreteri Dag Hammarskjold'un yayınladığı mesaj, Birleşmiş Milletler Türk derneği genel sekreteri Doçent Cumhur Ferman tarafından okunmuş­tur.

Sundan sonra Birleşmiş Milletlerin ter-ılplediği milletlerarası makale müsa-"bafcasma Türkiye'den katılan namzet­ler arasında birinci gelen Gülgün Gö-nenc'e Birleşmiş Milletler Türk Der­neği tarafından hazırlanan mükâfat Dernek Başkanı Prof. Muhlis Ete tarafından verilmiştir.

— Londra :

Birleşmiş Milletler günü dolayısiyle bugün radyoda yaptığı bir konuşmada ingiltere Dışişleri Vekili Sir Anthony Sden, Birleşmiş Milletler ve Atlantik teşkilâtının İngiliz dış siyaseti bakı­mından ne derece önemli olduğunu be­lirttikten sonra bu iki teşkilâtın harp tehlikesini azaltmak gayesiyle kurul­duğunu söylemiştir.

Birleşmiş Milletler barışın muhafaza­sı için mutlak bir teminat veremiye-ceği için Nato'nun kurulmuş oîduğu-un belirten Sir Anthony Eden şöyle de­vam etmiştir:

cNato'da Birleşmiş Mîlletler prensip­lerine, ve gayelerine aykırı hiç bir şey yoktur. Birleşmiş Milletler anayasası milletlere kendi savunmaları için bir­leşme hakkını açıkça tanımaktadır.»

Bundan sonra Birleşmiş Milletlere yö­neltilen ithamlara cevap veren Vekil şunları söylemiştir:

«Kore, üzerinde önemle durulması ge reken mükemmel bir örnek olmuştur. Birleşmiş Milletler kuvvetleri burada tscavüzü püskürtmekle kalmamış mu-ka?ematm kesilmesi ile neticelenen müzakereler için de bir forum olmuş­tur. »

Silâhsızlanma hakkındaki son müza­kerelere de temas eden Eden, Birleş­miş Milletlere .ek teşkilâtların Önemi­ni belirterek sözlerine şöyle son ver­miştir:

-^Birleşmiş Milletler kendisini meyda­na getiren üyeler derecesinde iyi bir teşkilât olabilir. Gayelerinin ve esas­larının müşahedesi kolay bir iş değil­dir ve kendisinin arzu ettiği bir teş­kilât olabilmesi için biraz daha zama­na ihtiyaç vardır. Bu da bizlere bağ­lıdır. Harbi ortadan kaldırma yolunda sarfedilen gayretleri desteklemek sa­dece hükümetlere değil, milletlere de düşen bir vazifedir.

—New-York :

Birleşmiş Milletler günü, bugün Bir­leşmiş Milletler merkezinde hususî bir merasimle     tes'it     eidlmistir.     Genel

asamble salonunda Charles Munch'in idaresinde verilen bir konser bu gü­nün fevkalâleidğine ayrı bir renk kat­mıştır, önceden hazırlanmış nutkunda .genel asamble reisi ezcümle şöyle de­miştir:

Dünya halkı, herşeyin üstünde dile­dikleri sulh için Birlenmiş Milletlere "bel bağlamış "bulunmaktadır. Bu halkı sulhe kavuşturmayı esas Vasıta olarak telâkki etmek, Birleşmiş Milletlere da­hil hükümetlerin vazifesidir, bu hükü­metlerin ardında, her üye milletin va­tandaşları yer alır. Bu sebepledir ki, "kadın veya erkek teker teker her va­tandaşın Birleşmiş Milletlerin muvaf­fakiyet veya başarısızlığında mesuli­yet payı vardır. Milletlerarası münase­betleri daha da sıkılaştırmaya, bağdaş­tırmaya yardım hepimize düşer. Sul-Tıün kuvvetlenmesi, kökleşmesini sağ­lamak için, haksizliği, adaletsizliği or­tadan kaldırmak ve akıl, mantık yo­luna yönelmek hususunda fiili müza­heret ve destekte bulunmak ayrı ayrı hepimizin vazifesidir. Dileyelim ki, bu hedeflere varmak için Birleşmiş Mil­letlerden istifade edilsin.

"Birleşmiş Milletler genel sekreteri Dag Hammarskjold da şöyle demiştir:

«Birleşmiş Milletler günü gerek mem­leketlerimize, gerek milletler camia­sına kargı vazifemizin ilham ve sevku idaresiyle bu teşkilâtı geliştirme an­dımızı yenilediğimiz bir gündür.»

Diğer taraftan, Birleşmiş Milletler geTel asamblesinde Yugoslav murahhas "hey'eti reisi Kocapopoviç de ihtisasla-r:nı su cümlelerle hülâsa etmiştir:

Bu yıl Birleşmiş Milletler gününü ciddiyet ve vahametini hâlâ muhafaza eden milletlerarası gerginliği daha da azaltmak, ortadan kaldırmak imkânı ve ihtimali olduğuna dair, gittikçe ar­tan bir iyimserlikle kutluyoruz. Geçen sene teşkilâtımızın gayretleri sayesin­de milletlerarası durumun istikrarında epeyce bir gelişme kaydedilmiştir,»

25 Ekim 1954

 

— Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş  Mületlerdeki  Hindistan  deiegesi genel kurul siyasî komisyonuna sunduğu bir karar suretinde, Silâh­sızlanma hakkında bir antlaşma akte-ailinciye kadar, silâhsızlanma bakı­mından bir mütareke akdini» teklif et­miştir. Bu tasanda şunlar ilâve edil­mektedir: «Asfcsrî tahsisatı tahdi­de ve silâhlı kuvvetlerle silâhların bu­günkü seviyesini tesbite matuf hazır­layıcı mahiyetteki anlaşmalar, millet­lerarası bir silâhsızlanma mukavele­namesinin akdi yolundaki, çalışmala­rı kolaylaştırabilecektir».

Bundan başka aynı teklifte, silâhsız­lanma talî komisyonunda bir terakki kaydedildiği takdirde başkanın genel kurulu tekrar toplantıya çağırab ilmesi için, derpiş olunduğu veçhile 10 ara­lık tarihinde çalışmalara nihayet veril-miyerek, sadece talik edilmesi isten­mektedir.

26 Ekim 1954

 

— Birleşmiş Milletler :

Siyasi komisyonun dün öğleden sonra yaptığı toplantıda Sovyet murahhası Andrei Vişinski, silâhsızlanma hakkın­da Sovyet tekliflerini yeniden ve te-ferruatiyle izah etmiş ve bu teklifler­le esas ittihaz edilmiş olan İngiliz-Fransız plânı arasındaki ihtilaflı nok­taların halledilebileceğini isbata çalış­mıştır.

Sovyet murahhası bu izahatında bil­hassa silâhların ve silâhlı kuvvetlerin iki merhalede azaltılması, kontrol teş­kilâtının ihdası ve selâhiyetleri üzerin­de durmuştur.

İM. Vişinski bundan maada, Batı Al-manyanın Londra v.e Paris anlaşmala­rında derpiş edilen silâhlanma plânla­rının silâhsızlanma mevzuundaki bü­tün gayretlerle tezat teşkil etmekte ol­duğunu ve bu gayretlere engel olacak­larını da beyan etmiş ve şunu ilâve et­miştir:

«Ancak bir harp yuvasını beslemeğe yarayacak olan ve Almanya hakkında bir anlaşmaya varılmasına mâni ola­cak olan bu plânlar beynelmilel, ger­ginlikte hakikî bir yumuşamağa engel teşkil etmektedirler.

Mısır, Meksika, Filipinler, Ve-nezuela ve Türkiye de katılmışlardır. Bütün bu memleketler bahis mevzu komisyonun üyesidir. Bu komisyona .Birmanya ile Yugoslavya da dahildir.Venezuela, Kanada, Filipinler, İsveç, Hollanda ve Avustralya delegeleri mü­zakerelerde söz alarak, müşterek ted­birler komisyonunun çalışmalarının faydasını belirtmişlerdir.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğinin mesajı:

23 Ekim 1954

 

— New-York:

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskiold Birleşmiş Millet­ler günü münasebetiyle aşağıdaki mesajı yayınlamıştır:

Millî bir bayram kutlanırken memleketin tarihinde bir dönüm noktası, teşkil eden bir hâdise anılır ve kutlanır. Millî bayramlar, memleketin mil­letçe geçmişe iftiharla, geleceğe ümitle baktıkları millî birliğin timsali, sayılan günlerdir.

Bugün bambaşka bir gün kutluyoruz; Bir milletler bayramı, bir dünya bay­ramı: Bu günün henüz bir millî bayram gibi heyecan yaratmadığı malûm­dur. Birleşmiş Milletler ve Birleşmiş Milletler anayasası ancak dokuz se­nelik bir geçmişe sahiptir. Buna rağmen bu günü bir millî bayram günü,, bütün milletlerin birleşip kutladığı müşterek bir bayram günü saymak kabildir.

Birleşmiş Milletler dünya tarihinde esaslı bir dönüm noktası teşkil eder.. anayasa, dünya tarihinde ender rastlanan korkunç ve kanlı bir harbin son günlerinde kaleme alınmış, memleketler bir atom bombasının infilâki sı­ralarında bir bir imza edip kabul etmişlerdir.

Birleşmiş Milletler günü, dünya milletlerinin insanoğlunun yaratıcı kuv­vetinin yalnız ve yalnız dünvamn refahı için kullanılması lâzım geldiğini İdrak ettiği günlerin yıldönümüdür.

Teşkilât olarak Birleşmiş Milletlerin noksan tarafları olabilir, bu eksikler-zamanla düzelecektir. Birleşmiş Milletler anayasasında onarılması lâzım gelen kısımlar tashih edilecektir. Dünyanın büyük bir aile, bir birlik oldu­ğu fikri artık adamakıllı yer etmiştir.

Birleşmiş Milletler, beraberce yarattığımız bu sulh, işbirliği vasıtasından lâyıkı ile istifade edelim. Birleşmiş Milletler 10 ncu çalışma yılma girer­ken milletleri birbirine bağlavart realitelerin ehemmiyetini kücümsemi-yelim, bugünün. Birleşmiş Mîlletler gününü, bir millî bayram, çağdaş me­deniyetimizin devamını müjdeliyen bir gün olarak kutlayalım, geçmişe-iftihar, geleceğe ümitle bakalım.

Başvekilimizin Birleşmiş Milletler günü mesajı: 24   Ekim 1954

— Ankara :

Başvekilimiz Adnan Menderes, Birleşmiş Milletler günü münasebetiyle şu mesajı vermişlerdir:

Birleşmiş Milletler teşkilâtının 9'uneu yıldönümünü sevinçle kutluyoruz. Memleketimizin de kurucuları arasında bulunduğu bu teşkilâtın seneler geçtikçe olgunlaşmasını ve icraatında muvaffakiyetler kaydetmesini bü­yük bir hazla müşahede ediyoruz. Tarih ölçüsünde gayet kısa savılan bu zaman zarfında teşkilâtımız bilhassa içtimaî ve iktisadî sahalarda zikre değer muvaffakiyetler kaydetmiştir. Bu teşkilât sayesindedir ki, tarihte İlk defa olarak insanlara beynelmilel sahada .insan olarak kıymet veril­miştir.

"Uzun ve acı tecrübelerden sonra nihayet mukadderatlarının birbirlerinin-kine ne kadar bağlı bulunduğunu anlayan devletler bu teşkilâtı kurmuş­lar ve bunun vasıtasiyle, bir aile dahilinde imiş gibi, varlıklı devletler tek­nik yardım yoluyla az gelişmiş memleketlere aynı ailenin mensupları gi­bi yardımda bulunmavı kuvveden fiile geçirmişlerdir Siyasî sahada da teşkilât taşıdığı mesuliyete Yakışır mühim kararlar vermiştir. Uğrunda evlâtlarımızın da çarpıştığı Kore kaçarının büyük ehemmiyetini tarih el-'bette kaydedecektir. Bu kararın dünya siyasetinin akışında mühim dönüm noktalarından birini teşkil ettiği muhakkaktır.

Tekrar edeyim: Bu teşkilâtın mazisi çok kısadır. Bu sebepledir ki, henüz tam bir başarı elde ettiğini iddia edemeyiz, fakat zamanla ve bu teşkilâtın muvaffakivetîyle mütenasip olmak üzere insanlık için bir çok musibetler­den kurtulmanın mümkün ve müyesser olacağına inanıyoruz. Dünvada sulh ve emniyetin muhafazasını kendine başlıca gaye edinmiş olan Birleş­miş Milletler, zamanla milletlerarası mesele ve dâvaları hukuk ve adalet esaslarına göre halletmeğe elbette muvaffak olacaktır.

Birleşmiş Mîlletler günü 24/10/1954 tarihli (Vatan) dan:

Yazan: A. E. Yalman

Birleşmiş Milletler bugün dokuzuncu faaliyet yılını dolduruyor ve on yaşı­na basıyor. Bu hâdiseyi bütün, dünya, ('Birleşmiş Milletler günü) diye kutlu­yor.

Dünya deyince burada yalnız hür dün­yayı kastetmiyoruz. Demirperde âlemi de Birleşmiş Milletler teşkilâtım be­nimsemekte beraberdir. Hattâ iki zıt âlem arasındaki biricik toplanma ve konuşma sahasını bugün Birleşmiş Milletler teşkil ediyor.

Bu muazzam teşekkülün New-York'ta yaman bir merkez binası var. En yeni sanat telâkkilerine göre döşenmiş top­lantı salonlariyle, mükemmel bürola-riyle, en ileri usullere göre devam e-den faaliyetleriyle zahiri izleriyle Bir­leşmiş Milletlerin merkez binası insa­nın içini açıyor, binlerce senelik insan­lık rüyalarının artık gerçekleştiği, Mil­letler arasında vurmak ve kırmak yo­lundaki itiyat ve ihtimallerin artık ma ziye gömüldüğü intibaını bir an için bile olsa .uyandırıyor.

Hakikat o kadar parlak değildir. Sathın altı biraz eşelenince derhal görülür ki tarihte kanlı kasırgalar yaratan sebep-ieri Birleşmiş Milletler ortadan kaldıra­mamış, ancak örtmüştür. Birleşmiş Mil­letlerin iç âlemi mutlak bir emniyet ve ahenk âlemi olmaktan çok uzaktır.

Evet, türlü türlü sahalarda teşkilât is­tikbal hesabına çalışıyor ortaya güzel eserler çıkarılıyor, fakat asıl can ala­cak noktalarda Birleşmiş 'Millstlerin. eli ayağı bağlıdır. Bir nevi Milletlerara­sı Adalet Divanı ve zabıta kuvveti di­ye düşünülen Birleşmiş Milletler teşkilât:, ana dâvalarda bol bol müzake­relerde bulunabilir, fakat teşşebbüs ve-salâhiyetten mahrum olduğu, ekseri­yetle kararlar vermek gibi asıl demok­ratça ruhu teşkil eden bir kudrete sahip bulunmadığı görülür. Bir tek büyük devletin vetosu, Birleşmiş Milletleri felç haline düşürmeğe kâfidir. Yâni de­mokrasi ve hürriyet anayasasiyle müş­terek teminata almak iddiasiyle kuru-lan Birlenmiş Milletlerin en güzel ve en. insanca kararları bir tak devletin de­mokrasi ruhuna tamamiyle aykırı mü-ciahele ve istibdadı neticesinde sıfıra i--nebilir.

Böyle olduğu içindir ki saldırıcıya karşı müşterek emniyet hedefini, Birleşmiş Milletlerin haricinde aramak lâzım g-el--mis, Nato VB diğer mevzii emniyet te­şekkülleri meydana getirilmiştir.

Birleşmiş Milletler; temelini teşkil eden Atlantik Paktının ruhuna uygun olmadığına göre yokluğu, varlığına ter­cih edilemez mi? Bunu yıkarak, demir perde âleminin gayri meşru vaziyetini açıkça belirtmek ve yalnız hür millet­leri bir araya -toplamak doğru olmaz. mı?

Bu fikirleri müdafaa edenler çok olmuş tur. Fakat bunun tatbik mes'uliyetini üzerine almağa kimse cesaret etmemiş­tir. Dünya yüzünde hâkim olan kana­at, Birleşmiş Milletlerin hiçten daha iyi olduğu ve temas ve faaliyetlerinin de­vam etmesinin, iki zıt âlem arasındaki boşluğu gitgide dolduracağı merkezin­dedir.

Hareket noktamızı ideal neticelere var­mak değil, türlü türlü fena ihtimaller­den sakınmak diye kabul edersek; dün­ya yüzündeki ana dâvayı teşkil eden sulh dâvasında da Birleşmiş Milletlerin, faydaları dokunduğu ve iplerin kop­masına defalarca mani olduğu hükmü­ne varabiliriz.Dünya yüzünde harp tehdidinin ve kor-Jîimım kalkması bütün insanlığın en muazzez, en mukaddes emelidir. Birleş­miş Milletlerin onuncu yıldönümü idrak edilirken, bütün iyi insanların kal­bindeki dilek, bu teşekkülün bir an ev­vel hakikî ruhuna uygun bir hale gel­mesi olacaktır.

1 Ekim 1954

 

— Londra :

Dokuzlar konferansının dünkü iki top­lantısında yeni terakkiler kaydedilmiş­tir. Bunlar evvelki gün bildirilmiş olan Bruxelles muahedesinin genişletilmesi ve takviyesi, Birleşik Amerika'nın yeni teşkilâtı desteklemesi ve bilhassa İngil­tere'nin kıt'a müdafaasına iştirak et­mesi hususlarını mutazammrn bulunan­lar kadar sansasyonel değillerse de yi­ne ehemmiyetlidirler.

Dünkü toplantıda kaydedilen terak­kilerden biri silâhların kontrolü hak­kındadır. Mesele Spaak muhtırası esas alınarak tetkik edilmiş ve neticede si­lâhların kontrolü hakkındaki kararla­rın çoğunlukla alınması prensipi kabul edilmiştir.

Mutabık kalman ikinci nokta da Av-rupada bulundurulacak askerî kuvvet­lerin tahdidine müteallik olanıdır. Bu husustaki Bruxelles teşkilâtı selâhiyetli kılınacak ve kararlar ittifakla alma­maktır.

— Londra ;

Dokuzlar konferansının bugünkü yop-lantısi sonunda şu tebliğ yayınlanmış­tır:

"Fransa, federal Almanya, İngiltere ve Birleşik Amerika Dışişleri Vekilleri 1 ekim günü saat 10.30'da ve bunu mü­teakiben Saat 15.30'da birer toplantı yapmışlardır. Dışişleri Vekilleri Al-manyanm hükümranlığının yeniden tesisi hakkındaki müzakerelerinde müs "bet ilerlemeler kaydetmişlerdir.

Dokuz Dışişleri Vekili de saat 12'de ve 16.30'da birer toplantı yaparak mevcut meselelerin müzakeresine devanı et­miştir.

Dokuz Dışişleri Vekiliyle, dört Dışişle­ri Vekili 2 ekim günü tekrar toplantı­lar yapacaklardır. Müzakerelerin haf­ta sonunda tamamlanacağı ümit edil­mektedir. I.

— Londra :

İngiliz Dışişleri Vekâletinin sözcüsü­nün bildirdiğine göre, silâhların kon­trolü hakkında dokuzlar toplantısında cereyan eden müzakereler sırasında büyük gülcüklsrle karşılaşılmıştır. Fransız Başvekili Mendes France mü­zakerelere esas olarak alman Spaak projesinin, kendi görüşlerini daha ge­niş mikyasta hesaba katmasında İsrar etmiştir.

Sözcünün ilâve ettiğine göre, bazı ta­diller ileri süren Dulles, Spaak ve Pe-arson'un müdahalelerine rağmen, Men­des France itirazlarından vaz geçme­miştir. Mamaafih sözcü, henüz bir uz­laşmaya varmak imkânının kaybolma­dığını bildirmiş ve yarın bir anlaşma­ya varılabileceği ümidini izhar eyle­miştir.

—Londra :

Bir kısmı silâhların kontrolü bahsinde Mendss France'm Öne sürdüğü teklif­lerden mülhem olan Spaak plânını in­celemekle görevli mütehassıslar komi­tesi bu sabah 9 da toplanmıştır. Diğer taraftan 9 lar konferansının bu sabah askerî kuvvetlerin  kontrolü meselesini inceledikten sonra yapacağı 2 nci toplantıda silâhların kontrolü, mesele­sine geçeceği bildiriliyor.

— Londra :

9 lar konferansının bu sabahki oturu­mu 12 de (Gmt) sona ermiştir.

—Londra :

Lancaster House'da yapılan 4 lü top­lantı saat 10.50 de sona ermiş ve 9 lar konferansının 7 nci oturumu 11 de baş­lamıştır.

—Londra :

Bugünkü nüshalarında dokuzlar kon­feransından bahseden Londra gazetele­rinin hepsi konferansın seri ve mesut bir netice ile sona ereceğini tahmin et­mektedirler. Bu gazetelere göre M. Eden tarafından evvelki gün yapılan teklif üzerine bu yoldaki kat'î adım atılmış bulunuyor.

konferansın hâli hazır çalışmalarını bahis mevzuu .etmekte ve bu meyanda. büKassa bir taraftan silâhların kontro­lü plânını tetkik etmekte diğar taraf--tan Almanya'nın emellerini ancak ba­rışçı vasıtalarla gerçekleştirmeğe çalı­şacağı yolunda Alman Başvekili M. Adenauer'in bu plan münasebetiyle yaptığı beyanat üzerinde durmaktadır­lar.

Müstakil Times gazetesi Fransız tekli­fini muğlak görmekte ve bu mevzuda, şöyle demektedir :

-Bu kadar geniş salâhiyetlere sahip olacak bir silâhlanma ajanlığının alâka­lı memleketler iktisadiyatı için muaz­zam neticeler tevlit edecek olan bir buluş olduğu aşikârdır. İhdası istenilen bu ajanlığın, âza meml-sketler tarafın-adn ileri sürülecek itirazları redde yet­kili olacak derecede milletler üstü sa­lâhiyetleri haiz-olup olmayacağı veya­hut en küçük kararların ittifakla ka­bul edilmesi lâzım gelip gelmeyeceği henüz meçhul kalan noktalardır...

Daily Mail gazetesi, şöyle demektedir: Times yazışım şöyle bitirmektedir : «O gün İngiliz politikasında ehemmi­yetli bir değişiklik bildirilmiştir. M. Eden'in dediği gibi düşüncelerimizde ve ananelerimizde adalı kalacağız. Fa­kat Avrupalı olduğumuzu da şimdi ka­bul etmiş bulunuyoruz. M. Eden'in Av-rupaya yaptığı teklifin bir erkek çocu­ğa malik olan her İngiliz ailesine yr kında tesiri dokunacaktır. Hatta bu ço­cuk henüz anası-nm kucağında bulunsa bile onun günün birinde askerlik çağı­na gelince Avrupada hizmet etmesi mu îradder olacaktır. Bu, askerî bir taah­hütten de fazladır. Bu, ayni zamanda derin bir içtimaî taahhüttür de. Zira bu, gençlerimizin nesiller boyunca Av-rupanm tesiri altında kalmaları de­mek olacaktır."

Daily Mail gazetesi yazısını şöyle bi­tirmektedir:

«Şimdi, müşabih bir cesaret ve azin göstermek Fransaya düşmektedir. Biz, Fransız Millî Meclisince nihaî kararın slınmasi icap edeceği zaman onun bu­nu yapacağına emin bulunmaktayız...

Diğer Londra gazeteleri ise daha fazla Bu plânın Avrupa silâh endüstrisini,. Almanya'ya bu mevzuda ileri bir du­ruma geçmek iktidarını vermeyecek şekilde karıştırmak hedefini güttüğü tabiidir.

Solcu müstakil Daily Mirror gazetesi bu mevzudaki yazısına «Doğuya doğ­ruya yürümeyeceğiz, Adenauer» başlı­ğını vermekte ve «Alman Başvekili ta­rafından yapılan beyanat, Almanya' nın yeniden silâhlanması keyfiyeti Fransız Millî Meclisine kabul ettirmek: meselesi ortaya çıktığı, zaman başlıca bir ehemmiyeti olacaktır.» dedikten sonra şunu ilâve etmektedir:

Daha iki sene evvel Fransız Millî Meclisi, Almanya'nın Atlantik Paktı­na katılması imkânını reddetmişti-Fransız Meclisinin bu redde mesnet o-lar ak ileri sürdüğü sebep, Almanya'nın, toprak iddiaları olduğu ve bu iddiala­rını kuvvete baş vurarak gerçekleştir­meğe çalışabileceği keyfiyeti idi.

Nihayet emperyalist Dailey Express gazetesi de yedi sütun üzerinden bir manşette, hükümetin yakında askerî mevcut bakımından bir buhran karşı­sında kalacağını ve M. Eden tarafından girişilen taahhütlerin İşçi Partisiyle "bazı muhafazakârların istemekte ol­dukları askerlik müddetinin indirilme­si keyfiyetinin tahakkukuna mani ola­cağını yazmaktadır.

— Londra:

Bu sabah Lancaster House'de toplanan Vekiller, Almanyanm hükümran­lığı ve askerî kuvvetin kontrolü me­selelerini ele almışlardır.

Bunlardan birincisi Dörtler Toplantı­sında görüşülmüştür. Öğrenildiğine gö­re, Bonn anlaşmaları esas alınarak, "bu meselenin halli için bir formül bu­lunması  yolunda   ilerienmektedir.

Paris Antlaşmasının ortadan kalkması sonunda bu mesele tamamen yeni bir şekilde ele alınmıştır. İki formü­lün imkân dahilinde olduğu kabul edilmekteydi: Ya hükümranlık mese­lesinde, önceden hiç bir hazırlık ya­pılmamış olduğunu farzfederek her şeye yeni baştan başlanılacak, ya da Bonn Anlaşmaları yeni şartlara uy­durularak esas kabul edilecektir. Bu ikinci peklin ele alındığı anlaşılıyor. Şu halde bundan sonra yapılacak ilk iş, bugünkü şartları Bonn Anlaşmala­rına uydurarak protokollerin hazırlanması olacaktır.

Dörtler Toplantısı oldukça uzun sür­düğünden, 9 lu konferansın bu sabah­ki çalışmaları kısa kesilmiştir. Vekil­ler Spaak Plânı üzerinde askerî kuv­vet kontrolü meselesini ele almışlardır.

Bu hususta bir anlaşmaya varılmış ol­duğu ve ikinci derecede Önemli olup askıda kalan bazı meselelerin de müte­hassıslara havale edileceği anlaşılıyor. Bugünkü Avrupa teşkilâtının rolü ve bunun Atlantik topluluğuna bağlı ola­rak Avrupadaki Müttefik Kuvvetler Başkomutanlığı içindeki du rumu görüşmenin esas konusu olmuştur. Avrupa Devletlerinin yetkisi dışında kalan bütün siyasi karar ve teşebbüsler Brüksel  teşkilâtına gidecektir. Fakat tahkikat ve pratik kon­trol tedbirleri gibi Brüksel tarafından alınan kararların icrasına dayanan meseleler  teşkilâıtının yet­kisi dahilinde olacaktır.Askerî kuvvetlerin asgarî miktarı Nato, azamisi de Brüksel teşkilâtı ta­rafından tesbit edilecektir.

— Bonn:

Bütün Batı Almanya gazeteleri ilk sahifel erinin birçok sütununu Londra müzakerelerine hasretmekte ve Konfe­ransın muvaffakiyet yolunda olduğu -nu bildirmektedirler.

Mutedil hükümet temayülü «Frank­furter Allgemeine1' gazetesi şunları yazmaktadır:

"Bu son günlerdekine nisbetle Avrupanın birleşmesi fikrî hiçbir zaman bu kadar kuvvetle belirmemiştir. İngiltere ve Amerika'mn Avrupa kıtasındaki münasebetlerini birleştirmekte olduklan ve Fransız - Alman Hükümet Başkanlarının da siyasî prensipleri bakımından uyuştukları müşahede edilmektedir.

Die elt gazetesi de İngiltere'nin tarih boyunca ilk defa olarak Avru­pa kıtasiyle sıkı bağlar kurmakla Lon­dra Konferansın; kurtardığını» yaz­maktadır.

2 Ekim 1954

 

— Londra:

Grenviç saat ayariyle 17,40 da başlayan Dokuzlar Konferansı Umumî He­yet toplantısı saat 18 te sona ermiştir.Resmî olmamakla beraber, salahiyetli kaynaklardan Öğrenildiğine göre, u -mumî bir anlaşma meydana gelmiştir.Bu gece son bir toplantı yapılacak .ve neticede bir resmî tebliğ neşredilecek­tir.Çok yorgun olar, Mendes-France, o-nuncu oturumda yerini Dışişleri Ve­kâleti Müsteşarı Roland de Moustier ve Fransanın Londra Büyükelçisi Rene Massigli'ye terketmiştir.

— Londra:

Konferansın onuncu genel oturumu başlamıştır. Fransız Başvekili Pierre "Mendes-France, çok yorgun olduğu için bu oturuma katılmamış, yerine Müsteşar Moustier'yi göndermiştir. Fransız Büyükelçisi Massigli de top­lantıya iştirak etmektedir.

— Londra:

Hollanda Dışişleri Vekili Johan Beyer tertip ettiği bir basın toplantısında, Londra Konferansında şimdiye kadar elde edilen neticeler hakkında bazı malûmat vermiştir.

Vekil. Brüksel Paktına dahil memle -ketlerden her hangi biri silâhların tahdidi hakkındaki anlaşmayı ihlâl et­tiği takdirde, müşterek müdafaa ga­rantisinden mahrum kalacağını açık­lamıştır.

Diğer .taraftan, siilâhlarm istihsalinin kontrolü hususunda Mendes-France'm teklifi üzerinde anlaşmaya varıldığını işaret etmiştir.

Bundan başka, Brüksel Anlaşmasında Almanva'dan bahis esbabı mucibesinin ve yedinci maddenin tâdil edileceğine işaret etmiş ve bu vpni muahede sek­linin ve ek protokollerin Parlâmento-larca tasdik edilmesi icap ettiğini söylemiştir.

Dışişleri Vekili, son olarak, istikbâl Norveç ve Danimarkanm da Brüks Paktına girmelerinin imkân dahilinde olduğunu beyan etmiştir.

2 Ekim 1954

 

— Londra:

Almanya'nın bazı silâhları imâl ıst'ı-mem.ek taahhüdü, dün gece bir çıkma­za giren Dokuzlar Konferansının bu sabah biraz terakki kavdetmesini sağ­lamıştır. Bununla beraber çalışmalar henüz bitmiş olmaktan pek uzaktır. Halledilmesi gereken meseleler hu-susunöa pek çok güçlük mevcuttur.

Bu sabah saat 10.30 da Mendıes-France ile Adenauer, yarım saatlik bir görü?-roe daha yapmışlardır. Bu görüşme, konferansın düne nazaran daha müşart bir hava içinde cereyan etmesini sağlamıştır. Vekiller toptan tısında Spaak da yeni bir rapor sunmuş bu­lunmaktaydı. Bilindiği gibi. dünkü toplantıda müşkülât. Mendes-France'in silâhların kontrolü hususunda sarih malûmat  istemesi    üzerine doğmuştu.

Diğer Vekiller ise. gerekli tahditlerin ancak kurulması mutasavver silâh 'ko­misyonu tarafından konulabileceğini ileri sürmekteydiler.

Gece, hazırlanmış olan Spaak projesin­de "ABC silâhlarının yâni atom, bakte­riyolojik ve kimyevî silahların bütün Avrupa'da men'i teklif olunmakaydı. Fakat Mendes-France, bu Belçika pro­jesini reddetmiştir. Çalışmaların ya­vaşlaması üzerine saat 12.45 te genel toplantı yerine mahdut bir toplantı yapılması kararlaştırılmıştır. Bu top­lantıya Vekillerle birer Müşavir katıl­mıştır. Belçika tasarısının reddi üzeri­ne elde gene Fransız teklifiyle Spaak-in ilk tasalısı kalmış olmaktadır. Spaak'm ilk tasarısında stratejik ba­kımdan açık bulunan bölgelerin tarifi ve bu bölgelerde imâli menedilecek silâhların listesi bulunmaktaydı.

Müzakereler sonunda yeni bir formül bulunmuştur. Stratejik bakımdan açık bölgeler fikri terkedilmiş ve bunun ye­rine Başvekil Adenauer'in tek taraflı bir beyanatı kabul edilmiştir. Başvekil bu beyanatında, Alman hükümetinin bazı silâhların kendi toprakları dahi -linde imâline müsaade etmiyeceğini bildirmektedir. Bu silâhların listesi Brüksel Antlaşması mütehassısları ta­rafından Londra Konferansını mü­teakip geçecek bir ay içinde tesbit e-dilecektir. Bu mesele halledilmiş ol -makla beraber. Vekillerin şimdi, silâh ve silâh imâlinin kontrolü işinde bir anlaşmaya varmaları gerekmekte­dir. Saat 14 te (Gmt) bağlayan yeni mahdut toplantıda bu mesele müzake­re olunmaktadır.

— Londra:

İngiltere Hariciye Vekâletine mensup bir sözcü, bugün bir buçuk saat süren toplantıdan sonra silâhların kontrolü meselesinin hail e dilem ediğini söyle -mistir.

Dokuz Vekil saat 14.00 de (gmt) yeni­den gizli bir celse aktedeceklerdir.

Üç büyük devlet Hariciye Vekillerinin. Batı Almanya Başvekili Dr. Adenauer ile öğleyin yapacakları toplantı, sabah­ki umumî müzakerelerin uzaması yü­zünden tehir edilmiştir.

Bir Amerikan sözcüsü, Hariciye Ve -kili Dulles'in bu akşam Vaşington'a dönemiy.eceğini  bildirmiştir.

3 Ekim 1954

 

— Londra :

Dün gece saat 23.00 (gmt) den biraz evvel şu tebliğ neşredilmiştir:

Dokuz Hariciye Vekili henüz halledil­memiş olan meseleler üzerindeki mü­zakerelerine 2 ekim sabahı saat 11 de devam etmişler ve Öğleden sonra da yeniden toplanmışlardır. Dokuz Vekil, yanlarında kendi heyetlerindan yalnız birer azanın hazır bulunduğu mahdut mahiyette üçüncü bir toplantı daha yapmışlardır. Silahlanmaların kontrolü meselesinde mevcut güçlüklerin halli için usuller bulunmuş ve çalışma ko­mitesine yeni direktifler verilmiştir.

Diğer başlıca    meselelerüzerinde anlaşmaya varılmıştır.

Fransız, Alman, İngiliz ve Birleşik Amerika Hariciye Vekilleri öğleden son­ra toplanmışlar ve Almanya'ya hükümranlığımın iadesi meselesinde ça­lışmalarını bitirmişlerdir.

Dokuz Vekil, son olarak da konferan­sın nihaî protokolünü tetkik etmek ü-zere saat 22 de toplanmışlardır.

