11.10.1956
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Ekim 1956

 Elâzığ :

Şeker fabrikasına kavuşmanın büyük sevincin; yaşamakta olan Elâzığ şehri 33 kilometre mesafedeki İçme nahiye­sinde kurulan bu yeni fabrikanın. Re­isicumhur Cslâ' Bayar'la Başvekil Ad nan Menderes'in de hazır bulunduğu bir merasimle işletmeye açılışını bugün büyük bir heyecan içinde kutlamıştır.

Saat 9.15 te trenle Elâzığa gelen devlet ve hükümet reisleri muazzam bir halk topluluğu tarafından hararetle karşı­lanmıştır. Yalnız istasyon meydanını değil bütün yol boyunu iki sıralı dol­durmuş olan çok kalabalık bir halk kit îesi Celâl Bayar'la Adnan Menderes'i durmadan alkışlıyor, sürekli sevgi te z?hürlerinde bulunuyordu.

Bu hararetli istikbali müteakip devlet ve hükümet reisleri derhal içme na­hiyesine hareket etmişlerdir.

Fabrika binasının önündeki geniş sa­ha, daha erken saatlerden itibaren şe­hirden ve civar kazalarla Elâzığ fabri­kasına pancar yetiştiren bölgelerden çeşitli vasıtalarla gelmiş olan halk ve pancar ekicilerini temsil .sden heyetler le dolmuş bulunuyordu.

Burada da coşkun sevgi tezahürleriyşerikleri «Breguet ve Oler» firmala­rı tarafından taahhüt ve monte edilmiş tir.

Pancar ziraati sayesinde buralardaki sulak vadilerin, iyi toprakların simidiye kadar kısır kalmış verimleri arta­cak, çiftçi, pancarla birlikte talibik olunacak bir münavebe sistemi sayesin de çok mahsullü ziraatın emniyeti şartlarına  kavuşacaktır.

Müteakiben Başvekil Adnan Menderes sürekli alkışlar arasında bir konuşma yaparak demiştir ki:

Elâzığ'a ne zaman gelsek bizi daima güler yüzle ve hararetle kabul edersiniz. Bu bakımdan size karşı ayrı bir minnet ve hususî bir şükran hissi ile bağlı bulunuyoruz.

Elazığlılar, saym 'Reisicumhurumuzu ve beraberinde bulunan bizleri bugün de yine her zamanki gibi büyük bir muhabbetle karşıladılar. Burada, Elâ­zığ'ın 33 kilometre ötesinde de bizleri yine büyük bir kalabalık halinde kar şılamakt asınız. Size tekrar teşekkür­lerimi arzed.erim.

Elâzığ'ın bundan birkaç sene evvelki manzarasına bir göz attığımız ve o günkü vaziyeti ile mukayese ettiğimiz takdirde arada esaslı farklar bulacağı­mıza şüphe yarattır. Elâzığ uyanık ve büyük istidatlı balkı ile istikbal vaa-deden bir güzel kasabamızdı, fakat maalesef kolaylığına, bugünkü neşelerine henüz kavuşmuş değillerdi.

Bunun sebebini müsaade ederseniz kı­saca, arzedeyim:

Biraz Önce konuşan Şevki Yazman arkadaşım 5 sene içinde burada 5 baca­nın yükseldiğini ve Elâzığ'ın hayatın­da bunların mesut değişikliklere yol açtığını ifade etti, müsaade ederseniz bu­nun üzerinde ben de kısaca durarak yalnız sizler için değil, aynı zamanda bütün memleketin de duyması için kü­çük bir bilanço vereceğim. Elâzığ gibi derli toplu, küçük bir vilâyetimizde dört  beş senede neler yapılmıştır. Müsaade ederseniz bunu anlatayım. Tâ ki, sizler gibi, memleketin diğer köşelerindeki vatandaşlarımız da bunlardan haberdar olsunlar.

Elâzığ'da son dört - beş senede kurulmuş olan bir ağır bakım fabrikası, bir makarna fabrikası,  bir tuğla ve kire­mit fabrikası,  bir  iplik  fabrikası,  in­şaatı  bitmek üzere  olan  bir  çimento-fabrikası ve bunlara İlâveten milletçe iftihar  edebileceğimiz  şu   güzel    eser  Elâzığ  şeker  fabrikası,  bütün   bunlar gözlerinizin önündedir.

Ayrıca Elâzığda bir de Hazer barajî yapılmaktadır. Bu barajdan suyu in­direceğiz, Elektirk istihsal edeceğiz, artan suyu ovaya vererek tarlalarınızı sulayacağız. Hazer tesisleri 12 bin kilo­vat elektrik verecek 220 bin dönüm araziyi sulayacak ve memleket? 30 mil­yon liraya mal olacaktır. Bu, tasavvur halinde ve proje üzerinde olan bir iş değil, gelecek sene tamamlanacak olan büyük bir eserdir. Elâzığ'a ve son tekete refah getirecek ehemmiyetli kaynaklardan birini teşkil edecektir.

Bunlardan başka haddehaneler yap­maktayız, Elâzığ akliye hastahanesimn inşaatı ilerlemiştir, askerî hastahane-bitmek üzeredir. Elâzığ'ı kazalarına, bağüyan yollar yapılmış, köylere uzanmağa başlamıştır, 150 köyün su işleri bu sene bitecektir. Bunlar hep son safhaya gelmiş bulunuyor.

Ne güzel bir tesadüftür ki, Palu'da inşaati tamamlanan sağlık merkezi ve memur evleri de bugün hizmete gir­mektedir, Elâzığ hava alam tevsiatı ıkmal edilmiştir.

Diğer bir kazanızda da sağlık merke­zi binası tamamlanmak üzeredir.

En çok sevinilecek bir hâdise de, 5 kananızda birden orta okul inşaatının sona ermek üzere bulunmasıdır. Ayrı­ca bir çok okul inşa halindedir.

Elâzığ'ın üç beş senede kavuştuğu bu eserleri bu ilerleme hamlelerini va­tanperverliğine hudut ve payan ol­mayan siz Elazığlıların çok güzel tak­dir etmekte olduğunuza yüzdeyüz eminim.

Nimetlerinden faydalandığınız ve fay­dalanacağınız bütün bu güzel eserler, aynı ölçüde aynı hacim ve nisbette memleketin diğer köşelerinde de yapılmakta ve bunların birçoklarıbitmek üzere bulunmaktadır. Heosi tamamlan dığı vafcit vatanperverlik ve hamiyet nişlerinizle (bir kat daha sevineceksi­niz. Memleketin başka köşeleri de ay­nı ümran ve aynı imar eserlerine ka­vuşmakta olduğu için ayrıca gurur ve iftihar duyacaksınız. Nasıl ki bugün burada yükselen sesim yurdun diğer taraflarında duyulduğu zaman oralarda ki vatandaşlarım da Elâzığ'da neler yapıldığmi öğrenerek aynı sekilde gurur ve  iftihar   duyacaklardır.

Memleketi baştan başa kavrayan ce­sur vatanperver bir imar ve kalkınma hareketi, muvaffak hamleler halinde ilerlemektedir. Bütün müşkülâtı geride bıraktık, en güzel günler önümüzde­dir. Bütün bu yaptıklarımız, daha bü­yüklerini, daha güzellerini yapmak için bize cesaret vermektedir. Memle­ket ve dünya bu yeni hamlelerimize de şahit olacaktır.

Türk milletinin bu vatanı yeniden fethedercesine, bu memleketin tapusu onu yeniden çikarırcasma, bugüne ka­dar yapılmış olanlardan da daha ileri adımlar atmağa hazırlandığım hepini­ze büyük bir memnuniyetle tebşir ediyorum.

»Memleket iflâs etti», «bu işler yüzüstü kalacak», «bunların bedelleri ödemeyecek», «istisadî politikanın tatbi "ki mümkün değildir» dediler. Göreceklerdir ki onların inhidam ve iflâs de­di 21 noktada bugüne kadar görülme­miş daha büyük hamleler rasydana çıkacak ve Türk milletini gurur ve iftihara garkedilecektir.. Çok 'kısa za­manda milletçe namzet bulurduğumuz. hakkımız olan parlak istikbalin . yolundayız. İtimadınız bizimle berabsr oldukça hin sarsılmadan hiçbir şey­den ürkmeden yolumuza devam ede­ceğiz.»

Başvekil Adnan Menderesin alkışlarla karsılanan bu konulmasını müteakip, "Reisicumîıur CpiM Bgyar tarafından kurdelâsı kesilmek suretiyle Elâzığ şeker fabrika' îsletme ve salmış ve fabrika hep birlikte şezilmistir.

Reisicumhur Celâl bayar vs Başvekil Adnan Menderes daha sonra Hazer elektrik pls^vopunu gezmişler ve Fehre sönmüşlerdir.   İstasyonda   yine   büyük bir hararetle uğurlanan Celâl Bayar trenle Muş istikametinde yoluna de­vam etmiş, Başvekil Adnan Menderes de beraberinde vekiller, mebuslar ve diğer davetliler olduğu halde Malatya ya hareket etmiştir.

Erzincan :

Reisicumhur Celâl Bayar, ve Başvekil Adnan Menderesin dün akşam şeker fabrikasını takiben açılışını yaptıkları tesislerden evkaf iş hanı, arsası hariç 300 bin liraya mal olmuştur.

İş hanı, 26 dükkân, 16 büro, 1 lokanta ve bir gazinodan mürekkeptir. Yarım milyon liraya mal olan ve yine aynı gün açılan ikinci tesis yeni erkek sanat enstitüsü binasıdır. Bu enstitünün kad rosu 270, mevcudu ise 300 dür. Bu se­ne birinci sınıfa 200 müracaat olmuş­tur.

1948 de ilk defa 200 kişilik kadro ile açılmış fakat o zaman 100 öğrenci bu­lunamamıştı.

Dün temeli atılan diğer tesis ise arsa­ları mevcut 640 dükkânlık sitenin 60 dükkânlık birinci kısmıdır ve her dük kân 5-6 bin liraya mal olacak, bu dük­kânlarla şehrin ihtiyaçları tamamiyle karşılanacaktır.

Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menderes, dün buradaki tetkik leri sırasında 75 bin lirası vakıfların, mütebakisi halkın teberrüleri ile yapı! mış bulunan 200 bin liraya mal olacak camii de gezmişlerdir.

Reisicumhurla Başvekil, ayrıca Erzin­can Vilâyeti dahilinde yapılmakta olan işler hakkında alâkalılardan izahat al­mışlardır. Bu izahattan anlaşıldığına göre. santralı 3,5, sulama tesisleri bir-buçuk milyon liraya çıkacak olan 3000 kilovatlık Cirlevik santralı inşası sü­ratle ilerlemektedir. .Bu tesislerle 60 bin dönüm arazi sulanacaktır.

Baskü deresinin 300 bin lira bedelli islâhı ameliyesi de devam etmektedir. Yakında bitirilmiş olacaktır. Erzincan da 400 bin lira keşif bedelli 3 ncü kı­sım lise binasının ağustosta ihale edi­len inşaatı devam -etmektedir. Gelecek sene  bitirilmiş  olacaktır.   150 bin lira bedelli Vali konağı bu sene sonun da bitecektir. 580 bin lira keşif bedelli Kızılay şubesi binası ile sinema ve otel bu sene içinde ikmal edilmiş bu­lunacaktır.

Erzincan Merkez Cezaevindeki höeîe inşaatı 150 bin liraya ihale edilmiştir. Merkezde 240 bin liraya mal olacak 8 dershaneli ilkokul inşaatı devam et­mektedir. Bu da bu sene sonunda ta­mamlanmış olacaktır.

Kemaliyede 200 bin liralık sağlık mer­kezi bu yılın İlkbaharında hizmete gir mişür. 260 bin lira keşif bedelli hükû raet konağının temeli bu eylülde atıl­mıştır. İnşaatı hızla devam etmekte­dir.

Refahiyede 150 bin liralık sağlık mer kezi inşaatı da ilerlemektedir.

Bunlardan oaşka Kemahta 260 bin liralık orta ve ilkokul binası 1957 de tamamlanacaktır. Bu sene başında iha­le edilen 270 bin lira keşif bedelli Zira­at Bankası binası da bu sene sonuna kadar tamamlanmış olacaktır.

Vilâyet dahilinde 246 bin lira keşif bedelli 7 yeni köy okulunda bu sene tedrisata bağlanmıştır.

Yol İnşaatı da süratle ilerlemektedir. Bu yollar Erzincan - Cencige, İliç -Kuruçay, Çayırlı - Kızümağra, Kemaliye - Bagvartanik, Kemaliye - Başpınar, Kemaliye - Çattı, Kemah - iliç, Kemah - Refahiye yollarıdır.

Köy yollarında da faaliyet genişletil­miştir. Son sene zarfında yeniden 39 köy içme suyuna kavuşmuştur.

Ziraat ve hayvancılık sahasında da muhtelif kollardan yapılmakta olan yardımlar her sene bir miktar artarak devam etmekte ve bu yardım vilâyet dahilindeki hayvan adedinin artmasını ve ayrıca cinslerinin islâh edilmesi ne ticesini vermektedir.

 Ankara :

Erzurum Atatürk Üniversitesi proje müsabakası jüri heyeti bugün saat 10 da Nafıa Vekâletinde, Nafıa Vekâleti Müsteşarı Dâniş Koper'in'konuşmasiyle ilk toplantısını yapmıştır.

Türk mühendis ve mimar odaları biri; ğinin temsilcileri, İstanbul Teknik Ü-niversitesi profesörleri. Güzel Sanatlar Akedenüsi öğretmenleri, Nafıa Ve­kâletinden mühendis ve mimarlar, Amerikalı Prof. Neutra. Mrss. Neutra,. Mr. Stanton ile Atatürk Üniversitesi hazırlık komitesinde mütehassıs, Amerikanm Nebrasca Üniversitesi profesör lerinden Baker vg Smittı'den teşekkül-eden jüri heyeti üyeleri arasında vazite taksimi yapmış, başkanlığa Mr. Starr ton'ıı, ikinci başkanlığa da Ord. Prof.Emin Onat'ı seçmiştir.

Çalışma programını da tesbit eden yarın saat 14 de müsabakaya iş­tirak etmiş olan 23 proje üzerinde ça­lışmalarına  devam edecektir.

Atatüfk Üniversitesi, mühendislik branşları, Ziraat, Veteriner, Sosyal İlimler Fakültelerini ihtiva etmekte o lup €0 milyon liraya tamamlanacaktır Öğretim Üyeleri için lojmanlar, öğrenci yurtları, spor tesisleri atölyeleri ile Erzurumda 32 muhtelif binadan möltc şekkil büyük bir site olacaktır.

 Malatya:

Büyük kalkınma hamlelerimizin an­cak bir cüz'ünü teşkil eden kısa va­deli muazzam bir program, son 48 saat içinde birbiri ardı sıra hizmete gir­miş olan Erzurum, Erzincan, Elâzığ ve Malatya şeker fabrikalarının işletmeye açılması suretiyle Türk şeker sa­nayiini üç dört sene evvel hayal olan hakikî hedefine bugün fiilen ulaştır­mıştır.

Malatyalılar dört sene içinde kurduğu muz 11 fabrikanın sonuncusu olan Ma­latya şeker fabrikasını açmak üzere bu gün Elâzığdan Malatyaya gelen Başvekil Adnan Menderesi emsalsiz bir coşkunlukla karşılamışlardır,Hükümet Reisi, saat 16 da Malatyaya geldiği zaman muazzam ve heyecanlı bir kalabalık istasyon ve civarını tık­lım tıklım, doldurmuş bulunuyordu. Başvekil, kalabalığın içinde güçlükle ilerleyebiliyor, herkes elini sıkmak ve konuşmak istiyordu. İstasyon meydanı da hınca hınç bir manzara arzetmekte idi. Malatyalılar, Adnan Menderesi bu­rada aynı hararetli tezahüratta alkışlıyordu. İstasyondan şehre giden cad­deyi de iki taraflı muazzam bir kala­balık kaplamıştı. Başvekilin otomobili güçlükle ilerliyebiliyordu. Sümerbank Dokuma Fabrikasına kadar devam eden bu hararetli tezahürat arasından geçerek doğruca yeni şeker fabrikasına gelen Adnan Menderes, burada da kalabalık bir vatandaş kitlesi tarafın­dan hararetle istikbal edildi.

Başvekil ile beraberindeki vekillerin ve diğer davetlilerin tribündeki yerle­rini almalarını müteakip kürsüye ge­len Şeker Fabrikaları Umum Müdürü Baha Tekant Malatyanm güzel bahçe­liği îeinde kurulmuş olan bu güzel eseri de memleket iktisadî hayatına kat manın gurur ve heyecanını belirten bir konuşma yapmış ve fabrika hakkın da teknik malûmat vermiştir. Türkiye nin son yıllardaki iş tutumu ve mü­hendislik bakımından hakikaten tak­dire değer bir süratle, 249 günde ikmal edilmiş olan bu fabrikaya pancar ye­tiştirecek sahalar arasında Malatyanm merkez, Akçadağ. Doğanşehir, Daren­de, Hekimhan, Arapkir, Maraşm Pa­zarcık, Elbistan, Afşin, Sivasın Gürün Kangal, Adıyaman'ın Besni, Kâhta ve Gerger kazaları vardır. Yüzölçümü 3 milyon 300 bin hektara varan bu sa­halarda pancar ziraatinden her yıl 300.000 kadar çiftçi nüfusu istifade edecek Ve vasati her sene 7.000 hektar­lık bir ekim sahasından alınacak tak­riben 120 bin ton pancar için çiftçiye vasati 12 milyon lira ödenecektir. Ilerki yıllarda pancar ekimi daha da genişletilmek ve tarla verimi arttırıl­mak suretiyle çiftçinin geliri daha da yükselecek ve fabrika böylece muhiti­ne büyük menfaatler sağlıyacaktır.

Seker Şirketi Umum Müdürü Baha Tekant bu Konuşmasında 1951 yılında şeker sanayiinin genişletilmesine hü­kümetçe karar verildiği günden bugü ne kadar yapılan çalışmaların etraflı bir bilânçosunu da vermiştir.

Baha Tekant, bu fabrikaların yerleri­nin uzun ve esaslı etüdlerle tâyin olun duğunu, birtakım yanlış iddiaların ak­sine, kuruluş yerlerinin seçiminde hiç bir siyasî mülâhazanın rol oynamadığı belirttikten sonra şeker sanayiinin muazzam gelişmesinde  ilham kaynağı olan Reisicumhur Calâl Bayar'i minnetle artmıştır. Baha Tekant Malatya'­da bir seker fabrikası kurulmasına mü salt çartlann vücudunu büyük bir he­yecanla takdir ederek bu çalışmalara karşı gösterdiği devamlı alâka île ge­rek fabrikanın zamanında ikmâli ve gerek 11 yeni şeker fabrikasının kuru­luğuna ait plânın tahakkuku hususun­daki büyük alâkası dolayısıyla Başve­kil Adnan Menderes'e de bütün mem­leketin ebediyyen borçlu kalacağını ifade etmiştir. İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu'nun müzaheretini teşekkürle anan Baha Tekant yeni çeker fabrika­larımızın kuruluşunun umumî oir tab­losunu çizerek demiştir.ki:

«11 yeni seker fabrikasından 1953 de birini, 1954 de ürünü, 1955 de diğer üçünü ve  1956 da sonuncu 4 nü ikmal .ederek   hazıîrlanan   programı   ve  saat intizamiyle  tahakkuk  ettirecek sebep­leri ve imkânları temin etrnek, her saf hada   bütün   müşkülleri yenmek,  idarî ve teknik güçleri  maksat  uğruna se­ferber etmek ve kıymetlendirmek, dört sene içinde elde edilen bir başarı ola­rak,   yalnız   Türkiye   için   değil,     ileri endüstrili memleketler için dahi sayılı ehemmiyette  bir  iş değerini  taşımak­tadır. Bu netice., nefislere, memleketin mukadderatına hizmet eden kuvvetle­re, halkımızın anlayış ve takdirine de­rin bir inanla meydana gelmiştir. Bu kadar kısa müddette 11 muazzam ese­rin şahit olduğunuz mükemmeliyetle tahakkuk ettirilmesindeki sırrın  ne olduğunu  düşünenlere,  bir   günde   11 bin tonluk bir victory gemisini inşa eden medenî zihniyetin bu kuruluşlar­daki iş güdümüne de zemin teşkil et­tiğini, gayelerin istihsaline doğru şah­sî mesuliyet deruhte etmede, eh iyi bin şekilde   insiyatif  ve  selâhiyet kullan­mada cesaretle hareket edildiğini ve bunda son yıllardaki umumî hamle şi-arındeıı sonsuz bir itimatla cesaret alındığmı   açıklamakla  gurur   duyarım. Dört sene içinde, seker sanayii teşkilâ­tı memleketin bir ucundan diğer ucu­na kadar  38  vilâyete  şâmil ziraî sa­halara doğru yayılmış, bunun için bir taraftan fabrikalar  kurulurken,  bil taraftan da yüzlerce ziraatçinin, kali­fiye işçinin, memurun ve işletmecinin yetiştir İbnesi ihmâl edilmemiştir. Fabrikalar kuruldukça işletici personel balamından aksamadan çalışabilmemizi, plânlı bir yetiştirme programının tat­bikine borçluyuz.

"Fabrikanın esas bina ve anbarlarmm, sosyal binaların, yolların, demiryolları ılın, yüzbmlerce ağaçlandırmanın kısa bir müddette tahakkuk .ettirilmesi için §imdi sayacağım hayret verici yekûn­lara baliğ olan malzeme ye vasıtala­rın tedariki, ancak basiret ve seri ka­rar icaplarıyla hareketin, idarî pren­siplere hâkim kıhmn asiyle temin edile bilmiştir.  

Bört sene içinde 1.300 yeni eleman ye­tiştirilmiş, 11 şeker faorikasmm mon­taj işlerinde vasati 507 memur ve 6 bin işçi çalıştırılmıştır. Montajların ikmâl edildiği 2.990 günde bütün in-şaaıt v.e montaj işlerinde 92.000 ton çimento, 11.000 ton inşaat demiri, 170 bin M3 tas, 15.000 ton kireç, 520.000 M3 kum, ç.akü; 35.000 M3 kereste İedilmiş, su isale nalları için 158 kilo­metre boru, 56 kilometre demiryolu döşenmiş, 151.000 M3 toprak hafr ve imlâ işleri yapılmıştır.

337,000 M3 hacminde 219 bina inşa edilmiş, 82.000 ton ağırlığında demir konstrüksiyon, makine ve tesis aksamı yerleştirilmiştir.11 yeri şeker fabrika smda yapılan bütün bu inşaat ve montaj işlerinin maliyeti 350 milyon lirayı bulmaktadır.

Diğer, taraftan yayıldığımız pancar sa halarında ziraî teşkilâtlanmayı tahak­kuk ettirmek için dört yıldan beri ge­ce gündüz yorulmadan sarfedilen gay­retler, fabrikaların kuruluşunda sarfedilen malzeme yekûnlarının da mad­dî şümulleri üstünde bir değer taşımak tadır. Yüzlerce yıllardan beri tak mahsullü ziraat yapan çiftçilerin pancar gibi bir kültür nebatını yetiştirebilme ileri için gerekli vasıtalarla cihazlandırılmaları, köy köy dolaşılarak bunlara pancar ekimi usullerinin öğretilmesi, ekimlerin kontrolü, mahsulün hasadı ve fabrikalara şevki, içinde bulunduğu muz şartlar altında. Türk ziraatçiliği için gurur verici bir başarı değerinde­dir. Bu çalışmaların yanı başında bü­tün bölgelerde yekûnu iki yüzbine ya km pancar   çiftçilerinin 16 adet (Pancar Ekicileri İstihsâl Kooperatifi) ne üye kaydedilmeleri, bu çiftçilerden bu gün 85 milyon liraya varan bir aerma ye taahhüdü sağlanması ve buna mu­kabil 40 milyon liranın katre katre tan.sil edilmesi, bütün dünyada emsali bi linmeyen bir teşkilâtlanmanın muaz­zam temellerini atmıştır. Çiftçiyi bir vesayet rejiminden kurtararak muhtar bir duruma getirecek olan bu koopera­tifleşme, fabrikalarla çiftçi arasında sarsılmaz bir kader birliği meydana getirmiştir.

Yüzbinlerce çapa, tırmık, diğren, mer­dane, yaba ve mibzer gibi vasıtalar, eskiden kamilen hariçten getirildiği halde, şimdi bizzat Türkiye atölyelerin de imâl edilerek çiftçiye tevzi edilmek tedir. Yeni şeker fabrikalarını inşa ederken, bir taraftan da Eskişehir, Turhal ve Erzincanda üç büyük imalât atölyesinin kurulmuş olması sayesinde, fabrikaların birçok pompa, transforma­tör vesair tesislerinin bu atölyelerde imaline imkân hâsıl olmuş, bu suretle yüzbinlerce dolar delerinde döviz ta­sarruf edilebilmiştir. îleriki yıllarda Türkiyede monte edilecek şeker fabri kalanmn, kazan, türbin ve elektrik te­sisleri hariç olmak üzere, diğer aksa­mının yüzde 80-85 kadarının bizzat kendi atölyelerimizde imâl edilebile­ceğini sizlere "bildirmekle, dört senedenberî seker sanayiinin bu sahada ya pıcı faaliyetleri hakkında kısaca verdiğim malûmatı tamamlamış oluyo rom.»

Umum Müdürü, dört sene içinde hükû metin kalkınma hamlelerindeki gayret lerirıe katılarak 350 milyon lira değe­rindeki 11 yeni şeker fabrikasının aziz milletimizin fayda ve refahına mal edilmiş bulunduğunu, 1926 dan bugü­ne kadar nasıl eski dört fabrikamızın önce vasati RO.OOO ton olarak istihsal edilen şeker kapasitesi zamanla 150 bin tona yükselmişse, yeni fabrikala­rımızda da zamanla aynı gelişme sağ­lanarak istihsal kapasitemizin bugün .hesaplanan yılda 370.000 tondan 500 bin tona doğru yükseleceğini sözlerine ilave etmiştir. Hattâ yeni şeker fabri­kalarından bir kaçının işleme kapasi­telerini kısa bir zamanda arttırma za ruretleri daha şimdiden şiddetle du­yulmaya başlanmıştır.

Baha Tekant Malatya Şeker Fabrika­sının diğer 10 yeni seker fabrikasıyla birlikte milletimize hayırlı ve uğurlu olması teraisnnisiyle konuşmasını ta­mamlamıştır.

Daha sonra Malatyalılar adına Malat­ya Belediye Başkanı Nureddin Akyurt söz alarak şu konuşmayı yaptı:

«Muhterem Başvekilimiz- Sayın Adnan Menderes'e Ve kıymetli misafirlerimize «hoş geldiniz» der hürmetle selâmla­rım.

Muhterem misafirler ve sevgili hem­şehrilerim,

Bugün Sayın Başvekilimiz Adnan Menderesin yüksek yardımlarıyla Malatya, büyük bir esere, şeker fibrikasına kavuşmuş olmanın sevinci içeri­sinde bayram yapmaktadır. Bize bu mutlu günün zevkini tattıran ve ese­rin şahsen banisi olan, muhterem hü­kümet başkanımıza, Malatyalıların şük ranlarını arzetmeyi bir vazife bilirim. Güzel vatanımızın her köşesinin bu mesut günlerin heyecanlı havasiyle dolmasını temenni ederken, fabrikanın Türkiyemiz ve Malatyamız için hayırlı olmasını, Ulu Tanrıdan diler, hepinizi hürmetle selâmlarım.»

Malatyalıların hissiyatına tercüman olan bu sözler, meydanda toplanmış olan halk tarafından hararetle  alkışlan

Müteakiben İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlunun kürsüye geldiği görüldü. Heyecanlı bir konuşma yapan Samet Ağaoğlu dedi iki:

Sizleri yılların içinden gelen birçok hâtıraların şu anda bende yarattığı de­rin bir muhabbetle selâmlamama mü­saadenizi rica ederim.

Yılların derinliğinden gelen hatıralar dedim. Bunların neler olduğunu sizler çok iyi bilirsiniz. Malatya'ya her geli­şimde bu hatıraların yer yer silinmekte olduğunu sevimli yüzlerinizde dai­ma okudum.. Onun içindir ki, bugün de sizleri tamamen bahtiyar görerek derin bir memnuniyet hissettim.

Bahtiyarsınız, çünkü vatanın diğer kö şeleri  gibi  Malatya  da  imar  ve  ihya plânlarında lâyık olduğu değer ve mev kii vermiş bulunan bir hükümete sa­hipsiniz.

Bahtiyarsınız, çünkü, hükümetin bugü­ne kadar vermiş olduğu imtihanların hepsini muvaffakiyetle geçirdiğini görmüs bulunuyorsunuz.    

Bahtiyarsınız, çünkü, memlekete ve sizlere vaad edilen şeylerin hepsi bi­rer bire; tahakkuk etmekte ve tahak­kuk yoluna girmiş bulunmaktadır.

Biz  de  bahtiyarız,

Büyük Türk milletinin itimadını haiz insanlar olarak Türk .milletinin hiz­metinde bulunmanın şeref ve gururu, bu bahtiyarlığımızı bir kat daha art­tırmaktadır.

Bugünkü bahtiyarlığımızın bîr sebebi de, Türkiyede birşeylerin cereyan et­mekte olduğu hakikatini gözlerinizde okumamızdır. Biraz önce konuşan Be­lediye Reisiniz, memleketimizin nasıl bir tahavvül içinde olduğunu ifade et­miş bulunuyor. Malatyalılar, bu büyük değişikliği, bütün şümulü ile takdir et tiklerini  göstermişlerdir.

Hakikaten, Türkiye, mazinin karanlık­larını tamame'n ve ebediyyen yırtmak kararındadır. Yurdun dört bir 'köşe­sinde ışıklarını saçmakta olan bu nur hazineleri, Anadolunun asırlarca sü­rünmüş olan o korkunç sessizliğini yok eden âbidelerdir.

'43 saatte dört şeker fabrikasını hizme­te açmış bulunuyoruz.

Biz, bir fabrikalar hasadı devresinde­yiz. Bu hasad, bütün hızı ile devam, edip gidecektir.

Size diyeceğim ki, bu eser, Türk mil­letinin eseridir. Türk milletinin itima­dını kazanmış olan hükümetinizin e-s&ridir.

Hiç bir kuvvet Türk milletinin bir an evvel kalkınma azim ve kararını önli-yemez, bu kararı, beyhude ve hasis emellerle önliyec eklerin i zannedenler, mutlaka hüsrana uğrayacaklardır.

Beşer, (hatasız olmaz. Biz de hiç bîr zaman hatasızlık iddiasında değiliz. Hatalarımız ve sevaplarımız  meydandacUr. Yarın huzurunuza bir avcumuz da hatalarımız, bir avcumuzda sevaplarımızla çıkacağız. Daha sonra da Allahın huzuruna yine bir avcumuzda hatalarımız, bir avcumuzda sevapları­mız olduğu halde varacağız. Sevap avcumuzun çok dağa ağır bastığını bu­gün siz bize ispat ettiniz. Sağolunuz, var olunuz,  muhterem. Malatyalılar.»

Son olarak Başvekil Adnan Menderes söz aldı, halkın heyecanı son haddine varmıştı. Sürekli alkışlar ve tezahürler arasında, Başvekil konuşmasına şöyle başladı:

(.Huzurunuza sadece teşekkür etmek için gelmiş bulunuyorum. Malatya, karşı partinin seçimleri kazandığı bir yerdir. Yine aynı Malatya, bizi de bu derece candan ve içten gelen bir sevinç le karşılayan şehirdir. İşte bu tezadlan telif etmek mucizesini gösteren Malat­yalılara ne kadar teşekkür etsem, fil­hakika azdır.

Bu, aynı zamanda Türk milletinin ta­rihinin bağrından gelen derin iz'anmm büyük milleti olmak vasfının bir ifa­desidir. Türk milletinin haiz olduğu bu imtiyaz, kendisine tarih boyunca î>in-bir felâket ve muhataradan kurtulmak ve şanlı mevcudiyetini devam ettir­mek mucize ve lutfunu nasıl bahşet­miş ise, bundan sonra da ebediyete ka­dar hür ve müstakil yaşamak imkân ve müeyyidesini ona vermiş bulun -maktadır.

Sizler, bugünkü bu güzel tezahüratınızla bütün, dünyaya Türk milli tesanüdü hakkında en güzel Örneği vermiş bulunuyorsunuz. Sizler diyorsunuz ki hangi partiden olursak olalım, siyasî kanaatlerimiz ne kadar ayrı olursa ol­sun. Türk olarak millî menfaatlerin göstereceği istikamette bir an içinde birleşmek, bizim için en tabiî bir has­lettir.

Muhterem Belediye Reisinizin, hükü­metimiz ve nâçiz şahsım hakkında söy lediği sözlere derin teşekkürle muka­bele ederim. Ben de kendisine aynen şunu ifade etmek isterim ki, bizler de, coğrafya farkı veya herhangi diğer bir lark gözetmeksizin vilâyet adı ayırt etmeksizin burada şunlar kazandı ora­dayız kazandık demeksizin,hizmetin bizi çağırdığı yerde tehalükle koşmak kararında bir hükümet sıfatiyle siz Malatyalıların verdiği güzel Örneğe lâyık bir hükümet olmayı ispat etmiş bulunmaktayız.

Malatya daha bizden çok hizmet bek­lemektedir. Daha birçok ihtiyaçlarınız vardır. Bunları tabiatiyle isteyeceksi­niz.

Ötedenberi Anadoluda bir an'ane var­dır: Mebuslar memleketi dolaşırlar, hü kûmet adamları dolaşırlar. Hep dert dinlerlerdi. Bu maziden gelen ve bu­gün artık mazide kalmış bulunan bir deyiştir. Bu deyiş, mübarek Anadolurnıın daima dertli olduğunu ifade et­mekte idi. Bugün artık dertlerimizden değil ihtiyaçlarımızdan bahsetmekte­yiz.

Ve bahsedeceğiz. Artık dertlerimiz yok ihtiyaçlarımız vardır. Bizleri bir sürü zarurî ihtiyaçlarla karşı karşıya bıra­kan tarihî sebepler ve ihmaller artık ortadan kalkmıştır.

Türk milleti, muvafakati ile muhalefeti ile, bugün yekpare bir kitle halinde, tek bir azimle hareket etmenin yolu­nu bulmuştur.

Terakki ve teali yolunda durmadan ilerliyecek,   durmadan  yükselecektir.» Başvekil Adnan Menderes sürekli   ve heyecanlı  alkışlar   arasında  sözlerini şöyle bitirdi:

«Malatya şeker fabrikasını da işletme­ye açarak 11 îabrikalik programın bit­tiği bugünde, her sahada yeni program larla hizmetinize hazırlanmaktayız. Bi liniz ki: 2-3 sene sonraki Malatya, bu­günkü Malaryadan çok daha ileri vs müterakki olacaktır.

Hepinizi en derin muhabbetle ayrı ay­rı kucaklar, 'bağrıma basarım. Var olu­nuz, sevgili Malatyaîslar.»

Başvekilin bu konuşmasını müteakip, halkın alkışları arasında fabrikanın kapısma gidildi.

Başvekil Adnan Menderes, kurdelâyı kesmek üzere kendisine uzatılan makası, Balıkesir Mebusu eski İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalıya verdi ve dedi ki: «Gerek, şeker fabrikalarımızın    gerek kalkınmamızı sağlayan diğer fabrika­ların kurulmasında temel hizmeti gör­müş olan arkadaşım Sıtkı Yırcalıdan bu fabrikayı işletmeye açacak olan kurdelâyı kesmesini rica ederim.»

Bunun üzerine Balıkesir Mebusu, esKi İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı da: »Bu güzel fabrikayı işletmeye açmak şerefini bana tevcih etmek suretiyle Başvekilimizin gösterdiği vefa dolu cemilekârlıktan fevkalâde mütehassis ve müteşekkirim. Bu güzel müessese­nin memlekete ve millete hayırlı olma sanı dilerim»  diyerek kurdelâyı kesti.

Fabrika gezildikten ve modern ve çok güzel misafirhanede bir müddet iştira hat ve hasbıhal edildikten sonra Baş­vekil Adnan Menderes beraberinde Münakalât Vekili ve bazı mebuslar ol duğu halde uçakla Ankaraya hareket etti.

 Ankara :

Erzurum, Erzincan, Elâzığ ve Malatya Şeker Fabrikalarının açılışı seyahatine iştirak eden gazeteciler Malatyadan dö nerken Başvekil Adnan Menderese şu telgrafı çekmişlerdir:

«Sayın Adnan Menderes Başvekil

Memleketimiz için büyük feyizler ge­tiren seyahatınıza refakat eden basın mensuplarımız, sizi büyük eserleriniz karşısında tebrik ederken, yeni yeni eserlerinizin mutlu günlerini şimdiden Özliyerek saygılarını sunar

Seyahate  iştirak  eden  ar­kadaşlar namına Türkiye gazete sahipleri sen­dikası Başkanı Selim Ragıp Emeç»

Başvekil Adnan Menderes bu telgrafa şu cevabı göndermiştir:

«Sayın Selim Raıgıp Emeç Türkiye Gazete Sahipleri Sendikası Başkanı

Seyahate iştirak eden basın mensubu muhterem arkadaşlarımız namına gön dermek lutfunda bulunduğunuz   telgrafı derin bir memnuniyet ve teşek­kürle aldım. Milletimize ait imar ve ümran eserleri birbirini takip edereks çoğaldıkça ulvî bir heyecan içinde ne güzel anlaşıp birleşiyoruz. Bu seyaha­te iştirak etmek suretiyle gösterdiğiniz lütufkârlığa da ayrıca teşekkürlerimi arzederim.

Başvekil Adnan Menderes»

2 Ekim 1956

İstanbul :

Sümerbank Alım ve Satım Müessese­sinden aldığımız malûmata' göre mü­essesenin muhtelif satış şubelerinde sene basından eylül ayma. kadar yapı­lan pamuklu mensucat satışlarının ye­kûnu   81.747.000 metreyi  bulmuştur.

Ayrıca 3.274.000 metre de yünlü ku­maş satılmıştır.

Ankara  :

Bu yıl ilk defa memleketimizin muh­telif bölgelerinde ve bu meyanda An­kara'da açılmış bulunan ordu sergisi bugün saat 11 de yapılan bîr törenle kapanmıştır.

Törende Devlet Vekili ve Millî Müda­faa Vekâleti Vekili Semi Ergin, Erkânı Harbiyei Umumiye ikinci reisi, kurr vetler kumandanları, generaller, yük­sek rütbeli subaylar ve kalabalık bir davetli kitlesi ile basm mensupları ha zır bulunmuştur.

Devlex Vekili ve Millî Müdafaa Vekâ­leti Vekili gemi Ergin, serginin kapan. ması münasebetiyle şu konuşmayı yap mıştır:

«Muhterem arkadaşlar, aziz misafiririmiz,

Ordu sergileri, Trük silâhlı kuvvetle­rinin son yıllardaki tekâmül ve üstüa başarılarını, memleketimize daha ya­kından tanıtmak ve sevdirmek gaye­siyle bu sene ilk defa olarak Erzurum rinin son yıllardaki tekâmül ve üstün, ve lâyj'k olduğu büyük alâka ile Kar­şılanmıştır.

Bu üstün alâkanın verdiği güven ve kuvvetle ordu sergilerimizi İlerdeki yıllar için daha geniş bir programla diğer vilâyetlerimize de teşmil etmek kararındayız.

Türk milletinin bariz "bir vasfı olan askerlik sevgisi, bu sergiler münase­betiyle halk: ve orduyu bir kere da­ha birbirine bağlamış, kaynaştırmış ve karşılıklı sevgi ve güven duygulan tu arttırmıştır. Genç Türk nesli, ecda dmın kendisine emanet ettiği mukad­des vatan müdafaası vazifesini en iyi şartlarla sağlayabilmek için ordu ve silâh, sevgisini en aziz bir gaye ve kutsal bir emanet olarak ebediyyen mu haîaza edecektir.

Serginin en mutena yerine yazılmış olan mevzuumuzun ruhunu ve gayesini tebarüz ettiren aziz Atamızın şu ve­ciz cümlesi, bütün düşünüp söylemek istediklerimin bu hülâsasını teşkil etmektedir: «Bir milletin istikbali silâ­hını iyi kullanabilmesiyle kabildir.» Bu cümlenin derin mâna ve değerini, vatandaşlarımızın ve gençlerimizin otdu sevgisine gösterdikleri büyük ilgi ile hepimiz açıkça ve sevinçle müşahe­de etmiş bulunuyoruz.

Türk silâhlı kuvvetlerinin, modernleş tirilmeSi yolundaki-gayret ve çalışma­larının bütün sınıf ve silâhlar üzerin­deki üstün gelişmesinin muhteşem bir tablosunu teşkil eden ordu sergilerimiz kahraman ordumuzun v.e onun değerli mensuplarının zekâ kabiliyet ve gay­retlerinin şanlı eserleridir. Bu itibarla bu sergilerin kuruluş ve başarılarında vazifeli olan bütün general, subay, astsubay ve eratı takdir ve tebrik ederim. Müteakip yıllarda daha üstün ve daha cazip sergiler açılması vaad ve te­mennisiyle 1956 yılı Ankara ordu ser­gisini  kapatıyorum.;

3 Ekim 1956        I 

 Muş :

Bu sabah Muş'tan hareketinden Önce "Reisicumhur Celâl Eayar. teknik im­kânlar kullanılmak suretiyle geçen yıl işletmeye açılan demiryolu hakkında ilgililere sualler  sormuş, devamlı tünel ve köprülerden ibaret olan bu yo­lun bakımı üzerinde aldığı cevaplar­dan memnuniyetini beyan etmiştir. Reisicumhur bu arada pek yakında İhaleşi yapılacak olan Muş - Tatvan de­miryolu hakkında işletme mühendisle ti tarafından verilen İ2ahatı da dinle­miştir. 45 milyon liraya çıkacak olan bu 99 kilometrelik yolun, İran hududu na kadar bir an evvel ulaşması temen nişini izhar eden Reisicumhur, yolun yapılması için üç noktadan inşasına başlanacağı hakkındaki haberi memnu niyetle karşılamıştır.

 İskenderun :

Petrol Kanunun yürürlüğe girdikten sonra memleketimizde yabancı serma ye eliyle ilk petrol arama kuyusunun açılması ameliyesine bugün Başvekil Adnan Menderes'in de hazır bulunduğu bir merasimle başlanmıştır.

Saat 12.45 te uçakla Ankaradan İs­kenderun'a gelen Başvekil, hava mey damnda, daha evvel buraya gelmiş bulunan Dahiliye Vekili ve Hariciye Vekâleti Vekili Bthem Menderes, İş­letmeler Vekili Same-t Ağaoğlu, De­mokrat Parti Meclis Grubu Başka­nı Aydm mebusu Dr Namık Gedik ile Hatay ve civar vilâyetleri mebusları, deniz kuvvetleri kumandanı oramiraî Sadık Altmcan, ikinci ordu müfettişi Orgeneral Rüştü Erdelihun Amerika Büyükelçisi FletCher V/arren bu bölgede petrol aramakta olan Gilliland Amerikan şirketinin bu merasim için Türkiyeye gelen müdürü Mr. J. H. Gilliland ve eşi, Hatay, Adana İçel, Maraş ve Gaziantep valileri, kolordu ve tümen kumandanları, muhtelif der nek ve cemiyetlerle saik teşekküller mensupları ve meydanı doldurmuş bu lunan çok kalabalık bir vatandaş top luluğu tarafından karşılanmıştır.

Adnan Menderes, halkm tezahüratı arasında otomobille şehre hareket et­miş ve yollardan taşan İskenderunlu­ların alkışları arasında Cumhuriyet meydanına gelmiştir. Burada da meydanı doldurmuş bulunan mahşerî kala­balık Başvekili sevgi tezahürleriyle is­tikbal etmiş ve Adnan Menderes İsltert derunlulara hitaben, sık sık alkışlarla image001.gifkesilen bir konuşma yapmıştır.. Başvekil ve beraberindeki zevat,    öğ­leden sonra, İskenderuna, 25 kilomet­re mesafedeki Arstız'a otomobillerle ha raket etmişlerdir.

Arsuz'dski petrol arama kuyusu, pet­rol kanununun yürürlüğe girmesinden sonra, ruhsatname alarak Türkiye'de petrol aramaya başlayan 12 yabancı şirketten biri olan Gilliland şirketi ta­rafından açılmaktadır. Gerek Kanada' da, gerek Birleşik Amerika'nın muhte lif yerlerinde faaliyette bulunmakta olan Gilliland firmasına ceman 100 bin hektara yakın bir sahada petrol aramak üzere,1956 yıılnda iki ruhsatname verilmiştir. Bu ruhsatnamelerden biri İskenderun'un güneyindeki bölge ye aittir ve Arsuzdaki kuyu bu bölge­ye dahil bulunmaktadır". Diğeri ise Cizre'nin güneyinde kalan ve Rübaîkale sektörü denilen mmtâkadadır. ki, aynı şirket bu sahada da 1957 yılında ikinci bir petrol arama kuyusu aç­mak üzere hazırlıklar yapmaktadır.

Başvekil Adnan Menderes, çevresi bay­raklarla donatılmış bulunan petrol kampında kalabalık bir vatandaş top­luluğu tarafından hararetle alkışlan­mış, petrol dairesi reisi, reis muavini, maden tetkik ve arama .enstitüsü es­ki ve yeni müdürleri ile kampanyada ki yabancı ve Türk teknisyen ve işçi­ler  tarafından  karşılanmıştır.

Adnan Menderes, beraberindeki zevatla birlikte, mecmu yüksekliği 40 metre yi bulan petrol sondaj kulesinin orta sahanlığına çıkmış ve yapılan çalışma­lar hakkında Gilliland şirketi müdürü Mr. Gilliland ile şirketin Türkiye mü­messilinden ve diğer alâkadarlardan izahat aldıktan sonra, hazırlanan bir şampanya şişesi «hayırlı olması» temennisiyle sondaj matkabına vurarak pat­latmak suretiyle bu çalışmaları alkış­lar arasında fiilen açmıştır.

Ruhsatname sahibi .şirket, bu arama kuyusunu Arsuz mevkiinde, denizin he men kenarında aramaktadır. Sondaj takriben 400 metre kadar derinliğe inildikten sonra bu ameliyeye 1525 met­re derinlikte muayyen bir hedefe ulaşmak üzere, körfezin dibindeki arazi­nin altına doğru meyilli bir istikamet­te devam edilecektir.Gilliland şirketi, arama kuyusunun açılmasından birkaç müteahhit firma: ile .işbirliği halinde çalışmaktadır. Mese­lâ sondaj ameliyesi mütehassısı bir fir ma, sondajın meyilli bir istikamette hedefe ulaşması ameliyesini başka bir firma ve nihayet sondaj işlerinin he­yeti umumiyesine nezaret vazife ve mesuliyetini de dördüncü bir firma ü-zerine almıştır.

Hâlen Arsuz petrol arama kampında. 7 ecnebi teknisyen ile 28 Türk teknisyen ve usta işçisi, üç vardiya halinde ça­lışmaktadır. Gilliland şirketi, giriştiği petrol aramalarının muhtelif safhala­rında maden tetkik ve arama _enstitü-müzün yetiştirmiş olduğu elemanlar­dan da faydalanmaktadır.

Başvekil Adnan Menderes, kamptaki çalışmaları görukten sonra Antakya'ya gitmek üzere Arsuz'dan ayrılmış ve tezahüratla   uğurlanrnrştrr.

 Ankara :

Federal Almanya'da demokratik çevreler arasında işbirliği adındaki, yarı resmî haber ve neşir teşekkülleri mensup larmdan. Herr, Jahn'in riyasetinde 6 kişilik bir heyet bugün İstanbul'dan Ankaraya gelmiştir.

Hava alanında Hariciye Vekâleti mat buat bürosu müdürü İsmail Soysal ve Almanya Büyükelçiliği mensupları tarafından karşılanan heyet hükümetimi zin misafiri olarak memleketimizde tetkiklerde ve bazı ziyaretlerde buluna­caktır.

-Ankara :

Ankara Belediye Reis Vekili Turgut Töker, şehrin imarı mevzuunda mu­habirimize aşağıdaki izahatı vermiş­tir:

Belediye tarafından şimdiye kadar is timlâk edilen saha 7 a-da olup 174 par seldir. İstimlâk bedeli olarak binalar için bir buçuk arsalar için de 22 mil­yon olmak, üzere cem'an 23.5 - 25 mil­yon liradır. Bazı gazetelerin yazdığı gi bi 350 esnaf dışarıda kalmamıştır. Be­lediye Akkoprü semtinde, istimlâk edilen sahadaki esnaf için 140   dükkân tahsis edilmiş olduâu halde ancak 4 esnaf buraya yerleşmiştir. fielediye, yi kim başlamadan evvel şehrin muhte­lif yerlerinde hususî şahsa ait 500 dük kânın da boş olduğunu tes'olt ettirmiş tir. Bununla beraber esnafa Atatürk bulvarında, Samanpazarında ve Rüzgârlı Sokakda dükkân yaptırması için yer tahsis edilmiştir. Samanpaz arında 26 dükkânın inşaatı bir kaç güne katlar bitmiş olacaktır. Atatürk Bulvarında 50 dükkânın inşası devam etmektedir.

Diğer taraftan Ulus meydanında da istimlâk edilen sahada 30 metre genişli­ğinde bir caddenin inşasına başlanmıştır. Maksadımız, temizlediğimiz sana­nın yollarını açmak ve asfaltlamaktır. Sahanın kısa zamanda imarı için muh telif teşebbüslerde bulunarak esnaf ve mesken sahipleriyle müşterek bir for­mül bulmaya çalışıyoruz.

Ankaranın imarı mevzuunda belediye nin çalışmaları bunlardan ibaret de­ğildir. Bu faaliyetlerimizden meselâ bu yıl içinde Ankaranm muhtelif eem tinde 1Ö3 adet yol inşasına, başlamış bulunuyoruz. Bu yolların mecmuunun tülü 41 kilometrelik yol sathî ve as­falt kaplanmış olarak yapılmış kanal açılarak hizmete girmiştir. Altındağ ve Yenimahallede birer belediye binası yapılmıştır. Yine Belediye tarafın­dan Yenişehirde 4.5 - 5 milyon liraya mal olacak olan mesken inşaatına başlanmıştır. Yine Ulus meydanında eski sağlık müdürlüğünün bulunduğu kö­şede 1.300.000 liraya inşa edilen iş ha nı yakın bir gelecekte hizmete gire­cektir.

İstanbul caddesi Yenimahalleden itıba ren Gençlik parkına kadar ortadaki refuz kaldırılmak suretiyle 20 metre genişletilmiştir, Dikimevinden Kurtuluş'a kadar Cebeci caddesi de demir­yoluna doğru 6 metre genişletilmek suretiyle İnşa edilmektedir.

Ayrıca Yeni mahalle ve Altındağ'da park, bahçe ve çocuk bahçesi inşasına başlanmıştır. Altındağda eski Türk stili ve 1 milyon liraya mal olan 140 dük kanlık bir çarşı inşa edilmiştir. Gele­cek yıl inşa mevsimi başlangıcından itibaren Yeni mahallenin bütün so­kakları ve Gülveren mahallesinin yol­ları asfaltlanacaktır.»


 

Ankara :

Bir tetkik gezisine çıkmış olan Doğu Pakiitan havacılık kulübüne mensup b&ş   kişilik bir heyet, dün hususî   iki

uçakla şehrimize gelmiştir.

Pakistan heyeti, bu sabah. Anıt Kabri ziyaret ederek bir çelenk koymug ve saygı duruşunda bulunmuştur. Dost ve müttefik devletin havacıları dana üonra Türk Hava Kurumunu da ziya­ret etmişler ve kurum idarecileriyle bir müddet görüşmüşlerdir. Bu arada kendilerine kurumun hâtırası olarak hediler verilmiştir.

Bilâhare, Etimesgut'taki Türîckuşu te­sislerini gezen misafir havacılar öğleyemeğini Türkkuşunda yemişler ve eaat 15 de özel pilot kursunu bitiren gençlerin bröve merasiminde hazır bulun­muşlardır.        

İzmir :

Tepecik'teki modern Eşrefpaşa hasta-hanesinin ilave pavyonları ile poliklU nik tesisleri bugün saat 10.30 da Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Na­fiz KÖrez tarafından açılmış ve halk. hizmetine girm'iştir.

Bu münasebetle yapılan merasimde meb'uslar, Vali vekili. Belediye reisi, tıp fakültesi dekan ve profesörleri, Sıh hat Vekâleti ileri gelenleri ile kalaba­lık bir davetli grubu ve binlerce va­tandaş hazır bulunmuştur.

Belediye Reisi Enver Dündar Basarki sa bir konulma yaparak, hastahanenin tarihçesini ve geçirdiği tekâmül saf­halarını izah etmiş ve 13Û4 yılında Eşrefpaşa 'tarafından 25 yataklı olarak tesis edilen, 1326 da hususî teşebbüse devredilen yatak adedi 50 ye çıkartılan hastahanenin 950 den bu yana tama­men modern bir hale getirüdiğiöi ve yatak adedinin 125 e çıkarıldığını söy­lemiştir.

Belediye Reisi bilâhare, yeni yapılara tesislerle hastahanenin tam teşekküllü bir hastahane haline geldiğini, eksik­liğini ziyadesiyle hissettiren, goz ve nisaiye servislerinin bugünden itiba­ren hizmete girdiğini ve hükûmeti geniş müzaheret ve yardımlariyle yatak adedinin de 25 ilâvesiyle 150 ye çıkartıldığını zikretmiş ve Sıhhat Ve­kilinin kurdeleyi kesmesini rica et­miştir.

Dr. Nafiz Körez. binlerce kişinin alkış­ları arasında kısa bir konuşma yapmış ve her sahada müşahede edilen kalkınma hareketlerinin sağlık sahasında da ciddî bir gelişme kaydettiğini, hâlen yatak adedinin resmî hastananelerde 32.000 olduğunu, buna hususi hastahanelerdekini ilâve ettiğimiz zaman 40 tona yaklaştığını belirtmiş ve «fakat biz asla bununla iktifa etmiyeeeğiz. Prensibimiz daima ileri gitmektir. Bu­nun için memleketimizde her gün ye­ni bir sağlık tesisinin acılısına şahit olacaksınız» diyerek halkın coşkun te-tahüratı arasında kurdeleyi kesmiş ve yeni tesisleri halk hizmetine açmış­tır.

Sıhhat Vekili ve davetliler bilâhare ye ni tesislerle hastahaneyi gezmişler ve hastaların hatırlarını sorarak kendile­rine «geçmiş olsun»» demişlerdir.

Dr. Nafiz KÖrez müteakiben, yine Te­pecikte, hâlen son inşaat işleri ikmâl edilen ve Cumhuriyet bayramında açılış merasimi yapılacak olan 125 ya­taklı göğüs cerrahisi hastahanesine giderek, alâkalılardan izahat almış vs bazı direktifler vermiştir.

Vekil ve refakatindeki zevat bugün saat 13.30 da uçakla Ankaraya dönecek­lerdir.

4 Ekim 1956

 Ankara :

Ankaramn Belediye Meclisi Reisveküi Necmettin Sahir Sılan, Tokyo şehrinin kuruluşunun 500 üncü yıldönümü mü­nasebetiyle Tokyo Valisine aşağıdaki telgrafı  göndermiştir:

«Bugün toplanan Ankara Belediye Meclisi, Toltyo şehrinin kuruluşunun beş yüzüncü yıldönümü vesilesiyle ter tiplenen merasime ve kongreye iştirak için vâki nazikâne davetinize icabst et miş olan sayın Belediye Reisimizin aranızda bulunduğu şu günlerde, Tok­yo şehri adına gösterdiğiniz alâka ile hüsnü kabulden mütehassıs olarak mümtaz şahsınızda Tokyo halkını en iyi temennilerle selamlamaya karar vermiştir.

Bu karan, şahsî saygılarım ve en iyi temennilerimle bildirirken başşehirle­rimiz arasındaki bu güzel temasları, temsil etmek şerefini kazandığımız Ankara veTokyolu hemşehrilerimizi bir­birine yaklaştırması bakımından oldu­ğu kadar, milletlerimiz ve hükümet­lerimiz arasındaki eski ve samimî dost luk rabıtalarının yeni bir tezahürü olarak telâkki ettiğimizi kayıt ve ilâve eylemekle bahtiyarım.

Gerze:

Gerze yangın, felâketzedelerine yapıl­makta olan maddî yardımların tediye­sine bugün de devam edilmiş ve Kızı­lay ekibi tarafından 407 aileye 1,5 mil yon lira Ödenmiştir. Diğer taraftan Gerze'de yanan camilerin yerine yeni­ci lerinin inşasına yardım için millî ko­mite başkanı Afyon mebusu Riza Çerçel, millî komitenin yardımı olarak 100 bin liralık bir çeki, bugün alâkalılara vermiştir.

- Ankara :  

Orta Anadolunun zaman zaman uğra­dığı kuraklık âfetine karşı alınan ted­birler meyanmda bu bölgenin yeraltı ve yer üstü sularından azamî derecede faydalanmak yoluna gidilmiş bulu­nulmaktadır. Bilhassa, Toros'ların şi­mal Versaylarında Orta Anadolu ka­palı havzasına akıp burada, yer yer bataklıklar meydana getiren kü­çük derelerin daha ovaya erişmeden ev vel suları, yapılacak barajlar gerisin­de toplanılacak ve bu suretle bataklıklar bertaraf edileceği gibi yaz aylan zarfında lüzumlu su da toplanmış ola­caktır.

Bu maksatla Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğünce 16 adet baraj üzerinde durulmaktadır. Bunlardan Damsa, Ay­rancı ve Sille barajları inşa halinde olup Damsa barajı bu sene, Sille ve Ayrancı barajları 1957 senesi sonunda bitirilecektir.

Bunlara ilâveten, Apa, Altunpala, Mayve Mamasün barajları üzerinde çalış­malar da çok ilerlemiştir. Bu barajla­ra ait arazi etütleri ikmâl edilmiş olup proje hazırlığına geçilmiştir, önümüz­deki aylar zarfında bu barajların iha­leleri cihetine gidilecektir.

Bu suretle Konya ovasında sulanan sa ha miktarı 300.000 dönümden 1 milyon'â çıkarılmış olacak ve Aksaray ovasın da da 100.000 dönüm sulanmış olacaktır.

Mütebaki barajlar üzerinde dt etüdler yapılmaktadır.

 Ankara :

29 kişinin Türk vatandaşlığına alınma lan hakkındaki İcra Vekilleri Heyeti kararı, bugünkü resmî gazetede yayın lanmıştır.

6 Ekim 1956

 İstanbul :         

İstanbul'un kurtuluş yıldönümü şen­liklerine heyecan içinde- devam edil­mektedir. Bu gece şehir ye resmî bi­nalar, baştan basa ışıklarla donatılmış, tarihî âbideler projektörlerle aydmlatılmıstır.

Tam saat 20 de Türkün sönmez ateşini terasilen Çamlıca tepesinde   büyük bir ateş yakılmıştır. Ateş sabaha   ka­dar devam edecektir.

Ayrıca Sarayburnunda İstanbulun or­duya mihnet ve şükranı ibaresi yazı­lı büyük, bir elektrikli vecize yazıl­mış, limandaki bütün gemiler dış ay­dınlatma yapmışlardır.

Yine saat 20 de Taksim Cumhuriyet meydanında 300 izcinin iştirak; ettiği büyük bir fener alayı tertip edilmiş ve bu alayda. Vali ve Belediye Reisi ile ordu müfettişi ve kumandanlar ha­zır bulunmuşlardır.

Müteakiben Vali ve Belediye Reisi Taksim Belediye gazinosunda ordu şerefine bir akşam yemeği vermiştir.

Diğer taraftan Taksim meydanında, Fatih parkında Beşiktaşta Barbaros meydanında, adalarda, Topkapı meydanında, Bakırköyde, Kadıköyde, İskele meydanında, Sarıyerde ve Pendik'te muhtelif bandolar geç vakte kadar mülî havalar çalmışlar, Sarayburnunda veÜsküdar Şemsipaşa'da havaî fişenkkri atılmıştır.

İstanbul bundan 34 sene evvel olduğu gibi aynı heyecan ve coşkunluk içinde istilâdan kurtuluşunun yıldÖnümüniL kutlamaya devam etmektedir.

 Batman :

Reisicumhur Celâl Bayar, refakatin­deki zevatla birlikte Siirt Vilâyeti ko­nağında Vilâyet erkânını kabul et­tikten sonra saat 12 de şehre 5 kiiomet re mesafede bulunan Botan barajıns gitmiştir. Siirt'in elektrik ve içme su­yunu verecek olan Botan barajınıis-1953 senesinde temeli atılmıştır. 1957 yılı bağlarında işletmeye   açılacaktır.

Reisicumhur Celâl Bayar, Siirt'in mü­him bir ihtiyacını karşılayacak olan baraj hakkında mahallinde ilgililerden, izahat almıştır. .Verilen malûmata gö­re, 1350 kilovat takatinde olan ÎBotarv barajının bütün tesisleri ikmal edil­miş olup ufak tefek tesisatın takılma­sına devam edilmektedir.

Bundan sonra Reisicumhur, bölge ka­rayolları müdürüne civar yollar hak­kında sualler sormuş, bu arada Süet­ten 18 kilometre mesaîede bulunan ve inşaatı bitmiş olan Botan çayı üzerin­de Dsrgalip köprüsü hakkında malû­mat alınmıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar. müteakiben baraj tesislerini gezmiş, öğle yemeğini 1 tümen mahfelinde yemiştir. Saat 14.30 da Siirtlilerin coşkun tezahüratı ara­sında uğurlanan Celâl Bayar, saat 16.3$ da Batman'a muvasalat etmiştir. Kısa bir istirahatten sonra Reisicumhur Ce lâl Bayar, beraberinde İzmir mebusu Pertev Arat, efeki Bolu mebusu Zuhu­ri Danışman, başyaver, hususî kalem müdürü ve yaveri olduğu halde saat. 17 de uçakla Ankaraya hareket etmiş­tir.

 Elâzığ :

Şehrimiz verem savaş derneği tarafın­dan yaptırılan verem pavyonu, dün merasimle  hizmete   açılmışta:.

Elâzığ meb'usları. Vali, Vilâyet erkânı. Sağlık Müdürü, şehrimizde'ki hastahanelerin baştabip, doktor, ve diğer per­sonelinin hazır bulunduğu merasimde, -Sağlık Müdürü bir konuşma yaparak eserin vücude gelmesinde yapılan ça­lışmaları ve yardımları minnetle anmıştır.

Vali kısa bir konuşma yaparak sağlık sahasında başarılan işleri zikretmiş ve hayırlı uğurlu olması temennisiyle ve rem pavyonunu hizmete açmıştır.

 Antalya :

Vilâyetimizin Akseki kazasının Murat İÇİ mevkiinde çok zengin bir maden .kömürü damarına tesadüf edilmiş ve yapılan tahliller neticesinde bunun bü yük bir enerjiye sahip bulunan «Huy» ıev'inden bir kömür olduğu anlaşıl­mıştır. Kömür maddesininin derhal işle­tilmesine başlanmıştır. Şimdilik günde ocaktan onbeş ton miktarında istih­sal yapılmakta ve istihsal edilen kö­mürlerin mühim bir kısmı Konya'daki sanayi müesseselerine satılmaktadır. Mezkûr kömürün Antalya'ya gönderilmeside kararlaştırılmıştır.

 Batman :

"Evvelki geceyi Van'da geçiren Reisi cumhur Celâl Eayar dün sabah Vilâ­yeti ziyaret ettikten sonra uçakla Batman'a gelmiştir. Gerek Van'dan ayrılı şmda ve gerekse buraya varışında meydanlarda toplanan halkın içten gelen tezahüratı  ile karşılanmıştır.

"Reisicumhur Celâl Eayar'a Van'da 3 üncü ordu müfettişi Necati Tacaıı ile generaller de iltihak etmiştir.

"Reisicumhuru hamil bulunan uçak Bat man hava meydanına indiğinde başta Siirt ve Diyarbakır Valileriyle Türki­ye petrolleri anonim ortaklan umum müdürü ve kalabalık bir halk kütlesi tarafından karşılanmıştır. Hava alanından doğruca Belediyeyesiden Reisi­cumhur burada kısa bir istirahatı mü­teakip saat on üç otuzda yeni kuru­lan ve işletme tecrübesi devresinde bu lunan petrol rafinerisi tesislerini gez­miştir.

Fabrikanın methalinde personel ve burada çalışmakta olan Amerikalılar tarafından karşılanan Reisicumhur Ce 3âl Bayar, bilâhare Umum Müdür >r. Şahap Birgi ile burada vazife görmek­te olan yüksek- mühendislerden aşağı­daki izahatı almıştır:

Bu petrol rafinerisinin 1954 yılında merkezi Amerikada olan The Ralph M. Parsons müteahhit mühendis şirketi ta rafından tesisine başlanmış ve 1956 se nesinin başında ikmâl edilerek tecrü­belere geçilmiştir. Yapılan tecrübeler den alman neticeler tamamen müs'bet olmuş v.e bu yılı tecrübe devresi ola­rak geçirmek üzere, istihsal peyderpey arttırılarak nihayet fabrikanın azamî kapasitesi olan günde bin ton tam pet role varılmıştır. Rafineride bu yılın tecrübe devresi zarfında elli iki bin beş yüz ton otomobil benzini, on altı bin ton motorin, elli bir bin ton asfalt ve yüz otuz sekiz bin ton Fuel oil yani ağır mazot istihsal edilecektir. Ya pılan tecrübelerden bugüne kadar el­de edilen istihsal miktarları bu prog­ramı tamamen tutmaktadır. Elde edilen benzin yüksek evsafta olup, Kay seriden itibaren doğu bölgemizin bü­tün benzin ihtiyacını karşılamakta ve gün geçtikçe İskenderun'a ve ötesine sevkiyat yapılmaktadır. Hâlen Fuel oil jle Doğu bölgemizdeki bütün tren­ler ve yeni kurulan fabrikalar çalış­makta ve istihsal edilen asfalt da mem ieketirnizin bütün ihtiyacını karşılaya­bilmektedir. Bir seneden beri memleke timize asfalt ithal edilmediği gibi, elde edilen bol ve ucuz asfalt sayesinde ka rayollarının bu sene geniş Ölçüde as­faltlanması da temin edilmiş bulun­maktadır. Petrol rafinerisinin bam maddesini veren Raman petrol saha­sından başka son zamanlarda Garzan mıntıkasında da büyük mikyasta in­kişaf kaydolunmuş ve kalite itibariyle Ramandakine nazaran daha üstün ev­safta bulunan bu petrolden istifiadeye bağlanmıştır. Bu iki petrol sahası, ra­finerinin asgarî bîr hesapla yirmi beş ilâ otuz yıllık ihtiyacı karşılayacak du rumdadir. İstihsalde geçmiş olan saha lar başında Resan' StrÜktüründe son­dajlar da yapılmaktadır. Ayrıca son­daja takaddüm etmek üzere iki ekip vasıtasiyle Kiradağ ve Kentalan bölgesinde ve diğer ecnebi şirketlerle bir­likte memleketin muhtelif yerlerinde alman ruhsatname sahaları üzerinde jeolojik araştırmalar programa alınmış tır.

Yapılmakta olan aramalar Batman'ı, da ihtiva eden cenubî şarki bölgesinde bü yük ölçüde petrol bulma imkânlarını erttırmıştır. Türkiye petrolleri anonim ortaklığından başka, bu bölgede ec­nebi şirketler de petrol kanunun ya­rattığı imkânlardan istifade ederek bü yük mikyasta jeolojik etüdlere giriş­miş bulunmaktadır. Memleketin diğer yerlerinde de bu şekilde ön aştırmala­ra devam edilmekte, Trakyada jeolojik etüd sondajları yapıldığı gibi bir kaç gün evvel İs'kenderun civarında bir petrol ararna sondajı Gilliland firması tarafından başlamıştır. Bu çalışma neticesinde memleketin ihtiyacı bu­lunan petrol miktarları temin edilece­ği gibi memleketin bütün petrol mah­sulleri ihtiyacını imâl edecek büyük rafinerilerin kurulması için de teşeb­büslerin yapılmakta olduğu malûmdur. Bu sene zarfında istihsal edilecek olan yukarıda yayılan müştakların dö-viz kıymeti sekiz milyon dolar olup önümüzdeki yıllarda bu rakam senede on ilâ on iki milyon dolarlık bir döviz tasarrufunu sağlayacaktır. Memleke­tin petrol vs müştakları ihtiyacını çok süratte karşılamak zarureti hissedildi ği irindir ki, ortaklık teknik sfahada çok geniş bir personel ile faaliyetini in kişal ettirmektedir.

Bir fikir vermek üzere şunu söyleye­biliriz: Müteahhidin mühendis ve tek nisyenlerinden başka, muhtelif şu­belerde ihtisas sahibi bulunan mühendis jeolog ve yüksek mühendis ade­di otuz altıyı bulmuştur. Geniş bir kadro teşkil eden tecrübeli teknisyen, usta ve âdi işçi sayısı bin y.edi yüzü bulmaktadır. Amerikalı mon­taj müteahhidi ile yapılan mukavele ahkâmı gereğince petrol rafinerisinin tecrübe işletmesi bugünden itibaren ta mamen Türk mühendis ve teknisyen­lerine devredilmiş   bulunm'aktadır.

Aldığı izahattan memnuniyetini ifade eden Reisicumhur Celâl Bayar, bundan sonra rafineri tesislerini gezmiş ve öğ le yemeğini refakatindeki zevatla   birlikte, petrol işletmesinin misafiirhani­sinde yemiştir. Öğleden sonra 'Reisi­cumhur Celâl Bayar yanmdakilerle birlikte Raman'a gitmiştir. Burada petrol kuyularının faaliyetini tetkik eden Reisicumhur Bayar ilgililerden izahat aldıktan sonra otomabille Batman' a avdev etmiştir. Gece Batman'da ge­çirilmiştir.

7 Ekim 1956

 Ankara :

Maliye Vekâletinden  bildirilmiştir:

Bugünkü resmî gazetede intişar bir ve'kiüer heyeti, kararı ile, memle­ketimizde takriben rubu asırlık bir Ömrü olan (Deblokaj) mekanizması, (turist dövizi) mevzuuna ve diğer ba­zı âcil ihtiyaçlarımıza, d&ha iyi cevap verecek bir şekil almış bulunmakta­dır.

Deblokaj mekanizmasının, istihsal hu susiyetleri ve dış piyasalar icabı' ola­rak mutad ve normial ticaret rejimi da hilinde ihracı mümkün bulunmaya» bir kısım mahsul ve mamullerim izin' ih raci suretiyle, yurdumuzda iş yapan be. zı ticaret, sanayi ve nakliye şirketleri­nin temettüler inin, ^ecnebilere ait em-vıal ve emlâkin kira ve satış bedellerinin ve benzeri bazı alacakların trans­ferlerinin teminine matuf malî bâr usul olduğu malûmdur.

Eu usulün, bir taraftan deblokaja tah­sis edilmiş bulunan mialların temin et­tiği dövizlerden, tediye muvazenemiz ve para kıymeti bakımından, lâyıkıyle istifadeye imkân vermemek, diğer ta­raftan bu çeşit mallara emin ve tat­minkâr bir ihraç bedeli sağlıyamamak" gibi bazı ehemmiyetli mahzurları na­zara çarpıyor ve ayrıca turistlere he­men her memlekette şu veya bu şe­kilde tatbik olunmuş ve faidesi görül­müş bir yolun, yani ellerindeki döviz­leri seyahatlerini cazip kılacak bîr fiatla v.e meşru bir şekilde bozdurabilmek yolunun, açılması zamanının gel­diği müşahede ediliyordu.

Büyük yatırım faaliyetlerimizin inzumlu kıldığı döviz ihtiyaçları dolayısiyle sanayiimizin küçük fakat pek müphem yedek parça ve montaj     ihtiyaçlarının karşılanmasında bazı te­ehhürler vukua gelmekte idi.

Harice seyahat etmek zaruretinde bu­lunan vatandaşlara, hem diğer haya­tî ihtiyaçlara tahsisi kabil dövizlerden tahsisler yapmak, mecburiyetinde kalmanın hem de mümkün olduğu ka dar çok ihtiyaç sahibi yeteri kadar tahsis yacamamış olmanın üzüntüsü var­dı.

Bir müddetten beri devam eden çalış malar neticesinde işaret olunan nok­sanların izalesini temin edecek yeni şekil tesbit edilmiş bulunmaktadır. Bu şekle göre deblokaja tahsis edilmiş bu lunmaktadır. Bu şekle göre deblokaja tahsis edilmiş malların ihracatçıları, yabancı turistler, hariçte yurda getir­mek mecburiyetinde bulunmadıkları servetleri ve alacakları bulunanlar, dövizlerini bu güne kadarki tecrübeler neticesinde belirmiş bulunan bir sevi­ye üzerinden tesbit olunmuş bir fiatla bankalarla satabilecekler, harice se­yahat etmek mecburiyetinde bulunan vatandaşlar ile küçük yedek parça te­mini için veya montaj vesaire gibi hiz metler dolayısiyle harice tediye yap­mak ıztırarmda bulunan sanayiciler dövizlerini ayni bankalardan, keza aynı şekilde tesbit edilmiş fiatlarla, Sa­tın alabileceklerdir.

Bu suretle memleketimiz yabancı sey­yahlara daha cazip bir hale gelmiş, harrice seyah'at etmefe zaruretinde bulu­nan vatandaşlar gönül huzuru ile dö­vize sahip olmak imkânını bulmuş ola­cakları gibi, bu deblokaj mekanizması şekli, derpiş edilen neticeleri verdiği takdirde, seyahat etmek istiyen vatan daşlara yakın istikbalde muayyen dit döviz hakkı tanınması imkânı da be­lirmiş bulunacaktır.

Bu usul sayesinde tediye muvâzene­miz sikri geçen döviz taleplerinin kü­çümsenmeyecek tazyikinden kurtul­muş ve aynı zamanda bir kısım dö­viz rantrelerimiz çoğalmış olacağı için son zamanlarda alınmış bulunan tedbir ler neticesinde paramızın değerinde müşahede olunan yükselmenin bir de­rece daha kuvvetleneceğinden emin bulunulmaktadır.

8 Ekim 1956

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün saat 16 da Çankayada, itimadnamesini tak­dime gelen Federal Almanya'nın yem Büyükelçisi Dr. Fritz Oellers'i kabul etmiştir.

Bu kabulde Hariciye Vekâleti Vekili Ethem Menderes de hazır bulunmuş­tur.

 Ankara :

Gerze yangını dolayısiyle kurulmuş o-lan millî yardım komitesi eliyle top­lanan yardımların felâketzedelere tev­zii münasebetiyle Reisicumhur Cfelâl Bayar'a şu telgraflar gönderilmiştir:

Muhterem Celâl B'ayar

Reisicumhur

Ankara

Gerze yangını felâketi münasebetiyle zatı devletlerinizin yüksek himayeleri altında teşekkül eden millî komiteyi faaliyete getirmekle yaralarımızı unutturmuş bulunuyorsunuz. Hayırse­ver ve asil Türk milletinin yardımları­nın âdilâne bir şekilde tevzi edilmesin­den doğan memnuniyetlerimizi iz­har eder, memleketimiz adına şükran hislerimizi bildirir, ellerinizden Öperek afiyetlerinizin berdevam olmasını Tan­rıdan dileriz.

Genel Meclis âzası Nazım Avcı Belediye Encümen âzası Ahmet Sayın Celâl Bayar

Reisicumhur

Ankara

Gerze felâketzedelerine yapılan teber-ruun tevzii için göndermiş olduğumıs sayın Afyon milletvekili Rıza Çerçe^ tevziatı bütün haJkm arzu ettiği şekil­de yapmıştır. Her vatandaş bu tevzi-den memnundur. En derin şükranla­rımızı arz eder, ellerinizden öperiz.

Gazi Anakök Manav

 Ankara :

Hariciye Vekâleti Basın Bürosundan bildirilmiştir:

Malûm olduğu veçhile, son zamanlar­da, Yunanistan hükümeti dünyanın muhtelif bölgelerine bazı şahsiyetler göndermek suretiyle Kıbrıs meselesi hakkında propaganda turneleri tertip lemis bulunmaktadır.

Bu vaziyet Çarşısında, Türkiye hükü­meti de, şimdiye kadar mutad diploman ve matbuat voliyle hakikî durumu İ2£uh ve Türk tezini tafsil için sarfettiği gayretlere ilâveten bazı yeni faaliyetler sarfetmek mecburiyetinde bu lunmaktadır. Bu itibarla, sabık Mosko va Büyükelçimiz Muzaffer Göker'in başkanlığı altında Birlegmiş Milletler teşkilâtı nezdindeki daimî d.elegemiz vardırnrsı Turgut Menemencioğlu, pro îesor Şükrü Esmer ve amortisman san diğı umum müdürü Mehmet Ertuğml oğlu'dan mürekkep bir heyet teşkil e» cilmiş olup Lâtin Amerikaya, yâni merkezî ve cenubî Amerikaya giderek sıradaki bilcümle dost memleketlere Kıbrıs meselesinin hakikî durumunu ve Türkyenin tezini anlatmakla va­zifelen dirilmişt ir.

Bu mesele kam tarafın kesif propa­gandaları ile o derece tahrif edilmiş bulunmaktadır ki bu yüzden hakikî mahiyetini anlayıp doğru teşhisler koymak, bilhassa uzakta bulunuş da bu mesele ile esaslı surette alâkadar olma mış bulunanlar için müşkül bir hâle gelmiştir. Bu itibarla Kıbrıs meselesi­nin iç yüzü ve hakikî mahiyeti hüsnü niyet sahibi olanlara bütün açıklığıyla teşrih ve izah edilebildiği nisbette ha kik'atin tecellisi suretiyle Türk tezinin ve durumunun sağlamlığının gereği gibi meydana çıkacağından şüphe edile­mez.

Bilindiği gibi, hâlen Türkiyenin yalnız Arjantin, Brezilya, Meksika ve Şili'de daimî diplomatik temsilcilikleri mev­cuttur. Her biri ayrı ayrı ehemmiyet arzeden ve memleketimizde kendilerine karşı samimî dostluk hisleri bes­lenen diğer Lâtin Amerika memleket­lerinde maalesef sefaretlerimiz mev­cut değildir. Sözü geçen heyet, daimî diplomatik temsilciliğimiz bulunsun .veya bulunmasın bilcümle Lâtin Ame­rika memleketlerini ziyaret edecektir. Bu suretle, bir yandan temsilciliğimiz bulunmayan Lâtin Amerika memleketlerine, Türkiye'nin kendi meselelerini anlatmak, onların meselelesini yakın­dan Öğrenmek ve bu yolda dostluğu in kişaf ettirmek hususundaki samimî arzusu ispat edilmiş ve daimî temsilciliklerimiz bulunanlara da kendilerine atfettiğimiz hususi ehemmiyet bir ke­re daha tebarüz ettirilmiş olacaktır.

Görülüyor ki, sözü geçen heyet, Türks ye için son derece mühim olan Kıbrıs meselesinde hakikatleri iaah ederken, cihan sulhunun mesnedini teşkil eyle­mesi îcataeden, memleketler arasındaki karşılıklı anlayış, itibar ve sempati te sisi gibi hayırlı bir vazifeyi, Lâtin Amerika gibi, milletlerarası sabada çok büyük ehemmiyeti olan bölgede ifa etmiş olacaktır.

Heyet bugün saat 12.30 da Newyork'a müteveccihen Ankara'dan hareket eden Pan Amerikan tayyaresiyle yola çıkmıştır.

Dün Dahiliye Vekili ve Hariciye Vekâ İsti Vekili Ethem Menderes'in nezdin de bir çalışma toplantısı yapmış ve bu sabah ayrıca Başvekil Adnan Men der.es tarafından kabul edilmiş olan heyet, Esenboğa hava alanında Başve­kilimiz adına Başvekâlet kalemi mah­sus müdürü Muzaffer Ersü tarafından uğurlanmıştır.

 İstanbul :

Millî Müdafaa Vekâleti İstanbul Tem­sil Bürosundan Öğrendiğimize göre, muhtelif sınıflarda, kara - hava işbir­liği çalışmalarını geliştirmek ve mo­dern silâhlarla eğitimi kuvvetendir-mek, üst kademe kumandanlarına müstakiltn karar vermek tertipe tedbirler almak İmkânlarını sağlamak maksadivle tertiplenen atışlı tatbikat bu sabah başlamıştır.

İstanbul'un fethi sırasında bayrağımı­zı surlara tırmanarak ilk defa diken Ulubatlı Hasan'a izaîe edilen tatbika­tın ilk gününde verilen faraziyeye na­zaran üstün düşman kuvvetleri şehrimizin yakınlarına kadar-gelntiş ve camlar bölgesinde 4-5 kilometrelik bir mesafeye girmeye muvaffak olmuş tur.  

Mavi kuvvetler düşmanın bu bölgede iki bir yarmasını Önlemek maksad'iyle savunma muharebeleri yapmaktadır.

Her iki tarafın enerjik ve şuurlu ha­reketleri ile devanı eden,tatbikatı mü şahit olarak dost ve komşu Pakistan, İran, Irak ve Lübnan askerî heyetleride ilgi ile takip etmektedirler.

Erkânı Harbiyeî Umumiye Reisi Örge neral İsm'ail Hakkı Tunaboylu, (kara kuvvetleri kumandanı orgeneral Nuret lin Aknoz, birinci ordu müfettişi or­general Nazmi Ataç ile diğer yüksek rütbeli kumandanların hazır bulunduk lan ve harekât müdürü korgeneral Mithat Akçakotianm idare .ettiği1 tatbi­kat geceli gündüzlü devam ederek 10 ekim akşamı sona erecektir.

9 Ekim İ956

 İstanbul :

Washington'da toplanan milletlerarası para fonu ve dünyia bankasının 11 inci yıllık mutad toplantısında memleketi­mizi temsil etmiş, bulunan İktişad ve Ticaret Vekili Zeyyat Mandalinci ile beraberindeki heyet bu gece uçakla İstanbul'a davet etmiştir.

îktisad ve Ticaret Vekili, kendisiyle görüşen gazetecilere aşağıdaki beya­natta bulunmuştur:

«Milletlerarası para fonu ve dünya b'an kasının yıllık mutad toplantısına ka­tılarak hükümetimin görüşünü belirt miş bulunuyorum. Amerikada bulundu ğum müddet zarfında edindiğim in­tiba devlet adamlarına kadar her­kesin Türkiye'ye karşı çok büyük bir sevgi ve hayranlık duyduğu merkezin dedir. Amerikalılar, memleketimizi ya kından tanımaktı», iktisadî ve sosyal in İnsafımızı dikkatle takip etmektedir­ler. Amerika Birleşik Devletleri ile memleketimiz arasındaki sıkı dostlu­ğun daima ve ilelebet devam edeceği­ne emin bulunuyorum. Ben de bu se­yahatim esnasında Amerika ve Ame­rikalılara karşı derin bir sevgi ve hay ranlık duydum. Müteakiben Amerikanın Türkiye'ye yapması muhtemel büyük çapta bir iktisadî yardim mevzuunda  kendisin­den malûmat rica olunan İktisat ve Ticaret 'Vekili  şunları  söylemiştir:

«Yola çıkarken hükümetimden aldığım talimat üzerine, bu hususta hiç kimse ile görüşmüş ve hiç bir resmî temasta bulunmuş değilim, esasen buna lü­zum da yoktur.Seyahate çıkmamı icabettiren muayyen hedefim, mevzuuba his iki toplantıya iştirakle hükümeti­min görüşlerini belirtmekti.

Elbette bunun dışında da bazı temas­lar yapmış bulunuyorum. Fakat bun­lar tamamiyle nezaket temaslarından ibaret kalmıştır.

'Dünya, bankası ile münasebetlerimiz gayet normaldir ve vadesi gelip de Ödenmemiş hiç. bir borcumuz yoktur. Esasen bankanın geri kalmış memleket lere her sene yıllık umumî yardımı­nın yüzde 75 ine tekabül eden 396 mil­yon dolar tutarında bir yardımda bu­lunması iyi niyetlerinin bir nişanesi sayılmak lâzım. gelir.

BU arada, İktisad ve Ticaret Vekili, memleketimizde yanlış olarak aksetti­rilmiş bulunan Amerikada vermiş ol­duğu bir beyanatının aslını şu şekilde açıklamıştır:

«Bana, Amerikada turist dövizi mev­zuunda tetkik ve temaslar yapıp yapmıyacağımı soran bir (AP) muhbirine böyle bir şeyin mevzuubahis olma­dığını sadece belli iki toplantıya ka­tılmak üzere bu memlekete gelmiş ol­duğumu söyledim. Ancak muhabir, böy le bir şey mevzuubahis değildir, şek­lindeki ifademi turist dövizi mevzuun da Amerikada tetkik ve temaslar yap mryacağım mânasında değil de, turist dövizinin ihdası düşünülmediği sure­tinde aksettirmekle büyük bir yanlış­lık yapmıştır.

Zeyyat Mandalinci Yeşilköy hava kla­nında İktisat ve Ticaret  Vekâleti müsteşarı Munis Faik Ozansoy, bölge İkti­sat ve Ticaret müdürleri, ve sanayi odası erkânı ile diğer alakalılar tara­fından karşılanmıştır.

 Ankara :

Merkezi Şikago'da bulunan beynekni-lel cerrahlar kolejinin 13 eylül 1956 tarihinde Şikagoda yapılan onuncu beyneimilel toplantısında, İstanbul Tıp Fakültesi eski dekan ve cerrahî pro­fesörü doktor Cemil Topuzlu'ya kole­jin fahrî âzalık payesi tevcih edilmiş ve âzalık sertifikası ile madalya tür­ban ve toplantıya ait bir broşür pro­fesörümüze gönderilmek üzere Harici­ye Vekâletinde Sıhhat ve İçtimaî Mu­avenet Vekâletine tevdi olunmuştur.

Beynelmilel cerrahlar kolejinin bü­yük bir kadirşinaslık eseri olan ser­tifika, madalya, türban ve broşür, bu şayanı iftihar hâdise vesilesiyle ter­tip olunacak, bir merasimle profesörü­müze verilmek; üzere Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekâletince İstanbul Vali­liğine gönderilmiştir.

10 Ekim 1956

 İstanbul :

Ulıtbatlı Hasan tatbikatının bugünkü safhasında hazır bulunan Devlet Veki1i ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Şemi Ergin, kendisiyle görüşen muhabi­rimize ,tatbikat hakkında şunları soylemistir:

al inci ordunun tatbikatı gerek tara­lımızdan gerek yabancı müşahitler ta­ralından alâka ve hayranlıkla takip edildi.

Tatbikatı idare eden kolordu kuman­danı Mithat Akçakoca., hakikaten mu­vaffak olmuş bir tatbikatın içinde­dir.

Türk askeri ve Türk kumandanının tatbikatında olduğu gibi düşman kar­şısında da aynı disiplin, ve îmanla sa­vaşacağım biliyoruz.

Onun muharebe imanı sadece toprağı na göz dikenlere karşıdır ve Allah bu kudret ve imanı ona bunu için ver­miştir.

Mehmetçik, başlarında kumandanları olduğu halde dünyanın sulh nizamını muhafaza etmekle iftihar edebilir   ve biz de, millet de onlarla iftihar edi­yoruz. »

 İzmir :

Güney doğu Avrupa kara kuvvetleri kumandam  general Read Türk kara kuvvetleri kumandanlığına aşağıdaki mesaj: göndermiştir:

Savaş tatbikatı esnasında Türk ordularının mükemmel faaliyeti he­pimiz iein bir iftihar ve memnuniyet vesilesi olmuştur.

Kanaatimce öğrenilen derslerin ve karakterin, değerlendirilmesi bakımın dan en fazla muvaffak olan tatbikat­tır.

