09.11.1955
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Kasım 1955

 İstanbul :

İstanbul  Üniversitesi, 1955-1956 ders yılına bugün saat 10 da Fen Fakül­tesi Konferans salonunda yapılan bir merasimle başlamıştır.

Merasimde, İstanbul Vali ve Belediye Reis "Vekili Prof. Gökay, kumandan­lar, Teknik Üniversite Rektörü, dekan­lar, profesörler, ve öğrencilerle katolik bir davetli topluluğu hazır bulun­muştur.

Merasime İstiklâl Maaşı ile başlanmış­tır. Bundan sonra kürsüye gelen İs­tanbul üniversitesi Rektörü Prof. Fe­hmi Fırat 1955-1956 ders yılı açış ko­nuşmasını yapmıştır.

Konuşmasına, merasimde hazır bulu­nanları selâmlamakla başlayan Rek­tör, ezcümle demiştir ki:

«Türk üniversiteleri tarihi takımından bu tedris yılının mühim hâdisesi hiç şüphe yoktur ki, yeni yeni üniversitelerimizin' doğuş hâlinde bulunması­dır. Bu itibarla konuşmamın başında bu nokta üzerinde durarak memleketi­miz için taşıdığı büyük ve şümullü mânayı tebarüz ettirmek isterim. Bir memleketin kalkınması, ilerlemesi ve hayatiyeti üzerinde üniversitelerin oy­nadığı rol çok büyüktür. Çünkü üni­versiteler çeşitli sahalardaki çalışmalariyle bir taraftan cemiyetteki insan­ların yaratıcılık kudretlerini geliştire­rek, taıbiı varlıkların ve servetlerin en iyi şekilde kıymeti en dirilmesini müm­kün kıldığı gibi diğer taraftan da top­luluk içinde yaşayan insanların fikrî ve manevi sahadaki kemallerini arttırmak. Bu. böyle olduğu içindir ki ilerleme yoluna girmiş olan hak ve hakikatlerin ortaya çıkmasına çalışan her cemiyet hem üniversitenin inkişafı ve hem de bunların adetlerinin arttı­rılması üzerinde hassasiyetle durmak. tadır. İlme bağlılık hasletini göstermiş ve tarihte büyük ve hür ilim müesse­selerini kurmuş bulunan Türk mille­tinin de daima aynı arzuyu beslediği inkâr kabul etmez bir vakıadır. İşte bu arzu ve isteğin bugün memleketi­mizde tahakkuk safihasına girerek üni­versitelerin, her yönden tekâmülünü gerçekleştirmek ve adetlerini arttır­mak fikrinin kuvvetlenip geliştiğini mesut bir hâdise olarak görmekteyiz.

Doğu'da «Atatürk Üniversitesi» hayat ta en hakikî mürşidin ilim olduğuna inanmış bulunan büyük Atatürk'ün emelini tahakkuk ettirmekte, İzmir'de Ege Üniversitesi» Tıp ve Ziraat Fakülteleriyle bu yıl faaliyete geçmekte, Trabzon'da «Karadeniz Teknik Üni­versitesi» nin kurulması da kanunlaş­mış bulunmaktadır. Pek yakında bu üniversitelerimizin de hür bir üniver­siteler zihniyeti içerisinde gelişip dün­ya ölçüsünde birer ilim yuvası hâlini aldıklarım görmekten milletçe büyük bir iftihar duyacağız. Üniversitemiz bu kardeş müesseselere çok yakın bir alâka duymakta ve her hususta yar­dımcı olmayı büyük bir vazife ve şe­ref saymaktadır.

Kökleri 502 yıllık bir maziden kuvvet alan İstanbul Üniversitesi iteri bir anlayışın eseri olan Son Üniversiteler Kanununun hür ve muhtar esasların­dan istifade etmenin on yıllık muha­sebesini gelecek sene huzurunuza ge­tirecektir. Üniversitemiz bu devrede bütün dünya üniversiteleri ve bu meyanda da insanlığın ahlâki ve fikrî ge­lişmesine hizmet eden teşkilât ve ta­mamen hür bir müessese olarak müsa­vi şartlarla işbirliği yapmış ve göster­diği başarılar ve bu başarıların yarat­tığı akisler sayesinde verimli netice­ler elde etmiştir.

Konuşmasına devam eden Rektör, bundan sonra üniversite muhtariyeti ile üniversitelerin ilmi hakikatlerin or­taya çıkması için oynadıkları rolden ve Türk üniversitelerinden bahsetmiş, üniversitelerin geçen seneki kadro­sundaki vâki değişmeler üzerinde dur­muş, liselerde mezun sayısının sene­den seneye arttığını, bu sebeple üni­versiteye müracaatların çoğaldığına, hâlen kayıtlı talebe sayısının 10.916 ol­duğunu, buna mukabil bu devre alı­nacakları İlâve, ekim imtihanlarında mezun olacakları çıkarmak suretiyle bu mevcudun 15.000 civarında olaca­ğım, fakültelerin kontenjanlarının üstünde bir müracaat olduğunu, bunun için test imtihanları yapıldığını bil­dirmiş, üniversitenin geçen öğrenim yılı içinde ekim devresi hariç, Tıptan 369, Hukuktan 93, Fenden 82, Edebi­yattan 43, İktisattan 42, Ormandan 7 olmak üzere 636 mezun verdiğini söy­ledikten sonra geçen sene doktora ve ihtisas imtihanı verenlerden asistan­lardan üniversitenin yayın faaliyetin­den, üniversitede yeni tesis olunan ikinci   İdare      Hukuku   kürsüsünden. Atom ve Çekirdek Fiziği Kürsüsünden, ikinci Jeoloji Kürsüsünden ve müsta­kil enstitü hâline gelen Coğrafya Kür­süsünden, Antalya bölgesi Arkeolojik Araştırma Merkezinin kurulmuş bulunduğundan bahsetmiş ve İktisat Fa­kültesinden Ford Foundation ile işbir­liği yapılarak kurulmuş bulunan İşlet­me Enstitüsünün bu sene Amerika'dan gelen üç uzmanla takviye edilmiş ol­duğunu bildirmiştir.

Rektör bundan sonra diğer enstitüler­den de bahsettikten sonra, üniversite­nin bina ihtiyacına ve yapılan inşaat­lara da temas etmiş, bu sene yapılan Antalya ve Trabzon - Rize Üniversite Haftalarından bahsetmiş, öğretim üyelerinle yurt içi gezintilerini ve üniversitenin milletlerarası temaslarını anlatmıştır.

Terfi eden üniversite öğretim üyele­rini de bildiren Prof. Fehim Fırat, ec­nebi profesörlerden ve öğretim üyele­rinden ve emekliye ayrılan profesörleri saydıktan sonra konuşmasını Öğrenci­lere hitap ederek bitirmiş, kendileri­ne nasihatlerde bulunmuş ve demiş­tir ki:

«Genç üniversiteliler, bu yuvada büyük bir topluluk teşkil ediyorsunuz. Mes­leğiniz ayrılmış olsa da hepiniz aynı gaye peşinde, aynı idealin yolcularısı­nız. Bu büyük topluluk iyiye giden, ga­yesini bilen, olgun bir cemiyet teşkil ederse istikbâle daha emniyetle bakı­lır. Böylesine fair cemiyet hayatı te­sis etmeliyiz. Bu bir kere teessüs etti mi artık aranıza karışanlar bu ve­rimli talebe muhitinde emniyette sa­yılırlar. İstikbâl müemmendir. Bu mu­hitin teessüs edemediği üniversiteler yetiştiricilikte büyük kıymeti hâiz bir unsurdan mahrumdurlar. Böyle bir muhitin teessünde ve devamının, ge­lişmesinin temininde üniversitenin de büyük payı olacağı muhakkaktır. Bu­nun için daha sıkı ve mütekabil sevgi hürmet hisleriyle bağlı bir hoca talebe münasebeti tesisine çalışmalıyız.

Bu temennilerle sözlerime son verir­ken, sizlere üstün başarı diler, 1955-56 ders yılının üniversiteye, millete ve bütün insanlığa hayırlı olmasını te­menni ederim.»

Rektörün alkışlarla sona eren konuşmasını müteakip, kendisine öğrenciler adına bir buket verilmiştir.

 Ankara :

NATO Güney Doğu Avrupa Müttefik Kuvvetleri Başkumandanı Amiral Fechteler Cumhuriyet Bayramımız mü­nasebetiyle Başvekilimiz Adnan Men­deres'e aşağıdaki mesajı göndermiş­tir:

«Büyük Cumhuriyetinizin kuruluşu­nun yıldönümü dolayısıyla istiklal için en iyi dilek ve temennilerimi arz ederim.

Sulhun sağlanması bakımından Tür­kiye'nin dünya meselelerimdeki mü­him rolü, tarihin ihtişamım yakışa­cak mâhiyettedir.

Fecbteler»

Başvekilimizin Amiral Fechteler'e ce­vabî mesajı: 

«Cumhuriyet Bayramı münasebetiyle bana gönderdiğime güzel ve samimî mesajdan dolayı size çok teşekkür ede­rim.

Memleketimin sulh ve adalet uğrunda bütün azmi ve imkânları ile elinden geleni yapmağa devam edeceği husu­sunda sizin gibi hu uğurda canla bas­la çalışan kıymetli bir askerin katî bir kanaat sâhibi olması beni ayrıca bahtiyar etmiştir.

Adnan Menderes»

 Heybeliada

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizi ziyaret etmekte bulunan dost ve müttefik Federal Almanya Millî Müdafaa "Vekili Ekselans Dr. Theodor Blank ve Bakânı Harbiyei Umumiye Reisi General Adolf Heusinger, kendilerine refakat etmekte bu­lunan Dahiliye Vekili EChem Men­deres, Alman Büyük Elçisi Ekselans Dr. Haas, Erkânı Harbiyei Umumîye ikinci Reisi Korgeneral Rüştü Erdelhum ve Deniz Kuvvetleri Kumandanı Oramiral Sâdık Altıncan olduğu hal­de, Gölcük'ten rakip oldukları Savarona okul gemisiyle saat 14.30 da Yassi ada'ya gelmişlerdir.

Misafir Millî Müdafaa Vekili ve bera­berindekiler Yassiada'ya çıkmışlar ve burada. Deniz Eğitim Kumandanı Tü­mamiral Tâoettin Talayman ile Yassıada Eğitim Kumandanı Albay Alpkun ve subaylar tarafından karşılan­mış, bir deniz birliği selâm resmini ifâ etmiştir.

Subay gemisindeki istirahat esna­sında Albay Alptam tarafından dost Federal Almanya'nın Milli Müdafaa Vekiline, adadaki eğitim tesisleri ve çalışma sistemi hakkında izahat ve­rilmiş ve müteakiben tesisler gezilmiştir.

Yassıada'dan merasimle uğurlanan Al­man Millî Müdafaa Vekili ve Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi1, Dahiliye Ve­kilimiz ve diğer zevat, saat 16 da HeybeUad'a'ya gelmişler ve Deniz Harb Okulu ve Koleji Kumandanı Albay Vedat Burat, okul subayları tarafın­dan merasimle karşılanmış ve-başta Alay Sancağı olduğu halde Okul Me­rasim Bölüğü selâm resmini ifâ et­miştir.

Okulun şeref salonundaki istirahat esnâsında Okul Kumandanı Albay Ve­dat Burat tarafından misafir Millî Müdafaa. Vekiline ve Erkânı Hartaiyei Umumîye Reisine, Deniz Harb Okulu ve Koleji ve eğitim çalışmaları hak­kında Kattıat verilmiş ve müteakiben misafirlerin okulu ziyaretlerinin bir hatırası olmak üzere kendilerine kadi­fe mahfaza içinde birer meç hediye edilmiştir.

Bundan sonra okul gezilmiş, verilmek­te olan dersler takip olunmuş ve bil­hassa laboratuar çalışmaları üzerinde durulmuştur.

Alman Millî Müdafaa Vekili Ekselans Dr. Theodor Blaaık, Deniz Harb Okulu ve Kolejinden ayrılmadan evvel oku­lun hâtıra defterine şu satırları yaza­rak bu ziyaret vesilesiyle duymakta ol­duğu hissiyatı belirtmiştir:

«Deniz subaylarının temel bilgilerini veren bu güzel mektebi gezdim ve gör­düm. Bende hâsıl olan kanaat, bu gü­zel mektep, esas hedefine vâsıl olacak ve onlara lâzım elan bilgiyi temin edecek kabiliyettedir.»

Dost ve müttefik Federal Batı Alman­ya Millî Müdafaa Vekili Ekselans Dr. Theodor Blank, Erkânı Harbiyei Umumije Reisi General Adolf Heusinger, kendilerine refakat etmekte olan Da­hiliye Vekili Ethem Menderes, Erkânı Harbiyei Umumiye İkinci Reisi Orge­neral Rüştü Erdelhun ve Deniz Kuv­vetleri Kumandanı Sâdık Altıncan, ve diğer zevat, saat 17.10 da Deniz Harb Okulu ve Kolejinden Sakarya motoru ile İstanbul'a müteveccihen ayrılmış­lar ve merasimle uğur 1 anmışlar dır.

Saat 18.10 da İstanbul'a muvasalat eden misafirler, Dolmabahçe'de İstan­bul Garnizon Kumandanı, Boğazlar ve Marmara Deniz Kumandanı, Mer­kez Kumandanı, Emniyet Müdürü ile askeri ve mülkî erkân tarafından kar­şılanmışlardır.

 Ankara :

Türk kadınlar Birliğinin davetlisi ola­rak memleketimizde bulunan İranlı Bayan V. Mukaddem Türkiye intiba­ları hakkında Basın-Yayın ve' Turizm Umum Müdürlüğü kısa dalga radyo servisine bir beyanat vermiştir. İran'­ın hürriyet mücadelesinde yararlıkla­rı görülen, yakınlarının komünistler taralından öldürülmesi üzerine uzun­ca müddet çete teşkilâtında bizzat ça­lışarak Sehinşah Hazretleri tarafın­dan bir madalya ile taltif olunan İran­lı kadın mücahit Bayan Mukaddem, bu akşam radyonun Farsça, neşriya­tında kendi sesinden verilen bu be­yanatında şunları söylemiştir:

Türkiye Kadınlar    Birliğinin daveti

üzerine dost ve komşu memleket Tür­kiye'ye geldiğim içki son derece se­vinç duymaktayım.

Bilhassa Reisicumhurunuz Celâl Bayar Hazretlerinin İran'a yapmış ol­dukları ziyaretten sonra iki kardeş milletin münasebetleri tanı bir görüş birliği ve ittifak esaslarına dayandığı ve İran milleti fertlerinin Türk mil­leti fertlerine samimi dostluk ve kardeşlik hislen ve meşbû bulundukları bir sırada Türkiye'yi ziyaretten ayrıca sevine ve şeref duymaktayım

Evvelce de Türk milletinin samimî mi­safirperverliği hakkında bîr çok şeyler duymuştum. Türkiye'ye ayak bas­tığım andan İtibaren kendimi asla ya­bancı addetmedim. Türkiye'ye gelen ve asil Türk milletinin muhabbet ve misafirperverliği ile karşılaşan bütün vatandaşlarım da, zannederim, beni teyid edeceklerdir.

Türkiye'yi ziyaretimden çok kıymetli hâtıralarla vatanıma döneceğim. Bil­hassa Türk kadınlarının terakki ve teali yolundaki üzeri hamlelerini İran kadınlarına isah edebileceğimi ve Türk _ İran kadınları arasındaki bir­lik münasebetlerinin takviyesine hiz­met edebileceğimi ümit etmekteyim.

1934 senesinden beri, yâni merhum Rızâ Şah Pehlevi zamanında İran kadınları hürriyete kavuşmuş, terak­ki ve tekâmül yolunda büyük adım­lar atmışlardır. Bundan sonra da er­keklerle beraber İran'ın terakkisi için çalışmaları elzem bulunmaktadır. Kar­deş Türk kadınlarım ziyaretten İleri gelen sevincimi tekrar eder ve şah­sımda İran kadınlarına karşı göster­dikleri muhabbet ve misafirperverlik karşısında şükranlarımı 'bildirir, saa­det ve muvaffakiyetlerini dilerim. İran'ın itilâsı ve terakkisi yolunda çalışan biz İranlı kadınlar bundan böyle bütün enerjimizle ileri hamle­lerde olunmayı, Cenâbı hakkın inayet ve Şehin şah Hazretlerinin teveccühü sayesinde muvaffak olmayı, Türk-İran münasebetlerinin daha da takviyesi için her iki milletin birlikte ve omuz omuza çalışarak muvaffak olmalarını temenni eyleriz. Yaşasın Türk - İran dostluk ve ittifakı.»

 Ankara :

Cumhuriyet Bayramı münasebetiyle Amerika Birleşik Devletleri, Afganis­tan, Arjantin, Brezilya, Belçika, Bul­garistan, Çin, Çekoslovakya, Fransa, Federal Almanya, Finlandiya, Güney Kore, Haşimî Ürdün, İran, İsrail, Irak, İtalya, İrlanda, İsviçre, İngiltere, İs­panya, Japonya, Lübnan, Libya, Ma­caristan, Mısır, Meksika, Norveç, Por­tekiz, Pakistan, Polonya, Romanya, Suriye, Suudî Arabistan, Sovyet Rus­ya, Şili, Yugoslavya ve Yunanistan Devlet Reisleriyle Reisicumhurumuz arasında tebrik vs teşekkür telgrafları teati olunmuştur.

 Eskişehir

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizde tetkiklerde bulunan dost ve kardeş Irak'ın Maarif Vekili Ek­selans Halil Kenne, beraberinde Maa­rif Vekâleti Müsteşarı Osman Farufe Verimer. Irak Kültür Ataşesi Hikmet Abdülmecit olduğu halde bugün saat 14 de Ankara'dan otomobille şehrimi­ze gelmiştir.

Maarif Veziri Eskişehir'in Hamidiye mevkiinde "Vali ve Maarif Müdürü ta­rafından karşılanmıştır. Doğruca Çif­teler Öğretmen Okuluna giden misa­firimiz orada tetkiklerde bulunmuş ve öğle yemeğini okulda yemiştir.

Ekselans Kalil Kenne ve maiyetindeki zevat 14.30 da Vilâyet konağına gele­rek Valiyi makamında ziyaret etmiş­tir. Vali Arif özgen son yıllarda ticari ve iktisad sahada şehrin kaydettiği ge­lişme ve Eskişehir hakkında misafiri­mize malûmat vermiştir. Saat on beşte Vilâyetten ayrılan Ve bir, Akşam Kız Sanat Okulunu, Mer­kez Sanat Enstitüsünü, Ticaret Lise­sini, Maarif Kolejini, Kız Enstitüsü­nü ve son olarak da şeker fabrikasını gezerek tetkiklerde bulunmuş, her uğ­radığı müessesede gördüklerinden memnuniyetini izhar etmiştir.

Bilhassa Kız ve Erkek Sanat Enstitü­lerinde bütün atölyeleri gezerek öğ­rencilerin yaptıkları işleri tetkik et­miş, takdirlerini bildirmiştir.

Maarif Veziri, bu geceyi şehrimizde ge­çirecek ve yarın saat sekizde Bursa'ya hareket edecektir.

% Kasım 1955

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, Majeste Hü­seyin Bin Tallâl'ın davetlisi olarak dost ve kardeş Haşimi Ürdün'ü res­men ziyaret etmek üzere bu sabah sa­at 10.15 de Amman'a müteveccihen uçakla İskenderun'a hareket etmiştir Reisicumhuruma, bayraklarla dona­tılmış Etimesgut Hava Alanında Bü­yük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan ve Başvekil Adnan Menderes ile Vekiller, Büyük Millet Meclisi Reis Vekilleri, mebuslar, Riyâseticumhur Umumi Kâtibi, Başvekâlet Müsteşarı, Temyiz, Devlet Şûrası ve Divanı Mu­hasebat Reisleri. Diyanet İşleri Reisi, Vekâletler Müsteşarları, Ankara Vali ve Belediye Reis Vekili, generaller ve amiraller. Garnizon ve Merkez Ku­mandanları ile Emniyet Müdürü, kor­diplomatik adıma duayen Cin Büyük Elçisinden başka, Amerika Büyük El. çişi ve Ürdün Maslahatgüzarı ile ban­kalar ve iktisadî devlet teşekkülleri umum müdürleri, Vilâyet ve Belediye Meclisi asaları, partililer ile diğer si­vil ve askeri erkân ve basın mensup­ları, tarafından uğurlanmıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar saat 10,00 da beraberinde Riyaseti cumhur Başyave­ri olduğu halde hava meydanına gel­miş ve burada başta Alay Sancağı ile bandosu bulunan "bir ihtiram taburu selam, resmini ifâ etmiştir. Reisicum­hurumuz hava meydanına muvasalatlarında 2i pare top atımı ile selâmlanmıştır.

İstiklâl Marşının dinlenmesini mütea­kip Reisicumhurumuz, beraberinde Garnizon Kumandanı ve Başyaveri ol­duğu halde ihtiram taburunu teftiş et­miş ve «Merhaba asker!» hitabına ta­bur hep bir ağızdan «Sağol» nidâsiyle cevap vermiştir.

Reisicumhurumuz müteakiben kendi­sini  uğurlamağa gelen zevatın ayrı ayrı ellerini sıkmıs ve veda etmiştir.

Sayın Bayar, Büyük Millet Meclisi Re. isi Refik Kor a İt an ve Başvekil Adnan Menderes ile de samimî müsahade bulunarak kendilerine veda etmiş ve tezahürler arasında, kendisini Am­man'a götürecek olan. Hava Kuvvet­lerimize mensup uçağa dam olmuş­tur.

Reisicumhurumuza, bu ziyaretlerinde, Devlet Vekili ve Hariciye Vekâleti Ve­kili Fatin Rüştü Zorlu ile Hariciye Ve­kâleti "Umumi Kâtibi Büyük Elçi Mu» harrem Nuri Birgi, Haşimi Ürdün'ün Ankara Büyük Elçisi Ekselans   Şerif Abdülmecit, Hava Kuvvetleri Kurmay Albayı Refik Tulga, Hariciye Vekâleti İkinci Daire Umum Müdürü Orhan Eralp, Protokol Umum Müdürü Şem­settin Arif Mardin, Anadolu Ajansı Umum Müdürü Şerif Arzık, Riyaseti cumhur Başdotetoru Prof. Recai Erguder, Muhafız Kıtası Kumandanı Kur­may Albay Bahaettin Ertürk, Riyâseticumnur Yaverleri Binbaşı Mustafa Tayyar, Kemal Eker ve Ertuğrul Çok değer ve Devlet Vekâleti Hususî Ka­lem Müdürü Hayrettin Ozansoy refa­kat etmektedir.

İskenderun'da deniz üssünün açılış merasimi münasebetiyle Hatay Mebusları ve Deniz Kuvvetleri Kurnan dam Oramiral Sâdık Altıncan da Re­isicumhurumuzla birlikte gitmişlerdir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar'ı Am­man'a götürecek olan uçak nasır bu­lunanların sevgi tezahürleri arasında saat 10.15 de Etimesgut Hava Ala­nından hareket etmiştir.

 İstanbul :

Hükümet im izin davetlisi olarak memleketimizi ziyaret etmekte bulunan dost ve müttefik Federal Batı Alman­ya Millî Müdafaa Vekili Ekselans Dr. Thecdor Blank ve Erkânı Harbiyei Umumîye Reisi General Adolf Heusin. ger, bugün öğleden evvel müdafaa kuvvetlerimizin, şereflerine Metris Çiftliğinde tertiplemiş oldukları atış vs harekât tatbikatını takip etmişler­dir.

İki saat bilâfâsila devam eden bu tat­bikatta, Dahiliye Vekili Ethem Mende­res, İstanbul Vali re Belediye Reis Ve­kili Prof. Giray, Birinci Ordu Müfet­tişi ve Örfî İdare Kumandam Orgene­ral Nureddîn Akncz, Federal Batı Al­manya Büyük Elçisi Ekselans Dr. Haas, Erkânı Harbiyei Umumîye İkin­ci Reisi Korgeneral Rüştü Erdelhun, Askerî Şûra azaları, Harb Akademi­leri Kumandanları, generaller, ami­raller, yüksek rütbeli subaylar, Türk-Alman Cemiyeti mensupları, emekli generallerle davetliler, basın mensup­ları ve limanımızda misafir bulunan dost Birleşik Amerika'nın Akdeniz 6 ncı Filosu Kumandanları hazır bu­lunmuşlardır.

Tuğsavul Tatbikatı adını taşıyan tat­bikata, hava muhalefeti sebebiyle tak­tik hava kuvvetlerine bağlı jet uçak­larımız iştirak edememiştir.

Misafirlerimiz tatbikat sahasında Los_tabya mevkiine geldikleri zaman as­keri merasimle karşılanmışlardır.

Bundan sonra. Birinci Ordu Müfettişi Orgeneral Nureddin Aknoz, kısa bir  hitabede bulunmuş ve müteakiben 3 üncü Kolordu Kumandanı Korgene­ral Mithat Akçakoca ve Tatbikat Kuv­vetleri Kumandanı Tümgeneral Namık Argliç ve Kurmay Heyeti, tatbikatın yapıldığı arazi, muharebe durumu ve kuvvetlerimiz üzerinde izahat vermiş­lerdir.

Tatbikatın konusu, savunana için az hazırlanmış bir düşmana karşı hava kuvveti, tank ve topçu tarafından des­teklenen bir piyade alayının taarru­zunu göstermekti. Saat 10.45 de tat­bikat bütün topçu boyunca birden açı­lan şiddetli bir hazırlık ateşiyle baş­lamıştır. Hakiki mermilerle yapılan ve 6 topçu taburunun katıldığı bu atış, bidayette düşman mevzii üzerinde muntazam bir şekilde dağılmış ve düş­man mevziini tamamen kavramış bu­lunuyordu. Bir müddet sonra piyade ağır silâhlan ve tanklar da bu atışa katılmış ve İleriye doğru piyade ve tank harekâtı başlamıştır.

Tank ve piyadenin ileri harekâtı es­nasında topçunun ve piyade destek silâhların kütle ateşlerinin önemli düşman hedeflen üzerine oturduğu, ve taarruz eden unsurların harekâtına uygun olarak bir hedeften diğerine kayalığı görülmüştür.

Bu atışlar, düşman üzerinde büyük bir tesir elde etmiş ve bu sırada düş­man topçusu da, taarruz eden piyade ve tanklar üzerine ateş açmıştır.

Saat-11.30 a kadar devam eden bu tatbikat esnasında: bütün sınıf ve silâhlar tam bir işbirliği yapmışlar ve bilhassa piyade, istihkâm ve tank çalışmaları hazır bulunanların takdir ve alâkalarını çekmiştir.

Muharebe durumunun son safhaların, da, tanklar himayesinde ilerleyen piya­deler düşman mevzilerini ele geçirerek düşmanı takibe başlamışlardır. Her bakımdan gayet iyi hazırlanan tatbi­kat, tam bir işbirliği neticesinde mu­vaffakiyetle icra edilmiştir.

Tatbikatın sona ermesini müteakip Alman Millî Müdafaa Vekili, Erkân] Harbiye! Umumîye Reisi ve Dahiliye Vekilimiz, tatbikatı tertip ve idare eden kumandanları ayrı ayrı tebrik etmişlerdir.

Federal Almanya Millî Müdafaa Ve­kili, Erkânı Harbiye! Umumiye Reisi, Metris Tepeden ayrılmazdan evvel 66 ncı Tümen hâtıra defterine", tatbikat hakkındaki ihtisaslarını yaranışlar, takdi' ve hayranlıklarını "bildirmişler­dir.

Bundan sonra kendilerine refakat et­mekte bulunan Dahiliye "Vekili Ethem Menderes ve diğer zevatla birlikte Tarabya'ya giden misafirlerimiz Tarabya'da.ki Alman mezarlığını ziyaret ederek mezarlığa bir çelenk koymuş­lardır.

Öğle yemeğini Dahiliye Vekili Ethern Menderes'in davetlisi olarak Sarıyer'­de Canlıbalık Lokantasında yiyen mi­safirler, öğleden sonra deniz kuvvet­lerine bağlı Sakarya motörü ile Bo­ğazda bir gezinti yapmışlar, camileri gezmişler ve akşam üzeri de Yıldız'daki Harb Akademilerini ziyaret et­mişlerdir iskenderun

Reisicumhur Celâl Bayar, Haşimî Ür­dün'e hareketi arifesinde şu beyanatta bulunmuştur:

«Kardeş Ürdün'e resmî bir ziyaret yapmak üzere gidiyorum. Majeste Ür­dün Melikinin geçen sene memleketi­mize yaptıkları ve bizi hem şereflen­diren, hem bahtiyar eden ziyaretlerini de bu suretle iade etmiş olacağım.

Melik Hazretlerinin memleketimizi teşrifleri sırasında bizzat müşahede buyurmuş oldukları Türk milletinin necip Ürdıün milletine karşı olan sa­mimî  dostluğunu ve iyi niyetini şimdi ben de Ürdün topraklarına giderek orada ifade edebilmek fırsatına nasil olacağımdan dolayı derin memnuni­yet hissetmekteyim.

Milletimin Ürdün'e karşı olan dostlu­ğunu ve iyi niyetini ifade ederken, aynı zamanda bütün Arap milletleri camiasına karşı beslemekte olduğu­muz aynı hisleri bir kere daha açık­lamış oluyorum. Biz bu hissiyatımızı bütün samimiyet ve açıklığı ile her fırsatta ifade etmeyi zevkli bir vazi­fe telâkki ediyoruz. Çok şükür dürüst­lüğümüzün, hayırhahı iğim izin seme­relerini görmekteyiz. Filhakika, 1955 senesi bir bakıma. Türkiye ile Arap âlemi arasında tedricen genişleyen ve derinleşen karşılıklı bir anlayış ha-vasmm tahakkuk etmeğe başlaması senesi olmuştur, denilebilir.

Bundan çok bahtiyar mı. çünkü, men­faatleri ve kaderleri bir olan millet­lerin, anlayış ve samimiyet hava-sı içinde yakın işbirliği yapmalarının her kendilerine, hem de bütün sulhsever milletlere karşı bir vazife teşkil etti­ğine inanımız vardır.

İşte bu his ve fikirle m.ütehallî ola­rak yola çıkıyorum. Sevgili milletime memleketten her ayrılışımda candan ifade ettiğim tekrar buluşmak ümidi­mi bu sefer de tekrarlarken, kardeş Ürdün'e yapacağım ziyaretin iki mil­letin yüksek menfaatlerine her ba­kımdan hizmet hususunda hayırlı ol­masını temenni ederim.

  Ankara :

Cumhuriyet Bayramı münasebetiyle Danimarka ve Hindistan Devlet Reis­leriyle Reisicumhurumuz arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati olunmuştur.

  Ankara :

Ankara Üniversitesinde 1955-56 ders yılının başlaması münasebetiyle Maa_ rif Vekili Celâl Yardımcı talebelerin arzusu üzerine bir konuşma yapmış ve ezcümle şöyle demiştir:

Hükümet ve şatfısım adına huzuru­nuzda kısaca fakat serahaten belirt­mek isterim ki, yüzümüz ve gönlümüz, üniversitelerimize müteveccihtir. Buda üniversitelerimize olan güvenç ve inancımızın neticesidir.Bir milletin terakkisi, nur ve irfan kaynağı olan bilgiye bağlıdır. Bu 'bil­ginin en yüksek milırakı ve dolayısiyle vasıtası, hiç şüphesiz üniversitelerimiadîr.Feyz ocağı olan  üniversitelerimizin

ilerlemelerimizi hızlandırarak tahak­kuk ettireceklerine inanıyoruz. Bu inancımızda samimi ve

Üniversite bütçeleri faer sene bir ev­velkilerine nazaran büyük farklarla meclise sunuluyor. Ayrıca memleketi­mize yeni yeni üniversiteler kazandır­mak için girişilmiş hamlelerimiz var­dır.

  Girişilen bu. hamleleri başarmak azmindeyiz.

Muhtar ve yaratıcı ilme hizmet etti­ğimize kaniiz. Bu kanaatle gençleri­mize en büyük manevi mirası bıraka­cağımıza inanarak vazifemize devam ede c eğiş.

 İstanbul :

Federal Almanya Milli Müdafaa Ve­kili Ekselans Theodor Blacık, Alman ErKâm Harbiyei Umumiye Reisi Ge­neral Adolf Heıısinger beraberlerinde yüksete rütbeli subaylar olduğu halde bugün saat 13 de, Birinci Dünya Har­binde Türk ordusunda vazife almış olan müteveffa Alman Generali Von Der Goltz'm TratoyadaM mezarını zi­yaretle bir çelenk koymuşlardır.

 Ankara :

Demokrat Parti Meclis Grupu riyase­tinden tebliğ olunmuştur:

Demokrat Parti Meclis Grupu Umumî Heyeti 30-31 ekim ve 1 Kasım 1955 ta­rihlerinde toplanarak,

Demokrat Parti Meclis Grupu Reisli­ğine Antalya Mebusu Dr. Buırhanettin Onat, Re İs vekillikler i ne Bursa Me­busu Halûk Şaman, Manisa Mebusu Muzaffer Kurban oğlu,

D.P. Meclis Grupu İdare Heyetine An­kara Mebusu Ramiz Eren, Denizli Me­busu Baha Akşit, Diyarbakır Mebusu Yusuf Azizoğlu, Giresun Mebusu Hain­di Bozdağ, Gümüşane Mebusu Halit Zar.bun, İzmir Mebusu İhsan Sipahi, oğiu, Kenya Mebusu Himmet Ölçmen, Seyhan Mebusu Ahmet Topaloğlu, Si­vas Mebusu Rifat Öçten, Tekirdağ Mebusu Zelki Erataman, Trabzon Me­busu Maıhmııt Goloğlu, D.P. Haysiyet Divanı aslî üyeliklerine, Afyon Mebusu Osman Talu, Bingöl Mebusu Necati Araş, Manisa Mebusu Muhlis Tümay, Sivas Mebusu Şevki Ecevit,Yedek: üyeliklere de İzmir Mebusu Sa­dık Giz ve Kocaeli Mebusu Selâmi Dinç er seçilmişlerdir.

 İstanbul :

(Örfi İdare Kumandanlığından bildi­rilmiştir!

1     13 tea-îim 1955 pazar günü Beledi­ye Meclisi seçimleri yapılacaktır.

2     Bu seçimde siyasî partilerin ve müstakil adayların Seçim Kanununa göre propaganda yapmalarına, müsa­ade edilmiştir. Ancak örfi idare mev­zuu ile ilgili konulara temas etme­
mek. Örfi İdare Kanununun altıncı
maddesinin ilgili konul arını göz önün­de bulundurmak ve Örfi idsre kayıt­larına riayet etmek şarttır.

3     Bu münasebetle seçimle vazifeli şahıslara il ve ilçe Seçim Kurulu Bşkalarınca verilecek  olan     vesikalar  12. 13 ve 14 Kasım 1955 günlerine münha­sır olmak, üzere Örfi İdare Kuman­
danlıklarınca yasak  saatler içinde muteber sayılacaktır.

4     "Verilecek vesikalar (yeşil renkte8x10 cm. ebadında üzerinde her harfi bir em. büyüklüğünde seçim yazılı vekil ve ilçe Seçim Kurulu Başkanlıkla­rınca imzalı ve mühürlü)     olacaktır.Seçim mafesadiyle kullanılan araçlar­da 25x30 ebadında, ve üzerinde seçimyazılı levhalar konacaktır.

5     Gerek oy verme gerekse oyların tasnifinde   tasnifi takip   ve   kontrol mabsadile zaruri olarak husule gele­cek halk topluluklarına örfi idarenin yasak ettiği nümayiş ve emsali hadi-

seler çıkmadıkça müdahale edilmiyecefctir. Örfi  İdare  Kumandanı

3 Kasım 1955

 İstanbul :

Örfi İdare Kumandanlığından bildiril­miştir:

Ankara örfi idare gece yasağı 3 ka­sımı 4 kasıma bağlıyan gece 00.01 sa­atinden itibaren kaldırılmıştır.

 Ankara :

İran Şehinşahı Muhammet Riza Peh-levi'nin 27 ekimde doğum yıldönümü münasebetiyle Reisicumhurumuz ta­rafından gönderilen tebrik telgrafına şehinşah 'hazretleri aşağıdaki telgraf, la teşeküriir etmiştir: Ekselans Celâl Bayar Türkiye Reisicumhuru

Ankara :

Doğum' yıldönüraüm münasebetiyle ekselânsl ar mm dostane mesajlarında ifade buyurdukları asil hisler ve iyi dileklerden pek mütehassis oldum. Ekselanslarının şahsi saadetleri ile dost ve müttefik büyük Türk milleti­nin mesut istikbali, gittikçe artan re­fahı için en dostane temennilerde üıu lunuyorum.

Muhammet Riza Pehlevi

Diğer taraftan Afganistan Kralı Ma­jeste Mulıammet Zaher Şato da 15 ekimde kutlanan doğum yıldönümü münasebetiyle Reisicumhurumuzun yolladığı tebrik telgrafına şıı muka­belede bulunmuşlardır:

Ekselans Celâl Bayar

Türkiye Reisicumhuru

Ankara :

Doğum yıl dönümüm münasebetiyle ekselanslarının bana gördermek lûtfunda bulundukları dileklerden pek mütehassis olarak kendilerine en ha­raretli teşekkürlerimle birlikte şahsi saadetleri ve kardeş milletin refahı için duyduğum en samimî temennile­rimi ifade etmek isterim.

  İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes, inci Or­du Müfettişi ve Örfi İdare Kumanda­nı Orgeneral Nurettin Aknoz ile gö­rüşmüştür.

Bu görüşmede Devlet Vekili Başvekil Yardımcısı ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Prof. Fuat Köprülü hasır bu­lunmuştur.

  Ankara :

Geçen sene olduğu gibi bu sene de Kızılay Cemiyeti Filistinli Arap mül­tecileri için 15.000 liralık bir tahsisde bulunmuştur. Bu para ile Toprak Mahsulleri Ofisinden S5 ton ekmek­lik buğday alınmış ve bu buğday Arap Mültecileri Birleşmiş Milletler Yardım Ofisi namına İskenderundan Beyruta şevki hazırlığına başlanmıştır.

  Ankara :

Hariciye Vekâletinden bildirilmiştir:

İki memleket arasında mevcut anane­vi dostluk ve kardeşlik rabıtalarını daha da sıkıl aştırmak arzusuyle mü_ tehalli olarak Türkiye ve Haşimİ Ür­dün hükümetleri, Ankara ve Amman-daki elçiliklerini büyükelçilik seviye­sine yükseltmeyi kararlaştırmışlardır.

Bu müşterek karar bugünden itiburen meriyete girmiştir.

4 Kasım 1955

 Ankara :

Amerikan Remington Rend Daktilo ve Hesap Makineleri Müessesesi Ge­nel Başkan Vekili Mr. Marcel Rend, bu sabah. AmtKabri ziyaret etmiş ve müessesenin Genel Başkanı Mc Art-hur adına kafore bir çelenk koyarak saygı duruşunda bulunmuştur.

 Ankara :

Cumhuriyet Bayramı dolayısiyle Hol­landa Kraliçesi ile Reisicumhurumuz arasında tebrifc ve teşekkür telgrafla­rı teati edilmiştir.

 İstanbul :

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizi ziyaret etmiş bulunan dost ve müttefik Federal Batı Almanya Millî Müdafaa Vekili Dr. Theodor Blan.c, Erkânı Harbiyei Umumiye Rei­si General Adolf Heusinger ve mai­yetleri erkânı bu gece sabaha karş: saat 01.10 da uçakla Almanyaya mü­teveccihen memleketimizden ayrıl ayrıl­mışlardır.

Misafirlerimiz Yeşilköy hava meyda­nında, hükümet adına Dahiliye Veki­li Ethem Menderes, Hava Kuvvetleri Kumandanı Orgeneral Feyzi Uçaner, Birinci Ordu Müfettişi ve Örfi İdare Kumandanı Orgeneral Nurettin Aknoa, Hrkânı Harbıyei Umumiye İkinci Reisi Korgeneral Rüştü Erdelhun, Vali Muavini, generaller, amiraller, Emniyet. Müdürü ve Alman konsolos­luk erkânı tarafından uğurlanmıştır.

Ekselans Dr. Theodor'a hareketten önce Başvekil Adnan Menderes adına Yüsbaşı Hayrettin Sümer, Başvekil Yardımcısı ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Fuat Köprülü adına Millî Mü­dafaa Vekili Yaveri Albay Selim Alpatros iyi yolculuklar temennisinde bulunmuşlardır.

 İzmir :

Bugün şehrimize gelen ve büyük teza­hüratla karşılanan Başvekil Adnan Menderes, beraberinde Gümrük ve İnhisarlar1 Vekili Emin Kalafat, bazı mebuslar, İzmir Valisi, İkinci Yurdiçi Bölge Kumandanı, Vilâyet ve Beledi­ye Meclisleri üyeleri, parti başkanı ve diğer zevat ve karşılayıcı heyetler ol­duğu halde, tesisleri tamamlanan ve istihsali 40 bin kilovata çıkarılan santral mahalline gelmiş, burada Sıh­hat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz, Belediye Reifi, Eshot U-mum Müdürü, mühendisler ve kala balık bir halk kitlesi tarafından kar­şılanmıştır.

Başvekil, halkın gösterdiği candan ve samimî tezahürlere mukabelede bu­lunmuş, bunu müteakip İstiklâl Marşı İle merasime başlanmıştır.

Bayraklarla ve defne dallariyle süs­lenmiş olan merasim tribünlerinde mülkî ve askerî erkân, NATO'ya men­sup generaller ve yüksek rütbeli su­baylar, konsoloslar ve kalabalık bir davetli kitlesi hazır bulunuyordu.

İ1H söaü Eshot Umum Müdürü Yüksek Mühendis Fethi Manguoğlu almış, Es-hotun eleiktrik çalışmalarından bah­se tmistir.

Bunu müteakip konuşan, inşaatı de­ruhte eden firmalar mümessili, şim­diye kadar muhtelif memleketlerde yapmış oldukları inşaattan bahsetmiş ve bu münasebetle Türlîiyede başla­mış olan büyük kalkınmayı överek, bu kalkınmanın bir benzerine hiçbir memlekette tesadüf edilmediğini söy­lemiştir. Mümessil, bu arada, Türki-yede gördüğü misafirperverliği ve in­şaat esnasında kendilerine gösterilen kolaylığı sitayişle belirtmiştir.

İzmir Belediye Seisi Dr. Selâhattin Akçiçek de yaptığı konuşmada, İzmir şehrinin elektrik enerjisinin çoğaltıl, ması yolunda 1S50 senesinden bu ya­na yapılmış olan çalışmaları anlat­mış ve demiştir ki:

«İzmir santralinin son tevsiatiyle ik­tisap ettiği vüs'a.t ve ehemmiyeti te­barüz ettirmek için kısaca bir tarih­çesini yapmama ve detayını çizmeme müsaadenizi rica  ederim.

Belde işlerini tedvire başladığımız 1950 senesinde bu santralde 3 türbo alternör grubu ve 5 tane buhar kaza­nı vardı. Eu makinelerin mecmuu ta­kati ancak 7 bin kilovat saati tutmak­ta idi. Tesisat ufafc ve gayri iktisadi ünitelerden müteşekkil bulunuyordu. O tarihte kömür sarfiyatının kilovat saat başına 1800 gramı geçtiğini, yi­ne tou sarfiyatın bugün 950 grama düşürülmüş olduğu nazarı itibare alı-mirsa, elde edilen tasarrufun ehem­miyeti derhal ortaya, çıkar.

1950 yılından bu yana vatan sathında görülen büyük, kalkınma hamlelerine muvazi olarak, şehrimizin sınaî ve ik­tisadi faaliyetlerinin dev adımlarîyle gelişmesi karsısında bu kifayetsiz te­sisat ile abonelerimizi şebekeye bağla­mak imkânlarına sahip bulunmuyor­duk. Bu durum karşısında belediye­mi?-, birinci merhale olarak santralin takviyesi isini ele almış ve derhal si­parişi payılan yeni türbin ve kazan­lar 1952 yılında monte edilerek san­tralin takati 20 bin kilovat saate yük­seltilmiştir,

Şehrin günden güne artan enerji ih­tiyacının bu tevsiatla da karşüanamı-yacağı hesap edilerek, yeniden kurul­masına karar verdiğimiz ve bugün hizmete girmekte bulunan 20 bin ki­lovattık komple santral 19&3 yılı son­larında 7 milyon 703 bin liraıya ihale edilerek, iki sene gibi kısa Uir müddet içinde ikmal edilmiştir.

Evvelce kurulmuş bulunan 5 türbo-alternör ve 8 adet bu'har kazanı yekûn takatinden bir misli daha fazla ta­katte bulunan bu yeni tesislerle mec­mu takat 1950 yılından 1955 senesine kadar, beş yıl zarfında 7 bin kilovat saatten 40 bin kilovat saate yükseltil­mek suretiyle takat artışı yüzde 576 yi bulmuştur. Bu tesis yalnız İzmirin artan enerji ihtiyacını karşılamakla kalmayıp, yükselen randımanı saye­sinde İzmir civarına da çoktanberi beklenen bol ve ucuz elektriği verebi­lecektir.

Bu santral devletçe inşasına başla­nılmış bulunan büyük bölge santralle­rinin hizmete gireceği ana kadar bu vazifeyi görecek, bilâhare" büyük san­trallerle hemahenk olarak çalışacak­tır. Bu modern tesisat sayesinde ener­ji istihsal maliyetinde de çok mühim tasarruflar sağlanmış bulunmaktadır.

Bu yeni tesis ile, belediyeyi devir al­dığımız 1950 yılında İzmirin kullana­bileceği mscmu enerji mikdarı yılda 27 milyon 'kilovat saat iken, bugün bu rakam yılda 120 milyon kilovat saate yükselmiş bulunmaktadır ki, bu artrş nisbeti yüzde 400 den fazladır.

İzmirimizin kavuştuğu, şehrimiz ve mülhakatının iktisadî ve sınaî haya­tına çok müessir olarak bu tesisi belediyemiz, yurdun her köşesinde ve her mevzuda1 büyük hamleler yapmış ve yapmakta devam edegelen hükü­metimizden aldığı ilham, gördüğü teş­vik ve büyük yardımlar neticesinde meydana getirmiş bulunuyor.

Bu hayırlı eseri işletmeye açmasını pek muhterem Başvekilimizden istir­ham1 eder, bunun gibi ve daha muaz­zam eserlerin kısa bir zamanda mem­leketin her köşesinde faaliyete geçe­ceğinin sevinç ve bahtiyarlığını duya­rak, hepinizi saygı ile selâmlanın.

 İzmir

Bugün cehrimize gelen ve büyük te­zahüratla karşılanan Başvekil Adnan Menderes, beraberinde Gümrük ve İnhisarlar Vekili Emin Kalafat, bâzı meb'uslar, İzmir Valisi, İkinci Yurdiçi Bölge Kumandanı, Vilâyet ve Beledi­ye Meclisleri üyeleri, Parti Başkanı ve diğ-er zevat ve karşılayıcı heyetler ol­duğu halde, tesisleri tamamlanan ve istihsâli 40 bin kilovata çıkarılan san­tral mahalline gelmiş, burada Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Beh­çet Uz, Belediye Reisi, Eshafc Umum Müdürü, mühendisler ve kalabalık bir halk kitlesi tarafından karşılanmış­tır.

Başvekil, halkın gösterdiği candan ve samimi tezahürlere mukabelede bu­lunmuş, bunu müteakip İstiklâl Marşı ile merasime başlanmıştır.

Bayraklarla ve defne dallariyle süs­lenmiş olan merasim, tribünlerinde mülkî ve askerî erkân., NATO'ya men­sup generaller ve yüksek rütbeli su­baylar, konsoloslar ve kalabalık bir davetli kitlesi hazır bulunuyordu.

İlk sözü Eshût Umum Müdürü Yüksek Mühendis Fethi Manguoğlu almış, Es-hot'un elektrik çalışmalarından bah­setmiştir.

Bunu müteakip konuşan, inşaatı de­ruhte eden firmalar mümessili, şim­diye kadar muhtelif memleketlerde yapmış oldukları inşaattan bahsetmiş ve bu münasebetle Türkiye'de başla­mış olan büyük kalkınmayı överek, bu kalkınmanın bir benaerine hiç bir memlekette tesadüf edilmediğini soy.

lemistir. Mümessil, bu arada, Türkiye'­de gördüğü misafirperverliği ve inşaat esnasında kendilerine gösterilen ko­laylığı sitayişle belir biniştir.

İzmir Belediye Reisi Dr.  Selâhattin Akçicek de yaptığı konuşmada, İzmir şehrinin elektrik enerjisinin çoğaltıl­ması yolunda 1950 senesinden bu yana yapılmış olan çalışmaları anlatmış ve demiştir ki:İzmir santralının son tevsiatiyle. ikti­sap ettiği vüs'at ve ehemmiyeti teba­rüz ettirmek için kısaca bir tarihçesini yapmama ve detayını çizmeme mü­saadenizi rica ederim.

Belde işlerini tedvire başladığımız 1950 senesinde bu santralda 3 türbo alternör grupu ve 5 tane buhar kazanı vardL Bu makinelerin niscmu takati ancak 7 bin kilovat saati tutmakta idi. Tesisat ufak. ve gayri iktisadî üni­telerden müteşekkil bulunuyordu. O tarihte kömür sarfiyatının kilovat sa­at başına 1800 gramı geçtiğini, yine bu sarfiyatın bugün 950 grama düşürül­müş clduğu nazarı itibare alınırsa, el­de edilen tasarrufun ehemmiyeti der­hal ortaya çıkar.

1950 yılından bu yana vatan sathında görülen büyük kalkınma hamlelerine muvazi olarak, şehrimizin sınaî ve ik­tisadi faaliyetlerinin dev adımlariyle gelişmesi karşısında bu kifayetsiz te­sisat ile abonelerimizi şebekeye bağla­mak imkânlarına sahip bulunmuyor­duk. Bu durum karşısında Belediye­miz, birinci merhale olarak santralin takviyesi işini ele almış ve derhal si­parişi yapılan yeni türbin ve kazan­lar 1952 yılında monte edilerek, santra­lin tatotî 20 bin kilovat saate yük­seltilmiştir.

Şehrin günden güne artan enerji ih­tiyacının bu tevsiatla da karşılana­mayacağı hesap edilerek, yeniden ku­rulmasına karar verdiğimiz ve bugün hizmete girmekte bulunan 20 bin ki­lovattık komple santral 1953 yılı son­larında 7 milyon 73 bin liraya ihale edilerek, Lti sene gitoi kısa bir müd­det içinde ikmal edilmiştir.

Evvelce kurulmuş bulunan 5 türbo Mernör ve 3 adet buhar kazanı yekûn takatinden bir misli daha fazla takatte bulunan bu yeni tesislerle mecmu takat 1950 yılından 1955 sene­sine kadar, beş yıl zarfında 1 bin ki­lovat saatten 40 bin kilovat saate yük­seltilmek suretiyle takat artışı yüzde 576 yi bulmuştur. Bu tesis yalnız İz­mir'in artan enerji İhtiyacını karşı­lamakla kalmayıp, yükselen randıma­nı sayesinde İzmir civarına da cok-tanberi beklenen bol ve ucuz elek­triği verebilecektir.

Bu santral devletçe inşasına başlanıl­mış bulunan büyük bölge santralleri­nin hizmete gireceği âna kadar bu vazifeyi görecek, bilâhare büyük santrallarla hemâhenk olarak çalışa­caktır. Bıı modern tesisat sayesinde enerji istihsâl maliyetinde de çok mii. lıim tasarruflar sağlanmış bulunmak­tadır.

Bu yeni tesis ile, -belediyeyi devir al­dığımız. 1950 yılında İzmir'in kullana­bileceği mecmu enerji miktarı yılda 27 milyon kilovat saat iken, bugün bu rakam yılda 120 milyon kilovat saate yükselmiş bulunmaMadır ki, bu ar­tış rtisbeti yüzde 400 den fazladır. 1950 senesi başlarında nüfus başına 105 kilovat saat İsabet ederken, bu­gün bu rakam 353 kilovat saati aşmış bulunmaktadır.

tamirimizin kavuştuğu, şehrimiz ve mülhakatının iktisadî ve smaî haya-tına çek müessir olacak bu tesisi be­lediyemiz, yurdun her köşesinde ve lıer mevzuda büyük hamleler yapmış ve yapmakta devanı edegelen hükü­metimizden aldığı ilham, gördüğü teş­vik ve büyük yardımlar neticesinde meydana getirmiş bulunuyor.

Bu hayırlı eseri işletmeye açmasını pek muhterem Başvekilimizden istir­ham eder, bunun gibi ve daîıa muaz-sam eserlerin kısa bir zamanda mem. le&etin her köşesinde faaliyete geçe­ceğinin sevinç ve bahtiyarlığını du­yarak, hepinizi saygı ile selâmlarım.Müteakiben, sâtak İzmir Belediye Re­isi ve İzmir Mebusu Rauf Onursal bir hitabede bulunarak İzmir'deki sana­yiin enerjiye karşı duyduğu ihtiyacı işbaşına geldikleri andan itibaren gör_ düklerini ve bu is için çalıştıklarını.İlk olarak Sümei'bank Dokuma Fabri­kasından ve Çimento Fabrikasından, yakacakları elektriğe maiısu-ben elde ettikleri para ile 10 bin kilovatlık bir ilâve santral kurduklarını, fakat bu­nun da kâli gelmediği görülerek, ta­kati 2ü bin kilovata çıkan eski san­tralin yeniden 20 bin kilovattık bir ilâve santralle kuvvetlendirilmişinin kararlaştırıldığını, öu iş için gerekli bulunan 4 miıyon liranın izmir hem­şehrisi Başvekil Adnan Menderes ta­rarından temin edildiğini, izmir'in ha­kiki bir sanayi şehri olduğunu, nüfu­sunun, son beş senede 110 bin arttı­ğını, az bir zaman sonra bunun ya­rım milyona ve daha sonra bir mil­yona çıkacağına inandığını söylemiş, buna göre tedbirler alındığını belirt­tikten sonra, başta Başvekil Adnan Menderes olmak üzere, bu tesisin ik­malinde emeği geçenlere teşekkür et­miştir.

Müteakiben, Başvekil Adnan Mende­res ve beraberindeki zevat santral bi­nasına geçmişlerdir.

Başvekilimiz  Uğurlu  ve hayırlı  ol­ması dileğiyle kurdeleyi keserek san, trali işletmeye açmış ve santral gezilmiştir.

  Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosun­dan bildirilmiştir:

Dün yabancı bir ajansın Şanı muha­biri, hududumuzun iki noktasında Türk keşif kollarının Suriye toprafela_ rina girdiği, bu arada Suriye aslreri birlikleriyle müsademeler olduğu ha­berini vermiş ve bu haber matbuatı­mıza da intikal etmiştir.

Yaptığımız tahkikata göre, filhakika son günlerde bir hudut hâdisesi ol­muş, fakat bu, arasıra vu'kuöulduğu veçhile, alelade bir hudut hâdisesin­den ibaret kalmıştır.

  Manisa

Başvekil Adnan Menderes, yol boyun­ca köy ve kasabalar halkının candan tezahürler iyi e karşılanarak ve bir çok yerlerde tevakkuf ederek saat 12.30 da Sabuncu*) el i'ne gelmiş ve burada Manisa   Heyeti   tarafından   karşılanmış­tır. Buradan iti'oaren otobüs ve kam­yonlarla yollarda iltihak eden ve bü­tün Manisa  kazalarını temsil     eden heyetler,e büyük  bir     kafile hâlinde Manisa'ya gelinmiş ve şehrin metha­linde toplanan halk, Başvekil   Adnan Menderes'e büyük ve samimî tezahü­ratta bulunmuştur. Burada kurbanlar kepilmiş ve Başvekil, caddenin iki ta­rafını dolduran halkın, yaşa, varol ni_ dâian ve coşkun sevgi tezahürleri ara­sında yürüyerek Cumhuriyet Meyda­nına gelmiştir. Burada genç    ihtiyar, kadın erkek on bine yakın Mamsalı-nın dakikalarca devam eden alkış tu­fanı arasında konuşmaya âdeta mec­bur edilen Başvekil, şahsına ve dola-yisiyie Demokrat Parti iktidarına karşı izhar edilen büyük alâka ve muhab­bete teşekkür ederek, Manisa ovasına yalnız  bol  enerji sağlamakla kalma­yıp, aynı zamanda büyük bir feyiz ve bereket kaynağı olacak    Demirköprü barajını görmek üzere Manisa'ya   bü­kere daha gelmek bahtiyarlığına maz-har olduğunu, bu suretle Manisalıla­rın Demokrat iktidarın icraatına tam bir itimat beslediklerini görmekle mü­tehassis bulunduğunu ifade etmiştir. Bu kısa konuşmayı müteakip,     aynı büyük sevgi tezahürleri arasında Ma­nisa'dan    ayrılan      Başvekil    Adnan Menderes, geçtiği bütün yol   boyunca ellerinde bayraklar ve dövizlerle ken­disini karşılayan ve uğurlayan köy ve kasaba halkı arasından geçerken ken­dilerine ueşûş bir çehre ile "el salla­yarak mukabelede bulunuyordu.Böylece Turgutlu'ya gelen    Başvelkil,Turgutlu'da da büyük !bir bayram ha­vası içinde istikbâl edilmiştir.Kurulmuş olan takların altmda kur­banlar kesilmekte ve coşkun tezahü­rat yapılmakta idi. Başvekil Adnan Menderes, şehir meydanında bu coş­kun tezahürlere teşekkür ve minnet­tarlığını bildiren kısa bir hitabede bu­lunmuştur. Turgut!uluların muhabbet gösterileri arasında yoluna devam, e-den Başvekil Adnan Menderes, ken­disini selâmlamağa çıkan köylüler ara­sından geçerek Salihli'ye dahil olmuş ve Salihli halkı Menderes'i, Manisa ve Turgutlu ile yarışırcasına ve coş­kun bir şekilde karşılamıştır.

Halkın muhabbet hâlesi arasında yü­rüyerek belediye binasına geien Baş­vekil, fcalkondan, binanın önünü ve civarını dolduran binlerce Salihliliye teşekkürlerini bildirmiş, vaktinin az olduğunu, hava kararmadan Demir köprü İnşaatını görmeğe gideceğini söyleyereek, bir başka sefer gelişinde görüşmek arzusunu izhar etmiştir.Gittikçe büyüyen bir kafile hâlinde yola devam edilerek Demiriköprü ba­raj inşaatı mahalline gelinmiştir. Bu­rada Sular İdaresi İkinci Bölge Mü­dürü ve inşaatı deruhte eden firma­nın Amerikan ve Fransız mühendisle­riyle şirketin ileri gelenleri tarafından hararetle karşılanan Başvekil, iioğruca inşaat mahalline gitmiş, inceleme­lerde bulunmuş ve çalışmalar hakkın­da iaashat almıştır.Bu izahata göre, -toprak dolgu olarak inşa edilmekte olan barajın oturacağı yerin hafriyatına devam olunmakta­dır. Yapılacak hafriyat 550 bin met­reküp olup, hâlen bunun 450 bin met­reküpü, kaldırılmıştır. Mütebaki kıs­mın hafriyatı sonunda sağlam kitle üzerine kil, esas kitle ve taş kaplama yapılmasına başlanacaktır. Baraj in­şasında kullanılan makinelerin büyük ioir kısmı Amerika ve Fransa'dan alın­mış olup, bunlar için 3 milyon 600 bin dolar Ödenmiştir. Bu makineler bilâ­hare diğer barajların inşaatında da kullanılacaktır. Hâlen barajın bir kıs­mı inşa olunmakta ve nehir diğer kı­sımdaki kanaldan akıtılmaktadır.Başvekil Adnan Menderes, verilen fcu iaa'hat dolay isiyle ilgililere teşekkür etmiş ve baraj hâtıra defterine şu sa­tırları yazmıştır: «İkinci defa Demir -köprü barajına geliyoruz. Bu sefer işlerin kısa bir zamanda İlerlemiş ol­duğunu görmekle sevindik, fakat bu sür'at de kâfi1 değil. En kıymetli şe­yin zaman olduğunu kabul ettiğimize göre, onu kazanmak için her gayreti sarf etmeliydi. Yurdumuz için feyiz kaynaklarından birini teşkil edecek olan bu güzel eseri, en kısa bir za­manda, bir an evvel milletimizin hiz­metine tahsis edebilmek, bu gibi eser­lerin cümlesini mümkün olan sür'atle bitirmeğe çalışmak, tâbiri caizse, bu­günün vatan vazifesidir. Vatanın mâmuriyeti meselesi olduğu kadar da bir vatan müdafaası mevzuudur.Öğle yemeğim barajda yiyen Başve­kil Adnan Menderes ve misafirler, ak­şamüstü İzmir'e dönmek üzere, De-mirköprü barajından hare-ket etmiş­lerdir.Saliüıli'den geçerken, vaktin çok geç elmasına rağmen yer yer büyük teza­hüratla karşılanan Başvekil Adnan Menderes, burada da yeni inşa edilmiş bulunan ve günlük kapasitesi 120.ton olan modern un fabrikasını gezmiş, en son sistem makinelerle buğdayın yıkanışı ve öğütülüşü safhalarını ta­kip etmiş ve mü es s islerin den izahat almıştır.Müteakiben, Salihli İplik ve Dokuma Fabrikası Anonim Şirketine gelen Baş­vekil, fabrikanın işlemekte ve yapıl­makta olan kısımlarını gezmiş ve iza­hat almıştır.Bu izahata göre, hâlen fabrikada 6080 iğ ve 120 tezgâh faaliyet hâlinde bu­lunmaktadır. Yeni ilâvelerle on mil­yon metre bez dokunacak, boya, a.pre ve basma yapılacak, iğ adedi de 10 bi­ne yükselecektir.Salihli'den, beraberinde Vekiller, me­buslar, basm mensupları ve diğer ze­vat okJugu halde ayrılan Başvekil Ad­nan Menderes, İzmir'e gelinceye kadar Yiğitler, Ören, Ahmetli, Armutlu na­hiye ve köylerinden ve Kemalpaşa ka­zasından geçerken, vaktin ilerlemiş elmasına rağmen, kendi elektrik te­sisleriyle pırıl pırıl yanmakta olan bu köyler halkı Başvekili karşılamak ve selâmlamak üzere yollara dökülmüş bulunuyordu.Başvekil Adnan Menderes, her köyde ayrı ayrı durarak vatandaşlarla has­bıhal ederek ve onların sevgisine mu­kabelede bulunarak Kemalpaşa'ya gelmiştir. Kemalpaşa'da da aynı sa­mimi hava içinde karşılanan ve uğur-lanan 'Başvekil, geç vaıgit İzmir'e av­det etmiştir.

6 Kasım 1955

 İzmir

Bu sabah Başvekil Adnan Menderes, beraberinde Gümrük ve İnhisarlar Vekili Emin Kalafat olduğu halde İn­hisarlar Başmüdürlüğünde Ege tütün tüccarlarını kabul ederek kendileriyle tütün mevzuları hakkında görüşmüş­lerdir.Bu toplantıyı müteakip uçakla Kayse­ri'ye müteveccihen şehrimizi t erke de r_ ken Gümrük ve inhisarlar Vekili Eroin Kalafat şu. beyanatta bulunmuş­tur:

«Bu sene memleket tütün rekoltesi 114 milyon kiJo civarında taîımin edil­mektedir. Bu miktar gecen yıl rekol­tesinden yüzde on beş kadar fazladır. Tütün istihsâlimizde bir rekor teşkil eden 1953 yılı, rekoltesini de, biraz geç­mektedir. Fazla olarak ekim noktala­rının hususiyetleri dahilinde mahsu­lün vasiı, umumiyet itibariyle 1953 mahsulüne  nazaran yüksektir.Bu arada Ege bölgesi istihsâli, geçen yıldan yüzde yirmi civarında bir faz­lalıkla 67 bin ton tahmin edilmiştir.

Bilindiği gifoi, geçen yıl rekoltesi, ica­bında piyasayı desteklemek için hü­kümetçe gerekli bütün tedbirler alın­dığı halde ekici ve alıcının iyi bir an­layış havası içinde en ufak bir mu­ti ahaleye ihtiyaç olmaksızın satılmış­tı. Bu sene rekoltesinin de aynı ahenk içinde satılacağından şüphe etmiyo­ruz.

Geçen yıl Ege tütün piyasası, 3 ocak 1955 de açılmıştı. Yeni yıl tütün pi. yasasının 5 aralık 1955 de açılacağı İktisat ve Ticaret Vekâleti ile müş­tereken ilân edilmiş bulunuyor. Piya­sanın bir ay evvele alınmasının gerek müstaJhsü, gerek tüccar bakımından faydasını izaha hacet görmüyorum.

Müstahsil uzun bir mesai ile elde et­tiği mahsulünü dalıa erken kıymetlen­dirmek imkânını bulacaktır ve yeni mahsul için hazırlıklarına daha, rahat başlayabilecektir.

Tüccar, mubayaa ettiği tütünü daha erken deposuna nakledip zamanında işleme imkânını temin edecektir.

Piyasanın erken açılmasında, bâzı fır­satçıların, piyasayı beklemeden atan satımda bulunmaları gübi karaborsa­cılık diye tavsif edilen temayüllerini önlemek maksadı da vardır.Bu gibi hareketler İktisat ve Ticaret Vekâletinea Milli Korunma Kanunu­na müsteniden ilân olunan sirkülerle ağır ceza müeyyidelerine bağlanmış bulunmaktadır.Bu tedbirlerden maksat satış piyasa­larında ekici ve alıcının karşılıklı an­layış havası içinde hareket etmele­rini ve taraflardan biri için zararı mu. h&kkak olan gizli alım satımlara gi­rişmemelerini temindir.Demin ifade ettiğim gibi, ha tene maihsul vasfı umumiyet itibariyle iyi­dir. İç ve dış pazar şartlarına uygun fiat seviyesiyle tütünlerimize daima alıcı vardır ve bulunacaktır.İnhisarlar İdaresi de artan memleket istihlâkini karşılamak için stok ihti­yacı bakımından evvelki'yıllara naza­ran daha geniş mubayaalar yapmak .vaziyetindedîr. İnhisarlar İdaresinin kendi ihtiyaçları için yapacağı umu­mi mubayaa miktarı 30-35 milyon ki­lo civarında olacaktır.Bu faktörlere ilâveten piyasanın düz­gün yürütülmesi için hükümetçe ge­reken tedbirler şimdiden alınmıştır. Bu arada İnhisarlar İdaresi, geçen yular olduğ ugiıbi piyasada, icabında destekleme mubayaaları da yapacak­tır.

Bu mubayaalar sebebiyle İdare, piya­sanın ilk gününden piyasa kapanmca-ya ve hiç bir müstahsil elinde satıla­cak tek yaprak tütün kalmaymcaya kadar iç ve dış pazar şartları ve ma­liyet unsurları gozönünde tutularak tesbit edilen fiayatlarla devamlı alıcı vaziyetinde olacak ve matosule değe­rine göre mutlaka pahasını verecek­tir.Bunun yanında, muhterem tütün tüc­carlarımızın da piyasalara geniş bir şeKilde ve bol imkânlarla iştirak ede. bilmelerini temin için gereken hazır­lıklar yapılmış bulunmaktadır.

En mühim bir ihraç malımız olan tü­tün mevzuunda geçen yıllar olduğu gibi, piyasaları ajıormal aksamalardan korumağa ve ahenk içinde düzgün yü­rütülmesini temine matuf olarak hü­kümetçe alınan ve gerektikçe yenileri alınacak olan tedbirler muvacehesinde Ekici ve alıcılarımızın piyasa açılış tarihine kadar hazırlıklarını huzurla tamamlamalarını temenni ederken, yeni piyasanın memleketimiz için hayırlı ve başarılı elmasını şimdiden di­lerim.

 Kayseri

Şeker şirketi Umum Müdürünü mü­teakip merasim sahasını dolduran binlerce halkın içten gelen muazzam tezahürleri arasında. İşletmeler Ve­kili Samet Ağaoğlu,_ hazirunu selâm­ladıktan sonra bir konuşma yaparak szeümle demiştir 'ki:

«Uzun asırlar yalnız zulmün, yalnız tegallübün cefâsını çektiniz. İhmal perdesi altında örtülü kaldınız. Bu karanlıkları en iyi siz bilirsiniz. Sizi bundan dolayı tebrik ederim. Kayse-ri'ye ayak bastığım andan itibaren hayretler içinde kaldım. Neden hay­retler içinde kaldım? Biliyordum, bü­yü kişler yapılıyordu. Bütün bir şe­hir yeni baştan yapılıyordu. Ama, bü­tün bir şehrin yıkılarak yolları ile mi­nareleri ile, su yollan ile, hasta-hâne-leri ile yeni baştan yapıldığını tahay­yül etmiyorduk. Burada, Orta Anado­lu'da, çok eski Kayseri, şehri, tarihi bütün devirlerini bitirmiş ve bütün bu devirleri maziye bırakmış, maddî ve manevî inşasının ikmaline basiarnıstır. Bu yeni şehir Türk milletine uğurlu olsun.

Azia vatandaşlarım,

Bu büyük inşa hangi espriden, hangi zihniyetten ilham alıyor?

1950 den öbür tarafa hâkim olan iki zihniyeti, iki ruhu karşı karşıya ge­tirelim. 1950 den bu yana hâkim.' olan zihniyet, Türk milletinin kendi ken­disini idare etmesi zihniyetidir. Kendi içinden kendi reyi ile çıkardığı insan­lara mukadderatını tevdi etmesi zih­niyetidir ve bu İnsanlardan kayıtsız şartsız hizmet talep etmesi zihniyeti­dir. O halde aeiz Kayserililer, bütün bu eserler, Türk milletinin en yüksek irâdesinin eserleridir. Bir diktatörün, bir müstefidin eseri değildir. Bunun içindir ki, ebediyyen payidar olacak­tır.Kayseri'de gördüğüm ikinci şey şudur: Bakınız şeker fabrikası hu­susî teşebbüsün eseri, müstahsilin, tüccarın, sanayicinin eseri, tamamen hususi sermaye karşısında mensucat fabrikaları, resmi küşadmı sayın Baş­vekilimiz yarm yapacak.

Küçük fakat, mânası çok büyük bir hastalı ân e hususî teşebbüsün eseri, yepyeni bir un fabrikası hususî teşelb-büsün eseri ve bunun yanıtoaşmâa bir askerî has t Eüâneiıin temeli atılacak, bunun yanında Kayseri'nin ikmal edil. mis- suyunun akıtılma-sma başlanacak. Demek ki Kayserililer, aziz vatandaş­lar, Türk ferdi, Türk vatandaşı zekâ­sını, kalbini ve sermayesini devletine itimak etmek suretiyle milli kalkın­masında kullanmak imkânını bulmuş­tur. Burada huzurunuzda dört sene­nin hesabını vermeğe asla lüzum yok. Her gün yeni bir eser, her gün yeni bir âbide bu hesabı gözlerinizin önüne seriyor.Ben son söz olarak aziz Kayserililere, sumu söyleyeceğim:

Sizler büyük milletimizin medeniyet yolunda bir an evvel en yüksek refah ve medenî seviyesine kavuşmak uğ­runda gösterdiği azim ve heyecanın, büyük millî iradenin en mükemmel numune sisiniz. Tuttuğunuz bu yolda yorulmadan gideceksiniz. Sözlerime başlarken söylediğim gibi, bitiriyorum, tarihî Kayseri, tarihin karanlıkların­dan medeniyetleri kura kura gelen Kayseri, çok yakında yepyeni bir şe­hir olarak fakat Türk milletinin bü­tün asaletini, bütün hususiyetlerini kendi nefsinde' toplamış bir şehir ola­rak dünya medeniyetinin ortasına çı­kacaktır.

Tasasın bu büyük şeftir.

 Ankara

On günden beri memleketimizin muh­telif şehirlerindeki maarif müessese­lerim ziyaret ederek tetkiklerde bulu­nan dost ve müttefik Irak'ın Maarif Veziri Ekselans Halil Kenne, bugün Türkiye'den ayrılması münasebetiyle Basın - Yayın ve Turizm Umum Mü­dürlüğü kısa dalga radyo servisi vasitasiyle vatandaşlarına hitapta bulunmuştur. İstanbul'da tesfoit edilip Ankara'ya gönderilerek bu akşam sa­at 18.30 da kısa dalga Arapça neş­riyatında yayınlanan bu mesajında Irak Maarif Veziri Halil Kenne şun­ları söylemiştir;

«Aziz dost ve komşu Türkiye hakkın­da sia aziz vatandaşlarıma bitâfoen ko­nuşmak fırsatını elde ettiğim için çok mescidiBn. Bu cömert ve dostlukla­rına vefaîeâr millet sizlere samimî bir muhabbet beslemektedir. Türkiye'de görmüş olduğum fevkalâde hüsnü ka­bul ve misafirperverliği yüreğimin de­rinliklerinde muhafaza edeceğimi kay­dederken Türk mîlletinin sizlere sev­gisini nakletmek isterim.

Türkiye'de herhangi bir müşahidin e-dineceği ilk intiba Türk milletinin hür ve müstakil hayata derin bağlılığı, kendi tıayrı için çalışan devlet ricalini takdir etmesi ve bugünkü varlığının banisi olan büyük önder Atatürk'e de­rin muhabbetidir. Türkiye'de ilmin ya­yılmasına olan tehalükü âdeta elle do­kunulur delillerle hissettiğim gibi sı­naî, ziraî 'bilgilerin ve ev iktisadiyatı­nın öğrenilmesi İçin büyüik bir te­halük ve arzu müşahede eyledim.

Hakikaten bahtiyarlık verici olan di­ğer bir nokta da, Türkiye'de öğret­menlerin derin vazife şuurları ve ta-leöenin yetişmek için kendilerine ha­zırlanan fırsatları kaçırmamak arzu­landır.

Vatandaşlarıma hitap etmek fırsatını elde ettiğim bu anda Türk milletine derin takdir ve şükran hislerimi ifade eder, Reisicumhur hasretleri ile hükü­met ricaline teşekkürlerimi arzeder, Türkiye'nin saadet ve tealisini temen­ni eyleyerek Türkiye Radyosuna bana-bu fırsatı verdiği için teşekkür etmek isterim.»

 Kayseri

Kayseri Şeker Fabrikasının bugün öğ­leden sonra işletmeye açılış merasi­minde söz alan Başvekil Adnan Men­deres, bir konuşma yapmış ve demiş­tir ki:Aziz Kayserililer,  muhterem vatandaşlarım, sizleri en derin muh&b'betle ve hürmetle selâmlarım. Günün erken saatinden itibaren bu güzel eserinizi temaşa etmekle bahtiyar olduğunuzu görüyoruz.