— Londra:

M. Mendes-France, M. Anthony Eden, M. Foster Dulles, işgal statüsünün il­gasına ve Almanyaya hükümranlığının iadesine hazırlık teşkil edecek olan hükümleri tanzime memur mütehassıs­ların çalışmaları neticesini tetkik etmek üzere Federal Almanya Başvekili M. Adenauer ile birlikte 21 ekimde Paris'te toplanacaklardır.

Bu toplantıyı müteakip ertesi güne­yine Paris'te yeni bir Dokuzlar Kon -feransı akdedilecektir.

Bunu takiben bir gün sonra da Chaülot-sarayında Nato konseyinin toplantısı-yapılacaktır.

—Londra :

Mevsuk bir menbadan   öğrenildiğine-, göre, Almanya'ya hükümranlığının ıa-aesı hazırlıkiarıyle ilgili bir kaç notanın, tetkikine Londra Konferansından -sonra JÖonn'aa devam ecüıeceKtır. Bu çalışmaların neticesi Paris'te ekim­de  toplanacak   oıan  alâK.âıi  dört  ve­kile bildirilecektir.

Bununla beraber Almanya ile Mütteler arasmaa zti mayıs ıyâü tarihinde-ımzaıanan anlaşmaların bazı raactaeıeri-üana uzun mûadet sureceK bir mtıbaK; çalışmasına  lüzum   gösterecektir.   cumıe mutteiı& kıtaların güvenliği ve­ya demokratik nizamın tenıikeye gir­mesi hallerinde, mutteiiklere siki   yö­netim ilânı salâhiyetlerini veren    uc kümler meyanaadır.  Bonn hükûmeti Londra Konferansı münasebetiyle-tevdi  ettiği muhtırada  bu hUKumıeıe yeni anlaşmalarda yer verilmesini ıstt-mişti. Bu hususta iyi haber alan mah­fillerde öğrenildiğine göre, bu mevzu­da alınacak karara tesir .etmemek kaydiyle bu hükmün muvakkaten bırakıl­ması lüzumlu görülmektedir. Filhaki _-ka Federal Almanya anayasasında s... yönetim ilânına salahiyet veren hiç bir metin mevcut değildir. Bu mahfilim  mütalâasına göre Alman anayasasında yapılacak tadilâtla bu noksan bertaraf-edilinceye kadar müttefiklere verüaniş olan sıfct yönetim salâhiyeti devam etmelidir.

—Londra:

Dokuz Hariciye Vekilinin, silâhların-kontrolü meselesinde kalan güçlükleri halletmeğe muvaffak oldukları ve bu. hususta konferansa ve çalışma grupu-na yeni bir direktif verildiği resmen. teyit edilmektedir.

Muallakta kalmış olan diğer bütün me­seleler üzerinde de anlaşmaya varılmıştır.

Ötürü duyulan hoşnutsuzluk zail olma­makla beraber, umumî kanaat bugün -kü neticenin, mevcut şartlar içinde terkedilen antlaşmadan daha fena ol -madiği m erk ezin dedir.

Bilhassa İngiltere'nin Avrupa Birliği­ne iştirak hususundaki taahhütleri Ro-ma'da ehemmiyetle karşılanmıştır. Bu konuda hükümet mahfilleri, ingiltere -nin konferansı kurtardığı kanaatini iz­har etmekte ve bu suretle Londra Hü­kümetinin Avrupa Birliğini kurmak hususunda büyük bir rol oynadığını belirtmektedirler.

Bugün La Stampa gazetesinin belirtti­ği gibi, umumî intiba şudur ki, şimdi artık Avrupa'nın nabzı atmaya başla­mıştır. Batı Avrupa Savunmasının teş­kilâtlanması Roma'da bu zaviyeden mütalâa edilmekte ve bu konuda, Av­rupa Savunma Camiası Andlaşması ol­madan da, emin bir neticeye götüreek olan bir yolun tutulmasından ötü­rü memnunluk belirtilmektedir.

Bununla beraber İtalyan müşahitlerin birçoğu daha bazı işlerin başarıl­ması gerektiği lüzumuna kenidirler. Bu arada bilhassa Fransa ile Almanya ara-cmda tam bir itimat havasının esmesi lâzrmgeldiği ve bu hava olanaksızın Londrada başarılan neticelerin fazla bir kıymet ifade etmiyeceği belirtilmiş­tir.

— Londra:

Belçika Hariciye Vekili Henri Spaak, bugün Brüksel'e müteveccihen Londra hava meydanından hareketi sırasında, basma şu beyanatta bulunmuştur:

Londra Konferansında elde edilen ne­ticelerin tam ve önemli olduğuna ka -nüm. Bu arada bilhassa Belçika için önemli olan nokta, İngiltere'nin Avru­pa kıtası üzerinde silâhlı kuvvetler bu­lundurmak hususundaki taahhüdüdür.

Silâhların ve silâhlanmanın kontrolü hakkında Londra Konferansında alı -nan kararlara dair kendisine sual tev­cih olunan Spaak, şu cevabı vermiştir: «Silâhların ve silâhlanmanın kontrolü kolay olacaktır.

Bu konuda Konferansta varılan uzlaş­ma hakkaniyete uygundur.»

Lond'ra Antlaşmalarının parlâmento -larda tasdiki bahsine temas eden Ve­kil, bu konuda şahsen, hiçbir zorlukla karşılaşmiyacağı kanaatinde olduğunu söylemiş, diğer taraftan Dışişleri Ve­killerinin gelecek toplantısına temas ederek, şimdi artık birçok şey halle -dilmiş olduğuna göre, işlerin kolay yü­rüyeceğini sözlerine ilâve etmiştir.

4 Ekim 1954

 

— Washington:

Amerika Dışişleri Vekili Dulles, Va-çİngton hava alanına varışında aşağı­daki demeçte bulunmuştur:

«Lond'ra Konferansı sağlam temele da­yanan neticeler elde etmiştir.    Ortaya konan sistem, Avrupa savunma topu luğunun yerini alacaktır.

Yeni plân aşağıdaki hususları sağla -maktadır: Almanya'ya hükümranlığı iade edilecek ve Müttefik Yüksek Ko­miserleri işgal haklarının büyük bir kısmının icrasına tamamen son vere _ çeklerdir. Bundan başka, Almanya Na-toya dahil olacak ve Avrupa savun -ması için vazgeçilemiyecek derecede önemli olan bir miktar ile Batı savun­ma teşkilâtına katılacaktır. Bu, silâhla­rın kontrolü sistemi içinde cereyan e-dec ektir.

Batı Avrupa Birliği Brüksel Andlaşma-sı çerçevesi içinde gelişecektir. Bu Antlaşmaya katılmış olanlar, Avrupa savunma andlaşmasma katılmaları ge­reken memleketlerdir. Ayrıca İngiltere de, bunlara eklenmiş oluyor. Bu mem­leketlerin teşkil edeceği konsey, geniş yetkilere sahip oLaca'k ve birçok me­selelerde çoğunluğun oyu sağlandığı takdirde, doğrudan doğruya karar alı­nabilecektir. Böylece millî otoriteden. Avrupa otoritesine geçilebilecek bir yol açılmış oluyor.»

— Brüksel:

Belçika Dışişleri Vekili Henri Spaak,. basm temsilcilerine, Londra anlaşma­sının anahatlarmı izah ederek şöyle demiştir: «Londrada hazırlanan plânın.

bazı bakımlardan, C. E. D. Anldaşma-sma üstün olduğunu kabul etmeliyim. Bununla beraber, Londra Andlaşmasi-nm ehemmiyeti her ne-olursa olsun, C. E. D.'nin sayanı tercih olduğuna kaniim, çünkü bu antlaşma Avrupa -nın birliği yolunda daha sarih bir merhale mahiyetindeydi.»

Salı günü hükümet üyelerine, çarşam­ba günü de Ayan ve Meclis Dışişleri Komisyonlarına izıhat verecek olan Spaak, sözlerine şöyle devam etmiştir:

«En mühim mesele. Almanyanın Batı safında bulunmasıdır. Patı Avrupa, İn­giltere, Almanya ve tjbiatiyle Fransa-nm faal işbirliğiyle gelişebilecektir."

— Londra:

Dışişleri Vekâletinin sczı/üs-ü, bugün mutat basın toplantı:-1 ^Tasında, Batı Almanyanın hükümranlığı ve yeniden silâhlandrılması hakkın -iaki Londra Andlaşmalarmm Am-erika tarafından tasdiki İçin ne gibi teşriî tedbirler a-lmaeağı hususunda V.t hangi bir be­yanatta bulunamıyacağını bildirmiş -tir. Bununla beraber sözcü, Ayan Mec­lisinin geçen temmuz ayında kabul- et­tiği bir takrirle Başkan EisenhDwer'e Almanyanın hükümranlığının bir an evvel iade olunmasını temin etmesi hususunda bir nevi açık kart verdiği­ni hatırlatmıştır. Bundan başka sözcü, kasım ayında Accarthy meselesini tet­kik için olağanüstü bir toplantı yapa­cak olan Ayan Meclisinin, mukavele mahiyetindeki anlaşmalarda yapılacak değişiklikler hakkında bir karar ver­mek için toplantılarını uzatabileceğini söylemiştir.

Gazetecilerin idğer suallerini cevaplan ehran sözcü. Londra Andlaşmalarım tatbik için yakında üç çalışma grubu­nun müzakerelere bağlıyacağını haber vermiştir. Bu gruplar şunlardır:

—Batılı temsilciler Bonn'da toplanarak Alman ma'kamlariyîe mukavele mahiyetindeki  anlaşmaları  yani  birtetkike tâbi  tutacaklardır.

—Brüksel Andlaşması Komisyonu,muhtemel olarak  Londra'da  toplana Tak, Batı Almanya  ile İtalya'nın  bu andlaşmaya katılmaları meselesini bir neticeye bağlıyacaktır.

3 — Üçüncü çalışma grubu da silâhla­rın kontrolü meselesinin teferruatını bal  üe  vazifelendirilecektir.

Sözcünün ilâve ettiğine göre, bu üç çalışma grubunun raporları Nato Kon­seyinin 22 ekimdeki toplantısına yetiş­tirilecektir.

— Washington:

Londra Konferansının neticeleri Va-şington'da büyük bir memnuniyetle karşılanmıştır. Filhakika Amerikan hükümet merkezinde şimdi, su müşa­hede ileri sürülmektedir. Müteveffa C.E.D andlaşmasmda derpiş edilen Avrupa yerine M. Anthony Eden ta­rafından girişilmiş bulunan taahhüt -ler, yedi devletin iştirakimle genişle -mis ve İngilterenin tam iştirakiyle zıman altına alınmış bir Avrupanın inşasını mümkün kılacaktır.

Yine Vaşington'da kaydedilen bir mü­şahede de, M. Mendes-France'm Parise Fransayı başlıca noktalarda tatmin et­meyen neticelerle dönmüş olsa idi,, karşılaşmış olacağı ağır itirazlara işa­ret ed'iknekte ve Fransız Başvekilinin bu itirazları ortadan kaldırmağa mu­vaffak olmuş bulunduğu belirtilmek -tedir.

Vaşingtondaki müşahitler. Federal Al­manya Başvekili M. Adenauer tarafın­dan yapılan tâvizleri de takdir etmekten geri kalmamaktadırlar. Bu muşa -hitler, Almanya'nın isteklerini ancak barışçı vasıtalar kullanmak suretiyle gerçekleştirmeğe çalışacağı yolunda Bonn hükümeti tarafından ortaya atı­lan vaadi, Almanyanın komşuları için tatmin ed'ici bulmaktadırlar.

— Washington:

Dışişleri Vekâletine yakın çevrelerde, Londra Konferansının vardığı netice «Amerika'nın ve Batı dünyasının zafe­ri, Moskova'nın diplomatik ve askerî hezimeti» olarak telâkki edilmekte ve bunda Foster Dulles'm oynadığı role işaret  edilerek,   şöyle  denilmektedir: devletlerin almanya'ya ve Başvekil Adenauer'e olan itimatlarının bir de­lili olarak telâkki edilmektedir. Fakat bu anlaşmaların, Almanya'nın birleş -tirilmesi üzerinde ne gibi bir tesiri o-lacaktır?

Sosyal Demokrat muhalefet ve Liberal Demokratlardan bazılarının izhar et -tikleri endişe şudur- Batı Almanya'yı yeniden silâhlandırmak hususunda va­rılan prensip anlaşmasından sonra, Sovyetler Birliği, esasen hükümran o-lan Grotewohl Hükümetini, Alman topraklarında ikinci bir devlet olarak yerleşmeğe teşvik etmiyecek midir?

Başevekil Adenauer'in, şimdiki duru­mu değiştirmek üzere şiddete başvur­mamayı taahhüt etmiş olması muhak­kak ki, takdire şayandır ve Federal Almanyanm silâhlanmasından Rusya ve Doğu Almanya'nın dlıyacağı endi­şeyi bir dereceye kadar hafifletecek mahiyettedir, fakat bu taahhüt şim­diki statükoyu, yani Almanyanm iki­ye bölünmüş halini teyit mahiyetinde olarak telâkki edilebilir.

Doğu Almanya Hükümetine gelince, şimidye kadar henüz kat'î bir durum takmmamıştır. Londra Konferansı es­nasında ve hatta şimdi dahi yorum -lar nisbeten muteid'l olmuştur. Yalnız bugün, Grotewohl hükümetinin bi-sözcüsü, Londra kararlarının durumu vahimleştirdiğini söylemiş ve Ameri -kayı Avrupa memleketlerini ve bil -hassa Fransayi tazyik etmekle itha evi em İstir.

— Londra:"

İnanılır bir kaynaktan alman haberle­re göre, Sir Winston Churchill'in baş-kanlığmda toplanmış olan İngiliz Ka­binesi, Avrupa müdafaası hususunda toplanmış olan Dokuzlar Konferansı­nın neticelerini, Parlâmentonun hangi tarihte Londra anlaşmalarından haber­dar edileceği kevfiyetini müzakere et­miştir.

İngiltere Hükümetinin Avrupa kıtasın­da yeni taahhütlere girmiş olması key­fiyeti karşısında Parlâmentonun du -rumdan haberdar edilmesi icap etmektedir. Fakat, siyasî çevrelerde, yeni anlaşmaiar muvacehesinde bulunulma­dığı ileri sürülerek Parlâmentoca ye­niden tasdik lüzumu olmadığı beyan edilmektedir. Bu takdirde Hükümetin sadece durumdan Parlâmentoyu haber­dar etmesi kâfi gelecektir. Avam ve Lordlar Kamaraları 19 ekimde vazife­ye başlayacaklardır, açılış tarihinden kısa bir zaman sonra, dış politika mü­zakerelerine girişilecektir. Bu sabahki Vekiller Heyeti toplantısında, bugün Öğleden sonra İtalya ve Yugoslavya Büyükelçileri tarafından imzalanacak olan Trieste Anlaşması konusunun da konuşulduğu  tahmin  edilmektedir.

—Washington:

Amerika Ayan Meclisi Dışişleri Komis­yonu Başkanı Alexandre Wiley, Birle­şik Amerika Ayan Meclisinin vakit ge­çirmeden Londra anlaşmalarını tasdik edeceğini beyan etmiştir. Senatör, bu hususta henüz Dışişleri Vekili ile ko­nuşmadığını, fakat, anlaşmanın Avru­palı taraflarını desteklemek üzere hü­kümetin acilen tasdik arzusunda ola­cağının muhtemel bulunduğunu ilâve etmiştir.

Senato 8 kasımda toplantıya başladığı zaman,  bu   konuyu   gündeme alması

muhtemslidr.

—Bonn:

Başvekil Adenauer, bugün Federal Al­manya Meclisi Önünde okuduğu hükûmet beyannamesinde C. E. D. tasa­rısının reddinden sonra sarfedilen gayertleri sırasiyle ele almış ve Lon­dra anlaşmasına temas ettikten sonra C. E. D. sistemi gibi Brüksel Paktının da Nato ile sıkı sıkıya bağlı olması gerektiğine   işaret .etmiştir.

Almanya'nın, malî bakımdan diğer Nato üyeleri ile aynı statüye tâbi ola­cağını söyliyerek Adenauer, 30 haziran 1955 tarihine kadar Almanya'nın Na-to'ya girmesi meselesi tamamlanmıyacak olursa, yeni müzakerelere girişile­ceğini  bildirmiştir.

Başvekilin bildirdiğine göre Londra anlaşmasının Almanya'ya sağladığı faydalar arasında şu hususlar da bulunmakatdır:

1 — Atom araştırmalarına girişmek ve 'atomu barışçı gayelerle kullanmak­ta  Almanya   serbes   tolacaktır.

2 — Almanya birliklerinin ihtiyacı olan   silâhları   imâl   edebilecektir.

Bundan sonra Adenauer, 9 lar Konfe­ransı önündeki beyanatını tekrarlıya-rak, Avrupa Birliği kurulduğu andan itibaren Almanya'nın bu teşkilât em­rine silâhlı kuvvetler vermeye hazır olduğunu bildirmiştir.

Konuşmalarının sonunda Adenauer, Federal Hükümetin işbaşına geldiğin-denberi tesbit etmiş olduğu esas hedef­leri  tekrarlamıştır:

 bağımsızlığı

1 —Batı Almanya'nın ve hükümranlığı.

—Almanya'nın birleştirilmesi,

—Avrupa Birliği ve Almanya nin Avrupa topluluğuna dahiJ olması.

6 Ekim 1954

— Paris:

Başvekil Mendes-France, bugün Fran­sız Millî Meclisi Hariciye Komisyonu­na Batı Almanya'nın silahlandırılma­sı hakkında ilk raporunu verecektir.

Bugün Hariciye Komisyonunda yapı­lacak müzakere, yarınki Meclis Umu­mî toplantısına hazırlık mahiyetini ta­şımaktadür.

Başvekil Mendes-France, Londra anlaşmasmm Meclisin çoğunluğu tarafın­dan tasvib edileceği kanaatindedir.

Muhafazakâr Figaro gazetesi bugün bu hususta şunları yazmaktadır:

«Almanya'nın her ne şekilde olursa ol­sun silâhlanmasına muhalefet edecek bir avuç Sosyalistten başka Meclisin Londra anlaşmasını iyi karşılayacağı kanaatindeyiz.»

— Paris:

Fransız Meclisi Dışişleri Komisyonu -nun bugün yaptığı dört saatlik toplantıda 14 üye Başvekil Mendes-France'a Dokuzlar Konferansı ve bunun muhte­mel neticeleri hakkında ceman 65 sual sormuşlardır.

Başvekil cevaplarında şu iki mühim hususu belirtmiştir:

— Saar meselesini    halletmek içinAlman  Başvekili  Adenauer ile  20  ekimde Pariste görüşme yapacaktır.

— Meclisin toplanmasını müteakip,herhalde kasım ayının 15 inden sonra,yapılan veya yapılması mümkün olsunanlaşmaların tasdikini müteakip tasa­nlar M-sclisin tasdikine  arzedilebilecektir.

Komisyon üyelerinden birinin Londra anlaşmalarının Meclis tarafından tas­dik edilmemesi halinde ne olacağının» sorması üzerine, Mendes-France, şu cevabı vermiştir: «C. E. D. nin reddi üzerine beliren ve şimdi bir anlaşma­ya varılmasaydı tahakkuk etmiş bulu­nacak olan çifte tehlike ile tekrar kar­şılaşılacaktır: yani Almanya Anglo -Saksonlarm tek taraflı muvafakatiyle yeniden silâhlandırılacak ve Amerika yeni bir bölge stratejisi kabul edecektir.»

7 Ekim 1954

 

— Bonn:

Bu sabah (gmt) saat ayariyle 8 öle Bundestag'da Londra Konferansının neticeleri üzerinde müzakerelere baş­lanmıştır.

Evvelki gün Meclis önünde Başvekil Aednauer'in okuduğu hükümet beyan­namesine cevap veren Sosyal Demok­rat Parti Başkanı Erich Ollenhauer, Federal Hükümeti »Avrupa Birliği si­yasetinde uğradığı başarısızlığı maske­lemekle» itham etmiş ve C. E. D. ta­sarısının reddi ile doğan durumdan faydalanamadığım  söylemiştir.

OUtnhauer'e göre, bugün silâhlı bir çatışma tehlikesi çok fazla azalmıştır.

Bu durum karşısında Almanya'nın hür dünya savunmasına katılması tamamen başka  bir mahiyet  almaktadır.  Böyle

bir 'karar Almanya'nın birleştirilmesi siyasetiyle telif edilemez. Federal Al­manya, Ruslarla müzakere yoluyla Al­man birliğinin mümkün olup olmıya-cağı kesin olarak anlaşılmadan önce, savunma sahasında hiçbir yeni taah -îıü-dle girişmemelidir. Ancak serbest se­cimler sonunda birleşmiş bir Almanya meydana gelince, bu devlet kollektif bir güvenlik sistemine girmelidir.

Hıristiyan Demokrat Birliği adına söz :alan Dr. Heinrich von Brentano. Fran­sa Parlâmentosunun red kararının Almanya'yı gayesini terketmeye sevketmemiş olduğunu belirtmiştir.

Liberal Demokrat Parti Başkanı Thomas Dehler ise, Adenausr siyasetini destekliy.erek, Başvekilin hiçbir zaman Almanya'yı birleştirme ümidini kaybetmemiş olduğunu söylemiş ve Londra'da alman kararların sonuna ka­dar gerçekleştirilmesi icabsttiğine işaret etmiştir. Sovyet Hükümeti ile mü­zakere mevzuand'a ise, düşünülen, hal çaresinin Sovyetler Birliğini tehdit et­mediğini. Batıda atılan bu küçük adnm dan önce Doğu Almanya'da daha büyük bir adımın zaten atılmış olduğunu söylemiştir.

8 Ekim 1954

 

— Paris:

Londra Alnaşması müzakerelerinin ikinci günü, bu sabah Terakkisever Parti mebuslarından komünist temayüllü Gilbert de Gha-mbrun'ün konuş­ması ile caı'lmıştır. Chambrun, Başve­kil Mendes-France'm izahatının «nisbî ftir soğuklukla karşılandığına» işaretle Almanya'nın silâhlanmasına karşı, ne şekilde olursa olsun. Fransa'da artık "bir çeşit içgüdü haline gelmiş bir gü­vensizlik duygusu bulunduğunu söyle­miştir.

Daha sonra söz alan Radikal Sosyalist Maurice Burges Maunoury, Başvekili Londra'da başardığı işlerden dolayı tebrik etmiştir.

Son olarak söz alan Soustelle ise Al­man silâhlarıma-sınm getireceği yenilik­lerden duyduğu endişeleri belirtmiş ve asıl meselenin tehlikeler içinden biri­ni seçmek şeklini aldığına işaret etmistir.

Oturuma bundan sonra ara varilmiştir. Öğleden sonra 14 te (gmt) başlıya-cak olan yeni oturumda Halkçı Cum­huriyet Hareketi sözcüsü ve eski Dışiş­leri Vekili Robert Schuman konuşa­caktır.

15 Ekim 1954

 

— Londra:

Londra Dokuzlar Konferansında alınan. kararları son defa tle almak için Pa­ris'te yapılacak 9 lu toplantıda bulun­mak üzere, İngiltere Dışişleri Vekili Eden, 20 ekimde Paris'e hareket ede­cektir.

İngiliz siyasî çevrelerinde Londra kon­feransından sonra henüz ortadan kalk­mamış olan bütün endişeleri Fransa Başvekilinin gayet açık olan hareket tarzı ve Fransız Meclisinin son ollaraik güven oyu ile belirttiği kanaatinin ta­mamen bertaraf ettiğine işaretle, İn­giltere Dışişleri Vekilinin Fransa 'Baş­vekili ile tam. bir itimat havası içinde tekrar buluşacağı hatırlatılıyor.

Diğer taraftan, halledilmesi gereken, bazı gürilüklerin ortadan kalkmamış ol­duğu da kabul edilmektedir. Sarre me­selesi bunların en önemlilerinden bi­ridir. Fakat Mendes-France ile Konrad Adeanuer'in Dokuzlar Konferansı arifesinde buna da bir hal çaresi bu­lacakları sanılıyor ve bu iki taraflı. görüşmenin tam ve iyi bir sonuç ver­mesi dileği Londra'da belirtiliyor. Bu­nunla berab-sr, eğer bu mesele başka bir yola dökülecek olursa, Eden'in A-merikalı meslektaşı üe birlikte mese­lenin halli için Fransız ve Alman Baş-vekillerine bütün .kuvvetiyle yardım, edeceği de muhakkaktır. Çünkü İngil­tere dışişleri çevrelerinin görüşünce, Saar meselesi, yeni Avrupanm kurulu­şuna temel olacak anlaşmaların Fran­sız Parlâmentosu tarafından tasdikin­de ortaya çıkacak en büyük güçlükler­den birini doğurabilir.

Batı Almanya'nın silahlanmasının kontrolü meselesine gelince, İngiltere'nin bu kontrol meselesini «Saceur» teşki­lâtına tevdi etmek niyetinde olmasına rağmen, Fransayı da tatmin edecek çareler  bulunacağı  görüşü hâkimdir.

21 Ekim 1954

 

—Paris:

Dokuz Devlet Dışişleri Vekili ChaiüJot Sarayında Nato adimî temsilcilerinin haftalık toplantılarını yaptıkları bü­yük salonda toplanmışlardır. Dik dört­gen şeklindeki büyük masanın etrafın­da toplanan Vekiller ve yardımcılarına •Sir Anthony Eden başkanlık etmekte­dir.

— Paris:

Dokuz Dışişleri Vekili toplantısının sonunda yayınlanan tebliğin metni:

-(Belçika, Kanada, Birleşik Amerika, Fransa, İtalya. Lüksemburg, Hollanda, Federal Almanya ve İngiltere Dışişle­ri Vekilleri, barış ve hürriyet hizme -tinde ve daimî bir gelişme halinde bu­lunan, bir Atlantik camiası çerçeve -sinde, Avrupanm güvenliği ve birliği mevzuunda, Londradaki konferansta bağlanmış olan müzakereleri tamam _ lamak maksadiyle 21 ekim günü Pa-riste toplanmışlardır.

Federal Cumhuriyetteki işgal rejimi­ne nihayet verilmesi hususunda Birle­şik Amerika, Fransa, Federal Alman­ya ve İngiltere Dışişleri Vekilleri ara-smdla varılan anlaşma, Vekillere bildi­rilmiştir.

Bunu müteakip dokuz Dışişleri Veki­li, Londra Konferansında üzerlerinde anlaşmaya varılmış olan prensipleri tatbik mevkiine koymak için Paris ve Londradaki çalışma grupları tara­fından hazırlanan raporları tetkik et­mişlerdir. Vekiller, İtalya ile Federal Almanyanm iştirakini sağlıyacak bir şekilde Brüksel Antlaşması teşkilâtını genişleten ve takviye eden dört proto­kolün metniyle ek vesikaların metin -leri üzerinde mutabık kalmışlardır. Ve­killer, Belçika, Fransa, İtalya, Lük _ semburg,  Hollanda,  Federal  Almanya ve İngiltere temsilcilerinden müteşek­kil Londra çalışma grubunun, İtalya ile Federal Almanya'nın Brüksel Ant­laşması teşkilâtına resmen katılmala­rına kadar geçecek intikal devresi zar­fında faaliyetine devam etmesine ka­rar vermişlerdir.

Vekiller, toplantıda bulunmaya davet edilmiş olan Nato Genel Sekreteri ile Brüksel Antlaşması Teşkilâtı Genel Sekreterine, gerek Londra ve Paris Konferansları arasındaki devrede ve gerekse Paris Konferansı sırasında bu iki teşkilât dahilinde hazırlık mahiye­tindeki kıymetli çalışmalarından dolayı teşekkürlerini beyan etmişlerdir.

—Paris:

Dokuzlar toplantısını müteakip basma beyanatta bulunan Alman Başvekili Adenauer, elde edilen neticelerden çok memnun olduğunu bildirmiştir. Baş­vekil, Saar meselesi hakkında henüz "bazı güçlükler» mevcut ise de, bun­ların da pek yakında halledileceğini kuvvetle ümit eylediğini sözlerine ilâv-e .etmiştir. Adenauer bu akşam Alman koalisyonuna dahil parti baş­kanlarını kabul ederek, bu sabah baş­lamış olduğu görüşmelere devam ede­cektir. Başvekil, yarın sabah da mu­halefet lideri Ollenhauer ile görüşe -çektir.

—Paris:

Londra Konferansına iştirak etmiş o-lan dakuz devletin Dışişleri Vekilleri, Federal Almanya Cumhuriyetini ve İtalya'yı «Batı Avrupa Birliğim ne it­hal edebilmek inin anlaşmada yapılma­sı zarurî olan tadiiâtı meydana getir­mek üzere Brüksel Paktı daimî Ko­misyonunun ve Pariste toplanmış olan muhtelif faaliyet komitelerinin mey­dana getirdikleri tasarıları müzakere etmek üzere bu sabah saat 10 da (gmt) Chaillot Sarayında toplanmışlardır.

Bugünkü müzakerelere konu teşkil eden tasarılar, pakt anlaşmasının yeni duruma uygun bir hale ifrağı, yeni kurulacak olan kontrol heyetinin teş­kilât ve faaliyeti, üye devletlerin bu­lunduracakları askerî birliklerin azamî haddi gibi meselelere temas et­mektedir.

Diğer taraftan, yine bu«ün öğleden sonra saat 14 te hukızk mütehas­sısları tarafından dün akşam ve bu sa­bah karara alınmış olan ve Almanyadaki işgal ordularının durumunu ve bunların bakımını inceleyen .tasarıları müzakere etmek üzere, Almanya, Birleşik Amerika. İngiltere ve Fransa Dışişleri Vekilleri Chail'lot Sarayında toplanacaklardır.

Şunu da hatırlatmak icap eder ki, dün akşam vukubulan Dörtler Konferan -smda tek halledilmiyen dikenli mevzu bu işgal orduları meselesi idi. 6u Dört­ler toplantısının akabinde Dokuzlar toplantısında Almanya v-e İtalya'yı Brüksel Paktına ithal edecek proto­kollerin müzakeresine girişeceklerdir, denilmektedir.

Diğer taraftan. Paristeki Alman sefa­retinde Şansölye Adenauer, hükümet koalisyonunu teşkil eden partiler li -derîeriyle bir görüşme yaparak, Fran­sız - Alman münasebetleri ve Sarre meselesi hakkında Mend-es-France'la dün yapmış olduğu konuşmaları izah etmiştir.

— Paris:

Bu sabahki toplantıda Batı Avrupa. Birliği teşekküllerinin çalışma şekille­rine ait usul meseleleri halledilmiştir. Öğleden sonraki toplantıda askerî tek­nik meseleler ele alınacaktır.

Mendes-France'm Londra Konferansı ve bununla ilgili meclis müzakereleri sırasında üzerinde durmuş olduğu si­lâh imâli teşkilâtı meselesi ise bugün­kü toplantılarda bir 'karara bağlanmı-yacaktır, çünkü Fransa heyeti bu hu­susta fazla İsrar etmemiştir.

Londra'da varılan anlaşmaya göre, Ba­tı Avrupa Birliği bir çalışma grubu teşkil edecek ve bu grup Fransız hü--kûmetinin sunduğu tasarı ile kendisi­ne silâhların standardizasyonu ile il­gili olarak sunulacak her türlü vesi­kayı inceliyecekti. Fransa heyeti o zaman bu grupun iki ay içinde Avru­pa Birliği Konseyine raporunu sunma­sını teklif etmişti ve buna hiçbir iti­razda bulunulmamıştı. Bugün bu me­selede de bir karara varılarak 2 ayöjk müddet teklifinin tasrih eidlmesi muh­temeldir.Antlaşma vesikasına bağlı 1 No. lu vesikanın metni.

4 Ekim 1954.

 

— Londra:

İtalya ile Federal Almanya Cumhuriyetini Brüksel Paktına aktılmağa davet eden ve Londra'da 9 Devlet Hariciye Vekilleri arasında imzalanan anlaşmaya bağlı bulunan 1 No. lu vesikanın metni aşağıdadır:

17 Mart 1948 tairhli Brüksel Muahedesinin mumzileri olan Belçika, Fran­sa, Lüksemburg, Hollanda ve İngiltere Hükümetleri. Federal Almanya ile ve İtalya ile ortaklığın bahis mevzuu muaheedde çizilen yolda yeni ve esaslı bir terakkivi ifade edeceği kanaatiyle, hareket ederek muahedenin '9 uncu maddesini tatbiken Federal Almanya Cumhuriyetini ve İtalya'yı Brüksel Muahedesine katılmağa davet kararını vermişlerdir.

Âza beş memleket ve bu davete muhatap iki devlet Avrupa Birliğini şü--mullendirmek ve bu Birliğin tedricî tamamlanmasını teşvik etmek arzu-siyle aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır.

"Madde. 1

Federal Cumhuriyet ve İtalya, işbu protokolle tâdil ve ikmâl edilen mua­hedeye ve listede gösterilen muahedeye bağlı vesika ve anlaşmalara işti­rak ederler.

"Madde. 2

a)    Muahedenin mukaddemesinde bulunan:

«.,. Almanya tarafından yeni bir tecavüz politikasına tevessül edildiği tak­dirde, lüzumlu görülecek tedbirler almağa...» fıkrası şu şekilde tâdil edi­lecektir:

b. ... Avrupa Birliğini şümullendirmek ve bu Birliğin tedrici tamamlan -•masını teşvik etmek için lüzumlu görülecek tedbirleri almağa...»

~b) Muahedeye 4 üncü madde olarak yeni bir madde ilâve edilecektir. Bu madde, Nato Teşkilâtiyle sıkı işbirliğini derpiş etmektedir.

«e) Muahedenin sekizinci maddesi tâidl edilmiştir. Bu madde ile adimî -şekilde vazife görecek şekilde teşkilâtlandırılacak bir konseyin ihdası ka-TarlaştinîmiRtir. Her hangi mahalde vukua gelirse gelsin, sulh için bir -tehlike teşkil edebilecek her vaziyette veya iktisadî istikrarı tehlikeye so-Tksbilecsk vaziyetlerde mümzi tarafların istişarede bulunmalarını mumkün kılmak üzere taraflardan birinin talebi üzerine içtimaa çağır ılabilir ve kezalik her lüzum gördüğü zamanda toplanabilir.

Madde. 3

İşbu protokol ve birinci maddede bahsi geçen anlaşmalar tasdik edilecek. ve musaddak nüshalar Belçika Hükümetine tevdi olunacaktır. Bunlar son. tasdik nüshasının tevid edildiği tarihten itibaren yürürlüğe gireceklerdir^

Londra anlaşmasına bağlı 2 No. Iu vesika.

— Londra:

Almanya'nın müdafaaya iştirakini tazammun eden 2 No. lu vesika, bit. müdafaanın tanzimine müteallik teferruatlı tekliflerin ve Müttefik Baş­kumandanlığının emrine verilen kuvvetler tarafından alınacak tertibatın Nato Konseyinin tasvibine sunulacağını derpiş etmektedir.