Tatbikata iştirak eden Türk silâhlı kuvvetlerinin meslekî ehliyetlerini, tatbikatın plânlaşmasmı ve tatbiki esna-smda gösterdikleri gayreti takdirle karşıladığımm kumandanlarımıza iblâğı­nı rica ederiz."

11 Ekini 1956

Adana :

İş ve İşçi bulma Kurumu Adana şu­besi müdürlüğüne bu yılın başından eylül ayı sonuna kadar 39.887 kişi mü racaatta bulunmuş ve Hatay'dan trans fer suretiyle gelen 7.317 kişi de dağıtılmak üzere 47.203 İşçi muhtelü sana­yi kollarına ve ziraat islerine yerleş­tirilmiştir. Mayıs iptidasından eylül sonuna kadar bir kısmı mukaveleli ve çoğu ağustos, eylül aylarında olmaik Üzere pamuk çalışma ve toplama işlerin de çalışan işçilerin sayısı 36.253 tür.

Ankara :

Yeniden 920 göçmenin Türk vatandaş­lığına alınmaları hakkındaki kararname bugünkü resmî gazetede yayınlan­mıştır.

12 Ekim 1956

Ankara :

Sıhhî sebeplere binaen istifa ederi Nafıa Vekili Muammer Çavuşoglu'nun istifasının kabulü ile Nafıa Vekâletine Hariciye Vekâlet: Vekilliği uhdesinde kalmak şartiyie Avdın mebusu Ethem raenderes'in, Dahiliye Vekâleti Vekilliğine de Adliye Vekili Prof. Hüse­yin Avni Göktürk'ün tâyinler:, yüksek tasdike iktiran etmiştir.

İzmir :

Dündar Başar'ı ziyaret ederek gelecek İzmir Enternasyonal Fuarındaki Arae rika Birleşik Devletleri pavyonunun müdürü Mr. Morrow Belediye Reisi E. seneki Fuara, Amerika'nın çok ge­niş Ölçüde iştirak etmek ve bol teş­hir malı getirmek üzere şimdiden ha­zırlıklar yapıldığını bildirmiş, aynı zamanda Başkan Eisenhovver'in gön­dermiş olduğu ve el yazisiyle imzaladı­ğı büyük bir fotoğrafını vermiştir.

Belediye Reisi bu kıymetli fotoğraf­tan dolayı teşekkürlerini ye onu bele­diye salonuna talik edeceğini bildir­miştir.

Amerikan pavyonu müdürü, aynı zaroandr şehrimiz okullarındaki öğren­cilere hediye olarak bir miktar oyun­cak da vermiş ve bu oyuncaklar Va­li Kâzım Paşa ilkokulu öğrencilerine tevzi edilmiştir.

İstanbul :

M. M. V. Temsil Bürosundan bildi­rilmiştir:

 Hasana tatbikatında müşa­hit olarak bulunan kardeş ve dost dev letlerden Irak ve Lübnan askerî he­yetleri bugün saat 18.30 da unakla memleketlerine müteveccihen şehrimizden ayrılmışlardır.

Misafirler Yeşilköy hava alanında Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâ­leti Vekili adına yaveri hava yüzbaşısı İzzet Köz, İstanbul garnizon kumanda nı korgeneral Ethem Akalın, İstanbul merkez kumandanı tümgeneral Kâzım Demirkan, generaller ve diğer yük­sek rütbeli subaylar tarafından uğurlanınışlardır.

 Ankara

Memleketin  kalkınmasını bir an  evvel temin etme yolunda sarfedilen ve günden güne büyük bir hız iktisap eden Nafıa Vekâleti çalışmalarını mat lup olan süratle takip ve temine sıh­hî vaziyetinin müsait olm'adığmdan bahis ile bulunduğu vazifeden affını is tirhan; eden Nafıa Vekili Muammer Çavuşoğlu'nun istifası kabul edilmiş­tir.

Başvekil Adnan Menderes, Muammer Çavusoğlu'na yazdığı cevabî mektupta sıhhî bir zaruret neticesi olarak isti­fasını üzüntü ile kabul ettiğini bildir­dikten sonra, gerek Münakalât Vekili olarak dürüst ve güzel hizmetlerinin daima müsbet intibalariyle meşbu bu lunduğunu ifade ederek en yakın bir zamanda tekrar mesaî teşrikinde bu­lunacakları ümidini izhar eyliyerek kendisine acil şifalar temenni etmiş­tir.

33 Ekim 1956

İstanbul :

Dünden beri İstanbulda bulunan Londra Büyükelçimiz Suad Hayri Ürgüplü bugün kendisiyle görüşen Anadolu Ajansı muhabirine aşağıdaki beyanatta bulunmuştur;

"Türkiye ile İngiltere arasındaki nor­mal siyasî mevzular üzerinde hükûme timle müzakerelerde bulunmak üze­re Türkiyeye g-elmiş bulunuyorum» Müteakiben Londra'ya döneceğim.

Bu arada tabiatiyîe Kıbrıs meselesi de müzakere edilecektir. Kıbrıs mevzuun­da hükümetimizin sarih ve kat'î kara­rı malûmdur. İngiltere dahi adada ih­tilâle ve tedhişe nihayet verilmeden hiçbir müzakereyi derpiş etmemekte­dir.

Tamamen sun'î olarak yaratılmış vs gayri mesul din adamlarının yajülış yollara sevkettikleri Kıbrıs dâvasının büyük emeklerle kurulmuş olan Türk-Yunan dostlusunu ve bunun menfa­atlerini Yunanlı dostlarımızın bir  an evvel anlamasını temenni ederim.

Süveyş kanalı dâvasında da hükümeti mizin noktaî nazarı malûmdur. Bizim için hayatî olan Orta doğu bölgesinde tehlikeli hâdiselerin doğmasından ev­vel Önlenmesi ve korunmasıdır. Ve bu prensibimizdir.

Bundan evvelki iki Hariciye Nazırları ile son Süveyş toplantıları aynı pren­sibe dayanarak cereyan etmiştir.

Türk - İngiliz dostluğu bu hâdiselerin ışığı altında her devirden fazla kıy­met ve ehemmiyet taşımaktadır.

Hükümetimle temaslarınım sonunda tekrar görüşeceğimizi ümid ederim.

Büyükelçimiz Önümüzdeki günlerde Ankaraya giderek Hariciye Vekâletiy­le temaslarda bulunacaktır.

 Ankara :

Teessürle haber aldığımıza göre, 35 yaş şairi Cahit Sıtkı Taranci, dün ge­ce Viyanada vefat etmiştir.

îki yıldan beri rahatsız buulnan değer li sanatkârımız, Ankara tıp fakültesi hast ananesinde 3 ay kadar tedavi gör­dükten sonra hükümetin yardımı ile Viyanaya gönderilmiş bulunuyordu.

Bugün alman haberde, Cahit Sıtkı Ta rancı'nm, tedavi edilmekte olduğu has tahanede zatülcenp neticesi hayata gözlerini yumduğu bildirilmektedir.

Cahit Sıtkı Tarancı, yeni neslin çığır açan en. kuvvetli şairlerinden biri idi. 35 yaş» ve «Düşten güzel» isimli şiir kitapları ile hakettiği şöhrete erişmiş bulunuyordu.

Öğrendiğimize göre, rahmetli sanatkâ sın cenazesi, yurda getirilecektir.

 İzmir :

Amerikalı şehircilik mütehassısı Fichard Neotre, Belediyenni daveti üze­rine şehrimiz imar plânı üzerindeki tetkiklerini bitirmiştir. Bugün imar müdürlüğünde fen ve imar müdürlük­leri mütehassıslarını Konak sitesi avan projesini hazırlayan imar mugayir îerinm önünde görüş ve mütalâalarını izah. eden mütehassıs, şehri umumî şe kilde gezmek suretiyle yaptığı tetkik­lerden elde ettiği neticeleri bildirmiş ve  tavsiyelerini  yakmıştır.

Mütehassıs, şehrin imar plânını ve Konak sitesi avan projesini, umumiyet itibariyle iyi bulduğunu söylemiştir. Amerikalı şehircilik mütehassısı, Ber­gama'ya giderek harabeleri, müzeyi ve dünyanın ilk hastahanesi ve tedaviyeri olan Eskülepyonu da gezmiştir.

Şehrimizdeki alâkadarlar, Amerikalı, mütehassısın plân ve projede bazı de­ğişiklikler yapılması hususundaki g-rüş ve mütalâalarını müsait karşıla­mışlardır.

 Ankara :

Ankara'nın hükümet.merkezi oluşunun 33 üncü yıldönümü, bugün muhtelif törenlerle kutlanmıştır. Bu münasebetle, şehir baştanbaşa bayraklarla do­natılmış ve Ankaralılar merasim yer­leri ile yolları erken saatlerden itiba­ren  doldurmuşlardır.

Hazırlanan program, gereğince, Anka­ra mebuslariyle Vali, Belediye Reis Vekili, İl Genel Meclisi ve Belediye Meclisi azaları, Vilâyet ve Belediye er kânı, siyasî partiler ve'çeşitli teşekkül ler temsilcilerinden müteşekkil bir he­yet, Büyük Millet Meclisinin önünden hareketle saat 9 da Anıt Kabri ziyaret etmiş ve Atatürk'ün manevî huzurun­da saygı duruşunda bulunarak Kabre bir çelenk koymuştur.

Merasime iştirak eden heyetlerle halk ve Anıt Kabri ziyaret eden heyet, sa­at 9.30 da, Vilâyet önünde toplanmış ve buradan. Ulus - Anafartalar - Işık­lar caddesi yoluyla Hisar'a çıkmışta*. Kalede saat tam 10 da bandonun çal­dığı İstiklâl Marşı ile iki Ankara efe­si direğe bayrak çekmiştir. Bu esnada heyetlerden birer temsilci de hazır bu­lunmuştur.

Bayrak çekme merasimini müteakip gruplar, At pazarı - Aslanhane yoluyla Samanpazarma gelmişler ve Türk-oca­ğı önünde dağılmışlardır.

Ankara Valisi ile Belediye Reis Vekili ve muhtelif tevekküller ve dernekler mümessilleri, daha sonra, bir heyet ha Hnde, Büyük Millet Meclisi Reisi Re fik Koraltar.'ı ziyaret    temiştir.

Heyet üyeleri ile samimî hasbıhallerde bulunan Refik Koraltan Ankaralıların

"bayramını tebrik ederek demiştir ki:

Bu şehre ilk gelenler arasında bulun­duğumuz için, hepimiz bugün en az Ankaralılar kadar Ankaralıyız ve başken tin bu mes'ut gününü, hakikî bir sevinç .içinde  kutlamaktayız.

1920 den beri mebus olarak Mecliste bu Ilımıyordum. Birinci intihap devresi bitmiş, ikinci intihap devresi başlamış Ankaranm hükümet merkezi olması teşebbüsü da, ruhu şad olsun o eşsiz kah raman Atatürk'ten gelmişti Bu teşeb­büs tahakkuk etti ve Ankara, Büyük Millet Helisinde kabul olunan kanu­nun yürürlüğe girmesiyle, 33 sene ev­vel bugün bu mesut talihe kavuşmuş oldu.

Şehrin nüfusu o tarihte 28 - 30 bin ci­varındaydı. Ne yolu, ne suyu, ne de kâfi meskeni vardı. Kanun Mecliste görüşülürken bazı mebuslar, Ankarajun tozu pudradır, diyorlardı. Halbuki, bugün Ankara, tozsuz, çamursuz, Anadolunun örnek ve mamur tabiat par çalarından biri haline geldi.

Türk milleti hangi işe başlamışsa, kentlisi için çalışan ve kendisine gönül veren insanların etrafında toplanarak, o işi, mutlaka mes'ut neticeye ulaştırma­sını bilmiştir. Onun hizmetinde çalışanlarda bu heyecanı duyarak Türk mil­letinin tarihine ihtişam katan eserler meydana getirmekten geri kalmamış­lardır.

Refik Koraltan, Ankara'nın başkent ol ması mevzuunda, ikinci Mecliste vak­tiyle cereyan den 'müzakerelere dair hâtıralarını da nakletmiş bu teklife itiraz eden bazı mebusların İstanbul'a iğbirarınız neden?» şeklindeki sualle­rine o zaman verilen cevapları hatır­latmıştır. İstanbul'a karşı hiç bir iğbi­rar bahis mevzuu değildi. Bütün me­sele, Orta Anadolu'da bir mamure meydana getirmek dâvasiydi. Ankara'nın hükümet merkezi olarak Anadolu ile teması daha kolaylaşacak, asırlardır İhmale uğrayan yurt köşelerinin kal­kınması için daha süratli ve müessir tedbirler alınabilecekti.

Refik Koraltan, bu hâtıraları nakleder ken, Ankaranm başkent yapılması hakkındaki kanunun kabulü ile neticele­nen o müzakerelerin son derece hara­retli geçtiğini ve Meclisin bu vesile ile tarihî toplantılarından birini yapmış olduğunu da belirtmiştir.

Büyük Millet Meclisi Reisi, daha sonra demiştir ki:

Ankara, artık mamur bir şehirdir. Taşı, toprağı altın olmuştur. Ankaralılar, lâyık oldukları bu saadete kavuşmuş­lardır.

1920 de 28 bin olan Ankara'nın nüfu­su bugün yarım milyona yakındır. Su­yu, yolu, meskenleri, her türlü medenî vasıtaları ile hakikaten modern bir çehre almış olan Ankara, bol enerji ve iktisadî inkişaflara yol açan diğer te­sislere de sahip olmak sayesinde, hat tâ 10 sene içinde daha süratli bir in­kişafa kavuşacak ve nüfusu belki de bir milyonun üstüne çıkacaktır.

Yalnız Ankara değil, yurdun her kö­şesinde, küçük büyük bütün merkez­ler suya, yola, sıhhî meskenlere, her türlü kalkınma imkân ve vasıtalarına kavuştu. Yaşadığımız devrede, mem­leket, bir baştan bir başa, görül­memiş bir kalkınma humması içinde­dir.

Ankara gibi güzel İstanbul'un da yep­yeni bir imar, tanzim ve güzelleşme yoluna girdiğini duyuyor, görüyor ve bütün milletçe seviniyoruz. Bu mevzu da yazılan güzel yazılardan birinde muharrir «asırların molozları altında ezilen İstanbul, ateşli bir kudrete da­yanarak silkine, silkine kalkmıyor» di yor. Hakikaten İstanbul, böyle mes'ut bir gelişme devrimi de idrâk etmiş bu­lunmaktadır. Ankara ve İstanbul gibi, İzmir ve diğer şehirlerimiz de şüphe­siz bu büyük imar gayretlerinden his­selerini alacak ve yurdumuz daha ma mur bir çehre kazanmakta geciknıiyecektir.»

Refik Koraltan, Türkiyenin ebedî ha­yatında Ankara'ya ve Ankaralılara ebedî refah ve saadet temennisi ile ve heyete teşekkürle sözlerini bitirmiş­tir.

Öğleden sonra saat 14.30 da Dil ve Ta rih   -   Coğrafya   Fakültesi     salonunda

yapılan toplantıda, Büyük Millet Mec lisi Reisi Refik Koraltan ile Adliye Vekili ve Dahiliye Vekâleti Vekili Prof. Hüseyin Avni Göktürk; bazı mebus­lar, Vilâyet ve Belediye Meclisi âzala 11 ve erkânı, öğrenciler ve kalabalık bir halk topluluğu hazır bulunmuş­tur.

Toplantıyı Belediye Reis Vekili bir konuşma ile açmış, Ankaranın tarihî ve coğrafî ehemmiyetine işaretle hü­kümet merkezi oluşundaki isabeti be­lirtmiş ve bugüne kadar kaydettiği gelişmeyi memnuniyetle ifade  ettikten sonra konuşmasını, Reisicumhur Celâl Sayar'in  şu  sözleriyle bitirmiştir:

«Ankaralıların devamlı saadeti, Türk inkılâbına "hizmetlerinin bir mükâfa­tıdır.

Belediye Reis Vekilinin bu konuşma­sından sonra Ankara kulübü ve Tür­kiye Millî Talebe Federasyonu adına birer konuşma yapılarak, günün mâna ve ehemmiyeti bir kere daha tebarüz ettirilmiştir.

Konuşmaları müteakip, Ankara radyo­su yurttan sesler grubu tarafından ha zıt bulunanlara özel bir program tak­dim edilmiş ve toplantı, efelerin, saz ve oyun gösterilerinden sonra nihayete er iniştir.

Diğer taraftan, bu toplantının yapıldığı saatlerde, Hisardan 28 pare top atılmış ve uçaklar Ankara semalarında gösteri uçuşları yapmışlardır.

Ankaranm hükümet merkezi oluşunun yıldönümü dolayısiyle Belediye Reis Vekili, bugün saat 12 de Belediyede kendisine yapılan tebrikleri şehir adı­na kabul etmiş ve ziyaretler saat 13 te sona ermiştir.

Ayrıca, her ilk okuldan yüz kadar öğ­renci, bugün saat 15 ten itibaren Genç­lik parkına giderek saat 18 e kadar Luaıa parktan parasız istifade ederek eğlenmişlerdir. Gençlik parkı, bugüne mahsus olmak üzere halkın ziyaretine de Ücretsiz olarak açık bulundurulmuş­tur.

Ankara radyosu da bu mutlu gün vesi lesiyle sabah ve öğle neşriyatında millî sazlardan mürekkep    özel bir prog­ram tatbik etmiştir.

Ankaralılar, bir bayram havası içinde bu mes'ut günü kutlamaktadırlar.

14 Ekim 1956

 Zonguldak :

İstanbul basın mensuplarından mü­teşekkil 12 kişilik bir grup bugün Or­du vapuru ile şehrimize gelmiştir. Kö­mür İşletmeleri Umum Müdür vekili, İşletme erkânı vs Zonguldak gazeteci­leri tarafından karşılanan basın men­supları öğleden sonra işletme merkea binasına giderek ilgilerden havza hak­kında malûmat almışlardır.

Bu münasebetle yapılan toplantıda kö mür işletmeleri umum müdür vekili Bahri Savaşkan ve teknik umum mü­dür muavini Asaf Yenisey tarafından geniş izahat verilmiştir.

Verilen izahata göre, Ereğli Kömür îşletmeleri, Çatalağzı, Zonguldak ve Eregli olarak olarak üç grupta mütalâa edilmektedir. Çatalağzı bölgesindeki is tihsal, Gelik ve Karadom ocaklarında^ yapılmaktadır. Hâlen günde 6900 tonu bulan istihsal tatbik .edilmekte olan programa göre 958 yjlmda 3000 tona çı kanla çaktır.

Burada 16 milyon lira sarüyle tesis edilmiş bulunan saatte 500 ton kapasi­teli büyük lavuar faaliyete geçmiş bu­lunmaktadır. Ayrıca Çatalağzı bölge­sinde 350 evlik bir işçi sitesi kurul­muştur.

Zonguldak gurubunu, Üzülmez, Çaydamar ve Kozlu bölgeleri teşkil etmeketdir.

Hâlen günlük istihsali 8500 ton ola» Zonguldak gurubundan programa» tatbiki ile 12.000 ton istihsal yapılabi­lecektir. 30 milyon lira sarfı ile inşa edilen ve saatte 750 ton kapasiteli bü­yük lavuar da bu ayın sonunda hizine te girmiş olacaktır.

Bu arada Üzülmez bölgesinde 300luda 220 evden, müteşekkil iğci sitele­ri de tamamlanmış bulunmaktadır.

"Ereğli grubu Kandilli ve Armutçuk is tihsal bölgelerinden teşekkül etmek­tedir.

Hâlen günde 1600 ton olan bu grubun istihsali önümüzdeki iki sene zarfın­da 3000 tona çıkarılacak ve ayrıca bu bölgede de 200 ton kapasiteli üçüncü bir lavuar yapılacaktır.

Bu suretle üç istihsal gurubu için tes bit edilmiş olan 400 milyon liralık ya­tırım hacmi tamamlanmış olacaktır.

Tatbik edilmekte olan program gere­ğince hâlen 5 milyon 900 bin ton olan senelik umumî istihsal, 958 yılında   7 milyon tona ve 960 yılında ise 10 mil­yon tona yükseltilmiş olacaktır.

15 Ekim 1958

İstanbul :

1956 birinci tertip % 5 devlet istikraz tahvillerinin satışına bu sabahtan iti­baren İstanbul'daki T. C. Merkez Ban­kası ile T. C. Ziraat Bankasında ve diğer bankalarda başlanmıştır.

2010020050010005000 ve 10 bin'ıer liralık kupürler halindie satıl­makta olan tahviller halkımızın büyük alâkası ile karşılanmıştır.

İzmir :

Amerikan donanmasına mensup 14 bin 295 tonluk Warangel cenhane gemisi bu sabah saat 8 de limanımıza gel­miştir.

Dost ve müttefik ıgeminin kumandanı saat 9.30 da karaya çıkarak İzmir Va­lisini, ikinci yurt içi bölge kumandanı­nı, Amerikan Konsolosunu ve Ege üs dumandanım ;nıaıkamî:armda ziyaret etmiştir.

İzmir :

Altıncı müttefik taktik hava kuvvetlerinin kuruluşunun üçüncü yıldönümünü bugün saat 9.40 da Şirinyerdeki Nato hava karargâhında büyük bir merasimle  kutlanmıştır.Bu münasebetle yapılan merasimde İz mir Valisi, Belediye Reisi, Güney Do­ğu Avrupa müttefik kara kuvvetleri kumandanı "korgeneral. Eead, Nato ca miasma mensup generaller ve yüksek rütbeli subaylarla bir davetli grubu hazır bulunmuştur.

Nato'ya mensup üç assubay'ın, altıncı müttefik taktik hava kuvvetleri mar­şını çalan bandonun refakatinde şe­ref direğine üçüncü yaş flamasını çeJc meşini müteakip karargâh kumanda­nı hava tümgenerali Grussendorf, bir konuşma yaparak ezcümle şunları soy lemistir:

«Muhterem misafirler ve 6 ncı müt­tefik taktik hava kuvvetleri mensupla rı arkadaşlarım,

Dün teşkilâtımızın faaliyete geçişinin üçüncü yıldönümü idi. Dünya sulbü­nün muhafazası maksadiyle koordine bir kuvvet vücude getirmekten ibaret olan vazifemizde, bir sene daha ge­çirdik. Geçen yıl bizi, bu gayeye doğ­ru büyük adımlarla ilerlediğimizi gör­dü. İşe tesiri gittikçe artan bir hava sa vunraa sisteminj, faaliyete sokmakla başladık. Muharebeye hazırlık duru­mumuzu tekâmül ettirdik ve karşı kar şıya bulunduğumuz vazifelerimizi da­ha iyi bir şekilde ifa etmek için lü­zumlu bilgilerimizi arttırdık. Gün geç tikçe müşterek gayretlerimiz, daha m'ütecanis bir stratejiye doğru gitmek­tedir.

Tam mânasiyl? harbe hazır bir hava kuvveti elde etmek müşterek gayesine gayretlerimizin şimdiden mütecaviz ü-zerinde müessir bir tesir husule ge­tirdiğine eminim. Bundan banka, ku­zey Atlantik Paktı teşkilâtı üyelerinin hasım devletlerin insan haklarını ve hürriyetini boyunduruk altına almak maksadiyls yapacakları herhangi bir teşebbüse karşı, teyakkuzlarını devam 'ettireceklerine kaniim.

Bugün burada hürriyet yolunda yü­rümek maksadiyle toplanmış olan siz­leri, samimiyetle tebrik ve takdir ede irim. Devamlı yardım ve müzahereti­niz bize istikbalde daha büyük inkişaf lar sağlayacaktır.»

General     Grussendorf.   Konuşmasının hitamında, hazır bulunanları subay ga zinosuna davet etmiş ve burada, bu­gün için hazırlanmış olan büyük yas. pastasını kılıcı ile keserek davetlilere ikram etmiştir.

 İstanbul :

On günden beri memleketimizde bu­lunan Dinamo takımı futbolcuları bu saban saat 10 da hususî uçaklariyle şeh rimizden ayrılmışlardır.

Dinamo takımı, Yeşilköy hava alanın­da Fenerbahçe klubü idare heyati aza­ları, Sovyet konsolosluk erkânı tarafın dan.  Uğurlanmışlardır.

Bu münasebetle Dinamo takımı kafile reisi hareketinden önce şunları söyle­miştir:

»Türkiyede gördüğümüz hüsnü kabule çok teşekkür ed-sriz. Fenerbahçe klubü bize rahat bir seyahat imkânını vsrm:? ve bizi fevkalâde cazip bir şekilde a-ğırlamıştir. Bu hususu bilhassa belirt­mek ve gelecek sene davet edeceğimiz Fenerbahçe takımını da aynı şekilde ağırlamak   bizim  borcumuzdur.

Son olarak, centilmen Türk halkı ile takımımızın yaptığı maçları geniş şe­kilde aksettiren Türk basınına teşek­kürlerimizi bildirmekle bahtiyarlık du yarım.

 Çatalağzı :

Ereğli Kömür İmletmeleri bölgesindeki tetkiklerine devam eden İstanbul ba­sın mensuplar; bugün refakatlerinde Kömür İşletmeleri umum müdür veki­li Bahri Savaşkan ve teknik umum müdür muavini Asaf Yenisoy olduğu halde Çatalağzmda 16 milyon lira sarfiyle kurulmuş olan modern lavuar'ı ve Çatalağzı elektrik santralı ile Gelik İşçi sitesini gezmişlerdir.

İlk olarak Gelik işçi sitesini ziyaret eden basın mensuplarına, burada "işçi pavyonları ve sosyal tesisleri gösteril­dikten sonra yeni faaliyete geçmiş bu­lunan Çatalağzı lavuarı gezilmiş ve iza hat   alınmıştır.

Çatalağzı lavuarı hâlen saatte 300 ton kömür yıkayabilecek kapasitededir. Lavuarda 400 işçi çalışmaktadır. Lavuar. Çatalağzı bölgesinde yeni progran? gereğince istihsal edilecek olan kömü­rün tamamını yıkayabilecektir.

Bundan sonra Çatalağzı elektrik sant­raline gidilmiş ve santralin ilâve te­sisleri ile bugünkü durumu hakkında ilgililerden izahat alınmıştır.

Verilen izahata göre elektrik santrali­nin tesisi işi, Çatalağzı - İstanbul ener ji nakil hattı ile beraber 87 milyon li­raya malolmuştur. Santral, hâlen İstanbul'a günde 600.000 ve Ankaraya 25G.0Ö0 kilovat saat cereyan vermek­tedir. Karabük fabrikalarındaki tesis­lerin ikmaliyle yakında buraya da enerji verilmesine başlanılacaktır.

Santral bu ay sonunda hizmete girecek olan Sarıyar santrali ile paralel olarak çalınacak ve bu müşterek çalış maya Tunçbilek santrali de katılacak­tır.

Basın mensupları bundan sonra Zon­guldak liman tesislerini ve sağlık mer­kezini gezmişler ve alâkalılardan izahat alınışlardır.

 Ankara :

M.M.V. Temsil Bürosundan bildirilmiş

Washingtonda yapılacak olan Kuzey -Atlantik Andlaşması mutad askeri komite toplantısına katılmak üzere er­kânı harbiyei umumiye reisi orgeneral İ. Hakkı Tunaboylu'nun başkanlığın­da bir askerî hey'etimiz bugün saat 12.30 da Pan Amerikan uçağiyle Amerika'ya  müteveccihen hareket  etmiş Heyet Esenboğa hava alanında Milli Müdafaa Vekâleti müsteşarı korgene­ral Özdilek, Erkânı Harbiyei Umumiye ikinci reisi korgeneral Salih Coşkun kuvvetler kumandanları, generaller. amiraller yüksek rütbeli subaylar ile Amerikan yardım kurulu başkanı ta­rafından askerî merasimle uğurlanmıştır.

Askerî heyetimiz şu zevattan müte­şekkildi:

Erkânı Harbiyei Umumiye reisi orge­neral İ. Hakkı Tunaboylu,

Erkânı Harbiyei Umumiye reisi huşu sî kalem müdürü kur. yb. Muzaffer Kan,

Erkânı Karbiyei Umumiye Lojistik baş kanı hava korgenerali Hamdullah Sup hi Gök'er,

Erkânı Harbiyei Umumiye muhabere Ve elekronik grup başkanı tümgeneral Abdurrahman Erten,

Hava kuvvetleri kumandanlığı hare­kât başkanlığından kur. alb. Sadi A-tikkan,

Deniz kuvvetleri kumandanlığı hare­kât başkanlığından kur. alb. Necdet Uran,

'Erkânı Harbiyei Umumiye harekât baş kanlığından kur. alb. Fazıl Çiloğlu,

Askerî'heyetimiz Washington'daki ko­mite çalışmalarını müteakiben 24 e-kim  1956 da yurdumuza dönecektir.

16 Ekim 1956

 Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekâletinin bugün­kü resmî gazsted'e, yayınlanan tebliğin de söyle denilmektedir:

K/1038 sayılı karara merbut 1 no. Lu listenin not kısmının 10 uncu madde­sinde vet alan (bir mal aynı şehirde yalnız bir .toptancı kârı ile satılır) hükmü, listede birinci, ikinci veys. üçün­cü toptancı kârı kabul edilmiş olan malların aynı şehirde bir toptancı için tesbit edilen kâr hadlerinden gayrı ikinci veya üçüncü toptancı kârlarımın kullanılırla sim önlemeye matuftur. Bu Hibarla birinci, ikinci veya üçüncü toptancıların kendilerine tanınmış olan kâr hadlerini- aynı şehir dahilinde diğer toptancılarla paylaşmalarında bir mahzur mütalâa edilmemektedir. An­cak bu kabil kâr paylanmalarında hiçbir surette muayyen kâr hadlerinin tecavüz edilmemesi gerektiğinden, toptancîdan kâr taksimi suretiyle aynı sehirde mal alan diğer toptancının sa­tış fiyatlarını, kendi alış fiyatı üzerinden değil ilk toptancının mubayaa fiiyatı üzerinden hesaplanması iktiza etmektedir.

Keyfiyet tavzihan tebliğ olunur.  İzmir,   (Milliyet gazetesinden) :

C.H.P. iktidarının son Başvekili Şem­settin Günaltay, bugün Salihli İlçe Kongresinde, Demir'kÖprii barajı gibi muazzam ve faydalı bir eser meydana getirdiği için; Demokrat Parti iktida­rını hararetle tebrik etmiştir.

Bununla beraber Günaltay, barajla il­gili olarak kulağına hoş olmayan bâzı söylentiler geldiğini ileri sürerek, bun­ların tahkikimi hükümetten istemiş­tir.

Bir tesadüf eseri olarak İsletmeler Ve­kili Ağaoğlu ile aynı zamanda, fakat ayrı gruplar halinde Demirkoprü ba­rajında tetkikler yapan Günaltay, kay makamlîğm müsaadesi olmadığı hal­de korjgred-a- yaptığı konuşmada:

«Demokratik rejim, hissi icraat ve se­beplerle küsufa uğrayabilir.» demiş­tir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanu­nundan bahisle eski Başvekil,

«Hâlen tatbik edilen hükümlerin fi­kirleri donduracağı gibi demokrasiyi de öldüreceğini» iddia etmiş, müteaki­ben, Amerikan secim mücadelesinden misaller vermiştir.

Günaltay yarın Ayvalık'a gidecektir.

  Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekâletinin bugünkü resmî gazetede neşredilen bir tebliğin de jöyle denilmektedir:

1)  K/1037 sayılı kararın 1 inci mad desinin Vekâletimize verdiği selâhiyefe istinaden mezkûr kararın ikinci maddesi mucibince şimdilik yalnız:

Adana. Ankara, Antalya, Aydın. Bali-kesîr, Bursa; Diyarbakır, Edirne, Erzu rum, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, İçel, İstanbul. İzmir, Kayseri, Kocaeli, Kon­ya, Manisa. Sakarya, Samsun. Zongul dak, vilâyetleri merkez belediyelerin bilûmum şıda maddeleri (sebze ve meyve dahil) ile bilûmum havayici za ruriye için 3.9 1956 tarihinden sonra azamî satış fiyatları ve kâr hadleri tes bitine müteallik kararlarını tasdik  edilmek üzere Vekâletimize gönderme ileri vs badema bu mevzu hakkında alı nacak her kararın günü gününe Ve­kâletimize bildirilmesi uygun görül­müştür.

 Birinci madde mucibince beledi­yelerce ittihaz olunan kararlar   Vekâletimizce aynen veva tâdi'len 'tasdik edilmedikçe tatbik edilmeyecektir.

 Birine maddede tadat edilenler haricinde kalan diğer belediyeler satış fiyatları ve kâr hadlerine ait kararla­rın    Vekâletimize    gondermiyeceklerdir.

 Adana ;

İstanbul üniversitesi edebiyat faküli.5 si eski on Asya kültürlerini araştırma enstitüsü direktörü nrot. H. Bossert başkanlığında Münster üniversitesinde Dr: L. Budde, Achen üniversitesinden mimar Hiuzen, Bn.

Biz* verilen malûmata göre, 4 üncü yi la ait olan ve dievir ve orijinallik ba­kımından çok nadir bulunan bu m;o-zayiklerin üzerinde Nuh'un gemisi ve hayvan tasfirreri, çeşitli renklerle gös terlim iştir.

Mozayiklerin açık müze halinde muha faza edilmesi vs ziyaretçilere gösteril mesi düşünülmektedir. Bu hususta eski eserler ve müzeler umum müdürlü güne mıüracaatta bulunulmuştur. Ka­zılar 21 ekim'de bitecektir ve Önümüz deki yıllarda yeniden devam edecek­tir. Gelecek yılki kazılarda daha es­ki çağlara ait kıymetli eserlerin ve mimarinin bulunacağı ümit edilmektedir.

17 Ekim 1956

 İzmir :

Belediye reis: Enver Dündar Başar, bu gün saat 10.30 da bir basın toplantısı yaparak, .şehrin imâr durumu ile ilgi­li f-ahfmaîarı izah etmiş ve ga-aeteci-krin sordukları sualleri cevaplandır-mıgtır.

Belediye reisi bu toplantıda ezcümîe-gunları söylemiştir:

«Türkiye m izin en büyük ihraç limanı ve sınaî şehri ve belli başlı ih­raç maddelerini yetiştiren bir bölgesi olduğu kadar asrımızda iktisadî bir mahiyet taşıyan turizm gelişmesinde-en cok istikbal vâdeden bir pehir ol­ması itibariyle İzmir'in taşıdığı büyük ehemsrjyet meydandadır.

Birkaç kelime ile ifade edilmesi icabederse, yalnız ziraî ticaiî ve sınaî bakımlardan denil, son senelerde Tür kiyemîzin de üçüncü  bir üniversiteye kavuşması itibariyle de bir kültür merkezi vasfını kazanması ve turizm, yö­nünden yurdumuzun en hareketli bil bölgesi olan Ege'nin merkezine yarın ki perşembe günü kıymetli Başvekili­mizin teşrifleriyle senelerden beri hasretini oektiği ve iştiyakla bekledi­ği alâkaya, yani devletin geniş yardı­mcına kavurmuş olacaktır.

İzmir için. tarihî bir gün diyebileceği­miz bu mutlu günün arifesinde heye­canlı olduğu kadar, uyanık, memleket sever İzmir halkının düşünce ve his­lerine tercüman olarak bu basın top­lantısında Başvekilimizin İzmir'e şeref vermesiyle ele alınacak belli başlı imâr hareketleri hakkında vatandaşla­rı tenvire çok faydalı  buluyorum.

İzmir'in imâr ve inşa faaliyetlerini teş esaslı nokta üzerinde toplayabiliriz. Santrsivik dediğimiz kültürel merke­zin tevekkülü ilk mühim faslı teşkil eder. İkinci kısım eski bir şehir olan İzmir'in trafik bakımından sıkışık v© tıkanmış bulunan esas güzergâhlarıma islâh ve tanzimi işidir. Üçüncü bölüm, İzmir'in imarı ve -güzelleştirilmesi sade dinde turistik güzergâhlar ve mahallî kıymetlendirmelerdir. Dördüncü kısım da, sınaî bir şehir olarak gelişen  izmir'in mesken mevzuudur. Beşinci kı­sım, bu genişlemeye muvazi olarak şe bircilik bakımından âımme hizziKtleri-nin elektrik, su, havagazı gibi geniş mikyasta ele'alınması ve tanzim edil­mesi mevzuudur.

Evvelâ Santrsivik dediğimiz kona-k öi fesinin tetkikine geçmek isterim. Ko­nak meydanında güzel İzmir'in petaa-sini oeceleyen bir kale duvarı gibi hem havasını kapayan ve hem de çirkinleştirici bîr manzara arzeden eski kLşls binasının yıkılmasından sonra açılan ve ordu. evine kadar uzayan meydan ile Konak vapur iskelesi ve Adliye bi­nası önünden başlayıp gümrüğe kadar devam eden şerit, şehir plânına göre Konak sitesi, olarak kabul edilmiştir. Bu yerin heyeti umumiyesi vapur is­kelesinden itibaren Karata*? koyuna kadar doldurulacak 25 bin metrekare­lik kısımla beraber 147 bin metre ka­re geniş bir saha yapar.

Iş/ie bu geniş meydanın tanzimi için hazırlanan ve önümüzdeki aylarda tas dik edileeek olan proje dairesinde Türkiye'de emsali görülmemiş büyük bir imar faaliyetine duçar olacak olan bu saha en ön plânda ele alınacak işlet arasındadır. Gümrüğe kadar temizle­necek bu sahada apartman otel dedi­ğimiz binalarla, bunların altında ga­zino restoran ve pavyon gibi umumi eğlence yerleri ile süslenecek zarif bir çarşı bu mıntakaya ayrı bir güzel­lik verecektir. Diğer taraftan, medenî bir veçhe taşıyan şehrimizin orta ye­rinde çirkin bir manzara arzeden ceza evi binası, yeni cesa evinin yılbaşında ilk kısmının ikmali ile yıktırılacak ve Devlet Hastahanesinin önü açılacak­tır.

Konak meydanı bugünkünün iki misli olarak ele alınmıştır. Adliye sarayı şimdiki yerinin yanında ihya ve inki­şaf ettirilecektir. Hükümet konağı ay­ni yerde muhafaza edilmiştir. Belediye sarayı, bugünkü umumî mağazaların yerinde ve geride inşa edilecektir. Es­ki kışla binalarının bulunduğu cephe­de «şehir holü» dediğimiz muhtelif kon ferans salonlarını, restoran ve Peçe ku Tüplerini ve buna muvazi büyük bir ticarî otel ve ayrıca beş blokta nokta binaları   şeklinde  ve  geniş  yeşillikler arasında yapılacak olan apartman ote­li ihtiva edecektir.

Bu tesisler dikerleri iLe birlikte          mo­dern mânada satr-sivik dediğimiz    kül­türel merkezi tahakkuk ettirmiş ola­caktır.

İkinci bölüme gelince, bu bölümde Ko­nak ve civarı, Eşrefpaşa, Karabağlar giriş yolu, İkiçegmeîik caddesi, Kemer altı caddesi. Karşıyaka iskele meydan ve Soğukicuyu irtibatı, Hatay caddesi vb Ballıkuyu varyantı ile Hacıali efen di ve Hali İrifat paşa caddelerinin, tan­zim ve İslahı murat edilmektedir.

BuTilann hepsinin üstünde olmak uzere, Şirinyer'e dayanan Aydın - Denizli asfaltının devamı olarak pehir için­den geçmesi mukarrer altmyol dedi­ğimiz devlet kara yolu ve Alsancağe kadar, yeni inşa edileö limanla irtiba­tı ve köprülerinin üst ve alt geçitleri­ni Menemen ve Bergama asfaHlariyie bağlanması mevzuudur. Bununla bera­ber, İkinci Kordon, İkiçeşmelik ve Eş refpa^a yolları ilk plânda daha müsa­it bir tarzda tashih edilecek ve diğer yollarla peyderpey ele alınacaktır.

Üçüncü bölümde İzmir'in imarı ve cüzelleşm esiyı-e alâkalı turistik güzer­gâhların malî kıymetlendiirilmeleri ü-z-erinde durmak isterim. Bu fasılda en mühim nokta ve halkımıza vereceği­miz büyük müjde, birinci kordonun devamı olan ve korniş yol dediğimiz Konak - Güzelyalı ve İncirs-itı'na ka­dar uzayacak olan sahil yoludur. Bu su retle Bostanlı'dan itibaren înciraltı'na kadar 30 kilometrelik sahil çevresi bu­lunan sevimli şehrimizin mümasil Ak­deniz memleketlerinin en câzin bir şehri haline getirilmesi ve turistik ba kırcımdan emsalsiz bir değer kazanma sı mümkün olacaktır.

Sayın Başvekilimiz, bu yolun taih kuna önümüzdeki yılbaşında başlanacağını ifade buyurmuşlardır. Korniş yolun inşası Bahribaba burnundan iti baren Güzelyalı'ya kadar sahilin dol­durulması  ile mümkün olacaktır.

Mahallî kıymetlendirmeler meyanmda tarihî Agamemnun ılıcalarının plajla birlikte tevhidi ve termal oteller ihyayasım sikredebiliriz.

Ayrıca, İki çegmlelik caddesi ile Ağara arasındaki adanın kaldırılarak turizm bacımından yüksek değeri olan bura­sının iyi bir şekilde tanzimi oto parkların yapılması beklenmektedir. Şehrin esas karakterlerinden birini teşkil eden Kadifekafe burçlarının gecekondulardan temizlen stresi, yeşil saha koruluklarının, teşkili ile halkın istifadesine arzı ilk imkân­larda düşünülen mevzular arasında­dır.

İzmir Belediye Reisi bilâhare, dört ve beşinci kısımlarda zikrettiği mes­ken mevzuu ile şehircilik bakımından yapılması gereken amme hizmetleri üzerinde durmuş vs bu'hususta g'eniş izahat verereik,Bostanlı'da emlâk kre­di bankası tarafından yapılacak olan blok apartmanlar ile Belediyenin yap tıracağı 100 e yakın müstakil evin uzun vâdelerle ihtiyaç sahiplerine tevzi ve tahsis edileceğini söylemiştir.

Enver Dündar Başar sözlerine şöyle son vermiştir:

Ana hatlariyle ifade .etmeğe çalıştı­ğım, bu muazzam imar ve inşa hareket Seri, yarın muhterem Başvekilimizin saat 17 de şehrimiz.e teşrifleri ve Cum huriyyet mevti anında hemşehrilerimize yapacağj. tarihî hitap ile başlamış ola­caktır. Bunun İçindir ki, sevincimiz çok büyüktür. >>

Anklatra :

Beden Terbiyesi Teşkilatı ve kurumlar tarafından kurulacak olan 56 gençlik klubünün açılması Üe 6 gençlik klubü bünün isimlerinin değiştirilmesi 4 gençlik klubünün de listeden çıkarılma sı hakkındaki kararname bugünkü res mî gazetede yayınlanmıştır.

Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekili Zeyyat Man-dalinci bugün saat 18.30 da Vekâlet bi nasmda bir basın toplantısı yaparak "Millî Korunma Kanununun tatbikatı, bazı mahsullerimizin kıymetlendirilmesi için prim verilmesi, bir alım vs sa­tım konıtuvarımn kurulması ve di­ğer çeşitli mevzularda geniş izahat ver mis ve ezcümle demiştir ki: .-Millî Korunma Kanununun tatbikine bugüne kadar ciddiyetle devam edil­miş ve kanunun tatbikini sağlamak üzere kabul edilmiş bulunan koordinas­yon kararları, ticarî hayatımızda mü­şahede edilen durumlara göre tadil edilerek yenileri vazedilmiştir. Bizi, al­dığı kararları sık sık değiştirme töh­meti aMında bulunduranlara demte'k ıs terim ki, Millî Korunma Kanunu yeni bir görüşün mahsulü olup, bunun tat bikinde alman kararlarad zaman za­man tadilât yapılması kadar tabiî bir şey olamaz. Devlet iidanesinde esas, gayey varmak için zikzaklar yapmayı da mubah kılar. Zikzak yapmak gaye den uzaklaşmak değil, bilâkis gayeye yaMagamaktır ve bundan da tabiî bir şey yoktur. Meselâ 1020 sayılı koordi­nasyon kararı 1035 sayılı koordinasyon karasriyle tâdil uğrayarak kâr hadlerin de ufak tefek değişikliklere sebep ol­muştur. Millî Korunima Kanunu tatbikatının cemiyetimiz üzerindeki tesir­lerini müşahede etanekteyiz. Gayemizi değiştirmemek şartiyle yeni tâdiller getirtnek icap ederse bunu yapmaktan çekinmiysceğiz. Memleketimize bol dö­viz temin eden kuru incir ve üzüm mahsulüne dair 1046 sayılı kararda ba­zı tadilât yapmış bulunuyoruz. Buna göne bu mahsullerin memleket dahilin ele daha kolayca satışını temin için toptancı usulü»  kabul edilmiştir.

Gıda maddelerinin alım ve satımında bazı aksamalar oldu. Bunun üzenine 1037 sayılı kararı çıkardık. Ve bu su­retle Belediyelerin narh koyma usul­lerinin vekâletimize tasdik edilmesini ortaya koyduk. Nitekim 3 günden heri 22 belediye reisi ile bu mevzuda top­lantılar yapılmaktadır. Bu mevzularda belediyelerle Vekâletimiz işbirliği yapmistir. »

Hükümet olarak gayemiz memleket mahsullerini dünya piyasasında uygun fiatla satmaktır. Bunun i^in de dün­ya fiatina yaklaşmak en büyük sjmacı imadır. Bu maksatla bazı mahsulleri­mize prim vermekteyiz. Zeytin yağı­nı buna misal olarak verebilirim. Bu yıl zeytinyağı rekoltesi fevkalâdedir. Bunun bir kısmını .ihıraç etmeği düşünmekteyiz. Bu suretle, bazı memle­ketlerinin lüks bir madde olan zey­tinyağından bir miktar döviz elde etmlş olacağız. Fındık mahsulü için böyle bir prim ihdas etmeyi düşünmemek le beraber fındık fiüatınm Î40 kuruş-tan aşağı biç bir saman düşmeyeceğini söylemek isterim.

Vekil, bir alım ve satım kontuvarmm kurulması için hazırlıklara bağlandığı­nı zıîkr et tikten sonra konrtuyarın umu mî durumu (hakkında ,şunları söylemiştir.

«Aîım ve satım kontuvarım kurmakîa ithalâtı ve ihracatı devlet eline aitonak niyetinde değiliz. Meml.-sketimizde u-mumî maddeleri bu kanal vasıtasiyle îhlâl etmek ve hususî teşebbüsün ça­pını aşan ehemmiyetli bazı maddele­rin de ihracatını sağlamaktır. Bundan gayemiz, hem zamandan kazanmak ve hem de maddî tasarrui bakımından memleketimiz menfaatine nıüsbet ne­ticeler elde etmektir. Meselâ, bir lâs­tik dâvası vardiir. Bu dâvanın en kısa bir zamanda, sn ivi kalite ve ölçüde giderilmesi zaruretiyle karşı kar siya­yız.

Belki, kalay da buna misal teşkil ede­bilir. İşte, bu dâva en kısa bir zaman­da ancak kontuvarla giderilebilir. Bi­lindiği üzere, bu c^5it tevekküller bir çok memleketlerde carîdir. Ve Fransa buna misal olarak gösterilebilir. Pa­halılığın mühim âmili ithâl ettiğimiz aynı çeşit mallanıl fiatları arasındaki büyük farkların bulunmasıdır ki, bu­nun sebebi ithâl ettiğimiz bu malların serbest odlar, (spu. sahası ve anlaşmalı memleketlerdeki fiat değişikliklerin­den ileri gelmektedir. Bu suretle aynı kalitedeki maddeler çeşitli üatlarla memlekete girdiğinden tatbikatta- da­ima ucuz mal pahalıya uymuş ve bu da tabiatiyle pahalılığın âmili olmuş­tur. Bunu önlemek iflin fiat kontrol sis ' teminin ciddî bir şekilde tatbikinin ge rektiğine kaniyim. Bunun tatbiki Millî Korunma. Kıaarununa tesir edeceğim­den hin şüphem yokturr.

Biz  Millî  Korunma Kanunu tatbike bağladığımız zaman ba'zı bunun piyasada mal kıtlığı ileri  sürülmüştü.   Halbuki, çevrelerde doğuracagı tatbikinden itibaren 'gecen çevreleri  tekzip .etmişfir.  S liram ki, mal kıtlığı yerineğu kaim olmuştur. Nitekim geçen ay-iarda, ayda 8 - 9 bin lâstik ithâl edi­lirken, bu ay içinde şimdiye kadar 30 bini dr? ve 20 bini it olmak üzere J50 bin lâstik ithâl -edikniçtir. Bü ^miktar ay basma kadar 35 bin dış ve 19 bin iç olmak üzere 54 bin lâstiği de buna ilâ ve edersek bir mal bolluğu irinde- ol­duğumuz tezahür eder. Bunun yanın­da sair ithâl mallarında da bu bolluk gün  geçtikçe arıtmaktadır.»

Vekil, bundan sonra gazetseilerin sor­duğu muhtelif sualleri cevaplandırmış

tır.

İskenderun :

Türkiye şeker fabrikalarının ilk ihraç-malı olan iki bin ton şeker, Ürdün'de Akaba limanına sevkedilmek üzere, li manımızda bulunan Maksume aeentasi na bağlı Alman bandıralı Levante va­puruna  yüklenmeye   başlanmıştır.

İS Ekim 1956

Ankara :

Japonyanm başkenti Tokyo'nun 500 üncü kuruluş yıldönümü münasebetiyle yapiian törene ve dünya başkenfe-ri ve büyük şehirler Belediye reisleri konferansına Tokyo Belediye reisinin davetlisi olarak 21 Belediye reisi ile birlikte iştirak eden milliyetçi Çin'in de daveti üzerine Formoza'yı resmen ziyaret eden An-kara Belediye reisi Or han Erer, şehrimize avdet etmiştir.

Orhan Er,sr, bugün saat 18 ds Belediye'de bir basın toplantısı tertip ederek. seyahat inttübalarıni gazetecilere anlatmıştır.

Ankara :

Yeniden on beş kişinin Türk vatandaşlığına alınmaları hakkındaki kararna-me bugünîkü r^'smî gazetede yayınlan­mıştır.

19 Ekim 1956

İzmir :

Başvekil Adnan Mendrees, bugün öğleden sonra İzmir'de bazı tetkikler yapmıştır.

Başvekil saat 14.30 da hükümet ko­nağına gelmiş ve burada Westinghouse Amerikan şirketinim m em koketim izıde bulunan başkanı Mr. Herbert May ile bir müddet görüşmüştür. Başvekilin dünkü konuşmasında da belirtmiş ol­duğu gibi, bu şirket, Türikiyeye yol in şaatmda ve daha diğer hususlarda kul iaTulmak üzere 30 milyon dolarlık en modern makine ve vasıtaları vermeyi taahhüt etmiş ve siparişimizin yarı­şım bugüne kadar memlekete teslim atmıştır' Geri kaian kısmı da en geç nisan ayma kadar getirilmiş olacaktır.

Başvekil Adnan Menderes, daha son­ra, beraberinde bevfcet Vekili Emin Ka Safat, İşletmeler Vekili Samet Ağaoğ-iu, mebuslar, İzmir Valisi ile gazete­ciler ve diğer" zevat olduğu halde, Alsancak'a giderek liman inşaatını gör­müş ve burada uzun müddet kalarak çalışmalar hakkında izahat almış, tet kikler yap-mıştır.

Başvekil'e verilen izahata göre, ta­mamı 100 milyon liraya çıkacak olan Alsancak limıan inşaatının 35 küsur milyon liralık ilk kısmı 1957 «yılman, »onunda tamamlanmış olacaktır. Daha evvel, kasım, ayma doğru yeni büyük iskeleye gemiler yanaşabilecek ve fi­ilen liman çalışmaya başlıyacaktır. De nizden yer kazanılmak suretiyle yapı­lan çalışmalar hayli ilerlediği gsibi, inşa halinde olan büyük iskele de mey dana çıkmaya başlamıştır. Alsancak li manı tamam^dığı saman yeni iske­leye 10 ar bin tonluk 5, diğer rıhtımla­ra 5 - 6 şar bin tonluk 10 gemi yana­şabilecektir. Şantiye binaları ile di­ğer lüzumlu imalâthane ve tesisler ik­mâl edilmiş bulunduğundan ilk saf­hanın en mühim çalışmaları tamamlan rmştır. Kazı-k çakma ve beton döşeme faaliyeti eskisine nazaran ş'imdi çok da na büyük bir hızla ilerlemektedir. Boy lece, ilk gemiler, tam bîr sene sonra yüklerini burada, eskisine nazaran en az 3 m'isli bîr süratle alıp boşaltmağa başlayacaklardır. Alsancak limanı, en modem yükleme ve' boşaltma tesisle­rine sahip. olacağı için, hâlen lizmir Umanının senede 400 bin ton civarında olan kapa sitesini, daha ilk kısım inşaat tamamlanarak faaliyete geçirildiği anda, bîr milyon  tona yükseltecektir.

İkisi 4 er bin, 2 si de 3.500 er metreka­relik olmak üzere, 4 antreposu bulu­nacak, i'lk kısımla birlikte bunlardan yalnız dörder bin metre karelik ikisi inga olunacaktır.

Başvekil Adnan Menderes, liman te­lislerini gezdikten sonra inşa halinde Alsancak silosunu da görmüştür. Hay­darpaşa silosunun eşi olan bu silo, 20 bin tonluktur. Temel betonları dökül­müş ve inşaat sür'atli safhasına gir­miştir. Bina 1957 haziranında tamam lanacak ve bunu müteakiben makinele rin montajına geçilerek 1957 yılı so­nunda silo hizmete girecektir, Maliyeti 7 milvon lira olarak hesaplanmış­tır. Limanın hemen yanında bulunan bu silodan gemilere doğrudan doğruya boru ile tahmil yapılacak, gene boru­larla gemilerdeiki hububat siloya süratle alınacaktır.

Başveki Adnan Menderes, daha sonra beraberindeki zevatla birlikte, Buca'ela inşa halindeki 1.000 kişilik bölge ceza evine gitmiştir' Türkiyenin en büyük v.e en modem ceza evlerinden birini teşkil edecek olan bu binanın birinci kısım inşaatı üc buçuk milyon liraya çıkacaktır. İnşaat hızlartdırıidığı için sene başından evvel İzmir ceza evinde ki mahkûmların buraya nakli ve şeh­rin tam ortasında, en işlek yerinde çok çirkin manzara arzeden bugünkü İz­mir ceza evi binasının yıkılarak bu çevrenin şehir ülânına uygun şekilde güzelleştirilmesi de imkan dahiline gi­yecektir.

Adnan Menderes (müteakiben, Buca'da inşa edilmekte olan 400 yataklı yeni hastahaneyi de görmüş ve takriben 7 milyon lira sarfiyle 1957 mayısında ta mamlanacak olan bu muazzam eser hakkında İlgrlilerdan izahat almıştır. Gene o civarda işçi sigortaları kuru­mu taraimdan işçiler için kurulmuş bu İunan 50 yataklı sanatoryumu gezen Başvkil, burada hastaları da ziyaret e-derek hatırlarını sormuştur.

Şehre dönüşte Adnan Menderes, yeni yapılmakta olan ve îzmirle Çeşme arasındaki mesafeyi 20 kilometre ka­dar kısaltacak bulunan İzmir - Urla -Çeşme yolu üzerindeki çalışmaları ma ballinde görmüştür.

Akşam, Başvekil, İzmir Valisinin şark kahvesinde verdiği yemekte bulunmuştur. 

 İstanbul :

Memleketimizin davetlisi olarak iki günden beri İstanbul'da bulunan Federal Almanya ile «demokratik çevreler .arasında işbirliği »adındaki haber ve neşir teşekkülüne mensup altı kâgâlak basın heyeti şerefine İstanbul Vali ve Belediye ivsisi prof. Gökay bugün saat 13 te liman lokantasında bir öğle yemeği vermiştir.

.Alman basın heyetinin İstanbul'u zi­yaretleri münasebetiyle Vali Prof. Gökay bir konuşma yanarak demiştir ki:

«Dostluğu uzun bir tarihe dayanan Al­man -milletinin muhtelif zürrreleire .mensup temsilcilerini selâmlamakla bahtiyarım. îlim, kültür, politika ve iktisadî sahalarda çok sıkı münasebet­lerde bulunduğumuz, Birinci Dünya ,:Savaşmda vatan müdafaasında cephe arkadaşlığı yaptığımız Alman milletinin, acı günleri müteakip yeni ve mes'Ut inkişafını "görmekle iftihar ediyo­ruz. Müşterek çalışmalarımızın dünya barışı için bir garanti olduğunu ka­bul ederek en ivi his ve tememilerimizin memleketlerine döndükleri zaman Alman milletine iblâğını muhterem heyet reisinden rica ederek, kadehimi Alman milletinin saadetine ve Turfk -.Alman dostluğunun şerefine kaldırı­rım.-)

Müteakiben heyet reisi Hans - Edgar .Jahn, Prof. Gökay'm konuşmasına he­yet namına şu mukabelede bulunmuş tur:

«. Memleketinize yapmış olduğumuz sevahati İstanbulda bitiriyoruz. Bütün seyahatimisf jmüddetince gördüğümüz hüsnü, kabulden ve müşahedelerden kalbimiz dostluk hislerile meşbudur. Memleketirizin bütün meselelerini ve faaliyetlerini. Öğrendik. İntİbaımız, amemlekatiniz in bir kurtuluş şantiyesi : halinde olduğudur. Vazifelerinizin ne jksdar   müşkül   olduğunu     biliyor     ve bunları başaracağınıza kalben inanıyo ruz.

Eski silâh arkadaşımız Türkiyenin ee nup'ta bugün haiz olduğu kudrete ima­nımız kuvvetlidir. Ben ve heyete da­hil bulunan arkadaşlarım, bu hislerle memleketimize döneceğiz. Size kargı göstermiş olduğunuz hüsnü kabulden ve büyük misafirperverlikten ve dost­luk tezahürlerinden mütevellit teşek­kür ve hürmetlerimizi sunar, dost iki milletin istaikbadde de dost okraasmı di leyerek kadehimi Türk milletinin, sa­adeti ve refahına kaldırırım.»

 Ankara ;   

Çalışma Vskâletinin teşebbüsü ile yapılacak olan memleket şümul iş gücü anksti mevzuundaki hazırlıklar müs-bet bir safhaya girmiş bulunmaktadır. Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan bu­gün, bu maksatla milletlerarası teşteüâ tından istenmiş bulunan uzman M. Dreyer, Yakın ve Orta doğu faaliyet merkezi mümessili M. Vandrîes ve Bir leşmıiş Milletler teknik yardım idaresi Türkiye mümessili Mr. Weise'ı iş ve işçi bulma kurumu umum müdürü Şe­rif Gürol ile birlikte kabul ederdik ken dileriyle görüşmüştür.

Yabancı uzmanları iş gücü anketi projes'inin lüzum ve ehemmiyeti hakkında yaptıkları konulmaları mü-teakip Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan ezcümle, coğrafî ve politik vaziyetimiz ve muhtelif harbler dolayısiyle kaybetti­ğimiz zamanı kısa bir müddet içinde kapatma'k mecburiyetinde olduğumuzu bu itibarla bütün gücümüzle çalışaca­ğımızı, bugünkü dünyada hiç bir dev­letin keıldi kabuğuna çekilmesinin dü şi'Bnuiüniyeceğini, dünyanın herhangi bir tarafında belirtecek iktisadî güç-lü'kleTİn diğer taraflara sirayet etmek­te olduğunu, dünya camiasında her devlet ve milletin umumî refah, saa­det, sulh ve sükûn için yapmakla mü­kellef olduğu vazifelerden bahisle Tür kiy'enin de milletlerarası camiada uh­desine terettüp decek olan işleri yapmak üzere gereği veçhile teşk&âtJ&EB-.mkş ve cihıazlanmış bulunması lâzım geldiğini tebarüz ettirmiştir.

Çalışma Vekili, mahsulünü idrâk eden

köylümüzün boş kalan zamanının kıy­metlendirilmesi hususuna temas ede­rek ziraat ve sanayüde Türk kadınının da erkeklerinin yanında, ver almakta olduğunu söylemiş müteakiben örf, â-det ve ananelerimiz icabı küçük şe­hir ve kasabalarımızda daha az ça­lışmakta olan Türk kadınının evinde el ve ev sanatlariyle meşgul olmak su r.etiyle çalıştığı takdirde memleketi­miz iktisadiyatına yeni kuvvet ve kıy­metler katılacağını, aynı zamanda ai­le geçimi yükünü yalnız erkekler üze­rinde kalmıyac ağını, kadınlarımızın kendi muhit ve evlerinde müstahsil hâ le getirileceğini izah etmiş, gereik mil le&Lerarası çalışma teşkilâtının, gerek se Birleşmiş Milletler teknik idaresi­nin gösterdikleri alâkaya teşekkürle mütehassis M. Dreyer'e muvaffakiyet­ler temennisinde bulunmuştur.

Diğer taraitan iş gücü anketi faaliyeti cümlesinden olmak üzere bugün ay­rıca Çalışma Vekâleti iş ve işçi bul­ma kurumu umum müdürlüğünde bu maksatta kurulmuş ve ilk toplantısını geçen ay yapmış olan Vekâletler arası komisyon, umum müdür Şerif Gürol'­un riyasetinde, milletlerarası çalışma teşkilâtı uzmanı M. Dreyer ve yakın ve Orta doğu faaliyet merkezi mümes sili M. Vandries'in iştirakiyle toplan­tılarına başlamıştır.

 İstanbul :

M.M.V. Temsil Bürosundan bildirilmiş tir:

Devlet Vekili Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin, beraberinde birin­ci ordu müfettiş vekili korgeneral Alankuş, generaller ve yüksek rütbeli su baylar olduğu halde dün gece Uzun­köprü ve Keşan garnizonlarını teftiş ederek geç vakit Geliboluya gelmiş ve geceyi ordu evinde geçirmiştir.

Vekil ve refakatindeki zevat bugün sabahleyin Gelibolu'daki subay evleri inşaatını gezmiş ve noksanların sür'aıtle tamamlanarak kış mevsiminden evvel ikmali hususunda direktifler vermiş­tir. Askerî hastaneyi teftiş eden ve­kil bütün koğuşları ve poliklinikleri dolaşmış, hastaların sağlık durumları ile ilgilenmiştir.

Bu nıeyanda Gelibolu garnizonunun en Önemli bir sağlık müessesesi olan bu hcstahanenin 1957 ilk baharında tevsi bakımından etüdlerin yapılması­na ait direktifleri öe vermiştir. Hastahaneden ayrılırken, ordu. sağlık hiz­metlerinin mükemmel bir seviyede tututmasının gerek birliklerimizin ta­lim ve terbiyesi ve gerekse ordumu­zun muharebe kudret ve kabiliyetinin temeli olduğunu ifade .etmiştir.

Müteakiben Yıldırım Doğanarslan gar nizonlarmı teftiş eden Vekil yeniden inşa edilmekte olan tesisleri görmüş ve bir topçu birliğinde yapılmakta olan seferberlik tatbikatı çalışmalarını in­celemiştir.

Devlet Vekili Millî Müdafaa Vekili Şe mi Ergin öğle yemeğini refakatindeki zevatla, topçu alayının misafiri olarak subay  ve  as  subaylarla  birlikte    ye­miştir.

Yemekten sonra dilek ve temennileri, dinliyen vekil aşağıdaki konuşmayı yapmıştır;

«Hakikaten çetin şartlar altında ve memleLketimizin en uzak köşelerinde vatan nadafaası vazife ve hizmetleri­ni büyük bir cehd ve feragatle yap­makta olan subav ve assııbaylarumzın refah seviyelerini arttırmak bizim için bir borç ve vazifedir. Sizleri mü­him vazife ve hizmetlerinize tam bir gönül huzuriyle bağlamak, böylece me sai randımanınızı arttırmak bakımın­dan gerekli tedbirler alınmış bulun-maktadır. Her türlü medenî şartları ve ihtiyaçları sağlıyacak şekilde lojmanlan da ihtiva edecek olan modern garnizonlarımızın inşasına 1957 baha-rmda başlanacaktır. Evvelce diğer gar nizonlardaJd arkadaşlarınıza İfade et­tiğim gibi bu ordu mensuplarımızın sosyal kalkınmalarını sağlayacak olan türlü tedbirlerle askerlik mesleğini, daha cazip bîr hale getirilmesine ça­lışılmaktadır. Aileleri ile birlikte cid den büyük bir güçlük Vte mahrumiye­te katlanan subay ve assubaylarımızm bütün bu gayri müsait şartlara rağ­men müşahede ettiğim feragat ve üs­tün moralleri hakkında beslediğim mu­habbet duygularımı arttırmaktadır.»

Vekil sözlerine devamla bütün bu tedbir ve hamlelerin büyük bir sevgi ve sempatiyle karşıladığını, ordu mensup lammızm hergün biraz daha refah v.e saadete ulaştırılmasının hükûmet ola­rak ehemmiyetle gözönünde tutulmakta olduğunu belirtmiş ve «erleri, su­bayları ve kumandanlariyle hududları anızda nöbet bekliyken ordumuzu va­zife başında görmüş olmanın sevinç ve iftihar duygusu içindeyim, gerek bu­rada, gerekse soğuk bölgemizde nöbet bskliyen askerleri mi zin yalnız Türk yurdunun hududlarmı değil Nato'nun kuvvetli bir kalesi olarak dünyanın sulh ve sükûnununda eşsiz bir bekçi olduğuna kani bulunmaktayım. de­miştir.

Müteakiben Devlet Vekili Millî Müda-laa Vekâleti Vekili Şeani Ergin Bola-yır'daki Süleyman Paşa türbesini ve büyük vatan şairi Namık Kemal'in kabrini ziyaret etmiştir

20 Ekim 1956

 An'kara :

«Migros Türk Tiaaret Anonim Şirketi» ne Ziraat Bankası ile diğer millî ban­kalarımız tarafından beş milyon lira­lık kr-E'di verilmesi hakkındaki ka­rarname bugünkü resmî gazetede ya­yınlanmıştır.

izmir :

Başvekil Adnan Menderes, beraberin de Devlet Vekili" Emin Kalafat,  İşletmeler Vekili Sa>met Ağaoğlu, me­buslar ve diğer zevat olduğu halde, bugün öğle üzeri İzmir'den Manisaya git miş ve halkın heyecanlı tezahüratı ile "karşılanmıştır.   

Manisalılar Başvekili, Vilâyet hudu­dundan itibaren heyecanlı gösterilerle istikbal etmiş, yol boyunca yer yer toplanmış olan vatanda, kitleleri ken­disine   büyük   tezahürat   yapmıştır.

Manisa'da doğruca hükümet konağına gelen Adnan Menderes. Cumhuriyet meydanında toplanmış olan Manisa­lıların coşkun tezahüratına kısa bir konuşma ili mukabelede bulunmuş, bu "konuşmasında   Manisalıların     hatırını sonmuş, her sefer olduğu gibi bu de­fa da gösterilen geniş muhabbet teza­hürlerine teşekkür  etmiş  ve  demiştir

ki:

"Acaba ne suretle hizmetinizde bulu­nabiliriz kaygusu ile ye sizleri görmek için buraya geldik:. Ümit ederim ki, bu seyahatimde de Manisalılara fayda lı olabilecek mevzular bulmak yeni eserler vücuda getirmek imkânını elde edeceğiz. Burada vaktiyle temel ' at­masına yetişemediğimiz dokuma fab­rikasının vaziyetini göreceğiz ve ba­raja gideceğiz. Yollarınızı da tetkik et tik. Manisa - İzmir yolunun inşasına çok yakında başlanacaktır. Bu yol sayesinde Manisa - İzmîrarası 29 ki­lometreye inecek ve sür'atli bir gidiş­le 20 dakikada îzmire varmak müm­kün olacaktır. Bundan hepinizin mem­nun kalacağınızı bildiğim için bu gü­zel haberi vermekle ben de memnuni­yet duymaktayım.

Bize gösterdiğiniz itimad ve samimiyeti hir bir zaman unutmıyacağız ve bunun daima medyunu şükranı olacağız. Muhalefete ilk başladığımız yıllar­dan beri, Manisa'nın gösterdiği samimiyete lâyık olmak için elimizden gele­ni   yapmaktan   geri   durmayacağız.

Bugüne kadar pek rok ve büyük ehemmiyette isler yapılmış olmakla be rab.er, bunları kâfi görmüyoruz. .Asıl mühim isler bundan sonra yapılacak­tır. Çünkü devletin yapıcı kudreti es kişine nazaran rok artmıştır. Sizlere bundan sonra da ne derece geniş hiz­metler ifa edefoiîirsek kendimizi o de­rece bahtiyar addedeceğiz.

Alkışlarla karşılanan bu konuşmayı müteakip tekstil do'kuma fabrikasına gidilmiş. Buracfa da halkın tezahüratı ile karşılanan Başvekil Adnan Mende­res, inşaatı hayli ilerlemiş olan fabri­kamın yeni bir blokunda temele alkış­lar arasında ilk harcı koymuştur.

Müteakiben bir konuşma yapan İşlet meler Vekili Samet Ağaoğlu, Manisa mebusu sıfatiyle Manisa'lılar adına Başvekile1 teşekkür .etmiş ve bu fabri­kanın önemini belirterek  demiştir ki:

«Manisayj ziraî değeri ile mütenasip sınaî bir seviyeye getirmek, sanayinin inkişafını sağlamak ve yeni sanayi te­sisleri kurmak elbette kâ bir zaruret­ti. Demokrat Parti bu lüzumu tam za­manında idrak etmek suretiyle hareke te geçti ve "bu dokuma fabrikasını meydana getirmeğe başladı.

Fabrika, 195? nisanında ve belkide daha evvel bitecek, montaj işleri de sene sonlarına doğru, b?Uci sene ortasında tamamlanarak, bu eser, millî iktisadı nazda lâyık olduğu yeri alacakftır.»

Samet Agaoğlu, fabrikanın kapasitesi ha&kmda da bazı rakamlar vermiştir. Bu dzahata göre, Manisa tekstil fabri­kası 238 tezgâhı ve 20.Ü56 iği ihtiva e-decek, serusde 5,5 milyon metre kurnam imâl edecektir. Maliyeti, dış tediye olarak üçbuçuk milyon dolardır ki, 10 milyon Türk lirası eder. 5 milyonu da iç tediye olarak sağlanmıştır. Şu he­saba göre, fabrika takriben 15 - 16 mü yon liraya malolacaktır.

İstetmeler Vekili konuşmasını şöyle bitirmiştir:

«iBu rafcamîar da gösteriyor ki; bu, hakikaten, büyük bir eserdir. Fakat bunu ,daha başkaları takip edecektir. Manisalım yolları bir dföfa ehemmi­yetle ele almdrktan başka, diğer fabri­kalar da kurulacaktır. Manisa lâyık ol­duğu medenî seviyesine bir an evvel erişecektir. Bundajn asla şüpheniz ol­mamalıdır.

Son günlerde bu havalide gezintiler yapmış olan eski iktidarın eski bir Baş vekili jbütüoı bu yeni eserfemn hiç bi­rini fark etmemiş gibi Demirköprü ba rajından. başka bir kalkınana faaliyeti gormedim» diyor. O halde kendisc, göz leri kapalı geziyor demektir. Yer yer yükselen medeniyet mamurelerine göz ieriiü çevirmesini dilerim. Bunlar, De­mokrat Parti iktidarı tarafından mey­dana getirilen, fakat Türk milletine »ait olan eserlerdir. Bunları görmemek, Türk milletinin refah ve saadetini gör­mek istememek deşmektir.»

Müteakiben, Manisaya bu sene kazan dımlmış olan yeni lise binasının açılış töreni yapılmıştır. 305 bin liraya mal olan ve modern öğretimin icaplarına göre inşa edlimiş. bulunan bu bina ilfâ Manisa, güzel bir kültür ocağına  kavuşmuş bulunmaktadır. Açılış töre­ninde bir konuşma yapan Maarif mü­dürü, bu yıl Manisa'da okul inşaatı için hükümetle yapılan yardımların yekûnunun 1 milyon lirayı geçtiğini söylemiştir. Vilâyet bütçesinden de 600 bin lira ayrılmış bulunmaMadır.

Maarif müdürünün verdiği izahata gö­re, kaza ve nahiye merkezlerinde   7 köylerde  28  olmak üzere cem'an     35 ilkokul inşa halindedir. Merkezde,   Alaybey ve Ulucami ilkokulları ile Sa­lihli merkezinde Atatürk ilkokulu   ve-Kula'nın Menye okulu  tamamlanmış-tır. 5 yıl Önce Manisa'da okuyan çocuk -seyısı  40.224.   iken.   bugün  bu miktar 50 bine yaklaşmaktadır.

Daha sonra Manisa Öğretmen ve öğren çilerinin alkışları arasında Başvekil,  hayırlı ve uğurlu olması» temennisiy te kurdelâyı keserek lise binasını aç­mıştır.

Müteakiben Alaybey ilk okulunu da a-çan Başvekil buradan Turgutlu'ya ha­reket etmiştir.

Saat 13.15 de beraberindeki zevatla birlikte Turgutluya gelen Adnan Men deres, haLkın coşkun muhabbet tezahü ratı ile istikbal edilmiştir. Çok kalaba­lık bir vatandaş topluluğunun heyecanlı gosteriLeri arasında kasabaya giren Menderes, doğruca Cumhuriyet meydanı parkına gelmiş ve tezahürat bura­da da dakikalarca devam etmiştir.

İl'k sözü alan Samet Agaoğlu, hükümet reisine gösterilen bu güztei kabul dolayısiyle Turgutlulara teşekkürlerimi bil dirmiş v.e demiştir ki:

Manisa'mızın bu güzel köşesinde De­mokrat  Parti  kurulduğundan  bugüne kadar cereyan etmiş bulunan hâdisele rin daima ve daima en doğru tahlilini yapmışsınızdır. Keza1  haklıyı    haksız­dan tâfirik etmeyi bilmissinizdir. Dorunun ne tarafta olduğunu göstermiş-sinizdir.  Bugünkü heyecanınız da. hiç-şüphesiz, eski iktidarın es'ki Başveki­line karşı Verilmiş en fiilî bir cevaptır.Burada toplanarak bu muhabbeti iz­har etmekle onlara, buralarda beyhude dolaştıklarını,     beyhude    ümitler pe­şinde  koştuklarını  anlatmış oluyorsu­nuz. Hepinizi candan tebrik ederimle karşılanan Reisicumhur ve Başve­kil fabrika önündeki tribünde yerleri­ni aldıktan sonra saat 10.30 da törene İstiklâl Marşı ile başlanmıştır.

Daha sonra şeker fabrikaları umum müdürü Baha Tekant bir konuşma yap mıştır. Umum müdürün verdiği izaha­ta göre, Murat suyunun yanı başında­ki geniş vadide yükselen bu yeni fab rikamızm pancar temin edeceği saha­lar Elâzığ'ın Sivrice, Baskil, Palu, Karakocan, Maden, Kfoan, Tuncelinin Mazıgirt, Hozat, Çemişgezek. Pertek, Nazimiye, Ovacık, Bingöl'ün Çapakçur, Genç, kazalarına ve Diyarbakır'la Muş'un pancar ekimine elverişli bölge lerine kadar uzanmaktadır. Elâzığ şe­ker fabrikası her sene normal olarak vasatı 60.000 dönüm kadar sahadan 120 bin ton pancar işleme ve 18 bin ton kristal çeker istihsal kapasitesine göre kurulmuştur. Günlük vasatı iş­leme kapasitesi 1.200 ton pancar ve Î80 ton şekerdir. Pancar zîraatindeıı 250 bin nüfus istifade edecek ve her yıl bu bölge çiftçisine vasatı 12 milyon lira pancar bedeli tevzi olunacaktır. Montaj ve inşaat işleri kısa .bir zaman da, 300 günde, ikmal edilmiş olan Elâ zığ şeker fabrikası, 'gerek yüksek iş tutumu, gerek mühendislik başarısı bakımından bir örnek teşkil etmekte­dir. Fabrika Fransız  «Cail»  firmasının Demokrat Parti,  Türkîyede,    miBetEniradasinia dayanarak işbaşına geltmiş ve o iradenin istediği istikamette mil-3et Mzrnetinde vazife görmekte bulun­muştur. Bundan sonra da böyle olacak tır. Demokrat Parti, bu memlekette ik tidara lâyık olduğu mÜÖ.dle'töe, Türk milletine hirtnete devam edecektir. De mokrat Parti, içeriden ve dışarıdan ge­lecek her türlü tesanüd bozucu ha­reketlere karşı birbirleriyle sıkı sıkı­ya bağlanmış vatan evlâtlarından mü­teşekkildir. Bu btir&'k, Demokat Parti­yi millete hizmet yolunda zaferden za­fere götürecek ve onun icraatını gör­mek istemeyenleri daima, hüsrana uğ­ratacaktır. Bugünkü gu hararetli ka­bulünüzle bu hüsranı siz onlara tattır mış oldunuz.))

Samet Ağaoğlu'nu takiben Başvekil Adnan Menderes, büyük tezahürat arasında bir konuşma yapmıştır. Bu ikonuşma bültenimizde ayrıca yer alacaktır.

Başvekil Cumhuriyet meydanı parkın açılış konuşmasını müteakip Salihli'ye hareket etmiş ve hararetle uğurlansruş tır.

Salihli'deki karşılama da çok samimî ve hararetli olmuş, Başvekil halikın sıcak muhabbet gösterileri arasında Be­lediye binasına gelerek balkondan bir konuşma yapmak, suretiyle teşekkürle riıni bildirmiştir. Menderes, ibu konuş-Kiasunda demiştir 'ki:

Bu kadar muhabbetle karşılamak suretiyle bizlere hayatımızın en büyük mükâfatlarını bahşetmiş oluyorsunuz. Hepinize candan teşekkürlerimi suna-Tim, Sizlerden aldığımız bu kuvvetle, önümüze ne kadar büyük mâniier çı­karsa çıksın hepsini yenerek memlelke im refahı olaaı gayemize erişmekten bi zi hiç bir şey alıkoymıyacaktır. Biz­ler, sizlerin arzularınızı yerine getir­mek inin hizmetinizde vazife atmış mes'ul insanlar olarak vazife görmekteyiz. Memleketim işleri çok iyi bir yoldadır. Müküllıeri günden güne ar­kada, bırakmak suretiyle diaha iyi günlere erişmek yolundayız. Parlak bir istikbal Türk milletinin önüneseril­miş bulunuyor.


 

Hepinizi candan muhabbetle   selâmlarım.

Başvekil Adnan Menderes, ayni can­dan tezahürlmer arasında ayrıldığı Sa­lihli'den sonra doğruca Gediz - Demir köprü barajı İnşaat sahasına gitmiş, in saat bölgesinin muhtelif kısımlarını ayrı ayr>. gezerek etraflı izaihat almış­tır.

Bu izahata göre, baraj inşaatının yüz­de 30 u ikmal olunım-uştur. Hazırlık iş­leri fazla zaman aldığı için, şimdi, bu en güç safha geçilmiştir.

Hâlen müteahhit firma muhtelif faaliyet sahalarında 1.000 işçi-çalışmakta ayrıca 200 memur vazife görmektedtir. Bugüne kadar, baraj için 45 milyon lira sarfedilmiştir baraj ve göl sahası ile elektrik santralinin arazisi istimlâ­ki, şose güzergâhmm değiştirdim esi, müşavir servisleri, ânşaat ve teçhizat masrafları ile birlikte, bu muazzam eser, heyeti unıumiyesiyle, takriben 145 milyon liraya malolacatetır. Gediz pro jetinin tahakkuku suretiyle 77.900 hek tarlî'k münbit arazinin sulanması mümkün olacak. Ayrıca senede 193 milyon kilovat saat elektrik istÜhsaÜ edilecek­tir; Baraj 1958 yılında tamamlanacak­tır.

Şantiye binaları, evleri ve sairesiyle şimdiden küçük ve şirin bir kasaba haline geknig olan Demir köprü'deki tetkiklerini müteakip Başvekil Kemal paşa üzerinden İzmir'e dönmüştür. Vaktin çok geç olmasına rağmen, yol bojyunca tütün kaza. ve nahiye merkez ierinde halk Başvekili hararetle karşı kamış vie uğurlamıştır.

Ankara :

1956/Ö7 ihraç mevsimi zarfında, ihraç edilecek pamuklar için fiyat farkı 5-denmesi hakikındakl kararın meriyete girmesi hakkındaki kararname bugünkü resmî gazetede yayınlarmuştır. Kararda şöyle denilmektedir:

Madde: 1  Pamuk istihsal rmaliyetind karşılayacak bir seviyede tesbit edilmiş olan müdahale fiyatları ile dış fiyatlar arasındaki farkı telâfi etmek ve ihracatımızın dış pazarlardaki refea bet şadlarına intâbafeını temin eylemek

maksadiyle 1956-1957 ihraç mevsimi zarfında, pamuğun, serbest döviz, sterlin ve E.P.U. paraları mukabili ihra­cında' fob net kıymetinin Türk lirası tutarı üzerinden yüzde 35 nssbetind'e fiyat farkı ödenir.

Madde: 2  1 inci maddedeki fiyat farklarının ilgili ihracatçılara, İzımir ve Çukurova pamuk tarım satış koopera trfleri birlikleri tarafından, tediyesini temin maksadiyle, bu birlikler namı­ma millî korunma fonundan T.C. Zi­raat Bankası şubelerine hususî hesaplar açtırmaya İktisat ve Ticaret Veki­li mezundur-.

 İstanbul :

İkji günden beri Trakya'da askerî bir­lik ve garnizonları teftiş edan Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâleti Ve­kili Şemi Efgin refakatinde general­ler ve yüksek rütbeli subaylar oklu­ğu halde bu sabah Çanakkale'de ta­rihî muharebe sahalarına gitmiştir.

Vekil, beraberindekilerle birlikte mukaddes vatan müdafaası uğrunda kan lanni dökerek eşsiz zafer destanları yaratan aziz şehitlerimizin abidesini ve Çanakkale muharebelerinde dövüşen İngiliz ve Fransız askerlerinin mezar­larını ziyaret ederek birer çelenk koy­muş ve saygı duruşunda bulunmuş­tur.

Müteakiben Vekil refakatindeki zevatla Birinci Cihan 'Harbinde en kanlı ve çetin muharebe terin cereyan ettiği sa halan ve bu meranda Anafartalar. Aribunnu, Kocaçimen bölgelerini gez­miş, ger.ek muharebelerin cerıeyan tarzı ve gerekse yapılmakta olan büyük şehitlik âbidesi inşaatı hakkında alâ­kalılardan izahat almıştır.

Vekil Semi Ergin, .kahraman denizci-ferimiz Atılay ve Duımlupmar şehitle­rinin aziz ruhlarını taziz maksadiyle Çanakkale sularına da bir çelenk bı­rakmış ve refakatindeki zevatla bir­likte Eceabattan Çanakkaleye mütsvec cihen hareket etmiştir.

21 Ekim 1956

Ankara :

Türkiye Kızılay Cemiyeti bugün 250 adet battaniye., 500 kat çamaşır ve 1000 kgr. fasulyeyi bir askerî nakliye uçağı ile Filistin mültecilerine yardım olarak Beyrut'a göndermiştir.

Yardım malzemesi Kızılay m mümessili tarafından Beyrut'ta Unrwa memu­runa teslim olunacaktır.

Aydın :

Başvekil Adnan Menderes Aydın oto­matik telefon santralını bugün hizme­te açmıştır.

Aydın mebusları ile Aydın Valisinin ve kalabalık ıbir halk kitlesinin hazır bulunduğu merasimde bir konuşma ya şan P.T.T. umum müdürü Cahit Akyar J000 abonelik telefon santralının, şebeke ve diğer teslisleri ile birlikte bir milyon- 100 bin liraya mal olduğunu bildirmiştir.

Cahit Akyarm verdiği izahata göre, bu sene telefon vs telgraf umum mü­dürlüğü diğer 52 şehir v.e kasabanm-kilsrle birlikte bu santrale de 1000 hat daha ilâvesini mukaveleye bağlamış bulunmaktadır.

Son 6 sene icindıe Aydın ile birlikte İzmir, Muğla, Denizli, ve Manisa vilâ y etlerinin şehir iri telefon abons bağlama imkânları % 158 bir artışla 8600 den 22.200 e çıkarılmış ve şehirler ara sı .konuşma imkânları bu artışa mu­vazi olarak aynı mabette yakın hadler içinds bütün memleket sathına şamil olmak üzere genişletilmiştir.

Önümüzdeki iki yıl içinde İzmir, Ma­nisa, Aydın, Denizli ve Muğla vilâyet­lerini ihata edecek olan 2000 teHor-t ns'lik şehirler arası telefon hattının in şasi ikmâl edilmiş bulunacaktır. Bu hatlarla konuşma imkanlarını  arttır­mak için 9 adet 12 kanallı, 9 adet 3 kanallı telefon kuranportör sistemleri ile 7 adet 4 kanallı ve iki adet 18 ka­nallı telgraf kuranoortûr sistemleri de tesis  edilecektir.

Bunların dışında olarak son senelerinen modern muharebe vasıtalarından bi risi olan radyoling cihazları ile yurdu muzda ayrı bir tesis vücuda getirile­cek ve bu tesisin mühim bir kısanı ay-dm ve civarı vilâyetlere geniş muha­bere imkânları bağlıyacaktır. İki yıl içinde ikmâl edilecek olan bu modern tesislerin tâli kollarla Ege bölgesinin belli 'başlı rh-tiyaç noktalarına dağıtıl matsı da kararlaştırılmıştır. Bütün bu tesisler için şimdiye kadar 15 milyon lira sarf edilmiştir. İki yıl içinde ya­pılacak tesislere ise ilâveten sarfedilecek miktar 55 milyon lirayı geçecek­tir.

P.T.T. umum müdürünün verdiği ma­lûmata göre, 1950 yılma nazaran bu­gün memleketimizde şehir ici telefon servisinin umumî artış nisbeti % 148, otomatik telefon santralinin artış nisbeti % 140, Manuel santrallerin ar­tış nisbeti % 257, şehirlerarası telefon konuşma imkânlarındaki artış nisbett % 151, telgraf muhabere tesislerindeki artış nisbati % 1611 dir.

P.T.T. hizmetlerinde girişilen teşebbüs lerin Ege bölgesindeki neticeleri ola­rak önümüzdeki 1.5 ay içinde Nazilli' de 1000, Denizli'de 1000, Manisada 1000 Salihlide '500, Tire'de 500 abonelik ye­ni otomatik telefon santra 11 eil işlet­meye açıacak ve yeni yılın ilk 3 ayın da Akhisar'da 1000, Turgutluda 500 hatlık otomatik telefon santralleri hiz mete girecektir.

Başvekil yeni santrali gezmiş hayırlı uğurlu olması temennisiyle kurdelâyı kesmiştir.

Aydın elektrik santraline ilâve olu­nan tesisler de bugün Başvekil tarafın dan açılmıştır. Mevcutlara ilâveten se hir eelktrik santraline 650 şer kilovatlık 2 adet yükseltici transformatör ko­nulmuş ayrıca şehir içinde 11 adet alçaltıcı transformatör merkezi tesis o-lunmuştur. Bu transformatörlerin irti­batını temin için 9326 metre uzunlu­ğunda yüksek tev&ttürlü yeraltı kab­losu döşenmiş bulunmaktadır. Bu su­retle şehir cereyanı 360 kilovat takaddsen 1120 kilovata çıkarılmıştır. Ay dın'm şehir elektriğini hem takviye e-«ien hem de mevcut santrali modern ve emniyetli hale getiren bu tesisler de hizmete girmiştir.

Başvekil Adnan Menderes bugün aynı mamanda Belediye binasında tertip e-dilimiş bulunan bölge ziraat sergisini-de açmıştır Teknik ziraat müdürlüğü tarafından tertip olunan bu sergi çeşit r. ziraat kollarında Aydm'm güzel ve medSs mahsullerini bir araya toplamak tadır. Pek itinalı bir şekilde hazırlan­dığı için açılışını takiben Aydınlılar' cterhal kalabalık gruplar halinde ser­giyi ziyarete başlamışlardır. İyi kalite de incir yetiştirenler arasında tertip edilerek bulunan müsabakada derece a-Jan 3 müstahsile hem para mükâfatı hem  de  madalyalar verilmiştir.