Kayserililer, yalnız bu güzel şeker fab­rikası değil, daiha 'başka bir çdk eser­leriniz vardır. Bütün eserlerinizle ne kadar iftihar etseniz yeridir. Sizin sa­bahtan beri intizarınızı daha fazla uzatmamak için huzurunuzda sizlere teşekkür ederek sözümü bitirmek isti­yorum. Yalnız şunu 'belirtmek isterim ki, bütün Türkiye'de, Kayserililer ze­kâ ve teşebbüs kabiliyetleriyle ün sal­mış vatandaşlardır.

Kayseri'nin iktisadi sahada, ticarî sa­hada yükselmesi bütün millet için büyük bir iftihar vesilesi teşkil ede­cektir.

Bu güzel Kayseri'yi pek yatanda mü­him bir sanayi merkezi ve mühim bir ticaret merkezi olarak germek hepi­miz için büyük bir iftihar vesilesi teş­kil edecektir.

Muhterem Kayserililer, hepinizi tek­rar muhaibıbeitle selâmlayarak huzuru­muzdan ayrılıyorum.»

1 Kasım 1955

 Kayseri

Dün geceyi Kayseri'de geçiren Başve­kil Adnan Menderes, bu sabah bera­berinde Gümrük ve İnhisarlar Vekili Emin Kalafat, bâzı meb'uslar ve diğer zevat olduğu halde Vilâyeti, Kolordu Kumandanlığını ve Belediyeyi ziyaret etmiş, müteakiben Kayseri'de yapıl­mış ve yapılmakta olan işler hakkın­da alâkalüardan izahat alarak bunları mahallinde tetkik etmiştir.

Başvekilimiz bu arada, inşası ikmal edilen tesis ve fabrikaların açılış, in­şasına başlanmak üzeree bulunan yeni eserlerin de temel atma merasimin­de hazır bulunmuştur.

Vilâyeti ziyaretten sonra yaya olarak Kolordu Kumandanlığına giden Baş­vekil Adnan Menderes, tevsi edilmek­te olan Orduevini, yeni inşa edilecek

spor sahasını gezdikten sonra Bele­diyeye gelmiştir. Belediyede, Belediye Reisi Osman Kav uncu'd an Kayseri'de yapılmış ve yapılmakta olan işler, is­timlakler ve yeniden tanzim edilen şehir plânı ile bunun tatbikatı hak­kında izahat alan Başvekilimiz, bun­dan sonra inşası hemen hemen ikmal safhasına girmiş bulunan 354455 met­rekare saha üzerinde kurulmuş sanayi mrntakasmı gezmiştir.

Başvekil Adnan Menderes sanayi mın_ takasmda muhtelif sanayi şubelerine mensup dernek üyeleri tarafından ha­raretle istikbâl edilmiş ve kurbanlar kesilmiştir.

Verilen izahata göre, sanayi mıntakasi iki bine yakın dükkândan ibaret ola­cak ve bütün imalâthaneler buraya nakledilecektir. İnşaatı tamamlanmış bulunan dükkânlara esnaf bir aya ka­dar taşınacaktır. Sanayi mıntakasmın 226144 metrekarelik kısmı dükkânlara ve 126311 metrekarelik kısmı da yol­lara ayrılmıştır. Yeni sanayi mmtaka. sı tahminen 6 milyon liraya mal ola­caktır.

Bu bölgenin gezilmesinden sonra ci­varda bulunan ve yüzde yüz yerli malı düdüklü tencere yapan bir imalâthane gezilmiştir. Demir alüminyum hali­tası İle dökülen ve el isçiliği ile çalı­şan imalâthane günde 15 tencere yap­makta ve bu tencereler evsaf itiba­riyle ithal malı olanlarla aynı durum­da bulunmaktadır. Bu imalâthane genişletildiği takdirde, imalât artacağı gibi beher tencerenin 6 liraya mal ola­cağı ifade edilmiştir.

Bu. arada bir vatandaş tarafından yer­li malzeme ile imal edilen mekikler Başvekilimize gösterilmiş, bu mekik­lerin Avrupa emsalinden farksız ve hattâ üstün olduğu memnunlukla mü­şahede olunmuş ve yine tamamen yerli malı olarak yapılan Nâdir marka kantarlar görülmüştür.

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra, makine aksamı tamamen yerli olan ve linyit ve kok kömürü tozlarından senede 5 bin ton briket yapan fabrikayı ds gezmiştir. Bu fabrika da tevsi edilerek senelik istihsâl miktarının 15 bin tona çıkarılacağı izalı edilmiştir.

Başvekilimiz müteakiben motorlu va­sıtalara yedek parça yapan ve imkân buldukları taıkdirde otomobil ve trak­tör yapmak için kurulmuş bulunan yedek parça anonim şirketi tesislerini gezmiş, üç milyon 200 bin liraya mal elan şehir içme suyunu açmış ve inşa hâlinde bulunan Orta Anadolu Ano­nim Şirketi ve Dokuma Fabrikası san, tral binasının temelini atmıştır.

Temel" atma merasiminden evvel fab­rika İdare Meclisi Başkanı Arif Mohı bir konuşma yaparak demiştir ki:

«Bugün buraya Kayserimizin her 'ba­kımdan inkişafına büyük fayda sag-lıyaeaık üçüncü bir pamuklu mensu­cat fabrikasının santral binası teme­lini atmak için toplanmış (bulunuyo­ruz. İki sene evvel Kayserimizi şeref­lendiren sayın Reisicumhurumuza vaadettiğiraia bugün kuvveden fiile çıkmış bulunmaktadır. 10 bin iğlik ip­lik ve dokuma fabrikasının mühim bir kısmı kurulmuş ve faaliyete geçmiş­tir.

İktisadi devletçilik politika sıran hu­susi teşebbüsü ikmal edici şekilde ve çok sıkı olarak tatoik edildiği zaman­da müsait sermaye temin edilse dahi tahakkuku mümkün olmayan bu gibi bir sanayii hükümetimizin hususî te-şefctoüsü koruyucu iktisadî politikası, himayekâr ve teşvikkâr durumu, hu­susî teşebbüslere verdiği imkânlar, sermaye terakümüne ve bunun neti­cesi olarak birleşen sermayelerin bü­yük sanayie yatırılmasına yol açmış­tır. Şu ötede gördüğünüz işletmeye açılmış olan mensucat fabrikası dün işletmeye açılan ve memleketimiz için büyük bir tesis saydığımız şeker fab­rikası, ekonomik alanda doğan bu ha­reketler müstahsil teşebbüslere yatı­rılan krediler olup bizler bunu birçok hayırlı yardım sayıyoruz.  Filhakika bütün bu yatırımların çoğu bugün müstahsil duruma geçmiş ve geçmek­tedir. Bugün santral binasının teme­lini atmakta olduğumuz bu fabrikada bizlere gösterilen manevî müzahere­tin bir neticesidir. Yakm bir zaman­da müstahsil duruma geçecek ve mülî iktisadiyatımızda Kendine düşen hizmetleri yapacak ve milli gelirde de kendi sahasında küçümserim iye c ek bir artış sağlıya çaktır, Erciye? gibi azametli bir dağın eteğinde volkanik ve çorak: şu topraklar üzerinde kısa zamanda fışkıran bu eserin tahakku­kuna amil tizlerin mütevazı emek ve sermayelerimiz değil devlet büyükle­rimizin yü'ksek alâka ve teşvikleri, hükümetimizin hima-yekar ve kıymet­li müzaheretleridir.

Bundan emin olarak maikine ve tesi­satı 'bakımından modern bir sanayiin tahakkukuna çalıştık. Daha; büyüğü­nün tahakkuku İçin de çalışacağız ve tahakkuk ettireceğiz.

Programımız 9 yıllık üç devreye ayrıl­mıştır. Birinci üç yıllık devrede fabri­kamız on bin iğlik 330 dokuma tezgâ­hı toya, apre, kasar tesisleriyle çalı­şacaktır. İkinci üç yıllık devrede iplik kısmı 20 bin iğe, dokuma kısmı 600 tezgâha, üçüncü üş yıllık devrede ip­lik kısmı 30 bin iğe, dokuma kısmı 1000 tezgâha tsvsi edilecektir. Birinci devre programımız kısa bir zamanda ikmal edilmiş olacak ve işletmeye açı­lacaktır. Fabrikada günde 750 işçi, 40 memur çalışacak, yılda 2200 ton pa­muk işlenecek, 14 milyon lira değerin­de 12 milyon metre muhtelif renkli ve beyaz bez, ayrıca patiska inıal edile­cektir. Her yıl işçiye 2,5 milyon, lira ücret cari kanunlara göre hazineye 3 milyon lira vergi ödenecektir.

Fabrika tevsi edildikçe bittabi bu nis-betler de artacaktır.»

Müteakiben Başvekil Adnan Mende­res «hayırlı ve uğurlu olması» dile­ğiyle santral temeline ilk harcı koy­muş ve fabrikanın monte edilmiş kı­sımlarını gezmiştir.

Bundan sonra, 5600 iğ ve 15S tezgâhı faaliyette bulunan Birlik Mensucat Faibrikası gezilmiştir. Bu fabrikanın iğ miktarı 12.000 e ve tezgâh _ adedi 330 a çıkarılmak üzere tevsiine geçi­lecektir.

Dokuma ve iplik fabrikalarından ayrı­lan Başvekil 1950 de temeli atılan ve önce1 72 iken bilâhare 332 ye baliğ o-lan Sümernk İşçi Kooperatifi evlerinin açılışını yapmış, evler hakkında İtahat almış, tevsi edilerek imalât miktarı senede 3 milyon adede çıHa-cak olan ve halen sene.de 1 milyon a-det kremit yapan fabrikayı gezmiş, modern makinelerle teçhiz, edilmiş 'bulunan 'günde 80 ten buğday işliyen Sarı Yıldız un fabrikasını gezmiş, ilk Kurulusunda senede 6000 ton bilâhare 15000 ton bakır işliyecek ve 2,5 mil­yon liraya malolacak elektrolit bakır fabrikasının kurulacağı sahayı gör­müş, günde 25 ton demir işiiyen Vol­kan Demir Hadde Kollektif Şirketi fabrikasının açılışını yapmış ve Kay-seriden ayrılmazdan evvel 12 milyon liraya 250 bin metre kare arazide in­şa olunacak yedi katlı tam teşekküllü ve 300 yataklı askeri hastahanenin temelini orduya ve memlekete hayırlı olması dileğiyle atmıştır.

Başvekil Adnan Menderes beraberin­de Gümrük ve İnhisarlar Vekili Emin Kalafat ve mebuslar olduğu halde sa­at 14.45 de Çoruma gitmek üzere Merzîfona müteveccihen uçakla Kay-seriden hareket etmiş ve merasimle uğurlanmıştır.

 Ankara :

1929 yılından beri Ankarada, «Ulusal Ekcnomi ve Arttırma Kurumu» adı ile faaliyette bulunan kurum, bu defa, ana tüzüğünü 'değiştirerek adını «Tür­kiye Ekonomi Kurumu» na çevirmiş ve ilmi mashiyette faaliyetlerde bulun­mak üzere, kendi bünyesi içinde, ken­disine bağlı ıbir organ olarak bîr «Tür­kiye İktisadi Araştırmalar Enstitü­sü» kurmuştur.

Kurum, ana tüzüğünün 22. maddesi enstitünün gayelerini şöylece tesbit etmektedir:

1)    İktisadî hadiselerin ve Türkiyede iktisadî gelişmenin ilmî metodlarla tahliline çalışmak,

2)           Türkiye ve dünya ekonomisinin çe­şitli konularına dair ilmî araştırma­lar yapmak,

3)     Türkiye ve dünya ekonomisine da­ir neşriyatı takibetmek, doküman toplamak ve bir kütüphane ve arşiv teş­kil etmek.

4) Yabancı memleketlerdeki iktisadî enstitü ve mümasil müesseselerle te­mas temin etmek.

51 Yurt içindeki ve dışındaki iktisaıdî kongre ve konferanslara Türk iktisat­çılarının iştirakleri ve ilmî tebliğde bulunmaları  imkânlarını hazırlamak.

Kurum, gayelerinin bir kısmına zatî çalîşmalarıyle erişmeye çalışırken, bir kısmına da memleketimizde iktisajdî Konularda araştırmalarda bulunan mümtaz şahsiyetleri zaman zaman bir araya toplamak ve müşterek etüd ve seminer çalışmaları yapmalarına im­kân hazırlamak suretiyle varacaktır.

Şimdiden memleketimizin, başlıca bü­yük merkezlerinde bulunan ve ilmî mesailer iyi e tanınmış üniversite içi veya dışı nazariyeci ve tatbikatçı ze­vat, ki sayılan otuzu aşmıştır, ensti­tünün âaaları arasında yer almış bu­lunmaktadırlar.

Enstitü, «Enstitü İdare Komitesi adını taşıyan beş âzaıdan mürekkep bir komite tarafından idare edilmektedir. Enstitünün İl İdare Komitesi Müdü­rü Prof. Dr. Muhlis Ete, Müdür Mua­vini Prof. Aziz Köklü ve Dr. Feridun Ergin, Dr. Avni Zarakolu ve Asım Sü­reyya İloğlundan müteşekkildir.

Enstitü, ilk ilmî faaliyeti olmak üzere, önümüzdeki günlerde «ihracatın teş­vik im-kânlarıs ve «bankacılığımızda kaydedilen gelişmeler» gibi memleket ekonomisinin en mühim konuların­dan ikisi üzerinde münakaşalı konfe­ranslar ve müşterek etüdler meydana getirmek üzere hazırlıklarını bir hayli ilerletmiştir. Pek kısa bir zamanda memleketimizin ilim mulıitleri ve bu işlere ilgi duyan çevreleri, mühim bir ihtiyacın tatmini yolunda önemli bir eksikliği giderme gayretlerinin baş­langıçta mütevazı ve fakat emin mah­sullerini aevk ve memnuniyetle önle­rinde görmüş olacaklardır.

 İzmir :

Şehrimizde tetkiklerde bulunan Tür­kiye Batı Almanya Kültür Derneği Başkanı Dr. Hoffman bugün Gazete­ciler Cemiyetinde meslekdaşlarla ta­nışmak üzere 'bir toplantı tertip et­miş ve bu münasebetle şu .beyanatta bulunmuştur:

^Herseyden önce, bana sizlerle tanış­mak fırsatını veren İzmir basın tem­silciliğine teşekkür ederim.

Bu gelişimde Türkiyede İkametim, maalesef birkaç haftaya inhisar ede­cektir.

Benim iein bu seyahat 40 yıllık bir rüyanın gerçekleşmesidir. Sîze mem­nuniyetle söyliyebilirim kî, Türkiyede sadece bir gazeteci olarak mesleğimin en alâkalı devresini geçirmekle kal­madım, fakat hayatımın en mes'ut yıllarını da güzel memleketinizde ya­şadım.

Günlük Alman gazetesi Osmaischer Loyd'un muhabiri olarak İstanbula geldiğimde bir hayli gençtim. Gazete­cilik maceram maalesef memleketiniz için çok üzüntülü . olan bir devrede başladı.

29 ekim 1955 de Ankarada Cumhuri­yet Bayramını kutlamak için yapılan muhteşem törene katılmak şerefine nail olduğum zaman Balkan Harbin­de Çatalcadan dönen askerlerinizi hatırlamaktan kendimi alamadım. Dünle bugünün mukayesesi, üzerim­de derin bir intiba bıraktı.

Hiç kknse son 30 yıl zarfında güzel memleketinizin kaydettiği terakkiyi, Türkiyeyi eskiden tanıyan biri kadar takdir edemez. Yeni başşelıriniz An­kara bu terakkinin bir sembolüdür.

1915 de Çanakkale savunmasında Arı burnunu ziyaretimi de asla unutamı-yacağım. Orada büyük Atatürk'le ta­nışmak ve elini sıkmak şerefine nail olmuştum. Siz de kabul edersiniz ki, bunlar insanı bir memlekete Ömrü bo­yunca bağlıyacak hatıralardır.Türkiyeden 1916 da ayrılmıştım. Sizi temin ederim ki, bütün bu zaman zar­fında Türkiyedeki gelişmeleri büyük bir alâka ile takip ettim.Yurdunuzdan ayrıldıktan iki yıl son­ra Türkiyeye zorla    imzalatılan Sevr

muahedesine şahit oldum. Fakat ay yıldızın ergeç yükseleceğine emindim. Şimdi bu yükselişe şahit olduğum için mes'udmn.Arzetmek istediğin bir nokta daha var, Türkiye ile Almanya arasındaki dostluk bağlarını kuvvetlendirmek için bütün gücümle çalışmağa devam edeceğim. Gerek 3 yıl önce Bonn'da yeniden kurduğumuz Türk Alman Cemiyeti üyesi, gerek Uluslararası Münasebetleri Düzeltme Enstitüsü mensubu sıfatiyle gayem bu dâvaya canlabaşla hizmet etmektir.

Almanyanm Türkiyede en vefalı ve en iyi dostlara sahip olduğunu iyi bi­liyorum. Bu itibarla Ankara ve İstan-bulda olduğu gibi Türk Alman Dost­luk Cemiyetinin bir şubesinin İ2mirde de kurulmasını temenni ederim.Bu suretle gayesi iki memleket ara­sındaki kültür münasebetlerinin tak­viyesi olan cemiyet İzmirde de faali­yette bulunsun.

 İstanbul ;

Memleketimizde Türk sermayesiyle ortaklaşa olarak büyük bir fabrika kurmaya karar veTmiş bulunan İngil­tere Mensucat KraJi Cyril Lord uçak­la İstan bul a gelmiştir.

Bundan Bir müddet önce de memle­ketimize gelerek Türkiyenin yabancı sermayeye arzettiği şeraiti tetkiki ve buradaki temasları neticesinde İstan-bulda büyük bir fabrika kurmaya ka­rar veren Cyril Lord, bu tesisin bütün teknik ve işletme plânlarını hazırlat­mıştır. 1400 kadar işçi çalıştıracak o~ lan bu fabrikanın teknik teçhizatını Cyril Lord deruhte edecek, tesisin yer ve bina gibi ihtiyaçları da yerli ser­maye tarafımdan temin olunacaktır.

Servetini fıstık kalbuğundan imal et­tiği elbiselik kumaşları çok ucuaa sa­tabilmesine borçlu olan Cyril Lord, memleketimizde de pamuk küspesin­den yapacağı kumaşların metresini takriben 2,5 Türk lirasına satmayı böylece halkın ihtiyacını geniş çapta karşılamayı düşünmektedir.

Yarın Ankaraya giderek  hükümetimizle nihai temaslarda bulunacak olan Cyril Lord mevzubahis fabrika­nın, bir buçuk yıl zarfında faaliyete geçeceğini ümit etmektedir.

S Kasım 1955

  Erzurum :

Bugün Tra.bzondan Erzururaa gelmek­te olan Erzurum 3 numaralı bir oto­büs Zigana dağında devrilmiştir.

Müessif hâdisenin sureti cereyanı şöyledir:

Zigana dağında otobüsün enjektör havasım boşaltmak üzere durduran şoför ve muavini vasıtanın arka te­kerleklerine taş koymuş ise de otobüs durmıyarak dağdan uçuruma yuvar­lanmıştır.

En son aldığımız haberlere göre, mü­essif kazada 17 Ölü, 33 ağır yaralı var­dır. Yaralılar derhal Trafbzon ve To­rul'a sevkedüm işi erse de, bunların ifadıe verecek durumda olmadıkları öğrenilmiştir.

Tahkikata başlanılmış olup ölü ve ya­ralıların hüviyetleri tesbit edilmekte­dir.

  Aksaray :

Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu bera­berinde Niğde mebusları olduğu hal­de bu sabah otomobille Aksaraya gel­miş ve burada yapılan bir a;çık hava toplantısında konuşmuştur:

Yol boyunca müteaddit köyler halkı ile samimî hasbıhallerde bulunan Zeytincğlu Aksaraya girerken Niğde Valisi, Aksaray Kaymakamı ve Bele­diye Reis Vekili, partililer ve çok ka­labalık bir halk kitlesi tarafından bü­yük tezahüratla karşılanmışta.

Saat 14 de belediye meydanında yapı­lan toplantıda konuşan Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu hükümet çalışma­larının şu son 15-20 günlük bir bilan­çosunu çizmiş ve Başvekilim izin bu müddet içerisinde yurdun muhtelif köşelerinde temelini attığı veya işletmeye açtığı çeşitli inşaat ve tesisleri teker teker sayarak demiştir ki:Bu eserleri Halk Partisi devrinin 10 yıllık faaliyetleri ile rahat rahat mu­kayese e d eh ileceğiniz gibi zamanında tahakkuku muhal sayılan bir tasav­vur ve hayalden ileri gidemiyen mev­zular olarak telâkki ve iddia olunduk­larını da onlar namına hayret ve ib­retle hatırlıya bil irsiniz.Aksaraylıların ısrarla üzerinde dur­duklara ihtiyaçlara- da temas eden Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu. Ma­masın barajının ilk yapılacak baraj ve sulama işlerinden birisi olduğunu, halen inşaata lüzumlu servis yolu ü-zerinde çalışıldığını, Nevşehir . Aksa­ray - Konya yolunun ise en iktisadî güzergâhlardan birisi olarak program­da bulunduğunu beyan ettikten son­ra diğer partilerin önümüzdeki be­lediye seçimlerinde tatbik etmek iste­dikleri sakim usullerin geniş bir tahlilini yapmış ve sözlerini şöyle bitir­miştir:

«Pazar günü yapılacak belediye se­çimleri için burada da birçok isimler ortaya çıkmış. Genel merkezlerinin direktif ve müsaadeleriyle müstakil­ler namı altında kılık değiştiren di­ğer partililer ekseriyeti teşkil etmek­te imiş. Bunlar nasıl partilerdir ki, resmen seçime girmeme kararı ver­dikleri halde bir takım oyunlarla Türk milletinin huzurunda yeniden şans denemeye yelteniyorlar. Bu disiplin ve prensipten ad laubali, itıareketle-riyle siyasî afalâki ayaklar altına a-lanlarm memleket işlerini ne derece­ye kadar ciddiye alacaklarının takdi­rini elbette ki umumî efkârımız, ve muhterem seçmenlerimiz sandık ba­sında yapacaklardır.»

Zeytinoğlu toplantıyı müteakip Aksarayın tarihî âbidelerini dolaşmış ve posta, telgraf ve telefon binası inşa­atının temelini attıktan sonra yapıl­makta olan zahire pazarını ve diğer hususî ve resmi inşaatı tetkik etmiş ve aynı tezahürat içinde Airkaraya müteveccihen ayrılırken Aksaraylılar sırmalı bir kese içinde Akrasaym vi­lâyet zamanına ait bir mührü de Baş­vekile hediye edilmek üzere Kemal ZeytinoğJuna teslim etmişlerdir.

 Adana :

Reisicumhur Celâl Bay ar, Ürdüne yaptığı resmî ziyaretten dönüşünde Haşimî Ürdün Meliki Majeste Hüse­yin Bin Tallal'a şu telgrafı gönder­miştir:

«Majeste Hüseyin Bin Tallal Hasimi Ürdün Meliki

Amman

Memleketime avdet ettiğim bu sırada zatı malikânelerine kardeş Ürdünde geçirdiğim güzel günler için bir kere daha teşekkür etmek isterim.

Gerek majestelerinden, gerek Ürdün ricalinden gördüğüm misafirperverlik ve memleketime karşı beslenen itimat ve itibar beni son derece mütehassis etti.

Bütan bunların, Türk milletinin bü­yük kıymet atfettiği, gerek iki mille­tin ve gerek bulunduğumuz bölge­nin emniyet ve refahı için lüzumlu bulunan Türk - tîrdün dostluk işbir­liğinin atisi için hayulı ve faydalı membalarını teşkil ettiği kanaatinde­yim.

Derin saygı ve muhabbetlerimi, en iyi temennilerimle birlikte majestelerine teyici eylerim.

Celal Bayar»

9 Kasım 1955

 Ankara :

Millî Müdaıfaıa Vekili Temsil Bürosun­dan bildirilmiştir:

Dün akşam şehrimize gelmiş bulunan Avrupadaki Amerikan Silâhlı kuv­vetler Başkumandanı Orgeneral Cook bugün Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Profesör Fuat Köprülüyü, Erkânı Har­biye Reisi Vekili Orgeneral Fevzi Uçaner'i. Erkânı Harbiye! Umumiye İkin­ci Reisi Korgeneral Rüştü Erdelhun'u makamlarında ziyaret etmiştir. Orgeneral Cook yarın sabah şehrimiz­den ayrılacaktır.

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, Majeste Hüseyin Bin Tallal'm davetlisi olarak dost ve kardeş Haşiml Ürdünü res­men ziyaret ettikten sonra dün yur­da dönmüş ve bugün saat 16.30 da hava kuvvetlerimize mensup bir uçak­la Ankaraya avaet etmiş ve askeri merasimle karşılanmıştır.

Reisicumhurumuz bayraklarla do­natılmış Etimesgut hava alanında Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Ko-raltan, Başvekil Adnan Menderes ile Vekiller, Büyük Millet Meclisi Reis Vekilleri, mebuslar, Riyaseticumhur Umumi Kâtibi, Başvekâlet Müsteşarı, temyiz. Devlet Şûrası ve Divanı Mu­hasebat Reisleri, Diyanet İşleri Reisi, Ankara Vali ve Belediye Reis Vekili, Vekâletler Müsteşarları, Garnizon ve Merkez Kumandanları ile Emniyet Müdürü, kordiplomatik adına Duayen Çin Büyükelçisi Ekselans Li ve Ürdün Maslahatgüzarı ile bankalar ve İkti­sadî Devlet Teşekkülleri Umum Mü­dürleri, Vilâyet ve Belediye Meclis â-zaları, Parti Başkanı ve partililerle diğer sivil ve askerî erkân ve basın mensupları tarafından karşılanmış­tır.

Reisicumhur Celâl Bayar uçaktan inişinde önce Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Kora İtan ile Başvekil Ad­nan Menderes'in ve Vekiller Heyeti asalarının ellerini sıkmış ve mütea­kiben selâm resmini ifa edecek başta Alay Sancağı ve bandosuyla hazır bu­lunan ihtiram taburuna doğru yürü­müştür.

Reisicumhurumuz meydana muvasa­latlarında 21 pare top atımı ile de se­lâmlanın ıstır. Bu esnada jet uçakları­mızdan mürekkep muhtelif filolar Re isicumhurum uzun karşılanmasına havadan iştirak etmekte idiler. İstik­lâl Marşının dinlenmesini müteakip Reisicumhurumuz beraberinde Garni­zon Kumandan: ve başyaveri olduğu halde ihtiram taburunu teftiş etmiş­tir. Reisicumhurumuz taundan sonra kendisini karşılamağa gelen zevatın ayrı ayrı ellerini sıkmış ve Büyük Mil­let Meclisi Reisi ve Başvekilimizle bir­likte otomıofbüe binerek tezahürat a-rasmda meydandan ayrılmışlardır.Reisicumhur Celâl Bayar hava mey­danından Çankayaya kadar güzer­gâhta toplanmış bulunan halk tara­fından büyük tezahürat ve alkışlarla ve «yaşa, varol, hoş geldin* nidalariy. Ie sslâmlanmıstır.Reisicumhurumuzla birlikte aynı uçakla Haşinıî Ürdünün Ankara Bü­yükelçisi Ekselans Şerif Abdülmecid, Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı Korgeneral Tekin Arıhurnu, Riyaseti cumhur Başyaveri Kurmay Albay Re­fik Tolga, Protokol Umum Müdürü Şemsettin Arif Mardin, Anadolu Ajan­sı Umum Müdürü Şerif Arzik, Riyase-ticumhur Baş Doktoru Profesör Recai Ergüder, Muhafız Kıtası Kuman­danı Kurmay Albay Batıaddin Ertürk, Riyaseticumhur Yaverleri Binbaşı Mustafa Tayyar, Kemal Eker ve Ertuğrul Çokdeğer de Ankaraya avdet etmişlerdir.

 İstanbul :

İstanbul Valisi ve Belediye Reis Veki­li Prof. Gökay bu gece saat 21,00 de İstanbul raıdycsunda «Atatürk inkılâ­bının, felsefesi ve eserleri» üzerinde bir tahlil yaptığı konuşmasına, Ata­türk'ün ufulü ile Türk milletinin uğradığı büyük acıyı tebarüz ettirmekle başlamış, onun manevî varlığının göz­lerimizde ve kalbimizde yaşadığını söyliyerek «Türk milleti ve gençliği ona âşıktır» demiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:Ölüm insanlar iğin hiç bir vakit sı­cak olmamıştır. Onunla ancak haya-tm mânasını derinden anlayan filo­zoflar bağdaşmışlardır, çünkü onlar ruhun ebediyetine inanırlar. İşte Ata, hikmeti hayatı en iyi tahlil eden digergâm filozof olduğu için fâni varlı­ğa kıymet vermemiş, manevi varlımı Örnek bırakmıştır.

Biz de bir şairle beraber Ata için şun­ları tekrarlıyoruz:

«Ölüm bütün kâinatı mahvedebilir, fakat manevî Ata bir meş'ale gibi ru­humuzda ebe dil eşmiş tir. Onda her şe­yi hissediyor ve seziyoruz,İnkılâplar, yaratanların damgasını taşır.   Ata  ise inkılâbını,  ilk dakika dan itibaren Türk milletine tefviz et­ti. Vakfının büyük mütevellisi Türk milleti, Türk gençliğidir.

Türk gençliği saf ve masum aşkı ile ona hitap ediyor:

«Ey lâyezal fâni, sana kalbimin bütün hisleri ile bağlıyım. İzindeyim dediğim zaman yalnız hisle değil, bütün mil­leti saran şuurla bağlıyım.»

İstanbul, Atasına her yerden ziyade bağlıdır. 1938 de ümit ve iman içinde millet iradesine, millet hâkimiyetine dayanan Cumhuriyet rejiminin yıldö­nümü bayramını hasta, fakat zinde, Şemsipa.şayı süsleyen elektrik nurla­rında, memleketin yarınını temsil fi­den parlaklığı seyrettiler, "Vatanda ümit ettiği feyiz1 ve felahı gördüler. 12 gün sonra fâni âleme veda ettiler. Biz şimdi onun izinde, bize bıraktığı prc-gramı  gerçekleştirmekteyiz.»

Da'ha sonra Vali, Cumhuriyetin geliş­mesi içinde nüfusumuzun 24 milyonu aştığını, 3 gün sonra vatandaşların Belediye Meclisi için seçime girecek­lerini, 1950 den bu yana geçen her yıl içinde, birlikte çalıştığı Meclisin vü-cude getirdiği eserlerin, 1927 de Dol-mabahçede İstanbula tahassürünü ifade eden Atamızın ruhunu şad ede­ceğine inandığını söyliyerek bir yıl içinde yapılan işlerin bir blânçosunu çizmekle konuşmasını bitirmiştir.

10 Kasım 1955

 Ankara :

Başkan Dr. Ömer Faruk Sargut'dan yapılmakta olan Kızılay yardımları hakkında geniş izahat almış ve Kili­seler Birliği ile Kızilaym müştereken yapabilecekleri işleri görüşmüştür.

  Ankara :

Cumhuriyetimizin kurucusu ve bani­si aziz Atatürk'ün ebediyete İntikali­nin 17 nci yılı bugün bütün yurtta büyük bir huşu ile1 anılmıştır. Aldığı­ma haberlerde, vilâyet merkezleri, kazalar, bucaklar ve hattâ köylerde okullar ve müesseselerde tertip edilen anma törenlerinde aziz Atamızın son­suz sevgi, muhabbet ve (hürmetle ya-dadildiği bildirilmekte ve üstün dev­let adamı, büyük insan ve Ölmez Ata­türk'ün siyasî ve askerî hizmetlerini, şahsiyetini belirten konuşmalar ya­pıldığı, Atatürk büstlerine- muhtelif çelenkler konduğu ve merasimlerde aziz Atanın gençliğe hitabesinin o-kun'duğu ilâve edilmektedir.

  İstanbul :

Türk Mühendis ve Mimar Odalan Bir­liğinden üç kişilik bir heyet, Yugos­lav Mühendis ve Teknisyenleri Birli­ğinin 13 kasımda yapacağı kongrede hazır bulunmak üzere bugün uçakla Belgrada hareket etmiştir. Heyet, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Reisi Naiın Şukal ile İdare He­yetinden Cenan Sahir Sılan ve Ziraat Mühendisleri Odasında da Oda Reisi Prof. Kerim Ömer Cağlar'dan müte­şekkildir.

Aziz Atatürk'ün ebediyete intikalinin 17 nci yıldönümü münasebetiyle An>-karada- bulunan ecnebi misyonlar na­mına kordiplomatik duvayyeni Cin Büyükelçisi ve müteakiben Amerikan Yardım Heyeti adına bir mümessil tarafından bugün saat 12 de Anıt-Kabre birer çelenk konulmuştur.

 İstanbul :

Dünya Kiliseler Birliği Heyetinden Mr. Maxwell şehrimize gelmiştir. Maxv-well bugün öğle üzeri Kızılay İstan­bul Temsil Heyetini    ziyaret ederek

 Ankara :

Türkiye İş Bankası, kurucusu aziz Atatürk'ün vefatının yıldönümü mü-nasebetile, «Son Nöbet Defteri» adiyle

bir kitap yayınlamıştır.

Atatürk'ün hastalığının başlangıcın­dan vefatına kadar, hastalığın bütün seyrini, tedavi tatbikatını, gıda reji­mini ve bu devredeki kabullerini bü­tün teferruat ile tesbit eden 2 nöbet defterini muhtevi bu kitap Türkiye İş Bankasının diğer kültür eserleri me-yanında yer almaktadır.

 Ankara :

Aziz Atatürk'ün ebediyete intikalinin 17 nci yıldönümü münasebetiyle bu sabah Anıt-Kabirde bir ihtifal yapıl­mıştır.

İhtifale Reisicumhur Celâl Bayar. B. M. M. Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, Vekiller, mebuslar. E. H. U. Reis Vekili, Başvekâlet Müs­teşarı, Temyiz, Şûrayı Devlet, Divanı Muhasebat Reisleri, Üniversite Rek­törü, Ankara Cumhuriyet Müddeiu­mumisi, Hariciye Vekâleti Umumi Kâtibi, Ankara Vali ve Belediye Reisi, ti Genel Meclisi ve Belediye Meclisi üyeleri iştirak etmiş ve askeri talebe­lerle üniversite talebeleri ve kalaba­lık bir halk topluluğu merasimi takip etmiştir.

Saat 9 a beş kala Reisicumhur Celâl Bayar, Başvekil Adnan Menderes'le birlikte Amt-Ka:bire gelmiştir. B. M. M. Reisi Refik Koraltan ve Vekiller tarafından karşılanan Reisicumhuru­muz, blraa sonra kortejdeki yerini al­mıştır.

Müteakiben korteje dahil zevat ağır adımlarla yürüyerek An it-Kabrin methaline doğru ilerlemeğe başlamış­lardır. Bu sırada ihtifale iştirak eden mebuslar, Harp Okulu talebeleri, üni­versitelilerle lise öğrencileri, izciler, ihtiram kıtası ve banda meydandaki yerlerini almış ve büyük kurtarıcının aziz hâtırasını anmak üzere kabre gelmiş olan kalabalık bir halk toplu­luğu da meydanın etrafını çevrelemiş bulunmakta idi.

Reisicumhur, B. M. M. Reisi ve Baş­vekille Vekiller ve korteje dahil diğer zevat, ağır adımlarla yürüyüşe devam ederek biraz sonra katorin iç kısmına gelmişlerdir.

Saat 9 u 5 dakika geçe Reisicumhur Celâl Bayar kabre bir çelenk koymuş ve bu sırada verilen işaret üzerine iki dakikalık saygı duruşunda bulunul­muştur. İhtiram vakfesinin hitamın­da bando fstiklâl Marşını çalmış ve bayrağımız yarıya çekilmiştir.

Bu sırada Türk Hava Kurum-unun üc tayyarelik bir filosu, aziz Atatürk'ünbu uçaklardan ikisi arasına gerili ve büyük kıtada bir beze dokunmuş o-lan bir pcrtresini han/alarda dalgalan­dırarak Anıt-Kabir üzerinde uçmuş­tur. Şehirdeki bütün motorlu vasıta­lar klaksonlarını, fabrikalar ve tren­ler düdüklerini çalmak suretiyle ma­tem duruşuna iştirak etmişlerdir.

Bilâhare Reisicumhur Celâl Bayar. B. M. M. Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes ve Vekillerle diğer zevat Anıt-Kabirden ayrılmışlardır.

Bundan sonra, ihtifale katılmış bulu­nan zevat, üniversiteliler, esnaf te­şekkülleri temsilcileri, izciler kabri zi­yaret etmişler ve aziz Atatürk'ün hu­zurunda saygı duruşunda bulunmuş­lardır.

Bundan başka bütün okullarda saat 0 u 5 geçe toplantılar yapılmış ve bü­yük Atatürk'ün aziz hâtırası anılmış­tır. Milli matemimizin yıldönümü mü­nasebetiyle resmî ve hususî bütün müesseselerde bayraklar yarıya çekil­miştir.

11 Kasım 1955

 Ankara :

Pancar Kooperatiflerinin kalkınması ve ziraat sanayiinin inkişafına yar­dım etmek üzere Türkiye Şeker Faib-riicaları A.ş. mn teşebbüsü ve Türk çiftçisinin de alâkasiyle 1951 yılında ilk defa olarak Adapazarinda kurulan Pancar Ekicileri İstihsal Kocperatif-leri çok kısa bir zamanda gelişmiş ve ortak adedini bu senenin eylül ayı sonuna kadar 192.109 a yükseltmiştir. Taahhüt sermayesi 73,5 milyon, tah­sil ettikleri sermaye miktarı 30 mil­yon lira olan istihsal kooperatifleri, çiftçimizin sun'i gübresini, ziraat â-Ietlerini, ziraat makinelerini ve zirai saikada diğer bilumum ihtiyaçlarmı temin etmekle kalmamış, birçok fab­rika ve işletmelere 42,5 milyon liray­la iştirckde bulunmuştur. Ayrıca, mer'iyete giren yeni Ticaret Kanunu­na göre de kooperatifler ortaklık his­selerini 500 liradan 5000 liraya kadar çıkarmışlardır. Arzu edilen gayenin daha  kolaylıkla  inkişaf etmesi için Şeker Fabrikaları A. Ş. üç kategori üzerinden teşvik ikramiyeleri tertip­lemiştir. 5000, 3000 ve 1000 liralık his­se sahipleri arasında yapılan keşide sonunda, ortakların kazandıkları ik­ramiyeler dağıtılmıştır.

 Ankara :

Reisicumhurumuzun Ürdüne yaptığı resmî ziyaretten dönüşünde Haşinıî Ürdün Meliki Hüseyin Bin Tallal'a gönderdiği teşekkür mesajına Haşimî Ürdün Meliki Majeste 1. Hüseyin Haz­retleri aşağıdaki telgrafla mukabelede bulunmuşlardır:

Fahametlû sayın Celâl Bayar Türkiye Reisicumhuru

Ankara :

Zatı fahima nelerinin Ürdünü ziyaret­leri en iyi hatıralar ve en güzel inti­balar bırakmıştır. Ziyaretiniz esna­sında zatı devletlerine Mıar edilen muhabbet ve dostluk hisleri, Ürdünün, memleketinize karşı beslediği muhabbet ve ihtiramın ifadesidir. Bu vesile ile zatı fahimanelerinin saadet­te daim olmasını ve memleketinizin refah ve tealisini temenni ederim.

El Hüseyin

 Ankara :

Ncel baba nın mezarının Türkiyede bulunuşu ve bu mevzuda Basm - Ya­yın ve Turizm Umum Müdürlüğünün yapmış olduğu neşriyat, dünyanın dört bir yanında büyük alâka ile kar­şılanmıştır.

1 Geçenlerde bildirdiğimiz gibi, Basm -Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğü, Noel Baba mezarının Ant a ly an in Demre nahiyesinde bulunduğunu be­lirten İngilizce bir eser hazırlamakta­dır. Bu defa turistik propaganda faa­liyetleri cümlesinden olmak üzere Ba­sm - Yayın ve Turizm Umum Müdür­lüğü ile P.T.T. Umum Müdürlüğü arasında Antalya ve Noel Baba ile il­gili bir seri posta pulu bastırılmasına karar verilmiştir.

Basın Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğünün yaptığı teşebbüsler so­nunda Amerikan basın âleminin çok meşhur (ister İnan, ister inanma) neşriyatını yapmakta olan Rtpley müessesesi yılbaşı tebrik ve hediyele­rini bu yıl Antalya vilâyetinden gön­dermeyi kabul etmiştir. İçersinde bu­lunduğumuz ayın on beşinde binlerce tebrik mektubu ve Noel hediyesi New-York'tan uçaldanarak İstanbula ge­lecek ve 10 aralık tarihinds piyasaya çıkacak olan Antalya ve Noel Batoa pulları İle pullandıktan ve üzerine Türkiye Cumhuriyeti postalarının damga.sı vurulduktan sonra tekrar New York'a gönderilecektir.

Böylelikle Noel Baba'nın mezarının Türkiyede bulunuşu hadisesi bir kere daha bütün dünyaya yayılmış olacak, tır. 10 aralık 1955 günü Antalya ve Demre P.T.T. merkezlerinde bu pul­lara mahsus öael (birinci güni dam­gası kullamlcaaiktır. Bu damga ile iptal edilmiş pul tedarik etmek istiyenler bulundukları yerlerdeki P.T.T. merkezlerinden malûmat alabilecek­lerdir.

Noel Baba ve Antalya pullarının evsafı :

Viyanada Avusturya Devlet Matbaa­sında İki renkli olarak bastırılmakta olan Antalya ve Noel Baba pulları al­tı pulluk seridir.

65 kuruş değerindeki pul koyu porta­kal ve siyalh renkle rindedir. Demre'de Sen Nikola kilisesi ile ayrıca Noel Ba­ba diye anılan Sen Nikola'nın resim­lerini taşımaktadır.

50 kuruş değerindeki pul zeytuni ye­şil ve kirli sarı renklerindedir. Antal-yada bir bahar manzarasını taşımak­tadır.

45 kuruş değerindeki pul yeşil ve kahve renklerindedir. Side (eski An­talya) har ab elerindeki tiyatronun ka­pılarından birinin resmini ihtiva et­mektedir. 30 kuruş değerindeki pul açık kahve ve kcyu yeşil renklerindedir. Aspen-dos (Belkısl harab el erindeki tiyatro­nun resmini taşımaktadır. 20 kuruş değerindeki pul mavi ve sepya re ilklerin dedir. Alanya ve ter­sanesinin resmini havidir.

18 kuruş değerindeki pul mavi ve hâ­ki ren ki er indedir. Antalya şelâlerin-den.bir manzara taşımaktadır.

Pullar 150.000 tam seri olarak bastı­rılmaktadır. 10 aralık 1955 tarihinde satışa konulacak olan bu pullar 31 aralık 1960 tarihinde satıştan ve te­davülden kaldırılacaktır.

4 Kasım 1955

 Ankara :

Bugün saat 16 da P.T.T. Umum Mü­dürlüğü binasında Ericson firmasiyle P.T.T. Umum Müdürlüğü arasında 46 milyon liralık telefon malzemesine ait mukavelesi imzalanmıştır.

Mukavelenin imza merasiminde Mü­nakalât Vekili Muammer Çavuş oğlu, P.T.T. Umusu Müdürü Cafoit Akyar, Meclisi İdare azaları. Umum Müdür Muavini Abdullah Parla, Umum Mü­dürlük Daire Reisleriyle Ericson fir­ması mümessilleri ve başın mensup­ları hazır bulunmuştur.

Yapılan mukavele, Ankara ve İzmir dahil olmak üzere, Anadolunun 52 muhtelif şehir ve kasabasında 125 bin 200 hatlık otomatik santrallann tesi­si, 10 bin hatlık manyetolu santral, 140 bin adet otomatik telefon maki­nesi, 10 bin adet manyotolu telefon makinesi, 500 adet ankesörlü telefon makinesiyle bu santrallann lüzumlu bazı şebeke malzemelerini ihtiva et­mektedir.

 İstanbul :

Dünya Çocuk Haftası, bu saban saat onda İstanbul Valisi tarafından Ol­gunlaşma  Enstitüsünde açılmıştır.

İstanbul cihetinde Koca Ragıp Paşa kütüphanesinde yapılan merasimde Vali adına Vali Muanrtni hazır bulun­muştur.

Olgunlaşma Enstitüsün de ki merasim­de Sururi İlkokulu Başöğretmeni Zeki Ustekin yaptığı konuşmada, çocuk psikolojisinde iyi kitapların rolünü ve memleketimizde bu mevzudaki çalış­maları belirtmiş, çocukların mektep ve aile dışında kitaplardan edindik­leri faydalan ayrı ayrı ifade ederek, 38 sene evvel ilk defa Amerrkada vücude getirilen bu teşkilâtın 25.millet tarafından kabul edildiğini, Türk hü­kümetinin de dört senedentoeri bu sergileri açmakta bulunduğunu söyle­miş, bu defaki sergiye Türk müellif ye tâbilerinden başka Amerikan, İn­giliz, Fransız ve İtalyan kültür heyet­lerinin de katıldığına işaretle Validen hazırlanan serginin kurdelesini kes­mesini rica etmiştir.

Vali Prof. Gökay da halk dershanele­rinden sonra, da okumayı teşvik ede­cek elan bu faydalı sergiyi açmakla duyduğu memnuniyeti belirtmiş, ser­giyi hazırlayanları tebrik etmiştir.

 Ankara :

Bugün saat 16 da Çankayada Reisi­cumhur Celâl Bay ar'a itimatnamesi­ni takdim eden Fransız Büyükelçisi Ekselans Jean Paul Gernier kendisiy­le görüşen Anadolu Ajansı muhabiri­ne Türkiye ve Ankara hakkındaki in-tibalannı şöyle anlatmıştır:

Türkiyeye geleli daha 15 gün oldu ve Reisicumhura da İtimatnamemi bu akşam takdim ettim. Bu itibarla he­nüz temaslarım olmadı. Gelirken îstanbulda birkaç gün kaldım ve bun­dan istifade ederek güzel âbideleri bir daha gezdim. Bunları esasen gör­müştüm. Çünkü, İstanbula evvelce de birkaç defa geldim. Fakat, Üsküdardan öteye geçmemiştim.

Fevkalâde güzel bir havada buraya geldim ve geldiğim günden beri de hava öyle devam ediyor.

Ankaraya muvasalatımda, Reisicum­hurunuz Ürdün e gidiyordu. İtimatna­meyi taunun için daha evvel takdim edemedim.

Dün Boğazköy'e gittim ve eski âbideleriyle harabelerini gördüm, çok be­ğendim. Ankaraya gelir gelmez de AmtKabri ziyaret ettim. Şehri ve ci­varını biraz tanımaya başladım. Modem Ankara şehrini Eevkalâde bul­dum. Gençlik Parkı büyük meydanı, geniş bulvarları ile çok iyi yapılmış. Bunlar çok güzel Eskişehir fevkalâde cazip ve Anadolımun manzarası ha­rikulade. Sarı, mavi, kırmızı, açık ve koyu lâcivertin birbirine karıştığı zi­yasında göz kamaştırıcı bir güzellik var.

Muhabirimiz, Ankaradaki vazifesini nasıl telâkki etmekte olduğunu Fran­sız Büyükelçisinden sormuştur. Bü­yükelçi şu cevabı vermiştir:

Siyaset, iktisat ve kültür sahaların­daki vazifemi şöyle telâkki ediyorum:

Siyaset sahasında: Vazifem, bana öy­le gelioyor ki, Türk - Fransız İşbirli­ğini inkişaf ettirmek ve her gün da­ha ziysede canlandırmaktır. Bildiğiniz gibi bu işbirliğinin mebdei çok eski. dir, Kanunî Sultan Süleyman ve Bi­rinci Fra'nçois devrine uzanır.

Bu şartiar altında, şu veya bu nok­tada Türkiye ile Fransa arasında mev-eut olabilecek suitefehlıümleri izale etmeğe ve fiilen gerek umumî siyaset bakımından, gerek Avrupada nizamın ve statükonun, muhafazası bakımın­dan telâkkileri bir olan iki memleke­tin siyasî hareketlerini kendileri için müşterek olan bütün sahalarda sul­hun nef'İne olarak ahenkleştirmeğe çalışmak lâzımdır.

İktisat sahasında: Öyle sanıyorum ki, Fransa bu son senelerde Türkiyenin sınaî cihaz! anmasın a çok yardım et­miştir. Sermayeler yatırmış, barajlar, nafıa işleri, imalâthaneler, çimento fabrikaları, seker fabrikaları, bendler vesair tesisler vücuda getirmiştir. Ve bu gayretlere de devam olunması lâ­zım geldiği fikrindeyim.

Bu hususta, son günlerde Türk ve Fransız mütehassısları arasında cere­yan eden ve Türk - Fransız cihazlan-ma ve sanayileşme gayretlerine devam edilmesine ve bizim taraf ımızdajı da, Türk - Fransız mübadelelerini besle­mek üzere pamuk ve tütün mubayaa­sına imkân verecek bir anlaşma ak­dine, zannedersem bu akşam müncer olan noktai nazar teatilerinden ol­dukça memnunum. Kültür sahasında da keza çok vasi ve çek güzel plânlarımız var. Bildiğiniz gibi Ankarada, biraz Galatasaray Li­sesine benzer bir Fransız Lisesi kur­mak nıevzuubalıistir.

Diğer taraftan Ankarada bir kültür merkezi kurduk. Bu merkezi çok in­kişaf ettirmek, buna yeni bir hamle vermek tasavvurundayım. Ankara merkezini geliştirmek için Paristeki kültür münasebetleri merkezinden hu­susî bir gayret teminine çalışacağım. Bu, îstanbuldaki kültür merkezine ehemmiyet vermediğim mânasına gelmez. İstanbul merkezimiz uzun sa­mandan beri kurulmuş bulunuyor ve iyi gidiyor. Binaenaleyh Ankara mer­kezini, uhdesine terettüp eden vazi­feyi yapması için onu kuvvetlendir­mek ve icap eden bütün unsurlarla teçhiz eylemek üzere asıl gayreti An­karada sarfetmek lâzımdır.

İzmirde yeni bir kültür merkezi kur­duk. Fakat henüz çok ufaktır. Ona da çok kuvvetli bir hamle vermek tasav­vurundayım.

Bu sene için Türkiyeye pek çok ti­yatro, temsil heyetlerinin gelebileceği­ni tahmin etmiyorum. Fakat, müzik sanatkârları, büyük piyanistler, ke­mancılar gelecektir. Önümüzdeki se­ne, mühim Fransız tiyatrolarından temsil heyetlerinin buraya gelmesi için çok çalışacağım.

Sinema sahasında da gayret göstere­ceğim. Hollaxidaya gittiğim zaman o-rada da Fransız flimleri çok az gös­teriliyordu, bunların, yüzde doksan beşi İngiliz ve Amerikan ve ancak yüzde beşi Fransızdır. Bu memleket­ten aynlalı 6 batta kadar oluyor. Gös­terilen filmlerin yüzde 40 ı Fransız ve ancak yüzde 60 ı Amerikan ve İngiliz-di. Öyle zannediyorum ki burada da­ha iyi neticeler alınabilir. Bilhassa, İstanbula pek çok Fransız filmi ge­tirmek isterim. Tabiî Ankara için de gayret sarfetmek lâzımdır.

Türkiyeye tayin edilmiş olduğumdan dolayı fevkalâde bahtiyarım. Türkiye, beni daima cezbetmiştir. Türklere öte-denberi muhabbetim vardır. Çünkü, tarihi tatkik ettim, tarih kitapları yazdım. Ve yeni tarih eserleri hazırlıyorum. Bunların arasında hassaten 13 inci asırda Dantzig meselesi vardı. Ve bildiğimiz gibi Türkler daima Po-lonyanm dostu olmuşlardır. Türk ta­rihi ile de çok alâkadarını. Çok iyi bilmemekle beraber bir Fransız için kâfi derecede biliyorum. Çünkü, 16, 17 nci, 18 ve 19 uncu asırlara ait Türk tarihini pek iyi tabip ettim. Tür. kiye,'tarihi ile siyasetiyle ve coğrafi vaziyetiyle beni ötedenberi yakından alâkadar etmiştir. Benim için muh­telif büyükelçilikler mevzuu bahisti. Ve benim için düşünülen muhtelif büyükelçilikler arasında en ziyade ho­şuma gidenin şayet münhal ise Türki­ye Büyükelçiliği olduğunu M. Pinaydan gizlememiş tim.

 Ankara :

Unesconun ilmi işbirliği Orta Şark merkezi ile Maden Tetkik ve Arama Enstitüsünün müştereken tertipledik­leri Yakın Şark Tatbiki Jeoloji Kon­gresi bu sabah saat 11 de Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Konferans salo­nunda açılmıştır.

İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlunun bir konuşması ile çalışmalara baslıyan kongreye Irak, İran, Suriye, Mısır, Su­dan delegeleri ile müşahit olarak Yu­goslavya, Fransa, İspanya ve İtalya temsilcileri iştirak etmişlerdir.

Kongreyi bir konuşma ile açan İşlet­meler Vekili Samet Ağaoğlu demiştirki:

«Jeolojik sahada Milletlerarası işbirli­ği arzularının bir neticesi olarak Unesconun İlmî işbirliği Orta Şark merkezinin ve Maden Tetkik Arama Enstitümüzün müşterek gayretleri ile tertip edilmiş olan «Yakın. Şark Tat­biki Jeoloji Simpozyumunım açılış celsesine Türk hükümeti adına riya­set etmek fırsatına mazhar olmakla bahtiyarım. Hepinize hoşgeldiniz de­rim.

Hitap etmekle haz duyduğum sizler gibi güzide ilim ve fen adamlarının karşısında ilmin muasır cemiyetin hu­zur ve refah içinde yaşamasına yap­tığı  tesirleri  ve   sağladığı  faydaların

ehemmiyeti üzerinde konuşmağa lü­zum görmüycrum.

Yalnız şu husıt-a işaret etmek iste­rim ki, ilmi ve teknik araştırmalarda sıkı bir teşriki mesai milletlerin mad­di ve manevi kalkınmasında kaçınıl­maz bir zarurettir. Hattâ ilim ve tek­nik dünyayı bütün milletler için müş­terek bir hale getirmektedir. İlmin vatanı bugün artık yalnız bütün dün­yadır denebilir ve insanın müşterek bir medeniyete doğru ilerlemesi, fik­rî inkişafı, sulh içinde pâydar yar­dımı ile süratle yürünmektedir. İl­min sayesindedir ki, bugün bütün .nilletler dünya üzerinde müşterek bir vatan sahibi gibi oturmaktadırlar.

Tatbiki Jeoloji üzerinde fikir teatisi maksadiyle yapılaaı bu ilk toplantı­nın bu bakımından da ehemmiyeti aşikârdır. Zira dünyamızın bünyesini teşkil eden maddelerin beşeriyet em­rinde değerlendirilmesi arzusunun ya­nı başmda kâinat sırrım aramak ih­tirası da yer.almış bulunuyor. Üstün­de oturduğumuz dünyanın ne oldu­ğunu arayan ilimlerin önünde jeoloji gelmektedir. Bunun içindir ki kanaa­timizce jeologlar ilmin en idealist a-r aş t incil arı   arasında sayılmalıdırlar. Türkiyenin jeoloji sahasında şimdiye kadar göstermiş bulunduğu gayreti ve elde ettiği neticeleri, Enstitü Müdü­rümüz size izah edecektir. Ben su kadarını söyliyeyim ki Türkiye bu sa­hadaki faaliyetin yalnız kendi ma­denlerini değerlendirmek gayesine bağlamamış ayni zamanda bütün be­şeriyetin refah ve saadeti ve selâmeti için elzem bir mesai olarak işe giriş­miştir. Ve bu çalışmasında en geniş bir müsama'ha zihniyeti ile hareket etmek suretiyle bütün dünya jeolog­larına memleketimizi tetkik etmek fırsatını vermiştir. Bugün yetişmiş bulunan çok kıymetli Türk jeologlarının yanında her zaman için, başka mem­leketler ilim adamlarını da beraber çalıştırmak yolundaki gayretimiz bu ifadenin delilidir.

Bu sayede memleketimizin yer altı servetlerini beynelmilel âlemin istifa­desine maddî ve manevî surette aç­mak hususunda hissemize düsen vazi.

leyi yapmaktayız ve yapmakta devam edeceğiz.

Şimdi Yakın Şark Tatbiki Jeoloji simpozyumu sayesinde sizlerin muhtelif memleketlerde yaptığıma çalışmaları ve elde ettiğiniz tecrübeleri hep bir­likte mütalâa ve münakaşa ederek ilme, bütün beşeriyete ve çalışmakta olduğunuz memleketlerin müşterek menfaatlerine hizmet edeceğinizden emin bulunmaktayım.

Muhterem  delegeler,

Memleketinizde her birinizin mühim vazifelerinden bir müddet için de olsa ayrılarak memleketimize kadar ihtiya­rı zahmet edip simpozyuma iştirak etmek nezaketinde bulunduğunuzdan dolayr her birini2e ayrı ayrı teşekkür ederim.

Çalışmalarınızdan elde edilecek pra­tik netice ve tavsiyelerin hükümeti­miz tarafından büyük bir müzaheret göreceğine sizi temin eyler, hüküme­timiz adına simpozyumun açılmış ol­duğunu arzederim.»

Müteakiben Unesco İlim İşbirliği Ka­hire Merkezi Müdürü M. Batisse, U-nesco Milli Komisyon Başkanı Ord. Prof. Tevfik Sağlam ve Maden Tetkik Arama Enstitüsü Umum Müdürü Ord. Prof. Hâmit Nafiz Pamir birer konuşn ma yapmışlardır.

Kongre çalışmaları perşembe günü sena erecek ve delegeler cuma günü şehrimizden hareketle memleket için­de bir tetkik gezisine çıkacaklardır. Bu gezi esnasında, Raman petrolleri, Ergani bakırları ve Guleman krom bölgelerine gidilecek ve Diyarbakır ci­varındaki yeraltı su araştırmaları tet­kik edildikten sonra salı günü avdet edilecektir.

Delegeler kongrenin açılış merasimin­den sonra Çankayaya giderek Riya-seticumhur defteri mahsusunu imza etmişler ve müteakiben Anıt-Kabri zi­yaretle kabre bir çelenk koymuşlar­dır.

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, Fransız Reisicumhuru M. Rene Coty'nin refika­sının vefatı münasebetiyle kendisine şu taziye telgrafını göndermiştir:

Ekselans Mösyö Rene Coty Fransa Reisicumhuru Paris

Madam Coty'nin şahsında ekselans­larının ve aileniz efradının duçar ol­dukları acı kayıptan çek elem du­yarak refikam ve ben derin taziyetle-rimizin kabulünü rica ederiz.

Celâl Bayar

15 Kasım 1955

  Ankara :

Yeni Fransa ve Hollanda Büyükelçi­leri bu sabah 'birbirini takiben Anıt-Kabri ziyaretle birer çelenk koymuş­lardır.

  Ankara -:

Dünyaca tanınmış iktisatçılardan Bir­leşmiş Milletler Avrupa İktisadî Ko-misyenu G-enel Sekreteri İsveçli Pro­fesör Gonnar Myrldal, Ankara Üni­versitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde İngilizce bir konferans vermiştir.

Konferansında iktisaden a2 gelişmiş memleketlerdeki kalkınma hareketleri mevzuunu ele alan tanınmış âlim memleketimiz hakkında şunları söyle­miştir:

«Avrupada bazı çevrelerde, memleke­tinizde iktisaden yanlış hareketler ya­pıldığı ve enflâsyon alâmetleri görül­düğü şeklinde havadisler dolaşmakta­dır. Türkiyede yaptığım tetkikler ne­ticesinde şuna kani oldum ki, bu hak­sız ithamın ortaya çıkmasının yegâne sebebi, propaganda cihazınızın iyi işi em ey işidir.

Klâsik iktisat teorileri, iktisaden az gelişmiş memleketlerden Türkiye, İs­rail gibi bazılarında, bugün görülen büyük kalkınma hareketlerini açıkla yamaz.Süratli bir  kalkınma  hamlesi  içinde bulunan ve bu yüzden, geçici dış te­diye güçlüsleriyle karşılaşan memle­ketlere kalkınmanızı yavaşlatınız» tavsiyesinde bulunmak pek sathi kal­maktadır.Muvazene fikri klâsik, eskimiş ekono­mi sistemlerine aittir. Sınırlandırılmış, durgun bir iktisadi vasiyet asla şayanı arzu değildir. Artık anlaşılmış­tır ki, iktisadî durgunluğu yırtan ham­leler .bir takım tabii engellerle karşı­laşmamaktadır. Tabii müvasene diye bir şey yoktur. Bilâkis her hamle yan­kılar yaparak etrafa yayılmakta ve ekonomik düzende gittikçe büyüyen gelişmeler yaratmaktadır. Kalkınma ile birlikte, istihlâk sahalarında da artışlar temin edilebilirse, talep faz­lalığı, iktisadî hamleyi her yere çek­mekte ve yaymaktadır.Kalkınmanın yayılıeı karakterinden dolayı denilebilir ki, ilk hareketi baş­latacak, yatırımlardan mürekkep bir enjeksiyon, iktisadî bünyeyi tabiî ola­rak geliştiren zincirleme fonksiyonla­ra sebep olmaktadır.İlk enjeksiyon kâfi miktarda olduğu ve ilk sıkıntı devresine tahammül edil­diği takdirde, kalkınma kendiliğinden inkişaf  etmektedir.

 Ankara :

İşletmeler Vekâletinden alman malû­mata göre, memleketimizde, başta mensucat sanayiinde kullanılan bo­yalar olmak üzere, boya ihtiyacımızı temin edecek bir fabrika tesisi mev­zuunda yapılan çalışmalar ilk müsbet neticesine vermiş ve geçen cuma gü­nü bu konu ile ilgili olarak (Arondy Corporation - Pharma Clıemieal Corp. Amerikan firması İle bir pro­tokol imzalanmıştır.Hazırlanan protokola göre şimdilik senede 600 - 650 ton boya imal ede­cek bir fabrika kurulacak ve kurucu firma bu maksatla teşekkül edecek olan şirkete hariçten getirilecek ma­kine malzeme ve patent hakları tuta­rının yarısı nlsbetinde İştirak eyliye-c ek tir.Bugünkü tahminlere göre, fabrikanın kurulabilmesi   için   hariçten   1.250.000 dolar tutarında makine, malzeme ve patent hakları getirilmesi icap ede­cektir. Böylece yabancı firmanın ser­maye İştiraki şimdilik 625.000 dolar­dır.

Mütebaki 625.000 dolar da fabrika ku-ruiiîp işletmeye açılıncaya kadar mu­ayyen taksitlerle ödenecektir. Firma bu meblâğ mukabili memleketimizden mal alıp ilıracı da kabul etmektedir. Bu suretle, fabrikanın kurulup işlet­meye açılması imkânları da kolayca ihzar edilmiş bulunmaktadır.

Fabrika bugünkü kapasitesi ile mem­leketimiz foaya ihtiyacının beşte ü-ç ün d en fazlasını karşılayacaktır. İle­ride bu fabrikanın tevsii ve harice bo­ya ihracı imkânlarının ihzarı da mu­karrerdir.

İlgili firma ile yapılan protokola göre fabrikanın kurulup işletmeye açılma­sından sonra da beş sene müddetle boya mevzuunda bütün yeni buluşlar ve yeni patentler istifademize arzolu-naca İttir.

16   Kasım 1955

  Ankara :

Uzun bir zamandanberi Türkiyede bu­lunan Amerikan Yardım Kurulu Baş­kanı General Shepard Amer ikaya av­det etmek üzere bu akşamki ekspres­le şehrimizden ayrılmış ve merasimle ugurlanmıştır.

  İstanbul :

Ankarada münteşir Zafer ve İstanbulda münteşir 24  Saat gazetelerinin17kasım 1955 günü saat 00.01 den iti­baren neşrine müsaade ettim.

  İstanbul :

Bulgun gece 200 kişilik bir göçmen ka­filesi trenle Yugcslavyadan îstanbula gelmiş ve tabiiyet ve gümrük muafiyet muameleleri tamamlanıncaya ka­dar kalmak üzere Sirkeci misafirha­nesine kabul edilmişlerdir.Filhakika, her gün Sirkeci istasyonu­na gelen Avrupa treni 150 ilâ 300 ki­şilik göçmen gruplarını yeni vatan­larına getirmektedir.Bu mevzuda Toprak ve İskân Müdür­lüğünden aldığımız malûmata göre, 1 ocak 1955 tarihinden 31 ocak 1955 ta­rihine kadar ceman 7.505 kişi Yugos-lavyadan memleketimize gelmiş ve taunlar yurdun muhtelif yerlerinde 1628 eve dağıtılarak hâlen müstahsil duruma geçmişlerdir.1 şubat 1955 ten 1 Kasım 1955 tarihi­ne kadar geçen dokuz ayda ise gene Yugoalavyadan memleketimize 9335 serbest göçmen gelerek yerlerine da­ğılmışlardır.Memleketimize 1956 yılı sonuna kadar Yu'gcalavyadan 200 bin göçmenin, ge­leceği tahmin edilmektedir.İstanbula gelen göçmenler memleke­tin muhtelif yerlerindeki akrabaları­nın yanma gidinceye kadar Toprak ve İskân Umum Müdürlüğü İstanbul vilâyeti ve Kızılay idaresi tarafından Sirkeci ve Zeytinburnu misafirhane­lerinde bakılmakta, iaşe ve ibateleri temin edildiği gibi aşılan, yapılmakta sağlık dunımlariyle yakından alâka­dar olunarak safi ve salim gidecekleri vilâyetlere yollanmaktadırlar.

Ayrıca 1950 bidayetinden 19&1 sonu­na kadar Bulgar is t andan gelen 152.172 kişi de muhtelif vilâyetlerde inşa edi­len 32.000 göçmen evinde iskân edil­miştir.

Gene Bulgaristan dan gelen göçmen­lere verilmek üzere İstanbul vilâyeti dahilinde Kartalda 200, Hürriyet Te­pesinde de 360 ev inşa halindedir.

İstannulda göçmen çiftçi ailelerine 6331 dekar toprak, ile 45.100 lira do­natını kredisi 38 ton tohumluk buğ­day dağıtılmıştır.

Esnaf ailelerine ise 50000 lira döner sermaye ile 40 ton yemeklik buğday verilmiştir.

Diğer taraftan memleketimize Yunanistan, Cin, Pakistan, Hindistan, ital­ya, Japonya, Almanya, Fransa, Fin­landiya, İran, Mısır, Suriye, Kore ve Brezilyadan   da-ceman   6256   göçmen

gelmiştir.

17 Kasım 1955

 Ankara :

Ege m ini; ak asında yağan çok şiddetli yağmurlar neticesinde Dikilinin 600 hanelik Bademli köyünde büyük tah­ribat olduğu haberinin alınması üze­rine ilk ve âcil yardım olarak Kızıl-ayca İzmirden 150 çadır ile 4000 lira para yardımı yapılmış ve Ankaradan da hususî bir uçakla 500 battaniye gönderilmiştir.Kızılay yardım ekipleri Bergama, Bur­haniye ve Havran sel mrnt ak alarmda­ki yardım işlerini tanzim için süratle yola çıkarılmışlardır,

  Ankara :

Haşimi Ürdün Meliki Majeste 1 inci Hüseyinin doğum yıldönümü ve Suudi Arabistan Meliki hasmetİû Suut İbni AbüülâziKin cülusu münasebetiyle Re­isicumhurumuz Celâl Bayar ile Ür­dün ve Suudi Arabistan Melikleri ara­sında tebrik ve teşekkür telgrafları te­ati edilmiştir.

  İstanbul :

Birkaç gündenberi şehrimizde bulu­nan İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yncalı bugün saat 16.30 da Merkez Bankasında bir basın toplantısı yap­mıştır.

İktisat ve Ticaret Vekili, Devlet Ve­kili Fahrettin Ulaş, Başvekâlet Müs­teşarı Ahmet Salih Korur ve İstan­bul iktisadî tetkik ve kontrol heyeti başkanı Taiha Torosun da hazır bu­lunduğu bu toplantıda iktisadî mev­zular etrafında izahat vermiş ve de­miştir ki:

«Memleketin muhtelif ihtiyaç madde­lerinin vaktinde ve kâfi miktarda it­halini ve bunların meslek ve ihtiyaç sahiplerine intikalini daha süratlen-

dirmek için lüzumlu tedbirler alınmış bulunmaktadır.

Bilhassa bu gibi maddelerin sipariş­lerinden memlekete ithaline kadar ol­duğu gibi ithal edildikten sonra mem­leket içindeki tevziini de hızlandırmak için yeniden almış olduğumuz karar­ları tatbike geçmiş bulunmaktayız.

Bunların, gerçekleşmesi için .başta Başvekilimiz olmak üzere bütün hü­kümet ve idari cihazımızla gayretimi­zi bu çalışmalara teksif etmiş bulun­maktayız.

Birkaç gündenberi, arkadaşını Devlet Vekili Fahrettin Ulaşla beraber bura­da da bu husustaki çalışmaları yeni baştan gözden geçirdik.

Gerek ithal ve gerek tevai işlerinin gecikmesine seiep olan 'hususlarda., meslek grupları ile ve diğer ilgililerle lüzumla temasları yaptık ve nakliyat, tahliye, gümrük işlerinde her türlü kolaylığın gösterilmesi ve gelen mal­ların vilâyetlere gönderilmesi bakı­mından lüzumlu kararları da ilgililer­le müştereken almış "bulunmaktayız.

Bu meyanda son günlerde memleke­timize ithal edilmiş bulunan 'bazı ih­tiyaç maddelerinin mahallen tevziini de temin ettik.

Son on gün içinde ithal edilmiş bulu­nan 22.132 adet otomobil ve kamyon lâstiğinin tahsisi yapılmış ve tebligatı icra edilmiş bulunmaktadır.

Ayrıca 2.789 adet traktör lâstiği de ih­tiyaç sahiplerine tevzi edilmek üzere Ziraî Donatım emrine verilmiş bu­lunmaktadır.

Bu lâstiklerin içinde 5000 adedi binek otomoıbil lâstiği ve mütebakisi ise kamyon ve otobüs lâstiğidir. Bu suret­le eylül ayı biyadeyitden itibaren it­hal edilip tevzi edilmiş bulunan kam-ycn ve binek otomobil lâstiğinin mik­tarı 52.584 adettir.

Bundan foaşka son defa temin edil­miş bulunan Amerikan yardımı ile gelecek 50.000 lâstik ve kredili tediye yolu ile sağlanan yirmi bin lâstikle ceman 70 'bin lâstiğin bir buçuk ay içinde memlekete ithali hususu tahakkuk etmiş ve .bunların bir atı evvel gelebilmesi için siparişlerin takibi ya-kinen yapılmaktadır.Bunlardan ilk partisi 13.555 dış ve 11.449 iç olmak üzere bu ay sonuna, kadar memleketimize gelmiş olacak­tır.

Bunun dışında senelik ihtiyacımızın zamanında ve kâfi derecede temini için de lüzumlu tahsis ve transfer­lerin yapılması ve muntazaman deva­mı hususunda gerekli tedbirler alın­mıştır.

Bunun dışında bugün 226 ton kalayın tevziatına dair tebligatı da tamamla­mış bulunmaktayız.

Ayrıca 845 ton inşaat çivisi ile 511 ton saçın ihtiyaç sahiplerine verilmesi için dağıtma emri tekemmül etmiş ve teb­ligatı yapılmıştır.

Ayrıca 833 ton ham kauçuk, muhtelif sanayi müesseseleriyle sanatkâr ve es­nafa dağıtılmıştır. Önümüzdeki 15-20 gün içinde gelecek olan 1200 ton ham kauçuğun da tevzii hazırlıkları şimdiden yapılmış bulunmaktadır.

Tevzi edilen bütün maddeler sanayi gruplarının ihtiyacına göre valilikler emrine verilmekte ve orada da dağıt­ma komisyonlarının nezareti altında o madde ile ilgili meslek gruplarının iştirakiyle tevzi edilmektedir.

Bu gibi tevzi maddelerinin ihtiyaç sa­hiplerine intikali bakımından herhan_ gi bir gecikmeye ma'hal bırakmamak için de bu malların gümrüklere gelişi De başlayan tevzi çalışmalarının bir an evvel vilâyetlere intikali hususun­da şimdiye kadar görülen müşkülâtı bertaraf edecek yeni tedbirler alınmış ve' bu iıususta gerekli emirler verilmiş bulunmaktadır.

Bütün bunların tatbikatı Başvekâlet­çe, vekâletimizce ve bütün hükümetçe her safhasında yakinen takip edil­mektedir.Yukarıda rakamlarını verdiğim mad­deler dışında diğer tevzie tâlbi mad­delerin de yine kâfi miktarda ve za­manında memlekete ithalini sağla­mak ve tevziatını yapmak İçin hükûmetçe tedbirler alınmış bulunmakta­dır.

Biz bu tedbirlerin daha süratle inki­şafı için şu birkaç gün içindeki ça­lışmalarımızı burada teksif etmiş bu­lunmaktayız. Bundan sonra İktisat ve Ticaret Ve­kili basın mensuplarının sordukları bazı sualleri cevaplandırmış ve bu arada bir kısım lâstiklerden şikâyetler vaki olduğu yolundaki bir suali eîe alarak demiştir ki:Ağustos ayı içinde muhtelif madde­ler meyanmda stokların tesbiti bakı­mından beyana tâbi tutulan lâstikler­den muayyen bir kısmı hakkında şikâ­yetler vaki olmuştur. Bunların tevzi dışı bırakılması için derhal lüzumlu emir verilmiş ve gerekli tedbirler alinmıştır.Bundan sonra Zeytinyağına dair so­rulan bir suali cevaplandıran Vekil sözlerine şöyle devam etmiştir:

«İstanbulun zeytinyağı meselesini ta-mamiyle halletmek için Migros ve Be­lediye île teşriki mesai ederek tedbir­ler aldık.

Bir taraftan Migros elinde bulunan mallarla ve bir taraftan hariçten el­de edilecek zeytinyağı stokları ile ve bu arada bin ton da ayrı satılmak üzere nebati yağ tahsis edilmek sure­tiyle memleketin yağ ihtiyaç mı temin etmekteyiz.

Elde bir senelik ihtiyaca kâfi yağ bulunmasına rağmen bu yıl zeytin-yağ mahsulünün az olmasından İsti­fade edilmek suretiyle meydana geti­rilen yersiz fiat tereffuunu önlemek için diğer tedbirlerimiz de alınmış bu­lunmaktadır. İcap ettiği takdirde çok daha ucuza ithalât yapmak, suretiyle bile memleketin yağ ihtiyacı sağlan­mış olacaktır.

İstanbul :un diğer gıda maddeleri me-yanmda bulunan patates vesair mad­delerin de istihsal bölgelerinden bol miktarda getirtilmesi ve bunların nor­mal şartlarla satılması için Vekâleti­miz Toprak Mahsulleri Ofisi, Tariş, Fisko Birlik, Yaş Meyva ve Seıbze Koo­peratifleri Birliğini vazifelendirmiş ve belediye ile müşterek çalışmaları şim­diden sağlamış bulunmaktadır.»