Bahis mevzuu teklifler şu esaslara istinat edecektir:

— Brüksel devletleri, aralarından her biri tarafından Müttefik Başku­mandanlığı emrine verilecek kuvvetleri esbit edecektiı. Almanya'nın iş­tiraki, Avrupa Müdafaa Birliği muahedesi ile tesbit edilen nisbete muta­bık olacaktır. Taraflardan birinin askerî iştirak nisbetinde muhtemel birartışa müsaade edilebilmesi için, Brüksel devletlerinin ittifakla karar ver-meleri lâzımdır.

— Kıt'ada bulunan bütün Nato memleketleri kuvvetleri, Nato teşkilâtı­nın millî kumanda altında bırakmasını üzumlu göreceği kuvvetler hariçolmak üzere, Avrupa'daki Müttefik Başkumandanlığı emrinde bulunacak­tır. Brüksel devletleri dahilî, müdafaa kuvvetleri ve zabıta birlikleri içinlüzumlu efrat ve teçhizat miktarım kendi teşkilâtları erçevesi dahilindetesbit edeceklerdir.

— Müttefik Başkumandanlığına   tâbi olacak kuvvetler.  Nato teşkilâtı,stratejisine uygun olarak yerleştirilecektir. Bunların yerleştirilecekleri yer­ler, Başkumandanlık tarafından alâkadar memleketlerin  makamlariylemutabık kalındıktan sonra tesbit edilecektir. Bu kuvvetler askeri güçleri­ne göre, muvafık yerlere gönderilecektir. Başkumandanlık, emrine tevdiedilen kuvvetlerin durumunu, silâh ve teçhizatını, ihtiyatlarını ve konak­lama yerlerini teftişe memur olacaktır.

Eden'in izahatı.

7 Ekim 1954

 

— Blackpool:

Dışişleri Vekili Eedn'in bu sabah Muhafazakâr Parti Kongresi önündeki izahatından sonra, kongre, Londra Konferansında alman kararları tasvip etmiştir.Eden, izahatına bu yılın olaylarını sırayla gözden geçirerek başlamıştır.

Hindicini meselesini ele aldıktan sonra, ayrı yarı, İran petrolleri. Süveyş kanal üssü ve Trieste meselesine temas ederek elde edilen müsbet neti-çeleri belirten Vekil,   nihayet Alman   meselesine geçerek,   şulnarı söyle­miştir:

«Londra Konferansı kararlarını hiçbir meclisin reddedemiyeceğini sanryo--rum. Bu kararların reddinden doğacak tehlikeli sonuçları bir an gÖzönü--ne getirebilen bir kimse, böyle bir harekete girişemiyecektir. Eğer bu ka--rarlar kabul edilmeseydi, Almanya'nın ilgili bütün memleketlerin yararı--na olacak tarzda bir sisteme dahil edilmesini sağlayacak başka bir çare de mevcut değildi.

Eğer giriştiğimiz işte muvaffak olarnasaydık, Avrupa Birliği tehlikeye gîrecek. hür dünyanın savunma kudreti zayıflayacak ve müttefikimiz Ame­rika da; kendi güvenliğini sağlamak için, başka metodlar aramaya koyu­lacaktı. Bu takdirde onu ayıplamaya kimin hakkı olabilecekti?Eden İngiletre'nin Avrupa kıtasına karsı giriştiği taahhütlere temasla,İngiltere tarihinde istisnaî ehemmiyeti olan bir karar-' alındığını söylemiş ve İngiliz askerinin ilk defa olarak Avrupa'da bulunmayacağını, bun­can Önce de iki defa kanlı savaş boyunca İngiliz ordularının Avrupa'da

bulunduğunu belirtmiştir. Bu defa barışı muhafazaya iî;arar verdiği için­dir ki İngiltere üçüncü bir savaşı Önlemek maksadiyle bu taahhütlere girişmiştir. Eden'in bu sözleri şiddetle alkışlanmıştır.

Eden, bundan sonra, Londra kararlarının İngiliz Milletler Topluluğunu -tehlikeye düşürebileceğini düşünmenin yersiz olduğunu belirterek, Kana­lda Dışişleri Vekilinin bu mevzuda kendisini nasıl desteklediğini hatırlatmıştır."Molotof un son teklifine de imâda bulunan Eden, şöyle demiştir: «Bu tek­lifi kongre üyeleri bu sabahki gazetelerden öğrenmiş bulunuyorlardı.»

Ruslar, Almanya'nın birleştirilmesini ancak komünist azınlığa Alman devletini temelinden sarsmak imkânını verecek şartlar dahilinde kabul edebileceklerini bildirmiş olmakla, bu birliği reddetmişlerdir.»

Mendes-Franse'in nutku.

10 Ekim 1951:

 

— Paris:

Bugün Mecliset söz alan Fransız Başvekili Mendes-France, her zaman için bütün niyetinin Meclisi, hükümetinin mesaisine iştirak ettirmek olduğunu rsöyliyerek seze başlamıştır.

Bundan sonra, Avnrpa Müdafaa Birliğinin Fransız Meclisince reddi me-selesine temas eden Başvekil, bu konuya tekrar dönmeyeceğini, ancak, bu casdik etmeme keyfiyetinin, İngiltere'nin bu tasarıda hariç tutulması ve Avrupa müdafaa camiasında milletlerüstü kuvvetlere yüksek bir doz ve­rilmiş olmasından ileri geldiğine işaret edeceğini söylemiştir.

Mendes-France, Atlantik Paktı teşkilâtının pakta dahil memleketlerin as­kerî güçlerini artırmak tasavvurunda olduğunu ve Avrupa silahlanması­nın kontrol ve sınırlanması işinin Avrupalılara ait biı mesele olduğunu, ilâve etmiştir.

Bunu ancak, bir Avrupa teşekkülü meydana getirebilir, demiştir.

Bundan sonra Londra'da meydana gelen anlaşmaların uzun bir tahliline girişen Başvekil, efektif ve silâhlar hususunda elde edilen neticeler üze -rinde durmuştur.

Başvekil, Londra'da varılan kontrol hakkındaki kararları incelerken, Av­rupa kuvvetlerinin miktar ve silâh bakımından kontrolleri hususunda alınacak kararların âdi ekseriyete tâbi olacağını ve bu suretle tesirinin ar­tacağını işaret etmiştir.

Fransız Başvekili, anlaşmanın İngiltere'nin Avrupa kıtasında askerî kuv­vet bulundurmayı taahhüt etmesiyle bir neticeye varıldığını işaret et­miştir.

Meneds-France «yorulmadan uzlaşma zemini arayan Anthony Eden'e kar­şı bir şükran borcu olduğunu» ifade ettiği anda. Mecliste sürekli alkışlar olmuştur.

Başvekil sözlerine, John Foster Dulles da, bize çok yardım etti, demiştir. Londra Konferansı, bir anlaşmazlıkla ayrıldığımız takdirde, bizleri bekle­yen tehlikeyi müdrik olduğumuz için müsbet neticelenmiştir, diyen Baş­vekil «Bu kürsüden Almanyanm silâhlanmasına imkân yoktur sözlerinin sarfedildiği devir, arkada kalmıştır- söziyle saat 16.15 te nutkuna son. vermiştir.

Yarım milyonluk Alman ordusu

Yazan: O. S, Coşar

4/X/954 tarihli (Cumhuriyet) ten:

Dokuzlar Konferansı dün müspet şe­kilde sona erdi. Neşredilen nihaî teb­liğ, şu üç nokta üzerinde mutabakate varıldığını ilâve  etti:

— Batı Almanyada  işgal statüsü nün sona ermesi,

— Batı Almanyanm tam    hükümraniığa kavuşması,

— Batı Almanyanm yeniden silâh­lanması.

Dokuzlar beş gün süren çetin müzake­reler sonunda tarihî kararlar almışlar ve ayni zamanda tavsiyelerde de bu­lunmuşlardır. Şimdi iki hafta sonra, evvelâ Dörtler ve daha sonra Dokuzlar yeniden toplanacaklar, bundan sonra da Nato Bakanlar Konseyi içtima ede­cek ve bahis mevzuu kararlarla, tavsi­yelerin tatbik mevkiine konması için işi tamamlanmış olacaktır.

Şiddetli bir Rus «barış» kampanyasına rağmen bu neticeye varılmış olması da bilhassa manidardır. Vichinsky, Bir -leşmiş Milletler Genel Kuruluna, Batı-lılların plânlarına bir çok noktalarda benziyen bir silâhsızlanma plânı ile gelmiş, Sovyet gazeteleri, komünistle­rin, komünist olmıyan memleketlerle yanyana, barış içinde yaşamaktan bagka bir şey istemediklerine (!) d!air geniş   neşriyata   bağlamışlardı.

Böyle bir kampanyanın şu sırada baş-Üamış olması, esas hedefin Dokuzlar konferansı olduğunu sarih şekilde gös­termiştir. Bu defa bu Sovyet manevra­sına ehemmiyet verilmemiş, bunun üzerinde durulmamıştır.Eğer Batı Al­manya yenid-an islâhlanırsa, iki Almanyanın birleşmesi işi de suya dü­şer» şeklinde komünistler tarafından aylardanberi yapılmakta olan neşriyat da, Kremlin'in beklediği neticeleri vermemiş, Dokuzların kararlar almala­rına mâni olamamıştır.

Önümüzdeki günler zarfında Batı Al­manyada işgal statüsü lâğvedilecek, bu memleket tam hükümranlığa kavu­racak ve yeniden silâhlanabilecektir.. Fransa, İngilter.enin de dahil olduğu Brüksel Paktına, Almanyanm ve İtal-yanm da alınmalarını ve silâhlanma­nın bu camia isinde, kontrol altında, yapılmasını talep etmişti. Diğer devlet­ler ise3 Almanyanm Nato'ya alınmasını ve kontrolün da Nato içinde temininde ısrar ede gelmişlerdi. Bu iki görüş bağ-daştırılmıştır: Batı Almanya hem Nato hem de Brüksel Paktı içinde silâhlana­cak, her iki teşekkül içinde kontrol o-lacak!

Fransa, bütün silâhların kontrola tâbi tutulmasını istemiş ve bu ısrarı bir ara Dokuzlar Konferansım çıkmaza sokmuştu. Diğer sekiz devlet ise, kü -çük silahlar üzerinde kontrolün içinden çıkılması gayet zor bir vaziyet yarata­cağını belirterek, bilhassa ağır silâhlar ve atom mevzuunda kontrol olmasını talep etmişlerdi, Bu noktada Fransa da diğer devletlerin görüşünü benimse -mistir. Almanya yalnız atom silâhları yapmıyacaktır.

Yarın kurulması beklenen yarım mil­yonluk Alman kara ordusunun, 1350 uçaklı hava kuvvetinin barışın muha­fazasında mühim bir rol oynayacağına kaniiz.

Uzun zamandanbari, demokrasilerin tertip ettikleri bir konferansta ileriye doğru adımlar atıldığına şahit olmak­tayız. Bu, ilerisi için ümit vericidir.

Dokuzlar Konferansı ve

Türk - Alman müzakereleri

Yazan: H. Edip - Törehan

5/10/1954 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

İkinci Cihan Harbinin sonundan beri zavallı dünya, büyük hayal kırıklıkları karşısında kaldı ve artık hiç bir şeye inanmaz aldu. Nihayetsiz kongre ve konferanslar ya bir netice vermiyor, yahut da Demirperde gerisi için büyük bir propaganda vasıtası oluyordu. İki günden beri bütün d'emokrasi âlemini sevinç ve ümitte düşüren Londradaki Dokuzlar Konferansının aldığı ilk ka­rarlar her hailde bütün bu hayal kırık­lıklarını silecek, dünyaya yeni sevinç ve ümitler verebilecek mahiyettedir. Ayni zamanda da, ideoloji bahanesiyle "bütün dünyayı istilâya çalışan Rusya için büyük bir darbe teşkil etmektedir. Eğer acı tecrübeler dolayısiyle bizler «inanma»' hassamızı kaybetmemiş o;l -saydık, bugün hakikaten büvük bir kurtuluş bayramının arefesinde oldu­ğumuzu söyleyebilirdik.

tki büyük hezimete rağmen askerlik vasfı çok kuvvetli ve tekniği üstün olan Almanyanm şimdi silâhlanmak imkânını elde etmesi, hür dünyanın müdafaasına karışması, İngilterenin Avrupa müdafaası meselelerinden uzak laşmaktan .artık vaz geçmesi ve Fran-sanın uzağı gören Başvekilinin, par­lâmento reyine şart bıraksa bile, bu işlere muvafakat etmesi, öteden beri özlenen huzur ve sükûnun ve bilhas­sa Avrupa birliğinin ilk müjdesini teş­kil 'S-tmektedir.

Siyaset ve idaredeki evvelden görüş kudretinden mi, yoksa tesadüften mi olduğunu bilemediğimiz hayırlı bir hâ­dise de, Hükümet Reisimizin tam bu esnada Almanya'ya varmış olmasıdır. Son zamanlarrm en kudretli bir devlet ve hükümet adamı oldiuğunu ispat e-den Şansölye Dr. Adenauer, senelerden

beri Almanyanm  istiklâli  ve bilhassa Avrupa    Birliği irin    uğraşmaktadır.

Sonsuz kongre ve konferanslardan katı neticeler elde edemiyerek geri dönme­si, muhalefetin bir takım tenkitlerine sebep oluyordu. Hattâ son Schleswig seçimlerinin Hıristiyan Demokratlar i-çin kayıpla neticelenmesi de hep bu  mahsulü olmuştur.

Şimdi Dr. Adenauer, büyük bir zaferin en güzel eserini taşıyarak memleketi­ne -dönmüştür. Ecnebi bir devletin hü­kümet reisi olarak karşısında ilk gör­düğü, Türkiye Başvekilidir. Bu neşe­nin ve bu büyük zaferin tesiri altında bıîiunan Alman Hükümet Reisiyle bü­tün Alman halkının yeni bir iktisadî işbirliği için daha çok gayret şadede­cekleri şüphesizdir.

Bir asra yakın bir zamandan beri Ya^ kmsark âleminde büyük pazarlar te­minine uğraşan Almanya için, Türki­ye hiçbir zaman ihmal edilemiyecek bir sahadır. Türkiye istihsalinden sa -nayi ham maddeleri, gıda ve hattâ ba­zı mübrem ihtiyaçlara bile tekabül edeceği zannolunmayan bütün mahsuü-lor, Almanya için çok lüzumludur. Al­man sanavi mamulleri de Türkiyenin muhtaç olduğu şeylerin babında gelir;

iki miHetin birbirini anlaması ve sev­mesi, en ziyade Birinci Dünya Harbin­de kendini göstermiştir. Aradan uzun zaman geçmiş olmasına rağmen, bugün Türk köylerinde bil-e Almanlara karşı büyük bir sempati mevcut olduğu gi­bi, Almanyada da bir Türk hiç bir za­man yabancı sayılmamakta ve onunla anlaşmak imkânları çok kolay bir şe­kilde tecelli etmektedir.

Biz bu anlaşmanın aynı zamanda Av­rupa sulh ve sükûnuna da büyük bir hizmeti olacağına kaniiz. Türk Devlet ve Hükümet ricaliyle Türk halkı buna inandığı gibi, Almanyada da bundan şüph^ eden hiç kimse yoktur.

Bu sebepten, iki memleketin salahiyet­li şahsiyetlerinin dün başlıyan müza­kereleri için şimdiden iyimserliğe düşüyor ve yakında güzel müjdeler ala­cağımızdan şüphe etmiyoruz.

1 Ekim 1954

 

— Londra:

Dört devlet, (İngiltere, Fransa, Birle­şik Amerika, Almanya) temsilcileri bu­gün öğleden sonra saat 14.30 da topla­narak Almanyada işgal rejimine son verilmesi mevzuunda bir beyanname hazırlanması için yapılan çalışmalara devam edeceklerdir. 9 lar toplantısı bundan sonra, tahminen 15.30 da bağ­lıyacaktır.

— Londra:

Mendes-France, Anthony Eden, John Foster Dulles ve Conrad Adenauer, bu sabahki toplantılarında geçen salı gü­nü işgal rejimine son verme meselesini incelemekle görevlendirilen komisyo -nun bir raporunu ele almışlardır. Ko­misyon raportörleri, Vekillere genel prensipler üzerinde bazı sorular sor­muşlardır. Bu sorulara verilen cevaplar mütehassıslara süratle bir metin hazır­lama imkânı verecektir.

2 Ekim 1954

 

— Paris:

Dörtler (gmt) ayariyle 14.05 te Chaillot Sarayında toplanmışlardır.

—Londra:

Bundan Önce haber verildiğinin aksine olarak Dörtler bu sabah toplanmamış­lardır.

Dokuzlar Konferansının dokuzuncu genel toplantısı saat 10 da (gmt) başlamış ve saat 11.40 ta (gmt) nihayet bul­muştur.

Fransanın Londra Büyükelçisi Rene Massigli, konferanstan ayrılırken ga­zetecilere, herşeyin yola gireceğini bil­dirmiştir. Amerikanın Nato nezdindeki daimî temsilcisi John Huges de gayet «iyimser»  olduğunu söylemiştir.

Bu arada bir Belçika kaynağından Öğ­renildiğine göre, Belçika Dışişleri Ve­kili Spaak, bu sabahki toplantıda yeni bir 'tasarı daha sunmuştur.

3 Ekim 1954

 

—Londra:

Mevsuk bir .kaynaktan öğrenildiğine göre Fransız, İngiliz, Amerikan, ve Al­man Hariciye Vekilleri 20 ekimde Pariste  toplanacaklardır.

21 Ekim 1954

 

— Paris:

Bugün öğleden sonra yapılan Dörtler toplantısı hakkında aşağıdaki tebliğ neşredilmiştir:

Fransa, Federal Almanya, İngiltere ve Birleşik Amerika Dışişleri Vekilleri, Mendes-France, Dr. Conrad Adenauer, Sir Anthony Eden ve Foster Dulles, 21 ekim günü yeniden toplanmışlardır.

Dışişleri Vekilleri muallakta bulunan bazı meselelerin halli çareleri bulun­duğunu müşahede etmişlerdir, 22 ekim günü saat 10.45 te yeniden toplanacaklar ve katî şeklini alacak olanmetinleri kabul edeceklerdir.

 

5  Ekim 1954

 

— Napoli:

Nato Kuvvetleri Güney Avrupa Kesimi Kumandanlığından bildirildiğine göre, Amerikan, İngiliz, Yunan, hava. kara ve deniz Kuvvetlerinin iştirak edeceği askerî manevralar yapılacaktır. Kasım ayı başlangıcında Kuzey Yunanistanda yapılacak olan bu manevralar dört gün sürecektir.

6 Ekim 1954

 

— Paris:

Kanada Dışişleri Vekili Laster Pear -son, Londra Dokuzlar Konferansına Al-manyanın silâhlanması mevzuunda alı­nan karar hakkında Kuzey Atlantik Paktı konseyinde izahatta bulunmuş -tur. Konsey, Kuzey Atlantik Paktı Ve­killer toplantısının 22 ekimde Paris'te toplanması hakkında Londra Konfe­ransına iştirak ed'en sekiz Nato Devleti Dışişleri Vekilinin teklifini ekseriyetle -kabul etmiştir. Bugünkü konsey top­lantısından sonra neşredilen bir tebligde belirtildiğine göre, Vekiller Kon feransmıa hem Nato Dışişleri Vekilleri, hem de Müdafaa Vekilleri iştirak ede­ceklerdir. 22 ekimdeki toplantıda bü­tün meselelerin tamamlanacağı ümidi izhar edilmektedir. Mamafih görüşme­lerin ertesi gün de devam etmesi muh­temel addedilmektedir.

13 Ekim 1954

 

—Ottawa:

Müttefik deniz kuvvetleri Atlantik bölgesi Başkumandanı Amiral Wirgt, Ot-tawa hava meydanına muvasalatında yaptığı bir basın toplantısında tecavü­zü Önleyecek en mükemmel bir vasıta olan Nato'nun gittikçe artan .ehemmi­yetine işaret etmiş ve hakikatta bu teşekkülün müttefiklelerin dişli yegâne teşekkülleri olduğunu söylemiştir.Amiral, Atlantik teşkilâtında âza olan muhtelif memleketlere yapmış olduğu son ziyaretlerden edindiği intibaa göre bu memleketlerde güven hissinin art­mış olduğunu sözlerine ilâve etmiştir.Müttefik Deniz Kuvvetleri Başkuman­danı, gazete çilerin suallerine verdiği cevapta, denizaltüara karşı kullanılan u-çöüSasFm teknik tekâmülleri üzerinde durmuş ve şöyle demiştir:

«Her ne kadar denizaltı başlıca ehem­miyeti olan bir silâh, ise de, uçak da denizaltının başlıca düşmanı olmakta devam etmektedir.

22 Ekim 1954

 

— Londra:

Avrupadaki Nato Kuvvetleri Başku -mandan Muavini Mareşal Montgomery dün Londrada İngiliz askerî mensupla­rı önünde yaptığı bir konuşmada, bir sıcak harbin «yanlış hesaplar» netice­sinde çıkabileceği fikrinde bulunduğu­nu söylemiştir.

İzhar etti&i fikirlerin şahsî olduğuna işaret ed'S-n Mareşal, Nato'da «Müdafaa plânlarının atom ve hidrojen silâhları­nın kullanılması esasına istinat ettiği­ni»  ilâve etmiştir.

Nato   devletlerinin  hiç  birinin  pasif znüdafaa bakımından gereği gibi teşki­lâta mâlik bulunmadıklarına işaret ecen Mareşal Montgomsry, Müstakbel bir harpte hava kuvvetlerinin ehem -miyetine işaret etmiş ve Batılı millet­lerden bahsederken şunu ilâve et­miştir: «Havalarda harbi kaybedecek olursak, harbi kaybetmiş ve hem de çabuk kaybetmiş olacağız. Eğer hücu­ma uğrar uğramaz, doğuya karşı müt­hiş bir hidorjen bombardımanına giri­şecek olursak, Doğu artık bize hiç bir şey yapamayacaktır.»

Mareşal Montgomery, müteakiben har­bin yakın veya az çok uzak bir za­manda çıkması ihtimâllerine göre, üç iaraziye ileri sürmüştür:

1 — Harp yakın bir zamanda çıkacak olursa, iki taraf insanlar tarafından idare edilen uçaklara güveneceklerdir. Hücuma uğrar uğramaz mukabelede bulunabilirsek, havalarda teşebbüsün bizim tarafımızda olması avantajını €İde edebiliriz.

— Harp daha uzak bir zamanda çı­kacak olursa ve bu suretle Doğuya atom silâhlarından yeter derecede bir.stok yapmak ve bunları cok uzak nok­talara atılabilmesi imkânlarını inkişafettirmek için yeter bir zaman    kala­cak olursa, bu takdirde Batı, havalarda teşebbüsü  belki yalnız  bidayette kaybedebilecektir.

— Nihayet  üçüncü faraziye olarakharbin beş seneden fazla bir zaman sonra çıkması halinde Doğu, tesirli atom bombardımanlarına girişmek im­kânlarını    belki bulabilecek ve artıkinsanlarla idare edilen uçaklar kullan­masına ihtiyaç kalmıyabilecektir.Mareşal Montgomery. müstakbel bir -Seniz harbinde de hava kuvvetlerinin ehemmiyetine işaret etmiş ve Atlântikte üstünlüğü kaybettiği takdirde Batı­nın Doğuya karşı bir harbi kazanamıyacağımı da sözlerine ilâve eylemiştir.

Paris:

Nato Konseyi toplantısını müteakip ya­yınlanan tebliğ:

Konsey, Londra Konferansı ile bunu takibeden Dörtlü ve Dokuzlu toplantı­larda alman bütün kararların. Kuzey Atlantik Antlaşması teşkilâtı üyesi bü­tün memleketleri doğrudan doğruya veya bilhassa ilgilendiren umumî bir hal çaresine dahil bulunduğunu ve bu bakımdan konseye sunulduğunu kay­detmiştir.

Konsey, Avrupanın mevcut müşterek müdafaa sistemini takviyeye ve, bu cümleden olmak üzere, Avrupadaki Müttefik Yüksek Kumandanının yetki­lerini artırmaya matuf bir karar sure­ti kabul etmiştir.»

Bunu müteakip tebliğde Batı Aîmanyanın Natoya iştirakinin ancak, şu şartların tahakkuku halinde muteber olacağı belirtilmektedir:

— Nato  üyesi bütün memleketlermuvafakatlerini Birleşik Amerika hü­kümetine bildirmiş olacaklardır.

— Brüksel Antlaşmasını tâdil ve ik­mâl eden protokolün bütün tasdik ve­sikaları  Belçika     Hükümetine  teslim.edilmiş  olacaktır.

— Federal Almanya    topraklarındayabancı   kuvvetlerin  bulunmasiyle   il­gili mukavelenameyi tasdik vey.a tas­vip eden bütün protokoller Federal Al­manya hükümetine tevdi edilmiş ola­caktır.

Konsey bundan başka Vekiller merte­besindeki toplantının 15 aralık tarih­lerinde yapılmasına karar vermiştir.

Almanya'nın Nato'ya kabulü hakkındaki protokol.

23 Ekim 1954:

 

— Paris:

Federal Almanya Cumhuriyetinin Nato'ya kabulü hakkındaki protokol:

Federal Almanya Cumhuriyetinin, Nato Antlaşmasının tamamen tedafüi mahiyetteki vasfına mugayir herhangi bir hareketten kaçınmayı taahhüt ettiğini belirten beyanatını kaydeden Kuzey Atlantik Antlaşması üyeleri, aşağıdaki hususları kararlaştırmışlardır:

Madde 1. — Amerikan hükümeti, bütün üyeler adına hareket ederek,, Federal Almanya Cumhuriyetine, Nato'ya katılmaya davet eden, bir me­saj gönderecektir. Federal Almanya Hükümeti, kabul ettiğini bildiren vesikayı Amerikan hükümetine yollayacaktır.

Madde 2. — Protokol ancak şu şartların tahakkuku halinde yürürlüğe girecektir:

Bütün üyeler Amerikan hükümetine muvafakatlerini bildirecekler.

Tadil ve ikmâl edilen Brüksel antlaşmasının tasdik vesikaları Belçika hükümetine teslim edilecek.

Batı Almanya'da yabancı kuvvetlerin mevcudiyetleri akkındaki mukavelenameyi tasvip veya tasdik eden vesikalar, Alman hüküme­
tine tevdi edilmiş olacaktır.

Madde 3. — Esas olarak Fransızca ve İngilizce metinleri kabul edilecek olan bu protokol Amerikan hükümetinin arşivinde muhafaza edilecektir. Bu metni ek vesikalar takip etmektedir.

7 Ekim 1954

 

— Londra:

Londra Konferansının sonunda askıda "kalan siyasî ve idarî meseleleri incele­mek üzere, Brüksel Paktı Daimî Ko -misyonu Fransa Sefiri R.ene Massigli'-nin başkanlığında bu sabah Londra'da toplanmıştır.

Tahis konusu meseleler sadece İtalya ~ro Almanya'nın anlaşmaya ithali ile alâkalı olmayıp, Dokuzlar Konferansı ^kararlarını tatbikle mükellef olan muh­telif teşekküllerde tatbik edilecek oy .sistemi gibi usul konusu ile ilgili me­selelerdir.

Bu sabahki toplantıda Alman, İtalyan ve Am-srikan müşahitler de iştirak et -mislerdir.Daimî komisyon İtalyan ve Almanya­lı Brüksel Paktına ithal edecek proto­kolün kaleme alınması ve silâhları kon­trol kurulunun teşkilâtlandırılması ile dte meşgul olacaktır.Diğer taraftan, tamamiyle askerî   olan meselsler, hâlen Paris'te Brüksel anlaş masına dahil memleketler mütehassıs -Harı tarafından incelenmektedir.

— Londra:

Bugün yayınlanan resmî bir tebliğde bildirildiğine göre, Dokuzlar Konferan­sında varılan kararların Brüksel ant -İaşması çerçevesi dahilinde tatbiki işi­ni tetkiik için Antlaşma Daimî Komis­yonu tarafından kurulan çalışma grubu bu sabah ilk toplantısını yapmıştır. Ko­misyon aym 11 inde tekrar toplanacak­tır.

11 Ekim 1954

 

— Londra:

Almanya ile îtalyanın Brüksel Paktına alınması için gerekli protokolleri hazır­lamak üzere Dokuzlar Konferansını müteakip kurulan çalışma grubu, bu -gün akşam üzeri burada toplanmışlar­dır. Bu toplantıda ilk defa olarak Nato teşkilâtının müşahidi de bulunmuştur. Filhakika iki teşkilât müşahit teatisini kararlaştırmıştır. Bu arada bildirildiğine göre, çalışma grubu cumartesi gün­kü toplantısında genişletilecek yeni Brüksel Paktı teşkilâtının «Batı Avru­pa Birliği» adının almasını Dokuz Dış­işleri Vekilinin ayın 21 inde Pariste ya­pacakları toplantıya teklif etmeyi ka­rarlaştırmıştır.

—Londra:

Sir Wnston Churchill, Mareşal Tito'ya ve İtalyan Başvekili Scelba'ya aşağı­daki tebrik telgrafını göndermiştir:

Trieste hususunda devlet adamlarına yaraşır bir anlaşmaya vardığınızdan dolayı harareti tebrik ederim.»

—Trieste:

Amerikan, İngiliz ve Trieste ihtiram kıtaları, bugün harptenberi ilk deîa olarak müttefik işgal bölgesine ayak basan ilk İtalyan askerini tebrik et -mislerdir.

Bu, Trieste'ye bölgenin İtalyan iadre-sine devrini müzakere etmek üzere ge­len Beşinci İtalyan Ordusu Kumanda­nı General Edmondo de Ranzi idi.

General de Eanzİ, motorlu birliğinin başında İngiliz kumandanının bulun­duğu kaleye gitmiştir. İngiliz ve Ame­rikan "kıtaları Generale ihtiram duru -şunda bulunmuş ve bando İtalyan, İn­giliz ve Amerikan millî marşlarını çaL-mıştır.

7 Ekim 1954

 

—Roma:

.İtalyan Ayan Meclisi, Trieste hakkın ->daki İtalyan - Yugoslav Anlaşmasının müzakeresine dün başlamıştır. Ayan "Meclisinin bu müzakereleri hafta sonu-ma kadar bir itimat reyile neticelendir­mesi lâzım  gelmektedir.

Dün söz alan hatiplerden çoğu, muha­lefet partileri adına ve anlaşma aley­hinde konuşmuşlardır.

Nenni'nin Sosyalist Partisine mensup :Senatör Emilio Lussu, anlaşmanın A-merikan menfaatlerine uygun ve İtal­yan menfaatlerine mugayir olduğunu söylemiştir. Bu hatibin nutku Solcular­la y^ni Faşistler arasında şiddetli gü­rültülere yol   açmıştır.

İtalyan Sosyal Hareketi (Yeni Faşist­ler) ımensubu    Senatör    Lord Ferretv

yaptığı konuşmada ezcümle şöyle de­miştir:

«1948 den itibaren İtalyan hükümetle­rinin hatası 20 mart 1948 tarihli üçlü beyanatı tatbik ^ttirem'emiş olmaların­dandır.»

M. Feretti sözlerine şunu ilâve etmiş­tir:

«İtalya, bir intikam barışı değil, adilâ­ne bir barış elde edebilirdi.»

Diğer taraftan Liberaller ve Sosyal Demokratlar adına konuşan M. Um-berto Zanotti Bianco, anlaşmayı tas­vip etmiş ve şöyle demiştir:Realist olmak lâzımdır. Anlaşma red­dedilmem elidir. Nihayet Komünistler adına kcnuşan M. Velio Spano, anlaşma aleyhinde bir takrir vermiştir. Bu senatöre göre, Trieste serbest bölgesinin ihdasım terpiş eden sulh muahedesinin tatbiki bu meselenin yegâne hal tarzı olmalıydı.İtalyan Ayan Meclisi, bugün de topla­narak Trieste Anlaşması hakkındaki müzakereleri en devam edecektir.

—Belgrad:

Borba gazetesi, Trieste Anlaşmasına hasrettiği bir makalede, Yugoslavya tarafından yapılan bu fedakârlığın an­cak İtalya bu anlaşmanın hükümlerini samimi olarak tatbik ettiği nisbette, karşılık göreceğini yazmakta ve şöyle demektedir:Bu anlatma İtalya'ya 70.000 kişilik bir nüfus bırakmaktadır. Fakat eşit ol­mayan bir mücadeleye rağmen, Yugoslavya İtalya tarafından ilhak edi -len azınlığın millî haklarını savunma­yı temin ederek «B» bölgesini muha­fazaya ve genişletmeye muvaffak ol­muştur.Bununla beraber, azınlığın statüsü, on­ların millî gelişmesini temine kâfi de­ğildir. Ancak İtalya Başvekilinin ver­diği beyanat, bu azınlığın hakkına ria­yet edileceği ümidini vermektedir.

İtalya ile Yugoslavya arasındaki müs­takbel münasebetler bu haklara ria­yet derecesine bağlıdır.Borba gazetesi, İtalyan resmî beyana­tında ve basınında görülen «yeni eda» yi belirttikten sonra yazısına şöyle de­vam etmektedir:

«Trieste işinde varılan anlaşma, iki memleket arasında muallakta kalmış bulunan diğer bir çok meseleleri hal­letmek için sağlam bir temel tevkii ediyor.-»

Yugoslav Sosyalist Birliği merkez or­ganı, yazısını bitirirken, italyan resmî şaihsiyetlerinin son beyanatı dolayısiyle Yugoslavya'da «sevinç duyulabileceği­ni» kaydetmekte ve bahis mevzuu an­laşmanın tazammun ettiği mana husu­sunda İtalyan resmî şahsiyetleriyle Yu­goslav Devlet adamları arasındaki gö­rüş birliğine de ibaret eylemektedir.

12 Ekim 1954

 

— New-York:

CoEomb gününü kutlama komitesinin dün akşam verdiği bir akşam yemeğin­de beyanatta bulunan Foster Dulles, şunları söylemiştir:

«Trieste meselesinin halledilmesi, mil­letlerarası diğer meselelerin halledil­mesinde de önemli bir tesir yapacak -tır.»

Hariciye Vekili, Trieste ihtilâfının hal. 1 edilmesinde İtalya'nın yaptığı feda -karlığa ve bu sayede ciddî bir anlaş­mazlık ve .endişe mevzuunun hallinde oynadığı role işaret ederek İtalyan hal­kını tebrik etmiştir.

Foster Dulles, diğer taraftan, Hariciye Vekâleti vazifesine getirildiği zaman Trieste meselesinin karşılaştığı başlı­ca meselelerden biri olduğunu hatırla­tarak, konuşmasına şöyle devam et­miştir:

"Bu mesele o zaman halledileceğe ben­zemiyordu, çünkü hem İtalya ve hem de Yugoslav halkı cok heyecanlı ve bu kızgınlığın hakkın sesini boğacağın -dan korkuluyordu. °

Foster Dulles konuşmasına son verir­ken şunları söylemiştir:

Trieste ihtilâfının halli için bulunanhal şekli hür milletler arasındaki an­laşmazlıkları azaltmak veya zamanı­mızın halli en önemli hâdiseleri ara -smdan çıkarmak için hür milletlerin, sahip olduğu vasıtalara bir delil teşkil etmektedir.»