Başvekil akşam P.T.T. umum müdürü tarafından Gar gazinosunda verilen 220  kişilik yemekte bulunmuştur.   

22 Ekim 1956

 İstanbul :

M. Müdafaa Vekâleti İstanbul Temsil Bürosundan bildirilmiştir:

Visamiral C.B. Brown'un emrindeki Amerikan'm Akdeniz'de vazifeli altıncı filosuna mensup altı gemisi, bugün sa­at 8.05 te İstanbul limanına gelmiş­tir.

Salom ağır kruvazörü, Coralsea uçak gömisi, Furse, H.E. Dicksan, H. Purvis, Dyess destroyerlerinden müteşek­kil misafir filo, Selimiye önlerine gelince 21 pare topla şehri selâmlamış ve Selimiyeden de ayni sayıda topla mu­kabelede bulunulmuştur.

Li'manda demıirliyen . filoya giden bir subay, koramiral Fahri Korutürk adına filo kumandanına hoş geldiniz de mistir.

Saat 9.10 da Boğazlar ve Marmara de­niz korkum andanı, Salem sancak gemisine giderek misafir amirali ziya­ret etmiştir.  

Filo kumandanı visamiral C. B. Brow» saat 10.25 te İstanbul Valisini, 11.10 da birinci ordu müfettişini, 11.50 d« Boğazlar ve Marmara, deniz korkuman danını ziyaret eteıistir.

 istanbul (Son Havadis) :

Şemseddin Gikıaltav bugün bir ba­sın toplantısı yaparak D. P. genel baş-İcatfiı Macheres'iın Turgutlu'daki ağır tarizlerini şöyle  cevaplandırmıştır:

Başbakanın Turgutlu'da söylediği son nutku okudum. Turgutluda beni ve kendilerini dinliyarn vatandaşlar hü­kümlerini vermişler dir. Memleket iş­lerini millet önünde serbestçe müna­kaşa için 1950 deki hürriyet lâzımdır.

Bir taraf kanunla tahdit edilmiş, di­ğer taraf sferbest bulunmak suretiyle münakaşa olamaz. Turgutlu nuüku Ege'dss umduğunu görememekten ve beklediğini bulamamaktan doğan ha­yal kırıklığının açık örneğidir. Milletçe seçilmiş olmadığı iddiasında bulun duğu sekiziınci B.M.M. s'inin çıkardığı kanun ve seçimle iktidara gelen parti bugünkü durumunu acaba neye isti­nat ettiriyor. C.H.P. 1950 seçknleriyie can vermemiş bu memlekette yaptığı muazzam inkılâpların şerefli bir merha İtesini tahakkuk ettirerek bütün dünya da Türk milletinin şanını ilân etmiş kendisinde ebedî hayat kazandırmış­tır. D.P. nin bütün tenkit ve imha gay retlerine rağmen, ayakta duran C.H.P. bugün 1950 ve nds'foetle çok daha kuv­vetli ve daha çok şereflidir. Kendi ya­rattığı müşküller içinde bulunan, ken dd ifadesi ile soy üyeyim «bahtsız ye naisipsiz» sayın halefime de böyle bir mazhariyet temenni ederim. Faıkat par tisinin ayakta kalıp kalamıyacağı hak­kında hiç bir pey söyli yemem. 1949 İİ3 3950 arasındaki durum mu, 1950 den bugüne kadar geçen devir mi tezehbüb içindedir. Onun mukayesesini tarafsız vatan dallarımızın vicdanlarına bırakı yorum. 1950 den beri bu memlekette söylenen södıer yapılan va'adleri iste­men şeyleri bilen ve gören vatandaşla­rın kimlerin sözlerine ve şahadetleri­ne inanacağını olup bitenlere bakarak pek güzel biliyorlar. D. P. Genel (Baş­kanı ile aramızda psk büyük bir zih­niyet fark, olduğu nutkun her satmn dan anlaşılmaktadır. Benim anlayışı­ma göre, bir seçimde kazanmak, bir memleketi idare etmek hak ve selâhi yetini verir. Yoksa memleketin tapusu bu vermez. Demokrasi hâkim olan yer lerde her  vsrtandas memleketrte  olupbitenleri görmek, öğrenmek ve edindi ği kanaati diğer vatandaşlara serbest­çe bildirmek hakkına sahiptir. Bu hak ve selâhiyet bir partinin veya bu­nun başkanının selâhiyeti altında de­ğildir. Mevcut müessıese ve fabrikala­rın tam randımanla işleyermediği bir yerde atılmış, temellerden bahsetmek­te bir mâna yoktur. Onun için bahset­medim. Saym Başbakan 1950 deki hür riyeti temin edebiliyor mu? O Kaman ki seçime muadil bir seçim yapmak im kânını herkese verebilir nıi? Mesele bunda. Onu bekliyoruz cevap versin­ler.»

İstanbul

Hükümetimizin davetlisi olaraık bir müddetten beri memleketimizi ziyaret etmekte bulunan «Federal Battı Al­manya ile demokratik çevreler aralarında işbirliği isimli haber ve neşir teşek külüne mensup HansEdgar John riya setindeki Alman basım heyeti bu sa­bah saat 9 da Almanyaya mütevecci­hen İstanbuldan hareket etmiştir.

Misafir heyet, Yeşilköy hava meyda­nında Vali muavini, basın  yaun ve tuıriztm İstanbul il temsilcisi ve Al­man başkonsolosluk mensupları tarafından uğurlanmıştır.

 İstanbul :

Edebiyat fakültesi Fransız arkeoloyı enstitüsü direktörlüğünden aynlması münasebetiyle Prof. Alb&rt Gaibrdel için bugün saat 17 de edebiyat fakülte­si sanat tasrihi enstitüsünde bir mera­sim yapılmış, merasimde Vali muavini Cevat Çapanoğlu, edebiyat Jaıküiltefei dekanı prof. Ali Tanoğlu, profesörler, doçentler ve £etniş/ bir talebe kitlesi hazır  bulunmuştur.

İstanbul :

Eylül sonuna kadar bu yıl Türkiye'de basılan ve 2527 sayılı basına yazı ve resimleri derleme kanunu gereğince beşer nüsha olarak derlenip îstanbul, Ankara ve İzmir'de bulunan beş bü­yük kütüphaneye gönderilen eserlerin miktarını Maıanif Vekâleti derleme mü diirlüğü tesbit etmiş bulunmaktadır.

Buna göre, son dokuz ay içinde Türki ye -matbaalarında 2.115 kitap ve risale basılıp derlenmiştir. Bunlardan 768 eser sosyal ilimlere, 457 eser tatbiki ilimlere, 372 eser edebiyatta, 143 eser tarih - coğrafya ve biyografyaya, 79 eser güzel saantlar ve tatbiki sanatla­ra, 75 eser din ve ilahiyata, 73 eser na zarî ilimlere, 69 eser umumi konulara, 48 eser filoloji ve lengüistiğe, 31 ıeser felsefe ve ahlâka dairdir.

 İzmir :

Memleketimizin belli başlı gelir kay­naklarından birini teşkil eden zeytin v?e zeytinyağı istihsalini arttırmak ga yesiyle İktisat ve Ticaret, Ziraat Ve­kâletleri tarafından müştereken tertip edilen «Türkiye birinci zeytincilik kongresi» bugün saat -5 te Ziraat Ve­kili Esat Budakoglu'nun bir konuşma sini müteakip Karataş'taki halk eği­tim, merkezi salonlarında mesaisine başlamıştır.

Bu münasebetle yapılan . merasimde mebuslar, İzmir Vali Vekili Ziraat, or­man ve veteriner umum müdürleri, ilgili vekâletler temsilcileri, İzmir üni­versitesi profesörleri, ziraî donatım, ve Tariş umum müdürleri ile yurdun muh telif bölgelerinden gelen 5ÛO! e yakın delege hazır bulunmuştur.

Ziraat Vekili Esat Budakoğlu, kong­reyi şu konuşma ile açmıştır:

«Çok muhterem kongre delegeleri,

Birinci Türkiye zeytincilik kongresini sçmekla bahtiyarım. Türkiye zeytin en düstrisinin inkişafı bakımından çok mühim kararlar alacağına emin oldu­ğumuz kongrenin kıymetli azalarını hükümet ve şahsım adına hürmetle selamlarım.

Gerek ziraî istihsal, gerek milletimizin beslenmesi, gerekse ihracat bakımın­dan ehemmiyetle üzerinde durulması na ihtiyaç duyulan bu mühim, mese­lemizi, bütün derinliğine ve genişliği­ne tetkik ederek hükümetçe alınması gereken tedbirleri de belirtecek olan kongre için vâki davetimize icabetiniz den dolayı candan teşekkürler ede­rim.

Türkiyenin zeytin yetiştirmegje elve­rişli sahalarının genişliği hakkında mü tehassıs arkadaşlarınım verdiği ma­lûmat, bu sahada ne büyük imkânlara sahip olduğumuzu, buna rağmetn bu imkânlardan ne kadar cüz'î bir kısmını kıymetlendirmiş bulunduğumuzu gös­termeğe kâfidir. Filhakika, Karadeniz hudutlarından it'übanen bütün Karade­niz sahili, Marmara denizi sahilleri Ege ve Akdeniz kıyılarını aştıktan, son ra Suriye - Irak hudud/unu takiben İran hududuna kadar olan sahalarımız da zeytin ağacının iktisadî bir şekilde yetiştirilmesi kabil iken memleketimiz de ancak 40 milyon verimli zeytin ağacına malik olduğumuzu hatırlatmak, bu mevzuda ne büyük işlerin ve irmkâö ların bizi ve çiftçimizi beklediğimi gös termeğe kâfidir zannederim.

Mevcut 40 milyon zeytin ağacımızın da tamamımın, fennî ve iyi bir bakıma tâbi tutulduğunu iddia letmemıize im­kân yoktur. Mevzii mahiyette olan bazı bakım, vıe .alâka örnekleri bizi tat­min etmekten çok uzaktır. Gübreleme vesaire gibi yarim, arttırıcı tedbirler ü-aerrndeki aratştırnıaîarımız, öğretici teşkilâtımız noksan olduğu gibi çift­çimizin de bu zarureti ancak y-sıni ye­ni kabul etmeğe başladığını görüyoruz. İki üç senede bir, diğer müstahsil man tekellerin normal sermelerde aldıkları bir z-sy&in mahsulü almak, bizim ziraî politikamızın kabul ve iktifa edebile­ceği bir husus değildir. Bunun çare­sini hükümet olaraik, çiftçi olarak mut lak bulmak ve bol zeytin mahsulü a-laraik dünya piyasalarına çıkmak mec buriyetindıeyiz.»

Ziraat Vekili, zeytinyağı endüstrimi­zin durumuna da temasia demiştir ki:

«Zeytinyağı endüstrimizin son seneler de modernize edilmeye başlamasından duyduğumuz memnuniyet büyüktür. Ege'de, Gaziantep bölgesinde yeni ve çok modern kombina yağ fabrikaları kuruknaktadır.

Ayrıca, prina fabrikalarımızın da art­makta olduğunu büyük memıuinluikla. müşahede ediyoruz. Fakat bu hamle­lerin de kifayetine kani değiliz. Bun­lar iîerikî  senelerde daha fazla  adet-

ten ve bütün yenilikleri ihtiva ederek kurulmaya devam etmelidir ve ede­cektir.

Zeytinyağını, sabun endüstrimizin ham maddesi olmaktan kurtarmamızın za­manı gelmiştir. Dünyanın hiç bir meraleketinde, zeytinyağını bizden rok faz­la istühsal eden yerlerde bile, zeytinyağı sabun imalinde kullanılan bir ham arıadde olmaktan mühim nisbatte kur nruknuştur. Memleketimizde bunun ni y,e böyle olduğu sebeplerini açıkça gö­rüşmemiz, tahlil kabul etmemiz ve önüne geçici tedbirleri almamız lâzım dır.»

Vekil, zeytin zararfüariyle yapılan mü cadele hususunda da şunları söztemiştîr;

«ZeyıtLrüe zarar veren hastalık ve za­rarlılarla mücadele hâlen devlet tara­fından idare edilmektedir. 4-5 sene­den beri büyük fedakârlıklarla yapılan i>u mücadelelerle uyanık çiftçimize bu mevzuda nasıl ve ne şekilde mücadele edileceğini göstermiştir.

Bu kadar geniş Vte dağınık, çok: defa on gün iğimde 'bitirilmesi lâzımigelen bir mücadelenin, devlettin elinde ne ka dar modern makina ve teçhizat bulu­nur bulunsun muvaffakiyetli neti­celere ulaşmamızın şartlarını temin etmek zordur.

Zeytin güvesi ve zeytin sineği .mücade leşinin esasları, ilâçları tamamen mah­sûlü kurtaracağı da kat'î olarak bilin m ektedir.

Mücadele meseleler inin hallini şamil olan ,bu noktayı nazar. Yeni mücacüele Ve karantina kanunu tasarısında iş­lenmiş bulunmaktadır. Yüksek mecli­sin tetkikinden geçtikten sonra en iyi şeklini alacağımdan şüphemiz bulunma yan bu kanunun tatbikatına zeytinci­lerimizin hazırlanmalarında büyük fayda umuyoruz.

Bu itibarla yavaş yavaş devletin bu mücadeleyi de halka terketmesi ve çiftçi vatandaşlarımızın mücadeleyi benimsemeleri  icabedecektir.»

Ziraat Vekili konuşmasına şöyle son vermiştir:

Zeytin ve zeytinyağı ticaretimiz üzerinde kongremizin durarak bu mevzudaki ve bilhassa kredi ve teşkilâtlandırma, fiyat mevzularmdaki ımes'eleleri tetkik etmenizde isabet olacağına kaniyim.

Zeyitincilik endüstrimizin ziraat, tücan canet ve fabrikasyon bakımından en gü zide şahsiyet ve otoritelerini toplayan kongrenin bütün bu mevzularda en hayırlı ve isabetli kararları alacağın­dan emin olduğumuzu bir kere daha belirterek kongreye başarılar diter, muhterem delegeleri tekrar ve hür­metle selâmlarım.»

Ziraat Vekili Esat Budakoğlu'nun sık sık alkışlarla kesilen ve umumî bir tasvibe mazhar olan bu konuşmasın­dan sonra riyaset divanı seçimleri ya­pılmış ve ziraat fakültesi dekanı Vamık Tayşı başkanlığa, Dr. Mustafa Malkoç da ikinci başkanlığa getirilsnig

Bilâhare kongre başkanı, kongrenin toplanış sebep ve gayelerini izah. eden bir konuşma yapmıştır. İstihsal, mü­cadele, zeytin sanayii ve teşkilâtlandır ma adı altında dört komisyonun tesbit edilmesinden sonra delegeler kongre mevzuları ile gündem hakkında fi kirlerini serdetmişlerdir. Kongre çalışmalarına yarın sabah saat 9' da devam edecek ve Ziraart, Vekili Esat Budakoğlu, delegelEr şerefine bu akşam bir kokteyl parti verecektir.

 Nazilli :

Başvekil Adnan Menderes beraberin­de Devlöt Vekili Emin Kalafat, İşlet­meler Vekili Samfet Ağaoğlu, mebus­lar ve diğer zevat olduğu halde bugüsv Öğle üzeri Nazilliye gelmiştir. Ay dindara, itibaren yol boyunca her kasaba ve köyde büyük vatandaş toplulukları tarafından hararetle karşılanan ve uğurlanan, Aica'dan geçerken yeni inşa edilmiş olan Atça orta okulunu açam Başvekil, saat 13 e doğru Nazilliye varnış ve burada çok büyük tezahüratla liarşılaaımıştır. Kasabanın methalin­den itibaren Belediye binasına kadar yaya olarak tezahürler ve dinmeyen alkışlar arasında gelen Başvekil Bele­diye binasının balkonundan meydanı

hınca hınç dolduran Nazillilere hita­ben bir konuşma yaparak demiştir ki:

«Bizleri bu derece güler yüzle ve sa­mimiyetle karşılamış olduğunuzdan do layı sizlere son derece minnettarız. Ne kadar teşekkür etsem gene azdır. Na­zilli 'tâ muhalefet yıllarından bari Demokrat Partiye karşı muhabbet, te­veccüh ve itimat göstermiştir. Bugün aynı heyecanı muhafaza ettiğinizi şu muhteşem, tablo göstermektedir.

Demokrat P&nti muhalefette iken o günün i'sitbdat idaresine' kargı Tikte milleti tarafından bir ümit olarak se­lâmlanmış, partimize büyük muhabbet bağlanmıştı. Pakat işler, iktidarda ikıen aynı şekilde devam etmez. Memleke­tin binbir istirabı vardır. İhtiyaçlar çok eldeki imkânlar mahduttu. İktidara gel dikten sonra, evvelce bir ümid olarak beliren teveccühün devam edip etmiyeceği belli değildi. Allaha harndolsun ki iktidarda bulunduğumuz. 6-7 sene zar fmda, muhalefette iken vaadetmiş ol doklarımızı, hattâ fazlası ile tahakkuk ettirmiş bulunuyoruz. Bıen eminim kÜ size bundan 6-7 sene evvel şunlar ve bunlar yapılacaktır diye bugün yapılatfi ve yapılmakta olanları tarif etse idik, bunları o zaman şüphe ile kar­şılardınız. O zaman hatırınıza' gelen ve gelmiyenler bugün tahakkuk et­mektedir ve işte bunun itindir ki bi­zi bugün böyle muhabbetle karşıla­maktasınız.»

Başvekil Adnan Menderes bundan sonra konuşmasına,  devamla   şöyle   dedi:

«Piyasada dolaşan bazı politika, dedi­koduları var bir takını muhteris politİika adamları bazı lâflar ediyorlar. Acaba bunlara cevap vereyim mi diye düşünüyorum? Bu lâfları uzatmak faydasız gibi görüküyor.

Onun içindir ki bugün burada ve bel­ki de Denizlide son defa olarak bunla­ra birkaıc cümle ile temas edeceğim.. Bu gibi dedikodularla daha fazla meş­gul olmaya vaktimiz yoktur. İşlerim. müsaade etmemektedir.

Bu politika dedikodularını birkaç ke­lime ile hülâsa edeyim:

Benim selefim olan esiki Başvekil, sanki olanlardan hiç haberdar değilmiş gibi Ege'ye geliyor, geziyor sonra İs­tanbul'a dönüyor. Ortada hiç bir eser görmedim, diyor. Allah için olsun, De­mokrat Parti ,6 - 7 senelik iktidarında hiç bir şey yapmadı mı sevgili vatan dağlarım?

Böyle bir sözü, bilhassa selefim, gibi hoca olaırak. ilim adamı olarak ta­nınmış, yaşını başını almış bir insan nasıl söyler? Bu, politika ihtiraslarının nerelere kadar sürüklendiğinin ibretle temaşa edilecek bir delilidir.

Dün. de kendisi, Turgutlu'a yaptığım .konuşmam hakkında, Adnan Menderes Ege'de aradığını bulamadı da onun için bana çatıyor demiş. Benim umdu­ğumu 'bulamadığımı o. nereden bili­yor? Benim Ege'de aradığım, sizlerdi­niz. Sizlere kavuştum, sizleri neş'e içinde çalışır gördüm bundan büyük bahtiyarlık duydum.

Bir iktidarın, 6-7 sene sonra böyle bir muhabbete mazhar olabilmesi, mazhariyetlerin en büyüğüdür. Biz umduğumuzu bulduk. 6-7 sene millet hizmetinde bulunduktan sonra milletin itimadının böyle dıevaan ettiğine şahit olarak bu dünyada fânilerin erişebile­ceği en büyük mükâfata kavuştuk. Bagka ne isteriz?

Şimdi ben kendisine sormak isterim: Acaba Ege'ye gelirken neler ümit ediyordu? Ümit ettiklerini acaba bu­labildi mi?

Yine aynı zat, biz 1950 şerefli seçimle­rini yaptık. Bakalım onlar 1958 de öy­le şerefli bir seçim yasacaklar mı? di­yor. Demek, 1950 den evvelki seçimler şerefsizdi. Bu sözleri ile bu hakikati tesbit ettiğinin dahi farkında değildir. O haldie kendisi, 1948 seçimlerinin: gay ri mıepırû neticesi olan bir iktidarın Bag vaîkili olmuyor mu? Onlar ömürlerinde bir defa ve son defa, o da milletin ic­barı karşısında bir dürüst seçim, yaptı­lar ve bunun neticesinde iktidardan git tiler. Bir insanın böyle bir şeyle bu derece övünmesi kadar manasızlık olamaz.

1950 d'en beri olanları da ayrıca unut­muş gözüküyor. 1954 te dfö seçimler yapıldı. Bunu  da unutmuşa benziyorlar. Zaten onları ancak kendileri ikti­darda iken mernlefeat işleri alâkadar eder. İktidarda efceğilseler memleket iş lerme sırtlarını çvirirler, İşkri .ancak menfî tarafından yoklarlar, zarar iras edip etmeyeceklerini düşünmezler, açaba iktidarı da bu hâk getirmiş olması cidden hazin bir manzaradır.

Başvekil, sürekli alkışlar arasında söz karini soyla

D,enrzlkfe de belki bu politika dediko­duları üzerine biraz daha konuşurum. Bundan sonra artık bunlaıraı arkası­nı keseceğim. Çünkü demin de söyle­diğim gibi, bizim bunlarla kaybedecek vaktimiz yoktur. İşlerimize devam edeceğiz ve milletçe daha büyük bir hızla ilerliyeceğiz.»

23 Ekim 1956

 İstanbul :

Bir müddetten beri rahatsız olan ve geçen pazar günü tedavi edilmekte ol­duğu Gureba hastahanesirrde vefat eden eski Giresun rasbusu, Vakit ve Haber gazeteleri sahiplerinden Hakkı Tarık Us'un cenazesi bugün oğla nama­zını müteakip Beyazıt Önünden geçiri­lerek Merkez ciendi aile kabristanına götürülerek defnedilmiştir.

Cenazede İstanbul Vali ve Belediye Reisi Prof. GÖkay, gazete sahip ve muharrirleri, öğretmenler bankalar ve (ticaret âlamine mensup tanınmış şahsiyetler, merhumun eski mesai ar­kadaşları ü:e dostları ve çdk kalabalık "bir halk kitlesi hazır bulunmuştur.

Başta Vali ve Belediye Reisinin, basın yaıym ve .turizmi umum müdürlüğü, bütün gazeteler, basın ile ilgili müesse­seler, okullar ve merhumun takdlrfcârlan elan şahsiyetler tarafından yüzü mütecaviz gönderilen eelenkler, merhu anım hocası bulunduğu okulların öğ­renciler tafâfuıtian. taşınmış, şehir ban dosu, bir polis müfrezesi ve izciler hür met resmini ifa etmişlerdir.

 Ankara :

Millî Korunma "Kanununun bazı matideleri gereğince bilumum mallarm alım ve satımının tâbi tutulacağı esasfer hakkındaki 1020 sayılı koordinas­yon kararı ile bu kararın ekleri bulmanın K./1020 sayılı sayılı Koordinas­yon kararı ile bu kararın ekleri bu­lunan K/1021, K/1038 sayılı kararlar­da derişiklik yapılmasına dair K/1051 sayılı karar resmî gazetede neşrolun­muş ve mer'iyete girmiştir.

 Ankara :

Bugün yürürlüğe giren 1049 ve yılı  Koordinasyon kararlarında İktisat ve Ticaret Vekâleti şu teb­liği yayınlamıştır

Bilindiği gibi, Millî Korunma Kanunu esas itibariyle ticaretin ve ihtikârın men'ini hedef tutmaktadır. Bu sebepledir ki kanunun tatbikatmda lüzum ve zaruret olmaldıkça, müstahsili takyid eden tedbirlerden kaçınılmış ve bu suretle istihsalâtimizi serbest olarak in ksişafı

Hal böyle oknakla berabarr müstehli­ki müncer olan istihsal faaliyetlerini tanzim edilen ticaret hayatım tazyik ve İhlâl etmiyecek şartlar dahiliride cereyan etmesi ekonomik nizaannmızııı selâraeti bakımından  zaruridir.

Mevzuatın gelecekteki tatbikatı bu görüş dahilinde cereyan etmek icap eder. Bir taraütan, müstahsilin malını değer lendirmek, diğer taraftan, müs­tehlikin ödeone kabiliyetine uygun fi­yat ve şartlarla mal elde edebilmeai'ni tamin eitnrök maksadiyledir ki bu defa, yürürlüğe konulan koordinasyon ka-raırlariyle bu iki faaliyet arasında ahenk tesisine çalışılmıştır. Böylece yaş meyva ve sebze, çiçek, yumurta, süt, yoğurt, peynir ve tereyağının serbeöt saıtılma'Sina imkân verilmiş olanakla beraber, m,üstahsiliaı sarih olarak bilmesi lâzımgelen bir hakikat vardır İdoda, hükümetin bir taraftan müstahsili koruanak isterken diğer taraftan müs­tehliki hiç bir suretle müşkül dururoft düşürmeye müsaade edemiyeceğicfcir. Bu suretle İktisat ve Ticaret Vekâleti gayri tabiî fiyat yükselmeİEisi taüsdirinde bahis mevzuu artaddeleii takMur fiyat bakımından tahdide tabi tutmak j-etkisirsi muhafaza  etmiştir.

" bir dönüce meydan verilmemesiniesi için müstahsilin sattığı malına ait faturalı rı satı? fiyatına uygun vermesi ve muhtekirlerin şişkin fatura taleplerini ilerideki menfaatim düşünerek red­detmesi icap eder.

Millî Korunma kontrolörktri piyasada derinliğine giden teftiş ve murakabe va zrfelerini hızlandırmışlar ve bilhassa büyük şehirlerimizdeki yaptıkları aramalan geniş letmişlerdir. Kontrolörler bu faaliyetlerni ara verim eden devam edeceklerdir.

Yine ,bu kere çilsarılain 1051 sayılı Ko­ordinasyon kararı ile Millî Korurmıa Kanununun son tatbikatında müşahe­de edilen boşlukların doldurulmasına matuf hükümler ilâve edikniştir. Mal Tanrın normal akışına engel olacak tı­kanıklıkları önlemeye matuf olan  tedbirlerin, piyasamızda ferahlık yaratacağı ve Millî Korunma Kanunu nun tanzimei rolünde bir adım daha ileri atılmak suretiyle müstekar bir ıktissdî nizamm tessüsüne ihizam edeceği şüphesizdir.

 Ankara :

'Millî Müdafaa Vekâleti Vekillimizin TaTıran'a vâki zi'varetini iade etmek ve dostane tamslarda bulunmak üzere bugün öğleden sonra şehrimize gelen dost ve kardeş İran'ın Harbiye (Nasırı --nm riyasetindeki askerî heyeiti, Biiyase ticumhur defteri mahsusunu imzaladık ta.n sorv-a A,nrUKabri ziyaınetie bir çsknk koymuş ve aziz Atatürk'ün ma­nevî huzurunda saygı durucunda bulun'mus ve bilâhare Devlet Vehili ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin'i makarnanda ziyaret etmiş­tir.

"Misafir askerî heybet, Millî Müdafaa Ve kâloti VekilİTnizİe birlikte bu akşam saat 3 7 de özel bir uçakla İstanbul'a hareket

Ankara :

Hariciye   Vekâleti   Matbuat   Bürosun­dan bildirilmiştir:

Aşağıdaki tebliğin Ankara ve Rabat'ta ayni zamanda neşri hususunda Türlüye CunıhuHveti hükümeti ile Fas hükû .meti arasında mutabakata varılanıig-tır:

Tüı'kiye Fas'ı 17 nisan 1956 tarihinde müstakil bir devlet olarak tanımış bu. lıuim aktadır.

Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ve majeste Fas Sultanı yakın bir maziye ka­dar iki memleketi birbirlerinie bağ­lamış ol'an samimî Vie kardeşçe münasebetleri tökrar tesis ve idame et­mek arzusuyla mütehalli olarak yök-diğeri nezdinde Büyükelçilik derecesin diplomatik temsilciler tâyiifee ka­rar vermişlerdir.»

 Ankara :

Hükûmatimizm resmen miisafiri ola­rak memleketimizi ziyaret etmek üzer bugün saat 14.30 da hususî bir uçakla Ankaraya gelmiş bulunan dosfc ve kardeş İran'ın Haribiye Nazırı tüm general ekselans Vfeük, Türkiye'ye geldiğinde  ait imtibalarını soran Anadolu Ajansı muhabirine aşağıdaki beyanat­ta bulunmuştur:

35 sene evvel Türkiye'ye gelmiştim. Tünkiyenin inkilâpları ve başarmakta olduğu Taüyük kalkınma barrılelieTÎni yakındam takip etmekteyim, esasen Sah hazretlerinin dost ve kardeş Türkiyeyi ziyareti vesliLesiyle buraya gelenleıden, memleketinizin her sahada­ki muazzam ve mükemmel kalkınması nı Öerertrniş bulunuyorum. Ayrıca Şalı hazretleriaıe memLekstinizde gösteri­len candan dostluk ve hüsnü kabule de muttali olmuş bulunuyorum.

Ankarayı havadan gördüm. Şehriniz manzarasiyle zevk ve emniyet ifade etmektedir. Muihterem Millî Mü­dafaa Vekilliniz Semi Ergin'in Tahranı ziyaretleri İran milletini çok mütelı sisetmiştir.

Ben Türkiyeyi görmeyi o 'kadar arzu ediyordum ki muhterem Millî Müda­faa Vekilinizin nazikâne davetini dier-hal kabul ederek güzel memlöketiniae gelmiş bulutnuyorum.. Bu umumi durum her iki dost müttefük dev­imin daha sıkı münasebetler ve beraber olmasını icap ettinmektedir. Bilindiği gibi Bağdat Paktının gayesine ulaşabilmesi için âza devlet­ler her zamankinden dalha ziyade an­layış göstermelidirler. Tarihde İrajı ve Türkiye daima sulhcu olacak görülmek tedûr.

Beynelmilel ihtilâflarda her iki devlet daima uzlaştırıcı bir rol almışlardır. Gerek İran ve gerekse Bağdad Paktının bütün azaları sulh için çalışmakta­dırlar. Biz sulhu iktisadî bünyemizi kuvvetlendirmek, aynı zamanda da yaşaıma staosdandınuzı yükseltmek için istiyoruz. Sulhu elde edebilmek için son i'ki büyük hasrtb göstermiştir ki kuvvetli ordulara ihtiyaç vardır. Eğer biz Paktın beş âzası sulhu istersek bu nu korumaya mecburuz. Bugünkü pakt, bizleri dünden dlaha çok yarından daha az birbirimize bağlamaktadır,

Değerli Millî Müdafaa Vekilinizle bir­likte dost ve kardeş Türk ordusu arasında geçineceğim günler, hayaıtnmın en unuftulanaz ve güzel hâtıralarım teş kil edecektir.

 Ankara :

Fedieral Almanya hava kuvvetleri ku mandamı korgeneral Kamnıhuber baş-İcanlığındia Federal Almanya hva- kuvvetleri kurmay başkanı tuğgeneral Fanitzkiğ Eğitim. Başkanı albay J. To-ettner, hususî jet eğitim subayı albay Kulimay, kalem .mahsus müdürü yarbay Leuchtenheng, İstihbarat başkanı yarbay Mexkwife, araştırana baglkaını yarbay Horten'den müiteaskkil bir Al man askerî heyeti ve Bonn haya ata­şemiz kurmay albay İhsan Araş bügüm saaıt 16,10' da şehrimize gelmiş ve Etimesgut hava alanında hava. kuvvet leri kumandanı Erkânı Harbiye Umu miye istihbarat başkanı, garnizon ve merkez kumandanları, Temsil Bürosu başkanı, Erkânı Harbiyei Umumiye protokol şubesi müdürü, hava kuvvet­leri daire başkanları ve Atanan sefereti mensupları tarafından askerî mera­simle (karşılanmıştır.

Misafir 'hey'et, Riyaseti cumhur defteri mahsusunu imzaladıktan sonra, AnıtKabre çelenk koymuş, Devlet Vekili Mjllî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin'i, Erkânı Harbiyei Umumiye Reis vekili ile hava kuvvetleri kumandanı orgeneral Fevzi Uçaner'i makamîamn-da ziyaret etmiştir.

 Denizli :

Başvekil Adnan Menderes bugün sa­at 16.30 da Sarayköy kazasına gelmiş ve PaMUıklu Sanayii Türk Anöniım Or taklığı taarfıhdan kuruJimsk.ta oları tekstil tabrikaBinm temeline mterasiny. le ilk harcı koymuştur.

Ege'nin küçük bir kasabasında müvesetıbis vatandaşlari'mızm sermayeleriyle meydana gıetirirmekte olan bu eser, iktisadî hayatımızın ana karajkıte-rindeki esaslı değişikliklerin ifadesi olarak da başlı basma bir hususiyet arzetmektedir.

Adnan 'Menderes inşaat sahasını dolduronuş olan Sarayköylülerin hararetli ftfâzahürleri aralsında karşılanmış ve Sarayköy pamuklu sanayii anonüm, gir festi adına fa'brika müdürü bir konuş­ma yaparak izahat vermişıtir. Bu izafhaîaı göre, fabrika (5200) ig iplik, 100 dolkuma tezgâhı ve komple apre tesis­lerini havi olacaıkitiT Dokuyacağı mal­ların; cinsi, gömleklik poplin, gabar­din, elbise sateni ve her önde 'en iyi kaBtede hasse'dir.

Kendi çapında memleket ekonomisine değerli hizmetler ifa edecek olan bu fabrika yılda 3 milyon metre mal do­kuyabil ecektir. Apiıe tesisleri ise, 10-metre kapasitededir. Apre tesislerinin dokuma imalâtının artacak 7 mil­yon m:&.trelik gücü büitün Denialdnrn. ve Aydm'a bağlı bazı kazaların el do kumacıları   emrine  tahsis  olunacaktır.

Böylece miktarı yılda 150 milyon met­reyi aşan ve anıntaka halkının bilek gücü ve göz nuru ile meydana gelen dokuima mamulleri aprelenmek imkâ­nını buliacaktır. Fabrika müdürü 4 mil­yon liraya çıkacak ol&n bu tesisin, ik­mâli hususunda da Başvekilin, muza-hereitmi teminni ederek- sözlerini bi­tirmiştir.

Bundan sonra Başvekil Adnan Mende­res "hayırlı ve uğurlu» olmasa temen­nisiyle ve alkışlar arasında temele ilk harcı koymu§   onu Devlet Vekili Emin

"Kal-afa-t ve İşletmeler Vekili Samed A ğaoğlu takip etmişlerdir.

Burada Başvekil uzun uzun alkışlanan "bir konuşma yapmış ve Buldan'a ha­reket etmiştir.

.Hükümet reisi daha önce ziyaret et­tiği yerlerde olduğu gibi Buldan'da da coşkun sevgi gösterileriyiş istikbal e-dilmiştir. Havanın kararmış olmasına rağmen bütün Buldanlılar yol boyunu ve Atatürk meydanını doldurmuş bu­lunuyorlardı,'her taraf ışıklarla dona­tılmıştı.

.Başvekil halkm dinmek bilmiyen te­zahüratına Belediye binasının terasın­dan bir konuşma ile tesekkür ettimiş kendisinin Ege'de umduğunu bulama­dığı ve hüsranla karşılaştığı yolunda gazetelerde çıkan bir takım beyanatı telmih ederek, su haşmeilû vatandaş topluluğunun bu iddialara en güzel cevap teşkil, ettiğini söylemiştir.

Başvekil, Belediyede kısa bir tavakkufu müteakip 'hararetli tezahürler ve yaşa var ol sesleri arasında kasaba'dan ayrılmıştır.

Vaktin iyice gecikmiş olmasına rağ­men yolda büyük, küçük bütün nahiye ve köylerde bilhassa Burhaniye ve Hor sunlu'da çak kalabalık vatanda1;; top­lulukları Başvekili ellerinde meşaleler oduğu halde harareti euğurlamışlaı- ve uaun uzun muhabbet tezahüratında bu hmmuslardîr;

2'i Ekİm 1958

- İstanbul :

İran Harbiye Nazırı General Ahmet Vusuk bu aksam İstanbul Hilıton ote­linde tertip edilen toplantıda İstanbul basını 'inensuplariyle tanışmış ve bu esnada beyanatta bulunarak demiştir ki;

«Türkiye ve İran arasındaki münase­betler evvelce olduğu gibi aynı sami­miyetle devam etmektedir. Bütün İran iki devlet reisinin yaptıkları müteka­bil ziyaretlerin, hatırasını yadetmektedir.  Ben de  bugün Müdafaa  Vekâleti Sayın Şem'i Erginin vaki dave­tine icabet etmiş olmakla bahtiyarım. İranda iken kendisine refakat ederek müesseselerimizi ve tarihi eserlerimi­zi göstermek fırsatını buldum. Eski İ-ran İmparatorluğunun bıraktığı eser­lerle biz daima gurur duyarız ve ayın zamanda şunu da biliriz ki, mazi ma­zidir ve meşhur Fransız aıfe sözünde olduğu gibi mazinin üstüne kapanmak istemeyiz. Bugün atom devrini yaşıyo­ruz. Biliriz ki üerlemiyenler daima gerilir. Bundan dolayı bütün gayretimi­zi memleketimizin İktisadî seviyesini yükseltmeye ve İranlılara hak ettikle­ri hayat seviyesini vermeye çalışıyoruz.

Merhuırn Hıza Şah PehLevî zsananmda ilerleme yolunda ilk esaslı adımları at­tık. Maalesef İkinci Dünya Harbi es­nasında bu hamlemiz geri kaldı. İkin­ci Cihan Harbinden sonra geri kalan bu hamleyi ve kaybettiğimiz zamanı telâfi İçin tekrar igie başladık.

Biz artık şunu gayet iyi biliyoruz (ki, bugün hiçbir memleket dünya yüzîindp tek başına yaşıyamaz. Bunun içirt-dirki büyük Türkiye'yi, mütteıiik ola­rak seçtik.

Son iki Cilıan Harbi bize şunu göster­miştir ki, müttefiksiz kalma daima is­tilâlara sebeb vermektedir. Her iki harpte, biz bitaraf kaldık, İran da Türkiye gibi sullı sever bir millettir. Her iki devletin de mazide cok geniş sabalara sahip olmalarına rağmen 'bu­gün kaybettikleri yarlerde gözleri yofe-tur ve tekrar onları elde etmek eme­linde değillerdir. Yegâne arzunnuz sulh ve suikûn içinde yaşamaktı, bu sebep­ten Bağdat Paktına girdik. Bu pakt tamamen tedafüi bir pakttır. Ekono­mik sahası, askerî sahasında geniştir. İran ve Tür'kiye bu paktın esaslı unsurlandır. Diğer müttefiklerimizle beraber dünya sulhünt hizmet etmeye çalışmaktayız. Hiç değilse Orta Şarkta em-niyeti  sağlamak istemekteyiz.

Amerika, iktisadî sahada bize yardım etmektedir. Bu suretle müttefik dev­letlerin iktisadiyatı yükselecektir.

İran Harbiye Nazırı bundan sonra so rulan muhtelif suallere cevap vermiş bu  arada her  iki memleketin iyi as Sterlere ve vatanlarını seven kimselere malik olduğunu ve bunların vaıtanları için fedakâr] ıık hisleriyle meşbu bulun­duklarını söylemiş, sözlerine devamla en esaslı malzemenin askerlerin mora­li olduğuna işaret ederek orduların modern ve teknik silâhlarla teçhizi lâ­zımdır, demiştir.

 İstanbul :

Ticaret Odası Neşriyat Müdürlüğün­den aldığımız malûmata göre, 956 se­ne başından eylül ayı sonuna kadar 9 oyluk devne içinde İstanbul limanından muhtelif memleketlere 144.043.617 li­ra tutarında ihracat yapılmıştır.

Sevkedilen malların başında iç fındık, yaprak tütün, bakır, tiftik, afyon, de­ri ve küspeler gelmektedir.

 Ankara :

Devlıst Tiyatrosu Umum Müdürü Muh­sin. Ertuğrui memleketimizi temsilen milletlerarası tiyatro .enstitüsü konfe-ransma katılmak üzere Bombay'a ha­reket etmiştir.

Enternasyonal tiyatro enstitüsünün «İti» nin bu yılki konferansında ço­cuk tiyatroları mevzuunda görügmelsr cereyan edecektir.

Muhsin Erituğrul tarafından konferan­sa sunulacak olan Türk çocuk tiyatrosu hakkındaki tebliğini çocuk tiyatrosu mevzuunda ihtisas sahibi bulunan Kü­çük Tiyatro Müdürü Mümtaz Zeki Taşkm'in hazırladığı öğrenilmiştir.

Mümtaz Zeki Taşkın'ın tebliği İngiliz­ce ve Fransızca olarak hazırlanmış bu­lunmaktadır.

 Bergama:

Başvekil Adnan Menderes beraberinde Devlet Vekili Emin Kalafat, İşletme­ler Vekilk Samet Ağaoğlu, mebuslar vali ve diğer zevat olduğu halde, bu­gün saat 17 de İzmirden Bergamaya gelmiş, emsalsiz tezahürler arasında istikbal olunmuştur.

Menderes, İsmirden itibaren yollarda büyüklü küçüklü bütün merkezlerdeve yol kavşaklarında biriken Egelilerin sevinç gösterileri ve hararetli te­zahür 1 eriyle karşılanmış, ve uğurlanmıştır.

Çok kalabalık vatandaş toplulukları­nın bu samimî istikbali karşısında her seferinde o.tomobilinden inerek, Baş­vekil, vatandaşların ayrı ayrı hatırla­rını sormuş, kendileriyle konuşmuş ve teşekkürlerini bildirmiştir.

İzmirden harekelini müteakip Mene­men yakınlarındaki kısa tevakkufu es­nasında Başvekil, Ege Limited Şdrketi-tarafmd'an kurulmuş olan Ege Kiremit. ve Tuğla Fabrikasını işletmeye açmış­tır. Bir müddettenken tecrübe çalışma­ları yapan bu modern fabrika senede iki milyon kiremit, bir milyon döşeme kirişi imal edecektir. Tesisleriyle bir­likte bir milyon liraya mal olmuştur. Fabrikaya ayrıca kurutma tesisatı ilâve suretiyle, hem istihsal bir misli artacak hem maliyet çok daha ueuzlıyacağı için beher kiremit, fabri­ka tesliımi 15 kuruşa kadar verilebile­cektir.

Fabrikayı gezerek mevcut tesisler ve imalât hakkında izahat alan. Başvekil,. Aliağa Çiftliği Nahiyesine geldiği za­man burada çok kıalabalı kbir vatan­daş topluluğunun hareretli gösterileri, arasında nahiye merkebini ziyaret etmiş, altmış bin ÜTa değerinde 20133 dönüm arazinin 350 köylüye tevzii me­rasiminde hazır bulunmuş ve halkın, tezahüratı arasında, nahiyeden ayrılma dan evvsl on vatandaşa tapularını al­kışlar arasında bizzat kendisi vermiş­tir.

Adnan Menderes berata erindeki ze­vatla birlükite Bergamaya vardığı sıra­da saat 17 ye gelmısk üzere idi. Berga­malılar şehrin methalinde muazam bir kitle halinde toplanmış bulunuyor lardı. Hararetli tezahürler arasında açık bir arabaya geçen Başvekil önce atlı Bergama efeleri, Cumhuriyet Mey damna kadar uzanan 4 kilometrelik yolun iki tarafını tıklım tıklım dene­cek şekilde doldurmuş bulunan halkın. sürekli alkışları arasında meydana gel­di. Burası, hakikaten mahşerî denile­cek bir mıanzara arzediyor ve meyda­na uzanan sokaklara kadar kalabalık.

taşıyordu. Bütün Bergama ayakta idi. Başvekilin nutkunda bu heybetli top­luluk 30 bin olarak mütecaviz bir ra­kamla ifadelendirilmiş olmasına rağ­men, rahat rahat 40 bin kişi toplanmış bulunuyordu. Herkes durmadan Başve kili alkışlıyor, otomobile doğru ilerliyerek elini tutmaya ve öprmeye çalışı­yordu. Meydandaki kalabalığı yarmak pek zor oldu. Halkın dinmek bilmeyen alkışları ve yağa varol sesleri arasın­da, iki tarafında efelerin sıralandığı Atatürk heykelinin bulunduğu tarafa güçlükle çıkan Menderes bu muazzam tezahürata el sallayarak mukabele ediyordu.

Burada ilk sözü Bergama Belediye Re isi almış ve Başvekilin bu defa Bergamaya yaptığı ziyaret dolayısiyle Bergamalılara teşekkürlerini çok heyecanlı bir ifade ile bildirmiştir. Belediye Reisi memleketin iktisadî istiklâline kavuşması uğrunda Adnan Menderesin sarf etmekte olduğu büyük gayretleri şükranla anmıştir. Daha sonra Başve­kil sürekli alkışlarla karşılanan bir hi­tabe irad etmiş ve gösterilen bu muaz­zam kabul dolayısiyle minnettarlıkla­rını bildirmiştir. Halkın büyük heye­canına mukabele ederek Bergamalıları tekrar tekrar selâmlıyan Adnan Men­deres buradan yeni pamuklu fabrika­sının inşa edileceği sahaya gitmiş ve merasimle temele ilk harcı koymuştur.

Bu fabrika hususî sermaye tarafından kurulmaktadır. Binası 4 milyon liraya ihale edilmiştir. Makine ve tesisleri ile birlikte 9 milyon liraya çıkacaktır.

144 tezgâhı 10280 iği bulunacak sene­de 4 bin balya pamuk işliyecek, gabar­din, poplin gibi ince imalât yapacak­tır. Bu fabrikada 450 işçi çalışacak ve 1958 senesi sonunda işletmeye açılacaktır.

Başvekil bu merasimi müteakip Berga malıların büyük sevgi gösterileri ara­sında Somaya hareket .etmiştir.

 İstanbul :

Amerika Birleşik Devletlerinin Akde-nizde vazifeli 6 ncı filosuna mensup «Coral Sea» uçak gemisi ile dört muh­rip ve bir nakliye gemisind en müteil bir fikri bu sabah limanımıza gelmiştir. Amerikan filosu 27 ekim ta­rihine kadar limanımızda misafir ka­lacaktır.

İzanir:

Başvekil Adnan Menderes bugün saat 14.30 da Menemene hareketinden önce İzmirde iki yeni okulun açılışını yap­mış ve bir iş hanının temelini atmış­tır.

Arsaları hariç herbiri 250 şer bin lira­ya mal olan bu okullardan, birisi Na­mazgah semtindeki Kemal Atatürk ilk okulu diğeri Eşref paşadaki Fatih Meh­met ilk okuludur.

Uç milyon liraya çıkacak olan iş ham ise Yemişçiler çarşısında Cezayir Ha­nının, yerinde inşa edilmektedir. Bu­gün Başvekil tarafından temeline ilk harç konulan birinci kısmı 700 bin li­raya mal olacak olan bu altmış odalı iş hanı beş katlı olacak, altında, bir lokanta ile 60 kadar dükkân buluna­caktır. İlk kısım inşaatın 1957 yılı ya­zı ortalarında tamamlanması beklen­mektedir.

Kalabalık vatandaş topluluklarının, hazır bulunduğu her üç merasimde de Başvekil Adnan Menderes muhabbet tezahür ler iyi e karşılanmıştır.

Ankara-

Federal Almanya'nın Ankara yeni. Büyükelçisi Dr. Fritz Oellers, bu ak­şam saat 18 de, elçilik binasında bir basın toplantısı yaparak, basın men-suplariyle tanışmış ve Türk - Alman münasebetlerine dair geniş izahat ver­miştir.

Büyükelçi sözlerine, memleketimizde vazifeye başlamaktan duyduğu mem­nuniyeti belirterek başlamış, bundan otuz sene evvel de bir sefaret mensu­bu olarak memleketimizde vazife al­dığını, aradan geçen 30 sene zarfında her sahada kaydedilen terakkilerden pek mütehassis olduğunu bildirmiş ve bu arada, Sarıyar Barajı ve İzmitteki boru fabrikası gibi Türk - Alman işbir ligine dayanan sanayi hamlelerini gör inekten ayrı bir zevk duyduğunu teba-

rüz ettirerek, «bu gibi işbirlikleri, an­cak gaye ve kaderleri birbirine perçin­lenmiş memleketler arasında tasavvur olunabilir, her iki millet, «barış hür-riyet ve terakki» parolası ili ortaya a-tılmış olan hür dünya idealine inan­mış bulunuyorlar. Kültür ve millî var­lıklarına mesnet teşkil eden bu ema­neti muhafaza ve müdafaa için gere­ken bütün fedakârlıklara katlanmak &2mindedirler.»   demiştir.

Büyükelçi sözlerine devamla, tarihî Türk - Alman dostluğunu Övmüş ve demiştir ki:

«Avrupa konseyinde, Attlantiik konse­yinde Türk ve Alman mümessilleri, aynı ruhu taşımakta ve müşterek dava uğrunda gayret sarf etmektedirler. Kı­sa bir müddet evvel Türk ve Alman hükümet reislerinin yapmış oldukları karşılıklı ziyaretler ve Almanya Cum­hur reisin in önümüzdeki ilkbaharda Tijrkiyıe'ye yapmağı tasmim «ittiği zi­yaret, milletlerimiz arasındaki dostluk abıtalannm ruh haletini açıkça ifade etmeiktedir. Türk - Alman, vekillerinin Ve iktisat, kültür ve cemiyet hayatına mensup mümtaz şahsiyetlerin 'gittikçe artan karşılıklı ziyaretleri de aynı il­ham ile aynı gayeye hizmet etmekte­dir. Federal hükümetin Ankaraya bir HtEtşemilitET .göndermeğe karar vermiş olduğunu ve bu heyetin yakında nruva salaıt edeceğini haber vermekle bir sır âfşa etmiş olmadığıma kaniim. Bu su­retle memleketlerimiz arasında res­men ve yeniden askerî münasebetler teessüs etmiş olacaktır.

Alman müdafaa kuvvetleri teçhizatı olarak Türklyeden külliyetli miktarda cephane alınmasına dair kısa bir müd­det evvel Bonn'da bir anlaşma imza edildiği malûmunuzdur. Türk milleti­nin eriştiği teknik merhale ile Almanyanin müdafaa, imkânlarını kuvvetlen dirmeğe yardım ettiğini, aynı zamanda Türk iyeden. Almanyaya yapılacak ihracatı bu suretle daha canlı bir hale getirmek üzere yapıcı imkânlar hazır­lanacağım müşahede etmek kalbimi huzur ve hazla doldurmaktadır. Mem­leketlerimiz arasında iktisadî münase­betleri temin etmek ve mal mübade­lesini genişletebilmek için ancak bu istikamette yürümenin lüzumuna inanmaktayım. Alroan endüstrisi, kendi mamûlatım daha fazla sarf edebilmek kin ümidini. Türkiye istihsalâ'Mnm kuvvetlenmesi ve ihracat imkânları­nın artması esasına bağlamış bulunmaktadır.»

Ekselans Oellers, daha sonra iki mem­leket arasındaki kültürel münasebettere temas ederek, Türk - Alman kültü­rel işleri istişare kurulu ve Ankarada tesis edilmekte olan Alman (kütüpha­nesi hakkında izahat vermiştir. Bu ara da, mismleketmıizdeki zengin arkeolo­jik .eserlerden sitayişle bahseden bü­yükelçi, Alman ilim adamlarının Bo­ğazköy, Bergama gibi yerlerdeki arke­olojik araştırmalarını da memnuniyet­le kaydetmiştir.

Alman Büyükelçisi son olarak şunları söylemiştir:

Milletlerimizin iktisat, kültür ve si­yaset alanında bir kader beraberliği ve hayatî menfaat hisleriyle birbirine na­sıl bağlı olduğunu aşikâr olarak gör­mektesiniz. Bu vadide uhdeme düşeni başarmak, kanaatimce buradaki vazifemin esas mânasını teşkil edecektir.» Büyükefci daha sonra Türk basın mariiSTiplariyle tanışmaktan duyduğu memnuniyeti belirtmiş vs gazetecile­rin sorduğu muhtelif sualleri cevaplan dırmıştiT.

 Ankara :

M.M.V. Temsil Bürosundan bildirilmiştir:

Vaşingtonda Kuzey Atlantik anlaşma­sı mutad askerî komite toplantısına katılan Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral î.Hakkı Tuinaboylu başkan lığmdaki askeri heyetimiz bugün saat 21.35 de Pan-Amerikan uçağı ile Ame-likadan yurda avdet etmiştir.

Heyet Esenboğa bava alanında, kara kuvvetleri kumandanı Orgeneral Nu­rettin Aknoz, Hava K.K. Orgeneral Fevzi İTçaner, Deniz K.K. Oraaniral Sadık Altmcan adına Tümamiral Cev­det Taluy, E.U. 2 nci Reisi Korgeneral Salih Coşkun. M.M.V. Müsteşarı (Kor-gemeral Fahri Özdilek, E.U. Riyaseti daire başkanları, garnizon ve mısrkez kumandanları,  M.M.V. Temsil Bürosu Başkanı, E.U. Es. İç Protokol Ş. Mü­dürü ve yüksek rütbeli subaylar tara­fından karşılanmıştır.

Yurdumuza avdet eden askerî heyeti­miz şu zevattan müteşekkildir:

Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Or­general İ. Hakkı Tunaboylu

Erkânı Harbiyei Umumiye Lojistik Başkam Korgeneral Hamdullah Suphi Söker,

Erkânı Harbiyei Umumiye Muhabere ve Elektronik Grup Başkanı Tümgene­ral Abdurrahman Erten.

Hava Kuvvetleri Kumandanlığı. Hare­kât Bagkanhğından Kur. Alb. Sadi Atikkan,

Deniz Kuvvetleri Kumandanlığı Hare­kât Başkanlığından Kur. Alb. .Necdet Uran,

Erkânı Harbiyei Umumiye Harekât Başkanlığından Kur. Alb. Fazıl Çiloğ 1_    

Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Husu­sî Kalem Müdürü Kur. Yb. Muzaffer Kan.

 izmir.

Dün gece Kemer Barajına giden Baş­vekil Adnan Menderes burada çalışmaları görmüş ve işlerin seyri hakkında ilgililerden etraflı izahat almıştır.

İzahata göre, pazartesi gününden iti­baren barajın, beton kısımları dökükni ye başlanmıştır. Bütün barajın inşaatı için 740 bin metreküp beton kullanıla çaktır. İnşaatta halen beşbin kilo/vat­lık bir dizel motoru faaliyettedir. Bu muvakkat motorun sağladığı enerji, meselâ Aydındaki elektrik santralinin beş misli fazlalığındadır.

Kemer Barajında kurulmakta olan esas santral 48 bin kilovat kudretindedir. Senede 148 milyon kilovat elektrik, enerjisi sağlayacaktır. Kemerde hâlen 100 mühendis ve 1100 işçi çalışmakta.dır. Vazifeli mühendislerin büyük ekseriyeti Türktür ve hepsi de gençtir. 1958 ilkbaharında işlemeye bağlıyacak olan Kemer Santrali İzmir ve Aydın dahil geniş bir bölgeye elektrik ener­jisi verecek ve küçük büyük endüstri­nin kalkınmasında da mühim tesirleri görülecektir.

Kemer ve Demıinköpru Barajlarının dış finansmanı 39 milyon doları bulmakta dır.

25 Ekim 1956

İstanbul :

Defterdarlıktan aldığımız malûmata göne malî sene başından ekim ayı ba­şına kadar İstanbul vilâyeti içinde ya pılan umumî vergi tahsilatının yekûnu 478.212.747  lirayı .bulmuştur.

Geçen yüm aynı devresi içindeki u-mumî tahsilat yekûnu 400.546.385 lira olduğuna göre bir sene zarfında vergi tahsilatında 77.666.362 liralık bir artış olduğu bildirilmiştir.

İstanbul :

Sümerbank alım satım müessesesinden aldığımız malûmata göre senebaşından 1 ekim tarihine kadar müessesenin muhtelif satış şubelerinde 98.900.000 metre pamuklu ve 2.440.000 metre yünlü mensucat satışı yapılmıştır.

Ankara :

Ulusta Anafartalar Caddesi üzerinde,Devrim İlkokuluna kadar olan istim­lâk sahasında,kuralması mukarrer büyük ve modern çarşı sitesinin inşa­sını sağlamak maksadiyle, Ankara Be­lediyesi, Türkiye Emlâk Kredi Ban­kası, Vakıflar Bankası ve tanınmış tüccar ve iş adamlarımızın iştirakiyle te­şekkül eden 25 milyon lira sermayeli «Ankara İmar ve Emlâk İşletme T.A. Ş.» nin ana mukavelesi bugün saat 17 otuzda, Emlâk Kredi Bankası Umum Müdürlüğündeki kurucular tarafından imzalanmıştır.

imza merasiminde Vali, Belediye Rei­si, Emlâk Kredi Bankası ve Vakıflar Bankası Umum Müdürleri, diğer ban­kalar temsilcileriyle şehrimizin tanın mış iş adamları ve basın mensuplan hazır bulunmuşlardır.

İmza merasimini müteakip hissedar kaydı muamelelerine başlanılmıştır.

Ankara :

İskenderundan Ankaraya sefer yap­makta olan Türk Hava Yolları uçakla­rı bu arada herçün taze karides nak­liyesine ebe başlamış bulunmaktadır.

İskenderunlu bir müteşebbisin vaki müracaatı üzerine durumu inceleyen İdare, kendisiyle mutabakata varmış ve şimdilik 'günde 60 kiloluk karides sevkıyatını taahhüt etmiştir.

Diğer taraftan Salihlide oturan bir çiftçi vatandaş da Türk Hava Yolları­na müracaat ederek, yurdun muhtelif köşelerine canlı bal ansı sevfositmek isteğinde bulunmuştur. Teklifi pren­sip itibariyle kabul eden Türk Hava Yolları ile bu uyanık Türk çiftçisi ara­sında anlaşmaya varıldığı takdirde, bundan böyle canlı bal arıları memle­ketin dört .bir yanma hava yollarıyla nakledilecektir.

Ankara :

İller Bankası, hükümetin yakın alâkasiyle şehir ve kasabaların elektrik iş­lerinin sür'atle ikmali hususunda müsbet adımlar atmıştır. Hükümetin ban­kaya ayırdığı İtalyan kredisinden is­tifade edilerek lüzumlu makirus ve tecvizaitın mubayaası için Dahiliye Vekâ­leti, Banka Umum Müdürünün reisli­ğinde bir heyeti İtalyaya göndermiş bulunmaktadır. Heyetin yaptığı temaslar neticesinde, 24 şehir ve kasabanın hidrolik ve 29 şehir ve kasabanın da termik elektrik santralının makine ve teçhizatım verecek sekiz İtalyan firmasiyle mukaveleler aktolunmuştur. Bu suretle büyük santrallardan beslenenüyecek olan 53 santralın 1957 yılın­da işletmeye açılması temin edilmiş bulunmaktadır.

Ayrıca, bir heyet 16 bin kilovatuk îkizdere hidroelektrik santralına âit makine ve teçhizatın sür'atle ikmal ve şevki için mahallinde çalışmalarına de vara etmektedir.

Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosun­dan bikLirıimdgtir:

Bir hava anlaşması akdi yolunda hü­kümetimizle Belçika hükümeti arasın­da bir müddetten beri cereyan eden müzakereler nihayete ermiş ve mez­kûr anlaşma. rnemleketimiz adına Ha­riciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyük­elçi Muharrem Nuri Birgi ve Belçika adına da Belçika Büyükelçisi Ekselans Gerard VValravens tarafından bugün Hariciye Vekâletinde imza edilmiştir.

İmza merasiminde Hariciye Vekâleti 3 ncü Daire Reisi Elçi Şakır Emin Ben gütaş ile aynı daire Sivil Havacılık Şu­besi Müdürü Sakıp Coruk ve Belçika Büyükelçiliği Kâtibi Emile İndekeu hazır bulunmuşlardır.

Tamamen 1844 Şikago beynelmilel si­vil havacılık anlaşması esasları daire­sinde hazırlanmış olan işbu anlaşma memleketimizin yabancı memleketler­le havacılık mevzuunda akdettiği 22 nci   anlaşmadır.

12 nci maddesi mucibince anlaşma, tas diknanelerin teaii edildiği tarihten  itibaren meriyete girecektir.

İşbu anlaşma gereğince tayin edilecek Türk hava ulaştırma teşebbüslerine, Belçika ülkesi üzerinde transit, uçuş ve teknik tevakkuf hakları ile her iki istikamette olmak üzere, mutavassıt noktalar tarikiyle, Türkiye'den Belçikaya ve daha ilerdeki memleketlere uzanmak suretiyle Brüksel ve Ostandda beynelmilel yolcu, posta ve yük al­mak  ve boşaltmak hakkı  verilmiştir.

Keza, yine bu anlaşma gereğince ta­yin edilecek Belçika hava ulaştırma teşebbüslerine, Türkiye ülkesi üzerin­de transit, uçuş ve teknik tevakkuf haklariyle her iki istikamette olmak üzere, mutavassıt noktalar tarikiyle Belçika'dan Türkiyeye ve daha ilerde­ki memleketlere uzanmak suretiyle Ankara ve İstanbulda beynelmilel yolcu, postta ve yük almak ve 'boşaltmak hakkı verilmiştir.

 Edremit:

Başvekil Adnan Menderes bu sabah saat 11 de beraberinde Devlet Vekili Emin Kalafat, İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu, mebuslar ve vali ile diğer zevat olduğu halde Ayvalıklüarın sevgi tezahürleri arasında yola çıktıktan itibaren, her uğranılan merkezde ve bu arada Burhaniye ve Edremid'de de büyük bir hararet ve heyecanla istik bâl edilmiştir.

Burhaniye'lilerin içten gelen engin tezahürlerine mukabele etmek için Baş­vekil, Burhaniye hükümet konağı bal­konundan halka hitap ederek teşekkürlerini ve minnettarlığını bildirmiş ve demiştir ki:

«Muarızlarımız ne derece dedikodu yaparlarsa yapsın sair nifak ve şikaki yaymaya ne kadar uğraşırlarsa uğraş­sınlar, bu emellerine ulaşmalarına im kân olmadığını sadece siz Burhaniye'lilerin teşkil ettiğiniz şu manzara ispat etmeye kâfidir. Tesanüt ve samimiyet, bugün memleketimizin her zamandan ziyade muhtaç olduğu iki esaslı un­surdur. Bunlar ise, Türk milletinde fazlasiyle mevcuttur. İşte şu manzara bunu isbat ediyor. Öyle olmasaydı, si­zi hiçbir kuvvet buraya zorla getire­mezdi. Getirseydi dahi gözlerinizde bu engin muhabbet şulesi görülemezdi.

O halde başta gelen şartı, millî tesanüdü, hükümet ile millet arasındaki bu ruhî kaynaşmayı elde etmiş bulunuyo­ruz. Bunun değeri, tasavvur ve tah­min edilemeyecek kadar büyüktür. Yarın milletimizi bekliyen en güzel günlerin esbabının bu surette sağlanmış olduğunu görmekle bahtiyarım ve derin bir emniyet hissi içindeyim. Türkiye, _pek kısa bir zaman sonra şerefli ta­rihine lâyık kudretli ve büyük bir millet haline mutlaka gelecektir.

Hararetli tezahürler arasında Burhani yeden ayrılarak Edremit'e gelen Başvekil, gelir methalinden itibaren ay­ni şekilde sıcak muhabbet gösterileri ile istikbal olunmuştur. Dallar ve çi­çeklerle süslü, maden cevheri yü'klü kamyonlar, memleketi müstemleke iktisadiyatından kurtarmak istiyen hü­kümet reisini kasaıbaya giriş yerinde karşılamak üzere takım halinde sıralanmiş bulunuyordu. Methalden itibaren Cumhuriyet Alanına kadar uza­yan bütün bir insan seli Menderes'i durmadan alkışlamıştır. Atlı efelerin yer aldığı meydanda Başvekil tezahü­ratın dinmesini bekledikten sonra Edremlilere bitap etmiştir. Bu heybetli topluluğun taşıdığı mânâya işaret eden Başvekil, bunun iktidardaki şahıslara, Demokrat Partiye, hatta memle­ket menfaatlerine karşı yapıla gelmekte olan tecavüzlere toptan bir cevap teşkil ettiğini söylemiş; bu yolunu şa­şırmışlara, memleketin cevherini teşhis edemeyen bu bahtsızlara, Edremit-Klariıı doğru yolu göstermekte Sve Türk milletinin kararım tebrik etmekte olduklar  ifade etmiştir.

Başvekil devamla şöyledemiştir:

«Türk milleti, nifak ve şikacı sevmi­yor, bunun tehlikeler yaratacağından endişe ediyor, siyasî mücadelenin her şeyden evvel vatan menfa aitlerinin nazara alınarak yapılmasını istiyor. Bu toplantınızla Türk milletinin kararını teyid suretiyle vatana bağlılığınızı, vatan sevginizi göstermektesiniz. Millî tesanüdümÜ2Ü bu iz'an ye anlayış sa­yesinde muhafaza edeceğimize şüplıje yokıtur ve istikbal için hiçbir endişe­miz mevcut değildir. Hükümetle mil­let şimdiye kadar asla görülmemiş ol­duğu şekilde bu dersçe kaynaşarak sa­mimî bir işbirliği halinde bulunduktan sonra, yenemiyeceğimiz hiçbir müşkül yoktur. Elle tutulur, gözle görülür bir hale gelen parlak istikbale beslediği­niz inancın bu şekilde ifada edilmiş olmasından derin bir memnuniyet duy­maktayım.»

Başvekil, sürekli tezahürat arasında Duradan belediyeye gelmiş ve bir müddet istirahatı müteakip Edremitten ay­rılmıştır.

26 Ekim 1956

 Ankara :

Hirfanh Barajında infaat bir hayli ilerlemiş olup, bendin, Kızılırmağın hâlen akmakta oldum yatak (kısmına isabet eden yerindeki esas dolgunun yapılması için gerekli hazırlıklar ta­mamlanmış bulunmaktadır.

Kızılırmak kasım ayı başında, sene­lerdenken akmakta olduğu yatağın­dan Derivasyon tünellerine çevrilecek ve safoeat kalacak yatak mahallinde, bent temeli İmlâsına  geçilecetir.

Türkiye Büyük. Millet Meclisi Nafıa Encümeni azaları, şimdiye kadar yapılmış olan inşaatı ve bilhassa suyun çevrilmesinden sonra görülmesi mümkün olmayacak olan Derivasyon tünelleri inşaatını mahallinde görmek üzere Hirfanlı Barajına davet edilmişlerdir. 20 kişilik bir grup halinde yarın sabah baraj mahalline .gidecek olan mebuslar yarın akşama kadar inşaat yerin­de meşgul olacaklardır.

30 nisan 1954 tarihinde İngilterein tanınmış ,iki örmasina ühale edilmiş bulunan bu inşaatta şimdiye kadar in­şaat programına mutabık olarak 24 ik ilam et r elik irtibat yolu, şantiye te­sisleri tamamlanmış, 1800 metre tülde ve 10 metre çapında derivasyon ve enerji tünelleri delinmiş ve derivasyon tünelleri tamamen betonla ve çelikle kaplanmıştır. Enerji tünellerinin tak­viyesi tamamlanmak üzeredir. Bent yerinde sağ ve sol sahil temelleri ta­mamen hasredilmiş ve sağ sahilde 100 bin mettrkeüi) bentt imlâsı yapılmış, santral binası hafriyatı ikmal edilmiştir. Dolu savaik hafredilmekte ve ceb­rî boru kaynaklarında çalışılmaktadır.

Bilumum elektrik ve mekanik teçhiza­tın her türlü siparişleri verilmiş olup bunlar İngilterede muhtelif fabrika­larda imal edilmektedir.

Hırfanlı barajı 6 milyar metreküp bü yüklüğünde bir göl Teşkil edecektir. Bu, Sarıyar ve Seyhan Barajları 'gölle­rinin takriben dört mislidir.

Hirfanlı Barajı ve hîdro elektrik te­sisleri istimlâk masrafları da dahil ol­anak üzere, 250 milvon Türk lirasına imal olacak olup hâlen inşaatın yüzde 40 ı tamamlanmıştır. 1958 senesinde bitirilecektir.

Türkiyede mevcut bütün santrallerle üretilmekte olan enerjinin yüzde 72 si­ni istihlâk eden ve İstanbul, Bursa, Eskişehir, Zonguldak, Karabük, Kırıkkale ve Ankarayı içine alan Kuzey -Batı Anadolu yüksek gerilim enterkomeksiyon leıbekesindis Çatalağzı, Silâiıtarağa, Tunçbilek, İzmit ve Sarıyar santralleri ile beraber çalışacak olan Hirfanlı hidroelektrik tesislerinin ilk tafcatı 96.000 kilovat, nihaî takati 128.000 kilovat ouro senede üretilecek enerji miktarı 400 milyon kilovat sa­attir. Bu enerjinin piyasa değeri se­nede 30.000.000 Türk lirasıdır.

Suyun baraj arkasında toplanması ile Kızılırmak, feyezanları kontrol altına alınmış ve mansaptaki feyezan şiddeti çok azalmış olacaktır,

Ayrıca bent mansabında mevcut ova­lar için sulama suyu temin ödilimig olacaktır.

Bundan başka, Hirfanlı Barajının inşa­sı ile bunun mansatomdaki beş adet barajın ve hidro-elektrik tesisin de iktisadî olarak inşası imkân dahiline girmiş olmaktadır.

 Balıkesir:

Balıkıssir halkı ile millî bankalarımız tarafından kurulmuş olan Balıkesir, Dokuma Fabrikası bu sabah saat 10 da kurdelâsı Başvekil Adnan Mende­res tarafından kesilmek suretiyle tec­rübe işletmesine açılmıştır. Maliyeti takriben 8.5- milyon lira civarında olan bu fabrika senede iki fcin tonaya km pamuk işliyecek, 10 milyon metre kaput bezi imal edecektir.

Açılış merasiminde şirketin idare meclisi reisi, "bir konuşma yaparak etraflı izahat vermiştir. Bu izahata göre fab­rika 9 binliği ve 240 tezgâhı ihtiva et­mektedir. Bugün işletmeye açılan do­kuma kısmını takiben iplik kısmı da faaliyete geçecektir. Bu kısma ait montaj işleri hemen hemen tamamlamuk üzeredir. Fabrikada 500 işçi çalışacak­tır.

İdare 'Meclisi Reisi, fabrikanın bugünkü vüsat ve kapasitede bırakılmayacağını, basma ve terbiye tesisleriyle de teçhiz olunacağını söylemiştir. -Bunun sebebi şudur: Üç sene evvel Türkiye'­nin kaput bezi istihsali 67 milyon met re iken bugün 190 milyon metreye yükselmis. fakat aynı zamanda basma, di­vitin ve emsali iyi kalitede mallara olan rağbet son derece artmıştır. Bu vaziyete göre, çirket de fabrikayı hu talep- ve ihtiyaca cevap verecek tesis­lerle genişletmek kararındadır.

Başvekil, fabrika önünde toplanmış bulunan halkın sürekli alkışları arasında  kurdelâyı keserek bütün     tasisleri

gezmiştir.

Yine bu sabah Vakıflar Umum Müdür­lüğünün yaptırmakta olduğu turisuk otelin temeli atılmıştır. Bu otel beşbin metre karelik bir sahada inşa olun­maktadır. 44 odalı, 72 yataklıdır. Bü­yük birer gazino ve lokantası da bulu nacaktır. İlk kısmı inşaatı bir milyon ikiyüz bin liraya çıkacak ve 18 ayda bitirilecektir. Bu birinci blok 51 met­relik cephesi ile 1200 metre karelik bir .sahayı işgal edecektir. İlerde 2 blokun daha ilâvesi düşünülmektedir.

Balıkesir Vakıf Turistik Oteli, Rize, Giresun, Çanakkale, Edirne, Van ve Antalyadakileri takiben vakıflar ida­resince meydana getirilmekte olan 7 inci büyük oteldir.

Başvekil, Balıkesirde bu sabahi ki tetkikleri arasında yeni hal binası inşa­atını da görmüş ve alâkalılardan iza-hart almıştır. Tamamı bir milyon 500 bin liraya çıkacak olan bu muazzam eser Belediyeye senede 400 bin lira varidat da sağlıyacaktır. Birinci kısım inşaatının yüzde 60 dan fazlası tamam 'tanınıştır. Alt katında büyük bir soğuk hava deposu bulunacak, üst katını toptancı hali işgal edecek, en üst ka­tını toptancı- hali işgal edecek, en üst katında ise yazıhaneler yer alacaktır. Hal binası ayrıca müteaddit perakendeci dükkânlarını da ihtiva etmektedir. 1957 yılı .haziranına kadar ikmaline çalışılmaktadır.

Başvekil daha sonra 125 yataklı goğüs hasftalılkları hastahanesini açmış­tır. Bu hastahane, 1951 yılında kalori­fer kazanlarının infilâk neticesi tama men harap bir hale gelen eski memle­ket hastahanesinin 800 bin liraya ya­kın para sarfiyle restore edilmesi suretiyle meydana getirilmiş ve bir iki ay evvel yeni binasına taşınmıştır. Sıhhî teçhizatı vesaire tesisleri ile bir milyon 200 bin liraya mal olmaktadır. Buradaki tetkiklerim müteakip Balı­kesir çimento fabrikasına giden Baş­vekil, inşaatı ilerleyen ve Önümüzdeki kış aylarında montajına başlanarak süratle tamamlanacak olan bu fabrikadaki inşaat faaliyetini yakından görmüş ve memnuniyetini  bildirmiştir.  Fabrikanın istihsal kapasitesi yılda 85 bin londur. istihsal edeceği çimentonun kıymet yekûnu 7 milyon lirayı, nak­liyattan saklanacak tasarruflarla bir­likte 30 milyon lirayı asmaktadır. (Fab­rika, Soma termik santralından cere­yan alacak, yılda 10 milyon saat elek­trik, 135 bin ton iptidaî madde ve 20 bin ton linyit sarfedecektir. Memle­kete her yıl sağlıyacağı döviz tasarru­fu 6 milyon liradır. Bütün tesisleri ile 16 milyon liraya mal olacaktır.

Balıkesir çimento fabrikası hâlen mem lekıe-tte inşa halinde bulunan 15 çimento fabrikasından biridir. Bu 15 fabri­ka tamamlandığı zaman istihsal oluna cak çimentonun yıllık kıymet yekûnu 75 milyon lirayı açacak, memleketin çimento istihsali mevcut fabrikaların istihsali ile birlikte 2.000.000 tonu bu­lacaktır. 1955 senesinde çimento itihalâ ti için harice Ödenen döviz yekûnu 52 milyon lirayı bulduğuna göre, yeni fab­rikalar tamamlandığı zaman bu 52 milyon liralık dövizin tasarrufu mümkün olacağı gibi, artmakta bulunan çimento sarfiyatı doiayısiyle döviz ta­sarrufu yekûnu 75 milyon liraya yük­selecektir.

Başvekil, bugün hususî teşebbüse ait iki fabrikayı daha işletmeye açmıştır. Bunlardan biri §,eref Eğmlioğlu'nun kurduğu iplik fabrikasıdır. Yün ve tri­kotaj ip'liği imal eden bu küçük fabri­ka binası ve tesisleri ile 600 bin lira­ya çıkmıştır.

Tops imali için lüzumlu tesislerin ilâ­vesi suretiyle bir müddet sonra kumaş iplikleri de yapabilecektir.

Kordelâsı Başvekil Adnan Menderes-tarafından kesilen diğer yeni bir tesis de şehir yakınında Ayşe Maçı köyün­de Ali Cumalı tarafından kurulan ki­remit ve tuğla fabrikası dır. Bu fabrika senede 5 milyon kiremit, 5 milyon tuğla imal edebilse ektir. Marttan itibaren tam kapasite ile çalışmaya bağlıyacak­tır.

Başvekil Adnan Menderes her iki fabrikayı da gezerek kurucularını tebrik etmiş, dönüşte hava meydanına gider­ken Özak un fabrikasına uğrayarak calısmalar hakkında izahat almıştır.

Adnan Mıanderes, beraberindeki zevat la birlikte saat 12 de uçakla Çanakkaleye hareket etmiş ve uğurlanmıştır.

 Son Havadis Gazetesinden:

C.M.P. nin büyük kongresi bu sabah, uzun araştırmalardan sonra bulunabi­len Cebeci sinemasının salonunda top­landı. Kongrenin saat sefkizde başlıyacağı ilân edildiğinden yedi buçuktan itibaren uykulu çehrelerle yüzlerce delege ve dinleyici sinemanın önüne top­lanmıştı. Buna rağmen hoparlör fesisati ikmal edilemediğinden kongre saat onda başlryabildi. Tahtakılıç erken gelenlerdendi. Sinemanın holünde gaze­tecilerle Polonya ve Macaristan hâdi­seleri hakkında müdavaleyi efkârda bulunuyordu. Yeni Genel Sekreter namzedi Suphi Batur erkenden boş salona girmiş ve Önde bir yere otur­muştu. Boygillere gelince, hiçbir C.M.P. kongresinde beş dakika olsun otururken göremediğimiz genel sefereter yine dolaşıyor, eksiklerin ikmaline çalışıyordu.

Bölükbaşı saat 9.55 de alkışlar arasın­da salona girdi ve verini aldı. Yokla­ma, CM P. ye has usulle delege kartlârı toplanın sayılarak yapıldıktan son ra genel başkan kürsüye geldi Ve kon­greyi antı, Rdyaset divanı seçimi için ondan fazla namzet gösterildi. İstanbul İl Başkam Hüsnü Zeki Söylemezoğlu'nun namzetlikten feragati üzerine Samsun İl Bankanı Oemalettin. Bulak Başkanlığa, Konya İl Başkanı Necati Tasbaş da ikinci başkanlığa seçildiler. Beş riyaast kâtibinden ikisinin İstan­bullu hanım delegelerden olduğu görülüyordu.

Kongre ikinci başkanı, Anıt-Kabri ziya ret edip çelenk koyacak il temsilcile­rine Toplantılar ve Gösteri Yürüyüş­leri Kanunu muvacehesinde suç işle­memeleri için ihtarda bulundu ve bun­dan sonra Osman Bölükbaşı açış nut­kunu vermek için kürsüye geldi.

Osman Bölükbaşı, iç ve dış siyasetle iktisadî hâdiselerle ve partiler arası işbirliği mevzuuna temas ettiği nutku mm. büyük kısmım rejim buhranına hasretmiş, idi. D.P. liderlerinin muhale iet devirlerinde yaptıkları konuşmalardan pasajlar okuduktan sonra Bölük­başı sözlerine şöyle devam etti:

Başta Anayasa olmak üzere tek panti nizamının devamını sağlayan mevzua­ta ilâve olarak, bilhassa iki mayıs se­çimlerinden sonra alman anayasa dışa tedbirlerle hürriyetlerin teminatı olan bütün müesseseler, adalet ei'naziyle, matbuatiyle ve üniversitesiyle siyasî iktidarın tesir ve tehakkümü altına konmuştur.

Bu hakikatler muvacehesinde, medenî" âlemce teminatlar rejimi olarak kabul edilen Demokrasinin, bütün aksi iddi­alara rağmen bu memlekette kurulmamış bulunduğunu teessür ve teessüfle ifade etmek mecburiyetindeyiz.

Haklı olarak vardığımız bu hükmü, on yıl evvel Meclis kürsüsünde muhalefet sözcülüğü yapan Adnan Menderes de şöylece teyit ve ifade etmekte idi: «Bir Meclis seçmek ve hattâ bu mecliste bir miktar muhalif milletvekili bu­lundurmakla demokratik bir idare te­essüs etmiş olmaz. Demokrasi teminat­lar rejimidir. Anayasanın vatandaşla­ra verdiği hak ve hürriyetler teminat altında bulunmadıkça demokrasiden hak ve hürriyetten bahsetmeğe imkân yoktur."

Bölükbaşı bundan sonra, üniversite muhtariyeti, memurun istiklâli, basın hürriyeti mevzuunda hürriyetleri kışıcı tedbirleri hatırlattı ve 6-7 eylül hâ­diselerinden de acı bir dille söz açtık­tan sonra yeniden rejim mevzuunda avdet eden Bölükbaşı şunları söyledik Milletin itimat ve sevgisini kaybettik­leri nisbette hiddet ve telâşları artan Demokrat Parti liderleri, yazı ve sb'z hürriyetini ortadan kaldıran, toplan­mayı ve dinlemeyi yasak eden, parti ve cemiyet kurmağı, teşkilâtlanmayı ve siyasî faaliyette bulunmayı imkân­sız kılan, anayasayı çiğniyen son. ka­nunları Meclisten geçirmeye muavfak olmuşlardır.

Bölükbaşı kanunların iktidar ve muhalefet mensupları İçin aynı kıstaslarla tatbik edilmediğinden şikâyet ederek dedi ki:

Bir tarafta muhaliflerin elinin sıkıl­ması, kongrelerde hatiplerin alkışlan­ması, muhalif milletvekillerinin vatandaşlarla teması menedilirken diğer ta­rafta iktidar liderleri inin muazzam "karşılamalar, 'gösteri yürüyüşleri, meydan toplantıları tertip edilmısse devam olunmuş, muhalefst için memnu olan îie varsa iktidar İrin mubah, sayılmış­tır. Kanunu açıkça ihlâl eden bu ha­reketler karşısında mesuliyet sahiple­ri harekete geçmek lüzumunu hissetmemişler, bilâkis bu hareketlere fiilen iştirak etmişlerdir. Bunun en son mi­sali Barbakan için İzmirde tertip olu­nan  siyasî mitingdir.

İKTİSADÎ DURUM

CjM.P. Genel Başkanı iktisadî, duruma da tamas ederek plansızlık ve program sizlik yüzünden memlekette bir buh­rana vesile verildiğini ileri sürdü ve bu hususta şunları söyledi:

"Kusurlarını belirttiğimiz iktisadî poli­tikadan vazgeçilmedikçe ve bu sahada bir zihniyet değişikliği tahakkuk et­medikçe ne-haricî bir istikrazın muci­zevî tesirleri ne enflâsyonla kabaran bütçeler ve ne de yatırım politikasına bağlanan mistik ümitler memleketin iktisadî ve içtimaî bünyesinde açılan rahneyi devamlı kapayamaz kanaatin­deyiz.

İMAR FAALİYETİ

İktisadî şartlarımızla yakından alâ­kalı olan son imar faaliyetleri üzerin­de de kısaca durmak isteriz. Memleke­tin bir sahada kalkınmasına ve imarı­na candan taraftarız. Esasen programı­mız bunu âmirdir. Ancak iktisadî kon­jonktürün müsait seyrettiği zamanlar­da ele alınması ieaosden imar hareket ierinin, bizzat iktidarın da itiraf ettiği gibi ithal ve ihraç imkânlarımızın çok mahdut olduğu ve hattâ 600.000 ton yiyecak busdayı Amerikadan ithal mecburiyetinde bulunduğumuz bir darlık devresinde plân ve program, fikrinden ziyade şahsî görüşler ele alın­masındaki siyasî çeşniye ve maksada işaret etmeden geçmeyiz. Bu meyanda imar hareketlerinin vatandaşı işsiz ve meskensiz bırakmıyacak şekilde ayar­lanması zaruretine de işaret etmek is­teriz. Bu vesile ile anayasanın teminatı altında bulunan mülkiyet hakkına lâ­yık olduğu saygı gösterilmediği   takdirde, çok vahim bir huzursuzluk ve emniyetsizlik doğacağını da belirtmek yerinde olur mütalâasındayız.

DIŞ POLİTİKA

Bölükbaşi dış politika mevzuunda da hükümet mesullerinin meclise ve mil­lete malûmat vermemelerinden şikâ­yet etti ve aedi ki:

Diş politikanın aktüel meselelerine ve tatbikatına art fikir ve mülâhazamızı tesbit ve ifade edebilmemiz isıs ancak bu mevzular hakkında ciddî ve sahih

bilgilere sahip olmamızla mümkündür.

Bu bilgiler de herşeyden evvel hükü­metler tarafından temin edilebilir. Bu günkü iktidarın, dün şikâyet ettiği tek parti devrinden kalan bir itiyatla hü­kümetler, meclisi ve milleti bu mevzu­larda tenvir etmek lüzum ve zarureti­ni her  nedense hissetmemektedirler.

Böylece Dış politikamız muayyen şa­hısların görüşleri ve mesuliyetleri çer­çevesinde idareye devam edilmektedir.

Böyle bir anlayışla dış politikanın idaresinden milletimiz için ne vahim neti çeler doğduğuna tarihimiz şahittir.

MUHALEFETİN     İŞBİRLİĞİ

C.M.P. Genel Başkanı konuşmasının en sonunda muhalefet partilerinin iş­birliği meselesinden bahsetti. Bu mev­zuda ilk tepkirim 1954 seçimleri arifesinde kendilerinden geldiğini fakat o zaman C.H.P. nin "partilerin kuvvet Leri nis'betinde temsili)) prensibi ile hareket ettiğini hatırlattı ve nihayet Hür. P. nin 1954 deki C.H.P. teklifi ile aşağı yukarı aynı prensiplere dayanan muhtırasına da C.H.P. tarafından oya layıcı bir cevap verildiğini söyledi.

Bölükbaşı konuşmasını şöyle bitirdi:

Türkiyede insan halklarını hakim kıla­cak ve bunları güvtenilir teminata bağlıyacak bir devlet nizamı kurmanın davacısı olan partimiz, şartlar ne ka­dar a?ır olursa olsun meşru ve kanunî mücadelesine hergün. artan bir meta­net ve fütur getirdez bir gayretle de­mokrasinin vıe- hukuk devletinin kurulması Hn hissesine düşeni yapacaktır. Bu   mücadelede  en" büyük   desteğimiz

olan feragatkâr ve vatanperver Türk matbuatına şükranlarımızı arzeder he­pinizi hürmet ve muhabbetle selâmlar maruzatımıza nihayet veririz.

Genel Başkan alkışlar arasında kürsü­den indikten sonra faaliyet raporu ge­nel sekreter Boyacıgiller, malı rapor da muhasip üye Mehmed Mahmudoğlu tarafından okundu. Faaliyet rapo­runda da Bölükbaşının konuşmasında ki baskılardan şikâyet ediliyor ve par­tinin faaliyet durumu hakkında malû­mat veriliyordu. Raporların akuniriasinı müteakip hesap ve ana dâvalar iş­leri için ilki komisyon seçildi ve sabah oturumu Ranon verildi.

 Ankara :

Tuğgeneral Kâmil Arşut, Bonn Büyükelçiliği maiyetinde birinci sınıf ortaçiliğa tayin edilmiştir.

 İstanbul :

Resmî bir ziyaret yapmak üzere bugün memleketimize gelmiş bulunan dost İspanya Hariciye Nazırı Ekselans Alberto Martin Artajo bu ziyaret mü­nasebetiyle A.A na şu beyanatta bulunmuştur.

Türkiyeyi ziyaretimden dolayı hafc' Vten mes'udum.

Hükümetinizin çok nazik daveti, bana memleketinizi ziyaret, mefahirle dolu tarihinizin timsalleri olan sanat âbidelerini görmek, kültür, terakki ve itilâ yollarında bulunan asü Türk milletiy­le temas etmek imkânım vermiştir.

Akdenizin Öbür ucundaki İspanya da çok eski bir tarihe sahip ve ayni za­manda çetin mücadeleler pahasına el­de ettiği hürriyetinden müftehir, çok çalışkan, sulhsever ve bütün hür memleketlerle iyi geçinmek isteyen genç bir millettir.