 Ankara :

Birleşik Amerika Kongresi azaların­dan olup aynı zamanda Para Komi­tesi ve Dünya Bankası üyesi olan Mr. Abraham Mülter bugün saat 18 de Amerikan Büyükelçiliğinde bir basın konferansı tertip etmiş ve yerli ve yabancı basın mümessillerinin sorduk­ları muhtelif sualleri cevaplandırmış­tır.

Mr. Abraham Mülter sözlerine Türki-yeye gelmekten duyduğu memnuniye­ti belirtmekle başlamış ve şöyle de­vam etmiştir:

sMeml eke tinizde çok kısa bir müddet-tenberi bulunmuş olmama rağmen kaydettiğiniz büyük inkişafların bir çoğunu bizzat görmüş bulunuyorum.»

Amerikan kongresi âzası konuşması­na devamla Reisicumhurumuz Celâl Sayarla da Amerikada tanışmak fır­satına nail olduğunu ilâve etmiş ve memleketimize yapılan Amerikan yar­dımı mevzuuna temasla demiştir ki: «Memleketinizde sanayi sahasında görmüş olduğum inkişaflar yapılan yardımın doğru ve yerinde olduğu ka­naatini bende uyandırdı.»

Mr. Müller daha sonra Dünya Ban­kası İle memleketimizin münasebetle­rine dair geniş malûmat vermiş ve Amerikan hükümeti ve milletinin, mem­leketimiz hakkındaki düşüncesinin ne olduğu hakkında sorulan bir suale ce­vaben şunları söylemiştir:

sAmerikada umumî efkârda mevcut  kanaat ve basında Türkiye hakkında çıkan yazılar daima müsbettir ve müsbet olacaktır. Amerika devleti Türkiyenin enerjik hareketlerini iyimser şekilde karşılamaktadır.»

Mr. Müller Amerikan yardımı mev­zuunda da sorulan sualleri cevaplan­dırmış ve- memleketimizden çok iyi intibalarla ayrılacağını bildirmiştir.

Diğer taraftan Birleşik Amerika Kon­gre âzası mümtaz misafirimiz bugün şehrimizde muhtelif tetkik ve temas­larda bulunmuş ve Devlet Vekili ve Hariciye Vekâleti Vekili Fatin Rüştü Zorlu ile Maliye Vekili Hasan Polatkanı makamlarında ziyaretederek kendileriyle görüşmüştür.

 Ankara :

Hıdırlıktepe semti hakinin müracaati üzerine Türk Kültür Ocakları tarafın­dan burada okuma yazma nakış, di­kiş ve tekâmül kursları açılmıştır. Di­kiş nakış için lüzumlu olan odayı ta­lebeler kendileri temin etmişlerdir.

Bu kurslara hâlen 116 yetişkin öğren­ci devam etmektedir. Bu mey anda cu­martesi günü bu senitten 40 kadın vatandaşımız Üniversite konserlerine götürülecek" ve Lerzan Bengisunun ha­zırladığı sergi gezdir ilecektir.

18 Kasım 1955

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında, Manisa mebusu Muam­mer Alakantin vermiş olduğu bir tak­rir tasvip edilmiştir. Takrirde şöyle denilmektedir:

«Türkiye Büyük Millet Meclisi, kardeş ve müttefik İran Başvekili Hüseyin Âlânın maruz kaldığı menfur suikast teşebbüsünden duyduğu teessür ve ıs­tırabı ve müşarünileyh için âcil şifa­lar temennisiyle asil İran milleti hak­kındaki saadet dileklerini İran Şûrayı Millisine iblâğ eyler.»

 Ankara ;

Başvekil Adnan Menderes, dün bir suikast teşebbüsüne maruz kalmış ol­duğu bildirilen' dost ve müttefik İra­nın Başvekili  Hüseyin Alaya şu tel­grafı göndermiştir:

«Ekselans Hüseyin Alâ Başvekil Tahran

Zatı devletlerine karşı vuku bulan menfur sıükastten son derece müte­essir olmakla beraber Allahm sizi bu caniyane teşebbüsten korumuş bu­lunmasından dolayı bilhassa sürür duymaktayım. Ekselanslarının sıhhat ve saadeti, dost ve müttefik asil İran milletinin hayrına olarak cesaret ve azimle ifa edegeldiği büyük vazifede muvaffakiyeti için en hararetli te­mennilerimi sunar, bütün kalbimle zatı devletlerine Bağdatta mülâki ol­mayı ümit ederim.

Adnan Menderes

19 Kasım 1955

  Ankara :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile İs­veç Kralı Majeste Altıncı GÜstav A-dosf arasında Majeste Kralın doğum yıldönümü münasebetiyle tebrik ve te­şekkür telgrafları teati edilmiştir.

  Ankara :

Türkiye ile İran arasındaki müşterek akarsulardan en şekilde istifade im­kânlarını tetkik etmek üzere bir haftadanberi Hariciye Vekâletinde müza­kerelerde bulunan Türk ve Iran he­yetleri mutabakata vararak bir pro­tokol imzalamışlardır. Bilâhare hükü­metlerin, tasvibine arzedilecek olan bu protokolda, sarı ve kara suların debilerinin taksimi, suların mecrası üzerinde rasat istasyonları kurulma­sı, ileride de bu sular mevzuunda de­vamlı teşriki mesaide bulunulması gi­bi hususlar derpiş edilmiştir.

Anlaşma, Türk heyeti başkam Harici­ye Vekâleti İkinci Daire Umum Müdür Muavini Ziya Tepedelen ile İran he­yeti Başkanı Hürmüz Garip tarafın­dan imzalanmıştır.

  İvrindi:

Üç gündenberi yağan yağmur, çev­remizde bulunan bütün derelerin taş­masına sebep olmuştur. Bu arada İv­rindi - Güngörmez arasında bulunan Kınık köprüsü yıkılmış, İvrindinin Ba_ lıkesirle olan irtibatı kesilmiştir.

  Ankara :

Bir haftadanberi Ziraat Vekâleti   salocalarında devam etmekte olan Tür­kiye ağaçlandırma ve kavakçılık tek­nik kongresi bugün saat 12 de sona ermiş ve bu münasebetle, Ziraat Ve­kili Nedim Ökmen şu konuşmayı yap­mıştır:

«Ağaçlandırma ve teknik kavakçılık kongresi bir haftalık çalışmalarını bi­tirmiş bulunuyor. Ormancılık çalış­malarımızda ve bu meyanda ağaçlan­dırma işlerine gayemiz, toprakı ar rmı-zm verimlisini temin, için ormanları­mızın istikbalinin korunmasıdır.

Orman işlerinde, muhafaza, orman­larımızı genişletme ve halk ihtiyaçla­rını zamanında temin etme, halli en başta gelen d av a lar imiz dır.

Ağaçlandırma mevzuunda devam eden bir haftalık çalışmalarımız ve buna tekaddüm eden faaliyetlerimiz bir başlangıç adımıdır.

Yukarıda da işaret ettiğim gibi yolu­muz malûm, hedefimiz malûmdur. Yo­lumuzu aydınlatan ilim ve tekniktir. Her toplantıda bu hakikati belirtmiş bulunmaktayım. Yine tekrar ederim kî, ancak ilim ve realiteye dananan kararlar tatbik imkânı bulaibilir ve müsbet netice verir.

Çalışmalarımız bu karakterde olduğu için eksiksiz tatbik sahası bulacaktır.

Yurdun müdafaasında vazife almış şahıslar kadar feragatle çalışan sizle­rin mesainizi takdirle karşılarım.

Memleket dâvalarının el birliği ile ele alınmasını sağlamamış olması dola-yisiyle bu gibi toplantıların tekrarını da her gaman temenni etmekteyim.

Ağaçlandırma davasının ve umumi­yetle ele alınan memleket dâvalarının müsbet ve müsmir neticelere ulaştırıl­ması için bir çok unsurlara, ihtiyaç vardır. Bu unsurların en esaslıların­dan biri de karşılıklı semgi, saygı ve itimattır. Sizlerle çalışmaya başladı­ğım gündenken bu itimat ve tesanü-dün devamlı tezahürü ile karşılaşmış bulunuyorum.

İlim ve tekniğin ışığı altında ele alı­nan bütün meselelerin karşılıklı gü­ven sayesinde başarılacağına ve yeşil Türkiye idealinin tahakkuk edeceği­ne1 imanım vardır.

Toplantıya gelemiyen arkadaşlarıma sevgi ve selâmlarımın götürülmesini hassaten rica ediyorum.

Kongre kararlarının çok feyizli neti­celer temin edeceğinden emin olarak hepinizi muhabbetle selâmlarım.

20 Kasım 1955

 İstanbul :

Uzun zamandanberi Amerikan Yar­dım Kurulu Türkiye Başkanlığını yap­mış olan Tümgeneral Sheppard bugün saat 17.00 de uçakla memleketimizden ayrılmıştır.

Geçen perşembe günündenberi şehri­mizde bulunan Tümgeneral Sheppard Yeşilköy hava meydanında Birinci Or­du Müfettişi Garnizon Kumandanı, Boğazlar ve Marmara Deniz Kuman­dan Vekili, 66 neı Tümen Kumandanı, Merkez Kumandan Vekili ve diğer as­keri zevat tarafından ugurlanmış ve bir askeri kıta selâm resmini ifa et­miştir.

21 Kasım 1955

 Ankara :

Adliye Vekili Osman Şevki Çiçekday, bugün saat 19.30 da Adliye Vekâletin­de Vekâlet erkânının da hazır bulun­duğu bir basın toplantısı yapmıştuv

Vekil ezcümle demiştir ki:

sl9 Kasım 1955 tarihli Cumhuriyet ga­zetesinde Nadir Nadi arkadaşımızın (1 mektupl başlığı altında yayınladı­ğı başmakalede hulasaten, partimize mensup bir ocak başkanının tevkif edilmemesi için alâkalı hâkime tesir yapıldığı ve badehu Başvekile hakaret eylediği yolunda başına dert açıldı­ğı ve bu hususlardan müteessir olan hâkimin istifa zorunda kaldığı ve avukatlık ruhsatnamesi İçin Vekâlete vaki mü raca a tin in reddolunarak ruh­satname verilmediği ve  bu idari tasarrufun Devlet şûrasmca iptal edil­miş olmasına rağmen yine Vekâletin ruhsat vermekte ısrar eylediği zikir ve beyan edilmektedir.Muhterem matbuatımızın derhal itti-lâma arzetmek mecburiyetindeyim ki, hâdise, başmakalede zikir ve izli ar olunduğu şekilde cereyan ve tecelli etmiş değildir. Zatî hâdiseyi delil ve müsbet vesaikle birlikte izah ettiğim­de bu netice kendiliğinden tezahür ve tebarüz edecektir. Ancak, teessürle ka­yıt ve işaret ederim ki, cereyan eden hâdiselerin yanlış olarak aksettirildi-ğini bu hâdise bütün açıklığı Üe mey­dana koymaktadır.Gönlüm, umumî efkâra hitap etmek mevki ve imkânını hâiz olan sayın Nadir Nadi arkadaşımın bu başmaka­leyi yazmadan evvel, lütuf ve zahmet buyurarak, bana dilediği bir vasıta ile müracaat edip meselenin mahiyetini ve hakiki cephesini öğrenmesini ister­di, şayet bu tariki ihtiyar etmiş olsa­lardı, bugün böyle bir başmakaleyi yayımlanmamış ve dolayısiyle de ha­kikatler tahrif edilmek suretiyle ef­kâr rencide edilmemiş ve aynı zaman­da hâdiseleri menşeinden tahkik ve tetkik etmeden, doğruluğuna kanaat getirmeden yayınlamamak kaidesi de bozulmamış olurdu.

Başmakaleye mevzu olan hâkim, Er-ganide vazife gördüğü sırada, büyük bir topluluk muvacehesinde gerek o topluluğun nezahet ve necabetini boz­mak ve gerek kendisini politikaya kaptırmak suretiyle hâkimliğin şeref ve onurunu kırıcı mahiyette fiil ve hareketinin Vekâlete ihbar ve şikâyet edilmesi üzerine mahallinde müfettiş marifetiyle derhal yaptırılan tahkikat ve tetkikat neticesinde hâkimler ka­nununa, tevfikan işten el çektirilme, sine zaruret ve mecburiyet hâsıl olan ve bu sebeple meslekte devamını mümkün görmediği için istifa eden zattır.

Bu zatın şahsî bakımdan, nevi ve mahiyetlerini tasrihte lüzum görme­diğim muhtelif suçlarından dolayı da defaatla muhakeme altına alınıp bir kısmından mahkûm olan, bir kısmın­dan beraet eden ve bir kısmı da hâlenderdesti rüyet bulunan işbu fiil ve ha­reketleri mesleğin şeref ve haysiyeti­ne uymadığından ve memuriyet nüfuz ve itibarını kırıcı mahiyette bulundu­ğundan, hâkimler kanununa tevfikan, gereği takdir edilmek üzere dosyası, temyiz mahkemesinde daire reisle­rinden bir reisin riyaseti altında beş zattan müteşekkil İnzibat Meclisine tevdi edilmişti.İnzibat Meclisince yapılan tetkikat so­nunda hâkimin, nevi ve mahiyetleri­ni naçıklanmasını arzu etmediğim fiil ve hareketleri sebebiyle ve hâkimler kanununun 92 nci maddesine tevfi­kan, meslekten çıkarılmasına İttifak­la karar verilmiş bulunmaktadır.Avukatlık ruhsatnamesinin verilme­mesi sebebine gelince,Bu sebep tamamiyle kanunidir. Şöyle ki, meslekten çıkarılmış olanlara ve avukatlık kanununda tesbit edilen manii halleri bulunanlara avukatlık ruhsatnamesinin verilmemesi kanun hükmü iktizasındandır. Bu itibarla mumaileyhin İstifa suretiyle meslek­ten ayrılmış olması avukatlık ruhsat­namesinin verilmesini icap ettirmez.

Meslekten ayrılan hâkim veya müd­deiumuminin vaki ruhsatname talebi üzerine Vekâletimizin salahiyetli da­irelerince o hâkim veya müddeiumu­minin, dosyası ve sicilli usulen tetkik edilir, şayet kanunen avukatlığa mâ­ni bir hal ve sebebi mevcut ise, ya ruhsatname verilmez, yahut manii lıal sebebin intacına deyin ruhsatname muamelesi tehir olunur.

Bu zat istifa suretiyle hâkimlikten ay­rılmasını müteakip avukatlık ruhsat­namesi için müracaatta bulunmuş em­sali misillü dosyası tetkik edildiğin­den avukatlığa mâni halinin mevcudi­yeti görüldüğünden (bu haller avu­katlık kanununda gösterilmiştir hak­kındaki muamelelerin intacına kadar ruhsatname verilemiyeceği neticesine varılmıştır.Bilâhare kendisine ruhsatname veril­mesi icap ettiği hususunda Devlet Şû­rasına ikame etmiş olduğu idarî dâ­vanın kabulüne müteallik kararın in­fazı sırasında, İnzibat Meclisince bu hakim hakkında meslekten çıkarılma kararı da verilmiş bulunmakta idi.Bu karara mesnet olan hâdiseler, mes­lek şeref ve haysiyetine uymayan hal­ler olarak tesbit edilmiş bulunduğun­dan avukatlık kanunundaki sarahate binaen ruhsatnamenin tevdii keyfiye­ti, meslekten çıkarma kararının ke­sinleşmesine kadar tehir edilmiştir.Görülüyor ki, istifa suretiyle meslek­ten ayrılan her hâkim, veya müddei­umumiye behemehal avukatlık ruh­satnamesi verilmez o 'hâkimin dosyası ve sicili tetkik edilerek avukatlık ka­nunundaki mâni haller bulunmadığın­da Vekâletçe ruhsatname verilir. Şu ciheti de bilhassa tebarüz ettir­mek isterim başmakalede yer bulan bir ocak başkanının, 1954 seçimleri sı­rasında, tevkif edilmemesi için hâki­mine tesir yapıldığı ve İnzibat Mec­lisince dosyanın Vekâlete iade edil­diği yolundaki iddialar ile avukatlık ruhsatnamesinin mücerret Başveki­lin, şahsına ve ailesine vaki hakaret ve tecavüz dâvasına rapt olunduğuna müteallik yersiz iddia da tamanıiyle hakikate aykırıdır.

Bu mevzua müteallik sözlerime son verirken, ruhsatname itasının tehiri­ne ait muamelenin mevzuat hüküm­lerine uygun olarak cereyan etmiş ve etmekte olduğunu bir kere daha teyit ederim. Bu mevzua müteallik sözlerime son verirken, ruhsatname itasının tehi­rine ait muamelenin mevzuat hüküm­lerine uygun olarak cereyan etmiş ve etmekte olduğunu bir kere daha teyit ederim.Sayın Nadir Nadi arkadaşım başma­kalesine, tarafımdan ifade eüihniş olan (teminat, hâkimin vîcdanrımda diri sözünü dercetmis bulunmak­tadır. Evet, (teminat, hâkimin vicda­nında dır.Bu dâvaya bütün samimiyetim ile inandığımı ve bmıu müdafaa edece­ğimi bir kere daha ifade etmekle bah­tiyarıma Bu vesile ile İstanbulda münteşir (Dünya) ve Ankarada münteşir (SonHavadis) gazetelerinde efkârı umu-miyeye yanlış intikal ettirilen haber­ler 'hakkında sizleri tenvir etmek is­terim. Ezcümle 19 Kasım 1955 tarihli Dünya gazetesinin birinci sahifesinde (Yozgat Seçim Kurulu Başkanı çe­kildi) baslığı altında büyük puntolar­la yazılı bir haber yayımlanmıştır.

Teessürle arzederim ki, gazetenin me­sulleri ve alâkalıları tarafından inti­şarına bu derece ehemmiyet verilen işbu haberin hakikatle bir alâkası yok­tur. Seçim Kurulu Başkanı vazifesi basındadır. Nitekim kendisi de vazi­fesi başında bulunduğunu kanun hü­kümlerini vicdanının sesine uyarak vazifesinde devam etmekte olduğunu ve böyle bir istifanın kafiyen varit bulunmadığını tekziben bildirmiştir.

Son Havadis gazetesinin de 19/11/955 tarihli nüshasında (Belediye seçimi hikâyelerinden) başlıklı başmakalede, belediye meclisi seçimleri dolayısiyle Vekâletimiz tarafından neşrolunan resmî tebliğ mevzuu bahis edilerek, Cumhuriyet Halk Partisi hiç bir yer­de seçime girmediği ve bu partiye mensup şahısların müstakil olarak se­çime girmeleri de o partinin seçime girmesi mânasını tazammun etmedi­ği, zira siyasî partilerin, parti olarak seçime girmeleri için kendi işaretleri­ni taşıyan oy pusulaları bastırmaları ve adaylarını ilân etmeleri icap ettiği ve C.H.P. si tarafından böyle bir şey yapılmamış olduğu halde Adliye Ve­kâletinin kendiliğinden hiç kimseyi herhangi bir partiye mal etmeye hak­kı olmadığı ileri sürülmekte ise de, en küçük bir tahkik zahmetine katlan­mak lüzumu dahi hissedilmeden yazı­lan bu başmakalenin hakikatle hiç bir alâkası yoktur. Zira mezkûr baş­makaledeki iddialar hilâfına C.H.P. nin, Sar ay köy ün Baba dağı nahiyesin­de parti olarak belediye meclisleri se­çimine tamamen iştirak etmiş oldu­ğunu ve genel merkezlerinin bahis mevzuu seçimlere iştirak etmemek hususundaki kararma rağmen bunu hiç nazara almayarak mahallî parti teşkilâtının C.H.P. nin başlık* ve aîtı-ok remzini taşıyan aday nisbeti ve oy pusulaları ile seçime resmen parti olarak iştirak etmişlerdir. Bu İtibarla tamamen bir parti teşekkülü olarak her hangi bîr seçim çevresinde secime iştirak eden siyasî bir partinin almış olduğu neticenin de, bu seçim neti­celerine dair Vekâletimiz tarafından neşrolunan resmî tebliğde yer alma­sından daha tabiî ve hattâ zarurî bir hal olmadığını, zira, mezkûr parti de rey almış ve âzahk kazanmış olduğu­na göre bunun hesaba katılmadığı takdirde siyasî partilerle bağımsızla­rın aldıkları rey ve kazandıkları âza­lık adetleri için kazanma nispetleri­nin tayin ve tesbitine de imkân bu­lunmadığını tebarüz ettirmek isterim.

Daha sonra Vekil, bu mevzuda gaze­tecilerin sorduğu muhtelif sualleri ce­vaplandırmıştır.

22 Kasım 1955

  Ankara :

7 kasımda, Büyük Sosyalist kasım ih­tilâlinin 38 inci yıldönümü münase­betiyle, o tarihte Reisicumhur Vekili bulunan Kefik Koraltan ile Sovyetler Birliği Yüksek Konseyi Başkanlık Di­vanı Reisi Vorosüof arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiş­tir.

  Ankara :

İşletmeler Vekâletinden alman malû­mata göre:

Petrol arama ruhsatnamesi . almak için 14 ekim tarihinde müracaat et­miş olan 12 şirketin arama için iste­dikleri sahalardan bir kısmı tedahül-süz olduğundan formaliteler ikmal edilerek ilgili 5 şirkete ve 14 sahaya ait arama ruhsatnameleri verilmiştir.

Bu şirketler ve ruhsatnamelerin taal­lûk ettikleri sahalara ait malûmat a-şağıdadır:

N.V. de Bataafsche Petroleum Maatschappij şirketine: Diyarbakır ve Mardin vilâyetleri dahilinde 49.974 hektarlık 1 arama sahası, Urfa vilâ­yeti dahilinde 49.944 hektarlık 1 ara­ma sahası.

Esso Standard Turkey) İne. Şirketi­nin: Ankara - Konya ve Niğde vilâyetleri dahilinde Tuagölii ve civarına şâmil clmak üzere ceman 200.000 hektarlık 4 arama sahası ve Hatay vilâyetinde Amik gölü ile Suriye hududu arasın­da 43.364 hektarlık 1 arama sahası.

D. D. Feldman Oil And Gas İne. Şir­ketine :

Gaziantep vilâyeti dahilinde 50.000 hektarlık 1 arama sahası, Antalya vi­lâyeti dahilinde ceman 99.047 hektar­lık 2 arama sahası.

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı­na:

Sinop vilâyeti dahilinde 33.880 hek­tarlık I arama sahası, Malatya ve A_ dıyaman vilâyetleri dahilinde 37.440 hektarlık 1 arama sahası.

Tide Water Associated Oil Ccmpany Şirketine:

Mardin vilâyeti dahilinde 49.200 hek­tarlık 1 arama sahası, Urfa vilâyeti dahilinde 50.000 hektarlık 1 arama sa­hası verilmiştir.

Arama ruhsatnamesini almış olan şir­ketler arama sahalarında 6 yıl müd­detle inhisar hakkı mahiyetinde ol­mak üzere petrol aramak, inkişaf et­tirmek ve istihsal etmek hakkım hâ­izdirler. Bunlar petrol buldukları tak­dirde işletme ruhsatnamesini İktisap edebileceklerdir. Şirketler bu sahalar-.da şimdi detaylı jeolojik ve jeofizik etüdlere girişerek 'petrollü sahaların tesfcitine çalışacaklar ve böylece li­mitli sahalara rastladıkları takdirde sondaj  ameliyesine girişeceklerdir.

14 ekim tarihinde yapılmış olan diğer müracaat sahiplerine ise ihtilâflar ve tedahülleri peyderpey halledilerek ruhsatiyeleri verilecektir.

23 Kasım 1955

 İstanbul :

Demokrat Parti sabık İstanbul me­busu avukat Fuat Hulusi Demirelli bu saıbah saat 7.50 de 75 yaşında olduğu halde Kadıköyündeki evinde vefat et­miştir.Uzun yıllar adlîye mesleğinde muvaf­fakiyetle vazife görmüş Temyiz Mah­fe etmes i Reisliğinde bulunmuş olan Fu­at Hulusi Demircili Demokrat Parti ilk Meclis Grup Başkanlığı ve bu ara­da Meclis Reis Vekilliğini de ifa et­mişti.

  İstanbul ;

(Örfî İdare Kumandanlığmdarı bil­dirilmiştir; :

İst an bul da ki örfî idare, gece yasağını 23 kasımı 24 kasıma bağlayan gece 00.01 saatinden itibaren kaldırdım.Örfi İdare Kumandanı Org. Nureddin Aknoz

  Ankara :

Büyük Millet Meclisi, bugün saat 15 te Reis Vekillerinden Şem'i Erginin reisliğinde toplanmıştır.

Celse açıldığı zaman söz alan İzmir mebusu Pertev Arat, gayri menkul ki­ralan hakkındaki kanunun tedvini sı­rasında muvakkat birinci maddenin (ç| fıkrasında öir tarih hatası ya­pılmış olduğunu soyliyerek bu hatanın düzeltilmesi iein hazırlanan kanun teklifinin riyasete verilmiş olduğunu bildirmiş ve meakûr kanun teklifinin müzakere edilmesi için, muvakkat bir encümen kurulmasını istemiştir. Bu teklif kabul olunmuştur.

Bundan sonra ruznamede mevcut bu­lunan sözlü soruların müzakeresine geçilmiştir.

Erzurum mebusu Rıfkı Salim Burça-km Tortum kazası Demokrat Parti kongresinde yapmış olduğu bir ko­nuşmaya dair Adliye Vekilinden soru­lan §ifahi suali, Vekil Osman Şevki ÇiçeKdağ cevaplandırarak, mezkûr konuşma hakkında Cumhuriyet Müdde­iumumiliği tarafından hazırlık tahki­katına tevessül edildiğini bildirmiştir.Hapishanelerde vukubulan toplu ayak­lanmalar hakkındaki suali de cevap­landıran Osman Şevki çiçekdağ, ez­cümle şöyle demiştir:

Filhakika arkadaşımızın temas et­tiği üzere son samanlarda bazı ceza-evlerimizde idareye karşı ufak tefek ayaklanmalar vuku bulmuştur. Bu ayaklanmaların sebebini, saikini, mü-vellidini tetkik ve tahkik etmiş bulu­nuyoruz, yalnız" bu sebep ve saiki arz etmeden evvel şunu ifade edeyim ki merkez ceza evlerimizin bir kısmında iktidara 'geldiğimiz zaman disiplin ba­kımından, saptı rapt bakımından ha­kikaten Iıir lâubalilik mevcut idi. Ce­zaevlerinde kuınar oynanır, cezaevle­rine bıçak, memnu maddeler, uyuştu­rucu maddeler girer, yine cezaevlerin­deki kantin ve kahve ocakları bazı mahkûmların şahsî arzusuna göre is­letilirdi ve maatteessüf buna karşı kâfi tedbirler alınmamış olduğunu da müşahede etmiştik. Bu kötü durumu ıslâh eyledik. Ancak şimdiye kadar aldığımız tedbirlerle kundan böyle cezaevlerinde bir hâdise cereyan et-miyeceğine tam bir kanaat getirmiş değiliz. Aldığımız tedbirler, gene ifade edeyim ki, tatmin edici değildir. Za­manla elbette bunlar da hallü fasle­dilecektir. Medeni memleketlerde da­hi, her türlü esbabın mevcut olduğu yerlerde dahi bu kabil hâdiselerin te­kevvün ettiğini göz önünde tutacak olursak, bizim memleketimizde de ba­zı grma hâdiseler, gayretlerimize rağ­men tedbirlerimize rağmen belki te­kevvün edebilir.

Hükümet claraK, Vekâlet olarak bun­ların önlenmesi mevzuunda hassas o-lacağımıza 'gerekli tedbirleri alacağı­mıza ve önümüzdeki seneler için ka­bul buyuracağımız bütçelerle mah­kûmların maddî ve manevî bakımdan kalkınmasına ve suç işlemekten vika­yeleri için gerekli tedbirlerin alınma­sına ve bunların manen ve ruh an ıs­lâhı için yine gerekli tedbirlerin pe­şinde bulunduğumuza inanmanızı foilhassa rica ederim.Adliye Vekili Osman Şevki Çiçekdağ, bu arada, otomobili ile bir askerî çiğ­nediği iddia edilen Aydın mebusu A. Baki Öktem hakkında yapılan kanunî işlemin ne safhada olduğuna dair su­ali de cevaplandırmış ve hâdise sıra­sında, otomobili sürenin Bakî Öktem olmadığını,belirtmiştir.Kars ve kazalarındaki kuraklık se­bebiyle ot tedariki müşkülâtı karsı­sında halkın elinden çıkarmak zorun­da kaldığı hayvanların değer pahası­na satılabilmesi için hükümetçe ne gibi karar ve tedbirlerin alındığına da­ir suali cevaplandıran İktisat ve Ti­caret Vekili Sıtkı Yırcali, şunları söy­lemiştir :Yaptırılan tetkikattan alman netice­ye göre, mevziî kuraklık hasebiyle Kars vilâyetinin bir kısım kazaların­da hububat rekoltesinde ve hayvan yemliklerinde de eksiklik olduğu anla­şılmıştır.

Bunun üzerine, hayvan yemi ihtiya­cını karşılamak için Toprak Mahsul­leri Ofisince 1/10/1955 tarihinde 1300 ton ithal malı arpa tahsis olunmuş­tur.

Tohum ihtiyacını karşılamak üzere de 1500 ton buğday ve 1000 ton arpa tah­sisi yapılmış ve bu hususlara dair ka­rarname" hükümleri dahilinde vilâyet kanaliyle ihtiyaç sahiplerine dağıtıl­mıştır.

Diğer taraftan arazi vergisinin terki­ni ve banka borçlarının tecili husus­larında lüzumlu karar ve tedbirler alınmış ve usulü dairesinde tatbik edilmiş bulunmaktadır.

Nitekim merkezden ve Çıldır kazasın­dan bazı çiftçilerle Sarıkamış kazası­nın bütün çiftçilerinin arazi vergileri terkin edilmiş ve banka borçları da tecil olunmuştur.Diğer yerlere ait bu nevi taleplerin muameleleri de usulü dairesinde ya­pılmaktadır.Mezkûr mmtakadaki hayvanların de­ğer pahasına kıymetlendiriiebilmesi için de derhal lüzumlu ihraç müsaa­deleri verilmiş ve tu yıl Tiflis Tiknis hudut kapısından 110.000 koyun ve on bin sığır ihracının imkânı sağlanmış­tır. Bu şekildeki İhracat geçen seneye nazaran yüzde 20 - 30 arasında daha fazladır. Diğer taraftan Et. ve Balık Kurumu­nun 1953 temmuzunda İşletmeye açı­lan Erzurum Et kombinası ile 1955 eylülü başından itibaren adliyete geçen Ankara Et kombinası, bu yıl hay­van mubayaalarını bilhassa kuraklık mıntakalarda teksif etmiştir. Hâlen de yine o rmntakalar üzerinden mubaya­alara devam olunmaktadır.

Erzurum et kombinası gerek ordu ve gerekse piyasa ihtiyacı için.kavurma imaline başlamış ve bu suretle de hay­van mubayaa miktarları arttırılmış­tır.

Ayrıca daha geniş ölçüde mubayaa­lara imkân vermek üzere bir prcgram dahilinde inşasına girişilen dondur­ma tesisleriyle sosis ve salam imalât­haneleri ikmal edilmek üzeredir. Ya­kında bunlar da faaliyete geçmiş ola­caktır.

Et ve Balık Kurumu ilk defa bu yıl elindeki tesislerle temin ettiği imkân­lardan faydalanarak 14 milyon liralık dondurulmuş et ihraç etmiş bulun­maktadır. Bu ihracat önümüzdeki yıl­da 40 milyon liralık bir değeri bula­caktır.

1956 yılı içinde Et ve Balık Kurumu­nun memleket içindeki satın alma miktarı 250 mil yan liralık bir seviye­ye yükselecek ve diğer tesislerin ikma­lini müteakip bir milyar liralık mu­bayaa   imkânları hâsıl  olacaktır.

Bu suretle bir taraftan memleketin mühim bir gıda meselesi ve yeni bir ihraç mevzuu halledilmekle kalmıya. cak. memleket hayvancılığı da yepyeni bir inkişaf imkânı bulacaktır.

Hulasaten belirtmek isterim ki, Et ve Balık Kurumu, muhtelif hayvancılık mmtakalarmda ve bilhassa Erzurum ve Kars civarında müstahsil koopera­tifler vasıta siyle teşkilâtlandırı^ak ve kredi ile takviye etmek ve hayvan be-siminde kendilerini teşvik ve yardım­larla tergip etmek politikasını güt­mektedir.Hakikaten bu yepyeni faaliyet man­zumesi içinde, hem müstahsil için hem de Et ve Balık Kurumunun çalışması bakimmdan geniş ölçüde karşılıklı müşterek faydalar temin edilmekte­dir.Bu yolda girişilen çalışmalardan   yakın bir âtide feyizli semerelerinin alı­nacağından, emin bulunmaktayız.

Bundan sonra. Dahiliye Vekili Ethem Menderes, C.H.P. Genel Sekreteri Ka­sım Gülek'in Zonguldağ'ı ziyareti sıra­sında vukufculan hâdiseler hakkında­ki sözlü soruyu cevaplandırmıştır. Ve­kil bu cevabında, olayı izah ettikten sonra, 12 ağustosta Zonguldakta bir siyasî toplantıya katılan C.H.P. Ge­nel Sekreteri Kasını Gülek'in seylâp mıntakasma gitmek istemesi üzerine, henüz seylâp felâketinin acısı içinde buhman vatandaşların, bu nevi bir nümayişi hoş karşılamadıklarını ve protesto nümayişlerine başladıklarını, valinin de müessif hâdiselere meydan vermemek maksadiyle. Emniyet Mü­dürüne talimat göndererek, Kasım Gülek'in seylâp mıntakasma gitmesi­ne mâni olunması lâzım geldiğini bil­dirdiğini ve Emniyet Müdürünün de bu yclda hareket eylediğini açıklamış­tır.

Malatya vilâyetinde mevcut olduğu söylenilen madenler hakkında tetki-kat yapılıp yapılmadığına dair olan soruyu cevaplandıran İşletmeler Ve­kili Samet Ağaoğlu, Malatya vilâyeti dahilinde M.T.A. Enstitüsü tarafından birçok prespeksiyon ve istikşaf etüd-leri yapıldığını izah etmiş ve bulunan maden cevherleri üzerinde beyanda bulunmuştur.Büyük Millet Meclisi cuma günü top­lanacaktır.

25  Kasım 1955

 İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes, geçen se­ne 26 kasım gecesi bir yangın so­nunda büyük bir kısmı yanan ve ha­rap olan tarihî Kap alıç arşın m tamiri ve restorasyonu tamamlanan Nuruos-maniye kapısı ile Beyaait kapısı ara­sındaki Kalpakçılar kısmını, bugün yapmış olduğu bir konuşmayı mütea­kip alkışlar arasında açmıştır.

26  Kasım 1955

 Ankara :

Memleketimizde vefat etmiş bulunan Polonyanin milli şairi Adam Mickie-wick'in ölümünün 100 üncü yıldönü­mü münasebetiyle buıgün saat 17.30 da Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinde bir anma merasimi tertip edilmiştir.

Anma töreninde Ankara Üiversitesl Rektörü Prcf. İzzet Bir andın kısa bîr açış konuşmasından sonra Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Dekanı Prof. Akdes Nimet Kurat şair hakkında bir hitabede bulunarak şiirlerinden bazı­larını Lehçe lisaniyle okumuştur.

Daha sonra bu anma töreni vesilesiy­le Ankaraya gelmiş bulunan Varşova Üniversitesi Türkoloji Kürsüsü Müdü­rü ve Polonya İlimler Akademisi âza­sı Prof. Dr, Anamias Zajaczkowsaiz Türkçe bir Konuşma yaparak Polonya millî şairinin Türkiyedeki hâtıraları­na ait izahlarda bulunmuş ve bunu Unesco Türkiye Millî Komitesi adına Başkan Vekili Prof. Bedrettin Tunce-lin şairin hayatını ve sanatını belir­ten bir konuşma takip etmiştir.

Daha sonra dinleyiciler hep birlikte anma töreninin yapıldığı Abdülhak Hâmit dershanesinden ayrılarak Fa­kültenin alt salonuna inmişler ve bu­rada Polonya millî şairi hakkında ha­zırlanan bir sergiyi gezmişlerdir.

 İstanbul :

Fransanm yeni Türkiye Büyükelçisi ekselans Jean - Paul Garnier, bugün saat 12 de Fransız sefarethanesinde bir toplantı t er tipi iye rek basm men­supları İle tanışmıştır.

Ekselans Garnier bu toplantı esnasın­da verdiği beyanatta, gazetecDerin da­vetine icabetlerine teşekkürden son­ra şunları söylemiştir:

«Müsaadenizle bunu memleketinizle pek eskiden beri idame ettirdiği ya­kın ve dostane münasebetleri bugün de sulhun müdafaası ve hürriyetin muhafazası için sarfedüen müşterek bir -gayret çerçevesi içinde geliştiren Fransaya karşı gösterilmiş bir tevec­cüh olarak kabul edeceğim.

Ankara :da da böyle bir toplantı yapa­rak oradaki şiarınızla da ta­nışmayı arzuluyordum. Maalesef buna fırsat bul ama d im sa da Anadolu Ajansı muhabiri ile yaptığım bir müla­kat esnasında memleketinizdeki vazi­fem hakkında görüşlerimi bildirdim.

Bu mülakatımda siyasî, iktisadî ve kültürel sahalarda Türk Fransız iş­birliğini geliştirmek hususundaki ar­zumu belirtmiştim. Siyasi sahada gay­reti sulhun müdafaası ve Avrupa sta­tükosunun m uh af asasında aynı görü­şe sahip elan memleketlerimiz ara­sında her hangi bir noktadan doğabi­lecek basit anlaşmazlıkları bertaraf etmeye teksif edeceğim.

İktisadi sahada Fr ana an m, Türkiye­nin sınaî sahada cihazlarım a s m a yar­dıma devam etmesi I âzımge lâiğine inanıyorum.

Nihayet beni bilhassa ilgilendiren kül­türel sahada ise İstanbul, Ankara ve îamirdeki Fransız kültür merkezleri­nin geliştirilmesine çalışacağım. Kısa bir müddet içinde, Ankarada da Ga­latasaray lisesi gibi Fransızca tedri­sat yapacak bir lisenin kurulması için gayret edeceğim. Ayrıca Fransız film­lerinin Türkiyede gösterilmesini ve ge­lecek yıl mühim Fransız tiyatro top­luluklarının memleketinize celbini te­min edeceğim.

Sizlerle konuşmayı bilhassa istiyor­dum. Zira günümüzde basının kazan­dığı büyük ehemmiyeti ve gazetecile­rin doğruluklarına inandığımız dâ­vaların tahakkukuna ne derece yar­dım ettiklerini bilmekteyim.

Çalışmalarımızın, Türkiye ile Fransayı birleştiren ananevi dostluk bağla­rının kuvvetlenmesi istikametinde ge­lişmesini temenni etmeme müsaade buyurunuz. Ben de bu bağların gün­den güne daha sağlam olması İçin çalışacağım.»

28 Kasım 1955

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi, bugün saat 15 te Reis Vekillerinden Fikri Apaydının reisliğinde toplanmış ve ruznamede mevcut bulunan sözlü sorularla diğer maddelerin müzakeresini yapmıştır. Amasya vilâyetinin Sel ağzı köprübaşı mevkiindeki belediyeye ait bina hak­kında Dahiliye "Vekilinden sorulan su­ali cevaplandıran Vekil Ethem Men­deres, mezkûr binanm 1946 yılında Halk Partisine kiralandığını, daha sonra Belediye Zabıta Müdürlüğü için kullanıldığını ve nihayet ayni bedel ile Demokrat Parti taralından kira ile tutulduğunu ifade etmiştir.Bedelsiz mal ithali kararnamesinin neşrindeki gecikme ve bunun iptali sebeplerine dair soruyu cevaplandıran Maliye Vekili Hasan Polatkan da şun­ları söylemiştir:Hükümetinize, ötedenberi, muhtelif şahıslar ve bilhassa Türkiyeye yerleş­mek üzere gelmek İstiyen yabancı­larla göçmen ve mülteci olarak yur­dumuza gelen ırkdaslarımız taralın­dan memlekete getirilmesi mecburi dövizler dısmda kalan, hariçte tekev­vün etmiş servetleri mukabilinde be­delsiz olarak mal ithali mevzuunda ta­lepler vaki olmaktadır.Mevcut hükümler muvacehesinde, bu mahiyetteki taleplerin is'af edilebil­mesi için servetin menşe ve iktisap şekli bu servetin tekevvün ettiği mem­lekette carî mevzuata göre döviz ola­rak yurda getirilmesi mümkün olma­dığının tevsiki lâzım gelmekte, alâka­lı şaiııslar ise ekseriye muhtelif se­beplerle bu şartları yerine getirmek İmkânından mahrum bulunduklarını ileri sürmektedirler.İste bir taraftan bu sebep ve diğer taraftan piyasanın bazı mallara şid­detle muhtaç olduğu ileri sürülerek bu hususta hükümete ötedenberi mü­racaatlar yapılagelmektedir.Bu noktalar nazara alınarak keyfiyet döviz komitesince, 18 ekim 1954 ta­rihli toplantıda müzakere olunmuş ve hariçte tekevvün etmiş servetlerin pi­yasada ihtiyaç duyulan muayyen mal­larla memlekete ithalinin uygun ola­cağı kararma varılmıştır.Eu hususta Dövia Komitesinin 8/3/1955 tarihli teklifi İcra ekilleri He­yetince tezekkür olunmuş ve 11 mart 1955 tarihli kararla meriyet mevkiinekonulmuştur.Ancak, kararın neşri üzerine bunun bazı -spekülatif maksatlarla istismar edilmesi cihetine gidilmesi yolunda teşebbüslere geçildiği müşahede olun­duğundan hükümetçe . keyfiyet yeni­den tezekkür edilmiş ve beklenen fay­danın matlûp şekilde istihsal edilmi-yeceği neticesine varılarak bahis mev­zuu kararın neşri tarihinden itibaren iptali cihetine gidilmiştir.Bu münasebetle burada şunu da arz edeyim ki bu şekilde biv karar ilk defa ittihaz edilmiş değildir. Filhakika yükseK meclisinizin de ma­lûmu bulunduğu üzere 1951 nisanın­da hükümetçe yürürlüğe Konulan bir kararla bu kabil servetlerin yurda mal olarak getirilmesine izin verilmişti.

Son kararın ittihaz tarihi ile neşri tarihi arasındaki fark, bu kararm İc­ra Vekilleri heyetinde kabulünü mü­teakip tekemmülü için muktezi idarî ve teknik formalitelerin ikmalinden ileri gelmiş olup carî tatbikata naza­ran bu farkın tabiî ve mutat telâkki edilmesi icap eder.

Sualin, bazı vatandaşların zararım ve bazılarının da yersiz ve haksız büyülî kazançlarım mucip olduğu hakkın­daki kısmına gelince;Muhterem arkadaşlarım, Tulunaym bu husustaki endişelerini izale etmek için hemen şunu arzedeyim ki, bu ka­rarın meriyette kaldığı müddet zar­fında herhangi bir gümrük kapısın­dan bu kararname hükümlerine daya­nılarak herhangi bir şekilde hiç bir ithalât yapılmamıştır.

Bu itibarla sualde bahsedilen şekilde bu karar dolayısiyle elde edilen bir menfaat ve uğranılmış bir zarar da bahis mevzuu değildir.Bundan sonra, Hariciye Vekilinin Dev­let Vekâletine tayininden sonra bu Vekâlete Başvekilin vekâlet etmesi­nin Teşkilâtı Esasiye Kanununun 49 uncu maddesine uygun olup olmadı­ğına dair sual Devlet Vekili, Başvekil Yardımcısı Prof. Fuat Köprülü tara­fından cevaplandırılmış, Fuat Köprü­lü cevabında, Hariciye Vekilinin Dev­let Vekâletinde tayininden sonra Ha­riciye   Vekâletinin Başvekil   tarafından vekâletin deruhte edilmesi key­fiyetinin Teşkilâtı Esasiye Kanununun 49 uncu maddesine uygun olduğunu ve bu hususun Teşkilâtı Esasiye Ko­misyonunun 12 sayılı raporu ile de müeyyet bulunduğunu söylemiştir.

Fuat Köprülü bunu takiben, Kars mıntakasındaki kuraklık sebebiyle ot tedariki müşkülâtı karşısında halkın elinden çıkarmak zorunda kaldığı hayvanların değer pahasına satılabil­mesi için ne gibi tedbirler alındığı hakkındaki suali de Milli Müdafaa Ve­kâleti Vekili sıfatiyle cevaplandırarak, Kars, Ardahan, Sarıkamış, Karaköse bölgelerindeki askerî birliklerin et ih­tiyacının müteahhitlerden ve serbest piyasadan eksiltme suretiyle temin edildiğini ve bu suretle halkın ka­saplık hayvanları için bir istihlâk im­kânını bulduğunu bildirmiştir.

Savarona okul gemisinin son beş yıl içinde okul gemisi vazifesi dışında ka­rasularımla dahil ve haricinde ne ka­dar sefer yaptığına, bu seferlere han­gi deniş vasıtalarının iştirak ettiğine dair soruyu da cevaplandıran Devlet Vekili, Başvekil Yardımcısı Prof. Fu­at Köprülü şunları söylemiştir:

«Muhterem arkadaşlar, yüksek malû­munuz olduğu üzere, Savarona gemi­si Deniz Harp Kumandanlığına okul gemisi olarak tahsis edilmiş olup De­niz Harp Okulu öğrencilerinin eğitimi için kullamlmaktadır. Eu itibarla ge­minin seyir programı esas itibariyle eğitim İhtiyaçlarına göre ayarlan­maktadır. Ayrıca gemi personelinin yetiştirilmesi ve talim ve terbiyesi için tecrübe seyirleri yapılması da iktiza etmektedir.Şu noktayı da tasrih etmek lâzımdır ki, her memlekette kabul edilen te­amüle göre eğitim maksadiyle yapılan seferler lüzumu halinde resmî nezaket ziyaretleri icrası için de vesile teşkil etmektedir.Sual takririnin verildiği tarihte gemi­nin yapmakta olduğu Akdeniz seferi, zamanında tesbit edilmiş bulunan eği­tim programında yer almakta idi. (PrCgTamda geminin İzmir, Kapri, Napoli, Cannes'e) gidecekleri öğreni­lir öğrenilmez milletimizin  arzu ve hissiyatına da uygun ve tercüman o-larak dost ve kardeş memleket hü­kümdarının okul gemimize şeref ver­meleri imkânlarının araştırılması ta­bii olmuştur. Bunu temin için mev­cut programda tarih ayarlamasından başka tadilâta lüzum olmıyacağı da anlaşılmıştır. Memleketimizde resmi bir ziyaret ifa etmekte olan clost ve kardeş bir mem­leket hükümdarının ağırlanmasında, hükümetin mevcut bütün imkânlar­dan istila dey e çalışması tabiidir. Bu itibarla Kral hazretlerinin okul gemi­mizde misafir edilmesini temin için programda tadilâta lüzum görülse îdi dahi bunun yapılmasında hiç bir te­reddüt gösterümiyeceği tabii idi.Hülâsa, Savarona okul gemisinin tah­sis maksatları haricinde hiç bir şekil­de kullanılmamış olduğunu ve binne-tice kanunun ve Milletlerarası tea­mülün çizdiği çerçeve dahilinde kul­lanılması için ihtiyar olunan mesa-riften maada hiç bir sarfiyat mevzuu bahis olmadığını tasrih etmek iste­rim, Maruzatım bundan ibarettir.

Söalü soruların müzakeresi sona er­dikten sonra, Meclisin dahilî nizam­namesinin bazı maddelerinin değişti­rilmesini tazammun eyliyen teklif ile arzuhal encümeninin mütalâası üze­rinde konuşmalar yapılmış, neticede teklif, bazı değişikliklerle kabul edil­miştir.

Büyük Millet Meclisi çarşamba günü toplanacaktır.

 İstanbul :

Bir müddet evvel memleketimizi ziya­ret eden Kanada Millî Müdafaa Ve­kili Ralph Campney, şehrimizde ge­çirdiği günler zarfında gördüğü çok yakın alâkaya teşekkür maksadiyle İstanbul Valisi Prof. Gökaya bir mek­tup göndermiştir.Campney, mektubunda şöyle de­mekte dir:

Lütufkârlığınızı, misafirperverliğinizi ve ilk defa ziyaret etmek mazhariyetine nail olduğumuz tarihî ve fevka­lâde şehrinizi asla unutmıyaeağız.

  Ankara :

Türk İtalyan uzun vadeli hububat anlaşması çerçevesi dahilînde Türki-yeden sert buğday satın almak için müzakerelerde bulunmak üzere gelen İtalyan İaşe Komiserliği Koordinas­yon Umum Müdürü Dr. Miraglia ile refakatindeki Dr. Ferretti ve Dr. Fi-oretini'den mürekkep heyetle cereyan eden konuşmalar neticesinde İtalya-ya fcb dökme tonu 101 dolardan 25 bin ton Trakya durum ve fob dökme tonu 100 dolardan 50.000 ton Anado­lu durum buğdayı satılması hususun­da bir anlaşma imzalanmıştır. Satılan buğdaylar aralık 1955 ikinci yarısından şubat 1956 ilk yansına ka­dar olan iki aylık müddet içinde tes­lim edilecektir.Bu satışlardan 21.070.000 Türk lirası mukabili döviz temin edilmiştir.                                                                                                                                                                            İstanbul :

Örfî İdare Kumandanlığından tebliğ edilmiştir:

Ankara :da münteşir Ulus gazetesinin neşrine 29 Kasım 1955 saat 00.01 den itibaren müsaade ettim.Örfî İdare Kumandanı Org. Nur e d din Aknoz

  Adana :

Kunuri zaferinin 5 inci yıldönümü münasebetiyle bu akşam saat 20 de Halk Eğitimi Merkezi salonunda bir toplantı yapılmıştır.

Seyhan Öğretmenler Derneğinin ter­tiplediği bu toplantıda Vali, Kuman­dan, mülki ve askeri erkân ile kala­balık bir halk topluluğu hazır bulun­muştur.

Sayıgı duruşundan sonra bando İstik­lâl Marşını çalmış kız lisesi korosu Kore marşını söylemiştir. Binbaşı Ahmet Ata Kore harekâtım harita üze­rinde izah etmiş, Kunuri zaferinin dünya basınındaki akislerinden par­çalar okumuştur. Öğretmen Mahmut Er keza Kore zaferinin mânasını an­latan hararetli bir konuşma yapmış, müteakiben bando marşlar çalmıştır. Gösterilen canlı tablo ve Kore filim-lerini müteakip hep bir ağızdan söy­lenen zafer marşlariyle toplantıya son verilmiştir.

30 Kasım 1955

 İstanbul :

Hususî surette memleketimizi ziyaret edecek olan İtalyan Deniz Ticaret Ve­kili Gennaro Cassiani, bugün saat 8.00 de Barletta vapuru ile İstanbula mu­vasalât etmiş ve rıhtımda İstanbul Valisi adına kalemi Mahsus Müdürü ile İtalyan konsolosluk erkânı tara­fından karşılanmıştır.

Ekselans Gennaro Cassiani derhal Haydarpaşaya geçerek motorlu tren­le saat 9.45 te Ankaraya hareket et­miştir.

Dost ve müttefik memleket "Vekili An-karada yapacağı temaslar esnasında Türkiye ile İtalya arasındaki deniz nakliyatını sıkı bir işbirliği çerçevesi dahilinde inkişaf ettirmek çarelerini müzakere edecektir.

 Ankara :

İran Başvekili Hüseyin Âlâya ahiren vaki meşum suikast teşebbüsü üzerine Büyük Millet Meclisi namına Refik Koraltan tarafından İran Parlâmen­tosu Reisine gönderilen telgrafa mü­şarünileyh şu cevabı vermiştir:

«Ekselans Refik Koraltan Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Ankara

Ekselans Başvekilin şahsına karşı ya­pılan meşum suikast vesilesiyle Tür­kiye Büyük Millet Meclisinin göster­diği dostane hisler için, İran   Milli Meclisi ve şahsım namına size samimi temennilerimi kabul etmek lûtfunda bulunmanızı ve hürmet nişlerimle birlîkte en yüksek ihtiram atımın temi­natına, itimat buyurmanızı rica ede. rib bay reis.

Parlâmento Reisi Rıza Hikmet

Ankara :

Birleşmiş Milletlerin Sosyal Hizmet Müşaviri tanınmış Amerikalı eksper Dr. Altmeyer memleketimizdeki tet­kiklerini bitirerek ayrılmıştır.

Ankarada bulunduğu müddetçe, Sıh­hat ve İçtimaî Muavenet Vekâleti ta­rafından hazırlanan ve Büyük Millet Meclisine sevkedilmiş bulunan Sosyal Hizmetler Enstitüsü kurulmasına dair kanun lâyihasını ve lâyiha kanuniyet kesbedince tatbikat sahasına nasıl ko­nacağını tetkik eden Dr. Altmeyer, Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili ve kendisiyle istişare için teşkil edilen Vekâletlerarası komisyonla müteaddit defalar konuşma ve toplantılar yap­mıştır.

Dr. Altmeyer, Sosyal Hizmetler Ens­titüsü kurulmasına dair kanun lâyi­hasını, müsbet vakıalara dayanarak bir sosyal hizmet programı hazırlama­ya yarıyacak merkezi makamı temin etmek, devletle hayır kurumları ara­sında koordinasyonu kolaylaştırmak ve sosyal yardımcı yetiştirmek bakım­larından muvafık bulmaktadır. An­cak kanun meriyete girince, o tarihe kadar memleketimizde hiç mevcut ol-mıyan modern sosyal hizmetler tesis edilir ve eğitimine başlamrken, esas personel yetişinceye kadar, kanun hü­kümlerini eldeki imkânlara uydurmak zaruretine de işaret etmektedir. Bu sebeple Dr. Altmeyer, ilk zamanlarda sosyal hizmet sahasında çalışacak per­sonelin hizmet gördükleri sırada pra­tik şekilde yetişmelerine ehemmiyet verilmesini tavsiye' etmektedir. Ens­titü ve- okulun başlangıç çalışmaları hakkında Dr. Altmeyer, lüzumlu tali­matnamelerle yapılacak işlere dair mütalâalar da ileri sürmüştür.

Hükümetimizin sosyal tedbirleri al­mak hususundaki  arzusunu Dr. Altmeyer pek iyi takdir etmektedir. Ken­disi bu hususta şöyle demiştir:«Türk hükümetinin, memleketin eko­nomik inkişafiyle birlikte, gerekli sos­yal tedbirleri alarak Türk milletine bu ekonomik  inkişaftan  azamî nimetler temin etmek yolunda gösterdiği aşi­kâr arzu, bende derin bir intiba uyan­dırdı. Millî bir sosyal hizmet progra­mına başarı temin etmek üzere Tür-kiyede bulunan büyük kudret unsur­ları da, bende, ayni derecede tesir bıraktı.

Reisicumhurumuzun Büyük Millet Meclisini açış nutku : 1 Kasım 1955

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün saat 15 te Büyük Millet Meclisinin 10 uncu devresinin ikinci içtimainin açılışı münasebetiyle şu nutku irad buyurmuşlardır:

«Muhterem mebus arkadaşlarım,

1950 seçimlerinden beri memleketimiz hürriyet ve demokrasi rejimi için­de yüksek direktifleriniz ve murakabeniz altında hareket eden hükü­metlerinizin, mütemadi çalışmaları ve milletimizin her gün biraz daha artan şevk ve gayreti sayesinds her sahada devamlı ve serî inkişaflar kaydetmektedir.

Dünya stratejisinin en mühim mevkilerinden biri olan ve birbirine ra­kip iki iktisadî ve içtimaî sistemin telâki noktasında bulunan Türkiye-nin mütemadiyen kuvvetlenmesi hür ve sulhsever dünyanın müdafaası bakımından ne kadar faydalı ve arzuya şayan ise, tecavüz emeli besli-yenler için de o kadar önlenmesi gereken bir vakıadır.

Bu sebeple sulh cephesi düşmanlarının, her türlü fırsat ve imkânlardan istifade ederek bir yandan Türkiyede içtimaî ve iktisadî sahada bozgun­cu bir haleti ruhiyenin yayılmasına çalışırken, diğer taraftan da Tür-kiyenin sulh cephesi içinde mevki ve itibarını sarsmaya çalışmalarından ve bu hususta büyük propaganda faaliyetine girişmelerinden tabiî bir şey olamaz.

Milletimizin olduğu kadar dostlarımızın da, bu nevi propaganda ve tel­kinlere karşı müteyakkız olmaları ve bunları önlemeye çalışmaları icap eder.

Vatanımızın ve vatandaşların huzur ve emniyeti bakımından, içinde bulunduğumuz senenin en mühim vakası, şüphe yok ki, 6 eylülü 7 ey­lüle bağlayan gecede vukua gelen çirkin hâdiselerdir.

Kıbrıs meselesini, Selânikte büyük halaskarımız Atatürkün doğduğu eve ve konsoloshanemize vaki tecavüzü vesile ittihaz ederek, İstanbul, îzmir ve Ankarada âmme menfaatlerine karşı girişilen toplu hareketler üzerine hükümet örfî idare ilânına karar vermişti. Bu sebeple teşkilâtı esasiye kanununun 19 uncu maddesine uyarak yüksek Meclisinizi fev­kalâde içtimaa davet etmiştim.

Teşkilini tasvip buyurduğunuz örfî idare bütün şümulü ile hâdiseye el koyarak vazifesine devam etmektedir.Ayrıca, Dahiliye Vekâleti müfettişleri tarafından mesul memur ve alâ­kalı resmî zevat hakkında da ihtimamla tahkikat yapılmaktadır. Bu meselenin esas ve mahiyetine ait son sözü söyliyefoilmek için mahkeme kararlarının, yapılmakta olan tahkikatın neticesini beklemek zarureti karşısındayız.Kısa bir zaman sonra bütün hakikatlerin olduğu gibi meydana çıkacağı ve ıttılaınıza arzolunacağı şüphesizdir. Benim şimdiden ifade edebilece­ğim hakikat, hangi din, hangi dil ve ırktan olursa olsun Teşkilât Esasi­ye Kanununun teminatı altında bulunan vatandaşların tabiî ve insanî haklarına, mukaddesatına ve mal emniyetine tecavüz edenlerin hak et­tikleri cezayı kat'î surette görecekleridir.Türkiye, vatandaş hakkına tecavüz etmek için hiç bir sebep ve bahaneyi meşru addetmiyen bir diyardır.Bir daha tekerrürüne imkân olmıyan bu müessif hâdise, insanî duygu­larla mütehalli olan asil milletimizi kalbten yaralamıştır. Uğranılan maddî ve manevî zararların telâfisi hususunda tezahür eden millî te­sanüt ve hassasiyet, duyulan derin teessür ve infalin bariz delilidir. Arkadaşlar,Vekâletlerin icraatını teşkil eden esas maruzatıma başlamadan evvel müsbet mâna ile bu yılın en mühim bir hâdisesinden bahsetmek isti­yorum.23 ekim 1955 pazar günü yapılan umumî nüfus sayımı neticeleri alın­mıştır. Buna göre, nüfusumuzun 24 milyon 109 bin 641 e yükselmiş olduğunu sizlere, ve bütün memlekete müjdelemekle bahtiyarlık duy­maktayım. 1950 den beri 3 milyon 162 bin 453 kişi artmıştır.Yıllık artış, ortalama 632 bin 491 dir, artış nisbeti ise, binde otuzdur.Bu çoğalma nisbetiyle Türk nüfusu, hem memleket rekorunu, hem de dünya rekorunu kırmıştır. Bu neticeyi, cemiyetimizin temel müessesesi olmakta devam eden aile hayatına ve bu mukaddes hayata bağlı olan mübarek Türk kadınının fazla evlât edinme arzusuna borçluyuz. Aynı zamanda bu artışın memleketimizin iktisadî, içtimaî ve sıhhî sahalarda kaydetmekte olduğu gelişmelerin bir muhassılası olduğunu da kabul etmek yerinde olur.Bugünün şartlan devam ettiği takdirde, önümüzdeki 1960 sayımında nüfusumuzun 30 milyona ulaşmış veya yaklaşmış olacağını ümit ede­biliriz.Muhterem mebus arkadaşlarım,İçtimaî nizamın tesisi, inkılâp esaslarının korunması hususundaki mü­essir faaliyetleri aşikâr bulunan adlî cihazımızın, büyük ehemmiyeti üzerinde durmaktayız. Son yılın hâdiseleri, memleket bütünlüğünü yıkmaya, içtimaî, iktisadî düzeni bozmaya ve memlekette anarşi yaratmaya matuf fiil ve hare­ketlere karşı büyük Meclisinizin kabuJ buyurmuş olduğu Kanunî ted­birlerin isabetini, teyit eylemiştir.Memleketimizin, her sahada tahakkuk ettirdiği yeni inkişaflarla birlikte nüfusumuzun artması, zarurî olarak adliyeye intikal eden işlerin de yıldan yüa çoğalmasına sebebiyet vermektedir.Bu zaruretlerin şevki iledir ki geçen yıl, kabul edilen kanunların tat­biki suretiyle adlî teşkilâtımız daha ziyade tevsi edilmiştir.Hâkimlerimizi, şerefli mesleklerine bağlamak ve,hâkimliği, daha cazip bir hale getirmek maksadiyle memleketimiain realitelerine uygun yeni bir hâkimler kanunu hazırlanması için çalışılmaktadır.Muhterem arkadaşlarım,Millî dâvalarımızın başında vatandaşlarımızın hayat ve sağlıklarının korunması yer almaktadır. Bu yoldaki çalışmalara bu yıl da, Önemle devam edilmiştir.

Yeni yürürlüğe giren (Kaza Sağlık İdaresi Talimatnamesi) kazalarımı­zın yüzde kırkında tatbike başlanmıştır. Bu sene de yeniden, 40 sağlık merkezi açılmıştır. Kısa bir zamanda, her kasada bir sağlık merkezi kurmak, koruyucu ve tedavi edici tababetin programlı bir şekilde köy­lere kadar teşmilim temin etmek yolundayız.

Hastahanelerimizin yatak sayısının arttırılması, teçhizatının modern­leştirilmesi ve hasta bakımı seviyesinin yükseltilmesi yolunda da gayret sarfedilmektedir.

Sayın, arkadaşlar,

Cemiyetimizin inkişafındaki ehemmiyeti gözönünde tutularak bütçele­rimizde, millî müdafaadan sonra, en yüksek tahsisat, maarif hizmetle­rimize verilmektedir. 1950 yılında maarif bütçesi 177 milyon lira iken, 1955 te bu miktar, 372 milyon liraya yükselmiştir. Bilindiği gibi, bilginin temelini teşkil eden ilk öğretim dâvamızın halli yolundaki gayretleri­miz, vatandaşlara hususî bir külfet yüklemeden hızını muhafaza et­mektedir. Beş yıl zarfında 3,394 ilkokul yeniden inşa edilmiş, 2.742 oku­lun inşası da ikmal olunmuştur.

İlkokul öğretmeni yetiştiren müesseselerimize, bu yıl, üç tane daha ilâ­ve olunmuştur. Bu okullarda 18 bine yakın öğrenci, şerefli öğretmenlik mesleğine hazırlanmakta ve her yıl, 3 bin 500 ü aşan mezun vermekte­dir. Mezunların yüzde doksanı maarifi nisbeten az inkişaf etmiş vilâ­yetlerimize gönderilmektedir. İlkokul öğretmen sayısı, 1950 den bu yana 27 bin 144 ten 42 bin 874 e yükselmiştir.

1954 - 1955 ders yılında, ilkokullarda 1 milyon 877 bin öğrenci oku­muştur. Fakat daha 17 bin köyde, ilkokul açmak ve ilk öğretim faali­yetimizi çok daha genişletmek mecburiyetindeyiz. Bu itibarla, ihtiyaç­larımız gözönünde tutularak hazırlanan ilk öğretim kanun lâyihasının, bu devrede çıkarılması yerinde olacaktır.

Orta öğretim işleri de, ilk öğretime muvazi olarak inkişaf kaydetmekte­dir. Bugün, memlekette 87 lise, 420 ortaokul vardır. 1950 den beri 28 lise açılmıştır. Yalnız üç vilâyetimiz liseden mahrum kalmıştır. Hükü­metimizin lisesi olmıyan vilâyetlerde mutlaka birer lise açılması husu­sundaki prensip kararı, neticelenmek üzeredir.

Orta öğretimden bahsederken, yabancı dil öğretimi üzerinde de durmak ihtiyacını duymaktayım.

Malûmdur ki Milletlerarası münasebetlerimiz, hemen her gün artmak­tadır. Gençlerimizin, ilmî, içtimaî, iktisadî ve askerî sahalarda işe ya­rayacak derecede kuvvetli yabancı dil bilmeleri, mühim bir ihtiyaç ha­line gelmiştir. İşte bu zarurete cevap vermek üzere, memleketin muhtelif yerlerinde 6 kolej açılmıştır. Öğretim dili Türkçe ve İngilizce olan bu Kolejler, lise­lerimize muvazi bir programla üniversitelere ve yüksek okullara Öğrenci yetiştirecektir.

Maarifimizin mühim bir şubesi de, meslekî ve teknik öğretimdir, Mem­leketimizin iktisadî ve sınaî sahadaki inkişafına muvazi olarak bol mik­tarda teknisyen yetiştirmeye de ehemmiyet verilmektedir. Bunun için, Sanat Enstitüsü, teknik okulları, makine ve motor okulları açılmakta­dır. Halkımızın rağbetini kazanan 67 adet Sanat Enstitüsünde, bugün 25 hinden fazla öğrenci bulunmaktadır.

Ayrıca 127 Akşam Kız Sanat okulunda 28 bin. 300 öğrenci yetiştiril­mektedir.

Üniversitelerimizin bütçeleri, her yıl artmakta, yeni tesis ve teçhizatla ihtiyaçlarının giderilmesi için çalışılmaktadır. Bugün, üniversitelerimi­zin tahsisatı 1Ö50 ye nazaran yüzde 139 nisbetinde arttırılmıştır.

Doğu Anadolunun sosyal, kültürel, teknik ve ekonomik bakımlardan kalkınmasını sağlîyaeak olan Atatürk Üniversitesinin hazırlıkları iler­lemektedir.

Bu büyük dâvayı gerçekleştirmek için «Nebraska» Üniversitesi ile Türk mütehassısları müşterek çalışmalarına başlamışlardır.

Birinci safhada üniversitenin, Edebiyat, Fen, Ziraat ve Mühendislik-Mimarlık Fakülteleri açılacak, en geç 1958 yılında tedrisata başlanı­lacaktır.

Yüksek Meclisinİzce, îzmirde açılmasına karar verilmiş olan «Eges> Üni­versitesinin, Ziraat ve Tıp Fakültelerinin birinci sınıfları, 1955 - 1956 ders yılından itibaren tedrisata başlamıştır. Karadenizde, merkezi Trah-zonda olmak üzere, kurulacak Teknik Üniversitenin hazırlıkları da iler­lemektedir.

Muhterem arkadaşlar,

Memleketimizin iktisadî ve içtima' sahada kalkınmasının, nüfusumu­zun yüzde 83 sini teşkil eden Türk köylüsünün ve istihsal unsurlarının kalkınmasına bağlı olduğu hakikatini daima gözönünde bulundurmak­tayız.

Bu sebeple, bir yandan ziraatimizin makineleştirilmesi, teminlenmiş to­hum kullanılması, toprağın gübrelenmesi gibi teknik mahiyette tedbir­ler alınırken, diğer taraftan da, ziraî kredinin arttırılması ve müstakar fiat politikası takibi gibi iktisadî ve malî tedbirler de ittihaz edilmiştir. Bu suretle, ziraatimizin makineleştirilmesi için sarfedilen gayretle!' saye­sinde, traktör adedi, her yıl yükselmektedir.Büyük miktarı devlet çiftliklerinden olmak üzere, müstahsilimize veril­mekte olan tohumluk miktarı, 1954 yılında 280 bin tona çıkmıştır.Son zamanlarda Türk müstahsili, ziraatte verimin artmasına mühim yardımı olan «kimyevî gübreyi» fazlasiyle aramaya başlamıştır. 1951 yılında, 45 bin ton olan sunî gübre istihlâkimiz, 600 bin tona erişmek suretiyle 14 misli artmıştır.Doğu Karadeniz vilâyetlerimizin iklim ve toprak şartlarının müsait ol­masından istifade ederek, daima aranılan bir istihlâk maddesi olan çay, memleket dahilinde temin olunmaya çalışılmaktadır. 1950 senesinde, 30 bin dönüm olan çay sahası, 1955 senesinde 70 bin dönüme çıkarılmıştır.

Çiftçinin kredi ihtiyaçlarını zamanında ve yeter miktarda karşılamaya ehemmiyet vermekteyiz. Hükümetimiz, 1954 yılında ziraî krediler yekû­nunu 1 milyar 480 milyon liraya yükseltmiştir. Ziraî kredi hacmi, beş yıllık bir devre zarfında dört mislinden fazla bir artış kaydetmiştir.

Bu isabetli hareketin neticesi, kısa zamanda kendini göstermiş, 1949 yı­lında 3 milyar 750 milyon liradan ibaret bulunan ziraî gelirimiz, 1953 yılında, iki misli kadar bir artışla 7 milyar 280 milyon lirayı bulmuştur. Son yıllarda, üzerinde ehemmiyetle durulan mevzulardan biri de, hay­vancılığın kalkındırılması, hayvan yemi ziraatinin tamim ve teşviki, çayır ve mer'alann. ıslâhı işleridir.

Hayvancılık için, büyük bir ehemmiyeti hâiz olan «yeşil yem» siloları ve «Sıvat» inşaatı işlerine karşı çiftçilerimiz, büyük alâka göstermektedir­ler. Ziraat Vekâleti eliyle 190 köyde 200 «yeşil yem» silosu ve 210 köyde de 650 «Sıvat» inşa edilmiş bulunmaktadır.

Hayvancılık mevzuu ile alâkalı çok mühim meselelerimizden biri de, koyunlarımızın «Merinoslaştırilmasi» işidir.

Yünlü mensucat sanayiimizin, ince Merinos yapağısı ihtiyacını yurt içinde karşılamak maksadiyle, on senelik bir «Merinoslaştırma» prog­ramı hazırlanmıştır. Bu programın tatbiki sayesinde, yakın bir gele­cekte Merinos yapağısı ithalâtımız asgarî hadde indirilmiş olacaktır.

Şimdi sizlere memleket çapmda hayatı bir meselemizden, ormancılığı­mızdan bahsedeceğim:

Ekonomik ve sosyal alanda büyük faydaları ve önemli hizmetleri aşikâr olan ormanlarımızın korunması ve geliştirilmesi yolundaki çalışmalara, bütün devlet kuvvetlerim bu noktada teksif ederek hususî bir mahiyet ve kıymet vermek kararındayız.

Geçen devre zarfında muhtelif encümenlerde ve büyük meclisin umumî heyetinde, dikkati çeken müzakerelerden istifade edilerek, yeniden ha­zırlanmış bulunan Orman Kanunu lâyihası, yüksek meclise takdim edilmiştir. Bu lâyihanın, orman dâvasının büyük ehemmiyeti ile müte­nasip bir şekilde ve süratle kanunlaştırılmasını milletçe beklemekteyiz.

Aziz arkadaşlarım,

Bu devre içinde de, muhtaç çiftçiyi topraklandırma işine devam olun­muştur.

Son yıllarda, sayıları 77 ye çıkarılan toprak komisyonları, 42 vilâyeti­mizde çalışmaktadır.

1954 yılında, 2 bin 423 Köyde 193 bin 700 çiftçi ailesine 15 milyon 589 bin dönüm toprak dağıtılmıştır. 1955 yılının eylül sonuna kadar, 710 köyde 10 bin 500 aileye 673 bin dönüm arazi ve mer'a tevzi olunmuştur. Yıl sonuna kadar 2 milyon dönüm toprağın da tevzi edileceği tahmin olunmaktadır.

Dar topraklı Karadeniz bölgesinde mühim bir durum arzeden, mer'a işini halletmek üzere, bu sene ilk olarak Trabzonda bir toprak komis­yonu faaliyete geçirilmiştir.

Arkadaşlar,

Yurdumuzun kalkınmasında, temel çalışmalarımızdan biri de nafıa iş-lerimizdir. Bu sahada ele alman muhtelif mevzulara ait işlerimiz, başa­rılı bir seyir takibetmektedir.

1950 yılı devlet bütçesinde, nafıa işleri için ayrılan tahsisat, 150 milyon liradan ibaretti. Her sene arttırılarak, 1955 yılında bu miktar, 663 mil­yon lirayı geçmiş bulunmaktadır. Tabiatiyle bayındırlık işlerimiz de buna göre genişletilmektedir,

1950 senesinde stabilize yolların uzunluğu, 15 bin kilometre iken, 1954 senesi sonunda, 27 bin kilometreye yükselmiştir.

Bakım altındaki yolların uzunluğu da, 1950 senesinde 19 bin kilometre iken, 1954 sonunda, 36 bin kilometreye çıkmıştır. Buna 32 bin kilomet­relik il ve köy yollarındaki çalışmalar da ilâve edilmelidir.

1950 senesinden itibaren 5 yıllık inşa faaliyeti neticesinde, 46 bin metre uzunluğunda 885 köprü inşa edilmiştir.

Kısa zamanda elde edilen bu değerli neticeler sayesindedir ki, kara yol­larımız üzerindeki yolcu nakliyatında, (altı), eşya nakliyatında (üç) defa fazla bir artış meydana gelmiştir. Yollarda sürat, iki misline çık­mış, nakil masrafı da yarıdan fazla azalmak suretiyle mühim rüsbette millî tasarruf sağlanmıştır.

Karayolları bütçesi de yükselmiştir. Bu dört sene zarfında karayolları­na, 1 milyar 129 milyon üra sarfedilmiştir.

Karada esaslı bir nakil vasıtası olan demiryollarına gelince: Bu yönde de faaliyetimiz devam etmiştir.

115 milyon lirası dış finansman olmak üzere 579 milyon liralık bir prog­ramla 1,300 kilometre uzunluğunda yeni demiryolu inşasına başlanıl­mıştır. Geçen sene işletmeye açılan Hasankale - Horasan, Narlı - Gazi­antep ve Ereğli - Armutçuk hatlarına ilâveten Elâzığ - Van hattı da şimdi Muş:a varmıştır.

Yeni yapılan bu hatların yanında, 7,500 kilometrelik demiryolu şebe­kesinin 2,500 kilometrelik kısmı yenilenmiştir. Bunun yanında Kesif trafiği olan banliyö hatlarının elektriklenmesine başlanmıştır.

Sirkeci - Küçükçeltmece - Soğuksu arasında bu sene Türkiyenin ilk elektrikli demiryolu işletmeye açılacaktır.