13 Ekim 1954

 

— Tröste:

Trieste serbest arazisinin A» ve «B» bölgeleri hudut hattının mahallinde-teshiline memur edilmiş olan İngiliz, Amerikan ve Yugoslav heyetleri dün bütün HÜn bu i=le meşgul olmuşlardır.

Resmen bildirildiğine göre, bu husus­taki çalışmalar «karşılıklı tam bir an­laşma» ininde cereyan etmektedir. Bu­nunla beraber öğrenildiğine göre San. Bartolomeo körfezinin Kuzeydoğusun­da Castellier dağının bir geçit köprü­sü hakkında taraflar arasında bir ihti­lâf çıkmıştır. Yugoslavlar köprünün kendi idarelerine geçecek olan topraklarda kalmasını istemekte, İngiliz -Amerikan heyetleri de, bu talebi red­detmektedirler. Bu meselenin muhte­lit ikomisyon tarafından yapılacak ye­ni bir toplantıda görüşülmesinin karar altına alındığı söylenmektedir.

15 Ekim 1954:

 

— Paris :

Bilindiği gibi, Birleşmiş Milletler nez-dindeki Sovyet murah'hası M. Vişinski, Güvenli'k Konseyinin halen başkanlı­ğım yapmakta bulunan M. C. Borbsrg'e gönderdiği bir mektupta, Trieste me­selesine dair Londra'da varılan son anlaşmaya herhangi bir itirazda 'bu­lunmayarak, 'keyfiyetten ittilâ kesbe-dildiğini beyanla iktifa etmiştir.

Bu Sovyet tepkisi beklenmedik bir şe­kilde tezahür ettiğinden, Batı çevrele­rinde çok büyük bir hayret yaratmrş-tır. Filhakika müşahitlere göre böyle bir tepki, şu iki sebepten dolayı bek -lenmemekte idi:

1 — İtalyan - Yugoslav ihtilâfının so­na ermesi.. Moskova  tarafından bir tehdit olarak telâkki edilen Güney Orta Avrupa müdafaa sisteminin ta­mamlanmasını kolaylaştırmak gibi ger­çek bir netice yaratabilir.

2 — Sovyet hükümeti mesele henüz müzakere safhasında iken, böyle bir anlaşmaya muhalif bulunduğunu be­yan etmişti. Şekillere oldukça bağlı o-]ian Sovyet diplomasisi, bu hususta şöyle bir iddia ileri sürmekte idi: Tri-este statüsünün muteber addedilecek Lir şekilde değiştirilebilmesi ancak İ-talyan sulh antlaşmasının bütün mum-zilerince kabul edilecek bir tadiliyle kabildir.

"Müşahitlere göre Moskova'ya bu du -rumun bastan başa değiştirilmesi ka­rarını hangi mülâhazaların verdirmiş olabileceği hakkında ancak faraziyeler yürütülebilir. Dün dikkati çeken bir «ekilde bildirilmiş olan bu değişiklik, İtalyan komünistlerinin anlatma ha -berini sükûtla karşılamış olmalarına "bakılırsa, görünüşte âni olmayıp bir müddet evvel 'alınmış bulunmalıdır. Açıkça anlaşılıyor ki, İtalyan komü -ni^tleri en az on gün evvel bu volf'a talimat almış bulunuyorlar. Mesele ne şekilde olursa olsun, Birleşmiş Mil­letler nezdindeki Sovyet murahhası, ^hükümetinin k^anndaki bu istikamet değişikliğini, İtalya ile Yugoslavva arasında normal münasebetler tesisini teşvik eder vaziyette bir diplomatik vesikanın Tt^y^e girmesini görmek arzusiyle  izah

TSIewyork'tan Paris'e gelen telgraflara göre Birleşmiş Milletler nezdindeki ba­zı murahhaslar, Sovyet rmkûmetinin bu arzusunu, mevcut gerginlikte umu­mî bir yatışmayı sağlamak üzere Mos­kova'nın uzlaştırıcı fikirlerinin bir kıstası şeklinde tefsir etmeğe mütema­yildir.

"Bu mevzudafei mütalâaların birbirine uymaması gayet tabiîdir. Bazıları bu hare'kstte bir manevra sezinlemekte, di^er bazıları ise. bir hüsnüniyet eseri sörmektedirler.

Batılı diplomatlara gelince bunlara göre 13 ekim tarihli Avusturya nota­sının Moskova'da mukabele 'Sovyetlerin Orta    Avrupa hakkındaki

fikirlerini tâyine bir kıstas teşkil ede­cektir. Bilindiği gibi Avusturya hükûmeti bu notasında Avusturya sulh muahedesinin imzasını yabancı kıtala­rın memleketi terketmesine bağlı tut­maktadır.

Mevzuubahs Auvsturya notasının Ba-tılılarca tasvip edildiği malûmdur. Batılı devletlere göre mevcut muahede projesi artık yeni müzakerelere ihtiyaç hissettirmem ektedir 've bu itibarla Avusturyanın işgalden mütevellit ve­cibelerinin hafifletilmesi yolundaki is­teğinin yegâne terviç şekil artık hik­meti vücudu kalmayan bu işgali ta­mamen   ortadan   kaldırmak  olmalıdır.

Sovyetler Birliğince böyle bir tahliye­nin yapılmasını kabul etmek, netice itibariyle halen Macaristan ve Roman­ya'da bulunan Sovyet kıtalarının da tahliyesine yol açacaktır.

Görülüyor ki, Orta Avrupa durumunda umumî bir istikrarın sağlanması içki Avusturya hakkında Sovyet fikirle -rinde vaki olacak bir değişiklik çok büyük bir şümulü haiz bir hareket o-lacaktır. Bu şümulü artıracak bir dâ -ğer nokta da şudur ki. Avusturya me-selssinin halledilmiş olması. Alman meselesinin Dörtler arasında yeniden ve ciddî bir surette ele alınması için bir mukaddeme teşkil edebilecektir.

Bu itibarla Viyana hükümetinin Sov­yetler Birliğine gönderdiği mevzuu -bahs nota. şimdiki şartlar altında çok büyük bir ehemmiyeti haiz bulunmak­tadır.

17 Ekim 1954

 

— Roma:

Mareşal Tito, Amsa Ajansının Belgrat muhabirine şu beyanatta bulunmuş -tur:

"Trieste meselesinin tesviyesi zannım-ca İtalya ile Yugoslavya arasında iş-1 birliği için bütün imkânlara yol açmış­tır. Bu tesviye haddi zatında bir gaye değildir, fakat çok ehemmiyetli bir beynelmilel   ehemmiyeti  haizdir.»

Mareşal Tito, İtalyan - Yugoslav işbir­liği için ortava çıkan imkânlara işaret

ettikten sonra, sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Yugoslav milleti İtalya ile bu işbirli­ğini memnuniy.etle karşılamaktadır. Bu işbirliği bir tecavüz ihtimalinde mü -dafaa çerçevesi dahilinde takviye edi­lecektir. Diğer .taraftan şunu dia söy­lemeliyim ki Yugoslavya'nın Batı dün­yasına 'karşı dış siyaset çerçevesi da­hilindeki taahhütleri Doğu memleket­leriyle olan münasebetlerimizin inki­şafına mani delildir ve bu memleket­ler tarafından bize kaklarda eşitlik e-sası üzerinden yapılan işbirliği teklif­lerini reddetmemizi istilzam etmemek­tedir.

Mareşal Tito sözlerine şunları ilâve et­miştir:

«Emmim ki, Yugoslavya, müstakil ha­ricî siyaseti sayesinde bir yatıştırma unsuru teşkil etmekte ve dünyada barışın tahkimine hizmet eylemekte­dir. Dış memleketler basınında, Tito -nun Moskova'ya dönmek üzere oldu -ğunu söylemekle hata etmektedir. Biz hiç bir zaman seri dönmemişizdir. 1948 d.e tek başına ve abluka edilmiş bir halde idik. O zaman Batı devletle­riyle daha si'kı bir işbirliğine doğru bir yol bulduk. Bu demek değildir ki diğer taraflarla konuşmayı :kabul et -miyeceğiz.»

Avrupa Birliği meselesine temas eden Mareşal Tito, Brüksel Paktının geniş­letilmiş olması keyfiyetinin ileri doğru atılmış bir adım teşkil etmekle bera­ber tam bir muvaffakiyet olarak te -lâkiki edilmemesi lâzım geldiğini söy­lemiş ve şunları ilâve etmiştir:

"Avrupa Birliği hakkındaki temenni­lerimize tekabül etmedikle bir bu pak­ta iltihak edemeyiz. Tabiidir ki bu, bi­zim bu teşekkülle işbirliğini şimdiden reddettiğimiz mânasında değildir, fa­kat bu cihet ilerideki inkişaflara bağ­lı bulunmaktadır. Brüksel Paktının Fransız _ Alman zıddiyetini tasfiye hususunda ne yapabileceğine dair şim­diye kadar el ile tutulabilecek bir mi­sâle şahit olmadık. Fransa ve Alman­ya, Avrupanm iki kilit memleketleri -dir. Bu iki memleket anlaşamadıkça Avrupada yapıcı hiç bir işbirliği mev­cut olamaz.

Mareşal Tito, beyanatını şöyle bitirmistir:

Biz, kendi payımıza; hatta bu sahada bile hizmetimiz dokunsun diye, elimiz­den geleni yapacağız. Avrupanm gü­nün birinde birleşik olmasını arzu e-dÜyoruz. Bununla, muhtelif dahilî re­jimlerin tek bir prensip esas alınarak, kurulmaları lâzım geldiğini söylemek. istiyorum. Daha ziyade şu fikirde bu­lunuyorum ki, Avrupa, içinde son dün­ya harbine benzer facialara sebep ol-,-ıuş unsurları barındırmayacak olan bir Devletler -Birliği haline gelebilir.»

—Trieste:

Trieste serbest arazisinin «A» ve «B» bölgeleri arasında muvakkat hudut hattını tesbit etmece memur edilen ingiliz - Amerikan - Yugoslav Komis­yonu dün ■ çalışmalarını bitirmiştir.

Bununla beraber Komisyon, teşkil e— dilmek üzere bulunan İtalyan - Yugos­lav Komisyonunun çalışma esaslarını hazırlamak için 26 ekim tarihine ka -dar faaliyetine devam edecektir. Yeni Teşkil edilecek olan bu İtalyan - Yu­goslav Komisyonu iki bölge arasında­ki kat'î hudut 'hattını tesbite memur olacaktır.

20 Ekim 1954

 

—Trieste:

Müttefik askerî hükümetin sivil per­soneli, müttefik kuvvetlerin şehirden ayrılmaları üzerine vaziyetlerinde ge­lecek değişikliğe dikkati çekerek ve menfaatlerinin korunmasını istemek, ma'ksadiyle bugün Vilâyet Konağı ö-nünd.e bir saat süren bir nümayiş yap­mıştır. Bin 'kadar eski memurun ka­tıldığı bu nümayiş, hâdisesiz bir şekil­de neticelenmiştir.

26 Ekim 1954

 

— Trieste:

Trieste serbest topraklarının «A» böl­gesine  ilk  giren     İtalyan     birlikleriMonfalcon ve Frioualya civar bölge -terden kamyonlarla gelerek Duino hu­dut karakolu istikametinde hududu geçmişlerdir. Duino hudut karakolu Trieste'ye  22  kilometre mesafededir.

— Trieste:

Trieste 10 saat müddetİe idaresiz kal­mıştır. Filhakika mahallî saatle g.ec« yarısından bu sabah saat 10 a kadar Trieste'de ne polis, ne de kıtalar var­dır, zira İngiliz - Amerikan polis ve askerleri gitmiş, İtalyan askerî ve sivil makamları ise henüz gelmemiş bulun­makta idi.Trieste  radyosu  akkanı  üzeri  halka hitapla, nizama riayet ve sükûnu mu -hafaza etmesini istemiş ve demiştir ki: İtalyan makamları, şehrin idaresiz ka­lacağı birkaç saat ininde kargaşalık çıkmasına mâni olmak üzere ahalinin disiplin ruhuna güvenmektedir.

Şehrin sokaklarında İtalyan kıtalarını bekliy.en Tri-ssteli'lerin sayısının dün gece 100.000 den fazla olduğu tahmin edilmektedir.

— Trieste:

İtalyan kıtaları «A» bölgesiyle «B» bölgesini ayıran muvakkat hudut hat­tı boyunca hudut karakollarını bu sabah saat 5.12 de işgal etmişlerdir. Hiçbir  hâdise  kaydedilmemiştir.

4 Ekim 1954

 

— Paris:

Parlâmento 7 ekimde toplantıya ça­ğırılmıştır. Her ne kadar Parlâmento -rmn prensip itibariyle anca'k 3 kasım­da açılması gerekiyorsa da. geçen ağus­tos ayında C. E. D. müzakerelerinin er­tesi günü, Başvekil Mendes-France, Avrupa meselesine y.eni bir hal çaresi bulmak inin milletlerarası müzakereler yapılacağını düşünerek, Parlâmentoyu, malûmat vermek üzere toplantıya çağı­racağını ve muvafakatini isteyeceğini vâdetmişti.

Demek oluyor ki, bu toplantı, her şey­den evvel, vaadin yerine getirilmesi maksadiyle yapılacaktır.

Dokuzlar Konferansı muvaffakiyete er­meden evvel, bazı müşahitler hüküme­tin, Parlâmentonun açılışında birçok muhalefetle karşılaşacağını sanmakta idiler. Fa'kat şimdi Londra'da varılan neticelerden ve .bilhassa İngiltere'nin giriştiği taahhütlerden sonra, hüküme­tin Parlâmento önündeki durumu dah3 müsait bir şekil almıştır. C. E. D. nin akamete uğramasına ve Parlâmentoda, bilhassa radikallerle mutedillerin en _ dişeye dü_şmesine sebep olan âmillerden biri, İngiltere'nin bu camiaya gir­memesi idi. Hattâ Edouard Herriot bir ara şöyle demişti: «Dostlarımız bize iyi seyahat dileyorlar, fakat bizimle beraber trene binmiyorlar.» ve bu söz­ler derin akisler yaratmıştı.

Bugün, Parlâmentonun "bu grubu, fik­rinden dönmüştür ve bunda da haklıdır.

Buna mukabil, komünist grup, bu se -fer hükümetin hareketini tasvip edecek olan gündeme katılacağa benzememek­tedir. Fakat komünistlerin dışında bir çok mebusun hükümet lehinde oy ve­recekleri muhakkaktır.

Şimdilik Paris'te çok az mebus vardır, fakat Vilâyet Meclisleri toplantıları münasebetiyle taşrada verilen nutuk -lardan Parlâmentonun" tepkilerinin ne olacağı öğrenilmiştir.

Bu arada, Antoine Pinay'in, Loire'da Vilâyet Meclisini açarken verdiği nu­tuk kaydedilmektedir.

31 ağustosta C. E. D. akamete uğradığı zaman, Pinay, acı tenkitlerde bulun _ muştu. Halbuki son nutuklarından bi­rinde Pinay'in, Londra Konferansında belirmeğe başlayan neticelerden sonra endişeleri yatışmış ve dış siyasete iç si­yaset mülâhazaları katılmamasını tav­siye etmiştir.

Görülüyor ki Mendes-France hüküme­ti, geniş bir tasviple karşılanmayı u -mabilir.Parlâmentonun bu toplantısında, millî müdafaadan dışarı sızan malûmat me­selesinden dolayı hararetli müzakereler cereyan etmesi de beklenebilir. Fakat tahkikatın cereyan tarzı, .evvelce tah­min edildiği gibi birçok feveranları bas­tıracak mahiyettedir.

6 Ekim 1954

 

— Paris:

Fransız Savunma Konseyine ait sırların açığa vurulması üzerine Paris Askerî Mahkemesi tarafından girişilen tahkikata bugün de devam edilmiş ve iki yüzleştirme yapılmıştır.

Bunlardan birincisi gazeteci Baranes ile, komünist temayüllü mebuslardan ve «Liberation^ gazetesinin müdürü ve Astierde la Vigerie arasında olmuştu. Bilindiği gibi Baranes, savunma kon­seyine mensup olan v.e sırları açı&la -yan iki yüksek memurla bu sırların tevdi edildiği Komünist Partisi ara _ sında aracılımı kerıdisinin yaptığım itiraf etmişti.

Söylendiğine göre bu yüzleştirme ga­yet münakaşalı olmuş ve Baranes, Sa­vunma Konseyi memurlarından Lab-russe ile kendisini tanıştıran d'Astier olduğunu ve bu şahsın Konseyin çalış­malarının teferruatını uzun bir müd -dettenberi bildirdiğini iddia etmiştir. Baranes bundan ba;ka d'Astier'nin el­de ettiği malûmatı komünist partisine tevdi ettiğine inandıncak birçok se -bspler bulunduğunu söylemiştir. Bu -na karşılık komünist partisi de, d'As-tier'ye «Liberation» gazetesinin açığı­nı kapatmak için ayda 6 milyon frank vermekteymiş. d'Astier ise bütün bu iddiaları «masal» diye vasıflandırmış -tır.

Öğleden sonra Baranes, Komünist Par­tisi Genel Sekreteri Jaaue Duclos ile yüzleştirilmiştir. Öğrenildiğine göre Duclos, şu iki hususu belirtmiştir:

Baranes'i ancak Parlâmento müza­kerelerini takibeden bir gazeteci olarak tanıdığını.

Baranes'in hic bir zaman komünistpartisine, Savunma Konseyinin çalış­maları hakkında malûmat vermek tek­lifinde bulunmadığını.

Bu yüzleştirmeyi müteakip Duclos, tahkikatı idare eden Sorgu Hâkimine gönderdiği üç sahifelik uzun bir mek­tubu açıklamıştır. Komünist Partisi Genel Sekreteri, bu mektubunda «bir tahrikçi tarafından itham edildiğini» Ye Baranes'in «komünist aleyhtarı iftirarîar ileri sürmeye çalıştığını» belirt­mektedir. Duclos bundan 'başka tahkifcatın seyrine de hayret ettiğini belir -mekte ve polisin nsden Amerikan gizli servislerinin ;f a al iy etlerini araştırma­ğa girişmediğini sormaktadır. Duclos, bu işin Amerikalılar hesabına çalışan kimseler tarafından kendi aleyhine tertiplendiğini ileri sürmektedir,

Sorgu Yargıcı, bunlardan başka komü­nist mebuslardan Waldeokrochet'y din­lemiştir. Bu mebus da sorguyu mütea-'kip açıkladığı mektubunda bu mesele­nin komünist aleyhtarı bir gaye güttü­ğünü belirtmektedir.Ayrıca .eski vekillerden Pierre de Che-vigne, Marc Jacauet ve Maurice Schu-mann'm ifadeleri alınmıştır. Yarın da­ha 'mühim bir yüzleştirme yapılacak ve, sırları açığa vuran memurlardan Rene Turpin ile şefi olan Savunma Konseyi­nin eski genel sekreteri Jean Mons karşılaştırılacaktır. Bilindiği gibi Jean Mons, ihtiyatsızca hareketlerde .bulun­ması sebebiyle bu vazifesinden uzak -laştırılmıştı.

7 Ekim 1954

 

— Paris:

Başvekil Mendes-France'm izahatını müteakip eski başvekillerden Paul Rey-naud, söz alarak şöyle demiştir:

«Eğer Alman Genelkurmayının yeni­den canlanmasına müsaade edecek o-lursak, Avrupa müesseselerine giden yolu kapamış oluruz. Eski Alman or­dusunun yeniden kurullmasmı temin edecek şekilde oy kullanmayı redde-riz.»    -

Rsynaud sözlerine şöyle devam etmiş­tir: «Başvekil Adenauer, belki 10 sene, yahut 15 sene sonra yani bir mille­tin tarih bakımından yarın— eski hi­kâyenin tekrar başlıyacağmı her hal­de -düşünmketedir. Başvekil Adenauer h'S-r halde kendi kendine bazı sualler soruyordu. Eğer Sovyet Rusya Alman­ya'ya «düşmanlarımın safında kalma­ma şartiyle, birleşmene muvafakat edeceğim, Pomeranya topraklarını, Süezya kömürlerini iade edeceğim » derse, ne olacak? O zaman Alman Ge­nelkurmayı öbür tarafa geçmeyi red­dedecek midir? Buna emin misiniz? Ben değilim.Bu sözler üzerine bazı mebuslar Rey-naud'dan C. E. D. nin ne gibi garanti­ler taşıdığını sormuşlardır. Reynaud, bunun üzerine şöyle demiştir:

Şimdi artık C. E. D yi mezarında din­lenmeye bırakalım. Karşımıza Alman Genelkurmayının çıkacağı muhakkaktır. Almanya kendi silâhlarını bizzat imâl edecek ve eksi;k olanları İngiltereden isteyecektir, İngiltere ise, Fran­sa üzerinde bir kontrol hakkına sahip bulunacak, fakat Fransa onun üzerine kontrol hakkına sahip olamıyacaktır.

Londrada tahayyül olunan mekanizma­nın tehlikelerine ve kifayetsiz garanti­lerine karşı ihtiyatlı olalım. Çoğunlu-ğun kararlarına aykırı olarak hareket edecek bir memleket için, hiç bir mü­eyyide kabul- edilmemiştir. Bu, yıkıl -ması gecikmeyecek bir sistemdir.»

Reynaud'un konuşmasını müteakip toplantıya ara verilmiştir. Celse tekrar açıldığı zaman sö'z alan eski de Gaulle'-cü mebuslardan Vendroux, Saar me­selesi halledilmedikçe Almanya ile hiç bir anlaşma aktedilmemesi lüzumunu belirtmiştir.

Bağımsız Cumhuriyetçi mebuslardan General Aumera da, Başvekil Adena-uer'i «silâhlanma manyakı» diye vasıf­landırarak şöyle demiştir:

"Almanyanm yeniden silâhlanmasını kabul etmek, Fransız topraklarını tek­rar tehlikeye maruz bırakmaktır. Lon­dra Anlaşmaları, Almanyanm Doğuda­ki eski toprakları üzerindeki haklarına karşı herhangi bir teminatı havi değil­dir.

Son olarak söz alan komünist mebus­lardan Laurent Casava, Londra Anlaş­masını takbih etmiş, buna karşılık Al­manyanm birleştirilmesi hakkında Mo-lotof'un ileri sürdüğü teklifleri methet­miş ve «her zaman Sovyet tekliflerini reddetmekten ibaret" bir politikaya muhalif olduğunu belirtmiştir.

Bunu müteakip Meclis, cuma sabahı saat 9,30 da tekrar toplanmak üzere dağılmıştır.

8 Ekim 1954

 

— Paris:

İstatistik ve İktisadî Tetkikler Millî Enstitüsü tarafından geçen mayısta ya­pılan sayımların tor>lu neticelerine göre Fransanm nüfusu 1954 de 1946 ya na -zaran yüzde 5.61 fazlalaşmış ve 40 mil­yon 502.000 den 42.774.000 e çıkmıştır.

Hakikatte Fransa haricinde muvakika -ten yaşayan Fransızlar da hesaba ka­tıldığı takdirde. Fransanm anavatan nüfusu 43 milyon olarak talimin edile­bilir.

Vilâyet ve şehirler itibariyle yapılan sayımlar, köylerden şehirlere nüfus akınının devam ettiğini göstermekte -dir. Filhakika 1946 dan 1950 ye kadar nüfusu 50 binden fazla bulunan 63 şe­hirden yalnız dördünün nüfusunda bir azalma kaydedilmiştir. Bir milyon­dan fazla nüfusu olan vilâyetlerin sa­yısı altıdır. Bunların arasında Sein vi­lâyeti Parisle birlikte 5.154.834 kişi ile başta gelmektedir.

—Paris:   

Londra Konferansı müzakerelerine öğ­leden sonra da devam edilmiş ve saat 14.00 (gmt) oturum açıldıktan sonra, eski Dışişleri Vekili Robert Schuman söz almıştır, önce Almanyanm muhte­mel birleştirilmesi üzerinde durarak bunun neticelerini tahmine çalışmıştır:

Bu faraziye karşısında Londra Anlaş­malarının -durumu ne olacaktır?» ve Yeni Alman hükümetinin anlaşmaları otomatik olarak feshetme yetkisinin şümulü nedir?» gibi osruları ortaya a-tan Schuman şöyle devam etmiştir:

«Gelecekteki Alman hükümetine Lon­dra Anlaşmalarını tanımamasını sağlı-yacak hiçbir imkân bırakılmamalıdır. Eğer bunu yapmazsak inşaatımızı kum üstüne kuruyoruz demektir. Almanya birleştiği takdirde Londra Anlaşmaları­nı tanımalıdır ve bunların getirdiği te-menat devam etmelidir.»

Robert Schuman, bundan sonra İngilterenin taahhütlerine temas ederek, bunların önemini belirtmiş ve İngilterenin gelecekteki rolü ve kuvvetlerin birleştirilmesi halinde hareket tarzının ne olacağı soruların; ortaya atmıştır.

Bir Avrupa topluluğunun basit bir it­tifaktan çok daha değerli olduğunu u-zun uzun izah ettikten sonra, Schuman şöyle devam etmiştir:

«Silâhların kontrolü Londra Anlaşma­larında esas yeri işgal etmektedir. Fa­kat ;buna rağmen yine yalnız bu me­seleye karşı bir güvensizlik duyulu -yor. Bu 'kontrol tesirli olsa bile, yapı­cı değildir. Halbuki bir topluluk siste­minde bu kontrol, topluluk üyeleri, arasında bir işbirliğine yol anar.»

Sözlerinin sonunda Fransız - Alman uyuşmasına da temas eden Schuman:

«Fransanm kendisi tarafından ilham edilen birlenmiş, kuvvetli ve bağımsız bir Avrupa fikrinin gerçekleştiğini görmek yolunda elinde tuttuğu tek şansı da kaçırmaması dileğiyle ve al­kışlar arasında kürsüden inmiştir.

— Paris:

Meclis tekrar toplandığı zaman derhal söz alan Başvekil ve Dışişleri Vekili Mendes-France, beyanatına, müzakere­lerin Fransız umumî efkârı.için olduğu kadar, milletlerarası bakımdan da fay­dalı olacağını belirtmiştir. Başvekil, sözlerine devamla Paul Reynaud'un na­sıl olup da İngilterenin, Avrupamn gü­venliğine rakamla ölçülebilecek bir yardımda bulunmak 'kararında değişik "bir unsur bulunmadığını üeri sürdüğü­ne hayret ettiğini söylemiş ve şunları İlâve .etmiştir: «Şimdiye kadar İngilte­re taahhütlerini müddet ve hacim ba­kımından istediği gibi tesbit 'etmek hakkına sahipti. Bugün ise İngiltere­nin taahhüdü yarım asır için muteber­dir ki, bu da, bir terakkidir.

Almanyamn hükümranlığının tekrar iadesi meselesi: Almanyamn yeniden birleştirilmesi yolundaki bu temayül, Avrupada bir kararsızlık unsuru ol -muştur. Fakat Almanyamn bağımsız­lığını kazanması hepimizin menfaati icabıdır. Bu sebepten Londrada aldığı­mız kararlar bence makuldür. Alman­yamn birleşmesinin ne şekilde tahak -kuk edeceğini şimdiden    tahmin edemeyiz. Bu, tasavvur edilen muhtelif birleşme şekilleri, dikkat nazara alına­rak, müttefiklerle Almanya arasında müzakere mevzuu olması gereken bir meseledir.

Almanyamn yeniden silahlandırılma­sı: «Başka memleketler derhal silâhlan­dırma işine girişmişken, biz Batı Almanyanın yeniden silahlandırılmasını Önlersek, vaziyet ne olacaktır? Londra­da hazırlanan tasarı, Almanyamn hu­dutsuz bir şekilde silahlandırılmasını katiyen derpiş etmemektedir.

Alman tedbirlerin, Almanyamn yeni -den silahlandırılmasını, hiç olmazsa C. E. D. çerçevesi dahilinde derpiş olunan haddi aşmıyacak bir seviyede tutaca­ğını beyan ederim. Alman ordusunun benzin ihtiyacı için müttefiki er ar a sı bir makama bağlı olacağını düşündükçe, sahip olduğu söylenilen o «büyük ba­ğımsızlığın : nerede bulunacağını sora­rım.»

Başvekil beyanatı müteakip mebuslar­dan Aubry tarafından sunulan günde­min kabulünü istemiştir. Bu gündem Londrada alman kararlarla ilgili ola­rak müzakerelere devam için hüküme­te itimat bevan edilmesi hakkındadır.

Muhtelif parti gruplarının müzakere­lerde bulunmaları için toplantıya saat 22.40 da ara verilmiştir.

9 Ekİm 1954

 

— Paris:

Fransız Millî Meclisi dün gece saat 22.40 da ara verdiği müzakerelerine devam etmek üzere gece yarısını 30 dakika geçe yeniden toplanmıştır.

Celsenin açılışını müteakip M. Mendes-France, cereyan eden müzakerelerin ışığı altında Anayasa hükümleri daire­sinde itimat meselesini ileri sürmek hususundaki tasavvurunu bildirmiştir.

Fransa Başvekili bu tasavvurunu bil­dirirken şöyle demiştir:

«İtimat meselesini ortaya koymamağı tercih ederdim. Fakat durumu en mü­kemmel şartlar dairesinde avdmlatmanın lüzumlu bir hal aldığını görüyo -rum.

Bu vaziyete göre Millî Meclis, salı gü­nü saat 15 de itimat meselesi hakkm-daıki reyini bildirecektir. Bu hususta Radikal Sosyalist mebuslardan M. Paul Aubry tarafından tevdi edilen ve üze­rinde küçük bir tadilât yapılmış olan takrir reye konulacaktır.

Aubry'nin takririnde Atlantik Paktı­na sadakat teyid ve Avrupanm yeni­den inşası yolunadki faaliyete dtevam arzusu ifade olunduktan sonra < Lon-drada başlanılan müzakerelere devam edilmesi için hükümete itimat beyan edilmektedir.

M. Mendes France, itimat meselesini M. Aubry'nin takririni esas alarak ve A-nayasa hükümleri gereğince ileri sür­düğünü beyan ettikten sonra Millî Meclis Başkanının istişare ve teklifi üzerine bu hususun 12 ekim salı günü reye konulması kararını vermiştir.

— Paris:

Fransız Millî Meclisinin Londra anlaş­maları hakkındaki müzakereleri sal: gününe bırakılmıştır.

Filhakika Fransız Başvekili M. Men -des-France, itimat meselesini ileri sür­müş olduğundan ve Anayasada derpiş edilen müddete ilâveten araya pazar tatili girmiş bulunduğundan itimat me­selesi hakkında reye müracaatın salı gününe bırakılması lâzım gelmiştir.

M. Mendes France bidayette itimât meselesini Anayasada derpiş edilen hükümler dairesinde ortaya atmak iik rinde değildi. Fakat meclisteki birçok gruplar ve ezcümle Cumhuriyetçi Halk Hareketiyle Sosyalistler kayıtsız ve şartsız bir itimadı tazammun eden Aubry takririne katılmak istemedikle­rinden ve bu gruplar Londra anlaşma­larım ancak birçok tavsiyeleri ileri süren ve şartlar ortaya atan diğer tak­rirler dairesinde tasvip etmek arzusu­nu izhar ettiklerinden Başvekil itimat meselesini ileri sürmeyi tercih etmiş­tir.

«Bizimle bütün gayretlerimize rağmen dost olmamakta devam eden milletle­re gelince, bunlar, hür dünyanın azim ve kararı ve gittikçe artan kuvveti hakkında hayallere kapılmamaktadırlar.»

— Paris:

Meclis müzakerelerinden sonra salon­dan çıkan Başvekil Men des-France, koridorda Cumhuriyetçi Halk Hareke­ti mebuslarından biriyle görüşürken, kendi gündemlerinden başka herhangi bir oya iştirakten kaçınacak gibi görü­nen Sosyalistleri imâ ederek şöyle de­miştir:

«Bu müzakerelerden çıkarılacak ders, Sosyalistlerin hükümete girmeleridir. Hükümeti daima desteklemiş olan bu parti, kabinede temsil edildiği takdir­de, bü gibi hâdiseler vukubulmaz. Sos­yalist Partinin bu suretle bazı vakalar hakkın da malûmatı olur ve durumu­nu daha iyi tespit edebilir.

Mendes-France, müzakerelerden sonra, lebilir addettiği yegâne metin olan Aubry'nin metni üzerinde itimat oyu­na müracaata karar vermiştir. Bilin­diği gibi Başvekil bu usule istemiyerek razı olmuştur. Fakat Londra anlaşma­larından doğan siyasetin heyete umu-miyesi üzerinde kat'î bir cevap almak mecburiyetinde idi. Meclise sunulan dört takrirde mevcut talepleri uzun bir metne sığdırmak; Başvekilin kana-atince, mebuslara verilecek müzakere serbestisini tahdit etmek demek olur­du.

Mendss-France, müzakerelerden sonra, başlıca meselenin, mebusların tavsiye­lerini nazarı itibare almış olan hükü­mete Meclisin itimat oyunu verip ver-miyeceğidir.

— Paris:

Millî Müdafaaya ait sırların Konsey­den dışarı sızdırılması meselesini tah­kikle görevli askerî hâkim Resseguier, yanında Askerî Mahkeme Başkanı Al­bay Camadeau olduğu halde, bu sa­bah Mareşal Juin ile General Koenig ve General Ganeval'i ziyaret etmiş ve kendilerinden izahat almıştır.

Bu izahat., bilhassa. Millî Müdafaa Kon şeyinin çîl::ması ve malûmatın sızma­sı ihtimali üzsrinis oimurtur.

— Paris:

Millî Savunma Konseyine ait sırların çalınması meselesiyle ilgili olarak ifa­de vermeğe davet -edilen eski Başvekil ve Dışişleri Vekillerinden Georges Bi-daul'nun sorgusu 20 dakika sürmüştür. Bazı haberlere göre, bu sorgu sonunda tahkikatın seyri bakımından yeni un­surlar .el&& edilmiştir.

Gene bu İşle ilgili olarak gerek şimdiki ve gerekse Laniel hükümeti üyelerin­den bir kısmının bugün ifadeleri alı­nacaktır.

Askerî  Sorgu  Hâkimi Binbaşı

"Resseguier tarafından devletin di? em­niyetini tehlikeye .sokmakla itham edi­lerek tevkif edilmiştir.

"Bugün bayan Ro^er Labrusse'un da e--vinde bir arama yapılmıştır. Tahkikata memur hâkimler bu aramada bir takım -vesika elde .edeceklerini ümit ediyor­lardı.

17 Ekim 1934

 

— Paris:

Millî Müdafaa sırlarının dışarıya sızma-si hâdisesi, cumartesi gecesi Paris mev-

ki komutanlığında vazifeli yüzbaşı Jean A-uguste Cazalet'nin tevkifi üzerine bambaşka bir mahiyet almıştır. Diğer taraftan. Cazalet normal bir şe­kilde, emsali gibi terfi etmemiştir. Bu noktadan da tahkikata girişilmiştir.