Bu ziyaretin ve yeni Türkiyeyi idare eden güzide şahsiyetlerle yapacağım görüşmelerin Türkiye ile İspanya arasındaki dostluk bağlarını kuvvetlendi­receğine ve- Avrupada sulh dâvasını takviye edeceğine kaniim

- İstanbul :

Birkaç gündenberi memleketimizde misafir bulunan Federal Almanya Ha­va Kuvvetleri Kumandanı Korgeneral Haımm'huber, bugün saat 16 da mem­leketine dönmek üzere uçakla İstanbul dan hareket etmiş, hava meydanında: Hava Kuvvetleri Kumandanı Orgene­ral Fevzi TJçaner ve diğer askerî erkân,-tarafından merasimle uğurlanmıştır.

Misafir generale refakat etmekte bu­lunan Alman havacıları daha bir müddet memleketimiz de kalacak ve yarın uçakla İzmire gideceklerdir

 Ankara :

Viyanada tedavi edilmekte iken hayata gözlerini yuman Şair Cahit Sıtkı Tarancı'nın yurda nakledilen naşı, bu­gün Ankarada Hacıbayram Camiinde kılman öğl& namazını müteakip asri mezarlıktaki .ebedî istirahatgâhma tevdi edilmiştir.

Cenazenin kaldırılmasında Büyük Mü İst Meclisi Reis Vekillerinden Fikri A-paydın, Çalışma Vekili Mümtaz Tarban, bazı mebuslar, belediye reisi. Ça­lışma, İktisat ve Ticaret Vekâleti Müs taşarları, şehrimizin sanat ve fikir ha­yatına mensup tanınmış simalar, basın mensupları merhumun D iy ar bak ir dan gelen aiksi efradı ve yakın akrabaları ile dostları hazır bulunmuştur.

Hacıbsyram Camiinde kıldırılan cena­ze, eller üstünde, Anafartalar Caddesi­ni takiben Adliye önüne kadar getiril­miş, buradan cenaze arabasiyle asrî mezarlığa 'götürürsrek    defnedilmiştir.

Bir belediye zabıta müfrezesinin deigtirak ettiği cenaze alayında, muhte­lif müessesese ve teşekküllerle şahısla rın gönderdiği otuza yakın çelenk bu­lunuyordu.

 Ankara :

Kızılay Genel Merkezi, harpte ve ba­rışta beser izdirabrnı dindirmek gibi faaliyetleri yanında, bu yıl Maarif Ve­kâletiyle de işbirliği yaparak yurdu­muzdaki bütün Öğrenciler arasında bü, 'yük bir kompozisyon müsabakası aç­mıştır.Bu münasebetle Kızılay Umum Müdü­rü Mahir Mavioğlu, bu akşam Ankara radyosunda müsabakanın ana hatlarını   belirten   bir   Konuşma   yapmıştır.

Umum Müdürün verdiği izahata göre:

Müsabakaya ilk ve orta okullarla orta okullara muadil müesseseler, liseler ve muadili okullar, kız ve erkek sanat enstitüsü öğrencileri katılabilecekler­dir. Bu müsabakada Türkiye çapında gruplarının birinciliğini kazanan öğrençilerin bulundukları sınıftan itibaren .yüksek tahsillerini bitirinceye kadar-ki tahsîl masrafları Kızılay tarafından deruhte edilecektir. İkinci ve üçüncü­lüğü kazanan öğrenciler de seyahat ve kamp gibi şeylerle mükâfatlandırılacaklardır.

Müsabaka, Kızılay haftasının son gü­nü olan 4 kasım 1956 pazar günü, Türkiyenin her tarafında saat 14 ilâ 17 arasında yapılacaktır.

Kızılay Genel Mejfeezi. kompozisyon müsabakası île ilgili bütün "hazırlıkla­rını ikmal etmiş ve ilgililere lâzım gelen talimatı vermiştir. Hazırlanan afiş­ler, tamimler ve Genc-Ay dergisi okul­lara gönderilmiştir. Seri halde radyo ilân ve konuşmaları da devam etmek­tedir. Sorular da okul idarelerine sevkedilmiş bulunmaktadır.

"Şimdiye kadar yurdumuzda yapılan müsabakaların en mühimlerinden biri olan Kızılay kompozisyon müsabakası­nın öğretmenler, veliler ve yarının bi­rer kizılaycısı olacak olan bütün öğ­retmenler arasında pek büyük bir alâka   ile   karşılandığı   öğrenilmiştir.

27 Ekim 135fi

 İstanbul :

10 günlük Ege gezisinden bugün İstanbula dönen Başvekil Adnan Menderes, bu seyahati esnasında karayolu ile 2 bin kilometreden fasla katederek 6 viâyt dolaşmış, 50 den fazla kaza ve yüzlerce nahiye ve 'köy halkı ile temas et:niş, her yerde kendisini büyük küt­leler halinde hararetle karşılamış olan -vatandaşların hükümete itimad     ifade eden heyecan tezahürleri ile karşılan­mıştır.

Başka memleketlerde dahi emsaline rastlanması mümkün olmayan bu sev­gi ve muhabbet gösterileri, gerek vi­lâyet merkezlerinde, gerek kazalarda, gerek güzergâhta veya yakındaki köylerde birbirinden güzel tablolar halin­de şahane Örnekler vermiştir. Yol üze­rinde bulunmayan birçok kazalarla na biyeler halkı da tedarik ettikleri vası­talarla yol kavşaklarına inerek baş­vekili selâmlamışlardır.

Bu sayehatin son merhalesinde, bera­berinde Devlet Vekili Emin Kalafat, Münakalât Vekili Arif Demirer, me­buslar, vali ve diğer zevat olduğu hal­de Çanakkaleye giden Başvekil Adnan Menderes, burada da aynı sevgi halesi ile sarılmıştır.

Hava meydanından doğruca şehre ha-leket eden Başvekil, halkın sevgi gös tsrilerine mukabele edilmek için med halden itibaren yaya olarak yoluna de vam etmiş, belediye binasında kısa bir tevakkufu müteakip yeni hükümet konağı önüne gelmiştir. Buradaki mey­danı kesif bir kütle halinde doldurmuş bulunan ÇanakkaleliLsrin Başvekile yaptıkları tezahürat, dakikalarca de­vam etmiştir.

Önce Çanakkle mebusu Devlet Vekili Emin Kalafat, bir konuşma, yaparak Başvekilin bu ziyaretinden Çanakka-lilerin duyduğu derin memnuniyete, Çanakkale hemşehrisi sıfatiyle, tercü­man   olmuş   ve   demiştir  ki:

('Çanakkale demokrasi tarihimizde hu susiyeti olan ve bu dâvanın tahakku­kunda önderlik eden yerlerden biridir. Memleketin kurtulması için buralarda nasıl sayısız insan hayatını vermiş, 1946 nın en ağır şartlarına göğüs ge­ren Çanakkale, daima ve daima bu dâvanın tahakkukuna hizmetten geri kalmamış, inandığı insanları iş basma getirmiş ve her müteakip seçimde de verdiği rey farkları ile bu dâvaya inan cini i s bat etmiştir. Bugünkü şu muaz­zam topluluk, gelecek seçimlerin ilk muvaffak belirtileridir. Aranızda bu­lunmanın derin haz ve gururu içindeyiz. Her gittiğimiz yerde Başvekilimi­ze ve onun şahsında iktidarımıza karşı

izhar edilen bu güven tezahürleri kar­gısında muhalefetin ne kadar hasis yalanlara "başvurduğu hepinizin malûmu dur. Fakat yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Onların da mumları yan­dı ve söndü, Bu gün memleket öyle bir imar ve kalkınma hamlesi İçinde­dir ki, temel atmaların, resmi küşadların hepsine maalesef yetişemiyoruz.

Beş, altı sene içinde çok büyük eser­ler meydana getirilmiş olmasına rağ­men "bunlara yenilerini ve daha mü­himlerini ilâve etmek için büyük bir gayret sarf etmekteyiz.

Başvekilimizin memleketi böyle adım adım dolaşması, vatandaşlarla temas etmek ve ihtiyaçları yerinde görmek içindir, iktidarımızın Çanakkale hak­kında düşündüğü hayırlı teşebbüsleri biraz sonra kendi ağzından dinleye­ceksiniz. Yurdun diğer köseleri gibi Çanakkalenin de kavuacağı güzel eserlerin en büyük müjdecisi ve temi­natı bu olacaktır.

Emin Kalafat'ıa konuşmasını mütea­kip Adnan Menderes söz almış ve bir nutuk irad etmiştir:

Halkın coşkun tasvip tezahür atiyle karşıladığı bu konuşmayı müteakib Başvekil, 900.000 liraya mal olan yeni hükümet konağım açmış ve beraberindekilerle birlikte binayı gezmiştir.

Saat 16 ya doğru Biga'ya hareketinden evvel Başvekil Adnan Menderes, 200 bin liraya mal olan verem, mücadele dispanserinin açılısını yapmıştır. Bu binanın alt katı verem dispanseri, üst katı 50 yataklı verem pavyonu halinde faaliyet gösterecektir.

Seyahatinin bundan sonraki merhale­sinde, Çan, Biga ve Gönen, hükümet reisini o derece muhabbetle kucakla­mıştır ki, Başvekil, bu büyük samimi­yet ve tesanüd manzarası karşısında hissettiği minneti gerek kıendisi, ge­rek arkadaşları adına defaatle (tekrar ve ifade eyliyerek teşekkürlerini sun­muştur.

Havanın kararmış olmasına rağmen, gece yarısı Bandırmaya varılmcaya kadar yollarda birçok nahiye vs- köy­ler halkı Başvekili tam mevcudlarıyla karşılamışlar ve Adnan Menderes, herseferinde otomobilinden inerek kendileriyie görüşirmiş, hatırlarını sormuş tur.

Çan'a vsnldıSı zaman burası da bir bayram havası içinde idi. Kasabanın methalinden hükümet meydanına ka­dar uzanan caddeyi halılarla döşeyen Caıı,lüar. hükümet konağına kadar güçlükle ilerleyerek balkondan kendi­lerine tefekkür sden ve hükümetin ic­raatın, tasvip mânaısina aldığı bu bü­yük: sevgi- ve muhabbete minnettarlı­ğını bildirer. Başvekili çılgınca alkış­lıyorlardı. Nitekim. Çanakkale mebusu ve Devlet Vekili Emin Kalafat, burada yaptığı konuşmada, bu muhabbs,t teza­hürlerinin Çan'lılara karşı duyulan minnet hislerini ifadede aciz yaratacak bir heybet arzettijini bilhassa belirt-mistir. Müteakiben Çanakkale mebus­ları Fatin Rüftü Zorlu ve Bedii Enüstün kısa birer konuşma yapmışlardır..

Saat 20.30 da Bigaya gelindiği zaman Bigalıların Başvekili nıs büyük bir iş­tiyak ve tahassürle karşıladığını tavsif etmek inin kelime bulmak güçtür. Ke­netlenmiş bir kütle manzarası arze&en hükümet meydanına kadar açık bir o-tomobilde zorlukla ilerleyen Mendere­si., büyük bir insan seli, tezahürat ara. smda takip etmekte idi.

Başvekil,   Çanakkale  mebusu     Servet Sezgin'in konuşmasını müteakip, ken­disine bu kadar büyük bir heyecan ya.şaitti'klan için Bigalılara    teşekkür ederken    bu muhabbetin memleket bir metinde yem yeni hamlelere girimsek için hükümet    ve Demokrat Parti iktidarına büyük bir kuvvet kaynağı teşkil ettiğini söyledi ve bu sözleri ka­sabayı   çfcüaValn  alkımlarla karşıiabdı. Gecenin bu saatinidls Başvekil, Gönen yolunda istikbal ederek    nahiyelerine götüren SarıköylüLerin sevinci de gö­rülmeğe değer bir şeydi. Daha   evvel ziyaret  edilen birçok nahiye merkez­leri gibi    Sarıköylüler de   meydanda, bir kürsü hazırlamışlar,  her tarafı kaldırmışlar,     Adnan    Menderesim, kendilerine hitabını dinledikten sonra «yaşa, varol» avazeleri arasında kendi­sini uğurlamışlardır.

Kasabanın tam çıkı? yerinde de «teşekkür ederiz» yazılı bir levha göze çar­pıyordu.

Saat 23 di? Gönen. Başvekili karşıladı­ğı sırada, ana-baha günü gibi kaynaşı­yordu. Belediye Feisi. konuşmasında hükümetin iktisadî politikasın] Gönenlilerin nasıl benimsediklerini ifade; ettiği zaman bütün ha;k, bu sözleri hararetle alkışlamıştır.

Başvekil, Gonenlilerin bu olgunluğuna v.s gösterdikleri sevgi tezahüratna ha­raretle teşekkür etti ve ikrtidar hükü­metlerinin 5-6 senedenberi takip et­mekte oldukları bir politikanın bu de­rece benimsendiğimi görmekten duy­duğu hazzı belirtti.

Edincekte de tevakkuf edilerek vatan­daşların sevgisine mukabele eden Ad­nan Menderes'i, Bandırmaklar da bü­yük bir meserretle karşıladılar. Ziya­ret edilen .birçok merkezlerde olduğu gibi, bu sahil kasabamızda da otomobil klaksonları, fabrika ve vapur düdük­leri halkın sevinç âvazlerine karışıyor, yer yer yakılan hava fişekleri, Ban­dırma semasım renklendiriyordu. Ban dırmaya çok daha erken saatlerde ge­linmesi mukarrer olduğu halde, Çanakkaleden itibaren yollarda vatan­daşların gösterdiği büyük muhabbet tezahüratı karşısında kısa, uzun bir­çok tevakkuflar yapmağa mecbur olan Başvekil, buraya ancak gece yarısı va­rabildi Bu kadar gecikmeye rağmen, hâlâ syakta olan şehir, büyük meydan­da, herhalde 26.000 i aşan muhteşem bir kütle halinde Başvekili alkışladı. Burada Bandırnıalılara hararetle te­şekkür eden Menderes, vaktin çak. i-lerlemiş olması dolayısiyle kendilerini daha fazla ayakta bekletmek isteme­diğini belirtmiş ve 25 kasımda Çanak­kale İl kongresine gelmek kararında olduğunu, bu vesileden faydalanarak Bandırmaya tekrar uğrıyacağıru, o za­man Bandırmaklarla daha uzun hasbı­hallerde bulunmnJc fırsatını herhalde bulacağım söylemiş ve konuşmasını al kışlar arasında bitirmiştir.

Başvekil bu sabah İstanbula hareketin den önce, Bandırma Merinos Yetiştir­me Çiftlik ve Hara'sını gezmiş, ilgili­lerden izahat almıştır.

 Ankara :

Sovyetler Birliğinin Türkiyedeki maslahatgüzarı Pavel Erzin, Sıhhiye Vekîli Nafiz Körez'i ziyaret ederek. Sovyet Sıhhiye Vekili namına Ankara numu­ne bastahanesi için 40 bin rublelik çe­şitli tîb âletlerini hediye olarak teslim etmiştir. Bu âletler, bu seneki İzmir Enternasyonal Fuarı esnasında Sovyet pavyonunda teşhir edilen âletler meyanında bulunmaktaydı.

 Çanafeâcale:

Başvekil Adnan Menderes, burada Çanakkalelilere hitaben yaptığı konuşma da, gösterilen hareretli kabule teşek­kür ettikten ve Demokrat Parti hükü­metlerinin Çanakkale vilâyetinde bu­güne kadar yaptığı işler hakkında fi­kir verebilmek için birkaç rakam zik­rettikten sonra Canakkalede yapılması ve kurulması mutasavver hizmet ve tesislerle fabrikalar hakkında kısaca, izahat vermiş, müteakiben günün umumî politika meseleleri üzerinde dur muştur.

Başvekil demiştir ki:

«Bizim zamanımızla eski devri birbiri­ne kıyasladığımız takdirde ne kadar hazin neticelerle karşılaştığımızı, eski devrih rakamlarının bugünküler yama da ne kadar gülünç kaldığını ve o de­virde hakim olan zihniyetle bugün bi­zim memleket görüşümüz ve hizmet anlayısımızın birbirinden ne kadar farklı olduğunu bütün açıklığı ile or­taya koyacak bir misal daha ele ala­lım:

Birtakım âmme hizmetleri için. mese­lâ maarif işleri, su işleri gibi ihtiyaç­lar için merkezden vilâyetlere yapılan yardımlar mevzuu...

Eski devirde 1935 den 1*50 ye kadar 15 sene zarfında Çanakkaleye Maarif ve su isleri için merkezden yapılan yar­dım yalnız 61.000 lira, bu iki hizmete tekabül etmek üzere, son 5 sene için­de, bizim zamanımızda yapılan merkez yardımı miktarı ise 6 küsur milyon bi­ra. 1935-1950 devresinde merkezden yapılan yardım hemen hemen bundan ibarettir.

1950/1956 devresinde nafia vesaire gi­bi bazı temel hizmetlere yapılan yardun yekûnu 25 milyon lirayı asmak­tadır.

Bu vilâyetimizin 574 köyü vardır. 1950 yılma kadar ancak 49 köye içme suyu getirilmişti. Bunların da hepsi eski ik­tidarın eseri değildi. Bazı köyler esa­sen suyu bulunan mevkilerde kurul­muş, bazıları da ecdat hayratı sayesin­de suya kavuşmuştu. Eski iktidar böy­le bir mevzudah bile bihaberdi. Halbuki biz,320 köye su getirdik. Daha bu sene 84 köyün irme suyu tamamlan­dı. 73 köyün de su iğlerine başlanmış­tır, 1957 sonuna doğru bütün Çanakkalede içme suyu olmayan köy hemen memen kalmıyacaktır.»

Başvekil, köy içme suları için  1950 ye kadar hemen hemen hiçbir şey harcanmamışken son 6 yılda bu mak­sada sarfedilen meblâğın 1.594.480 li­rayı bulduğunu da ilâve etmiştir.

Sözü maarif işlerine intikal ettiren Adnan Menderes, mütemadiyen, inkı­lâptan ve inkılâbın temelini teşkil eden maariften bahseden eski İktidarın bilhassa maarif işlerini ne kadar ihmal ettiğini tebarüz ettirmek için ilki de­vir arasında mukayese yapmak lüzu­mu mevcut olduğunu söylemiş ve şu mukayeseleri yapmıştır.

Çanakkale'nin merkez, kaza ve köy­lerinde eski iktidardan sağlam 74 ilk­okul teslim aldık. 1950-1956 yıllarında 154 ilkokul yaptık. Gelecek sene 87, öbür sene de 76 okul daha yaparak Çanakkalenin okul dâvasını 1958 yılında halletmiş olacağız. Eski iktidar, 1935-lÖâO yılları arasında, tam 15 se­nede okullar için sadece 43.932 lira harcamış iken 1950 den 1958 ya kadar bizim sarfettklerimiz 4.803.934 lirayı bulmaktadır.

Eski ile y:ni arasındaki büyük farkı, yalnız işinizde, gücünüzde değil, mem leket umumî hayatında ve havasında da esasen hissetmektesiniz. Fakat ra­kamlarda ifadesini bulan ?u küçük' mu kay.ese, birtek vilâyet Ölçüsünde "bile, .hizmetlerin ne kadar genişlemiş, halikı niîzm ve köylümüzün ayağına nasıl gö Sürülmüş ovduğu hakkında daha vazıh . bir fikir vermeğe kâfidir.»

Başvekil, daha sonra hükümetin    Canakkaleye ait tasarılarından bahsetmiş tedkîkler müsfoet netice verdiği takdir de, makineleri memlekete gelmiş bulu nan bir çimento fabrikasının Çanakka lede kurulmasının mümkün olacağını, seramik fabrikasının, temeli martta atılarak 14 ayda ikmal edileceğini, Çanakkalenin fevkalâde vasıfdalu linyit­lerini senelik 300.000 ton istihsal kapa­sitesinden bir milyon tona çıkarabilmek için lüzumlu tesislerin vücude ge­tirilmesine derhal başlanacağı ve bu arada bir de elektrik santrali kumlacğını bildirmiştir. Bu santral hem civa­rın ihtiyacını karşılıyacak hem Trak­ya bölgesine enerji verebilecektir.

Başvekil, Çanakkalede bîr şarap fabri­kası kurulacağını da müjdelemiştir.

Sürekli alkışlar arasında konuşması­na devam eden Adnan Menderes, sö­zü, İç politika mücadelelerine (getirmiş muhalefetin .memleket menfaatlerine vereceği zararın hic dikkate almaksı­zın, iktisadî ve siyasî bakanlardan tahrip edici faaliyetlerine devam ettiğini kaydederek  şöyle  devam etmiştir:

«Bizde muhalefetin faaliyetleri, maalesef hiçbir zaman yapıcı olmamıştır. Memleket namına, iktidar namma on­lardan şikâyetçiyim. Memleketin işle­rini sıkıntılara uğratmaktan asla geri durmamışlardır. Meselâ, iktisadî kal­kınmamız bakımından can damarı me­sabesinde olan fabrika ve tesislerimiz için hariçten geniş yardımlar gelmeğe bağladığını gördükleri gündenberi bir vaveyladır tutturmuşlardı. Bu memle­ket borçludur, bu memleket müflisdir, bu memleket batakçıdır, diyorlardı. Bunları, hep biliyorsunuz. Maksadlan içerde vatandaşları şaşırtmak, dışarıda da Türkiyenin itibarım zedelemekti.

Türkiye'nin baştanbaşa inşasına giri­şerek bütün vatanı bir şantiye haline getirmeğe çalıştığımız bir sırada, .mem lekiEti kredi denilen cevherden, kredi denilen nimetten mahrum etmek isti­yorlardı. Halbuki onların «kendi yağı­mızla kavrulacağız» parolası altında bu 'milleti, '"kendi yazı ile kav-ura ka­vur a ne hale getirdiklerini bütün millet unutmamıştır.

Türkiye gibi asırlarca seri kalmış bir memleketin,  kendi  imkânlarını seferber etmesi yanında, hariçten birtakım krediler sağlamadan, hariç memleket­lerle bu bakımdan sıkı bir iktisadî 'işbirliği tesis etmeden kalkınmacını beklemek bir hayali hâin olurdu. İş­te, Türk milleti, bu imkânlardan fay­dalanmasını bildi. Meselâ burada ku­racağımız seramik fabrikasının yüzde 40 nı dış sermaye ödemektedir. Keza burada kurmağı tasarladığımız çimen­to  fabrikasının makine ve. tesislerini de kredi ile alacağız. Bu fabrika, frsr sene 1 milyon liralık taksit borcunu ödeyecek, fakat istihsalâtı ile bize se­nede 6 milyon lira kazandıracaktır.

5 senenin hitamında bu borç, tamamiy le Ödenmiş olacaktır..

Borç veya feredi dediğimiz şey, bu mânasiyle, mucizeler yaratabilen bir kudrettir. Onun için değil midir ki, bugünkü medeniyete bazıları haklı olarak kredi medeniyeti  demişlerdir.

Halbuki muhalefet, bildiğiniz ve gör­düğünüz gibi, tamamen menfi vs sa­kîm yollara sapmış, iktidardaki hü­kümetin çab gınalarını yalan ve iftira­larla kötüler -ve baltalarla, milletçe kendisi beğendirebileceği hâm haya­line kapılmıştır. Eğer böyle hareket etmeselerdi, iktidar olarak bugüne katiarki gayretlerimiz memlekete, şimdi­ye kadar elde edilenden çok daha faz­lasını kazandırabilirdi. Fakat bütün yalanlarının, iftiralarının, kötülemele­rinin hakikî mahiyetini artık herkes anlamıştır. Biz, hükümet olarak, ik­tidar olarak, vatanı yeni bastan imar etmek yolundaki gayretlerimize aralık sız devam etmekteyiz. Başarmağa mecbur olduğumuz muazzam işler, önümüz de bizi bekliyor. Kasabalarımızı, köy­lerimizi baştanbaşa imar etmek, on­ları, okulu, yolu, suyu ile birlikte, için de insan gibi yaşanılabilir meskenlere kavuşturmak zorundayız. Çimento, ke­reste, kiremit, tuğla ve cam fabrika­larımızı tamamladıktan sonradır ki, bu işlere girişeceğiz. Böyle kahraman bir millet, en ibtidaî ihtiyaçlarından mahrum bir halde, kerpiç yığınları al­tında yasayamaz ve Türk milleti, da­ha uzun zaman böyle bir hayata mah­kûm edilemez.»

Başvekil daha sonra demiştir ki:

«Demokrat Parti iktidara geldikten sonra, safdillik derecesine varan bîr iyi niyetle, matbuat kanununun en lü­zumlu hükümlerine varıncaya kadar kaldırdık ve geniş bir mesuliyetsizlik rejimi yaşadık. Muhalefet, o zaman bunu da hürriyetsizlik diye tavsif edi­yordu. Fakat muarızlarımız memleke­ti batıracak kadar tehlikeli bir müca­dele yoluna girdiler. 1954 seçimlerinde Türk milletinin lehimizdeki büyük karar ve iradesi d2 hürriyet suistimalleri uslandırmadı.

Fakat Türk milleti, bunlara hiçbir za­man itibar etmemiştir ve etmemekte­dir. Büyük, küçük uğradığımız her 'ka saba ve köyde, bizi muhabbetle karşı­layan bu büyük toplulukların mânası, millî tesanüd ve iktisadî kalkınma dâ­valarının müdafaasını asil Türk milletinin bizzat kendi üzerine almış oldu­ğudur.

Esasen millî tesanüdün hürriyet ve demokrasi rejimini soysuzlaştırmadan, ya anarşiye veya zora dayanan bir re­jime gidilmesine meydan vermeden ve en mühimmi millî mevcudiyetimizi tehlikeye düşürmeden memleketimiz­de yerleştirilmesi mânâsına alınması lâzımgelir. Türk milleti bu tesanüdü, bu olgunluğu göstermiştir.

Başvekil konulmasını söyle bitirmiş­tir:

«Eskilerin neler yapmış olduklarını bi­liyorsunuz, 1950 den öncesi ve sonrası, bu iki devir, bütün şartları İle hepiniz ce malûmdur. Fakat şimdi bir de ye­niler çıktı.

Bunlar bizimle beraber idiler, hattâ bunların üçü İktisad ve Ticaret Vekil­likleri yaptı ve iktidarımızın hemen hemen beş senesi, şimdi bizi iktisad da ve ticarette şiddetle tenkid eden bu üç sabık vekilin elinden geçti. Da­ha dün mes'uliyet mevkiinden ayrılan bu insanlar, çok şiddetli bir mahcubi­yete kapılıp terlemeden nasıl tenkide kalkabilirler? Bu sefer işittim. Büyük hülyalarla partimize yüz çeviren bu ze vat, umduklarını asla bulamıyarak tam bir muvaffakiyetsizlikle karşılaş­tıklarından  şaşkına dönmüş  olacaklar-

.ki, ne yaptıklarını bilmez bir halde, kanunu tatbik eden şerefli ve haysiyet­li âmir ve memurlarımızı 1958 de ikti­dara gelince sizleri mes'ul edeceğiz, ev­lâdınızı bile emekli maaşından mah­rum bırakacağız diye tehdid ediyorlar ve ayrıca türlü hakaretlerde bulunu-yorlarmış. Bu hareketler- demokratlık zihniyet ile alâkası olmayan küstahça tehdidlerden İbarettir. Demokratik an­layışa, kanun anlayışına, akla, vicda­na sığmayan bu tehdid ve hakaretlere maraz kalacak idarecilerimizin veya başka devlet memurlarının bunlara şiddetle mukabele etmeleri icap eder. Bu sözlerim, haysiyetli ve şerefli memur­larımıza bir işaret ve mütecasirler için de bir ikaz telâkki edilmek lâzım ge­lir.»

 Ulus Gazetesinden:

C.M.P. Büyük kongresinin dün devam edilen ikinci gün çalışmaları, evvelki günün tamamen aksine olarak gürültü içindte cereyan etti.

Sabah 3 de açılan dünkü oturumda delegelerin genel idare kurulu raporu ü zerindeki konuşmalarına devam edil­di. Birçok delege söz alarak raporun üzerinde şiddetli tenkidlerde bulundu­lar. Bilhassa evvelki gün olduğu gibi genel idare kurulunun istenildiği gibi çalışmadığı ve Genel Sekreterin bir­birinden büyük hatalar yaptığı husus­ları tenkidlerin başında yer alıyordu.

Bu arada söz, alan Rize C.M.P. İl Başkam Enis Naci Kepenek, kongreye Genel İdare Kumlunu alkışlamak için gelmediklerini, demokrasilerde basının müessir bir kuvvet olduğunu, İdare Heyetinin bir muhalif dergi veya gazetenin neşriyatına tahammülsüzlük gös­termesinin doğru olmadığım, bu kabil dergi ve gazetelerin okunmaması için tamim yapmasının hatalı bulunduğunu ifade ettikten sonra şunları söyle­miştir:

«İşbirliği vesair hususlarda Genel Ku­rul üyelerinin birbirini nakzeden, be­yanları, partinin Genel Kurmayım teg kil eden 'heyette fikir ahengini şüpheye düşürecek tezahürlerdir. Biz teşkilât olarak bundan böyle mübayin beyan­ların tekerrürünü tasvin etmemekte. Diğer bir delege de Genel İdare Kuru­lu raporu üzerinde durmaktan ziyade delegeler tarafından yapılan tenkidlere temas etti. Delegelerin diğer muha­lefet partileri ile uğraşacaklarına ikti­dar partisi ile ve bilhassa onun Genel Başkam ile mücadele etmesi gerektiği­ni hatırlattı.

Saat 11.30 a kadar kongreye hiçbir Genel İdare Kurulu üyesinin gelme­mesi gürültülere ve şikâyetlere sebep oldu. Her çıkan delege «Birinci sıra­da kimseler yok. Derdimizi kime anlatacağız. Tenkid ettiğimiz rapor sahip­leri nerede?» şeklinde konuşmalar yaptılar.

Öğleden sonraki oturumda Abdurrahman Boyaci'giller rapor üzerindeki ten kîdlöri cevaplandırdı. Bundan sonra ra por oya konularak ibra edildi.

Seçimler başlıyor

İki gündenfoeri devam eden kongrenin en gürültülü anı seçimlere geçildiği zaman cereyan etti, Başkanlık divanı G-en.el 'Başkan seçimi için aday göste­rileceğini bildirince her taraftan ayrı ayrı teklifler ileri sürüldü. Adayların tesbit edildiği- kara tahtaya beş isim yazıla'ilmişti.

Adaylık için uzun süren münakaşa ve İsrarlı tekliflerden sorara BÖlükbaşı adaylığı kabul latti. Bütün delegeler Bölükbaşının karşılaşma başka bir adla çıkmıyacağmı sananken İstanbul dele­gelerinden Mehmet Turan Atabey a-dmdaki birisi kürsüye çıktı ve Bölük başıya karşı adaylığını koyduğunu bil­dirdi.

Artık büyük münakaşalar sona ermişe ti. Oyların toplanmasına geçildi.

Gülek Kongreyi    ziyaret eiiî.

CHP. Genel Sekreteri Kasım Gülek beraberinde Parti Meclisi Üyelerinden Orhan Öztrak ve -Hasan Re^it Tanfcut olduğu halde saat 15.30 da CMP. Büyük Kongresini ziyaret etti. Gülek kongre binasının kapısında Abdurrah-man Boyacıgiller tarafından istikbal e-dildi vs localardan birine girerek mü­zakereleri takip etti. Bu arada birçok C.M.P- li delege, Genel Sekreter Gü­lek ve    beraberindeki     arkadaşlarına

hoş geldin diyterek tokalaştılar. Sadık Aldoğan da Genel Sekreterin kongre­ye .geldiğini haber alır almaz yanma giderek bir müddet sohbet etti. Ka'sım Gülek ve arkadaşları yarını saat kad'ar müzakereleri takip ettikten sonra kon gre binasından ayrıldılar.

Umumî konuşmalar

Oylama muamelesi bittikten sonra Baş kan Sadık Aldoğanın  söz  istediğini bildirdi. Kürsüye gelen Aldoğan, re­jime müteallik uzun bir konuşma yap­tı, rejimin esasının nisbî temsil usulü­ne bağlı olduğunu bu sistem kabul edildiği takdirde B.M.M. sinin bir par­tinin 'hâkimiyetinden kurtulacağını ve dolayısiyle hürriyetlerin de teminat al tına alınmış olacağını söyledi.

'Delegelerin İsrarı üzerine kürsüye Sa­adet Kanar geldi. Kaçar'ın konuşması­nı müteakip seçim neticeleri ilân edil­di.

Buna göre Genel Başkanlık seçimine 779 kişi iştirak etmiş, bunun 710 nunu Osman Bölükbaşı alarak tekrar Genel Başkan olmuştur.

C.M.P. Ankara teşkilâtı dün gece Tu­ran Lokantasında delegelere bir ziya­fet Vrsrdi.

Bugün çalışmalarına devamı edecek ci­lam kongre ilk olarak Genel İdare Ku­rulu seçimlerini yapacak ve bundan sonra komisyonlardan gelen raporlar müzakere edilerek akşam kongre ge­nel başkanın nutku ile son bulacaktır.

 Ankara :

İtalya Erkânı Harbiyei Umumiye Re­isi Orgeneral Giuseppe Mancinelli'nin başkanlığında hava tümgenerali An-tonio Giarachi, Kurmay Albay Luigi Eocchi, deniz albayı Lucaîno Sotigiu, emir subayı topçu yüzbaşısı Giovanni Cagiati'den müteşekkil İtalyan askerî heyeti bugün saat 16.00 da özel bir askerî uçakla Ankaraya gelmiştir. He­yet Eseriboğa hava alanlıda EHîiâtH Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral İs­mail Hakkı Tunaboylu, Hava Kuvvet­leri Kumandanı Orgeneral Fevzi _ Uçarar, Erkânı Harbiyei Umumiye İkin mi Reisi Krgeneral Salih Coşkun, Erkânı Hatfbiyeî Umumiye İstihbarat Baş­kanı, Garnizon ve Merkez Kumandan­ları, Erkânı Harbiyei Umumiye Proto­kol Şutb.esi Müdürü, Millî Müdafaa Ve­kâleti Tem'sil Bürosu mümessili ile I-talyan elçiliği mensupları tarafından askısrî merasimle karşılanmıştır.

Misafir İtalyan askerî heyeti, Riyaseti cumhur defteri mahsusumu imza ettik­ten sonra Devlet Vekili ve Millî Mü­dafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin'i, Erkânı Harbiyei Umumie Rtsisi Orge­neral İsmail Hsfekı Tunaboyluyu ve Kuvvetler Kumandanlarını makamla­rında ziyaret etmiştir,

Ankara :

Bugün .şehrimize gelmiş bulunan dost ve müttefik İtalyan Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Mancinelli tarafından, İtalyan Cumhurreisinin en büyük generallere tevcih ettiği Cum­huriyet liyakat nişanı, saat 18.00 de yapılan bir merasimle Erkânı Harbi­yei Umumiye Reisimiz Orgeneral İs­mail   Hakkı   Tun&boyhıya   verilmiştir.

 Ankara :

Kıbrıs Türk Çiftçileri Derneğinden 24 kişilik bir kafile yurdumuza gelmiş, A dana ve Mersinde ziraî tetkikleıde bu­lunduktan sonra bir gün şehrimize 'gel­mişlerdir.

Heyet Ziraat Vekâletinde alâkalılarla temasda bulunmuş ve saat 12.30 da Ankara Valisi Cemal Göktan'ı maka­mında ziyaret etmişlerdir.

Kıbrıs Türk çiftçileri yarın aziz Ata'nın Anıt-Kabrine çelenk koyacak ve saygı duruşunda bulunacaklardır.

Heyet Cumhuriyet Bayramından sonra İstaribul ve Bursada tetkiklerde bulun mak üzere şehrimizden ayrılacaktır.

Edirne:

Yunanistandan buraya gelen gayet emin menşeli bazı haberlere göre. Batı Trakyada Yunan idaresi, Türklerin ce­maat işlerine birtakım gizli usullerle müdahaleye başlamıştır.

Verilen malûmata nazaran, önümüzde­ki   av.   Batı   Trakya'nın  Dedeağac   kazasında yapılacak cemaat seçimlerinde Yunan idaresi cemaatin basma, kendi amaline hizmet edeceğinden şüphe olamayan çingeneleri geçirebilmek için bir hileyi şter'iye bulmuştur.

Filhakika, uzun yılların tazyiki netice­sinde, birkaç aile müettesna, Kedeaâç Şehri içinde Türk kalmamıştır. Türkler ancak Dedeağaç'm köylerinda mukimdirler, fakat hususî bir Yunan Kanununa göre, bir kaza rrusrkezinde 200 den fazla seçmen bulunursa cema­at seçimlerine köylüler katılamamakta dırlar. Yuaian idaresi, Dedeağaç şehri için Türk cemaat idarecileri diye çin-IJeneleri seçtirmek maksadıyla bu şeh­re bir 'kısım çingene iskân etmiştir. Lazan muahedesinde ekalliyet tabirinden «Müslüman» lar anlaşıldığını ileri ettirmek suretiyle Yunan idaresinin Çirıge neiari Türk ekalliyeti olarak gösterip önümüzdeki seçimlerde bu çingeneler­den İstediği kimseleri iş babına getir­mesine intizar  olunmaktadır.

Bu oyunlar, Batı Trakya'daki Türk ce­maati nezcHnd£ derin bîr teessür ve in­fial yaratmaktadır.

İstanbul :

ÖÜn gece İstanbula gelen Birleşmiş Milletler Genel Asamblesi Başkanı Ek selâns Jose Maza, Türk devlet ada-m-lariyle temaslarda bulunmak üzere bu afoalh refakatinde Hariciye Vekâleti Protokol Umum Müdür Muavini Vey­sel Versan olduğu halde saat 10 da uçakla Ankaraya hareket etmiştir.

Ek&elâns Jose Masa, Ankara temasları­nı müteakib muhtemelen bu akşam İs­tanbula avdet edecektir.

İstanbul :

Kızılay haftası yarın bağlıyacaktır. 5 kasımdan ay sonuna kadar da üye yaz ma ve aidat toplama kampanyası açı­lacaktır. Hafta münasebetiyle şehrimiz de birçok tanınmış mağaza, banka ve dükkân vitrinleri, kızılaya ait tablo ve temsilî resimlerle süslenmiştir. Şehrin her tarafına bol miktarda Kızılaya ait afişler asılmıştır. İstanbul ve Ankara radyolarında da Kızılay in çalışmalarım belirten konuşmalar yapılacaktır.

Kızılay İstanbul temsil heyeti başkanı-Sadi Bodur, yapılan yardımlara ait malumat vermiştir:

Kızılayın bütün yurttaki şubeleri ta­rafından hâlen Amerikadan. gönderil­miş olan 3.410.000 kilo süttozu, halis inek sütünden yapmış 2.570.000 kilo-peynir, 2.570.000 kilo tereyağı tevzi edilmekcedir, Bu miktardan İstanbul halkına 90.000 kilo süttozu, 63.000 kilo peynir, 63.000 kilo tereyağı, 20.000 kilo pirinç ile 60 bin kilo un dağıtılmakta­dır. Bu yardımlar şehrimizdeki binler­ce fakir halka, gıda ihtiyacını günlerce karşılayacak miktarda verilmektedir. Kızılay tarafından hâlen şehrimizin muhtelif Yerlerindeki aşoeakiannda hergün 1500 fakire yemek verilmekte­dir. Bunun haricinde Beykozda 100 Paşabahçede 50 yoksula vâ Zeytinburnu ile Sirkeci göçmen misafirhanesin­de de yurt dışından gelen göçmenlere y.em.dk verilmektedir, Bunlardan ayrs olarak îstanbul Üniversitesinde 1150. . Teknik Üniversite ve okulunda 400, Yıldız Teknik Okulunda 300, Güzel Sa natlar Akademisinde 130 ve Yüksek Ticaret Okulunda da 300 talebeye öğ­le ve akşam yemekleri üçer kap ola­rak verilmektedir. Bir sene zarfında muhtelif bayramlarda Kızılay şubeleri tarafından binlerce yavru baştan aya­ğa kadar giydirilmiştir. Zaman zaman zuhur eden yangın, inhidam ve sel felâketlerinde de açıkta kalanlara yiyecek, giyecek ve para yardımı yapıl­mıştır. Kızılay topladığı teberrularla memleket içinde fakıa: halkın gıda, yakacak ihtiyacını karsılarken memle­ket dışında felâkete uğrayanların da derhal yardımına koşmaktadır. Mem­lekettin muhtelif yerlerinde inşa ettir­diği sağlık tesislerini vatandaş hizme? tine tahsis eden Kızılay sosyal sahada, da kendinden beklenileni ifa eylemeye çalışmaktadır.

Bit taraftan Hemşire kulundan meralekete bilgili ve ehil hemşire yetiştirirken diğer taraftan da her sene gönüllü hemşire ve hastabakıcı kursları açarak genç kızlarımızı ve kadınlarımızı bu mevzuda bilgili bir şekilde hazırlamak tadır. Pek yakında faaliyete geçecek kan bankaları da hastaların kan ihti­yacım temin ederek faydalı olmaya çalışacaktır.   Kızılay bir sene zarfında 402 vatandaşımıza sun'î aza temin et­miştir. Bütün bu izahat Kızılay çalış­malarının çok kısa bir hülâsasıdır. Her felâket karşısında vatandaşın yardımı­na koşan Kızılay hayırsever vatandaşlarımıza teşekkür etmeyi bir borç bi­lir. Bu yardımlar arttığı nisbette Kı­nlayın fakir vatandaşa yardım eli da­ha geniş imkânlarla uzanacaktır.

Ankara :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 11 nci genel kurulda başkan seçimine kadar bu vazifeyi uhdesinde bulundu­ran Şili'nin eski Başvekillerinden ta­nınmış siyaset adamı ekselans Jose Maza hususî surette hükümetimizin da­vetlisi olarak dündenberi İstanbul'da "bulunmaktaydı. Ekselans Maza, refa­katinde Şili'nin Ankara elcisi ekselans Sepuiveda Avendano olduğu halde bu sabah emrine verilen bir askerî uçağı­mızla Ankaraya gelmiş ve öğle yeme­ğini Nafıa ve Kili ve Hariciye Vekâle­ti Vekili Ethem Menderes'in davetlisi olarak Marmara köşkünde yemiştir.

Bu yemekte Adliye Vekili ve Dahiliye "Vekâleti Vekili Prof. Hüseyin Avni Göktürk, İstanbul mebusu Nazlı Tlabar, Hariciye Vekâleti Um. Kâtibi Bü­yükelçi Muharrem Nuri Birgi, Harici­ye Vekâleti Umumî Kâtip Muavini Me lih Esenbel ve Hariciye Vekâletinin diğer ileri gelenleri ile Birleşmiş Mil­letler teknik Yardım Mümessili Mister Weits hazır bulunmuşlardır.

"Ekselans Jose Maza kısa bir istirahat­ken sonra beraberinde Şili Elcisi bulunduğu halde, saat 17.00 de Reisicum­hur Celâl Bayar tarafından kabul edilmiş ve çaya alıkonmuştur. Bu müla­katta Nafıa Vekili ve Hariciye Vekâ­leti Vekili Ethem Menderes ile Harici­ye Vekâleti Umumi Kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi de hazır bulun­muşlardır. Müteakiben ekselans Maza, saat 18.15 de emrindeki askerî uçakla İsrtanbula hareket etmiştir.

28 Ekim 1956

Finike:

Tarım Satış Kooperatifi tarafından kurulan fircır  fabrikası     kalabalık     bir halk topluluğunun iştirak ettiği törenle isletmeye açılmıştır. Şimdiye kadar mubayaa edilen 2 milyon 600 bin kilo pamuk   çırçırlanma-ğa   başlanmıştır.

Ankara :

Hükümetimizin resmî misafiri olarak şehrimizde bulunan dost ve müttefik İtalya'nın Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Giuseppta Mancinelli ve maiyeti bugün saat 10.30 da AnıtKabri ziyaret ederek kabre bir çelenk koymuştur.

Karacabey:

Bugün üremiz Ulubat köyünde İstan­bul Fetih Derneği tarafından yaptır ılg cak olan Ulutoatli Hasan anıtının ve ayrıca merkezde üçüncü bir ilkokulun temelleri Bursa valisinin hazır bulun­duğu bir merasimle atılmıştır.

Ankara :

Bursa ve Eskişehir, dört gündenberi Turudbilek ve Çatalağzı santrallerinden tecrübe mahiyetinde olarak cereyan al maktadır. Tecrübelerin müsbet gitmesi üzerine, her ki büyük ştshrimiz bele­diyesi, enerji ihtiyaçlarım Tunçbilek ve Ça-talağzı santrallerinden temin et-raeğe başlamışlardır.

Bu münasebetle. Eskişehirde yarın sa­at 18 de, Bursada ise 31 ekim çarşam­ba akmamı saat 18 de törenler yapıla­cak ve şehirlere adı geçen santraller­den devamlı ve muntazam şekilde ce­reyan verilmiş olacaktır.

29 Ekim 1956

 Erzurum:

Türkiyedeki tarihî eserleri mahallen tetkik etmekte olan Umesko heyeti şehrimiz gelmişlerdir.

Heyet Selçuk, Saltuk, Moğol ve lhanilere ait medeniyet eserleri üzerinde­ki incelemelerine devam etmektedirle Gerekli tetkik ve incelemeleri mütea­kip yarın geç vakit Diyarbakıra hare­ket edeceklerdir.

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, büyük Ata­türk'ün kabrini ziyaretle tazim duru­şunda bulunduktan sonra tebrikleri kabul edeceği Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmiştir. Bu sırada Riyaseti cumhur bandosu istiklâl marşını çal­mış ve hazır bulunan ihtiraın kıt'ası Reisicumhurumuza selâm resmini ifa etmiştir.

Meclis kapısında, Büyük' Millet Mec­lisi Reisi Reiik Koraltan tarafından karşılanan Reisicumhur Celâl Bayar, doğruca dairelerine gelmiş ve tebrikle­ri kabule başlamıştır.

Kabul resminin devamı müddetince, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Ko­raltan, Reisicumhurumuzun sağında yer almış bulunuyordu.

Kabul merasimine saat 12 de bando­nun çaldığı istiklâl marşı, ile başlanmış vîs Reisicumhurumuz ilk olarak îcra Vekilleri azası ile Büyük Millet  Meclisi azasının, müteakiben Kara. Deniz, Hava Kuvvetleri erkânının. Temyiz Mahkemesi, Şûrayı Devlet, Divanı Muhasebat, Ankara Üniversitesi, Baş­vekâlet ve Vekâletler erkânının, An­kara Valisi Belediye Reisi ile Vilâyet ve Belediye ileri gelenlerinin, siyasî partiler genel sekreterlikleri ve An­kara idare heyeti mensuplarının, ban­kalar ve muhtelif içtimaî tevekküller mümessillerinin tebriklerini kabul et­miştir.

Bundan sonra şehrimizde bulunan bü­yük ve orta elçilerle maslahatgüzarlar, beraberlerinde elçilik müsteşar, kâtip ve ataşemiliterler bulunduğu halde Reisicumhurumuza tebriklerini arzetmişlerdir.

Ayrıca, memleketim izcabe misafir ulu­nan İspanya Haricîye Nazırı, İran Har biye Nazırı, İtalya Erkânı Harbiye Umumiye Reisi ve Federal Almanya Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı ma­iyetleri erkâniyle birlikte arzı tebrükât ta bulunmuşlardır.

Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri erkâ­nının ve kordiplomatiğin tebriklerimin teabulü sırasında Erkânı Harbiyei Umumiye reisi   ile  Hariciye     Vekâleti


 

Vekili (Reisicumhurumuzun sol tarafım­da yer almış bulunmaktaydılar.

Riyaseticuımhur umumî kâtipliği ile Büyük 'Millet Meclisi ve Protokol me­murlarının tebriklerini kabulü suretiyle nihayete eren merasimden sonra Reisicumhur Celâl Bayar, büyük geçit resminde hazır bulunmak üzere hipod­roma müteveccihen meclisten ayrılmış ve ihtiram kıtası tarafından selâmlan-mistir.

 Ankara :        

Devlet Vekili Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin Cumhuriyetin 33 ncü yıldönümü münasebetiyle bu akşam saat 20.30 da Ankara ordu evinde bir kokteyl vermiştir.

Kokteylde Reisicumhur Celâl Bayar, Büyiiik Millet Meclîsi Reisi Refik Ko-raltan, .bazı vekiller. Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi, Erkânı Harbiyei Umu miye İkinci Reisi, vali, Kuvvetler Ku­mandanları, 'hükümetimizin davetlisi olarak memleketimizde bulunan İran Hariciye Nâzın, İtalyan Erkânı Har­biyei Umumiye Reisi, Federal Alman­ya Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı, İspanya Hariciye Nâzın refakatindeki askerî zevat, İnan ve Federal Almanya Büyükelçileri vt& NATO Güney Doğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Ku mandanı hazır bulunmuşlardır.

Kokteyl, yine orduevinde tertiplenen balo takip etmiştir.

Reisicumhur Celâl Bayar,     Orduevine-gelişinde, yol boyunca ve Orduevi ci­varında toplanan  vatandaşlar tarafın­dan hararetle alkışlanmıştır.

- Ankara :

M.M.V. Temsil Bürosundan bildirildi­ğine göre, Kocaeli sabık mebusu ve hâlen Emekli Sandığı Mfeclisi İdare a-zasmdan Doktor Ethem Vassaıfa Ordu evinde yapılan bir merasimle istiklâl madalyası verilmiştir.

Merasimde Devlet Vekili ve M.M.V. Vekili Semi Ergin, E.U. Rs. Org. İ. H. Tunaboylu, Kuvvet Kumandanları, E.U. 2 nci Rs., generaller ve yüksek rütbeli subaylar hazır bulunmuştur.

Bu münasebetle Devlet Vekili ve M.M. Vekâleti Vekili Semi Ergin kısa bir ko nuşma yaparak İstiklâl Harbimizin ö-nemini belirtmiş ve bu savakta 'kahra­manlıkları görülenleri överek madalya yi Ethem Vassaf m göğsüne takmış ve beratı vermiştir.

Ankara :

R'aisicumhurumuz Celâl Bayar, bugün saat 11.30 da cumhuriyetimizin banisi büyük kurtarıcı aziz Atatürk'ün Anıt-Kabrini ziyaret ederek tazim duruşun­da bulunmuş ve kabre bir çelenk koy­muştur.

Saat 11.30 da AnıtKabire gelen Reisicumrumuza Büyük Millet Meclisi Re isi Refik Koraltan, İcra Vekilleri Hey'-eti azalan, Büyük Millet Meclisi Reis Vekilleri, Riyaseticurnhur Umumî Kâ­tibi ve başyaveri, Basveâlet Müsteşa­rı, Erkânı Harbiye! Umumiye Reisi, Kuvvetler Kumandanları, Temyiz Man (kemesi, Şûrayı Devlet ve Divanı Mu­hasebat Reisleri, Ankara Üniversitesi Rektörü, Hariciye Vekâleti Umumî Kâ tibi, Protokol Umum Müdürü. Antoara Valisi ve Belediye Reisi, Garnizon ve Merkez Kumandanları refakat etmek teîdi-

Reisicumhurumuz AnıtKabire geliş ve gidişlerinde başta bando bulunan bir ihtiram kıtası selâm resmini ifa et­miştir.

Müteakiben Reisicumhur Büyük Mil­let Meclisine gelerek tebrikâtı kaıbul etmişlerdir. Saat 14 de hipodromda büyük  geçid  merasimi  yapılacaktır.

Ankara :

Cumhuriyet Bayramı, bugün yurdun her tarafında büyük bir neş'e, sevinç ve heyecan içinde kutlanmıştır.

Muhıabirlerimizden aldığımız haberler de, bütün vilâyet merkezleri ile kaza­larda ve yurdun her köşesinde, cum­huriyetimizin 33 noü yıldönümü dolayısiyle, kalabalık halik kitleleri hazır bulunduğu halde parlak toplantılar ve geçid resimleri yapıldığı bildirilmekte­dir.


 

Her yer donatılmış, taklar kurulmuş gece fenıar alayları tertip edilmiştir.

Bu arada birçok yeni eserler açıldığı gibi, birçoklarının da temelleri atıla-nalk inşaatına başlanmıştır.

Bu arada, Kayserideki şehir stadyornunun temelinin atıldığı haber verilmek­tedir. Şehrin doğu kısmında 260 bin lira sarfiyle inşa edilecek olan bu ye ni stadyum 20.000 kişiyi alabilecek a-çık rve kapalı tribünleri bulunacaktır.

Gene Kayscride Sümerbank Umum Müdürlüğünün yardımı ve mahallinde kurulan derneğim çalışmaları saye­sinde 170 bin lira sarf .edilerek inşa olunan Sümer işçi evleri yeni mahalle sindeki AJp^slan ilk okulu öğretime açılmıştır.

Antalyanın Korkuteli kazasında açılan Artezyen kuyuları ikmal olunarak bu mıntıka suya kavuşturulmuş, tesisleri ikmal edilen Çüğün köyüne de su verilmiıştir.

Sivrihisar Belediyesince Sivrihisar elektrik santraline monte ettirilen 440 beyıgirlik dizel elektrojen grubu işlet­meye açılmış Ve bu suretle kasabaya bol elektrik cereyanı verilmiştir.

Mustafakemalpaşa kazasının Kaaanpınar ve Durumbey köylerinde inşaatı tamamlanan üç okul öğretime açılmış, kaza merkezindeki 10 dershaneli yeni ilkokulun da  temeli atılmıştır.

Çarıkında erkek sanat enstitüsü tö­renle açılmıştır.

Tunceli vilâyetinde altı koy okulu bi­nası ile Malazgirt kazası ortaokul bi­nası merasimle tedrisata başlamıştır.

Ayrıca Tarsus'da büyük bir stadyum açılmıştır.

Bu stadyom 550 bin liraya mal olmuş ve gençliğin hizmetine girmiş ve Kıbrıs Türkgücü ile Tarsus idman yurdu takımları arasında yapılmıştır.

Eskişehir Demir Sanayii Derneğinin hazırladığı ve şehitliğe teberru ettiği muazzam bayrak direği İnönü meydan muharebesinde şehid düşenlerin med-fun bulunduğu şehitliğe dikilmiş ve bayrak çekilmiştir.

Eski Eserleri Koruma ve Anıt Yaptır­ıma Derneğinin teşebbüsü üzerine Maarîf Vekâletinin Bozuyükte tesis ettiği oimuraî kütüphane de açılmıştır.

100 bin liraya mal olan Bozüyük Va­kıflar Köprüsü  halkın hizmetine gir­miştir.   

Yenişehirde inşası tamamlanan Ulupısıar, Fetlhiye ve Rüstüm,köy koy okul­ları tedrisata açılmıştır.

Siverekte 312 bin liraya mal olan 22 yataklı sağlık, merkezi, Karacaviran ilk okulu ile Karakeçi nahiyesi jandarma karakol binası hizmete girmiştir.

Ordu Erkek Sanat Enstitüsünün 400 bin liraya mal olan yeni binası öğreti­me açılmıştır.

Hükümetimizce 6 vilâyette açılmasına karar verilen kolilerden altıncısını tenkil eden Diyarbakır koleji hizmete girmiştir.

Bergamada inşaatı ikmal edilen Ata­türk ilkokulu tedrisata açılmıştır.

İzmir Devlet Demiryolları 3 ncü İmlet­me Müdürlüğü tarafından inşa ettirilen Halkapınar istasyonu halkın hizmetine girmiştir.

Bahkesirde Atatürk mahallesinde 300 bin liraya mal olan 10 dershaneli Ata­türk ilkokulu tedrisata  açılmıştır.

Eskişehir:

Tunçbilek, Sarıyar ve Çatalağzı san­trallerinin beşkil ettiği Kuzey Batı Anadolu enerji manzumesinden, buigün saat 13.00 de elektrik santralinde yapı lan bir merakimle, şehrimize ilk cere­yan verilmiştir.

Merasimde Vali. Belediye Reisi, Gar­nizon Kumandanı, Vilâyet ve Beledi­ye Meclisi azaları ile kalabalık bir da­vetli kitlesi hazır bulunmuştur. Bele­diye Reisinin yaptığı biri konuşmayı müteakip vali, otomatik düğmeye ba­sarak ilk cereyanı vermiştir.

Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, cumhuriye­tin  33  neü yıldönümü  münasebetiyleErkânı Harbiye! Umumiye Reisi Or­general İsmail Hakkı Tunaboyhı'ya şu cevabî telgrafla tebrik ve teşekkürle­rini bildirmiştir:

-Sayın Orgeneral femail Hakkı Tunaboylu

Erkânı Harbiyei Umumiye Eeisi

Ankara

Cumhuriyetin 33 ncü yıldönümü münasebetiyle Türk ordusu mensupları adına gönderdiğiniz telgrafı memnunluk­la aldım. Teşekkür ederim.

Kudretli mevcudiyetiyle daima iftihar ettiğimiz kahraman ordumuza milleti­mizin sonsuz itimadı vaTdır.

Zatı devletlerinin ve silahlı kuvvetle­rimizin bilmukabele Cumhuriyet Bay­ramını muhabbetle tebrik ederim.

Reisicumhur Celâl Bayar

30 Ekim 1956

 İstanbul :

İki gündenberİ şehrimizde bulunan Almanya Mebusan Meclisi âzası şerefine bugün Öğleyin Almanya Başkonsolos­luğunda bir resmi kabul tertip edilmiş tir.

Resmi kabulde îstanbulda bulunan mebuslar, Federal Almanya Sefiri, yerli ve ecnebi basm mensupları hazır bu­lunmuştur.

Alman mebusları öğleden sonra - Tarafo yaya giderek Goltz paşanın kabrine çelenk koymuşlar, bu münasebetle he­yet balkanı Dr. Pünder, kısa bir hi­tabede bulunarak Türk - Alman dost­luğunun ehemmiyetine temas etmiş ve dünya barışı için savaşan Türk sehidlerinin hatırasını  tebcil eylemiştir.

Heyet, bu akşam Tahran'a mütevecci­hen şehrimizden ayrılacak ve Bangkok ta toplanacak milletlerarası parlâmentoisT konferansına iştirakten evvel îranda üç gün kalacaktır.

İzmir:

Hükümetimizin resmî davetlisi olarak 27 ekimden beri Ankarada bulunan İs­panya Hariciye Nazırı Ekselans Al-berto Martin Artajo, beraberindeki res mi heyeti teşkil eden İspanya Yüksek Ordu Mektebi Mlüdürü Tümgeneral Mariano Alcenso, İspanya Hariciyesi Siyasî İşler Umum Müdürü Elçi Bar-senas, Madrid Üniversitesi profesörle­rinden ve İspanya Alca d em isi azası Garsia Gomez, Efe Ajansı Müdürü ve siyasî muharrir Gomez Aparicio ve müsteşar Laor bulunduğu halde hususî tayyaresiyle saat İ1.45 de İzmire gel­miştir.

Muhterem misafirimize, Madrid Bü­yükelçimiz Feridun Cemal Erkin de refakat etmektedir.

Misafirlerimiz, Cumaovası hava alanın da, Vali muavini, Belediye Reisi, Gar­nizon Kumandanı ve basın mensupları tarafından karşılanmış ve bir polis müfrezesi selâm resmini ifa etmiştir.

Ekselans Alberto Martin Artajo ve maiyeti erkânı hava alanımdan doğ­ruca   Efes'e hareket etmiştir.

Erzurum:

Hükümetimizin misafiri olarak memleketimizi ziyaret etmekte bulunan dost İtalya'nın erkânı harbiye! Umumiye reisi Orgeneral Giuseppe Mencinelli ve maiyeti erkânı bugün özel bir u-çakla şehrimize gelmiştir.

Misafir Erkânı Harbiyei Umumiye Re­isi, Gez Hava alanında merasimle kar gılanrmştır. Başta bando bulunan bir askerî kit'a selâm resmini ifa etmiş­tir.

İstanbul :

Bir müddet evvel, Yunan hükümetinin Kıbrıs hafckmdalki tezini anlatmak ve Yunanistandaki 1111%: azınlığının durumumu işine geldiği şekilde gös­termek üzere Amerika ve Avrupa'nın muhtelif memleketlerinin tanınmış 35 gazetecisini Yunanistana davet ettiği hatırlardadır.

29 ekim tarihine  kadar Yunanistanda kalan bu gazeteciler hükümetimiz ta­rafından aynı mevzuu ile ilgili olarak m?2mlek<jıimize   davet     iedilmjlşlerdTr.

Daveti kabul eden 17 gazeteciden altısı bu gece saat 19.30 da uçakla Atinsdan îstanbula gelmiştir. Diğer 11 gazeteci de önümüzdeki günlerde Türkiyeye geleceklerdir.

 Ankara :

29 ekim Cumhuriyet Bayramı bugün­de yurdumuzun h.er tarafında, neşe ve' sevinç içinde kutlanmıştır. Bu müna­sebetle birçok şehir ve kasabalarımız­da yeni eserler hizmete girdiği gibi, birçoklarının da temelleri atılmıştır.

Bünyan kazasına bağlı Ekrek köyün­de 5 ,bin dönüm arazinin sulanmasını temin için, karar verilen regülatör veğine göre, Kocaeli sabık mebusu ve su köprüsü tesisleri ikmal edilerek hizmete girmiştir.

ligin kazasında yeniden inşa edilecek olan bir ilk okul .binasının temeli atıl­mıştır.

Susurluk kazasında 160 bin liraya mal olan Susurluk çayı üzerindeki Yüdaz köprüsü seyrüsefere açılmıştır.

Bünyan kazasıftıa bağlı Munatbeyli, Genişli ve Alamettin köylerinde üç ilk okulun inşaası tamamlanmıştır.

Osmancılık kazasının İncesu köyünde yeni inşa edilen okul öğretime açıl­mıştır.

Kayserinin Sarız kazasında 266 bin li­ra sarf ile vücude getirilen sağlık mer­kezi halkın, hizmetine girmiştir. Bu suretle Sarızlılar hastalarını 152 Km. uzaklıktaki vilâyet merkezine taşımak tan kurtulmuşlardır. Bunlardan başka 15 bin dönüm araziyi sulayacak olan Evrek sulama bendi, Alkancık Sula­ma Havuzu;, B-eydeğİrmeni ve Çufkur-yurt köprüleri hizmete girmiştir. Ay­rıca, Develi, Pınarbaşı, Bünyan, Tomarza ve Sarız kazalarına bağlı nahiye ve köylerde yeniden inşa edilen ve­ya esaslı surette onarıma tabî tutulan onbeş ilk okul tedrisata açılmış bulun maktadır. Bu işler için sarfedilen paranin yekûnu bir milyon lira civarında­dır.

Ankara-:

Hükümetimizin misafiri olarak birkaç günden beri memleketimizde bulunan Federal Almanya'nın, Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tuğgeneral Pannessi ve maiyeti erkânı hususî bir uçakla memleketine gitmek üzere bu sabah Ankaradan ayrılmıştır.

Tuğgeneral hava alanında, Hava Kuv­vetleri Kumandanı Orgeneral Fevzi Uçaner, Hava Kuvvetleri Kurmay Baş kanı. Erkânı Harbiyei Umumiye İstih­barat Başkanı, Garnizon ve Merkez Kumandanları ve Temsil Bürosu Baş­kan muavini tarafından uğurlanmıştır.

Misafir Tuğgeneral hava alanında übti saslarmı soran Anadolu Ajansı muiha birine aşağıdaki beyanatta bulunmuş­tur:

Türkiyeye gelişim iki bakımdan çok faydalı olmuştur. Birincisi, Türk ve Alman milletlerinin dostluk ve bağlı­lıklarını tekrar müşabede etmem. 2 ncİsi ise Türkiyede kaldığım müddet zarfında Türklerin misafirperverliğini ve gezdiğim her yerde Türk millerinin şahsımda Aiman milletine karşı dost­luk ve samimiyet duygularının sağlam iığını görmem olmuştur.

Şunu da derhal ilâve edeyim ki Türkiyemin her yerinde gördüğümüz kal­kınma hamlesi memleketinizin yakın geleceğinin çok parlak olduğu intihamı bizde uyandırmıştır ki bu hususta ay­rıca bizi çak mesut etmiştir.

31 Ekim 1956

Ankara :

Demokrat Parti Meclis Grup Başkanlı­ğından bildirilmiştir.

Demokrat Parti Meclis Grubu, bugün saat 15 de Eskişehir Mebusu Abidin Pcituoğlu'nun başkanlığında toplandı. Celse açıldı. Yapılan Büyük Millet Meclisi idareci üye namzetleri seçimle ri neticesinde Kocaeli mebusu Nüzhet Akın, Uşak mebusu Orhan Dengiz ile Balıkesir mebusu Ahmet Kocabıyığm kazandıkları  anlaşıldı.

Daha sonra Demokrat Parti Meclis Grubu idare heyeti secimin-e geçildi Neticede Denizli mebusu Baha Akşit, Samsun mebusu Ahmet Topaloğlu, Es­kişehir mebusu Hicri Sezen, Konya mebusu Himmet Ölçmen, Giresun me­busu Ahmet Bozbağ, İsparta mebusu Kemal Demiralay, Denizli mebusu Ham. di Sancar, Ankara mebusu Ramiz Eren, Tekirdağ mebusu Zeki Erataman, Sivas mebusu Rıfat Öçten. Gümüşha­ne mebusu Haüd Zarbun'un seçildik­leri anlaşıldı.

Vakit geciktiği için 13 kasım sah gü­nü saat 15 de toplanılmak üzers cel­seye son verildi.

Ankara :

Hab-sr aldığımıza göre, Macar Kızılhaçına teslim edilmek üzere Avusturya Kızıllıaçma, Türkiye Kızılay Cemiyeti nin yardımı olmak üzere 500 battani­ye; 250 adet tatanoz seramu, 200 adet kangren seromu, 250 grambk 1000 pa­ket pamuk gönderilmiştir.

C.H.P. in işbirliği hakkında verdiği cevabın tam metni:    

1 Ekim 1956

 Ankara : (Dünya gazetesinden)

C.H.P. Genel Sekreter Yardımcısı T. Göle bugün C.H.P. nin cevabını Hür. P, ve C.M.P. ye tevdi etmiştir. Bu cevabî muhtırada şöyle denilmek­tedir:

«Hürriyet Partisinin C.H. Partisi ve CM. Partisine hitaben tanzim ettiği muhtıra 14 eylül 1956 tarihinde İstanbul Partimiz Genel Genel Başkan­lığına tevdi olunmuştur.

Bu muhtıra C.H. Partisi Meclisinin 23 eylül 956 gününde akdeylediği toplantıda incelenmiş ve aşağıda yazılı olduğu şekilde cevaplandırılması ka­rarlaştırılmıştır.

Her şeyden evvel Hürriyet Partisinin bu muhtırada hitabesini bulan te­şebbüsü takdirle karşıladığınım belirtmek isteriz.

Malûm olduğu üzere, rejim meselelerimizin biran evvel halledilebilmesi için muhalefet partilerinin işbirliği yapmaları mevzuu evvelce partimiz tarafından ele alınmış ve 8 nisan 1956 tarihli Parti Meclisi tebliği ile umu mî efkâra açıklanmıştır.

Bunu takip eden gelişmeler geniş vatandaş kitlesinin temennisine uygun olarak, Büyük Millet Meclisinde temsil edilen üç muhalif partinin mec­lis grupları tarafından 8 temmuz 1956 tarihli müşterek beyannamesinin ilânına müncer olmuştur.

Bizce bugün muhalefet partileri arasındaki münasebetlerin arzettiği fiilî durum, 8 temmuz 1956 beyannamesiyle tesbit ve ilân edilen esasların hu­dudu içindedir.

Hürriyet Partisinin teşebbüsü bugünkü fiilî durumdan daha ileri bir iş­birliğini istihdaf etmektedir. Bunun Cumhuriyetçi Millet Partisinin de katılabilmesiyle sağlanacağı şüphesizdir.

Bu sebeple, kesin bir neticeye varabilmek için C.M.P. nin kararını bekle­mek icab eder.

Muhtırada yer alan çeşitli konulara gelince:

Bunlardan bir kısmı: rejim dâvamızın temel meselelerini teşkil etmektedir ki, bunlar üzerine bütün muhalefet partileri mutabakat halindedir.

Bu esaslar muhalefet pantüerinin programlarında yer almış ve daimi çalışmalarının başiıcı hedefini teşkil etmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisinin de hemen her tebliğinde rejim buhranı ve-meseleleri üzerinde ısrarla durduğu malûmdur.

Görüşümüz odur ki, memleketimizde garplı manâsiyle demokrasinin tu­tunup yaşayabilmesi her şeyden evvel bu rejim raeselelelerinin elbirliği ile halledilmesine bağlıdır.

Bizde rejim buhranının temel meseleleri şunlardır:

İnsan haklarını, basın ve toplantı hürriyetlerini, Anayasaya aykırı kanun lan çıkarmamasının ve kaza istiklâlini hukukî ve fiilî teminatı ele alan bir Anayasa tadili lâzımdır. Bu tadilât iki Meclis ve Anayasa Mahkemesi "kurulmasını ihtiva etmelidir. Bugün cemiyetimizin ıstıraplarının en va­himi mahkeme istiklâli ve hâkini teminatı meselesidir. Bu meselenin Anayasa ile hukukî ve amelî müeyyidelere bağlanması acele ve hayatî bir ehemmiyet arzeder.

Üniversitelerin muhtariyeti ve meslek teşekküllerinin serbest faaliyeti temin olunmalıdır. Aynı zamanda sosyal emniyet konusu da cemyetimizin ana meselelerindendir.

Tecrübeler göstermiştir ki, demokratik hayatın temelini teşkil eden mu­halefet partilerinin emniyetleri mevzuu genel rejim meseleleri derece­sinde ehemmiyeti idi.

Görülüyor ki, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşü ile Hürriyet Partisi­nin muhtırasındaki rejimin temel meselelerine taallûk eden esaslar üze­rinde ayrılık yoktur.

Bu arada seçimde emniyet ve iktidar ile muhalefet arasındaki  eşitlik mevzuu ve bu sahadaki imkân ve ihtimalleri ayrıca ve 'haiz oldukları, ehemmiyetle mütalâa etmek zarureti vardır.

Rejim meseleleri kanun yollariyle Büyük Millet Meclisi karariyle halle­dileceğine göre, muhalefet partilerinin önümüzdeki seçimde, Anayasa­mız gereğince buna imkân veren çoğunluğu kazanmış olmaları icap eder. Filhakika .İktidarın bugünkü durumu karşısında dürüst ve serbest bir se­çimde işbirliği halindeki muhalefet partilerinin bu çoğunluğu elde etme­lerinin mümkün olduğuna hükmedebilirler. Ancak, iktidar 1954 den son­ra getirdiği yeni hükümler ve tedbirlerle vatandaşın seçimde iradesini serbestçe belirtmesine imkân bırakmamıştır. Muhalefet partilerinin ma­hallî seçimlere bile katılmasına imkân vermiven bugünkü şartların umu­mî seçim sırasında tatbikat ile bir kat da!ha ağır hale getirilmesi müm­kündür. Bu durum umumî seçimlerde vatandaş kütlesinin arzu ve temetyülüne uygun bir netice alınmasını şüpheye düşürür.

Bu sebepledir ki her üç muhalefet partisinin gerek seçim mevzuatı gerek hâkim teminatı bakımından 14 mayıs 1950 veya 2 mayıs 1954 seçimlerinin şartları ve mevzuatı içinde bir umumî secimin yapılmasını sağlayabilmesi için iktidarın karşısında tam fikir ve hedef beraberliğiyle mücadeleye başlamaları lâzımdır.

8 nisan 1956 tarihli parti meclisimizin tebliğinde belirttiği gibi bu müş­terek gayretler eğer neticesiz kalırsa gereken karar her üç muhalefet partisi tarafından birlikte ittihaz ve tatbik edilmelidir.

Muhtıranın bu esaslar dışında kalan muhteviyatı diğer bazı ıslahat düşün­celeridir ki bunların rejimin temel meselelerine nisbetle tâli mahiyet taşıdıkları söylenebilir.

Bunların herbiri üzerinde ayrı ayrı durulmak ve icabında bilim heyetle­rinin görüş ve mütalâalarından faydalanmak suretiyle partilerin yetkili uzuvları tarafından müzakere edilmek ve karara bağlanmak icabeder.

Bu şekilde tesbit edilecek kararların her üç muhalefet partilerinin yet­kili teşekkülleri taralından kurultaylarına sunulması tabiîdir. Hürriyet Partisinin takdirle karşıladığımızı belirtmekten zevk duyduğumuz te­şebbüsü ve öne sürdüğü tekliflerin temel prensipleri üzerinde Cumhuri­yet Halk Partisinin görüşü, ana hatlariyle bu cevabımızla ifade edilmiş bulunmaktadır.

Bir kere daha tekrar etmek isteriz ki, Cumhuriyet Halk Partisi rejim, meselelerimiz son safhada karara bağlanıncıya kadar kendisine münha­sır bir iktidarı düşünmemekte ve milletçe bu neticeye ulaşabilmemiz için her üç muhalefet partisinin birlikte çalışmasının faydalı olacağına inan­maktadır.

Cevap olarak Hürriyet Partisi ve bilgi için C.M.P. Genel Başkanlarına su­nulmuştur.

C.H.P.  Genel Başkanı İsmet İnönü

Başvekil Adnan Menderes'in İskenderun konuşması 3 Ekim 1956

 İskenderun:

Başvekil Adnan Menderes bugün İskenderun'da Atatürk Meydanında, bütün meydanı doldurup yan caddelere tasan halkın hararetli ve sürekli tezahürleri arasında bir konuşma yapmıştır.

Başvekil, konuşmasına, kendisine ve arkadaşlarına karşı gösterilen tezahürlerinden dolayı şükran ve minnetlerini bildirerek başlamış, bun­dan sonra bütün İskenderun'a, civardaki petrol araştırmalarının müsbet neticelerinden birisi olmak üzere sondaj kuyuları açılmasına başlanmak gibi son derece rağbet verici bir iş için geldiğini belirttikten sonra devam­la demiştir ki:

«înşaallah, memleketimize büyük hayırlar getirecek olan bu teşebbüs muvaffakiyetle neticelenir ve esasen büyük bir hızla refah ve terakki yolunda ilerleyen memleketimizin, bu yeni imkânlarla, bugünden tasav­vur ve tehayyülü mümkün olmayan son derece parlak istikbal tahakkuk eder. Cenabı Haktan bütün kalbimle niyaz etmekteyim: «Allah- Türk mil-îetini ve yurdunu daima müreffeh ve mes'ut tutsun.»

Başvekil Adnan Menderes, yabancı sermaye ve yabancı şirketlerin de iştiraki ile petrol araştırma faaliyetinin memleketin her köşesinde iler­lemekte bulunduğunu, pek yakında başka bölgelerde de aynı surette son­dajlara başlanmış olacağını kaydettikten sonra, sözü bu araştırmalara ve müsbet neticeler yolunda bugünkü merhaleye varmaya imkân veren pet­rol kanununa intikal ettirmiş, oaman bu münasebetle yapılan haksız hücumları hatırlatmış ve şöyle demiştir:

«Asırlardan beri hiç işlenmemiş olan kaynaklarımız arasında yeraltın­daki petrollerimiz de vardı. Eğer bu petrollerin araştırılmasına bizden evvel, meselâ 15-20 sene mukaddem başlanmış olsaydı, bugün Türkiye bu petrolleri bir hayli zamandan beri bulmuş ve nimetlerine ulaşmış olur­du. Böylece medenî milletlerin hayat seviyesine ulaşmak yolunda çok ehemmiyetli bir merhale katedilmiş bulunurdu. Fakat, maalesef, her şeyde olduğu gibi, bu hususlar da ihmal edilmiş ve bu derece mühim ve hayatî bir iş bugüne kadar geciktirilmiştir. 1954 de Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu ile beraber petrol kanununu çıkarmakla biz, memleketin bu mühim ve büyük imkân kaynağını harekete geçirmek istedik.

Hatırlarsınız, o zaman ve bütün seçim mücadelesi boyunca ne şiddetli hücumlara maruz kalmıştık. Bize, «vatanı yabancılara satıyorsunuz* de­mişlerdi. Halbuki bizim yapmak istediğimiz, topraklarımızın altında ya­tan ve bu çalışkan-ve asîl millete bu şekilde hiçbir faydası dokunmayan bir serveti toprak üstüne çıkarmak ve bunu memleketin refahına tahsis etmekten ibaretti.

Hiçbir millî ekonominin başka ekonomilerle işbirliği yapmadan kalkmip ilerleyemeyeceği, bütün dünyanın bildiği bir hakikattir. Bütün memle­ketler, ancak bu işbirliği yolu ile kalkınmışlardır. Bunun aksine bir tek delil ve örnek mevcut değildir. Bizim de bu yolu takibetmemiz mukad­derdir. Bunun içindir ki Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanununu çıkarmayı bir vatanperverlik vazifesi telâkki etmiştik. Memleketimizde petrol ara­mak ve bulup Türk milletinin hizmetine arzetmek de yabancı sermaye ve yabancı tekniği ile işbirliğine bağlıdır. Bunu yine bir vatanperverlik icabı olarak ele almıştık Ne yazık ki bu iki mevzuda da bize yapılmadık hücum kalmadı.

O zaman bu hücumu yapanlar da pekalâ bilmekte idiler ki, bu memle­kette ne iktidar, ne de hiç bir kimse, vatanı satmak şöyle dursun, ofca yan gözle bakacaklarını gözlerini çıkarmakta bir an dahi tereddüt etmez.

O zaman söylenenlerin hepsi, âdi ve günlük propagandalardan ibaret­ti, acaba o gün için birşey koparabilir miyim düşüncesi ile yapılmakta idi.

Allah Türk milletine yardım edecektir. Petrol bulacağız, O zaman, mem­leketi satıyorsunuz, diye bize hücum etmiş olanların duyacağı hidap art­ların cezasını, o mes'ud günleri pek yakında idrak etmekle bizim teselli­mizi ve mükâfatımızı teşkil edecektir.»

«Memleketimizde petrol bulduğumuz.gün bu memleketin esasen değişmiş olan kaderi büsbütün parlak bir istikbale teveccüh edecektir. Bunun için bulunan petrolü çıkarmağa başlıyacağımız günü beklemeğe hacet yok­tur. Bu, daha petrolün bulunduğu günden itibaren tahakkuk etmiş ola­caktır.

1950 de petrol ihtiyacımız Î.5 mi,İyon dolardı. Bugün senede 60-70 milyon dolara varmıştır. Halbuki henüz medenî ihtiyaçlarımızın ilk merhalesinde-yiz. Bu memlekette motorlu vasıtalar, enerji istihsal eden makineler, pek yakın zamanlarda bugünkünün 4-5 misline çıkacaktır. O zamanlar petrol ihtiyaçlarımızın nerelere varacağını tasavvur etmek güç değildir. Bu vaziyette, ya o medeniyet ve terakki vasıtalarından mahrum kalacağız, yahut
da büyük bir serveti, her sene döviz olarak akaryakıt için hudutlarımızın dışına çıkartacağız.

Eğer bugün Dış ticaret veya tediye muvazenemizde 60-70 milyonluk, 100 milyonluk bir aleyfhte durum varsa, sadece petrola verdiğimiz dolarların ortadan kalkması ile bu açığı kapatmamız imkânı hasıl olacaktır. Yalnız bu kadarını söylemek petrolün ehemmiyetini belirtmeğe kâfidir, sanı­rım.»

Başvekil, bundan sonra, Türk - Amerikan ittifakı ve işbirliği    üzerinde durmuş ve bu mevzuda şöyle demiştir:

«Bugünkü merasim, Türk - Amerikan işbirliğinin de güzel bir tezahürü­nü teşkil etmektedir. Siyasette, askerlikte ve ekonomide Amerikalılarla olan münasebetlerimizin son derece dostâne ve en samimî müttefiklere yakışacak bir seviyede olduğuna burada sizlere söylemekten büyük bir memnunluk ve bahtiyarlık duymaktayım.

"Türkiye, NATO camiasına dahildir. NATO'nun içinde, dünyanın bugünkü istikrarsız ve tehlikeli durumunda, istiklâl ve .hürriyetlerini müdafaa İçin büyük bir azimle hareket eder., devletlerle beraberdir. Daima NATO :içinde, daima ibu devletlerle beraber olacaktır.»

Başvekil Adnan Menderes sözlerine söyle devam etmiştir:

«Askerlik sahasında Amerikalılardan çok büyük yardım     görmekteyiz.

"Milletçe iftihar ettiğimiz modern ve ileri teknikli Türk ordusunun mev­cudiyetinde Amerikalıların teknik, malzeme ve para bakımından yaptık­ları yardımların tesiri büyüktür. Bunu, burada ifade etmekle haz duy­maktayım. Bizim gibi memleketlerin, bugünün icaplarına uygun modern bir orduyu kendi başlarına ayakta tutmalarının imkânı hemen hemen -yoktur, denebilir.

"Bizim iktisadî inkişafımızı süratle tahakkuk ettirmeğe çalışırken güttü­ğümüz ilk hedef, yarın hiçbir memleketin yardımına muhtaç olmadan kendi hudutlarımızı kendi vasıtalarımızla müdafaaya kadir olmak mev­kiine bir gün evvel erişmektir.

Amerikadİan ekonomik sahadan da çok yardım gördük. Ancak Türkiye gibi nazik bir coğrafi mevkide bulunan bir devlletin ihtiyaçlarının çok geniş olduğu da aşikârdır. Bu nokta da nazarı dikkate alınmalıdır. Tür­kiye, bir fırtınalı denizin ortasında bir suljh ve istikrar adası halinde durmaktadır. Birçok istikrarsızlıklar ve teşevvüşler, bu adanın sahille­rindeki kayalara çarparak durdurulmaktadır. Türkiye, bu ehemmiyet ve kudretiyle elbette sulhsever milletlerin, sulhun müdafaası için birçok fedakârlıklar ihtiyar eden cephesinin birinci derecede ehemmiyetli    bir «Muvazenede bozukluk vardıı», yatırımlar fazladır, plânsızdır, onun için memleket sıkıntı çekmektedir» diyenler biraz insaflı olsalar da, sıkıntı­ların -eğer mevcutsa- bizün yatırımlarımızın ölçüsüzlükten değil, fakat dünyanın bu istikrarsızlığı kargısında istiklâlini, hürriyetini, namusu­nu ve evini müdafaa edebilmek için, devletin ordumuza bütçesinden bir milyar lira ayırmasından ve yarım milyondan fazla evlâdım vatan hizmetinde tutmasından ileri geldiğini kabul etsinler. Bize, «yatırımları ke­siniz», kendi kabuğunuza çekiliniz» tavsiyelerinde bulunanlar, ı bunun yerine, «NATO,ya teveccüh ederek Türkiye fevkalâde ağır vazifeler yük­lenmiş muhteşem bir kaledir. Ona daha ziyade askerî ve iktisadî yardım yapmak lâzımdır» deseler çok daha. mutedil, mâkul hareket ederlerdi.

Şurası muhakkaktır ki, Türkiye, NATO sulh cephesinin en azimli bir cüz'ü olduğu gibi aynı zamanda fedakâr, vatansever, modern ordusu ile maddî kudret bakımından da yine o sulh cephesinin mümtaz bir kalesi­dir. Türkiye'ye, bu hüviyeti ve haysiyetiyle elbette yardım edilmek lâzım gelir.

}950 de devlet bütçesinin umumî yekûnu sadece bir milyar 300 milyondu,

Bunun da 174 milyonu tabiî gelirlerimizin dışında Amerikan yardımiyle kapatılacaktı. Bugün ordumuza 1950 deki bütün devlet bütçesinin ye­kûnuna muvazi bir para harcamakta olduğu düşünülürse, iktisadî zor­lukların hangi istikametten geldiği kolayca anlaşılır. «Yatırımları kısa­nız» diyecek yerde, Türkiye'nin muvazeneye verdiği kuvvetin biraz da o sulhsever camia tarafından yardımla karşılanması icabettiğini tebarüz ettirmek yerinde olurdu. Vatanperverliğin hepimize tahmil ettiği ilk vazife, şu olmak lâzmgelir: Biz bir «evet» le yatırmalar yapmadık. Her-şeyden evvel, millet olarak mevcudiyetimizin müdafaası için yaptık ve yapmaktayız.

Sanayiini tekâmül ettirmemiş bir memleketin istiklâlini korumasına im­kân ve ihtimal mevcut değildir. Asıl hedef ve gayemiz, yurdun müdataasıdır. «Fabrikalar, yollar ve buna benzer bütün diğer iğler, yavaş ya­vaş 20-30 senede de olur» diyenler Türkiye'nin uzun zaman kudretsiz ve kendini müdafaadan âciz olmasını terviç ediyorlar, demektir. Buna asîa cevaz yoktur. Elimizden gelen bütün imkânları kullanarak bu memleketi en kısa zamanda muasır medeniyetin seviyesine mutlaka    eriştireceğim

Bugüne kadar yaptıklarımızla eriştiğimiz merhale, bu kudsî gayenin ta­hakkuku için mesafenin çok kısaldığını göstermektedir.»

Başvekil Adnan Menderes, daha sonra geçen seneki vaziyetle bu seneki vaziyeti birbiriyle mukayese etmiş, .geçen sene tahrikler ve propaganda­lar neticesinde şurada burada bazı yokluk buhranları doğduğunu hatır­latmış, 20-30, maddenin bulunmayışı gibi bir buhrandan bugün ne kadar az bir rüsup kalmış olduğu üzerine dikkati çekmiş ve sözlerine şöyle de­vam etmiştir: .

«Bu arada 300-400 milyon dolar mı aldık? Çok parlak bir hasat mı yap­tık? Tam aksine, 3 ncü bir kuraklık senesi içindeyiz. Fakat bugün çak daha iyi olduğumuzu takdir edersiniz. Türkiye, herşeye rağmen kendi gayretleriyle ayakta durabilmek kudretine sahip bir memlekettir. Türk milleti böylesine bir millettir. Hatırlarsınız, geçen sene bir müttefikimi­zin bir  talebimizi reddetmiş olmasına istinad ederek aleyhimizde son derece şiddetli propagandalara girişildigi zaman demiştim ki, Türk dev­leti ecnebi yardımına dayanarak kurulmuş değildir. Yardım olursa, el­bette iyi olacaktır. Bundan onlar da menfaat göreceklerdir. Fakat olmaz­sa, tek başımıza yakalsak da, mutlaka kendi gücümüzle müşkülleri yenece­ğiz.» İşte geçen seneden bugün, iktisadî siyasî ve içtimaî hayatımızı ni­zama kavuşturmak bakımından alınmış olan tedbirlerin neticesinde, de­nilebilir ki, geçen (Sıkıntılardan bugün hemen hemen, eser kalmamıştır. Eğer geçen seneki sıkıntılar memleketi bulgun daha vahim neticelere götürseydi, bundan kim kazanacaktı? Herhalde kaybedecek olan Türk milleti idi. :Bunun içindir ki, parti mücadelelerinde «önce vatan» düsturu­nu bir an dahi gözden uzak tutmamak lâzımgelir.»

Başvekil Adnan Menderes bundan sonra, hürriyetlerin sadece    mevcut olmasının kâfi olmadığını, en büyük felâketlerin hürriyetlerin suiistima­linden doğduğunu söylemiş ve 1954 den evvel hürriyet değil hürriyet sui­istimalinin mevcut olduğu zamanlarda da «hürriyet yoku denildiğini ha­tırlatmış, bugün vatandaşların, (hürriyet derken bir kısıntı hissi içinde bu­lunmadıklarını, bulunanlar varsa bunların asıl hürriyetleri suiistimal etmiş ve mesuliyetsizlik hudutlarını altı sene mütemadiyen aşarak mem­leket için tehlikeler doğuranlar olduğunu kaydetmiş, kanunların içtimaî zaruretlerden doğduğunu, eğer hürriyetler millî menfaatler aleyhine bu derece şiddetle tevcih edilmemiş olsaydı, en küçük bir tedbir almanın dahi akla gelmiyeceğini, nihayet çıkarılan kanunlarla ancak mesuliyet­sizlik hudutlarının tahdidi suretiyİe hakiki hürriyet nizamının tesbit edilmiş olduğunu belirterek sözlerine, sürekli alkışlar ve heyecanlı teza­hürler arasında son vermiştir.