Şimdi nafıa programımızın diğer bir faaliyet sahasına, liman İnşa ve tevsii işlerine geçiyorum:

Samsun, Mersin ve İzmir limanlarında çalışmalar ilerlemektedir. Bu kış Samsun dalgakıranı, gemileri koruma vazifesini görmeğe başliya-caktır.

Mersin limanında denizden kazanılacak «yer» de, büyük hububat silo­ları inşa edilmek üzere, bu yıl sonunda Toprak Mahsulleri Ofisine tes­lim olunacaktır.

İskenderun limanında modern krom ve zahire yükleme tesisleri de, bu sene sonunda tamamlanacaktır.

îstanbulda, Haydarpaşa, Sahpazarı limanları inşaatı da süratle devam etmektedir.

Ayrıca, 35 kadar liman ve barınağın etüd ve projelerinin yapılması işi mütehassıs bir firmaya tevdi olunmuştur. Önümüzdeki yıllar içinde, bütün bu limanların hizmete girmesi, memleket iktisadî hayatında, bü­yük bir ferahlık yaratacağı şüphesizdir.

Sakaryada, Kızıhrmakta, Seyhanda, Gediz ve Menderes nehirlerindeki büyük barajlarla diğer orta ve küçük baraj ve santrallarm inşaları iler­lemektedir. 1956 dan itibaren her sene bunların birkaçı hizmete gire­cektir. Bunlar mintakalarmm su meselelerini halledeceği gibi, bütün yurda bol ve ucuz enerji sağlıyacaklardir. İlerisi için yeniden 11 barajın inşasını temin maksadiyle lüzumlu etüdlere devam olunmaktadır. 1950 den bu yana yapılmış olan su isleri sayesinde, 1 milyon 440 bin dönüm saha taşkından korunmuş, 690 bin dönüm saha sulanabilir hale getiril­miş, 300 bin dönüm bataklık kurutulmuştur.

Hâlen üzerinde çalışılmakta olan programlarımız, 1958 senesinde ikmal edildiği zaman, beş buçuk milyon dönüm arazide, sulu ziraat imkânı hasıl olacak, 3 milyon dönüm bataklık kurutulacak, beş bucuk milyon dönüm arazi de taşkından korunma suretiyle bu bölgeler halkının haya­tı emniyet altına alınacak, sekiz buçuk milyon dönüm, kıymetli arazi kazanılmış olacaktır.

Su bahsinde olduğu gibi, yurdun elektrik dâvası da tahakkuk safhasına girmektedir. Sarıyar, Seyhan, Hirfanli, Demirköprü ve Kemer hidro­elektrik santralleri ile diğer termik santrallerin ve çeşitli orta ve küçük tesislerin ikmali sonunda istihsal olunacak mecmuu takat, 4 milyar ki-lovatsaati bulacaktır.

1950 senesine kadar memleketimizde temin edilebilen enerji yekûnu­nun, hiç bir zaman 800 milyon kilovatsaati geçmemiş olduğu hatırla­nırsa bu rakamın ifade ettiği kıymet daha iyi anlaşılmış olur.

Büyük hidro-elektrik tesislerinden Seyhan 1955 sonunda, Sarıyar 1957 senesinde, Hirfanlı, Gediz, Demirköprü ile Akçay Kemer de 1958 senesi içinde ikmal edilecektir.

İzmir, İstanbul termik santralleri tevsi edilmiş,    Çatalağzı santraline

yirmişer bin kilovat takatinde iki grup ilâve olunmuştur. Soma ve Tunç-bilek santralleri 1956 yılında hizmete gireceklerdir.

Tortum, Göksu, Sızır, Kovada, Ceyhan, Karaköy, Emet, Bütan, Hazer 1956 yılında, Bendimahi 1957 yılında, İkizdere, Değirmendere, Kizılca-bölük santralleri de 1958 yılında ikmal edilmiş olacaktır.

Bu barajlar ve santraller ile elektrik nakil hatları için 1 milyar 450 mil­yon lira sarfedilmektedir.

Yer yüzü üzerindeki çalışmalar yarımda, memlekette ilk defa olarak tam mânasiyle yeraltı suları mevzuu da ele alınmıştır. Konya, Urfa, Mardin, Diyarbakır, Merzifon ve Niğdede zengin yeraltı su hazineleri tesbit olunmuştur. Bu programa da, önemle devam olunmaktadır.

Köy içme suları programını desteklemek için yeni boru fabrikalarının kurulmasına da yardım edilmektedir. 1950 de 22,600 köyün hiç içme suyu yoktu, 7,400 köyün de, ecdaddan kalma içme suyu tesisatı, kulla­nılamaz bir halde idi. Bugün devlet bütçelerinden 71 milyon lira sar-folunarak 22,600 köye içme suyu getirilmiş bulunmaktadır. Önümüzde­ki yıllarda da içme suyu olmayan hiçbir köy bırakılmıyacağı hakkında­ki kararımız tahakkuk yolundadır.

Ankara, İstanbul gibi büyük şehirlerimizin su, elektrik ve münakale problemleri de, devletin yardımı ile ele alınarak gerekli çalışmalara baş­lanmıştır.

Hava meydanları inşa ve teçhizi işlerine devam olunmaktadır. Yapılmış olanlara ilâveten Van meydanının inşasına başlanmış, Samsun meyda­nı da, müteahhidine ihale olunmuştur. İzmir, Konya, Afyon, Diyarba­kır ve Sivas meydanlarına konan teknik cihazlar ve tesisat sayesinde bu meydanlarda, her türlü hava şartlarında uçuş emniyeti sağlanmış bulunmaktadır.

Muhterem mebus arkadaşlarım,

Şimdi de büyük ehemmiyeti, hepimizce malûm bulunan maliye işleri­mize temas edeceğim-.

1950 senesinden beri hükümetimizin takibetmekte olduğu mali politi­ka memleketimiz için hayırlı ve verimli olmaktadır. Bu hususu, yüksek huzurunuzda bir kere daha ifade etmekten derin bir zevk duymakta­yım.

Çeşitli âmme hizmetlerinin görülmesini temin eden devlet masrafların­da, bu masrafları karşılayan devlet varidatında ve hazine muameleleri ile para politikasında, elde edilmiş bulunan müspet neticeler, bu ifade­lerimin mesnedini teşkil etmektedir.

Bilindiği gibi, 1950 malî yılı devlet bütçesinin umumî masraf yekûnu 1 milyar 487 milyon lira olduğu halde, bu miktar 1955 malî yılında 2 milyar 940 milyon liraya yükselmek suretiyle, yüzde 100 bir artış kay-deylemiştir. Aynı artış temposunu mülhak bütçelerimizde de görmek­teyiz.

Bu muazzam sarfiyat rakamları içinde en büyük kısımlar, memleketi­mizin iktisadî cihazlanmasma yarıyacak tesisleri yapma yolunda harcanmaktadır. Filhakika, 1950 bütçesinde, umumî ve mülhak bütçelerin yatırım yekûnu 317 milyon lira olduğu halde, bu miktar 1955 bütçesin­de yüzde 186 bir artışla 908 milyon liraya yükselmiştir.

Bu neticelerin ifade eylediği mâna, devlet hizmetlerinin 1950 senesine nazaran çok geniş Ölçüde Ye tatmin eder bir şekilde ifa edilmekte oldu­ğudur.

Devlet varidatının, 1950 yılından bu yana, mazhar olduğu büyük inki­şafın, içinde bulunduğumuz yılda da devam ettiğini memnuniyetle mü­şahede etmekteyiz. Filhakika, 1950 yılında ancak 1 milyar 300 milyon lira raddesinde bulunan devlet varidatı, 1955 bütçesinde 2 milyar 789 milyon liraya yükselmiştir.

1955 malî yılı varidatı da, bu inkişafı devam ettiren bir seyir takibet-raektedir. Nitekim, içinde bulunduğumuz malî yılın eylül sonu itibariyle 7 aylık tahsilat yekûnu, geçen senenin aynı devresindeki tahsilat yekû­nuna nazaran, 276 milyon lira ve 1950 yılına nazaran ise, 812 milyon lira bir fazlalık göstermektedir.

üVTillî ekonomimizin, son senelerde mazhar olduğu büyük inkişaf, vergi mevzuatımızın devamlı surette gözden geçirilmesini icabettirmekte, va­tandaşların devlet masraflarına iştirak paylarının daha âdil esaslara göre tanzim edilmesini zarurî kılmaktadır. Bu cümleden olmak üzere, son teşrii yıl içinde tahakkuk ettirilen veya ettirilmek üzere bulunan bazı mühim malî İslâhat hareketlerine temas etmek isterim:

Geçen yıl içinde, inhisarlar mevzuatında ehemmiyetli değişiklikler ya­pılmış, bazı maddeler, gelir fedakârlıkları da yapılarak devlet inhisarın­dan çıkarılmak suretiyle hususî teşebbüse, müsait çalışma imkânları sağlanmıştır.

Böylece, inhisar rejimi içinde resim, kâr, Millî Müdafaa Vergisi, husu­sî İstihlâk Vergisi gibi muhtelif namlarla tahsil olunan çeşitli varidat, normal vasıtalı vergilerimize inkılâp ettirilmiştir.Vasıtasız verglerde, vatandaşların devlet masraflarına gerçek gelirleri ile ve Gelir Vergisi yoluyla iştirak ettirilmeleri suretiyle vergi adaleti­nin sağlanacağı malûmdur. Hal böyle iken, Gelir Vergisi sistemimizin yanı başında yer alan Esnaf Vergisi, sayısı büyük miktarlara baliğ olan vatandaşlarımızdan hakikî gelirleriyle alâkalı olmayan bir usule göre vergi alınmasını icap ettirmekte idi.

Yüksek heyetinizce kabul olunan bir kanunla bu adaletsizlik bertaraf edilmiş, kazançları asgarî geçim haddi civarında bulunan yüzbinlerce sabit ve gezici küçük esnafla bunların yanında çalışan müstahdemler, tamamen vergi dışı bırakılmıştır.

Bugünkü imalât Muamele Vergisinin, ilgası maksadiyle, yapılan çalış­malar sona ermiş bulunmaktadır.

Bu hususta hazırlanan tasarı, önümüzdeki günlerde yüksek meclisinize sunulacaktır.

Büyük Millet Meclisinin bu içtima devresinde, müzakere edeceği en mühim mevzular arasında bulunan bu tasarının, kanunlaşması ile sınaî hayatımızın inkişafı bakımından mahzurları malûmunuz olan ima­lât Muamele Vergisi, hükümetin, programında ifade ettiği veçhile bu­günkü şekil ve tatbikatiyle ortadan kaldırılmış olacaktır.

Bu mevzudaki maruzatıma nihayet vermeden önce. kredi mekanizma­sının nâzımı mevkiinde bulunan Merkez Bankasının kanununda, geçen yıl içinde, yapılmış olan tadilâtla, sanayi ve maadin işleriyle uğraşan hakikî ve hükmî şahıslarla küçük sanat erbabı, esnaf ve esnaf teşek­küllerinin senetlerinin «reeskonta» kabulü suretiyle kendilerine Kredi imkânının sağlanmış bulunduğunu da ehemmiyetle kaydetmek isterim.

Geçen sene de bahsetmiştim. Bu defa da tekrar edeceğim:

Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu yürürlüğe girdikten bu yana, mem­leketimize sermaye yatırımı için vâki müracaatların adedi iki yüz on-dokuzu bulmuştur. Getirmek istedikleri sermaye de, 230 milyon liraya baliğ olmaktadır. Bu müracaatlar tetkik edilerek kanunî evsafı haiz olanlardan 120 milyon lira tutarındaki 140 talep kabul edilmiştir. 34 milyon liralık 9 müracaat da henüz tetkik safhasındadır. Bu yatırım­lara memleketimizden ortaklık suretiyle katılan yerli sermayenin mik­tarı da, 230 milyon Türk lirasıdır.

Görülüyor ki: Yurdumuzda 380 milyon Türk lirasını aşan yeni ve feyizli bir yatırım temin edilmiştir.

Para politikamıza gelince:

Yüksek huzurunuzda eyvelee de ifade etmiştim. Para politikamız, mün­hasıran millî ekonominin hakikî ihtiyaçlarından mülhem bulunmakta ve tedavüldeki para hacmi buna göre ayarlanmaktadır.

Bankalara yapılan mevduat miktarındaki devamlı artış ve girişilen mu­azzam envestisman faaliyetlerinin finansmanı hususunda teinin olu­nan büyük ölçüdeki kredilerle yabancı sermaye yatırımları, paramızın değerine karşı duyulan emniyet ve itimadın açık delilidir.

Sırası gelmişken, mühim bir prensibi de tekrar etmekte fayda görmek­teyim. Paramızın değerinde değişiklik yapılacağına dair zaman zaman ortaya çıkarılan şayialardan bazı kimselerin endişeye kapıldıkları işi­tilmektedir. Paramızın kıymeti üzerinde herhangi bir surette yeni bir karara varmak, (devaluer) etmek asla bahis mevzuu değildir. Çünkü böyle bir hareket, kanaatımızca, Türk ekonomisini ve maliyesini felâ­kete sürüklemek olur.

Aziz arkadaşlarım,

SÖz sırası, sanayi ve maadin işlerimizden bahsetmeğe gelmiştir. Bu şu­belerdeki istihsallerimizin genişletilmesine bu yıl da gayret sarfedil-miştir.

Bir taraftan hususî teşebbüs ve sermayenin, sanayileşme hareketindeki hissesi, gittikçe yükselmekte, diğer taraftan iktisadî devlet teşekkülleri vasıtasiyle yapılan işler, geniş bir inkişaf göstermektedir.

İktisadî devlet teşekkülleri, bir yandan yeni teşebbüslerle ecnebi veya yerli, hususî sermaye ile ortaJîhk haline   girmekte, diğer taraftan da:

Sümerbank ve Etibankm bünyeleri içinde yer almış çeşitli sanayi mü­esseselerini müstakil hale getirmek yolunu tutmaktadır.

Bu cümleden olarak Karabük Demir ve Çelik Fabrikaları, bağlı bulun­dukları Sümerbanktan ayrılarak müstakil birer iktisadî devlet teşek­külü haline getirilmişlerdir.

Ereğli Kömürleri ve Garp Linyitleri Müesseselerini de Etibanktan ayı­rarak müstakil birer teşekkül haline getirecek kanun projesi Büyük Millet Meclisine sunulmak üzeredir. Bu suretle Sümerbank ile Etibank sanayi ve madenciliğimizin Holdink şeklinde birer finansman müesse­sesi haline geleceklerdir.

İktisadî ve sınaî kalkınmamızın en ehemmiyetli unsurlarından birisi olan linyit ve taşkömürü istihsalimiz, geçirilen ağır bir grizu ve seylâp hâdiselerine rağmen, 1955 yıh ihtiyaçlarını aşacak bir seviyeye ulaşa­caktır.

Zonguldak amenajman plânının tahakkuku yolundaki gayretler artı­rılmıştır. Havzada istihsal edilen kömürü tamamen yıkayabilecek, gün­de vasati 16-18 bin ton kapasitesindeki Çatalağzı lâvuarı, bu yıl içinde faaliyete geçmiştir. Zonguldak liman lâvuarı ise, 1956 yılı ortalarına doğru işlemeye başlıyacaktır.

Burada, 1955 yılı kömür arama faaliyetlerinin mes'ut neticelerini de söylemek isterim. Kütahyada Seyid Ömer havzasının (100) milyon to­na yakın bir rezervi ihtiva ettiği tesbit ve teyid edilmiştir. Bundan baş­ka, Çorumda Bodurga mevkiinde mevcut linyit rezervinin, (34) milyon tona yaklaştığı, Bolu linyitleri rezervinin, (30) milyon tonu aştığı kat'î olarak anlaşılmıştır.

Kömürden ayrı, milletlerarası ehemmiyetli mahrukat unsuru olan pet­rollerimize gelince:

Dokuzuncu Büyük Millet Meclisinin kabul ettiği petrol kanunu, dünya petrol mevzuatının yeni inkişafları ve memleketimizde petrol aramaya gelecek ecnebi müesseselerin daha iyi çalışmaları lüzumu gözönünde tutularak tâdil edilmiş, buna göre, nizamnamesi yapılmış ve her ikisi de meriyete girmiş bulunmaktadır.

14 ekim 1955 tarihine kadar yapılması gereken işletme ve araştırma için (19) ecnebi şirket, müsaade talebinde bulunmuştur. Çok geniş ve zengin rezervleri ihtiva ettiği kuvvetle tahmin olunan memleketimizde, gerek millî sermayenin, gerek ecnebi sermayenin yapacakları petrol aramalarının müsbet neticeleri vereceği beklenebilir. Geçen yıl, teşkil edilen «Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı» tarafından «Raman» ve Garzan petrol havzasında bu yıl içinde yapılan müteaddit sondajlarla, çok verimli yeni petrol kuyuları açılmıştır. Batnıan'da inşa edümekte bulunan (330) bin ton kapasiteli rafinerinin en mühim üniteleri ikmal olunarak faaliyete geçirilmiştir. Bu rafineriden elde edilecek mahsulât­tan doğu bölgelerimizin benzin ihtiyacı sağlanacak, memleketin kara­yollarının inkişafı da nazara alınarak, bütün asfalt talepleri karşılana­bilecektir. Bundan başka, yine rafineriden elde edilecek ağır mazotla, doğuda bulunan bir kısım sanayi şubelerinin de mahrukat ihtiyacı te­min edilmiş olacaktır.Memleketimizde mevcudiyeti geçen yıl tesbit edilen Uludağ «volfram» madeninin rezervi tayin olunmuş, yeryüzünde işletilmekte olan volfram yatakları arasında, dördüncü zengin yatağı teşkil ettiği anlaşılmıştır. Bundan başka Kaman civarında Çelebi dağında ve Akdağ bölgesinde de kuvvetli volfram yataklarına rastlanmıştır. Bu yatakların rezerv miktarı ile tenorunun tesbitine çalışılmaktadır.

Millî sanayiin inkişafında hususî sektörle devlet iktisadî teşekkülleri birbirine muvazi olarak ilerlemekte ve aralarında işbirliği yaparak bü­yük terakkiler kaydetmektedirler.

Şeker sanayiinde büyük ilerleme mevcuttur. Bu yıl Susurluk, Burdur, Kayseri fabrikalarının faaliyete girmesiyle şeker istihsalimiz, (300) bin tona çıkacaktır. Bu miktar, 1956 yılında işletmeye açılacak Erzurum, Erzincan, Malatya ve Elâzığ fabrikalarının işlemeye başlaması ile (375) bin ilâ (400) bin tona yükselecektir.

Çimento sanayiimizde de inkişaf kendini göstermektedir. Memleketimi­zin hummalı bir kalkınma faaliyetine başlamasiyle çimentoya olan ih­tiyaç günden güne artmıştır. 1950 de (417) bin ton olan çimento istih­lâkimiz, 1954 senesinde (î) milyon (600) bin tonu aşmıştır. Bu vaziyeti evvelden derpiş eden hükümetimizin teşviki ve millî banka ve müesse­selerimizin iştirakiyle «Türkiye Çimento Sanayii Anonim Şirketi» ku­rulmuştur.

Hususî teşebbüsle işbirliği yaparak (21) çimento fabrikası kurmayı ka­rarlaştıran bu teşekkül, işe başlamıştır.

İnşasına başlanan bu çimento fabrikalarından üçü, bu yıl sonunda is­letmeye açılmış olacaktır. Geri kalan (18) den (10) tanesi, 1957 yılın­da, mütebakisi de müteakip yıllarda işletmeye açılacaktır. Bu (18) fab­rikanın inşa bedelleri (263) milyon liraya baliğ olacaktır. Bu suretle evvelce (395) bin ton olan kapasite mecmuu, 1955 yılında (1) milyon, 1958 da (1) milyon (805) bin tona ve 1957 de (2) milyon (830) bin tona yükselecektir.

Ziraatımız için çok lüzumlu olan sun'î gübre ile patlayıcı maddeler ima­linde kullanılan «nitrik asidi» elde etmek için Kütahyada kurulan azot sanayii tesislerinin inşasına bu yıl başlanmıştır. 1958 ortalarında işlet­meye açılacak olan bu fabrikalar yılda (110) bin ton kimyevî gübre ve (6) bin ton «nitrik asidi» imal edeceklerdir. Bu kapasiteyi iki misline çıkarmak için de çalışılmaktadır.

Diğer taraftan, ihtiyacımız olan kimyevî gübreyi memleket dahilinden
temin maksadiyle, İskenderunda Ziraat Bankası ve ecnebi sermayenin
iştirakiyle (100) bin ton kapasitede, bir «süper fosfat» fabrikası tesis
edilmiştir. Ayrıca, Etibanka ait Murgul işletmesinde, «süper fosfat» sa­
nayiinin en mühim iptidaî maddesini teşkil eden «asîd sülfiriği» istih­
sal etmek üzere yeni, tesisler kurulmaktadır.

Türkiyede kâğıt sanayii 1950 denberi mütemadiyen tevsi edilmektedir. Bu sanayi şubesinin istihsalinde yüzde 140 nisbetinde artış sağlanmış­tır.

Bu yıl ve önümüzdeki yılda bilhassa ambalaj kâğıdı imal etmek üzereyeni tesisler vücude getirilmesine çalışılmaktadır. Ayrıca, hususî ser­mayenin de iştirakiyle îzrnirde, (20) bin ton istihsal kapasiteli bir kâ­ğıt fabrikasının kurulmasına teşebbüs edilmiştir.Mensucat sanayiimiz de, umumî kalkınmamıza muvazi bir yolda müte­madi inkişaflar kaydetmektedir. Pamuklu mensucat sanayiindeki iğ adedi üç misline yakın bir artış kaydı ile 1954 senesinde (600) hine yük­selmiştir. 1956 senesinde bu miktar, (1) milyon iği tecavüz edecektir. Tezgâh adedi de 1950 senesinde (6) bin iken 1956 senesinde (19,500) e yükselecektir.

Yünlü mensucat sanayii de aynı hızla ilerlemektedir.

Ana sanayiden olan demir - çelik fabrikalarının artmasına, mevcutları­nın tevsiine birinci derecede ehemmiyet vermekteyiz. Karabük Demir ve Çelik Fabrikasının kapasitesini artırmak için bir yandan kok ve sin-ter tesislerinin inşasına, diğer taraftan da haddehane ve çelikmanenin tevsiine girişilmiştir. Kok ve sinter tesisleri, 1954 de işletmeye açılmış­lardır. Haddehane ve çelikhane tevsileri de, 1956 da işletmeye açılacak­tır. Bu tevsi ve tesisler sayesinde, 1956 yılında haddehane istihsali (300) bin ton, çelikhane istihsali de (350) bin tona yükselecektir. Bu tevsile-rin de ihtiyacı tamamiyle karşılamayacağı nazarı itibare alınarak, yeni bir ilâve yapılmasını hedef tutan ikinci kademe tevsilere girişilmiştir.

1954 senesinde işletmeye açılan (13) bin tonluk «santrifüj» boru fabri­kasının yanında bir yabancı firmanın iştirakiyle îzmitte (15) bin ton dikişli boru imal eden bir fabrikanın kurulmasına başlanmıştır.

1956 yılında hizmete girecek olan bu fabrika kısa bir müddet sonra (30) bin ton istihsal kapasitesine çıkarılabileceği gibi tevsii halinde (65) bin ton kapasiteye de yükselebilecektir.

Türkiyenin traktör ihtiyacını karşılamak üzere, Ziraat Bankası, Maki­ne ve Kimya Endüstrisi Kurumu, Türkiye Ziraî Donatım Kurumu ve bir Amerikan firmasının iştirakiyle tesis edilen (20) milyon lira serma­yeli «Minneapolis - Moline Türk Traktör ve Ziraat Âletleri Anonim Şir­keti» işe başlamıştır. Bu şirket, Önümüzdeki senelerde, biçer-döğer ma­kineleri imal edecek, bunların ve traktörlerin yedek parçalarını da ya­pacaktır.

Yine ayrı bir Amerikan firmasiyle işbirliği yapılarak, kamyon ve muh­telif yedek parçalar imali için bir fabrika kurulmuştur.

Köylerin ve kasabaların elektrifikasyonunda kullanılacak transforma­törleri imal etmek üzere bir fabrika kurulması mevzuunda, Etibank ile ecnebi bir firma arasında yapılmakta olan müzakere müsbet şekilde neticelenmiştir. Fabrikanın kurulmasına bu yıl içinde başlanacaktır.

Bütün bu tesislerin yanında, Amerikan yardımı ile Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu tarafından 1957 senesinde istihsale başlıyacak ve senede (66) milyon (500) bin fişek imal edecek bir fabrikanın inşasına başlanmıştır.

Memleketimiz için yeni ve fakat çok değerli bir mevzu olan et ve balık sanayiinin üzerinde de durmak isterim. İki sene zarfında Et ve Balık Kurumu başlıca istihsal ve İlıtihlâk bölgelerinde (36) fabrika ve tesis vücude getirmiştir. Bu tesislerin yanında aynca üç et kombinası, (50) yi mütecaviz soğuk depo ve buz fabrikası, balık konserve fabrikası, kon­serve ihtiyaçlarını karşılamak üzere teneke kutu fabrikası kurulması için gereken projeler hazırlanmış ve bunlardan bir kısmının ihale ve siparişleri yapılmıştır. Diğerlerinin de ihaleleri yapılmak üzeredir.

Şimdiden kurulmuş olan tesislerin millî servete temin eylediği senevi kazanç, (40) milyon lira civarındadır.

Et kombinalarının bu yıl tam faaliyete geçmesi ile yılda ortalama (250) milyon liralık hayvan ve balık mubayaa edilecektir. Bu kıymetin, mem­leketin umumî ticarî hayatında kayda değer derecede bir hareket ve canlılık yaratacağı şüphesizdir.

Uzun senelerdenberi vücud bulmasını istediğimiz bu kıymetli iktisadî teşekkülü, teknik esaslara göre, bilgi ile idare edenleri takdir etmek vazifemizdir.

Muhterem arkadaşlar,

Hububat sahasındaki istihsalimizin kaydettiği büyük artış, Toprak Mahsulleri Ofisinin vazifelerinde de büyük bir genişlemeyi icap ettir­miştir.

1946 ile 1950 seneleri arasında Toprak Ofisin, mubayaa vasatisi (550) bin ton raddesinde idi. 1950-1954 seneleri arasındaki mubayaa vasatisi ise (1) milyon (300) bin tona yükselmiştir. Bu suretle Toprak Ofisi müstakar bir ihracatçı vaziyetine girmiştir. Filhakika, bu dört senelik devre zarfında Toprak Ofisi, (2) milyon (330) bin ton hububat ihraç etmiştir.

Bu vaziyet, Ofisin temizleme, depolama tesislerinin artırılmasını zaru­rî kılmaktadır. 1950 senesinde (410) bin tondan ibaret bulunan ambar­lama ve temizleme tesisleri, yapılan yeni beton ve çelik silolarla halen (1) milyon (100) bin tona çıkarılmıştır. Bu tesisler, programlanan ve inşa halinde olan tesislerin ikmali ile (2) milyon (200) bin tona yük­selecektir.

Muhterem arkadaşlar,

Hummalı bir şekilde giriştiğimiz istihsal ve yatırım faaliyeti, pek tabiî olarak memleketimizin iç ve dış ticareti üzerinde de tesirlerini göster­mekten geri kalmamaktadır. Bu sebeple 1950 senesinde ihracatımız, (985) bin ton iken, 1954 yılında, yüzde 200 nisbetinde bir artışla (2) milyon (155) bin tona, yine 1950 yılında, (1) milyon (488) bin ton olan ithalâtımız da yüzde 60 nisbetinde bir artışla (2) milyon (572) bin tona yükselmiştir.

Müsait olmayan hava şartları içinde bile ihracatımızın kaydettiği bu yüksek artış seviyesi, istihsal sahasında giriştiğimiz azimli faaliyetin bir neticesidir.

İstihsalin çeşitli şubelerine aynı hızla tevcih edilmiş olan faaliyet saye­sinde, fena netice veren bir sektördeki istihsali, diğer sektörde elde edi­len mütemadi inkişaflar telâfi etmekte, bu suretle istihsal ve ihracatta­ki artış temposu, muhafaza edilebilmektedir. Bütün bu artışlara rağmen, ihracatımızın, ne diye ithalâtımızı karşılayamadığı ve ihracatı­mızdan fazla ithalât yapmamıza rağmen, bir takım madde darlıklarının meydana çıktığı daima birer sual mevzuu olmaktadır.

Asırlar boyunca ihmale uğramış ve iktisaden az gelişmiş bulunan mem­leketimizin bir an evvel kalkınması, itimadınızı kazanmış olan hükü­metinizin başlıca gayesi olmuştur.

Yurdumuzun, uzun yıllar az gelişmiş bir memleket vasfını muhafaza ederek, düşük-bir hayat seviyesi konjonktürü içinde, kendi müdafaası için muhtaç olduğu savunma gücünü, başkalarının yardımı ile idame etmesine ve dünyanın en nazik coğrafî bir mevkiinde barınmasına im­kân yoktur.

1950 denberi iş başında bulunan hükümetler, Türkiyenin hayat seviye­sini ve istihsalini artırmak suretiyle iktisadî potansiyelini inkişaf etti­recek ve onu, yüklenmek mecburiyetinde bulunduğu müdafaa külfetini kendi basma taşıyabilecek bir seviyeye çıkarmak, muvazeneli bir millî iktisadın temelini atmak için, mütemadi yatırımlar yapmaya gayret etmişlerdir.

Her birisi birbirinden daha verimli sahalara tevcih olunmuş ve tam bir koordinasyon halinde yapılan bu yatırımlar, söylediğim rakamlardan anlaşılacaktır ki: Randımanlarını, bilhassa önümüzdeki bir iki sene zarfında vereceklerdir. Bu suretle, Türkiye kısa bir zamanda ihracatını mühim bir miktarda artıracağı gibi birçok istihlâk maddelerini dahilde istihsal etmek suretiyle ithalâtını azaltmak imkânını da elde etmiş ola­caktır.

Fakat, bugün istihsalin artması, mütemadi yatırımlardan iş hacminin genişlemesi, hiç şüphesiz, yine verdiğim rakamlardan anlaşılacağı gibi istihlâk hacmini de artırmış bulunmaktadır. Bu istihlâk hacminin, ta-mamiyle dahilde istihsal ettiğimiz. maddelere teveccüh eden kısmında görülen artış, herhangi bir sıkıntıya sebebiyet vermemektedir. Bilâkis, artan istihlâki karşılayabilmek için, o maddelerin fazlasıyle istihsalini teşvik etmektedir. Ancak, ithal mallarına müteveccih olan istihlâk tale­bi, - muvakkat da olsa - zaman zaman bazı madde darlıkları uyandıra­cak bir mahiyet arzetmektedir.

1954 senesindeki ithalâtımızın, ithal serbestisi rejiminin hâkim bulun­duğu 1952 senesi ithalâtından (300) bin ton daha fazla olduğunu ve bu fazlalığın envestisman maddeleri sektörü ile istihlâk maddeleri sektör­leri arasında muvazeneli bir şekilde taksim edildiğini söylersem ithal maddeleri üzerinde zaman zaman hissolunan darlık sebebinin bir yandan memleketimizdeki envestismanlarm gittikçe daha hızlı bir tem­po ile yapılmasından, diğer taraftan da, memleketimizin hayat seviyesi­nin artmış bulunmasından ileri geldiği anlaşılmış olur.

Bugün, memleketimize yapılan muhtelif istihlâk maddeleri ithalâtı, 1950 deki ithalâta nazaran birkaç misli fazla olduğu gibi demir - çelik, çimen­to, makine gibi envestismanlarda kullanılan maddeler ithalâtı da, aynı seneye nazaran en az yüzde 100 nisbetinde artmış bulunmaktadır.

Türkiyenin iktisadî istiklâlini kazanmak için tuttuğu bu kalkınma yo­lunda bütün menfî mütalea ve propagandalara rağmen azimle ilerlemesi, bugün maruz kaldığı müşküllerin yenilmesi için, tutulacak yegâne yoldur. Şimdiye kadar elde ettiğimiz maddî neticeler, bize, istikbale tam bir emniyetle bakmak hak ve imkânını vermektedir.

Aziz arkadaşlar,

Münakale ve muhabere faaliyetlerimizi, millî ekonomimizin verimli bir şekilde gelişmesine hizmet edecek istikametlerde teksif etmekteyiz.

Devlet Demiryolları işletmemizin nakliyat hacmi, memleketin iktisadî sahadaki kalkınması nisbetinde artmaktadır. Bu artışı karşılamak, eski­yen, yıpranan malzeme, vasıta ve tesisleri yenilemek için, geniş bir prog­ramın tatbikine devam olunmaktadır.

Son senelerde, Posta, Telgraf ve Telefon İdaresinin ifa etmekte olduğu çeşitli hizmetler yekûnunda, yüzde yüz bir trafik artışı kaydedilmiştir. Telefon verme imkânları 1950 yılındaki mecmu kapasitesi (64,865) hat iken, 1955 yılı ağustos ayı sonunda (67,430) fazlasiyle (132,295) hatta yükselmiştir. Bundan başka, birçok şehir ve kasabalarımızda tesis ve in­şaları devam etmekte olan (59,400) telefon hattı da, önümüzdeki yıl so­nunda hizmete girmiş olacaktır.

Bu suretle memleketimizin telefon kapasitesi mecmuu, 1956 yılı sonunda (191,695) hatta yükselmiş bulunacaktır.

Memleketimizde uçak yolculuğuna rağbet, daimî bir artış halindedir. 1950 yılına nazaran yolcu sayısında yüzde 70, yük nakliyatında yüzde 50 bir artış vardır.

Hava yollarında, daha geniş, daha verimli çalışma imkânlarını temin için bir «Hava Yolları Anonim Ortaklığı» teşkiline teşebbüs edilmiştir. Şirket, pek yakında faaliyete başlıyacaktır.

Denizcilik Bankasının son seneler zarfındaki işletme neticeleri memnu­niyet vericidir.

1950 yılında, (18) milyon lira zararla bilançosunu kapatmış olan Deniz­cilik Bankası, seneden seneye bu zararını azaltmış, 1954 yılında kâr dev­resine geçmiştir. Denizcilik Bankası ile armatörlerimizin, hükümetimiz tarafından da desteklenen gayretleri   sayesinde, 1950 yılında   yekûnu

(467) bin tonilâto olan ticaret filomuz, satın alman ve ısmarlanan gemi­lerle hâlen (702) bin tonilâtoya yükselmektedir.

Denizcilik Bankası, kurulduğu andan itibaren gemi mubayaası, liman­ların Islâhı, fabrika ve havuzların iş kapasitesinin artırılması için, bugü­ne kadar (146) milyon liralık bir yatırım yapmıştır. Önümüzdeki sene­lerde, aynı mevzular için (322) milyon liralık yeni bir yatırım programı hazırlanmıştır.

Muhterem mebuslar,

Memleketin iktisadî faaliyet kollarında kaydedilen inkişaf, iş imkânları­nı geniş ölçüde artırmaktadır. Bu durum karşısında, işçi ile işveren ara­sındaki münasebetlerin millî menfaatlere uygun bir tarzda gelişmesi, iş­çilerin çalışma, sağlık ve iş emniyeti şartlarının korunması meseleleri, gün geçtikçe ehemmiyetini artırmaktadır.

Diğer istihsal sahaları için olduğu gibi, ziraat işlerinde çalışanların da iş hayatlarını tanzim için bir kanun projesi hazırlanmaktadır. Bu lâyiha yüksek tasvipleri ile kanunlaştığı takdirde, umumî çalışma mevzuatımı­zın şümulü, memleket Ölçüsünde genişlemiş olacaktır.

Malûmdur ki: Mesken politikası sosyai dâvaların başında gelir. Bu se­beple, ehemmiyet verdiğimiz işçi evleri inşası, işçilerimiz arasında geniş bir huzur havası yaratmıştır. «İşçiyi, ödeme gücüne ve sağlık şartlarına uygun ev sahibi kılma» politikasına devam edeceğiz.

Muhterem mebuslar,

İstiklâlimizin olduğu kadar cihan sulhunun da en sağlam desteklerinden biri olan kahraman ordumu.2, hepimiz için iftihar vesilesi teşkil eden mütekâmil bir seviyededir.

Silâhlı kuvvetlerimiz, modern silâhlarla teçhiz edilmektedir. Son sene­lerde fiilen iştirak ettiğimiz muharebelerden edindiğimiz tecrübelere, atom silâhlarının inkişafına göre, ordunun teşkilâtına istikamet veril­mektedir.

Bu yıl, paraşütçülük mevzuuna da ehemmiyet verilmiş, paraşütçü kıt'a-lan teşkiline başlanılmıştır.

A. B. C. şeklinde rumuzlandırılan (atom, biyoloji, kimya harbi eğiti­mi) lâyık olduğıa ehemmiyetle ele alınmıştır.

İstiklâl harbinde olduğu kadar, medeniyet ve inkılâp savaşında da er­keklerle aynı safta, omuz omuza çarpışmaktan geri kalmamış olan Türk kadınına, liyakatla ifa edeceğine şüphe olmayan subaylık mesleğine in­tisap imkânı tanınmıştır. Kara, deniz ve hava kuvvetlerinde vazife ala­cak kızlarımız, bu yıldan itibaren Harp Okullarında, erkek kardeşleriyle beraber, okumağa ve Türk kadınına has büyük kabiliyetlerini ispat et­meğe başlamışlardır.

Silâhlı kuvvetlerimizin lojistik işleri, Amerikan yardımı ve NATO çerçe­vesi içinde hazırlanan plânların tatbikiyle ideal .bir seviyeye ulaşmak yo­lundadır.

Hava meydanları, je-t uçaklarının ihtiyaçlarını karşılayacak bir hale ge­tirilmekte, deniz kuvvetlerimize ait kıyı savunma ve deniz üslerindeki lojistik tesisler, bugünkü atomik şartlara uygun şekilde takviye edilmek­tedir.

Yurdumuzun muhtelif yerlerinde medenî vasıtaları havi yeni garnizon­lar inşasına büyük ehemmiyet verilmektedir. Bu maksatla (10) yıllık bir inşaat plânı hazırlanmıştır. Bu plânın tatbikini mümkün kılacak olan (âmme hizmetlerine tahsis edilip kullanılmasına lüzum kalmayan «gay-rimenkullerin» tasfiyesi hakkındaki kanun lâyihası) hâlen yüksek mec­lisinize sunulmuş bulunmaktadır.

Silâhlı kuvvetlerimizin tekâmülü yolunda, dost ve müttefikimiz Ameri­kanın şimdiye kadar yaptığı (4) milyar liraya yalsın bir kıymetteki yar­dımlarına ve yine dost ve müttefikimiz Kanadanın, ordumuzu modern harp silâh ve vasıtaları ile teçhiz etmek hususundaki himmet ve muave­netine karşı, kalbimizdeki şükran duygularını da huzurunuzda ifade et­meği, Ödenmesi lâzım gelen bir borç sayarım.Bütün dünyaca teslim edilen kuvvet ve kudreti, her geçen gün biraz da­ha artan kahraman silâhlı kuvvetlerimiz, milletimizin her vesiie ile ken­dilerine izhardan geri kalmadığı derin muhabbet ve hudutsuz itimada lâyık olduklarını ispata bütün gayretleriyle çalışmaktadır.Millî varlığımızın mesnedi olan silâhlı kuvvetlerimizden, milletin muhte­rem vekilleri sizlere, bu suretle bahsetmek, benim için en büyük zevk ve bahtiyarlıktır.

Muhterem arkadaşlar,

Şimdi de, dış siyaset mevzuuna geçeceğim:

Geçen senedenberi, hürriyet ve sulh cephesinin maruz bulunduğu tehli­kelerin azaldığına delâlet edecek hiçbir emareye tesadüf edilememekte­dir. Vakıa, bir müddet evvel başlamış bulunan sulh taarruzu, gittikçe inkişaf etmekte, iki cepheye mensup liderler arasındaki görüşmeler sık­laşmaktadır. Biz Cenevre konferansında taraflar arasında umumî emni­yeti, hakikî ve sağlam mesnetlere istinat ettirecek bir anlaşmaya varıl­masını temenni etmekteyiz. Fakat, şimdiye kadar, maalesef, bu görüş­melerden müsbet bir netice elde edilemediği gibi, tecavüz emelleri besle­yenlerin, bu arzularından vazgeçtiklerini gösterecek delillerle de karşı­laşmış değiliz. Bu devletler, henüz ne silâhların kontrolünü mümkün kı­lacak bir surette tahdidini kabul etmişler, ne de bütün sulh cephesinin etrafında tahşid edilmiş olan kuvvetlerini azaltmışlardır. Bilâkis bu dev­letlerin, her gün silâhlarını biraz daha artırdıklarına dair haberler al­makta, civarımızda bizi biç de temin ve tatmin etmeyen siyasî tezahür­lere ve hareketlere rastlamaktayız.

Bu vaziyet karşısında, sulh cephesine mensup her devlete düşen vazife, sulh taarruzunun samimî bir şekilde fiiliyata intikaline intizaren, men­sup oldukları müdafaa cephelerini ve gayretlerini gevşetmek şöyle dur­sun, her fırsattan istifade ile, cephelerini kuvvet ve tesanütle tarsine gayret etmektir.

Bu düşünce ile hareket eden memleketimiz, bulunduğumuz bölgedeki komşularımızla, müşterek müdafaamızı temin etmek gayesi ile, daha sıla bir işbirliğine girmeye çalışmıştır.

Bu devre içinde, Türkiyenin dost ve komşulariyle bu yolda sarfettiği me­sainin en büyük semeresini Bağdad Paktı teşkil eylemiştir. Geçen sene kardeş PaMstanla yaptığımız «Dostane İşbirliği Anlaşması» nm Bağdad Paktının akdinde ne mühim bir merhale olduğunu izaha hacet görmü­yorum.

Bağdad Paktının akdinde de, kardeş Irak'ın gösterdiği yüksek azim, bu kıymetli müttefikimize, sulhsever milletler camiası içinde, müstesna bir mevki temin eylemiştir.

Türkiye, kardeş Irak'la birlikte bu paktı, bütün sulhsever milletlerin ol­duğu gibi, kendilerinin de maruz bulundukları, büyük tehlikeyi önlemek için imzalamıştır. Bu pakt, yalnız muhtemel bir mütecavizi Önlemek ga­yesini gütmektedir. Başta Arap Birliği topluluğu bulunmak üzere, böl­gedeki hiçbir mevcudiyete tevcih edilmiş değildir. Bu hakikatin her gün biraz daha anlaşılmakta olduğuna eminyetimiz vardır.

Paktın mazhar olduğu seri genişleme, kıymetinin ve ehemmiyetinin en güzel delilidir. Pakta, daha bir yaşma basmadan büyük dostumuz ve müttefikimiz İngiltere iltihak etmiştir. Geçenlerde, bu iltihakı cihan si­yasetinde rolü ve ehemmiyeti takdire değer bir sür'atle büyüyen dost ve kardeş Pakistan takip etmiştir.

Bundan sonra, bölgemizin en mümtaz devletlerinden biri olan komşu ve kardeş İran'ın iltihakı vuku bulmuştur. Bu iltihaklardan her biri muh­telif bakımlardan ayrı ayrı büyük değer taşımaktadır.

Orta Doğuda, İran'ın da iltihakı ile, kuzey müdafaa hattı denilen sulh cephesi teessüs etmiş, Türkiye ve Pakistan vasıtası ile Nato ile Seato arasında irtibat kurulmuştur.

Bu paktın, teessüsü ânından itibaren, büyük dostumuz ve müttefikimiz Amerİkamn, mütemadi müzaheret ve teşvikine mazhar olduğunu şük­ranla kaydetmek lâzımdır.

Bu müzaheret ve alâkanın, ahiren kardeş İran'ın pakta iltihakı müna­sebetiyle teyid edilmiş bulunmasını, âti için hayırlı ve ümit veric: ^elâkki etmekteyiz.

Bağdad Paktının akdiyle memleketimiz, yekdiğerinin temadisi olan üç bölgenin, Batı Avrupa, Balkanlar ve Orta Doğunun sulh, emniyet, istik­rar ve tealisi gayesini güden üç teşekkülün aynı zamanda âzası olmuştur.

Bunların her birine büyük bir sadakatle bağlı bulunan Türkiye, her üçü­nün de gittikçe daha sıkı bir işbirliğine ve tesanüd esasına istinad etme­leri için elinden gelen gayreti sarfetmeye azmetmiştir.

Bu vesile ile İzmir ve İstanbulda cereyan eden ve nutkuma başlarken söylediğim gibi bütün Türk milletini ıztırap içinde bırakan 6-7 eylül hâ­diseleri dolayısiyle Yunanistanla aramızda tahaddüs eden meseleden bahsetmeyi lüzumlu görüyorum.

Türkiye hükümeti, Türk milletine yabancı veya onun hakikî duyguları­na bigâne ve düşman unsurların eseri olan bu hâdise dolayısiyle duydu-ğu teessürü Yunan hükümetine bildirmekten geri kalmamıştır.

İki milletin yüksek menfaatleri, onların birbirleriyle iyi geçinmelerini ve dost olmalarını icabettirmektedir. Türkiye, bu prensipten ayrılmak fik­rinde değildir. Yunanistanm da aynı yolda yürümesinden büyük mem­nuniyet duyacaktır.

Burada, Türk umumî efkârının büyük alâka ve titizlikle üzerinde durdu­ğu Kıbrıs meselesinin tahliline girmek istemiyorum. Türkiyenin tezi Londra konferansında ve Birleşmiş Milletlerde açıklanmıştır. Birleşmiş Milletler bildiğiniz gibi bu meselenin gündeme alınmasını reddetmiştir.

Türkiyenin, bütün müttefikleriyle olan münasebetleri memnuniyet ve­rici olmakta devam etmektedir.

Türkiye Nato müttefiklerinden olan İngiltere ile Bağdad Paktı vesile­siyle bir defa daha ittifak akdetmiş olmaktan ayrıca memnuniyet duy­maktadır.

Büyük dostumuz ve müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleriyle mevcut işbirliğimiz de her gün yeni sahalarda inkişaflar kaydetmektedir. Bildiği­niz giDi, 3 mayıs 1955 tarihinde, Birleşik Amerika devletleriyle, ilk atom enerjisinin sulhçu maksatlarla kullanılması anlaşmasını imzalamış bu­lunmaktayız. Bu anlaşmaya istinaden Amerika Birleşik Devletleriyle yaptığımız işbirliği sayesinde, yakın bir âtide, memleketimizde de atom enerjisi sahasında büyük inkişaflar beklemekteyiz.

Bu sene dış siyasetimizde kayda değer bir hâdise de Bandung'daki As­ya - Afrika konferansına İştirak etmemiz olmuştur. Bu konferansta Asya - Afrikalı devletlerin büyük bir ekseriyetini, hür dünyanın kar­şılaştığı tehlikeler önünde ne kadar uyanık bulunduklarını görmek­ten büyük bir memnuniyet duymaktayız.

Geçen bir sene zarfında bir çok dost devletleri, gerek "ben, gerek Baş­vekilimiz ziyaret etmek fırsatını elde ettiğimiz gibi, bir çok dost dev­letlerin muhterem reisleriyle hükümet adamları da, Türkiyeyi ziya­ret etmişlerdir.

Bu cümleden olarak geçen şubatta Pakistan'a yaptığım resmî ziyare­tin kıymetli hâtırasını derin bir memnuniyetle muhafaza etmekteyim. Bu kardeş memleketin, bize karşı itimat ve itibar hisleri ve hâdiseler karşısında azim ve karar kabiliyeti mümtaz bir mahiyettedir. O za­man genel valilik makamını, büyük kiyasetle Ghulam Muhammed iş­gal ediyordu. Bugün, sıhhî durumu yüzünden vazifesinden ayrılan bu büyük devlet adamının yerine gelen derin görüşlü, değerli şahsi­yeti o zaman tanımak ve anlamak benim için müstesna bir kıymet olmuştur.

Aynı şubat ayı içinde, Fakistandan sonra İrak'a da resmi bir ziyaret yapmak şerefini kazandım. O sırada Bağdat Paktı imzalanmıştı. Bu suretle bu kıymetli komşularımıza yalnız kardeşçe değil, müttefik di­ye de hitap etmek imkânı hâsıl olmuştu.

Bu ziyareti iade için majeste İrak Melikinin Altes Veliahtleriyle bir­likte memleketimizi teşrifleri bizde çok kıymetli, unutulmaz hâtıra­lar bırakmıştır.

Başvekilinizin Bağdat'ta yaptığı hayırlı iki seyahat da dahil olmak üzere, yapılan karşılıklı samimî ziyaretler, Arap âlemi ile aramızda daima suitefehhümler bulunmasını isteyenlere karşı da, beliğ bir ce­vap teşkil etmiştir.

Hatırlarsınız bundan sonraki resmî ziyaretim Lübnan'a vuku bulmuş­tur. Bundan evvel, muhterem Lübnan Reisicumhuru memleketimizi şereflendirmişler, Türklerin, Lübnan'ı ve Lübnanlıların şahsında Arap âlemini, ne büyük ve samimî duygularla sevdiklerini, iyilikleri­ni istediklerini bizzat görmüşlerdir. Benim Lübnan'da gördüğüm mu­kabele aynı samimiyet ve sıcaklıkta olmuştur.

Büyük komşumuz, çok kadîm dostumuz, İran'a yaptığım ziyaretten döneli henüz pek az zaman geçmiştir. Bu ziyaretin, memleketimizde derin bir alâka ile takip edildiğini bildiğim için, bu çok taze hâdisenin en büyük samimiyet, kardeşlik ve itimat havası içinde geçtiğini hatır­latmaya lüzum görmüyorum. Orada, kalkınma azmine, sevgi ve iti­mat hislerine şahit oldum.Tahran'da iken, büyük Pehlevî'nin her. bakımdan hayırlı halefi Ma­jeste Şehinşahı, memleketimize resmî bir ziyaret yapmağa davet et­tim. Kabul buyurdular. Majesteleriyle memleketimizde tekrar buluş­maktan duyacağım bahtiyarlık büyük olacaktır.Müttefikimiz kardeş İran'la olan iktisadî münasebatımızı genişlet­meye başlamış bulunuyoruz. Bu cümleden olarak, demir ve karayolla­rı vasıtasiyle, aramızda münakale imkânlarını çoğaltmak ve İsken­derun limanını da İranın istifadesine açmak, ilk hedefimiz olacaktır.

Bir kaç gün sonra Ürdün'e de resmî bir ziyaret yapacağım. Memleke­timizi geçen sene resmî ziyarette bulunan Majeste Melik Hüseyin Bin Taîlâl'e Ürdün'de necip milletinin sinesinde mülâki olmak, birbirini iyi anlayan iki memleket arasındaki dostluk ve kardeşlik bağlarının takviyesine çahşmak beni ziyadesiyle memnun edecektir.

Ocak 1955'te, Başvekilimiz, Akdeniz havzasının emniyet, istikrar ve tealisi bakımından mühim mevkii ile mütenasip bir işbirliği zihniyeti gösteren, İtalyayı ziyaret etmişlerdir. Nato içinde müttefikimiz olan bu devletle, karşılıklı münasebetlerimiz her gün memnuniyet verici bir şekilde artmakta ve rasanet bulmaktadır.

Yine mayıs 1955 te Başvekilimiz, vaki davet üzerine Belgradı ziyaret etmiş ve müttefikimiz Yugoslavya Devlet Reisi Sayın Mareşal Tito ve Yugoslav devlet adamlariyle, işbirliğimiz hususunda karşılıklı fikir teatisinde bulunmak fırsatını elde etmiştir.

Bu arada bize büyük askerî yardımlarda bulunan Müttefik Kanada-nın Millî Müdafaa Vekili, memleketimizi ziyaret etmişlerdir. Bizi pek bahtiyar eden bu ziyaretinden büyük bir memnuniyet duyduğumuzu da kaydetmeliyim.

Dost ve kardeş Afganistan hükümetinin değerli Başvekil Yardımcısı ve Hariciye Vekili Altes Serdar Naim Han'ın yaptığı ziyaret de bizi memnun etmiştir.

Her ikisi de dostumuz ve kardeşimiz olan Afganistan vs Pakistan ara­sında mevcut ihtilâftan dolayı büyük üzüntü duyduğumuzu burada ifade etmek isterim.

Aralarında maddî mânevi bir çok bağlar bulunan bu iki komşu devle­tin, münasebetlerini dostluk ve kardeşlik esaslarına istinat ettirmele­ri, kendilerinin olduğu kadar bulunduğumuz mmtakadaki bütün dev­letlerin de menafi! iktizasındandır.

Yine bu ziyaretler arasında, hâtırasını büyük bir memnuniyetle andı-dığımız bir Fransız parlâmento grupunun memleketimize yaptığı zi­yaretle, dost ve müttefik Almanyanın hâlen memleketimizde bulunan sayın Millî Müdafaa Nazırının yaptığı ziyareti zikretmek isterim. Bu vesile ile Almanya ile Nato teşkilâtı içinde müttefik olarak buluşmak­tan duyduğumuz memnuniyeti ifade etmekten zevk duyuyorum.

Savm mebuslar,

Bütün imkânları kıymetlendirme, teşebbüsü ele almak, icap eden hal­lerde mesuliyetlerimizi bilerek faaliyete geçmek suretiyle beş seneden-beri takip edegeldiğimiz haricî siyasetin hayırlı neticelerle yüklü olan bu seneki tecellilerinin yaptığım kısa tahliline, burada son veriyorum. Her zaman tekrarladığım gibi milletimizin selim düşüncesine, azim ve iradesine dayanan çalışmalarımızın verdiği neticeler, âti için bize, da­ima artan bir şevk ve gayret menbaı olmaktadır. Milletimize olduğu kadar bütün sulhsever milletlere hizmet ettiğimiz kanaatiyle, dürüst­lüğüne inandığımız bu yolda devam edeceğiz.

Sayın milletvekilleri,

Sözüm burada sona ermiştir. Büyük Meclise başarılar diler, hepinizi hürmetle selâmlarım.

Federal Almanya Millî Müdafaa Vekilinin basın toplantısı:

Kasım 1955

İstanbul :

Şehrimizde bulunmakta olan Federal Almanya Milli Müdafaa Vekili' Ekselans Theodor Blank beraberinde Alman Erkanıharbiyeiumumiye Reisi General Adolf Heusinger, Erkanıharbiyeiumumiye İkinci Reisi­miz Korgeneral Rüştü Erdelhun ve yüksek rütbeli Türk subayları bu­lunduğu halde bugün saat 18,30 da Hilton Otelinde bir basın toplan­tısı yapmıştır.

Misafir Vekil verdiği beyanatta Türkiyeyi ziyaretinin sebeplerini izah etmiş ve eski Millî Müdafaa Vekili ve hâlen Dahiliye Vekili olan Et-hem Menderesin evvelce Bonn'a yapmış bulunduğu ziyareti iade et­mekle büyük bir bahtiyarlık duyduğunu bildirmiştir.

Theodor Blank aynı zamanda, bu ziyareti ile Türk - Alman dostluğu­nun yalnız bugün için değil, fakat her zaman sağlam ve sarsılmaz bir bünye arzetmiş olduğu hakikatinin de bir kere daha tavazzuh edeceği­ni sözlerine ilâve etmiştir.

Alman Millî Müdafaa Vekili, bundan sonra sözü Türk ordusunun üs­tün ve cidden takdir ile müşahede edilecek durumuna getirerek ez­cümle şunları söylemiştir:

«Bilirsiniz ki, biz Almanya için yeni bir ordu teşkil etmeyi Natoya ta­ahhüt ettik. Bu durumda olan bir memleketin elbette ki diğer dost memleketlerin orduları hakkında bilgi sahibi olması gerekir.

Aynı zamanda Türklerin ve Almanların tabiaten ve karakter itibariy­le birbirlerine çok benzemeleri ve bir çok müşterek vasıfları haiz bu­lunmaları dolayısiyle, dost Türk ordusu hakkında bizim için faydalı olan bilgileri Öğrenmeyi bilhassa arzu ettik. Memleketinizde gerek hükümetinizin gerek askerî mehafilinizin gerekse halkınızın hakkı­mızda gösterdikleri çok sıcak ve her türlü tahminlerin üzerindeki par­lak hüsnükabul bizi fevkalâde mütehassis etti.

Kanaatimizce Türk - Alman dostluğu, o derece derin ve o kadar sağ­lamdır ki, bu dostluğun haleldar olması asla mevzuu bahis değildir. Türk ve Alman işbirliğini çok daha genişletebileceğimiz ümidindeyiz.Askerî teşekkülleriniz hakkında elde ettiğimiz bilgi bizim için çok faydalı olmuştur. Müsaade ederseniz, Türk ordusu hakkındaki teknik görüşlerini General Heusinger size anlatsın. Onun teknik hususta benden daha ziyade söz sahibi olduğunu takdir edersiniz.»

Alman Millî Müdafaa Vekilinin bu konuşmasından sonra söz alan Al­man Erkâmharbiyei Umumiye Reisi General Adolf Heusinger, bilhas­sa Türk ordusunun fevkalâde disiplinle yetiştirilmiş erlerden müteşek­kil olduğunu ve Türk askerinin kuvvetli ve sert oluşundan müstesna meziyetin derhal farkedilebileeeğini, harb silâhlarının kullanılmasın­daki kolaylık ve üstün tekniğin bu ordunun mükemmel bir şekilde yetiştirilmiş bulunduğu intibaını derhal verdiğini ifade etmiş ve söz­lerini şöyle bitirmiştir:

«Herhangi bir tecavüz vukuunda Türk milletinin ve Türk ordusunun kendini müdafaa için mükemmel bir şekilde hazır bulunduğu hakkın­daki kanaat bende uyanan en tesirli intibadır.

Bundan sonra gazetecilerin sordukları muhtelif suallere cevap veren Federal Almanya Millî Müdafaa Vekili Theodor Blank, Alman ordusu­nun üç sene içinde kurulabileceğini ve 1959 ocak ayında Almanyanm elinde 500,000 kişilik bir ordu bulunacağını, eski Alman ordusunda va­zife görenlerden karakter ve liyakatleri uygun görülenlerin rütbeleri­nin iade edileceğini ve Türkiyeden ayrılırken Türk hükümeti ile Türk milletine en derin takdir ve muhabbet duygularının iblâğını Türk ba­sınından rica ettiğini bildirmiştir.

Başvekilimizin Çorum'daki konuşması:

7 Kasım 1955

 Çorum :

Başvekil Adnan Menderes, bugün akşam üzeri Çorum'a muvasalatın­da hükümet konağı önünde toplanan halka hitaben şu konuşmayı yapmıştır:

«Sevgili Çorumlular, aziz vatandaşlarım,

Beni, bu çok geç vakte kadar beklemiş olmanızdan dolayı hepinize candan teşekkürlerimi arzederim. Bu sefer Çorum'a gelmek için prog­ramımızda değişiklik yapmak mecburiyetinde kaldık. Bu da sizin mu­habbetiniz ve bizi huzurunuzda görmeyi candan arzu etmenizden ile­ri gelmiştir.

Çorum'a gelmeyi ne zamandır emel edinmiştim. Bu emelim nihayet bugün tahakkuk etti, bu soğuk havada bu saate kadar beklemiş ol­manızdan dolayı hem özür diler, hem de tekrar candan sizlere teşek­kürlerimi arzederim.

Sevgili Çorumlular,

Bizi geç vakitlere kadar bu soğukta beklediniz. Fakat kabahat bizde değil, bugün, öğleyin saat 12 de Kayseriden yola çıkmayı hesaplıyorduk. Kayserili vatandaşlarım bizi saat 15,30'a kadar alakoydular. Kay­serinin şu fabrikası, şu okulu, şu atölyesi, şu binası ve şu yolu derken geciktik. Bu sebepten dolayı bizi bu kadar beklemek zahmetine kat­lanmış bulunuyorsunuz. Ayrıca sevgili Merzifonlular da, bizi bir müd­det alakoydular. İşte sizleri mevsimin bu ilk soğuğunda fazla alakoy-mak doğru olmaz. Kısaca bir kaç sözle huzurunuzdan ayrılayım.

Sevgili Çorumlular,

Memleketin her tarafında işlerimiz yolundadır. Yiğit Türk milleti ha­yatından memnun ve istikbalinden emin, işiyle, gücü ile meşgul bu­lunuyor.

Buraya gelmezden evvel gittiğim İzmirde, Kemalpaşada, Manisada. Salihlide, Turgutluda ve geçtiğim yollar boyunca bütün vatandaşlar, iktidara ve hükümete itimatlarını ve muhabbetlerini bildirmekte bü­yük tehalük gösterdiler.

Milletimiz, hükümetin icraatından mutmain olduğu gibi, âtiden ve is-, tikbalinden de emin bulunuyor. Bir mesul hükümet adamı için bunu müşahede etmekten büyük bahtiyarlık olabilir mi?

Vatandaşlarım,

Memleket baştan başa inşa halindedir, denilebilir, tabiî siz de seyahat ediyor ve görüyorsunuzdur. Lâkin Çorum bu yapılanlardan belki tam olarak hissesini almış değildir. Buna rağmen köylerinizin içme suları işi hemen hemen bitirilmek üzeredir. Mektep ve maarif işleriniz ileri­dir. Bütün kazalarınızda sağlık merkezleri yapılmış, bir ikisinde de yapılmaktadır. Güzel hükümet binanız bitmiştir. Adliye sarayınızın yarın temeli atılacaktır. Çimento fabrikanızın inşası epey ilerlemiş ve 1956 da tamamen bitmiş olacaktır. Vaktin müsaadesizliği, Çorum'u şimdi lâyıkiyle gezmek imkânını vermemektedir. Fakat, yarın gezerek Çorum'un ihtiyaçlarını bizzat yakından görmek suretiyle bu ihtiyaç­ların yerine getirilmesi için hiç bir imkânı kacırmıyacağız.

Sevgili Çorumlular,

Sizlere, bir kaç söz daha söylemek istiyorum. 1956 senesinde sizin çi­mento fabrikanızdan başka daha beş çimento fabrikası bitecek, 1955 te ise, Ankara Çimento Fabrikası açılacak. Ayrıca, iki çimento fabri­kasının da büyütülmesi inşaatı bitecektir. Yalnız büyültme deyince ehemmiyetsiz bir şey zannetmeyiniz. Yapılacak bu tevsilerin her biri sizin çimento fabrikanızdan büyük olacaktır. 1955 te üç çimento fab­rikası, 1956 da 6 çimento fabrikası işlemeye başlıyacaktır. 1957 de ise, daha bir çok çimento fabrikası.... Bunun mânası ne kadar ehemmiyet­lidir?

Bu sene, şeker darlığından ebediyyen kendimizi nasıl kurtarmış isek, 1956 da da dışarıdan çimento satın almaktan ebediyyen kurtulacağız.

Sevgili Çorumlular,

1956, nihayet 1957 senesi içinde demir istihsalinde 300.000 tonu aşmış olacağız.

Mensucat sanayiimiz 1950 senesinde 240 bin iğ olarak hesap edilirken 1956 da bir milyon iği çok aşmış olacaktır. Ve ne bahtiyarız ki, şimdi­ye kadar 100 milyonlar sarfı ile kısmı azamı hariçten temin edilen mensucat ihtiyacımızı artık, kentli pamuğumuzu işleyerek karşılama­ğa başlamak üzereyiz. Hattâ bir müddet sonra istihsalimiz daha da artacak ve harice ihraç etmeye başliyacağız. Yani harice ham madde olarak değil, mamul olarak pamuk ihraç edilecektir.

Sevgili Çorumlular,

1955 senesinde şeker, gelecek sene çimento ve dokuma ve nihayet de­mir ihtiyaçlarımız, hariçten getirmeğe mecbur kalmadan karşılanmış olacak ve bu suretle de mahrumiyetim çektiğimiz bu esaslı ihtiyaç maddelerini iki üç sene içinde memlekette bol, bol istihsal imkânım el­de etmiş olacağız. Bahtsızlığın, fakrü sefaletin ve her çeşitten mahru­miyetin sırtını mutlaka yere getireceğiz.

Sevgili vatandaşlarım,

Biraz da politikadan, siyaset dedikodularından bahsedeyim. Yapılacak belediye seçimine Cumhuriyet Halk Partisi girmiyor. Neden girmiyor?

Bunun sebebi onlara göre memlekette hürriyet yokmuş da ondan...

Buna inanıyor musunuz? Bu memlekette hürriyetsizliğin ve seçim emniyetsizliğinin bir partiyi belediye seçimlerine girmekten raenede-ceğine zerre kadar ihtimal verir misiniz? Asla... Bu kafiyen doğru değildir, bu yalandır.

Onların seçimlere girmemelerinin sebepleri başkadır: Evvelâ, kaybe­deceklerini bildikleri içindir. İkincisi, Demokrat Parti iktidarını ve ni­hayet memleketimizin, dış memleketlere karşı, ecnebilere karşı jurnal etmek için bu seçimlere girmiyorlar... Seçimlere girmiyoruz, çünkü hürriyet yok, seçim emniyeti yok diyorlar. Ne yazık ki, ne ayıp... Bu jurnalcilik değil de nedir?

Başka sebepler de var. Nasıl olsa seçimleri kazanmıyacağız hiç olmazsa seçimlere girmemenin ifade edeceği menfî mâna ve protesto ifadesinden memleketi ve iktidarı harice karşı kötülemek ve jurnal etmek suretiyle istifade edelim diye düşünmüş olmaları hatıra geliyor. Bir başka sebep te, muhalefet seçimlere girmediği takdirde bizi partimiz içinde birbiri­mize katmak ümidine de kapılmış görünüyorlar. Bizi birbirimizle kavga ettirmeyi ümit ediyorlar.

Nitekim biliyorsunuz ki, son zamanlarda müstakiller diye bir moda al­dı yürüdü. Müstakil ne demek? Her hangi bîr namzetler listesi yüzde yüz herkesi tatmin edici olmıyabilir. Ve bazılarının görüşüne göre az ve­ya çok hatalı olabilir. Bunu bahane ederek kendisinin namzet gösterimemesinden hiddetlenen ve ihtiraslarının eseri olanlar partilerini terk edip giderek, müstakil olduklarını ilân suretiyle seçimlerde talihlerini denemeğe nasıl teşebbüs edebilirler? Sebep ve bahane ne olursa olsun, o güne kadar içinde bulundukları partiye bir tekme vurup kendilerini nasıl müstakil ilân edebilirler. Bunların çoğunda seçimi kazanalım yine nasıl olsa partiye tekrar avdet ederiz, düşüncesiyle hareket ettikleri anlaşılıyor. Halbuki bunları asla partiye almıyacağiz. Fakat müstakil partili olduklarını ilân etmiş olan partililer bu ihtiraslı hatalarından şimdi dönerlerse aramızda yine yerleri vardır.

Aziz vatandaşlarım,

Bu müstakillik ve saire hikâyeleri hep bir siyasî ahlâk buhranına de­lâlet eden hâdiselerdir. Kazalarda, vilâyetlerde meclisi umumî veya belediye seçimlerinde namzet gösterilmeyi ihtirasla arzu eden ve bek­leyen bir takım partililer bu arzularının tahakkuk etmediğini görme­nin infial ve hiddeti içinde partilerine bir hançer şaplamak teşebbü­sünde bulunmakta asla beis görmüyorlar. Daha da ileri gidelim, yine bir siyasî ahlâk meselesi olarak, meselâ her hangi bir satın veya kim­selerin Vekil olmak veya istediği halde olamamak ve Vekil iken Vekil­likten uzaklaşmak mecburiyeti karşısında hırs ve infial ile keza parti­lerini yok etmeğe gayret edercesine teşebbüs ve hareketlere geçtikleri görülüyor. Tabiatiyle bu zevat- biz Vekil olamadık veya Vekillikten uzaklaştırıldık veyahut şunu, bunu arzu ediyorduk ta nail olamadık diyerekten partiden ayrılacaklar ve onlara siyasî hürriyetlerini veren ve onları mebus ve zamanında Vekil yapan partilerine karşı bu sebep­ten ihanete kalkıştıklarını söyleyecek değillerdir. Bir takım büyük lâf­lar edecekler, ihtiraslarına (idealimiz) mantosu giydirecekler, doğru­dan ve cepheden değil, yan yollardan ve arkadan ve zayıf hüviyetlerini gizliyerek, hücuma kalkacaklardır. Fakat umumî efkâr bunları zayıf-hüviyetleriyle teşhiste elbette gecikecektir. Ha bu müstakiller, yani mec­lisi umumî veya belediye namzetleri listelerine giremedikleri için sözde müstakillik mesleğine sapanlar, ha şu veya bu bahane ile büyük sözler ederek partilerini arkadan vurabilmek için hücuma kalkışanlar... Bun­ların hepsi, hiç şüphe yok ki ayni asla dayanan sebeplerin tesiri altın­da hareket etmektedirler.

Memlekette siyasî hayat lâyiki veçhile gelişmemiş, partilerin ve.parti­ye mensup olmanın mânası iyice anlaşılmamış olduğu için siyasî ahlâ­kın kaide ve icapları da teessüs edememiştir. Bu tarz hareketler parti hayatını ve dolayısiyle demokrasimizi soysuzlaştırmak demek olur. Bi­raz tahlil edilecek olursa, bu gibi hareketlerin ekseriyete hücum etmeğe kalkışmak suretiyle azlıkta ve ekalliyette kalmanın hacmini, istika­metini almağa teşebbüs etmek mânasına geleceği derhal anlaşılır. Parti hayatını ve demokrasiyi soysuzlaştıran ve siyasî skandal mahiyetinde olan bu gibi hareketler revaçtan düştüğü zamandır ki, ancak, demok­rasimiz tabiî tekâmül seyrini gereği gibi takip etmeğe başlıyabilir.Ya Halk Partisinin seçimlere girmemek kararı ile bütün mensuplarını müstakil unvanı altında mücadeleye sevketmesi arasındaki tezada ne diyelim? Şayet bu Halk Partililer müstakil iseler, o halde partiden alâ­kaları kesilmek icabeder. Aksi takdirde Halk Partisinin seçimlere gir­memek kararı sadece ve sadece bir muvazaadan ibaret kalır... Ve mu­halefetin bu hareketinin mânası, seçimleri kahir bir mağlûbiyetle kay­betmekten korkarak güya iştirak etmemek kararım ilân etmek ve mu­kadder mağlûbiyeti bu suretle bertaraf ettikten sonra yine de el al­tından ve muvazaa yolu ile seçimlere iştirak etmek demek olmaz mı? Bütün bunların sebebi memleketimizde siyasî hayatın henüz gereği gibi inkişaf etmemiş ve siyaset ahlâkının henüz istikrar bulmamış olmasıdır.

Bunun neticesidir ki, bîr kısım insanların bugün için bir partiye men­subiyetleri daha ziyade şahsî his ve emellerinden ve hattâ şahsî men­faat kaygusundan ibaret görünüyor. Onun için şahsî düşünce ve men­faatleri ile bir partiye bağlılığın icapları tezat halinde bulunduğu buh­ran anları gelince, mesele siyasî ahlâk bakımından iflâsla neticele­niyor.

Mücadele edecek muhalif partililerin bile partilerine bağlı kalmak hu­susunda siyasî ahlâkla ve muhkemce mücehhez olmalarını temenni et­mekteyim.

Sevgili vatandaşlarım,

Emin olunuz ki, salim bir siyasî hayatın teessüsü bu memlekette elbet­te mümkün olacak ve olur olmaz sebeplerle partisini terketmek hâdi­selerinin sık tekerrürü ve grup grup vukua gelmesi bir siyasî skandal manzarası arzeden ayrılış ve arkadan veya içinden partisine hücum gi­bi hareketler siyasî hayatımızdan silinip gidecektir.»

Başvekil Adnan Menderes, Çorumluları geç vakitlere kadar bekletmiş olduğundan dolayı özür dileyerek tekrar geleceğini vaadederek konuş­masına sürekli alkışlar arasında son vermiştir.

Başvekilimizin Amasyadaki konuşması: 8 Kasım 1955

 Amasya :

Başvekil Adnan Menderes binlerce Amasyalıya hitaben bugün şu ko­nuşmayı yapmıştır:

«Amasyalılar sevgili ve aziz vatandaşlarım, bizleri ne kadar tehalük ve heyecanla beklemekte olduğunuzu gördük.

Gösterdiğiniz teveccüh, muhabbet ve İltifat ile telkin etmiş olduğunuz minnettarlık ve şükran hisleri, bir insan kalbinin taşıyabileceğinden çok fazladır. Hepinize şükranlarımızı arzederim.

Aziz Amasyalılar,

Çoktanberi arzu etmeme rağmen, muhalefette bulunduğumuz zaman-danberi yani iktidarı devralıp vazifeye başladığımız gündenberi Araas-yaya maalesef gelemedik. Bu sebeple her şeyden evvel sizlerden özür dilemek isterim. Bizi affediniz ve bunu memleket hizmetindeki meş­guliyetlerimizin çokluğuna bağışlayınız. Fakat bu defa Amasyayı ziya­retimizden sonra, tekrar ve tekrar gelmek arzusu İle daima heyecan içinde olacağım ve Amasyanm ihtiyaçlarını ve işlerini yakından takip edebilmek maksadiyle bu ziyaretlerimiz daima tekerrür edecektir. Dai­ma aranızda bulunacağım. Ve bu suretle bazı noktalarda ıstırap haline gelen ihtiyaçlarınızı bertaraf edebilmek ve dolayısiyle gösterdiğiniz iti­mat ve muhabbete îâyik olabilmek için durmadan çalışacağız.

Uzun yılların ihmaline uğramış bir memlekette, asırların ihmalini kısa bir zaman zarfında bertaraf edebilmek elbette mümkün olmıyor. Geç­mişte, su işleri yapılmış olsaydı, yol İşleri yapılmış olsaydı, mektep dâ­vası hiç değilse yüzde 60-70 halledilmiş olsaydı ve iktisadî sahada küçük bir faaliyet gösterilseydi ve yine ziraat sahasında bir kalkılma hare­keti ele alınmış bulunsaydı, yani biz iktidara geldiğimizde memleketi biraz daha ileri bulsaydık hiç şüphesiz bugüne kadar gösterdiğimiz gay­retler daha verimli olurdu. Ve medenî milletler seviyesine yaklaşmak bu kadar zor ve yorucu olmazdı. Ne çare ki, uzun yılların ihmali bizi başka memleketlerin hallettikleri birçok medenî ihtiyaçları gidermek mecburiyeti ile karşı karsıya getirmiş bulunuyor. Ve böylece de bahtı­mızı ve imkânlarımızı tasarrufa imkân bırakmıyor.