Önümüzdeki haftanın hareketli geçme­si beklenmektedir. Sorgu Hâkimi, yarın Jean Mons'u ve Roge Labrusse'ü dinleyecektir. Onları yüzleştirmesi de muhtemeldir.

18 Ekim 1954

 

— Paris:

Fransız Millî Savunma konseyine ait sırların açıklanması meselesi hakkında açılan tahkikat, cumartesi günü Paris Merkez Komutanlığı mensuplarından Yüzbaşı Cazal&t'nin tevkifi üzerine ye­ni bir mahiyet almış bulunmaktadır. Tahkikata bugün, Savunma Konseyi eski Genel Sekreteri Jean Mons'un beş r>aat süren sorgusiyle devam edilmiş­tir. Ayrıca Rene Turpin ile Roger Labrusse da Yüzbaşı Cazalet ile müna­sebetleri hakkında sorguya çekilmiştir.

Jean Mons bugün gazetecilere verdiği beyanatta, konseye ait malûmatın açık­landığının farkına varır varmaz fev­kalâde tedbirlere baş vurduğunu söyle­miştir. Bu arada Mons, emrinde çalış­makta olan Rene Turpin'in hareketle­rine katiyen göz yummadığını, bunun­la beraber odasma serbestçe girip çıka­bilen bu şahsın, kimse farkında olma­dan, gizli dosyalara göz atmış olabilece­ğini söylemiştir.

Mons bundan başka Baranes'i katiyen tanımadığını v.e Yüzbaşı Cazalet'nin a-dını da ilk defa bugün duyduğunu be­lirtmiştir. Bu subayın casusluk mesele­sindeki mesuliyet derecesini tesbit için hâdisenin başlıca kahramanı Labniss-? ile yüzleştirilmesini beklemek gerek­mektedir.

19 Ekim 1954

 

— Paris :

Fransız basınında bugün çıkan haber­lere göre, Vietminh Devlet Reisi Ho-şi-minh, Fransız   Hükümeti   temsilcisi

nin Fransa ile yakın iktisadî ve kültü­rel bağlar tesis etmek istediğini söyle­miştir.

Ho-şi-mirih Hanoi'de Saintey ile yaptı­ğı dört buçuk saatlik görüşmede Viet­nam'ın yeniden imarı işinde Fransız­larla işbirliğinin çok müsait karşılana­cağını bildirmiştir. 

Ho-şi-minh- Sainteny görüşmesi hak­kında resmî bir tebliğ yayınlanmamış­tır. Fakat iyi haber alan Fransız siya­sî kaynakları görüşmenin samimî bir hava içinde cereyan ettiğini belirtmiş­lerdir. Aynı 'kaynaklara göre Ho-iş-mirafa, şehri terketmiş olan bazı Fran­sızların Hanoi'ye tekrar dönecekleri ümidini izhar etmiş ve "Dunlara kazan­dıkları parayı Fransa'ya gönderebilme imkânı sağlanacağını söylemiştir.

— Paris :

Bugün (gmt) saat ayariyle 14'te başlı-yacak olan Fransız-Alman müzakerele­rini kalın bir sır perdesi gizlemektedir. Bu gizleme sade Mendes-France ve Adenauer'in Saar bölgesi hakkındaki tasarılarına taallûk etmemekte, ayrıca toplanacakları mahallî de istihdaf et­mektedir. Fakat, herşeyde olduğu gibi, bunda da bazı sızıntılar olmuştur.

Haber alındığına göre, iki devlet ada­mı Saint-Eleud civarındaki Pompadour Şatosunda buluşacaklardır. Şimdiden, bütün şato ve civarındaki binalar mu­hafaza altma alınmıştır. Bu binalara temsilci heyet men subininden gayri kimse sokulmayacaktır. Adenauer he­yeti elli kişi kadardır.

Bu gizlemenin, sebebi, müzakerelerin sadece Saar meselesine taalluk etme­yip Almanya ile Fransa arasında ikti­sadî işbirliği mevzularını da ihtiva et­mesidir.

Bu-hususta, her Alanda Eksps-rlerin ih­tisaslarına başvurulacaktır. Hattâ, Saar temsilcilerinin de fikirlerine müracaat edilmesi beklenebilir. Saar hükümeti­nin Avrupa ve Dışişleri Daireleri Baş­kanı Gothard Lorscheider'in. Paris'te bulunması ikili toplantının heran üçlü toplantı haline gelmesi imkânını teyid etmektedir.

Mendes-France-Adenauer konuşmaları^ birkaç gün devam eden Fransız-Saar müzakereleri ile hazırlanmıştır. Bu te­maslarda neide edilen neticeler yayın­lanmamıştır. Fakat, bunun tek mev­zuunu Fransız sermayesinin Saar eko­nomisine İştiraki hedefi olduğu malûm­dur. Şimdi ise, Alman ve Fransız ser­mayesinin müştereken Saar ekonomi­sine iştirakleri mevzuu incelenecektir.

Aynı ticarî ve sınaî işbirliğinin Alman, ve Fransız münasebetlerine de teşmili, derpiş edilmektedir. Bazı müşahitler bunun mutlak surette meydana gelece­ğine inanmaktadırlar.

— Paris :

Konrad Adenauer ve Pierre Mendes -France Pompadour şatosunda buluş­muşlardır.

Mendes - France'm yanında Dışişleri müsteşarı Roland Moustier ile hususî kalem müdürü yardımcısı vardır. Kon_ rad Aednauer de Dışişleri müsteşarı Hallstein ve siyasî ıd'aire müdürü Blen-kenhorn ile beraberdir.

Akşam yemeği şatoda yenecek ve ye­mekten sonra da müzakereler devam, edecektir. Geceki toplantının mahdut olacağı sanılıyor.

— Paris :

Yetkili çevrelerden bildirildiğine, göre, Mendes France ile Adenauer'in ilk gö­rüşmesi memnunluk verici bir şekilde-cereyan etmiştir.

İki devlet adamı 15 dakika tek başla­rına görüştükten sonra mütehassısları davet etmişler ve bu toplantı saat 16. 30'da (gmt) nihayet bulmuştur. Müza­kere edilen meseleler ekonomi, endüs­tri, Moselle kanalı, kültürel işbirliği hu suslarıyla ilgilidir, iki devlet adamı 45-dakikalık ara verilmesinden istifade e-derek bahçede birlikte dolaşmışlardır-Saat 17.15 deki (gmt) toplantıda Saar meselesi ele alınmıştır.

— Paris :

Fransız-Aîman müzakereleri saat 20.15' de (gmt) nihayet bulmuştur. Müzakere-

ler hakkında bir tebliğ yayınlanacak­tır.

Mendes-France müzakerelerin cereyan ettiği Celie-Saint-Cloud şatosunda Al­man heyeti şerefine- bir akşam ziyafeti vermiştir.

— Paris :

Bugün Alman Başvekili Adenauer ile Fransız Başvekili Mendes-France ara­sında yapılan görüşmeleri müteakip yayınlanan tebliğde Saar meselesi hak­kında terakkiler kaydedildiği bildiril­mektedir.

— Paris :

Paris'teki Alman heyetinin bir sözcüsü Adenauer ile Mendes France'in bugün öğleye doğru tekrar görüşmelerinin muhtemel olduğu söylemiştir.

Sözcüye göre, bugünkü müzakereler­den sonra Mendes-France ile Adenauer, Saare meselesini, hafta sonunda müş­terek bir tebliğ yayınlanmasına imkân verecek şekilde ele almaya karar ver­mişlerdir.

Silâh Ajansı kurulması bahsine gelin­ce, sözcü, Fransa ile Almanya arasın­da, Brüksel paktı akitlerinin tam mu­vafakati olmadan hiçbir hal çaresi dü-ŞÜnülmiyeceğini belirtmiştir.

— Paris :

Mendes-France ile Adenauer'in dün öğleden sonra ve dün akşam yapmış ol­dukları konuşmanın neticeleri bugün eksperlere intikal etmiş bulunmakta­dır.

Bu müzakerelere konu teşkil eden Saar meselesi hem giriftir hem de bu­nu halletmek için vakit çok dardır.

Mendes-France gerek Lon>d!ra konfe­ransı sırasında ve gerek Fransız Mecli­sindeki durumu izah eden beyanatında Saar meselesinin Almanya'daki işgal halinin sona ermesi, Almanya ve İtal­ya'nın Brüksel paktına ve Almanya'nın Nato anlaşmasına girmesi gibi mesele­lerle katî şekilde alâkadar olduğunu ve bunlarla birlikte hallinin kaçınılmaz bir zaruret olduğunu gizlememiştir.

İşte, bu zaruretler karşismdadir ki, Sar meselesinin bir hafta içinde katî bir neticeye bağlanması ve mütehassıslara, varılan anlaşmalara şekil vererek ve­saike rapt külfetinin bırakılması ica-betmektedir.

Şansölye Adenauer bu meselenin sü­ratle halli için hükümet koalisyonunu. teşkil eden partilerin başkanlarını top­lamış, Saar dâvasında güdülecek poli­tikanın ana hatlarını izah etmiş ve dün kü konuşmalara konu teşkil eden hu­suslar hakkında bu parti liderlerinin muvafakatiarmı almıştı.

Bu alanda dünkü konuşmaların iyi bir şekilde başladığı söylenmektedir. Haki­katen, atmosferin çok müsait olduğu müşahitlerin gözlerinden kaçmamıştır.

Müzakerelerin bellibaşlı noktalarını şu mevzular teşkil etmiştir: Alman siyasî partilerine Sar'da faaliyet müsaadesi, Almanların arzu eyledikleri sermaye yatırımlarının sağlanması için gerekli tedbirlerin alınması, Almanya'nın Sar*1 a ihracatta bulunabilmesi gibi...

Diğer taraftan inanılır kaynaklardan öğrenildiğine göre, mütehassısların bu­günkü toplantıları sırf iktisadî mesele­ler üzerinde cereyan etmiştir.

Saar'm siyasî konularına gelince, şan­sölye Adenauer'in bu konuyu, bugün öğleden sonra Paris'e gelecek olan, hü­kümet koalisyonu başkanlarıyla konuş­tuktan sonra müzakereye başlıyacağı tahmin edilmektedir.

— Paris :

Dört Dışişleri Vekili yarın son bir defa toplanarak 15 dakikalık bir görüşme yapacaklardır. Almanyaya hükümran­lığının iadesi ile, bunun hukukî ve as­kerî veçheleri hususunda tara bir an­laşmaya varılmıştır. Yalnız, sıkı yöne­tim ilânı keyfiyeti ile Almanyanm bu hususta çıkaracağı kanunlar mevzuun­da mutabakata varılmamıştır. Yarınki dörtler toplantısının gayesi de bunu da bir neticeye bağlamaktır.

Dokuzlar, sabah ve öğleden sonra ol­mak üzere yaptıkları iki toplantıda gündemdeki meseleyi bir karara bağ­lamışlardır.  Bilindiği  gibi  bu mesele,

   Almanya ile İtalyanm Nato'ya kabu-.İlinden ibarettir.

Bundan, başka yeni teşkilâtın Batı Av­rupa Birliği (U.E.O.) adını almasında kararlaştırılmıştır. Bu birliğin konse-.yinde çogunlu'kla veya ittifa'kla karara bağlanması gereken içlerin listesi tssbit edilmiştir. Bu yeni teşkilâtta «devlet üstü» olmak keyfiyeti, oy verme husu­sunda kabul edilen bu usuldedir.

"Konsey, faaliyetlerini demokratik bir şekilde kontrol edebilmek için bu teş­kilâtın, Strazburg Asamblesi çerçeve­sinde kurulacak v.e Brüksel andlaşma-.sına dahil yedi memleketlerin temsilci­lerinden müteşekkil olacak bir Asamb­leye her yıl rapor vermesi kararlaştı­rılmıştır.

Üzerinde anlaşmaya'varılan diğer mü­him bir mesele de silâhlanma progra­mıdır. M.gndes France'in Londra Kon­feransına bu mevzuda sunmuş olduğu plânın bir çalışma grubu tarafından pa-riste 15 ocak 1955 den itibaren tetkik edilmeye başlanması kabul edilmiştir.

Kontrole tabi olacak silâh tiplerinin listesi hususunda da mutabakata varıl­mıştır. Bu hususta da esas itibariyle' Fransız listesi kabul edilmiştir.

Kuvvetler miktarı C.E.D. andlaşması-nm 107 inci maddesine göre, yani Al­manya için 12 tümen, Fransa için de 14 tümen olarak kabul edilmiştir. Askerî kuvvetlerin birleştirilmesi meselesi, yarın öğleden sonra tetkik edilmek ü-zere Nato konseyine sevkedilmiştir.

22 Ekim 1954

 

— Paris :

Bugün öğleden sonra Chaillet Sarayın­da çarşamba günü başlamış olan Mil­letlerarası müzakereler serisi sona ere­cektir. Atlantik konseyi Batı Almanya'­nın Kuzey Atlantik paktı teşkilâtına alınmasını sağlıyacak olan metni ince­lemek üzere gmt ayariyle 14.15'te top­lanacaktır.

Toplantıda şiı hususlar ele alınacaktır:

1 — Almanya'nın    Nato'ya    kabulüne, dair rjrotokol ve bu memleket tarafından girişilen taahhütler, bunlar Lon­dra'da varılan anlatmada tesbit edilmiş bulunuyordu.

2 — Avrupa'daki müttefik kuvvetler başkomutanlığının (Saceur) yetkileri­nin genişletilmesi ile ilgili karar tasarı­sı. Bu tasan Batı Avrupa Birliği CU.E. O.) memleketleri kuvvetlerinin ihdas şekli, Saceur teşkilâtının kontrol yetki­si, Lojistik bakımdan daha sıkı bir iş­birliği gibi meseleleri ihtiva etmekte­dir.

Başvekil A&s-nauer bu sabah Alman. Büyükelçiliğinde hükümet koalisyonu şefleri ve Sosyal-Demokrat Parti üye­leri ile görüşmüştür.

Bu akşam Sir Anthony Eden İngiltere Büyükelçiliğinde Pierre Mendes-France ile Konrad Adenauer'i akşam yemeği­ne 'kabul edecektir. Saare meselesinin bu sırada konuşulması çok muhtemel­dir, rünkü vakit az kaldığı için bir an­laşmaya varmak üzere ancak bir kaç saat ayrılabilecektir.

Bugün Saare meselesinde henüz bir i-lerleme kaydedilmiş değildir. Adenauer ile M.indes-France arasında da bu sa­bah hiçbir görüşme yapılmamıştır.

— Paris :

Gmt ayariyle 12,30 dasona eren kabi­ne toplantısından sonra, hükümet söz­cüsü, Başvekil ve Dışişleri Vekili Men-des-France'in hükümete «Sarre mese­lesi hakkında cereyan eden Fransiz-Al-man müzakerelerinde karşılaşılan güç­lükleri izah ettiğini» bildirmiştir.

Başvekil Paris'teki Milletlerarası mü­zakerelerin cereyanı hakkında izahat verdikten sonra hükümet kendisinin takib-stmiş olduğu hareket tarzım oy­birliği ile tasvibetmiştir. Fransa kabi­nesi yarın öğleye doğru bir toplantı da­ha yapacaktır.

— Paris :

Sarre meselesi cumartesi günü öğleye kadar halle dilemediği takdirde Paris toplantılarında kabul edilen bütün me-tinl-s-rin imzalanması geriye bırakıla­caktır. Bu, Hindistan ve Pakistan'a tanınan muhtariyetten sonra, İngiliz Kraliyet Kuvvetlerinin harptenberi kabul et­tikleri ikinci mühim çekiliştir, bundan başka..Filistin üzerindeki manda sona ermiş, Abadan tahliye .edilmiştir, ya­kında da Iraktaki hava üslerinden çe­kileceklerdir.

Sir Winston Churchill, harbin sonuna doğru verdiği bir beyanatta, «İngiliz İmparatorluğunun tasfiyesini idare et­mek için Başvekil olmadım demiştir.» Fakat şimdi yaşlı devlet adamını it­ham etmek doğru olmaz, zira İngiliz siyas-e-tinin bu yeni inkişafını "izah için, atom stratejisinin korkunç hakikatleri­ni nazarı dikkatle almak lâzımdır.

Süveyş üslerini tahliye kararı genel kurmay mensuplar mm ittifakiyle alın­mıştır, zira nisbeten küçük bir toprak üz-erinde 80.000 askerle muazzam bir malzemenin mevcudiyeti, halkın git­tikçe artan husumeti hesaba katılmasa dahi, bir avantaj deeil, bilâkis bir teh­like teşkil etmektedir.

19 haziran 1956 da sona erecek olan bu tahliye işi daha şimdiden şu mese­leleri ortaya atmaktadır: Orta-do.şu da, siyasî; iktisadî ve askerî bakımdan müşterek bir müdafaa nasıl teşkil e-dilebilecektir? İngiliz kıtalarının gidi­şi. İsrail ile Arap memleketleri arasın­daki husumeti artırmıyacak mı? Bi­lindiği gibi 1948'de Filistin'in tahliyesi kanlı hâdiselere sebebiyet vermişti.

Dikkate sayand'ır ki. Churchill ile E-den, yukarıdaki iki meseleden birinci­sini halletmek ve İsrail devletine kar­şı bir «Cihadı mukaddes» i önlemek için, İngiltere'nin eski ve denenmiş dostu Irak Başvekili Nuri Sait Paşaya güvenmektedirler. Filhakika Nuri Sait Paşa orta-doğunun müdafaası bilhas­sa muhtemel bir Sovyet tecavüzü teh­didine doğrudan doğru mâruz bulunan memleketlerden biri olan kendi mem­leketinin müdafaasını sağlam temeller üzerine kurmak için derhal harekete geçmeyi tasarlamaktadır.

Batılı devletler bu yolda yapılacak herhangi bir tsşdbbüsü, İsrail'e karşı yöneltilmediği takdirde, doğrudan doğ­ruya destekliyeceklerdir. Fakat Lon­dra'da, bunun aksi ihtimali de endişe ile gözönünde tutulmaktadır: Gene ve kuvvetli İsrail ordusunun kumandanı sabrı tükenerek, Mısır ve Ürdün'e kar-şr şiddetli bir taarruzla Arap tahrikle­rine mukabele edebilir. İsrail şimdi or-ta-doğuda, Türkiye'den sonra en kuv­vetli orduya sahiptir.

Londra'da, hiç olmazsa Araplar tara­fından böyle bir tahriki önlemek hu­susunda Nuri Sait Paşa ile Albay Ab-dülnasırin realist görüşüne güvrenil-mektedir. Bundan başka zamanın İcra edeceği barışçı tesire, Mısır'ın karşı­laştığı muazzam iktisadî ve sosyal kal­kınma çalışmalarına ve milletlerarası durumda kaydedilen salahın dünyanın bu kısmına yapacağı tesire de güve-nilmekt-sdir.

— Londra :

Hariciye Vekili Anthony Eden İngil-terenin en büyük nişanı olan «Dizbağı nişanı» ile taltif edilmiş ve şövalyelik unvanı almıştır.

Sir Anthony Eden'in Başvekil Sir Winston Churchille' halef olması ihti­mali çok kuvvetlenmiştir.

Parlâmento çevrelerinde söylendiğine göre. Kraliçe İkinci Elizabeth. Harici­ye Vekili olarak gösterdiği faaliyetler­den dolayı Eden'e «Sir» unvanı veril­mesini bizzat düşünmüştür.

Merasim bugün Buckingham sarayın­da yapılmıştır.

— Londra :

Hükümet merkezinde otobüs servisle­ri bu sabah normal seferlerine başla­mışlardır.

Limanlarda grev hâlâ devam etmek­tedir.

Çalışma Vekâleti tarafından teşkil e-dilmiş olan tahkikat mahkemesi bugün Londra'da ilk toplantısını yapmıştır.

Resmî istatistiklere göre, yüzkırk ge­minin limanda faaliyetini tatil etmesi neticesinde 70-75 milyon İngiliz lirası tutsrmda emtianın durumu tehlikeye girmiştir.

İngiliz kabinesi vaziyeti yakından takip etmektedir. Bu sabahki bazı gaze­telere göre, cumartesi gününe kadar bir anlaşmaya varılmadığı takdirde, kabine askerî birliklerin kullanılması kararını alacaktır.

— Londra :

Harbiye Vekili Anthony Head, 19 Ekim 1954 tarihli İngiliz - Mısır anlaşması­nın yürürlüğe girmesi üzerine Süveyş Kanalı üssünün bir sivil İngiliz idaresi altında yeniden teşkilatlandırılmasıy­la ilgili hususları açıklamıştır. Vekil bu idarenin başlıca vazifesinin üssü, anlaşmada derpiş olunan yedi yıllık müddet zarfında kullanmaya elverişli bir durumda bulundurmak olduğunu belirtmiştir. Bu maksatla şu iki teşek­kül kurulmuştur.

—Sir John Duncanson'un başkan­lığında Londrada çalışacak olan «İdare komitesi» hükümetin ajanı mahiyetin­deki fou komite hükümetle mutabık ka­larak, umumî politika ve prensip me­seleleri  hakkında kararlar  verecektir. Başlıca müteahhit olarak seçilen    fir­maların şefleri komiteye dahil olacak­lardır.

—Süveyş üssünde çalışacak olan bir İngiliz idare heyeti bu heyet müte­ahhit firmalar,arasında irtibat sagğlıyacak umumî mahiyetteki    meseleler hususunda Mısır makamlarıyla temas­ta bulunacaktır. Vekil üssün bakım işi­nin şu kısımlara  ayrıldığını ilâve et­miştir.

a — Üs atelyelerinin bakımı (Silâh ve tanklar ile tırtıllı ve tekerlekli vasıta­lar).

b — Cephane depolarının bakımı.

c — Elektrik ve su filtre tesislerinin bakımı.

d — Sivil bakım tesisleri.

e — Akaryakıt depo işlerinin idamesi.

21 Ekim 1954

 

— Londra :

Sir Anthony Ederi,  19  ekimde İsrail'in Londra Büyük Elçisi Eliahu Elath'-a bir mektup göndermiştir. Bu mek­tup, anlaşmanın İsrail'in güvenliği için doğuracağı neticeler hakkında bü­yük .elçinin 22 eylülde yaptığı teşeb­büse cevap teşkil etmektedir.

Metni bugün Dışişleri Vekâleti tara­fından yayınlanan mektubunda Eden, Süveyş kanal bölgesi hakkındaki İn­giliz - Mısır anlaşmasının İsrail için endişe mevzuu oJamıyacağını belirte­rek, anlaşmada mevcut bahis başlık­larının 27 temmuzda imzalanmasını müteakip yayınlanan müşterek tebli­ğin bir cümlesinde, İngiltere ile Mısır'­ın, tasarlanan anlaşmanın tecavüzî maksat gütmediğini ve barış ve gü­venliğin muhafazasına matuf olduğu­nu bildirmiş olmalarına İsrail Büyük Elçisinin dikkatin: çekmektedir. İngilterfe Dışişleri Vekili, anlaşmada, Süveyş kanalında seyrüsefer serbesti­sine dair İstanbul muahedesine ria­yeti temin eden bir madde olduğunu hatırlattıktan sonra Mısır'ın, bu ant­laşmanın 10 uncu maddesine dayana­rak, kanal üzerindeki İsrail seyrüsefe­rine karşı tedbir almakta kendini hak­lı gördüğünü belirtmekte, «fakat İn­giliz hükümeti, bu meselenin, Birleş­miş Milletler Güvenlik Konseyinin ka­rar suretine uygun bir şekilde halle­dilmesini arzu etmektedir.» demekte­dir.

12 temmuzda, o tarihte devlet vekili olan Selwyn Lloyd'un İsrail Maslahat­güzarına, Mısırlılara çok miktarda si­lâh bırakılmasının bahis mevzuu ol­madığına dair verdiği teminatı hatır­latan Eden şöyle demektedir;

İsrail .hükümeti, İngiltere hükümeti­nin, 1950 üçlü beyannamesinde izah e-dilen siyaseti elinden geldiği kadar takibe azimkar bulunduğuna emin o-la'bilir. Bu beyannamede, âkit hükû -metler Orta Doğu devletleri arasında kuvvete başvurulmasına muarız ol­duklarını bildirmekte ve bu memle­ketler arasında silâh yarışını önlemek üzere kendilerine ne şekilde silâh ve­rileceğine dair prensipleri zikretmek­tedirler.Eden şöyle devam etmektedir: İngiltere hükümeti, İsrail - Arap münasebîtlerini bozacak olan hudut hâ­diselerini önlemek zaruretine büyük bir ehemmiyet vermektedir. Hüküme­tim, son haftalar zarfında vahim hâ­diseler cerevan etmemi? olmasından çok memnundur ve sükûnetin devanı edeceğini ummaktadır.

Sir Anthony Eden, bundan sonra, İs­rail'in, ÜrdüiVİsrail karma komisyo­nu ile yeniden işbirliği yapmaya hazır olduğunu gösteren emareler karşısın­da memnuniyetini izhar ederek söz­lerine şöyle son vermektedir:

İngiltere hükümeti İsrail'in komşula-riyle olan gergin münasebetlerine son verecek bütün tedbirlere iştirake ve daha geniş çapta anlaşmaya yol açma­ya hazırdır.

22 Ekim 1954

 

— Londra :

Dün Paris'te varılan anlaşmalar İngi­liz 'basınında müsait karşılanmışlar­dır. Bununla beraber gazetelerin ço­ğu bu anlaşmalara uzun yorumlar hasretmeyerek kısa birer tahlillerini yapmakla iktifa etmektedirler. Bu ga­zetelere göre arada Sarre meselesi halledilebildiği takdirde bu anlaşma­ların Fransız meclisinde tasdik edil­meleri ihtimali çok kuvvetlidir. İBu itibarla şimdi Sarre meselesi ön plâ­na geçmiş bulunmaktadır.

liu mütaleada bulunan müstakil tıımes gazetesi ayrıca Paris'teki muha­birinin Fransız hükümet merkezinde çıkan bazı şayialar hakkında gönder-eliği bir haberi de nakletmektedir. Bu şayialara göre M. Mendes-France ge­çen salı günü M.Adenauer ile yaptığı 'uzun müzakereler esnasında Batı Almanya Başvekiline Sarre meselesi hakkında bu hafta sonundan evvel bir hal tarzına yarılamadığı takdirde şimdi tam bir şekil alan ve Almanya-ya Nato Camiasına kabul eden anlaş­maları imza edemiyeceğini söylemek suretiyle filen bir ültimaton vermiş­tir.

Times gazetesi muhabirinin bu habe­rini naklettikten sonra yazısına şöyle devam etmektedir:Görünüre göre bu mübalâğalı habere inanacak hîc bir sebep mevcut olma­malıdır. M Mendes France Batı Almanya Başvekiline esasen malûm olan bir evi şüphesiz ki hatırlatmış ve demiş olacaktır ki: Fransız hüküme­ti, Sarre hakkında bir tesviye tarzına varılmış olmadıkça Londra anlaşma­larının tasdikini parlâmentodan talep edemez. Buna mukabil M. Adeanuer'in de kendisi için Alman parlâmento­sunda ayni güçlüklerin mevzuuıbahs olacağı cevabını vermiş bulunacağın­dan hiç şüphe etmemelidir.

Times gazetesi bu mütaleadan çıkar­dığı neticeyi şöyle hülâsa etmektedir:

Netice itibariyle iki taraf aralarında şu şekilde anlaşmış olmalıdırlar: Mu­ahede ve vesikaların imzası şurasında gerek Sarre meselesi gerekse konuş­malarda mevzuubahs edilen Fransız _ Alman münasebetlerinin diğer veçhe­leri hakkında bir beyanat neşredilebil-mesi için iki devlet adamı bir prensip anlaşmasına varmağa çalışacaklar­dır.

Liberal News Chronicle gazetesi, me­seleyi daha umumî -bir şekilde muta-lea ederek Daily Express gazetsinin Avrupa muvacehesindeki İngiliz siya­setini tenkid eden bir makalesine ce­vap vermektedir.

Bu  gazete  şunları yazmaktadır:

Londra ve Paris'te aktedilen anlaş­malara göre kıtanın istikbalini ve kendi istikbalimizi tâyin bahsinde bi­zim de söyleyecek bir sözümüz olu­yor. Paradoksal bir netice olarak Avrupada taahhütlere girmek suretiyle dünya işlerinde daha müstakil bjir mevki sahibi oluyoruz. Sir 'Winston ve Sir Anthony sayesinde şimdi Ame­rikanın alelade bir ortağı olmaktan daha başka türlü konuşabileceğiz.

25 Ekim 1954

 

— Londra :

İngiliz Hariciye Vekâleti servisleri, 10 eylül tarihli Batılı notasına cevap teş­kil eden ve tam metni Londra'ya evvelki gece gelen Sovyet notasını dün pazar olmasına rağmen İnceden in­ceye tetkike  başlamışlardır.

İngiliz diplomatik mahfilleri, Hariciye Vekâletinin resmî yorumuna intizaren dün akşam bu nota hakkında daha fazla umumî mahiyette mülâhazalar ileri sürmekle iktifa etmişlerdir. Bu­nunla beraber bu mülâhazalardan Londra hükümetinin muhtemel ten-kidlerini sezinlemek mümkündür. Me­selâ, dörtler konferansı için Sovyet hükümetince bir toplantı tarihi teklif edildiği noktası hariç tutulursa Sov­yet notasının hakikaten yeni dene­bilecek hiç bir unsuru ihtiva etmedi­ği beyan edilmektedir.

Sovyet notasında, gerek doğu gerek­se ıbatı Almanya'daki Alman polis kuvvetlerinin mevcudu, silâhları ve bulundurulacakları yerler polis kuv­vetlerinin mevcudu, silâhları ve bu­lundurulacakları yerler hakkında iki Almanya'nın ve bugünkü şartlar al­tında doğu Almanya.nm böyle bir teklife veya mahallinde yapılacak bir kontrole muîhalif olmadığının ifade edildiği doğrudur. Ancak, metinde, dört devletin «derhal ve gecikmeksi­zin™ tahliyeye tevessül etmeleri tek­lifini hemen takip eden bu teklif her iki ameliyenin birbirini müteakip ya­pılacağı mânasına mı gelmektedir? İngiliz diplomatik mahfilleri burada şöyle bir suali varil görmektedirler: Doğu Almanya'daki polis kuvvetleri­nin kontrolleri ne derecede ve ne şekilde  yapılabilecektir ?

Sovyet notasını tahlile devam eden İngiliz mahfillerine göre:

-— İleri sürülen teklifin Nota'da iş­gal ettiği yer.

— Bu nota ile ortaya atılan iki te­manın   birbirini   müteakip   serdedilmiş olması  keyfiyetinin  derpiş eder  gö­ründüğü,   (birleştirme,   «serbest»      seiçimler)   gibi   unsurlardan   farklı     bir silsile teşkil  etmekle olmasıdır,

— Notada işgal kıtalarının   «derhalve gecikmeksizin»  çekilmesi hususunda İsrar edilmesi, Bu vesikanın heyeti umumiy esine muğlak bir mahiyet vermekte ve poliş kuvvetlerinin kontrolüne müteal­lik teklifi büyük bir kısmı itibariyle mânâsız  bırakmaktadır.

İngiliz diplomatik maıhf illerin den ay­rıca şöyle bir müşahede yapılmakta­dır:

Sovyet notası 10 eylül tarihli batılı notasında açıkça beyan edilmiş olan ve dörtlü müzakereleıe yeniden baş­lanmasına muvafakat edilebilmesi için üç batılı devlet tarafından za­rurî telâkki edilen iki şartı ne ka­bul  ve ne de reddetmektedir.

Bilindiği gibi bu iki şart şunlardır:

1 —Avusturya barış andlaşması ve bununla   birlikte  Avusturya'daki iş­gal kıtalarının geri alınması.,

2 —Almanya'nın birleştirilmesine tevessül edilmeden evvel serbest se­çimler  yapılması.

İngiliz diplomatik mahfilleri bu ba­histe şu cihete işaret etmektedirler:

Sovyet hükümeti yalnız bu meselele­rin yeniden müzakeresini kabul et­mekte, fakat bunların şimdiye ka­dar halledilmesine engel teşkil et­miş olan evvelki hareket hattını bu­lunmamaktadır.

Ve nihayet az çok bir bıkkınlıkla işaret edilen bir nokta da Sovyet nok­tasının Batı müdafaasında işbirliğine müteallik aynı eskimiş propaganda «tema» larmı tekrar etmekte olduğu keyfiyetidir.

Yine aynı İngiliz mahfillerine göre, üç batılı hariciye vekili cumartesi gü­nü Pariste bu Sovyet notası hakkın­da bir görüş teatisinde bulunmak için zaman itibariyle maddî bir imkân bu­lamamış olduklarından şimdi bu hu­susta mutad usulün takip edilmesi muhtemeldir. Yani Sovyet notasının muhtevası evvelâ üç hükümet merke­zinde büyükelçiler ve hükümet erkânı arasında müzakerelere mevzu teşkil edecektir.Batı cevabının hazırlanması işi üç ba­tılı hükümetten biri tarafından de­ruhte edilerek  bu hususta  bir  etüd grupu tejkü olunacaktır. Bu grupun .Bonn ve Vidana ile istihareden sonra hazırlayacağı batılı cevabı, mütaa-.kıben üç hükümetin tasvibine arz olunacaktır. Bununla beraber Fransız, İngiliz, Amerikan hariciye Vekillerijam. programlarında d-srpfş edilen dip­lomatik temaslar nazara alınırsa bu usulün bu defa değiştirilmesine mâ­ni bir sebebin mevcut olmadığı da ay­ni İngiliz mahfillerinde ilâve edilmek­ledir.

— Londra:

Dışişleri Vekili Sir Anthony Eden Pa­ris müzakereleri hakkında bugün öğ­leden sonra Avam Kamarasında iza­hat vermiştir. Vekil, aktolunan anlaş­malar hakkında şöyle demiştir: «Eğer batıda istikrarı temin edebilir_ ve bu bölgeye müşterek, bir hedef sağlıyabilecek olursak Dcgu ile ıbir anlaşmaya varmak için yapacağımız müzakerelere lüzumlu temeli tesis etmiş oluruz. Dörtler, dokuzlar ve on dört­ler tarafından imzalanan anlatmalar bir beyaz kitan halinde Avam Ka­marasına  sunulacaktır.

Bunu müteakip Eden, Dörtler anlaş­masından bahsederek şöyle demiş­tir:

*Bonn mukavelenameleri, tadil edil­miş ve günün icaplarına uydurulmuş­tur. Almanya Nato üyesi oluncaya ka­dar müttefikler Almanyamn silâhtan ve askerlikten tecridi hususunda [kontrollerde bulunmaya devanı .ede­cektir. Bununla beraber Dörtler, Al-manyanm yılbaşından önce Nato'ya katılmaması halinde bu kontrollerin icra şeklini teferruatlı fcir tarzda tes-bit etmek hususunda mutabık kalmış­tır. D

Eden sözlerine şöyle edevam etmiş­tir: "Brüksel antlaşmasında yapılan değişiklikleri ve siyasî ehemmiyetinin vüsatim belirtmek maksadiyle teşki­lâtın şimdi batı Avrupa birliği diye adlandırılması kararlaştırılmıştır. Mer­kezi Londra'da kalacak ve Nato'nun sivil ve askerî makamlariyle sıkı bir işbirliği halinde çalışacak olan silâhlanma komisyonunun merkezi Paris'te olacaktır.  Paris  konferansının  neticelerinin ilgili devletlerin parlâmentosu tarafından tasdik: göre ekmektedir. Bu anlaş­ma Almanyadaki işgal rejimine ni­hayet verecek ve Federal Almanya'­nın çerçevesinde batı camiasına ka­tılmasını  temin  edecektir.