Aclnan Menderes'in Türk - Arap münasebetleri hakkındaki konuşması 4 Ekim 1956

- Antakya:

Başvekil Adnan Menderes, bu sabah erken saatlerde Hatay hükümet konağına giderek Vali Ethem Yetkiner ve Belediye Reis Vekili Fuat Ata lıandan vilâyetin ve şehrin ihtiyaçları ile çalışma programları üzerindi .izahat almış, iki saatten fazla süren bu toplantıda Vali ve Belediye Rei "Vekiline müstakbel çalışmalar hakkında direktifler vermiş, bu çalışma iarın alması gereken istikametleri görüşmüştür.

Başvekil, hükümet konağından sonra Hatay eski Muharipleri ve Gazilei Derneğini ziyaret etmiş, müteakiben Esnaf Birliğine gitmiştir. Burada esnaf temsilcileri kendisini hararetle karşılamış, fcirlik adına Hüsnü Tezo" esnafın durumu etrafında izahat vermiştir. Esnaf birliğinin 1954 de kurulduğunu, 34 demeği birleştirdiğini, Hatay'da küçük san'atların ço] ilerlemiş bulunduğunu, marangozculuk, kunduracılık ve dericilik işlerinin bilhassa çok ileri olduğunu, bu küçük endüstri sahasındaki çalışmalarının kâfi süratle gelişmesi için Halk Bankasının bugünkü kredi seviyesi .nin kâfi gelmediğini söylemiş ve Halk Bankası kredi plasmanlarının ayrılmasını rica etmiştir. Başvekili, cevaben istenilen imkânların hepsini en kısa zamanda verileceğini söylemiştir.

Başvekil, Antakya'da hususî teşebbüse ait Akis Dokuma Fabrikasını ds gezmiştir. 6 milyonu makinelere ait olmak üzere 8 milyon liraya çıkmış olan ve memleketin muhtelif köşelerinde yüzlerce benzeri bulunan bu yeni fabrikada, ekserisi genç kız olmak üzere 750 işçi çalışmakta, bunlar en az 6 lira yevmiye almaktadır. Fabrikanın 10 bin iği vardır. Resnkli do­kuma yapmak için daha 10 bin iğ tevsii derpiş olunmaktadır.

Antakya'daki tetkikleri esnasında her yerde halkın hararetli tezahürleri ile karşılanan Başvekil, buradan Samandağı'na hareket etmiş, orada da büyük bir vatandaş topluluğu tarafından istikbal edilmiştir. Samandağı bölgesindeki faaliyetler hakkında izahat alan ve direktifler veren Başve­kil, daha sonra Reyhanlıya gelmiştir. Başvekili Reyhanlı'da çok büyük bir kalabalık coşkun tezahüratla karşılamıştır. Menderes hemen bütün. Reyhanlıların kstılnuş olduğa, bu »hararetli topluluğa hitaben şu konuş­mayı yapmıştır:

«Aziz Reyh ani ıhlar,

Sizler hududun bekçilerisiniz. Bu bekçilik vazifesini bütün Türk milleti ile beraber ifa etmektesiniz.

Memleketimizde bugün her imar hareketi; iktisadî kalkınmanın bir par­çasıdır ve bu memleketi yeniden fethedere esine büyük bir ehemmiyet ta­şır. Türkiye böyle "bir muazzam hareketin baştan başa heyecanı içindedir.

Üstün bir medeniyetin ve kudretli bir millî iktisadın, memleketimizin müdafaasında şanlı ordumuz kadar ehemmiyetli tesiri olduğunu biliyo­ruz. Esasen büyük iktisadî kalkınmamızın hedefi, millî emniyetimizin ve istiklâlimizin ebediyen korunmasıdır. Bu millet kadar istiklâli için feda­kârlığa katlanmış ve nehirler gibi kanını akıtmış başka bir millet acaba var mıdır? Başkalarında olmayan' yahut daha az olan bu haslet bizlerin büyük kuvvetimizdir. Bin felâket ve vebalden bu kuvvet sayesinde de­ğil midir ki, millî mevcudiyet ve istiklâlimizi zararsız korumak kuvvet ve imkânını elde etmiş .bulunuyoruz.

Sevgili Reyhanlılılar,

Sizlere gelirken, hudut işaretlerimize dokunarak ve bunları âdeta okşa­yarak buradan sizlerle birlikte hududlarımızın ötesine bakıyorum. Hudut­larımızın ötesinde dott ve kardeş bir millet yaşamaktadır. Bu dost ve kar deş milletin refah ve saadetini temenni etmekten başka bir emelimiz yoktur.

Hattâ imkân bulduğumuz zaman, onun bu refah ve saadeti tahakkuk sa­hasına girsin diye yardım etmek istediğimiz muhakkaktır.

Her.kes bilir ki, hudutların ötesinde, kimsenin bir karış toprağında gö­zümüz yoktur. Millî Misakmıız bunun en kuvvetli teminatı olduğu gibi onun ta'fbikatı da ayrıca herkese emniyet verebilecek olan müeyyidesi­ni teşkil eder.

Dünyanın bu karışık devrinde Türkiye," karışıklıkların ve kargaşalıkların ötesindedir. Ve bu karışıklıkların, kargaşalıkların hudutlarımızın öte­sinde ve bütün dünyada kesafet peyda etmekte olduğunu görmektedir. Memleketlerin hakikî menfaatlerine uymaktan ziyade    birtakım    hasis

menfaatlere müstenit ve gafletten ileri gelen siyaset oyunlar etrafı­mızda bir tehlike yaratmaması için bunları elbetteki tedbirlerle karşıla­mak icabeder. Bu bakımdan hudutlarımızın ötesinde cereyan eden hâdi­selerle yakımdan alâkadar olmamız pek tabiîdir. Aksi takdirde vatan va­zifemizi ihmâl etmiş oluruz. Kaldı ki, esasen türlü tehlikeler arzeden dün ya sulhunu koruma davâsjna böyle bu neviden siyasî oyunlar yeni yeni müşküller katmaktadırlar.

Bunun haricinde, kendilerine dinî; vicdanî, tarihi, içtimaî bin bir rabıta ile bağlı bulunduğumuz Arap milletlerine karşı büyük bir muhabbet duymakta olduğumuzu tekrar etmek isterim. Aynı bölgenin sakinleri ola-rak emniyet ve istiklâl davamızın müşterek olduğunu da 'buna ilâvo ey­lemek isterim.»

Başvekil bu kşmasında ayrıca kendisine gösterilen sevgi tezahürleri­ne teşekkür etmiş, Demokrat Parti hükümetinin ig basma geddiğindenb-i'i görülmemiş bir hızla memleketin imarı ve ümranı yolunda çalışıldı­ğını, hazırlık devresinde ilk vasıtalar elde edildikten sonra, itriar, ümran ve iktisadi gayretlerin asıl şimdi çok 'büyük bir hızla devam edeceğini söylemiş, memleketin her köşesinin meseleleri ve ihtiyaçları ile olduğu gibi Hatay'ın da meseleleri ve ihtiyaçları üzerinde çalışıldığını, bu çalış­maların eserleri meydanda olduğunu, esasen sevgi tezahürlerinin bun­dan, neş'et ettiğini kaydetmiş, «daha da çok işimiz vardır. Bunlardan korkmuyoruz, hepsini başarmak için hazırlıklar yapılmıştır. Bu gaye için yal­nız hükümet değil, millet olarak da azimliyiz. Hatay'ı bu ziyaretimin ve meselelerinizi mahallinde tetkik etmemin neticelerini pek yakında göre­ceksiniz)) diyerek sözlerini bitirmiştir.

Reyhanlı'dan hararetli tezahürlerle uğurlanan Başvekil, oradan Kırık­han'a gelmiş, burada da büyük bir vatandaş topluluğu kendisini candan sevgi gösterileriyle karşılamıştır. Başvekil, burada, kısa bir hitabe irad ederek halka teşekkür etmiştir.

Başvekil, beraberindeki zevatla birlikte, Kırıkhan'dan İskenderun'a dön­müş ve burada hava meydanı binasında İskenderun'daki çalışmalar hak­kında izahat almıştır.

Modern liman bitmiştir. Mendirek ve iskelesi yapılmak yolundadır. Lise binası ve plaj evleri de tamamlanmıştır. Başvekil, İskenderun'un imar ve ümranı yolunda atılması gereken yeni adımlar hakkında da alâkalı­lara direktifler vermiştir.

Başvekil Adnan Menderes, beraberinde Demokrat Parti Meclis Grubu Reisi Aydın Mebusu Namık Gedik ile bazı mebuslar olduğu halde saat 17 de uçakla Ankaraya hareket etmiştir.

Reisicumhur Celâl Bayanın Malazgirt'te yaptığı konuşma 5 Ekim 1956

 Malazgirt:

Malazgirt, bundan 385 sene evvel büyük Türk kumandanı    Alpaslan'ın

Bizans İmparatoru Romanos Diojanis'e karsı kazanmış olduğu büyük meydan muharebesinin mevkii olan bu yer, dün tarihî bir gün daha ya­şamıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar refakatinde bazı mebuslar ve maiyeti erkânı olduğu halde sabah r&at 8 de karayolu ile Erciş'ten hareket ederek 11 de meydan muharebesinin mevkii olan bu yer, dün tarihî bir gün daha halkı ile civardan gelen heyetlerin fevkalâde coşkun tezahüratı arasında otomobilden inen Reisicumhur, etrafında büyük sevgi gösterileri yapan halkın sürekli alkışları arasında merasim mahalline gelmiştir. Kızgın bir ..güneş altında, binlerce Malazgirtli ile pek çok sayıda atlıların sıralandığı yerin karşısında, günün manâsını ehemmiyetle tebarüz ettirerek söze başlıyan Celâl Bayar demiştir ki:

«Alpaslan'ın kahraman torunları, sizleri uzun zamandanberi ziyaret et­mek istiyordum. Malazgirt ve Malazgirt3in muzaffer kumandanı Alpas­lan'ın zafer meydanını bizzat görmek ve bundan doğan millî heyecanı sizinle beraber yaşacak istedim. Buraya gelirken, bana yolların bozuk­luğundan ve yolculuğun müşkülâtından bahsettiler. Muş'tan buraya gel­menin bugün için güçlüklerle dolu olduğunu söylediler.

Aziz Malazgirtliler,

Sözüme başlamadan evvel şunu ifade etmek isterim ki, yol inşası iki baştan, Muş ve Erciş'ten hararetle devam etmektedir. Alâkalıların bana söylediklerine göre, yakında bitecektir. Tabiî sizler bundan doya doya istifade edeceksiniz. Malazgirt Türk ve dünya tarihinde şöhret yapmış tarihi bir yerdir Bu mıntıkanın tekâmül etmesi başta gelen emellerimiz­de biridir.

Vatandaşlarım, milletlerin tarihinde çok büyük günler vardır. Bir hayli büyük muharebeler olmuştur. Bence muharebelerin büyüklüğü karşılıklı çarpışmaların adet çokluğunda değildir. Asıl mühim muharebeler, mil­letlerin mukadderatına kat'î tesir yapanlardır. Ağustos ayı bizim için fedakârlıklar ve zaferle dolu bir aydır. 26 ağustos tarihinde, bundan 885 sene evvel, bu meydanda Türklerin kaderi taayyün etmiştir. Muharebe­nin birinci derecede siyasî ehemmiyetini bu şekilde mütalâa etmekteyim. Ne mesut tesadüftü: ki, yine Türk'ün mukadderatına tesir eden diğer mühim zaferimizi sağlıyan muharebenin başlangıcı da 26 ağustos'ta ol­muştur. Yani Atatürk de 26 ağustosta hücuma geçmiştir- Bu meydanda düşman ordusu, bu topraklara ebediyen bir daha ayak basmamak üzere yüzgeri etti. Kumandan ve impare torları esir oldu. Büyük Türk zaferi millî vicdanda takdirle yaşamaktadır. Dâvanın ehemmiyetini nazarınız­da canlandırmak için sözlerime şunu da ilâve etmeliyim ki, Bizans İm­paratoru o sırada muazzam sayılan 200 bin .kişilik bir ordu ile buraya gel­diği zaman ka|asında yaşıyan hayal, Türklük ve İslâm âlemine hakim. olmak idi. Eğer onun karşısına Alpaslan gibi bir Türk kahramanı çıkma­mış olsaydı, belki emeli tahakkuk eder ve bu suretle bizlerden eser kai-jnamış olurdu. Benden sonra konuşacak arkadaşlarım bu mevzuda daha tfeniş izahat vereceklerdir. Yalnız şu kadarını söyliyeyim ki, bu zaferle Anadolunun kapıları Türklere açılmıştır. Bunu müteakip Alpaslan'ın ku­mandanları çok talihli bir hükümdar olan oğlu Melik Şah'ın idaresinde Anadoluya yayılmıştır. Büyük Selçuk hakimiyet ve medeniyetini yerleş­tirmişlerdir.»

Bundan sonra Reisicumhur Celâl Bayar, meydan muharebesini, Alpas­lan'ın harita nasıl kabul ettiğini ve zaieri kazanışındaki kararlarını an­latmış ve bu muharebeden e^el Anadolu topraklarında yaşıyan büyülc Türk kesafetinden türihî delillerle bahsetmiştir. Bilâhare Reisicumhu sözlerine devamla demiştir ki:

«Bu büyük zaferin, tarihî haşmetine göre anılması lâzımdır. Bu hususta tasavvurlarım vardır. Hükümetimle de görüştüm. Alpaslan'ın yüksek şanına lâyık heykelim dikmek millî borcumuzdur. Ankaraya dönüşümde Türk münevveri eriyle tarihçilerini bir araya getirerek Alparslan ve Ma­lazgirt hakkında tezierini dinlemek ve ondan sonra faaliyete geçmek is­tiyorum.

O zamanın mübarek şehitlerinin ruhunu taziz eder, başta Alparslan'ın aziz hâtırasını tazimle anar, siz vatandaşlarıma iyi günler dilerim."

Müteakiben heyetle Diskte gelmiş bulunan eski Bolu mebusu Zuhuri Danışman, günün siyasî, tarihî ehemmiyetini belirten bir konuşma yap­mıştır. Daha sonra Klâzığ mebusu Şevki Yazman, Alparslan'ın kazanmış olduğu meydan muharebesi hakkında askerî malûmat vermiş ve kazanı­lan zaferin büyüklüğünü tebarüz ettirmiştir. Şevki Yazman'dan sonra Muş mebusu Gıyasetîin Emre, çok heyecanlı ve sık sık alkışlanan bir konuşma yapmıştır. SÖze, uzun ve yorucu bir yolculuk ihtiyar ederek buralara kadar gelen Reisicumhur Celâl Bayar'a teşekkür etmekle başlıyan Emre, Alparsiandan beri hakikî manâda ilk defa Malazgirt'e bir devlet reisinin geldiğini söylemiş ve bunun civar halkı için mesut neti­celer doğuracağını müjdelemiştir. Hatip sözlerini Muş, bilhassa Malazgirt halkı adına Reisicumhura derin teşekkürlerini bildirerek nihayete erdirmiştir. Müteakiben Türk'ün haşmet tarihinde yeni bir sahife açan bu şanlı muharebe meydanından ayrılının ıştır. Geliş ve gidişte ve bütün yol boyunca Reisicumhur Celâl Bayar'a halk, candan tezahüratta bu­lunmuştur.

İnönü'nün mesajı ?. Ekim 1956

 (Ulus gazetesi)

Dün yapılan Kuyucak İlçe Kongresinde C.H.P. Genel Başkanı İnönü'nü şu mesajı okunmuştur:

Kuyucak C.H. Partisi Başkanlığına: «Kuvucak Kongresi için oradaki ar­kadaşlarımız benden yazı istediler. Kendim Kongrede bulunup arkadaş­larla konuşmak ve bu vesile ile memleketimizin umumî efkârına hürmet­lerimi fikirlerimizle birlikte sunmak isterdim. Eminim ki delegeler vazi­felerini dikkat ve azim ile yapacaklardır. Şurası muhakkaktır ki bugün memleketimizin ehliyetli ve temiz ellerde ve doğru yollarda idare edil­mesi köylü vatandaşlarımızın isabetli muhakeme ve kararlarına birinci derecede bağlı olmuştur. Birinci derecede ehemmiyetli politika meselesi yani devlet ve milletin hayatî dâvaları şehirli ve köylü vatandaşların emanetidir. İki dereceli seçim sisteminden bir dereceli seçim    sistemine geçmek esas olarak köylü vatandaşın mesuliyet duygularına inanma ve güvenmenin ifadesidir. Siyasetten büyük istifade imkânlarından tabiatiyle uzakta olan köylümüz rey verirken vatanın sahibi vatandaş, vazi­fesini kolayca hatırlıyacağı kabul edilmiştir. Vakıa bir devlet meselesi­nin her tarafım radyodan, gazeteden ve milletvekillerinden bir vatanda­şın serbest toplantılarda dinleyip muhakeme etmesi lâzım olduğu aşi­kârdır. Bu hale her vakit imkân olmazsa vatandaşın hakikati kendi araw ması vazifesidir. Rey verenler yalnız propagandaya kapılarak yanlış ka­rar vermekle mazur olamazlar. Tek taraflı sokak propagandaları içinden hakikati bulup çıkarabilen seçmenlerden teşekkül eden bir millet Yir­minci Asrın fırtınalarına dayanabilir.

Muhterem delegeler,

Seçmenlerin devlet ve millete karşı vazifelerini anlatmak uğrunda yor­gunluk yoktur. Selâmet seçmenlerin isabetindedir. Cümlenize sevgileri­mi ve saygılarımı sunarım.»

işbirliği hakkında, Hürriyet Partisinin görüşü:

 (Ulus gazetesi)

Hürriyet Partisi Umumî İdare Heyeti partilerarası işbirliği meselesi hak­
kında görüşlerini bildirir bir tebliğ yayınlamıştır. Bu tebliğin metni aşa­ğıda aynen veriyoruz: 

Partilerarası siyasî durumu müzakere etmek üzere 5/7 ekim 956 tarihle­rinde toplanan Hürriyet Partisi Umumi İdare Heyeti, aşağıdaki hususla­rın muhterem umumî efkâra arzına karar vermiştir:

REJİM BUHRANININ SİYASÎ ÂMİLLERİ

Hürriyet Partisi, rejim meselelerimiz tetkik edilir ve bu meselelere hal suretleri aranırken, memleketimizin bugüne kadar geçirdiği siyasî hâ­diselerle ortaya çıkan, bazı hakikatleri ehemmiyetle dikkate almak lâzım geldiği kanaatindedir.

Bugün memleketimizde mevcut bütün siyasî teşekküllerin, İktidar Par­tisi dahil programlarında ve nizamnamelerinde, maddî ve manevî kal­kınmamızda temel şartın, Demokratik esaslara müstenit bir siyasî rejim kurmak meselesi olduğu belirtilmiştir. Yine bu siyasî teşekküller, De­mokratik rejimin bütün icaplarım yerine (getirmek suretiyle memlekete hizmet etmek maksadını, kuruluşlarının gayesi olarak ilân etmiş bulun­maktadır.

Birinci Meşrutiyetten beri bu memleketin siyasî kaderine el koymak iste­yen siyasî şahsiyet "ve siyasî teşekküller, millet iradesine olan sarsılmaz inançlarından ve halisane niyetlerinden daima bahsetmişler, fakat siyası kudreti ele geçirdikten sonra, evvelki vaad ve taahhütlerini bir tarafa bı­rakarak, en kısa zamanda şeflik ve zümre hâkimiyetini tesis yoluna sapt-mışlardır. Bu mevzuda en son, en acı ve en ibret verici tecrübe, Demok­rat Parti tecrübesi olmuştur.

946-950 devresinde, siyasî hayatımızdaki mevcudiyetini, memleketimizde

Demokratik rejimi karmak maksadivle izah eden Demokrat Parti, 950 yılından bu yana devam edegelen iktidarı zamanında, rejimi hukukî ve fiilî teminata kavuşturmak şöyle dursun, bilhassa 954 seç im i erinden son­ra ortaya koyduğu antidemokratik zihniyetle, siyasî rejimimizi tahrip edici bir yola girmiştir.

Şurası ehemmiyetle dikkate şayandır ki, muhalefeti yıllarında Demokrat Partinin C.H.P. iktidarından talep edip kabul ettiremediği Demokratik hukukî müesseseler, 950 yılından sonra C.H.P. muhalefeti tarafından D. P. iktidarından talep edilmişler, bu defa da bu iktidarın mukavemeti dolayısiyle yine gayrı Kabili tahakkuk halde kalmışlardır.

Siyasî partilerimiz ve siyasî şahsiyetlerimizin artık bir nevi itiyat haline .getirdikleri bu durum içerisinde vatandaşlarımızda, demokratik rejime ve yalnız bu rejimin tahakkuk vasıtası olmaları gereken siyasî partileri­mize karşı haklı olarak ıbir tereddüt ve itimadsızlık havası doğmakta ve bimıetice yapılan mücadelelerin şahsî husumet ve ihtirasların körüklediği kavgalardan .ibaret olduğu kanaati hergün biraz daha yaygın bir hal almaktadır.

.Bu hal daha fazla devam ettiği takdirde, memleketimiz ve milletimiz is­tikbalinin küçük büyük bir takım menfaatçi ve fırsatçı profesyonel poli­tikacılarının şahsî ihtiraslarına feda edilmiş olacağı şüphesizidir.

.Memleketimizde siyasî rejimi iktidar organlarının arzularına ve keyfî idarelerine 'tâibi olmaktan kurtaracak hukukî teminat müesseseleri ku­rulmadığı müddetçe, !bu keşmekeş, bu rned ve cezir hareketleri devam edip gidecek, partiler hakikî ve samimî siyasî, vazifelerini ifadan mahrum iktidarda ve muhalefette ayrı ayrı demagojik veçheler gösteren birer teşekkül hüviyeti taşımaktan kurtulamayacaklardır.

Milletimizin kaderi üzerinde tamamiyle makûs tesirler icra eden bu du­rumun tarihî mesuliyetinin bugün politika hayatımızda üzerlerine birer .millî vazife almış olmaları tabiî bulunan siyasî teşekküllerimize ve hu teşekküllerin selâhiyetli organ ve şahsiyetlerine düşeceği, şüphe götür­mez bir hakikattir.

Hürriyet Partisinin rejimi buhrandan kurtarma gayret ve   teşebbüsleri

«Hürriyet Partisinin başlıca kuruluş maksatlarından birinin, bu asırlık memleket dâvasına bir çare bulmak olduğu vatandaşlarımızın malûmu­dur.

Önümüzdeki umumî seçimlere kadar 'bu mevzuda her türlü hukukî ve fiilî imkânlar iktidar partisi elinde bulunmaktadır. Bu itibarla programı­mızın 3 ncü maddesinde derpiş edilen bu hususu, 23 nisan 956 tarihinde neşrettiğimiz bir 'tebliğ ile, iktidar partisine hatırlattık ve mushalefet yıl­larında müdafaasını yaptığı fikirlere sadakat göstermesi halinde, kendi­sine her türlü müzaherete amade bulunduğumuzu beyan ettik. Bu beya­natımız, yalnız reddedilmekle deği1, en şiddetli yeni antidemokratik ted­birlerle karşılanmış oldu.

İktidarın bu menfi gidişi karşısında, gayretlerimizi, muhalefet partileri->ni tek bir (Millî Demokrat cephesi)  etrafında toplama ve 958 seçimlerine bu yoldan girme istikametine tevcüh ettik. 14 eylül 956 tarihli muhtı­ramız, bu gayretlerimizin tarihî vesikasıdır.

Mecliste temsil edilen muhalefet partilerine gönderdiğimiz bu muhtıra­mıza, C. Millet Partisinden cevap almadık. C.H- Fantisinden aldığımız ce­vabın ifade ettiği hakikî mâna ise aşağıda açıklanacaktır.

Hürriyet Partisinin rejimi buhrandan kurtarma teklifleri

ı.l4 eylül 956 tarihli muhtıramızın dayandığı ana fikirler şunlar İdi:

 Bu memlekette siyasî partilerimizi eski veya yeni şeflerin şahsî mü­cadelelerinin yahut Türk milleti başına   yeni yeni şefler getirmenin bi­rer vasıtası olmaktan kurtarmak; bu teşekkülleri,    yalnız    Demokratik idarenin kurulmasına ve işlemesine hizmet ede-r birer siyasî varlık ha­line getirmek. Bizler için âcil bir vatan    vazifesidir. Bu vazifemizi ifa hususunda her türlü hasis parti mülâhazalarını ve şahsî endişeleri bir tarafa bırakarak, milletimize, meseleyi 'hal yolunu göstermeliyiz.

 Memleketi karış karış dolaşıp «Demokratik rejim tehlikededir» diye feryat etmek kâfi değildir. Bugüne kadar geçirilen tecrübeler hastalığın Dutun arazı    ile milletimizce teşhisine imkân vermiştir. Mesele, teşhis edilen derde, devayı bulmaktadır. 950 seçimlerine takaddüm eden gün­lerde neşrettiği seçim beyannamesinde:

(Bugünkü Anayasamız Millet hâkimiyetini kabul etmesine rağmen, kuv­vetler birliği esasına dayandığı için ve vatandaş hak ve hürriyetini kâfi teminat altında bulunduracak müeyyidelerden mahrum olduğu için mil­let hâkimiyeti yerine tek parti ve zümre hâkimiyetine mâni olamamıştır,) diyen Demokrat Partinin de bu mevzuda bizim bildiğimiz hakikatlere va­kıf olduğu hepimizin malûmudur. Ancak, hu parti sarih taahhütlerine rağ men yedi seneye yaklaşan iktidarı devresinde bu Anayasayı değiştirme­ye bir türlü yanaşmamıştır. Bugün, sabahtan akşama rejim buhranından bahseden herhangi bir müstakbel iktidar partisini, tek parti, tek şef ve zümre hâkimiyetini önlemek imkânından mahrum bu Anayasayı tâdil etmeğe sevkedecek tedbirlerimiz acaba nelerdir? Mesele, bu tedbirleri bulmakta ve onları mutlaka kanunlaştıracak ve tatbik edecek insanları iş başına getirme imkânlarını hazırlamaktadır.

3    Bu tedbirleri bulma ve hu imkânları hazırlama bakımından partimi»
muhtırası, takip edecek hareket hattını başlıca üç kısımda mütalâa et­
mişti.

A  Bütün medenî milletlerin ve demokratik ülkelerin, üzerinde ittifak halinde bulundukları ve Demokratik esaslara inandığını beyan ^âen h:İç bir siyasî teşekkülün veya siyaset adamının aksini iddia edemiyeceği hâ­kim teminatı, basın hürriyeti ve üniversite muhtariyeti gibi (Demokra­tik rejimin asgarî müşterek müesseseleri) birinci kısımda tadat olunmuş­ta..

B  Demokratik nizamı takviye edecek ve devlet mekanizmasının sui­istimallere yol acmasına mâni olacak umumî kazaî murakabe, ispat halkı, milletvekillerinin yapabilecekleri işleri ve tahsisatlarını tâyin edecek

bir statü hazırlanması, Milletvekili adedinin azaltılması gibi hususlar üzerindeki tekliflerimiz ikinci kısımda yer almıştı.

C  Üçüncü kısım, birinci kısımda ifade edilen demokratik müessesele­rin sür'atle ve katiyetle kurulmaları imkânlarını ilmî esaslara uygun bir şekilde tesbit eden hareket plânım ihtiva ediyordu.

Bu hareket plânımızda sarahaten cevap  istediğimiz esaslar şunlardı:

a - Rejimi kurtarma mücadelesinin hiçbir siyasî teşekkülün inhisarında bulunmıyan ve hiç bir siyasî teşekküle müteveccih olmıyan bir manevi kurtuluş mücadelesi olduğunun açıkça milletimize ilânı,

b - Bütün partilerin, onsekiz ay içerisinde vazifesini ikmâl edeceğini mil­lete taa'hhüt edecekleri bir kurucu Meclis teşkili,

c - Bu Meclisin seçiminde partilerin gösterecekleri namzetlerin en az beşte birinin müstakii vatandaşlardan olması,

d - Bu Meclisin Cumhurreısini ve Meclis Reisini müstakil milletvekilleri arasından seçmesi ve hükümetin partilerarası bir koalisyon hükümeti ol­ması,

e - Bu hareket plârunm tatbikine partilerimizin müsavi şartlarla iştirak etmeleri,

f - Onsekiz aylık müddetin hitamında yeni kurulan demokratik müesse­selere uygun bir şekilde, mevcut bütün siyasî teşekküllerin münferiden mücadelelerine imkân verecek yeni seçimlere gidilmesi.

Halk Partisinin cevabı ve bu cevabın mânası:

Cumhuriyet Halk Partisi, muhtıramıza verdiği cevapta yukarıda üç kı­sımda mütalâa ettiğimiz esaslardan, birinci kısımda mütalâa edilenleri, yani aksini şimdiye kadar hiç bir partinin, hiçbir siyaset adamının iddia etmediği esasları kabul ettiğini bildirmiştir.

İkinci kısımda mütalâa ettiğimiz ve rejimi soysuzlaşmaktan koruyacak, âmme hizmetlerinde çeşitli suiistimalleri bertaraf edecek tedbirler hak­kındaki müsbet tekliflerimiz, bu parti tarafından tâli mahiyette mevzular olarak tavsif edilmiş ve bu mevzularda müzakerelerin mümkün bulundu­ğu  ifade   olunmuştur.

Muhtıranın rejimi buhrandan kurtarma bakımından asıl üzerinde du-lulması gereken ve 1958 Meclisinin teşekkül tarzı, Cumhurreisi ve Meclis Riyaset Divanının bitaraflığı, bu Meclisin hizmet müddeti ve hüküme­tin teşekkül tarzına temas eden üçüncü kısmındaki hareket plânı esasla­rımız hakkında ise, Cumhuriyet Halk Partisi bir mütalâa beyanından ve taahhüde girmekten dikkatle kaçınmıştır.»

'Sarih ve müsbet teklifleri ihtiva eden bu hareket plânının vatandaşları­mız arasında maiıiyei ve şümulü hakkında bihakkın tereddüt olunan iş­birliği mevzuunun gerçekleşmesi yolunda atılmış yeni ve ileri bir adım olduğu cevabî muhtırada belirtmiş bulunmasına rağmen, Halk Partisinin işbirliği anlayışı, hâkim teminatına ve aylarca evvel partimiz Meclis Gru­bunca tâdili esasen teklif olunan, bugünkü seçim kanunu yerine 1954 mevzuatının ihyası için müşterek mücadeleyi talep hususuna inhisar ettiril­miştir.

Halk Partisinin bu anlayışının vatandaşlarca arzulandığına inandığımız bizim anladığımız manada ve bir millî vazife mahiyetindeki işbirliği fik­riyle hiçbir alâka ve hiçbir irtibatı bulunmadığı meydandadır.

Hürriyet Partisinin kararı:

Bu durum karşısında Hürriyet Partisi, Demokrasi anlayışının bir icabı olarak vatanseverliği kendi inhisarında telâkki etmemek ve programının 3 ncü maddesine sadık kalmakla beraber, 14 eylül 1956 tarihli muhtırasındaki esasları partili partisiz bütün vatandaşların tasvip ve müzaheretine tek başına arz etmeyi, tarihin ve vatan şuurunun kendisine tahmil ettiği bir vazife saymaktadır.

Yunan gazetelerinin neşriyatına dair radyo gazetesinin yorumu

9 Ekim 1956

Ankara :

Türk - Yunan münasebetleri hakkında Yunan gazetelerinin son zaman­lardaki neşriyatına dair bu akşamki radyo gazetesinde şu yorumda bu­lunulmuştur:

Türk - Yunan münasebetlerini iyice kızıştırmak için âdeta birbiriyle ya­rışa giren Yunan gazeteleri son zamanlarda, bilhassa Gümülcine'deki Türk Başkonsolosu Ahmet Umar'a karşı şiddetli bir kampanya açmış bu­lunmaktadırlar.

Nasıl geçen sene Selânikte Atatürk'ün doğduğu eve bomba atılması hâ­disesi üzerine haksız yere Selanik Başkonsolosumuz aleyhinde tezvirata girişilerek, gerek Başkonsolosumuz Mehmet Ali Balin, gerek maiyet kon­solosu Mehmet Ali Tekinalp bomba hâdisesinde methaldar olarak peşin hükümlerle itham ve teşhire yeltenilmişse, bu sene de aynı hâdisede maznun gösterilen öğrenci Oktay'ın Türkiye'ye ilticası vesilesiyle Gümül­cine Başkonsolosumuz iftiralara muhatap olmaktadır. Selânikteki konso­loslarımıza karşı vaktiyle yöneltilen tasnîlerin bizzat Yunan adliyesinin kararıyla yersizliğinin meydana çıkmış olması vakıası dahi Yunan mat­buatını, mütenebbih etmemiş olacak ki. şimdi de Gümülcine konsoloslu­ğumuza pervasızca iftiralar başlamıştır.

Bakınız, bilhassa Selanik matbuatında Gümülcine Başkonsolosluğumuz hakkında neler yazılıyor: Bu konsolosluğumuz güya bir casusluk şebeke­si merkezi olmuştur. Başkonsolos Ahmet Umar bu şebekenin başındadır.

Batı Trakyadaki Türk okullarına memleketimizden gönderilen öğretmenler aslında tahrik ve casusluk yapmakla vazifelendirilmiş Türk subayla­rıdır, Oktay'ın firarı bizzat Ahmet Umar tarafından tertiplenmiştir, konsolosluğumuz Yunanistan aleyhinde tahrikte bulunmak    üzere

miktarda para sarfetmekte ve böylece Batı Trakya'daki Türkleri Yunan hükümeti aleyhine ayaklanmağa sevketmektedir, «Drasis» adlı bir Selânik gazetesi, bu yoldaki iddiaları daha da ileri götürerek, Gümülcrhe Başkonsolosumuzun, Batı Trakya'da karışıklıklar çıkartmak için hükü­metimizden talimat aldığına dair sözde vesikalar elde edildiğini yazmak cüretini göstermektedir.

Bir çocuğun havsalasına dahi sığrnıyacak kadar gülünç ve anlaşılmaz olan bu tezvirat kampanyasında hiç şüphesiz bir maksat olsa    gerektir.

Bu maksadın en mantıkî izahını şöyle yapmak mümkündür: Batı Trakyadaki soydaşlarımıza, Başkonsolosluğumuz ve öğretmenlerimiz ile temas etmenin iyi gözle görülmeyeceğin: anlatmak, yani onları tazyik altında bulundurmak, en meşru yollarla sadece vazifelerini yapan Başkonsolos 've öğretmenlerimizin geri alınmalarını tahrike çalışmak ve nihayet Gü-rnülcmedeki Celâl Bayar lisesini baltalamak.

Batı Trakyada el altından, hatta bazan açıkça, oradaki Türkleri geri bir halde tutmak için nasıl gayretler sarfedildiği, Hafız Reşat gibi mürtecile-ri âlet ederek Türk cemaatini ikiye ayırıp hiç değilse bir kısmını taassup karanlığı içinde bırakmak için ne şekilde çalışıldığı artık cümlenin ma­lûmu olmuştur. Hattâ İstanbulda münteşir «Vatan» gazetesinin verdiği bir habere göre, Hafız Reşat eski harfli bir matbaa satın almak üzere Suriyeye gönderilmiştir. Kurulacak matbaada bu harflerle bir de gazete neşredilmesi mutasavverdir.

İşte, bu ha'ber ile Başkonsolosumuz ve Öğretmenlerimiz aleyhindeki ba­sın kampanyası vakıası bir araya getirilince yukarıda bahsettiğimiz gizli maksatların neler olduğu iyice meydana çıkmaktadır:

Herhalde öteden beri her türlü inkişaf imkânlarından mahrum edilen Atatürk inkılâpları, meselâ Kıbrıs Türkleri tarafından pekâlâ takip edi­lip benimsenirken bu pencerenin dalıi kendilerine açılması istenmeyen Batı Trakyadaki soydaşlarımızın durumu Kıbrıs meselesinin bugünkü seyri muvacehesinde bütün dünyanın gözleri önünde hakikaten ibret ve­rici bir manzara arzetmektedir.»

Türk ilran fcicaret, tediye ve transit anlaşmaları imzalandı 14 Ekim  1%6

 Ankara :

Türkiye ile İran arasındaki ticari ve iktisadî münesabatı daha sıkı ve yapıcı hale getirecek ve iki memleketin bu sahalarda verimli işbirliğini sağlayacak olan ticaret, tediye ve transit anlaşmaları, 13 Ekim 1956 ta­rihinde, Tahran'da, îran hükümeti adına Hariciye Nazırı Airdalan ve Tür­kiye Cumhuriyeti hükümeti adına da Tahran Büyükelçisi Orgeneral İz­zettin Aksalur tarafından imzalanmıştır.

An'anevî Türk - İran dostluk ve kardeşlik münasebetlerini iktisadî ve ti­carî sahalarda da tarsin edecek olan bu anlaşmalar altı ayrı metinden terekküp etmektedir:

 Türkiye ile İran arasında ticaret anlaşması,

 Tediye protokolü,

3)  Türkiye ile îran arasında transit yolları ile demir yollarının, i
bakımı ve ıslahına mütedair 1 numaralı protokol;

Bu protokol ile her 'ki hükümet, protokolün imzası tarihinden itibaren üç sene içinde, Muş- Tatvan- Van Kotur- Tebriz demiyolunun inşasını bitirmeği, böylece Tahıran'ı, Ankara, İstanbul ve Avrupa'ya bağlamağı taahhüt etmektedirler. Bu demiryolunun in§asi halinde Türkiye üzerin­den geçecek olan tren transit ticareti büyük bir hacim kesbedebilecek­tir.

Mevzuubaıhis demiryolu 'hattının inşa plânları ve buna ait müşterek Türk-İran projesi, hâlen Karaşide toplantı halinde bulunan, Bağdad Pakts. Ekonomik Komitesi Münakalât Tâli Komitesinde tetkik ve müzakere olunmaktadır.

Pakistan hükümeti de Ksaraşiyi T attırana bağlayacak demiryolu projesi üzerinde, İran hükümeti ile temaslara başlamış bulunmaktadır.

Ayrıca, Türk ve İran 'hükümetleri, Tahran - Tebriz, Bezirgan yolunu Er­zurum üzerinden İskenderun - İstanbul ve Trabzon limanlarına bağlayan, yolları ıslâh etmeğe ve her mevsim seyrüsefere açık tutacak hale getirt­meği kararlaştırmış ve bu hususta işbirliği taahhüdünde bulunmuşlar­dır. Bundan başka, Eizaiye - Bacirge ve Hoy - Kotur İran kara yollarının, Diyarbakır ve Hakkâri üzerinden İskenderun'a iki ayrı istikametten ulaş­tırılması da karara bağlanmıştır.

 Muihtelit bitr Türk - İran nakliye şirketinin kurulması hakkındaki
2 numaralı .protokol,

 3 numaralı protokol:

Bu protokol ile, tesisi düşünülen Türk - İran muhtelit sivil havacılık şinketi tasarısının, müşterek bir Türk - İran projesi halinde Bağdad Paktı Ekonomik Komitesine tevdii kararlaştırılmaktadır.

6)  Türkiye ile İr&n arasında, yolcuların kontrolü ve gümrük formali­
telerine mütedair 4 numaralı protokol :

Bu protokola ek bir nizamname ile hudud giriş noktalarında yolcu pasa­port ve vize kontrolleri ile transit eşhasının muvazenesine ait usuller basitleştirilmekte ve çok pratik bir sekile konulmaktadır.

İmza tariflinden itibaren geçici olarak yürürlüğe girecek olan bu anlaşma­ların, Bağdad Paktı Ekonomik komitesine bağlı muhtelü teknik tâli komitelerce tetkik, ve paktın diğer âza memleketleri arasında müşabih iki veya çok taraflı anlaşmaların ihzarı pakt ekonomik komitesince mukar­rer bulunmaktadır.

Hükümetimiz-; Türkiye ile Irak arasında da mümasil transit kara ve demiryollannın inşasına hususî bir ehemmiyet atfetmekte ve bu istikamet­te çalışmalarına başlamış bulunmaktadır.

'Başvekil Adnan Menderes'in İzmir nutku 18 Ekim 1956

 İzmir:

Başvekil Adnan Menderes, bugün İzmirde Cumhuriyet Meydanını hınca hınç dolduran İzmir ve Egelilere hitaben yaptığı konuşmaya şöyle başla­mıştır:

«Sevgili vatandaşlar un,

Tekrar aranızda bulunmaktan fevkalâde sevinç duymaktayım. Hele gös­termekte olduğunuz şu cidden heybetli muhabbet ve itimad tezahürleri karşısında heyecandan heyecana kapılmamak imkânsızdır.

Bir defa, büyük bir kitle halinde karşılamak îûtfunda bulunmak suretiyle bu muhabbet ve itimadın ne derecelerde geniş ve yaygın olduğunu gös­termiş bulunuyorsunuz. Asıl mühim olanı, iktidarımızın yedinci senesi­ni doldurmakta olduğumuz bir zamanda böyle derin bir muhabbet ve iti­mada mazhar olabilmektir. Bunun mânası bizim için ne kadar teşvik ve­rici ise muarızlarımız için o derece düşündürücü olmak lâzım gelir.

İşte bu sebeplerden dolayı, sizlerin, şevk ve gayretlerimizi kat kat art­tıran bu tezahürleriniz karşısındaki şükran hislerim şu anda duymakta olduğum heyecandan büyüktür. İktidarımız adına hissettiğim iftihar ve itminan ise ağır vazifemizin ifasına daha da cesaret ve kuvvet verici bir tesiri haizdir.

Filhakika iktidarımızın yedinci senesini dolduracağımız tarih yaklaşmak­tadır. Bugün, bu noktadan ileriye doğru baktığımız zaman manzara, hiç birimize pişmanlık, emniyetsizlik veya ümitsizlik telkin edecek mahiyet­te değildir. Aksine olarak, memleketin refah ve saadet ve iktisadî istiklâl yolunda en mühim merhaleleri katetmiş olduğunu görmekle bugün cüm­lemiz bahtiyarız. İşte bu gördüğüm tezahürleri, bu mânada kıymetlendir­mek lâzımgelir.

Halbuki daha geçen sene bugünlerde, Demokrat Parti iktisadî politika­sının tam bir iflâsla neticelenmiş olduğu ve memleketin çok .uzun seneler altından kalkamıyacağı, bir türlü kurtulamayacağı ağır yükler altına so­kulmuş bulunduğu iddia ediliyordu. Geçen sene gaz yok, şeker yok, pi­rinç yok, demir yok, çimento yok, kömür yoktu veya kâfi gelmiyordu. Ben 30 madde diyeyim, -siz 40 deyiniz, geçici surette piyasada hasıl ol";" ve sun'î olarak yaratılmış bulunan birtakım darlıklar ileri sürülerek ik­tisadî iflâsımız hakkındaki iddialar ispat olunmak isteniyordu.

En hazini de. sanki bütün bunlar sevinilecek veya övünülecek şeylermiş gibi ve anlaşılmaz bir siyasî dalâlet eseri olarak âdeta büyük bir sevinç içinde ilân ve tekrar edilip duruluyordu.

Hakikatte Demokrat Partinin iktisadî politikası bir iflâs karşısında de­ğildi. İşte daha bugünden elde ettiğimiz neticeler meydandadır. Hele ya­kın istikbalin hep birlikte büvük bir emnivei ve itimatla görmekte ol­duğumuz parlak refah ve saadet manzarası, gecen yılki iddiaların haki­katen ne derecelerde uzak olduğunu daha da açıkça gösterecektir.

Bu iddialar hakikaten ne kadar uzaksa, >o yokluk buhranları da o derfcce-sun'î idi. Köşe köşe, bucak bucak bütün vatan sathında kafileler halinde dolaştılar. Gazetelerde bu uğurda tonlarca mürekkep sarf edildi. «Şu bulunmayacak, bu bulunmayacak, sekere koşunuz, çimentoya koşunuz» diyerekten vatandaşlar, durmadan tahrik edilecek olursa, ayrıca dıştan gelecek tesirlerin de harekete getirilmiş olması bunlara eklenince, o sun'î yokluk buhranları vu geçen seneki teessür verici manzaralar, elbette kaçınılmaz hal alır. Hele memlekette hürriyet nizamının ters anlaşılıp1 tatbike konulması, büsbütün bir karışıklık havası yaratmış bulunursa, neticenin nasıl vehaınete gideceği kolayca takdir olunabilir. Bütün bu buhranların sun'î olduğu hakkındaki sözlerimin delili, Türkiye'nin bu­gün içinde bulunduğu şartlardır. Şayet o iddialar doğru olsa idi, o yok­luk buhranları yalandan uydurukmuş, lâflarla yaratılmış bulunmasa idi fevkalâde veya tür'atle büyüme ve ilerlemenin yâni roüsbet ve memnun olunacak şartlanın neticesi olmamış olsaydı, butgün Türkiye'nin iktisadî vaziyeti eübette bambaşka olmak îâzımgelirdi. Bu vaziyette geçen sene başımıza gelenleri, Demokrat Parti iktidarının bütün rakipleriyle mem­leketin iç ve dış 'düşmanlarının ve memleketimizin sÜr'atle kalkınması­nı haksız ve sebepsiz olarak endişe ile takip edenlerin elete vermesiyle vücuda gelmiş olan zırnjîî veya sırih, şuurlu veya şuursuz bir müşterek, cephenin - eğer tâbir caizse - bir mes'ura koalisyanun eseri olarak kabul etmek icabeder.

Bunun yanında ve eı hazini, de, o güne kadar partimizin saflarında bü­tün mesuliyetlerimize iştirak etmiş olan bazı insanların, fırsat bu fırsat­tır diyerek birdenbire bir huruç hareketine, partimizi bir içeriden çö­kertme teşebbüsüne geçmiş olmaları ve bütün bu hücum saflarının ve cephelerinin bir anda iktidarımız üzerine yüklenmek tabiyesini tatbik etmiş olmalaradır. Bu son içden çökertme hareketi, kaleyi içden fethet­me teşebbüsü, Truva'ya huda ile sokulan at hikâyesine ne kadar benzi­yor... Memleketimiz için hamdüsena ile hemen kaydedeyim ki, netice Truvadaki gibi olmamıştır. Tahta atın içindekiler bugün hakikî hüviyetleriyle kendi kendilerini .teşhir etmiş bulunuyorlar.»

Başvekil Adnan Menderes, sözlerine devamla demiştir ki:

«Sevgili vatandaşlarım,

Demokrat Partiye yapılan hücumlardan birinin iktisadî plansızlık iddia­sı olduğunu hatırlayacaksınız. Bu iddia binlerce ve binlerce defa tekrar­lanarak etrafında en aldatıcı ve şaşırtıcı yaygara ve gürültüler koparıla­rak, senelerce Türk milletinin iz'&nı, sağduyusu şaşırtılmak    istenmişti.

Ne gariptir ki, Demokrat Partiye plansızlık etfedenlerin, iktidarı terket-tikleri zaman bize bıraktıklarını söyleyebilecekleri bir tek plân ve prog­ram mevcut değildir. Onların böyle bir plân ve programları da olamazdı. Çünkü onlar, iş yapmak niyeti gütmüyorlardı. Çünkü onlar, bu memle­kette hiç bir iş yapılamaz fikrinde idiler. Bu memleketin meknuz kuv­vetleri hakkında hiçbir düşünceleri mevcut değildi. Türk milletinin iktisadî zekâsından, onlar habersizdiler. Daima habersiz olmuş ve habersiz kalmışlardır da..

İşte bunun içindir ki, memleketimizin saratlibir iktisadî kalkınmaya mü­sait olmadığı ve bu teşebbüse tahammül edemeyeceği     hakkında hatalı bir teşhis ve hesaba dayanarak kısa bir zamanda loptan bir iflâsla karşı­laşacağımıza inanmışlardı.

Daha iktidara gelişimizin ilk aylarında, vatanı bir kazaya uğratacaklar, memleketi idare edemezler demiyorlar mı idi? Süratle yeniden! iktidara gedeceklerine o kadar kanidiler k: bunun hattâ 1954 seçimlerinden evvel muhakkak vâki olacağına inanıyorlardı. Ve daha 1951 senesinde iş başı­na yeniden geldiğimiz zaman, işlere bıraktığımız yerden yaşlıyacağız de­miş olmaları bunun delili değil midir? Geçen sene, artık bu iş bitmiştir, yaygaralarını büyük bir heyecan ve maalesef büyük bir sevinç içinde memlekete yaymak teşebbüsüne geçmiş değiller mi idi?

Memleketi bir kazaya uğratacaklar... İşte yedinci sene dolmak üzeredir.

Hangi kazaya uğrama?... Allah korusun, kazaya uğrama değil, memleketimiz şan ve şeref haiesi ve vatandaşlarımız neş'e ve ümid içindeler.

İktidara gelince, bıraktıkları yerden işlere başlıyacaklarını söylüyorlar­dı. O bıraktıkları yerlerdeki harabeler üzerinde şimdi mamureler yüksel­miştir. O bıraktıkları hali ve harabeleri bir daha nerede    bulacaklar?...

Bıraktıkları yerden başlamak için, bıraktıkları noktaya kadar geriye dönmek ve memleketi yer yer tahrip etmek lâzımgelir.

Daha geçen sene ne söylüyorlardı: Bu iş artık bitmiştir, demiyorlar mı idi? Demokrat Parti iktidarı bitmedi. Bakınız, geçen seneye nazaran bu­gün nerelerdeyiz. Size tebşir edeyim ki onların bitti dediği noktada en büyük hamlelerimiz başlamaktadır. Çünkü iktisadî kalkınmanın en çetin safhasını artık geride bırakmış bulunmakta, bu ilk safhadaki gayretleri­mizin neticelerini şimdi idrâk etmekte ve iktisadî kalkınmanın ikinci ve daha çok verimli safhasına geçmek üzere bulunmaktayız.

Sevgili vatandaşlarım,

Görüyorsunuz ki muarızlarımızın bütün siyaset mücadeleleri daima yanlış teşhislere istinad edegel m ektedir. Milletin hakikî kudretini teş­histe hata etmişlerdir. Memleketin meknuz imkân ve kuvvetlerini teşhis­te hata etmişlerdir. Nihayet karşılarmdakilerin şahsiyet ve hüviyetlerini ve Demokrat Partinin büyük hamle kudretini teşhiste hata etmişlerdir.

Muarızlarımızın bu teşhis hataları, onları beceriksizlikten mağlûbiyete, mağlûbiyetten perişanlığa götürmektedir. Tefekkürde, ^asavvurda, he­sapta ve politikada onlara hâkim olan bu fecî kısırlık, iktidarlarında da muhalefetlerinde de vatana pahalıya mal olmuş ve halâ da olmaktadır.

Türk milletinin iktisadî kabiliyetlerine ve memleketin imkanlarma, inan­madıkları için, akim ve kısır bir iktisadî politika ile, iktidardan ayrılın­caya kadar, memleketi, dünya büyük bir hızla ilerlerken, olduğu yerde durdurmuşlar, dondurmuşlardır. Maalesef muhalefetlerinde ise bedbin. ölü ve kötüleyici telkin ve propagandalarla içde ve dışta vatan aleyhine emniyetsizlik yaratmak için çok şeyler yapmışlardır. Bunları söylerken derin bir hüzün hissetmekteyim.

Bütün bu propagandaların tesir ve zararları olmamıştır, denebilir mi? Teşhiste hata ettikleri, kısır ruhlu oldukları için, memleketin maddî ve manevî imkânlarına inanmadıkları için,  bir iktisadî      mücadelenin    de lüzumuna ve sonra ela muvaffakiyetine inanmamışlardır. Bu basiretsiz­lik, siyasî ve iktisadî konjonktürlerin müşahede ve tetkiki ile neticelere ve kararlara varılmak ve harekete geçilmek hassasından bu şayanı te­essüf 'mahrumiyet, onların bahtsızlıkları ve nasipsizlikleridit.

İktisadî istiklâl mücadelesine inanmayanlar, memleketin maddî ve ma­nevî kuvvetlerinden habersiz olanlar, Türk milletinin nelere kadir bu­lunduğumu takdir edemeyenler..... İstiklâl mücadelesine de inanmayan­lar çıkmadılar mıydı';

Sevgili vat andaçlar im.

 teşhis hatası ve Türk milletini tanımamak neticesi olarak, yeni ye­ni hataların peşindedirler. Muhalefetler birleşeceklerim?,.. -Şu muhale­fetler tâbirindeki zoraki.tantanayı elbette gözden kaçırmamışımdır.

Ordular,.,. Der gibi muhalefetler denmektedir. Ben, itiraf edeyim, bun­ların siyasethanelerinde neler cereyan etmektedir, alâkadar olmak za­manını bile bulamıyorum. Hattâ alâkadar da değilim. Belki bir hatâ.,,

Pakat bunu itiraf etmeliyim.

İçinizde bu faaliyetleri daha yakından takip edenler vardır. Zaman za­man arkadaşlarım aralarında konuşurken bazı sözler kulağıma çalınmak­tadır.. Kulak misafiri olduğuma göre, muhalefetler birleşeceklermiş!,Niçin? Birleşememişier,. Niçin?

Bu birleşmek arzusu ve teşebbüsü, her şeyden evvel, teker teker olduk­ları takdirde Demokrat Parti karsısında ne derecelere kadar âciz bulunduklarının itirafı değil midir? Teker teker ama yine hepsi muhalif ve hücumda olmalarına bir kıymet iade edilemiyecesini kendileri de kaifoul ettiklerine göre, birleşecekler de ne olacak.. Böyle bir cem, ameliyesin­den ne çıkacak?.. Halkı ki işin bir manevî zararı ve haysiyet kırıcı tarafı da vardır ve meydandadır, Birleşecek olanlar kimlerdir ve niçin birleşe­ceklerdi?.. İşte bu sualin cevabı işin manevî seviyesizliğini ortaya koy-raağa kâfidir:

Kimler birleşiyorlar? On sene ve daha düne kadar bizimle beraber eski iktidarı parti tahakkümü ve istibdat idaresi kurmakla itham edenler...

Kıçın birleşecekler? Sadece ve sadece, iktidara gelmenin, ne kadar za-T]f olursa olsun, tek ve son ümidini de kacırmarmış olmak için... Ne mezbuhane, ne seviyesizce bir teşebbüs... '

Bana soracaksınız: Mutlaka ve sadece iktidara gelmek için birleştiklerini nereden biliyorsun?..  Gene okuyanlar ve  takip edenlerden  işidiyorum:

Reisicumhur kim olacak diye çıkan kavgalardan dolayı birleş em emişler.

Bu gösteriyor ki afyonihanelerinde kendi kendilerine gelin güvey olarak, bir an için kendilerini iktidara gelmiş farzederek, daha ismdiden sivfosî ganimet taksimi peşinde öfkeli Öfkeli kavgalar yapmaktadırlar. Bunları takip edenler var, varsınlar takipte devam etsinler... Biz işlerimize ba­kalım. Birleşmeler ne olacak?.. Birleşmeseler ne olacak?..»

Başvekil alkışlar aracında sözlerine şöyle devam etmiştir:

•Muhterem vatandaşlarını,

Şimdi size güzel şeylerden bahsedeyim:

3956 nın geri kalan şu birkaç ayında memleket birçok yeni eserlere daha kavuşacaktır. Önümüzdeki aylar içinde yetişebildiğimiz yerlerde bun­ların açılış merasimini yapmak bahtiyarlığına kavuşacağız. Yetişemedik­lerimizin de ajansta ve gazetelerde haberlerini okuyarak, memnunluk duyacağız. Gene bu birkaç ay icir.de memleketi mâmur ve müreffeh kıla­cak eserlerin bir an evvel bitirilmesi yolundaki gayretler ve çalışmalar da mühim nisbetlerde ilerlemiş olacaktır. Güzel ve büyük eserlerden ba ?ene yetişemeyenlerin idrâki, nihayet bir aylar meselesi haline gelecek­tir. Esaslı ve mühim eserlerin idrâki yılı olan 1956 ya nazaran, 1957 yılı­nın bu bakımdan d^ha da verimli olacağını söylemekle bahtiyarlık duy­maktayım.

Birkaç gün kalacağınız Ege bölgesinde de ne büyük ve ehemmiyetli e» ?erler vardır. Kimisinin hizmete açılması bayramını yapacağız, kimisi­nin de bitmek üzere olduğunu yine iftihar ve heyecanla göreceğiz. Bun­dan sonra, takip ediııJz, yurdun hangi köşesine gidersek, oralarda da mü­him eserlerin memleket hizmetine açılmasının heyecanını yaşayacağı», bitmek üzere olanian da yüne iftihar ve heyecanla müşahede edeceğiz.

Aziz vatandaşlarım,

Geçen sene bütçe müzakerelerinde,  üzerinden daha bir yıl bile geçmeden yedi sekiz ay kadar evvel bütçemizin iki buçuk milyara indi­rilmesini istiyorlardı. Bütçeyi bu yıl 4 milyara veya 4 milyara yakın bir miktara getirmekteyiz. Yedi aylık tatbikat içinde devlet gelirlerinin durmadan artmakta olduğunu memnunlukla belirtmek isterim. Artık devlet, 1950 deki ile kıyas edilemiyecek bir kuvvet ve kudret seviyesine erişmiş bulunuyor.

Size kısaca nasıl anlatayım: Meselâ, bu yıl Nafia bütçesine 1 milyar veya ona pek yakın bir rakam tahsis edeceğiz. Bunun ne demek olduğunu an­latmak için, 1957 ye kadar 27 sene zarfında bütün Cumhuriyet bütçeleri­nin Nafıaya konulan tahsisatının umumî yekûnunun ancak bu miktara tekabül ettiğini belirtmeliyim. Hakikat ancak bu suretle bütün vuzuhu ile meydana çıkabilir. Mukayeseye yardım edecek başka bir rakam daha vereyim: 1946  47 bütçesinde Nafia tahsisatı 50 milyon lira idi. Bu sene 1 milyar lira, .yani 20 misli. En yakın rakam olarak, 1950 bütçesinde Naflaya, o da muhalefetteki partimizin mütemadi tazyikleri neticesinde, 100 milyona yakın tahsisat koymuşlardı. Şimdi 1 milyar lira... Son varabil­dikleri rakama nazaran beş senede on misli...

Ya bu bütçenin her lirasını birkaç misli kıymetlendiren teknik vasıta ve makineler bakımından vaziyete gelince, bugün memleketin bu sahada çok ehemmiyetli ve büyük vasıta ve imkânlara sahip bulunduğu bir ha­kikattir. Gerek Vekâlet için, gerek Vilâyetler için bu arada senelerden beri her imkândan istifade ederek getirttiğimiz makinelerden başka, ge­cen sene Westhmghcuse müessesesi ile yaptığımız mukavele mucibince satın aldığımız 30 milyon dolar kıymeti aşan ve memleketimize ancak 10 bin tonilâtoluk 10  15 vapurla nakledilecek hacimde bulunan en mo­dern makine ve vasıtaların memlekete gelmesi bugün yarıyı bulmuştur.

Bunların tamamının memlekete çelmesi bugün yarıyı bulmuştur. Bunla­rın tamamının memlekete getirilmiş olması, en geç nisan ayında tahak­kuk edecektir. İşte 3tze bir milyarlık bir nafıa bütçesi ye onun yanında bu milyarın her lirasını kıymetlendirecek kuvvetli ve bol makine ve va­sıta...   Verim elbette ki çok büyük olacaktır.

Ben şimdi perdenin ucunu bir kenarcısından kaldırarak size bütçenin ancak bir köşesini ve yine perdenin bir ucumu kaldırarak devletin .yapı­cı kudretinin nerelere gelmiş .bulunduğunu göstermek istedim. Bütün bunlar, Demokrat Parti iktidarının yüzde yüz bir muvaffakiyet sizliğe uğ­radığı ve politikasının bir iktisadî felâketle neticelenmiş bulunduğu iddi­alarının kulaklarımızı ve vicdanlarımızı son derecelerde tahriş edecek raddelere vardığı günlerin akabinde tahakkuk etmiş olmaktadır.

Sevgili vatandaşlarım,

Bir bölgenin, bir sehvin imârı, bir sınıfın, bir zümrenin refahı dâvası pe­şinde değiliz. Bugüne kadar bütün icraatımızla sabit olduğu gibi, millet ve memleketin 'bütün imkânlarını memleketin bütün sathına yaymak­tayız.

Şarktan garbe, Akdcnizden Karadenize, Erzurum'dan, Van'dan başlıya-rak İzmir'e en uzak kaza ve köylerine varıcaysj kadar bütün vatan sathı, hiçbir hususî ve mahallî görüş ve maksadın texri 'altında olmaksızın, ik­tisadî faaliyet ve icraatımızın topyekûn mevzu ve gayesini teşkil etmek­tedir. Türk milletini toptan müreffeh kılmak en büyük ehemmiyet atfet­tiğimiz ve taziz ettiğimiz emelimizdir.

Başvekil, hararetli tezahürler ve sürekli alkışlar arasında sözlerini şöy­le bitirmiştir:

«Bu .izahatımla memleketin müstakbel manzarasını, bir iki noktadan be­lirtmiş oluyonum. Böylece, gözlerinizin önünde muhteşem bir manzara tecessüm etmiş oluyor. Eğer bu İstikbale inancınız bu derece kuvvetli ol­masaydı. Bugün bu meyanda bu kadar bü'yük bir heyecanla toplanmaz­dınız. Demokrat Parti iktidarı olarak tam yedi sene hizmetinizde çalış­tık. Bir iktidar için yedi sene çalışmak kolay değildir. Hele bizim maruz kaldığımız müşkülle), dikkate alınacak olursa.  Fakat yedi sene sonra da ayni İman ve heyecanla tasvibinize ye itimadınıza mazhar olmak, mazhar ive eletin en büvüğüdür. Yedi sene sonra bize gösterdiğiniz bu büyük hüsnü kabulü işte bu şekilde mânal an diriyor ve bundan dolayı sizlere en derin şükranlarımı arzedîyorum.»

Başvekil Menderes'i» Turgutlu konuşması: 20 Ekim 1956

 Turgutlu :

'Başvekil Adnan Menederes, heyecanlı tezahürler ve sürekli alkışlar ara­sında Turgutlulara hitaıben yaptığı konuşmaya, bu defa da büyük kitle­ler halinde kendisini karşılamak ve böylece sevgilerini izhar etmek lutfunda bulunduklarından dolayı şükranlarını ve bahtiyarlığını belirterek başlamış ve -demiştir ki:

«Biı milletin mukadderatına hâkim olmak mevkiinde bulunan bir iktidarın, ister istemez, sebepli sebepsiz muhalifleri bulunur, daima da bu­lunacaktır. Bütün bir memleket halkını .tek bir insan gibi düşünür hale getirebilmek hiç'bir faniye nasip olmuş değildir. Bizim de muhaliflerimiz, pek tabiidir ki daima olacaktır. Yalnız 'hazini şudur ki, beraberce yola çıktığımız bazı İnsanlar, -bir noktaya kadar beraberce yürüdükten sonra, aramızda kalırlarsa Kendi şahsî ihtiraslarını tatmin imkânını bulamrya-i^aklarını anlayarak sanki eskidenberi rnuh a liflerim izm is gibi karşımıza geçmişler ve eski muhalifi erin hareketlerini gölgede bırakacak şekilde harekete başlamışlardır. Bizdeki bir kısım muhalefetin cidden hazin ta­rafı işte budur. Fakat içten veya dıştan karşımıza çıkacaklar .kim olursa ylsun, Demokrat Parti iktidarı, hak bildiği yolda göz kırpmadan azimle yürümekte devam edecektir.-Doğru bildiğimiz :bu yol, vatan ve millete hizmet yoludur. Biz, yalnız Demokrat Parti saflarındaki vatandaşlarımı­zın değil, saflarımız dışında bulunan pek çok vatandaşların, hattâ muarız-larımızjn saflarında yer alan !birçok vatandaşlarımızın kalben ve vicda­nen bizim işlerimizi .} eğendiklerini ve takdir etmekte olduklarını bilmek­teyiz. Bundan emin bulunuyoruz. Hangi safta olursa olsun, Türk evlâdı, büyük ekseriyetiyle vatanına yüzde yüz bağlı insanlardır. Türk milleti, dünyanın en vatanperver milletidir. Bu itibarla, bir avuç muhteris poli­tikacının sözlerine rağmen bizimle beraber olduklarına, Allahın birliğine inandığımız gibi inanmaktayız.»

Başvekil Adnan Menderes, alkışlar arasında sözlerine şöyle devam et­miştir:

«Halk Partisi iktidarının son senelerinde, Başvekilliğe getirilmiş bir ^bahtsız zat vardır. Meclis milletçe seçilmiş bir Meclis değilken, o tezebzüp devresindeki Başvekilliğe ve Başvekillik denemez ama, o kendisini öyle zannetmektedir. Bahtsız ve nasipsizdir, çünkü Halk Partisi iktidarı onun ,kollarında can vermiştir. İşte bu eski Başvekil, .yedi sene sonra bit gün uykusundan uyanarak, «gideyim, bir göreyim, bakalım, bu yeniler yedi seneye yakın bir zaman içinde neler yaptılar?» diyor. Sanki doğrucu şahitmiş ve sözüne ve .şahadetine Türk milleti kayıtsız şartsız inam-yormuş gibi bir eda ile Ege'yi buraları geziyor, teftiş ediyor. Kendisi güya bir Diyojen'dir. Elinde fener, eser aramaktadır. İstanbul'a dönüyor ve ,tetkik ve teftişinin neticesini Türk efkârına tebliğ ediyor ve diyor ki:

Ege'de bir Gediz 'barajı yapılıyor. Bir o var. Acaba o da faydalı mı- Çi­miyorum. Bazı dedikodular duydum. Pek sağlam falan da değil. Söz gö­türür tarafları pek çok. Bu barajdan başka kalkınma ve eser diye ben oralarda bir şey görmedim.

İşte bu nasipsiz zat? böyle konuşuyor. Acaba İstanbul'da evinde oturur­ken Demokrat Parti iktidarının hamlelerini birer çekiç darbesi    gibi kulakları duymuyor mu idi? Bizim bütün vatan sathındaki eserlerimizi, elinde fenerle aramaya ihtiyaç yoktur. Bunların hepsinin teker teker ad­resleri malûmdur. Biz bunların hepsini teker teker saymakta ve bildir­mekteyiz. Biz diyorum ki, siz 27 senede 4 seker fabrikası yaptınız. Biz 11 seker fabrikası kurduk. Taşı belli, duvarı belli, afiyetle yiyoruz, şekeri de belli. Biz, demir istihsalini üç misline çıkardık, diyoruz. 20 çimento fabrikası yapmaktayız. Yedi dev baraj inşa halindedir. Yedi büyük liman, yapılmaktadır. Yaptığımız silolarla yapılmakta olan silolar meydanda­dır. Yollar bütün vatan sathında yayılıdır. Şu dakikada akla gelen gel­meyen binlerce ve binlerce eser ortada Umuyor.

Ve işte bütün bunlara rağmen, o bahtsız zat bir şey görmedim, diyor, Acaba sizleri de mi görmedi? Sizlerle hiç temas da mı etmedi? Ben 'hü­kümetten ayrıldıktan sonra neler oldu, diye herhangi birinize sormuş ol­saydı. Ben eminim ki vicdanınızdan gelen bir inançla, gizden sonra ge­lenler çok işler yaptı diye cevap verir, bu işleri, bu eserleri eski Başvekille teker teker gösterir, ,kendisini dalalet uykusundan uyandırırdınız.

Fakat o zat, buralarda eser görmek için değil, kendisine Türkiyeyi baş­ka bir âlem gibi göstermek isteyenlerin arasında, kendi içinin sızılarını avutmak için dolaştı ve onun için İstanbul'a gidince öyle konuştu. Yalan­cı şahitlik yapar gibi; güya rüyete müstenit malûmat veren bir eda ile, oralara gittim, fakat bir şey bulamadık, dedi.

Ben, bunu kendisine yakıştıramadım. Nasipsiz ve bahtsızlığına rağmen namuslu ve dürüst tanınmış bir zattır. Yaşlı başlıdır. Hoca diye anılmak­tadır. Hak şahadeti edası altında Türk milletini şaşırtmaya çalışmak,, kendisinden beklenmezdi.

Hakikat olmadığı halde, yedi sene bu memlekette bir şey yapılmamıştır demek doğru mudur? Bu vatana hiç de yazık değil midir? Ne olurdu? Dos­ta düşmana memleketi boş yere zayıf gösterecek, yedi senede hiçbir şey yapılmamıştır diyecek yerde, Türkiye yepyeni bir devlet olarak en zinde çağlarını yaşamaktadır. Kuvvetlidir demiş ve böylece millî şeref ve kud­retimize, millî haysiyetimize bir şeyler eklemeğe çalışmış olsaydı, 'daha güzel bir hareket yapmış olmaz mı idi?

Meydana getirilen ve .getirilmekte olan eserler, ne benim, ne arkadaşla­rımın, ne de Demokrat Partinin, ne de yalnız sizlerin malımızdır. Bunlar, Türk milletinin müşterek malıdır. Niçin bunları benimsemiyorlar? Bun­ları kötülemeleri, maalesef dünyada tesirler yapabilir ve bu sözler, düş­manların işine yarayabilir. Böyle hareket edecek yerde ömürlerinin ba­kiyesini memlekete iıizmet emeliyle geçirseler, ne güzel olurdu.

Neden yapılanları inkâr suretiyle memleketi zayıf göstermek isterler? Kendilerine akıl Öğretmek haddim değil ama, ben onların yerinde ol­saydım, şunlar yapılmıştır, bunlar yapılmıştır, fakat daha, çoğu, daha gü­zeli ve iyisi yapılabilirdi, daha ileri hizmet görülebilirdi, daha süratli ça­lışabilirdi der ve bunun nasıl yapılabileceğini söylerdim. Tenkidlerle va­tanı ve Türk milletini yükseltmeğe çalışmanın yolu vardır. Muhalefet olarak memlekete hizmet etmenin doğru yolu budur.»

Başvekil Menderes'in Aydınlılara hitabesi:

 Ekim 1956

 Aydın:  

Başvekil Adnan Menderes, beraberinde Devlet Vekili Emin Kalafat, İş­letmeler Vekili Samet Ağaoğlu, mebuslar ve diğer zevat olduğu    halde

bugün öğleden sonra İzmir'den hareketle Aydın'a gelmiş, Aydın'da misli görülmemiş derecede muazzam, heyecanlı ve muhteşem tezahüratla kar­şılanmıştır.

Denebilir ki, Adnan Menderes'in bütün Aydınlı hemşerileri, Demokrat Parti iktidarının 'hükümet reisini karşılamak üzere daha öğleden itiba­ren yollara dökülmüşlerdir. Kadın, erkek bütün Aydınlılar şehrin met­halinden itibaren Belediye meydanına kadar olan caddeleri hıncahınç doldurmaktaydı.

Başvekil Adnan Menderes, İzmir'den otomobille saat 13.30 da hareket et­tiği halde, yeni yolların her cihetten çok mükemmel olmasına rağmen, 127 kilometrelik .yolu ancak 3.5 saatte alabilmiştir. Çünkü yol boyunca bütün kaza ve nahiv; .merkezleri ile köylerde, (hattâ köy yolu kavşakla­rında bütün vatandaş toplulukları kendisini hararetle karşılamış, dur­durmuş, ancak ve ancak bir müddet hasbıhalden sonradır ki, kafilenin yo­la devam etmek imkânı hasıl olabilmiştir. Tezahürat bilhassa Selçuk'ta Ortaklarda, Germencikte ve înciriiovada çok hararetli olmuştur.

Aydın'a yaklaştıkça Başvekili karşılamaya gelen vatandaşların bindikle­ri otomobil, cip otobüs ve kamyon kafileleri durmadan büyümüş, Aydın yakınlarında 300  '±00 vasıtaya kadar çıkmıştır.

Başvekil Adnan Menderes'i Aydınlılar, daha şehrin methalinde muazzam "bir topluluk halinde karşılamıştır. Tezahürat o derece hararetli olmuştur İd, Başvekil kapalı otomobilden çıkarak açık otomobile binememiş, bir­denbire omuzlar üzerinde yükseldiği görülmüştür. Beşûs bir yüzle dur­madan Aydın'lıları selâmlamakta olan Adnan Menderes, güçlükle açık otomobile alınmış ve böylece Belediye binasına kadar, dinmeyen alkış­lar arasında gidilmiştir.

Başvekil Adnan Menderes, Belediye binasının balkonundan, Belediye meydanını hıncahınç dolduran ve durmadan tezahüratta bulunan Aydınlılara bir hitabe irad etmiştir.

Başvekil, hemen her cümlesi sürekli alkışlarla karşılanan bu hitabesinde şöyle demiştir:

«Çok sevgili hemşehiilerim,

"Uzun zamandır buraya gelemedim. Aydın'ı ve Aydın'lıları çok göreceğim gelmişti- Sizleri neş'eli. sıhhatli, işlerinize sahip ve işlerinizi iyi yolda yü­rür gördüğümden son derece bahtiyarım. Bizim de hükümet olarak işleri­miz, uzaktan ve yakından gördüğünüz, işittiğiniz ve takdir ettiğiniz gibi, iyi gitmektedir. Biz de çok memnunuz. Kısa zamanda işlerimizin daha da iyi gideceğinden, iktisadî kalkınmamızın, içtimaî düzenimizin çok daha süratli ve şümullü olarak devam edeceğinden   emin bulunuyoruz.

Sîzler de hükümet ve memleket işlerinin iyi gitmekte olduğundan emin­siniz. Beni bir Aydınlı olarak esasen seversiniz. Fakat hükümet işlerinin iyi -gitmekte olduğundan da haberdar bulunduğunuz içindir ki, bizleri bu derece büyük heyecanla karşılamaktasınız. B,u suretle sizlerin tasviple­rinizi almış olmaktayım.

"Maalesef muarızlarımız  işlerimizi  beğenmiyorlar.   Hangi   işlerimizi ve niçin beğenmediklerini, sarih olarak söyleyip bir yol gösterseler, kendilerine çok müteşekkir  kalırdım. Fakat  onların  tenkidleri  umumidir  ve» yıkıcı olmakla maalesef devam etmektedir. Bu tarzdaki tenkidlerin işle­rin iyi gitmesinde hiç bir faydası yoktur. Fakat   mutlaka    zararı    var­dır.

Bir misâl vereyim: Muarızlarımız geliyorlar, dolaşıyorlar. Memleketin gittikleri her köşesinde bunca kalkınma eserleri vardır. Demokrat Parti: iktidarı 6-7 senede az şeyler yapmadı. Bizim yaptığımız yollardan ge­çerler, bizim yaptığımız fabrikaların mallarını giyerler, şekerini yerler bizim aldığımız vapurlarda seyahat .ederler, Eserler her tarafta alınları­na çarpacak gibi karşılarına çıkmaktadır. Fakat onlar bu eserleri gör­mezler, veya görmemezliğe gelirler. Birşey yoktur, derler.

Sizler, bu sözleri tasvip eder misiniz? Pek tabiî ki etmezsiniz. Politikanın--hastası, ihtirasın kurbanı olmayan memleket s ever vatandaşlar böyle   ko­nuşmazlar. Onlar, 6-7 senede neler yapıldığını görmekte, bilmektedirler

Çünkü onlar, politika hastası değillerdir. Kalpleri vatan aşkı ile dolu ol­duğu için, memleketteki inkişaftan büyük haz ve gurur duyarlar. İşte siz­ler de o millî gurur ve heyecanın tesiri altında burada toplanmış bulu­nuyorsunuz. Ne yazık ki, bu heyecanı muarızlarımız duymamaktadır. Bir eski Başvekil, memleketi dolaştım, 6 - 7 sene içinde birşey yapılmamış olduğunu gördüm, diyor. Bu gibi sözlerin bir faydası bulunmadığım, bi­lâkis büyük zararları olduğunu biraz evvel belirtmiştim.

Filhakika, sevgili hemşehrilerim, bir .an için bu sözlerin doğru olduğunu düşününüz. Buna herhes ve ecnebiler ne der? Ne düşünür? Böyle ko­nuşan bir eski Başvekildir. O böyle söylediğine göre, Türkiye'nin ahva­linde bir bozukluk vardır, diye düşünebilirler. Dünyanın görülmemiş. bir hızla ilerlediği bugünkü devirde, Türkiye eğer 6 - 7 senedir yerinde sayıyorsa, bu, u düşmanlarımızın istinasını tahrik edecektir. Bizimle bera­ber yürümek istiyen dost ve müttefiklerimizi de meyus etmekten başka birşeye yaramıyacaktır. Muarızlarımızın memleketimizi göstermek is­tedikleri şekilde bir Türkiye, 6 - 7 senedir yerinde sayan, bir de fcıorçlaira roüstağrak olan bir Türkiye, dostları ve müttefikleri için ancak bir tehlike teşkil edebilir. Dostlarımız ve müttefiklerimiz böyle diyebilirler ve bize el uzatmayabilirler.   

Niçin, bu memlekete kıyıyorlar da böyle konuşuyorlar? Halbuki Türkiye tarihte misli görülmemiş bir şümulde bir iktisadî kalkınmanın yolunda­dır ve bunun delilleri memleketin her köşesinde, dostun, düşmanın göz­leri önünde haşmetle yükselmektedir.

İzmir'den buraya geldim. Gerek rollarda, gerek bizzat Aydın'da, bir yıl­dan öbür yıla ne kadar değişiklik bulunduğu açıkça zahirdir. O halde,, 6-7 senedir bu memleket yerinde sayıyor demek cesaretini nasıl oluyor da kendilerinde buluyorlar?

Fakat, yalancının mumu yatsıya kadar yanar, derler. İşte bu yalanların, bu ihtiraslı politikaların da yatsı zamanı gelmiştir. Bir fabrikanın teme­li atılır. Bunlar seçim fabrikalarıdır, derler. Temelleri kazılır, bu temel­lere su dolmaktadır, derler. Davarları yükselmeye başlar. Çok zorluk. var, bitirilemiyecektir, derler. Nihayet çatısı ialmır, makineleri yerleş­tikten sonra fabrika işlemeye başlar. İşte o zaman bütün yalanlar durur.. Bunun bir misali bizzat sizin karşımzdadır, sizin fabrikanızdır.

Yalnız burada Ege'de değil, memleketin bir köşesinden öbür köşesine gidiniz, her   yerde   iftihar   edebileceğiniz eserlerle   karşılaşacaksınız.

Demokrat Parti iktidarı, Türkiyeyi bir müstemleke iktisadına sahip bir memleket olmaktan kurtarmayı birinci gaye ittihaz etmiştir ve memleke­timiz böyle bir iktisadiyattan, .şimdiye kadar içinde bulunduğu iktisadî tabiyetten kurtulmak üzeredir. Gayeye varmak için çok kısa bir zaman kalmıştır. Bir memleket ne istihsal ederse etsin, eline geçen parayı, çi­mentoya, demir, kömüre, dokumaya, beze vermek suretiyle, öteki eliy­le başkasına verecek ve kendisine bir şey kalmıyacak bir ekonomiye sa­hip olursa, onun belini doğrultmasına imkân yoktur. Ne zaman bir mem­leket döviz kaybını önleyen bir ekonomiye girerse, pamuğunu kendisi ku­maş ,yapar ve hattâ ou kumaşı dışarıya da satarsa, toprağından pancarı çıkarır, onu şeker yapar ve kendi şekerini hem yer hem de harice satar­sa, işte o zaman memleket istihsalinin gelirleri bizzat memlekette kalır.

Aksi takdirde o memleket müstemleke iktisadına sahip âciz bir memleket olarak kalır. Demokrat Parti iktidarı, işte Türkiye'yi, böyle bir müstem­leke iktisadiyatına sahip bir memleket, olmaktan kurtarmaktadır ve bu maksadı temin için ur.n merhaleleri katetmektedir.

Bütün bunların 'hepsini sikler de biliyorsunuz. Bunları bilmeseniz, bun­lara samimî surette inanmasanız, iktidara karşı tavır ve edanız böyle olur rnu idi? Demokrat Parti iktidarı itibarsız bir iktidar değildir. Muarız­larımız eserlerimizi görmek istemedikleri gibi, iktidarımızın yedi sene vazife gördükten sonra nasıl bir itibara mazhar olduğunu da görmek is­temiyorlar. Sizlerin bu muhteşem topluluğunuz, tasvibinizin ve iktida­rımızın milletçe gördüğü itibarın açık bir delilidir. Bize bu yüksek mü­kâfatı bahşetmiş olduğunuzdan dolayı sizlere karşı derin şükran hisleri ile meşibuum.»

Başvekil'in Denizli raıtku:

22 Ekim 1956

 Denizli:

Başvekil Adnan Menderes bugün Denizli'de şu konuşmayı yapmış­tır:"

«Sevgili vatandaşlarım,

Bize karşı gösterdiğiniz hararetli ve emsalsiz kabulden dolayı şüranlarımı arzederim. Bu fevkalâde sıcak görülmemiş alâkanın derecesi hakika­ten her türlü tasvibin üstündedir. Onun için sizlere ne kadar teşekkür etsem azdn

Size biraz ve son dea olarak iç politikanın bazen hazin ve ibret verici ve ekseriya gülünç cilvelerinden bahsedeceğim. Bugün Nazilli'de söy­lediğim gibi artık bu seferden sonra bir daha bunları ağzıma almıyacagım, Çünkü artık isler kaieme gelmiyecek ve ciddiye alınmıyacak bir hale düştü. Şimdi söyleyeceklerim size ne demek istediğimi daha ıyı  anlatacaktır. Son günlerin .politika oyunları bakınız ne manzaralar   göste­riyor:

Benim Ege'de bir seyahat yapacağım duyulunca partinin birisi büyük şampiyonunu benden evvel Ege'ye gönderiyor. Partilerden diğer biri de Ege'ye yıldırım ekipleri yolluyor. Gene bunlar benim seyahatim esnasın­da aralarda dolaşacaklar. Gerek o büyük şampiyonun, gerekse bu yıldırım ekiplerinin yapacaklar: iş, benim yapacağım seyahati muvaffakiyet-sizliğe uğratmak benim gideceğim yerlerde daha önceden iktidarımız aleyhine cereyanlar yaratmak, gittiğim yerlerde ise bir takım lâflarla lâ­fazanlıklarla oraları ziyaretimin musibet netice ve tesirlerini ortadan kaldırmaktır. Halbuki ben, Ege'de bir siyasî propaganda seyahatine çık­maya niyet etmiş değildim. Benim seyahatimin sebep ve maksadı, yapıl­makta olan işleri yerinde görmek, yapılacaklar hakkında tetkiklerde bu­lunup yeni işleri karara bağlamak ve bu hususta talimat vermek ve siz­leri görerek hasretimi gidermekten ibarettir. Gelmemi arzu ettiğinizi her vesile ve imkândan faydalanarak bana bildiriyordunuz. Nitekim iş­te bu muazzam topluluk  ve büyük heyecanınız bu arzunuzun hem şiddetini hem samimiyetini göstermeye kâfidir. İşte ben bunun için Ege yolculuğuna .çıktım. Fakat, kaderde bir defa daha nasipsiz muarızla­rın kâh hazin kâh gülünç ahvalinden bahis açmak varmış: Bir partinin büyük şampiyonu aradaki diğer birinin yıldırım ekipleri karşımıza çık­tı. Şu kendilerine yıldırım ekibi adını vermelerindeki böbürlenme iptilâsına bir bakınız.

Yıldırım ekibi... Hol geldiniz... Ben şimdi bu yıldırımaların dediklerin den söz açmayarak eski Başvekilin şu son seyahatindeki maksadı ortaya çıkarmak için bazı sözlerini yine ele alacağım. Ama, dediğim gibi bu son olacak. Bir daha bunlara ayıracak vaktim olmadığı gibi, bunların ele a-hnmak ve cevap verilmek değerini taşımayan bir takım mezbuhane gay­retler olduğuna da kaniim. Fakat şimdi bundan biraz bahsetmenin se­bebi ise, ne kadar gülünç ve garip olduklarını belirtmek için bu muhte­rem muarızların bize isterniyerek vermiş oldukları fırsattan istifade et­mektir.

Eski Başvekil, sözlerinin bir yerinde şunu diyor:

Demokrasilerde gezmek ,görmek ve öğrenmek ve gördüklerini söylemek, Başvekilin inhisarında değildir.

A benim canım, muhterem selefim. Ben gezmek, görmek ve gördüklerini söylemek yasaktır demedim ve gezip gördüklerini söylediğinden dolayı sa­na sitem etmedim.

Hattâ, gezip gördüklerini söylemiş olsaydın, sana ancak müteşekkir ve minnettar olurdum. Benim üzerinde durduğum ve sitem ettiğim nokta, gezip öğrenmeniz ve  öğrendiğinizi  söylemeniz  değil,     söylememenizdir.

Bu gezdiğiniz vilâyetlerde gördükleriniz, bunlardan mı ibarettir? Başka şeyler görmediniz mi? Bir Kemer barajı gördünüz o da sizde münakaşalı ve su götürür. Ege'de başka kalkınma yok. Ege'de yollar ise sizin bırak­tığınız zamandan daha kötü. Cevap vereyim:

Halk Partisinin makûs kaderi ile boğuştuğu bir hengâmede kısa bir müd­det Başvekillik makamında göründüğü için kendisi islere, hesaplara, ra­kamlara hiç de nüfuz edememiştir.

Eğer böyle olmasaydı hiç yollardan bahis açar mı idi? Aynı zamanda muhterem selefim bütün sinni-saline ve zahir kemaline rağmen pek acemi politikacıdır da. Çünkü sözünü ettiği meselelerde biraz hakikat araştır­dıktan ve rakamlarla mukayeseleri yapmak lüzumunu öğrendikten son­ra konuşmanın bir zaruret olduğu gibi bana kendi musibet icraatımızdan ve onun zamanındaki biçare ve perişan vaziyetten salâhiyet ve belâgatle bahsetmek fırsatını vermekten başka bir fayda temin edememek nasip-sizliğine düşmezdi.

Hakikati şimdi ben size anlatayım :

Mademki Ege bölgesinin yollarının kendi zamanından da kötü olduğun­dan bahsediyor o halde işte rakamlar: Kendisinin zamanında Ege bölge­sinin kara yolları teşkilâtının bütçesini bilir misiniz. Kac lira idi? Sade­ce ve sadece 700 bin lira ve yine o gün bu bölgenin elinde bulunan va­sıtalarda 18 kamyon ile 2 makineden ibaretti. Bu rakamları, kendi zama­nına ait olmasına rağmen, muhakkak ki selefim bilmez, bilseydi bu ka­dar hiç bir para ile hu kadar hiçten vasıtanın bu bölgenin, ihtiyacı için bir mâna ifade etmeyeceğini anlar ve bana şu yapacağım mukayese fır­satını vermezdi,

700 bin liralık bütçe 20 vasıta. 1956 yılının bütçesinde Ege'nin kara yol­larına tahsis edilen para ise 30 milyon tekrar ediyorum: Bilmez, yanlış işittim zanneder, onun için bir daha söylüyorum: 30 milyon lira. Vasıta adedine gelince 480. 20 ye mukabil 480 şimdi nasıl olur da bu rakamlar bütün belagat ve sarahati ile ortada iken ve bu nisbetler veya nisbetsizlikler bizim ilk vazifeye geldiğimizden beri artan bir hızla devam eder­ken, ve bunun neticelerini siz muhterem Egeliler bütün genişliği ve aralığı ile görüp takdir ederken, buradan İzmir'e o zaman 10 saatte git­tiğiniz halde bugün aynı yolu 3 saatte alırken o zatı muhterem yolları­mızdan ve ne kadar gülünçtür, Ege yollarının onun bıraktığı zamandan hattâ kötü olduğundan bahis açabilir. Hem kendi zamanına ait, hem bu güne ait rakamları bilmiyor, hem de acemi bir politikacı gibi öğrenmek lüzumunu hissetmeden konuşuyor. Ve bana da bu rakamların mukayese­sini yaparak hakikati bütün açıklığı ve belagatı ile bir kere daha ortaya koymak fırsatını veriyo.r. Ben onun yerinde olsaydım öyle yapmazdım.

Takdirderimi söylemek takatini ruhumda bulamazsam, hiç olmazsa sü­kût ederdim.