Muhterem Amasyalılar,

Sizlerin de bildiğiniz gibi 1950 denberi az şeyler yapılmış değildir. Bir memleketi toptan kalkındırmak, bir memleketin hayat seviyesini yük­seltmek mucize ile kabil değildir. Kimsenin elinde Musanm asası yok­tur ki, nehirleri çevirsin, denizlerden yol açsın ve koskoca bir memle­keti baştan başa ve bir anda mamureye çevirebilmek mümkün olabil­sin. Bir devletin millî ihtiyacını karşılayacak iktisadî kalkınmanın ne kadar güç bir iş olduğu malûmunuzdur. İktidarı devraldığımız zaman devlet bütçesi bir milyar 250 milyon lira idi. Belediyelerin ve hususî idarelerin kasalarında memurlarına maaş verecek para dahi yoktu. Has-tahanelerin bakım durumları fecî ve ümit kırıcı bir manzara arzetmek-te idi. Mucizevî bir kudret bekleyen yeni iktidarı o günün manzarası yeise sevkedecek halde idi. Memleketin iktisadî kaynaklarını harekete getirmek için temelden işe başlamak zarureti ile karşı karşıya idik. Takdir edersiniz ki, temelden işe başlamak görükniyen bir mesai sar­fına mecbur olmak ve asıl eserin meydana çıkacağı zamana kadar sabır ve tahammül göstermek demektir.

Bugün iktisadî cihazlanmanin birinci devresini 5 sene zarfında sarfet-tiğimiz gayretlerle itmam etmiş bulunuyoruz. 1956 yılı, 1950 denberi kısmen nazırlık içinde ve kısmen de inşa gayretleri içinöe geçen dev­renin idrâk yılı olacaktır. Çalışmalarımızın semerelerinin yüzde 50 si berki de daha fazlası 1956 senesi içinde hasat edilmiş bulunacaktır.

Ve 1957 senesi memleketin çehresini çok farklı şekilde gösteren ehem­miyetli bir yıl. olacaktır. Ceııabıhak o günlerin idrâkini müyesser kıl­sın. "Ve her türlü dertten ve kazadan memleketimizi ve milletimizi si-yanet buyursun.

Muhterem vatandaşlarım,

Sizlere bir de, şu mühim noktayı hatırlatmak isterim: İktidara geçtiği­miz gündenberi yapmak istediğimiz her işi engelleyici bir mücadele ile de karşı karşıya bulunduk. Gün geçmedi ki iftira ve   tezvirin, tahriklerin türlü nevilerine maruz kalmamış olalım. Her yapılan işi baltala­mak gayretkeşliği yetmiyormuş gibi, Kore kararını vermiş" olmamızı bahane ederek milleti felâkete sürüklediğimiz iddiaları ile yerli yersiz her fırsattan istifade edilmek suretiyle Demokrat Parti iktidarına ya­pılan hücumları, hâdiselerin bizlerin yüzlerini ne kadar ak, muarızla­rımızın yüzlerini ne kadar kara çıkardığını hatırlarsınız.

Aziz ve muhterem vatandaşlarım,

Bir taraftan asırların ihmallerini bertaraf etmeğe çalışırken, diğer ta­raftan en haksız şekilde yapılmakta olan bu engelleme hareketleri ile uğraşmağa mecbur kaldık. Hizmetlerinize beklediğiniz ve istediğimiz zaman içerisinde yetişememişsek bu sebepten dolayı yetişememişizdir.

Aziz vatandaşlarım,

Yaptıklarımızın ne derece büyük olduğunu ifade etmeğe çalışırken ye­gâne kuvvet kaynağımızın ve güvenimizin büyük Türk milleti olduğu­nu da bilhassa arzetmek isterim.

Büyük Türk milleti fevkalâde çalışkandır, muktedirdir. Ve takdirkâr-dır. Bunun içindir ki, kısa zamanda memleket sathında yapılan işlere, her gün daha büyük gayretler sarfetmek suretiyle yenilerini ilâve et­mek azim ve kararındayız.

Sevgili Amasyalılar,

Amasya olarak, sizin için yapmamız lâzım gelen hizmetlerden bir ço­ğunu yapmamış olmamızdan dolayı kalblerinizde üzüntüler mevcut olabilir. Fakat bizlerle birlikte siz aziz Amasyalılar da kabul ve teslim edersiniz ki, asırlar boyunca, birçok küçük ve büyük imparatorluklar yaratmış bulunan bu büyük millet elbette bütün müşkülleri yenmeğe muktedir olacak ve bu günün giderilmiyen görünen ihtiyaç ve intizar­larını çok yakın bir gelecekte tamamîyle tarihe gömmüş olacaktır.

Aziz Amasyalılar,

Milli ve iktisadî kalkınma ve imar mevzuundaki çalışmalarımız bütün vatan sathında bir kül olarak ele alınmış bulunuyor. En eski esaslı te­meller üzerinde çalışıyoruz. Limanlar yapıyoruz, barajlar yapıyoruz, fabrikalar kuruyoruz, yollar, silolar velhasıl akla gelmiyen türlü ikti­sadî kalkınma işlerini ele almış bulunuyoruz. Bunların her birisi bu­lundukları yerlerde birer kalkınma mihrakını teşkil ediyorlar.

Bu kalkınma mihrakının tesirlerinin bütün vatan sathına yayıldığında asla şüpheniz olmamalıdır.

Kalkınma vatanın herhangi bir hattında değil, bütün sathmdadır.

Başvekil Adnan Menderes bunu müteakip şeker, çimento, demir ve mensucat vesaire ihtiyaç maddeleri hakkında da çok geniş rakamlara istinat ettirilen izahlarda bulunduktan sonra belediye seçimlerine te­masla demiştir ki:«Bizlere karşı göstermekte olduğunuz yüksek itimat ve teveccühe bir kere daha teşekkürlerimizi arzetmek isterim. Bu itimadın büyük olduğunu müşahede etmemeye asla imkân yoktur. Buna lâyik olmaya çalı­şacağımız da muhakkaktır.Sizlerden bugünlerde vaki olacak belediye seçimlerinde de yüksek iti­mat ve teveccühünüzü esirgememenizi rica ve temenni ederim.Karşımızda parti olarak yer almış herhangi bir rakip mevcut değildir. Bizim memleketimizde siyasî ahlâkın henüz teessüs etmemiş olmasın­dan cesaret alan muhalefet partilerinin tevessül ettikleri ve" müstakil namiyle yadettikleri hakikatte ise kendilerinin yetersizliklerinin ve ha­kikî hüviyetleriyle millet ve memleket huzuruna çıkmaya cesaret ede­memelerinin ifade ve itirafı olan ve fakat millet ve memleket huzurun­da neşredilen tesirini kaybetmiş olan gayri ahlâkî bir siyaset oyunu mevcuttur. Bugüne kadar elde ettiğimiz tecrübelerimize daha birçok tecrübeler ilâve ettikçe bu gibi siyaset oyunlarından tamamiyle kur­tulacağımız ve partiler münasebetlerini tamamiyle ahlâkî kılacağımız da muhakkaktır.

Aziz Amasyalılar,

Bir kere daha tekrar ediyorum, bizler itimadınıza eminiz. İtimat etme­seydiniz güler yüzle karşı karşıya bulunmamıza imkân olmazdı. Hiç bir tesir sizi bu tezahürü yapmaya icbar edemez. Bunun içindir ki, biz­leri güler yüzle karşılamış bulunuyorsunuz. Bizler de en derin şükran hisleriyle mukabele etmek ve Amasyaya yapacağımız tamamlayıcı hiz­metlerle bunlara lâyik bulunduğumuzu ispat edeceğimizi bir kere daha İfade etmek isterim.

Aziz Amasyalılar,

Türk milleti gibi asil bir millete mensup bulunmanın ne derece büyük bir şeref teşkil ettiğini izaha hacet yoktur. Amasyaya elimizden gelen gayretle hizmet etmeye çalışacağız ve kısa bir zaman sonra tekrar karşı karşıya gelerek yaptıklarımızın hesabını vererek bunun zevkini hisse­derken yeni yeni beliren ihtiyaçlarının dilek ve direktiflerini alacağımız da şüphesizdir. Medeniyetin bir tarifi olan ihtiyaçların namütenahîliği de zaten bunu icap ettirir. Bizler de bu müşterek zihniyet ve anlayış içerisinde hizmetinizde bulunan bir iktidarın insanlarıyız.

Bundan sonra Merzifonun müstakbel bir vilâyet olması mevzuuna da temas eden Başvekil Adnan Menderes:

«Sözlerimi bitirmeden evvel sizler için mühim telâkki ettiğim bir mese­leye de kısaca temas etmek isterim: Merzifonun vilâyet olması mese­lesi... Yeni teşkil etmeği düşündüğümüz vilâyetler arasında belki Mer­zifon da bulunabilir. Merzifon için varit olan bu ihtimalin tahakku­kunun Amasyanm tarihî hüviyet ve karakterini ve onun lâyik ve hakkı olan vilâyet vasıf ve hüviyetini değiştirmiyeceğini ve bu hüviyet ve vas­fının bütün icaplarının yerine getirileceğine aziz Amasyalıların bir kalb rahatlığı ile emin ve mutmain olmalarını rica ederim diyerek sözle­rini bitirmiş ve halkın coşkun muhabbet tezahürleri arasında vilâyeti teşrif etmiştir.

Reisicumhurumuz Ürdündezı avdet etti:

 Adana:

Reisicumhur Celâl Bayar, dost ve kardeş Ürdüne yaptığı resmî ziya­retten bugün yurda avdet etmiş, saatlŞ e doğru uçakla Adana hava meydanına inişinde muazzam tezahüratla karşılanmıştır.

Bu sabah saat 10,30 da hava kuvvetlerimizin bir uçağı ile hareketinde, Reisu cumhurumuzu, saraydan hava meydanına birlikte gelen Haşimî Ürdün Meliki Birinci Hüseyin teşyi etmiş ve başta Ürdün Başveziri olduğu halde bütün vezirler, Ayan ve Mebusan Meclis Reisleri, sivil ve askerî rical alanda uğurlamişlardır. Başta alay sancağı bulunan bir kıta asker de Devlet Reisimize selâm resmini ifa etmiştir. Reisicum­hurumuz, beraberinde heyet âzası ile Aâanaya hareket ederken, Dev­let Vekili, Hariciye Vekâleti Vekili, Fatin Rüştü Zorlu da uçakla ve yanında Umumî Kâtip Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi ile. Ürdüne ya­pılan bu ziyaretten bilistifade Türk - Lübnan dostluk münasebetieri çerçevesi içinde kısa bir ziyaret yapmak üzere Beyruta gitmiştir. Bey-rutta Lübnan Reisicumhuru tarafından kabul edilecek olan Devlet Ve­kili Hariciye Vekâleti Vekili Fatin Rüştü Zorlu, bu akşama doğru A-danaya muvasalât etmiş bulunacaktır.Reisicumhurumuz Celâl Bayar, saat 12,45 te Adana hava alanına mu­vasalât ettiği zaman da, orada Seyhan mebusları, Seyhan Valisi ve civar vilâyetler valileri, Adana Belediye Reisi, askerî kumandanlar ve diğer erkân tarafından selâmlanmış, otomobil, otobüs ve kamyonlarla alana gelmiş ve etrafı hıncahınç doldurmuş olan binlerce vatandaş tarafından hararetli tezahüratla karşılanmıştır. Reisicumhurumuz, başta alay sancağı olduğu halde selâm resmini ifa eden askerî kıtayı teftiş etmiş, İstiklâl Marşı dinlenirken, civarda yerleştirilmiş olan bir batarya 21 pare top atmıştır. Halkın candan tezahürleri ve yaşa, varol, hoş geldin sesleri arasında otomobiline binen Reisicumhurumuz, hava alanından şehrin merkezine kadar bütün yolları iki taraflı dolduran Adanalılar tarafından hararetle karşılanarak Belediye binasına gelmiş ve orada kısa bir müddet istirahat etmiştir. Bu esnada halk, Belediye binasının önünü ve etrafını kaplamış bulunuyor ve Reisicumhurumu­zu balkondan görmek için hararetli tezahürlere devam ediyorlardı. Halkın ısrarlı isteği üzerine balkona çıkan Reisicumhur Celâl Bayar, alkışlar arasında halka şu hitabede bulunmuştur:

«Sevgili Adanalılar, muhterem vatandaşlarım,

Bugün bana her zaman gösterdiğiniz samimî muhabbetin yeni bir ör­neğini daha verdiniz. Sizlere candan teşekkür ederim. Esasen Adana­lıların hakkımdaki kadim muhabbetlerinin daimî minnettarıyım. De­vam eden bu samimî muhabbet ve itimadınızın önünde sizlere karşı olan şükranım ve minnettarlığım da durmadan artmaktadır.

Adananuzın her bakımdan arzettiği hususiyet dolayısiyîe Türk vata­nının mümtaz bir parçası, âdeta bir incisi haline gelmektedir. Adana, bu sahada tezahür eden kuvvet ve kudretini bizzat kendisinden ve Adanalılann şahsî teşebbüs kuvvetinden ve kudretinden almaktadır. Adananın bu şekilde ümran, refah ve saadete doğru süratle ilerlediğini görmekle büyük bahtiyarlık duymaktayım.

Adanalıların çok daha mesut olması dileğiyle düşüncelerimi ifade için huzurunuzda bulunuyorum. Dahilî işlerimizi ve bu arada belediye iş­lerini vatandaşlarının takdirine bırakıyorum. Bu husus üzerinde söz soyliyecek değilim. Dış politikamızla alâkalı bir nokta hakkında va­tandaşlarımı tenvir etmek isterim:

«Biliyorsunuz, kardeş bir memlekete ve millete yaptığım ziyaretten dönüyorum. Bu ziyaretimden çok memnunum. Her yerde milletimize karşı büyük itibar ve hürmet mevcuttur. Ve bu hisler gün geçtikçe ke­malini bulmaktadır. Bunun sebebi, milletimizin kendisi için ve sulh ve medeniyet dünyası için çok doğru ve selim bir politika takip etme­sindedir.Evvelce, Türkiye âdeta yalnız gibi idi. .Hepimiz, bir zamanlar bu halin büyük mahzurlarını gördük ve sıkıntılarını çektik. Bundan dolayıdır ki, hür dünyanın en kuvvetli teşkilâtı olan Nato içinde kudretli mev-kümizi aldık, dünyanın 14 büyük milleti ile mukadderat birliği yap­tık. Bu demektir ki, Türkiye topraklarına sevgili milletimizin hak, hür­riyet ve istiklâline herhangi bir taraftan bir tecavüz vaki olursa, onu, medeniyet âleminin en kuvvetli devletleriyle yanyana gelerek müda­faa edeceğiz. Bir zamanlar, Türkiye Avrupa memleketi midir, yoksa Asya memle­keti midir, diye münakaşalar yapılırdı. Türkiye, bu münakaşa mevzu­unu da halletti. Bu muammayı da, aziz Atatürkün bizim için çizdiği nurlu yolda yürümekle çözdü. Türkiyenin Asya kıtasında da, Avrupa kıtasında da arazisi vardır. Fakat Türkiye, ruh ve kanaat itibarîyle medeniyet alemi ile beraberdir. Bunun çok büyük bir ehemmiyeti vardı. Bu hakikat anlaşılmış olduğu içindir ki, dostlarımız ve müttefiklerimiz, Türkiye acaba müdafaaya değer bir kıymet midir, yoksa değil midir, şeklindeki istifhamlı düşün­celerini terkettiler. Türkiye bir kuvvettir, hürriyete âşıktır. Ve onu her ne pahasına olursa olsun müdafaa edeceğiz. Dediler. Biz, kendi vata­nımızı, hürriyet ve istiklâlimizi muhafazaya azmetmiş bir halde ola­rak, sizinle cihan sulhunu muhafaza için arkadaşlık ve işbirliği yapa­rız, teklifinde bulunduğumuz zaman, dünya milletleri Türkiyenin ken­dilerine takdim edeceği kuvvetin büyüklüğünü ve cihanşümul mahi­yetini anlıyarak bizim bu teklifimizi memnunlukla kabul ettiler.

Filhakika memleketimizin bugünkü hali, bundan beş sene evvelki ha­line hiç benzememektedir. İktisat ve ümran sahalarındaki bu ilerle­menin ve kuvvetlenmenin yanı başında kendimizi müdafaa kudreti­miz de mazi ile kiyaslanmıyacak derecelerde büyümüştür. Türk mille­tinin asker olarak dünyaya gelmiş bulunduğu bir hakikattir. Bu va­tanda herkes, hürriyet ve istiklâli için kanını dökmeye daima hazırdır. Milletimiz, ecdadından kendisine intikal eden bu ruhu bütün canlılı­ğı ile muhafaza etmektedir. Böyle bir millet, pek tabiidir ki, ordusu ile gayet yakından ve çok ehemmiyetli bir surette    alâkadardır. Fakat Türk ordusunun bugünkü varlığı, talimi ve teçhizatı, bu kudretiyle hangi zaman mevcuttu? Görüyorsunuz ki, topraklarımızı, hürriyet ve istiklâlimizi muhafaza için, her sahada tam bir kül olarak gayet esaslı plânlar dairesinde ça­lışmaktayız. İşte bu çalışmaların ve elde edilen muvaffakiyetli netice­lerin sayesindedir ki, şimdi müttefiklerimiz Avrupanrn hududu Kaf-kaslardadır, Avrupa nasıl müdafaa edilecekse, Türkiye de öyîe müda­faa edilecektir, demektedirler.

Türkiyenin Avrupa memleketi olarak vaziyeti bugün işte böyle ferahlı bir manzara arzetmektedir. Sağ cenahımızdaki Orta Doğuya gelince, bu bölge, müdafaa teşkilâtı bakımından boş bir halde idi. Orasını da asılması mümkün olmıyan bir kale haline getirmek lâzımdır. Bu gaye iledir ki, bugünkü iktidarımızın gayretleri neticesinde Bağdat Paktı yapıldı. Bu pakta, kısa bir zamanda İngiltere, Pakistan ve İran da il­tihak etti. Bu yolda Amerikanın teşviki mevcut olduğuna göre bir gün Birleşik Amerikayı da bu pakt içinde aramızda görmek imkânını elde edeceğiz.Herhangi bir muhtemel tecavüze karşı hazırlanıyoruz. Bizlerin hiç bir tecavüz ve taarruz emel ve niyetimiz yoktur. Böyle bir şey aklımızdan bile geçmez. Hiç bir milletin hukukuna, hürriyet ve istiklâline tecavüz etmiyeceğiz. Tecavüz etmek istiyenler varsa, onlarla beraber olmıyacağiz. Bu, bizim için mukaddes bir prensiptir. Bu prensip uğrunda hiç bir fedakârlıktan çekinmiyeceğiz. Orta Doğudaki milletlerin hürriyet ve istiklâl içinde yaşamalarını ve sulh ve emniyet içinde çalışarak me­sut olmalarını temenni etmekteyiz. Sulhun ve emniyetin Orta Doğu­daki milletler için de berkemal olmasını dilemekte ve bunun için iş­birliği kurulmasını istemekteyiz. Bu suretle hem bizim sağ cenahımı­zın kurulması tamamlanmış olacak, hem de o milletler için hayatla­rında erişemiyecekleri bir muvaffakiyete varılmış bulunulacaktır. Biz bu hakikati anlatıyoruz ve anlatmakta devam edeceğiz. Aklıselimin mutlaka galebe edeceğinden eminiz. Yolumuz hakikat yoludur, tasvip edilecek bir yoldur. Siyasî mânasiyle tariki hidayettir.Muhterem Adanalılar, işte böyle bir gaye ile yaptığım bir ziyaretten dönerken ilk defa sizinle karşı karşıya geldim, bunun içindir ki bunu size bildirmek istedim.Heisicumhur Celâl Bayar, Adanalılara yaptığı bu hitabesini halkın muazzam ve sürekli tezahürleri arasında şöyle bitirmiştir:Bana karşı derin bir muhabbet gösterdiniz. Bundan dolayı sizlere minnettarım. Mesut ve bahtiyar olmanızı temenni ederim. Yalnız bu temenni ile kalacak da değilim. Sizinle beraber ölünceye kadar, mil­letimizin saadeti için çalışacağım.Başvekil Adnan Menderesin Kapalıçarşınm açılışında yaptığı konuşma :

15 Kasım 1955

 İstanbul :

Muhterem vatandaşlarım,

Geçen sene tam bu vakitte vukua gelen fecî bir yangın neticesinde harabe halinde görmekle müteessir olduğumuz bu çarşıyı bugün böy­le yepyeni ve mamur bir halde görmek ne bahtiyarlıktır. Bu çarşının ehemmiyetini ve İstanbul için turistik kıymetini tebarüz ettirmek is­terim. Çarşının henüz yapılmamış olan diğer kısımlarının da kısa bir zaman içinde bitirilmiş olması için çalışılacaktır. Vakıa yangmdanberi bir sene geçmiş bulunuyor. Fakat, biliyorsunuz ki, inşaata hemen baş­lamak mümkün olmamıştır. Çünkü yanan çarşının belediyeye, evkafa ait olan kısımları olduğu gibi hususî şahıslara ait olan kısımları da vardı. Birçok yerleri müşterek mülkiyet halinde idi. Yapıya başlaya­bilmek için hususî hal şekilleri bulmak ve nihayet kanun çıkarmak lâzım geliyordu. Bütün bunları ve diğer hazırlıkları yapabilmek için epeyce zaman sarfedildi. Ondan sonradır ki, inşaata başlandı. Bundan sonra bu sebeplerle vakit kaybedilmiyeceği için geri kalan kısımların yapılması daha az vakit alacaktır. Nafia Vekâletince ve belediyece bunların para ve sair hazırlıkları ûa tamamlanmış bulunuyor.

Bu itibarla Kapahçarşınm bütün yanan kısımları ve 1943 senesinde yanıp ta o zamandan bugüne olduğu gibi kalmış olan kısmı dahi yep­yeni eski mâna ve hüviyetini kaybetmemekle beraber, pek yakında eskisinden çok daha güzel bir hale geldiğini görmek mümkün ola­caktır.

Sevgili vatandaşlarım,

Bu münasebetle geçmişi ve mazinin hükümetlerinin iş tutumunu ve hizmet anlayışını hatırlamamak mümkün omııyor. Eskiden zelzele, su baskını, yangın gibi felâketler vuku bulduğu zaman uzun yıllar her şey olduğu gibi kalır, hattâ, çoğuna yardım düşünülmez, el uzatılmaz idi. Halbuki, yalnız bu çarşı, felâket, üzerinden bir yıl geçmeden ne hale geldi. Ondan sonra daha başkalarını anlatayım: Meselâ, Erzurum, Çanakkale, Söke zelzeleleri gibi yer yer zelzeleler oldu. Balıkesir çar­şısının baştan başa harap olması gibi ve Demircideki gibi büyük yan­gınlar oldu. Heyelanlar vuku buldu. Allah yurdumuzu her türlü âfet­ten ve kazadan korusun. Bütün bu felâketler sonunda harap olan yer­lerimizin hepsi en kısa zamanda eskisi ile kıyas kabul etmiyecek dere­cede mükemmel olarak yeniden tamir ve inşa olundu. Meselâ, bir Ça­nakkale zelzelesinin üzerinden bir sene geçmeden her şey baştanbaşa ve ysniden yapıldı ve üzerinden bir kış geçmeden vatandaşlar yeni mes­kenlerine kavuştular. Hükümet konakları, belediye binaları, mesken­ler, karakollar velhasıl bütün umumî binalar derhal yapılmak suretiy­le, âmme hizmetleri de aksatılmadan yürütülmek imkânı temin olun­du. Bir Çanakkale zelzelesi için yalnız hükümetçe yapılan yardım, ya­nılmıyorsam, 40 milyon lira civarında idi. İşte iktidarımızın iş tutu­munu, halka ve memlekete hizmet anlayışını diğer bir çok icraatı ya-- nmda bu kabil gayret ve hizmetlerinde de görmek mümkündür. Siz­lere başka bir misal olmak üzere 950-951 yılındaki Bulgaristan Türk­lerinin tehciri hâdisesinden bahsedeceğim: Zaman geçer, hâdiseler unutulur, hizmetler sonradan ehemmiyetsiz gibi görünebilir. Fakat bütün bunlar zamanında ve alâkadar olan mu­hitlerde ne dereceleıe kadar ehemmiyetli hâdiseler olarak tesirlerini gösterirler, bunu takdir için kısaca düşünmek bile kâfidir.

Bulgaristan 950 de iş başına gelen iktidarımızı daha ilk senelerinde, hattâ ilk aylarında sarsmak için bir taraftan hudutlarda birçok hâ­diseler, kanlı müsademeler ika etti. Diğer taraftan da anî olarak ve memleketimizi günde 1500 kişiye kadar yükselen mecburî bir muha­ceret akınına maruz bıraktı. Komünistlerin bundan maksatları mem­lekette sıkıntı, karışıklık ve endişe yaratmak suretiyle Türkiyenin idarî ve siyasi vaziyetini sarsmaktan ibaretti.

Aziz vatandaşlarım, tedbirlerimiz gecikmedi, katî bir kararla Bulgar hududunu kapadık ve askerî tedbirler aldık. Her gün memleketimize sevkedilmekte olan binlerce göçmenler için de her türlü tedbiri almak­ta bir gün dahi gecikmedik. Gelen göçmen vatandaşlarımızın hudut­larımızdan girdiği andan itibaren âdeta yerleşmiş bir hale gelebilme­leri temin olundu. Yine huduttan itibaren bütün sıhhî tedbirler alın­dı. Gönderilecekleri yerler önceden tesbit edildi. Gidecekleri yerlerde muvakkaten barınmaları için her türlü ihtiyaçları daha onlar o yer­lere gelmeden temin olundu. Ondan sonra da 160 bini bulan bu büyük göçmen kitlesinin memlekette yerleşip derhal müstahsil hale gelebil­meleri için de en esaslı tedbirler alındı. Bu cümleden olarak köylerde ve kasabalarda, sayısı yanılmıyorsam, 30 bini geçen evler inşa olundu. Onlara çiftçi iseler toprak, bağ, bahçe, hayvan, tohum ve ziraat âlet­leri verildi. Ziraî kredi temin olundu. Çiftçi olmıyanlarm ise sanatla­rını icra edebilmeleri için gerekli yardımlar yapıldı ve bu suretle en kısa zaman içinde 160 bin kişilik büyük bir göçmen kitlesi hem yer­leştirildi, hem de derhal müstahsil İıaîe getirildi. Memleketimiz bu göçmen kardeşlerimizin gelmesiyle yepyeni bir kuvvet kazanmış oldu. Hattâ o zaman tedbirleri yerinde görmek maksadiyîe muhterem Reisi­cumhurumuzla Edirne ve Karaağaç istasyonundan, yani göçmenlerin toprağımıza ayak bastıkları noktadan itibaren tedbirleri düşünmek ve gözden geçirmek maksadiyîe seyahat etmekte olduğumuz bir sırada, zannediyorum Kirklarelinde yaptığım bir konuşmada, yüz binlerce göçmeni bir anda memleketimize sokmakla bizde kargaşalık ve felâket yaratmak istiyenlerin bu teşebbüslerinin bizim için millî saadet haline getirilmesinin mümkün olduğunu söylemiştim ve böyle oldu. Keski 160 bin yerine daha bir kaç yüz bin göçmen kardeşimiz gelmiş olsaydı. Fakat, aziz vatandaşlarım, geçmişte de vaziyet böyle mi idi? Bu mem­lekette bu son zamana gelinceye kadar muhaceret denilince perişan­lık ve sefalet akla gelirdi. Gözlerimizin Önüne meydanlarda, mektep ve cami avlularında, yıkıkhk ve harabe köşelerinde bekleşen zavallı insan kafileleri gelirdi. Mazinin hizmet anlayışına bu yönden de bir misal verebilmiş olmak için şu serbest göçmen tâbirinin mânası üze­rinde bir an durmak kâfidir. Bildiğiniz gibi serbest göçmen demekle, canını, ırzını, dinini, hürriyetini kurtarmak için çırılçıplak memleketi­mize kaçan ve iltica eden göçmenlere tanınmış olan, memlekete gir­mek hakkı, memlekette ikamet etmek hakkı akla gelir. Yani serbest göçmenler hükümetten hiç bir iskân hakkı ve saire istiyemezier. Ve istemiyeceklerine dair senet verirler de ancak memleketimize öyle gi­rebilirlerdi. Ve bu zavallı göçmen kardeşlerimiz birer ikişer memlekete iltica ederler, bunlar birikir, sayılan çoğalır, hükümet kapılarında iş veya her hangi bir yardım için mütemadiyen ve neticesiz olarak yar­dım ümidiyle sürünüp dururlardı. Biz ise o zamana kadar uzun seneler geçmiş olan ve yersiz, yurtsuz dolaşan bu serbest göçmenleri de Bulgaristandan gelenler gibi iskân hakkına rnazhar kıldık ve bunca seneler hiç bir yardım görmiyen bu vatandaşlarımızı da birer yurda ve müstahsil olmak imkânlarına ka­vuşturduk.Millî irade ile iş basma gelen ve milletin arzusuna göre hareket etmek mesuliyetini daima hisseden bir iktidarın hizmet anlayışı ile kendisini memleketi idareye, hâşa, Allah tarafından memur edlmiş telâkki eden ve binaenaleyh, millete karşı mesuliyet hissinden uzak bulunan bir idare ve iktidarın hizmet anlayışı arasındaki fark işte bu kadar bü­yüktür.

Sevgili vatandaşlarım,

Yeni Kapalıçarşının mevcudiyeti bütün İstanbulluları sevindirir. İs-tanbulun turistik kıymetine çok şey katar. Bu çarşı İstanbula ve sa­hiplerine hayırlı olsun.

Belediye Meclîsleri hakkında Adliye Vekâletinin tebliği: 18 Kasım 1955

 Ankara :

Adliye Vekâletinden tebliğ edilmiştir:

13/11/1955 tarihinde yapılan belediye meclisleri seçimlerine ait ilçe seçim kurallarından gelen malûmat tasnif edilmiştir. Bu malûmata göre:

a)    Seçmen, seçime iştirak seçmen sayılan ve iştirak nisbeti:
1Seçmen sayısı: 3.873.987

 Seçime iştirak eden seçmen sayısı 1.461,219

İştirak nisbeti % 37.72

b)    Belediye Meclislerinin âza yekûnu:

Belediye Meclislerinin ceman 11.807 asil ve 11.807 yedek âzası olup aday gösterilmediği veya gösterilen aday kabul edilmediği için 39 asil ve 436 yedek âzalık için seçim yapılmamıştır.

c)    Siyasî partilerle bağımsızların kazanmış oldukları âza adetleri ve kazanma nisbetleri: Başvekil Adnan Menderesin Beyanatı: 19 Kasım 1955

 İstanbul :

İngiltere Başvekili Sir Anthony Edenin Filistin ihtilâfı hakkında 15 kasımda Londrada yapmış olduğu beyanat dolayısiyle, Başvekil Ad­nan Menderes şu beyanatta bulunmuştur:

Türkiye, Orta Şarkta huzur ve sükûnun tesisini ancak Arap - İsrail ihtilâfının halli ile mümkün olacağına kanidir. Bu sebeple, Bağdat Paktının imzası anında Irak hükümeti ile teati etmiş olduğu mektup­larla, Filistine müteallik Birleşmiş Milletler kararlarının tatbiki için Irakla işbirliği yapmağı taahhüt etmiş bulunmaktadır.

Sir Anthony Eden 15 kasımda yaptığı beyanatında, Arap - İsrail dâvasinin, Birleşmiş Milletler kararları nazarı itibare alınarak bir sureti halle bağlanabilmesi için İn&ilterenin müzaherette bulunacağını bil­dirmiştir.

Türkiye hükümeti, bu beyanatta mündemiç, telkini, gayet tabiî ola­rak, Bağdat Paktına merbut mektuplarla almış olduğu taahhütler za­viyesinden tetkike tâbi tutmuştur.

Filistin meselesinin hal sadedinde başta müttefiki Irak olmak üzere bütün Arap memleketlerini memnun edecek her hal çaresini hararetle karşılayacak ve ona müzahir olmağı siyasetinin ana prensiplerinden biri addeden Türkiye hükümeti, tetkike şayan olan İngiltere hükü­metinin bu teşebbüsüne de Arap devletlerinin ona karşı gösterecekleri alâka nisbetinde müzahir olacaktır.

Maliye Vekilinin beyanatı:

23 Kasım 1955

 Ankara :

6-7 eylül hâdiseleri sırasında vaki olan hasarların telâfisi ile alâkalı haberler münasebetiyle malûmat istiyen muhabirimize, Maliye Vekili Hasan Polatkan, aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«6-7 eylül gecesi vukua gelen müessif hâdiseler sırasında zarar gören kimselerin ve müesseselerin zararlarının karşılanacağı, bu hâdiselerin hemen akabinde, hükümet tarafından sarih olarak ifade ve beyan edil­mişti. Bu maksatla:

Müstacelen teşkil olunan yardım komitesi derhal harekete geçirilmiş­tir. Bu komite, İstanbul Belediyesi, Ticaret ve Sanayi Odaları, ban­kalar, Kızılay ve hamiyetli vatandaşlarımız tarafından yapılan teber-rulardan elde ettiği imkânlarla iki yoldan faaliyette bulunarak, bir taraftan acele yardıma muhtaç kimselerin ve bu durumda bulunan teşekküllerin yardımına koşmuştur.Bu kanaldan şimdiye kadar 2.736 şahsa ve 3 müesseseye yardım ya­pılmıştır.

Diğer taraftan, gazeteler ve radyolar vasıtasiyle, hasar görenleri za­rarlarının miktarlarını beyan etmeye davet eden komite, muayyen müddet zarfında aldığı beyannameler üzerinden, vaki olan zararları karşılamağa başlamıştır. Bu tarihe kadar, 2.133 kişinin beyannamesi muameleye konmuş ve zararları tamamen ödenmiştir.

Bu suretle, âcil yardımları yapmış olan ve normal yardımları yapmak­ta devam eden komitenin faaliyetleri yanında, hükümet de hâdiseyi takip eden ilk günlerde derhal harekete geçerek, yardım kanalından tazmin olunamıyan zararların karşılanması için gerekli tedbirleri it­tihaz etmeğe başlamıştır.

Zarar gören şahısların birçoğu vergi mükellefi olduğu için bir taraf­tan vergi bakımından yapılacak muamelelere esas olmak, diğer taraf­tan da husule gelen zararların miktarını tesbit eylemek maksadiyle hasar görenler muayyen müddet zarfında, beyana davet olunmuştur. Bunun üzerine, hâdiseden zarar görenlerin çoğu salahiyetli defterdar­lıklara, yabancı devlet tabiiyetinde olan bazı kimseler de bağlı bulun­dukları devletlerin elçiliklerine müracaat etmişlerdir. Bu şekilde ya­pılan müracaatlar neticesinde alman hasar beyannamelerinin tasnif ve tetkikinden sonra hakikate uygunluk derecelerinin tayini maksa­diyle Maliye Müfettişlerinden ve hesap uzmanlarından müteşekkil 50 kişilik bir tetkik grubu teşkil olunmaktadır.

Bu zararların, biraz evvel de ifade ettiğim gibi, muhterem halkımızın ve müesseselerimizin teberruları ile karşılanamıyan kısmının hükü­metçe telafisini temin etmek ve gelir ve kurumlar vergisi matrahları­nın tesbitinde, uğranılan bu zararların nazara alınmasını mümkün kılmak üzere, gerekli kanun lâyihaları hazırlanacak ve Büyük Millet Meclisine sevkolunacaktır.

Büyük Millet Meclisi Müzakereleri: 25 Kasım 1955

Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Reis Vekillerinden Şem'i Ergi­nin reisliğinde toplanmıştır.

Celse açıldığı zaman, rusnamede mevcut bulunan sözlü soruların mü­zakeresine geçilmiştir.

Kasım Gülek meselesi :

C.H.P. Genel Sekreteri Kasım Gülek'in tevkifi üzere verilen beyanat ve basın toplantısında yapılan konuşma hakkında Adliye Vekilinden sorulan suali, Vekil Osman Şevki Çiçekdağ aşağıdaki şekilde cevap­landırmıştır:

«Türkiye Büyük Millet Meclisinin yaz tatiline girmesini müteakip muhalefetin iktidarımıza karşı almış olduğu hareket hattı muvacehesin­de partimizin ve onun salahiyetli organı Genel İdare Kurulunun gö­rüşlerini açıklamak için 13 ağustos 1955 tarihinde Profesör Fuat Köp­rülü arkadaşımızın Genel Başkan adına yapmış olduğu basın toplan­tısına Genel Kurul âzası olarak diğer arkadaşlarımla birlikte ben de iştirak etmiştim.O toplantıda, Büyük Millet Meclisinin faaliyeti sıralarında muhalefe­tin hiç bir talep ve tenkitte bulunmamış olmasına rağmen yüksek Mec­lis tatil devresine girer girmez vatan sathına yayılarak tertip ettikleri açık ve kapalı toplantılarda, mitinglerde ve neşrettikleri yazılarda, mat­buatımızda intişar etmiş olan hükümet beyannamesinde de açıklandığı veçhile, millî şeref ve haysiyeti hiçe sayarak Türkiyeye para verilmeme­sini Amerikaya telkin ve tavsiye cüretini göstermek, hariçten gelen bü­tün istihlâk maddelerinin tükenmek üzere bulunduğunu ve dahilde is­tihsal ettiklerimizin de yakında piyasada bulunmıyacağmı âdeta sevine sevine haykırmak gibi muhtelif şekillerde memleketin malî, iktisadî ba­kımlardan bir çöküntüye gitmek üzere olduğunu beyan etmek suretiyle umumî toplantılarında suç teşkil edeeek mahiyette konuşmalar yap­tıkları velhasıl vatanda başlamış ve muvaffakiyetle ileri seyrini takip etmekte bulunmuş olan büyük kalkınma hareketini baltalamak gaye­sini güttükleri delilleriyle birlikte izah ve muhalefetin hakikatleri ve kanun hükümlerini nazara almadan millî mevcudiyetimiz aleyhinde tecelli edebilecek mesnetsiz, müphem, muhalefet mesuliyetine sığmıyan metodiu bir propaganda savaşma geçtiği ifade olunmuştur.Bu toplantıda, Fuat Köprülü arkadaşımızı teyiden ben de muhalefetin o tarihlerde takip ettiği yolun muhalefet vazife ve mesuliyetiyle kabili telif olmadığı ve yurtta mesnetsiz iddialarla halk topluluğunu huzur­suzluğa sevketmenin doğru bulunmadığı kanaati ile iktidarımız aley­hine çevrilmiş olan bu metodlu faaliyette kanun hükümlerinin dahi hi­çe sayıldığını umumî efkâra arzetmek mülâhazası ile, formalitesi ikmal edilmiş olan ve aleniyete intikalinde asla bir mahzur bulunmıyan bir vakıayı izah ettim. Bu vakıa, C.H.P. Genel Sekreteri Kasım Gülek'in Büyük Millet Meclisinin masuniyeti hakkında suizannı davet edecek mahiyette sarf ettiği sözlerden dolayı salahiyetli Cumhuriyet müddeiu-, miliğince takibe maruz kalması keyfiyetidir.Beyanatım, Kasım Gülek'in seçime girmeme kararını büyük bir üaüntü ile aldık, çok isterdik ki şartlar müsavi olsun ve seçime girelim. 1954 se­çimini nasıl kazandılar, bizden iyi bilirler, bunun üzerine bir şey söyle­memeyi tercih ediyoruz.» diye sarfettiği sözlerin salahiyetli Cumhuri­yet Müddeiumumiliğince, T. C. kanununun 159 uncu maddesi gereğin­ce B. M. Meclisinin meşruiyeti hakkında suizannı davet edecek şekilde kabul ve takdir edilerek bu suçtan dolayı takibat icrası için Vekâletten izin istendiği, Vekâletçe yapılan tetkikat neticesinde müddeiumumiliğin görüşüne iştirak edilerek takibat icrasına izin verildiği, badehu salahi­yetli hâkim tarafından da tetkikine karar verilmiş olduğu merkezinde idi. Böylece cereyan eden kanunî muamelenin zikrine ve biraz evvel işa­ret ettiğim veçhile kanunî formalitesi tamamlanmış bir adlî vakıanın, kanuna uymiyan faaliyetlerin bir parçasını teşkil etmesi bakımından, umumî efkârı tenvir maksadına matuf bulunduğu cihetle bu konuşmamda işgal ettiğim akamın hususiyet ve ehemmiyeti ile kabili telif görülmiyecek hiç bir nokta bulunmadığım arzederim.»

Adliye Vekili Osman Şevki Ciçekdağ, Kasım Gülek'in tevkifi ve tevkifin infaz sekli hakkındaki suale de şu cevabı vermiştir: Muhterem arkadaşlarım, İstanbul Cumhuriyet Müddeiumumisinden Vekâletimize çekilen 13 ağustos 1955 tarihli telgrafta, C.H.P. Genel Sek­reteri Kasım Gülek'in 11 ağustos 1955 tarihinde yaptığı basın toplantı­sında, 12 ağustos 1955 tarihli Tan, Vatan, Dünya ve Milliyet gazetele­rinde intişar ettiği veçhile, alenen sarfeylediği sözlerin B. M. Meclisinin meşruiyeti hakkında suisanm davet edecek mahiyette görüldüğü ve izin verildiği takdirde mumaileyh hakkında T. Ceza Kanununun 159. mad­desi hükmüne tevfikan takibat yapılacağı bildirilmiştir.Bu telgraf üzerine Ceza İşleri Umum Müdürlüğünce icra kılının tetki-kat neticesinde, Kasım Gülek'in 11 ağustos 1955 tarihinde İstanbulda Erzurum vapurunda tertip ettiği basın toplantısında konuştuğu sırada, «Seçime girmeme kararım büyük bir üzüntü ile aldık, çok isterdik ki, şartlar müsavi olsun ve seçime girelim» dedikten sonra «954 seçimini nasıl kazandılar, bizden iyi bilirler, bunun üzerine bir şey söylememeyi tercih ediyoruz.» cümlelerini sarfettiği Ulus, Dünya, Vatan, Milliyet, Tan, Akşam ve Yeni İstanbul gazetelerinin 12 ağustos 1955 tarihli nüs-halarmdaki neşriyattan anlaşılmıştır. Binaenaleyh, mezkûr cümlelerin, T. Ceza Kanununun 159. maddesi hükmünü muhil bulunduğuna dair C. Müddeiumumisinin görüşüne iştirak edilmiş ve aynı kanunun 16. maddesinin Vekâletimize tanıdığı salâhiyet ve takdir hakkına müsteni­den takibat icrasına izin yerilerek keyfiyet, yine aynı vasıta ile ayni tarihte 25134 numara ile İstanbul C. Müddeiumumiliğine tebliğ- olun­muştur. Muhterem arkadaşlarım, takibat icrası Adliye Vekâletinin iznine bağlı suçlardan maznun herhangi bir şahıs hakkında izin istihsali için Cum­huriyet Müddeiumumisinin tahriren veya telgrafla müracaat edeceği­ne dair kanunî bir hüküm yoktur. Suçun mahiyeti, işlenme tarzı, maz­nunun durumu s;ibi sebepler muvacehesinde Cumhuriyet Müddeiumu­misinin, kanun hükümlerinin süratle tatbikini temin mülâhazasiyle. telgrafla da müracaat edebileceği gayet tabiidir. Bu husus tamamiyle Cumhuriyet Müddeiumumisinin takdirine mevdu bir keyfiyettir. Filhakika, Kasım Gülek tarafından sarfedilen sözlerin millî iradenin tam ve her türlü tesirden arî hakikî mümessili bulunan Büyük Millet Meclisi gibi en yüksek bir teşekkülün meşruiyeti hakkında suizannı da­vet edecek mütecavizane bir mahiyet taşıdığının takdir edilmiş olması ve bu sözlerin lâalettayin-bir vatandaş tarafından değil siyasî bir par­tinin Genel Sekreteri gibi, herkesten ziyade kanun hükümlerine riayet ve hürmet göstermesi lâzım gelen bir kimse tarafından söylenmiş bu­lunması ve bilhassa müteaddit gazetelerde de neşredilmiş bulunması sebebiyle suçun memleketşümuî bir tesir sahası bulmuş olması ve se­yahati esnasında işlediği bazı suçlardan dolayı takip altında bulunması gibi sebepler Cumhuriyet Müddeiumumiliğince nazara alınarak izin için telgrafla müracaat edilmiştir. Vekâlet te kanunî takibat icrasına sala­hiyetli bulunan Cumhuriyet Müddeiumumisinin müracaat şeklindeki takdir hakkına imtisalen aynı vasıta ile cevap vermiş olup bunda hu­susî bir maksadın hâkim olduğu düşüncesi ancak bir tevehhümden ibarettir. Takrir sahibi arkadaşlarımız, Kasım Gülek'in beyanatı üzerine Cumhu­riyet Müddeiumumisinin tanzim ettiği fezleke veya tahriratın kaç sa-hifelik olduğunu, kezalik Müddeiumumilikçe tahkikat yapılmış ve de­liller toplanmışsa mahiyet ve nevilerini ve tahkikat evrakının kaç sahi-feden ibaret bulunduğunu da sormaktadırlar.

Muhterem arkadaşlarım, hepimizce malûm olduğu veçhile, hazırlık tah-kitatımn icrasından maksat, ihbar olunan fiilin, unsurlarını hâiz bu­lunup bulunmadığını, bu fiilin maznuna isnadını tazammun eden de­lil, emare ve vakıaların nelerden ibaret olduğunu velhasıl âmme dâva­sını açmağa mahal oîup olmadığını tayin ve tesbit etmekten iba­rettir.

Hal böyle olunca, Cumhuriyet Müddeiumumisi Kasım Gülek tarafın­dan sarfedilen mevzuubahis sözlerin suç teşkil ettiğini kabul ve takdir etmiş ve bu sözlerin Kasım Gülek tarafından bir basın toplantısında söylenmiş olduğunda ittifak eden yukarıda isimleri yazılı gazetelerdeki neşriyatı da delil bakımından kanaatbahş bulmuştur. Hülâsa, mezkûr neşriyat hem zatî maddenin anasın cürmiyeyi hâiz bulunması ve hem de bu maddenin maznuna isnadını tazammun eylemesi bakımlarından müddeiumumilikçe, tâbiri kanunisi veçhile, hukuku âmme dâvasının ikamesini haklı göstermeğe kâfi görülerek bu hususta ayrıca hazırlık tahkikatı yapılmamıştır. Bu durum karşısında esasen böyle bir tahki­kata da lüzum ve mahal olmadığı aşikârdır. Vekâlet takibat icrasına izin verdikten sonra, maznunun tevkifi ve tev­kif kararının ref'i gibi muameleler kazaî bir tedbirden ibaret olup ta-mamiyle hâkimlerin takdirine taallûk eder.Maznunun, tutulduğu gün salahiyetli hâkim huzuruna götürülmesi asıldır. Şu kadar ki, derhal salahiyetli hâkim huzuruna götürülmesi mümkün olmazsa ve kendisi de talep ederse hemen en geç aynı günde en yakın sulh hâkimi huzuruna çıkarılacağı kanun hükmündendir.

Eğer Kasım Gülek, tevkif kararma müsteniden yakalandığı anda böyle bir talepte bulunsaydı, yakalandığı yers en yakın sulh hâkimi huzuru-, na çıkarılacağı tabiî idi.

Sual takririnde, İzin talebinin bir hâkime tetkik ettirilip ettirilmediği hususu da zikrolunmaktadir. Bu izin talebi de, emsali misillü, alâkası bakımından Ceza İşleri Umum Müdürlüğünde salahiyetli hâkime tet­kik ettirilmiştir.

Kezalik takririn, Kasım Gülek'in, insan haklarına riayetle İştanbula celbi mümkün iken, yangından mal kaçırır gibi, en tabiî insan hakları­nın icabı esirgenerek bir eziyet ve gözdağı sistemi iîe sevkediimiş oldu­ğuna» dair son kısmına gelince, böyle bir şey kafiyen varit ve vaki de­ğildir.Mükâleme ücretlerine yapılan zam :

Adliye Vekilinin konuşmasından sonra, ruznamede mevcut bulunan telefon mükâleme ücretlerine yapılan zamla, bakım masrafının ihdası sebebine dair Münakalât Vekilinden sorulan sual cevaplandırılmış, Mü­nakalât Vekili Muammer Çavuşoğlu, bu suale verdiği cevapta ezcümle şunları söylemiştir:

«Memleketimizin haberleşme ihtiyacını karşılamak üzere vazifelendiril­miş bulunan PTT idaremiz, iştigal mevzuu olan hizmetlerin ifasına muktezi teşkilât ve tesisatı kurmak, idare ve idame etmek ve memle­ketin en hücra köşelerine kadar yayılmış bulunan geniş bir personel kadrosunu ayakta tutmak için lâzım olan masrafları, yapmakta bulun­duğu hizmetlerin tarifelerle tesbit edilen ücretleri ile karşılamak mev­kiindedir. Yani PTT idaresi, 1953 tarihinde kabul buyurulan 6145 sayılı kuruluş kanunu gereğince tesbit edilen tarifelerden tahassul eden gelirle işlerini yürütmek mecburiyetindedir. Başka bir gelir kaynağı olmıyan her hangi bir teşekkülün ifa etmekte olduğu hizmetin karşılığında ala­cağı ücretleri tayin ederken, hizmetin kendisine maliyetini gözönünde bulundurması kadar tabiî bir keyfiyet olamaz. Aksi halde subvansyon da mevzuubahis olmadığına göre, zamanla hizmetin ehemmiyetli bir şekilde aksaması, hattâ imkânsız bir hale gelmesi gibi hiç arzu edilmi-yen bir durum yaratılmış olur.Şimdi, müsaadenizle tarifelerdeki artısın mucip sebeplerini arzedeyim: 1 eylül 1955 tarihinden itibaren revizyona tâbi tutulan telefon ücretle­rine ait tarifeler, 1947 yılında ve o yılın maliyetine ve şartlarına göre tesbit edilmişti. 1947 den bu yana maliyete müessir personel masrafın­da, personelin vasati aylığı mütezayit bir seyir takip etmiştir. Hakika­ten 1947 yılında personel maaş vasatisi 165 lira iken bu ortalama mik­tar bugün 279 liraya yükselmiş ve önümüzdeki ocak ayından itibaren de 343 lira olacak şekilde bütçe tertip ve tanzim edilmiştir. Bu rakam 1947 nin 165 lirasına nazaran bir misli bir fazlalık arzetmektedir.Fedakâr ve feragatli çalışmalar] hepimizin takdirini mucip olan PTT memur ve hizmetlilerini ehemmiyetli olduğu kadar ağır olan vazifele­rine bağlıyabilmek ve onları kısmen olsun ikdar ve terfih edebilmek için bunu lüzumlu ve zarurî buluyoruz.İşletme masrafının diğer mühim bir unsurunu teşkil eden malzemenin menşe memleketlerindeki fiatlarmda da 1947 den bu yana fr75 - % 200 nisbetinde bir artış husule gelmiştir.Telefon teçhizatında, işletme masraflarında ve en büyük faktörü teşkil eden personel ücretlerindeki bu artışları nazarı dikkate alacak olursak 1947 ye nazaran asgarî % 100 artmış olan bu masraflara mukabil ko­nuşma ücretlerindeki artış % 30 dur. Bu nisbete yeni tarifede vazedilmiş bulunan sabit masrafların tevlit et­tiği miktar dahil değildir. Buna gelince: Amortisman bedeli ve bakım masrafı olarak tesbit edilen ücretler telefonu hakikî bir ihtiyaç vası­tası olarak alan ve kullananlara büyük bir külfet tahmil etme­mektedir.

Filhakika bu ücret Ankarada ayda 9 lira üzerinden beher güne 30 kuruş ve günde vasati 10 konuşma yapan bir abonenin beher konuşmasına 3 kuruş olarak sirayet etmektedir. Beher konuşmaya düşen bu ücret muhtelif şehir ve kasabalara ve vasati konuşma adedine göre de her konuşma başına 1 kuruşa kadar inmekte, günlük konuşma fazlalaştık­ça ücret de mütenasiben azalmaktadır.

Yeni tarifede daimî masrafların ayrı olarak mütalâa edildiği ve bu mas­rafların çok veya az konuşanlar arasında adalet esasına göre tevziinin derpiş edilmiş olduğu da gözönüne alınırsa^ tarife artışının, telefondan gerçekten istifade edenlere, büyük bir yük tahmil etmediği tezahür eder.

Günde bir veya iki konuşma yapan bir abone için telefon, mahiyeti iti­bariyle zarurî bir ihtiyaçtan ziyade her an emre ve hizmete amade bir emniyet vasıtası olarak telâkki edilebilir. Bu nevi aboneler eski tarife ile kendilerinin vermesi gereken masrafları başkalarına verdirmek su­retiyle emniyet vasıtalarını ellerinde tutmakta idiler. Yeni tarifede bu hizmetin karşılığı her bir aboneden âdil bir surette tahsil edilmek­tedir.

Ancak PTT Umum Müdürlüğü, telefon hizmetinin, bilhassa az konuşan abonelere daha ucuz surette arzediîmesini temin için diğer memleket­lerde de büyük Ölçüde ve hattâ bazı yerlerde mecburî olarak kullandı­rılan tesisatın en büyük masrafı olan bir hattan bir kaç kişinin konuş­masını temin eden partlayn sistemine doğru gitmektedir. Bu usulün tecrübe mahiyetinde tatbikine İstanbulun bazı santrallerinde başlan­mış bulunmaktadır.

Muhterem arkadaşlarım,

Şu maruzatımla, muhterem sual sahibinin ifade buyurdukları gibi ba­kım masraflarının bir vergi olmadığını ve bilâkis başka şekilde ve gayri âdil bir surette alınmakta olan bir masrafın âdil bir esasa irca edilmiş bulunduğunu ifade etmiş oluyorum.

Maruzatım bundan ibarettir.

Diğer sözlü sorular :

Demirköprü barajı hidroelektrik santralinde enerji üretilmesi, bunun istihlâk merkezlerine nakli ve toptan satışı imtiyazının Ege Elektrik Türk Anonim Şirketine verilmesine dair ittihaz olunan kararname hak­kındaki suali cevaplandıran Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu, mezkûr satış imtiyazının, normal ve kanunî usuller dairesinde îcra Vekilleri Heyeti tarafından Ege Elektrik T. A. Şirketine verildiğini ve bu kararın Teşkilâtı Esasiye Kanununun 28 ncı maddesine mugayir olmadığını, bu imtiyaza ait olan kararname kabul edilmeden önce, meselesinin Dev­let Şûrasından geçirilerek, oranın da mütalâası alınmış bulunduğunu ifade etmiş, bu nevi bir imtiyazın hususî bir şirkete verilmesinin hükü­metin programına uygun görüldüğünü ve imkân oldukça yatırımların hususî sermaye ile yaptırılmasının ve bu sermayenin kıymetlendirilme-sinin daima gözönüne alındığını sözlerine ilâve eylemiştir.

Maarif Vekili Celâl Yardımcı da, tarihî kıymeti hâiz mebani ve eserle­rin hüsnü muhafazası hususunda ne düşünüldüğüne dair olan soruyu cevaplandırmış ve Maarif Vekâletinin bu mevzudaki çalışmaları üze­rinde geniş izahat vermiştir.

Büyük Millet Meclisi pazartesi günü toplanacaktır.

Demokrat Parti Meclis Grubunun tebliği :

29 Kasım 1955

Ankara :

Demokrat Parti Meclis Grubu Başkanlığından bildirilmiştir:

Demokrat Parti Meclis Grubu 29 Kasım 1955 salı günü saat 15 te doktor Burhanettin Onatın riyasetinde toplanmıştır.

Çorum mebusu Hüseyin Ortakçıoğlu tarafından bazı maddelerde his­sedilen darlık, bu maddelerin ithali için yapılan tahsisler ve ithal mal­larının tevzii işlerinde İktisat ve Ticaret Vekiline tevdi edilen istizah takriri ittifakla Kabul edilmiştir. Bunu müteakip Kastamonu mebusu Ali Muzaffer Tanöver tarafından tahsislerin Döviz Komitesince yapıl­ması ve bu komitede diğer vekillerin de âza bulunması sebebiyle isti­zaha hükümetin muhatap tutulması lâzım geldiği yolundaki teklifi de reye konarak kabul olunmuştur.Cereyan eden müzakereler sırasında îktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yır-calı, konuşmasının sonunda istifa kararını vermiş olduğunu gruba bil­dirmiştir. Bunu müteakip müzakerede isimleri geçen Maliye Vekili Ha­san Polatkan ile bu muamelelerin cereyanı sırasında Başvekil Yardım­cısı sıfatiyle Döviz Tahsis Komitesine riyaset etmiş olan Hariciye Vekâ­leti Vekili Fatin Rüştü Zorlu da hâdiselerin tetkikinin selâmetle cere­yanını temin maksadiyle istifaya karar verdiklerini gruba bildirmiş­lerdir. Uzun müzakereleri müteakip kürsüye gelen Başvekil Adnan Menderes, müzakerelerin devamı sırasında az evvel yapılan kısa bir kabine top­lantısında, arkadaşlarının toptan istifa edeceklerini bildirdiklerini, an­cak kendisinin umumî politikasının grupça tasvip edilip edilmediğinin tebeyyün etmesi maksadiyle yalnız basma grubun itimadına müracaa­ta karar vermiş olduğunu ifade eylemesi üzerine reye müracaat olun­muş ve grup Adnan Menderese büyük ekseriyetle ve tezahürat arasın­da itimadını izhar etmiştir.

Adliye Vekilinin beyanatı :

 Ankara :

Adliye Vekili Osman Şevki Çiçekdağ şu beyanatta bulunmuştur:

28/11/1955 tarihli   (Son Havadis) gazetesinin Asıl anket Parlâraanter hâkim teminatıdır) başlıklı başmakalesinde: Vekâletimiz tarafından Malatya İl Seçim Kurulu Başkanı hâkim Adil Tolanın başkanlıktan uzaklaştırılarak yerine Ağırceza Reisi Enver Da-yançm getirildiği ve C. Halk Partisi Genel Sekreteri Kasım Gülek hak­kındaki dâvaya bakmakta olan Tire hâkimi Safi Tulumun dâvayı ni­yetten îstinkâfina sebebiyet verildiği beyan olunmak suretiyle hâkim teminatının zedelendiği, mahkemelere tesir yapılmaya kalkışildığı ileri sürmekte olduğu ve aynı tarihli Dünya gazetesinin (dâvalarımızın en başında gelen) başlıklı başmakalesinde de Tire hâkiminin dâvayı ni­yetten istinkâf vesilesiyle ayni mahiyette mütalâalar serdolunduğu gö­rülmüştür. Bahis mevzuu bu iki hususun ciddî ve esaslı bir tetkike tâbi tutulmıya-rak yazılı olduğu üzere neşriyatta bulunulması üzüntü ile kar­şılanmıştır. Her iki hâdise mahiyetini açıklamak ve bu yoldaki neşriyatın hakikatle bir gûna ilgisi bulunmadığını belirtmek isterim. Şöyle ki:

1    5545 sayılı  (Milletvekilleri Seçimi Kanunu)  nun 63 Üncü madde­sinde, (il seçim kurulu, il merkezindeki en yüksek dereceli yargıcın baş­kanlığı altında on üyeden meydana gelir. İl merkezinde aynı derecede birkaç yargıç bulunduğu takdirde en kıdemlisi, kıdemde öe eşitlik ha­linde en yaşlısı seçim kuruluna başkanlık eder) hükmü vazedilmiş bu­lunmaktadır.

Bu hükme göre İl Seçim Kurulu Başkanını tayin etmek veya bu vazi­feden uzaklaştırmak hususunda Vekâletin bir alâkası olmadığı meydandadır.

Malatyada en yüksek dereceli hâkim mevkiinde bulunan ağırceza mah­kemesi reisi Enver Dayanç 20 haziran 1955 tarihinde izinli olarak vazi­fesinden ayrılmış ve hastalığı dolayısiyle rapor göndermiş bulunduğu cihetle İl Seçim Kurulu Başkanlığı o tarihten itibaren en kıdemli hâkim olan Adil Tolaya intikal etmiş bulunmakta idi. Mumaileyh il seçim ku­rulu üyeleriyle aralarında çıkan bir ihtilâf yüzünden 9/11/1955 tarihli tel yazısı ile seçim kurulundaki vazifesinden affını ve aksi takdirde is­tifasının kabulünü istemiş olduğu halde, istifası kabul edilmediği gibi seçim kanununun 63 üncü maddesinin mutlak sarahatine göre o yer­de hakim bulunduğu müddetçe Seçim Kurulu Başkanlığı vazifesinin uhdesinde kalmasının kanunen zarurî bulunduğu cevabı verilmiştir. Bilâhare Ağır Ceza Mahkemesi Reisi Enver Dayançm izin ve rapor müddeti hitama ererek vazifesine dönmesi üzerine 25 Kasım 1955 tari­hinden itibaren İl Secim Kurulu Başkanlığı kendiliğinden -bu zata te­veccüh etmiştir. Bu itibarla daha yüksek dereceli hâkimin tekrar vazi­fesine dönmesi keyfiyeti, Adil Tolanın secim kanunu hükmüne tevfikan otomatik olarak İl Seçim Kurulu Başkanlığından ayrılması neticesini doğurmuştur.

Hâdisenin tamamiyle bu kanunî çerçeve dahilinde cereyan etmiş olma-sma rağmen Adil Tolanın maksatlı olarak İl Seçim Kurulu Başkanlığın­dan uzaklaştırıldığını tazammun eden ve umumî efkârda Vekâletimizin icraatına karşı şüphe ve tereddüt uyandırmağı hedef tutan haber mu­vacehesinde teessür ve teessüf duymamak mümkün değildir.

2    Tire Asliye Ceza hâkiminin, Kaşım Gülek hakkındaki dâvanın rü-
yetinden istinkâfı hususuna gelince:

Hâkimler kanununun 102. nci ve müteakip maddeleri hükümlerine gö­re hâkimlerin vazifelerinden doğan veya vazifeleri sırasında işlenen suç-lariyle sıfat ve vazifeleri icaplarına uymayan fiil ve hareketlerinden do­layı tahkikat icrası Adliye Vekâletinin salâhiyetleri cümlesinden bu­lunmaktadır. Bu yolda bir ihbar veya şikâyet vuku bulduğu takdirde keyfiyetin bir muhakkik veya müfettiş marifetiyle tahkikine tevessül olunması, hâkimler kanununun meriyete vaz'ı tarihinden beri daima yapılagelmekte olan ve bütün meslekdaşlarm malûmu bulunan bir muameledir. Bu tahkikatın süratle yapılması, bir taraftan mahkemece ittihaz edilecek kararların tarafları tatmin etmesi ve diğer taraftan alâkalı hâkimin töhmet ve suizandan kurtulması için faydalı olduğu gibi hakikatin bir an önce tecellisine hizmet edeceği de muhakkaktır. Bu itibarla tahkikatın duruşmanın cereyanı sırasında dahi yapılma­sında bir mâni tasavvur olunamaz, bu cihet ihbar veya şikâyetin du­ruşmanın hitamından evvel veya sonra yapılmasına bağlı bulunmak­tadır. Temyiz Mahkemesi dosya münderecatiyle bağlı bulunduğundan haricî âmillerin karara ne dereceye kadar müessir olduğunu takdir ve buna göre karar tesis edemez.

Bahis mevzuu hâdisede hâkim hakkında bazı ihbar ve şikâyetler seb-ketmiş olması itibariyle bunların yerinde olup olmadığını mahallinde bir müfettişe tefahhus yoluyla tetkik ettirmek Vekâletin en tabiî bir salâhiyeti ve hattâ vazifesidir.

Esasen Adliye Müfettişi Tirede 09/11/955 tarihinde tetkiklerine başla­mış ve hâkime hiç bir sual tevcih etmemiş olduğu halde, ancak ma­hallî C. Müddeiumumiliğinin Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hü­kümleri dairesinde 14/11/1955 tarihinde yaptığı red talebi üzerine 16/11/1955 tarihinde istinkâf kararı verilmiş olması, istinkaf keyfiye­tinin müfettiş tahkikatına istinat eylemediğini göstermektedir.Bu vesile ile bir kere daha teyit ederim ki, Vekil olarak Vekâlet olarak icraatımız tamamen kanuna dayanmakta ve her türlü tesir ve mü­dahale şaibesinden uzak bulunmaktadır. Türk hâkimi ise daima tek­rarladığım gibi sadece kanunun iradesine ve vicdanının sesine tâ­bidir.

Yıllık nutuk Yazan : Nadir Nadi

2/11/1955 tarihli   (Cumhuriyet) :

Sayın Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, okunması iki saat sûren uzun bir nu­tukla onuncu Büyük Millet Meclisinin ikinci çalışma yılını açtı. Son derece dikkatli ve teferruatlı rakam kıyasla­malarına dayanan nutuk, bir yıllık hükümet gayretleri üzerinde duruyor, gayretlerin verimli ye müspet netice­ler doğurduğu; bundan böyle de do­ğuracağı tezini savunuyordu.

Biz burada sayın Cumhurbaşkanının nutkunu tenkidci bir gözle incelemeğe kalkışmıyacağız. Anayasamıza göre, Devlet Başkanı hükümet icraatından ötürü sorumlu değildir. Kimseye he­sap vermea, kimse de ondan hesap soramaz, bu itibarla sayın Cumhur­başkanının sözleri üzerinde herhangi bir tartışmaya girişmek hem yersiz, hem de mânâsız bir hareket olur.

Fakat 1946 yılmdanberi yurdumuzda çok partili bir politika düzenine ge­çilmiş, iki defa serbest ve genel se­çimler yapılmış, Demokrat Parti de bu sayede yirmi yedi yıllık Halk Par­tisi iktidarını yenerek iş başına geç­miştir. Çok partili hayata geçümiş ol­ması ise, hükümet icraatını beğenmi-yenlere yalnız söz ve yazı ile hüküme­ti tenkid etmek hakkının değil, aynı zamanda teşkilâtlanıp hükümete kar­şı iktidar savaşma girişmek hakkının da tanınması demektir. Do-kuz yıldır Türkiye Büyük Millet Meclîsi artık tek partinin ve tek politikanın hü­küm sürdüğü bir kubbealtı olmaktan çıkmıştır. Orada çeşitli görüşler kar­şılaşmakta, çok defa birbirine zıd fi­kirler çarpışmaktadır.

Bu şartlar altında, yıllık nutuk  usulünün tek parti devrinde olduğu gibi - hükümet icraatının bir müdafaası şeklinde aynen devam ettirilmesini biz doğru bulmuyoruz. Devletimizin en yüksek temsilcisi olan sayın Cum­hurbaşkanı milletçe saygı beslediği­miz bir şahsiyettir. O, işgal ettiği ma­kama geçtiği andan itibaren mensup olduğu partideki vazifelerini bırakır, parti saflarında fiilen çalışmaktan vazgeçer, bütün vatandaşları, bütün partileri ve bütün müesseseleri bağ­rında toplıyan devletimizi temsil e-der. Nitekim sayın Bayar da 1950 yı­lında Cumhurbaşkanı seçildikten son­ra Demokrat Parti Başkanlığından ayrılmış, partinin yüksek idaresini başkalarına devretmişti. Teşriî haya­tımız ileride öyle gelişmeler gösterebi­lir ki. Cumhurbaşkanı, kendi parti­sinden olmıyanlara hükümet kurma teklifinde bulunmak gibi bir durum­la karşılaşabilir.

Bu itibarla yıllık açış nutuklarının bundan böyle yeni şartlara uygun' bir görüşle hazırlanması, yahut da bu nutuklardan vazgeçilmesi lüzumunu biz burada tekrarlıyoruz. Tek parti devrinde Cumhurbaşkanı hem teşriî organın, hem de hükümetin nâzımı vaziyetinde idi. Büyük Millet Meclisi­nin kanun halinde çıkardığı ve hükü­metin yürüttüğü inkılâplar, ilk önce onun kafasında doğmuştu. Yurdumu­zu kalkındırmak uğruna göze alınan büyük hamlelere Cumhuriyet hükü­metleri onun direktifi ile girişirlerdi. Muhalefetin henüz mevsimsiz sayıldı­ğı o devirlerde Devlet Başkanının bir yıllık icraatı benimsiyerek savunması elbette tabii idi. Çünkü o icraat doğ­rudan doğruya onun eseri idi.Çok partili siyasî hayata geçtikten sonra, hiç bir demokratik rejimde ye­ri olmıyan bu gelenek bizde de artık devrini tamamlamalıdır. Hükümeti tenkid eden vatandaşların aynı za­manda Devlet Başkanına karşı cephe alıyorlarmış   gibi   acayip  bir  duruma düşmelerine yurdumuzda imkân verilmem elidir.

Hürriyet Partisi

Yazan : Bedii Faik

2/11/1955 tarihli  (Dünya)  dan :

Memleket, yeni bir siyasî partinin do­ğum sancıları içindedir. Biz Demok­rat Parti liderinin aksine olarak, 19 lar hareketini 1946-50 arasında ken­di partisinden ayrılanların davranı­şından daha çok, 1945 de 4 takrir­le meydana çıkan kurucular hareke­tine benzetiyoruz.

Memleketin bugün içinde bulunduğu rejim şartları bakımından da, iktidar partisinin hürriyet ve demokrasi an­layışı bakımından da, 19 lar hareke­ti, yatan maziyi bilen lıer insaf sahi­bine Demokrat Partinin doğuş günle­rini hatırlatacaktır.

Hattâ umumi efkârın gösterdiği alâ­ka bakımından da manzara aynıdır,

19 lar, doğacak partilerine «Hürriyet» adını vermekle, esasen bu halin en manalı hulâsasını yapmış oluyorlar. Aslına bakarsanız, hiçbir demokrasi­de, hürriyet vaadeden parti görül­mez. Ama Türk demokrasisi 1950 den bu yana iş başındaki iktidar partisi­nin elinde'o hale girdi ki, Hürriyet mefhumu, hâlâ bir siyasî partinin vaidleri ve hattâ programı arasında pekâlâ bulunabiliyor!.. Memleket adı­na hazin olan nokta asıl budur!

Bazı arkadaşlarımız, memlekette tü­men tümen hürriyetin mevcut oldu­ğunu iddia ederek, yeni partinin adı­nı yersiz buluyorlar. Biace asıl bu vatan fecî surette yanıldıkları bir nok­ta var: Bir demokraside izafî olması­na asla cevaz verilmiyen tek mefhum ancak hürriyettir. Türkiyede kalkın­ma olduğunu bir kısım vatandaşlar kabul eder, bir kısmı kabul etmiyebi-lir. Bu hal, kalkınmanın ne tam mâ-nasiyle varlığına ne de topyekun yok­luğuna delil olabilir. Ama bîr memle­kette bir kısım vatandaş hürriyet yok derken, bilhassa iktidar partisine ya. km olanlar var dedi mi, orada hürri­yet sade-ce yok demektir.

Hayat pahası değil bu hürriyeti.. Ka­zancı yolunda olana göre başka, dar gelirliye göre başka tesir etsin. Birine g'öre var, öbürüne göre yok olsun!

Hürriyet Partisini kuran zevat, daha ilk ciddi basın toplantılarında yakın geçmişten İyi ders aldıklarını göstere­rek yüreklerimizi ferahlattılar. «Bi­zim partimizde müstakbel bir salta­nata imkân vermemek için kurucular imtiyazı tammıyacağız ve evvelâ ken­di içimizde demokrasiyi kuracağız» di­yorlar.

Bu yolda canü gönülden duacıları ol­mamağa imkân yoktur. Zira kendileri bizden daha iyi bileceklerdir -ki, eski partileri içindeki kurucuları, AH ahin yarattığı birer ham madde gibi kabul edip, onları tekrar yeni baştan yarat­makta ve üstlerine her gün birer ye­ni hayalî meziyet kondur a kondura, nihayet kendi yaratıklarına tapınır hale girmekte, bu zevatın da payı ol­muştur.

Bu bir siyasî Frankesteîn hikâyesidir. Dr. Brighton kendi yarattığı mahlûk­tan en fazla gene nasıl kendi kork-muşsa, siyasî partilerde etraf tara­fından âdeta yeniden halkedilen tip­ler de gene evvelâ kendi yaratıcıları­nı korkutur ve onlara zarar verirler. Hürriyet Partisi müteşebbislerinin bir daha kurucu imtiyazı tanimiyacağiz diyerek işe başlamalarında biz kendi Frankestein'mdan korkan dok­torun ibret dersini görüyor ve bu uya­nıştan dolayı da ke'ndilerini tebrik ediyoruz!

Büyük bir ziyaret Yazan : H. Edip Törehan

3/11/1955 tarihli (Y. İstanbul) dan :

Dört günden beri Türklerin eski dos­tu Alman milletinin ve bugünkü Fe­deral Alman Cumhuriyetinin ilk Harbiye Nazın Türkiyeyi ziyaret etmek­tedir.

Türk - Alman dostluğunu ineeliyecek olursak, bunun saf ve temiz bir ma­zinin eseri olduğunu görürüz. Türki­ye, uzun tarih boyunca, Avrupa dev­letlerinin birçoklariyle harpler yap­mış, galibiyetler elde etmiş veya he­zimetlere duçar olmuştur. Bütün bu hâdiselerin millet ruhunda bıraktığı izleri silmek kabil değildir. Buna mu­kabil, Almanya ile olan tarihî müna­sebeti erimizi gözden geçirecek olursa­nız, bizim topraklarımıza göz dikme­den doğan bir hırsın eserini göremez­siniz. Olaa olsa, Alman milleti kendi sanayi mamullerine satış yerleri te­min ed-ebihnek için Türkiyede faali­yetini öteden beri arttırmak istemek­tedir ve bunda, iktisadî hareketler için çalışan her millet gibi, Alman milleti de haklıdır.

Alman milletinin iktisadî faaliyetleri Birinci Dünya Harbinden sonra bü­yük bir sekteye uğramış ve hiçe- in­mişti. Yıkılan ve m ah v olduğuna, her­kesin hattâ üzülerek inandığı Alman­ya'nın yeniden ticarî münasebetleri­nin artmasında ve dostlukla rmm kuvvetlenmesinde, gerek Birinci, ge­rek İkinci Dünya Harbinden sonra Almanyanın muhtelif memleketlere ve bilhassa bu meyanda Türkiyeye gönderdiği ilk Büyükelçilerin mühim rolleri olmuştur.

Birinci Dünya Harbinden sonra Tür­kiyeye gönderilen Büyükelçi Nadolny ve şimdi ilk Büyükelçi olarak memle­ketimize gelmiş olan Mr. Haas, bu is-de büyük rol oynamışlardır. Herr Na­dolny, tıpkı bir ticari ajan gibi, Al­manyanın memleketimize satacağı veya Almanyadan alınacak mallar için şahsen uğraşmış; sefaretteki ma­sası başında oturmaktan vazgeçerek her gün dairelerimizi doJaMmş ve memleketi ile Türkiyenin menfaatle­rinin yaklaşmasına çalışmıştı.

Şimdiki Büyükelçiyi Herr Nadolny gi-tıi yakından tanımak imkânlarını pek bulamadık. Fakat hâdiseleri tetkik e-decek olursak, pek kolaylıkla görebi­liriz ki, onun gösterdiği gayretler sa­yesinde Türkiye ile Almanya arasındaki dostluk artmış, ticarî muameleler çoğalmış ve iki memleket arasında ta­rih boyunca devam eden sıkı müna-sefcetler daha çok samimî bîr şekil al­mıştır.Dört günden beri memleketimizde kıymetli bir misafir olarak bulunan, Federal Almanyanın ilk Harbiye Na­zın General Blank'm ziyaretini, bu. nun en güzel bir eseri olarak kayde­debiliriz.