— Londra :

Dışişleri Vekili Sir Anthony Eden, bugün öğlsden soonra Avam Kamara­sındaki müzakereler sırasında, muha^ fazakâr mebuslardan Brooks-White' in bir sualine cevaben şöyle demiştir:

aTürk hükümeti, Kıbrıs adasının sta­tüsünde her hangi bir değişiklik ya­pılmasına katiyen muhalif olduğunu müteaddit vesileyle açıkça bildirmiş­tir. »!>

Bundan önce işçi mebuslardan Wood-row "Wyatt, Yunan hükümetinin İn­giliz hükümetine bu hususta yeni bir müracaatta bulunup bulunmadı­ğını sormuştur. Eden buna verdiği ce­vapta; Yunan hükümetinin son müra­caatının 6 nisanda yapılmış olduğunu söylemiş ve İngiltere ile Yuannistan arasındaki ananevi dostluğa rağmen, Kıbrıs meselesinin İngilterenin bir dahili işi olduğunu ve hiç bir yabancı devletle müzakerelere mevzu teşkil ed-smiyeceğini, kuvvetli bir lisanla ha­tırlatmıştır.

26 Ekim 1954

 

—Londra :

Londra rıhtım işçilerinin grevi bugün dördüncü haftasına girmiştir.

İngiliz Ticaret Odası Sekreteri, adım tasrih etmemekle beraber ham mad­de bulamadığından dolayı bir fabri­kanın yarından itibaren kapılarını ka-pıyacağmı bildirmiş v.e grev devam et­tiği takdirde diğer fabrikaların da ay­ni şekilde hareket edeceklerini isöyv-lem iştir.

Kent'deki ikametgâhından sureti mah-susada gelmiş olan Sir Winston Chur-chill'irı başkanlığında Avam Kamara­sında yapılan bir kabine toplantısın­da grevden mütevellit vaziyet tetkik edilmiştir.

Bu  toplantının  sonunda  basına yapı-

lan beyanatta en erken perşembeden evvel Londra limanında askerî bir-71iklerin kullanılması suretiyle bir mü­dahalenin yapılamıyacağı ihsas edil-rmiştir.

Siyasî   mahfillerde  bu   hususta   tasrihedildiğine göre  Çalışma Vekili     M. Walter Monckton bu muhtemel müda­haleden Avam Kamarasını haberdar etmek ve ayni zamanda rıhtım işçile­rine   düşünmek   için   24     saatlik bir mühlet vermek   istemektedir.

Çalışma  Vekilini  böyle  bir   hareket hattı tutmağa sevk eden sebepler    arasinda   şu   ikisine   işaret    edilmekte­dir:

1) Şimdiye kadar İngiliz baş şehrinin gıda  stokları kâfi gibi görülmektedir. Bu itibarla, grev İngilterenin ihracat -ticaretine ehemmiyetli bir şekilde te-rsir etmiş olmakla ıberab-sr hükümet .-daha birkaç gün bekleyebilir.

2) Hükümet,  grevin   sebeplerini tahkika memur komisyonun tahkikat ne­ ticelerini bildiren  raporunu  48 şaatten evvel bildireceğini ümit etmekte­ndir. Bu rapor hükümetin ihtilâfa müdahalesi için sağlam bir    esas teşkil edebilecektir.

27 Ekim 1954

 

— Londra :

Dün gece İngiltere hükümeti tarafın­dan neşredilen bir beyaz kitapta, Kıbrıs meselesinin Birleşmiş Milletler Ge­nel Kurulunda müzakeresi için veri­len oylar, fikirler arasında tam bir ibirlik olmadığını göstermektedir» denmekte ve su hususu belirtmekte­dir:

Dâvanın Gen-al Kurulda müzakeresi rlçin 30 delege lehte. 19 delege aleyhte •oy kullanmış. 11 delege müstenkif kal­mıştır. Bu da gösteriyor ki, Kıbrıs'ın müstakbel statüsünü tâyin için genel kurulda yapılacak müzakereler büyük bir ekseriyetin tasvibini kazan­mıştır. Bir   devletin   iç   işlerine  müdahaleyi İc&bettiren   böyle  bir   dâvanın genel kurulda müzakeresi bir çok delege­lerde haklı olarak infial uyandırmış­tır. »

— Londra :

İngiltere kilisesinin ileri gelenlerin­den Sir Kenneth Grubb, dün Londra'­da İngiliz' kiliseler konseyinde yaptığı konuşmada, İngiltere'nin Kıbrıs me­selesini Yunan hükümeti ile müzake­reden kaçınmasına sebep olmadığını, ifade ederek demiştir ki:

«Eğer İngiltere Yunan, hükümeti ile müzakereyi evvelden kabul etseydi, bugün dünyaya açıklanan hakikatler iki devlet arasında hususî şekilde or­taya   dökülmüş   olacaktı.

Kıbrıs dâvasında eskiden İngiltere'­min haks^ olduğu kanaatindeydim, bu­gün' ise İnçiliz tezinin kuvvetlendiğ:-fti  g örüyorum-

«Hükümetler arasında ne gibi müza­kereler cereyan ederse etsin kilisenin müdahaleye hakkı yoktur. Kıbrıs Baş­piskoposu Makarios din adamı olmak­tan ziyade siyaset adamı gibi davran­maktadır.

Dünyanın bugünkü vaziyetinde ilhak meselesi pek çok tehlikeler arzetmek-tedir. Fakat dâva olduğu ,şibi de bıra­kılamaz. İngiltere kendi vaziyetini tatmin edici bir şekilde izah edeme­miştir. Bugün ilhak dâvası taraftar kazanamıyacaktir. Çünkü herşeyden önce Ortadoğunun güvenliği ve dün­ya sulhu bahis mevzuudur.»

2S Ekim 1954

 

— Londra :

Yeni İngiliz Sömürgeler Vekili Len-nox Boy d, bugün Avam. Kamarasında Kıbrıs için -hazırlanan yeni anayasa hakkında bir beyanatta bulunmuş­tur. Bilindiği gibi bu anayasa adada­ki Yunan partisi tarafından reddedil­miştir. Sözleri işçi mebuslar ve bu arada Bevan tarafından sık sık kesi­len   Vekil  şunları söylemiştir: Ada üzerindeki- İngiliz hükümranlı­ğının  Lozan   antlaşmasiyle   tanındığım ve bu antlaşmayı Yunan hüküme­tinin de imzalamış olduğunu tekrar-lamalıyım. İngiliz hükümetinin bütün ada halkının uzun vadeli meniaatle-riyle refahını ve bu arada azınlıkların haklarını di'kkat nazara alması gerektiğini ve bundan başka doğu Akdenizde istikrar ve 'barışın icaplarıyla sta-retejik hususları göz önünde tutma­sı icab ettiğini 'belirtmem elzemdir.Bunu müteakip vekil «bazı dinî şef­lerle komünistlerin tahrik ettikleri huzursuzluğun, İngilterenin Krbrıs-ta, bilhassa -harbin sonundan beri başardığı işleri- unutmaya müsaade et­memesi gerektiğini» söylemiştir. Ve­kil sözlerine şöyle devam etmiştir:İngiliz hükümeti yeni anayasayı tat­bike karar vermiştir. İngiliz hüküme­ti, Kıbrıs üzerinde İngiliz hükümran­lığının terkinin, orta doğunun güven­liği hususunda İngilterenin yüklen­miş olduğu mestıliyetlele ne zaman kabili telif olabileceğini, dünyanın bu karışıklık anında,   kestiremez.İşçi Partisi sol cenah mebuslarından Nneurin Bevan, Sydney Süverman ve Tom Driberg, vekilin bir beyanatta bulunmadığını aksine hükümetin geç­mişteki siyasetini müdafaa için bir polemiğe gidiştiğini ileri sürerek mec­lis 'başkanının, vekilden söz hakkını almasını reddetmiştir.

Diğer taraftan bu akşam Harry Crookshank'm bildirdiğine göre, salı günü Avam Kamarasında, bilhassa Orta do­ğu meseleleri hakkında, dış siyaset mevzuunda bir müzakere cereyan edecektir.

 

29 Ekim 1954

— Londra ;

İngiltere liman işçileri sendikası ge­nel sekreteri Rishard Barrett iş veren­lerin son tekliflerinin sendika idare heyeti, denizciler sendikası ve grevci­lerle işbirliği yapmış olan taşıt işçile­ri sendikası idare heyetleri tarafından tetkik edildiğini beyan etmiştir.

Sendika Genel Sekreteri, bu tetkikler

— Bonn:

Sosyal - Demokrat Parti sözcülerinden biri dün Paris'te varılan anlaşmaların Federal Almanya'ya tam bir hüküm­ranlık kazandırmadığını söylemiş ve şunlari ilâve etmiştir:

Gerçekte iç ve dış siyaset bakımından geniş bir muhtariyet elde etmiş oluyo­ruz. Sosyal Demokrat Partinin arzula­rına cevap veren bazı faydalı neticeler elde etmiş olduğumuz hiç şüphe götür­mez, fakat «Hiİkümranlık» tan bah-setmektense gerçeğin eksi'k taraflarını ortaya koymak yerinde olur. Şurasını unutmamalıdır ki, işgal eden devletler Almanya'nın ve Berlin'in ibirli^i ile il­gili meselelerde yine en yüksek nüfuz ve yetkiye sahip olacaklardır.»

— Paris :

Atlantik Konseyi toplantısını müteakip basma 'beyanatta bulunan Batı Alman­ya Başvekili Adenau^r şöyle demiştir: «Saar ile ilgili bütün güçlüklerin bu ?k'şam Mendas-France ve Eden ile ya­pacağımız görüşmeler sırasında halle­dileceğini ümit ediyoruz.»

Bonn, hükümet taraftarı çevreler Al­manya'nın silâhlanmasını sağlayan ve Almanya'ya 'hükümranlığını veren Pa­ris andlaşmasim memnuniyetle karşı­lamışlardır. Saar meselesinin halli bü­yük bir ferahlık yaratmıştır. .

Hür Demokrat ve Sosyal Demokratlar ise, anlaşmayı şüpheli karşılamışlar­dır.

24 Ekim 1954

 

— Bonn :

Almanya Federal Cumhuriyeti Başve­kili M. Adenauer dün akşam Bonn-Vahn hava meydanına muvasalâtında verdiği beyanatta Paris müzakereleri­nin herkesi memnun edecek bir şekil­de sona erdiğini söylemiştir.

Batı Almanya Başvekili sözlerine şöy­le devam etmiştir:

«Pek tabiî herkesin istekleri tamamen yerine gelmemiştir. Fakat daha bun­dan iki ay evvel Bruxelles konferansı­nın akim kalmış olduğunu ve bu su­retle Avrupa müdafaa camiası andlaş-n>asının da gerçekleşmemiş bulundu­ğunu hatırlıyacak olursak barış ve hürriyeti muhafaza için yeni ve sağlam, bir şeddin bir kaç hafta içinde kurul­muş olmasından memnuniyet duyma­mız lâzımdır."

M. Adenauer yeni Sovyet notası hak­kında bir gazetecinin sorduğu suale ce­vaben de bu notanın muhteviyatını he­nüz bilmediğini söylemiştir.

— Bonn:

Henüz ihtiva ettiği unsurlar bütün a-çıklığiyle belirtilmemiş olan Londra ve Sarre anlaşmalarının akabinde Ba­tı Almanya'da, ŞansÖyle Adenauer'in Sarre mevzuunda yapmış olduğu taviz­lerden dolayı acı tenkitler baş göster­miştir.

Eski Bade Wurtembsrg Başvekili Li­beral Mebuslardan Dr. Reinhard Akier, Liberal Partinin Siegen'deki bir top­lantısı esnasında -'Paris müzakereleri sırasında Almanyanm Fransaya kargı yaptığı tâvizler meclisin ve hükümet koalisyonunun çizmiş olduğu hattı aş­mıştır.» demiştir.

Diğer taraftan «Sarre Birliği" Başkanı Dr. Heinrich Tactza'k'm da Essen'de ^ erdiği bir demeçte, Sarre anlaşması­nın tatmin edici olmadığını ve mensup olduğu birliğin bunu kabul etmeyece­ğini beyan etmiştir.

Federal M-sclis Dışişleri Encümeni Rei­si Dr. Euçen Gerstenakier de Karlsru-he'de Hristiyan Demokrat temsilcileri karşısında verdiği bir nutukta. Pa­ris'te alınan kararların «Azametli toir tarihî başarı» olmadığını bunların, an­cak, Muvaffakiyetli bir hal tarzı» ol­duğunu beyan etmiştir.

25 Ekim 1954

 

— Bonn:

Başvekil Adenauer bu akşam Alman gazetecilerine şu beyanatta bulunmuş­tur:

«Saar meselesini ayrı olarak dikkat rıazara almak yanlıştır. Aksine, Paris-te alman bütün kararların bütün ola­rak telâkki edilmesi lâzımdır.»

Başvekil C. E. D.'inin reddini mütea­kip Batı Avrupanm kaşrılaştığı tehli­kenin küçümsendiğini tekrarlamış ve şunları İlâve etmiştir:

«O sırada Birleşik Amerika, Avrupa'yı tek başına bırakmayı ciddiyetle düşün­müştür. Saar meselesinin halli, bu aslî Bunu müteakip Başvekil anlaşmanın dokuzuncu maddesinin Saar halkına, barış antlaşmasının a'kdini müteakip, kararlarını bildirmek hakkını bağışla­dığını ve Almanların sağladığı en mü­him neticenin bu olduğunu belirtmiş­tir.

Bundan başka Adenauer, Mendes-France'a tarizde bulunulmıyac ağını, çünkü daha selefleri zamanında Saar meselesinin, Alman müttefik antlaş­malarına bağlanmış bulunduğunu ha tırlatmıştır.

Nihayet son Sovyet notasına temas e-den Adenauer bunun «Esas itibariyle diğer notalardan pek farklı olmadığını söylemiş ve şunları ilâve etmiştir: «Ant iaşmalar Fransa tarafından tasdik o-lununcaya kadar daha pek çok Sovyet notası gelecektir.»

— Bonn :

Başvekil Adenauer bu akşam radyoda yaptığı bir konuşmada Paris konferan­sının neticeleri şu altı noktada hülâsa etmiştir:

—Federal Almanya tam hükümran­lığını kazanmaktadır.Artık gene hü­rüz».   Müttefikler  yalnız,     birleştirmemeselesiyle ilgili olaralk, Berlin ve Al­manyanm bütünü hususunda yetkileri­ni mahfuz tutmaktadırlar.

— Batı Avrupa birliği doğmuştur. Bubirlik Avrupanm entegrasyonu fikrine epeyce yardım edecektir.

— Almanya Nato'ya girmektedir.

—Fransız - Alman anlaşması   artıktahakkuk etmiştir.

— Saar meselesi hususunda muteber bîr uzlaşmaya varılmış bulunulmakta­dır. Son sözü bizzat Saar halkı söyliyecektir.

6 — Almanyanm 'birleştirilmesi dâva­sı için kuvvetli müttefikler sağlanmış­tır.

Adenauer sözlerini bitirirken, Pariste havanın Londraya nazaran daha dos­tane

26 Ekim 1954

 

— Bonn :

M. Adenauer ile birlikte son Paris gö­rüşmelerine iştirak etmiş olan Pr. Wal-ter Hallstein. Fransa ile Almanya ara^ sında üç sene müddetle bir ticaret an­laşmasının akdedildiğini dün akşam bildirmiştir.

Bu anlaşmanın metni, bugün Paris ve Bonn da ayni zamanda yaymlacak olan ve muhtelif iktisadî meselelere ta­allûk eden bir tebliğin başlıca nokta­sını teşkil edecektir.

Alman Hariciye Vekâleti Müsteşarı bundan maada, M. Mendes-France'in Fransız-Alman «Unesco» su diye ad­landırdığı bir kültür anlaşmasının da akdedilmiş olduğunu bildirmiştir. Bu snlaşma bilhassa bir Fransız-Alman a-kademisinin ihdasını derpiş etmekte­dir.

— Kolonya :

Başvekil Adenauer, Washingon'dan hususî surette gönderilen askerî bir u-eakla s-syahate çıkarken. Başkan Eisen-hower ile görüşmek ve Almanya'nın en müşkül anlarında Birleşik Amerika tarafından yapılan yardımlara teşek­kür etmek için acele ettiğini söylemiş­tir.

Başvekil Adenauer'e, Hariciye cikâle-ti Müsteşarı Walter Hallstein, Protokol Müdürü Hans Von Herworth ve Basın Müdürü Felix Von Echardt refakat et­mektedir.

29 Ekim 1954

 

—- Münich :

Federal Meclis Başkan Muavini Dr. Richard Jeager, Bavy-era'nm Deggan-dorf şehrinde bir Hristiyan-Demokrat toplantısında söz alarak, Paris müza­kereleri ve Sarre anlaşması hakkında Bismark'm «Siyaset imkânlar sanatı­dır» vecizesini hatırlamak icap eder demiştir.

Bundan sonra Dr. Jeager, Paris'te va­rılan anlaşmaların tamamını Federal Meclisin tasdiki Sarre noktasından Al­manya için ağır bir fedakârlık teşkil etmekle beraber, Almanya'nın hüküm­ranlığını sağlaması ve Avrupa güven­liğini teminat altına alması bakımın­dan büyük bir kazançtır, diye ilâve et­miştir.

Almanya ile yakınlık

Yazan: E. E. Yalman

l/10/1954 tarihli (Vatan) dan:

Başvekil Adnan Menderes, Hariciye Vekilinden, resmî şahsiyetlerden, ihti­sas adamlarından ve gazetecilerden mürekkep geniş bir heyetle beraber yarın Almanyaya gidiyor. Bu ziyaretin ehemmiyeti büyüktür. Uzun zamanlar zımni veya fiilî bir askerî ittifak 'ha­linde bulunan Almanya.ile Türkiye'­nin, siyasî ve askerî bir mahiyet taşı­yan bir müşterek emniy-et sisteminde birleşecekleri ve dünya sulhüne el bir­liğiyle feragatli hizmetlerde bulunabi­lecekleri güzel gün gelmiştir. İki tara-fm devlet adamları, geçen mart ayın­daki Ankara mülakatından sonra ge­lişen dünya vaziyetini beraberce gÖz-den geçirecekler ve dünya yüzündeki sulh ve istikrarı kuvvetlendirmek ve yıkıcı faaliyetlere karsı koymak bakı­mından iki millet arasında kurulacak işbirliğinin en iyi ve en tesirli şeklini arıyaca'klardır.

Bundan başka Almanya ile Türkiye, iktisadî bakımdan birbirini tamamli-yan iki memlekettir. Bu sahada esaslı bîr işbirliğinin mecralarını kurmak ar­zusu roktariberi mevcuttur. Fakat Tür­kiye, eski Kayser ve Nazi Almanyaları ile olan iktisadî münasebetleri tered­düt ve endişelerle karşılamış, bunun üstü kapalı bir müstemlekecilik şek­line düşmesinden korkmuştur.

Çok şükür böyle günler geçmiştir. Her iki memleket, acı tecrübelerden bol ders almıştır. Bugün Türkiye ile Al­manya arasında kurulacak münasebet tarzı, hür, şerefli ve haysiyetli iki büyük millet arasındaki, tam müsavata dayanır bir yoldaşlık ve arkadaşlık olaçaktır.Kükûmet Reisimizin v.e diğer Devlet a-damlarımızm Almanyayı ziyaretlerinin Londradaki dokuzlar konf-eransı zama­nına rastgelmesi: tarihin son derecede dikkate lâyık bir cilvesi ve çok hoş ve-hayırlı bir tesadüftür.

Almanya; işgale nihayet verilmesini v.e millî şeref ve haysiyetine tam bir mü­savat havası içinde saygı gösterilmesi­ni istemiştir. Bu dileğe karşı gelinme­sine ihtimal görmeyiz. Kızıl Moskof emperyalizminin tehdidi altında bulu­nan perişan bir dünyada böyle bir gaf­lete kapılmağı kimse hatıra getiremez ve göze alamaz.

Almanyamn silâhlanması ve hürriyet ve 'medeniyeti kızıl barbarlığa karşı müdafaa eden insanlık kuvvetleri ara­sında şerefli bir yer alması da., herke­sin kabul ettiği bir esastır. Ancak bu­nun şeklinde ihtilâf vardır. Fransız milleti, mazide geçirdiği felâketlerin neticesi olarak kendini bir takım enid-g-slere kaptırmış, fakat derde deva ol­mak üzere, eski Alman militarizminin ve emperyalizminin her zaman için tas­fiyesine çare aranacak ve Almanyayı müşterek ve müsavi bir müdaafaa sis­temine davet edecek yerde, eski has-talığm nüksetmesi için elinden geleni 3 apmıştır. Sarr havzası gibi tamamiy-le Alman olan bir sahada bir peyk hü­kümet vücude getirmek ve Avrupanm göbeğinde bir müstemlekecilik sahası yaratmak yolundaki abes hareket, Fransız siyasetinin irtikâp ettiği büyüik hatalardan biridir. Herhangi bir Avru­pa siyasî ve askerî sisteminde Alman­yayı ikinci sınıf devlet haline koymak ve vasilik ve kontrol altında tutmak yolunda Fransa'nın sarfettiği gayretler 6e neticesiz kalmağa mahkûmdur.Askerlik; şerefli insanların, ancak hay­siyetlerinin korunması suretiyle şevk­le ve fedakârlıkla kabul edebilecekleri bir hizmettir. Barbarlı&a karşı mücadele fedakârlığını göze alanlar arasında yaratılacak derece ve şekil farkları, de­vamlı kalamaz ve sistemin yaşamasını "ve gelişmesini imkân haricine çıkarır. Eğer ifair tahdit sistemi kabul etmek la­zımsa, bunun irmtla'ka müşterek ve müsavi olması lâzımdır.

Bugün Moskofluk âlemi haricinden, her türlü militarizmi ve emperyalizmi tâ kökünden ortadan kaldırmak fırsa­tı insanlığın karşısına çıkmıştır. Bun­dan istifade edilebilirse, Moskova em­peryalizmi zaten teneffüs edecek hava bulamaz, mutlaka çöker.

Öyle umarız ki, heyetimizin Almanya-cta müzakerelere başlaması zamanına i-adar Alman dâvası halledilmiş olacak, 1945 denberi harebeler ortasında yeni ve ileri bir varlık yaratmağa muvaffak olan Alman milletinin tarihinde yep­yeni ve güzel bir sayfa açılacak ve bu sayfaya ilk kaydedilecek gelişme de yeni bir Alman - Türk işbirliğinin te­melinin atılışı olacaktır.

Alman mucizesi denilen şey

Yazan: M. F. Fenik

10/10/1954 tarihli (Zafer) den:

Bonn, 7 (Hava postasiyle)

— Yabancı toir ziyaretçinin bir memleket hakkın­da tam bir fikir edinebilmesi için ora­da bir 'müddet kalması, sağı solu dolaş­ması, her şeyi yakından görmesi lâ­zımdır. Yoksa edineceği intiba yanlış veyahaut nakıs olur.

Fakat Almanya bu memleketlerden de­ğildir. Oraya ilk ayak bastığınız andan itibaren edineceğiniz intiba, bir ay kal­dıktan sonra edineceğiniz intibaın ay­nıdır. Çünkü yekpare, mütesanid ve sadece «Çalışma» üzerine dayanan bir memlekettir.

Bir haftaya yakın bir zamandır Al­manya'dayız. İlk uğrağımız, Münih'di. Bundan sonra Bonn'u, Kolonya'yı, Duisburg'u, Essen'i, Dusseldorfu ziyaret ettik; bütün Rhur sanayi bölgesini dolaştık; her yerde aynı hareketi, ay­nı canlılığı, aynı çalışkanlığı gördük. Bu, muhtelif, sanayi şubelerinde, kal­kınma hareketlerinde, yapıda, yolda, madende böyle olduğu giıbi; aynı teş­kilâtın en küçük kademesinden en bü­yük kademesine kadar da böyledir. Bir yükssk mühendisle, milyonlar sahibi sermayedarla, bir işçi çırağı arasında, hayatı anlayış, gayret ve çalışma şev­ki fcakımmdan en ufak bir fark yok­tur. Zannedersem Almanya'nın bütün kuvvetini yapan da bu haslettir.

Duisburg'da toize Demag fabrikalarını gezdirdiler. Bu fabrikalarda 50 - 60 tonluk demir kitlelerinin insan elinde ne hale geldiğini görmek, hakikaten zi­hinlere dehşet veriyor. Burada Mısır'a, Birmanya'ya) Japonya'ya kadar sevke-Gİlmök üzere muhteşem türbinler, had­dehane makineleri, 300 tonluk vinçler yapılıyor. Sade Demag'da değil, her yerde hummalı bir çalışma göze çar­pıyor. Dakikalar altın gibi kullanılı­yor. Almanya kısa bir zamanda, hem de foüyük bir harpten çıktıktan sonra bu hale nasıl geldi? Yaralarını nasıl sardı da, sonra birdenbire hu iktisadî kuvveti iktisap edebildi?.

Yara dediğim zaman, ufak bir çiban, ufak bir kesik kasdetmiyorum. Yara, aşağı yukarı, bir kangren bir kanser bakiyesidir. Geçen harp, Rhin boyun­da tas üstünde taş bırakmamıştır. Ko­lonya, Dusseldorf, hele Essen büyük bombardımanlara mâruz kalmıştır. Ba­zı şehirlerin yarısı kadavraya dönmüş­tür. Dusseldorf harabelerini, şöyle sat­hî 'bir şekilde gezmek için, tür günü­nüz 'kâfi gelmez. Fakat bunların ara­sında veyahut yanında şimdi yeni, belki de eskisinden daha sağlam ve gü­zel mamureler meydana gelmiştir. Yı­kılanların yerine daha modern, daha i-yi fabrikalar kurulmuştur. Eğer son cnbeş yılda olanları bir an için unut-sanızda etrafınıza o gözle baksanız., harabeleri çok uzak tarihin bakiyeleri zannedersiniz. Sanki bir medeniyet müthiş bir zelzele ile yıkılmış, onun yerine ıbir başkası kurulmuştur. Yapı­lan iş bir kaç senenin değil, hemen mübalâğasız bir yarım asrın mahsu­lüdür.

Bu nasıl böyle olmuştur? Bize bunu Demag fabrikalarının genç müdürü i-zah etti ve dsdi ki:

— Herkes, bir Alman mucizesinden oa-hseder durur. Hakikatte ortada mu­cize denilecek bir şey yoktur. Yapılan­lar. >hiç bir mucize ile alâkalı değiidir. Biz harpten sonra boş bir mide ile sı-İırdan ipb başladık. Sermayedarı, mü­hendisi, İşçisi, doktoru, mimarı hep beraber çalıştık. Sadece çalıştık. Bu gördükleriniz mucizenin değil, çalış­manın, yalnız ve sadece çalışmanın mahsuluüdür. İştiha ile çalıştı, hırsla çalıştık, zevkle çalıştık...

Genç direktörün hakkı vardı. Çünkü mucize insan üstünde tabiî olmıyan i-lâhî bir hâdisedir. Almanlar, kendi kuvvetlerinin, kendi azîm. ve çalışma­larının dışında hiç bir fevkalâde kuv­vet tanımamaktadırlar ve her şeyi Al­man milletinin çalışmasına bağlamak­tadırlar. Hattâ zekâ ve kabiliyete dahi, "bu çalışma azminden sonra bir kıymet izafe etmektedirler. Muvaffakiyetleri­nin sırrı, tefaiıürde değil, sadece kafa -ve el emeğindedir. İşte bu yüzden bü­yük !bir mağlûbiyet âdeta muhteşem bir kalibiyet haline kalbolmuştur.

Almanya ile anlaşma

Yazan: A. N. Karacan

10/X/954 tarihli (Milliyet) ten:

Türkiye iktisaden Merkezî Avrupa'ya bağlıdır. Bizde bulunmayan smaî ma-mûlâtı ancak oradan, bilhassa Alman­ya'dan, müsait şartlarla tedarik edebi­liriz. Onların da yetiştiremedikleri tü­lün, üzüm, incir, pamuk, krom gibi maddeleri bizden almaları işlerine ge­lir.Almanya İkinci Dünya Harbinden son­ra, sanayiini, dev adımlariyle, en son terakkilerden istifade ederek kurdu. Malını satacak yer aramak mecburiye­tindedir. Dünyanın her tarafında müş­terisi olmakla beraber büyük rekabet­lerle karşılaşmaktadır. Bu itibarla tabiî müfterilerini ihmal etmiyerek asıl onlarla iktisadî münase-bs ti erini kuvvvetlen d irmeğe çalışmaktadır. Türkiye, bu tabiî müşterilerin başındadır.

Ancak, Türkiye'nin geniş bir sanayi programı tatbik etmesi, başka memle­ketlerin on beş, yirmi yılda yapacak­ları 'büyük işleri bir iki seneye sıkış­tırmasından doğan tediye zorlukları, bizimle is yapmak hususunda, Alman firmalarını tereddüde sevkediyordu. Komünistler, hattâ dostumuz Yunanis­tan tarafından yapılan propagandalar, Alman tüccarını, Türkiye'nin tediye imkânları hakkında şüpheye düşürü­yordu. İçimizdeki tatlı su frenkleri de bu 'gayretlere yardımdan geri kalma­dılar. Başvekil Menderes, Almanya'ya yaptı­ğı seyahatten dün akşam döndü. Bu seyahat, yukarıda izah ettiğimiz Al­man - Türk ekonomik düğümünü çöz­mek, için ihtiyar edilmişti. Alman dev­let adamları, sanayi ve ticaret ileri ge­lenleri, bankacılar, Türk heyetini bü­yük bir alâka ile karşıladılar. Bir hafta süren görüşmeler sonunda kat'î anlaş­malara varıldı. Görüşmelerin müs'bet neticesini aşağı yukarı beş yüz milyon­luk, uzun vadeli bir kredi anlaşması şeklinde ifade etmek kabildir.

Bu muvaffakiyetli neticenin alınmasın­da, Menderes'in şahsının ve Türkiye hakkında Alman devlet erkânı ile ik­tisatçılarını aydınlatmasının tesiri bü­yük olmuştur. Almanlar bunu bilhassa belirtmekte! dr ler.

Seyahatin, Türkiye için beş yüz mil­yonluk maddî rakamların çok daha Öte­sinde beliren iki büyük mânası vardır, ki 'bizce asü onların üzerinde durul­mak gerekir:

— Bu anlatma, her şeyden evvel Tür­kiye'nin milletlerarası sahadaki büyüksiyasî ve maddî kudretinin    hakkiyletakdir edilmeğe başlandığını gösterir.

— Almanya gibi muazzam bir sınaîdevin Türkiye'ye yardımı, başjka dev­letler irin de bir örnek, takip edilecekbir yol teşkil edecektir. Almanya ile görüşülenler Yazan: S. R. Emeç

30/10/1954 tarihli (Son Posta) dan:

Bon (Uçak postasında gecikmiştir)

— Buraya geldik geleli hiç durmadan ge­zip dolaştığımız büyük Alman firma ve tesislerinde bize söylenen şey şu:

Türkiye ile iş yapmak isteriz. Nitekim şimdiye kadar yaptık da. Fakat son a-lış, verişler neticesinde bir hayli ala­cağımız tahakkuk etti. Bundan böyle karşılıklı iş münasebetlerimizin devam etmesi için alacaklarımızın kısmen te­diye edilmesi lâzımdır. Diğer kısmı için de belli bir tediye tarihinin tesbitini isteriz.

Bizim cevabımız da şudur:

Almanya bizden her zaman alacaklı ol­mamıştır. Birçok zaman borçlu da kal­mıştır ve biz. hic bir zaman, kendisini sık boğaz edercesine davranmış deği­liz.

Bugün Almanyaya olan borçlarımızı inkâr etmiyoruz. Fakat içinde bulun­duğumuz kalkınma faaliyeti yüzünden, döviz kaynaklarımızın imkânı, bir ta­raftan bu kalkınmanın icap ettirdiği ödenekleri yapmaya, diğer taraftan da borçlarımızı muayyen, taksitlerle tes­viye etmeye müsaade    etmemektedir.

Bu sebepletir taraftan mevcut borç­lar için bize müsaade verilmesi lâzım­dır. Ayni zamanda 'bu borçların daha çabuk Ödenmesi İçin, yine vadeli ola-ra'k, Alman sanayiinin kalkınma' faali­yetimize iştirak etmesi ve meselâ be­delleri ve bizzat tesisin gelilreri ile ö-d-enmek üzere, bu sanayiin bu tesisle­rin meydana getirilmesine katılması gerektir. Bir kısım Alman sanayiinin kaçındığı şey de bu olmaktadır.

Bunda, bir rivayete göre Alman ma­liyesinin tesiri vardır. Bir rivayete gö­re ise, çekimserlik bizzat Alman ser­mayedarının kendisinden gelmektedir.

Mekanizma şöyledir:

B:r kısım küçük Alman sanayiinin te­diyelerde fazla intizarda 'kalmamaları veya bunlardan bazılarının yaptıkları kredili alış, verişlerde, para almak için vuku bulan beklemeler yüzünden iş­leri durmamak için, Alman hükümeti­nin tahriki ile (Kermes) isimli bir şir­ket kurulmuştur. Bu şirketin vazifesi, dış alış, verişlerde Alman sanayiinin ve iş erbabının hangi nisbete göre me­selâ Türkiye ile kredili iş yapabilece­ğini tâyin etmektir. Bu3 bir nevi sigor­tadır ve biz, şayet bu sigorta karşısın­da, borcumuzun bir kısmını istihkak sahibine ödemeyi geciktirirsek, Her-mes, sigorta taahhüdü altına girdiği miktarı da bizim tediyemizi bekleme­den, o müesseseye öder; bu Ödemeyi, sigortacı   olduğundan  dolayı,  yapar.Hermes şirketinin bu husustaki hattı hareketini de Alman Maliye Nezareti tâyin eder.Bunun dışında Alman firmaları hari­ce >bir miktar kredi yapmakta da muh­tar bırakılmıştır.Hermes, bugün kredi açma bahsinde Alman firmalarının ihracatını sigorta etmemektedir. Bu, demektir ki, Alman Maliye Nezareti ve bizzat Nazırın ken­disi Hermes üzerinde tesir yapmakta­dır. Bundan iki netice doğabilir:

Ya, ibugün, Bonn'da cereyan eden mü­zakereler neticesinde bu vaziyet dü­zelecektir; yahut da uzun vadeli foir borç ödeme anlaşması yaparak, Al­manya ile, şimdilik ticarî münasebetle­rimizi keseriz. Halbuki memleketimiz­de tahmin üstünde gelir mevcut bu­lunduğu için, bu vaziyet, her halde ve kısa zamanda ıslâh olunacaktır. Çün­kü, Almanyanm kendisi de kalkınma hamleleri içindedir ve yine kendisi de bilir ki, bu gibi gayret devrelerinde ve her milletin hayatında, bu kabil geçi­ci tediye zorlukları hâsıl olabilir.