Buna ilâve edeceğim şudur ki, ben, İzmir'de kendi zamanlarına ait 27 senelik Nafia (bütçelerinin yekûnunun bizim bir yılda Nafia işlerine tah­sis edeceğimiz rakama tekabül etmediğini söylemiştim ve onların za­manındaki âlet ve vasıtalarla asla kıyas kabul etmeyecek zengin bir makine kudreti ile büyük tahsisatı kıymetlendirmekte olduğumuzu ilâ­ve etmiştim.

Bunları hiç işitmemezlikten geliyor... Rakam, işlerine gelmez ki...

Gelelim, diğer bir meseleye, sözlerinin bir yerinde diyor ki, tam isle­meyen müessese ve fabrikalar dururken ben temel atmalardan ne diye bahsedeyim. Biz, temel atmalardan değil çünkü bunlara yetişemiyoruz, inşaatı çok ilerlemiş ve bitmek üzere olan rjir çok fabrika ve tesislerden bahsediyoruz. Bunların hiç olmazsa bir kısmı Ege'de onun gözlerine çarpmış olması lâzım gelir. Sonra bunları birer birer yerinde görmeğe ne hacet, bunların listesini, fihristtim nerelerde ve ne evsafta tesisler ve fabrikalar olduğunu bir saat zarfında Öğrenmek onun için mümkün idi.

Simdi yüzlerce ve binlerce fabrika ve tesisler vücuda getirmek için geceyi gündüze katarak çalışınız, bu yüzden nadanların gafillerin ve bâzı geçici sıkıntıları istismar etmek isteyen fırsatçıların ve insafsız politikacıların türlü türlü taarruzlarına yıllar ve yıllar maruz kaimiz. Ondan sonra mufoterem selefim beyefendi bunların hiç birisini kale almamak için derhal bir sebep uyduruversin ve desin ki, işlemeyen fabrika ve müesseseler or­tada dururken temel atmalardan ne diye bahsedeyim. Bu sözlerin mev­zuu ile hiç bir alâkası olmadığı meydanda. Binaenaleyh sadece bunları nasıl tekrar etmekle iktifa ederek geçmek lâzım, gelir. Fakat, umumî ef­kârı şaşırtmak maksadiyle uydurulmuş olan sözlerin ardına düşmek ve hesabını sormak icap eder.

Hangi fabrikalar ve müesseseler işlemiyor? Bunlar o kadar çok ki onun kavimce temel atmalardan ve inşa edilmekte bulun anla id an bahsetme­ğe lüzum yok öyle mi?

O halde, söyle bunların adlarını hangi müesseselermiş bunlar? Söyle de umumî efkâr öğrensin söylemediğini ifade etmekte sonuna kadar İsrar edeceğim. Fabrikalarımız hakkında konuşsun bu fabrika yanlış yapılmış­tır, burada millî servet israf edilmiştir, desin. Fakat kaypak sözlerle mil­leti aldatmağa çıkmadın.

Bir mesele daha: 1950 de şerefli seçim yapmış, Öğünmek maksadiyle bu şerefli seçimi yaptım derken ondan evvelki seçimlerin şerefsiz olduğunu iddia veya itiraf etmiyor mu?

1950 seçimleri gibi seçim yapsınlar da görelim diyor.

1954 de şerefli bir secim yaparak daha kahir bir ekseriyetle tekrar vazife basma gelmedik mi9.

'"950 şerefli secimi,. Neden 1940 seçimlerinden bahsetmiyorlar? 1946 seçimlerini yapanlar kendileri değil mi idi? O halde 1950 seçimlerinin şerefli olup olmamalı meselesi üzerinde duralım. Ellerinden gelseydi, 1950 seçimlerini de 1946' ya benzetirlerdi. Bunda hiç şüphe yok. Çünkü parti aynı parti, şahıslar aynı şahıslar. Ama, 1946 seçimlerinin milletçe gördüğü mukabele ve çok şiddetli akgülamel, onları 1950 seçimlerini detferi üzere yapmalarına, 1946' ya benzetmelerine imkân vermedi. İşte 1950 seçimlerinin şeref payı olup olmadığını bu mütalâa ve hakikatler muvacehesinde takdir etmek icap eder.

Sonra, şerefsiz seçim yapmak. 1948 seçimlerinde olduğu gibi millî iradeye karşı, siyasî şekavet mahiyetinde olmak üzere en bayağı taarruzları reva görmek onların nasipsizliğidir. Biz, 1954 seçimlerini şerefle yaptığımız gibi bundan sonraki iktidarımızda olan bütün seçimleri de aynı şeref ve .vekarla yapacağız.

Partimize ve iktidarımıza bu itham edici suali sormak onun şerefine ta­arruz etmek demektir. Bunu şiddetle iade ederim.

Nasipsiz  muarızlarımı köşeye sıkıştırmak için  sarahaten  soruyorum:

 Bugün bıraktığı zamandan daha kötü olduğunu iddia ettiği Ege bölgesi kara yolları bütçesinin kendi zamanında 700 bin liradan bu bölgenin elindeki vasıtaların 20 den    ibaret olduğu bir hakikat    midir, değil midir?

 Yine Ege bölgesinin kara yolları için 1956 yılında sarf edilmekte ci­lan paranın miktarı 30 milyon yani kendi zamanındakinden 40 defa daha lazımdır ve bugün Ege bölgesi kara yolları idaresinin elinde bulunan vasıtalar, onun zamanındaki 20 ye mukabil 480 midir değil midir

 Onların zamanındaki Nafia bütçesinin yekûnuna,  1957  yılında bir
milyara yaklaşacağımız Nafia bütçesinin yani bir yıllık bütçemizin 27
yıllık bütçelerine tekabül ettiği bir hakikat midir değil midir?

Bunlara cevap vermek mecburiyetindedir. Aksi takdirde Ege bölgesi yollarının kendi bıraktığından daha kötü bir halde olduğunu söylemesini Türk milletini aldanmak maksadına ve hakikatlerin ifadesi olmaktan çok uzak aldatıcı sözlerden ibaret olarak kabul etmekten bir an fariğ olamıyacağim. Ben bu hesapları soruyorum. Elbette Türk milleti de bu he­sapları soracaktır.

Şurasını da söyleyeyim ki, mesuliyetler tekabbül etmiş bir insanın sa­hibi âdil kisvesi altında milleti şaşırtacak şekilde konuşması esef edile­cek bir hâdisedir. Demokrasinin bu derece tereddisi insanı hakikaten elemlere garkediyor.

Bereket versin ki, Türk milleti, bunlara hiç bir ehemmiyet vermemekte­dir. Çünkü Türk milleti, idealist olduğu kadar da realisttir. Hakikatlere sim sıkı bağlıdır. Doğru ile yalanı tefrik edecek anlayışa sahiptir.

Türk milleti bunlara ehemmiyet vermemektedir. Çünkü büyük idealler peşinde koşan realist bir milletin bir takım boş lâflarla hakikatten uzak dedikodularla uğraşmak yerine millî tesanüdü her an takviye eden bir ruh ile büyük hakikatlerin peşinde daha parlak bir istikbâle doğru yü­rümeği tercih edeceğinden şüphe ..yoktur.

îşte bugün Türk milletinin arzettiği vahdet ve tesanüd manzarasının mâ­nası bundan ibarettir.

Onlar, Türk milletini hiç bir zaman anlamamışlardır. Bu milletin meknuz kuvvetlerini ve imkânlarını sezememişlerdir. Türk milletinin zekâ ve dirayetindeki namütenahi kuvveti görememişlerdir. Bunun içindir ki, bizim yaptıklarımızı anlamıyorlar, daha da neler yapacağımızı anlayamıyacaklardır. Türk milleti büyük bir millettir. Şanlı ve şerefli bir is­tikbale namzettir. Tarihindeki şanlı ve şerefli mevkii alacaktır. Bu, el ile tutulur, gözle görülür bir hale gelmiştir. Sizler, bunu bugünkü heye­canlı toplantılarınızla bir kere daha isjbat etmiş oluyorsunuz. Bundan do­layı, sizlere karşı şükran hislerini sonsuzdur.

Birleşmiş MiIletler günü kutlandı: 24 Ekim 1956

 Ankara :

Birleşmiş Milletlerin kuruluşunun 11 inci yıldönümü bugün Kızılay genel merkezi konferans salonunda yapılan bir merasimle kutlanmıştır. Bu münasebetle yapılan toplantıda, Maarif Vekili Prof. Ahmet Özel, Bir­leşmiş Milletler teknik dairesi mümessili Mr. Chas H. Weitz Birleşmiş Milletler Orta Doğu temsilcisi Sinan Körle Bileşmiş Milletler Türk Der­neği mensupları, üniversite profesör ve doçentleri ile öğrencileri ve seç­kin bir davetli kitlesi hazır bulunmuştur.

Birleşmiş Milletler Türk Derneği başkanının açış konuşmasından sonra Başvekil Adnan Menderes'in Birleşmiş Milletler günü dolayısryle gönderdiği aşağıdaki mesaj  okunmuştur.

«Her sene 24 ekim Birleşmiş Milletler günüdür. Böyle her senenin bir gününü Birleşmiş Milletleri anmak ve tebcil etmek için seçilmiş olması keyfiyetini dünyanın her yerinde her ferdin hakkiyle kıymetlendirmiş olabilmesi için kanaatimce şunları yapması lâzımdır:

Evvelâ Birleşmiş Milletler andlaşmasını eline alıp şimdiye kadar okumamışsa dikkatle okumalı, okumuşsa bir kere daha gözden geçirip onun ihtiva ettiği prensiplerin ulviyeti üzerinde düşünmeli ve bu prensiplerin, tatbikine elinden ne kadar gelirse o kadar çalışmağı kendi kendine vâdetmelidir. Fakat bu 'kâfi gelmez bundan başka Birleşmiş Milletler teş­kilâtının kuruluşundan beri geçen 11 sene zarfında bu an di aşmadaki prensiplerin tatbiki bakımından neler yapılmıştır, neler yapılamamış­tır, Taunu biliyorsa tekrar gözden geçirmeli, bilmiyorsa soruşturup öğren­meğe çalışmalıdır.

İşte Birleşmiş Milletleri şuurlu bir şekilde    anmak ve ona semereli bir şekilde 'hizmet edebilmek ancak böyle bir vicdan ve hafıza muhasebesi­nin yapılmasiyle mümkün olabilecektir. Birleşmiş Milletler andlaşm asının başlangıcında aynen şöyle denir:

«Biz Birleşmiş Milletler halkı, bir insan ömrü içinde iki kere beşeriyete
tarif olunmaz acılar yükliyen harb belâsından gelecek nesilleri koruma­ğa azmetmiş  olarak    Gayretlerimizi beraberce     sarf etmeğe     karar

verdik. «Acaiba, hakikaten milletleri idare edenler, onları üçüncü bir Ci­han Harbinin felâketlerinden koruyabilecek bir şekilde hareket etmekte midirler?

Bu suale cevap vermezden evvel şunu söyliyeyim ki umumiyet itibariyle milletler ;harb istemezler, isleriyle güçleriyle meşgul olup kendilerine ve ailelerine müreffeh bir hayat temininden başka arzuları yoktur. Onları birbirleriyle vuruşturan, birbirinin kanını dökmeğe sevkedenler, daha ziyade onları, refahlarını başkalarına tahakküm etmek yoluyla, başka­larının malını gasbeımek suretiyle en iyi şekilde temin edebilecekleri nazariyesine inandırmak istiyen veya kendi tahakküm hayallerini tahak ku'k ettirmek için milletleri birer koyun sürüsü gibi kullanmakta tered­düt etmiyen bir takım zümrelerdir.

Bunlara, sadece Birleşmiş Milletler andlaşmasındaki sulh, herkesin hak­kına riatyet, ferdlçr ve milletler araymda eşit muamele tesisi, anlaşmaz­lıkları silâha müracaat etmeden sulhcü yollarla hal etmek ve saire giM yüksek prensipleri gösterip, bunlara riayet etmelerini rica etmek kâfi gelmez. Bunları bu prensiplere riayete mecbur etmek lâzımdır. Bundan dolayıdır ki Atlantik Andlasması, Bağdad Paktı ve Seato gibi emniyet ve refah uğrunda işbirliği teşkilâtları  doğrudan  doğruya Birleşmiş Milletler andlaşmasının yüksek prensiplerinin tatbikine hizmet eden ve bu iti­barla Birleşmiş Milletler ideallerinin emrinde olan teşkilâtlardır. Birleş­miş Mille ter teşkilâtı bu güne kadar sosyal, iktisadî ve ilmî sahalarda çok büyük işler başarmış ve bazı siyasî meseleleri de muvaffakiyetle netice­lendirmiştir. Fakat Birleşmiş Milletler andlaşmasmdaki yüksek prensip­leri göz göre göre ihlâl eden, veya ihlâle hazırlananlara karşı henüz bir müeyyide sistemi fiilen tatbik etmeğe her zaman muvaffak olamamış­tır

Bu müşahede Birleşmiş Milletlerden ümidi kesmek veya ondan soğumak için asla bir mazeret teşkil edemez. Bilâkis onu, ideallerini tahakkuk etti­recek hir kudrete mâlik kılmak için, bir kat daha hararetle çalışmanın en iyi bir sebebini teşkil etmelidir.

Bugün olduğu gibi, yarın da dünyada zorbalar bulunacaktır. Eğer böyle zorbalar mevcudiyeti ahlâk ve iyi geçim kaidelerinden ümidi kesmeğe müncer olursa, hüsnüniyet sahibi olanların intihar etmeğe karar verdik­lerine hükmetmek icab eder.

Biz, merd, realist ve haklarımız için olduğu kadar insanlık idealleri için. de mücadeleye azimli bir millet olarak böyle bir intihara razı olamayız.

Binaenaleyh, [hakkın ve sulhun müdafaası bakımından Birleşmiş Millet­ler teşkilâtının bile hatası olduğu takdirde onu dahi tenkid etmek ve o hata ile mücadele etmek hususu da dahil olmak üzere, Birleşmiş Millet­ler andlaşmasmın ideallerine canla başla hizmet etmeğe Birleşmiş Mil­letler teşkilâtını, âdil şaşmaz ve kudretli bir müessese olmak yolunda da­ima inkişaf ettirmeğe ve kuvvetlendirmeğe çalışmaktayız.

Birleşmiş Milletler gününün bütün sulhsever insanlar için ve bunlar ara­sında fedakârlığı, uyanıklığı, azmi ve cesareti ile temayüz etmiş aziz va­tandaşlarım için kutlu olmasını candan temenni ederim.»

Başvekil Adnan. Menderes'in mesajının okumasını müteakip Maarif Ve­kili Prof. Ahmet Özel ile Birleşmiş Milletler teknik yardım mümessili Prof. Mr. Weitz'de birer konuşma yaparak Birleşmiş Milletîer'in gaye­lerini belirtmişlerdir.

Başvekilin Balıkesir nutku :
25 Ekim 1956

 Balıkesir :

Başvekil Adnan Menderes bugün Ali Hikmet paşa meydanında Balıke-sirlilere hitaben şu nutku irad etmiştir:

«Sevgili Balıkesirliler, burada, Balıkesir'e ve sizlere yakışacak tarzda bü­yük bir helecan içinde toplanmış bulunuyorsunuz. Vilâyetiniz hududu içine girdiğim andan itibaren sizlerden gördüğüm hararetli kabul beni cidden minnettar etmiştir. Var olun, sağ olun.,. Hepinizi candan muhab­betle kucaklarım.

Bu heyecanınız, şüphesiz, bir takım hâdiselerin vicdanınıza telkin etmekte olduğu bazı hislerden ileri gelmektedir. Bunu aşikâr  olarak ı-um. Bu itibarla sizlere şükranlarımı arzetmek için  huzurunuza  geldim.

Bu seyahatimde Ege'nin 4 vilâyetini süratle, fakat dikkatle dolaştım. Ba­lıkesir beşinci vilâyetimizdir. Her tarafta, onbinler, yirmi binler, kırk binler bizi, büyük bir muhabbet vu samimiyetle karşıladı. İşte burada da sizler, altmış bini aşan muazzam bir kitle halinde toplanmış bulunuyor­sunuz. Yalnız dün akşam 3-4 saat içinde yüz bin vatandaşla karşı kargo­ya    .geldim.

Bütün bunların bir mânası olmak lâzım gelir. Son senelerin hele içinde bulunduğumuz senenin siyaset mücadeleleri Öyle bir istikamet almış ve Öylesine bir kargaşalık manzarası yaratmıştır ki, kundan son derece muztarip olduğunuzu, nifak ve şikak hareketlerini kat'îyen tasvip etmediği­nizi bu heybetli toplantınızla ifade etmek istiyorsunuz

İktidarın icraatiyle beraber olduğunuzu, hükümetin etrafında toplan­dığınızı göstermek ioin buradasınız. Türk milleti, Millî Tesaniidün ehem­miyetini takdir ettiğini ve bunu muhafazaya karar verdiğini açıkça ifa­de etmektedir. Bu topluluğunuzun mânasını bu şekilde tefsir etmek lâ­zım gelir. Hepinize teşekkür ederim.»

Başvekil alkışlar arasında konuşmasına şöyle devam etmiştir:

«Sevgili vatandaşlarım, bu seyahatteki müşahade ve tetkikleriniz ne­ticesinde, iki hakikat tütün açıklığıyle meydana çıkmaktadır. Birincisi, iktidarımızın bugüne kadarki icraatının memleketimizde kahir bir ekse­riyet tarafından tasvip edilmekte olması, ikincisi, şayanı memnuniyet nokta ise, iktisadî kalkınmanın Türk milletince tamamiyle benimsenip adetâ millî 'bir ideal haline gelmis bulunmasıdır.

İzmir'e ayak basar basmaz başlayan ve artarak devam eden emsalsiz sev­gi, itimad ve tasvip tezahürlerinin partimiz adına bizi son derece bahtiyar etmiş olması tabiidir. Ancak, asıl mühim ve şayanı memnuniyet olan ci­het bu muazzam hâdisenin ayrıca Millî Tesanüdün millî vicdanda ne de­recelere kadar yer etmiş olduğunu göstermesidir.

Filhakika, mevcudiyetimizi muhafaza edeibilmek, mazide olduğu gibi mil­letler ve devletler aı-ısmdâ şerefli bir mevki alabilmek ve tarihî vazife­lerini ifa edebilmek, kısacası büyük millet olmak hususunda Millî Tesa­nüdün ne kadar büyük bir ehemmiyeti haiz olduğunu izaha hacet görmü­yorum. Büyük ehemmiyetli noktanın milletçe takdir edilmiş olduğunu görmekle heyecan içindeyiz. Hususiyle millî iradenin tam hâkimiyeti ta­sasına ve yüzde yüz serbest seçimlere dayanan tir hürriyet nizamı için­de böyle bir Millî Tesanüd'ün kurulmuş olmasının değeri çok büyük­tür.

İkinci noktaya gelince, memleketin baştan başa büyük bir heyecan için­de olduğu, her şehirle, her kasabada ve her köyde bütün vatandaşların memleketi imar etmek bütün iktisadî teşkilât ve tesisat cîhazlariyle ileri millî iktisad bünyesini bir an evvel vücuda getirmek velhasıl büyük,. müreffeh ve kudretli bir millet olmanın bu en esaslı şartlarını tahakkuk

..ettirmek bakımından, yekvücut ve heyecanlı bir kitle halinde bulundu­ğunu söylemekten millî bir gurur duymaktayım.

".Muhterem vatandaşlarım,

Bunun adına, bütün milletçe benimsenmiş iktisadî istiklâl mücadelesi demek çok yerinde olur.

"Filhakika demir gibi, kömür gibi, pamuklu ve yünlü dokuma gibi, çi­mento gibi, hattâ tuğla ve kiremit gibi gayet geniş miktarlarda istihlâk .olunan temel ihtiyaç maddelerini bile hariçten getirmek mecburiyetinde bulunan bir memleketin iktisadî kalkınmasından bahsedebilmek de­ğil, bir millî iktisadî bünyenin asgarî hadlerde kurulmuş ohnasındiarı dahi bahsetmek, mümkün olmaz. Bu maddeleri bile kendisi yapamayan memleket, ihtiyacın, zaruretin pençesinden kıvranır ve daima başka memleketlere muhtaç ve 'âbi bir halde yaşar. Yoksulluktan yakasını kurtar­mak, belini doğrultmak imkânlarına sahip olamıyacağı gibi memleketin hakkiyle müdafaası gibi en hayatî bir mevzuda da daima eksikli ve zayıf kalır.      _ 

İşte memleketimizi böyle bir iktisadî yoksulluktan ve tâbiiyetten kurtara­bilmek için girişilen mücadelenin adı elbette iktisadî istklâl mücadelesi olmak lâzım gelir. Allaha cok şükür, bu mücadelede 5-6 seneden beri mühim başarılar elde etmiş ve bir çok zorlukları artık geride bırakmış bulunuyoruz.

"Sevgili vatandaşlarını,

Müsaade ederseniz fikirlerimi biraz izah etmeğe ve bu maksatla bazı malûmat vermeğe çalışayım. Meselâ, daha son zamanlara kadar şekeri dahi dışarıdan getirmeğe ve bunun için ecnebi parası bulmağa ve ödeme­ce mecburduk. Halbuki bildiğiniz gibi, dışarıya şeker satmak ve memle­ketimize ecnebi parası getirebilmek iktidarına sahibiz.

Yine meselâ, 1950 senesinde pamuklularımızı ucuz fiyatlarla dışarı sat­mak ve bunun yerine pamuklu, dokuma, kaput bezi ve saire gibi basit ve günlük ihtiyaç maddelerimizi dışarıdan hem de pahalı olarak getir­mek mecburiyetinde idik. Zaman zaman kâfi miktarlarda ecnebi para­sı bulamaz, büyük halk kitlelerinin ve herkesin esaslı ihtiyaç maddesi olan pamuklu mensucat ve hattâ pamuk ipliğini zamanında ithâl edemez  milletçe bunun sıkıntı ve üzüntüsünü çekerdik. Bu mevzuda rakam­lar şöyledir:

1950 de pamuklu dokuma istihsalimiz 140 milyon metreden ibaretti. 1956 senesinde bu miktar 350 milyon metreyi geçmiş olacaktır. Fakat asıl mü­him yükseliş, önümüzdeki yıl içinde tahakkuk edecektir. Çünkü yapıl­makta olan pamuklu mensucat fabrikalarının bir çoğu önümüzdeki sene bitecek ve o zaman 700 milyon metre pamuklu dokuma istihsâl edebilece­ğiz, düşününüz, 1950 deki 140 milyon metreye mukabil 700 milyon met­re.. Yani altı misline yakın bir artış... Ve böylece bütün pamuklularımı­zı memleketimizde işlemek, bu suretle değeri ile dışarıya satmak ve bu mühim istihsal maddemizi kıymetlendirerek çiftçimizin refahını arttır­mak ve halkımızın esaslı bir istihlâk maddesini ecnebi parası ödemeğe mecbur olmadan ve bol miktarlarda memleketimizde tedarik etmek gibi

mesut neticeler elde edeceğiz. Üstelik dışarıdan ecnebi parası getirtmek için mamul pamuklu ihraç edebilmek dahi mümkün olacaktır.

Yünlü mensucatta daha da ileri gittik. Şimdiden bir kısım yünlü men­sucat ihraç edebilecek vazivetteyiz. Hattâ ilk ihraç ve satışlar başlamak üzeredir. Bu haberin milletçe ne derecelere kadar memnuniyeti mucip olacağını izaha hacet görmüyorum-

Siz£ başka bir misal daha: Günlük ihtiyaçlarımızı karşılayan ve bütün memleketin baştan başa imarı mevzuunda en ehemmiyetli yeri olan çi­mentodan bahsedeyim. Şimdiye kadar yapılanlardan başka dokuz çimen­to fabrikamız daha inşa halindedir. Bunlardan 150 şer bin tonluk ikisi içinde bulunduğumuz sene sonunda inşallah bitirilmiş olacaktır. Diğerlerinin de bitirilmesi çok yakındır. Ve 1957 sonuna kadar hepsi tamamlanmış olacaktır. O zaman, yani takriben bir sene sonra çimento istihsalimiz se­nede iki milyon 700 bin tona ulaşacaktır. Düşününüz ki, daha 1950 sene­sinde çimento istihsalimiz ancak 395 bin tondan ibaretti. 395 bin ton nerede, 2 milyon 700 bin ton nerede? Daha bugünden çimento istihsalinde bir milyon tonu çok geçmiş bulunuyoruz. Ve pamukluda olduğu gibi, bü yük artış asıl bir sene sonra kendini gösterecektir.

Şimdi çimentodan tuğla ve kiremid fabrikalarına da sözümü intikal et­tireyim. Bu fabrikaların memleketin imarında -7e başkan basa inşasında ne kadar mühim yer: olduğunu takdir edersiniz. 1950 de 16 tuğla ve ki­remit fabrikası mevcut içır bugün bunların sayıları 160' ı geçmiş bulu­nuyor. Düşününüz ki, eskiden 3-4 yerde kurulmuş olan 16 fabrikanın tuğla ve.kiremit gibi yükte son derece ağır ve pahada hafif mamullerini, memleket içinde uzak uzak mesafelere taşımak mecburiyetinde bulun­manın fecaatini hesap edin.

Elbette pahalıya mal oluyordu ve ekseriya her yerde bulunamıyordu, alınamıyordu ve memleketin imarı hareketleri  köstekleniyordu.

Demire gelince, demir ve çelik istihsalinde de büyük gayretler sarfettik ve şimdiye kadar elde edilenlerden başka mühim neticeler elde etmenin arefesindeyiz. Yine 1950 da 70 bin ton civarında olan demir istihsâlimiz 160 bin tona yükselmiş bulunuyor. 1957 sonunda 300 bine, bir sene sonra yani 1958 de 400 Ibin ve 1959 da ise 600 bin tonluk bir istihsâle kavuşma­mız artık bir emri muhakkak haline gelmiştir. Düşününüz, 1950 nin 70 bin tonuna mukabil 1957 nin 300 bin tonu ve 1959 un 600 'bin tonu...

Kömürden de biraz bahsedeyim: İki üç sene evvel dışardan kömür ithâl etmeğe mecbur okluğumuza dair endişe verici haberler yayılmakta idi. O tarihten bugüne maden kömürü, kok ve linyit istihsâlimizi günden gü­ne süratle arttırarak memleketin artan ihtiyaçlarını hiç bir aksaklığa mey­dan vermeden karşılamakta devam ediyoruz. Bu fasılasız ve hesaplı istih­sâli arttırma gayretlerimizin bizi yakında kömür ihracına da muvaffak kılacağını söyleyebilirim.

Orman istihsâlimizi de arttırmaktayız. Şimdiden 1950 senesi istihsâlinin bir misli fazlasına yükselmiş bulunuyoruz. Önümüzdeki senelerde ise bu. daha da artacaktır. Diğer taraftan sun'i kereste fabrikaları yapmak su­retiyle kereste ihtiyacımız; memleket dahilinden tedarik etmek yoluna girdik. Yeniden 4 sun'i kereste fabrikasının temelini atmak üzereyiz. Bunları kısa zamanda bitireceğiz ve ormanlarımızdan elde edilmiş kereste istihsâlini de arttıracağımızdan 2 sene içinde bu raevzudaki memleket ihtiyaçlarını geniş ölçüde temin etmiş olacağız.

Canı fabrikaları, seramik fabrikaları, kalorifer aksamı imale mahsus fab­rikalar. Boru fabrikaları gibi inşaat malzemesi imâl eden tesislerin vücude getirilmesi teşebbüsleri tahakkuk safhasına girmektedir. Bu suret­le inşa ve imar meselesini, "bir çok malzemesi dışardan getirildiği için bir ecnebi parası tedarik etme mevzuu olmaktan çıkarmak üzereyiz. Bu ta­hakkuk edince memleketi baştan başa inşa etmek bir iç iktisadî faaliyet meselesi haline gelir ve son derece kolaylaşır.»

Basvekil Adnan Menderes konuşmasını şöyle bitirmiştir :

«Sevgili vatandaşlarım.

"Memleketimizde sanayi ilerledikçe Türk iktisadî zekâsının ve teknik ka­biliyetinin verimlerini de geniş ölçüde idrâk etmeğe başladık. Birçok makine ve yedek parçalar artık memleketimizde yapılmaktadır. O dere­cedeki pek yakında 20 bin iğlik tüyük bir dokuma fabrikasının bütün makinelerinin en küçük çivisinden en ehemmiyetli parçasına varıncaya kadar % 100 memlekette yapılmış olması şartiyle inşası teşebbüsüne geç­mek üzereyiz. Kısa bir zaman sonra .bu ise başladığımız müjdesini muh­terem umumî efkâra vermeğe son derece bahtiyar olacağım.

Artık barajları, limanları, birçok ehemmiyetli tesisleri kendi mühendis­lerimiz ve teknik adamlarımızla, .kendi işçimizle, kendi malzememizle memlekette yapmak imkânlarına sahip oluyoruz. Ordumuzun birçok si­lâhlarını ticaret gemilerimizi hattâ harp gemilerimizi memlekette yap­mak artık bir "hayal değil kısa bir istikbâl meselesi haline geliyor.

İste iktisadî yoksulluk ve tâbiiyetten kurtulmanın, işte iktisadî istiklâl mücadelesinde muvaffak olmanın yolu budur ve bu yolda mühim merha­leler katetmiş ve en büyük müşkülleri artık geride bırakmış bulunuyo­ruz,»

C. H. P Genel Başkanı İsmet İnönü'nün İstanbul îl Kongresindeki konuşması:     

"27 Ekim 1956

 İstanbul (23.10.1956 tarihli Ulus'tan) :

C. H. P. Genel Baskdnı İsmet İnönü bugün çalışmalarına başlıyan İstanbul il kongresinde iç ve dış meselelerimiz üzerinde aşağıdaki konuşmayı yapmıştır :

«Muhterem arkadaşlarım,

"İçinde bulunduğumuz sene siyasi tarihimizde hususi bir yer tutacaktır. 1955 senesi sonbaharında iktidar partisinin meclis grupu evvelki hüküme­tin politikasını mahkûm etmiş ve o hükümeti değiştirmişti. Yeni hükümet 1954 seçimlerinden, sonra çıkarılan ve evvelki hükümetin şiddet po­litikasının mesnedini teşkil eden kanunların değiştirileceği teahhüdü ile kurulmuştur. Yeni hükümet programına göre adalet teminatı bahsinde-başlıca şikâyet konusu olan kanun düzeltilecekti. 1954 den sonra çıkarı­lan Seçim Kanunu tadiller: kaldırılacaktı. Hattâ bu maksatla Meclise lâ­yihalar sevkolunmuştu. Radyoda ve Basında ferahlatıcı hükümler vaad olunuyordu. Demiokrat Parti grupu kararı ile iktisadi sıkıntıların sebep­leri olan tedbirler ve diğer doğru yoldan ayrılma ittihamları yüzünden;. dört vekil hakkında tahkikat açılmıştı. İktisadi ve mali sahada yeni bir nizam vaad olunuyordu. Yeni hükümeti Büyük Meclis çokluğu, eski ha­li değiştiren bu yeni teahbüdlere dayanarak, muhalefete karşı destekle­miş ve iktidar grupu namına konuşan sözcüler Büyük Meclis kürsüsünde hükûmet teatmütlerinin sıkı bir murakabe altında tutulacağını ifade et­mişti.

Bundan sonra iktidar .çevrelerinde geçen hâdiseler hükümet değişmesi sebepleri ve teahhütleri ile izah olunamaz. Seçim serbestliğini ve eşitli­ğini iade edecek lâyiha geri alınmış, hususi ile adalet istiklâli ve hâkim teminatı bahsinde Türkiye tarihinin hiç bir rejiminde ve devrinde görül­memiş hâdiseler, yani, Temyiz Baş Reisine kadar en yüksek Hâkimler hakkında sebebi izah edilmeyen emekliye ayırmalar vuku bulmuştur. Ay­rıca Basın hayatı ve toplantı hakları iyeni kanunlar ile çok daha ağırlaş­tırılmıştır. Biz bu yeni hükümler ile Anayasa dışına çıkılmış olacağı Bü­yük Mecliste ifade ettik. Şiddet havasım yumuşatmak, şikâyet konusu olan kanunları düzeltmek ve kaldırmak taahhüdü ile kurulmuş olan bir hükümetin tam aksı icraatta bulunmasını ilim ve tarih 'hiçbir zaman iyi karşılamayacaktı. Temmuz sonlarına doğru iç politikamızda iktidarın şiddet siyaseti, programında verdiği ümitleri tamamiyle tahrip eden bir manzara içinde idi. Büyük Meclisin tatiline bu şartlar içinde girdik. Ye­ni kanunlar karşısında artık muhalefette bulunan bir siyasî parti ve onun. bir ferdi olarak vazife yapmak mümkün olamayacak gibi bir hava esi­yordu. Cumhuriyet Halk Partisi olarak yeni kanunların hükümleri da­hilinde vazife ifa etmek çarelerim bulmak için hulûs ile çalıştık- Siya­set adamlarımız ve hukukçularımızla yeni kanunların hükümlerini tet­kik ettik. Bu hükümler' içinde nasıl vazife yapılacağı tayin edildi ve ona göre hür vatandaşın hakkı olan siyasî faaliyette bulunmak istendi. 19561 yazı demokratik rejimde birbirinin zıddı iki anlayışın hazin mücadele­siyle geçmiştir, Muhalefet partilerinin mensupları, vatandaşlar ile te­maslarında, partilerinin resmî kongreleri ve toplantılarında, selamlaşma da ve beraber yemek yeme tertiplerinde inanılmaz 'manilerle karşılaş­mışlardır. En [büyük rütbeden en büyük dereceye kadar emniyet ve jan­darma mensupları ve küçük büyük idare âmirleri en şiddetli kanun hü­kümlerinin de üstünde icraatta bulunuyorlardı ve bütün itirazlara ver­dikleri cevaplarda kanunların hükmünü kendilerinin böyle anladıklarını söylüyorlardı. H&r mevki ve her makam sahibinin hür vatandasın en ma­sum siyasî hakları bahsindeki anlayışı birbirinden farklı idi. Bu şartlar altında muhalefet mensupları vatan vazifesi görmeğe çalışmışlardır. Bu kanun dışı .anlayış hareketinin bir resmî delili de İçişleri Vekilinin son de­fa tefeyruata taallûk eden bir düzeltme tamimidir. Basının haU sukuta gömülmek halidir. Savcılar «Büyük Meclis müzakereleri alenîdir ve av-nen. neşrolunur" Anavssa hükmüne rağmen kendiliklerinden gazetelere neşriyat için sakınmaları tebliğ ederler ve Adalet Bakanı bu vaziyeti tabiî telâkki ettiğini söyler. Adalet Bakanı Kanunun caiz gördüğü bilir ki­şi usulünü kullanmamaları için hâkimlere tebligat yapar. Öyle görünü­yor ki rejim 'bahsindeki hükümet politikasını tatbik etmek için en önde bulunan gayretli Adalet Bakanıdır. Hattâ Adalet Bakanının basın dâva­larında kendi kanaatince usule dsir hâkimlere tebligat yaptığı ve hak­larında takibat yapılacağını söylettiği sözlü soru konusu olarak gazetele­re de geçmiştir. Şüphe yoktur ki Türkiye'de demokratik bir rejimin sa­lim bir yolda kurulup yerleşmesi İçin karşımızda bulunan en vahim meşe le adalet teminatı halinde tecessüm etmektedir. Çünkü basın hürriyeti, toplantı hakkı ve muhalefet emniyeti, hür vatandaşın insan hakları ile hulâsa edilen 'bütün meselelerde tartışmaları nihayet hâkim karşısında hallolunacaktır.

Benim sarsılmaz samimî kanaatimce adalet istiklâl ve hâkim teminatı me­selesini biran önce halletmek vazifemizdir. Bunu iktidar partisinin Mec­lis grupunda ve seçmen vatandaşa anlatmak için hiçbir gayreti esirge­memelidir. Basın mensuplarının gizli muhakemeleri hâkim teminatı üzerindeki tahribatın ne kadar derinlere işlediğinin hergün gözümüze çar­pa delilleridir. Hâkimlik esasında güç meslektir. Şahsî ve manevî vasıf­lar ve meziyetler ister. Sonra kültür ister ve daima okumaya ihtiyaç gödterir. Bu vasıflar ancak cemiyetin devamlı yardımı ile temin olunabilir.

Hâkimlerin hem ihtiyaç içinde, hem tehdid ve tesir altında olmamaları lâzımdır. Demokratik rejim ancak müstakil hâkimlerle yürüyebilir. Yok­sa bir memlekette vatandaşa siyasî hürriyet vardır denilir ve basma da ısmarlama hükümler aşılırsa o idare gelmiş geçmiş idarelerin en mahzur­lusu haline gelir. Hiç unutmamalıyız ki adalet istiklâline kavuşmak için 300 seneden fazla hasret ve eziyet çekmişizdir. Bugün adaletin kanunla­rı ve ondan fazla hâkimlerin altında (bulundukları tesirler yüzünden ıs­tırabımız hudutsuzdur.

Muhterem Delegeler, iç politikadaki tartışmalar arasında kanun mevzuu olarak en ehemmiyetli gördüğümüz öteki mesele de seçim emniyeti ve seçim eşitliği meselesidir. Seçim emniyetinin 1950 veya 1954 seçimi mev­zuatı ve şartlarına kavuşturulması hayatî bir ihtiyaçtır. Seçimsiz, yani eşit ve emniyetli şartlar altında bulunmayan bir seçim ile demokratik rejimden b ah s olunamaz. Dünyanın her yerinde ve 'her milletinde hal budur. Seçim mevzuatının 1950 ve 1954 kanunlarındaki eksikliklerini düzeltmek ve tamamlamak bizim vazifemizdir. Seçimin nisbî temsil usu­lüne çevrilmesi bizim için vazife idi. Bunlara bedel seçim tatbikinde 1950 şartlarının dahi iptal edilmesi seçim imkânını fiilen ortadan kaldırmak­tadır.

Muhterem Delegeler.

Yaz aylarının demokrasi tatbikatı çok hüzün vericidir. Muhalefet parti­lerinin başında bulunan şahsiyetler polis tarafından hiçbir kayda sığdır rılamıyacak usullerle takip ve tazyik olunmuşlardır. Kaza geçirmiş mil­letvekillerinin hastahanelerde ziyaret edilmeleri menedilmiştir. Avrupalı tabirincc muhalefet mensupları milletin iktidar mevkii için alternatif ya­ni nöbetteki kuvveti sayılır. İktidarın nöbettekilere polisten kötü mua­mele ettirmesi herkesi müteessir eder. Biz Avrupa konseyine dahil en ileri medeniyet ailesinden bir milletiz. Bu muameleler medeniyet ailesin­de bizi örselemektedir. Şemsettin Günaltayın takip olunmasını, konuştu­ğu odanın havasızlıktan insanı boğacak bir hale getirilmesini mazur gös­termek mümkün olamaz. Herhangi bir insan cemiyeti siyasette her günü görmüş 70 yaşındaki bir profesörü ancak geniş yürekle ve haz İle dinler.

Böylelikle iyi muamele görmemiş olan bir şahıs değil, doğrudan doğruya Türk cemiyetidir.

Münhal Vekillikler

Cum'huriyet devri devlet ve hükümet mefhumlarına eskidenleri dikkatli olmuştur. Bugün birbirinden mühim dört İcra Vekilliği Büyük Meclisin ve milletin gözü önünde aylardanberi münhal duruyor. Gene bugün 15 kadar elciliğin, hattâ müttefik memleketlerde münhal olduğunu işitiyorum. Temyiz baş reisinin emekliye ayrılması gibi aylarca yerinin boş bırakılması da mesele olmuştur. Bu haller devlet ve hükümet ema­netlerine dikkat ve millete hürmet vecibelerile tartılmak lâzımdır.

Bütün bu hazin misalleri siyasî bünyemizde düzelmesi acele ve elzem olan meseleler olduğunu göstermek için zikrediyorum. Demokratik reji­mimiz garp usulü kaidelerinden tamamiyle ayrılmış ve uzakta kalmıştır.

Garp medeniyeti âlemi içinde aynı hayat tarzım takip eden bir millet ola rak bulunmak bizim hayat ve selâmet şartlarımızdandır. Medeniyetin de­mokratik hayat tarzından ayrılarak siyasî veya askerî tertipler saye­sinde aynı aile içinde kalıp sağlam itibarı ve kader birliğini temin etmek " mümkün olabileceğini sanmak yanlış' hesaptır ve milletimizin istikbali için tehlikeli derecede yanlış hesaptır.

Sayın delegeler,

Dış politikada dünya vaziyeti helecan verici bir hâdiseden öbürüne atla­yarak geçiyor. 3u hâdiseler son senelerde hep bizim etrafımızda toplan­mıştır. Balkan paktının durumu İlcidir. İstikbal için belki bir gün ışık gösterir diye bugün fazla karartmaktan sakınacağım. Bağdad Paktının dı­şarıdan, yakınlarımız ve uzaklarımız tarafından ne kadar tartaklandığı­nı görüyorsunuz. Bununla beraber Bağdad Paktının hayatiyetini muha­faza etmek azminde olan dostlar da vardır. Iran ile demiryol bağlanması ve öteki ulaştırma birleştirmeleri için anlaşmalar yapılması sevinilecek başarılardır. Şüphe yoktur ki, bizim dış politikamız esas itibariyle NA­TO tertibine dayanır NATO'nun oskerî mahiyetinin sağlam kalması ter­tibinin aslını teşkil eder. NATO'nun kuvvetli kalmasını biz çok yakından takip etmeliyiz. NAT'O içindeki münakaşalardan ıstırap duymalıyız. Al­manya'nın haklı endişeleri ile alâkalı olmalıyız. Süveysten geçit mese­lesinde müttefiklerimizin hayatî emniyetleri mevzuu bizim de hayat em-niyetimizdir. Kıbrıs'ın Yunanistan eline geçmemesi 'bizim için elbette emniyet davasıdır. Arap memleketlerinin her îbiri aleyhindeki istilâ emellerine biz gizli aşikâr hiç bir şekilde taraftar olmamalıyız. Arap -İsrail ihtilâfında bizim menfaatimiz ancak sulhun teessüs etmesindedir.

Arap - İsrail arasında adaletli bir sullhun teessüsünü Birleşmiş MiUetler taraflara kabul ettirebilirler ve kabul ettirmelidirler.  Ortadoğu sakinlerinin birbiri aleyhine ve yabancılar aleyhine istilâ emelleri beslemeleri yersiz, haksız, kendileri için ve Milletlerarası sulh için tehlikeli macera­lardır. Balkan Paktının ve Ortadoğunun bugünkü hali, bizi, bulunduğu­muz bölgede kuşatılmış bir duruma düşürüyor. Uyanık dermanlı ve tedbirli bulunmağa mecburuz.

Avrupa Konseyinde lüzumu bir âza kıymeti kazanacak surette çalışma­mız çok arzu olunur, Avrupa Birliği güçlükle olsa da yayılıyor ve yerle­şiyor. Avrupa medeniyet ailesinin istikbali birliktedir. Son defa İtalya'daki toplantıda birlik fikri pek mühim bir ilerleme kaydetmiştir. Bu ce­reyanın içinde bulunmak imkânını biz de ciddî olarak takip etmeliyiz.

Son günlerin dış meseleleri:

Muhterem arkadaşlar,

İç politikamızı Çarbî Avrupa mânasında bir demokratik hayat tarzı için­de kat'î olarak tesbit etmek ve bu hüviyet içinde sağlam bir millî bünye sahibi olmak bizim dış meselelerimizin hepsinde ve ağır basan bir ihti­yaçtır.

Son günlerde Polonyn'da ve Macaristan'da geçen hâdiseler dünya sulhüne ve bu sebeple de bütün milletlerin kaderine tesir edecek ehemmiyet­tedirler. İstiklâlini temin etmiş ve Şarklı Garplı komşularına müstakü ve medenî varlıklarını takdir ettirmiş tecrübeli milletler dünyanın karar­sız durumuna ışık ve istikrar getirebilirler şimdilik mülâhazalarımız her hangi bir karışma mânasına mahal vermiyecek bir dikkatle halis temen­nilerimiz hududu içindedir.

Sayın delegeler, iktisadî politikamız geçirdiğimiz senede bildiğiniz unsur­lara ek olarak Millî Korunma tedbirlerinin tesirleri altında bulunmuş ve son zamanlarda endüstri bünyemize tamamlanan yeni tesisler getirmiş­tir. Bundan başka İstanbul ve Ankarada büyük mikyasta! imar teşebbüs­leri ve istimlâkleri yürümeye başlamıştır. İlk Önce yeni fabrikalar açıl­masına temas edeyim. Medeni bir memleketin yalnız ziraat içinde kalamıyacağı ziraat ülkesinin de asgarî bir endüstri kudretine sahip olması esas itibariyle bizim tezimiz ve programımızdır.

Devletçiliğimizin zarureti ve mânası da budur. Bizim devletçiliğimizi ku sur sanıp da serbest teşebbüsle endüstri kurmak kâfi olacağını zanneden, bugünkü iktidar, .kurduğu fabrikalar için devlet menbalarını en geniş ölçüde kullanmaktadır. Demokrat iktidar ilk senelerde bütün kuvvetini ziraat sahasına hasretmek arzusunda idi, Büyük Meclis zabıtaları şahit­tir. Memleket için asgarî bir endüstrinin lâzım olduğunda İsrar eden ve dışarıdan gelen yardımların gelmeyeceği günlere hazırlanmağı tavsiye eden biz olduk. Tarizleri insafa davet için bunları söylüyorum. Yoksa iş yapmak ve eser vücuda getirmek güç olduğunu tecrübe ile bilen insanlar olarak_ her açılan fabrikanın müteşekkiri, her yeni köprünün minnetta­rıyız. İktidarın ,bir gün bazı eserlerini yarım bırakarak çekilmesi halinde, yeni iktidarın o yarım eseri tamamlamasını isteriz. Bu suretle tamamla­nan eserin şerefinin ve takdir borcunun da kendilerine verilmesini doğ­ru buluruz. Biz demiryolu ile Sivas'a gittiğimiz zaman rahmetli Sadra­zam Halil Rıfat Paşanın Sivastaki yol politikasına ve eserlerine şükran ifade etmiştik. Amma işler insanlık borçları  dışında vazife   hudutları içinde tetkike ,başlandığı zaman durum başkadır. İktidarın malî ve ikti­sadî anlayışı ile birbirine zıd zikzakları yüzünden milletçe kayıplarımız ve ıstıraplarımız hudutsuzdur. İstatistiklerin propaganda maksadına gö­re kullanılması saa'atı ve tek taraflı propaganda inhisarı ile insanların yanlış muhakemeye sevkedilmesi sonuna kadar mümkün, olamaz.

Ne aldık ne devrettik

Biz harap bir memleket aldık ve iki Cihan Harbinden çıkmış bir ülkeyi, maddî, manevî hususiyle manevî ve medenî sahada en. yüksek itibarda bir varlık olarak yeni program ve yeni azim sahiplerinin hizmetine ba­raktık. Gördüğümüz muamele ilk gündenken yalnız hakaret, tezyif ve iftira olmuştur. Resmî işlerimiz, şahıslarımız, ailelerimiz en ayıp iftira­lara ve kasıdlara uğramıştır. Müsaade 'buyurunuz Bir iki istatistik rak-Iramı da ben zikredeyim. Biz iktidarı vaktiyle dünyalara yayılan olan bir İmparatorluktan aldık. Memlekette dokuma iç;n yeni bir fabrika sis­teminde 10 bin iğ yoktu., Pamuğumuz çok kusurluydu. Yeni pamuk nesli vetiştirdik Bunun için dümyanm muktedir müteha-ssıslariyle 10 seneden, fazla çalıştık. Bıraktığımız resmî ve hususî iğ sayısı aldığımızın 30 mis­line yakındır. Biz maziden bir .gram şeker almadık. Bizim bıraktığımnz dört şeker fabrikasının 1955 istihsali 123 bin tondur. 180 bin istihsa] et­tikleri sene de olmuştur. Biz ağır demir ve çelik endüstrisi kurduk. Bol ve hazır para elde iken demir ve çelik ihtiyacımız henüz ona dayanıyor.

Biz kömür havzası olarak İmparatorluktan ne aldık, ne teslim ettik? He­le havzanın gelişmesi için bıraktığımız program ve plân tatbik halinde değil mi idi? Biz Seyhan ve Sarıyar Barajlarının plânlarını ve para ter­tiplerini hazır bıraktık. Aiti sene sonra aleyhimize propaganda bayram­larını seyrediyoruz. Biz Ankaradan kalktık demiryoliyle Horasan'a var­dık. Altı senede Horasan'dan löö kilometre ötede Sarıkamış'a çıkılamamıştır. Genç'te bıraktığımız treni 100 kilometre ötedek; Muş'a altı se­nede götürdükleri zurnan nasıl gösteriş yapacaklarını bilemediler. Bu günlerde petrol törenleri ile hep seviniyoruz. Eğer 15 sene önce bugün­kü gibi çalışmaya baslansa imiş neler olurmuş, insafsızların sanki ceva­bını felek tertip etmiş gibi, aynı günlerde gazete röportajları Kaman -Batman havzasının menkıbeleri ile doludur. 1950 de ele geçen imkânlarla ve eski gayretle çalışılsa idi petrol durumumuz elbette bugün başka türlü olurdu. Petrol dâvasında kimin haklı olduğunu zaman gösterecek­tir. Başbakan yabancı sermaye aleyhtarlığımızdan da her vesile ile bah­seder. Seçim esnasında memleketi satıyorlar demişiz. Ben böyle bir sö­zü hiçbir yerde söylemedim ve mes'uliyet sahiplerinden kimsenin söylediğini de işitmedim. Seçimde yabancı sermaye içm söylediklerimiz daha önce Büyük Mecliste söylediklerimizin çerçevesindedn1- Biz yabancı ser­mayenin Türki^ede yerli sermayenin üstünde imtiyaz sahibi olmaması tezini tuttuk, İktidar petrolda yabancı şirketlerin kendi memleketlerin­deki şirket kanunları ile Türkiyede çalışmaları usulünü getirdi. Biz ya­bancı sermayenin Türkiye'de toprak işletmesine girmemesini istedik. Her halde bizim tesirimizle şimdiye kadar yabancı sermayenin Türkiye'de zi­raat işletmesine henüz müsaade edilmemiştir.

Yabancı sermayenin Türkiye'de Türklerle aynı şartlar altında çalışması­nı isteriz. Eğer memleketin hukukî ve iktisadî düzeni lâzım olan emniyet ve kazanç şartlarını temin ederse dost ve yabancımın sermayesi    gelir.Şartlar elverişli değilse gelmez. Ne imtiyaz verirseniz gelmez Zira ver­diğiniz imtiyazlarla hâlde bir şey kazanmazsınız istikbal için başınızı belâya sokmuş olursunuz. Kapitülâsyonlar nedir. Esası yabancı sermaye ve ticaretin gelmesi için olağanüstü kolaylık göstermek gayretinden doğmuş tur. Yabancı tüccarlara kapitülâsyon fermanlariyle imtiyaz veren Padişah "lar ne kimseden korkuyorlar ne ülkeyi satıyorlardı. Sadece gelmesini -arzuladıkları iş adamlarının memleket hukuk ve iktisat şartları karşı­sındaki mübalâğalı ürküntülerini yatıştırmaya çalışıyorlardı. Randall ya­bancı sermaye isteyen Türk'lere çok nazikâne ve dostane olarak tavsi­ye eder: «İlk önce siz memleket sahipleri kendi sermayenizi kendi işlerini­ze yatırınız.» der. Sesimizin bütün kuvvetiyle tekrar ve ilân edelim. Memleketin hukuk ve iktisat şartlarında ehemmiyeti ve kazancı temin edecek çareler bulmak her türlü gelişmenin ilk menhalesidir.

Tarizlere ilk defa ve biraz temas ettikten sonra şimdi iktisad ve politi­kadaki şikâyetlerimize geçelim.

Biz daima hakikatlerin memlekete söylenmediğinden ıstırap çekeriz. Dışarıya döviz borcu daimî bir sırdır.

Biz enflâsyon politikasının aleyhin deyiz. Senelerdenberi ikaz ederiz. Senelerdenberi red cevabı almaktayız. Sonra hükümetler kurulurken malî tasarruflar ve takat dışı teşebbüslerden sakınmalar teahhüt olunmuştur.

Aksi yapılmıştır. Şimdi de dört milyarlık .bütçeden bahsolunmaya baş­landı. Geçen seneki bütçede tasarruf ihtiyacı, para kıymeti, enflâsyon mahzurları için söylediklerimiz acı acı teeyyüd etti. Gelecek seneler du­rumun daha güç olacağı şimdiden gösterilmiş oluyor.

Geçen sene her mahallede  10-15 milyoner yetiştirme ile övünme vardı.

Geçen sene pahalılık muhalefetin sım'î bir propaganda gavreti idi. Bu sene pahalılık ejderi ile uğraşma ve fazla zengin 'bir tabakayı indirme gayreti ilân edildi. Millî Korunma dört ay Önce her derdin devası idi.

Bugün Milli Korunmanın aksaklıklarına karsı mücadele tedbirlerinden "bahsediliyor,

Millî Korunma devrinden bazı İstifadeler kalacaktır. Ve kakmalıdır. Di­ğer taraftan tedhiş ve emniyetsizlik tesirleri de bir an önce kalkmalı­dır.

Biz hem hukukî salhada, hem iktisadî sahada emniyet ve istikrara kavuş­malıyız, Plânsız ve programsız birsey olmaz. İçinde bulunduğumuz birkaç ayda gedmez. Hesabını, kitabını bilerek Milletçe seneler sü­rebilecek bir mahrumiyete hep 'beraber, eşit şartlarla katılmalıviz. Enf­lâsyon ile endüstrileşme olamaz. Fabrika açmak için senelerce ilâçsız ka­lınamaz. Amma endüstri makul Ölçüde mahrumiyete katlanarak kurula­bilir. Lüzumlu olan eksik ve dar maddeler ihtiyaç sahiplerine adalet ile eşitlik içinde tevzi olunur. İktisadî gelişme bizim davamızdır. En müte­vazı bütçe günlerinden ıberi imar ile ve iktisadî alanda cihazlanma ile uğraşıyoruz. Malî ıslahat bahsinde ise bizden Önce ve bizden sonraki bü­tün iktidarlar yanında önemli yerimiz vardır. Aşardan, gelir vergisine kadar çağlar değişmiştir. Yaptıklarımızın daha ilerisine kimseler henüz cesaret edemiyor. İktisadî gelişmeye biraz daha temas edeyim. Biz ikti­sadî kalkınmayı takdir etmeğe hasret  çekiyoruz.  Amma memleketimiz tarihînde ele geçen müstesna fırsat ve bol imkânlar devrinin plansızlık ve israf yüzünden verimini azaltması ihtimalinden İstırap içinde ve şi­kâyetçiyiz. İşte iktidarın geniş bir minnetle takdir olunması için ve va­tandaşların ümit ve güvenle ilk darlık ve mahrumiyetlere katlanmaları­nı sağlamak için basil: bir teklif yapacağım. 1950 den beri yardım, ikraz, istikraz, borç, hazır altın ve döviz olarak sarfettiğimiz döviz paraları ilân edilsin. Bunun karsısında vücuda getirilen eserler son fabrikaya ka­dar döviz para olarak yazılsın. Bilanço bizim çok münakaşamızı kese­cektir. Hattâ arzu oiunmavan bir açık bile görülse hakikatin söylenmesi tedbirin varisi olduğu için bilanço çok faydalı olacaktır. Göreceksiniz ki bu masum talep iltifat görmiyecektir.

Son zamanlarda birden bire parlayan büyük şehirlerimizin imar hamle­leri karşısında hayretler içindeyiz Takip edilen, asuller ilmin ve kanunların izah edemiyeceği fevkalâdeliklerdir. Bu yıkmalardan bir iki geniş yol ve açık meydan kalırsa birçok lüzumsuz ıstırabın tesellisi olacak­tır.

Şehirler  imarı çok iyi bir şeydir. Bunun ancak her teferruatı ihtisasa ve plâna istinad eden bir usul ile tahakkuk etmesini kavrayıp anlıyabiliriz. İstanbul plânını yapmış olan ihtisas adamını kıymetsiz ilân ede­rek tardettikten altı sene sonra onun plânını tatbike geçmekteki mübalâ­ğalı gösterişi bizim zihnimiz almıyor. Bu icraattan ne eser kalırsa yürek­ten memnun olacağız. Herhalde bu imar hamleleri bir kısım vatandaşla­rın meşru ve kanunî haklarının ziyana uğramasına sebep olmamalıdır.

Muhalefet arasında işbirliği meselesi

Muhterem delegeler,

Günün siyasî konusu olarak muhalefet partileri arasındaki iş birliği mü­nakaşasına da kısaca dokunmak istiyorum. Büyük Millet Meclisinde tem­sil olunan her üç muhalefet partisi hususiyle sor. hükümetin kurulması devrinin hâdiselerinden beri taibiatiyle muvazi yolda olmuşlardır. Mu­halefetler ağız"birliği ile rejim buhranı olduğunu söylerler. İktidar bu teşhisi kabul etmez. Her üç muhalefet partisi rejim bahsinde hemen he­men aynı şikâyetlerden mustarip görünürler ve vatandaşa her şeyden önce rejimin düzeltilmesine inandırmaya çalışırlar- Büyük Millet Mec­lisinin ilk iş olarak reiim teminatını halletmesi lüzumuna biz daha 3 nisan tarihinde ilân ettik. Bu maksad için yalnız basma iktidara gelmeği düşün­mediğimizi de söyledik. Bundan sonra 8 temmuzda her üç Parti Meclis Grubu arasında da bir müşterek beyanname neşrolundu. Hürriyet Par­tisi 14 eylül 956 tarihli bir muhtıra ile teklifler yaptı. 30 eylüle kadar ce­vap istedi. Biz gayret ettik zamanında cevap verdik. Cevabın ne için mak­bule geçmediğini anlayabilmiş değiliz. Hallolunacak rejim meselelerini saydık ve mutabakat söyledik. Biz zannettik ki ana prensipler dışındaki hükümler  üzerinde  görüşelim  demek müsbet bir yol  göstermektir.

Reiim dışı meseleler usule taallûk ediyor ve aynca bir takım yeni ıslâ­hattan bahsediyor.

Usule taallûk eden başlıca kısım yeni Meclisin ilk Önce rejim teminatı­nı halleden bir kurucu Meclis gibi çalışmasıdır. Bunda mutabık olduğu­muzu 8 nisan tebliğimize atfederek belirttik- Yalnız başına iktidar düsunmuyoruz demek bir koalisyon demek değil midir? Bugün daha fazla ne söyliyebiliriz? İktidara gelsek de üçte İki çoklukla gelip Anayasa derişjnesi mümkün olacağı malûm değildir. Her partinin ne miktarda gelip koalisyonun nasıl kurulacağı da kestirilemez Hülâsa önce kurucu Meclis gibi çalışmak ve ilk olarak rejim meselelerini halletmek bahsinde lâzım, olan şey tarafımızdan söylenmiştir. Daha söylenmesi arzu edilen konu­lar görüşmekle ıbelli olur Biz zannederiz ki müsavi muamele sisteminin ilk delillerinden biri de yapılan bir teklifin görüşülmesini kabul etmek­tir.

Cumhuıiyet Halk Partisi cevabında başka iki nokta üzerinde de ısrar et­ti. Birisi üçlü mutabakat lüzumu ve bu sebeple CM. Partisinin cevabı alınmasıdır. Öteki nokta d? seçimde işbirliğini hattâ mutlak olarak imkânının bugünkü mevzuat içinde tetkik ve ona göre mücadele edil­mesidir.

Sonraki ifadelerden anlaşılıyor ki Hürriyet Partisi. birçok maddeler için­de esas olarak 2-3 konu üzerinde duruyor. Biz bunun hikmetini keşfede­medik. Aleyhimizde yapılan isnadlara kendimizi kaptırmiyacağız.

Demokrasiyi C-H.P. getirmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Demokrasi rejimini hulus ile getirmiştir. 1945 ile 1950 arasında rejimi ilerletmek ve yerleştirmek için çok şey yapmıştır. O zaman gazetelerimiz, toplantı haklarımız, seçim şartları ve mevzuatı­mız emniyet ve idare âmirlerinin hareketleri bahsinde mütemadi bir dü­zelme ve ilerleme olmuştur. O günlerde kimse memnun değildi. Bugün de yapılan isleri eksik görerek tamam ve mükemmel bırakmadığımız için biz^ itap edenler az değildir. Amma tarizler insaf ile muhakeme edi­lirse haksızdırlar. Yeni bir hayat tarzının tütün müeyyidelerini bugünkü siyasî partilerden hiç birinin yardım etmediği bir eski devirden beklen­mek yersizdir. Bize yapılan tarizler ancak bugünkü çaresizliğin ümidsiz bir tepkisi olarak izah olunabilir. Cumhuriyet Halk Partisinin tek parti devrinden geçerken kadar çok şey yapmış olduğunu göz önünde can­landırmak için bir basit suale vicdandan cevap vermek kâfidir. Evet 956 senesinde matbuat ve toplantı hürriyetleri polis ve idare hareketleri, -adalet emniyeti, seçim şartları ve kanunları, hülâsa Demokratik hayatın anahatları ve insan hakları mevzularında, bütün eksiklikleriyle beraber 1950 senesini kabul etmeğe razı mısınız? Sualini kendimize    sormalıyız.

Cevap Cumhuriyet Halk Partisinin iftihar medarıdır. Daha memleketi­mizin hiçbir siyasî partisi iktidarda ve muhalefette Cumhuriyet Halk Partisi Demokrasi yolunda verdiği şerefli imtihanı geçilmemiştir. Kim­seyi  kırmak  istemediğim  için  bu  hesaplaşmayı  burada  kesiyorum.

Muhalefet partilerinin rejim bahsinde işbirliği muvazi -yollarda tabiatiyle bugün mevcuttur. Biz bu durumu zehirlememeğe dikkat edeceğiz. Za­man, ihtiyaçları daha açık gösterecek ve hepimize yeni ilhamlar geti­recektir.

"Sevgili arkadaşlar,

Son zamanlarda İzminle söylenen nutka münakaşa zemininde temas etmiyorum. Fikir tahlili için bir cevap konusu bulamadım. Haksız tecavüz ve isnad kelimeleri, konuşma, basın, radyo, mahkeme yolları ile cevap­lanmak imkânı olmadığı kin aynı ile çıktıkları yerde kalırlar. Yalnız ce­miyetimiz bu zihniyetlerden ıstırap çekmektedir. 1955 23 ekim'indekî sancak töreni İzmit halkını pek mahzun etmiş idi. Bir sene sonra 19 ekim­de vazife gören vatan evlâdlarının iç ve dış düşmanlarla birlikte göste­rilmesi İzmirlilerin hak ve insaf duygusunu yaralamıştır. Bu sahneler nesilden nesile anlatılacaktır.

C.H.P. azimle çalışmalarına devam edecektir.

Sayın Delegeler,

Cumhuriyet Halk Partisi Demokrasi dediğimiz yeni hayat tarzımızın, iç ve dış emniyet ve istikrarın, inkılâplar ve ideallerin iktisadî ve malî. ge­lişmenin dâvaeasj olarak azim ve güven ile çalışmasına devam edecek­tir

Halk Partisinde bulunanlar siyasî büyük bir vazife taahhüt etmişlerdir. Muhalefetin dâvada sebatı ve karakter imtihanı da güçlük zamanlarında belli olacaktır. Halk Partililer kendi aralarında ve temiz yollarda tesanüd vazifeseverlik. fedakarlık duygulariyle vatandaşın itimadını beslemeli, demokratik rejimin mutlaka iyi günleri geleceğini kendi inançları ile göstermelidirler. Cumhuriyet Halk Partisinin en küçük kademesinden en büyüğüne kadar 'bir mühim vazifesi di en kuytu köye kadar gidip siya­sî vazife şuurunu anlatmaktır. Demokratik rejimin ivi ye feyizli işleme­si vatandaşın kendi elinde olduğu anlatılmalıdır. Şikâyetlerin vebali ve sorumluluğu vatandaşın seçim dışında ve seçim içinde doğru dürüst va­zife görmesine dayandığı zihinlere ve ahlâk telâkkilerine yerleşmelidir.

Halk Partililer bu haklerde misal gibi çalışmalıdırlar.

Türkiyede çalışma ve işçi mevzuunu milletin başlıca bir meselesi olarak siyasî ve sosval nizam içine resmen almış olan Halk Partililerdir. Bu hareket siyasî program içinde başlı basma bir taahhüt mahiyetindedir.

Halk Partililer çalışına ve işçi meselesini bu ehemmiyette görüp takip edeceklerdir.

Bu mevzuda günlük ve endişeli meselemiz Federasyonlara karşı iktida­rın takındığı tavırdır.

Muhterem arkadaşlarım,

Demokratik hayatın yürüyüşüne basınımızın başlı basma bir ver tuttuğu önbir seneden beri bizim memlekette de sabit olmuştur. Bugün basının cemiyete ne suretle örnek 'olabileceği bütün milletin ateşli gözleri önün­dedir. Türk basınının güçlüklere, siyasî ve içtimaî hastalıklara karşı mact deten, manen ne kadar dayanabileceği medeniyet âleminin de meraklı tetkiki altındadır. Türk hasmı demokratik nizamı korumakta büvük te­sirlere henüz sahiptir kanaatindeyim. Siyasî hayatta fena bir gidişe mâ­ni olamadığı zaman rıza ve kabul ifade eden açık veya kapalı bir yar­dakçı rolüne tenezzül etmemek, sadece bu bile, o gidişin cesaretini ook azaltabilir. Biz, basınımızın haysiyetini korumak gayretinde sebat edece­ğine güveniyoruz. Basınımızın idealist fedakâr mücahidi erinin, halde ve gelecekte milletimizin, gözünün nuru itibarını taşıyacaklarına asla şüphe yoktur.

Muhterem delegeler,

Konıgreyi sevgiler ve saygılarla selâmlarım.»

TÜrk - İspanyol görüşmeleri hakkında müşterek tebliğ:

30 Ekim 1956

 Ankara :

Hükümetimizin resmî misafiri olarak 27 ekimdenberi Ankarada bulunan dost İspanyanın Hariciye Nazırı Ekselans Al'berto. Martin Artajo, bu sabah saat 8.30 da, 'hususî tayyaresine rakiben beraberindeki resmi heyeti teşkil eden_ İspanya Yüksek Ordu Mektebi Müdürü Tümgeneral Ma-riano Alonso İspanya Hariciyesi siyasî işler umum müdürü elçi Barsenas, Madrid Üniversitesi profesörlerinden ve İspanya Akademisi âzası Garsia Gomez, Efe Ajansı Müdürü ve Siyasî Muharrir Gomez Aparicio ve müsteşar Laor'don bulunduğu halde bu sabah İzmir'e müteveccihen hareket etmiştir.

Muhterem misafire. Madrid Büyükelçimiz Feridun Cemal Erkin refakat etmektedir  

Esenboğa hava meydanında. Nazır, Nafıa Vekili ve Hariciye Vekâleti "Vekili Ethem Menderes Hariciye Vekâleti Kâtibi Umumîsi Büyükelçi Nuri Sirgi, Protokol Umum Müdürü Şemseddin Mardin, hariciye ileri Selenleri ve İspanya Büyükelçisi ve 'büyükelçilik erkânı tarafından as­kerî merasimle uğurlarım iş tır.

Ekselans Artaio ve beraberindekiler İzmirden sonra İstanbula gidecek­ler ve yine hükümetimizin misafir? olarak orada 2 kasıma kadar kaldık­tan sonra  İspanyaya müteveccihen memleketimizden  ayrılacaklardır.

Ankarada yapılan çok samimî ve verimli siyasî görüşmeler neticesinde tesbit edilerek her iki memlekette bugün neşri kararlaştırılan müşterek tebliğ Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosunca aşağıdaki şekilde ilân edilmiş bulunmaktadır.

Mii«(er,ek resmî tebliğ: v

Lsüanva Haricive Nazırı Ekselans Alberto Martin Artaio. Türkive hükü­metinin davetine icabet1 e. 1956 ekiminin 27 sinden 30 na kadar Ankaraya resmî bir zivaret yapmıştır.

Bıı 7Jvaı;et Resicumrıır Celâl Bavar. Başvekil Adnan Menderes ve Na­fıa Vekili vp Hariciv'e Vekâleti Vekili Ethem Menderes'le olmak Üzere müteaddid  görüşmeler in yapılmasına fırsat vermiştir.

Görüşmeler, iki memleket arasında mevcud manevî dostluğa her bakımdan uygun bir samimiyet ve karşılıklı itim ad havası içinde cereyan et­miştir.

Türkiye - İspanya münasebetlerinin her sahada genişletilmesi hususun­da iki taraf karşılıklı arzularını ifade etmişler ve bu maksatla yeni bir dostluk muahedenamesi akdini kararlaştırmışlardır.

Milletlerarası meseleler ihtimamla tetkik edilmiştir. İki tarafın devlet-adamları âdilâne ve ievamlı bir sulhun tesisi için bütün sulhsever mem­leketlerin, her zamankinden ziyade, realist bir teyakkuz göstermeleri ve 'gerek millî gerek milletlerarası bakımdan vazifelerini ve mes'uliyetîerinf müdrik bir şekilde sıkı işbirliği yapmaları icabettiğini müttefiken müşa­hede eylemişlerdir.

Reşid Paşa

1/X/1956 tarihli (Hakimiyet) ten:

Aydınların gerek siyasî meselelerle, gerekse memleketin diğer dâvalariyle, hattâ istenen derecelerin altında dahi alâkadar olmalarından şikâyet edereler, acaba kendilerine düşen vazifele­rin neler olduğunun     farkındadır.

Aydınların, halihazır ve maziye ait hakikâtlerin 'birçoğundan haberdar ol­madıkları veya bu hakikatlerin ekse­risi üzerinde yanlış ve eksik fikirlere malik bulundukları muhakkaktır. Fa­kat bu kifayetsizlikten şikâyet edenlerin aydınları tenvir etmek ve malû­matlar kılmak hususunda hiçbir gay­ret sarf etmedikleri de meydandadır.

Millî mücadelenin, Cumhuriyetin ve inkılâpların ruhu olan Büyük Nutku okuyanların acınacak kadar az olma­sı, mazinin daha önceki safhalarının hiç de bilinmemesinden ileri gelmektedir.

II. Meşrutiyet, Millî Hakimiyet yolun da kazanılmış en mühim merhaleler­den biriydi. Bu merhalenin nasıl ger­çekleştiğini ve bu merhalenin ıslden kaçırılması için hangi zümrelerin ne gibi faaliyetler sarfettiklerini aydınla­ra anlatıyor muyuz?

Meselâ II. Meşrutiyetin ilânına takaddüm eden günlerde büyük vatanper­ver Reşİd Paşanın, Saraya ültimatomların en şiddetlisini yolladığım ve bu ültimatomun Saray ve Babıâliyi hür­riyet ilânına mecbur bıraktığını kaç münevver bilmektedir? Hürriyetin ilk defa Serez'de ilân edildiğini ve bu ilân keyfiyetinin ;başında yine büyük .milliyetçi Reşid Paşa cesaretin ve faziletin bu en mükemmel örneğini verirken, onun muhterem refikasının Selânikte, nuıtuklariyle  halkı   tenvir   etmiş   olduğunu ve böylece Türk kadınının asalet ve mümtaziyetini en müsait olmayan şartlar altında, fakat en başarılı bir şekilde ispat ettiğini aydınlara ifade etmıskte teallük gösteriyor muyuz?

II. Meşrutiyetin ilânına mecbur ka­lan müstebitin ve onun etrafında top­lanan ve zehirlerini ikmâl -atmeye baş­layan zümrelerin, millî hakimiyet yo­lunda kazanılmış olan bu merhaleye nasıl di? bilediklerini ve bu merhale­yi ifsad edebilmek için nasıl hazırlık­lara giriş ildiğimi ve nihayet 31 Marta kadar nasıl gelindiğini münevverlere anlatacak tetkikçileri neredeler?

Hain Sultanın işbirliği ve altınlariyle ayaklanan mürteciler! tedip ve hürri­yeti iade etmek maksadiyle İstanbul üzerine yürüyor, fakat Edirneye ge­lindiği zaman parasız kalan Hareket Ordusuna gerekli parayı temin eden şahsiyetin bir paşa olduğunu ve Re­şid ismini taşıdığını tetkik çilerim izden hangisi tamim etmiştir?

Hareket ordusunun hareket kabiliyetini sağlayan Rısşid Paşa bir tetkikçinin delâletinden başka şekilde aydınlara nasıl ulaştırabilir?

Evet, mazinin muhtelif safhaları hakkında aydınlamalar yapmadan münevverlerden millî mücadeleye dair 'bilgi­ler istemek, hem tarihe, hem de mü­nevverlere değer vermemek demek olaçaktır.

1919 un türlü cereyan ve telkinleri al­tında âdeta bunalmış bir hale gelen Anadolu'da Atatürk'ün ne müşkülât ile karşılaştığı malûmdur.

O zaman. Sivas'ta Atatürk'ü karşıla­yan valinin yine Eesid Paşa olduğu hatırlatılırsa, Reşid Paşanın mazideki vatanperverliğini bilmeyen bir münevver bu noktada düşünmek ve olayları birbirine bağlamak imkânından mahrum  kalacaktır. Fakat,  mazinin safhalarını bilen bir münevver. Sivas Kongresi için Reşid Paşanın Vilâyetinin se­çildiğini, Reşid Paşanın niçin İstan­bul ile alâkasını kestiğini ve onun için Atatürk'ün ilk Valisi olmak mazhari­yetini kazandığını iyice anlayacaktır ki, Reşid Paşanın isminden ve unva­nından evvel vatanperverliği ve mil­liyetçiliği vardır.

Aydınlardan şikâyet edilmesi vesile­siyle, biz sadece Reşid Paşanın iki üç kahramanlığından söz açtık. Tetkikçi-ler! Haydi iş başına!

Bu imâr ânı bir karar mahsulü de­ğildir.

Yazan: Peyamî Safa

2/X/1956 tarihli (Milliyet) ten:

İstanbul'un imân hazırlıklarının tari­hini bilmeyenler, Adnan Menderes'in ânî bir karariyle, plânsız ve program­sız, binlerce kazmanın harekete geldi­ğini sanmışlar, Başvekilin fevri mizacı hakkındaki dedikodular, bu imâr kıya metinde büyük ve canlı bir misâl bul­muştur.

Bir kar kişiden, şuna tosnzer sözler işittim:

İşte yine tetkiksiz, hazırlıksız, ânî Karar mahsulü hareketler...

İstanbul'un imârı bir karar mahsulü değildir. Prof. Fahrettin Kerim Gökay' ın bir kaç yıldan beri, Başvekille ve yabancı şehircilik mütehassıslariyle de istişareden sonra, Belediye Reisliği de neme ve incelemelerinden doğan bir plânın mahsulüdür. Gecen sene, Tek­nik üniversitede açılan «Müstakbel İs­tanbul» sergisinde, GÖkay, imârdan sonra şehrin alacağı şekli maketleri--halka .göstermişti. Hareket başlamadan Önce de gazetecilere müjdelendi: »Bu yıl imâr yılı olacak.»

Hazırlığın tarihini bilenler için ortada bir sürpriz yoktur. Hattâ plânın tat­bik şekilleri de evvelden hazırlanmış­tı. Ancak bize hayret veren şey, bu tatbikatın ritmindeki yıldırımvari sürattir.Tek basma bir Belediye Reisi, elindeki" mahdut salâhiyetlerle bu kadar zamanda bu derece büyük bir dâvanın hakkından gelemezdi.

Mektuplarından anlıyorum ki, bâzı okuyucularımızın insafsız hükümleri ek; sik ve yanlış bilgilere dayanmaktadır, Buna benzer tenkidleri ileri sürenler, imâr hareketinin yıllardan beri hazır­lanan dikkatli incelemelere dayandığı m bilmiyorlar; yerli ve yabancı ihtisas, sahiplerinin mütalâaları hesaba katıldığımı da bilmiyorlar; Gökay'ın bu mev­zuda geçen sene koskoca bir sergi aç­tığını da bilmiyorlar; istimlâk edilen ve edilecek büyük binaların çoğunun, hazine malı olduğunu da bilmiyorlar; daha bir çok şey bilmiyorlar.

İstanbul'un imârı plânı üzerinde, ihti­sas veya tecrübe sahibi olanların ile­ri sürecekleri tenkid ve temennilerin değeri münakaşa edilebilir. Fakat bu plânın varlığından bile haberi olma­yan ve imâr hareketini ânî bir heves ve karar mahsulü sanan kimselerin, daha ziyade siyasî ihtiraslara kapıla­rak verdikleri toptan ve yıkıcı hüküm­lerin herhangi bir bakımdan, hiç bir değeri yoktur.

Bugün çeşitli darlıklardan boğulan İs­tanbul, imâr bittikten sonra, tarihinin en büyük nefeâ-ni aldığı zaman, bo­ğulma sırası bütün o ihtiraslara gele­cektir.

Dünya bankası

Yazan: Namık Zeki Aral

İ/X/195€ tarihli (Ulus) tan:

Kısaca Dünya Bankası adiyle anılara Milletlerarası İmar ve Kalkınma Ban­kası» geçen eylûl'ün yirmi beşinci günü son hesap senesine ait raporunu neşretmistir, Fakat elimizde raporun aslı de­ğil, hülâsası bulunuyor. Biz de bu hülâsaya bakarak Bankanın bilhassa son seneye ait muamefelerine veya fa­aliyetlerine  kısaca  bir göz atalım.

Bankanın hesap yılı bir temmuzda başlar. Haziran sonunda nihayete erer. 1955  -  56  devresinde Afganistan    ile-

Kore'nin de âza devletler araşma iltihafciyle Bankanın ortakları adedi 58 e varmış bulunuyordu. Banka koopera­tif mahiyette beynelmilel bir nüessedir. Âzamemleketler arasında bilindi­ği gibi, Türkiye da vardır.

Kapor Bankanın son yıl muamelelerin de memnuniyet ifade ederken şöy­le der: "Bankanın faaliyeti dünya ikti­sadiyatının dâimi surette serpilip geliş meşini gösterir bir muhit içinde cere­yan etmiştir. Öyle bir devrede ki son altı ayının bazı mertebe batîlejme göstermesine rağmen bu devrede en büyük bir adedi ekseriyetle fertler ta­rihin hiç bir ânında görülmemiş yük­sek bîr hayat seviyesinden istifade et­mişlerdir."

Banka 1946 da« 30 haziran 1956 ya kadar 42 memlekete 2, 72 milyar dolar (Resmî muadelet üzerinden bizim pa­ramızla 25.2 milyar lira) ikrazatta bu­lunmuştur. Bundan son hesap senesine isabet eden hisse 396 milyon dolardır ki meblâğ 26 parçada 20 memleket arasında dağılmıştır. 20 memleketten altısı Bankanın ikrazlarından ilk defa istifade ediyorlardı. İkraz olunan baligden % 70 i elektrik enerjisinin ve nakliyatın genişletilmesi işlerine ve üst tarafı sanayi ile ziraat sahalarına tahsis olunmuştur.

Bankanın iisa-mnda ikrazdan maksat ikraz olunan meblâğı bilfiil ve hemen tesviye etmek derhak delildir. Müştak rız duyduğu ihtiyaca veya lüzuma gö­re karz mevzuu, paraları. Bankadan çe­ker. Bu itibga ile yıl zarfında ikraz o-lunan paralarla bilfiil tesviye olunan paralar birbirinden ayrılırlar. Son he­sap senesi zarfında Bankaca gerçi 396 milyon dolar ikraz edilmiştir. Fakat aynı sene zarfında Bankadan 284 milyon dolar çekilmiştir. Nitekim bidayet teaı 30 haziran 1956 ya kadar ikraz olunan 2.72 milyar dolara mukabil Ban kaça bilfiil tesviye olunan meblâğ 1.96 milyar dolardır.

Banka ikraz ettiği sermayeleri nere­lerden veya hangi membâlardan teda­rik eder?.. Bankanın 9.05 milyar do­larlık teahhüt edilmiş sermayesine mahsuben tahsil ettiği paralar vardır.Bankanın ihtiyaçları vardır. Banka za­man zaman tahvil ihraciyle sermaye tedarik eder. îkraz ettiği paralardan bir kısmına ait senetleri de ahere devr ederek sermaye bulur ve saire.

Rapor,  Daha doğrusu elimizdeki hü­lâsası  Bankadan çekilen paralarla müstakrızların kuvveden fiile çıkarmaya imkân buldukları projelerden de bahsettikten sonra (İsticarı hizmetler) diye daha başka bir bahse geçer ve bu hususta şunları söyler: «'Hesap devresi zarfında Banka ezcümle genişle­menin bazı safhalarını tetkik ile i&ti-şâri heyetler teşkil ederek âza memle­ketlere istişâri hizmetler ifa eylemiş­tir. Bir çok memleketlere mümessiller göndermiş ve diğer bir takım âza dev­lerin iktisadî genigleme mevzuunda mütehassıslarla işbirliği yapmalarına yardım etmiştir.»

Bankanın veya raporlarının muameleler kadar »istişârî» hizmetle­re de ehemmiyet vermesi, bankacılık hayatına nisbeten pek yeni girmiş biz­ler için biraz garipsenmemek imkânı yoktur. Bunda ihtimal ki mutlakıyet devirlerinde resmî istikrazların akdi ve hasıllarının istimali bakımından nasıl  intibalar edinmiş olmadığımızda müessir bulunmaktadır. Maliyece ileri memleketlerde ve bilhassa Birleşik A merikada banka ile müşteri arasındaki münasebet mukrız ile mustakriz ara­sındaki alelade münasebetler çerçe­vesinden her halde bir hayli geniştir ve geniş tutulmaktadır. Banka huku­ken sadece muhrız vaziyetin de olsa karz mevzuu sermayenin ne şekilde, kullanılacağı veya kulanıldığı keyfiye tiyle alâkadar olmaktan feragate pek yanaşmamaktadır. Banka hiç değilse:

Müşterinin işleri kötüye giderse be­nim İkraz ektiğim para da birlikte tehlikeye uğrar, diye evvel emirde ken­di menfaati bakımından böyle hare­ket etmektedir. Bunun için elindeki maddî ve manevî imkânlarla müşteri muvacehesinde aynı zamanda «nâsih» veya müşavir vaziyetine girmeyi o zatî menfaati icâbı görüyor. Müşteri de bu hususta anlayış göstermekten gısri durmuyor. Müşteri de pekâlâ tak dir etmektedir ki bankanın menfaati ile kendi menfaati aynı noktada birleş-

Kore'nin de âza devletler araşma iltihakiyle Bankanın ortakları adedi 58 e varmış bulunuyordu. Banka koopera­tif mahiyette beynelmilel bir müessedir. Âza memleketler arasında bilindi­ği gibi, Türkiye de vardır.

Rapor Bankanın son yıl muamelelerin de de memnuniyet ifade ederken şöy­le der: Bankanın faaliyeti dünya ikti­sadiyatının dâimi surette serpilip geliş meşin! gösterir bir muhit içinde cere­yan etmiştir. Öyle bir devrede ki son altı aymm bazı mertebe batilerine gös termesine rağmen bu devrede en "bü­yük bir adedi ekseriyetle fertler ta­rihin hiç bir ânında görülmemiş yük­sek bir hayat seviyesinden istifade et­mişlerdir.»

Banka 1946 dan 30 haziran 1956 ya "kadar 42 memlekete 2, 72 milyar dolar (Resmî muâdel-st üzerinden bizim pa­ramızla 25.2 milyar lira) ikrazatta 'bu­lunmuştur. Bundan son hesap senesine isabet eden hisse 398 milyon dolardır ki meblâğ 26 parçada 20 memleket a-rasmda dağılmıştır. 20 memleketten altısı Bankanın ikrazlarından ilk defa istifade ediyorlardı. İkraz olunan ba-ı ligden % 70 i elektrik enerjisinin ve nakliyatın genişletilmesi işlerine ve üst tarafı sanayi ile ziraat sahalarına tahsis olunmuştur.

Bankanın lisansında ikrazdan maksat ikraz olunan meblâğı bilfiil ve hemen tesviye etmek demek delildir. Müştak rız duyduğu ihtiyaca veya lüzuma gö­re karz mevzuu paraları Bankadan çe­ker. Eu itiba>r ile yıl zarfında ikraz olunan paralarla bilfiil tesviye olunan paralar birbirinden ayrılırlar. Son he­sap senesi zarfında Bankaca gerçi 396 milyon dolar ikraz edilmiştir. Fakat aynı sene zarfında Bankadan 284 mil-yin dolar çekilmiştir. Nitekim bidayetten 30 haziran 1956 ya kadar ikraz olunan 2.72 milyar dolara mukabil Ban kaça "bilfiil tesviye olunan meblâğ 1.96 milyar dolardır.

Banka ikraz ettiği sermayeleri nere­lerden veya hangi membâlardan teda­rik eder?.. Bankanın 9.05 milyar do-larhk teahhüt edilmiş £ermayesine mahsuben tahsil ettiği paralar vardır.


 

Bankanın ihtiyaçları vardır. Banka za­man zaman tahvil ihraciyle sermaye tedarik eder. İkraz ettiği paralardan bir kısmına ait senetleri de âhere dev­rederek sermaye bulur ve saire.

Rapor,  Daha doğrusu elimizdeki hü­lâsası  Bankadan çekilen paralarla müstaknzlann kuvveden fiile çıkarma ya imkân buldukları projelerden de bahsettikten sonra (İsticarı hizmetler) diye daha- başka bir bahse geçer ve bu hususta şunları söyler: «Hesap dev resi zarfında Banka ezcümle genişle­menin bazı safhalarını tetkik ile is-ti-şâri heyetler teşkil ederek âza memle­ketlere istişâri hizmetler ifa eylemiş­tir. Bir çok memleketlere mümessiller göndermiş ve diğer bir takım âza dev­lerin iktisadî genişleme mevzuunda mütehassıslarla işbirliği yapmalarına yardım etmiştir."

Bankanın veya raporlarının «mâlî» muameleler kadar «istişârî» hizmetle­re de ehemmiyet vermesi, bankacılık hayatına nisbeten pek yeni girmiş biz­ler için biraz garipsenmemek imkânı yoktur. Bunda İhtimal ki mutlakıyet devirlerinde resmî istikrazların akdi ve hasıllarının istimali bakımından nâ hoş intibalar edinmiş olmakbğrmız da müessir bulunmaktadır. Maliyece ileri memleketlerde ve bilhassa Birleşik A 'merikada banka ile müşteri arasındaki münasebet mukrız ile müstakriz ara­sındaki alelade münasebetler çerçe­vesinden her halde bir hayli geniştir ve geniş tutulmaktadır. Banka huku­ken sadece muhrız vaziyetin de olsa karz mevzuu sermayenin ne şekilde, kullanılacağı veya kullanıldığı keyfiyetiyle alâkadar olmaktan feragate pek yanaşmamaktadır. Banka hiç değilse:

Müşterinin işleri kötüye giderse be­nim ikraz ettiğim para da birlikte teh likeye uğrar, diye evvel emirde ken­di menfaati bakımından böyle hare­ket etmektedir. Bunun için elindeki maddî ve manevî imkânlarla müşteri muvacehesinde aynı zamanda «nasıl veya müşavir vaziyetine girmeyi o zatî menfaati icâbı görüyor. Müşteri de bu hususta anlayış göstermekten geri durmuyor. Müşteri de pekâlâ takdir etmektedir ki bankanın menfaati ile kendi menfaati aynı noktada birleşdi. Bunun üzerine onun açtığı hakaret dâvası mahkemece reddedildi. Fakat, cemiyet nizamının, belli hallere- şiddet yolundan değiştirildiğini ve değiştirilceğini bunun tarihî bir muayyeniyete dayandığını telkin eden H. Laski'ye kar şi savcı dâva açmadı. Esasen arada İş­çi Partisi iktidara gelmiş ve Laski'niıı istediği değişikliği sükûnet içinde yapmağa başlamıştı.