Bizim görüşümüze nazaran, bu ziya­retin büyük mânaları vardır, çünkü Türk milleti esasen asker bir millet­tir. Alman milletinin de askerlik ve bilhassa askerî teşkilâtçılıkta en ufak bir noksanı olmadığım bütün dünya bilmektedir.

Von der Goltz Paşadan başlayarak, Türk subaylarına hocalık eden Al­manlar, bugün yeni bir ordu kurmak­ta ve dış tecavüzlere karşı Avrupa ba­rışını müdafaa etmek için büyük bir rükün olarak çalışmaktadırlar.

Cenevre konferansında şimdi görüşü­len meseleler arasında, -Batı ve Doğu Almanyanm birleşmesi müzakere o-lunurken, bu birleşmeden doğacak kuvvetlerin Avrupa müdafaası için ne kadar büyük bir ehemmiyet taşıyaca­ğı da tebarüz ettirilmektedir.

General Blank, m emle ketimizde, res­mî bir ziyaretin programı içine gire­bilecek tarzın dışında bir sempati uyandırmıştır. Kendisi, Türk ordusu­nun kuvvet ve kudretini görmüş, onun kısa bir zaman içinde ne kadar büyük terakki gösterdiğini hayranlıkla söy­lemekten kendini alamamıştır.

Biz bir Türk vatandaşı olarak sevinç­le söyliyebiltria ki, Türk ordusuna ho­calık etmiş olan Alman, subaylarının bugünkü halefleri, şimdiki Türk or­dusuna, Alman ordusundan stajiyer olarak sabitler göndermeyi bile teklif etmişlerdir.

Övünmenin iyi bir şey olmadığını bi­liyoruz. Fakat, biraz da hakikati baş­kalarının agzmdan işitirsek, o vakit sevinmekte hakkımız olduğunu da teslim etmek gerekir.

Eski tarihi kapayan ve yeni Cumhuriyen devrine girmiş olan Türk mille­tinin İkinci Dünya Harbinde Alman-yaya karşı aldığı cephe, 'sırf Hitler'in düşüncelerinden ve Nazi prensiple­rinden ileri gelmişti. Şimdi bu pren­sipler yıkılmış ve ortaya genç, çalış­kan ve ilerliyen bir Almanya çıkmış­tır. Türk milleti, İkinci Dünya Harbi­nin doğurduğu mecburî vaziyetleri unutmuş ve bugünkü Alman milleti­ne candan dost olmuştur. Tıpkı Al­manya gibi, tarihimizde hiçbir gölge­si olmayan Amerika ve Almanyanın Türkiyeye olan dostluğu ve bilhassa silâh arkadaşlığı, dünya sulhu için çok büyük bir kuvvet olacak, ve bun­da bugün için büyük bir rol oynayan Alman ve Türk devlet adamları ve bilhassa sevgili ve kıymetli misafiri­miz General Blank, muhakkak ki bü­yük izler bırakacaktır.

Biz, memleketimizden ayrılırken ken­disine «Auf Wiedersehen» diyor ve es­ki dost olan Türklerle yenilenen sa­mimiyetten birçok şeyler beklediğimi­zi söylemekten kendimizi alamıyoruz.

İkazlar ciddîye alınmalıdır Yazan : A. E. îalman

3/XI/955 tarihli (Vatan) dan:

Bazı memleketlerde âdettir: Devlet Reisinin senelik nutkuna parlâmento cevap verir. Çokluk ve azlık partileri­nin görüşleri birbirinin ayni olmadı­ğına göre verilen cevapta da ekseri­yetin ve ekalliyetin kanaatleri ayrı ayrı ifade bulur. Bizde Meclisin. Dev­let Reisinin nutkuna cevap yazması gibi bir anane yok. Bu sebeple yıllık, nutku, tenkid Ölçülerine vurmak müs­takil gazetelere düşüyor.

Cumhurreisi tarafından salı günü söylenen açılış nutkunda hükümetin bir senelik icraatına, dünyanın haline ve bunun karsısında bizim tuttuğu­muz siyaset tarzına dair geniş izahat verilmiştir. Bunlardan bir kısmı, mü­nakaşaya ihtiyaç göstermiyen sarih hakikatlerdir, muhtelif sahalarda de­vam eden faaliyetlerin rakamla ifade edilen neticeleridir veyahut hazırla, nan yeni işlere ait haberlerdir.Herşey dörtbaşı mamur olsa, umumî ce­reyan hoşnutluğa göre ayarlı bulunsa, memleket işlerine dair güzel güzel haberler almak vatanda şiarın,, çoğuna elbette ferahlık verir. Her şeyi fena görmeğe iptidadan niyet edenlerin garazlı ye ihtiraslı görüşleri umumî efkârın tatlı muvazenesini sarsmaz.Ne çare ki memleketimizde her şey dörtbaşı mamur değildir. Hükümetin iyi işlerine tam hakkını veren insaf sahipleri arasmda da hoşnutsuzluk sebepleri ve ıstıraplar ve tereddütler vardır. Millete verilen bir senelik u-mumî raporda bu taraflar kapalı ge­çince, iyi taraflara ait tesir ve ikna kudreti tabiî suretle sarsılıyor.

Cumhurreisinin nutkunda 6-7 eylül hâdiselerinin hakikî mahiyetini aza­mî derecede kuvvet ve isabetle ifade eden fikirler ve hisler vardır. Aklı ba­şında vatandaşlar arasında bunlara iştirak etmiyecek kimse olduğunu sanmıyoruz. Fakat vatandaşları üzen çok ciddî bir noktanın üzerinde du­rulmamıştır. Bu da, hâdiseleri bir plân dairesinde tertip eden ve coşkun mil­lî heyecanları fena maksatlarla istis­mar eden sinsi düşmanların dünyanın her tarafında aleyhimize giriştikleri kötü propagandalardır. Tahkikat ta­mam olunca bunların cevabı elbette verilecektir. Fakat tarihî bir mahiyet taşıyan asıl âmiller malûmdur. Hâdi­selerin sıcaklığı ve yarattığı alâka de­vam ederken, meydanın boş bırakıl­ması yazık, oluyor. Nato'yu sarsmak maksadını güden oyunların iç yüzü dost ve müttefiklerimize vakit kay­betmeden duyurulmalı, aleyhimize ya­ratılan tesirler ortadan kaldırılmalı­dır.Hükümetler halka hesap verirken, daima yalnız iyi tarafları ileri sürer­ler. Bu, yanlış bir yoldur. Aleyhimize olan en acı hakikatler de ortaya dö­külmeli, halk güvenilir bir sırdaş ve dert ortağı diye kabul edilmelidir.Kalkınma esnasında sıkıntılar çeki­yoruz. Bunlardan bir kısmı zaruridir, bu kısmen işlerin sıraya konulması ve derhal fayda temin edemiyeceklerin ikinci plâna bırakılması sayesinde Ön­lenebilir, yahut hafifletilebilir. Hükûmetin, bunları apaçık anlatacak ve iktisadi istiklâl ve kalkınma hesabına vatandaşları muayyen fedakârlıklara davet edecek yerde, her şeyi gül pem­be göstermesi, halkın büyük bir kıs­mında öyle mukavemetler ve küskün­ler yaratıyor ki verilen iyi haberleri birer müjde diye karşılamak ve sevin­mek mümkün olmuyor.Sonra iktisadî siyasetimize karşı bazı müttefik ve dostlarımızda ısrarlı ten-kidler ve mukavemetler vardır. Bu­nun bir kısmı, yanlış haberlere ve haksız görüşlere dayanıyor. Böyle noktalan tashih için esaslı tedbirler almak vazifemizdir. Fakat bazı nok­talarda da alıştıkları ölçülere göre on­ların haklı, bizim haksız olabileceği­mizi kabul etmeğe ve gerek Amerika-da ve gerek Avrupada aleyhimize ola­rak mevcut mukavemeti ortadan kal­dırmanın makul çarelerini aramağa mecburuz. Zaman, hu bakımdan şifa verici tesirler yaratmıyor, aleyhimize neticeler veriyor. Menfi ve hareketsiz vaziyetimizin devamı bize pahalıya oturabilir, güzel fırsatların elden kaç­masına sebep olabilir.Hükümetin paranın düşürülmiveceği hakkında verdiği kat'î teminatı mem­nuniyetle karşılarız. Fakat bugünkü fiilî vaziyetin üzerinde esaslı bir su­rette durulmasını, sebeplerin ve çare­lerin aranmasını ve bulunmasını iste­mek elbette hakkımızdır.Siyasî hayatımızda bir takım huzur­suzluklar var. Demokrat Partinin ha-rimine kadar sokulmuş, partiyi tâ or­tasından ikiye bölmek ve memleketi­mizi istikrarsızlığa maruz bırakmak yolunda ihtimaller belirmiştir. Va­tandaşlar bu yüzden üzüntü içindedir, İspat hakkı münakaşasının yarattığı tereddütleri ve anlaşmazlıkları kö­künden ortadan kaldırmak, derdin en mükemmel devasıdır. Maksadın, yol­suzlukları ört bas etmek olmadığı, bir kötülüğü bilen varsa söylemesinin ve ispat etmesinin bir memleket hiz­meti diye karşılandığı belii edilmeli­dir. Bu hakkı suiistimal eden müfte­rilere karşı şiddetli cezalar tertip ederek mahzurların karşılanmasını herkes hoş görür.Btr de anayasamızdaki muvazene âmilleri noksanlığının yarattığı devam­lı üzüntüler zihinlerde yer ediyor. De­mokrat Parti muhalefette iken bun­ların üzerinde ısrarla durmuştu. «1954 seçimlerinin sathı mailine girilirken bu dâvanın ele alınacağı da sonradan kat'î surette vaad edilmişti. Anayasa­nın tadiline ve esaslı idarî, malî ve adlî ıslahata girişmeğe hazırlanılma-sı; umumî efkârdaki rahatsızlık ve hoşnutsuzluğu giderecek en tesirli yoldur. Pek çok vatandaş, bu seneki nutukta buna dair bir işaret bekle­miş, bulamayınca üzülmüştür. Türki­ye, bir taraftan şahsî idareye, diğer taraftarı demagojiye ve nüfuz siyase­tine karşı kuvvetli sedler kurmağa mecburdur.

Bir memleket halkının ekseriyetinin hükümete güveni ve bağlılığı her tür­lü başarıların en birinci kaynağıdır. Bilhassa halkın büyük bir kısmının siyasî terbiyesinin eksik ve fikir sevi­yesinin düşkün toulunduğu bir mem­lekette muvazene bir defa bozulursa ve düşmanların sinsi telkinleriyle yı­kıcı cereyanlar nikaph faaliyet fır­satları bulursa, ortalığı düzeltmek çok güç olur. Bu itibarla ıslahata lü­zum gösteren ikazlar ciddiye alınma­lıdır. Elden kaçan, kıymetli zamanlar bur daha yerine konulamaz, memleket işleri etraJmda başbaşa vermeğe, şah, siyata arka çevirmeğe, müsbet işlere elbirliğiyle sarılmağa mecburuz.

Açış nutku ve dış politika

Yazan : Şükrü Kaya

4/XI/955 tarihli (Hürriyet) den :

Bay m Cumhur reisi Celâl Bay ar'm Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu devre açılış nutkunda, dış politika sahasında temas ettiği esaslar hak­kındaki sözleri, bu memleketin men­faatleri kadar cihan emniyet sulhu­nun icabettirdiği şartlara ve realitele­re tamamiyle uygundur.

Türk millet ve hükümetinin dış poli­tikadaki kanaat ve temennilerinin va­kur ve cesur bir ifadesi olan ve Millet Meclisinde   sürekli  alkışlarla   karşıla-

nan bu sözlerin dünyanın bütün sulh­sever milletleri ve devletleri tarafın­dan da takdirlerle tasvip edileceğine de şüphe yoktur.

Günün en mühim ve en müşkül dâ­vası olan ve cihan efkârının sabırsız­lıkla hallini beklediği meseleler, bu nutukta doğru ve îsaüetli bir görüşle açıklanmakta ve aydınlatılmaktadır.

Cenevre Konferansında sağlam sözle­re istinat ettirilecek umumî emniyet anlaşmasının temenni edildiği gibi müspet bir neticeye varılamaması ha­kikaten üzülmeye ve düşünmeye de­ğer bir başarısızlıktır. Bundan başka sulh taarrusuna girişen grupların si­lâhlarım ve kuvvetlerini muttasıl art­tırdıktan başka, civarımızda Türkiye-yi hiç de temin ve tatmin etmeyecek siyasî tezahürlere ve hareketlere te­şebbüs etmeleri endişe ile karşılan­ması lâzım gelen bir durumdur. Bu vaziyet karşısında sulh cephesine mensup devletlerin hakikî sulh tees­süs edinceye kadar müdafaa cephele­rini kuvvetlendirmeleri icabeder.

Nutka -göre bu düşüncelerle hareket eden Türkiye kendi bölgesindeki kom-şulariyle- müşterek müdafaayı temin etmek gayesiyle daha sıkı bir işbirli­ğine girmeğe çalışmış ve neticede Bağ. dad Paktını hazırlamış ve imzalamış­tır. Bağdad Paktı, Türkiye ve İngiltere vasıtaaiyle bir tarafında Atlantik Pak­tına NATO bağlandığı gibi Pakistan ile de Güney Asya Paktına (SEATO) eklenmiştir. Nutkun, siyasî bir neza­ket ve dikkat eseri olarak açıklama­mak ihtiyatında bulunduğu bir nok­tayı, Balkan Paktının 'gittikçe nazarî ve pilâtonik bir mahiyet almakta ol­duğunu ilâve edersek birçok itirazla­ra ve taarruzlara hedef olan ve sulh cephesinin en nazik sahalarını müda­faa ile mükellef bulunan Bağda d Paktının daha îazla kuvvetlendiril­mesi v& o bölgenin maddî ve manevi emniyetinin daha ziyade korunması lâzım geldiği daha iyi anlaşılır.

6-7 eylül hâdiselerine karşı duyulan millî teessür ve kederi ve pek samimî üzüntülerle ifade eden, zararların tazmin edileceğini hak ve adaletin yerine getirileceğini ve artık bundan sonra böyle çirkin hâdiselere imkân bulunmıyacağmı temin ettikten son­ra, bu münasebetle Türkiyenin Türk-Yunan münasebetlerinin iyileşmesine çalıştığını ve Yunanistanm da aynı yolda yürümesinden memnuniyet du­yulacağını anlatıyor. Filhakika nu­tukta temin edildiği gibi hiç beklen­medik şuursuz bir fırtınanın sebep olduğu maddî zararların miktarı ve hacmi n& olursa olsun telâfisi elbette mümkündür. Gönüllerde bıraktığı ıs­tırabı da belki zaman silebilir. Fakat bu iki memleketin talihini birleştiren coğrafyanın zaruretleri ve bu iki mil­leti tehdit eden müşterek tehlikenin icapları, yalnız zamanın lûtfuna ve kerametine bırakılmam alıdır. İstiklâl Muharebesinin ertesi günlerinde Ata­türk ve Venizelos'un dehâlarının ve cesaretlerinin bulduğu yakınlaşma, anlaşma ve birleşme yollarını, 6-7 ey­lül faciasının ertesinde de daha ko­lay ve daha çabuk bulunabileceği unutulmamalıdır. Türkiyenin en son mesul devlet adamının bu milletin mukadderatına hâkim olan Millet Meclisi kürsüsünde söylediği bu sıcak ve samimî sözlerin komşumuz ve dos­tumuz Yunan milletinde müsait akis­ler yaratacağı ve uzatılan anlaşma ve dostluk elinin karşılıksız kalmaya­cağı ümit ve temenni olunur.

Bir ömür boyunca Yazan : H. Edip Törehan tarihü (İstanbul)

Otuz üçüncü senesine girdiğimiz Cum­huriyetin biraz gerisine gider ve Meş­rutiyet denilen devreyi de buna) ilâve ederseniz, 47 senelik bir zaman için­de-, politika hayatımızın his tarafla­rında bir değişiklik olmadığını görür­sünüz. Hattâ ondan evvelki zaman, larda da, parlâmentomuz olmamasına, her şeyin, padişahın iki dudağı ara­sında vereeeği hükme tâbi bulunma­sına rağmen, herkes siyasî hayatın­daki bağlılığı, sahip' olduğu mevkie tâbi tutmuş ve sadakatini de buna göre ayarlamıştır. Bizde bilhassa politika hayatının nev'emâ başladığı Meşrutiyet ve on­dan sonraki Cumhuriyet devrinde, politikacıların, şeflerine veya partile­rine olan sadakati, o parti içinde bu­lundukları zaman ile mukayyet ol­muştur.Fikir veya görüş farkından doğan ay­rılıklar artık partililerimiz arasında bütün eski münasebetleri unutturmuş ve çak defa eski dostları yeni bir düş­man haline getirmiştir. Bizim bugün üstünde durduğumuz nokta, bütün bu düşüncelerde ve po­litika mücadelelerinde kaim olan en büyük zihniyetin, bir partiden ayrılır veya çıkarılır çıkarılmaz, birdenbire o partiye veya o partinin liderlerine karşı büyük bir münaferetin kendini göstermesidir.Biz, siyasî hayatta sistemlere daya­nan mücadeleleri çok büyük bir hay­ranlıkla karşılamak istiyoruz. Çünkü, ancak bu gibi medeni cesaret ve şe­caatle gösterilen gayretler neticesin­de, memleketin, demokrasi hayatında ilerliyeeeğine inanıyoruz.

Biz şimdi bumda, partiden ayrılan 19 lar veya 19 Iarm başlarından bahset­mek istemiyoruz. Bunlar vaktiyle De­mokrat Partiyi beraber kurmuş, onun­la işbirliği yapmış ve bugün, ispat hakkını bahane ederek ondan ayrıl­mış- kimselerdir. Bunların ispat -hak­kına tamamen taraftar olduğumuzu, muhtelif vesilelerle biz de bildirmiş­tik ve partiler dışında yaşadığımız için, diğer bilmediğimiz iç-parti ha­yatına girmek istememiştik.

Bugün bir ömür boyunca diye bah­setmek istediğimiz mesele tamamen başkadır ve bu, parti liderlerinden zi­yade, güya partili geçinen kimselere taallûk etmektedir.

Son zamanlarda ister il, İster belediye seçimleri için olsun, bir. takım aday­ların gösterileceğini veya gösterildi­ğini okuyoruz. Bunların içinde, eski­den İl Genel Meclisi veya Belediye Meclisi âzası olup da şimdi listeye alınmamış olanlar hemen partiden ayrılmakta veya derhal partinin a-leyhtarı olarak görünmekte hiçbir beis bulmamaktadırlar.

Eski C.H.P. zamanından başlayarak bugüne kadar bizde devam eden . bu zihniyet, çok acınacak bir haldir. C. H.P. nin mebusluk listesine giremiyecegini hissedenler, hemen D.P. ye ve­ya D.P. de bu mevkii alamıyanlar, C. H.P. ye koşmakta hiç tereddüt etme­mekte ve âdeta partiler arasında ci­rit oynamaktadırlar, çünkü, bunla­rın hepsi güya partili olmak yüzün­den mebusluk, İl Genel Meclisi âzalıği ve hattâ parti başkanlığını, kendile­rine tapu ile kaydı hayat olarak ve­rilmiş bir şey telâkki etmekte ve eğer işin bütün mesuliyetini sırtında taşı­yan parti, bir gün ondan bu mevkii almak isterse, hemen o partinin en büyük bir aleyhtarı olmakta hiçbir mahzur görmemektedirler. Demokrasi hayatının çok İnkişaf etti­ği memleketlerde de buna yakın va­ziyetlere tesadüf etmemek kabil de­ğildir, çünkü, anlattığımız bu durum. a.z çok bütün demokrat memleketle­rin çektiği dertlerin başında gelmek­tedir. Ancak, bütün o memleketlerin siyasî olgunluğu ve iş ve güçleriyle fazla meşgul olarak, politikayı bunun yanında, tutmaları, oralarda bu çeşit hâdiselerin fena tesirler yapmasını önlemektedir.

Demokrasimizin genç olması ve işle­rimizin çokluğuna rağmen, dedikodu­ya büyük bir ehemmiyet vermekliği-miz, bu hâdiselerin bizde fena akisler yapmasına sebep olmaktadır.

Zamanla politika hayatında elde ede­ceğimiz tecrübeler ve bunların vere­ceği olgunluk sayesinde; artık hiçbir kimsenin, politika hayatında sahip olduğu mevkiin bütün bir ömür bo­yunca devam etmiyeceğinin pek tabiî sayılacağı, her hangi bir kimse parti­den çıksa veya çıkarılsa bile, eğer o partinin prensiplerini benimsemişse, yine ona kalben bağlı kalacağı ve fou-nun gelenek halinde teessüs edeceği kanaatindeyiz ve buna inanıyoruz.Memurlara aynî yardım Yazan : Şevket Rado 6/11/955 tarihli  (Akşam) dan : Bazı mebuslar memurlara her sene. bir maaş nispetinde ayni yardım ya­pılmasını teklif eden bir kamın pro­jesi hazırlamışlar. Eğer proje kanun­laşırsa memurlar bir maaş tutarında sadeyağ, zeytinyağ, peynir, şeker, un gibi maddeleri alacaklarmış.

Şüphesiz bu maddeler ucuza verilece­ği için cazip olacaktır. Fakat hakiki ihtiyaca cevap vermiyeceği gibi müs­tehlikler arasında memur ve serbest meslek erbabı gibi ayırmalara da se­bep olacağı için doğru da olmryacak-tır.

Belki bir maaş tutarında aynî yardım yüksek maaş alan memurlar için bir şey ifade eder. Ayda beş altı yüz lira maaş alan yüksek memur senede beş altı yüz liralık yağ, un, peynir, şeker alırsa üç dört aylık gıda maddesinin iptidai malzemesini rahatça elde et­miş olur. Fakat ayda 200 lira, 250 lira, 300 lira alan bir memurun bir maaşı sadeyağına, zeytinyağına, peynire, şe­kere, una taksim edilirse elde edeceği miktarlar kendisini ne kadar idare eder?

Kaldı ki memurlar; müstahdemler, serbest meslek erbabı diye vatandaş­lar arasında gıda maddesini temin bakımından farklar vücude getirmek de iyi bir şey değildir. Bunun tecrü­besi İkinci Cihan Harbi senelerinde yapılmış ve kötü netice vermiştir.

Biz memurların geçim zorlukları çek­tiğini kabul ediyoruz. Onları biraz daha refaha kavuşturacak her tedbiri memnuniyetle karşılarız. Fakat bir aynî yardım bahis mevzuu olunca, devlet memuru olmamakla beraber tıpkı onlar gibi sabit gelirli olan ser­best meslek müstahdemlerinin bilhas­sa ıgıda maddesi tedarikinde farklı muameleye tâbi tutulmalarını doğru bulmuyoruz.

Hayatı ucuzlatıcı tedbirler almak bü­tün vatandaşlara aynı derecede tesir edeceği için daha faydalıdır.

İspat hakkı nedir? Yazan : Cihad Baban

6/XI/955 tarihli (Tercüman) dan :

İkinci ihtimal de, liderlerin sırf men­faat ve korku yoliyle netice almağa çalışmaları, teııkidcüere fena niyetler atfetmeleri, zecrî tedbirlere dayana­rak partide disiplin kurma&a çalışma­ları, tenkidcilerin kayıtsız şartsız tes­lim olmalarını beklemeleri...

İktidar liderleri esaslı bir sondaj ya­pacak olurlarsa, şunu göreceklerdir Jd, uınumi efkâr tenkidcileri hararetle tutuyor. Zecrî tedbir yoluna gidilmesi, Demokrat Partiyi yok etmeğe ve mem­leketi anarşi içinde bırakmağa sebep olabilir.

Halbuki partiden çıkarılan ve ayrılan on dokuz kişinin çoğu da dahil olmak üzere herkesin istediği şey, filân şalı­sın yerine filânın geçmesi değil, par­tinin demokratça idare edilmesi ve her sahada esaslı ve temelli bir ısla­hat hareketine gir i silme sidir. Mem­leketin Adnan Menderes'in m eziyetle­rinden istifadeye de-vam etmesini ve yeni tecrübelere girişilmem esini iste­yenlerin: D.P. milletvekilleri arasında da, umumî efkârda da büyük ekseri­yet tuttuğuna şüphe yoktur. Fakat şahsî merkeziyet usûlünün tesiriyle memleketin günlük tedbirlerle idare edilmesine nihayet verilmesi şartiyle.

D. P. nin dördüncü büyük kongresi, Menderes'in umumi reis olmasını İtti­faka yakın bir ekseriyetle tasvip et­miştir. Eğer Menderes elde ettiği bu güzel neticeden istifade ederek itidale doğru gitseydi, hakkiyle şikâyet edi­len hallerin düzeltilmesi işini benim-seseydi; Demokrat Parti, kendini der­leyip toplamak için vakit kazanacak ve iç tesânüdü on dokuz Kişinin ayrıl­masına rağmen bozulmayacaktı. Hal­buki t&mamiyle aksine- olarak, parti­den çıkarılanların veya çıkanların Meclisten çekilmeğe mecbur edilmesi gibi bir yola doğru gidilmiş ve her şey şirâzeden çıkarılmıştır.

Bu buhran dakikasında muvafık, mu­halif, müstakil, hepimizin düşünme­miz lâzım gelen ana dâva şudur: Bi­zim birbirimize girmemiz ve ortalığın bulanması için el altından çalışanlar var. Onların oyununa gelirsek mem­lekete de, hepimize de yaaık olur. Bu bakımdan bugün yapılacak en küçük bir hatâ, memleketin kaderini fenaya doğru çevirebilir.

Bilhassa Menderes, siyasi hayatının en nâzik anlarını geçiriyor. Eğer dörtlü takriri verirken memleket he­sabına nelerin hasretini duyduğunu hatırlar ve bugün aynı şeyleri isteyen­lerin düşman değil, dost olduğunu ka­bul ederse, memleket sarsılmadan, bu­günkü had buhrana son vermenin yo­lunu mutlaka bulur. Yoksa Menderes' in taşıyacağı tarihi mes'uliyet çok ağır olacaktır.

Bu Huzursuzluk Neden?

Yazan: S. Ş. Dersan

30/11/955 tarihli (Akşam) dan :

Demokrat Parti iktidarı ele alalı altı seneye yaklaşıyor. Başımızı çevirip bu geçen senelere tarafsız bir gözle baktığımız zaman bugün karşılaştığı­mız manzaranın vatandaşı pek de memnun edecek mâhiyette olmadığı anlaşılıyor.

Hâdiseleri objektif bir zaviyeden tet­kik edersek görürüz ki, demokrasiyi ve bunun icapları olan hürriyetleri kendisine bayrak yapmış bir parti, se­lefi olan tek parti idaresinin seneler­den beri biriktirdiği hoşnutsuzluklar arasında misli nâdir görülür parlak bir zafer kazanarak milletin serbest reyleriyle iş başına gelmiştir. Yeni hü­kümetin başında muhalefette iken te­mayüz- etmiş zeki, çalışkan, enerjik. üstelik çok sevimli bir lider var. Öyle bir lider ki, memleketin dış ve iç dâ­valarını iyiden İyiye kavramış, yur­dun topyekûn kalkınmasına kendisi­ni vakfetmiştir. Kore savaşı, NATO'-ya giriş gibi basanlar elde eden Ad­nan Menderes'in yüksek çapta bir devlet adamı mevkiinde görüldüğü günler pek uzakta değildir.Peki sonra ne oldu? Bugün şahidi ol­duğumuz huzursuzluğun sebepleri ne­lerdir? Ne gibi hatâlar işlendi ki bir sene evveline kadar süt limanlık gibi görünen siyasi durum gittikçe artan bir fırtınanın sağnakları arasında çalkanmağa başlamıştır?

Dış itibarımızın sağlam temellere da­yanabilmesi için istikrarlı bir idare­nin mevcut olması lâzımdır. Avrupa ve Amerika istikrar görmediği bir di­yara ne emniyet eder, ne de kredi ve­rir. Bu sebepledir ki en mühim dâva­mız, memleket idaresinin başında be­hemehal millet çoğunluğunun mem­nunlukla karşılayıp benimsediği bir İktidarın bulunmasını sağlamaktır.

Demokrat iktidarın nisbeten kısa bir zaman içinde bugün şahidi olduğumuz hoşnutsuzluğu yaratmış olmasında bizce başlıca iki sebep vardı: Biri parti ve hükümet başında bulunanların tenkidleri ekseriya fena niyete atfede­rek söylenenleri tartmaktan ziyade söyleyenleri hırpalayıp kötülemek yo­lunu tercih etmiş olmaları, diğeri de murakabe vazifesinin muhalefetler ta­rafından insaf ile ve hatâları düzelt­mek niyetiyle -yapılmayarak her şey­den önce iş başındakileri ne pahasına olursa olsun yıpratmak gayesinin gü­dülmüş olmasıdır. Bunlara bir üçün­cüsünü ilâve etmek gerekiyor, o da de­mokrat mebusların Meclis Grupu top­lantılarında olsun serbestçe fikirlerini söylememiş, doğru bulmadıkları gidiş hakkında ikazda bulunmayarak sükû­tiliğe saplanmış olmalarıdır.Bu satırları yazdığımız sırada Anka­ra'da toplanan Demokrat Parti G-ru-pundaki müzakerelerin nasıl bir cere­yan takip ettiğini bilmiyoruz. Temen­ni ederiz ki bu tartışmalar istikbâl için ümit verici bir neticeye bağlan­sın.

1 Kasım 1955

 Bağdad

Irak Hükümetinin davetlisi olarak Bağdad'da 'bulunan Türk Askeri He­yeti, bugün zırhlı birlikler kışlalarını ve Topçu Okulunu ziyaret etmiştir.

Bu ziyaretler sırasında, iki dost ve kardeş millet subayları arasında çok candan ve samimî konuşmalar cere­yan etmiştir.

Erkânı Harbiyei Umumiye Reis Vekili İsmail Hakkı Tunaboylu'nun başkan­lığındaki Türk Heyeti şerefine bu ak­şam Orduevinde bir ziyafet tertip edilmiştir.

3 Kasım 1955

 Amman

Reisicumhur Celâl Bayar, beraberinde Devlet Vekili ve Hariciye Vekâleti Ve­kili Fatin Eüştü Zorlu ve diğer heyet âzası olduğu halde, bugün saat tam 12 de Amman Hava Alanına inmiş ve çok parlak bir merasimle Haşimî Ür­dün Meliki Hüseyin bin Tallal tara­fından karşılanmıştır.

Reisicumhurumuz uçaktan inince Bü­yükelçimiz kendisine «Hoş geldiniz» demiş., ve bunu müteakip Ürdün as­kerî ricalinin refakatinde kendisine selâm resmini ifâ etmek üzere vazi­yet almış olan Arap Lejyonunun bir kıt'asmı teftiş etmiştir. Bu esnada bando İstiklâl Marşı ile Ürdün Marşı­nı çalmış, hava alanının biraz ileri­sinde yerleştirilmiş bulunan toplar 21 pare endaht etmiştir.

Arap Lejyonunu teftiş ettikten sonra Reisicumhurumuz, refakatindeki  zevatla birlikte hususî surette hazırlan­mış olan mahalle ilerlemiş ve kendi­sini karşılamağa gelmekte olan Ürdün Meliki ile karşılaşmıştır.

îki' dost ve kardeş Devlet Reisinin karşılaşmaları ve musafahaları çok samimî olmuştur.

Reisicumhurumuz, heyet azalarını Me. lîke takdim etmiş, Melîk de Reisicum­hurumuza karşılamağa gelen devlet ricalini Celâl Bayar'a tanıtmıştır. Re­isicumhur umuzu karşılayanlar ara­sında Başvezir, bütün Vezirler, saray erkânı, Ayan ve Mebusan Meclisleri Reisleri, Amman Valisi ve Belediye Keisi, Arap Lejyonu Genel Kurmay Başkanı, Basın Umum Müdürü, Ha­riciye Erkânı bulunmakta idi. Elçi­liğimiz erkânı da karşılama merasi­minde hazır bulunuyor du-

Reisicumhurumuz, Haşimî Ürdün Me­liki ile birlikte bir otomobile binmiş­ler ve Arap Lejyonunun bindirilmiş müfrezesi refakatinde şehre hareket edilmiştir. Melik Hüseyin, Reisicum­hurumuzu misalir kalacağı Basman Kasrına kadar götürmüştür. Hava a-lanmdan saraya kadar yol boyunca Ürdünlüler, Ammnlılar Reisicumhuru­muza hararetli tezahürlerde bulun­muşlardır.

Reisicumhurumuz saat 15.30 da Zah-ran Sarayına giderek Melik Hazretle­rine iadei ziyaret etmiştir. Saat 16.30 la Melîk Abdullah'ın türbesine bir çelenk koymuş ve saat 17 de de Bas­man Kasrında kordiplomatiği kabul etmiştir.Bu akşam saat 20.30 da Zahran sara­yında resmî ziyafet vardır.

Reisicumhurumuzun Amman'ı ziya­reti münasebetiyle bütün Ürdün ga­zeteleri ve bu arada bilhassa El Ür­dün, Filistin ve El İfa gazeteleri Reisicumhummuaa boş geldiniz diyen makalelerle Reisicumhurumuz ve Ha­riciye Vekâleti Vekilimizin fotoğraf­larını neşretmekte, ayrıca ziyaret programının tafsilâtına geniş sütun­lar ayırmaktadır, diğer Arap memle­ketleri gazetelerinde de Reisicumhu­rumuzun 'bu ziyaretinin ehemmiyetini belirten yazılar vardır.

 Amman

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, saat 15.30 da Melik Hüseyin'e İadeyi ziyaret için Z&hran sarayına giderken bütün yol boyunra Arap Lejyonuna mensup askerler selâm durmuş, Reisicumhuru­muzun kasra muvasalatında ayrıca askeri merasim yapılmıştır. Reisicum­hurumuzun Melik Hüseyin'e bu iadeyi ziyareti münasebetiyle görüşmeler ol­muş ve bu görüşmelere Devlet Vekili ve Hariciye Vekâleti Vekili Fatin Rüş­tü Zorlu ile Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Bir_ gi ve Ürdün tarafından da Başvezir, Hariciye Veziri ve Saray Nâzın işti­rak etmiş tir.

Bu akşamki ziyafette Ürdün protoko­lü gereğince nutuklar teati edilmeye­cektir.

4 Kasım 1955

 Amman

Reisicumhurumuzla Ürdün Meliki ve heyetimiz âzası bu sabah saat 10.30 da Reisicumhurumuzun şer&fine ter­tip edilen askeri geçit resminde bu­lunmak üzere, Ürdün yüksek devlet ricali, mülkî ve askerî erkân ile bir­likte, manevra sahasına hareket et­mişlerdir. Geçiş resminden sonra, Zer. ka'da, Orduevinde Başvezir, Reisi­cumhurumuz şerefine bir öğle yemeği verecektir.

Bu akşam da Büyükelçiliğimizde bir ziyafet ve toplantı vardır.

Bugünkü Ürdün gazeteleri Reisicum­hurumuzun Ürdün'e muvasalatları hakkındaki tafsilâtı vermekte ve fo­toğraflar neşretmektedir.Ayrıca gazeteler, Amman ve Ankara'-da-ki Elçiliklerinin büyükelçiliklere tahvil edildiğini de bildirmektedirler.

 Amman

Reisicumhurumuz Celâl Bayar ve Ür­dün Meliki Hüseyin, beraberlerinde Ürdün Başveziri, Türkiye Hariciye Ve­kâleti Vekili ve diğer zevat olduğu halde, bugün saat 11 de Arap Lejyo­nunu ziyaret etmişlerdir. İki dost dev­let reisi, Zerka civarındaki geçit mey-danma geldikleri zaman 42 pare topla selâmlanmişlardır.

Tam ve modern teçhizattı motorize bir tugay, bir tank alayı ve bir uçak­savar alayı şeref tribünü karşısında bir kilometre boyunda ve üç sıra hâ­linde yer almış bulunuyor ve iki dost memleketin devlet reislerini selâmlı­yordu. İstiklâl marşı ile Ürdün marşı­nın çalınmasını müteakip Melik Hü­seyin ve Reisicumhurumuz beraberce açık bir otomobile binerek kıt'alarm önünden geçmişler ve ihtiram vazi­yetinde duran tugayı teftiş etmişler­dir. Bunu müteakip geçit resmi baş­lamıştır. Tanklar, uçaksavarlar ve zırhlı otomobiller büyük bir intizam içinde takım cephesinde iki Devlet Reisinin önünden geçmişler ve bu es­nada taretlerini çevirip namlularını yere tevcih ederek s elam lam ıslardır.

Reisicumhurumuz Arap Lejyonunun, modern teçhizatından ve geçit resmi­nin intizam ve mükemmeliyetinden dolayı takdirlerini beyan etmiş ve ku­mandanları tebrik etmiştir.

Bundan sonra Arap Lejyonu umumi karargâhının muhtelif tesisleri ve ta­mir atölyeleri gezilmiştir.

Reisicumhurumuz ve Haşimî Ürdün Meliki, öğle yemeğini Arap Lejyonu­nun subaylar kulübünde Başvezir ve Hariciye Veziri Sait Paşa El Müftü'-nün davetlisi olarak yemişlerdir. Bu ziyafette Vezirler, Ayan ve Mebusan Meclisi Reisleri, sivil ve askerî erkân ile kordiplomatik hazır bulunmuştur. Reisicumhurumuz ve Melîk Hüseyin akşam yemeğini Türk Büyükelçiliğin­de- hususî surette beraber yiyecekler­dir.Bu ziyafette Başvezir, Âyân ve Me-busan Reisleri ile saray erkânı ve he­yetimizden de Hariciye Vekâleti Ve­kili Fatin Rüştü Zorlu ve Hariciye Umumî Kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi bulunacaklardır.

Kasım 1955

- Amman

Reisicumhurumuz Celâl Bayarla Ha-şimî Ürdün Meliki Hüseyin, refakat­lerinde Ürdün kabinesi mensupları ol­duğu halde bugün Kudüs'ün Ürdün'e ait olan bölgesini ziyaret etmişlerdir.

Kasım 1955

 Amman

Reisicumhurumuz şerefine öğleden sonra Arap Lejyonundan Afdala'daki merkez Karargâhında, Lejyonun toplu olarak üç hakir borular bandosu ile üç İskoç bandosu tarafından verilen modern konseri çok muvaffak olmuş ve hararetle alkışlanmıştır.

Esasen Lejyonun bu musiki topluluğu, bu yaz İngiltere ve İskoçya ile diğer Avrupa memleketlerine yaptığı tur­nede 'büyük muvaffakiyetler kazan­mıştır.Arap Lejyonu Marşı, İstiklâl Marsı­mız ve Ürdün Millî Marşının çalınma­sı ile sona eren konseri müteakip, Mil­li Müdafaa Vezirinin davetlisi olarak subaylar kulübünde çay içilmiş, as­ker topluluklarının oynadığı ve bizim oyunlarımıza çok benzeyen millî oyun­ları ile kılıçlı hecinsuvar erlerin tem­sil ettiği şarkılı fcedevî oyunları seyredilmiştir.Reisicumhurumuzla Has imi Ürdün Meliki beraberce saraydan talimgaha gidiş ve talimgahtan saraya dönüşle­rinde Amman şehri yollarında topla­nan halk tarafından alkışlanmıştır.Ürdün gazeteleri bugünkü sayılarında Reisicumhurumuzun Kudüs'te verdiği beyanatı ve ayrıca Camii Ömer çini­lerinin sür'atle tamiri hakkındaki ta­limatını bilhassa belirtmektedirler. Reisicumhurumuza, Camii Ömer çini­lerinin tamiri hakkındaki emirlerin-

den dolayı Ürdün'ün muhtelif şehir ve kasabalarından minnet ve şükran bil­diren, memnunluk iahar eden bir çok telgraf da gelmektedir.Bu akşam Büyükelçiliğimizde tertip edilen parlak kabul resminde iki dost memleketin Devlet Reisleri hazır bu­lunmuş ve toplantı çok samimî bir hava içinde cereyan etmiştir.Yarın görüşmelere devam edilecek, öğle yemeği Aclun ormanlarındaki dağ köşkünde yenecek ve motorize Cares Ceriko   harabeleri gezilecektir.

  Bağdad

Dost ve kardeş Haşimî Ürdün'ü ziya­ret etmekte olan Reisicumhurumuz Celâl Bayar'm Kudüs'te verdiği ve Bağdad Radyosu ile Irak gazetelerinde yayınlanan beyanatı. Irak efkârı u-mumiyesinde geniş bir tepki yarat­mıştır. Bu beyanat, bütün Irak gaze­telerinin birinci sahifelerinde büyük puntolarla ve çerçeveli olarak neşre­dilmiştir,

Reisicumhur Celâl Bayar'm Ürdün -İsrail mütareke hattını gezdikten son­ra gazetecilere Türkiye'nin cihan sul-iıu ve selâmeti için çalıştığını ve Ür­dün'e vâki herhangi bir tecavüzde Türkiye ordusunun Ürdün cephesinde yer alacağını beyan etmeleri büyük bir sevinç doğurmuştur.

Filistin meselesinin Arap dünyasında yarattığı bugünkü durum karşısında Reisicumhurumuzun bu beyanatı Irak' m siyasî ve milliyetçi mahfillerinde Türk _ Arap dostluğunun kuvvetlen­mesine ve yakın bir zamanda Haşimi Ürdün'ün de Bağdad Paktına katıla­cağına bîr delil s ay Um aktadır.

  Amman

Reisicumhur Celâl Bayar, beraberinde Devlet Vekili ve Hariciye Vekâleti Ve­kili Fatin Rüştü Zorlu ve heyetimizin diğer âzası ile Ürdün Başvezirİ, Ha­riciye Veziri ve diğer Ürdün devlet erkânı olduğu halde evvelâ Ceres, da­ha sonra da Eriha'yı ziyaret etmiştir.

Reisicumhurumuz harabelerin gezil­mesini müteakip saat 13 de Lût golü civarında Melîk'in    kışhk    köşkünde Ürdün Meliki Hüseyin'e mülâki ol­muştur. Öğle yemeğinden sonra bu köşkte iki dost memleket Deflet Re­islerinin huzuru ile Hariciye Vekâleti Vekili Fatin Büstü Zorlu ve Ürdün Başveziri ve Hariciye Veziri arasında dört saat süren bir görüşme yapılmış­tır. Bu görüşmelerin çok samimî ve müsbet bir hava içinde cereyan ettiği Öğrenilmiştir.

Bu akşam saraydaki hususî yemeği müteakip görüşmelere devam oluna­cak ve Reisicumhurumuz yarm saat 10 da Ürdün'den memlekete hareket edecektir.Reisicumhurumuz yarm akşam Ada-na'da kalacak ve 9 kasımda Ankaraya dönmüş olacaktır.

18 Kasım 1955

 Washington

Bugün resmen açıklanditma göre, 470 bin ton buğdayın iddihar edilebilmesi için, Milletlerarası İşbirliği İdaresi, Türkiye'ye malî bakımdan yardımda bulunacağını bildirmiştir.

Resmi kaynaklar Milletlerarası İşbir­liği İdaresinin, imzaladığı bir anlaş­ma gereğince Türk Hükümeti nâmına buğday siloları inşa edecek olan New-York'taki «Raymond Concrete Pile Company» nin hesabına 4 milyon do­lar yatırmağa hazır olduğunu açık­lamışlardır.

Aynı açıklamada, Türkiye'nin 69 mer­kezinde, 2 bin tondan 20 bin tona ka­dar buğday istiab edebilecek çelik si­loların kurulacağı haber verilmekte­dir.

28 Kasım 1955

 Washington

Milletlerarası İşbirliği İdaresi, Türki­ye'ye, bu memlekete Amerikan yar­dımı çerçevesi daîıilinde, çelik silolar inşaatında kullanılmak üzere 4 mil­yon dolar tahsis ettiğini bildirmiştir.

Türk Hükümeti, 'bu inşaat programı­nın tahakkuku için iç finansman ola­rak 6 milyon dolara tekabül eden Türk lirası sarfedecektir.

Bu program gereğince, cem'an 470 bin ton hububat alacak büyüklükte çelik silolar inşa edilecektir.

Bu silolar inşa mahallinin ihtiyacına göre 2000 ilâ 20.000 ton hububat ala­cak büyüklükte olacak ve Türkiye'­nin 69 muhtelif yerinde kurulacaktır.

Bu inşaatı «Raymond Conerete Pile» Amerikan şirketi taahhüt etmiştir.

 Lalı o re

Pakistan Hükümetinin davetlisi ola­rak, Pakistan üniversitelerini ziyaret etmekte ve konferanslar vermekte bu­lunan Prof. Ahmet Şükrü Esmer, bu­gün burada Pencab Üniversitesi tale­besine yaptığı bir konuşmada ezcüm­le demiştir ki:

«Pakistan ve Türkiye halkı bir çok meselelerde aynı şekilde düşünmek­tedirler. Meselâ Türkiye basını, Pa­kistan basını gibi Keşmir dâvasını bir hissiyat meselesi olarak ele almıştır. Müteaddit gazete, bu hususta yazılar neşretmektedir.

Prof. Ahmet Şükrü Esmer, bu hitabe­sinde Bağdad Paktı Memleketleri Ha­berler Servisinin kurulması fikrine de işaret etmiştir.

Prof. Ahmet Şükrü Esmer, Doğu Pa­kistan üniversitelerinde konferanslar verecektir.

29 Kasım 1955

New-York

Türkiye Erkânı Harbiyei Umumiye Vekili Orgeneral İsmail Hakkı Tuna-boylu, refakatinde Kara Kuvvetleri Harekât Başkanı Tuğgeneral Hidayet Kızıldemir olduğu halde bugün öğle­den sonra uçakla Londra'dan New-York'a gelmiştir.

Tunaboylu,Birleşik Amerika'da üç hafta kadar kalarak askeri tesislerde tetkiklerde bulunacaktır.

Orgeneral Tunaboylu ve Tuğgeneral Kızüdemir, hava alanında Birleşik Amerika Birinci Ordu Kurmay Başka­nı Tuğgeneral Ralph C. Gooper tara­fından karşı]anmişlardır. General Co-oper, Türk generallerinin Birleşik Amerika'da askerî eğitim sistemi, Bir­leşik Amerika'da kullanılmakta olan en son sistem silâh ve askeri vasıta­lar üzerinde tetkiklerde bulunacakla­rını söylemiştir.

Türk generalleri, bu gece uçakla Wa­shington'a hareket edecekler ve Pentagon'daki askerî şahsiyetlerle temas edeceklerdir.

 Roma

Türkiye'nin Roma Büyükelçisi Cevat Açıkahn, bugün Başvekâlette, Başvekil  Antonio Segni tarafından kabul edilmiştir.

30 Kasım 1955

 Washington

Erkânı Harbiye! Umumiye Reis Ve­kili Orgeneral İsmail Hakkı Tunaboy-lu'ya bugün öğleden sonra Amerikan Savunma Vekâletinde yapılan bir me­rasimle «Legîon or Merits nişanı ve­rilmiştir. Amerikan Kara Kuvvetleri Erkânı Harbİyei Umumiye Reisi Ge­neral Maxwell Taylor, Orgeneral Tu-naboylu'ya nişanı taktıktan sonra, bir tabanca hediye etmiş ve bu silâhın «Türk generalinin memleketini her zaman düşmanlarına karşı müdafaa etmek azminin bir sembolü olduğu­nu» söylemiştir.

Ürdün Ziyareti

4/11/1955 tarihli (Tan) dan:

Reisicumhur Celâl Bayar, Haşimî Ür­dün Kralı Majeste Hüseyin Tallâl'ın misafiri olarak dünden itibaren Ür­dün'de bulunmaktadır.

Arap âlemi içinde, Irak'la beraber, bi­ze ilk dostluk elini uzatan, Şarki Ür­dün'ün Atatürk zamanından beri Tür­kiye'ye karşı gösterdiği yakınlık ve sa­mimiyet, 'hepimizin kalbinde sarsıl­maz bir muhabbet yaratmıştır.

Bu bağlılığın, büyük vasıtası, şüphe­siz, ismini, burada rahmetle anacağı­mız, Majeste Hüseyin'in pederleri Emîr Ab dul lalı'dır. Uzun müddet, Tür­kiye'de ve Türklerle beraber yaşama­nın verdiği derin intibalarla, milleti­mize karşı hakiki bîr sevgi besleyen rahmetli Kral, Ürdünlüleri de, bu muhabbet hâlesinin içinde toplamış, birlik ve beraberlik hâline getirmiştir.

Babalarından aldıkları siyasi terbiye ile, memleketini aynı prensiplerle ida­re eden Emir Hüseyin Taüâl, Türki­ye - Ürdün münasebetlerini -hiç boz­mamış, bilâkis onu daha ziyade geliş­tirmeye hizmet etmiştir.

Geçen sene memleketimize yaptıkları seyahat esnasında, 'güzel hâtıralar bı­rakan Hüseyin Tallâl, şimdi Reisi­cumhurumuzun ziyareti dolayısiyle, yeni bir muhabbet halkasının etrafı­mızda toplanmasını temin edecektir.

Mısır ve Suriye'nin, Arap topluluk bir­liğini bozan, yersiz hareketlerine, şim­diye kadar hiç karışmamış olan Ür­dün, tam bir tarafsızlıkla Orta Şark­ta, kendisini saydırmış, ciddî ve ağır basil hükümetlerden biridir.

Güzel memleketlerinin tabiî varlıkları içinde, Allaha şükrederek hayatlarını kazanan Ürdünlüler, macera peşinde koşmaktan tamamen uzak, sabırlı, kanaatkar, medenî ahlâkı üstün bir mill ettir. Onun gibi, dürüst ve mert bir dosta malik olmaktan, haz duyuyoruz.Siyasî ve iktisadi bütün münasebetle­rimiz, tamamen normal şartlar altın­da, karşılıklı bir saygı ve' anlayış esa­sına dayanmaktadır.Milletimizi, her gittiği yerde, büyük bir vekar ye şerefle temsil eden sayın Bayar'ın, Ürdün seyahati, iki devlet arasındaki münasebetlerin inkişafın­da, yeni bir merhale teşkil edecek­tir.Dost ve kardeş Ürdün milletine karşı beslediğimiz içten gelen duygular, kar­şılıklı alâka ile, gittikçe daha ziyade kuvvet bulmaktadır.Devlet Reisimizin Ürdün'ü Ziya­reti

Yazan: Cihad Baban

5/11/1955 tarihli (Tercüman) dan :

Devlet Reisimiz Amman'dadır, Ürdün Kralı Majeste Hüseyin Bin Tallâl'ın davetlisi olarak ve muhterem Ürdün Kralmm ziyaretlerini iade maksa-diyle bu dost memlekete gitmişlerdir.

Ürdün ile Türkiye'nin çok eski, sami­mî ve hattâ içice olan münasebetleri vardır. Merhum Kral Abdullah'ın memleketimize karşı gösterdiği yakın­lık ve sevgi hiç birimizin hâtırasından silinmiş değildir; Saym Bayar'ın, Ammana gitmesi, aynı zamanda Türki­ye'nin ve Türklerin Haşimî Ürdün'e karşı besledikleri muhabbetin teza­hürü olacak  ve Cumhurreislmiz, ne-

pimizin kalbindeki sevgiyi oraya ulaş­tıracaktır.

Butun gürültülere rağmen, Türkiye ile Arap memleketleri arasındaki dostluk rabıtaları gitgide kuvvetlen­mekte ve mânası anlaşılmayan garip duyguların altında bu dostluk ve ya­kınlıkları baltalamak isteyenleri mah­cup etmektedir.

Türkiye Bağdat Paktı ile Nato zinci­rini, Asyaya kadar uzatmış ve orada Pasifik müdafaa halkaları ile birleş­tirmiştir. Bu hususta büyük ve sevgi­li dostlarımız Irak, Pakistan ve İra­nın realist görüşleri elbet birçokları­nı uyandırmağa kâfi gelmiştir, buna rağmen bir takım olmiyacak gayret­ler peşinde koşanlar hâlâ varsa, bu, bir takım manasız küçüklük duygula­rının eseri olduğu için, biz sabır ve tevekkülle onların bu duygulardan sıyrılmalarını bekliyeceğiz.

Majeste Hüseyin'in rahatsız olan pe­derleri şehrimizde tedavi edilmekte­dirler. Majeste ve ailesi, sık sık İstan-bulumuza şeref vermekten zevk duy-maktalar. Buradaki birçok ailelerin, ora ile ve oradaki birçok ailelerin de bizimle yakın karabetleri mevcuttur. Biz, bir ailenin yetişmiş ve gelişmiş iki evlâdı gibi, ayrı ayrı, fafcat birbi­rine karşı sevgi ve muhahbet duyan insanlar olarak birbirimize bağlıyız. D&vlet Reisimizin Ürdün seyahati, aradaki bu yakınlığı bir kat daha art­tıracak, bu dostluk hem bizim için hem de Arap âlemi için çok faydalı olacaktır. Bu karşılükı ziyaretlerin mesut neticelerini yakında elde et­mekten elbet büyük memnuniyet du­yacağız. 1 Kasım 1955

 Birleşmiş Milletler New-York :

Birleşmiş Milletler Füisthı Karma Mü­tareke Komisyonu Başkanı Kanadalı General Burns yaptığı basın konfe­ransında,

«Orta-Doğu hudutlarını teminat altı­na alan 1950 beyannamesini imzala­mış olan. üç batılı devletin, yani Ame­rika, Fransa ve İngilterenin müşte­rek hareketi, bu bölgede ortaya çıkan meselelerin halline yardım edebilir» demiş ve bu tavsiyesini ilk önce Bir­leşmiş Milletler Genel Sekreterine tevcih edeceğini belirtmiştir.

New-York'ta bulunduğu müddet A-merika ve İngiltere hükümetleri tem­silcileriyle görüştüğünü, Sovyet diplo­matla riyle karşılaşmadığını ve Kana-daya hareket tarihi olan önümüzdeki sah gününe kadar da Ruslarla görüş­meyi tahmin etmediğini belirten Ger neral Burns, Mısırlılarla İsrailliler arasında çıkan son hâdiselere temas ederek, bunların Güvenlik Konseyi­nin müdahalesi olmaksızın da halle­dilebileceğini söylemiş fakat bu hu­susta fikir beyan etmenin kendine ait olmadığını ilâve etmiştir.

General, daha sonra Mısır ve İsrail hükümetlerinden geçen cumartesi günkü mektubuna henüz cevap alma­mış olduğunu bildirmiştir. General bu mektubunda, askerlikten tecrit edil­miş El Oca bölgesindeki hâdiselerin vahametine bu memleketlerin dikka­tini çekmiştir.

General, bir suale cevaben şöyle de­miştir:

El Oca bölgesi üzerinde hâkimiyet meselesi, nihaî barış tesis edildiği sa­man halledilecektir.»

Birleşmiş Milletler :

Güvenlik Kcnseyindeki İngiliz delege­si bugün. Konsey Başkanına gönderdi­ği mektupta İngiliz kuvvetlerinin, Abu Dabi ve Muskat Sultanlarının haklarını korumak için 26 ekimde Bureymî vahasını işgal ettiklerini bil­dirmiştir. İngiliz temsilcisinin mektu­bu Suudî Arabistan temsilcisinin ge­çen haftaki mektubuna bir cevap teş­kil etmektedir. Suudî Arabistan tem­silcisi bu mektubunda İngiliz kuvvet­lerinin Bureymî'yi işgallerini protesto etmiştir,

 Birleşmiş Milletler ;

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Vesayet Konseyi, Güney-Batı Afrika toprakları hakkında verilecek rapor­ların ve sunulacak taleplerin üçte îki oy çoğunluğu ile kabul edilmesine dair milletlerarası adalet divanının verdi­ği kararı bugün kabul etmiştir.

Karar bire karşı 44 oyla kabul edil­miştir. Dört devlet müstenkif kalmış­tır.

2 Kasım 1955

 Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Amerikanın Birleşmiş Milletler dele­gesi Henry Cabot Lodge, dün akşam verdiği beyanatta, Amerikanın, Bir­leşmiş Milletler teşkilâtına yeni üye­ler kabulünü kolaylaştıracak bütün teklifleri, bilhassa, adaylığını koymuş olan 18 memleketin aynı aamanda fa­kat ferdî durumlarının da incelenmesi suretiyle kabulünü teklif eden Ka-nadanın tavsiyesini dikkatle inceledi­ğini bildirmiş ve Amerikanın, Birleş­miş Milletlere yeni Üyeler alınması bahsinde Güvenlik Konseyinde Veto hakkı kullanılmamasına dair Ameri­kalı Senatör Vandenberg'in kongreye sunduğu takriri tatbiki daima arzu ettiğini ilâve eylemiştir.

3 Kasım 1955

 Birleşmiş Milletler Kurulu (New-York) :

Birleşmiş Milletler Kurulundaki Bir­leşik Amerika, İngiltere ve Fransa daimî temsilcileri, bulgun toplanarak Pilistinde son günlerde tahaddüs e-üen hâdiseleri gözden geçirmişlerdir.

Daimi temsilciler konuşmaları hak­kında basma hiçbir demeçte bulun­mamışlardır.

4 Kasım 1955

Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler Harp Esirleri Özel Komisyonu, senelik raporunu Daıg Hammarskjoeld'e sunmuştur. Komis­yon, bu raporu kaleme alırken, Sov­yet Busyada mahpus tutulan 9.000 Al­man harp esirinin, Adenauer - Bulga-nin anlaşmasına uygun olarak vatan­larına iadesinin tahakkuk yolunda bulunduğunu müşahede etmekten memnuniyetini belirtmiş, bununla be­raber Sovyet Rusyada mevkuf bulun­dukları şu veya bu tarihte teyit edil­miş olan 89.752 Alman harp esirinin şimdiki durumlarının kat'î bir şekil­de tespit edilemediğini, diğer taraftan en az 750.000 sivil Almanın Rusyaya götürüldüğünün Bonn hükümeti ta­rafından bildirildiğini hatırlatarak, Husyada 129.000 sivil Alman bulundu­ğunu teyit eden haberler aldığını ilâ­ve eylemiştir.

Nihayet, komisyon raporunda, harp esirlerinin vatanlarına, iadesi maksa-dıyle ilgili hükümetler ve teşekküllerin tam işbirliği yapmaları tavsiye olunmaktadır.

 Birleşmiş Milletler Kurulu :

Suriyenin Birleşmiş Milletler Kuru­lundaki daimî delegesi Refik Aşa, bu­gün Güvenlik Konseyi Başkanlığına bir muhtıra tevdi ederek «İsrailin Su­riye ve Mısır hudutlarında askerî tah-şidatta bulunduğunu ve bu tarz ha­reketiyle mütareke anlaşmasını ihlâl eylediğini» beyan etmiştir.

 Birleşmiş Milletler :

Genel Sekreter Dag Hammarskjoeld, çarşambayı perşembeye bağlayan ge­ce İsrailin El Oca bölgesinde giriştiği askerî harekâtı, Birleşmiş Milletler-üeki İsrail daimî temsilcisi Abba Eban neadinde protesto etmiştir.

Hammarskjoeld, El Oca bölgesinde, İsrail kuvvetlerinin Mısır kuvvetleri­ne taarruzundan evvel ve taarruz es­nasında Birleşmiş Milletler müşahit­lerinin serbest hareketlerine İsrail ta­rafından konan tahditlere de itiraz etmiştir.

8 Kasım 1955

Birleşmiş Milletler (New-York) :'

Birleşmiş Milletler Sosyal Komisyonu­nun dünkü toplantısında, batılı dev­letler, bilhassa deniz aşırı toprakları idare edenler, azınlıkta kalmıştır. Fil­hakika, komisyonda büyük bir ekseri­yet, insan haklarına dair milletlera­rası pakt tasarılarında yer almak ü-aere, milletlerin kendi mukadderatla­rını kendileri tayin etme hakkına da­ir komisyonun bir madde kabul et­mesine karar vermiştir.

Bu madde üzerindeki müzakereler iki hafta dante eri müstemleke aleyhdarı memleketlerle raüstemlekeei memle­ketleri birbirlerine karşı koymuştu. İngiltere, Hollanda ve bilhassa Avus­tralya delegeleri, milletlerin kendi haklarını kendileri tayin etme mef­humunun sırf insan haklarını alâka­dar eden bahis mevzuu paktlarda yer almamasını istemişlerdi.Komisyonun, bu derece nazik bir me­seleyi şimdilik bir kenara bırakması­nı isteyen Daıg Ham m er skj o e İd'un İkazına ve batılı devletlerin mütalâa­larına rağmen, komisyon ekseriyeti aksi kanaati iahar etmiştir.

Bununla beraber, komisyon, ileri sü­rülen tâdil teklifleriyle serdedilen mü­talâaları gözönünde tutarak bu mad­de tasarısını incelemekle görevli bir çalışma grubu kurulmasına karar vermiştir.

Sadece 13 memleket bu tasarı aley­hinde oy vermiştir. Ara? - Asya, Sov­yet grubu ve Lâtin Amerika memle­ketlerinden çoğu lehte oy vermişler­dir. Amerika çekimser kalmıştır.

 Birleşmiş Milletler :

Vesayet Komisyonu, dünkü toplantı­sında. Güney Afrika Birliği hüküme­tini. Birleşmiş Milletler Güney-Batı Afrika komitesiyle işbirliği yapmaya davete 2'ye karşı 42 oyla karar ver­miştir.

Birleşmiş Milletler Güney-Batı Afrika Birliği komitesi bu topraklara dair gelen raporları incelemekle görevli­dir. Güney Afrika bu komiteyi tanı­mayı reddettiğinden, vesayet komis­yonunun kararı, Genel Kurul tara­fından tasdik edilse dahi, Afrika nez-dinde hükümsüz kalacaktır.

Güney Afrika ve İngiltere karar aley­hinde oy vermişlerdir. İçlerinde Çin, Belçika ve Norveç de bulunan 9 mem­leket çekimser kalmıştır.

9 Kasım 1955

 New-York :

Birleşmiş Milletler Mültecilere Yar­dım Komisyonu dün neşrettiği rapor­da, Filistin mültecileri meselesinde hâlâ bir inkişaf kay de dilemediğin e işaretle bu mevzuun gittikçe nazik bir hal aldığını belirtmiştir. Komisyon, petrol istihsal eden bütün memleket ve şirketlerin Filistin mültecilerine gaz yağı ve mazot hediye etmeleri için müracaatta bulunmaya karar vermiş­tir. Komisyon, Belçika, Mısır, Fransa, Ürdün, Lübnan, Suriye, Türkiye, İngiltere ve Birleşik Amerika delegele­rinden müteşekkildir. Raporu imzala­yan, Mısır, Suriye ve Ürdün delegele­ri komisyonun mülteciler mevzuunda alacağı karar ve yapacağı tavsiyele­rin mübadele ve tazminat haklarına zarar vermemesini istemişlerdir.

 Birleşmiş Milletler :

Siyasî komisyon, bugünkü toplantı­sında, Kore meselesinin müzakere e-dilmesini isteyen Kolombiya heyeti­nin teklifini inceliyecektir.

Komisyonun müzakere edeceği husus­lar arasında silâhsızlanma, Fas, Ce­zayir ve Batı Yeni Gine meseleleri vardır. Silâhsızlanma meselesi, Ce-nevrede dört Dışişleri Yekili tarafın­dan incelenmeden Birleşmiş Milletle­re gelmeyecektir. Diğer taraftan özel siyasî komisyon, bugün, Güney Afri-kadaki ırk tefriki siyasetine dair bir tasan kabul edecektir.

17 Kasım 1955

  New-York :

Birleşmiş Milletler siyasi komitesinin dünkü toplantısında Amerikan dele­gesi, Arap devletlerini, Arap memle­ketlerinin kalkınmasına imkân vere­cek olan Şeria nehri plânını kabul et­miştir.

Filistin mültecilerine yardım progra­mının müzakeresi sırasında söz alan Amerikan delegesi Wadsworth demiş­tir ki:Birleşik Amerika, mültecilerin müs­tahsil duruma geçirilmesi ile, siyasi meselelerin halledileceğine kanidir. Bu programın tatbikine çoktan geçil­mesi gerekirdi. İsrail ve Ürdünü ve­rimli birer ziraat memleketi haline getirecek, Ürdün ve Suriyeye elektrik enerjisi temin edecek olan bu plânın alâkalı Arap devletleri tarafından desteklenmesi şarttır.

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler nezdindeki Güney Afrika daimî heyeti tarafından bugün resmen açıklandığına göre, Gü­ney Afrika hükümeti Birleşmiş Millet­ler Genel Kurulunun halihazır devre­sinin bundan sonraki toplantılarına katilmamıya ve dolayısiyle misyonun faaliyetine şimdilik son vermiye ka­rar vermiştir.Güney Afrika, Birleşmiş Milletler ve­sayet komitesinin, Güney Afrika hak­kında rakip Mİcbael Scott'a konuşma 'hakkını tanımasını protesto için bu kararı vermiştir.

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletlerdeki Kolombiya de­legesi Francisco Urrutia, Genel Kurul Başkanı Maza'ya dün tevdi ettiği mektupta, Kolombiya heyetinin oldu­ğu gibi diğer birçok Lâtin Amerika heyetlerinin de Cezayir meselesinin gündemden çıkarılmasını arzu ettik­lerini bildirmiştir.

Bununla beraber, bu mektup, Genel Kurul Başkanı Arap heyetleriyle gö­rüşmeden evvel yaymlanmayacaktır. Cezayir meselesinin Genel Kurul gün­deminden silinmesini kabul etmeyen Arap heyetleri, buna mukabil, mese­lenin Genel Kurulun bu devre toplan­tısında müzakere edilmemesini kabul eylemektedirler.

Fransız heyeti, Cezayir meselesi hak­kında, 'birkaç gündenberi- cereyan e-den görüşmelerin tamamiyle dışında kalmıştır.

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler üyesi 25 memleket teşkilâta yeni üyeler alınması mev­zuunda1 müşterek bir tasarı hazirlıya-rak Güvenlik Konseyine sevketmiş-tir. Bu teklifte Güvenlik Konseyin­den, teşkilâta mümkün olduğu kadar cok sayıda üye alınması hususundaki umumi arzuyu dikkat nazara alarak, kabullerini istiyen memleketlerin du­rumlarını tetkik etmesi ve bu toplan­tı devresi sırasında1 bu hususta Genel Kurula bir rapor vermesi istenmekte­dir. Teklifi imzalayan memleketler şunlardır:

Afganistan, Arjantin, Avustralya, Brezilya, Birmanya, Kanada, Kolumbiya, Kostarika, Danimarka, İzlanda, Hin­distan, Endonezya, İran, Irak, Lüb­nan, Liberya, Yeni Zelanda, Norveç, Pakistan, İsveç, Suriye, Tayland, Ye­men, Yugoslavya.

19 Kasım 1955

  Birleşmiş Milletler  (New-York),:

İsrail Dışişleri Vekili Moslıe Sharett, Birleşmiş Milletler nezdîndeki" basın muhabirlerine dün verdiği beyanatta, İsrail ile Amerika arasında muhtemel bir güvenlik an di aşmasının, İsraile karşı yapılacak herhangi bir tecavüze karşı kuvvetli bir mani teşkil edebile­ceğini belirtmiş ve Sovyet blokunun Arap memleketlerine silâh teklifi hak. kında sorulan bir suale şu cevabı ver­miştir: Ruslar, bu suretle, hiç şüphe­siz, batılıların Orta-Doğuda aldıkları müdafaa tedbirlerini baltalamak ar­zusundadırlar.

Filistindeki Arap mültecileri mesele­sine temas eden Sharett, bu mülteci­lerin İsraüe dönmesinin tahakkuku imkânsız bir şey olduğunu ve Arapla­rın bu bahiste takındıkları durumun, mültecilerin mukadder atiyle hiç en-dişelenmeksizin umumî efkârı şaşırt­mak maksadına matuf olduğunu söy­lemiştir.

  Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Birleşmiş Milletlerdeki dört büyükler temsilcileri, bu teşkilâta üye olmak is. tiyen memleketler meselesini görüş­mek üzere bugün bir toplantı yapmış­lardır. 18 memleket beş senedenberi Birleşmiş Milletlere âza olabilmek için beklemektedir.

21 Kasım 1955

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Bir­leşmiş Milletler anayasasını gözden geçirmek için bir konferansın akde-dilmesine karar vermiş, fakat konfe­ransın toplanma tarihini    tespit et-

meraiştir. Anayasanın gözden geçiril­mesi için bir komitenin kurulmasını derpiş eden ve Amerika, İngiltere, Kanada, Equaddr, Siam ve Uruguay tarafından ileri sürülen teklif 6 reye karşı 43 reyle kabul edilmiştir.9 memleket müstenkif kalmıştır. 1957 de toplanacak olan Genel Kurulun 12 nci oturumunda açıklıyacağına göre, Birleşmiş Milletler anayasasının 1958 yılından evvel müzakere edilmesine imkân pek yoktur. Veto hakkının kal­dırılmasını teinin için anayasanın gözden geçirilip tadil edilmesi ciheti­ne gidildiğini ileri süren Rusya, ana­yasayı tadil hareketlerine şiddetle muhalif olduğunu söylemiş ve aleyhte rey kullanmıştır. Rusyanm bu muha­lefetine Suriye ile beş peyk memleke­ti katılmıştır.

Leylıte oy veren memleketler şunlar­dır: Arjantin, Avustralya, Belçika, Bolivya, Brezilya, Birmanya, Kanada, Şili, Çin, Kolombia, Kosta, Rika, Kü­ba, Dominik Cumhuriyeti, Equador, Mısır, El Salvador, Habeşistan, Yuna­nistan, Guatemala, Haiti, Honduras, Endonezya, İran, Irak, İsrail, Lübnan, Liberya, Lüksemburg, Meksika, Ho-landa, Yeni Zelanda, Nikaragya, Pa­kistan, Panama, Paraguay, Peru, Fi­lipin, Siam, Türkiye, İngiltere, Ame­rika, Uruguay ve Venezuela,

Aleyhte oy veren memleketler: Beyaz Rusya, Çekoslovakya, Polonya, Suri­ye, Ukranya ve Sovyetler Birliği, Afganistan,. Danimarka, İzlanda, Hin­distan, Norveç, Suudi Arabistan, İs­veç, Yemen ve Yugoslavya müstenkif kalmışlardır.Fransa ile Güney Afrika bu toplantı­da bulunmamışlardır.

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletlerdeki Haiti delegesi ve İktisadi Komisyon Başkanı Ernest Chauvet dün yaptığı bir konuşmada, muazzam meblâğlara mal olan kütle halinde tahrip silâhla rınin mene dil­mesini ve bundan elde edilecek tasar­rufun tamamının yahut bir kısmının geri kalmış memleketlerin iktisadî ge­lişmesine sarfedilnıek üzere Birleşmiş Milletlerin özel fonuna yatırılmasını temin için büyük devletlerin teşebbü­se geçmelerini istemiştir.

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletlerdeki Hint delegesi Krişna Menon, dün Birleşmiş Millet­lerin Kuzey ve Güney Kore arasında müzakereler yapılmasını teşvik ederek Kore meselesini halletmesini talep et­miştir. Menon, siyasî komisyona, ma­zideki Kore ihtilâfının unutulmasını teklif etmiş ve memleketin birleştiril­mesinin, bir tarafın toprak hakkının diğer tarafa geçmesi sureti ile müm­kün olabileceği yolundaki iddiadan vazgeçilmesini teklif etmiştir.

Bundan sonra Polonya ve Amerika delegeleri, mütareke ahkâmına riayet edilmediği iddîasıyle münakaşalarına devam etmişlerdir. Bu hususta Batı, Kuzey Koreyi, Sovye-tlerin grubu da Güney Koreyi itham etmektedir.

22 Kasım 1955

  Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Birleşmiş Milletlerin siyasî komitesi. Birleşmiş Milletlerin barışçı yollarla birleşik, bağımsız, demokrat ve tem­sili bir hükümeti haiz bir Kore vücu-de 'getirmesi için Amerikanın ileri sürmüş olduğu takriri 45 oyla tasvip etmiştir. Müstenkif kalan onbir mem­leket Sovyet grubu, Bolivya, Birman­ya, Şili, Endonezya ve Suriyedir.

«Birleşmiş Milletlerin gayesine uygun olarak hiç vakit kaybetmeden Kore meselesinin halledilmesine karar ve­rilmiş olduğuna» işaret eden Ameri­kan teklifi «bu hedeflere ulaşmak için derhal harekete geçilmesini* talep et­mektedir. Takrirde, Kore meselesinin Genel Kurulun bundan sonraki otu­rumun gündemine alınmasını iste­mektedir.

  Birleşmiş Milletler :  

Genel Kurul özel siyasi komisyonu dün, Filistinli Arap mültecileri mese­lesini müzakereye devam etmiştir. Bu münasebetle söz alan Irak delegesi Fazıl Cemâli, İsraile şiddetle hücum etmiş ve hattâ İsrailin mevcudiyeti meselesini dahi bahis mevzuu eyle­miştir.Cemâli demiştir ki: «Arapların Filis­tin üzerindeki haklarından vaz geçe­cekleri mi zannediliyor? İsrailin mü­tareke üe tayin edilmiş olan hudutla-rmm daimî ve kat'î hudut olarak mı kabul edileceğine inanılıyor?Cemâli, müteakiben siyonizme hücum ederek, İsrailin cür'etinden bu teşek­külün mes'ul olduğunu, yine bu te­şekkülün İsraile silâh satın alabilmesi için para tedarik ettiğini, şeytani yol­lar ve çarelere başvurarak milletlera­rası sulh ve huzuru bozduğunu söyle­miş ve devamla demiştir ki: «Arapla­rın, Yahudilere karşı dostluk hisleri-le meşbu olduklarını herkes bilir. A-raplarm düşmanı Siyonizm dir.Irak delegesi daha sonra, Filistin mül­tecileri meselesinde Arap siyasetinin istinat ettiği esasları şu suretle sıra­lamıştır :

1    Filistin iıiç bir zaman münhası­ran Yahudilere ait olmayacaktır.

2    Filistinli Arap mültecilerinin yeriFilistin Mülteciler, Filistindeki yurtlarınadönmek hakkından asla vaz geçmeye­ceklerdir.

3    Birleşmiş Mîlletler anayasası veinsan hakları beyannamesi mültecile­rin yurtlarına dönmelerini âmirdir.Fazıl cemâli sözlerini bitirirken, Fi­listinli mültecilerin yurtlarına dön­mek veya isterlerse bir tazminat mu­kabilinde başka yerlere sığınmak hu­susundaki haklarını teyid eden Bir­leşmiş Milletler tarar suretlerinin ye­niden belirtilmesini istemiştir. Cemâ-lî'ye göre. Genel Kurul aynı zamanda İsraili, taksim plânını hiçe sayarak ele geçirmiş olduğu toprakları terket-meye ve başkentini Kudüsten kaldır­maya mecbur etmelidir.