Bugün Almanya ile halletmek duru­munda bulunduğumuz dâva işte ve kı­saca bundan ibarettir.

Silâhlı Almanya Yazan: M. F. Fenik

12/X/954 tarihli (Zafer) den:

Bonn, 9 (Hava postasiyle)

Batı AlHanya'nın silahlandırılması hakCunda Londra'da, verilen karar burada elbet­te büyük bir sevinçle karşılandı. Bu­nu Almanya'da militarist bir zihniye­tin yeniden doğduğuna atfedenler fa-.hiş .bir hataya düzerler. O c.eîter İkinci Cihan Harbinden sonra tamarniyle ka­panmış ve üzerine bombardıman hara­belerinin külleri örtülmüştür. Alman­ya'nın "Hayat sahası» pimdi bankasının toprağında değil, sadece kendi ekono-rnisindedir. Almanlar bu ekonomi ne kadar kuvvetli olursa, kendi memle­ketlerinin dar hudutlar içinde dahi, daha kuvvetli olacağına inanmışlar ve öyle bir çalışma hızına    girmişlerdir.

Tejim iba'kımmdan bugün Almanya'yı en demokratik memleketler arasında göstermek kabildir.

Almanların silâhlanma kararı dolayı-siyle duydukları sevinci foaşka sebep­lerde aramak lâzımdır.

Almanya şimdi, Avrupa müdafaa ca­miasına dahil olmaktadır. Şark hudu­dunda büyük bir tehlike Damoklesın kılıcı gibi asılıdır. Eğer komünistler "bir istilâ hareketine girişecek olurlarsa, elbette silâhsız ve müdafaasız Al­manya'yı çiğneyip geçecekler ve mem­leket yeni baştan harap olmakla kalmı-yccak, ibelki Alman nesli dahi ortadan kaldırılacaktır. Avrupa ekonomisine kadar geniş yardımlarda bulunan ve muazzam kaynaklara sahip olan Al­manya'nın bu derece ciddî bir tehlike ile başbaşa kendi haline bırakılması, hem insanî değildir; hem de akıl kârı değildir. Batı Avrupa'da Almanya'yı ihmal eden bir müdafaa sistemi, garip bir takım fikri sabitler uğrunda kendi İntiharını hazırlamış demektir. Bu iti­barla Londra kararı, mantıkin, basire­tin ve sağduyunun tam yerinde bir te­zahürüdür. Kaldıki, demokrasi yolun­da bu kadar uzun bir merhale katet olan bir milleti, en tabiiî hakların­dan mahrum etmek    insafsızlık olur. Son harpte Alman milleti değil, bir diktatorya rejimi  mağlûp edilmiştir.Nitekim Alman milleti, demokratik prensiplere ne kadar bağlı olduğunu harpten sonra takip ettiği siyasetle bü­tün cihan efkârına isbat etmiş bulun­maktadır. Alman askeri, kahramandır, cesurdur ve harp etmesini bilen insan­dır. O halde hem Almanya'nın, hem de Avrupa'nın müdafaası bakımından, bu büyük kuvvetten faydalanmak gerek­tir. Kararın, bütün Türk siyasî mahfille­rinde de derin bir sevinç uyandırdığını söylentiye hacet dahi yoktur.

Almanlar, şimdi, bu yeni karar saye­sinde, memleketlerini olduğu kadar, e-konomilerini de müdafaa  edebilecek 500 bin kişilik "bir ordu silâh altında bulunduğu takdirde, Almanya'da sa­nayide çalışan el emeği kıymetlene­cek, bunların iaşesi, giydirilmesi ve ya­tırılması devlete ait olduğu için, ma­mullere ve mahsullere, yeni ?bir pazar bulunacak, kışlalar, mesken buhranını da imkân nisbetinde azaltacaktır.

Gerçi, ordunun masrafını devlet, do-layısiyle vergi mükellefi Alman öde­yecektir ama, onun da kazancı o , nis-bette artacaktır. Almanlar, bunun he-salbım çok güzel yapmışlar ve netice­nin kendileri İçin, iktisaden de çok faydalı olduğuna inanmışlardır.

Verilen malûmata göre, 18 yaşla 45 yaş arasındaki her erkek, askerî hizmetini 3 apma'kla mükelleftir. Bu mükellefi­yet 1956 senesi Ocak ayında 'başlaya­caktır.

1955 de, kadrolarda vazife alacak olan 22 bin subayla, 40 bin astsubay yetiş­tirilecektir.

Ordu bu şekilde teşekkül edecetktirr 400 bin kişilik ve 12 tümene ayrılmış tamamiyle motorize kara ordusu, 80 bin kişilik hava ordusu. Bunun 3000'İ pilottur. Deniz kuvvetleri ise 20 bin kişiyi ihtiva edecektir,20 hava filosunun şu şekilde teşekfeül etmesi muhtemel görülmektedir: 10 ta­ne bombardıman filosu, 4 avcı filosu, 2 rasat filosu, iki nakliye ve iki özel av­cı filosu. Deniz filosu, 3000 tonu geçmi-yen, sahil muhafaza kuvvetlerinden ibaret olacaktır. Bunlar arasında 180 tane denizaltı, hücumibotları, mayin ge­mileri bulunacaktır bu yazdıklarımı katı rakamlar «olarak telâkki etmemek lâzımdır. Alâkalılar. üzerinde elbette çalışacaklar ve kadroyu ikmal edeceklerdir.Yeni ordunun Almanya'ya yeni bir ha­yat getireceğine ve Avrupa müdafaa­sını bütünlüyeceğine hiç şüphemiz yoktur.

8 Ekim 1954

 

— Viyana :

Ham'burg limanı idare heyeti başkanı ayan üyesi Ernst Plate'nm Viy-ana'da yaptığı son temaslardan anlaşıldığına göre, Hamburg, Avusturya mallarının transit limanı olarak Trieste'nin ye­rini alma çareleri aramaktadır.

Bilindiği gibi, Avusturya hükümeti Triesye'yi İtalyaya dönmüş görmek­ten duyduğu kırıklığı saklamamış ve Başvekil Yardımcısı Schaerf ile Dışiş­leri "Vekili Leopold Figl bu Adriyatik limanının gelecekteki durumundan en­dişe duyduklarını açi'kça belirtmiş­lerdir. Avusturya İtalya'yı 1913 den sonra Trieste'yi Cenova lehine ihmal etmekle suçlandırıyor. Viyana daima Triestenin muhtariyetinin 'bu şehir le-ihine olacağı fikrini öne sürmüş ve bunun tasvip edilmesini beklemişti. Bu rejim Avusturya'ya tek tabii lima­nı telâkki ettiği Trieste'nin üzerinde, ilerde teknik ve ticaret alanında nü­fuzunu kullanabilme imkânlarını ha-zırlryacafetı.

Trieste meselesinin halli İçin müzake­reler devam ettiği müddetçe, Avustur­ya, Yugoslav idarecilerle birçok temas­ta bulunmuş ve Yugoslavya bu lima­nın idar.es! üzerinde söz sahibi oldu­ğu takdirde Avusturya mühendisleri­ne ve malzemesine limanın geliştiril­mesi için müracaat edeceği yolunda teminat almış olduğu anlaşılıyor. Bu sebepten dolayı Londra'da Trieste ti­lerine varılan son anlaşma Avustur­ya'da iyi karşılanmamış ve Hamburg limanı idarecilerinin teklifleri ise Vi-yana'da ilgi uyandırmıştır. Dün Akşam Auersperg Sarayında ve­rilen büyük bir kabul resminde, Ham­burg liman: başkanı bir konuşma ya­parak limanın Avusturya mallarının. nakli için en iyi şartlar altında Avus­turya'nın emrine hazır olduğunu ifa­de etmiştir.

12 Ekim 1954

 

— Viyana :

12 ağustos tarihli Sovyet notasına A— vusturyanm cevabı bugün saat 17 de-Dışişleri Vekili Leopold Figl tarafın­dan Viyanadaki Sovyet Maslahatgü­zarı Kudriavtsef'e tevdi edilmiştir.

Avusturya hükümeti bu cevabî nota­sında, işgal rejiminin hafifletilmesi mevzuunu tetkikle vazifeli bir komis­yonun kurulması hususunda 22 tem­muzda ileri sürdüğü tekliflerin Sov­yetler tarafından reddedilmesine esef ettiğini belirttikten sonra Sovyetlerin süratle bir anlatma akdini mümkün telâkki etmelerinden memnunluk duy­duğunu beyan etmektedir.

Amerikan, İngiliz ve Fransız hükümet., leri 10 eylül günü, Berlin konferan­sından önce Sovyetler tarafından tas­vip olunan antlaşma tasarısını olduğu gibi kabul ettikleri yolunda teminat verdiklerinden, Avusturya federal hü­kümeti, bu şartlar dahilinde yeni bir1 konferansın toplanmasına hiç bir en­gel görmemekte ve bir temsilci gön­dermeye hazır bulunmaktadır. Bunun-Ja beraber Avusturya, notasında, bir antlaşmanın aKti ile işgal kuvvetleri­nin çekilmesinin birbirine doğrudan doğruya ve ayrılmaz bir sakilde bağ­lı bulunduğu hususunda İsrar etmek­tedir.

 

Ekim 1351

 

Viyana :

Avusturya belediye meclisler ve divet meclisleri için yapılan seçim­lerin şimdiye kadar öğrenilen netice­leri yeni nazi müstakil partisi V.D.U. -:L'e komünistlerin hezimetini teyit et­mektedir.

Sosyalistler bazı terakkiler kaydetmiş­ler, halkçılar ise durumlarını muhafa­za eylemişlerdir.

Aşağı Avusturya'da alman  netice­ler şunlardır: İştirak edenler: 861434 (1953 se­çimlerindeki iştirak mi'ktan olan 9043S4 mukabil)

Partilerin kazandıkları reyler ve âzablar:

Halkçılar: 436814 rey 30 âzalık (daha -evvelki seçimlerde alman 438.348 re-ye ve 352.875 rey 23 âzalık daha evvelki seçimlerde alman 360.791 reye ve kazanılan 22 azalıra mukabil) Müstakiller: 22.030 rey (daha evvelki seçimlerde alman 47.706 reye muka-ıbil) hiç bir âzalı'k kazanmamışlardır.

Komünistler: 49.715 rey (daha evvelki seçimlerde alman 56.303 e mukabil) evvelce mevcut üç âzalığı muhafaza etmişlerdir.

— Viyana :

garyı

Viyana  belediye    seçimlerinin resmî neticeleri şunlardır:

Sosyalistler: Reylerin yüzde 51,14 nu aJmışlar ve beş fazlasiyle 57 âzalık ka­panmışlardır.

Halkçılar: Reylerin yüzde 35.37 sini almışlar ve bir fazlasiyle 36 âzalık ka­zanmışlardır.

Komünisiler: Reylerin yüzde 7.32 sini almışlar ve evvelce malik oldukları 7 âzalığı muhafaza etmişlerdir.

Müsiakil yeni naziîer: Reylerin yüzde 1.26 sini almışlar ve evvelce i^alitk ol­dukları 6 âzalığı kaybetmişlerdir.

12 Ekim 1954

Atina :

Birleşik Amerika'ya müteveccihen ya­rın buradan Londraya hareket edecek olan Kıbrıs piskoposu Makarios dün gece verdiği beyanatta şunları söyle­miştir;

Londra'da işçi ve Liberal Partileri 'temsilcileri ve gazetecilerle temas et­meye   çalışacak,   fakat  müstemlekeler vekâleti temsilcileriyle buluşmaya uğraşmıyacağım. Çünkü böyle bir hare­ket, vakit israfından ibaşka birşey olmiyacaktır.

Birleşmiş Milletler, Kıbrıs'ın muhtar" idareye kavuşmak müracaatını redde­decek olursa, kuvvete başvurulacak değildir. Fakat Birleşmiş Milletlerin--Kıbrıslıları her veçhile mücadeleden slıkoyamıyacakları endişesi de mev­cuttur. Ben, Yunan hükümetinin hâ­len takiıbetmekte olduğu Kıbrıs poli­tikasına tamamiyle mutabıkım.

İğreti ata binen çabuk iner

Yazan : Ö. S. Coşar

34/10/1954 tarihli (Cumhuriyet)ten:

Yunan gazeteleri endişeleniyorlar; KJbrıs meselesinde Yunanistanın ta-'kıb edegehnekte olduğu politika çıik-maza saplanmıştır, bu politikanın mu­vaffak olma şansları zayıflamakta­dır!

Iıaibuki bir kaç gün evveline kadar ayni gazeteler, Kıbnsı Yunanistanın idaresi altında görüyorlar (!), ilhaka bir «olup bitti» nazariyle bakıyorlar­dı. Başbakan Krala, Kral Başbakana, crtodoks papazları birbirlerine tebrik telgrafları  gönderiyorlardı.

Şimdi ise Kıbrıslı ortodoks başpapaz Makarios, Yunan Başbakanı Papagos'-u tenkid ediyor, yanlış bir politika ta-ki'b edildiğini anlatıyor ve bu sebeble de 'bütün tahrik kampanyasının fiyas­ko ile neticelenmeğe mahkûm olduğu­nu ihsas eyliyor. Gene Makarios, Bir­leşmiş Milletlerdeki Yunan delegas­yonunun kötü bir siyasete kapıldığını ve meseleyi çıkmaza sürüklediğini be­lirtiyor. Halbuki bu Yunan heyetine, daha birkaç hafta evvel, gene Makari-o?, tebrik  telgrafları  çekmişti!

Siyasî partiler de, ortodoks başpapazı Makarios'a çatmaktadırlar. Onun di­rektifleri ile tertib olunan Kıbrıs kan-panyasmdan netice elde edilmesi na­sıl beklenebilirdi, diyorlar.

Birleşmiş Milletlerde ondan fazla me­sele sıraya konurken Kıbnsa dair Yu­nan teklifinin gündemin en son maddesi olarak tesbit edilmesi Yunanis-tanda böyle bir endişe ve keşmekeş husule gelmesinde kat'î rolü oynamış­tır.

Her beyanatında, bir evvelkinde söy­lediklerinin tersini ileri süren, bu de­rece şaşkına dönmüş başpapaz Ma­karios şimdi ağız değiştirmektedir. Kı­saca diyor ki: «Yunan hükümeti Kıbrısı istiyoruz diye söylendi durdu, bu da aleyhimizde bir hava yarattı, hal­buki Kıbrıs muhtariyet istiyor !deme-miz lâzımdı, bir kelime oyunu duru­mu lehimize çevirebilirdi!»

Atina şu hususu itraf ediyor ki, Bir­leşmiş Milletlerde. Yunanistanın ya­yılma hastalığına kapıldığına Kıbnsı ele geçirmeğe çalıştığına, kendine ait cCmıyan topraklara göz diktiğine ina­nanlar çoğalmaktadır. Yunan siyasile­rine göre, ortodoks kilisesinin aptalca manevraları, birbirini tutmryan de­meçleri böyle bir havanm yaratılma­sına yol açmıştır. Makarios ise kendi­ni akıllı buluyor, kabahat da Papagos-adır diyor. Durumdan çıkardığımız neticelerden, biri de Papagos'un. geçen seçimlerden kalma ezici ekseriyetini ve topladığı reyleri muhafaza için yalnız Kıibrıs-«zaferine» ümid bağladığıdır. Hattâ belediye seçimlerini de bu mak-sadla tehir etmişlerdir. Halbuki Kıbrıs, Papagos'a belki de aklına getiremediği oyunları oynaya­bilecek çapta bir dâva haline gelmiş­tir. Eyyy meşhur sözdür: İğreti ata binen çabuk iner!

3 Ekim 1954

 

— Paris :

Tanyug ajansının Paris'te dinlenen tiir yayımından Öğrenildiğine -göre, .Mareşal Tito bugün Trobinje'de söy­lediği bir nutukta, Hindistan'a ve Bir­manya'ya yapacağı yolculuktan duy­duğu memnunluğu belirtmiş ve şöyle demiştir: «Bu iki dost memleket dün­yada barış için çalışan kuvvetlerin bir kısmını teşkil ediyor ve milletler­arası gerginliğin azalması yolunda te--sirli olmaya çalışıyorlar.»

—Belgrad :

Bugün Trebinje'de 50.000 kişi önünde söylediği bir nutukta Mareşal Tito, Yugoslavyanm Avrupa dışındaki dev­letlerle münasebetlerinden bahsetmiş­tir.

Hindistan ve Birmanya ile Yugoslav­ya arasındaki sempati ve bağlılığa te­mas ettikten sonra Mareşal şöyle de etmiştir:

«Afrika v.e Güney Amerika memle­ketlerinden hiç birinin bize karsı dos­tane olmayan bir hareket tarzı yok­tur. Eskiden Yugoslavyaya karşı pek müsait davranmryan Arap devletleri arasındaki anlaşmazlığa karışmak ni­yetinde değiliz. Herkesle iyi münase­betlere sahib olmak arzusundayız.»

Bundan sonra Habeşistan ile Yugos­lavya arasındaki dostluk bağlarını be­lirten Mareşal, Yugoslavya ile Arjan­tin, Şili ve Brezilya arasındaki iktisat münasebetlerinin geliştirilmesinden duyduğu memnunluğu ifade ettikten sonra elde edilen neticelerin Yugos­lavya'nın ta'labettiği sebatlı dış politi­ka ile kazanılmış olduğunu söylemiş­tir. Yugoslav devlet şefi Trieste me­selesine temas etmemiştir.

7 Ekim 1954

 

— Belgrad :

Yugoslav hükümeti Trieste yüzünden italya ile olan dokuz yıllık İhtilâfa ni­hayet veren anlaşmayı bugün tasvip etmiştir.

Federal icra konseyinin fevkalâde top­lantısına riyaset eden Cumhurreisi Ma­reşal Tito, Yugoslavya'nın, artık 'bun­dan böyle, İtalya ile işbirliğinde bu­lunmak hususunda 'her türlü teşebbü­sü ele alacağına söz vermiştir.

Londra'da salı günü parafe edilen an­laşma mucibince, halen İngiliz ve A-merikan işgalinde bulunan (a) bölge­si İtalya'ya devredilecek, Yugoslavya-rm elinde olan (b) bölgesi de Yugos­lavya'ya ilhak edilecektir. İcra konse­yi bugün'kü toplantısında (b) bölgesi­nin iktisadî ve hukukî veçhelerini tet­kik etmek üzere, askerî hükümet âza­sı ile mülki temsilcilerden mürekkep bir hususî komisyon kurmuştur. Kon­sey şu üç maddelik karar suretini ka­bul etmiştir:

— Londra anlaşmasının resmen tas­diki.

— Yugoslavya'ya dönmekte olan as­kerî  hülkûmietin   yerine  mülfei  idare­nin ikame olunacağını ilânı.

3 — Eski Yugoslav bölgesinin kuzey kısmının Capodistriada'ki başşehri ile 'birlikte Slovenya'ya güney kısmının Bujideki başşehri ile birlikte Hırva­tistan cumhuriyetine ilhak olunacağı­nın beyanı.

8 Ekim 1954

 

— Belgrad :

Hükümet sözcüsünün bugün bildirdi­ğine göre, Yugoslav hükümeti, Bulga­ristan, Macaristan ve diğer peyk dev­letlerin Birleşmiş Milletlere girmek hususundaki gayretlerini desteklecek­tir.Bu haberi veren sözcü Sovyet Rusya :ie genel siyasî meseleler hakkında görüşmelere başlarsa bu gayet tabii karşılanmalıdır. Fakat Yugoslavya'­nın tekrar kominforma dönmesi hu­susunda şimdiye kadar hiçbir görüş­me cereyan etmediği gibi, İleride de mevzuu bahis  olamaz.

15 Ekim 1954

Şimdi Sovyet Rusya'nın bu ani fikir değiştirmesinden çıkarılacak netice şudur: Yugoslavya'nın, Nato müttefi­ki olan Türkiye v.e Yunanistan ile üç­lü Balkan ittifakım imzalamasından sonra, Sovy-et Rusya Yugoslavya ile normal münasebetler tesis etme yo­lunda gayretlerini arttırmıştır. Hiç şüphesiz, Sovyet hükümeti, Yugoslav­ya'nın doğrudan doğruya kuzey At­lantik Paktı teşkilâtına girmesini ön­lemek için "bu devlete zeytin dalları ikram etmektedir. Fakat batılılarla müşterek bir tebliğe dahil olmanın, -bir devleti Rusya ile daha yakın müna­sebetler kurmaktan alakoymıyacağı bilinmektedir. Esasen Mareşal Tito hiç bir batı müdafaa blokunda yer almıyacağmı ve Avrupa gerginliğini giderebildiği nisbstte dosu bloku ile normal münasebetler kurmaya çalışa­cağını bir çok defa tekrar etmiştir.

—  Belgrad :

Yugoslav Dışişleri Vekâletinin hafta­lık basın toplantısında bugün Sovyet Yugoslav münasebetlerinin normal­ leştirilmesi meselesi esâs konu olmuş­tur.

Londra:

Times gazetesi bugün neşrettiği bir makalede, «Sovyet Rusya'nın Yugos­lavya'ya karşı takındığı tavır, bu mem­leketin Atlantik Paktına" katılmasını önlemek arzusundan ileri gelmekte­dir»  demektedir.

Gazete yazısına şöyle devam etmekte­dir:

Batılı hükümetlerin asıl merak ettik­leri, Mareşal Tito'nun bu iltifatlara ne dereceye kadar mukabelede buluna­cağıdır.Sovyetler, Triyeste anlaşmasını müsa­it karşılamakla batılıları hayrete dü­şürmüşlerdir. Zira ayni anlaşma bir­kaç ay evvel imzalanmış olsa, Sov­yet Rusya, İtalyan sulh anlaşmasının ihlâl edildiği iddiasiyle bunu takbitı-den kaçınmıyacaktı. Mareşal Titonun 11 ekimde Sovyet Büyük Elçisi ile, elçinin talebi üzerine yaptığı görüşmede bu meselenin ko­nuşulmuş olduğunu bildiren hükümet sözcüsü bu normalleştirme sonunda iki memleket arasında siyasî istişare­lerin başlaması ihtimali üzerinde du­ran gazetecilere söyle cevap vermiş­tir:

«Evet, .bu mümkündür. Çünkü biz normal diplomatik münasebetleri o-lan iki memleketin kendilerini ilgilen­diren meseleler üzerinde siyasî müza­kerelerde bulunmalarını tabii bulu­yoruz.

Yugoslavya ile doğu memleketleri arasında ticaret anlaşmalarının yeni­lenmesi meselesinin düşünüldüğünü söyledikten sonra, sözcü, Sovyet Rus­ya'nın Yugoslavya ile kominform mü­nasebetlerinin kesilmiş olduğu 194S dernberi Moskova'da kalmış olan Yu­goslav talebelerin memleketlerine dönmeleri hususunda "bu msselenin [kendisi ile olan ilgisi derecesinde» te­minat  verdiğini söylemiştir.

İtalya ile Yugoslavya arasında bir anlaşma ihtimali üzerinde bazı İtalyan şahsiyetlerinin beyanatlarına işaret e-den Yugoslav hükümet sözcüsü bun­ları ««müspet a olarak vasıflandırmış ve bunların eİtalya ile Yugoslavya ara-.smdaki bağları kuvvetlendirdiğini söylemiştir. Sözcü bundan sonra Amerikanın ya­bancı memleketlere yardım dairesi M.O.A.) idaresince Harold Stass-en'in 24 ekimde Yugoslavya'ya geleceğini bildirmiştir.

19 Ekim 1954

 

— Beîgrad :

Reogradske Novâne adlı Yugoslav haftalık dergisine devlet merkezinin kurtuluşunun 10. yılı münasebetiyle v-ardiği beyanatta Maregal Tito, mil­letin ve şehrin müstevliye karşı açmış olduğu mücadeleyi yâd ettükten sonra, bugün dünyanın içinde yaşadığı tereddüt ve itimatsızlık havasına te­mas etmiş ve: «İşte biz .bunun için muhtelif blokların meydana gelme­sine muhalifiz. Çünkü dünya muhte­lif bloklara bölündüğü müddet zar­fında kin ve itimatsızlık yaşayacak­tır.» diyerek mülakata son vermiştir.

25 Ekim 1954

 

— Belgrad:

Mareşal Tito bu sabah Yugoslav Millî Meclisi huzurunda dış siyaset üze-xinde verdiği izahatta Yugoslavya'nın Brüksel Paktım imzalıyan devlet­lerle İşbirliği yapmak hususundaki azmini teyid etmiş ve söyle demiş­tir:

«Bu pakta karsı menfi bir hareket hattı ittihaz edemeyiz. Bilâkis bu pak­tın lüzumlu olduğunu, pakt üyeleriyle işbirliği yapmak için gerekli for­mülleri bulmağa gayret sarf etmemiz icabettiğini takdir ediyor ve bunu, hiç şüphesiz, müttefiklerimiz Türkiye ve Yunanistan ile müştereken yap­mayı da gayet iyi buluyoruz»

Yugoslav devlet reisi Brüksel Paktının mâna ve muhtevasını tahlil ede­rek bu paktı nAvrupa savunma camiasında «çok daha müspet" bir    hal .şekli olduğunu beyan etmiş ve sözlerine söyle devam eylemiştir:

«Eğer bu pakt kendine başlıca (gaye olarak Avrupanın iç istikrarı ve mev­cut tezatların bertaraf edilmesi yolunda bir faaliyet sahası tespit ediyorsa, bunun müspet bir tesir icra edeceğ: muhakkaktır. Fakat şayet bu pakt esas İtibariyle askerî bir koalisyon ve tamamen askerî gayeleri bulunan "bir blok vasfını taşıyorsa bu takdirde, Avrupa'nın istikrarı ve bütünlüğü. nü tahakkuk ettiremiyecek ve sade Avrupa'da değil, fakat dünyada mev­cut gerginliği arttıracak bir unsur haline egelecektir.»

"Fransa ile Almanya arasında aktedüen Sarre anlaşmasından dolayı duy­duğu memnunluğu belirten Mareşal Tito, Almanya'nın silâhlanma tah­didinden kurtularak hükümranlığını tekrar elde etmiş olmasını da mem­nunlukla anmış t ir. Mareşal Tito Brüksel Paktının her şeyden önce üye­leri arasında her sahada işbirliği yapılması gayesini istihdaf ettiğini be­lirtmiş ve bunlar arasındaki savunma meselelerini ikinci derecede telâk­ki etmekte olduğuna da işaret eylemiştir.

Yugoslav devlet reisi bundan sonra «askerî bloklar» kurulmasına karşı Yugoslavya'nın hasmane bir tavır takınmasının sebeplerini izah ederek bugün Yugoslavya'nın askerî tedbirlerden ziyade müspet neticeler veren diplomatik müzakerelere çok daha fazla kıymet verdiğini» ifade etmiş­tir.Mareşal Tito Batı Avrupa birliğinden bahsederek şunları söylemiştir: Batı Avrupa paktının müstakbel inkişafı ve müspet kıymeti işbirliğimi­zin hangi ölçü dahilinde ve ne gibi bir esas üzerinde mümkün olduğunu gösterecektir. Yugoslavyanm doğu ile olan diplomatik münasebetlerinin normal bir hal almış olmasından bahseden Mareşal Tito kanaatince, «normale avdet e.-miş olan bu münasebetlerin dünya barışının kuvvetlenmesinde mühim bir âmil teşkil ettiğini» söylemiştir. Yugoslav devlet reisi normalleşen bu münasebetlerin bazı müspet misallerini vermiş ve bu vaziyetin, ka­naatince, Sovyet dış politikasında ."umumiyet itibariyle vukua gelen de­ğişikten mütevellit bulunduğunu belirtmiştir.

Trieste meselesinin tarihçesini yaparak Londra anlaşmasının İtalyan -- Amerikan müşterek deklarasyonu ve Sovyet Rusya'nın takındığı müs­pet tavır neticesinde milletlerarası bir tasvip kazandığını ifade etmiş ve Trieste meselesinin tarihçesini yaparak Londra anlaşmasının İtalyan -Yugoslavya münasebetlerinin istikbali için taşıdığı ehemmiyeti ve bu an­laşmanın mesut tesirlerini uzun uzun tahlil etmiştir. İtalya ile işbirliği­nin geniş ufukları üzerinde ısrarla duran Mareşal Tito hükümetinin is­tikbalde şahsî temasları mümkün kılmak için her türlü telkinleri yapma­ya amade olduğunu ilâve etmiştir.

Mareşal Tito ayni zamanda Millî Meclisin bugünkü içtimamda tasdik edi­lecek olan ve 9 ağustosta Bled'de imzalanmış olan Balkan ittifakının ana hatlarından da bahsetmiş. Bu ittifakın tamamiyle tesadüfi bir vasıf taşı­dığını hatırlatan Yugoslav devlet reisi Balkan ittifakının bölge işbirliği hususunda bir temel taşı teşkil ettiğini bir kere daha teyid eylemiştir.

5 Ekim 1354

 

— Washington :

İyi haber alan (kaynaklardan bildiril­diğine göre, Birleşik Amerika, Süveyş kanal bölgesinde elkonulan «Bet Ga-meyn» adlı İsrail gemisi hakkında Mı­sırdan malûmat istemiştir.

Öğrenildiğine ;gore Birleşik Amerika geminin serbest bırakılması ve bu böl­genin güvenliği hususunda her iki ta­rafa yardım edebilmek için, bu (hâ­dise hakkında Msır'm bilgisine mü­racaat etmiştir. Bugün ise sekiz okulun talebeleri ayni yola başvurmuştur. Be­yaz talebeler kapının önüne toplana-i ak, zenciler içeri alındığı müddetçe girmiyecsklerini beyan etmişlerdir. Bunun üzerine polis memurları bun­lara ya evlerine dönmelerini vieya derse girmelerini İhtar etmiş, aksi hal­de tevkif edileceklerini haber vermiş­lerdir. Talebelerin ekserisi eve dönme­yi tercih etmiştir.

Buna karşılık haber alındığına göre Baltimorede durum yavaş yavaş nor­male dönmektedir. Bugün daha fazla sayıda beyaz talebe mektebe gelmiş ve zencilerle bir arada okumayı ka­bul etmiştir.

« Ekim 1054

 

— New-York:

New-York liman işçilerinden 25.000 kişi, dün gece yarısı grev ilân etmiş­lerdir. Bu sabah limana gelen «Queen Mary» ve «İndependence» transatlan­tiklerinin yanaşmasına yardım etmek üzere .büro müstahdemi yardıma çağ­ırılmıştır.

İğciler, N.ew-York liman işçileri sen­dikası ile ücret meselesinden doğan ihtilâf üzerine gece yarısı greve baş-iamışlardır.

— Washington :

Washington okullarındaki huzursuz­luk bugün artmıştır. Filhakika, zenci­lerin beyazların devam ettikleri okul­lara kabul edilmeleri hususundaki 'ka­rarın tatbik edilmesi üzerine dün iki okulun talebeleri  derslere  girmeyi.

7 Ekim 1954

 

— Washington :

Sovyet Hariciye Vekili M. Molotofun Doğu Berlin'i ansızın ziyareti Was-hington'da ancak nisbî bir hayret u-yandırmışttr. Filhakika, Londra kon­feransının muvaffakiyetle sona erme­si, Sovyetlerin otomatik olarak bir 'karşı taarruza geçmelerini intaç ede­ceği Washington'da tabiî "telâkki edil­mekte idi. Burada ileri sürülen tah­minlere göre M. Molotof, yeni bir tezahürünü göstermiş olan batı tesa-nüdünü tekrar bir mesele haline ge­tirmek için Fransız ve Alman efkârı­na mümkün oldu&u kadar tesir et­meğe çalışacaktır.

Yine Amerikan mütehassıs çevreleri­ne göre M. Molotofun doğu Berlİn'ft gelişi bir    propaganda baraj    ateşinin

açılması için bir mukaddeme olabilir ve ton da şiddetli nutuklar ve ateş­li Drotsstolar şeklinde tecelli ede'bi-lir.

Washington'daki bazı müşahitlere gö­re Londra anlaşmalarına Sovyet mu­kabelesi, bu anlaşmalardan mülhem prensiplerin doğu Almanya'ya tatbiki şeklinde de tezahüı edebilir. Sovyet­ler Birliğinin Avrupadaki peyklerine mensup bazı şahsiyetlerin bu ziyaret­te Molotof'un yanında bulunmakta ol­maları tou faraziyeye yol açmaktadır. Eu faraziye ayni zamanda Wachington'a gelen bazı haberlere de istinad etmektedir.

Washington diplomatik mahfilleri şu: cihete işaret .etmektedirler:

Serbest seçimler tabirinde batılıların, temasını kabul etmekle M. Molotof yalnız kelimeler üzerinde oynamakla. iktifa etmiş ve bu seçimlerde takip e-dilecek usuller hakkında hiç bir taf­silât vermeğe yanaşmamıştır. Bütün Almanya arazisinde hakikaten ser­best bir şekilde cereyan edecek se­çimler neticesinde kurulacak bir hü­kümetin, Moskovamn ümit ettiği veçhile sonradan Sovyetlere temayül edecek bir tarafsızlığı kabul ederek batılılardan yüz çevireceğine Sovyet diplomasisinin şefi hakikaten emin midir?

— Washington :

M. Moiotof'un Berlindeki nutkundan-beri Amerikan foaş şehrinin diploma­tik mahfillerinde sorulan sual şu­dur:

<-. Sovyetler Birliğinin, Avrupadaki mevcudiyetinin ve nüfuzunun d.ev-var levhası olan doğu Almanya'yı şim­di kaybetmeğe karar vermiş bulun­duğuna cidden inanabilir mi?

Filhakika Sovyetler Birliği Hariciye Vdkili, Alman birliğinin serbest se­çimler yoliyle yapılması lâzım geldi­ğini ve hükümetinin foıı fikirde bu­lunduğunu söylemiştir. Halbuki. Was-hington'un mütalâasına göre, bu gibi seçimlerde Sovyetler Birliği taraftarı olan Alman partileri pek az rey alabileceklerdir. M. Molotof tarafından ileri sürülmüş olan fikrin hakikî mâ­nası şu olmak lâzım gelir Sovyetler Birliği batıdan yüz çevirmiş bir bir­leşmiş Almanya mukabilinde doğu Almanya üzerindeki kontrolünden vaz­geçmeğe hazırdır.» Böyle bir ihtima­le ise Amerikan idarecileri mahfille­rinde pek az inanılmaktadır.

Yine Washington mahfillerine göre M. Molotof tarafından İleri sürülen fikrin !batı memleketleri tarafından müsait karşılanabilmek ioap etmekte­dir. Bu mesele beş seneden beri Sov­yetlerle batılılar arasında yapılan konferanslarda defalarca ye hiç bir netice vermeyen müzakerelere olmuştur.