Dikkat edilirse görülür ki, belli bir ferd bahis konusu olmadığı zaman İn­giliz hâkimi, fikir hürriyetini pek ge­niş kabul ediyor.

Ama bunun yanında, ortada bir ferd, bir şahıs bulunduğundan iş başka şe­kil alıyor. Bunun en parlak örneği de Ârtemus Jones davasıdır.

(Sunday Chronicle) gazetesi Fransanm Dieppe şehrindeki otomobil yarışlarını takibe bir muTnabir göndermişti. Ga­zeteci, okuyucuların ilgilisini arttır­mak için dedikodu da yapmak     ister.

Dieppe de gazinonun taraçasında eğle nen İngilizler arasında Artemus Jo­nes adında bir kilise adamını da gör­düğünü, bu zatın yanında bir kadın bulunduğunu ve bu kadının onun ka­rısı olmayıp «Öteki şeyiH - yâni met­resi   olduğunu yazar.

Muhabir'in bahsettiği isim uydurma­dır. Aslında Dieppe'de rastladığı insan ne Artemus Jones adlıdır ne de kilise y.e mensuptur. Belki hikâye tamamen hayâl mahsulüdür. Sırf ilişkilendirmek için uydurulmuş bir fantezidir.

Kötü tesadüf: Kuzey Gal eyaletinde avukatlık yapan Artemus Jones ismin de birisi vardır. Arkadaşları, Sunday Chronicle'deki Dieppe röportajını o-kuyunca, bu hakiki Artemus'la alay et miye başlıyorlar. Meğer sen neler yaparmışım da haberimiz yok. diye ta­kılırlar. Adamcağız ne Dieppe'e git­miştir, ne de böyle bir macerası olmuş tur. Fakat, herkese eğlence lâzım. Attemus Jones'u çok rahatsız ederler.

Artemus Jones gazeteden durumu açıklamasını ister. Gazete bir açıklama yapar ama tatmin edici olmaz. Bunun üzerine dâva açar.

Gazete, Dieppe röportajının  tamamen hayâlı olduğunu. Artemus Jones adı­nın, böyle bir kimseye ait olabileceği hiç hesaba katılmaksızın uydurulduğunu ispat eder.

Buna rağmen, onbeş bin Türk lirası tutarında bir tazminat Ödemeğe Sunday Chronicle gazetesi mahkûm olur. Mahkeme, para kazanmak için bu çeşit bir vaka uyduran nıu'habir ve gazete da­ha dikkatli davranmalıdır; bu netice mesleğin riskidir, katlanmak lâzımdır, dedi.

(Artemus Jones dâtvası) basın tarihine geçti,  çeşitli yorumlar  yapıldı.

Daha iyisi yok ki...

Yazan: Nihat Erim

4/X/J956 tarihli (Yeni Sabah)tan:

K:m:n canı akılsa, başı dara .^elso, şoy îe sızlanıyor:

 Hiç olur muydu efendim, bu mem­lekette Demokrasi yürür müydü? Ön­ce okur yazar nisbeti yükseltilmeliydi.

Ben kendi hesabıma bu türlü mütaleplara cevap yetiştirmekten usandım. Üstelik bir de sitem, dinliyorum.

 Kabahat sizlerin, acele ettiniz. İnancımı bir  kere daha  ilân  edeyim: Demokrasinin  vakti,  zamam     yoktur.

Herhalde ve her yerde insan topluluk­larını idare için en mütekâmil sistem yalnız Demokrasinindir. İnsan akü şimdilik daha iyisini bulamamıştır. Bunun neden böyle olduğunu izah için binler­ce cilt kitap yazılmıştır. Söylenebile­cek her şey ortaya konmuş, kaleme alınmıştır. Nazarî delillerle sözü uzatmıya ne hacet Butün Sudan zencileri Hindistanın medtniyetle hiç teması olmamış kabileleri bile, idarecilerini biszat seçmeye çağırılırken Türkiyede okur yazar nisbeti ile Demokrasi arasında tenasüp kurmağa çalışmak aîlestir.    

Acele de edilmiş değildir. İzinini almadığım için adını açıklıyamıyacağım bir büyük devlet adamımız, 1946 da acele eden bahsederken şu şekilde mukabele ederdi: "1926 da Terakkiperver Fırka­sı kapatılmasaydı şimdi yirmi yıllık çok partili hayat tecrübesine sahip ola çaktık. 1930 da Serbest Fırka yaşatıl-saydı on beş yıllık demokratik hayat melekesi kazanacaktık. Tek parti ile yaşadık da ne oldu? Çok partili ha­yata 1945 de yeniden girerken sanki aradan hiç zaman gecmemişcesine ip­tidailiklerle uğraşıyoruz. Hattâ 1924 ü 1930 u bâzı bakımlardan bugüne kı­yasla ileride bulmak dahi mümkün­dür.»

Bu müşahedenin isabeti meydandadır. Gerçeklen 1945 den bu âna on bir yıl bilfiil çok partili hayat içinde pek de­ğerli tecrübeler kazanıldı. 1878 dan 1908 .e İstibdat aHında otuz üç yıl bek­leyiş, 1909 dan 1918 e sıkı yönetimli, suikastli. görünüşte Parlâmentoya da­yanan, fakat içyüzünde bozuk düzen tutum ve 1926 - 1945 yıllarının Batı medeniyeti yolunda inkılâpçı disiplin., devri şu son on yılda elde edilen De­mokrasi tecrübesi yanında hemen he­men hiç "bir mâna ifade edemez.

Bundan dolayı Demokrasiyi bugün ek sik, mahiyeti sakatlanmış, işleyişi ki­fayetsiz buluyorsak gözlerimizi arkaya değil, ileriye çevirelim. Çok partili ha vat içinde iyi gelenekler kurmağa ça­lışalım. 1945 - 1956 ın bahtsızlığı bâ­zı kotu ve iptidaî usûllere, politikacı­ların kendilerini kaptırmış olmaları­dır. Olanca gayretimizi bu gidişi Önle­meğe sarfedelim. Demokrasileri soysuzlaştırıp, anarşi veya istibdada kurban eden başlıca hastalık, politikacıların zihniyetinden yayılır.

Yüzme, suyun içinde. Demokrasi ser­best münakaşalı, çok partili hayatın kucağında öğrenilir. Bu hayat ne kadar uzarsa halkın ona alınması, meleke ka­zanması onun lezzetinden vazgeçemez hale gelmesi ihtimali o derece kuv­vetlenir.

Şunu da ilâve etmeliyim: Politikacıla­rın, iptidaîliği, beceriksizliği henüz yeter ölçüde kökleşmemiş olan De­mokrasiden halkı soğutabilir. Geçici bir müddet için demir bir elin gölge­sini aratabilir. Ama bunun mahzurla ti cok geçmeden anlaşılır ve cok pari hayat daha büyük bir ihtiras ve anlayışla Özlenir. Ona tekrar kavuş­mak mksadiyle halk engelleri, yıkar, parçalar. Meselâ memleketimizin şu son on bir yıllık alışkanlığına bir on yıl daha eklendikten sonra işler kolaylaşacaktır. Bugün bizi üzen mesele­leri o zaman hatırladıkça şaşıp kalaca­ğız Sâde ve kolay dâvaların neden güçleştirildiğini anlıyamıyacak kadar tekâmül etmiş olacağız. Elverir ki devam edilebüsin, bu hayât söndürülmesin. İle­risi gerçekten aydınlıktır. Asıl güçlük bugünde ve yakın gelecekte. 1946 - 1950 iktidarının Demokrasiyi geliştirme yolundaki idealizmini, şimdiki iktidar da gösterse o zaman tekâmül müddeti çok kısalır, az vakitte geniş mesafeler aşılabilir. Ne yazık ki rejime durakla­ma, hattâ gerilemeler oluyor.

Muhalefetler Yazan: F. R. Alay

4/X/1956 tarihli (Dünya) dan:

Muhalefet partileri arasında kendiliğin den, bir görüş birliği var: Bugünkü iktidarın tutumunu kötü bulmak! Rejim dâvasında kötü bulmak, millî kalkın­ma dâvasında kötü bulmak!

Bu görüş birliğini seçimlerden önce ve seçimlerde işbirliğine çevirmek için bir çalışma da var. Biz bu çalışmaya katılanların bir kısmında iki zaaf gö­rüyoruz. Realist olmamak bir. cesur olmamak iki  !

İktidar seçim kanunu tâdilleri ile kar­ma listeyi yasak etti. Maksadı seçim sırasında bir muhalefet koalisyonu kar şısmda kalmamak! Karma liste ol­mayınca seçim işbirliği nasıl sağlanabilir? Meselâ partiler arasında seçim bölgelerini paylaşmak ve her bölgede muhalefetlere mensup olanlar. orası hanşi partiye ayrılmışsa, ona oy ver­mek. İktidarın buna da men edici ka­yıt koyup koymıyacağı bugünden bilirmez. Hattâ kayıt koymasa dahi böyle bir işbirliğini- karma Üste yasağına karşı bir «muvazaa» olark yorumla atabilir.

'Görülüyor ki yangıç bağımsızlığı ve adli teminat sağlama bağlanmadıkça se­çim kanunu tâdilleri kaldırılmadıkça muhalefetler için bir seçim işbirliği ancak, günü gelince hep birlikte seçime girip girmemeğe karar vermekten ibarat olabilir. Girme kararı verilirse onun da icapları o zaman düşünülür.

İşbirliği teşebbüsünde teferruata gir­mek de yanlış. Teferruatta partilerin kendi programlarına £öre türlü gö­rüşleri olabilir. Maksat bu görüşleri kaynaştırmak, yani muhalefet partile­rinden bir tek parti yapmak değil, re­jim güvenliğine ait ana meselelerde birleşmek ve bu meseleler bir koalis­yon seçimi vs iktidarı ile halledildik­ten sonra yine herkes kendi saflarına ve normal parti faaliyetlerine dön­mek.

O zamana kadar pek tabiî hareket tarzı, muhalefet partilerinin birleşme ve yayılma propagandalarında birbirlerini sakınmaları, birbirlerine hücum etme meleri olmalı idi. Cesaretsizlik unsuru işte bu noktada tesirini yapıyor. İk­tidarın bu işbirliğine muvazaa mâna­sı vermek demagojisinden korunabilmek için iki muhalefet partisinden bâ­zı hatipler bilhassa C.H.P. ye cephe al­maktadırlar. Dün de bugün de muha­lefet olaylarının en büyük çokluğunu topladığında ve toplayacağında şüphe olmayan C.H.P. mensupları da bu o&p tıe alıştan kırgındırlar.

Muhalefet partilerinden herhangi bi­ninin dörtlü savaşta tek basma iktidar çokluğu kazanacağına biz, bugünkü şartlar altında, ihtimal veremiyoruz. .Bu bakımdan hele C.M.P. nin pek, ama pek hayale kapıldığını zaman gös­ter ecettir.

Bugünkü durumda işbirliğinden başka çare yok. Yine bugünkü durumda iş­birliği demek, seçimlere kadar rejime ait ana meselelerin halledil meşinde ve halka anlatılmasında, mal edilmesinde £Öz birliği etmek ve birbirlerini yıpratmamağa çalışmak, secimler yaklaştığı zaman da 'hep birlikte o günkü şartla ra göre prensip kararları almağa şim­diden hazır  bulunmak  demektir.

Bunun irin de muhalefet partilerinin lider takımı realist ve cesur olmalıdır.

Birbirlerine saygı göstermelidir. Rejim güvenliği meselesinde hem birbirleri­nin samimî olduklarına inanmalı, hem de buna kendi kalabalıklarını inandır­ırı alıdırlar.

Başvekilin hakkı var 6/X/1956 tarihli (Zafer) den:

Başvekil Adnan Menderes'in ilk pet­rol sondaj kuyusunun anılması müna­sebetiyle ziyaret ettiği İskenderun'da verdiği beyanat muhalefet çalışmaları nın veçhesini tenkid -Etme bakımından dikkatle üzerinde durulması icabetten hususları ihtiva edivor. Başvekil bu beyanatında dış yardımlardan, kredi­ler ve Petrol Kanunu ile Yabancı Ser­mayeli Kanunlardan bahsetmiştir. Bu konularda Başvekilin söylediklerini muhalefet partilerinin çalınmalarından millete şikâyet kelimeleriyle hülâsa et mek mümkündür. Başvekili bu sözle­rinde haklı bulmamak kabil olmuyor.

Muhalefet partileri bilhassa Cumhuri yet Halk Partisi propagandası. Petrol Kanunu. Yabancı Sermaye Kanunu ve dış krediler ve yardımlar meselesini Türkiye'nin yüksek menfaatlerini ta-mamiyle zedeliyecek bir zaviyeden mü taîâa etmiş ve bütün gücünü bu nokta lar üzerinde teksif edenek gayet men­fî tesirler husulünü teşvik edici bir yoî da kullanmıştır.

C.H.Partisi, 1954 seçimlerine girerken, Demokrat Partinin sonu geldiğine inanmıyor ve bu partinin bilhassa malî ve iktisadî muvaffakiyetsizlikler neticesin de ve kat'î olarak iktidardan yuvarla­nacağı hakkında sarsılmaz bir imana sahip bulunuyordu. Bu yoldan mâlî ve iktisadî mu vaffakiy ensizlikleri tacil et­mek onlara ilk hamlede elde edilmesi lâzım gelen bir gaye olarak gözüktü. İktidarı bir an evvel elde etmek arzu­su kendilerini o derece işgal ediyordu ki, Demokrat Parti İktidarının bir ma­lî ve iktisadî muvaffakiyetsizliğe uğra­masının, Türkiye'de yapabileceği çok menfî ve yıkıcı tesirlerinin ne olabi­leceğini bile hesaba katmadılar. San­ki Demokrat Parti İktidarının fiilleri memleketten   ve   milletin     kalorinden

müstakil imiş gi'ibi bir anlayışla ve an­cak tecrübesiz çocuklara yakışabile­cek bir basit görüşlülükle işe girişti­ler. Alman tedbirleri bir taraftan içe­ride kötülüyor, diğer taraftan dış yar­dımları, sermaye yatırımlarını imkân­sız hale getirmek için ellerinden gele­ni yapmaktan çekinmiyorlardı. Yabancı Sermayesi Kanununu ele alarak, C.H.P. kadrosunun bir eski Ticaret Bakanı Ulus Gazetesinde köylerde Ame­rikan çiftçisinin büyük işletmeler ku­rabileceğini ve köylüyü toprağından edebileceğini yazıyor. Halk Partisinin lideri Petrol Kanunu yoluyla vatanın petrol şirketlerine satıldığını 1954 umu mî seçimlorinde Demokrat Partiye kar §ı "bir mücadele parolası halinde ifade ediyordu. Muhalefet gazeteleri Türki yenin iflâs haline geldiğini ısrarla yaz «Ular. Başta Genel Sekreter olduğu hal de Halk Partisinin bütün kadrosu Türkiyenin malen ve iktisaden yıkılmış olduğu fikrini her tarafa yaydı. Otel hollerinde nöbet bekliyerek. Türkiye'­ye gelen her yabancı ile temas imkânını arıyarak ecnebi gazetelerin ve ajanslarının muhabirlerini tavlayarak, aynı fikirleri âlemşümul bir hale getirmiye çalıştılar. Türkiye'ye yatırılacak ecnebi sermayesinin menfaatlerini himayeye memur mümessiller gibi davrandılar. Hattâ bunlardan da ileri gittiler.

Amerikadan istikrazı düşünülen 30Û milyon doların verilmemesi onları se­vinçten bir bayram çocuğu haline ge­tirdi. Yıkıldı, yıkılıyor diye bekle­diler.

İşte o .günden bu güne iki seneye yakın bir zaman geçmiş bulunuyor. Amerika'dan 300 milyon dolarlık bir ek yardım alınmamış olması Türkiyenin işlerini aksatmadı. Halk Partisi muhalefetinin beklediği islâf ve yıkıntı ol­madı. Başvekilin dediği gibi dimdik ayakta duruyoruz. Fakat .bütün bu men fî faaliyet, sadece muhalefet partileri­nin göz Önüne almadan harekete geç­miş olduklarını ortaya çıkardı. Başve­kilin bu münasebetle bu durumu bir kere daha millete anlatması ve muhalefet partilerinden şikâyetçi olması kafelerin basında her şeyden evvel sa­tanın yüksek menfaatleri.1/ muhafaza etmek ve bütün mücadelelerinde bu sınırı hiç bir zaman aşmayarak vazifesi de vardır.

Hürriyet dâvası

Yazan: Hüseyin Cahit Yalçın

6/X/1956 tarihli (Ulus) tan: ı

Saym Başbakan İskenderundaki ko­nuşmasında hürriyet ıbatH.ne de te­mas etti.

Memleketin en büyük derece olarak gözönünde tuttuğumuz bu meselede bi­ze düşüncelerimizi söylemek fırsatını, vermiş olduklarından dolayı müteşek­kiriz. Bahsi nazariyat ve felsefe vadile­rinde realiteden uzaklaşmamak ve şah sî görüşler içinde yolundin çıkarma­mak için son ve kesin olarak objektif surette konuşacağız:

1    Bugün  siyasî     hürriyetlerimizin çok kısılmış ve ezilmiş ûimasindan do­layı, yairuz bir.muhalif sıfatiyJe    değil bir vatandaş sıfatiyle şikâyetçiyim

2    Bunda hakkımız var kıî, y^Jr  mu'Yani Türk   vatandaşlarının ezilmiş midir, değil midir?

Bizce, evet ve görüyorum ki Sayın. Menderes de buna hayır diyemiyor».Çünkü Cumhuriyet gazetesinin yazdı­ğına göre:

«Hürriyetler millî menfaatler aleyhine buderece şiddetle tevcih edilmemiş ol saydı en kü<;ük bir tedlbir almanın da­hi akla gelmıeyeceğini..» söylemişler­dir. Demek oluyor ki millî menfaatler" aleyhine şiddetle tevcih edilmiş bazı hareketler veya makale ve yazılar ba­zı tedbirler alınmasına lüzum göster­miş olduğunu kabul ediyorlar. Yalnız, bu tedbirleri müdafaa ediyorlar ve ga­zeteye göre:

«Çıkarılan kanunlarla ancak mesuli­yetsizlik hududlarmın tahdidi suretiy­le hakikî nizamın tesbit edilmiş oldu­ğunu» belirtiyorlar.

Şimdi bakalım  hürriyetler   hakikaten.millî menfaatler aleyhine şiddetle tevcih edilmiş midir?

"Biz: hayır tevcih edilmemiştir, dersek bu :bir şey ispat etmez. Karşıkargiya bütün ömür boyunca aynı lâkırdılar tekrar edilebilir ve yalnız iddia ve mu /kabil inkâr ile bir şey sabit olmaz. Onun irin, objektif kalmak ve realiteye bakmak isteriz.

3    Sayın Başbakan   ve babında   bu­lunduğu Demokrat    Parti'nin  bir     de, muhalefet devresi vardır. Bu devre es Basında   "hürriyetleri»'ne şekilde kul­landılar:

İhtilâl hakkını ileri sürdüler.

İktidar partisi aleyhinde «husumet andi» içtiler. Millî iradeyi ele alıp bay­rak açarak  dağlara  çıkmaktan bahset

tiler.

Seçimi nerde kanunsuz hareketleri görülecek kimseleri derhal oldukları yer­de sallandıracaklarını  ilâve ettiler.

"Soruyorum:    böyle yapmadılar mı?

"Buna mukabil, iktidardaki Halk Par­tisi Demokrat Parti aleyhinde hareke­le geçti mi? Hürriyetleri kısam kanun­lar yaptı mı?

Hakikat şudur ki hürriyetlere dokun­mak söyle dursun, aksine olarak, Temyiz reisinin muhalefet partisini dağıtmak ve cezalandırmak teklifine bile iltifat etmedi.

Soruyorum: Böyle olmadı mı"

"Bu nokta böyle tesbit edildikten son­ra gene soruyorum:

Demokrat Parti iktidara geldikten son ra bu kadar şiddetli bir propagandaya mâruz kalmıştır?

4    Şimdi olaylarla ve tarih ile.

Herhangi bir iktidar partisinin hürri­yetlere hürmet ve bunları siyanet etti­ğini   söylemesi   kâfi   değildir.   Olayları objektif   surette   şahit   göstermek     lâzımdır.

5    Bizim iddia ve müdafaa şahitleri­miz meydandadır. Bugün bir parti toplantısında bile, yazın en sıcak gününde,   bütün   kepi   ve   pençelerler   kapalı bir halde yapılmıyor mu? Sokakta se­lâm vermek ve el sıkmak bile zabıtayı harekele getirmiyor mu? Tevkrilea:, da valaff, mahkûmiyetler devam edip du­ruyor.

Bütün 'bunlar bizlerin hürriyetleri ez-'mek mahiyetinde telâkki ettiğimiz kanunlara dayanılarak yapılıyor.Acaba Sayın Menderes, batı dünyasının de­mokrat memleketlerinde bu kanunları miza, uzaktan yakından, benziyen bir kanun  gösterebilir mi?

6  Sayın Menderes bugün durumu kendi programlarına ve muhalefette bulundukları sırada 1950 seçimlerinde ilân ettikleri esaslara uygun görüyor­lar mı?  

O kadar uzaklara gitmeğe de hacet yok. Dördüncü Adnan Menderes Ka-bi nesinin programı nerede kaldı?

Netice: Bu objektif müşahedelere ve realiteye dayanarak şu kanaate varı­yoruz:

Mevcut rejim bir hürriyet ve demokrasi rejimi değildir ve 'bugünkü bütün huzursuzluk da bundan ileri gelme­mektedir. Samimî surette hürriyete dÖnüldüğü gün bütün ihtilâfların zehiri ve çirkinliği uçup gidecektir.

Büyük bir partinin manzarası 6/X/1956 tarihli (Yeni Sabah)tan:

Hergün, her vesile ile siyasî adamları­mızın nutuklarında ve matbuat müta­lâalarında tekrar edile edile herkes  ve kani oldu ki bir Demokrasi idaresinde muhalefet de İktidar kadar lâzım ve zarurî bir. parçadır. Böyle ol­duğuna 'göre halkımızın ve matbuatı­mızın gözleri muhalefet üzerine ve bilhassa bunlardan en eskisi ve kı­demlisi ola'n Halk Partisine dikilmiş­tir. O Halk Partisi ki 25 seneden fazla bu milletin mukadderatını ellerinde tutmuş ve muhalefete geçtikten sonra da kendisini iktidara en kuvvetli nam zet saymıştır.

Halk Partisinin son zamanlardaki hal ve manzarasına tarafsız bir gözle ba­kılacak   olursa   ana muhalefet  denilen

ve son seçimlerde dahi üç buçuk mil­yon vatandaşın reyini toplamağa mu-vaffak olan bu siyasî topluluğun âdeta pasif bir durumda kaldığı müşahede e dilir. Bütün hatipleri ve organları hep rejim dâvasının hallini istemekle ve iktidar tarafından yapılan icraatı ten-feid eylemekle meşguldürler. Hayat pahalılığından sızlanma, para değeri­min düşmüş bulunduğundan feryad, Merkez Bankasındaki altınların erimiş bulunduğunu iddia, hâkim teminatı, Üniversite muhtariyeti, bu parti istek­lerinin hemen daimî çerçevesini teşkil etmektedir. Halbuki rejim dâvasının Jyalİini istemekle ne kasdettikleri müs bet olarak ve ana hatlariyla vazıh bir surette 'gösterilmiş değildir.

Sâdece şikâyet, feryad ve tazallüm, kendini iktidara namzet sayan büyük ve köklü bir partinin gıdasını teşkil edebilir mi?

Müsbet adımlar atmak, iktidarın icra­atına karşı .belli bir programla ortaya atılmak, rejim dâvasının hallinden ne kastedildiğini tasrih ödenek edebiyat çerçevesinden fiiliyat ve bayat sahası­na inmek ve bu yolda millete sarih bir program sunmak hevesi, daha zi­yade yeni doğmuş bir partide, Hürri­yet Partisinde görüldü. Bu parti, re­jim dâvasından ne kasdettiğini üç beş madde halinde açık bir surette ortaya attı ve founun etrafında diğer partile­rin birleşmesini teklif etti. Böyle bir hareketin, uzun yıllar iktidar mesuli­yetini taşımış !bir partiden .gelmesi beklenirdi ve bu, böyle olmalıydı. Fa­kat olmadı. Hattâ işin garibi, "böyle bir teşebbüse müsbet cevap vermek kararı Halk Partisinde görülmedi. Bu hareket karşısında daha ziyade kaypak ve seyyal 'bir ıtavır takınmak tercih olundu.

Öyle hissolunuyor ki bu partinin yük­sek kademelerinde ve umur görmüş li­derlerinde teşebbüs ve dinamizm <çok azalmış belki de kısırlaşmıştır. Mem­leket çapındaki teşkilâtında bu karar­sızlık sürüklenme ve atalet karşısında aeaba bir hamle ve sıyrılma hareketi olmıyacak mıdır? Hep menfi ve sade­ce tenkidci olmakla mı iktifa edileçektir?

Büyük İbir partinin, bu atalet, rehavet" ve teşebbüssüzlüğü, demokrasi hayatı­mız için herhalde bir kazanç değildir,.

İstanbul'un kurtuluş günü

Yazan: Y.K. Karaosmanoğiu

7/X/!956 tarihli (Tercüman) dan

Dün, İstanbulun yabancı işgalinden kurtuluşunun 34 ncü     yıldönümüydü.

Otuz dört yıl evval, o gün bu şehir halkının çoğunu, dört büyük devlet aske­rî kıtalarının, bütün ağırlıklarıyla na­sıl çıkıp gittiğini görmemişti bile. Zi­ra, bu taan mânasiyle bir «sıvışma» idi..

Halbuki, üç buçuk yıl önce, a ne gü­rültülü, patırtılı, o ne şatafatlı bir «İstanbula girişti»! Karadan, kır at üstündeki kumandanı Franchen d'Es-perey olduğu halde Fransız süvari ve piyade kıtaları, denizden saf saf İn­giliz harp gemilerinin çelik çemberi, İstanbuîu ne dürüst, ne hırpalayıcı bir kucaklayışla sarmıştı.

Evet öylesine dürüst ve hırpalayıcı bir kucaklayışla ki, ak saçlı ihtiyarlardan beşikteki çocuklara kadar, İstanbul'­un bütün halis Türk ve Müslüman halkı kemiklerinin çatır dadığını hisast misti v.e o günden itibaren tam üç yıl, bir türlü kendine gelememişti. Ne evin de rahat edebiliyor, ne sokakta serbest çe dolaşabiliyordu. Kapılarının her ça­lmışında, bir baskın korkusuyla yürek leri hopluyor; dışarıya her çıkışların­da bir cezaya çarpılmaktan irkiliyoıy ya millî gururlarım ve insanlık şeref­lerini zedeleyen bir hâdiseyle karşıla­şıyordu. Nice aileler işgal orduları su­bayları tarafından sokaklara atılmış, nice vatanseverler, gecelik entarilerile karakoldan karakola sürüklenmiş, veya yığın yığın gemilere bindirilip-Malta adasına sürülmüştü. Geriye ka­banlar ise kendi yurtlarında birer sür­günden fark edilmez hale gelmişti. Sağa baksalar kusur, sola baksalar hatâ idi. Gülümsemeleri bir meydan okuma mahzun durmaları bir kala tutmak sa­yılırdı.

Şehrin birçok sarayları, resmi binala­rı üstünde itilâf devletlerinin bandıra­ları dalgalanırdi. Beyoğlu caddesinin .sağlı sollu marazalarının tabelâları hep Rumca yazılıydı ve aynı cadde üs tünde bir Yunan Konsoloshanesi var­dı ki, mavili 'beyazlı bayrağı kaldırım­lara kadar sarkardı ve bunun altından geçenler boyunlarını eğmek zorunda kalırdı.

Babıâli hükümetini İngiliz yüzbaşıları -kontrol ederdi. Bunlardan birinin, elinde bir kanını ile. o köhne binanın merdivenlerinden .çıkışı, Sadrazamı, Şeyhülislâmı ile bir heyeti vükelânın devrilip inişi demekti. Günün birinde Meclis-i Mebusan'ı da böyle bir subay gidip  kapatmıştı.

Matbuat, hele Millî Mücadele tarafta­rı matbuat, «Müttefiklerarası sansür» denilen bir Demokles kılıcının, daimî tehdidi alımdaydı. Yazdığımız yazılar­dan çoğunun başlığıyla imzasından başka bir tarafı bırakılmıyor; verdiğimiz havadisler silinip süprülüyordu. Bu yüzden, her gazetenin, muharebe mey­danlarında delik deşik olan bayraklar­dan farkı  kalmıyordu.

Arada bir, şu veya bu yazının hesabını vermek için sansür şeflerinin huzuru­na çağınlıyorduk. En yükseği yüzbaşı üniformalı bu şefler, memleketin en belli başlı yazarlarını ayak üstünde tutup bir iyi azarlıyordu.

Bütün bu acı hâtıraları burada taze­leyicim ne kinimden, ne de öc alma ihtiyaç im d andır. Maksadım, sadece, İstanbulun kurtuluşu dediğimiz hâdise­nin millî tarihimizde ne "büyük, ne derin bir mâna ifade .ettiğini belirt­mekten ibarettir.

İspat hakkı

Yazan: Nihai Erim

7/X/1956 tarihli (Yeni Sabah) tan:

İspat hakkı muhalefetin başlıca müca­dele konularından biridir. Hattâ Hür­riyet Partisini meydana getiren D.P. Milletvekillerinin eski partileriyle foozuşmalarma bu, vesile oldu.Bakanlardan biri hakkında vazifesi ile' ilgili herhangi bir yayım yapan gaze­teye, üzerinde durduğu olayı ispat edebilrıesi hakkım sağlamak için bir kanun teklifi sunuldu.

D.P. kendi kadrosundan bazı milletve­killerinin bu hareketini, hem bir hi­zipleşmenin arığa vuruluşu, hem de kotü niyetli bir kışkırtma saydı. İş uzadi ve büyüdü. Kanun teklifini hazırliyan ve sonradan onlarla birleşen mil­levekilleri partiden ya çıkarıldılar veya çıkmaya kendilerini mecbur hisse­derek çekildiler. Kanun teklifi ise, bir' kaç ay belki bir yıl sonra- Mecliste görüşüldü ve reddedildi.

İspat hakkının lüzumunu inkâr bo­şuna gayret sarfetınek olur. Memurun ve Bakanın vazifesine bağlı fiillerine dair iddiaların ispatı istenmeli, ispata çalınma hakkı .tanınmalıdır. Basın yo­lundan demokratik murakabenin .ge­reği gibi işleyebilmesi başka ttüjrlü mümkün olamaz.

Ancak, Bakanların vazifelerine müte­allik muhakemelerinin Yüce Divan'da görülmesini emreden Anayasa hükmü ile yukarıda işaret edilen zarureti te­lif edebilmek de şarttır. Kanun tekli­fine taraftar olanların bu konuda şim diye kadar öne sürdükleri izahlar hu­kuk tekniğini çok zorlayıcı mahiyette­dir. İşin bu ciheti henüz açıktadır.

Başka yol bulunamazsa, Anayasayı düzeltip ispata imkân verilmesi dahi ka­naatimce yerinde olur. Basın hürriyeti bakımından dâva bu derecede önem­lidir.

Bu böyle. Fakat şimdi biraz da madal­yanın öteki yüzüne bakalım; .

İspat hakkı teklifini yapanlar Millet­vekilleridir. Onlara şunu sormak doğ­ru olur: Kulağınıza yolsuzluklar geli­yorsa bunların üzerinde durup az çok delil toplamak ve sonra Büyük Millet Meclisine aksettirmek için sizin de is­pat hakkına mı ihtiyacınız var?

Meclis kürsüsünde serbest konuşamı­yoruz, meseleleri gündeme aldırairuyo tuz, aldırsak .bile müzakeresi aylarca geciktiriliyor deniyor.

Doğru, lâkin 'herhangi bir yolsuzluk, bir aykırı hareket karşısında işin önerge ile Meclise intikal ettirilmesi bi­le az çok bir murakabedir. Kaldı ki ciddî bir yolsuzluk iddiası kolay ört­bas edilemez. Geç de olsa mutlaka Meclis kürsüsüne gelir. Halk afkârı B.M.M. ndeki tartışmaları tâkibeder. Adalete sığmayacak bir karar işi ka­patamaz. Vatandaş viedanmdaki hü­küm ihmal edilemez. Edilse de günün birinde tesiri görülür.

Batı Demokrasilerinde basının ispat hakkı vardır. Bununla beraber, mese­lâ bir Bakan hakkında bir gazete ulu -orta yolsuzluk iddiasında bulunamaz. Dedikodu mahiyetindeki söylentileri yazamaz. Çünkü ispat edemediği tak­dirde giyeceği hüküm gazeteyi mah­veder. Suç mahiyetindeki hareketlerin açığa vurulduğu daha ziyade par­lâmentodur. Basına oradan intikal   

Samimj  iseler bu tereddütler den?

€/X/1956 tarihli (Yeni Sabah) tan:

Evvelki günkü yazımızda Halk Partisi nin, muhalefetin en köklü ve büyük rüknü olmasına rağmen son zamanlar­da çok pasif davrandığını, tereddütlü ve sallantılı bir tavır takınarak daha ziyade iktidarı tenkidle iktifa ettiğini. fakat rejim dâvasında müsbet fikirler ileri sürmediğini, söylediklerini de müdafaa ve izah etmece çalışmadığını yazmıştık.

Hakikaten, bu memlekette nüfuz ve tesiri mazide büyük, halde de ihmal edilemiyecek kadar Önemli olan siyasî bir topluluğun sürükleyicilik vasfını kaybederek âtıl durması, demokrasimizin gelişmesi bakımından, teessürle kaydedilecek bir hâdisedir. Fakat yine işin daha fenası ve yine demokratik olan tarafı, Halk Partisi liderlerinin işbirliği bahsinde ileri sürdükleri dü­şüncelerin samimiyet derecesinden di­ğer muhalefet partilerinin, haklı ola­rak çok şüphe etmesidir. Dünkü gaze­telerde çıkan  Ankara haberleri,   «mu-


 

halefet   cephesi"  nin bu şüpheci  ve kuşkulu halini belirtiyordu.

Aslma bakarsak muhalefetin işbirliği yapması, gökten zeribille bir sabah or­taya düşmüş bir düşünce değildir. 1954 seçimlerine tekaddüm eden heyecanlı günlerde, o zamanın da kuvvetli mu­halefet partilerinden biri olan Millet Partisi, Halk Partisi liderlerine işbir­liği teklif etmişti. O günlerde büyük bir gurur havası içinde çalkalanan Halk Partili liderler, galebeden emin olduklan ve iktidara başkalarının iştirakini kabul etmek istemedikleri için o ka­dar yüksekten konuştular vs o derece kabule lâyık olmıyan fikirler ileri sür­düler ki. Millet Partisi, nihayet teşeb­büsünden vazgeçmiş ve mücadeleye dağmık bir halde girilmişti. Neticenin ne olduğu ve C.H.P. ni idare edenlerim tahminlerinde ne derece isabetsiz ol­dukları, millî iradenin tezahürü ile an­latıldı.

Bugün de rejim dâvasında işbirliği için müsbet teklif ye vazıh program Hürriyet Partisinden 'geldi. Buna ce­vap da tıpkı 1954 de olduğu gibi ves­veseli, şüpheli, kayıt ve şartlarla do­lu, tavzih ve tasrihe muhtaç bir şe­kilde oldu.

İki. üç yıl fasıla ile tekrarlanan bu de­nemeler üzerinde tarafsız umumî ef­kârda Halk Partisi liderlerinin rnaksad ve niyetleri hakkında tereddütlü sual işaretleri kıvırmağa başlıyor: Rejim teminatı batisinde neden Hürriyet Par tisinin ortaya attığı kat'î ve açık esas­lar ka'bul edilerek mücadelede işbirliği yapılmıyor? Yoksa Halk Partili bâzı liderlerin gayesi, millete karşı kat'î taahhüdlere girişmeden, diğer muhaliflerin de yardımıyla iktidarı tekrar ele almak ve sonra şimdi tenkid -etmek­te oldukları ve zâten eski huyları ica­bı bulunan yollarda yürüyerek demok ratik hakları tanımamak mıdır?

Halk Partisi liderleri, millete karşı kat'î ve sarih taahhütlere girmek mevkiinde ve mecburiyetindedirler. Bu, hem rejimin hem de Partinin menfaa­ti icabıdır. Umumî efkârı gittikçe yak­laşmakta olan seçimlere hazırlamağa vs oy pusulalariyle iktidarı kazanma­ğa başka türlü imkân ve ihtimal yok­tur.

Bîr zâtın verdiği zevzekliği veya bir derginin aşağılık dedikoduları ile ik­tidara gelinebildiği nerede ve ne va­kit görüldü?

YENİ SABAH

NOT: Başyazımız Hür. P. nin işbirliğin den vazgeçtiğine dair tebliğinden ön­ce yazılmıştır.

Daha iyi ve daha çabuk

Yazan: A.E. Yalman

8/X/195€ tarihli  (Vatan) dan:    V

Başvekil Adnan Menderes, son nutuklarda çok nikbin görünmüş, uğradığı şiddetli hücumlar karşısında azminin ve cesaretinin kırılmadığını belli et­miştir. Başvekile bakılırsa, dimdik ayakta duruyoruz, en büyük sıkıntılar geride kalmıştır, barometrenin işmar­ları iyiye doğrudur, haricî yardım gö­rürsek âlâ olur. Fakat görmesek de kendi kudretimizle her zorluğu yene­cek ve kalkınma gayelerimize kavu­şacak istidattayız.

Böyle dualara kim âmin demez? Bir Hükümet Reisinin memleketi süratle ileri götürmek bakımından şevkini ve cesaretini muhafaza etmesi başlı ba­şına bir müs'bet unsurdur. Zaten Men­deresin, atılgan, dinamik, akıncı taraf­ları olduğunu kimse inkâr ekmiyor. Bütün iş, öyle normal ve huzurlu şartlar yaratabilmektedir ki gerek kendisin­den ve gerek memleketin yetişmiş ve değerli insanlara ait demirbaş cedveline dahil olan, fakat şimdi muhtelif partilerin saflarına dağılmış bulunan bütün kıymet ve meziyetlerden azamî derecede faydalanmak mümkün olsun.

İşimiz ağırdır. En küçük bir enerji zerresinin bile israfa uğratılmasına cevaz bırakmaz. Mukadderatımızın sevk v.e idaresine ait mes'uliyeti elinde tutan hükümet, o şekilde 'hareket etmelidir ki, her nevi çalışmalardan azamî veri­mi almak mümkün olsun, değerli za­manlar hebaya uğramasın...

Hükümet, iyi yolda olduğuna Ve ça­buk gittiğine inanıyor. Al'â.. Fakat bu­nun daha iyisi, daha çabuğu yok   mu?

Şahsîkinler 'gevşerse, millî kuvvetler birbirini tamamlarsa, ortalığa huzur1 hâkim oİursa, iç ve dış itibarın yüksel mesi için ne lazımsa yapılırsa, menfî mukavemetler azalırsa; daha fazla ve-" rim  alacağımız]   kim inkâr  edebilir?

Durum şudur: 1954 seçimlerinin arifesinde hükümet çok ağır ve çok haksız hücumlara uğramıştır. İki muhalif parti, şiddetli sözlerle hükümetin itibarı-m sarsabilirlerse rey sahiplerini arka­larından sürükliyeceklerini ve İktida­ra konacaklarını ummuşlardır. Halbu­ki millet, ölçüsüz ve haksız hücumlara kıymet verecek yerde kızmış, 1954 se­çimlerinde Demokrat Partiyi eskisin­den fazla tutmak suretiyle sert muha­lifleri bir sürpriz karşısında bırakmış­tır. Fakat ondan sonra Demokrat Parti elde ettiği yaman kuvveti memleketin iyiliği için kullanacak ve millî ölçülere tâbi olacak yerde, havsalaya sığmaz bir gafletle öc almak ye aleyhine rey verenleri cezalandırmak yoluna sap­mış, şeytana uymuş, lüzumsuz yere kendi aleyhine engeller ve mukave­metler yaratmıştır. Hürriyet Partisinin ayrılması, 6-7 eylül hâdiseleri, 30 ka­sımda D.P. Meclis Grubunda kopan kiyamet, muhalefetin amansız hücumlariyle ve iktisadî sıkıntıların meydana getirdiği hoşnutsuzluk havasiyle birle­şince, iktidar partisi, kendini ve memleketi .bir inhilâl ve anarşi tehlikesi karşısında görmüş, fevkalâde bazı ted birleri zarurî bulmuş, bu yüzden mem­lekette endişeler ve üzüntüler birik­miş, hariçte itibarımız sarsılmıştır.

Son basın toplantısı ve Başvekil Adnan Menderesin bunu takip eden nutukları, tedhiş istidatlarının durduğunu ve el birliğiyle ve anlayışla çalışılırsa, millî mukadderatımız için yeni sahifeler açılabileceğini ümidettiriyor. Böyle bir ferahlık emaresi karşısında yapıla­cak şey, bir keşmekeş ve şaşkınlık dev rine ait olan bütün kabahatleri paylaşmak, hatalardan daha çoğunun kime ait olduğuna dair heyhude münakaşa­larla milletin vakitlerini öldürmekten sakınmaktır. Sonra da kırılanları ta­mir etmeğe elbirliğiyl-e ve açık kalbilikle girişmektir.

Mevcud şartlar içinde muhalefetin birleşmesi, bizi millî gayelere ulaştıracak ve demokrasi ve hürriyetin kökleşme­sini hızlandıracak bir  tedbir  değildir.

Ana hedef, ortalığa memleket sevgisi­ni hâkim kılmak, şahsî kinlerden, gu­rurlardan, ihtiraslardan fedakârlıklar yapmak, millî ölçüleri tesbit etmek ve anlaşmayı ve birleşmeyi mümkün kılacak bir memleket diliyle konuşma­ğa alışabilmektir. Daima söylediğimiz gibi, mâkul olarak memleket için hürriyet teminatı diye neler istiyorsak böyle ferafali ve huzurlu bîr hava için de kendi kendine 'gerçekleşir, yüz elli senedir şahsî ihtiraslar ve geçimsizlik­ler yüzünden devam eden zikzaklar durur, milletimiz lâyık olduğu şerefli ve itibarlı mevkie istikrarlı bir şekil­de kavuşur.

Malazgirt'in verdiği İlhanı

9/X/1956 tarihli (Zafer) den:

Tarihin akis istikametini değiştiren büyük meydan muharebeleri vardır ve Malazgirt bunların .en mühimlerinden biridir.

JSğer Alparslan Malazgirt'te mağlûp obnuş olsa idi ya daha sonraki 'Haçlı seferlerine lüzum kalmaz ve yahut bunlar kat'î 'bir muvaffakiyetle neticelenerek, Müslümanlık, zikre değmez bir tarikat menzilesine düzerdi.

"Malazgirt zaferi, bir yandan Rumluk ile Türklük bir yandan da Ortodoks Hristiyanlık ile sünnî Müslümanlık arasındaki tarihî çekişmeyi kat'î ola­rak bizim lehimize halletmiştir.

Bu meydan muharebesinin cereyan et miş olduğu Malazgirt ovasında, bizleri bu vaka hakkında düşünmeye davet eden sevgili Devlet Reisimiz olmuş­tur. Asırlardan ve belki de Malazgirt Meydan Muharefoesinden beri ilk defa olarak 'bir Türk Devletinin Reisi, Türklüğün tarih inindeki bekasında sarih bir dönüm noktası tenkil etmekte olan bir hâdisenin, mekân ve zamanına şâ­mil mânâsı üzerinde durmuştur.

Hakikaten, Anadolunun ve o tarihler­de gerek Anadolu -gerek Kümelide bü­yük kesafet arzetmekte olan Türklerin mukadderatım Alparslan'ın zaferi tâ­yin etmiştir. Bu zafer neticesinde hem Anadolu kazanılmış hem de Bizans boyunduruğu altında bulunan Türkler kurtarılarak daha sonra kurulacak o-lan Seleuk Devletinin temelleri atıl­mıştır. Bir üçüncü mühim netice de, Abbasî Devletinin o tarihlerdeki bariz zaafı dolayısiyle güç bir duruma düş­müş olan Müslümanlığın, cengâver ve faziletli Türklüğün sahasında en kud­retli mensup ve müdafilerini bulmuş olmasıdır.

Malazgirt'ten Dumlupmara kadar olan tarih mesafesi dahilindeki vak'aları gözönüne getirir ve bunların mânaları m günümüze ve günümüzün dâvalarına kadar teşmil edersek, hem o şehametli meydan muharebesinin bugün­kü bizlere nasıl vücut vermiş olduğu­nu anlar hem de aziz Devlet Reisimi­zin Malazgirt hitaplarına candan ka­tılmak imkânını buluruz.

Biz, bugün, büyük ümran ve medeni­yet hamleleri ile, memleketimizi âde­ta yeniden fethediyoruz. Ve coğrafya­mızı coğrafi varlığımızı yani maddî kudretimizi yeniden teslim alıyoruz. Bundaki mâna derhal, tarihimizi de mahallen ve mekânen hem gözden geçirmemizi hem de tebcil etmemizi mümkün kılacak ve hattâ bizlere em­redecek kadar büyüktür!

Aynı zamanda olarak ve bambaşka bir hayat plânı üzerinden hem coğrafyası­na hem de tarihine kavuşan bir mem­leket, işte bugünkü Türkiye -budur!

Devlet Reisimiz, dâstânî Türk tarihi -ilin Malazgirt sayfasını açarak: Alp­arslan'ın heykelini dikeceğiz diyebili­yor. Az evvel ds eşsiz İstanbulu bir tektaş, bir pırlanta güzelliğine irca et­mek istiyen ve bu uğurda atılacak ce-sur adını ve tedbirlere bizzat nezaret eden Hükümet Reisimiz, Fatih'in hey­kelini   dikeceğimizden   bahsediyor.

Mefahiri  sayılamıyacak  kadar  çok ve kahramanları da o nisbette ve o çapta olan bir milletin manevî yapısını kat. kat  inşaya 'başlaması,   ne  sebepsiz   ne de mevsimsizdir.

Türkiye, kendi tarihî hacmini, bugün­kü medeniyetin şartlarına uygun olarak işlemek ve ortaya koymak karar ve azmindedir!

İşbirliği istemeyen kim? Yazan: C.S. Barîas

9/X/!956 tarihli (Son Havadis)

ten:

Hürriyet Partisinin işbirliğinin akame te uğratıldığı ve bu .yüzden tek basma hareket ve mücadele edeceği yolunda­ki tebliği sanırız ki en çok iktidar par­tisini sevindirmiştir. Bunun ilk misa­lini dünkü Zafer gazetesinin tebliğin özetini alışında gördük,

Kurulduğu gündenberi Hürriyet Par­tisinin herhangi -bir tebliğini Zafer gazetesi ne hulasaten ne de aynen neş­retmem işti.

Hürriyet Partisinin C.M.P. den bir ce vap almadan bu tebliği neşretmesi ve sebepsiz yere C.H.P. nin işbirliğini is­temediği mânasına çıkarması. D.P. için kendi zaviyesinden hakikaten sevinilecek bir hâdisedir.

öyle ya, rejim .buhranı olduğunu söy-liyen muhalefet partileri rejim mesele sinde dahi tek cephe halinde ortaya çı­kamıyorlar.

Hürriyet Partisi C.H.P. ne tevdi ettiği muhtıradaki esasları açıkladı. Bu esaslar açıklandığına göre Hürriyet Parti­sinin idarecilerinin anlamadıkları bir iki noktayı belirtmek yerinde olur.

C.H.P. nin çift meclis, hakim teminatı, üniversite muhtariyeti, kurucular meclisi gibi hususlarda hemen Hürriyet Partisinin teklifini kabul etmesi yal­nız politik bakımdan doğru değil, hu­kukî bakımdan da yerinde bir hare­ketti. Çünkü C.H.P. nin rejim dâvası ile ilgili gördüğü bu meseleler hakkın­da Kurultayları her toplanışında ayrı bir beyanname yayınlamış ve bu me­seleleri rejim dâvası olarak ele almış­tı. Bu bakımdan C.H.P. nin bu dâva­larda Hürriyet Partisi ile ayni yolda yürüdüğüne şüphe yoktur.

Fakat bunun dışında Hür. P. nin yap­tığı teklifte bazı meseleler vardır    ki bunlar Kurultaydan yetki almıya bağ­lıdır. Kurultay da, bu yetkileri Hür. P. idarecilerinin sandığı gibi kolay kolay parti meclisine Ve C.H.P. idarecilerine vermez.

Meselâ adaylık meselesini ele alalım: Son C.'H.P. kurultayı milletvekili adaylarının yüzde 20 sini bile merkeze vermeği Reddetti. Böyle olunca bir siyasî parti meclisi kendisinden kurul tayca esirgenen yüzde 20 adaylık hak­kını unutup, yüzde 25 adaylık hakkı­nı tarafsızlara vermeyi kendiliğinden başka partilere vaad etmek imkânına malik midir? Bu düpedüz kurultayın arzusuna karşı olur. Kaldı ki bu mese­le rejim meselesi de değildir. Nihayet partiler arasında müzakere edilerek varılacak netice kurultaya kabul etti­rilmeğe çalışılır.

Rejim davasını bayrak olarak almış siyasî partiler kendi iç bünyelerinde de­mokratça hareket etmek zorundadır -lar. D. P. den ayrılan Hür. P. lilerin bunu herkesten fazla takdir etmeleri icap eder. Çünkü D.P. de .en çok ten­kit ettikleri husus bu parti nizamname sinin tatbik edilmediği hususudur.

Bu bakımdan C.H.P. Meclisinin tüzü­ğüne uyarak bazı maddelerin müzake­re edilmesinin istenmesini anlamaları icap ederdi.

C.H.P. nin en yetkili organı olan ku­rultay da, meseleleri, ne yalnız mu­ayyen illerin görüşünün ne de muay­yen şahısların arzusuna göre karara bağlamaktadır. Kurultay karşısında so rumlu olan meclis azaları da bunu göz Önünde tutmak  zorundadırlar.

Parti meclisi âzalarının hepsi işbirli­ğini istemiştir ve ittifakla buna karar verilmiştir. Ancak kendi yetkisinin dı­şında gördüğü hususları da kabul et­miş görünmek suretiyle karşı tarafı al datmak istememiştir.

C.H.P. Meclisi rejim dâvasında işbirli­ği istemiştir. Verdiği cevapta rejim dâ­vasını  teknik  tatbikattan     ayırmıştır.

Hürriyet Partililerin rejim dâvası ola­rak ortaya koydukları listede hangile­rinin bu dâvanın esasına taallûk etti­ğini hangisinin teknik tatbikat oldu­ğunu  aralarındaki  yetkililer   âmme

hukuku zaviyesinden tetkik etseler a-i ada anlaşmazlık kalmaz

Bizim işbirliği istediğimize şüphe yok, ama işbirliği yolu müzakere ile bulu­nur, fcssip atmakla değil.

Partiler alasında iş bidigi

"Yazan: H. C, Yalçın

10/X/1956 tariîıli (Ulus) tan;

Partiler arasında işbirliği yapmak te­şebbüsü şimdilik akim kalıyor, Zaten Cumhuriyetçi Millet Partisi teklifi tereddütle karşılıyarak yalnız başına iktidar ile boy ölçüşmek şeklini ter­cih eder görünüyordu. Halk Partisi­nin verdiği cevabı da Hürriyetçiler tatmin edici bulmayınca- ikizli anlaşma dan  ümit kesmek  icabetmiştir   .

Bu muvaffakiyetsizliğe esef etmemek kaabil değildir. Umumî efkâr birleşme tasavvurunu particiliğin üstünde bir [hürriyet ve memleket meselesi gibi telâkki ediyor denilebilirdi. Partileri­mizi böyle yüksek bir vazife uğrunda anlaşamaz durumda görmek hüzün ve­rici 'bir realite sayılabilir. Onun için, biz meseleyi hiç olmazsa ilerisi için hâlâ açık telâkki etmekten kendimizi şahsî olarak menedemiyoruz.

Birleşmenin manevî mesuliyeti kime ait  olduğunu   araştırmak  istemiyoruz.

Tabiidir ki partilerin ünü de kendileri ni haklı bulacaklardır. Belki üçünün de hakkı vardır. Çünkü meselede üçü­nün de ayrı .görüşleri olacaktır. Fa­kat, ne olursa olsun, iş haklı veya hak­sız olmakta değil, anlaşmaya varama­maktadır.

Bunu, talihsizlik addederiz. Birleşme­nin neticesine şahsen büyük ümit bağlamış değildik. Çünkü karşılaşılan güç Kikler o kadar çeşit çeşittir ki partile­rimiz birlesselerdi bile durumunun kök ten değişmesi ne dereceye kadar ka­abil olacaktı meselesi vardı. Mevcut seçim kanunları ve zorlukları karşı­sında, bir karma liste yapmak imkâ­nı 'bile yok iken muhalefet tek bir kütle halinde seçmenlerin karşısına na­sıl çıkabilecekti?Böyle olmakla beraber, muhalefetin sadece birleşmesi bile memlekette ha­kikî demokrat ve hürriyetçiler için na zari v.e manevî bir destek teşkil edece­ği muhakkaktı. Partilerimiz demokra­tik esaslarda bile yanyana birleşemezlerse hangi dâvada bir ittihat örneği vereceklerdir? İşte asıl yeis verecek kötümserlik doğuracak nokta bu­dur.

Şimdiki halde muhalefet partilerinin mevcut rejimden hep şikâyetçi-olduğunu bilmekle teselli bulmalc mevkiin­deyiz. Seçimlere bir bucuk sene ka­dar bir zaman var. Bu müddet zarfın da olayların nasıl gelişeceğini şimdi­den kestirmek imkân dışındadır. İkti­dar, partilerin birleşme hareketinin muvaffakiyetsizüği kargısında bütün bütün coşarak muhalefeti tamamen, ezmek hevesine düşecek midir? Yok­sa geçirdiği tehlikelerin ciddiyetini düşünerek kendisini umumî efkâra sevdir mek için hareket hattını biraz olsun demokratik şekle sokacak mıdır?

Bizim buna da ümidimiz yoktur. İkti­dar igöaü kapalı yürüyüşle prensipler­den uzaklaşmakta devam  etmektedir.

Altı seneden beri gördüğümüz olaylar memlekette demokrasi ümidini pek zayıflatmıştır. Yalnız memnun olacak, nokta memleketin uyanıklığıdır. Mem­leket ve rejim meseleleriyle ilgi geniş­liyor ve derinleşiyor. Bu bakımdan 1958 seçimlerinde Demokratların bir sürpriz ile karşılaşmaları pek ihtimal dahilindedir. Muhalefet birliği bu ihti­mal kamçılayabilir di.

Herhalde, kurtuluş ümidini kaybetmek doğru değildir. Partilerimizin üstünde bir umumî efkâr da vardır ki güveni­miz ona bağlı bulunuyor.

Hürriyet Partisinin açtığı bayrak

Yazan: A. E. Yalman

!2/X/1956 tarihli (Vatan) dan:

Hürriyet Partisinin son tebliği ile Türkiyede demokrasi rejiminin selameti ve istikrarı dâvası yeni t>ir safihaya girmiştir. Parti, rejim buhranım  radikal ve feragatli bir takım tedbirlere başvurmak suretiyle halletmek için di ğer muhalif partilerle işbirliğine gi­rişmek imkânlarını yoklamış, neticede menfî bir kanaate varmıştır. C. M. P., müracaate hiç cevap vermemiş, C. H. P. ise işi savsaklamış, feragate ihtiyaç göster-en asıl esas noktaya hiç yanaş­mak istememiştir. Bunun üzerine Hür riyet Partisi, feragatli bir demokrasi sistemi hesabına tek başına 'bayrak aç mağa, tebliğini yurdun her köşesine aksettirmeğe ve kanaatlerini vatandaş lara mal ettirmeğe çalışmağa karar ver mistir.

Hürriyet Partisinin ortaya koyduğu ga ye nedir? Türk -demokrasisinde görülen ve her değişiklikten sonra birer suretle nükseden hastalıklara kökün­den çare aramak, demokrasinin icap ettirdiği muvazeneleri, frenleri, emni­yet âmillerini şahsî hayatımıza sok­mak, şahsî istibdada doğru yol alan merkeziyetçi sistemlere karşı devamlı barajlar meydana getirmek...

Bunun için bütün bir plânı vardır. Ge lecek Meclisin bir kurucu Meclis ol­masını, Cumhurreisini ve Meclis Diva­nını müstakiller arasından seçmesi, iki Meclis, Anayasa Mahkemesi, Yük­sek Hâkimlik Şûrası, siyasî partilerin müsavi şartlar altında çalışmasın: mümkün kılacak mevzuatın çıkarılma sı, basın hürriyeti, Üniversite muhta­riyeti, isbat hakkı gibi yollarla siyasî hayatımızda temelli bir muvazeneye varılmasını istiyor. Millî gayelerle ve tanı bir feragat içinde bu işler hazırlanırken, memleketin bütün partileri içi ne alacak bir koalisyon hükümeti ta­rafından idare edilmesini istiyor. Müstekillere fırsat vermek için de kendi listesine yüzde yirmi derecesinde müs akil almasını faahhüt ediyor.

Hürriyet Partisinin hareket plânı iyi düşünülmüştür, makuldür. Daima memleketin aleyhine dönen dar ve hasis ite tidar kavgalarına nihayet vermek, memleketçi bir çığır açmak, partileri ana gaye değil, sadece, yurd hizmeti­nin vasıtaları haline indirmek için si­yasî zeminin mutlaka 'bu şekilde ha­zırlanmasına ihtiyaç vardır.

Bugünkü muvazenesiz sistem, partiler

arasında müzmin .bir harb hali demek­tir. Bu hal devam ettiği müddetçe, memleket göz açamaz, buhrandan kurtulamaz, huzura kavuşamaz, siyasî ha yatta bulunanlar birbirlerine emniyet edemezler, temiz bir seçim olması ve burmn yoluyla iktidar değişmesi beklenemez. Şahsî kaygular, emeller ve ihtiraslar karşısında memleket gayesi daima  ikinci  plânda  kalır.

Hürriyet Partisi, ortaya müshet bir münakaşa esası koymakla buhranın halline çare bulmak .bakımından gü­zel ve .temkinli bir adını atmıştır ve diğsr partiler bugünkü muvazenesiz ve kısır sistemle istikrarlı ve muva­zeneli bir sistem arasında bir tercih yapmağa ve renklerini belli etmeğe dâvet etmiştir. Yapılan bu davet karşı­sında Halk Partisi liderlerinin geçir­dikleri ilk imtihan menfîdir. Öyle goünüyor ki CHP. liderleri, iktidar ken di ellerinde olmak şartiyle bugünkü sistemi tercih ediyorlar ve tarafsızla­rın araya girmesi suretiyle yeni bir çığır hazırlanması fikrinin lâkırdısını bile ettirmek istemiyorlar. Yalnız es­ki Başvekil Prof. Şemsettin Günaltay' m tam bu dakikada memleketçi bir harekete atılması hoş bir tesadüf ve ümid verici bir alâmettir. Memleketin birinci sınıf bir kısım fikir kıymetleri­ni sinesine topladığı halde yalnız iki kişinin arkasında dilsiz bir halde du­ran C.H.P. cephesinde bu sayede bir uyanıklık peyda olmağa başlamasını candan dileriz.

Her iyi hareket için bir başlangıç lâ­zımdır. Hürriyet Partisi, son tebliği ile bu başlangıcı meydana koymuştur. Bu istikamette ilerlersek, her halde iyi gelişmelere kavuşuruz, nereye gitmek istediğimizi bilerek adım atarız ve buhranların kâbusunu gitgide arkada bırakırız

İş birliği fiyaskosu

Yazan: Nihai Erim

18/X/1956 tarihli (Yeni Sabah) tan:

Muhalefet partileri  arasında    işbirliği teşebbüsü kötü bir şekilde sona erdi. Hürriyet Partisi, C.H.P. ve CJM.P. ye bir muhtıra sunda. Bu vesikada tenkid edilecek noktalar bulunmakla be­raber, umumiyetls derli toplu 'bir hü­lâsa olarak fena değildi. Üzerinde ça­lışılabilirdi.

C.H.P. muhtıraya gereken önemi ver­di. Parti Meclisini topladı. Meseleyi inceledi. Kanaatimce, müsb-st ve ve-fkarlı bir cevap verdi.

Nedense Hürriyet Partisi, C.H.P. nin Tnukabil muhtırası karsısında ziyadesile sinirlilik gösterdi. Bu, kolay anlaşı­lır şey değildir. Esaslar bizim de dü­şüncelerimize uygundur diyen ve otu­rup konuşmayı teklif eden C.H.P. nin muhtırayı reddettiği söylenemez. Eğer Hürriyet Partisinin öteki muhale­fet partilerine gönderdiği vesika bir müzakere teklifi değil de bir nültimalom» idiyse, ancak o zaman C.H.P. nin mukabil teklifini bir r.ed cevabı olarak ilân mümkün görülebilirdi.

Her ne hal ise, işin içinde bir acaiplik olduğu muhakkak. Belki kulis te­maslarında halk efkârının bilmediği peyler geçti.

Cumhuriyetçi Millet Partisi işbirliğine karşı baştanberi serin davrandı. Aynı 'hareket tarzını, H.P. muhtırası için de muhafaza etti. İstenen müddetde cevat) vermek zahmetini bile fazla   bul

Muhalefet partileri arasında işbirliği, kendi arzularına yüzde yüz uygun bir şekilde gelinmeyince, H. Partisinden bâzı ileri gelen zatların şurada "burada yaptıkları konuşmalar üzüntü ile ka­rışık hayret uyandırdı Daha iki gün önce, tatlı sohbetlerle ve medenî gö­rüşme usulleriyle buluştukları C.H.P. liderlerine ağır hücumlarda bulunmaları, hürriyet adını bayrak yapan bir parti yetkilililerinde, kendileri gibi düşünmediklerini zannettiklerins kar §ı, hoşgörürlüğün, sinir kuvvetinin ve liberal düşüncenin zayıf olduğunu gösteriyor. Bâzı Hürriyet Partililerin, ken di fikirlerine derhal uymalara karşı kullandıkları dil. ibretle müşahede ve teşbit olunacak bir ruh haletini orta­ya koyuyor.Muhalefet işbirliği yapamadı. Yapabil şeydi ne olacaktı?

Evvelce de söylemiştik: Türkiyenin re jim dâvası yalnız muhalefet partileri arasındaki işbirliği ile yakın vakitte halledilemez. Gerçekten müstoet bir neticeye varılmak isteniyorsa bu, mut­laka D.P. ile anlaşarak elde edilebi­lir,

D.P. lideri ile demokrasi olmaz, diyenle rin her şeyden önce bu zihniyeti terketmeleri lâzım. Beğenilsin veya -be­ğenilmesin, karşı partilerin liderlerini seçme işi size düşmez. Durumu oldu­ğu gibi kabul etmekten başka çare yoktur. Unutulmasın ki, iktidar cep­hesinde de, bugünkü muhalefet lideriy­le demokrasi kurulamıyacağı söyleni­yor. Aynı şeyi onlara da tekrarlaya­cağız: Muhalefet liderlerini siz seçe­cek değilsiniz. Birbirini böylece ka­bul edip anlaşma ve uzlaşma yoluna girmek, iki taraf için memleket vazife­sidir.

Başka bir nokta: Bugünkü Anayasayı mebusların Üçte iki- çokluğuyla de­ğiştirmek mümkün olduğunu muhale fet unutmuş gibidir. 1958 seçimlerin­den sonra da D.P. nin işbirliği sağlan madıkça Anayasayı değiştirmenin mümkün  olabileceği  n%sıl zannedilir?

1950 bir daha gelir mi? Yâni iktidar partisi, 1958 de üçte birden de as mebusla azlıkta kalır mı?

1950 bir tarihî «an» olmuştur. Tarih ne zaman tıpatıp aynen tekerrür et­miştir? O günkü tecrübeden şimdiki iktidar - kendi maksadına göre - ders aldığını her haliyle -belli ediyor. 1950 şartlarına meydan vermemenin ted­birlerini alıyor.

İktidar da muhalefet de, hisleri yenmeli, akim gösterdiği yolda yürümeli. Ön ce muhalefet partileri, görüşmelere ke­sildiği noktadan yeniden başlayabilirlerse bu, ilk adım olur. İkinci merha­lede de, D.P. ile bugünkü soğukluğun giderilmesi çareleri aranmak lâzımdır.

Bu konuda asıl mesuliyet ve en Önemli mi? hiç şüphe yok ki iktidara düş­mektedir.

image002.gifEsef edilecek durum

Yazan: H. C. Yakın

19/X/1956 tarihli (Ulus)  tan:

Türk milleti demokrasiden birşey anlamasaydı, Türk milleti siyasî hür­riyetlerinin tam surette temin edilmesi ni istemeseydi, Türk milleti "basın hürriyetine taraftar olmasaydı Demokrat Parti iktidara gelebilirmiydi? Çünkü Demokrat Partinin bütün propaganda faaliyeti bu prensipler üzerinde top­lanmıştı. Bu hakikati Demokrat Parti mensupları nasıl unutabilirler ve na­sıl inkâr edebilirler.

Bu suale bir cevap bulamadığımızdan dolayıdır kî son zamanlarda muhalefet partilerine karşı tatbik .edilen şiddet politikasına bir türlü akıl erdiremiyotuz. Kasım Gülek'in sayahatleri âdeta meraki; bir macera romanının safhala­rı haline geldi ve bütün memleket için amelî bir demokrasi dersi teşkil    etti.

"Uzun tetkiklerde bulunamıyacak va­tanda? tabakaları bile okuyamadıkları nı gözleriyle 'gördüler ve alınacak der­gi aldılar. Yalnız Halk Partisine karşı değil diğer muhalefet partilerine karşi da ayni zihniyetin şiddetleri ken­disini gösterdi. Buna mukabil iktidar partisine ve mensuplarına karşı her türlü muhabbet ve iltifat gösterileri­nin serbestlini memleketteki siyasî müsavat ve hürriyet hakkında bir tat­bikat dersi hizmetini fö

Olayların ve Demokrat Parti aleyhinde uyandırdığı menfî tesirin nihayet bir uyanıklılık vücuda getireceği De­mokrat Partiyi düzeltmeye ve kendini toplayıp düşünmeğe sevkedeceği ümit edilirken gidiş hazin bir gelişme ile devam edip duruyor.

Birkaç gün evvel, bu sütunlarda, Şemsettin Günaltay'm dolaşmalarına kar­şı gösterilen asabi tahammülsüzlük ü-zerinde konuşarak demokratik rejimin tesisi husus anda unutulmaz bir him­met ve gayret göstermiş olan eski bir Kabine Başkanına an tabiî bir nezake 4in esirgenmemesini rica etmek iste­miştik. Fakat, esefle kaydetmek mec­buriyetindeyiz ki çiddet âdeta düşmanlık   derecesine   varacak  kadar   artmış­tır.

En garibi, son çıkarılan kanunların muhtelif yerlerde muhtelif surette tatbik edilmekte olmasıdır. »Meselâ bu dolaşmanın son günleri üzerinde gazetelerin verdikleri malûmata bir göz atalım: Halk Partisine mensup olma­yan Cumhuriyet gazetesi, «Alaşehir kaymakamı bugün yapılacak Halk Partisi kongresinde ne Günaltay'ın ne de başka bir hatibin konuşmasına izin verdi» başlığı altında hadisenin taf­silâtını veriyor. Günaltay mevcut de­mokratik bir nizamın temelini yıkmak istiyen bir komünist delildir. Sayın Günaltay bu memlekette hükümetin, en yüksek mevkiine yükselmiş, sü­kûn ve intizama, hak ve hürriyete ne kadar bağlı olduğunu delilleriyle isbat etmiş bir devlet adamıdır. Ayni za­manda politika ihtiraslarından ve mücadelelerinden uzak kalmış bir ilim adamıdır. Olgun, tecrübeli, sakin bir vatandaştır. Buna da lâkırdı soyLetilmezse, o da karıştırıcı, yıkıcı bir poli­tika tahrikçisi gibi bir muamele go-rürse halimize hakikaten acımak icabeder.

Seyahati takip eden Cumhuriyet mu­habiri Günaltay'm Turgutlu kongresi­ni ziyaretinden bahsederken «binanm içinde ve dışında sivil ve resmî po­lisler tertibat almışlardı. Kongreyi kaza Kaymakamı, Savcı ve Emniyet ârni ri sonuna kadar takip etmişlerdir. Delegeler sıkı bir kontrola tâbi tutularak içeriye alınmışlar, 'basın mensupları evvelce kongreye sokulrnamışsa da uzun. suren münakaşa ve mücadeleden son­ra içeriye girebilmişlerdir. Fazla sı­cağa karşı kanı ve pencereler hava al­mağa imkân vermiyecek şekilde. ka­patılmıştır. » dedikten sonra şunları ilâ ve ediyor:

Öğrendiğimize göre yarınki Alaşehir İlçe kongresinde yapılacak konuşma­lara bu arada Şemsettin Günaltay'm konuşmasına Kaymakamlık tarafın­dan izin verilin emiştir.»

Artık bizim için Sayın Başbakan'ırt şöhret bulan bir tabirini kullanarak:: Allahlilah rızası için, ne oluyor? de­mekten başka söyliyecek bir şey kal­mıyor.

AdaSet ve iktisat

Yazarı :  Namık Z«ki Aral 19/X/1956 tarihli (Ulus) tan:

İktisadî hâdiseler daha başka mahiyet te hâdiselerle ve bu arada hukukî hâ­diselerle çevrilidir. Öyle ki çerçeveyi resimden ayıramazsınız. Daha doğru­su hukukî hâdiselerle iktisadî hâdise­ler 'birbirlerine o kadar bağlıdırlar ki arada mevcut rabıtaları yekdiğerin-den çözüp atmaya imkân yoktur. İk­tisadî hayatta inkişafın aradığı şartlar dan biri de hukukî emniyettir. Bu em­niyet camiada yerleşip arttığı nisbette ikitsadî inkigaî da artmaya doğru yol alır. Mutlakıyet hukukî sahada olsun iktisadî sahada olsun bu inkişafa mâ­nidirler. Zira adı ne-olursa olsun rmrt-lakiyet rejimlerinde hukukî emniyet zaaf içindedir. Hukukî emniyet zaafı­nın hâkim olduğu memlekette ne ta­biatın nimetlerinden kemaliyle istifa­deye yol vardır, ne saay kendi kabili­yeti derecesinde «fayda» doğuracak bir hareket serbestisine mazhardır, ne sermaye korkudan âzâde olarak ortaya çıkıp işleme ve serpilip genişleme irft kânına sahiptir.

Kaziyenin aksine delâlet eder gibi gö­rünen bazı zevahir aldatıcıdır. Başka misallerden sarfınazar, iki büyük dün ya harbi arası devirde İtalya ve Alman ya misallerini hatırlayınız. Ümran na ffllha hârikalar yaratmaya kaadir sa­nılan mutlakiyetin aynı zamanda o hârikaları bir an içinde berhavâ edip mataveyleycek tohumları da sinesin-de saklamakta olduğuma hâdiseler iki kere iki dört eder. şekilde göstererek o memleketler halkını gökten inen ateş sağanakları altında köstebekler gi­bi toprak ve taş kovuklarına sokma­mış micbr?

Saay'i, sermayeyi ve tabiat'i bir ara­ya getirecek teşebbüs hukukî emniyet arar. Bu hukuki emniyet tabiriyle iktisadî hürriyeti ve hususî mülkiyeti ıha ta eden şartlarda emniyeti kastediyo­ruz ki adalet unsuru da bu şartlar ara­sında   ehemmiyetli   bir   mevki   tutar.

Adalet mülkün temelidir, sözü kuru bir lâftan ibaret değildir, iktisadî hayat için de amelî bir kıymeti hâizdin İktisadî istikrarın bir temeli de ada­lettir. Öyle bir adalet ki kâğıt üzerin­de bir yazıdan ibaret kalmasın, mem­lekette hâkimin o adaleti tatbikata, sokmuş olduğunu millî camia ve hattâ-bütün beşeriyet camiası gözleriyle gör sün, elleriyle tutsun!

Dünya yüzünde iktisadî inkişaf şüp­hesiz birden doğmamıştır. Haricî teh­dit ve tecavüzleri bir tarafa bırakalım,, fakat bir camia içinde dağlarda şeka­vet ve beldelerde zorbalık zail olduk­tan sonra da insanlar arasında ihtilâf. eksik olmamıştır. Ve beşer fıtratına bakıhrsa ilerde eksik olacağına dair de şimdilik ortada en ufak bir emare yoktur. Müstakil ve müdâhaleden âzâde mahkemelerin, hâkimlerin adil hüküm­lerine mevdu olamadığı müddetçe bir camianın iktisadî inkişafına böyle bir vaziyetin menfî tesiri dağlarda şekavtin ve beldelerde zorbalığın tesirin­den pek o kadar gerilerde veya uzak­larda kalacağına inanmamalıdır. Adalet makinesi iyi işlemiyen camialar da yerli olsun, teşebbüs sahibi inşam «makdûr» unu meydana her çıkarmak istedikçe girişeceği işde zuhuru mel­huz ihtilâfı asla unutmaz:

 Yarın mahkemeye gittiğim zaman. kanunda yazılı hakkımı hâkim şu ve bu tesir altında kalmıyarak acaba ba­na tanıyacak mıdır, acaba bana vereosk-midir.. diye düşünmekten geri dur­maz,  duramaz.

Bu mevzuda insanlığın asırlardan al­dığı tecrübelerdir ki bilhassa Demok­rat memleketlerde Ana Kanunlar, bits. raftan şahsî masuniyet, vicdan, tefek­kür, kelâm, neşir. seyahat, akit, sa ay-ü amel, temellük v.e tasarruf, içti­mâ, cemiyet, şirket hak ve hürriyetle rini kefaletleri altına alırken diğer ta­raf kaza kuvvetini de harici tesirler­den ve o arada siyasî kuvvetin tesi­rinden külliyen ayrı tutmaya bir baş­ka ehemmiyet vermişlerdir.

Bizde de kanun-u medenî: «kanun da iresinde haklara ve borçlara ehil ol­makta herkes müsavidir», derken yer­li yabancı farkı dahi gözetmez: «Her şahıs, der (Madde: 8). Memlekete   gelip saayini. sermayesini ve teşebbüsü­nü ortaya koyan ecnebinin dahi baş­ka inkişaflarda olduğu gibi iktisadî in kişafia da bir hizmeti ve yardımı ol­duğunu, olacağını vatandaşa anlatmak ye rscnebiye ait saayin, sermayenin ve teşebbüsün de kanun himayesi ve te­minatı altında bulunduğuna vatandaşı inandırmak içindir ki yerli ve yaban­cı tefrikini kanun vâzıı kabul etme­miştir.

Bütün bu güzel hükümlerin memleket ile iktisadî tesirini gösterebilmesi ada­let makinesinin de haricî müdahalelerden  âzâde olarak  taminat   altında ça­lışabilmesine vabestedir. Siyasî kuvvet hele bizzat bitaraf olamıyacağı  ve sayılamıyacağı hallerde mahkemeler­den sâdır olan kararları münakaşa et­mek hakkını   ve kudretini  kendinde bulamamalıdır.  Ana kanunun göz be­beğine baka baka teminatlı hâkimi yerinden oynatmaman,oynatamamalıdır.

Adalet cihazının en yüksek mertebesi ne gelmiş hâkimin, hâkimlerin meslekî ömürlerine - eldeki malum kanu­na istinad ederek de olsa - Gördü­ğüm lüzum üzerine., diye vakitsiz nihayeti vermemeli, ver emem elidir. Aksi takdirde siyasî kuvvetin kaza kuvveti ne karşı korkunç bir müdahalesi mu­kadder olur. Memlekette yerlisi olsun ' yabancısı olun saayin sermayenin ve teşebbüsün böyle bir vaziyetten kor-fu duymamasına imkân yoktur.

Hâkim de nihayet insandır. Hâriçten müdahaleye mâruz bir muhit içinde hâkim bir rriuihalii partili ile bir ikti­dar partili arasındaki dâvaya bakar­ken:

 Vereceğim karar muhalefet mensubunun lehine çıkarsa «nab-üazlimikaadir» iktidar lideri acaba beni mu­halefet partisi anonim şirketinin ortakları arasına katar da eteüne karşı teşhir eder mi etmez mi, kabilinden bîr suali zihninden geçirmemek, nefsini tehlikeli bir ''murakabe ye kaptırmamak mümkün değildir. Hâkim, nefsini bu mümasil tedailere kaptırmasa bile adalet cihazı nazarlarda her türlü za­aftan âzâde görülmesi lâzım salâbeîin 'den zayiat vermemeye imkân bulamaz.

Hülâsa memleketin bugün bir iktisat meselesi yanında bir adalet meselesi, bir adalet meselesi yanında bir iktisat meselesi vardır.

Her iki mesele de âcil bir hâl sureli ti eki em ektedirler.

Demokratik muhalefetin yokluğu karşısında

20/K/1956 tarihli (Zafer) den:

Muhalefet partileri uyuyamamışlar... Acaba ne hususta?

Bundan bir müddet önce, Demokrat ik­tidar aleyhine ateş püskürüp dünyada veya ukbâda mevcut bilûmum esmayı onun üzerine sıçratmakta pek âlâ müttefik idiler.. Memleketi bir baştan bir başa bir Pierre l'Hermite taassubu ile katederek dağları taşları gene onun aleyhine bir Haçlı Seferi'ne kaldırmak hususunda, keza mutabık ve müttefik idiler, Türkiyeyi iktisaden batmış ilân etmekte .keza! Bütün dünyada itibarsız ve müstahkar  göstermek   keza

Şu halde nasıl, nerede ve niçin anla­şamadılar? Bu suali cevaba bağlama­nın bir yolu, siyasî ortaklık şirketini kurmak sevdasına düşenlerin mizaçla­rı üzerinde durmaktır.

En  haftakileri     ele     alalım:     C.H.P.!

Bunların siyasî akidelerine göre, menileketi kendilerinden başka idare ede­cek kimse yoktur. Dinler tarihinde naçı nübüvvetin nazil olması esas idiyse 1950 seçimlerinin mağlûpları için de, iktidar vasfı yalnız kendilerinde mevcuttur ve tıpkı Şia'da olduğu gibi bun Isrm da kanaati, millet iradesinin C. H.P. iktidarının ehliyetini teslim ve bunu tecrit edecek yerde, bir yanlışlık eseri olarak Demokratlar lehine te­celli ettiği merkezindedir; bu kıyamet alâmetidir; Mehdi ve teccalı ile birlik te -gelip çatacak olan bir seçim rûzu mahşerinde, yanlışlık düzelecek ve emanet hak yerini bulacaktır. Kabul buyurulur ki, bu kanaat ve içtilıadda olan insanlarla - Demokratları yıkmak dâvası müstesna herhangi bir mu­tabakata varmaya imkân yoktur.

Diğerler-ine  gelince,  bunlar     bilindiği •gibi iki kısımdır: 1) îlkin ayrılanlar, 2) Sonradan ayrılanlar.

İlkin ayrılanlar, bu har ek etlerini De­mokrat Parîiyi lekelemek suretiyle muvaffakiyete götüreceklerini ummuşlardır. Lekelemek için de, malûm «muvazaa masalı» nı uydurmuşlardır. Ya­ni, Demokrat Parti, muhalefetinde sa­mimî değildir. Halk Partisi ile anlaş­mıştır ve muayyen bir mebus adedine rıza gostererek eski iktidarın temadisi .  ni temin edecektir.

Bu «muvazaa masalı» nı 1950 seçim­lerinin neticesi kat'î olarak tekzip et­miş, fakat Millet Partisinin H. P. ile anlaşması ihtimali en son tarihlere kadar günün mevzuu kalmakla kimle anlaşmak niyetinde olduğu iyice görül­müştür.

Demokrat Partiden daha sonra ayrılanlara gelince, bunlar kendilerine de­mokrasinin püristleri ve püritenleri rolünü yakıştırıyorlar. Hürriyet reji­mini ankalaştırıyorlar ve bir hayal dünyasının içinde, Eflâtun'un Cumhu riyetini dahi gerilerde bırakacak Eflâtunî bir siyasî dekor kuruyorlar!

Meselâ, son tekliflerinde, kırk senelik bir Cumhuriyet devrini kolaylıkla ka­payarak ve anayasına varıncaya ka­dar her şeyi ve her türlü inkişaf ve intikali olmamış arzederek yirminci asrın ikinci yansında, su kendi ikti­sadiyat ve maliyesini bin bir tehlike­ye karşı korumak ve koruyarak yü­rütmek mecburiyetinde bulunan mem­lekette liberalizmin bir ikinci asrısa adetini tesis ve tedvin eylemek isti­yorlar. Bunun »kartonpiyssr'den bir yapı olacağını asla hatırlarına getirmiyorlar ve k?otik bir mücerredat ede­biyatının içinde debelenerek kendile­rinden .başka hangi siyasî teşekküler varsa bunları tekfir ediyorlar.

Bunların son zamanlardaki iddiaları da gözlerinin iktidarda olmayıp, mak­satlarının münhasıran siyasî hürriyetleri sağlamak etrafında temerküz ve tekasüf ettiğidir. İddialarına göre, iktidar nasıl buna yanaşmamakta ise sa­bık iktidar yani Cumhuriyet Halk Partisi de o derece aleyhtarıdır. Binaensleyh, hürriyetler rejimine kendile­rinden başka taraftar yoktur ve herkes demokrasiye hiyanet etmiş bulunmak' tadır.

Halbuki iğin -aslı bu değildir. Bu değil­dir v,e ziyadesiyle basittir. Şöyle ki. bundan bir zaman evvel Demokrat Partiyi terketmiş bulunan bu zevat, ha len kaç kişi iseler - ilk imtihanda mey­dana çıkmak üzere -o kadar kanaat ve o adette partilidirler. Çünkü, o de­rece hodgâmdırlar ve siyaset sahasın­da ikinci mevki ile değil birinci mev­ki ile seyahat etmenin o kadar me­raklısıdırlar:

Görülüyor ki, birbirlerine nazaran bu: siyasî teşekküller ziyadesiyle dağınık ve zıt bir takım fikirleri ve temayül­leri temsil ediyorlar, ki bir müşterek hat üzerinde bir türlü birleşememeleri nin ikinci sebebini aramak lâzımdır.

Bunlar, eğer siyaset sahasında, gercek ve ciddî fikir ihtilâflarının yahut halk tabakalarında mekruz bir takım menfaat ayrılıklarının mümessili olsalar­dı, hem ayrı ayrı hem - eğer birleşme leri icap ediyorsa - birleşerek, ortaya Türk iç politikasına istikamet ve şah­siyet verecek fikir ve teklifler çıkar­dı. Böyle bir şeye bağından beri rastlayamıyoruz. Hepsinin, ister Demokrat Parti aleyhindeki, ister kendi lehlerin, deki rnüddeiyatları, Türkiyenin duru­munu tâyin etmekte olan iç ve dış si­yaset mevzularının tamamiyle dışında kalmaktadır, Çünkü ya hayal ve mücerredat veya hudut şahsiyat yapma­nın bir adım ötesine .gidememiş bu­lunmaktadır.

Demokrat Parti aleyhtarlığında muta­bık olmak politika yapmak için kâfi değildir. Asıl, hem ayrı partiler ola­rak hem de bir müşterek hat tutmaya teşne teşekküller olarak bunun Ötesin de fikirlere ve tekliflere sahip olmak  ve bu fikirlerle tekliflerin memleke­tin bugünkü iktisadî ve siyasî şeniyetlerine uygun olduğunu ispat etmek lâ­zımdır.

"Fazla açıldık; fazla borçlandık; itibar­sız kaldık» gibi yuvarlak sözleri her­kes söyler. Marifet memleketin terak­ki temposu aleyhinde hiç bir söz söy­lemeden ve söylenmesine müsaade et­meden, program teklifleri yapmaktır. Çünkü terakki temposunu durdurmaya

image003.gifmatuf beyanlar ve teşebbüsler elbette :ki tem 'gayri şe'nî hem de gayri millî­dir!

Devlet nizamı dışına çıkan nıuha-

22/X/1956 tarihli (Zafer) den:

Kendi fonksiyonunu kendisi inkâr fi­den ve bu suretle kendi kendini tasfi­ye eden bir muhalefet ile -karşı karşı­ya bulunduğumuz muhakkaktır. Ba­kın bunun en taze delili ne derece ha­zin ve hattâ müstakar ilân edilmeye ne kadar lâyıktır:

Cumhuriyet Bayramı, hem milletin hem de Devletin en büyük, en şerefli ve en sevinçli günlerinden biridir. Bu vesile ile devlet Reisimiz bütün dost devletlerden tebrik telgrafları alır ve o gün, Türkiye Büyük Millet Meclisin de, onların, büyük üniformalarını giymiş ve nişan ve kordonlarım takınmış elçilerini, askerî ataşelerini ve ayrıca da, sureli mahsusada gönder dikler i muhterem heyetleri kabul eder.

Bu merasimde en yüksek devlet protokolu câridir ve bu, gerek Büyük Mec­lisin muhterem azasına, gerek Cumhu­riyet devletinin yüksek memurları ile erkânına şâmildir.

Ayrıca ve bu teşrifatın vekarım daha da arttırmak üzere, Mecliste yapılan muâyedeyi hipodromdaki ananevi ge­çit resmi tamamlar. Bütün bu saydık­larımız, Devlet adına ve Türk milleti­nin meknî kudret ve itibarını dışarda olduğu kadar içerde de yüksek tut­mak gayesiyle, gecen pazartesi günü şu mübarek ülkenin tarihî başkentin­de tam 33. defa olarak tekrarlanmış­tır.

İşte bu otuz üç senelik devlet anane­sini tammamazhktan gelerek, Büyük Millet Meclisindeki muayedede kendi­ni temsil ettir em em iştir. Buna zamimeten, liderlerinin buradaki ikamet­gâhları, gündüzün bir mahzen soğuklu­ğu ile bayraksız, gecesi de karanlık­lara gömülü kalmıştır. Farzı kifiâye kabilinden dahi, siyasî terbiyelerinin her hangi bir izine, ne Meelisteiki muayedede alenen, ne de her hanigi bir şekilde tahriren     rastlanabilin iştir.

Besbelli bir şey ki, bu zevat böylesine bir hareket tarzını münasip görerek, Türkiye Cumhuriyetinin ne devletine ne de bayramına karşı her hangi bir alâka ve mükellefiyetle mukayyed bu­lunmadıklarını böylece ifham ve ilân etmek istemişlerdir.

Bu şekildeki .bir hareketin küçüklük ve siyasî bir nümayiş olmak bakımın dan da, şimdiye kadarki zamirlerini ziyadesiyle güzel ifade eden bir sex-bazlık teşkil ettiğine zerre kadar şüphe yoktur. Çünkü bunlar o adamlardır ki, kendileri iktidarda iken devlet, cumhuriyet, Cumhuriyet Bayramı ve bunun vecibeleri vardır; fakat kendileri iktidarda olmadılar mı, bütün bu mu­kaddes mefhumlar muallel ve bunla­rın emretmekte olduğu farîzeler key­fe muallâk ve muhayyerdir! Ve bu, kendi iktidarlarının rey hırsızlığına ve gasba müstenid olmasına rağmen böy­ledir <ve gene bu, tanımamazlıktan ge­lip âdeta istihfaf ettikleri iktidarın mil let reyi ile iradesinin mutlak bir teza hür ve ifadesi bulunmasına rağmen böyledir!.

Zaten, 1950 den beri, memleketi dışa­rıda devamlı maddî ve manevî zarar­lar, içeride de ıztırap içinde bırakan başlıca ve en menhus âmil, muhalefe­tin Devleti de Milleti de kendilerinden ibaret saymak ve kendi vücutları ile kaim bilmek hastalığıdır.