Fazıl Cemâlî'den sonra sö2 alan Lüb­nan delegesi Victor Huri de mülteci­lerin Filistindeki yurtlarına dönmelerinin tek hal çaresi olduğunu belirte­rek demiştir ki: «Mültecilerin her halde yurtlarına dönmeleri lüzumu aklı selime, tabiî hukuka, ahlâka ve beynelmilel emsale uygundur. Bu ay­nı zamanda Birleşmiş Milletlerin ka­bul etmiş olduğu karar suretlerinin de bir icabıdır.»

U Kasım 1955

 Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Birleşmiş Milletler Silâhsızlanma Ko­misyonunun bugünkü toplantısında Sovyet, İngiliz ve Kanada delegeleri söz almışlardır.

Sovyet delegesi Sobolef, silâhsızlanma tali komitesinin içine girdiği çıkmaz­dan Amerikanın mesul olduğunu ileri sürmüş ve şunları ilâve etmiştir:

«Cenevre konferansında Fransa ile îngilterenin Amerikayı takibettikleri açıkça anlaşılmıştır. Bu durum batılı devletlerin silâhsızlanma için alınma­sı gerekli tedbirleri tetkike hâlâ ta­raftar olmadıklarını İyice göstermek­tedir. Dört büyük devlet, her kime karşı olursa olsun atom silâhını ilk olarak kendilerinin kullanmıyacağını taahhüt etmelidirler. Atom silâhını menetmek için fazla gecikmeksizin tedbirler alınmalıdır.»

İngiliz delegesi Nutting, Sovyet dele­gesinin neticeyi istediğini, fakat bu­nu temin edecek vasıtaları kabul et­mediğini belirterek şöyle demiştir: «Sovyetler Birliği atom silâhının me-ııedilmesini istiyor, fakat kat'î neti­ceyi sağlıyacak merhalelere gitmeyi arzu efcmiyor. Şimdiki çıkmazın sebe­bi Sovyetler Birliğinin silâhsızlanma­dan Önce, kontrol mekanizmasının tesisini reddetmesindedir.»

Kanada delegesi Martin ise, dün Fran­sız delegesi Moch'un söylediği nutku &v dük ten sonra, büyük bir iyimserlik göstererek şöyle demiştir: «Silâhsız­lanma tâli komitesinde, anlaşma ih­timallerinin kafiyen azalmadığma Kuvvetle kaniim. Silâhsızlanma komisyonu     müteakiptoplantısını yarın öğleden sonra ya­pacak ve bu toplantıda Amerikan de­legesi Lodge, Sovyet delegesi Sobolef'in iddialarını cevaplandıracaktır.

- Birleşmiş Milletler :

Batılı devletler, dün sosyal komisyon­da insan haklan üzerindeki andlaş-malara milletlerin kendi mukadde­ratlarım bizzat kendilerinin tayin .et­meleri hususunda bir madde ilâvesi­ni istiyen Asya - Afrika grubuna men­sup devletlere karşı taarruza geçmiş­lerdir.

Avustralya delegesi Mcelure Smith tou hakka dair bir madde bu andlaş-malara alınacak olursa, bir çok mem­leketin ve bu arada Avustralyanm bunu imzalamayı reddedeceğini bil­dirmiştir.

Belçika delegesi Çiselet de bu madde­nin kabulüne itiraz ederek söyle de­miştir: «Millet kelimesi hangi mâna­da alınmalıdır. Bu kelime milli azın­lıklara ve çeşitli etnik gruplara şamil midir? Kendi mukadderatını bizzat tayin etme hakkı nasıl tatbik edile­cektir? Bu maddenin kabulü,-millet­ler arasında ayrılığa ve şiddete mü­racaat edilmesine sebebiyet vermek­ten başka bir şeye yaramryacaktır.Danimarka delegesi Lannung da bu maddenin and 1 aşmalara ek olarak kabul edilebilecek bir vesika şeklinde kabulünü tavsiye etmiştir.

25 Kasını 1955

 Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Siyasi komisyon bu sabahki toplantı­sında Cezayir meselesi hakkında Hint delegesinin sunduğu karar suretini ittifakla kabul etmiştir.

Bu karar suretinde şöyle denilmek­teydi: «Genel Kurul Cezayir mesele­sini tetkik etmeye karar verir ve bu sebepten bu meseleyle Genel Kurulun 10 uncu toplantı devresi müddetince alâkalanmayacağım beyan eder.

Gene Hint delegesinin teklifi üzerine komisyon gündemin ikinci maddesi olarak Fas meselesinin müzakere edil­mesine karar verilmiştir. Bu mesele pazartesi günü ele alınacaktır.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da, siyasî komisyonun kararını ittifakla tasvip etmiştir.

Amerikan delegesi Lodge bu kararı memnunlukla karşıladığını bildirmiş ve sözlerine şunları ilâve etmiştir: «Birleşmiş Milletler teşkilâtı muhte­lif görüş tarzlarını uzlaştırmak ipin kurulmuştur. Teşkilâtın bu rolünü bozmaya teşebbüs etmek tehlikelidir. Bu karar Fransanm tekrar aramızda­ki yerini almasını temin edecektir.

26 Kasım 1955

 Birleşmiş Milletler  (New-Yorkl :

Silâhsızlanma komisyonu, tâli komi­tesinin raporunun tetkikini dün ta­mamlamış ve bu raporu, siyasî komis­yonda müzakere edilmek üzere Genel Kurula tevdi etmiştir.

Komisyonun dün öğleden sonraki toplantısında, Amerika delegesi Henry Cabot, Lodge, Amerikan durumuna karşı Sovyet delegesi Arkady Sobo-lev'in perşembe günü yaptığı taar­ruzlara cevap vererek, Amerikan ve Scvyet topraklarının karşılıklı olarak havadan teftişine dair Eisenhower plânının şu iki hedefi güttüğünü be­lirtmiştir :

1     Beklenmedik bir taarruzun fecineticelerine karşı insanlığı korumak,

2     Tatbik edilebilir ve tatbik şekli­nin kontrolü  umumî bir  silâhsızlan­ma programıyla mümkün bir anlaşmaya varacak itimat havası yarata­rak silâhsızlanma yolunda ilk merha­
leyi kaydetmek: Yeni Zelanda delegesi Sir Leslie Knox Munro, atom silâhlarının yasak edil­mesine dair yakın bir istikbalde an­laşmaya varmanın çok az muhtemel olduğunu söylemiş ve demiştir ki:Mamafih bütün hükümetler bir atom harbînin tehlikesini müdriktir ve bizzat bu keyfiyet tehlikenin azalması neticesini verir. Tâli komitenin, mu­tedil bir iyimserlikle gayretlerinin de­vam edeceğini umuyorum.

28 Kasım 1955

 Cidde :

Suudî Arabistan Dışişleri Vekâleti Birleşmiş Milletlerdeki heyetine teş­kilât nezdinde teşebbüse geçerek. İn­giliz kuvvetlerinin Suudî Arabistan topraklarına devamlı tecavüzlerini» protesto etmesi için talimat vermiş­tir.Suudî Arabistan üçüncü defa olarak Birleşmiş Milletler nezdinde «İngiliz tecavüzler iniş  protesto  etmektedir.

29 Kasım 1955

  Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Amerika, İngiltere ve Türkiye, dün özel siyasî komisyona sundukları ka­rar suretinde, İsrail ve ilgili Arap memleketleri hükümetlerinden, Bir­leşmiş Milletler Filistin mültecilerine yardım teşkilâtıyla işbirliği yapmala­rını istemektedirler.

Üçlü karar suretinde, bu işbirliğinin, binlerce mülteciye yaşama şartları temin edecek olan yardıma dair ol­ması lâzım geldiği belirtilmektedir. Birleşmiş Milletlere üye bütün hükü­metlere hitap eden tasarıda, özel te­şekküllerden de durumları Birleşmiş Milletleri ciddî surette endişeye düşü­ren Filistin mültecilerine yardım et­melerini istemektedirler.

  Birleşmiş Milletler :

Amerika, İngiltere ve Türkiyenin, Bir­leşmiş Milletlerin Fİlistindeki Arap mültecilerine yardımına dair karar suretleri dün İngiltere delegesi Crosthwaite tarafından özel siyasî ko­misyona sunulmuştur. İngiliz delegesi bu tasarının, bahis mevzuu devletlerin, Fransa ile birlikte geçen sene sunmuş oldukları karar suretine kıyasla, prensiplerde hiçbir değişiklik ihtiva etmediğini belirtmek­te ve eğer bu sene de Fransa, tasarı hazırlandığı sırada Birleşmiş Millet­lerde bulunsaydı, tasarıya muhakkak katılmış olacağını ilâve etmektedir.

Tasarı özel siyasî komisyona sunul­madan önce, Irak temsilcisi Fadıl Ce­mâli, İsrail delegesi Abba Eban'a karşı dün yeniden çok şiddetli bir hü­cuma geçmiştir. Fadıl Cemâli, Abba Eban'm iyi niyetinden şüphe ettiğini belirtmiş ve yumruğuyla kürsüsüne vurarak, İsraDlilerin, müstemleke çi­lerden de beter müstevliler oldukları­nı, zira müstemlekecilerin hiç olmaz­sa, işgal ettikleri topraklardaki halkı yerinden etmediklerini, halbuki İsra­illilerin bunları kovduklarını söyle­miştir.

Abba Eban, Irak temsilcisine cevap vererek îsrailin ve bizzat kendisinin uğradığı bu hücumun parlâmento a-dabmı aştığını söylemiş ve demiştir ki:

Fadıl Cemâli, Arap devletlerinin mül­teciler meselesinde hiçbir mes'uliyeti olmadığını söyledi, bu sözler mesele­nin halledilemiyeceğini İspat eder, zi­ra bizzat meseleyi çıkaranlar mes'uli-yetlerini inkâr  etmektedirler.

Amerika, İngiltere ve Türkiyenin sunduğu takrir hakkındaki müzake­relere bugün devam edilecektir.

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Bir­leşmiş Milletlerin Kor e deki gayeleri­ni teyit eden siyasi komisyonun ka­rar suretini 11 müstenkife karşı 44 oyla tasvip etmiştir. Bilindiği gibi bu gayeler temsilî bir hükümete malik birleşmiş, bağımsız ve demokratik bir Korenin barışçı yollarla kurulması ve bölgede milletlerarası güvenlikle barış m yemden tesisidir.

Bu toplantıda Fransız heyeti de hazır bulunmuştur.

30 Kasım 1955

  Birleşmiş Milletler New-York :Birleşmiş Milletler siyasî komitesi, Filistinli Arap mültecilerinin kendi va-sıtalariyle geçinebilmelerini temin için projelerin hazırlanmasına dair İngiltere, Amerika ve Türkiyenin yap­mış oldukları teklifi, 38 oyla kabul et­miştir. Aleyhte oy veren olmamıştır.Müstenkif kalan 18 memleket şunlar­dır: Hindistan, Endonezya, İran, Irak,Lübnan, Pakistan, Polonya, Suudi A-rabistan, Suriye, Ukranya, Sovyetler Birliği, Venezüela, Yemen, Afganis­tan, Birmanya, Beyaz Rusya, Çekos­lovakya ve Mısır.

Uruguay ile Equador toplantıda bu­lunmamışlardır.

20 Kasjm 1955

 Bağdad :

Orta-Doğuda sulhu ve emniyeti tesis ve tarsin edecek olan Bağdad Paktı­nın ilk toplantısına katılacak heyetler bugün Bağdada gelmiş bulunmakta­dırlar.

İlk olarak Pakistan heyeti gece yarı­sından iki saat sonra Bağdada gel­miştir. Heyet Başvekil Çodri Muham­met Ali riyasetinde bulunmakta ve heyete Hariciye Vekili Hamidüllıak ve Pakistan Ordusu Başkumandanı Ge­neral Mulıammed Eyüp Han dahil bulunmaktadırlar.

İran heyeti saat 9.30 da gelmiştir. He­yetin reisi Başvekil Hüseyin Alâ'dır. Diğer âza arasında Erkânı Harbiye İkinci Başkanı General Abdullah Hi­dayet, Endüstri Vekili Dr. Ardalan ve Başvekâlet Müsteşarı Hamzevî var­dır.

İran Başvekili gazetecilere hava ala­nında şu beyanatta bulunmuştur:

«Bağdada gelmiş olmaktan ve dün­yada sulh ve emniyeti takviye eüecek bulunan bu konferansa iştirak et­mekten fevkalâde bahtiyarım.İngiliz heyeti saat 10.30 da gelmiştir. İngiliz heyetine Hariciye Vekili Ha-rolü Mac Mülan riyaset etmektedir.İmparatorluk Erkânı Harbiye Reisi General Sir Gerald Hempler heyet âzası arasındadır. Mae Millan gaze­tecilere şu beyanatta bulunmuştur:eDostane münasebetlerimizin tarihin­de mühim bir merhale teşkil edecek olan bu toplantıya memleketimizin mümessili olarak gelmekten büyük bir iftihar duymaktayım. Önümüzdeki iki üç gün zarfında yapacağımız işler ay­nı gaye için, yani sulhu korumak ve bu teşebbüste bizlerle beraber olan herkesin iktisadî refahını yükseltmek, beraberce, çalışan bütün memleketlere sulh ve refah getirmek için hayatî ehemmiyeti haizdir. Bağdad Paktı an­cak bir başlangıçtır. Ve eminim ki yıllar geçtikçe bunun gayesi genişli-yecek ve kuvveti artacaktır. İngiltere ile birçok dostane rabıtaları olan Irak'a, dost komşularımızla beraberce çalışmak üzere gelmek bir İngiliz Na­zırı için hususî bir iftihar vesilesi­dir.!.

Her üç heyet de hava meydanında Irak Başvekili Nuri Sait Paşa ve Ha­riciye Vekili Burhanettin Başayan ta­rafından karşılanmış ve heyetler sa­raya giderek Kral ve Veliahöi ziyaret etmişlerdir.

 Bağdad :

Başvekil Şodri Muiıammed Ali'nin başkanlığındaki Pakistan heyeti ma­halli saatle 1.30 da Bağdad hava mey­danına vasıl olmuş ve Irak Dışişleri Vekili ile Bağdad Paktı konferansına iştirak eden memleketlerin siyasî temsilcileri tarafından karşılarını iş -tu-.

Diğer taraftan, İran heyeti de saat 9.30 da Basradan trenle Bağdada gel­miştir. Gayet canlı görünen ve başı­nın sağ tarafında küçük bir pansman taşıyan İran Başvekili Hüseyin Âlâ, Irak Başvekili Nuri Sait Paşa tarafın­dan karşılanmıştır.

Irak Başvekili, Hüseyin Âlâ'yı suikast-ten kurtulduğu İçin tebrik etmiş&r. Hüseyin Âlâ. daha sonra pakta dahil olan diğer devletler, yani Türkiye, İngiltere ve Pakistan siyasi temsilcileri tarafından da tebrik edilmiştir.Fransızca beyanat veren İran Başve­kili demiştir ki: Bağdada gelişimden çok memnu­num, Irak'ın dostça ve kardeşçe mi­safirperverliğini bilirim. Neticelerinin dünya güvenliğini ve sulhunu takvi­ye edeceğini umduğum bu konferan­sa Lştirâl; etmekten de büyük mem­nuniyet duymaktayım.

21 Kasım 1955

 Bağdad :

Orta Doğuda sulh ve emniyeti teşki­lâtlandıracak ve umumî refah yolun­da işbirliğini sağlıyacak olan Bağdad Paktının daimî konseyi, bugün saat 10 da Bağdadda Kasrul Zuhur Sara­yının taht salonunda ilk tarihî kuru­luş içtimaını akdetmiştir.

Bu büyük günde Kasrul Zuhur Sara­yının cümle kapısının önüne konfe­ransta temsil edilen beş devletin bay­rakları çekilmiştir. Erken saatlerden itibaren memurlar, delegeler ve bu ta­rihî toplantıyı takip için Bağdada gelmiş olan 150 ye yakın dünya basını temsilcisi sarayda toplanıyorlardı. İs­tisnasız herkes bugünün, 21 kasını gününün, Orta-Doğu tarihinde bir dönüm noktası teşkil ettiğini müdrik­ti. İlk içtimain açılmasına intizar en âdeta bir bayram havası içinde herkes bugünün, bugün öaşhyan toplantıla­rın ve bu toplantılarda alınacak ka­rarların yalnız bu ilk ictimada temsil edilen sulhsever ve azimli beş millet için değil, fakat bütün Orta-Döğu ve binnetice bütün hürriyet dünyası için taşıdığı geniş ehemmiyeti, birbirleriy­le yaptıkları dost ve kardeşçe fikir teatisi esnasında belirtiyordu, Sara­yın bütün salonlarında ve bilhassa gazetecilere ayrılan odalarda büyük bir faaliyet vardı.Kasrul Zuhur Sarayına saat 9 da ev­velâ Irak Başveziri Nuri Sait Paşa ile Hariciye Veziri Burh a nettin B a şayan ve diğer Irak delegeleri geldiler. Bun­ları Pakistan  Başveziri  Chodro Muhammed Ali ile Ordu Kumandanı Eyüp Han ve diğerleri takip ettiler. Biraz sonra İngiliz Hariciye Nazın Mc Millan ve İmparatorluk Erkânı Harbiye Reisi Gerald Hempler sara­yın cümle kapısından içeri girdiler. Bu esnada konferansta müşahit bu­lundurmaya ve Bağdad Paktı ile irti­bat tenim etmeye karar vermiş olan Birleşik Amerikanın murahhasları Bağdad Büyükelçisi Oalalman ve Ak­deniz Filosu Kumandanı Amiral Cas-sady de gelmiş ve Amerikalılar kon­ferans umumî kâtibi Irak Basın Dai­resi Şefi Halil İbrahim tarafından ayrı bir odaya alınmıştır.

Saat 9.45 de Başvekil Adnan Mende­res'in başkanlığındaki heyetimiz Kas­rul Zuhur'a geldi. Başvekil Menderes­le Hariciye Vekâleti Vekili Zorlu da­lla evvel İran Büyükelçiliğine gitmiş ve İran Başveairi Hüseyin Âlâ ile ya­rım saatten fazla süren samimî bir görüşmede bulunmuşlardı.

Kasrul Zuhur'a son olarak, daha iki gün evvel menfur bir suikast teşeb­büsüne uğrayan İran Başveziri Hüse­yin Âlâ ile İran heyetinin diğer âzası geldiler.

Bütün delegeler çok beşuş bir yüsle kendilerini karşılayanları ve gazeteci­leri selâmlıyorlardı. Saat 10 a beş ka­la Bağdad Paktına dahil beş devletin murahhas heyetleri konferans salo­nunda yerlerini işgal etmiş, gazeteci­ler de tm ilk açılış toplantısında bu-Junmak üzere salona alınmışlardır.Açık yeşil renkteki salonun içinde birbirine bitişik olarak konul-nıus'olan masalar koyu yeşil çuha ile kaplı ikinci bir mustatil teşkil ediyor­du. Masaların sağ tarafında ve orta­larda riyaset makamında, ev sahibi memleket temsilcisi olarak Irak Baş­veziri Nuri Sait Paşa yer ahu işti. Nu­ri Sait Paşan m sağında konferans umumî kâtibi, solunda da Irak heye­ti vardı. Irak heyetini Hüseyin Âlâ başkanlığındaki İran heyeti takip ediyordu. Pakistan heyeti, İran heye­tinin yanında, mustatilîn kısa kenar-, larmdan birini kaplamıştı. İran ve Irak heyetinin karşı tarafında konfe­ransın zabıt kâtipleri oturuyordu. Bunların   ilerisinde   Amerikalı   muşahitlere ayrılan ve henüz boş bulunan bir masa vardı. Mustatilin üç kısa ke­narında, Pakistanm karşısında, Türk heyeti oturmuştu. Türk heyetini de muştatilin öbür uç kenarında Ameri­kan müşahitlerinin, yeri ile karşı kar­şıya olarak Mc Millan'm riyasetinde­ki İngiliz heyeti takip ediyordu. İngi­liz heyetinin solunda konferans umu­mî kâtibi ve Başkan Nuri Sait Paşa bulunuyor ve böylece muştatil masa, alfabe sırasına göre tamamlanmış oluyordu.Gazetecilerin salona girmesiyle bera­ber fotoğrafçılar , sinemacıların fa­aliyeti başladı. Bu, fasılasız onbeş da­kika kadar sürdü. Sinema makinele­rinin, fotoğraf fleslerinin ve huzme halindeki ışıkların, makinelerin ve bir taraftan bir tarafa çekilen kaeukiıı elektrik kablolarının gürültüsü bir parça azalmaya başlayınca Nuri Sait Paşa ük sözü aldı ve delegelere «hoş geldiniz* diyen ve Irak'ın sulh ve emniyet ve milletlerarası işbirliği. Üe Bağdad Paktı hakkındaki yapıcı fikirlerini hülâsa eden nutkunu Arap­ça olarak ir ad etti. Bu nutkun İngiliz cesinin kâtipler tarafından okunma­sını müteakip İran Başveziri Hüseyin Âlâ aynı mevzular ve müşterek gaye­ler üzerindeki yapıcı İran görüşünü bildiren nutkunu ingilizce olarak söy­ledi. Bu nutku, Pakistan Baş vezir inin, onu da, Başvekilimizin yapıcı konuş­maları takip etti. Son olarak da İngi­liz Hariciye Nazırı Harold Me Millan aynı yapıcı mahiyet taşıyan nutkunu söyledi. Tam bir görüş ve ideal birliğini bü­yük bir sarahat ve belâgatle belirten hu nutuklardan sonra, Başvekilimiz, Bağdad Paktının akdinde büyük gay­retler göstermiş olan, uzağı görür devlet adamı, misafirperver Irak'ın muhterem Başveziri Nuri Sait Paşa­nın bu toplantı ve önümüzdeki ilk devre için reis seçilmesini teklif etti. Bu teklifin ittifakla kabulünden ve Irak Başvezirinin bu seçim için te­şekküründen sonra Başvekil Adnan Menderes yeniden söz alarak, dünya sulhunun ve insanlık ideallerinin mü­dafaası için hariçte misli görülmemiş fedakârlıklar ihtiyar etmekte olan ve aynı idealleri gaye edinen Bağdad Paktı ile daimî temasta bulunmak, ar­zusunu göstermiş bulunan Amerikan hükümetinin temsilcilerinin konfe­ransa, alınmalarını teklif etmiş ve bu teklifi yapmayı kendisine edası çok yerinde bulunacak ve umumun arzu­suna tercüman olacak bir vazife say­dığını ilâve etmiştir.Irak Başveziri Nuri Sait Pasa da Bir­leşik Amerikanın Bağdad Paktı üe daimî temas halinde bulunmak arzu­sunu göstermiş bulunmasından dolayı memnuniyetini izhar etmiş ve bu be­raberlik her iki taraf için de çok iyi ve hayırlı olacaktır demiştir.Diğer murahhas heyeti başkanları da bu teklife ve bu temennilere tama-miyle iştirak etmişlerdir.Ayrıca bütün başdelegeler tran Baş­veziri Hüseyin Âlâ'ya yapılan menfur suikast teşebbüsünü takbih etmişler ve İran Başvezirine sıhhat ve selâmet temennisinde bulunmuşlardır. Başve­kilimiz Adnan Menderes de menfur bir teeavüae uğramasının akabinde aramızda bulunmak lûtfunu bizden esirgemeyen muhterem İran Başvezi­rine hürmetlerimizi sunar ve Cenabı Haktan kendisini ve memleketini her türlü tecavüz ve taarruzdan koruma­sını niyaz ederiz» demiştir.

İran Başveziri bu suretle kendisine ve memleketine karşı sempatilerini izhar eden baş delegelere hararetle teşekkür etmiş ve «Herhalde Allah, be­ni burada, aranızda bulunmak ve bölgemiz ve bütün dünya için bu de­rece hayırlı bir işe iştirak edebilmek için korudu» diye ilâve etmiştir. Saat 11.30 da Başkan Nuri Sait Paşa konseyin kararını Amerikan delege­lerine bildirmeye ve kendilerini salo­na davet etmeye konferans umumi kâtibini memur etmiş ve biraz sonra Amerikan delegeleri salona girerek yerlerini almışlardır. Fotoğraflar ve sinemacılar yeniden faaliyete geçmiş ve samimî, mütebessim selâmlar tea­ti edilirken birçok fotoğraf alınmıştır. Amerikanın Bağdad Büyükelçisi lîisa bir hitabe irad ederek, Bağdad Paktı konseyi ile simdi müşahit sonra da devamlı siyasî ve askerî irtibat heyet­leriyle temasta bulunmak üzere yapılan bu davetten dolayı teşekkür ede­rek şunları söylemiştir: Bu senenin 25 şubatında Bagdad Paktının hemen akdini müteakip' A-merikan hükümeti bu bölgeyi muh­temel tecavüzlere karşı korumak için Orta-Doğu devletlerinin işbirliği az­minin bir ifadesi olarak bu paktı memnunlukla telâkki ettiğini alenen bildirmiş ve aynı zamanda bu paktın Orta-Doğu d a daha büyük bir emni­yet ve sulha müsbet bir yardım teşkil ettiğini belirtmişti. O zamandanberi hükümetim birçok defa bu paktı des­teklediğini teyld etmiştir. Bizim şim­di burada bulunmamız bu pakta ve bu paktın gayelerine Amerikanın de­vamlı alâkasının açık bir delilini teş­kil eder. Ben ve arkadaşlarım burada tarihî toplantıya katılmaktan dolayı bahtiyarız.Amerikan Büyükelçisinden sonra söz alan İran Başveairi, umumî tasvip te­bessümleri arasında şnnu söylemiş­tir:Bugün burada müşahit olarak se­lâmladığımız Amerikalı dostlarımızı inşallah pek yakında aramızda pak­tın âzası olarak görürüz.Bu sözleri müteakip Bağdad Paktı daimî konseyinin bugünkü ilk toplan­tısının açık kısmına son verilmiş; bu­nun üzerine gazeteciler salondan çık­mış ve konferans da ilk olarak daimî konseyle komisyonlarını, bunların ça­lışma tarzlarının ve sureti umumiye-de paktın teşkilâtlanmasını istihdaf eden mesaisine başlamıştır. Konseyin bu toplantısı saat 13 de sona ermiş­tir. Toplantıyı müteakip her murahhas heyeti kendi Büyükelçiliğine giderek müteakip toplantıya hazırlıklarına orada devam etmiştir. Başvekil Adnan Menderes, Hariciye Vekâleti Vekili Fa tin Rüştü Zorlu ve Türk heyetinin diğer âzalarıyle birlikte bu arada mü­teveffa Kral Birinci Faysal'm türbe­sine giderek .kırmızı ve beyaz İstanbul karanfillerinden yapılmış bir çelenk vazetmiştir.Bağdad Paktı konseyi öğleden sonra saat 16 da Kasruî Zuhur Sarayında gizli toplantısına başlamıştır. Bu ak­şam Şehremaneti Sarayında Başvezir Nuri Sait Paşanın murahhas heyet­leri şerefine tertip ettiği bir kabul resmi vardır.

Bağdad gazeteleri bugünkü sayılarını taştan başa pakta ve konseyin ilk toplantısı için Bağdada gelen murah­has heyetlerine tahsis etmiş bulun­maktadır. Gazetelerin hepsi Irak. u-mumî efkârına tercüman olarak Or-ta-Şark ve dünya sulhunu ilgilendi­ren bütün mühim meselelerin bahis mevzuu edileceği ve Orta-Doğunun müdafaası ve teşkilâtlanması yolunda hayatî kararların alınacağı konferan­sa muvaffakiyetler temenni etmekte­dir.

 Bağdad :

İngiliz heyetine yakın bir çevreden öğrenildiğine göre, Bağdad Paktı kon­seyinin bugün öğleden sonraki top­lantısında, İngiliz Dışişleri Vekili Harold Mac Millan, pakt üyesi devletle­re, atom enerjisinin iktisadî gayeler­de barışçı bir şekilde kullanılması maksadiyle Ingilterenin yardımda bu­lunmasını teklif etmiştir. Mac Mil-lan'm kanaatince, başlıca enerji kay­nağı olan petrol, pakt üyesi devletle­rin müsavi bir şekilde malik bulun­mamaları ve bu kaynağın bitmesinin mümkün olması sebebiyle, bu teklifi lüzumludur.Bu arada Mac Millan, İngilterenin Harwell'deki atom araştırma merke­zinden bir mütehassısı derhal Orta-Doğu devletlerinin emrine vermeyi teklif etmiştir.İngiliz Dışişleri Vekili, askeri sahada, Çekoslovakyanın Mısıra silâh satışı vasıtasiyle Sovyetler Birliğinin Orta-Doğuya heyecan uyandıran bir şekil­de girişini tahis mevzuu etmiş ve İn­gilterenin buna rağmen Orta Doğuda bir silâh yarışma katılmamak azmin­de olduğunu belirterek memleketinin demirperde gerisinde yapılan teklifle­re karşı muvazeneyi temin için, Mı­sıra silâh satmaya teşebbüs etmesinin bahis mevzuu olmadığını bildirmiştir. İngilterenin bu bakımdan takip etti­ği politika Or1;a-Doğudaki gülcükleri esasından halletmeye, yani Filistin meselesini ele almaya ve bu yoldan 'bir hal çaresi aramaya d aya nm afet adır.

Gene aynı kaynaktan ilâve edildiğine göre, Mac Millan, Cenevre konferan­sının, akameti üzerine husule gelen durum ve Orta-Doğuda beliren olduk­ça karanlık istikbal hakkında izahat vermiştir.

Mac Mülan sözlerini bitirirken, ikti­sadî işbirliği lüzumunu belirtmiş ve bu İşbirliğinin sonradan pakt üyesi olmayan memleketlere de teşmil edi­lebileceğini söylemiştir.

 Bağdad :

Eağdad konseyinin bugün öğleden sonra saat 15.30 da yaptığı toplantı­nın başlangıcında, Irak Başvekili Nu­ri Sait Paşanın teklifi üzerine bütün temsilciler, kararların ittifakla alın­masını kabul etmişlerdir.

Bundan başka derhal bir askeri komi­tenin toplanması kararlaştırılmıştır. Bunun üzerine askerî delegeler kon­ferans salonunu ter keder ek ufak bir salonda kendi aralarında toplanmış­lardır. Bu görüşmeler saat 18.45 e ka­dar devanı etmiştir.

22 Kasım 1955

 Bağdad :

Irak Kralı bu akşam Bağdad Paktı konseyine iştirak eden heyet reisle­riyle Nazır mertebesindeki azaları ve Genelkurmay Başkanlarını Kasrul Zuhur sarayında akşam yemeğine da­vet etmiş ve ziyafeti heyetlerin diğer âzasiyle Irak sivil ve askerî erkânı­nın iştirak ettiği bir kabul resmi ta­kip eylemiştir.

Pakistan heyeti yarın öğleden evvel uçakla Karaşiye dönecek, İngiliz he­yeti saat 15 de uçakla Beyruta hareket edecektir. İngiliz Hariciye Nazırı Mac Millan Beyrutta Lübnan Reisicum­huru ve Başvekili ile birer görüşme yapacak ve bunu müteakip saat 21 de yine uçakla Londraya gidecektir. İran heyeti yarın Necef ve Keroelâyı ziyaret edecek ve öbür gün Tahrana dö­necektir.

Türk heyeti öbür gün memlekete ha­reket edecektir.

 Bağdad :

Bağdad Paktının Nazırlar konseyinin ilk içtimai iki gün süren görüşmeler­den sonra bu akşam sona ermiştir.

Toplantıların bu ikinci gününde Baş­vekil Adnan Menderes beraberinde Hariciye Vekâleti Vekili Fatin Rüştü Zorlu olduğu halde bu sabah saat 9 da Kasrul Zuhur Sarayında İngiliz Hariciye Nazırı Mac Millan ile üç çey­rek saat süren bir konuşma yapmış­tır.

Kcnseyin üçüncü umumi gizli celsesi saat 10 da açılmış ve gündemdeki mevzular üzerinde konuşmalara de­vam olunmuştur. Saat 11 de pakta dahil beş devletin yalnız murahhas heyeti reislerinin iştirakiyle küçük bir toplantı yapılmış ve görüşme mev­zularının daha geniş ve ince bur tet­kike tâbi tutulduğu bu sabahki top­lantı saat 13 e kadar devam etmiştir. Bu esnada beş devletin Genel Kur­may Başkanları da ayrı bir İçtima yapmışlardır.

Öğleden sonra İran Başveziri Hüse­yin Âlâ Büyükelçiliğimizde Başvekili­mizi ziyaret etmiş ve iki dost ve müt­tefik devletin Hükümet Reisleri ara­sında yarım saat süren samimî bir görüşme olmuştur.

Konseyin öğleden sonraki toplantısı saat 15 ten 18 e kadar sürmüş ve ni­hai tebliğ üzerinde de tam mutabaka­ta varılarak bu ilk yapıcı içtima dev­resine son verilmiştir. Biraz sonra bü­tün delegeler beşuş bir çehre ile Kas­rul Zuhur Sarayını terke tmiş ve Kon­sey Başkanı Irak Başveziri Nuri Sait Paşa, verilecek olan tebliğden de an­laşılacağı gibi toplantının çok yapıcı ve muvaffakiyetli olduğunu söylemiş­tir.

 Bağdad :

Bağdadda bugün, pakt konseyi müza­kerelerinin hitamından sonra hususî temaslar ve görüşmeler günü olmuş­tur. Başvekil Adnan Menderes bu. sa­bah Pakistan Büyükelçüiğine giderek Pakistan Başveairi Choudri Muham­met Aliye iade i ziyaret etmiş ve ara­larında samimî bir görüşme olmuş­tur. Pakistan heyeti Karasiye hareket et­miş ve hava alanında Başvekil Adnan Menderes adına yaver Hayrettin Sü­mer tarafından teşyi olunmuştur. Hu­susî Kalem Müdürü Muzaffer Ersü de îngiliz Hariciye Nazırı Mac Millan'ın hareketinde Başvekilimizi temsil et­miştir.

Öğleden sonra saat 17 de Irak. Başve-ziri Nuri Sait Paşa beraberinde Hari­ciye Veziri Burhanettin Başayan ol­duğu halde Büyükelçiliğimize gelmiş ve Başvekil ve Hariciye Vekâleti Ve­kilimizle üç saat süren çok samimî bir görüşme yapmıştır.

Heyetimiz yarın öğleden evvel yurda dönmek üzere uçakla Bağdaddan ha­reket edecektir.

24 Kasım 1955

 Beyrut :

İngiltere Dışişleri Vekili Harold Mac Millan, Londraya dönmek üzere uça­ğa binmeden önce Kaide hava ala­nında gazetecilere verdiği beyanatta şöyle demiştir:

Bağdaü konferansı bir muvaffakiyet olmuştur. Orta-Doğunun güvenlik, ve savunmasını teinin ve âkit devletler arasında muhtelif sahalarda işbirliği tesisi hedefini güden pakt statüleri­nin hazırlanmasıyla meşgul olduk. Tabiatiyle, Arap dünyasını alâkadar eden meseleleri ve bilhassa Filistin işini de görüştük, Orta-doğuda, karı­şıklıklar çıkmasına sebebiyet veren ve komünistler tarafından sinsice is­tismar edilen meselelere bir hal çare­si bulmak lüzumu hakkında " bütün meslekdaslarım mutabakata varmış­tır.

Mac Millan, sözlerine son verirken, Filistin meselesinin hallinin, dünya­nın bu bölgesinde, müşterek tehlikeye karşı müdafaa cephesini birleştir­meğe yarıyacağı hususunda İsrar et­miştir.

Mac Millan, yazılı olan bu beyana­tını okuduktan sonra, gazetecilerin suallerine cevap veremiyeceğinden dolayı özür dileyerek uçağa binmiş­tir.

           Bağdat :

Başvekil Adnan Menderes, beraberin­de heyetimiz âzası olduğu halde, bu­gün mahalli saatle 12 de Bağdat ha­va alanından hareket etmiş, İrak baş veziri Nuri Sait Paşa, İrak Nazırları, sivil ve askerî erkân, Bağdat Paktı­na dahil memleketler büyük elçileri tarafından uğurlanmıştır.

Bu sabah saat 9,30 da Başvekil Ad­nan Menderes ile Irak Başveziri Nuri Sait Paşa arasında Büyük Elçiliği­mizde bir görüşme daha yapılmıştır. Bir saat süren -bu görüşmeyi mütea­kip, Başvekil Adnan Menderes bera­berinde Hariciye Vekâleti Vekili Fatin Rüştü Zorlu olduğu halde, saraya gi­derek hem arzı veda eylemiş, hem de bugün doğum yıldönümünü kutla­makta olan İrak Veliahtini tebrik et­miştir.

Başvekil Adnan Menderes ve Hariciye Vekâleti Vekili Fatin Rüştü Zorlu ile İrak Başveziri Nuri Sait Paşa, îrak Hariciye Veziri Burhanettin Başayan, ve Birleşik Amerika ve İngilterenin Bağdat Büyük Elçileri arasında hava alanında hususî ve samimî bir görüş­me daha yapılmıştır.

Başvekilimizle beraber, İrak'ın Büyük Elçisi İbrahim Akif Elalûsi ve trak ataşemiliteri de Türkiyeye mütevec­cihen hareket etmiştir.

  Bağdat :

Başvekil Adnan Menderes, hareketin­den evvel, hava alanında gazetecilere şu beyanatta bulunmuştur:

«Misafirperver kardeş ve müttefiki­miz İraktan son derece mesut ve mut­main olarak ayrılıyorum. Çünkü Bağ­dat Paktının Orta _ Şark için yepye­ni bir sulh, emniyet ve refah devre­sinin açıldığını İfade ettiği hususun daki kanaatim şimdi tamamen teeyyüt etrniş bulunmaktadır.

Bağdat Paktı aktolunalı henüz bir se­ne dahi olmadığı halde büyük bir sür­atle bu pakt içinde birleşen beş devlet iki gün giti kısa bir zaman zarfında mükemmel bir teşkilât kurmuş ve çok mühim kararlar almış bulunmakta­dır. Bağdat Paktı teşkilâtının kurulması çok lüzumlu ve mühim idi. Bunu şim­di büyük bir muvaffakiyetle başarmış bulunuyoruz. Fakat toplantımızın mâ­na ve neticesi bundan daha da öteye gitmiştir. Filhakika, ilk defa olarak dört mühim Orta . Doğu devleti ya­ni İrak, İran, Pakistan ve Türkiye, dünya sulh, emniyet ve refahı uğrun­da muazzam mesuliyetler deruhte et­miş bulunan iki büyük devletin, yani İngiltere ve Amerikanın iştirakiyle doğrudan doğruya Orta Doğuda top­lanıp, bu bölgenin sulh, emniyet ve istikrara kavuşması için neler yapıl­ması lâzım geldiğini esaslı bir şekilde görüşmüşlerdir. Bu cihan siyasetinde muazzam tesirleri olacak bir hâdise­dir.Bu toplantının hakikaten dikkate şa­yan olan ve ilerisi için çok şeyler va-ad eden hususiyetlerinden biri de gö­rüşmelerin büyük bir samimiyet, tam bir acık konuşma ve karşılıklı itimat havası içinde cereyan etmiş olmasıdır. Bu hususta Bağdat toplantısı bütün bu nevi siyasî toplantılara parlak bir numune olacak mahiyettedir.

Toplantıya bütün iştirak edenler Or­ta - Şark durumunu dünya hâdiseleri ışığında gözden geçirirken, aynı ka­naatler ve hislerle mütehallî idiler. Bugün dünya sulhunun bölünmez bir bütün olduğu kanaati bütün hazurum zihinlerinde ve kalplerinde hâ­kim olmakta idi. Neticede, Orta -Şarkta Natoya muvazi ve ona müşa­bih olan ve yakın bir âtide dünya hâdisatı üzerinde salim bir tesiri ol­ması mukadder bulunan yeni bir sulh ve emniyet teşekkülü vücude1 gelmiş bulunmaktadır.

Orta - Şarkın muhtaç olduğu emni­yet, istikrar ve refahın temini için bir yandan şimalden mâruz bulunduğumuz cihanşümul tehlikeye karşı müessir şekilde mukavemet ve bizleri içimizden yıkmağa çalışan muzır pro­pagandalarla mücadele etmek, öte yandan da Orta _ Şarkın huzur ve is­tikrarı için. müzmin bir tehlike teşkil eden Filistin meselesinin halline ça­lışmak lâzım geldiği neticesine var­dık.Filistin meselesinin halledilmesi yal­nız muarız taraflara büyük faydalar sağlamakla kalmryacak, aynı zaman­da Orta Şark İçin büyük bir nimet ve cihanşümul sulhu dâvasına büyük bir hizmet teşkil edecektir. Bundan mâa­da Orta Şarkta geniş ölçüde ve mü­essir surette propagandaya aemin teş­kil eden bir vaziyet ortadan kalkmış ve sulh aleyhtarı olanların elinden mühim bir silâh alınmış olacaktır.Bu müşahede ve mülâhazalar şimdiye kadar ötede beride ileri sürülmüş ve­ya îşitilmiştir. Meselâ, kendi hesabına Türkiye daima bu fikirleri müdafaa etmiştir.Fakat şimdiden sonra aynı fikirler dağınık, münferit ve mücerret şekilde, binaenaleyh tesirsiz olarak değil, mu­azzam bir halk kütlesine tekabül eden bir birliğin içinde tam bir irade vah­deti halinde ifade, müdafaa ve tatbik edilmek durumuna girmişlerdir, bu hakikatin mânası az zamanda fiiliyat sahasındaki tecellileriyle daha iyi an­laşılacaktır.Demin Bağdatta yaptığımız g-örüşme-lere iştirak eden devletler arasında Birleşik Amerikanın da ismini zikret­tim. Bildiğiniz gibi paktımız âzasın­dan ikisinin yani Türkiye ile İngilte- -renin hâlen müttefiki bulunan bu bü­yük devlet Bağdat Paktına henüz hu-kukan iştirak etmiş değildir. Fakat, pakt vücude gelmeğe başladığı andanberi kuvvetle destekleyen ve onun bilcümle azasına senelerdenberi ikti­sadî ve bilhassa askerî sahalarda kıy­metli yardımlarda buluna gelen bu devlet, fiilen Bağdat paktı teşkilâtı­nın işbirliğine katılmış bulunmakta­dır. Filhakika Birleşik Amerika yalnız Bağdat Paktı daimî konseyinin top­lantılarına müşahitlerle iştirak etmiş ve  edecek olmayıp  teşkilâtla askerîimage001.gifve siyasî sahada resmen irtibat tesis etmiş bulunmaktadır. Binaenaleyh bundan sonra. Amerikanın iştirakinin müşahit göndermekten ve pakt hak­kında maiûmattar tutulmaktan çok daha ileri gideceği aşikârdır.Bu vaziyet muvacehesinde mâna ve kıymeti çok büyük olacak olan Ame­rikanın hukuken pakta iltihakını sa­dece bir zaman meselesinden ibaret telâkki eylemek, kanaatimce asla ha­talı clmaz. Bu iltihakın bizzat Amerikanın tâyin edeceği ve uygun göre­ceği zamanda vukubulması elbette münasip olacaktır.

İşte askeri, siyasi, ekonomik bünyesi ile evvelki gün Bağdatta doğan Bağ­dat Pattı teşkilâtı, Orta Şarkta At­lantik Paktı teşkilâtına tekabül eden ve cnun sulh, emniyet, adalet ve re­fahın sağlanması bakımından gördü­ğü muazzam hizmetleri vaad eden bir mevcudiyet teşkil   eylemektedir.Hiç de mübalâğaya düşmediğimden emin clarak diyebilirim ki, şimdi ku­rulmuş olan teşkilâtı ile Bağdat Pak­tı, Orta _ Şarkın tarihinde muazzam bir hâdise, bir dönüm noktası teşkil eylemektedir. Bundan sonra Orta Doğunun müşküllerini, dertlerini, işle­rini halletmeyi samimiyetle arzu ey­leyenlerin emrine vazedilmiş bir va­sıta, Orta Şarkın emniyet,, refah ve istikrarı için açılmış aydınlık bir yol mevcuttur.Türk iyen in derin hürmet ve muhab­bet bağları ile bağlı bulunduğu Arap milletleri camiasının mümtaz bir rük­nü olması ve paktımızın tekevvünün­de kafi neticeli rolü oynamış olması hasebiyle pakta İrakın hükümet mer­kezinin isminin verilmiş olması ve pakt teşkilâtının makam olarak yi­ne bu güzel şehrin seçilmiş olması biç hakkaniyet borcu idî. Kısa müddet zarfında Bağdata üç defa gelmek şerefine nail oldum. Her ziyaretim benim için ömrüm oldukça unutamayacağım güzel hâtıralarla do­ludur.

Tekrar gelebilmek ümidiyle bugün buradan ayrılırken her zamanki gi­bi şahidi olduğumuz sıcak ve samimî misafirperverlikten dolayı duyduğu­muz şükran hislerini arkadaşlarım ve şahsım namına ifade etmeyi zevkli bir vazife telâkki ederim.»

Başvekil Adnan Menderes, son olarak, pakt daimî konseyinin, Bağdatta tem­silcilerin iştirakiyle önümüzdeki pa­zartesi günü ilk toplantısını yaparak çalışmaya başhyacağım ve haftada asgari iki içtima aktedeceğini bildir­miştir.

28 Kasım 1955

 Bağdat :

Bağdat Paktı Konseyi temsilcileri bu­gün öğleden sonra Zuhur Sarayında bir toplantı akdetmiştir. Toplantı iki saat  15 dakika sürmüştür.

İrak Dışişleri Vekilinin başkanlığı al­tında toplanan konseyde Bağdatta ki İran, Pakistan, Türkiye ve İngiltere Büyük Elçileri memleketlerini temsil etmişlerdir.

Bağdattaki Amerikan Büyük Elçisi de toplantıya müşahit sıfatîyle katılmış­tır.

Kcnsey, daimî bir sekreterliğin ihdası ve iktisadî komitelerin teşkil ve gö­revleri meselelerini müzakere etmiş­tir.

Bağdat Paktı Konseyi temsilcileri üç aralık cumartesi günü tekrar topla­nacaktır.İran Bağdat Paktına resmen katıldı: 3 Kasım 1955

   Bağdat;

İran Bağdat Paktına bugün resmen katılmıştır. İran'ın pakta iltiha­kı hakkındaki resmî vesikalar bugün İrak Dışişleri Vekâletine tevdi edilmiştir.

Bağdat Faktı teşkilâtiyle Amerika arasında irtibat tesisi hakkında resmî beyanat:

19 Kasım 1955

   Vaşington :

Bağdat Paktı teşkilâtiyle Amerika Birleşik Devletleri arasında irtibat tesisi mevzuunda bugün Vaşingtonda aşağıdaki resmî beyanat neşre­dilmiştir:

«Bağdat Paktı teşkilâtının ilk toplantısının 21 kasımda Bağdatta ak­dedilmesi kararlaştırılmış bulunmaktadır. Pakt âzası, Amerika Birle­şik Devletlerini, teşkilâtla siyasî ve askerî irtibat tesisine davet etmiş­ler, Birleşik Devletler de bu baptaki muvafakatini pakt azasına bildir­miştir. Amerika Birleşik Devletleri Konseyin ilk içtimama hususî si­yasî müşahit olarak İraktaki Amerikan Büyük Elçisi Ekselans Walde-mar Gaİlman'i ve hususî askerî müşavirleri olarak da Amerikanın Doğu Atlantik ve Akdeniz Kuvvetleri Başkumandanı Amiral John H. Cassady'yi ve Tuğgeneral William E. Carraway'i tâyin etmiştir. Büyük Elçi Galİman ayrıca, teşkilâtla devamlı siyasî irtibat ve Birleşik Dev­letlerin Bağdattaki kara ataşesi Albay H. P. Tueker de, devamlı askerî irtibat teminine memur kılınmışlardır.

Amerika Birleşik Devletleri, bu yeni teşkilâtın, tedafüi gayelerinin ta­hakkukunu sağlamak üzere gittikçe artan bir kuvvet iktisap etmesi­ni ümit eylemektedir.»

Bağdat Paktı Konseyinin ilk toplantısında Başvekilimizin irat ettiği nutuk:

21 Kasım 1955

   Bağdat :

(Anadolu Ajansının hususî servisi):

Başvekil Adnan Menderes'in, Bağdat Paktı Konseyinin bu sabahki ilk toplantısında irat ettiği nutkun metni sudur: Muhterem reis, ekselanslar,Bağdat Paktı Daimî Konseyinin bugün başlıyan ilk toplantısı Orta Doğu müdafaasının teşkilâtlanması yolunda bir kaç senedenberi sarfedile gayretleri tetviç eden mesut bir hâdisedir.Bu ilk toplantının eski ve büyük bir medeniyetin merkezi olan ve Or­ta Doğu savunmasının teşkilâtlanmasında büyük rol oynayan bir Arap devletinin başşehrinde vukubulmasmı uğurlu bir hâdise olarak selâmlarım. Bu imkânı bize büyük bir misafirperverlikle vermiş olan İrak hükümetine teşekkür eder ve bu vesile ile İrak'ın mümtaz bir uz­vu bulunduğu Arap âlemine saygı borcumuzu ifa etmekten zevk du­yarım.

Nikbinliğe hiç müsait olmayan dünya şartları ve sulhsever milletlerin maruz bulundukları büyük tehlikeler, Orta-Doğuda yaşayan milletleri bu bölgenin müdafaası ve sulh ve istikrarın korunması için Birleşmiş Milletler ideallerine uygun bir işbirliği zarureti karşısında bırakmakta­dır. Garpta NATO hangi sulh ve istikrar ihtiyaç ve zaruretiyle meydana gelmişse, Orta-Doğuda Türkiyg - Pakistan dostane işbirliği andlaşması ile başlayıp bugünkü tekâmül şeklini almış bulunan Bağdad Paktı da aynı ihtiyaç ve zaruretlerin neticesi olarak ortaya çıkmaktadır.

Uzun zamanlar yer yer huzursuzluğun ve emniyetsizliğin türlü ıstırap­larına maruz kalmış bulunan bu bölge hiç şüphe yok ki bugün her za­mankinden daha ziyade ûünyanm en hassas ve nazik bir kısmını teşkil etmektedir. Bağdad Paktının büyük ehemmiyeti işte böyle bir bölgede yukarda bahsettiğim zaruretlere cevap teşkil edecek şekilde vücude gel­miş olmasındadır.

Bağdad Faktı, şimdiye kadar vuku bulan iltihaklarla da daha bu gün­den Orta-Şarkı şimalden emniyet altına almak yolunda en mühim adı­mı tahakkuk ettirmiş bulunuyor. Bağdad Paktı daimî konseyinin vücut bulabilmesi için pakt içinde dört devletin bir araya gelmesi meşrut iken ne mesut bir hadisedir ki bugün bu konseyin ilk toplantısı 4 değil, beş âza ile vuku bulmaktadır. Bu toplantının ayrıca ehsmmiyet ve kıyme­tini tezyid eden bir hadise olarak Amerikanın da toplantılarımızda ken­disini temsil ettirecek olmasını memnuniyet ve teşekkürle kaydetmek pek yerinde olur. Hiç şüphe yok ki Amerikanın bu yakın alâkası paktın âtisi bakımından mühim bir beşaret mevzuu telâkki edilmek lâzım ge­lir.

Hem bünyesini kuvvetlendirmek, hem de sahasını genişletmek sure­tiyle paktımızın zamanla Orta-Şarkm bir sulh ve emniyet kalesi haline gelmesi emeli artık tahakkuk yoluna girmiş addolunabilir.

Orta-Şarkm şimdiden maruz bulunduğu büyük tehlikeye karşı bu su­retle günden güne tekâmül eden bir şekilde teşkilâtlanması tahakkuk ettirilmekte iken, yine bu bölgenin emniyet ve istikrarı bakımından hepimizi endişelendiren Filistin meselesine temas etmeden geçemiye-ceğim. Bu ihtilâfın hakkaniyet dairesinde Birleşmiş Milletler kararla­rına uygun bir şekilde halline çalışmak hepimizin vazifesidir. Türkiye hükümeti bu husustaki hattı hareketinin ifadesini Bağdad Paktına muzeyyel mektupla vermiş bulunmaktadır. Geçenlerde Anthony Eden'in Filistin meselesinin halli imkânlarına müteallik olarak yaptığı beya­natı da yapıcı bir zihniyetin ifadesi olarak karşılıyorum. Paktımız, her nereden gelirse gelsin, tecavüze müessir şekilde karşı koymak ve bu su­retle mensuplarının varlığını, istiklâlini ve toprak bütünlüğünü muha­faza etmek gayesini tahakkuk ettirmek hususunun yanında ve aynı zamanda iktisadî, içtimaî ve kültürel sahalarda da sıkı bir işbirliği vü-cude getirmek suretiyle her bakımdan gayelere hizmet etmeğe matuf bir işbirliği teşekkülüdür, işbirliğinin müsavat hak ve esaslarına isti-nad ettiğini ayrıca izaha hacet görmüyorum. Şark ve garp memleketle­rinin müsavi şartlar içinde işbirliği yapamıyacakları iddiasını ortaya atarak efkârı zehirlemeğe ve şark ve garp memleketlerini dahilî bir ça­tışma halinde tutmaya gayret edenlere, Bağdad Paktı, kendisine vücut veren müsavi esasları içinde işbirliği ruhu iie müskit bir cevap teşkil etmiş bulunuyor. Bizim nazarımızda emperyalizm ne kadar merdut ise din, ırk ve bölge farklarını ayırıcı birer âmil olarak istismar eylemek suretiyle farklar ve tefrikler yaratmaya çalışmak da aynı derecede merduttur.

Milletler arasında tekevvün etmiş ve edecek olan müşküllerin ve dâva­ların ancak adalet, hakkaniyet ve eşitliğe geniş yer veren bir işbirliği zihniyeti içinde halledilmesi yoluna gidilirse, insaniyetin hayır ve selâ­metine hizmet edilmiş bulunur. İşte biz bu görüş ve zihniyetle paktımı­zı tekemmül ettirmek yolunda yürüdükçe Orta-Şarkta, NATÖ'ya mu­vazi ve müşabih bir teşekkülün inkişaf ettiğini görmekle insaniyet âle­mi bahtiyar olacaktır.

Eağdad Paktının mensubu devletlerin paktımızı bu mânada anladıkla­rına ve izahına çalıştığım gayeleri tahakkuk ettirmeğe azmetmiş bu­lunduklarına eminim, ancak malûmdur ki, birliğimizin ahdî mesnedini teşkil eden vesika, işbirliğimizin hangi istikamette gelşmesi lâzım gel­diğini umumi bir şekilde tayin ile iktifa eylemektedir. Pakta asıl hüvi­yetini verecek olan ve maksatlarını vuzuhla tahakkuk ettirecek bulu­nan daha ileri anlaşmaların ve teşkkilâtm vücude getirilmesi bugün ilk toplantısını yapmakta olan daimî konseye tevdi edilmiş bulunmak­tadır. Binaenaleyh daimî konsey, paktımızı, gayelerini tahakkuk.ettir­meğe kifayetli bir hale getirmek ve teşekkülümüzü dünya hadiseleri üzerinde tesirli bir uzuv mertebesine eriştirmek vazife ve mesuliyetini üzerine almış bulunmaktadır.Toplantımızın bu mesuliyetimizle mütenasip hayırlı ve muvaffakiyetli düşüncelerle sona ermesini temenni ederim.

Nuri Said Paşanın konuşması:

 Bağdad:

Nuri Said Paşa, Bağdad Paktı konseyinin açılış toplantısında şu konuş­mayı yapmıştır:Bu mühim toplantıda memleketimi temsil etmek, Irak adına sizlere en hararetli bir şekilde hoş geldiniz demek ve milletlerarası şartların kendi memleketlerinizde sizlere bir çok işler tahmil ettiği bir sırada, bu daveti kabul etmenizden dolayı sizlere teşekkür etmek benim için büyük bir memnuniyet kaynağıdır.

Irakm hükümet merkezi Bağdad şehri, barışı takviye ve müşterek men­faatleri bulunan memleketler arasındaki dostluk ve menfaat bağlarını kuvvetlendirmek maksadiyle, gerek doğu ve gerekse batılı temsilcileri kabul etmek şerefine, büyük Halife Harunreşid ve İmparator Charîe magne devrinden beri nail olmaktadır. Bugün tarih tekerrür etmekte­dir. Bugün Bağdadda yapmakta olduğumuz bu toplantının, yegâne gaye­leri Orta-Doğu ve bütün dünya milletleri için barış, güvenlik ve refahı sağlamak olan memleketlerimiz arasında yeni bir sıkı dostluk ve sami­mî işbirliği devrinin başlangıcını teşkil edeceğini samimiyetle ümit edi­yorum. Bize, bir karşılıklı işbirliği paktını akdetmek fikrini ilham eden, Bir­leşmiş Milletler anayasasının 51 inci maddesi olmuştur. Halen mevcut milletlerarası şartlar ve milletlerimizin, memleketlerimizin ve bütün mukaddes addettiğimiz şeylerin müdafaasını sağlamak gayesi bizim bu maddeden faydalanmamızı lüzumlu kıldığı içindir ki, bu pakt hüküm­leri gereğince bir araya toplanmış bulunuyoruz. Bu konferansta temsil olunan bütün devletler tarafından tasvip ve meclisleri tarafından tas­dik edilmiş olan bu pakt, bu suretle mevcudiyetini kazanmış olup yek-diğerimizle münasebetlerimizi tanzim edecek ve böylelikle milletlera­rası güvenlik ve dünya barışı karşısında makul ve müşbet durumumu­zu isbat edecektir. Birleşmiş Milletler anayasasının 51 inci maddesi hükümlerine uyarak harekete geçen ilk devletlerin Irak ve Türk devletleri olması bizim için bir gurur kaynağıdır. Bu devletler bu hususu Ankarada 29 mart 1946 da imzaladıkları dostluk andlaşmasımn mukaddemesinde belirtmişler­di. 1954 yılında Türkiye ile Pakistan, memleketlerinin müdafaası için, gene Birleşmiş Milletler anayasasının 51 inci maddesine dayanarak bir karşılıklı işbirliği andlaşması imzalamışlardır. Şurasını bilhassa belirtmek isterim ki bu andlaşma ve Pakistan Başve­kili Gulam Muhammet ile Türkiye Başvekili Adnan Menderes'in sarfet-tikleri gayretler, herhangi bir haricî tecavüze karşı koymaya muktedir bu sağlam ve kuvvetli blokun doğmasına yol açan karşılıklı işbirliği paktını akit yolunda bizi teşvik eden başlıca amiller olmuştur. Dostu­muz ve komşumuz İranın yüksek idarecileri tarafından da bu teşkilâ­tın kurulmasına müzaharetlerini burada hatırlatmalıyım. Bundan başka pakta, daha ilk zamanlarda katılmalarından ve teşkilâta teknik yardımlardan dolayı İngiliz hükümetine de teşekkürlerimi bil­dirmek isterim. Aynı şekilde, paktın hazırlanışı sırasında bütün safha­larda bizi desteklemiş olan, kıymetli askerî ve teknik yardımlarda bu­lunan ve nihayet toplantımıza müşahitler göndermek arzusunu izhar etmiş olan Birleşik Amerika hükümetine de teşekkür etmek isterim.

Memleketimizin gerek iktisadî ve gerekse askerî işbirliğine büyük bir ihtiyacı bulunduğunu şüphesiz kabul edersiniz. İktisadî işbirliği tabia-tiyle askerî işbirliğimizi kuvvetlendirecektir.

Başvekil Nuri Said Paşa sözlerine şöyle devam etmiştir: Dostluğu kuvvetlendirmekte ve müşterek menfaatleri sağlamakta, ti­carî ve malî hususların husule getirdikleri uzun vadeli tesirleri dikkat nazara alarak bu paktın askeri hususlar gibi iktisadî hususları da ihti­va etmesi gerektiğini belirtmeliyim. Irak, aynı şekilde Birleşmiş Milletler anayasasının 51 inci maddesine uyarak Arap Birliği devletleri arasında akdedilmiş olan müşterek sa­vunma ve iktisadî işbirliği andlaşmasmm kendisine yüklediği vecibeleri dikkat nazara alarak, İsrailin tecavüzüne maruz kalacak olan herhangi bir Arap devletine yardım etmek için kaynaklarından faydalanmakta tereddüt etmiyeceğini bir defa daha beyan etmek isterim. Kardeş Arap devletlerinin bu paktın mevcudiyetinden dolayı sağladıkları büyük menfaatleri idrâk edecekleri günün geleceğini ümit ederim.

Bugün toplanmamıza vesile teşkil eden bu paktın gayeleri daima inan­mış olduğumuz yüksek prensiplere dayanmaktadır. Bu prensipler âyeti kerimede buyrulduğu gibi «birbirinize yardımı günahkârane ve hasma-ne değil, halisane ve müşfikane yapın» kaidesine aynen tetabuk etmek­tedir.

Bizi bekleyen işler büyük olduğu gibi sarfedilmesi gereken gayretler de büyüktür. Bu gayretleri, bu paktın doğumuna hâkim olan ruh için­de muvaffakiyetli bir şekilde neticelendirelim.

Sözlerimi bitirirken, hepinize tekrar teşekkürlerimi beyan eder ve Tan­rıdan bizlere rehberlik etmesini ve barışın temellerini takviyede yardım­cımız olmasını niyaz ederim.Başvekilimizin, Bağdat Paktı Konseyinin bugünkü kapalı otrumundaki konuşması:

22 Kasım 1955

 Bağdat :

(Anadolu Ajansının hususî servisi):

Konferansa yakın çevrelerden öğrenildiğine göre, Başvekil Adnan Men­deres, Bağdat Paktı Konseyinin kapalı toplantısında yaptığı konuşma­da bilhassa Orta Doğu vaziyeti üzerinde durmuştur. Daha evvel dünya vaziyetini bahis mevzuu ederken nikbinliğe yer olmadığını belirtmiş ve umumî vaziyetteki esas unsurun Cenevre konferansı neticeleri, daha doğrusu Cenevre konferansının neticesizliği teşkil ettiğinin unutulma­masını istemiştir. Menderes Avrupada ve Uzak Şarktaki fiilî mukave­metin Rusyanın bozguncu faaliyetini Orta Doğu üzerine çevirmesine sebep olduğunu ve bu yüzden Orta Doğunun kendi emniyetini süratle sağlaması ve bu bölgedeki bağların daha ziyade sıkılaştırılması mecbu­riyetinin _ husule geldiğini söylemiştir. Başvekil Bağdat Paktının tedafüi mahiyeti üzerinde durmuş, fakat te­dafüi olmakla beraber paktın âtisi kuvvetli ve dinamik bir teşekkül ola­rak ortaya çıkması lâzım geldiği fikri üzerinde de İsrar etmiştir. Men­deres'e göre, pakt içindeki vaziyet, Orta Doğu bölgesindeki dört mühim ve azimli devletin bir batı devletiyle eşit şartlar dahilinde işbirliği yap­makta olması ve aynı yüksek ideal için misli görülmemiş gayretler sarfeden Birleşik Amerika ile pakta duhulünden itibaren irtibat halinde ve beraber bulunması vaziyetidir. Başvekil Arap İsrail ihtilâfını tahlil ederek şöyle demiştir; Bu dâva ilk defa olarak Bağdat Paktı Konseyi gibi siyasî bir teşekkül içinde toplu olarak tahlil edilmekte ve buna bir çare bulmaya çalışıl­maktadır. Bu teşekkülün bu meseleyi hakkaniyet dahilinde hal için elinden geleni yapması icap eder.»

Başvekil pakta dahil bulunmayan Arap memleketlerinden her birinin vaziyeti üzerinde durmuş ve bunlar arasında İrak'ın cesaretli ve realist misalini takip etmeye mütemayil bulunanların durumunu memnun­lukla ve överek bahis mevzuu etmiştir. Başvekil bunların teşci edilmesi lâzım geldiğini ve paktın, hangi taraftan gelirse gelsin, tecavüzlere kar­şı büyük faydalar temin ettiğinin kendilerine anlatılması icap ettiğini söylemiştir.

Başvekil Adnan Menderes'e göre, konseyin gayeleri, paktın teşkilâtını kuvvetlendirmek, müstakbel ittifaklarla sahasını genişletmek, pakta dahil devletler arasında iktisadî sosyal ve kültürel işbirliği sağlamak ve aynı zamanda Orta - Doğu sahasındaki komünist faaliyetlerine karşı koymak bahsinde işbirliği yapmak olmalıdır. Başvekil nötralist siyasetlerin hür dünya için teşkil ettiği tehlike üze­rinde de durmuş ve bu nötralist siyasetlerin komünist sızmalar kadar tehlikeli olduğunu söylemiştir.

Başvekil nihayet paktın âzasından birinin, Pakistanm coğrafî vaziyeti dolayisiyle karşılaştığı güçlükleri de tetkik etmesi lâzım geldiğini kaydeylemiştir. Bağdat Paktı Daimî Konseyinin tebliği: 22 Kasım 1955

 Bağdat :

Anadolu Ajansının hususî servisi:

Bağdat Paktı Daimî Konseyinin nihaî tebliği:

1  Bağdat Paktı âzası bulunan İran - İrak - Pakistan - Türkiye ve Birleşik Krallık Devletlerinin ilk toplantısı 21 ve 22 kasımda, Irak Baş­vekili Nuri Sait Paşanın riyasetinde Bağdatta yapılmıştır.

Bu toplantıda, İran, Başvekili Hüseyin Âlâ, Pakistan, Başvekili Çodri Muhammet Ali, Türkiye Başvekili Adnan Menderes ve Birleşik Krallık Hariciye Nazırı Mr. Mc. Millan tarafından temsil edilmiştir.

2    Birleşik Amerika hükümeti, Bağdat Paktı devletlerinin   çalışma­larına müşahit göndermek suretiyle iştirak etmesi hususundaki dave­tini kabul eylemiş olduğu cihetle, konseyde Birleşik Amerikanın Bağdat Büyük Elçisi ve Askerî Komitede Amerikan silâhlı kuvvetleri mensubu
tarafından temsil olunmuştur.Birleşik Amerika hükümetinin konsey ile daimî olmak üzere askerî ve siyasî irtibat tesis etmek ve iktisadî komitenin teşkiline müteallik top­lantılarında bir müşahit bulundurmak hususunda ifade ettiği kararı, konsey tarafından memnuniyetle karşılanmıştır.

3      İrak hükümeti, Bağdat Paktının girizgâhında ve 4 ncü madde­sinde kaydedilmiş bulunduğu veçhile mezkûr pakt mucibince ve kon­seyde âza bulunması sıfatiyle kendisine terettüp eden   mesuliyetlerin, Arap devletleri arasındaki müşterek müdafaa ve iktisadî işbirliği muahedenamesiyle iktiham etmiş bulunduğu vecibelerle tam bir mutaba­kat halinde olduğunu belirtmiş ve diğer konsey azaları bu hususu kay­detmekle memnuniyet duymuşlardır.

4      Konsey, Bağdat Paktının ve bu paktın tatbikatından olarak İrak ve İngiltere arasında aktedilmiş olan hususî anlaşmanın ve pakta katı­lan devletlerin iltihaknamelerinin İrak hükümeti tarafından Birleşmiş Milletlere tescil ettirilmesini kararlaştırmıştır.

5      Konsey halinde toplanmış olan beş hükümet mümessilleri, paktta derpiş edilmiş bulunduğu veçhile ve Birleşmiş Milletler andlaşmas 51 nci maddesine uygun olarak Orta - Doğunun sulh ve emniyeti uğ­runda tam eşit ortaklık halinde ve gaye birliği içinde çalışmak ve ül­kelerini tecavüzî ve yıkıcı faaliyetlere karşı korumak ve mezkûr böl­gedeki milletlerin refah ve tealisini geliştirmek hususundaki kararları­nı bir kere daha teyit eylemişlerdir.

6      Konsey halinde toplanmış olan beş hükümet mümessilleri, dün­yadaki muhataralı durumu, bilhassa Cenevre konferansının ışığı altın­da gözden geçirmişler ve bunun neticesinde müşterek    menfaatlerine müteveccih her türlü tehdit muvacehesinde daimî temas ve daha dasıkı işbirliği idamesine karar vermişlerdir.

7      Konsey halinde toplanmış olan beş hükümet mümessilleri, pak­tın altıncı maddesinde derpiş olunduğu veçhile bir daimî konsey tesiseylemişlerdir. Konsey, daimî surette toplantı halinde bulunma duru­munda olacaktır.

En az senede bir kere olmak üzere Nazırlar seviyesinde toplantılar ya­pılacaktır.

Ev sahibi olmak hasebiyle 1956 senesi sonuna kadar konsey reisliğini İrak deruhte edecek ve ondan sonra birer senelik devreler için alfabe sırasiyle reislik münavebe ile diğer devletlere intikal edecektir. Bununla beraber konsey reisinin memleketinden gayri bir memleketin başken­tinde muntazam toplantılar yapılması takdirinde bu gibi toplantılara münhasır olmak üzere reislik, ev sahibi devletin temsilcisi tarafından deruhte edilecektir.

8  Teşkilâtın ve ona merbut teşekküllerin daimî mukarn Bağdat olacaktır.

 Her hükümet konseye büyük elçi payesinde bir yardımcı mümes­sil tâyin edecektir.

10   Bağûattaki daimî yardımcıların huzuru ile 5 hükümeti alâka­dar eden siyasî, iktisadî ve askerî bilcümle mevzuları müzakere etmek üzere her zaman toplantılacaktır.

11   Konsey Bağdatta Bağdat Paktı teşkilâtı için daimî bir kitabe­tin tesisi hususunda mutabık kalmıştır.

12   Konsey kendisine tâbi olmak ve verilecek direktifleri yerine   ge­tirmekle vazifeli bir daimî askerî komite tesis eylemiştir. Beş devlet as­kerî komitede Erkânıharbiyei Umumiye Reisleri veya onların vekilleri tarafından temsil edilecektir.

13   Askerî komite yaptığı ilk toplantılarında bölgenin emniyetini sağlamak; için-lâzım gelen askerî teşkilâtın temellerini kurmuştur.

Bu hususla ilgili olarak konsey İrak ve Birleşik Krallığın paktın tat­bikatından olmak üzere 4 nisan 1955 te aralarında hususî bir anlaşma akdeylemiş bulunduklarını kaydetmiştir. Bu anlaşma ile kendi müdâ­faasının tam mesuliyetini iktiham etmiş ve İraktaki bilcümle müdafaa tesisatının kumanda ve muhafazasını devralmış bulunmaktadır.

Habbaniye ve Şuaybe üslerindeki Birleşik Krallık kuvvetlerinin çekil­mesi plân mucibince ve İrak ile Birleşik Krallık arasındaki hususî an­laşmada derpiş olunduğu şekilde vukubulmaktadır. Konsey Birleşik Krallığın İrak'a kendi silâhlı kuvvetlerini teşkil ve İrakm müdafaası için hazır bir halde bulundurmak için yardım etmekte olduğunu kay-deylemiştir.

14   Konsey âzasından her birine Birleşik Amerika hükümetinin te­cavüze karşı müdafaalarını kuvvetlendirmek için silâh ve diğer askerî malzeme itası şeklinde karşılıksız yardım yapmak ve sulhu temin   uğ­rundaki işbirliklerini desteklemek ve teşci etmek suretiyle  gösterdiği cömertçe ve kıymetli yardımları takdirle kaydetmiştir.

15   Bölgenin İktisadî ve malî kaynaklarının inkişaf    ettirilmesi ve kuvvetlendirilmesi için bir iktisadî komite tesis olunmuştur. İktisadî komite ezcümle iktisap olunan tecrübelerin paylaşılması yollarını, dün­ya bankası, dünya sağlık teşkilâtı, U. N. İ. C. E. F. ve diğer iktisadî te­şekkülleriyle bölge esasına müstenit müzakereler icrası da dahil olmak üzere bazı meselelerin bölge esası üzerinden ele alınmasının müşterek menfaatlere nasıl hizmet edeceği hususlarım tetkik eyliyecektir.

16      Konsey bu hususla ilgili olarak bu sahada şimdiden amelî terak­kiler kaydedilmiş olduğunu müşahede eylemiştir. Meselâ Birleşik Kral­lığın 5 milyon İngiliz liralık bir altın rezervi teşkili için İrak'ın emrine iki sene zarfında icap eden miktarda altını amade tutmak ve başka
şekillerde malî işbirliği yapmak suretiyle yardım etmeye karar vermiş olduğunu kaydeylemiştir.__ Konsey Birleşik Krallık mümessilinin hükümetinin diğer mem­leketleri atom enerjisinin sulhçu sahalarda tatbikine müteallik kendi projelerinin tahakkukunda yardım maksadiyle tecrübelerinden istifade ettirmeye amade bulunduğuna ve bilhassa Bağdat Paktı memleketleri-ne mahallî ve mmtakavî meselelere müteveccih olmak üzere atom tek­niğinin tatbikinde yardım eylemeye hazır bulunduğu yolundaki beya­natını kaydeylemiştir. Konsey bu teklifi memnuniyetle karşılamış ve iktisadî komiteye bunun fiiliyat sahasına intikal ettirilmesi hususunu tetkik eylemesi için direktif vermiştir.

18   Beş hükümet Birleşik Amerika hükümeti tarafından   karşılıksız olarak yapılan geniş iktisadî yardımlardan dolayı teşekkür hislerini ifade eylemişlerdir.

19      Konsey 1956 nisan ayının ilk yarısında Tahranda fevkalâde celsehalinde tekrar içtima etmeyi kararlaştırmıştır.Konsey askerî komite ile iktisadî komiteyi mesailerinde kaydedecekleri terakkiler hakkında mezkûr toplantıda rapor vermekle vazifelendir-inistir.

Bağdat Paktı ve  Amerika Yazan: Ö. S. Coşar

20/11/1955 tarihli (Cumhuriyet) den:

Geçen şubat ayında Türkiye ile İrak arasında aktedilîp Pakistanın, İra­nın, îngilterenin iltihakı ile kısa za­manda genişlemiş bulunan Bağdat Paktının ilk (Bakanlar konseyi) ya­rın toplantılarına başlıyacaktu. Böy­lelikle, Orta Şarkı kaplıyan bir mü­dafaa ve işbirliği blokunun tesisine doğru müspet adımlar atılması için daha müsait bir zemin de yaratılabi­lecektir.

Bu paktı kuran devletlerden Türkiye ve daha sonra Pakistan, Hür millet­lerin menfaatlerini gözönünde bulun­duran bu topluluğa Birleşik Ameri­kanın da katılmasını talep etmişler­di. Fakat öğreniyoruz ki Vaşington Bağdat Paktına katılmiyacak fakat konsey çalışmalarında siyasî ve aske­rî müşhidler bulundurarak, pakt ile siyasî ve askerî irtibat temin edecek­tir.

Amerikan hükümeti neden doğrudan doğruya Bağdat Paktına katılmamış­tır?