9 Ekim 1954

 

— Denver :

Başkan Eisenhower dün Denver be­lediye dairesinde bir nutuk irad et­miştir. Başkan radyo ve televizyonla yayınlanan bu nutkunda muhatapla­rını önümüzdeki kasım seçimlerinde reylerini «(cumhuriyetçilerin gongre üzerindeki kontrollerini devam ettir­melerini" sağlayacak şekilde yani cumhuriyetçiler lehine kullanmağa dâ-ve tetmiş ve çöyie demiştir: «Kongre ile icra hey'eü arasında partizan po-îitfficanın soğuk harbi, cumhuriyetçi -bir kongre sayesinde erişebilecek he­deflerin tahakkukuna mâni teşkil e-debilir."

M. Eisenhower iki seneden beri ikti­darda bulunan kendi idaresinin bu müddet zarfındaki icraatının bir tab­losunu çizmiş ve bu meyanda «komü­nist tehdidine azimle karşı koyan» cumhuriyetçi idarenin «vahi fedakâr­lıklara nihayet vererek" Kore harbi­ni durdurmuş olduğunu söylemiştir.

İdarenin dahilî meseleler d eki icraa­tından bahseden başkan Eisenhower, «Amerikan milletinin şimdi yeniden temiz, dürüst ve uygun vasıfları ha­iz bir hükümete mâlik bulunduğuna», «iktidarın hükümet masraflarında 11 milyar dolar tutarında ve vergilerden de 7 milyar 400 milyon dolar bir in­dirme yapmı§ olduğuna  <ve Amerikan milletinin bugün «sulh zamanının en kudretli silâhlı kuvvetlerine» malik bulunduğuna işaret etmiştir.

Müteakiben beynelmilel meselelere temas eden. başkan Eisen:hower nutku­na şöyle devam etmiştir: Sözlere değil fiiliyata istinad eden .açık ve dürüst bir haricî siyasetimiz vardır. Bütün dünya da dostlarımız hürriy.ete bağlüımızı ve Birleşik A-merika'mn hürriyet ve barışı idame .ettirmek istiyenlerle birlik olduğunu bilirler.»

Balkan Eisenhower .beynelmilel vazi­yette husule gelen salâhtan bahset­miş, bu hususta Londra dokuzlar ant­laşmasını ve İtalya ile Yugoslavya a-rasında Trieste meselesine dair yapı­lan anlşamayı zikrederek tözlerine şöyle   devam etmiştir:

Dünyada yirmi senedenberi ilk de­fadır ki hususiyet taşıyan bir ihtilâf kalmamıştır. İlk defadır ki Manilla ve Pasifik Paktı sayesinde Asya'daki dost devletlerle sağlam bir anlaşmaya varmış bulunuyoruz ve nihayet atom enerjisini de ıbarışın emrine verdik.» M. Eisenhüver nutkunun burasında unu ilâve etmiştir:

Bu vaziyete göre Fransız mîllî meclisi kararını salı günü verecektir. Fakat grupların o güna kadar ayrı ayrı top­lanarak kendi aralarında müzakere -"lerde bulunmaları muhtemeldir.

.Dün gece sosyalistler, millî konseyle­rinin pazar günü toplantıya çağrılma". ihtimalinden bahsetmekte idiler.

— Washington :

Amerikan Dışişleri Vekâletinin bildir­diğine göre, Amerikan hükümeti, Sov­yet idarecileri, Brest Litovsk antlaş-bir notada 1953 temmuz ayında Japon denizinde düşürülen b-50 tipi bom­bardıman uçağı hakkında Sovyetleri bilerek ve kasdsn» yalan beyanda bu­lunmakla itham etmiştir. Bu hâdisey-ıe ilgili olarak Amerika Rusya'dan 2.785.492 dolar 94 sent istemektedir. Amerikanın Moskova Büyükelçisi Bohlen tarafından Sovyetlere tevdi edilen bu notanın tıirer sureti de Bir­leşmiş Milî eti erdeki Amerikan delege­si Cabot Lodge tarafından güvenlik konseyi üyelerine tevzi edilmiştir. No­tada Sovyetler, bu hâdisedeki mesu­liyetlerini reddettikleri takdirde, me­seleyi milletlerarası adalet divanına sunmaya davet edilmektedirler.

Ayni notada hâdisenin ne şekilde ce­reyan ettiği tekrar hatırlatılarak, 17 kişilik bir mürettebatla Vladivostok civarında Povdrotni burnunun takri­ben 40 mil uzamında bulunan uçağın yetkili Sovyet makamlarının açık emri üzerine» tepkili bir Sovyet uça­ğının hücumuna uğradığı ve denize düşürüldüğü belirtilmektedir.

Uçağın ikinci pilotu Roche, kazazede­leri araştıran bir Amerikan gemisi ta­rafından kurtarılmıştır. Mürettebattan üç kişi kaza taarruzu sırasında ölmüş­tür.

10 Ekim 1954

Ayan Dışişleri Komisyonu Başkanı AJ.exander Wi!ey, dün gece basma ver­diği yazılı beyanatında batı dünyası memleketlerini ve bilhassa Fransa ile Almanyayı Rusya ile, zayıf fcir du­rumda iken müzakereye girişmemele-rmi ikaz etmiş ve demiştir ki:

Eğer Molotof'un Almanya'nın birleş­tirilmesine dair son tekliflerini doğru tefsir ediyorsam, Ruslar, Londra an­laşmamızın tatbikini geciktirmemizi, Nato içinde aldığımız müdafaa ted­birlerini durdurmamızı ve bu sur-etle zayıf bir durumla müzakereye giriş­memizi istiyorlar. Vişinski'nin Birleş­miş Milletlere yaptığı müphem pro­paganda demeçlerinden anladığıma gÖ-re, Ruslar bir arada yaşama ile esilâh-sızlanmaya dair müphem tekliflerini müzakereye hazırlıksız girişmemizi istiyorlar. Alxander Wiley'e göre, Ruslar, Fransa ve Almanya 'gibi bü­yük ortaklarımızı, birleşmeden önce ve Sovyetlerin iyi niyetlerinden emin bulunmadan müzakere tuzağına dü­şürmek arzusundadırlar. Halbuki Sov­yet idarecileri, Brest Litovsk antlaşmasından beri hiçbir zaman sözlerin­de durmamışlardır.

Amerika'nın verdiği ve Dışişleri Ve­kâletimizin de müteaddit defalar tek­rar ettiği tavsiye şudur: «İcabında si­zi yıkmaya tereddüt etmiyecek kim­selerle müzakereye girişmekten çe­kinmeyin, fakat daha önce birliğinizi ve karşılıklı anlayışınızı kuvvetlendi­rin. Batı dünyasının bekası buna bağlıdır.

— Washington :

Ticaret Vekili Sinclair Weeks, Ame­rikan hükümetinin dış ticaret mevzu­unda takibettiği kontrol siyaseti hak­kında kongreye verdiği bir raporda şöyle demektedir:

«1954 yılının sonuna kadar Birleşik A-merika'mn Avrupadaki Sovyet bloku-r.a yaptığı ihracatta bir artma bek­lenebilir. Bununla beraber kontrola müteallik yeni nizamnameler Avrupa­daki Sovyet blokuna yapılan Ameri­kan ihracatının daha genişlemesi e-saslarmı temin etmekte ise de. Birle­dik- Amerikanın bu bölge ile ticareti­nin dı-ş ticaretin bütününe büyük bir ehemmiyet kazanacağı da söylene­mez.»

Avrupadaki Sovyet blokuna yapılan ihracat iürferine rakamlar verdikten sonra, Sinclair "Weeks kontrol çerçe­vesi dahilindeki bu gelişmenin se­beplerini şu iki noktada toplamakta­dır:

— Avrupadaki Sovyet bloku pazar­larına karşı Amerikan ihracatçıları arasında  bir ilgisizlik görülmekte­dir.

— Bu memleketler, Amerikalılar ta­rafından aranan çeşitli mahsulleri te­mine muktedir  veya  bunu  arzu  edergörünmüyorlar.

Ticaret Vekili raporun sonunda şu hususlara da temas etmiştir:

Komünist Çin ve  kuzey Kore'yekarşı  tam  ambargo  devam  etmektedir,

Komünist olmıvan  memleketlere ihracak müsaadesi olmaksızın gönderilen mallar listesinde yapılan yeni genişletmeler Birleşik Amerika ile-dostları arasındaki ticareti büyük öl­çüde kolaylaştırmaktadır.

14 Ekim 1954

 

— Washington :

10 ekim tarihli Tin-Sovyet müşterek: beyanatını tetkik eden Amerikan Ha­riciye Vekâletinin ve Erkânı Harbiyesinin mütehassıs büroları bu beyanat­tan umumî mahiyette bazı müşahede­ler istihraç etmişlerdir:

Amerikan mütehassısları ezcümle şu. mütalâaları ileri sürmektedirler:

— Komünist Cin, Moskova'nın   takdişiyle bir büyük devlet olarak ortayaçıkmakta ve o tarzda hareket etmek­tedir. Çin komünistliği, beynelmilel
komonizm   «eski  büyükleri"   ne sadık,kalmakla  beraber kendisine hâs bir' mistikle   yuğurulmuş   görünmektedir.

—  «Port Athur»   un  tahliyesi  Sov­yetler   Birliğini  uzak   doğuda  mühim:bir stratejik üsten mahrum bırakmak­tadır. Fakat bu, esasen derpiş edilmişolan bir .keyfiyetti. Bu tahliye, Sovyet­ler Birliği zimamdarları için, neticesin­de Soovyetler Birliğine zarar gelmiyeceğinî düşünmekte bir çok sebeplerin,mevcut bulunduğu bir zamanda yapıl­maktadır ve  esasen  Sovyetler Birliği­ne de Port Artur'e yakın olan Dairen,umanı  kalmaktadır.

3 — Çin, nisbeten mütevazı bir Rus müzaheretiyle şimdi gayretlerinin mü­him bir kısmını teksif edilmiş bir sa­nayileşmeğe hasretmektedir. Washing-ton'daki mütehassıslardan bazılarının fikrine göre 10 ekim tebliğinin en ma­nâlı vasfı budur.

Eu nokta, dünya vaziyetine uzun bîr vadede ehemmiyetli değişiklikler ge­tirebilecek bir Çin-Rus siyasetini ay­dınlatabilecek mahiyettedir. Görünüş­te Çin ve Sovyetler Birliği ötedentoeri Çin hakkında mevcut olagelmiş olan i/u telâkkiyi silmek hususunda muta­bık kalmış bulunuyorlar: »Çin mu­azzam bir nüfusa malik, çok geniş, sefalet içinde ve muvasala imkân­larından mahrum olarak yaşayan ve hayatı batının sanayileşmiş devletle­riyle yapacağı deniz ticaretine bağlı bulunan bir memlekettir.»

Amerikan mütehassıslarının işaret et­tiklerine göre şimdi bu eski telâkki­nin yerine bir yenisi ortaya çıkmak­tadır: Pasifik sehilleri üzerinde bü­yük bir kıta memleketi olan Çin, bu iutada'ki büyük komşusu bulunan fa­kat daha az deniz mahreçlerine mâlik olan Sovyetler Birliğinin müzahere-tiyle git gide daha fazla kendi kay­naklarına çekilecektir.

Yine ayni mütehassısların ilâve ettik­lerine göre zamanla ve bu plânlar ta-.hakkuk ettiği takdirde Çin ya-bancı sanayi memleketlerine iktisaden ta­biiyetini pek az bir nisbette indirebi­lecek ve 'bu cihetten bir afolokaya uğ­ramak korkusu kalmıyacaktır. Japon-.ya artık Çin için çok lüzumlu bir ma­mul maddeler satıcısı mahiyetinden çıkacak bilâkis kendisi gittikçe büyü-,yen Çin sinaî kudretinden endişe e-decektir.

Mütehassısların dediklerine göre Pe­kin zimamdarlarının, bu uza:k ihtima­lin ibir Rus vesayeti çerçevesi dahilin­de tahakkuk edemiyeceği hususunda Moskovayı kolayca iknaa muvaffak olmuş bulunmaları muhtemeldir. Sov­yetler Birliğinin «manevî otoriten büyük bir kısmını Asya'da Komü­nist dünyasına müsait bir durum ya­ratmak için- Çin'e devretmiş olduğu fikrine bazı Amerikan mütehassısları­nı temayül ettiren cihet de budur. İde­oloji, müşterek kalmakta devam ede­ceğinden, Moskova, kendi payına bil­hassa Avrupa ile ve teferruatından olarak Orta Doğu ile meşgul olacaktır. Bu vaziyette bir iş taksimi muvacehe­sinde kalındığı söylenebilir.Kosova ile Pekin'in müşterek he­defleri nihaî olarak bir dünya komü­nist nizamı kurmak mıdır veya    sulh içinde yan yana yaşamak mıdır?Amerikan yetkili mahfilleri bu suale ju mütalâa ile cevap vermektedirler:Komünist doktirini bütün dünyaya ya­yılmaktan feragat  etmişse baştan başa değişmiş ollmak iktiza eder. Bu da batılılar için zaafa düşmeden uyanık bulunmak lüzumunu gösterir.

18 Ekim 1951

 

— Salt Lake City :

Utah eyaleti, kasımda yapılacak olan seçimler için cereyan eden kampanya­da feci bir hakikatle karşılaşmıştır. Son harpte yaralanmış olan ve en göz­de temsilcilerden .sayılan Cumhuriyet­çi temsilci Douglas Stringfellow, cu­martesi günü televizyonla aksettirilen bir beyanatında, seçim nutuklarında iftiharla bahsettiği harp kahramanlık­larının uydurma olduğunu itirafa mec­bur kalmıştır.

Stringfellow, seçmenlerine hitap ede­rek, göz yaşları ve hıçkırıklar içinde, kendilerine yalan söylediği için özür dilemiş ve hayatının bundan sonraki kısmını kendini affettirmeğe vakfede­ceğini söylemiştir. Parti istediği tak­dirde adaylığını geri alacağını da ilâ­ve etmiştir.

Harp esnasında. Fransa'da, bir mayının patlaması neticesinde bacakları felce uğramış olan Stringfellow, yanında eşi, Cumhuriyetçi ayan üyesi Watkins ve Utah Partisi başkanı olduğu halde bu itirafı yapmıştır.

Nutuktan hemen sonra bir çok kimse televizyon istasyonuna telefon ederek, Stringfellow'un bu cesareti karşısında hayranlıklarını bildirmişlerdir.

 

20 Ekim 1954

 

— Washington :

Süvevş Kanalı hakkındaki İngiliz - Mı­sır anlaşmasının, prensip olarak akdin­den üç ay sonra dün Mısır'da imzalan­ması, Dışişleri Vekâleti tarafından bü­yük bir naemnuniyetle ve hayret edil­meden karşılanmıştır.

Amerikan devlet adamları her iki ta­raf müzakerecilerinin gösterdikleri uz­laşma ruhundan dolayı kendilerini tebrik etmekte ve şöyle demektedirler: «Bu suretle komünist ve aşırı milli­yetçi propagandacıların en mühim koz­ları ellerinden alınmış oldu. Bunlar ar­tık, Mısır topraklarında İngiliz kıtala­rı bulunduğundan dolayı imperyalizm ve müstemlekecilik diye feryat edemiyecekler.»

Amerikalılar şimdi su kanaattedirler : Mısır, bundan böyle komünist hakimi­yetine karşı Orta-Doğuda bir müdafaa sistemi kurulması bahsinde batılı dev­letlerle, az çok yakın bir tarihte eşit haklarla müzakerelere girişmeyi dü­şünebilir.

İyi ha'ber alan "bir kaynaktan bildiril­diğine göre. Amerika Dışişleri ve Millî Müdafaa Vekâletleri, gerekli zamanda Mssır'lllara sunulmak üzere, bir kaç aydanberi muhtelif müdafaa plânları hazırlamaktadırlar. Bununla beraber, yetkili Amerikan makamları nezdinde yapılan tahkikat neticesinde, Washing-lon'un bu hususta acele etmek niyetin­de olmadığı anlaşılmaktadır.

Amerikalı uzmanlar, herhangi bir mü­dafaa sistemine girişilmeden evvel Mı­cır ekonomisini müstakar kılmak üze­re gerekli tedbirler alınması hususun­da Kahire'nin ileri sürdüğü fikri naza­rı itibara almaktadır.

Dün akşam Dışişleri Vekâletinden bil­dirildiğine göre Mısır'a Amerikan ik­tisadî yardımı yapılması -hakkında ya­kında 'Kahire'de resmi müzakereler bağlıyacaktır. Esasen, 27 temmuzda ak-tedilen İngiliz - Mısır prensip anlaşma­sından biraz sonra bu hususta müzake-ıeler yarı resmi .bir şekilde başlamış bulunmaktaydı.

Yetkili Amerikan çevrelerinde şu mü­talâa da ileri sürülmektedir: Bu anlaş­manın imzalanması. Mısır'a, mahalli meselelerini, bilhassa İsrail ile olan münasebetlerini daha realist bir görüş­le incelemek imkânını verecektir.

üncü yıldönümü münasebetiyle veri­len bir akşam yemeğinde radyo ve te­levizyonla yayınlanan bir nutuk söy­lemiş ve ezcümle şöyle demiştir:

Hür dünyanın dehşet verici kuvveti, harbe karşı kudretli bir maniadır. Oto­riter komünizm rejimi hiç bir zaman, bu kuvvete erişemeyecektir. Memleke­timiz, adalete dayanan barışı aramakta fasılasız devam edecektir. Barışı ara­mak hem millî siyasetimiz ve hem bi­zim için bir vecibedir. Herkesin gü­venliğini sağlayacak olan hürriyet için­de bir barış, harici siyasetimizin yönel­diği bir idealdir.»

23 Ekim 1954

 

— Washington :

Paris konferansının o aşarı ile netice­lenmesi Washington siyasî çevrelerin­de zamanımızın en büyük mucizesi olarak vasıflandırılmıştır.

Siyasî şahsiyetler, Saar meselesinin on bir saat süren çetin !bir müzakereden, sonra halledilmesini memnuniyetle kar -Sallamışlardır. Hatta cumhuriyetçilerin, bu seçim kampanyasında Dulles'in Av­rupa siyasetinde oynadığı rolü bahis-mevzuu etmeleri mümkündür.

Resmî şahsiyetler diğer taraftan şu ne­ticeleri beklemektedirler:

—Bugün imzalanan anlaşmaların alâkalı devletlerin parlâmentoları ta­rafından tasdiki.

—Almanya hakkında muhtemel bir dörtlü konferansın  Batı  Almanya'nın silâhlanması aleyhinde tecelli etmesi.

Bu günkü Amerikan gazetelerine göre Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa, Paris andlaşması tasdik edilinceye ka­dar, Sovyetlerin konferans teklifini red delmek üzere sözlü bir karar almışlardır.

21 Ekim 1954

 

— New-York :

Başkan   Eisenhower  yahudilerin  Bir­leşik  Amerika'da   yerleşmelerinin  300

24 Ekim 1951

 

— Gettyburg (Msryland) :

Amerikan Hariciye Vekili Foster Dulles, Cumhurreisi Eisenhower'e gönderoîği bir mesajda, yeni dokuz devlet Batı Avrupa müdafaa ittifakı sayesinde, Avrupa birlik ve hürriyetinin muha­faza edileceği ümidini izhar etmiştir.

Eisenihower bu mesajı, Pennsylvania Cumhuriyetçi Partisi işçileri eyalet ve kongre delegeleriyle görüşmek üzere, Gettiyrburg çiftliğine muvasalatından sonra almıştır. Eisenhower mesaj ken­disine sorulunca, derhal okumuş ve memnuniyetini açıkça belirten bir gü­lümseyişle oturduğu masadan ayağa kalkarak dinleyicilerine, «Bunu sakla­mağa hakkım yok sanıyorum» demiş ve Foster Dulles'in gönderdiği mesajı okumuştur:

«Saar anlaşması dahil bir vesikanın, im zalanıp, mühürlendiğini ve sevkedil-diğini size bildirmekle bahtiyarım. Öy­lesine lüzumlu bir şekilde yardımınız dokunan Avrupa hürriyet ve birliğinin, artık korunup muhafaza edileceğine »benimle birlikte sevineceğinizi biliyo­rum.»

28 Ekim 1954

 

— Washington :

Amerikan kabine inin dün Beyaz Sa­rayda yaptığı toplantıya iştirak eden Dışişleri Vekili Foster Dulles'e, kabi­ne üyelerinde biri Paris anlaşmaları­nın tasdik ihtimalleri hakkında ne dü­şündüğünü sormuş, Dulles'de, Başve­kil Mendes-France'm kendisine, kay­bedilen zamanı yakalamanın Fransa'­ya düştüğünü söylediğini bildirmiş, il­gili parlâmentoların, akdedilen anlaş­maları tasdik edeceği kanaatini izhar ederek «zira bu sefer bunun yerine ge­çecek başka bir «hal çaresi mevcut de­ğildir» demiştir.

Hazine Vekili George Humphrey'in Pa­ris anlaşmalarının Ameri'kaya kaça îîialolacağını sorması üzerine Dulles şu eevabı vermiştir: «Bu bize 10 paraya bil'2 malolmıyacak, zira biz bu anlaş­ma için kimseye bir şey verecek veya vaadde bulunacak değiliz. Bu Avrupa­lılar arasında bir anlaşmadır. Onları vaatlerde bulunarak kimse tazyik et­memiştir. Dulles, 22 dakika süren beyanatının bundan sonraki kısmında C. E. D.'nin akamete uğramasından Paris anlaşma­larına kadar geçen zamanın tarihçesi­ni yapmıştır.

Nutkunun bir yeirnde Dulles, tamamiy-le Avrupai fikirde olan Aienauer'in, Amerika'ya yapacağı seyahatte çok iyi. karşilanması temennisini İ2har etmiş ve İngiltere'nin Avrupa kıtasında gi­riştiği taahhütlerden dolayı Eden'den sitayişle bahsetmiştir.

Dulles, atom enerjisinin barışçı gaye­lerde kullanılmasına dair Eisenihowerr in teklifine temas ederken birleşmiş mil. letlerdeki Amerikan delegesi Henry Cabot Lodge sözünü keserek Başkana dönmüş ve bu teklifin insanlığın mu-Kadderatı için en ehemmiyetli teklif olduğunu söylemiştir.

Dulles, nutkunu verirken önünde not­lar bulunmasına rağmen ekseriya gü­lerek ve sanki konuşuyormuş gibi oku­makta idi.Bagkan Eisenhower'in yanında salona girerken televizyon makineleri derhal kendisine çevrilmiştir. Televizyon se­yircileri sanki vekillerin sual soracak­ları zamanı evvelden biliyormuş zeha­bına kapılabilirlerdirİşin garip tarafı şudur ki, Sarre mese­lesi hakkında Dışişleri Vekiline sual so­ran Saflık Vekili olmuştur. Ticaret Vekili, P.usyamn tepkileri hakkında ma. lûmat istemiştir.

Vekiller heyetinin televizyonla akset­tirilen bu ilk toplantısı, resmi protoko­lün mevcut olmadığı samimi bir dost :oplantısi manzarasını arzetmekte idi. Başkan E.isenhower vekillere küçük isimleriyle hitap etmiştir. Dulles nut­kunu bitirince Başkan kendisine şöyle demiştir: Foster, şimdi alkışlanmayı htkettiniz. Avrupa birliğine ne kadar ehemmiyet atfettiğimizi biliyorsunuz. Bu parlak izahatınızdan dolayı teşek­kür ederim. Kabinenin, televizyon ve radyo ile ak­settirilen bu toplantısının, özel bir te­sir bıraktığı ve unu'tularnıyacağı saml­ın aktadır.

27 Ekim 1954

 

-—- Washington :

Amerikan atom enerjisi komisyonunun bildirdiğine göre, Sovyetler Birliğinde eylül ortalarından beri bir çok atom anfilâkları tecrübeleri yapıldığı tesbit edilmiştir.

— Washington :

Amerikan atom enerjisi komisyonu, Sovyetler Birliğinde eylül ortalarından "beri atom infilâkları tecrübelerinin ya­pılmakta olduğunu dün akşam neşret­tiği bir tebliğ âle bildirmiştir.

"Bu tebliğ Sovyet topraklarında bir çok atom infilâklarının vukubuiduğunu kaydettikten sonra bunların eylül or­talarında başladığını ve şimdiye kadar fasılalarla devam etmiş olduğunu tas­rih etmektedir.

Ayni tebliğ. Mütad dışı olaylar lüzum gösterdiği takdirde bu infilâklar hak­kında tamamlayıcı malûmatın neşredi­leceğini ilâve etmekte ve ayrıca «atom infilâklarında umumiyetle vakî oldu­ğu gibi Rusya'da yapılan bu tecrübe­lerin radyoaktif tozların yağmasına se­bep olduğunu, bununla iberaber Birle­şik Amerika'da bu tozların çok ehem­miyetsiz bir mikdarda görüldüğüne işa­ret etmektedir.

Amerikan atom enerjisi komisyonun­ca Sovyetlerin son haftalar zarfında vaptıkları bu infilâk tecrübeleri haik-kmda herhangi bir yorumda bulunul­maktan ve bunların atom veya hidro­jen infilâkları mı olduğu hususunun tasrihinden imtina edilmektedir.

— Washington :

Birleşik Amerika Dışişleri Vekaleti, Moskova sefaretine mensup iki aske­rî ataşenin karısının nezaret altına aiinmalarım Sovyet Hariciyesi nezdinde şiddetle protesto ettiğini bildirmiştir.Nezaret altına alınanlardan biri Kari Sommerlatte adında bir kadındır, Sov­yetler onu «gayri ahlâki» hareketlerde bulunmakla itham etmekte ve Amerikaya çağırılmasım talep etmektedirler.  Diğeri ise, deniz ataşesi muavini yar­bay Houston Stiff'in karışıdır. Bu iki kadın, «diplomatik dokunulmazlık ge­lenekleri» hilâfına bir buçuk saat polis nezaretinde tutulmuşlardır.Birleşik Amerika Dışişleri Vekâletinin tebliğine göre, hâdise şu şekilde cere­yan etmiştir Moskova'daki Amerikan sefa retiniıı civarında gezmeğe çıkmışlar­dır. Orada çalışmakta olan bir takım Rus kadınlarını görmüşler ve fotoğraf­larını çekmek için müsaade talep et­mişler, fakat, itiraz ettiklerini görün­ce hic bir harekette bulunmamışlardır. Bu sırada, sivil giyinmiş iki polis me­muru kendilerini civardaki bir binaya girmeğe davet etmişlerdir. Kadınlar girdikleri binada hiç birşey olmadığı­nı görüp de çıkmak isteyince polisler onlara mâni olmuşlardır. Ellerindeki diplomatik pasaportlara rağmen neza­ret altma alınmış olan kadınlardan bi­ri bir aralık kocasına telefon etmek im (kânını bulmuştur. Durumdan haberdar olan sefarethane memurları kadınların tahliyesini temin etmişlerdir. Amerika Dışişleri Vekâleti, bayan Som-rneralatte'nin öfkesi arasında sivil po­lislerden birini tokatladığım ilâve et­mektedir.

— Washington :

Başkan Eisenhower 10 haftalık bir fa­sıladan sonra haftalık mutat basın top­lantısını bugün yapmıştır. Gazetecilerden biri Başkana, Paris ant­laşmalarının parlâmentolar tarafından tasdikinden önce bir dörtlü konferan­sın toplanmasının yerinde olmıyacağı yolunda Başvekil Churchill yaptığı be­yanat hakkında ne düşündüğünü sor­muştur. Başkan buna cevaben, batılı müttefikler arasındaki müzakereler saf hası tamamlanmadıkça dörtlü bir kon­ferans tasarlamak veya tertiplemenin yerinde olmıyacağını belirtmiştir. Eisenihower, zamanı gelince ve Sovyet­lerin samimî olduklarına inandıracak sebepler bulunursa Amerika'nın Do­ğuyla müzakerelere girişebileceğini ilâve etmiştir. Bunu müteakip gazeteciler başkana getenlerde söylediği bir nutukta bütün dünya devlet adamlarının barıştan seçecek yolları olmadığını belirt­mekle neyi kastettiğini açıklamasını is­temişlerdir. Bask?n buna cevaben, ko­münist idarecilerinin durumunda deği­şiklik kaydedilmem ekle berafoer, şu an da devamlı bir barış hususundaki li­mitlerin eskisine nazaran pek daha sağlam esasa dayandığını belirtmiştir. Bu­nu müteakip Balkan. Amerikanın ato­mun barımı gayelerde kullanılması için milletlerarası bir teşkilâtın kurulması yolundaki gayretlerini kesmiyeceğini haber vermiştir. Eisenhower bu arada Amerikan dış politikasının esas pren­siplerinin iki parti tarafından destek­lendiğini ve tam manasiyle bir Ame­rikan politikasını temsil ettiğini belirt­miştir.

Nihayet son Sovyet atom denemeleri neticesinde Amerikanın, atom sahasın­daki üstünlüğünün haleldar olup olma­dığı sualine cevaben Başkan, bu kana­atte olmadığını bildirmekle iktifa et­miştir.

28 Ekim 1954

 

— Washington :

Başvekil Adenauer'in bugün Dışişleri Vekâletinde Foster Dulles ile yaptığı görüşme bir bucuk saat sürmüştür. Al­man Başvekili Dışişleri Vekâletinden ayrıldıktan sonra Beyaz Saraya git-raiştir. Bu görüşme hakkında Beyaz Sa raydan bir tebliğ yayınlanacaktır.

29 Ekim 1954

 

— New-York :

Her iki senede foir olduğu gibi, kasını aymm ilk pazartesi gününü takip eden gelecek salı günü Amerikan seçmen­leri, mebuslar meclisindeki temsilcile­rini seçmek, ayan meclisi âzalarının üçte birini yenilemek ve eyalet valile­ri ile diğer yüksek memurlarını inti­hap etmek üzere sandık başına gideceklerdir.

Bu seçimlerde temsilciler meclisine 432 âzâ serilecektir. Hakikatte mecliste 435 temsilcilik varsada Maine eyaleti gelenek gerekince kendi ün temsilcisini daha eylül ayında seçmiş bulunmakta dır. Bunlar yenid-en seçilmiş olan üç-Cumhuriyetçi temsilcidir.Bütün Birleşik Amerika dahilinde 350 namzet bu 432 âzalığı elde etmek için. mücadele etmektedirler. Bu namzetle­rin 432si Demokrat, 354 ü Cumhuriyet­çi, 64 ü de nüfuzları temsil ettikleri eyalet hududunu geçmeyen muhtelif partilerdendir. Amerikalılar keza ayan meclisindeki 37 âzâyı di yerleştireceklerdir. Bu se­ne yerıil-snmesi icap eden âzâ sayısı 38"' di. Fakat LeMain eyaleti kendi ayan azasını yenilemiş ve Cumhuriyetçi Ma­dam Margaret Ohase Smith'i seçmiş bu­lunmaktadır. Bu 38 âzâlıktan beşi Ölüm veya istifalar dolayısiyle yenilenecekitir. Bu 37 âzalığı elde etmek için 35 namzet mücadele edeceklerdir. Filha­kika Demokratlar 37, Cumhuriyetçiler el ve muhtelif partiler de 17 namzet göstermişlerdir.

Nihayet federal birliği teşkil eden 4â-eyaletin 34 valilimi de bu seçimlerde yenilenecektir. Yalnız Maine eyaleti kendi valisini keza geçen eylülde seç­miş ve 20 senedenbsri ilk defa olarak bir demokrat valiyi iş başına getirmiş­tir. Geri kalan 33 valilik inin 76 kişi namzetliklerini koymuşlardır. Bunlar­dan 33 ü Demokrat, 29 u Cumhuriyet­çi ve 14 ü muhtelif partilerdendir.

Teşriî vazifesi ocak 1955 de sona ere­cek olan şimdiki mecliste mevcut 435 âzâlık şu şekilde taksim edilmiş bulun­maktadır;

Cumhuriyetçiler: 219  (bir âzâlık münhaldir).   Demokratlar:   215 ' (üç   jüzâlık. münhaldir), Müstakil 1. Şimdiki ayan meclisinde mevcut 9T âzâlık ise su şekilde taksim edilmiş bu­lunmaktadır:

Cumhuriyetçiler 40, Demokratlar 46, Müstakil 1.48 valilikten halen 29 u Cumhuriyet­çiler, 19 u Demokratlar tarafından işgal edilmektedir. Bu sene değişmeleri mevzuuıbafas olan 34 eyalet valisinin '23 ü Cumhuriyetçi ve 11 i Demokrat­tır.

Valilerin selâhiyetleri sarih bir şekil­de kendi eyaletlerine tahdit edilmiştir ve federal hükümette doğrudan doğru­ya bir rey sahibi değillerdir. Ancak partilerin nüfuzları elde ettikleri Va­lilik sayısı nisbetinde artmaktadır.

2 kasını seçimlerine karşı halkın alâ­kasız bulunduğundan çok. bahsedilmiş­tir. Newyork eyaletinde seçime iştirak "için kendilerini kaydettirmiş olanların sayısı buna bir misal teşkil etmekte­dir. Filhakika Newyork eyaleti Devlet "Vekili etrafından neşredilen rakamla­ra göre <bu sene seçmenlerin sayısı 1950 seçimlerindeki 6.436.236 kişiye muka­bil 6.212.368 kişiden ibaret bulunmak­tadır.

"Bu alâkasızlık ^bilhassa Newyork şeh­ri dahilinde kendisini daha ziyade gös­termektedir. Filhakika bu şehirde otu­ranlardan 1950 seensinde 3.627.642 ki­şi kendilerini seçmen listelerine kaydet tirmek suretiyle reye iştirak etmek arzusunu göstermişken bu defa ancak î.463.058 kişi müracaatta bulunmuş­tur.

Bundan bir kaç gün evvel Avrupa-da birlik ve kuvvet yolunda tarihî bir merhalenin şahidi olduk. Bu merhale, bu asır zarfında dünya işlerinde ger­çekleştirilmiş olan istikrar âmillerin­den en ;büyüğü şeklinde tezahür ede­bilir. »

Dahili meselelere temas eden M. Eisen-how-er bu bahiste ezcümle şöyle demiş­tir :

— Washington :

Washington'da Eisenhower'in hem­şehrileri komitesi» nin ibır toplantısın­da söz alan Birleşik Amerika Başkanı, ehemmiyetli bir seçim nutku irat et­miş ve Cumhuriyetçi idarenin iki se­neden beri başardığı işlerin bîr plân-çosunu yapmıştır.

Başkan, evvelâ kendi İdaresinin her peyden önce sulhun muhafazasına gay­ret etmiş olduğunu hatırlatmış ve Ko­re mütarekesinin. Trieste ve Süveyş Kanalı meselelerinde varılan anlaşmaların Seato Paktının ve nihayet son Londra ve Paris anlaşmalarının ehem­miyetine muhataplarının dikkatini çe­kerek şöyle demiştir: «Hakikî terakki­ler başardık.»Eİsenhower, Paris anlaşmala-r;ndan  bahsederken şunları soylemiş Batı Başvekili Konrad Ade-rauer, d&