Hindiçininin yarısı komünistlere ter-kedildikten sonra, dünyanın bu bölge­sinde bolşevik yayılmasına sed çek­mek maksadiyle 8 devletin iştiraki ile bir (Güney Doğu Asya paktı! teşkil edilmişti. Birleşik Amerika idarecile­ri bu pakta katılmışlardır. Yalnız, mü­dafaası mevzubahis olan bölgedeki devletlerden yalnız Siyam ile Pakista-nm buna katılmaları; Hindistan, Sn-nonezya, Seylân, Birmanya gibileri­nin pakta karşı cephe almaları iste­nilen hedeflere süratle varılmasına imkân vermemiştir. Bağdat paktı ise realitelerle başbaşa-dır. Akidler, Edirneden - Bağdat ve Tahrandan geçerek . Kar asiye kadar uzanan bir hat üzerinde dizilmişler­dir ve birbirleriyle müşterek hudutla­ra sahiptirler. Pakta dahil bulunan İngiltere ise Kıbrıstaki üsleri ve hâ­len bize resmen iltihak etmemiş bu­lunan Ürdün ile mevcut askerî andlaş-ması sayesinde Orta Şark müşterek müdafaasında   rol   oynamaktadır.

Süratle gelişmek imkânlarına sahip olan Bağdat Paktı ile Birleşik Ame­rikanın siyasi ve askeri irtibat kur­makla iktifa eylemesinin ve buna doğ­rudan doğruya katılmamasının se­bepleri nelerdir? Bu pakt hiç bir dev­lete (İsrael dahil) karşı değildir ve müdafaa  maksadiyle  kurulmuştur!

Vaşingtondan gelen bir haberde, Amerikanm Orta Şarka yardımını ar­tırması lehinde bir basın kampanya­sının başladığından, hattâ askerî şef­lerin de bunu desteklediklerinden fa­kat Beyaz Sarayın (Yardım siyaseti) nde değişiklik yapmak niyetinde bu­lunmadığından bahsedümekteydi. Bu göateriyor ki, İDİlhassa Orta Şarkta gelişmekte olan hâdiseleri gözönünde bulundurarak eski siyasette bazı de­ğişiklikler yapılması lüzumu henüz kabul edilmiş değildir. Ümit edilir ki, Bağdatta yarın başlıyacak olan Ba­kanlar Konseyinde hazır bulunacak Amerikalı siyasî ve askerî müşahitler Va$ingtonun beklenen siyaset deği­şikliğini  yapmasına  yardım   ederler.

Bağdat Paktı ve Orta - Doğu me­seleleri:

Yaaan:  Şükrü Kaya

20/11/1955. tarihli (Hürriyet) den:

Bağdat Paktı hükümetlerine göre toplanması icap eden Bakanlar Konseyi­nin 21 kasımda Bağdatta birleşeceği Ankaradan bildiriliyor. Pakistanm ve İranın da pakta katılmasiyle üye sa­yısı fceşe vardığı hald& Konseyin hâ­lâ toplanamaması vakıa Cenevre Konferansı gibi mühim bir içtimain araya girmesiyle izah olunabilir. Fa­kat Cenevre Konferansının akametle neticelenmesi Bağdat Paktı Konseyi­nin bilhassa derhal toplanmasını icap ettirecek mühim hir sebep ve zaruret­tir.

çünkü Bağdat Paktı yapılmamış ol­saydı bile Cenevre Konferansının böyle menfi bir netice ile dağılması Üzerine başta B. Amerika olduğu hal-üe Atlantik Paktı üyeleriyle İrak, İ-ran, Pakistannm birleşerek açık olan Orta - Doğu cephesini derhal kapa­mağa karar vermeleri lâzımdı.

Madem ki Türkiye ve İrakm teşeb­büsleri ve gayretleriyle bu müdafaa hattının temelleri vaktiyle ve tam za­manında atılmıştır ve madem ki İn­giltere, Pakistan ve İran da Bağdat Paktına katılmakla bu hattın müda­faa zaruretini kabul etmişler ve kül­fetlerini birlikte yüklenmeğe karar vermişlerdir. O halde paktın kâğıt ü-zerinde hayali ve nazarî bir tasav­vurdan ibaret kalmamasını temin için politik ve stratejik; tedbirleri alma­ları ve derhal tatbik etmeleri vazife­leri ve taahhütleri icabıdır. Çünkü müdafaayı ve emniyetini sağliyan na­zari tasavvurlar değil, fiilî tedbirler­dir.

Orta - Doğunun bu kesimindeki cep­hesinin ve onun gerisindeki geniş sa­haların emniyet ve müdafaalarının hâlâ hazır olmadığı da. bilinmeyen bir sn- değildir.

Bağdatta toplanacak Konseyin, aske­ri tertipler kadar Orta _ Doğuyu ya­kından ilgilendiren, huzur ve emni­yetini tehdit eden politik meselelerle de uğraşmak ve o meseleler hakkında da kararlar almak zarureti vardır. Belki bu politik meseleler, alınacak askerî tedbirlere tekaddüm edecek, belki de askerî tedbirlerin alınabilme­si, Orta - Doğuda son samanlarda hâd ve tehlikeli safhalara giren bu ihti­lâfların halli sekime bağlı kalacaktır. Meselâ İrak, İsraille diğer Arap dev­letleri arasında 1943 de Radosta yapı­lan mütarekeyi kabul etmemiş ve im­zalamamıştır. Demek ki İrakla İsrail arasında fiilen değilse bile, hukuken harb hükümleri caridir. Hattâ İrak hükümeti, İsrail in taarruzuna uğranıl-flığı takdirde, ordularını Mısırın em­rine vereceğini daha geçen hafta ilân da etmiştir. O halde, İsrailin bir ta­arruza girişeceği farzolunursa ve îra-km kuzey cephesindeki kuvvetlerini Pilistine göndereceğini şimdiden he­saba katmak lâzım gelecektir. İrak'ın böyle ters cephe harbine girişmesinin askerlik meselelerinde olduğu kadar politik münasebetlerde de beklenme­dik neticeleri ve tesirleri olacaktır. "Va­kıa bu faraziyeler, İsrailin taarruz et­mesi ihtimale bağlıdır. Fakat Mısır İsrail hududundaki çarpışmalar ve çatışmalar o kadar karışık ve çapra­şık ki harb çıktığı vakit hangi tarafın taarruz, hangi tarafın müdafaa har­bi yaptığını ve harbden kimin mesul olduğunu Birleşik Milletler, Mütereke Komisyonu dahi ayırt edemiyecektir.Pakistanm da Bağdat Paktının tabiî üyesi olması lâzım geleni Afganistan-la aralarının açılması, arasıra her iki tarafın seferberlik yapacak kadar si­nirlenmelerine ve işi sarpa sardırma­larına sebep oluyor.Afganistanm Bağdat Paktına girme­sine mâni olacak, hatta Pakistanla tu­tuşmasını körükliyeeek yabancı men­faatler de yok değildir. Orta - Doğu­nun sükûn, emniyet ve sulhunun mu­hafaza ve müdafaasından en çok fay­dalanması lâzım gelenler, nutuklar, nasihatler, tavsiyeler, vaatler ve teh­ditlerle vakitlerini kaybederlerken, başkaları da ideolojik, stratejik mak­satlarını daha pratik, daha kısa yol­lardan, yerlilerin zihniyet ve ihtiyaç­larına daha mülayim gelen vasıtalar­la elde etmeğe çalışıyorlar. Orta - Do­ğunun müdafaasını da emniyetini de nazarî plânlarının biraz da hayali ve havaî politika münakaşalariyle, arka­sından baltalıyorlar. Pratik, gerçek, re­alist, maddi ve kati kararlarla karşı­laştıkları vakit  eski misaller bir ta­rafa bırakılsın  on senelik tecrübe­ler ve hâdiseler hangi tarafın kazan­dığım göstermektedir.

Orta - Doğunun elden kaymakta oldu­ğunu görüyor da, eski hayal ve gaf­letlerin Hâlâ politikada hâkim olabil­mesine insan şaşıyor. Hudutları bu kadar geniş mevzuların  Orta - Do­ğuyu ilgilendirmelerine rağmenBağdat Paktı Konseyinin gündemine sığmıyacağı ve orada toplanacakların salâhiyetlerini de asacağı aşikârdır. Halbuki Orta - Doğu dâvasının zama­na ve oluruna bırakılması gün gelir Bağdat Paktının vücuduna ve deva­mına lüzum  bile  bırakmayabilir.

Onun için, hele Cenevre Konferansı dağıldıktan sonra Atlantik Paktı üye. lerinin Bağdat Paktı üyeleriyle bir a-rada Bağdat, Ankara, İstanbul veya münasip diğer bir yerde toplanarak, Orta - Doğuda takip edilecek, dost­luk, saldırmazlık sulh ve emniyet po-litaksmı birlikte görüşmeleri ve karar­laştırmaları âcil bir zarurettir.

Bağdat müzakereleri

Yazan: H. E. Törehan

22/11/1955 tarihli (Y. İstanbul) dan:

Yakın ve Orta Şarkın mühim memle­ketlerinin hükümet reisleri ve selâhi-yetli şahsiyetleri şu esnada Bağdatta toplanmış bulunuyorlar.

Biz muhtelif vesilelerle Bağdat paktı­nın ehemmiyetini işaret etmiş ve Tür­kiye ile İrakın bu işte gösterdikleri muvaffakiyeti şükran ile karşılamış­tık.

Türkiye ile İrak arasında imzalanan pakta İran, Pakistan ve bilhassa İn-gilterenin girmesi ve şimdiki müza­kerelere müşahit sıfatı ile 'Amerika­nın iki mühim şahsiyetini göndermiş olması bu paktın ehemmiyetini teba­rüz ettirmeye kifayet eder.

Bu İh için kuvvetli olmak lâzım geldi­ğini artık tekrara ihtiyaç yoktur. Her biri sahip olduğu arazi dolayısiyle stratejik bir ehemmiyeti haiz olan ve ordularını şimdi modernize etmiş bulunan bu memleketlerin birleşme­sinden büyük bir kuvvet doğacağına hiç şüphe yoktur.

Her biri Bileşmiş Milletlerin saydığı ve sevdiği birer uzvu olan bu memle­ketlerin birleşmesi bilhassa komüniz­me karşı en büyük bir müdafaa hattı teşkil etmektedir.

Otuz beş seneyi geçen bir zamandanberi dinmeyen bir hmç ve şiddetle medeniyet dünyasını ve insanlık âle­mini harap eden ve kendi rejimi ve ideolojisini kabul ettirmeye çalışan Rusyanm son zamanlarda yaptığı gü­ya sulh uğrunda gayretlerinde sahte ve yanlış olduğunu her gün yeni yeni vakalar ispat etmektedir. Rusyanm ve bittabi komünizm âlemi­nin en fazla girebileceği yerler ceha­letin fakrı zaruretin ve nihayet ta­assubun en fazla bulunduğu yerlerdir. Onun için Rusya şimdi geri kalmış olan milletlere yardım elini uzatıyor gibi görünerek hulul etmek gayesini takip etmektedir.Arap âleminde büyük bir rol oynadı­ğını sanan Mısırı hep bu güler çehre ve yardım vaadi ile kandırmıştır. Suriyeye yine bu bahanelerle hulüi et­meye uğraşmaktadır.

Şimdi Rus liderlerinin Hindistanı zi­yareti ve Hindistana binbir vaadlerde bulunması güya sulh isteyen Rusya­nm hakikat halde sulhu tamamen bo­zacak bir politika takip ettiğinin en canlı bir misalini teşkil eder.

Bu hallere karşı sahanın boş bulun­maması gerekiyordu. Onun içindir ki, Türkiye, İrak, İran ve İngiltere ara­sındaki birleşme herhalde son zaman­ların en güzel bir eseridir.

Biz bu eserin daha kuvvetlenmesini ve aralarında iktisadî münasebetler fazla olmasa bile bu memleketlerin tamamen yekvücut bir hale gelerek İngiltere ve bilhassa Amerika ile ik­tisadî işbirliği yapmalarını dünya sul­hu ve kendi memleketleri için en bü­yük bir refah ve saadetin başlangıcı addediyoruz.Biz partili ve particiler arasında mu­vafık olanların her şeyi tekabbül de­recesine getirerek takdir ile karşıla­dıklarını ve muhaliflerin de tenkidle-rin de çok cömert ve insafsız davra­narak her şeyi karanlık bir gözlük camı altında görür gibi simsiyah tasvir ettiklerinin şahidi oluyoruz. Bu, memleketimizde ifrat ve tefrit düşüncelerinin hâkim olmasından ve her şeyi orta bir halde görmemizden ileri gelmektedir. Zamanla bu huyu­muzdan vazgeçeceğimizi kuvvetle tah­min ediyoruz. Çünkü umumi kültürün çoğalması şahsi hırsları azaltacak ve nihayet bizi de mantık yoluna soka­caktır.Fakat o zamanı beklemiyerek şimdi­den söyliyebiliriz ki dünya çapmda ehemmiyeti olan hâdiseleri küçümsiye-rek görmek, bunlardan hiç bahsetme­mek doğru bir şey değildir.Yeni İstanbul» gazetesi "bitaraf ve müstakil bir gazete sıfatı ile bu pak­tın ehemmiyetini bir defa daha teba­rüz ettirmeyi bir vazife bilir ve er geç buna muhalif olan memleketlerin bi­le bunu tasdik etmesi ümidini bes­ler.

Çünkü ancak bu sayede dünya sulhünü alevlendirecek kıvılcımlar söne­cek ve bilhassa güler yÜ3Ü ile islâm âlemine hulul etmeye çalışan Eusya yaratacağı cehennemden kurtul­mak imkânları hâsıl olacaktır.Bağdat toplantısı Yazan: Nadir Nadi

23/11/1955 tarihü (Cumhuriyet) den:

Bağdat Paktı üyelerinin son toplan­tısında Türkiye adma söz alan Baş­bakan Menderes, bu paktın' Orta Şark güvenliği bakımından oynadığı rolü belirtmiş, NATO'nun bir devamı olan bölgemiz savunma sisteminin daha ve­rimli bir hale ulaştırılması için gerek­li tedbirlerden bahsetmiş, Birleşik Amerika Devletlerinin pakta karşı gös­terdiği ilgiyi övmüştür.

Sayın Başbakanın sözleri, bu konuda memleket efkârına hâkim olan düşün­celere iyi bir şekilde tercüman olmak­tadır. Atatürkün Yurdda sulh, ci­handa   sulh*   prensipnıe   bağlı     olan

Cumhuriyet hükümetleri, bugüne ka­dar giriştikleri her taahhüdü daima bu hedefi gözönünde tutarak İmzala­dıkları için, Türk dış politikasının ge­nel yürüyüşü bir an olsun barış hede­finden ayrılmamış, yurdumuzun ve bölgemizin güvenliği kaygısı dışında hiç bir özel menfaat kombinezonu bi­zi ilgilendirin emiştir.Bu itibarla kendileriyle işbirliği yap­tığımız milletler de her zaman barış­sever milletler olmuşlardır. NATO'­nun bir devamı olarak Doğu Akdeniz sınırlarını aşan ve Orta Doğunun ile­ri hatlarına kadar uzanan geniş ve her bakımdan nazik bir alanı bünye­sinde toplıyan Bağdat Paktı sistemi­ni daha tesirli bîr hale getirmek için, elden gelen gayretin beraberce esir-genmemesi yerinde olacaktır.Sayın Menderesin de işaret ettiği gi­bi, bu sistemden en ziyade faydala­nan milletler, Bağdat Paktı sınırları­nın güneyinde kalan milletlerdir. Fa­kat kabul etmek lâzımdır ki, bu mil­letlerden pek azı gerçek durumu gö­rüp değerlendirmeğe önem vermekte­dirler. Hürriyet ve istiklâl parolasına sarılıp kaynaşan bir kısmı milliyetçi­ler, belki de farkında olmıyarak, Mos-kovanın âleti haline gelmekte, bir gün onun eline düşerek her şeylerini kay­bedeceklerini düşünmeden tehlikeli oyunlara atılmaktan sakınmam akta­dırlar.Arap - İsrael çatışması da bu ba­kımdan Doğu Akdeniz güvenliğinin dikenli konularından biridir. Bu me­selede, biz, hak ve adalet yolunun ancak Birleşmiş Milletler Teşkilâtı içinde faaliyet göstermek ve teşkilâ­tın kararlarına önceden boyun İğmek­le bulunacağına inananlardanız. Bu itibarla Arap - İsrael dâvasmda da­ima bu teşkilâtın hak ölçülerine göre hareket etmeyi uygun bulmaktayız.

Bağdat toplantısına bir gözetleyiei heyet göndermekle Birleşik Amerika Devletleri de bölgemiz güvenliğinin dünya güvenliği bakımından taşıdığı önemi belirtmiş oluyor. Bu olayı Bağ­dat Paktının yarınki gelişimi bakı­mından hayırlı bir işaret saymak is­tiyoruz.

Batı - Doğu köprüsü

Yazan: A. E. Yalman

23/11/1955 tarihli   (Vatan)   dan:

Bağdat Paktı konseyinin ilk toplan­tısını yapması, bütün dünyada geniş bir alâka uyandırdı, iyi niyetli, hür ruhlu insanları çok sevindirdi. Mos-kovanm teşebbüsü ele alarak (Cenev­re ruhu) adı altında yaratmağa mu­vaffak olduğu yalancı, oyalatıeı ha­va karşısında nice olgun İnsanın içi sızlamış, kalbi yaralanmıştı. Orta -Doğu paktının kısa zamanda geçirdi­ği mükemmel gelişme; bütün böyle yaralı kalblere merhem olmuş, dün­yanın en nazik ve hassas bir bölge­sinde yükselen güvenlik kalesi hür dünya için esaslı bir huzur âmili, ta­ze bir ümit kaynağı manzarasını al­mıştır.

Saldırış ihtimallerine karşı kurulan her ittifakın elbette bir askerî mahi­yeti vardır. Fakat Moskovalım iblisçe bir buluşla tatbika koyulmuş bulun­duğu soğuk harb sisteminin silâhları, ateşli silâhlar değildir, varlığı tehdit edilmek istenilen milletlere karşı el altından tertip edüen kundaklar ve fesat ocaklarıdır. Bölgede yaşıyanla­rın basiretin icaplarını beraberce dü­şünüp tehdidin mahiyetine uygun şe­kilde tedbirler almaları ve bu mak­satla İngiltere ve Amerika ile sıkı bir işbirliği kurmaları, soğuk harbin sin­si usul ve süahlarına karşı en tesirli bir korunma t ara id ir.

Konseyi evvelki gün faaliyete geçen Bağdat paktı, yalnız bir korunma, te­şebbüsü olmakla da kalmıyor. Batı ile Doğu arasında kurulmuş ilk mühim köprüdür, karşılıklı emniyet ve saygı ve tam müsavat içinde gelişmesi bek­lenen yeni hür dünya cemiyetinin e-saslı bîr temel taşıdır.

Hiç şüphe yok ki Batı âleminde müs­temlekecilik ruhunun ve nüfuz saha­sı iddialarının bazı kalıntıları var­dır. Fakat bunlar süratli bir tasfiye halindedir. Bugün Bağdat Paktında İngiltere ile tam bir müsavat içinde işbirliği eden Pakistanm bir İngiliz müstemlekesi, İrakm bir İngiliz man­da ve nüfuz sahası olduğu, İranın Rus  İngiliz nüfus sahalarına ayrıl­dığı ve istiklâlinin lâfta bırakıldığı günlerdenberi kaç yıl geçmiştir? Biz­zat Türkiyenin, mirası taksim edile­cek bir hasta adam mevkiinde tutul­ması için gayretler sarfedildiği gün­ler, tarihî ölçülerle, hiç de uzak de­ğildir. Şimali Afrikada gönül rızası­na dayanır bir münasebet tarzı kur­mak üzere son yıllar, aylar, hattâ haî-talar içinde havsalaya sığmıyaeak ka­dar büyük mesafeler aşılmıştır. Porj-diserinin Fransa tarafından Hindistana bırakılması, diğer bir tasfiye hamlesidir.

Buna karşılık, Sovyet Rusya, bir ta­raftan riyali bir tavırla müstemleke­ciliğin aleyhine bayrak açmış görün­mekten, diğer taraftan Avrupanın gö­beğinde müstemlekeciliğin ve tahak­kümün en menhus şekillerini zulüm­le, şiddetle, hile ile yürütüyor, dün müstakil, ileri memleketler olan peyk­lerini serbest bırakmağa doğru gide­cek yerde bu peyklere büyük Alman milletinin bir kısmını da, halkın ar­zusuna aykırı olarak katıyor.

Türkiye, İrak, İran, Pakistan gibi böl­genin şimal kısmında bulunan mem­leketler, cesaretli adımlar atarak ve bir takım riskleri bile bile göze alarak ve İngiltere ve Amerika ile işbirliği­ne girişerek Bağdat Paktını kurar­ken, Mısırla Suudî Arabistan, gayet yanlış hesaplar neticesinde saldırıcı­nın tuzağına düşmüşler ve şimdiden birer peyk manzarasını almışlardır. Bu iki hükümet, Moskovanın bir icra âleti sıfatiyle diğer bazı tereddütlü komşularını da baskı altına almağa ve arkalarından sürüklemeğe çalışı­yorlar.Mısırla Suudî Arabistan; soğuk har­bin zaferi halinde memleketlerinin birer Moskova müstemlekesi olacağını bilmiyorlar mı? Elbette biliyorlar. Fa­kat hür dünyanın ve bu arada Orta Doğu bölgesinin şimal kısmında bulu­nanların bu tehlikeye karsı koyacağı­na güvenerek, gaflet yolunda kalıyor­lar, varlıklarını koruyan şimal kom­şularını arkadan vuruyorlar, saldırı­cının, uşaklığını ediyorlar ve şantaj yoliyle Batıdan menfaat koparmağa çalışıyorlar. MÜsbet yollarda başarılar kazanmak için elinde nice imkân bu­lunan ve bir aralık Müslüman Kar­deşler hareketi şeklinde bir tuzakla komünizmin pençesine düşmesine kıl kalan. Mısırın böyle bir gafil siyasete kurban olması insanın içini sızlatıyor. Hayır kuvvetlerinin müsavi bir rüknü sıfatiyle Mısırın ne kadar şerefli bir rol oynaması mümkündü! Bilhassa Türkiye, kara gün dostu diye tanıdığı Mısırı gafletten korumak için ne ka­dar çalışmıştır!

Bağdat Paktı düz bir zemin üzerine kurulan basit bir bina değildir. Aşıl­ması imkânsız gibi görünen dağlar bu maksatla asılmış, en çetin engel­ler yenilmiştir, Bu işin sabır ve sü­kûnla yürütülmesinde bas rollerden birini oynıyan Türkiyenin bu suretle bölgeye ve insanlığa ettiği hizmetler­le iftihar ederiz. Dâvayı candan kav-nyan, yürüten, fakat bugün hastalığı sebebiyle siyasî hayattan çekilen Pa-kistanın eski devlet reisi Gulam Mu-hammedin adını da, konseyin toplan­ması münasebetiyle saygı ile anarız.Şimdiye kadar gösterilen sabır ve se­batın devamı sayesinde Bağdat Pak­tının tam bir bölge teşekkülü haline geleceği ve bölge düşmanlarının âle­ti mevkiine düşenleri imana getire­ceği günler uzak değildir. Bağdat Paktı konseyini, hayırlı şer arasında mücadelenin en mühim başarı vasıta­larından biri diye karşılayanlar aldanmıyacaklardır.

Konseyin tebliği

25/11/955 tarihli  (Zafer)  den:

Bağdat Paktı Konseyi, Bağdatta yap­tığı ilk toplantısının sonunda bir ni­haî tebliğ yayınlamış bulunuyor. Giz­li cereyan etmiş olan toplantılarda ve, rilraiş olan kararları bu nihaî tebliğde toplu bir halde müşahede etmek ka­bil olmuştur. Sathî bir inceleme bile nihaî tebliğin çok ehemmiyetli hu­susları ihtiva ettiğini göstermiye kâfi gelmektedir.Filhakika, Konsey bu ilk toplantısın­da Bağdat Faktı devletlerini Orta Doğunun sulhu, emniyeti, istikrarı, ik_tisadî kalkınması yolunda ciddi hizmetler görecek cihazlarla teçhiz et­miştir. Öyle ki, hemen bir sene kadar evvel, Türkiye ile İrak arasında veri­len ilk işbirliği sözü, konseyin son kararlariyle, bütün Orta Doğuya şâmil bir organizasyon halinde işlemiye baş­lamıştır. Bu hal bölgeyi haksız taar­ruzlara karşı müdafaa fikrinden kuv­vet almış bir muahedenin, hakiki bir müdafaa cihazı kuvvetini kazanması gibi çok önemli bir mâna taşımakta­dır.

Konsey, Bağdat Paktı devletleri ara­sında devamlı temasın teminini kolay­laştıracak teşkilâtı kurduktan sonra bu teşkilâta bölgenin emniyetini sağ­lıyacak askeri teşkilâtın temellerini atmakla işe başlamış olan bir askerî komite ilâve etmiştir. Bölgenin ikti­sadî ve malî kaynaklarının inkişaf et­tir ü m esi ve kuvvetlendirilmesi işiyle vazifelendirilmiş olan bir iktisadî ko­mite ile, paktın ana teşkilâtı tamam­lanmıştır. Bu ilk adımlar,Bağdat Paktmm kuvvetli bîr müdafaa ciha­zı halinde gittikçe inkişafını temin edecek kıymet ve ehemmiyettedir­ler.

Tebliğ teşkilât meselelerinden başka, Birleşik Amerika hükümetinin Bağ­dat Paktı devletleriyle olan münase­betleri hakkında açık fikirler veren tafsilâtı da ihtiva etmektedir. Ameri­ka hükümeti Bağdat Paktına bilfiil katılmamış olmakla beraber, Konsey çalışmalarını gönderdiği müşahitler vasıtasiyle çok yakından takip etmiş­tir. Bundan başka, Bağdat Paktı dev­letlerine karşılıksız iktisadî yardım­larda bulunmuş, silâh ve askerî mal­zeme vermiştir. Bu yardımlar, tebliğ­de de zikredildiği gibi Birleşik Ame­rikanın sulhu temin etmek uğrunda yapılan gayretleri desteklemek ve teş­ci etmek kararının yeni bir tezahürü olarak kaydedilmek değerini taşıyor.Kurduğu teşkilât, yaşattığı müdafaa azim ve imanı ile çok müessir bir em­niyet cihazı halinde işlemiye başla­mış olan Bağdat Paktmm gayesi hak­kında da, tebliğ bazı açıklarnalarıihtiva ediyor. Birleşmiş Milletler andlaş-masmın 51 nci maddesi hükümlerine uygun olarak, Orta Doğunun sulh ve emniyet uğrunda, tam ve müsavi ortaklik halinde ve gaye birliği içinde çalışmak paktın     başlıca     gayesidir. Bu gayeyi tahakkuk ettirmek için, pakta dahil devletlerin ülkelerini te-cavüzi ve yapıcı faaliyetlerden koru­mak ve bölgedeki milletlerin refah ve tealisini sağlamak hususunda verimli çalışmalarda bulunacaklardır.Bağdat Paktının imza edildiği günler­de, bu paktı Orta Doğu için. bir teh­like unsuru gibi göstermek istiyen menfî faaliyetleri bu münasebetle ha­tırlamamak mümkün olmuyor. Za­man geçtikçe görülüyor ki, Bağdat Paktı, bugüne kadar ciddi teminattan mahrum, istikrarsızlıklardan muzdarip bir bölgede, ne derin bir huzur unsuru, ne kadar kuvvetli ve kuvvet­li olduğu nisbette kararlı bir müdafaa cihazı haline gelmiş bulunuyor. Bu oluş, sulh idealine samimiyetle inan­mış olan dost, kardeş ve müttefik İrak, İran ve Pakistan ile Türkiyenin ve Yakın Doğuda, sulhun teessüsü ve teminata bağlanması idealine sada­katle bağlı bulunan müttefik İngilte-renin müşterek bir başarısı olarak kaydetmek yerinde olur.

Ümidimiz bu salâbetli sulh âbidesi­nin, müstakbel inkişaflariyle, kendi­sine karşı tavır takınmış olan bazı Or­ta' Doğu memleketlerindeki tereddüt­leri tamartıiyle izale etmesi ve Atlan-tikten başhyan zincirin daha da kuv-vetlendirmesidir.

Bağdat konseyinin tebliği:

Yazan: Şükrü Kaya

29/11/1955    tarihli den:

Bağdat Paktı Konseyi üyelerinin bil­gili ve hazırlıklı, çok ta çalışkan ol­dukları bilinse de, iki günlük vakit, Orta - Doğuyu ilgilendiren mesele­lerin en. mühimlerinin cetvelini ya­pıp, karşılaştırmalarına bile yetişmez­di. Konseyin bu ilk toplantısı, teşkilâta ait bazı protokollarm ikmaliyle tanışmalara ve teşrifata inhisar etmiş ol­masını kabul etmek lâzımdır. Fakat konferans sonunda yayınlanan 19 maddelik uzun ve karma mevzulu müşterek tebliğe bakılırsa, sayın de­legelerin vakitlerini dolgun ve verimli geçirmiş olmak için pek çok gayret sarf ettikleri görülür.

Tebliğin birinci maddesinden beşinci maddesine kadar olan kısmı, Konse­yin nasıl toplandığını, nasıl çalıştığını, Paktın mahiyetini ve Birleşik Millet­ler anayasasının 51 ne i maddesine mutabakatını anlatmaktan ibarettir. Yalms İrak hükümetinin Arap Birliği­ne karşı olan taahhütlerine sadık ka­lacağını tekrar teyit eden üçüncü madde yalnız tebliğin değil Paktın da nazik ve hassas belki de en zayıf nok­tasıdır. Bağdat Paktının müşterek savunma meseleleri görüşüldükçe Arap - İsrail ihtilaliyle ve İrakın Arap Birliğine o-lan taahhütleriyle sık sık karşılaşa­caktır.

Paktın sırf tedafüi olması münakaşa­ları önliyemiyeceği gibi, karşılaşılacak meselelerin şimdiden tahdidine de im. kân yoktur.

Tebliğin Cenevre Koni er an sının neti-ceaizliğlnden ve bu sebeple ara sıra görüşülmesi lüzumundan bahseden altıncı maddesi yazılmasa da olurdu.

Yedinci madde İrak Başvekilinin bir yıl müddetle kongreye başkan seçildi­ğini, sekizinci madde de Bağdatm Konseye daimî merkez olacağını bil­diriyor.

Nuri Sait'in başkanlığı. Paktı ilk olarak imzalamasındaki isabet ve ce­saretinin bir ha t ıra sidir.

Bağdatın Konseye daimî merkez ya­pılması da o güzel ve efsaneler belde­sinin Orta _ Doğunun ve Arap dün­yasının tekrar Kraliçe ve Melikesi ol­maya hakikaten lâyık .olduğunun ka­bulü ve ifadesidir. Bundan sonrası en mühim ve esaslı madde bölgenin em­niyetini sağlıyacak askerî teşekkülün kuruluşunu anlatan 13 üncüsüdür. Paktın mevzuu da, gayesi de tecavüze karşı savunma olduğuna göre tebliğin ruhu da bu maddeden ibarettir. Rabbaniye ve Sualiye hava üsleri hakkında İngiliz İrak anlaşmasın­dan ve yardımlaşmasından da bu mad­de de bahsedilmesi tesadüf değil man­tık icabıdır.Çünkü An a dol unun doğusunun, İranın kuzeyinin baskınlara uğradığı faxazi-yesinde İraktaki bu hava üslerinin müdafaa rolleri ve hizmetleri büyük olacaktır.

14   ncü madde B. Amerikanın pakt üyelerine hediye olarak yapmayı kararlaştırdığı silâh ve cephane yardımlarından bahsediyor.

En maddede B. Amerikanın Bağdat Paktına katıldığı kararını okumak cepheye daha büyük emniyet sağlar­dı.

15   nci madde, bölgenin malî ve ikti­sadî kaynaklarını geliştirmek  için müşterek bir ekonomik komite kurul­duğunu haber veriyor.

Vazifesi geniş olduğu kadar mühim, olan müttefikler ar ası böyle komitelerin çalışması ekseriya nazari ve plâto­nik kalmaya mahkûmdur.

16       ncı madde îngilterenin İrak mali­yesine beş milyon sterlin altın liralık ihtiyat akçesi vereceğini yazıyor. İki devlet arasında geçen hususi bir sar­raflık muamelesinin müttefiklerin
müşterek bir tebliğinde yer almasının sebebi olsa olsa İrak hazinesinin emisyon kredisini desteklemek olabi­lir.

17       nci madde îngilterenin Pakt üyele­rine atom enerjisi yardımını, 18 nci madde üyelerin B. Amerikaya teşek­kürünü kaydetmektedir.

Nihayet 19 neu madde de konseyin önümüzdeki nisanda Tahranda topla­nacağını bildiriyor. Anlaşılan pek dar bir zamana sikiştırıldığı için tebliğ biraz uzun olmuştur.

Eğer Konsey daha bir kaç gün de­vam etseydi, mevzular daha iyi ince­lenir ve elenir, tebliğ de daha çok derli toplu ve daha çok kısa olurdu.

1 Kasım 1955

 Cenevre :

Doğu Almanya müşahitleri, bu ak­şam Fransız, İngiliz, Amerikan ve Sovyet heyetlerine, Almanyanın ye­niden birleştirilmesi hususunda birplân metnini sunmuşlardır.Doğu Almanya müşahitler heyeti çev­relerinde, dörtlü heyete sunulan met­nin, konferansın genel sekreteri Vla-dlmir Crofe vasıtasiyle takdim edil­diği açıklanmıştır.Doğu Almanya heyeti, bu plânın muh­teviyatı hakkında bir açıklama yap­mamıştır. Fakat, tahmin edildiğine göre, bu plânda Almanyanm tedri­cen birleştirilmesi derpiş edilmekte­dir.

7 Kasım 1955

 Cenevre ;

Sovyetler Birliği, bugün, bütün Al-manyaya şâmil bir konsey kurulması hakkında Dışişleri Vekilleri konferan­sına bir teklifte bulunmuştur. Bu teklifte, gerek Federal Almanya ve gerek Doğu Almanya arasında işbir­liği tesisinin lüzumuna işaret edil­mektedir. Bu tasarıya göre, iki böl­geye de şâmil bir konsey kurulduğu takdirde Almanyanın birleştirilmesi hususu çok kolaylaşmış olacaktır.

Sovyetler tarafından vâki teklife gö­re, bu konsey iki Almanyamn siyasî iktisadi ve kültürel sahada sarfettikleri gayretleri ayarlayacak ve iki ta­rafın diğer devletlerle olan münase­betlerini tanzim edecektir.

Bu  konsey  her  iki  Almanya  parlâmentosu tarafından seçilecek temsil­cilerden mürekkep Olacaktır.

Konseyin istişarî bir hüviyeti olacak­tır.

Bu istişarî konsey, iki memleketin hu­dutlarını emniyet altında bulundura­cak müdafaa kuvvetinin miktar, esli-ha, teçhizat ve yetiştirilmesi konula­rını ine eriyecek, gerekli kararları ala­caktır.

Avrupa güvenliğini takviye etmek için gerekli tedbirlerin alınması sırasında gerek Federal Almanyaya ve gerek Doğu Almanyaya terettüp edecek gay­retleri bu konsey ayarlıyacak ve nis­petini tâyin edecektir.

Almanyamn birleştirilmesi için gerek­li tedbirleri konsey tesbit edecek Ye bunların kuvveden lüle çıkmasına ne-2aret edecektir.

 Cenevre :

Dün Doğu Almanya hükümetinin be­yanatı bir muhtıra halinde konfe­ransın sekreterliğine tevdi edilmiştir.

Bu muhtırada Doğu Almanya hükü­meti, dört Hariciye Vekilinden Alman­yamn ayrılığının daha fasla artırıl-mamasi için mümkün olan her şeyin yapılmasını ve Batı Almanya ve Doğu Almanyamn iştirakleriyle bir kolektif güvenlik sisteminin kurulmasını ve iki hükümet arasında bir anlaşmanın temini için gereken bütün tedbirlerin alınmasını talep etmektedir.

 Bonn :

Federal Almanyanm Nato nezdindeki daimî siyasi baş temsilcisi ve Ce­nevre konferansındaki Alman müşa­hitler heyeti reisi büyük elçi Herbert Blankenhorn bu sabah Bonn'a gelmiş

ve Hariciye Vekili Brentano ve Baş­vekâlet nezdinde Devlet Vekili Halls-tein ile görüştükten sonra hep bir­likte Rhoendorf'a giderek, hastalığı hâlâ devam etmekte olan Başvekil Adenauer'e Cenevre görüşmeleri hak­kında izahat vermiştir.

Hariciye Vekili Brentano'nun Cenevreye gidip gitmiyeceği henüz belli değildir. Yarı resmî bir kaynaktan bil­dirildiğine göre, Federal Almanya Ha­riciye Vekili, ancak dört büyükler ta­rafından davet edildiği takdirde Cenevreye gidecektir.Diğer taraftan verilen malûmata gö­re, Alman Sosyal Demokrat Partisi Reisi Erie Ollenhauer pazar günü Ce-nevreye giderek pazartesi ve sah gün­lerini orada geçirecek ve Almanya meselesi hakkında konferansta cere­yan eden müzakerelere dair bilgi edi­necektir. Ollenhaur, partinin mütehassıs ele­manlarından olup gecen pazartesi günündenberi Cenevrede bulunan Wehnzer ile buluşacak ve oradan Vi-yanaya giderek Avusturya Sosyalist Partisi kongresine iştirak edecektir.

3 Kasım 1955

 Cenevre :

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili John Foster Dulles Cenevre konferansının bugünkü toplantısında söz almış ve Sovyetler Birliği Dışişleri Vekili Mo-lotof'un Batılılar tarafından altı gün önce yapılmış olan Almanyanm bir­leştirilmesi konusu ile ilgili teklife henüz cevap vermemiş olduğunu ha­tırlatmıştır.Dulles sözlerine devamla şunları söy­lemiştir: Konferansın üzerinde en âcil ve en İsrarlı bir şekilde durması lâzım geldiği bir konu varsa o da Al­manya meselesi ve bu memleketin bir­leştirilmesi keyfiyetidir.Almanyanm birleştirilmesi noktasın­da müspet ilerlemeler kaydetmemiz şartiyle, Avrupa güvenliği alanında tahakkuku mümkün tasarılar karşısındayız. Bu alanda bir netice elde edebiliriz.Bundan sonra, Almanya mevzuunda Batılılar ve Molotof tarafından ileri sürülen tekliflerin bir mukayesesini yapan Birleşik Amerika Dışişleri Ve­kili, Sovyetler tarafından serdedilen mütalâanın dört büyük devlet hükü­met reislerinin vermiş olduğu direk­tiflere uymadığını söylemiş ve Batı­lıların tasarısı Almanyanm fiilen bir­leştir ümesini sağlıyacak tek çaredir demiştir.Bundan sonra Alman militarizmi ko­nusuna temas eden John Foster Duller, Hitler Almanya sının tecavüzüne uğramış olan memleketlerin Alman militarizminin dirilmesinden kork­tuklarına dair Moloto'f tarafından ya­pılmış olan ihtarın yersizliğine işaret etmiş ve misal olarak da Fransayı vermiştir. Bu arada Dulles, Fransa Dışişleri Vekili Antoin Pinay'in Al­manyanm ask eril eştir ilmesi hakkın­da söylediği şu sözleri zikretmiştir: «Alman militarizminin dirilmesi teh­likesi en ziyade Almanyanm ikiye bölünmüş bir halde tutulmasından neşet etmektedir.

Konferansta hazır bulunanlar arasın­da Versailles muahedesinin müzake­releri sırasında sadece kendisinin bu­lunmuş olduğunu hatırlatan Dulles, o tarihte ileri sürülmüş olan intikam­cı tekliflerin ve Almanyanm bölün­müş olarak tutulması düşüncesinin koyu bir Alman milliyetçiliğinin doğ­masına sebep olduğunu bildirmiştir.

Almanyanm çekmiş olduğu İstırapla­ra ve bunlardan ne şekilde kurtulmuş olduğuna temas eden Birleşik Ameri­ka Dışişleri Vekili, bugünkü Alman­yanm Mazide girişilmiş olan çılgın­lıkları» tekrarlamamağa katî olarak azimli bulunduğunu beyan etmiştir.

Bundan sonra, dört hükümet reisinin bu vadide vermiş oldukları direktif­leri hatırlatan John Foster Dulles, birleşmiş Alman milletinin milli men­faatlerine1 ve Avrupa güvenliğinin nefine uygun bir şekilde hür seçimleri sağlıyacak bir teklifte bulunması hu­susunda Sovyetler Birliği heyetinden ricada bulunmuştur.

Kasım 1955

  Cenevre :

Almanyanın birleştirilmesine dair Sovyet plânına karşı Batılıların ten­kitlerine cevap veren Molotov bir sa­at süren bir nutuk vermiştir.

Sovyet Rusyamn Almanyanın birleş­tirilmesini temenni ettiğini belirten Molotov, eğer seçimlerin tarihini tas­rih etmiyorsa, bunun bizzat Almanla­rın kararına bağlı olduğu kanaatinde bulunduğu sebebine dayandığını söy­lemiş ve seçimlerin derhal tertibinin mümkün olduğunu sanmadığına işa­ret ederek şöyle devam etmiştir:

Berlin kon fe r ansın da nb eri her iki Almanyada değişiklikler oldu ve bu gelişme iki tarafta aynı şekilde vuku bulmadı. Binaenaleyh Almanları bir­birlerine yaklaştıracak ve birleşme şartlarının doğmasına imkân verecek bir konsey kurmaya niçin teşebbüs edilmesin?

7 Kasım 1955

  Cenevre :

Sovyet Başvekili Yardımcılarından Laz ar Kazanoviç'in dünkü nutku, Sovyetlerin salı günü tekrar başlıya-cak olan Hariciye Vekilleri konferan­sında, Avrupa güvenliği ve Almanya­nın birleştirilmesine dair yeni bir plân hasırhyacaklari ümidini yok etmiş­tir.

Yetkili siyasî şahsiyetler, Kazanoviç-in bu nutukta, konferansın birinci devresinde Molotof tarafından takip edilen siyaseti açıkça desteklediğine dikkati çekmektedirler.

Kasım 1955

  Cenevre :

Molotof'un Dışişleri Vekillerinin bu­günkü toplantısında yaptığı konuşma, bundan öncekilerden çok farklı ve e-peyce sert olmuştur. Sovyet Dışişleri Vekilinin ileri sürdüğü başlıca fikir­ler şunlardır:

1  Doğu Almanya  Cumhuriyetinin kurulması, Almanyanın ve umumiyet itibariyle Avrupanın tarihinde bir dö­nüm noktasıdır.

2    Doğu Almanyanın mevcudiyeti ister istemez dikkat nazara alınacak­tır. Bu devlet sağlam esaslar üzerine kurulmuştur.

3    Yabancı  kuvvetlerin mevcudiye­ti karşısında, sözde hür seçimleri mü­teakip Almanyanın otomatik olarak birleştirilmesi, Doğu Almanyada   çalı­şan halkın menfaatlerinin çiğnenme-
sinden başka bir şeye yol açmıyacaktır.  Birleşme,  ancak  iki Almanyanın muvafakati ile sağlanabilir.

4    Almanyanın birleştirilmesi bir zaman meselesidir. Doğu Almanyanın parlak bir istikbali vardır, çünkü bu memleket terakki yolunda ilerlemek­tedir ve kuvvetli dostlara sahiptir.

5   Batının teklifleri emperyalist bir Abnanyanın  teşkiline  ve bütün  Al­manyada militarizmin ve «Junkers» lerin doğmasına sebep olacaktır.

6    Pinay taralından teklif olunan kontrol ve takyit tedbirlerine güvenilemez. Tecrübe, Alman militaristleri başlarını kaldırdıkları zaman bu kon­trol ve takyitlerden kurtulmakta   gecikmediklerini   göstermektedir.

9 Kasım 1955

 Cenevre :

Sovyet heyeti sözcüsünün bildirdiği­ne göre Molotof, Nato ve Varşova paktlarına üye devletler arasında bir pakt akti mevzuunda şöyle demiştir:

«Avrupada mevcut devlet topluluk­ları arasında bir antlaşma aktinin temel prensiplerim adını taşıyan bu tasarı Mareşal Bulganinin, devlet başkanları konferansında yaptığı tek­liflere uygundur ve şu üç prensipe d ay anma kt a dır:

1  Bir taraftan Nato ve Batı Av­rupa birliği üyesi devletler ve diğer taraftan Varşova paktı üyesi memle­ketler askerî kuvvetlerini birbirleri aleyhine kullanmamayı taahhüt eder­ler. Bu taahhüt, bu devletlerin Bir­leşmiş Milleter anayasasının 51ncimaddesi gereğince, tecavüz halinde meşru müdafaa haklarını ihlâl etmez.

2    Yeni paktı imzalayan    devletler aralarmda vukua gelen ve Avrupa ba­rışı için bir    tehlike teşkil eden bir İhtilâf  halinde   müştereken   istişare­lerde bulunmayı taahhüt ederler.

3    Antlaşma geçici bir mahiyeti ha­iz olup, müşterek bir Avrupa güvenlik antlaşması bunun yerine ikame olu­nuncaya   kadar   yürürlükte   kalacak­
tır.

Molotof'un ileri sürdüğü diğer teklif­te, Almanyadan hâlen Fransa, İngil­tere, Amerika ve Sovyetler tarafın­dan bulundurulan kuvvetlerde % 50 nispetinde bir azaltma yapılması istenmektedir.

  Cenevre :

İngiliz ye Amerikan Hariciye Vekil­leri bu sabah Mae Millan'm villâsın­da hususî bir görüşme yapmışlardır.

Dulles ve Mac Millan'm bu görüşme­de, dörtlü konferansı alâkadar etmi-yen mevzular ve bilhassa Orta Doğu hâdiseleri üzerinde durdukları anla­şılmaktadır.

Londra : d an dönüşünde Mac Mil lan'a Hariciye Vekâleti Orta Doğu mesele­leri müsteşarı Evelyn Shuckburg re­fakat etmiştir.

  Cenevre :

Batı Almanya müşahitler heyetine yakın çevrelerde, Almanya meselesi hakkında dün Molotof tarafından ile­ri sürülen mütalâaları reddedilmek­tedir.

Aynı çevrelerden bildirildiğine göre, Rusların iddiaları hilâfına olarak, Ba­tılılar tarafından ileri sürülen tasa­rılarda birleştirilmiş bir Almanyanın Atlantik Paktına girmesini mecburi tutmamışlar, bilâkis bu sahada Almanyaya tam bir serbesti tercih hak­kı tanınmıştır.Batı Almanya heyeti, Doğu Alman­yanın tanınması hakkındaki sorguyu, şöyle cevaplandırmıştır:

Batı âlemi, serbest seçimler vasıta -siyle iktidara gelmemiş bir hükümeti

tanıyoruz.Aynı çevrelerde belirtildiğine göre, iki Almanyayı Avrupa kolektif güven­lik sistemine İştirak ettirmekte Rus­ların İsrarı, iki Almanya arasındaki ayrılığın daha da derinleşmesini te­min etmek m aks adiyi e yapılmakta­dır.Alman müşahitlerinin ilâve ettikleri­ne göre, Ruslar, Almanyada yapılacak serbest seçimlerde komünistlerin ezi­ci bir hezimete uğrayacaklarını bil­dikleri için, Almanyada serbest se­çimlerin yapılmasını reddetmektedir­ler.

 Cenevre :

Konferansın bugünkü toplantısında uç Batılı devletin jilcileri Alman­ya hakkındaki gö"- melere son yeril­mesini talep etmişler ve Sovyetler Birliğine karşı artık itimat ia esliye -miyeceklerini bildirmişlerdir.Bu hususta Molotof'a hitaben konu­şan Amerikan Dışişleri Vekili John Foster Dulles, Almanyanın birleştiril­mesi hususundaki Rusların takındık­ları menfi tavrın, Batılılarda geçen temmuz ayındaki Cenevre konferan­sında uyanmış olan itimadı ciddi su­rette   sarsmış  olduğunu söylemiştir.Diğer taraftan İngiliz Dışişleri Veki­li Harold Mac Millan da Molotof'a hi­taben Rusya müzaheret göstermedi­ği takdirde, Almanyanın birleşmesi ve Avrupa güvenliği meseleleri hak­kındaki görüşmelerin nasıl devam ettirilebileceğini kestiremiyorum.» de­miştir.İki vekil, Sovyetlerin menfi tavrının dört büyükler konferansının ele al dığı ve alacağı konuları vahim su­rette tehlikeye düşürdüğünü Sovyet Dışişleri Vekiline söylemiş ve Dulles ayrıca, Sovyetler bu tavırlarında İs­rar ettikleri takdirde tekmil Avrupa-nın barışının tehlikeye düşeceğini be­lirtmiştir.Bîr yandan Molotof acele not tutar­ken   Mac   Millan,   Dulles   ve     Pinay,

Rusyayi ağır sözlerle tenkit etmişler­dir. Dulles, gayet asık bir suratla, Almanyanın birleşmesi teklifini Sov­yetlerin reddinin Cenevre konferan­sında varılan mutabakatı ihlâl ettiği­ni, bu durumun Sovyetler Birliğinin diğer memleketlerle ve bu arada Amerika İle olan münasebetlerinde menfi tesirler yaratacağını beyan etmiş ve Molotof'un dün vermiş ol­duğu nutku kastederek, «Bu nutuk, Sovyetler Birliği ile itimada dayanan münasebetlerin geliştirilmesi imkân­lar m a ağır bir darbe indirmiştir demiştir.

Barışın idamesi için Sovyetler Birliği ile asgari bir işbirliğinin mevcut ol­ması gerektiğini, fakat arada itima­dın da şart olduğunu soy üyen Ame­rikan Dışişleri Vekili, bundan böyle münasebetlerin, bugünkü şartlar al­tında çok güç olabileceğini, mamafih Amerikan hükümetinin koloy kolay ümidini kaybetmediğini, yine de Sov­yet idarecilerinin tavırlarını değişti­rerek temmuz ayında toplanmış dört büyüklerin varmış oldukları kararla­ra sadık kalacaklarını beklediğini sözlerine ilâve etmiştir.

10 Kasım 1955

 Cenevre :

İngiliz Dışişleri Vekili Mac Millan Ce­nevre konferansının bugünkü toplan­tısında sil âh sizi anma mevzuunda dört büyük devlet için bir demeç pro­jesi sunmuştur. Bu demeç projesinde dört Dışişleri Vekilinin şu hususlar üzerinde mutabık kaldıklarını bildir­meleri derpiş olunmaktadır:

1    Atom silâhları ile  diğer bütün silâhlar Birleşmiş  Milletler  anayasa­sına herhangi bir şekilde aykırı ola­cak bîr tarzda kullanılmamalıdır.

2    Silâhların ve silâhlı kuvvetlerin tahdidi ve azaltılması üzerine anlaş­maya varılmalıdır.

3    Silâhsızlanma mevzuunda varıla­cak bir  anlaşmayı müteakip serbest kalacak maddî kaynakların, milletle­rin barışçı  bir  şekilde  gelişmelerine tahsis edilmektedir.

4     Silâhsızlanma hakkında her tür­lü kontrolün kilit taşını, müessir bir teftiş ve kontrol sisteminin teşkil et­tiği prensipi kabul olunmalıdır.

5     Atom silâhlarının milletlerarası kontrol mekanizmasından gizlenme­sinin mümkün olduğu kabul edilme­lidir.

6     Atom silâhlarının imalinde kul­lanılan maddelerin teftiş ve kontro­lünü  mümkün kılacak bir sistemin tesbiti   için   fennî   araştırmalara   de­vam  edilmesi  lüzumu  kabul   edilmelidir.Bundan başka Dışişleri Vekilleri tam bir silâhsızlanma sağlıyacak bir plân üzerinde anlaşmaya varmaya çalışa­caklarını beyan etmektedir. Bu ara­da Vekiller, umumî bir silâhsızlanma Programına başlangıç olmak üzere, ilgili devletlerin bir hava teftiş ve askerî malûmat müöadelesi programı­nı tatbik için anlaşmaya varılmasını teklif etmektedirler (Eİsenhower ve Bulganin teklifleri.

Bundan başka ilgili devletler askerî bütçe ve masraflar hakkında malû­mat mübadele ve neşri için anlaşma­ya varmalı (Edgar Faure teklifi) ve bu suretle teftiş ve kontrol meselele­ri hususunda amelî bir tecrübe ka­zanmalıdırlar  (Eden teklifi).

Vekiller, Birleşmiş Milletler Silâhsız­lanma Komisyonundaki temsilcilerin­den, tâli komisyonun yakın bir tarih­te tekrar toplanarak silâhsızlanma meselesi için kabulü mümkün bir hal çaresi aramaya devama davet etme­sini rica ederler.Bunu müteakip yarın saat 14,30 da (gmt) toplanmak üzere toplantıya son verilmiştir, Mac Millan Dört Dışişleri Vekilinin toplantıdan önce saat 14 te hususi bir görüşme yaparak konfe­ransın seyri hakkında bir görüş tea­tisinde bulunmalarını teklif etmiştir.

 Cenevre :

Cenevre konferansının bugünkü top­lantısında Sovyet Dışişleri Vekili Molotoî silâhsızlanma mevzuunda yeni bir teklifte bulunmuştur.

Fakat yeni diye vasıflandırılan bu Sovyet teklifinin bir çok esasları, Rus­ların bundan evvel, geçen senenin mayıs ayında ve daha sonra dört bü­yüklerin Cenevre konferansında silâh­sızlanma mevzuunda ileri sürmüş ol­dukları tekliflere çok benzemektedir.Molotof bugün yaptığı bu teklifle, Başkan Eisenhower'in ileri sürmüş olduğu askerî sırların ifşası gibi ge­niş çapta bir silâhsizlanmaya gidil­mesini istememiş sadece, silâhlanma yarışına son vermek için İngiltere ve Fransanın yapmış oldukları teklifi ka­bul ettiğini bildirmiştir.

Molotaf'un ileri sürmüş olduğu tasa­rının esasları şunlardır:

1    Amerika,   Rusya   ve  Komünist Çinin, silâhlı kuvvetlerini bir ilâ bir buçuk milyon askere indirmeleri,   İn­giltere ve Fransa ordularının 650 bi­ne, diğer devletlerin ise 150 bin    ilâ
200 bine indirilmesi.

2    Silâhlı kuvvetlerde yapılacak butensikat yüzde yetmiş beş nispetinde tahakkuk ettiği zaman, atom ve hid­rojen bombalarının hiç bir surette kullanılmaması  kararının    meriyete
girmesi ve geri kalan yüzde yirmi beş tensikat tamamlandıktan  sonra tek­mil atom silâhlarının imha edilmesi.

3    Atom silâhlarının imhası ameli­yesine girişilmeden önce, icap ettiği takdirde, atom silâhlarının sırf sa­vunma   maksatları   ile  kullanılması hakkında bir anlaşmanın imzalanma­
sı.

4    Atom silâhları denemelerine son verilmesi.

5    Atom   silâhlarının   imha   ameli­yesi için müessir bir beynelmilel kon­trolün ihdası,

6    Dört büyük Dışişleri Vekilleri­nin, Eisenhower'in Acık semas plânıda dahil,  silâhsızlanma  hususunda Euslar Batılıların  son zamanlarda yapmış   oldukları   bütün  tekliflerin müzakere  edilmesi için mutabakata varmaları.

7    Dört Büyük Devletin, hiç bir dev­lete karşı atom silâhlarını kullanım yacaklarma   dair   beyanatta bulun­maları.

Batılı resmî şahsiyetler, Molotofun ileri sürmüş olduğu bu teklifi tetkik ettikten sonra, bunun Sovyetlerin ev­velce yapmış oldukları tekliften hiç farkı olmadığını söylemişlerdir.

 Cenevre:

Vcn Brentano'nun dün öğleden sonra Dulles İle yaptığı görüşmeyi mütea­kip bir Alman kaynağından bildiril­diğine göre, Alman meselesinin Ce­nevre Konferans in da ki müzakereleri­nin neticesi hakkında her iki Vekil arasında tanı bir anlaşma hâsıl ol­muştur.

Müzakerelerin dürüst ve samimî bir şekilde cereyan ettiği bildirilmekte­dir.

11 Kasım 1955

 Cenevre

Cenevre Konferansının üç maddelik gündemi üzerinde, bugüne kadar de­vam eden müzakerelerden sonra, va­ziyet şöyledir:

1    Avrupa'nın güvenliği ve Alman­ya müzakereleri bir çıkmaza girmiş­tir. Maamafih    konferansın    sonuna doğru meselenin tekrar kısaca ele İmması ihtimali mevcuttur.

2    Silâhsızlanma. Doğu ve Batı, bu husustaki    görüşlerini     açıklamıştır.Görüşler   arasında büyük     ayrılıklar mevcuttur.     Silâhsızlanma mevzuun­daki müzakereler, muhtemelen   hafta
sonundan evvel sona erecektir.

3    Doğu - Batı münasebetleri. Dışiş­leri Vekilleri tarafından seçilen mü­tehassıslardan teşkil edilen komisyon müzakereler çıkmaza girdiği için.  10 kasımda  kendilerinden istenen rapo­
ru  hazır 1 ay amam ıştır.  Konferans  so­na ermeden Vekillerin bu mevzu üze­rinde tekrar kısaca durması ihtimal dahilindedir.

Konferans, gelecek hafta sonlarında kapanacak gibi görünmektedir.

 Cenevre

Cenevre Konferansının bugünkü top­lantısında Amerika, Sovyetler Birliği derhal kabul ettiği takdirde, bütün dünya memleketlerine teşmil edilmek üzere Başkan Eisenhower'in - «Açık se­mâ» plânı üzerinde müzakereye giriş­meğe hazır  olduğunu teklif etmiştir.

Amerikan Dışişleri Vekili Dulles, atom silâhlarının ortadan kaldırılma­sı hususunda tam bir mutabakata va­rıldığı takdirde atom silâhları dene­melerinin de tahdit edilmesini kabul etmeğe hazır bulunduğunu beyan et­miştir.

Amerikan Hariciye Vekili, Cenevre Konferansının önümüzdeki çarşamba günü sona ermesi hususunda mutaba­kata varıldığı gizli bir oturumu mü­teakip dört Dışişleri Vekilinin yap­tıkları toplantıda bu teklifleri ileri sürmüştür.

Dulles aynı zamanda, müessir bir kontrol ve murakabe sisteminin mev­cut olmayışına binaen Sovyetlerin si­lâhsızlanma hususunda yaptıkları teklifleri reddetmiş ve Sovyetler Bir­liğini, Dört Büyükler Konferansında yaratılmış olan itimat havasını makla itham etmiştir.

Amerikan Hariciye Vekili, gerek İn­giliz gerekse Fransız Hükümetlerinin Başkan EisenhowerJin plânını kabul ettiklerini de sözlerine ilâve etmiştir.

Dulles'den sonra söz alan Fransız Ha­riciye Vekili Pinay, hükümetinin, si­lâhsızlanmanın kontrolü hususunda­ki Eisenhower İle Bulganin'in plânla­rını kabul etmeğe hazır olduğunu be­lirtmiş ve Fransa'nın teknik olsun, malî olsun, sabit veya seyyar herhan­gi bir kontrol teşkilâtının kurulma­sını kabul edeceğini beyan etmiştir.

12 Kasım 1955

 Cenevre

Dışişleri Vekilleri bu sabahki toplan­tılarında silâhsızlanma meselesinin müzakeresine devam etmişlerdir. Pa­ris'e dönmüş olan Pinay'e bu toplantıda Fransız Dışişleri Vekâleti siyasî İşler Müdürü de Margeri vekâlet et­miştir.Bu sabahki toplantı gayet yumuşak bir hava içinde cereyan etmiştir. Dul­les, silâhsızlanma hakkındaki çalış­maların bilançosunu yapmış ve bir yaklaşma temininin mümkün olduğu­nu, fikirler arasında da bâzı müşte­rek noktalar bulunduğunu belirtmiş­tir.Molotof da söz alarak şöyle demiştir:Umumi bir silâhsızlanma temini yo­lunda ilerlemeyi hepimizin arzu etti­ğini söyleyebiliriz. Kanaatimce ilk ga­ye silâh yarışının, durdurulması olma­lıdır. Fakat yalnız kontrol meselesiyle uğraşmağa devam edersek silâhlanma yarışma son verilemeyecektir. Atom silâhlarının kontrolü işi hakikaten çek güçtür. Bu kontrol işinde karşıla­şılan güçlük bertaraf edilmelidir. Fa­kat bu epeyce uaun süreceğinden, a-tom silâhlarını ilk olarak bizim kul­lanmayacağımızı   taahhüt   etmeliyiz.»

Molctof, bu arada bâzı şartlarla Eisenhower'in havadarı kontrol ve as­keri malûmat mübadelesi teklifini ka­bul ettiğini söylemiştir.

Sovyet Dışişleri Vekili bundan başka milletlerarası anlaşmazlıkların halli için kuvvete müracaat edilmeyeceği hususunda dört devletin bir demeç yayınlamasını da teklif etmiş ve bu­nun güvenlik ve barış için şâyâm te­menni  olacağını belirtmiştir.

İngiliz Dışişleri Vekili Mac Mülan ken­disinden önce söz alanların ileri sür­dükleri delilleri hulâsa etmiş ve ka-naatince ileri sürülen iki tezin, Bir­leşmiş Milletler mütehassıslarının ça­lışmalarını ilerletecek mahiyette un­surları hâvi olduğunu belirtmiştir.

Mac Millan'm konuşmasını müteakip Dulles saat 12 de IGmt) toplantıyı ta­lik etmiştir. 4 Vekil pazartesi günü saat 14.30 da (Gmtl toplanarak gün­demin üçüncü maddesini (Batı-Doğu münasebetleri!  müsakere edecektir.Bugünkü toplantıda anlaşıldığına gö­re, 4 Vekil Silâhsızlanma Tâli Komis­yonuna verilecek talimatı hazırlamak üzere dört heyet arasında istişarelerde bulunulmasına karar vermiştir. Bu toplantılar ilk önce mütehassıslar ara­sında yapılacak, ve Vekiller tarafın­dan sona erdirilecektir. Bundan baş­ka, Dışişleri "Vekilleri milletlerarası an­laşmazlıkların halli için silâh kullan­mamayı taahhüt eylemek hususunda mutabık kamışlardır.

13 Kasım 1955

 Cenevre

Bu sabah Sovyet Dışişleri Vekili Molotof'un Amerikan Dışişleri Vekili Dulles ile yaptığı görüşme iki saat sür­müştür. Molotof öğle üzeri Amerikan heyetinin kaldığı binadan ayrılırken etrafını saran gazetecilere «iyi bir gö­rüşme yaptıklarını» söylemiştir.

Molotof'a Birleşmiş Milletler Silâhsız­lanma Komisyonundaki Sovyet dele­gesi Sobolef refakat etmekteydi. Bir­leşik Amerika'nın Moskova Büyükelçi­si Bohlen ile Dışişleri Müsteşarların­dan Livingston Merehant da Dulles'a refakat etmekteydiler.

Amerikan kaynaklarından öğrenildi­ğine göre, görüşme, Cenevre Konfe­ransı konularından başka, Orta Doğu ve Uzak Doğu durumu ile Birleşmiş Milletlere yeni üyeler kabulü mese­lesi ele alınmıştır. îki memleketi il­gilendiren bütün meselelerin genel o-larak ele alındığı bu görüşme, hazır bulunan bir şahsın ifadesine göre, çok samimi geçmiş ve Dulles, «Son derece misafirseverlik göstermiştir».

Görüşmenin birinci kısmı Cenevre Koni er ansının esas konularına ve bil­hassa silâhsızlanma meselesine ayrıl­mıştır. Konferans gündeminin bu ikinci noktası üzerinde iki gün süren müzakerelerden sonra iki Vekil an­laşmaya varılan noktaları bir kere da­ha göKden geçirmişlerdir. Varılan ne­ticeyi Dulles diğer iki Batılı Vekile bildirecektir.

Bundan sonra Alman meselesine ge­çilmiştir. Bilindiği gibi bu mesele üze­rinde anlaşılmış bellibaşlı bir nokta henüz mevcut değildir.

Daha sonra gündemin üçüncü maddesi olan Dogu-Batı münasebetleri meselesine geçilmiştir. Bu mesele üze­rinde konferansın yarın ve daha son­ra yapacağı müzakerelerde bâzı ba­kımlardan anlaşmaya v anim sı muh­temeldir.İkinci kısımda ise Molotof Orta ve Uzak Doğu'dan bahsetmiştir. Görüşme­nin en Önemli noktası olduğu anlaşı­lan bu kısım üzerinde Amerikan he­yeti çevreleri hiç bir şey söylemek is­tememektedir.Son olarak Kanada'nm ileri sürmüş olduğu bir teklife ayanılarak Birleş­miş Milletlere 18 memleketin bir ara­da kabulü meselesi üzerinde durul­muştur. Fakat mesele etraflıca ele alınmamış, sâdece, konuşmanın akı­şına göre, bâzı noktalarına temas e-dilmiştir. Anlaşmaya varılman m mümkün olduğu anlaşılmakta ise de bu pek yakın bir zamanda olmaya­caktır.Dörtlerin gelecek toplantısı hakkın­da bir tarih tesbit edilip edilmediği bahsinde ise Amerikan heyeti çevre­leri bir şey söylememektedir. Fakat Vekillerin önümüzdeki ilkbaharda toplanmak arzusunda oldukları söy­leniyor.İki Vekilin görüşmesi önceden tesbit edilen müddetten fazla Sürdüğünden Dulles bu pazar kiliseye gidememiş­tir.

14 Kasım 1955

 Cenevre

Sovyetler Birliği, 18 memleketin Bir­leşmiş Milletlere üye1 olarak alınması için Kanada tarafından ileri sürülen ve İngiltere tarafından da destekle­nen plânı bugün kabul etmiştir.Batılı çevreler, aynı zamanda, Sov­yetler Birliğinin, Kanada'nm teklif ettiği 18 memleket arasında Moğolis­tan'ın çıkarılarak 17 memleketin Bir­leşmiş Milletlere kabul edilmesi için Amerika'nın teklif ettiği mukabil plâ­nı reddettiğini açıklamışlardır. Sovyet Dışişleri Vekili, bu hususta İngiliz Dışişleri Vekili Mae Mil lan ile bu sabah bir saat görüşmüştür. Molotof aynı mevzua dün Amerikan Dışişleri Vekili ile de temas etmişti.İngiliz heyetine mensup bir sözcü, Mac Mi Han'ın Kanada'nm ileri sürmüş ol­duğu teklifi kabul ettiğini ve İngilte­re'nin Birleşmiş Milletlerde bunu des­teklemeğe hazır olduğunu Molotof'a söylediğini, Sovyet Dışişleri Vekilinin de bu sebepten dolayı Mac Millan'a te­şekkürlerini bildirdiğini açıklamıştır.Amerikan kaynakları ise, Molotov ile Dulles arasında geçen görüşmede mu­tabakata varılmamış olduğunu belirt­mişlerdir. Nitekim bu görüşmede Dul­les, Sovyet peyk devletleri ile diğer 13 hür memleketin Birleşmiş Milletlere dahil edilmesini kabul ettiğini, fakat, Moğolistan'ın dahil edilmesini tasvip edemeyeceğim Molotcl'a bildirmiştir.Sovyetler Birliği de 13 memleketin ka­bulünde ısrar etmiş, aksi halde Ka­nada'nm plânını desteklemeyeceğini haber vermiştir.Batılı çevreler bu anlaşmazlığın pek mühim olmadığını, fakat haddizatın­da büyük Batılı devletlerin de kendi aralarında bu hususta tam bir anlaş­maya henüz varmamış olduklarını te­barüz ettirmektedirler.

Amerika, hakikî bir devlet olmadığı için Moğolistan'ın Birleşmiş Milletlere dahil edilmesine itiraz etmektedir.Kanada teklifine göre. Birleşmiş Mil­letlere dahil edilmesi istenen Sovyet peyk memleketleri Bulgaristan, Maca­ristan, Arnavutluk ve Moğolistan, ko­münist olmayan memleketler de İtal­ya, Avusturya, İrlanda, Finlandiya, .Portekiz, İspanya, Kamboe, Seylân, Japonya, Ürdün, Laos, Libya ve Nepal'dir.

 Cenevre

Dört Dışişleri Vekilinin bugünkü top­lantısında ilk olarak söz alan İngiliz Dışişleri Vekili Mac Millan, günde­min üçüncü maddesini teşkil eden Ba­tı - Doğu münasebetleri mevzuunda bir rapor hazırlamakla vazifeli .mü­tehassısların çalışmalarının menfî neticelerini izah etmiştir. Bunu mütea­kip Vekil, rublenin rayicinin çok yük­sek olduğunu belirtmiş ve nihayet radyo yayınlarındaki kasdi müdaha­leleri ve Sovyet sansürünü tenkid et­miştir.

Rublenin rayici mevzuunda İngiliz Dışişleri Vekili, İngiliz diplomatları ve gazetecileri için Moskova'dakt hayat pahalılığının Londra'ya nazaran dört misli olduğunu ve Moskova'daki İn­giliz Büyükelçiliğinin İngiltere'nin en masraflı temsilciliği olduğunu belirt­miştir.

Bunu müteakip Molotof söz alarak, İngiliz Dışişleri Vekilinin iddialarını cevaplandırmıştır. Molotof radyo ya­yınlarının ihlâli mevzuunda, bunun o kadar basit bir mesele olmadığını söylemiş ve Batılı radyoları propa­gandaya girişmekle itham ederek bu­na misâl olarak Hür Avrupa Radyosu­nun yayınlarını göstermiştir.

Molotof sözlerini bitirirken Batı ile Doğu arasında fikir ayrılıkları mev­cut olmakla beraber bâzı hususlarda görüş birlikleri bulunduğunu söylemiş ve bu müsbet hususların bir sentezi­nin yapılmasını teklif etmiştir. Bu hu­suslar arasında 31 ekimde Sovyetle­rin yaptıkları teklifler, Fransız Baş-vekilnin temmuz ayındaki tekliflerinin 9 maddesi ve 31 ekim tarihli Batılı muhtırasının bâzı kısımları bulun­maktadır. Bundan sonra söz alan Amerikan Dış­işleri Vekili Dulles, Sovyet Dışişleri Vekilinin aldığı durumu oldukça şid­detli bir lisanla tenkid etmiş, Sovyet­ler Birliğinde haberleşme sahasında câri sistemle liberal sistem arasında­ki farkı belirtmiştir. Dulles, bu ara­da Rusya'yı, halk üzerinde husule ge­tireceği tesirlerden endişe ettiği için, Batıyla temasa geçmekten çekinmek­le itham etmiştir. Vekil Rusya'daki sansür sistemi ile Amerika'daki basın hürriyetinin bir mukayesesini yapmış ve Amerikan basınının Rusya hak­kındaki herhangi bir haberi yayınla­yabileceğini belirtmiştir.

Nihayet Dulles, Molotof'un son tek­lifini cevaplandırarak Vekillerin müs­bet bir iş yapmak için toplandıkları-

nı, yoksa yeniden prensipleri teyid et­mek için bir araya gelmediklerini ha­tırlatmıştır.

Dulles sözlerini bitirirken, bütün bun­ların ümitsizliğe düşürecek bir sebep olmadığını, «Amerikan ve Sovyet mil­letlerinin harbetmeye e eklerini bildik­lerini, bununla beraber Rusya'da hâ­len tatbik edilen zihinleri yanlış yola saptırma işine son verilmesi ve Ba­tı ile Doğu arasında yeniden temas tesis» etmek gerektiğini söylemiştir.

 Cenevre

Dünkü toplantının sonunda söz alan Fransız Hariciye Vekili Pinay, Doğu-Batı münasebetlerini geliştirmek bah­sinde mütehassıs delegelerin çalışma­larına dair bir bilanço sunmuştur. Bu bilanço, tam mânasiyle menfîdir.

Pinay. bu Konuda Sovyetlerin takın­dıkları tavrı şu cümle ile hulâsa et­miştir: «Sovyet Rusya bizim bütün teklif ve telkinlerimizi müzakere et­meden reddettiği gibi kendisi de bir teklifte bulunmamıştır.» Fransız Ha­riciye Vekiline göre, Sovyet mütehas­sısları, Cenevre direktiflerine aykırı olarak, hattâ tamamen şekli mahiyet­te bir prensip anlaşmasına dahi ya­naşmamışlar, Batılıların münasebet­ler bahsinde mülâhazalarını kaale al­mamışlar ve fikir teatisi, bilgi müba­delesi yerine teknik ve maddî müba­dele üzerinde ısrar etmişlerdir.

Rusların bu müzakerelerde reddettik­leri hususları sıralayan Pinay demiş­tir ki:

«Sovyetler sansürü hafifletmeyi kabul etmemişlerdir. Basın mensuplarının, haber kaynaklarına kolay erişebilme­leri için karşılıklı olarak alınması ge­reken tedbirlere yanaşmamışlardır. Karşılıklı olarak başkentlerde okuına salonları açılmasını, Sovyet Busya'da-ki diplomatların hareket serbestisine konan mâni ve tahditlerin kaldırıl­masına ve nihayet telif haklarının hi­mayesi hakkındaki tedbirleri de red­detmişlerdir.

Müteakiben ticari mübadele bahsine geçen Pinay, Sovyetlerin, Batı ile Rusya arasındaki hava servisleri tesisine razı olmamalarını hayretle kar­şıladığını söylemiş ve «Harbin üze­rinden on yıl gibi bir zaman geçtiği halde, hâlâ, Batı başkentleriyle Mos­kova arasında muntazam hava sefer­lerinin kurulmamış olması şaşılacak ve teessüf edilecek bir keyfiyettir» de­miştir.

Pinay'a göre, Batılıların bütün bu tek­liflerine karşı Sovyet murahhasları­nın yegâne cevabı şu olmuştur: Ko­münist memleketlere stratejik değer­de malların şevkine vazedilmiş olan yasağın kaldırılması.

Halbuki, Fransız Hariciye Vekiline gö­re, bu stratejik denen maddeler, u-nıumî mübadele hacmi içinde hiç de­necek kadar azdır. Ayrıca bu madde­lerin' komünist memleketlere sevkedi-lip edilmemesi Batının güvenliği ile il­gilidir ki bu ayrı bir bahistir ve Ce­nevre direktifleri bu konunun müte­hassıslar tarafından incelenmesini derpiş etmemektedir.

Fransız Hariciye "Vekili, Doğu - Batı münasebetleri müzakerelerinde bu if­lâs tablosunu çizdikten sonra, sözle­rini şöyle bitirmiştir:

Şuna kaniiz ki, eğer Sovyet Rusya halkı, bizleri, propagandanın tahrif e-dici ışığı altında değil de, olduğumuz gibi görecek ve tanıyacak olsa idi, bu­günkü güvensizlik ve şüphe büyük ölçüde zail olurdu.?