Sormak lâzım: Bunlar acaba, hakika­ten Devletin de Milletin de üzerinde ve dışında mıdırlar iki, Millet emrinin lâhik olması neticesinde kendileri ik­tidardan uzaklaştırılıp yerlerine ge­çen Milletin kararı ile "başkaları ge­lince; meselâ memleketteki ümran hamleleri ile bunları tevsik ve tescil eden bir yığın birbirinden büyük eser­leri ve bu yetmiyormuş gibi koskoca bir Cumhuriyet Bayramının kaide hükmüne girmiş vecîbelerini düpedüz boykote etmektedirler!

Mezheb, meşreb ve tavr-u hareketi böylesine olan bir siyasî akalliyete, Devletin ve Devlet hizmetlerinin ema­net edilemiyeceği aşikârdır. Çünkü siyasî akalîiyetin de muhalefetin de makbul ve meşruu. Kendini kanun ile mu kayyet ve muvazzaf görenidir. Ve bi­zim de kendilerini ancak kanun çerçe­vesi içinde mevcut sayacağımız ve bu nun dışında yer aldılar, hele "bunu bir nümayiş hâline soktular mı buna göre hareket edeceğimiz tabiîdir.

Binaenaleyh, Devlet nizamı ile (gelenekleri haybahâsıl boykote etmek demek olan fu son hareketlerini Millet huzu­runda alenen izah etmelerini bekle­mekteyiz. Zira, üzerinde durulacak, halledilecek ve Türk Milletine bildiri­lecek bir hâdise karşısında bulunmak tayız.

Açık konuşalım

Yazan:   Yakup  Kadri Karaosmanoğlu 22/X/1956 tarihli (Ulus) tan:

Muhalefet partileri fikir hürriyeti, söz hürriyeti istiyor; ispat hakkı, hâ­kim teminatı istiyor, vatandaşların ka­nun Önünde eşitliğini istiyor; Anayasa'da demokratik anlamlara göre ta­diller yapılmasını istiyor; bir kelime­de tam ve gerçek demokrasiyi istiyor.

Bugünkü iktidar partisinin muhalefeti .devrinde istediği şeyler de bunlar de­ğil miydi? Seçmenlerine bunları vaa-detmemiş miydi? Şimdi neden istemez oldu? Neden bahsini bile ettirmiyor? Ve dün davacısı olu^u bir dâvada bu gün dâvâlı vaziyetine giriyor?

Bu hâle, bir an politik meyil ve ka­naatlerimizden sıyrılıp tarafsız bir va­tandaş sıfatiyle baktığımız zaman, memleket namına sadece yüreğimizin sızladığını hissederiz ve kendi kendi­mize deriz ki, yüzyıldan beri girişti­ğimiz demokrasi tecrübelerinden biri daha meyvasmı vermeden öbürleri yanısıra tarihe karışmıştır; aynı yolda y_e ni bir hamlenin uyanması için, acaba, bir yüz yıl daha beklememiz mi lâ­zım gelecektir?

Böyle bir düşünce, böyle bir kuşku bi­zi yalnız -umutsuzluğa sürükliyebilir. Lâkin, meseleyi, gene hiç bir politik meyil ve kanaat tesirine kapılmadan tarihî ve sosyal «donnee» lere göre tetkike girişirsek bazı acıklı gerçekleri kar-jiiajirız ama bu gerçekleri meyda­na getiren sebepleri keşfetmek be bel ki bunları önliyebileesk çareleri ada­mak imkânını da buluruz. O vakit, yü reğimizi sızlatan yaranın yalnız ıstıra­bım çekmekle ve bunu yanayakıla ifa de etmekle kalmayız, içimizde yeni bir umudun eskisenden daha şuurlu bir su rette uyandığını görürüz.

Bunun irin de kendimizi her şeyden evvel, açık ve samimî bir «autoeri-tique - nefis muhasebesi» nden geçir­memiz icabeder. Burada, kendi ken­dimizi derken bütün hâlis niyetli de­mokrasi taraftarlarını kastediyorum. Bunlar, tâ Mithat Paşa'dan heri hep kendi hayallerinin veya iyiniyetlerinin kurbanı olmuşlardır. Gerçi, şu cümlede, hayal yerine hata kelimesini kullanmakla da aynı fikri ifade edebi­liriz. Mithat Paşa, seksen yıl evvel., bu memlekette meşruti bir devlet nizamı kurabileceğini ummuştu ve bunu, hak İl olarak, mümkün görüyordu. Yalnız bu «nva;vkün» ün yambaşmda görme­diği, şövemeöiŞl bir «gayrımümkün» vardı ki. Sultan Hamit adını taşıyor ve bu teşebbüste ballıca karanlık fak tor rolünü oynuyordu.

İşte, bu bakımdan, Mithat Paşa mille­te olan itimadından ne kadar yanıl­mamıza, hükümdara gösterdiği emni­yetle o kadar hataya düşmüştü. Evet, . .ilk (Meclisi Mebusan) siyasî terbiye­si, ortadan çok yüksek ahlâki seviyesi ve Türk halkına has sağduyuyu tem­sildeki şuuruyla, milletin meşrutiyet rejimine ne derece lâyık olduğunu is­pat etmişti. Fakat, tarihî mukadderat bu güzel realiteyi saray denilen diğer bir realitenin hipoteki altına sokmuş bulunuyor ve Mithat Paşa Meşrutiye­tin yegâne höeceti Kanunu Esasiye'yi yalnız o saray sahibinin teminatına bağlamakla, farkma varmaksızın, bir murabahacının eline teslim etmiş, olu­yordu.

İkinci Meşrutiyet tecrübemiz de aşa­ğı yukarı böyle bir gaflet yüzünden iflâsa uğramıştır. Gerçi, o sefer, meşruüyetçilerin Önüne saray diye bir set riikihnemişti ama, bir ihtilâl komitesi nin uçurumu açılmıştı ve bunun ver­diği bas dönmesi içinde, yalnız meşrutiyet değil, bütün bir ülke yuvarla­nıp gitmişti. Burada da biz kendi kert Oİmizi aldatmıştık. Mahiyeti ve ka­rakteri itibariyle bir muvazene, bir ahenk, bir huzur ve sükûn müessese­si olan meşrutiyet müessesesinin ihti­lâlci metodlarla kurulup yürütülebile ceğini sanmıştık v.e memleketin o za­manki realitelerine gözlerimizi kapa­mıştık.

Nihayet, Atatürk inkılâplarının aydın­lığında uyanıp yeniden hayata igelir gibi olduk. Gerçi, bu uyanış, bu ha­yata yeniden geliş şevki içinde yakın ve uzak geçmişe ait bütün ıstırapları­mızdan, hayal inkisarlarımızdan sıyrılmakla beraber, geçirdiğimiz acı tecrü­belerin hâtırasını asla    unutmamıştık.

İşte, bu tecrübelerden alman dersler sayesindedir ki, Atatürk inkılâpçıları, tarihimizde ve belki dünya tarihinde ilk realite demokrasi hareketi örneği­ni verdiler. Ne ihtilâl metodlarma baş vurdular, ne hükümet darbeleri yaptılar, ne de hâdiselerin seyrini zorladı­lar. Bunlara zaten lüzum da görmedi­ler Zira, ilk adımlarından itibaren, Kurtuluş Savaşı gibi demokrasi ' dâ­vasını da millete mal etmesini bildiler. Daima kanunî yollardan adım adım yürüdüler. Her adımda bir durup havayı yokladılar; tam mânasiyle de­mokrasi ağacının kök salıp gelişmesi­ne en müsait iklimin hazırlıklarına koyuldular.

Büyük kaybımız

Yazan: Nurettin   Ariam 23/X/1956 tarihli (Ulus) tan:

Bundan kırk yıl önce, daha silâh al­tına alınmama bir, yedek subay ola­rak Arabistan cephesini boylamama iki yıl kala bir defter hazırlamış, adı nı «Hatıratı şebapu koymuştum.

Benimle cephe,  hastahane  ve         esirlik günlerini beraber yaşıyan bu defter.Bitkin ve buruşuk sayfalariyle Önümdedir.

Onun baş sayfasını nemli gözlerimle açtım. Çünkü orada ilk yazıyı yazmış olan pek sevgili dostum, pek değerli hocam Hakkı Tarık Us, dün güzel ve zeki gözlerini hayata yumdu; bugün, de İstanbul topraklarında ebediyetin kucağına uzanıyor.

(Hatıratı şehap» defterime onun kırk yıl önce yazdığı baş sayfa şu cümle ile bağlıyor:

«Hatırlar, bizi husulü zaruret kesbetmiş neticelere fâsıl olmaktan men et­mezler. Fakat, mutlaka bir hürmete mezar olanlarında bile bir hasret yer tutmuştur.

Bundan sonra gelen cümle «bu sağlık-dünyasında...   diye başlıyor.

Ne yazık ki Hocam, üstadım, ağabe­yim kader senin gözlerini yumarak o sağlık dünyasını ölümlü dünya kıl­dı.

1919 yılında Mısır'ın Zakarit şehrinde esaret kampında, henüz Malarya Tropika'dan kurtulmadığım günlerde ana vatandan aldığım ilk mektuplardan birisi onun imzasını taşıyordu. İçinde içimde uyandırdığını tahmin ettiği umut kırıklığını onarmak, yatıştırmak için de - aklımda kaldığına göre - şöy­le diyordu:

«Parnak ve Misak efendilerden öğrendiğin İngilizceyi orada her halde iler­letiyorsun dur. İlerlet. Çünkü bizim Vakit'te bu işler seni bekliyor..»

Gerçekten, ana vatana döndükten ve Ahmet Emin Vakit Ortaklığından ay­rıldıktan sonra Rahmetli Hocam, beni Vakit'te gazeteciliğe başlatmıştı.

Bir Örnek olarak kendimi gösterdim, O, ben yaşta, benden genç olan birçok gazetecilerin üstadı, önderi olmuş, ha­yatını onlar ve Türk basım için har­camıştır.

1933 yılında C.H.P. nin Köylü Gaz,e-tesi Yurd'un başına da onun arzusu ve emri ile geçtimdi. Bir gün Vakit ida­resinde böyle bir gazete çıkarılacağını, bunu başına köyden yetişme bir gaze­teci aradığını söylemişti. Ben şaka yol lu:

 Çengelköylü olsa olur mu? demiş­tim. O bu karşılığı ciddiye aldı:

 Gitmezsin ki., dedi, idi.

Bunun üzerine ben de hizmete hazır olduğumu söylemiştim.

Demek ki şimdi Ankarada oluşum, ön­celeri Hâkimiyeti Millîye'de sonra U-lus'ta yazışım da onun sayesindedir.

Hiç evlenmemişti; çoluğu, çocuğu yok­tu. Hayatını kitapla, basma ve basın­da çalışanlara vermişti. Elli yıl önce yazdıklar" basılmış olanlara yaptığı jü bileler, bu vefakârlık örnekleri onu ne kadar yorardı, yakından "bilirim.

Kendisinden önce gelenleri anmak için elinden geleni yapmış olan Büyük Adam Tanrının rahmet çağlayanı al­tında yattıkça onu bütün vatandaşları saygı ve sevgi ile anacaklardır.

Nemli gözlerle yazılan bu "kırık satır­lar. Yüreğini de biriken duyguları, ge­reği gibi, anlatamadı, biraz sonra ce­naze törenine katılmak üzere trene ko garken bu perişan satırlardan fazlasını 3'azmak elimden gelmedi.

Hocam, öldüğüne inanamıyarak kale­mi bırakıyorum.

Hakkı Tank Us

Yazan: Peyamİ Safa

23/X/!9SS tarihlî (Milliyet) den:

Onun şahsını tanınmayanlar nasıl bir insandan olduğumuzu ve kalbimizden n.e büyük bir parça koptuğunu tahmin edemezler. Acımızın derecesini anlaya bilmek için onun kulağımızdan dosdoğru kalbimize akan halâvetli sesini hiç değilse bir defa duymuş olmak, zekî ve anık yeşil gözlerinde buğulanan içe işleyîci bakışlarının seyyâle hâlinde in ikal hassasiyle bir defa temasa gelmiş olmak lâzımdı. Hakkı Târik tek ba­kışı ve tek kelimesiyle karşısındakini saran 'benzersiz bir ruh sirayetini tılsımlardırmış insandı. Bütün sebepleri bir anda kavrayan zekâsının müsama hası herkese karşı kalbini dolduran sevkatle daima ahenk hâlinde olduğu için, sesine ve bakışlarına,, onu az se­venler: bile kendine çeken bir yumu­şak ve  tatlılık veriyordu.

Çok defa anlaşümazlıkla suçlandırılan yazıları, hakikatte, onun en uzak ih­timalleri hesaplayan! bütün mukadder soruları cevapdandıran, bir cok tâli cümlelerle, sıfatlarla, imâlarla dolu, manalı olduğu nisbette vuzuhsuz bir nesir inceliğinin örnekleriydi. Orta o-kuyucu için karanlık, fakat erbabı için, şifresi çözüldükçe değeri ve tesiri artan yazılardı. Hakkı Târik, kelime­nin tam mânasiyle, tamdan fazla, aşı­rı mânasiyle müdekkik (inceleyici) in­sandı Kılı kırk yarar» tâbiri sanki onun için .icat edilmişti. Büyük Millet Meclisi encümenlerinde bir tassrı metnini incelerken ileri sürdüğü itirazlar, bir virgülün yeri için saatlerce süren münakaşaları, onun adalet ölçülerinde ki titizliği anlamayanlara göre bir söz şehveti gibi .görünürdü. Şüphesiz, natûk adamdı. Fakat söylemek için söyle yen ve söykdikten sonra düşünen pro­fesyonel hatiplerden değildi. Zekâsiyle kalbi arasında helmelenmeyen, dik­katsiz, acele ve fevri söylenmiş bir tek sözü yoktu. Hatâlarının arasında sa­mimiyetsizlik olduğunu kim iddia ' e-d-srse hatâların en büyüğüne düşmüş olur.

Ben. onun kadar vefalı insan görme­dim. Uzak tanıdıkları arasında bile zi­yaretini ihmal etti*! bir hasta, cena­zesinde veya düğününde bulunmadığı bir insan, kendi işi gibi i^ine koşmadı ğı bir tek ihtiyaç sahibi yoktu. İnce­cik yazısiyle- dolup tasan küçük ve kir li czx> defteri kendisine olduğu kadar başkalarına ait işlerin kayıtlarını da ihtiva ederdi. Onun kalbi kendisinden ziyade başkaları için çarptı v.e başkala rı irin,  vaktinden  evvel durdu.

Eminiz ki onun kaybına dökülen göz yaşları havuzlar dolduracak kadar çok tur; çünkü bu edepsiz dünyanın sayılı temiz kalblerinden biri durdu. Asım. ve .Râsim Us'u bir kardeş kederiyle ku. caklanm.

Müsterih Uyu Yazan: S. R. Emeç

23/X/1956 tarihli    (Son Posta) dan:

Hakkı Tarık Us vefat etmiştir.

"Hemen bütün Türk matbuatı istisnasız olarak dün yer alan bu Kara haberin Lasın müessesesi kadar memleket içine ne büyük bir ziyanın habercisi ol­duğunu belki herkes takdir etmiyebilir. Fakat Hakkı Tarık'ı tanıyan vs onun yarım asırdan beri memleket için de  Babıâlideki -faaliyetini yakından iakip edebilmiş olanlar, hâdisenin, na :,û telâfisi imkânsız bir ziyan ve gra­nit kadar sağlam bir karakterin kay­bı demek olduğunu .görerek derin -bir mateme boğulmuşlardır.

Hakkı Tarık merhum mükemmel bir "hoca olarak eşine nadir rastlanan de­ğerli bir dilci; mantığın kolay kolay yenilemiyen salâbeti ile d s kâmil bir 'hukukçunun hemen bütün kabiliyetle­rini nefsinde toplamış yaman bir tim­sali idi.

Fakat bütün bu meziyetlerinin üstün­de, Hakkı Tarık, kütükleri için örnek bir ağabey, eşitleri, için vefası her denemiye tahammül edebilecek kuv­vette bir dosttu. Hele memleketseverlik feragat, tahammül gösteremeyeceği fedakârlık tasavvur edilemezdi, dense yeridir.

. Hayata gözlerini ebediyen kapattığı anda altmış yedi yaşım henüz doldur­madığı ve bununla beraber ömür yıp­ratıcı inhimaklerden birbiri ile ds esaslı ülfeti olmadığı düşünülecek olursa, Hakkı Tarık Us'un hem gene, hem de dinç bir çağda aramızdan ayrılmış bu­lunduğu anlaşılır. Onun erken ufulü, bazılarımız için günleri çifte yasamak istemiş olmak gibi ihtiraslı ve erken bir netice değil; emek ve sa'yinin mülıim bir kısmını, iyi bir insan olarak, gayre ayırmanın v-s hemcinsine hizmet etmenin hesapsız bir cömertlikle isra­fından başka bir şey olmamıştır. Bu "vaziyetle Hakkı Tarık, bize, her za­man İdeal bir cemiyet adamı olarak görünecek Ye onun hizmetleri, dostluk ve iyiliklerinin hâtırası, kalelerimizin en hassas yerinde en itinalı mevkie yerleşip kalacaktır.

Bu, yorulmaz ve yılmaz azmiyle bir çok eserler başaran Hakkı Tarık'ın, fâni gibi, elbette ki arkasında na taman olarak bıraktığı çok şey vardır.

Henüz üçüncü kısmını bastıramadığı "İlk Mebusan Meclisinin gözden geçirilmiş olan zabıtları bir muhalled cild bunlardan biridir.

Ve  kim  bilir daha  da neler?..

Fakat hangi insanoğlu son nefesini verirken arkasında düzenli bir durum cırakarak   son   yolculuğa   çıkar?

Hakkı Tarık'ı da bugün, geride bı­rakıp da tamamlamavadıklarına ha­yıflanır bir halde bu yolculuğa çık­mış tasavvur etmek, elbette ki doğru olur.

Meslek yolunda, onun yapamadıkları­nı yapmıya çalışacağımızın sözünü ve­rerek onun maneviyetini huzura ka­vuşturmak, bugün, bize dürten borç­tur.

Bu borcu, bir taahhüt şeklinde eda e-derken, son günlerde ızdırarytan fersizlegen parlak ve mavi gözlerini hu­zur il? yumup ebediyet uykusuna kaygusüzca dalmasını ona söyleyebiliriz. Evet!

Müsterih uyu.. Hakkı Tarık!

Ve nur içinde yat.

Çünkü senden sonra biz varız!

Son söz düelloları

Yazan: A. E, Yalman

23/X/1956 tarihli (Vatan) dan:

Eski Başvekil Şemsettin Günaltay, Menderesle yaptığı son söz düellosun­dan 'galip çıkmamıştır. Buna sebep. hü. kûm-stin icraatında hatalı, kusurlu ta­raflar, memlekette tenkid ve ıslaha muhtaç bozukluklar bulunmaması ve her şeyin mükemmel olması değildir. Geniş ölçüde Ve büyük bir hızla icra­at sahasına atılan her hükümet mut­laka hatâ yapar, riskler alır. faydala­ra karşılık, mahzurlara katlanır. Bil­hassa ortalıkta tam bir huzur ve is­tikrar yok iken. kıymetli zaman ve enerjilerin mühim bîr kısmı vahi çe­kişmelerle israfa uğrarken, hariçten ve dahilde yolumuzun üzerine engeller yiğılırken, idare cihaz: mevzuatın bas­kısı altında asgarî süratle kımıldanır­ken; hatâ payının yüksek olması ça­resizdir. Fazla olarak, iktidar, öfkeye kapılmış, kendi programına karşı gel mis, hariçte ve dahilde tenkidçilere hu dutsuz fırsatlar vermiştir.

Sırf vatansever hislerle, mücadeleye atıldığım söyleyen ve vatanseverliği­ne ve iyi niyetine hiç şüphe olmayan Prof. Şemsettin Günaltay, iyi bir ta­rihçiye lâyık usullerle tenkid avına çıksaydı, dilediği kadar murakabe ve tariz malzemesi bulabilirdi. Fakat sözlerinin tesirli olması için su esaslara saygı göstermesi lâzımdı: Son altı kü­sur yılda başarılan işlerin tam hakkı­nı vermek, bunlarla Türk sıfatıyla if­tihar etmek, Türk milleti hesabına el­de edilen .güzel neticeleri dış âleme es­ki bir Başvekilin ağzından duyurmak suretiyle itibarımızı yükseltmeyi va­zife saymak...

Eski Başvekil, mensup olduğu politika muhitinden gelen baskının tesiri altın dan kurtulamamış, bu dediklerimizi ihmal etmiştir. Eğer bunu yaptıktan, sonra memlekette her şeyin daha iyi, daha mükemmel ,daha verimli olma­sını temin maksadiyle tenkidlerini öl­çülü bir lisanla sayıp dökseydi, hem havayı düzeltirdi, hem de sözleri te­sirli olur, memleketin iyiliğine hizmet ederdi.

İnsaf sahibi isek, şunu görmeğe ve iti­raf etmeğe mecburuz ki son altı yılda memlekette  pek   çok   iş     yapılmıştır.

Bunlar, gösteriş maksadiyle meydana konuten bir kaç barajdan, limandan, fabrikadan ibaret değildir. Azamî miktarlarda elektrik enerjisi üretilmesi, su taşkınlıklarının önlenmesi, sulama, sa h illerimizde deniz ticaretinin emniyeti sürati, navlunların normal hadde dü­şürülmesi, hanı maddelerimize kendi alın terimizi katarak bizzat işlememiz, bu nevi ihtiyaçlarımızı dövizle ha­riçten tedarikten kurtulmamız, imara ait malzemenin her yerde imali, yol, demiryolu, havayolu, muhabere, sağ­lık, mektep, köy suyu gibi nice millî dâvalarımız geniş ve kesif bir şekilde ve aynı zamanda ele alınmıştır. İhti­yaç ve istihlâk seviyesinin birdenbire yükseklere fırlamasından ileri gelen, işlerle esaslı cihazlanma dâvasını bir hizada yürütmek lâzım gelmiştir. Hu­susî teşebbüs her tarafta hız almış, memleketin her köşesi yeni bir talihe kavuşmak heves ve azmini göstermiş­tir.

Yapılanlar ihtiyaçlara nisbetle pek azdır. Daha iyi bir iktisadî seferber­likle, daha mükemmel usullerle çalış­mak, daha çok netice almak, demok­rasinin icaplarına sıkı bir surette sa­dık kalmak, dış itibarı korumak, dün­ya yüzünde daha tesirli roller oyna­mak mümkündü. Bu mevzulara dair her birimizin pek çok söylec eki erimiz vardır. Fakat, memleketin her köşe­sinde milyonlarca vatandaşın gözü ö-nünde yapılan ve yer yer güzel mah­sulleri alınmağa başlıyan işleri toptan, inkâr edersek ve garezkârlığa kendi­mizi kaptırısak, tenkidlerimiz tesirsiz kalır, iyilik yaratacak yerde vahi çe­kişmelerin, zehirli atışmaların devamı na sebep olur.

Başvekil Adnan Menderes'in yıkıcı tenkidlerden şikâyet etmeğe hakkı var­dır. Fakat bu hastalığın devası aca­ba muhalefete karşı acı ve sert sözler sarfetmek, muhalefet safında bulunan vatandaşlardan istihfafla bahsetmek midir? Millî mukadderatın sevkü idare­si hükümetin elinde olduğuna göre iktidar liderleri cömert hislerle hareket etseler, tatlı dil kullansalar, ortaya iyi örnekler koysalar acaba daha iyi ne­ticeler almazlar mı? Karşılarındaki mu kavemetler, delkü temas zayiatı bu sayede azalmaz mı? Yaptıklarının veri­mi ve hızı artmaz mı?

Mazi; şerefleriyle ve hatâlariyle ni­hayet hepimizindir, gelişmelerimizin zarurî ve çaresiz sayılacak bir takım eski merhalelerini mazi bir arada tu­tar. Geçmişe ait mesuliyetleri yalnız bir partiye yükleyerek hücum vesile­si yaparsak, onlar da elbette rahmet okumazlar, Ölçülerini şaşırırlar, sert konuşurlar.

Bir demokraside muhalefet partilerini muayyen ölçülere göre ısmarlamak ve yaptırmak imkânsızdır. İktidar hakkın da da, muhalefet hakkında da mevcu­du olduğu gibi kabul etmekten ve ıs­laha çalışmaktan başka ne yapabiliriz,,.

1950 de 3.148.626, 1954 de 3.192.471 vatandaşın Halk Partisine rey verdiği bir hakikat değil midir? Teşkilâtıyla ayakta duran bayie bir parti canlı bir .kuvvet sayılmaz mı? Halk Partisinde söz imkânının Şemsettin Günaltay ve İsmail Rüştü Aksal gibi memleketçi 'bir ruh taşıyanlara geçmeğe yüz tutma sı millet hesabına bir kâr sayılmaz rnı?

Hürriyet Partisi, müsbet tenkid saha­fında memlekete yeni bir hava getir­memiş midir? Millet Partisi rejim öl­çüleri bakımından itidale doğru gitmemiş midir?

Hükümet cömert davransa, hepimiz .memleketçi ölçüleri ele alsak, gıiş ve insaflı düşünsek, bu memlekette dahilî sulh, huzur ve ahenk kurmak iş­ten bile değildir. Mevcut malzeme .bu­na müsaittir. Hal böyle iken, vahi söz düellolariyle birbirimizi incitmek gü­nah değil mi? Neden dahilî sulhu ve millî işbirliğini mukaddes bir gaye di­ye kabul etmiyelim ve o uğurda gayretlerimizi birbirine katmayalım ?Bun­ları içim, yanarak hepimize soruyo­rum.

Hakkı Tarık Us!

Yazan: Orhan Seyfi Orhon

24/X/19556 tarihli (Zafer) den

Rahmetli Hakkı Tarık Us, gösterişsiz, .halis v.e samimî bir insan örneğiydi. Tekellüfsüzlük onun mizacından geliyordu. Kim olursanız olun, çekinmeden konuşabilirdiniz. Babı-âli'de patron ol mayan tek gazete ve matbaa sahibi o idi. Vakit'de çalışanlar muhabirleri, musahhihleri, fotoğrafçıları muhar­rirleri değil; talebeleri, .'arkadaşları dostları idi. Çalışma ücertlerine onun dostluğunu da ekliyerek meslektaşla­rının aldıklarının çok azma, memnun­lukla hizmet ederlerdi. Gazetesi bile bir satış mevzuu olmanın, üstüne çık­mış, dostlar arasında okunur hale gel misti.

Hakkı Tank Us'un taklit edilemez ta­rafı, .başkalarının işleriyle uğraşmak­tan zevk almasıdır. Eski tabiriyle «Di ğerkâmlık» onda âdeta bir hastalık halie gelmişti. Küçücük bir cep defteri vardı. Orada İncecik yazılarla bir sürü iş yazılı idi. Hiç biri kendi işi olmamak şartiyle, kimi Vilâyette, kimi vergi da iresinde, kimi Maarif Müdürlüğünde, kimi Belediyede, kimi partide, kimi ti caret odasında halledilecek mesele­ler... Sabahtan akşama kadar bu yer­lere gider, bu islerin peşinden koşar­dı.

Nihayet, yine başkalarına ait olmak üzere muharrirlerin jübilesini yapma yi resm'î bir vazife gibi üzerine aldı. Bununla nasıl uğraştığını bilirim. Bir gün, benim unuttuğum bir yazımı bu­lup çıkarmış, kaç senelik yazar oldu­ğumu 'bana söylemişti. Vakit:de labi­rentleri andıran kütüphanesinin bitiği ğinde, türlü ciltler yığılmış odasında çalışırdı. Yatak odası da oracıkta idi. Vaktiyle bir kalb krizi geçirdiği halde bu minare boyundaki merdiveni çı­karak buraya çalışmağa gelirdi.

Böylece Eşref külliyatını topladı. Ona hemşehrilik borcunu ödedi. Ahmet Mithat'ın hayatını, mektuplarını, şiir­lerini, aşkını bu tozların arasından meydana çıkardı. Nihayet sahiden si­yasî tarihe hizmet eden büyük bir e-ser olarak 93 mebusamn müzakereleri ni notlarla, haşiyelerle neşretti.

Unutulmuş insanlar, hatırlanmak için onun alâkasını bekliyorlardı. Bü­tün bu işleri tertipleyen, jübile ya­pılacakları bulup meydana çıkaran, merasimi hazırhyan, sonra da bunları kitap  şeklinde  bastıran  oydu.

25 yıllıklardan sonra iki defa elli yıl­lı karın jübilesini yapmıştı. Bir üçün­cüsüne sıra geliyordu. Yine bir takım, meçhullere karışmış hayal adamlar, hasta, malûl, yorgun, silinmiş yüzleriyle 'hayata çıkacak onun verdiği ruhla teneffüs edecek, yok olmuşken mevcut olacaklardı.

Eyvah, hepimize yazık oldu! bundan sonra 'bizimle onun gibi kim uğraşa­cak? Bizi ileride kim hatırlatacak? Kim anacak? Uunutulmaya mahkûm bizler,    en iyi dostumuzu kaybettik!

Hakkı Tarık Us'un kendi dâvası pek az şeydi. Bir seferinde tekrar mebus olmayı  istemişti.   Olamayınca hepimiz

üzüldük. Bir tanesi de majeskül harf. kullanmamak iddiasıydı. Onda kendi­sini destekleyen arkadaş bulamadı. İçim acı ile 'burkularak bu eski dostu­mun -hâtırasını saygı ile anarken, ru­hunu gâd etmek için onun imlâsını kullanacağını us'a, rasim us'a ve bütün vakit ailesine tâziyetierimi sunar, hakkı ta­nk us için tanrıdan mağfiret dilerim!

Ne istiyorum?

Yazan: H. C. Yalçın

24/X/1956  tarihli     (Ulus)   tan

D.P. Genel Başkanı, muhaliflerden bahsederken: «Hangi işlerimizi v.e ne için beğenmediklerini sarih olarak soy Jeyip bir yol gösterseler kendilerine çok mütefekkir kalırdım» diyor. (Cum huriyet, 22 ekim . Sayfa 5 sütun 6)

D.P. (Başkanının arzularını bir emir telâkki ederek, ne Halk Partisi namına, ne sair muhalif partiler namına değil sadece bir Türk vatandaşı olmak hak kına dayanarak düşündüklerimi tek­rar edeceğim. «Tekrarını diyorum, çünkü şimdiye kadar .bütün yazılar be­ğenilmeyen işler ve hareketler üzerin­de idi. Anlaşılan, çok meşguliyetleri gazeteleri takip için kâfi vakit bırak­mıyor    kendilerine.

Evvelâ D.P. Başkanının hiç beğenmediğim, anlayamadığım ve bir türlü izah edemediğim hareketi Demokrat Parti programını, Demokrat Parti na­mına millete yaptıkları vaad ve taah­hütleri kat'î surette bir kenara atma­sı, hattâ onları bütün bütün unutma­sıdır. Bu sütunlarda kaç kere açık su­rette rica ettim. Sizden bir istediğim şey varsa o da kendi programınıza sa­dık kalmanızdan ibarettir. Onu tat­bik ediniz, sizi alkışlıyalım. Şimdi de bütün söylüyeceklerim bu nokta için­de  toplanabilir.

Sonra, umumî surette, bir parti baş­kanından tekzip edilecek beyanat yap maması istenir. Meselâ, altınlarımız kasalarda duruyor, istiyen fotoğraf makinesini alıp resmini çıkarmağa gel­sin, diye meydan okunur ve ertesi güa resim çekmeğe giden gazeteciler kovulursa ve artık bu mesele hakkında hiç bir şey söylenmezse, artık o söz­ler  kıymetlerini  çok  kaybeder.

D.P. Genel Başkanının rejim meselesin deki hareketlerini hiç beğenmiyoruz. Niçin mi? Çünkü demokrasi rejimi bu değildir. Demokrasinin yalnız adı du­ruyor, ruhu uçmuştur. Siyasî hürriyetlerimizden hangisi ayakta ?

Evvelâ bütün siyasî hürriyetlerin te­meli ve garantisi olan basın hürriyeti nerede? Bir gazete kâğıdım, mürekke bini, ilânını temin için iktidarın lütuf ve atıfetine sığınmak zorunda bırakı­lırsa, o gazetenin tarafsızlığı, istiklâ­li, hürriyeti nerede kalır?

Sevgili D.P. Başkanı, siz bu kadarla da kendinizi memnun edemezsiniz Çünkü hükümetinizden gelebilecek menfa atleri istihdaf edecek gazetecileri bu millet yetiştirdi. Onlar bin türlü mad­dî mahrumiyetler içinde vazifelerini yapmak istediler. O zaman, şiddet ve tazyik kanunlarını çıkardınız ve gazetecinin elini ayağını bağladınız gibi di­lini de kopardınız, (mecazî mânadadır ha!..) Bugün işini gücünü bırakarak, memleket memleket ve mahkeme mahkeme dolaşarak fiilî ceza çeken kaç- zavallı var? Bursa'da çıkan Bur­sa dışında ismi bile duyulmayan haf­talık küçük bir risale sahibini yüz bin lira para cezasına mahkûm ettirebile­cek kanunlarımız bulunursa adalet telâkkisi çok değişikliğe uğramış de­meye herkesin hakkı olur. Bunu da yapan zatı samilerinizdir.

Ya muhalif partiler aelyhinde çıkardı­ğınız Gösteri ve Toplanma Kanunu? Gazeteler bu kanunun tatbikatımda yapılan hareketlere dair tafsilât ver­dikçe benim yüzüm kızarıyor. Çünkü bu kadar şiddet dünyanın demokratik hiçbir milletinde yoktur. Hattâ Bolşevik Eehistanda bile.

Uzun ve acı sözlere ne hacet, siz du­rumu beğeniyor musunuz? Beğeniyor sanız ,en iyi dostunuzun 1945 - 50 nelerindekİ Adnan Beyin fikrini lüt­fen sorunuz. Bakalım ondan ne cevap  alırsınız.

Bir anketin ısısında

26/X/1956 tarihli (Tan) dan

Başvekil Sayın Adnan Menderes, son İzmir seyahatinde, şu iki prensip üs-1ünde ısrarla durdu:

 Müstemleke ekonomisinden   kur­tulmak;

 Yurttaşın hayat standardını çağ­daş   medeniyet   seviyesine   çıkarmak.

Başvekil yerden göğe  kadar  haklıdır,

Zira, modern ziraat memleketi olarak öğürtemeyiz. Yağmursuz yıllarda ekmeğimizin buğdayını dışarıdan getirmek zaruretindeyiz. Bundan dolayı, ilkön­ce sulama tesisleri kurmaya, barajlar inşa etmiye derin kuyular kazmıya mecburuz. Memleketin pek çok bölge­sinde monokültür asıldır. Polikültüra geçmemiz, kuraktan buğday az yetişe­cek olursa büyük kütlelerin ac kalma­maları için ikinci, üçüncü ziraat nevileri sayesinde geçim güçlüklerinden kolayca sıyrılmamız  lâzımdır.

Toprakaltı servetimizden faydalanamıyoruz. Keşfedilmiş madenlerimizden çoğu bilgisizler, sermayesizler elinde ya az verimli kalmakta yahut heder sunaktadırlar. Gerek bunları ve gerek keşfedilecek olan yenilerini rasyonel akilde ve bu sekli tatbik edecek -kudrette müesseseler eli ile işletmemiz yarı mamul hale getirmemiz kabil ol­duğu zaman sanayimizde kullanma­mız gerekmektedir.

Sanayiimiz kifayetsizdir. Şiddetle muhtaç olduğumuz, fakat bizzat imal ede­bileceğimiz çok şeyi hâlâ dışarıdan ge tiriyoruz. Bir taraftan sınaî ziraati ge­liştirmek, bir taraftan da bunları işle­yecek fabrikaları birer birer meydana getirmemiz icap etmektedir. Bu yola .giderken yeni yeni enerji kaynakları, termik santraller, hidroelektrik san­tralleri, hatta atom merkezleri kuru­yor  veya  kurmayı tasarlıyoruz.

Yollarımız, şimendiferlerimiz deniz ve hava   nakil   vasıtalarımız   yetersizdir.

Hiç birini ihmal değil imhal bile ede­meyiz.

İlk, orta, lise, yüksek ve her derecede teknik okulları çogaltmalıyız ki hem çocuklarımız kendilerini bekliyen işle­re göre yetiştirilmiş, hem de bunları yetiştirecek olan öğretmen kadroları vücut bulmuş olsun.

Böyle üstün körü. ve pek kısa bir tah­lil bile hakikaten henüz müstemleke ekonomisi çerçevesi içinde bulunduğu­muzu, bundan çıkıp kurtulmak ve va­tandaşa meden5. bir hayat seviyesi te­min etmek için ne kadar uğraşmamız iktiza ettiğini açıkça gösteriyor.

Filvaki, medeniyet pahalı Ve zahmetli­dir; çok gayret ve servet zarfını göze almadıkça erişilir şey değildir. Hatta, az çok erişildiğinin sanıldığı zamanlar da bile gelecek senelere hazırlanmak için yeni yeni çalışmalara girişmek, yeni yeni masraflara katlanmak lâ­zımdır. İşte, Fransa misali.

İkinci Cihan Harbi nihayet bulduktan sonra, Amerikadan da pak büyük yar­dımlar görerek, ekonomisini kalkmdırmıya teşebbüs etmiş olan Fransanın önümüzdeki yıllar zarfında gerçekleşti­rilecek olan işlerini halka duyurmak maksadiyle Akademi azasından, tanınmış muharrir Andre Mourois büyük bir anket hazırlamış ve bunu France-soîr gazetesinde neşre başlamıştır. O-kurlarımız anketin ilk kısmını kısal-mış olarak bugün dördüncü sahifemizde bulacaklardır.

Biz burada yalnız şunu söyliyelim ki Fransa gibi ekonomisi eok ileri denile­bilecek bir memleket bile, vatandaşla­ra mesut ve müreffeh bir hayat temin edebilmek, bugünün ve yarının nesillerini biri birini ikmal ve itmam ede­cek surette ekonomik faaliyet kadrola­rına yerleştirebilmek için şimdiden "büyük zahmetler ve büyük masraflar ih­tiyar etmekte, halkın, sendikaların, muhaliflerin tenkitlerüe karşılaşmakta fakat hepsine tahammül ederek nüfus, maarif, endüstri, mesken, emeklilik., enerji vesaire politikalarının ana hatla­rını çizip azimle yoluna devam etmek­tedir.

Kırıcı v,e kısır münakaşa

Yszan: Nihat Erim

26/X/1956 tarihi (Yeni Sabah) tan:

Sayın A. Menderes, 1950 seçimlerini kaybetmiş ve iktidarı rakibine devret­miş olan Sayın Ş. Günaltay'ı bahtsız bir insan olarak gördüğünü söyledi.

Bu, o tarihten bu yana ilk defa ortaya atılmış bir düşüncedir. Aslında, mem­leketin içinde olduğu kadar bütün dün yada, 1950 seçimleri milletçe şeref ve itibarımızı yükselten bir olay olarak alkışlanmıştır.

Bir iktidarın kendisini devirecek se­çimleri kendi eliyle hazırladığı, kendi eliyle yaptırdığı, neticeye güler yüzle katlandığı Türkiyede daha önce hiç görülmemişti. Son yüz elli yıl içinde bir kaç kere teşebbüs edildiği halde başarı]amıyan, yarım kalan bir iş, Sayın İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanlı­ğı, Ş. Günaîtay'm Başbakanlığı dev­rinde gerçekleşti.

Saym A. Menderes'in sözlerini gazete­de okurken şunu hatırladım:

Zamanımızın en büyük devlet adamla­rından ve gelmiş geçmiş İngiliz siya­sîlerinin en büyüğü sayılan W. Churc-hill. 3950 seninkinin hemen .ertesin­de, İnönü'ye bir mektup gönderdi. Bun da, eski Cumhurbaşkanının genç yaşın dan itibaren yaptığı hizmetlere birer birer işaret ettikten ve bilhassa «İkin­ci Cihan Harbinin kasırgaları ortasın­dan memleketini nasıl selâmete çıkar­dığını» kaydettikten sonra. Churchil) diyor ki. en büyük eseriniz Türkiye'ye demokrasiyi   getirmiş   olmanızdır.

İktidardan henüz çekilmiş bir insana, büyük iş, güzel eser nedir c&k iyi bi­len, tarihi hem yanmış hem de yazmış olan devlet adamlarından birinin yol­ladığı tebrik ve takdire bir bahtsızlığın tesbitidir denebilir mi?.

Serbest ve dürüst seçimle iktidarı devredebilmek batı demokrasilerinde «ta­biî»; dünyanın bazı bölgelerindeyse «istisnaî» bir haldir.

Böyle bir neticeye Türkiye ilk    defa 1950 de. o zamanki idarecilerinin ide­alist davranışları ile mazhar oldu. Ko­ca Churchill'i heyecana getirip Sayın İnönü'ye mektup yazmaya sevkeden de işte budur.

İsmet İnönü'nün ve Ş. Günaltay gibi onun yanında mesuliyet taşımış olanların, hin mi kusurları, hatâları, ta­lihsizlikleri olmadı?

1950 den evvel, 1950 den ve bilhassa 1954 den- sonra çok oldu. Meselâ, de­mokratik rejimin temel teminatını bir-hamlede koyamamış, bunun eksik bı­rakılırından memlekete gelebilecek za rarlari hesaplayamamış, Anayasayı düzeltmenin ve o gün için nisbî temsilî, seçim usulünü kabul etmenin bir zaru­ret olduğunu görememiş olmak, C.H. P niri son iktidar yıllarında vazife ba­şında bulunmuş olanların yani bizlerin, ömrümüz boyunca ateşine yana-, cağımız hatâmızdır.

Sert, kırıcı, hırpalayıcı sözlerle politi­kada hiçbir kazanç sağlanamaz. Gön­lümün bütün arzusu iktidar ve muha­lefet yetkililerinin siyasî mücadeleler de, centilmenlik, yani Türkçesi efendi­lik yolundan ayrılmamalarıdır. Lâkin.-ne yazık ki, manzara ümit kırıcıdır. Çoğumuz hemen parlayan barut fıçısı gibiyiz. Eski Başbakanın rakamsız, ez­bere gibi konuşmasına, şimdiki Başve­kilin istatistik ve mukayeseye dayanan bir cevap vermesi, beş saatlik nutuk­tan daha tesirli, olabilir. «Hangi fabri­ka işlemiyor?!-' sorusu. Bahtsızlık -bahtlihk iddialarından kat kat fazla ilgi uyandırıcı,'"yerinde bir mukabele­dir. Bu soruya mutlaka açık cevap vermek gerektir. Ön safta yer almış poli­tikacılarımızdan beklenen, tenkit .etti­ğimiz tarzda kısır ve kırıcı münakaşa değildir. İşaret ettiğimiz şekilde öğre­tici ve inandırıcı olabilecek, bilgiye da yanan ve ifadede asla mütecaviz olmiyan, fikir karşılaşmasıdır. Memleket öteki usullerden artık usandı.

İktisadî istiklâl Yazan: Batvadur Dülger 27/X/1956 tarîhîî (Havadis) ten:

Türkiye'nin başarmağa çalıştığı ikti­sadî hamleyi, Başvekil bir iktisadî is-

lâl hareketi olarak vasıflandırıyor. .Bundan daha önce, ayni şeyleri tekrar etmiş olduğunu hatırlıyoruz. Demirde, çelikte, kömürde, çimentoda, şekerde, .giyecek maddelerinde, hububat istih­salinde kendi kendine kifayet edemiyecek, kendi kaynaklarının geliriyle ordusunu tam mânâsiyle teçhiz edemiyecek bir memleketin, bu kifayete erişmek için yaptığı mücadeleye, bir istiklâl mücadelesi demekte isabet ol­madığı söylenemez.

Bununla beraber, itiraz seslerinin yük seldiği de bir hakikattir. İtiraz eden­ler, Türkiye, iktisadî İstiklâlini, Lozan Muahedesi hükümlerine göre kapitü­lâsyonların kaldırılması ile elde etmiş­tir, demektedirler. Bu iddiada, büyük bir hakikat payı Vardır. Elbette kapitülâsyonların kaldırılması, Türk ikti­sadiyatına büyük bir ferahlık getirmiş tir. Onun ellerini, ayaklarını bağlayan istismarcı zihniyetin zincirlerini ko­parmıştır. Türkiye için bu p,ek büyük bir bacan olmuştur. Bunda kimsenin şüphesi yoktur. Fakat, kapitülâsyonla­rın kaldırılması, Türkiyenin bütün ik­tisadi   meselelerini   halletmiş   değildir.

Bunca gayretlere rağmen memleketi­miz, bellibaşlı ihtiyaç maddelerinde hâlâ yabancı memleketler sanayiinin bü­yük yardımına muhtaç bir halde bulu­nuyor. Zaman zaman piyasada yoklu­ğunu hissettirmiş o; an çeşitli mallar, nelerin sıkıntısını çekmekte olduğu­muz hakkında herkese açık bir fikir vermiştir.

Şüphesiz hiçbir memleket istihsalleriyîe yüzde yüz kendi kendisine kifa­yet edemez. Her memleket di^er memleketlere bir dereceye kadar muhtaçtır. Ama bu ihtiyaç ana maddeler için mevzuubahis olmamak lâzımdır.

Türkiye henüz bu durumda bulunmu­yor. Kapitülâsyonların kaldırılmış ol­masına rağmen memleketimiz pek za­rurî maddelerde dahi di? memleketler sanayiine bağlıdır. Bu bağlılığı zaru­retten gelen bir çeşit tâbilik gibi gör­mek hatalı olmasa gerektir. Bugünkü iktisadî hamleye bir istiklâl savaşı den İfeesindeki sebep bu olsa gerektir.

Tam mevcutlu karşılama sahneleri

27/X/1956 tarihli  (Zafer)  den:

İzmir rıhtımına ayak bastığımız andan itibaren bir tek müşahhas hâdise ile karşılaştık: Başvekil ve ona taşkın bir muhabbetle bağlanmış bulunan vatan­daş kitlesinin tam bir gönül birliği için de birbirine kavuşmaları!

Nereye gittikse, en küçük köyünden en büyük şehir ve kasabasına kadar. Mev çatlarının en az tamamı ve bazan da hattâ bunun üstünde kalabalıklarla karşımıza çıkan heyecanlı ve samimî vatandaş kitleleri; bir rnemleket hal­kının bir değerli evlâdını nasıl bağrı­na basabilir bizlere bunun gözleri ya­şartan Örneklerini birbiriyle yarış edercesine verdiler.

«M-eselâ şu esnada Balıkesir meydanı halkın haykırmalariyle. çınlamakta ve uğurlamaktadır.» 1946 nın o unutul­maz muazzam toplantılarına şahit ol­muş ve iştirak etmiş kimseleriz. Bu se­ferki seyahatte; Başvekilin karşısında yer alarak ona gösterdikleri sevinç ve şadımanlık sahneleriyle âdeta bir ah-dü peyman vakfesine kalkar gibi hey­betlerini bulundukları şehir, kasaba ve köylerin meydanlarına diken vatandaş kitleleri şimdiye kadar gördükleri­mizin üstünde idi .

Köyse köy, kasaba ise kasaba, şehir ise şehir; İzmir'den Denizlinin Tavas Kalesine ve oradan Demokrat Partinin başlangıçtan beri en kudretli ve namlı bir kalesi olan Balıkesire kadar, istis­nasız olarak her yerde, o her zamanki temiz, gıllıgışsız ve ivazsız merbutiyet ler: ile evlerini boşaltırcasına sokak ve meydanlarını kantfferrcasma muazgam ve menin insan dalgaları halinde sev­dikleri kıymetli ve idealist devlet adamım karşısına çıkardılar.

Hiç şüphe yok ki: Bu içten selen kit­leler hareketi bir işaret ve bir ihtar teş kil eylemekte idi. Muhaliflere ve men fi his ve fikir besleyen her türlü un­surlara   karşı  bir  ifaret     ve  ihtar!

Demek istiyorlardı ki: Aradan yedi sene gibi bir müddet geçti&i halde bugün seninle gene beraberiz ve sana olan itimadırmz  artmıştır,   azalmamıştır.

Bu itimad ilk gündekinden çok daha tazedir.

Bizzat Başvekil bu aziz ve şuurlu va­tandaş kitlelerinin mütemadiyen ken­dine tevcih ettikleri muhabbet dalga­larını gizi ey em ediği bir hassasiyet V2 heyecan ile karşıladı.

Ve bu: Halinden, sesinden ve hitap tarzından anlaşılmakta idi. Yani onun la vatandaşları arasında bu seyahatte bilhassa göze çarpıcı şekilde beliren esîrî ve ruhtan ruha uzanan bir irtibat gerek vatandaşların halinden ve gerek­se kendinde sezilmekte ve görülmekte idi.

Kitle psikolojisi, büyük çapta ve sevi­len bir devlet adamı etrafında nasıl bir heyecan halesi yaratabilir ve. iki taraf arasında gözle görülebikcek, el­le tutulabilecek nasıl bir vahdet tees­süs edeceğini filvaki izah eder.

Fakat insanın bu hâdiseye fiilen şa­hit olması onun, yani bu hâdisenin millet için ne kadar büyük bir kuvvet kaynağı olduğunu bel'iğ bir şekilde or­taya koymaktadır.

Ve şimdi Balıkesire dönerek diyebili­riz ki, bir şehrâyin içinde pencerele­rinden çiçek .vs konfetiler atılarak sı­ra sıra meşaleleri ve -baştan başa ışık­larla donanmış toplantı sahası ile Şi­malî Ege'nin bu namlı beldesi âdeta zeveban haline gelmiş kitle heyecan­larına 3ahn-2' olmuş s^atîerini girndi artık yaşamış ve bizlere salelacele ka­raladığımız şu notları postahaneye kadar -götürmek fırsatını nihayet bah­şetmiş bulunmaktadır.

Cumhuriyet Bayramı Yazan: H.C. Yalçm       . ' 29/X/1956 tarihli (Ulus) dan:

Bugün Cumhuriyetimizin otuz üçüncü yıldönümünü kutluyoruz ve göğsümü­zün iftihar ile kabardığını hissediyo­ruz. Millî bayramlar.n en büyük fay­daları insanları hergünkü meşgalelerinin bunaltıcı cereyanları arasından bir müddet için çekip alarak hayatî konular üzerinde düşünmeğe ve yüksek vazifeler; hatuiamıya imkân vermeleri bindedir. Miletimiz yalnız padişahlık sistemini yıkarak sadece bir cumhuri­yet kurmakla iktifa etmiş olsaydı bu­nu kayıtsız ve şartsız alkışlamıya im­kân olamazdı. Çünkü yalnız «cumhu­riyet» bir insan cemiyetini insanlığa, lâyık bir hükümet ve idareye kavuş­turmaya kâfi gelmez. Tarihte, meselâ bir Venedik Cumhuriyeti görürüz ki şiddetli bir istibdattan ba?ka bir şey değildi. İnsan hakları idealinin yakın­larında bile dolaşmıyordu. Bugün bir Bolşevik Cumhuriyeti vardır ki tarihte görülmüş diktatörlüklerin en -müthi­şini temsil eder. Ayni silsileye Hitler' ve Mussolini rejimlerini de ilâve ede­biliriz.

Bunun için diyoruz ki Türkiyede sade ce padişahlığı yıkarak bir cumhuriyet ilân etmekle Türk Milleti modern v-e medenî dünya ailesi içine katılmış bir hükümet olamazdı. Atatürk'ün yük­sek dehası Türkiye Cumhuriyetini «Millî Hâkimiyet» temeli üzerine kur­makla bizi yeni ve yüksek bir hayat seviyesine eriştirmiştir. Ancak bu iki temelin birleşmesi sayesindedir ki Türk inkılâbı tam ve hakikî temelini" bulmuş oluyor.

Bundan dolayıdır ki butgün Cumhuri­yet Bayramını kayıtsız ve şartsız bü­yük bir millî bayram olarak alkışlar­ken millî hâkimiyetimizi de aynı par­laklıkta ve aynı yükseklikte görmeyi" istemek .en birinci hakkımız vs vazife mizdir.

 Öyle görüyoruz ki cumhuriyetin ay­rılmaz bir unsuru olarak kabul etme­miz icabeden bu millî hâkimiyet ga­yesi üzerinde henüz tam, umumî ve kat'î bir  anlayışa vasıl olmuş değiliz.

İçinde bulunduğumuz dünya gidişinde büyük bir istikrarsızlık, büyük mese­leler ve endişeler göze çarpmaktadır. tç ve dış hâdiseler ve zorluklar hepi­mizin elele Vererek ufak tefek görüş ayrılıklarına inhisar etmesi lâzımgeles. ihtilâfların üzerinden atlıyarak geniş ve hayatî dünya meselelesi üzerinde dikkat ve himmetimizi toplamak vazi! fesini bize yüklüyor. Bu vazifeyi hakikiyle idrak etmiş  ve icabını yerine getirmiş olduğumuz id­dia olunamaz. Uzaktan bizi seyreden­ler istikrarsızlık içinde kalmış yolunu şaşırmış bir memleket manzarası karşısında kalırlar, diye endişe edilebilir. Henüz rejim dâvasını hail edememiş ve hürriyet temeli üzerinde sağlam bir cemiyet haline gelememiş bir memle­ket etrafa kendi lehinde bir fikir tel­kin edemez. Dünya ailesinden ayrıla­rak yalnız bağımıza bildigimiz gibi yamamak imkânı tasavvur edilemiyeceğine göre, en acele vazifemiz durumu düzeltmek ve dünya meseleleriyle meş gul olabilmek çaresini aramak günün vazifesi haline gelmiştir.

Bugün bütün dünyanın en nevraljik noktası Orta ve Yakın doğudurr. Eğer bir üçüncü dünya harbi çıkacaksa biz­lerin dahil bulunduğumuz parçada pat lak verecektir. Türkiye gibi tecrübeli ve kuvvetli bir memleketin şu sırada ifa edilecek vazifeleri, alınacak tedbirleri ve millî bir istikrara ve birliğe da­yanan bir politikası olmak lâzımdır.

Bu yoktur, olmuyor. Çünkü bugünkü gidişimiz içinde böyle bir ş.eye ne im­kân vardır. Ne de vakit ve zaman. îşaret ettiğimiz gayeye doğru yürümeye teşebbüs kuvveti ise ancak iktidarın e-lindedir.

Türkiye, Türkler ve cumhuriyet

Yazan: Şükrü Kaya

29/X/1956 tarihli (Hürriyet) den:

Eski takvimlerde ve tarihlerde her o-tuz üç sene bir devir sayılırdı. Bugü­nün zaman ölçüsü olan asır yerine de devir kullanılırdı. O hesaba göre, Türk Cumhuriyeti bugün tam bir devri bi­tirmiş, ikincisine basmıştır.

Rejimlerin yararlığı da adlariyle, şe­killeriyle, yaşlariyle değil, hâkim oldukarı memleket v- millete sağladık­ları emniyet ve refahla Ölçülür.

Bizim tarihimizde mazileriyle övünen en mağrur milletlere gıpta ettirecek şanlı, şerefli devirler çoktur. Zamanı geri çevirmek mümkün olsaydı, birçoklarımızın o devirlerde yaşamayı tercih edeceklerine şüphe edilemez.


 

Fakat milletler de, insanlar gibi geç­miş zamanların hayal ve iftihariyle değil, günün hakikat ve icabiyle yaşa­mak mecburiyetindedirler.

Ve akınlarımızın, fetihlerimizin, zafererimizi benliğimizi gurur ve iftihar­la yükselten destanları, kasideleri fert ve millet olarak bize yakın mazinin perişanlık ve felâketlerini de unutturn a malı dır.

Yine unutulmamalıdır ki. muazzam Osmanlı İmparatorluğunun çökmesine ve yıkılmasına ve Türk milletinin yok olmak uçurumuna yaklaşmasına se­bep, taassup, cehalet ve istibdadın ve ürtık zamanın şartlarına ve icaplarına uymayan köhneleşmiş ve çürümüş müessese, zihniyet ve usullerinin hâkim olmakta ısrar ve devam Etmesiydi.

Her millet müstehak olduğu rejimle idare olunur» sözü tesadüf, talihsizlik yahut bazı mecburiyctleı ve zaruretler yüzünden sosyal ve politik anlayışı ve gidişi geri kalan milletlere kalkınma ve 'kurtulma yollarını kapayan ve on­ları ebedi olarak istibdada, esarete ve mahva mahkûm eden yanlış ve zalim bir hükümdür. Türkler böyle bir mah­kûmiyete asla müstahak olmamışlardır.

Fakat insanlar gibi milletler de ken­dilerini ölüme götüren hastalıklara alışabilirler ve tedavisini istemeyebilir­ler. Milletlerin mukadderatını idare edenlerin vazifesi onlara emniyet ve refahlarını temin edecek yolu göster­mek ve onları ikna ederek böyle bir rejimin tatbikini memleketlerinde ger ç ekleş, t irmektir.

Muhtelif milletlerin geçirdiği inkılâp­lardan siyasî tarih ve hukukun edindi­ği tecrübe, akıllara ve vicdanlara ha>ki kat ve zaruret olarak telkin ettiği ders, milletlerin emniyet ve refahını temin edecek en iyi rejimin, hakkı, adaleti ve hürriyeti sağlayan demokra­tik cumhuriyet idaresi olduğudur.

Millî iradenin hâkimiyetine dayanan Türkiye Cumhuriyeti Türk millet ve vatanının tek kurtuluş çaresi olarak bu kanaat ve zaruretle kurulmuştur.

Vasıtalarımızın kıtlığına, zamanın dar lığına rağmen,  itiraf hattâ  iftihar etmek lâzımdır ki cumhuriyet rejimi Türk millet ve vatanına hiçbir devir­de nasip olmayan emniyet ve refahı temin edecek medenî sosyal ve eko­nomik eserler meydana getirmiş, iler­leme ve kalkınmanın maddî, manevî imkânlarını hazırlamıştır.

Hayatımız ve istikbalimiz hakkındaki ümit ve idealimizin büyüklüğü, karşı­sında bugünün zorlukları v.e ihtiyaç­ları bizi üzüntü ve sıkıntılara sürükliyebilir. Fakat o ideallerimize kavuş­manın vs günün pek de zarurî ve mec­burî olmayan bu dertlerinden kurtul­manın çaresi de milletçe ve d.evletçe cumhuriyet idaresine bağlanmak ve onun icabı olan hak, adalet ve hürriyet şartlarına inanmak vs tatbik etmek­tir.

Kaçınılmaz ödev Yazan: Nadir Nadî

29/X/1956 tarihli (Cumhuriyjet)-teis:

Tarihin her çağında fikir ve İnançları­nı cesarette savunmasını bilen insan­lar görülmüştür. Medeniyetin gelişmesi milletlerin ilerlemesi böylelikle müm­kün olabilmiştir. Cesur aydınların de­vamlı gayreti olmasa idi, insanı öteki yaratıklardan ayırd eden şahsiyet te­şekkül edemez, toplumlar da sürü dü­zeninden kurtulup hürriyet düzenine yaklaşamazlar di.

Bazı menfaatleri hırnarlamasi bahasına da olsa. düşünce serbestliğinin toplu­ma sağladığı essiz faydalar anlaşıldık­ça, Batı dünyasında da hürriyet ida­releri kurulup kök salmaya başladı. Bugün Cumhuriyet dediğimiz zaman, herşeyden önce. vatandasın düşünce ve kanaatlerini cesaretle değil, fakat kor kusuzca ilads edebileceği bir rejimi kasdediyoruz. Madem ki fikir, insana aid temel" vasıflardan biridir ve ma­demki toplumun yükselmesi fikre bağ lıdır, o halde düşüncenin ifadesi de bir imtiyaz veya cesaret konusu olmak tan çıkarılmalı, bir hak olarak bütün vatandaşlara tamamalıdır. Fikir hür­riyetini gercek mânası ile kabul eden ve yürüten idarelerde meşru sayılacak başlıca yasaklar, vatandaşı herhangi bir şahıs veya zümrenin baskısı al­tına düşmekten koruyan yasaklar ola­bilir. Gerek ferd, gerek toplum olarak, tasavvur edebileceğimiz en tehlikeli baskı da şüphesiz vicdanları ezmeyi hedef tutan irtica baskısıdır.

Cumhuriyetimizin ilânından sonra gi­riştiği devrim hareketleriyle, Büyük Atatürk, Batı anlamında bir hürriyet idaresini yurdumuzda gerçekleştirme­nin temellerini atmıştı. Şimdi o mutlu başlangıcın otu? üçüncü yıldönümünü kutluyoruz. Yaşadığımız sür'at asrın­da otuz üç yıl pek azimsanmıyacak bir zaman parçası sayılamaz. Bu müddet içinde çevremizde veya uzağımızda ya­layan birçok Şark milletleri uyanmış­lar, kendilerini geçmişe nııhlıyan" orta çağ itelen eki erinden sıyırıp yaşadığı­mız yüzyıla adım' uydurmağa gayret ediyorlar, Atatürk yürürlüğe koyduğu devrimlerle^ boyunduruk altında inle­yen bütün Şark milletlerine örnek ol­muştur. O devrimleri korumak ve ile­riye doğru geliştirmek suretiyle de biz bugün hem maddî-manevî Öz gücümü­zü arttırır, hem de Batı ile Doğu ara­sında son derece müsbet, yapıcı bir rol oynıyabilirdik,

Ne yazık ki demokrasiyi anlayış ve yürütüş tarzımız özlediğimiz sonuçla­ra özlediğimiz hızla yaklaşmamıza en­gel olmaktadır. İktidar çevrelerine zaman zaman hükmeden tahammülsüz­lük havası rejimi yıpratmakta, tamiri güç hatalara yol açmaktadır. 'Fiil ve hareketlerimiz, çok defa akıldan ziya­de hislere dayanmaktadır.

Halbuki Cumhuriyetin ilânında henüz onbeşini tamamlıyan çocuklar, bugün ellisine mer.iiven dayamış olgun adam lardır. Mecliste, Hükümette, İdarede, Adliyede, Ln i ver sitede hür düşünce­nin nimetlerinden bol bol faydalana­rak yetiştirilen, uğurlarında bunca emek harcanan, kendilerine ümit bağ-sanan vatandaşlar vardır.

Türkiyemizi fikir ve kanaatlerin kor­kusuzca ifade edilebildiği hür bir ül­ke haline bir an önce ulaştırmak bu­gün işbaşında bulunan neslin kaçınıl­maz ödevidir.

Bu ödevi ihmal  edersek  yarınki siller onu başaramaz mı?

Başarmasına elbette başarır. Fakat arayerde vakit kaybederiz. Gittikçe hı­zı artan medeniyet yarışında biraz da ha Heri kalırız. Biz.evg çocuklarımıza yazık olur.

Saygı vakfesi

29/X/1956 tarihli (Zafer) den

Türkiye Cumhuriyeti, bugün 33 ncü yıldönümünü, takvimlere tescil ettir­miş bulunuyor. Türk milletinin asırla­rı kaplıyan ve daha da kaplıyacak olan varlığında, bu, bir lâhza dahi de­ğildir. Fakat, şan ve şerefle dolu bir tarihin, kayda şayan bîr safhası oldu­ğuna da şüphe yoktur. İşte bu sebeple onun üzerinde durmak, vasıflandırmak ve gösterdiği taze inkişafları dikkatle tesbit ve kaydetmek lâzımdır.

Bir kere otuz üç sene, milletlerin ha­yatında hiçbir pey değildir amma, bir insan Ömrünün hemen tamamına teka bul edecek bir müddet  ve mehildir. Filvaki, büyük Atatürk, Cumhuriyeti kurarken doğan çocuklar, bugün en ağır mesuliyetleri artık üzerine almak durumunda bulunan bir neslin mensu budurlar. Nasıl ki o tarihlerde vazi­fe almış olanlar da emekliye ayrıkmş bulunuyorlar. Yani Türkiye Cumhuri­yeti, birçok nesilleri hizmet başına ça­ğırmış ve bunlardan bir kaçını kulla­nıp daha tazeleriyle istibdal etmiş ol­duğuna göre, artık bir başlangıç hâdi­sesi değil, doğrudan doğruya istikrar ifade eden ve Türk vatandaşlarına bu na göre vazife ve vecibeler yükleyen bir olgunluk safhasıdır.

Türkiye Cumhuriyetine kadar, impa­ratorluğun kurtarılması dâvasında yıpranan nesiller, ibiunu yapamadıan ve yapamamış olmanın hüsran ve ıstırap­ları ile tanışmışlardı. Bu arada tâ III. Selim vakasından birinci cihan har­binin sonuna kadar takip etmiş, felâ­ketleri ve büyük fedakârlıklara, büyük kahramanlıklara rağmen, imparatorluğu kurtarmak kaabil olamamıştı. Bu yüzdendir ki, o devre zarfında ne yapılmış ise, hep nâtamamlık. kifayetsiz1 lik  v.e akamet damgasını     taşımakta

idi.

Türkiye Cumhuriyeti devresinde ise,, sanki bütün menfi şartlar müsbete in­kılâp etmiş .gibi, nesillerin çalışmaları ve çalışma halinde iken birbirlerini istühlâf etmeleri dikkate şayan bir verimlilik arzettikten başka bir milletin ta­lih ve kaderini âdeta bir istikametten bir istikamete çevirmiştir. Bunun en celî misali ve delili 1946-50 mücadele­sinden, sonra, tek parti rejiminden de­mokratik idareye hiç kimsenin burnu kanamadan geçilmiş olmasıdır.

Bunu,  biz, herşeyden Önce elbette kir. büyük Atatürk'ümüze borçluyuz.  Zira Türkiye Cumhuriyetini sarsılmaz    te­mellere   oturtan   .O«   olmuştur.   Şöyle ki, tam imparatorluk inkiraz bulurken vâki tarihî müdahalesiyle dışarıya doğru   da   gereken  içtimaî  ıslahatını     ta­mamlamamış bir memleket olarak mu asır   mânasındaki   cemiyet     kuruluşu­muzu emniyet altına almıştır.

Bizim, cumhuriyetimiz kurulurken, biz zat Avrupada, başgösteren siyasî ve içtimaî ihtilâçlar neticesinde, ilk ba­kışta lâyezâl satılan sağlı sollu totaliter rejimlerin akıbetleri hatırlanacak olursa ve buna bugünkü Avrupa'nın dertleri ilâve edilirse cumhuriyetimi­zin banisi olan Atatürk'ün bizleri şu 33 sene içinde daha ne gibi tehlikeler­den koruduğu, kendiliğinden meydana çıkar.

Çok büyük vasıflar taşıdığı ötedenberi malûm olan milletimizin, şu tehlikeler ve badireler devresinde ve cumhuriye­tin 33 ncü yıldönümünde, bir yandan Ortadoğu barışını müdafaa ederken, bir yandan da kendi terakki ve yeni­den kuruluş dâvalarını maharet ve muvaffakiyetle ele alabilmiş olması, onun hem siyasî olgunluğuna, hem de tarih boyunca herkese kabul ve tasdik ettirdiği hayatiyetine mütedair delillerdir.

Nasıl ki yine şu 33 ncü yıldönümünde ve bunun bayramını sevinçle tesid ederken, Türkiyemizi serhadden serhad de kadar, millî şuur ile tesanüdün her tehlikeyi uzaklaştıran olgunluğu ve gururu içinde görüyoruz. Bütün bun­lar suna delâlet etse gerektir ki, artık

tarihî konjonktür, yani tarihin seyri Türkiyenin lelhine dönmüştür ve onun büyüklüğü için çalışmaktadır.

Devlet adamı

Yazan: H.C. Yalçın

31/X/1956 tarihli (Ulus)  dan

Sayın İnönü'nün İstanbul Halk Partisi İl kongresinde irad ettiği nutuk, kısır, çirkin ve -seviyesiz politika kavgaları içinde kötümserliğe v.e ümitsizliğe doğru sürüklenen umumî efkâr için bir teselli ve kuvvet kaynağı oldu. Nutku dinleyip yahut okuyupta mem­nuniyet, takdir ve hayranlık hisleri içinde işte bir devlet adamı dememek "kaabil değildir.

İsmet İnönü siyasî hayatının en iyi, en muvaffak olmuş bir nutkunu söyle­miştir. Siyasî edebiyatımız keyfiyet itibariyle o kadar âdi bir seviyeye düş­müştü ki bütün memleket bir devlet adamı sözünü işitmeğe hasret çekiyordu. Küçük politikacılar on senedenberi haksız hücumlar, asılsız sözler ve yakışıksız tertiplerle İnönüne Öyle saldır muşlardı ki eğer onun zekâ, karakter ve kaabiliyeti bu kadar müstesna ve üstün olmasaydı, bu hücumlar karşı­sında eriyip giderdi. Fakat her iftira, her hakaret, her tecavüz onu daha zi­yade yükseltti. İsmet İnönü devrim tariflerden çıkarttılar. Kesimlerini in­dirdiler, heykellerini parçaladılar, sene lerçe müddet aleyhinde iftiralar saçtılar. Bütün bu insafsız ve zalim teca­vüzler onu yükseltmekten ve kıymeti­ni bütün -gözlere çarptırmaktan başka bir netice vermedi. İnönü bugün her zamandan ziyade günün adamı ve ya­rının ümidi olarak milletin vicdan ve ruhunda yer tutuyor.

Böyle bir muvaffakiyet tesadüfün, kaprisin, propagandanın neticesi olamaz. İnönü'nün propagandası onun kaabiliyetinde, zekâsında ve karakterlidedir. Bazı politikacılar tesadüfün şevkiyle yükseldikleri mevkilerden düştükten .sonra bir sıfır olarak meçhul halk kütlesi içinde eriyip giderler. İsmet İnö­nü, asıl iktidardan düştükten ve umu mî efkâr için mukayese yapmak imkâ­nı hasıl olduktan sonradır ki milletin güzünde yükselmiştir.

Söylediği nutuk çok acı ve kuvvetli­dir. Fakat her kelimesi tartılı, ciddî ve ehemmiyetlidir. Zaten tesiri de bun­dan ileri geliyor. Mübtezel edebiyattan, eser yok, boş edebiyattan uzak. Sözle­rinin hepsi derin bir müşahedenin mah­sulü, yüksek bir zekânın irşatları ve hürriyet aşkıyla yanan bir ruhun tav­siyeleridir.

Bugünkü duruma çare arayan ve dü­şünen vatanseverler için işte kurtuluş yolu. İsmet İnönü yıkmağa değil, yap­mağa, yaratmağa ve kurtarmağa çalı­şıyor ve yol gösteriyor. Objektif tavsi­yelerine kıymet verildiği gün, memle­ketin havasmdaki kâbus hali sona erecek, boş gelişmeler duracak, yaratıca ve yükseltici bir hürriyet, ahenk ve kardeşlik içinde bir hürriyet rejimi Ö-nümüzde açılacaktır.

İsmet İnönü havayı temizlemek, mü­nakaşaları, mâkul ve verimli bir yola sokmak için iktidardan bir fedakârlık istemiyor; şu mâkul ve lüzumlu tedbi­ri tavsiye ediyor;

«1950 den beri yardım, ikraz, istikraz, hazır altın ve döviz olarak sarfettiği-miz döviz paralan İlân edilsin. Bunun karşısında vücuda getirilen eserler sön fabrikaya kadar döviz para olarak ya­zılsın. Bilanço bizim çok münakaşamı­zı kesecektir. Hattâ, arzu olunmayan bir açık bile görülse hakikatin, söylen mesi tedbirin yansı olduğu için bilan­ço çok faydalı olacaktır.

Olacağı şüphesiz. Fakat yapılacağı şüpheli, İnönü de hiç emin değil.

İşte Halk Partisi muhalefeti temiz, dürüşt münasebetlere doğru .esaslı adımı attı. Şimdi ilÖz iktidarındır. İnönü, gö receksiniz ki bu masum talep iltifat gormiyecektir, diyor. Ne olur? İktidar İnönü'yü bir kerecik olsun haksız bir kötümserliğe düşmüş mevkiinde bıraksak

2 Ekim 1956

 San Fransisco:

Devlet Konaervatuvar sanatkârların­dan Soprano Leylâ Gencer burada Zandoainin »Francesca da riminiu operasında baş rolü oynamış ve büyük "bir muvaffakiyet kazanmıştır.

3.000 kişilik San Fransisco operasını dolduran seyirciler, Bayan Gencer'i temsil boyunca müteaddit defalar al­kışlamışlardır. Operanın sonunda al­kışlar dakikalarca sürmüş Leylâ Gencer'in birkaç defa sahneye gelmesi icap etmiştir.

"Ertesi günkü gazeteler sütunlarına Gencer'in san'at kabiliyetini öğen bir­çok yazılar intigar etmiştir.

Bu hususta «San Fransisco Examiner gazetesinde Alexander Fried operanın tarihi ve mevzuu hakkında kısa ma­lûmat verdikten sonra Soprano, Tenor ve Orkestra hakkında intibalarını nakletmekte ve Gencer'e dair şunları söy­lemektedir:

-İtalyan operalarında dahi tecrübe sa­hibi bulunan gen^. Türk sopranosu Gen cer: Francesco rolünde çok cazibeli idi. Sesi ve söyleyiş tarzı çok zengin, memnuniyet verici ve hakikaten do­kunaklıydı."

 San Fransisco Chr-snicle Days» de Alfred Frankestein şunları yazmakta­dır: "Büyük bir Amerikan operasında ilk defa rol alan bir Türk sanatkân olarak Leylâ Gencer ismini iyice ta­nıttı, Gencer fevkalâde güzel ve hoştu, sesi kuvvetleniyor tesirli oluyor, per­deden perdeye renkleniyor ve ben on­dan heran çok ve daha cok hoşlanan bir hale geliyorum.Cali Eulletin ve San Fransisco News gazeteleri  «Türk primadonası Fran­cesco darimini operasının primlerine hararetle selâmlandı" başlığı altında yayınladıkları kritiklerde şunları kaydetmektedirler:

Güzel Türk sopranosu operadaki ro­lüyle benzediği büyük Elsnora Duse ile mukayese edilir bir halde olduğunu ispat etti. İlk Türk sopranosu olarak Amerikada bulunan Gencer, Zandoaninin operasmm trajik rolünde mu­azzam bir muvaffakiyet kazandı, Gen çerin sesi çok zengin ve yumuşaktı. Sesinin derin ve hazin hususiyeti kolay­ca yükselebilme imkânına da sahipti. Hareketleri hakikaten dokunaklı ve tesirli idi. Sahnede bir kraliçeye yakı­şır şekilde yürüyordu. Leylâ Gencer kendisini artık opera âleminin en seç­kin şahsiyetleri  arasında sayabilir.-

Bu gazeteler mezkûr yazılarında diğer rolleri oynayanların da durumlarım incelemekte ve umumiyet itibariyle  Genceri onlardan çok üstün buldukla­rını ihsas etmektedirler.

Diğer taraftan New-york'ta intihar et­mekte olan «The New-york Times münekkidi Howard Taubman Türk opera yıldızı Leylâ Gencer'in çok şey­ler vaad eden bir sese sahip olduğu­nu yazmaktadır.

San Fransisco'dan gönderdiği yazısın­da Taubman Bayan Gencerin lirik bir s-ssi olduğunu ve bunu dikkatle ve bi­lerek  kullandığını bildirenektedir.

Bayan Gerjcer 4 ekim akşamı yine San Fransisco'da aynı rolü tekrarliyacak ve 31 ekimde de Los Angeles'te konser verecektir.

5 Ekim 1956

 Lizbon:

Lİzbonda toplanan beynelmilel askerî spor konseyi, dünya ordu takımları 1957 f&ıtbol turnuvasının prögramim tesbit etmiştir.

Daha evvelce bildirildiği veçhile final maçları Arjantinde oynanacak olan bu turnuva için aşağıdaki şekilde 4 grup teşkil edilmiştir:

Birinci Grup: Yunanistan, Suriye Mı­sır Amerika

İkinci Grup: İtalya, Türkiye

Üçüncü Grup: Belçika, Hollanda, Lüksemburg

Dördüncü  Grup:   Portekiz   ve   Fransa.

Her grubun galibi, domi final maçla­rına iştirak edecek ve dömi finallerde sona kalan iki takım ise Arjantin ve Brezilya ile karşılaşacaktır.

6 Ekim 1956

Tahran:

İran Şahı, Ayan Meclisinin 7 nci otu­rum devresini bu sabah, açarken verdi­ği beyanatta, iktisadî gelişmeyi hızlandınnak lüzumu üzerinde durarak, Türk ve İran demiryolu şebekelerinin birleştirilmeler inin yakında tahakkuk edeceği ümidini izhar etmiştir.

Tahran:

Bugün Tahranda Dışişleri Vekil Ali Ardadan ile TüHdyc Büyükelçisi İzzet Aksalur tarafından iki Türk - İran anlaşması imzalanmıştır.

Anlaşmaların biri İran ve Türk demir­yollarının birleştirilmesini, diğeri de, müşterek bir hava ve kara nakliyat şirketinin kurulmasını derpiş etmekte­dir.

14 Ekim 1956

Kahire :

Türk ve Mısır atletizm takımları arasında yapılan maçlar Türk millî takı­mının .galibiyeti ile neticelenmiştir.

Türk takımı Mısır millî takımını 103 e karşı 104 puvanla mağlûp etmiştir.

İki gün zarfında Türk millî takımı ofs-muvaffakiyet elde etmiştir. Mısır ta­kımının muvaffakiyeti sekizdir.

17 Ekim 1956

 Mesico City:

Türkiyenin eski Moskova büyükelçisv-Muzaffer Göker başkanlığında doH kişilik bir Türk iyi niyet heyeti bugün buraya gelmiştir.

18 Ekim 1956

 Brindisi:

Burada yapılmış olan jet atış müsaba­kalarına iştirak eden Türk hava ekibi. NATO Kuvvetleri Başkumandanı General Norstad tarafından takdir edil­miştir. NATO Başkumandanı, Türk takımı kaptanı Binbaşı Bekir Akkenin havadan atışta almış olduğu neticelere şimdiye kadar hiç kimsenin ulaşama­dığını ve kendisinin bundan sonra ds ulaşmasına imkân olmadığını beyan et mistir.

(Binbaşı Bekir Akkan Manş atışların­da bir seferde 200 mermi içinde 17S1 isabet kaydetmişti)

Bu arada da müsabakaların baş hake­mi Amerikalı Albay Dewis ekibimizin başkanı Kurmay Albay Bedii Kireçte-peyi tebrik etmiş ve şunları söylemiş­tir:.Ben geçen sene Almanyada yapılan müsabakalara fiilen iştirak ettim ve birinciliği kazandım. Rütbemin albay olmasına rağmen, havacılık hayatım daima faaliyet ve müsabakalar içerisin de geçmiştir. Buradaki müsabakalarda görmüş olduğum üç nokta bilhassa kayda şayandır.

Bunlardan birincisi, Türk takımının disiplinli ve çok muntazam bir yer çalışmasına malik oluşu,

"İkincisi, 500 delikten aşağı manş ge­tirmemeleri ki, bu her zaman mümkün alamaz.

Üçüncüsü de, Binbaşı Bekir Akkan'm tek bir manşta 178 vuruş getirişidir. Tahmin ederim ki, hayatımın sonuna kadar böyle bir skora tesadüf edemiyeceğim.

Hakikaten tebrike lâyık bir takımsınız. Müsabakalarda kazanmak, kaybetmek 'beni alâkadar etmez. Çünkü hakemim. Ama saymış olduğum şu üç nokta Türk hava kuvvetleri için hakikî bir değerdir. Bu bir kompliman değil, his «yatımın ifadesidir.»

"Bilindiği gibi üç devlet hava kuvvet­leri arasında jet atış müsabakalarının itki, 1954 senesinde ilk defa Yunanis-tanda yapılmıştı. Bu müsabakalarda birinciliği Yunanlılar almışlar, geçen sene memleketimizde yapılan müsa­bakalara Yunanlılar iştirak etmemiş ve biz İtalyanları geçerek birinci ol­muştuk. Bu sene de buradaki müsaba­kaları İtalyanların kazanmasiyle üç memleket havacıları birer şampiyon olmuş bulunmaktayız.

 Paris :

"Fransız Cumhurreisi Rene Coty, bu-gün( Türkiye'nin yakında emekliye ay rılacak olan Paris Büyükelçisi Numan Menemencioğlu'nu kabul etmiş ve si­vil Ve askerî şahsiyetlerle Protokol U-mum Müdürünün de hazır bulunduğu bir merasimle kendisine Legion d'Hon neur nişanının büyüksalin rütbesini tevcih etmiştir. Rene Cotv bu münase­betle bir konuşma yaparak demiştir ki;

Size bu nişanı tevcih ederken Dışiş­leri Vekilliğine dahil olmak üzere, par lak bir meslek hayatına sahip bulunan ve 12 seneden beri Türkiye'nin Fransada büyükelçilik vazifesini ifa eden mümtaz bir devlet adamını, şahsınız c'a selâmlamaktayim.

"Fransayi Türkiyeye bağlıyan ve dün ya sulhu irin çok ehemmiyetli olan Sağlam dostluk bağlarının takviyesin­de müessir bir rol oynadığınız muhak­kaktır. Fransadan ayrılırken bu dostluğu  en  yüksek seviyesine     çıkarmış olmakla öğünebilirsiniz. Bu bakımdan size çok minnettarız.»

Büyükelçi, heyecanlı bir konuşma ile Cumhurreisine teşekkür etmiştir.

Paris :

Hazine Umum Müdürü Memduh. Aytur Avrupa İktisadî İşbirliği Teşkilâ­tının bütçesini murakabe etmek üzere memleketimizi temsilen Parise gelmiş ve ilk toplantıda murakıplar heyeti reisliğine seçilmiştir.

Çalışmaların bir hafta kadar süreceği tahmin olunmaktadır.

27 Ekim 1956

Bonn :

Bir müddet evvel Türkiyeyi ziyafet etmiş olan Alman mebuslarından PaPul Leverkuehn, Almanya'nı nen bü­yük gazetelerinden Die Zeit'da şayanı dikkat bir makale neşretmistir. "Türk kudretinin tesir sahası»' başlığını taşı­yan bu makalede Yakmşarkm bugün­kü durumu esaslı bir surette tahlil o-lunmakta ve Türkiye'nin bu bölgede oynadığı mühim rol tebarüz ettirilmek tedir. Türkiyenin askerî bakımdan bü tün Yakınşark memleketlerinin mec­muundan daha kuvvetli olduğunu be­lirten muharrir, Bağjdad PaMına da temas etmekte ve 'bu paktın kendisini Londra Konferansında hissettiren mü him bir istikrar unsuru olduğunu yaz­maktadır. Muharrir daha sonra Kıbrıs meselesini de ele almakta ve yirmi beş tümeni ile komünist tehlikesine karşı koyacak durumu bulunan Türkiye'nin Kıbrıs siyasetinin adadaki Türklerin menfaatlerini korumak kaygusundan barka bilhassa stratejik kaygulardan da mülhem bulunduğunu ifade etmek­tedir. Yakın ve Ortadoğuda sulhun idamesinde çok menfaattar bulunan Almanyamn, bu bölgede en büyük ni­zam unsuru olan Türkiyeyi destekle­menin en tabiî siyasî hattı hareketi olduğunu yazan muharrir bu bölgede­ki Alman siyasetinin şimdiye kadar muhtelif memleketlerin hakikî ikti­sadî değer ve ehemmiyetlerini lâyıkiyle idrak edememekten mütevellit bir takım tesirlerin altında bulunduğunu beyan  etmekte   ve  bütün  Yakın  veimage004.gif Ortadoğu memleketleri arasında Al­manya'dan ençok ithalât yapan mem­leketin Türkiye olduğunu hatırlattık­tan sonra şöyle demektedir: «Türkiye ile ilgili olan iktisadi ve siyasî müna­sebetlerimizin mazisi ne kadar eski ise istikbali de o kadar parlaktır.

Muharrir, bundan sonra, harpten ev­vel dortbin Türk talebesinin Alman-yada tahsil gördüğünü, bu rakkam bu­gün bin altıyüze inmekle beraber, yi­ne de harice gönderilen Türk talebele­rinin yarısından fazlasını tekabül et­tiğini yazmakta ve Almanyadaki tale­belerinin miktarını arttırması için Türkiyeye kolaylıklar gösterilmesinin mâkul bir hareket olacağını ilâve etmek­tedir.

Makalesinin bundan sonraki kısmında Türkiye'nin Amerikan askerî yardımı­na rağmen, ordu için ağır masraflara katlandığını belirten muharrir, son zamanlarda çıkan vergi kanunlarının, ihtikâra karşı yapılan mücadelenin ve daha fazla turist celbi için alman ted­birlerin yakında meyvelerini vereceği­ni ifade etmekte, senelerden beri Türk ticarî ananelerlne yakinen aşina bu­lunan büyük Alman sanayi firmaları­nın esasen bazı Alman çevrelerinin bedbinliğine asla kapılmadan Türkiye ye ehemmiyet verdiklerini ilâve etmek te ve Alman hükümetinin Türkiye ve onun yakın komşuları olan İran ve Irak ile iktisadî münasebetlerini uzak görüşlü ve plânlı bir surette tanzim ettiği takdirde Yakın ve Ortadoğunun iktisadî ve siyasî nizamının istikrarın­da kat'î bir rol oynayabileceğini te­barüz ettirerek makalesine nihayet vermektedir.

29 Ekim 1956

 New-york:

Ziraat Vekili Esad Budakoğlu Amerikada bir ay sürecek bir tetkik gezisin de bulunmak üzere bugün New-york'a varmıştır.

Amerikan Ziraat Vekili Ezra Benson tarafından davet edilmiş olan Esad Budakoğlu hava meydanında gazeteci­lere verdiği beyanatta «Amerikada ziraat sahasında kaydedilmiş yeni usul­leri Türkiye'de de tatbik maksadiyle bu memleketin ziraat usullerini tetkik etmek istediğini bildirmiştir.

Moskova :

Cumhuriyetin yıldönümü münasebe­tiyle bugün Türkiye'min Moskova Bü­yükelçiliğinde tertip edilen kabul res­minde Sovyet Başvekili Bulganin ile-Komünist Partisi Birinci Sekreteri Kru'şçef de gelerek üç saatten fazla bir müddet kalmışlar ve bu arada ba­tılı diplomatlarla uzun konuşmalar yapmışlar, Amerikan Büyükelçisi Char­les Bohlert, İngiltere Büyükelçisi Sır William Hayet ve Fransız maslahatgü­zarı Sotou ile birlikte bütün milletle­rin vs idarecilerin şerefine kadeh kaldırmışlardır.

Bundan başka Bulganin ile Kxuşçef Türkiye Büyükelçisi ile yaptıkları gö­rüşmede iki memleket arasındaki mü­nasebetlerin iyileştirilmesi hususunda­ki fikirlerini izah etmişlerdir. Kruşçei «bu bizim en büyük arzumuzdur» de­miştir.

Moskova :

Cumhuriyetin yıldönümü münasebetiyle bu akşam Türkiye Büyükelçiliğin­de tertiplenen kabul resmine Bulganin, Kruşçef, Moiotof ve diğer Sovyet ida-recileriyle birlikte gelmiş olan Savun­ma Vekili Mareşal Zukof ile Dışişleri Vekili Çepilof Macaristandaki durum. hakkında Batılı gazetecilere uzun uzadıya izahat vermişlerdir.

Mareşal Zukof, gazetecilerin Birleşmiş Milletler teşkilatındaki İngiliz 'denge­si Sir Pierson Dixon'un son 24 saat zarfında Macaristana yeni Sovyet tak­viye birliklerinin .geldiğini bildirmiş ol duğunu hatırlatmaları üzerine şöyle de iniştir:

Son 64 saat içinde ve hattâ daha uzun müddettenberi Macaristanda Sovyet kuvvetlerinin harekâtta bulunmadıkla rını sizlere temin edebilirim. Varşova Antlaşması hükümleri gereğince Ma­caristan'da bulunan Sovyet kuvvetleri Macar hükümetinin bizden istemiş ol­duğu yardımı temin edebilecek durum

dadır. Takviyeye kat'iyyen lüzum yok tu. Macaristandaki Sovyet kuvvetleri fazlasiyle kâfidir. Esasen durum dü­zelmeye başlamıştır. Budapeştede Sov­yetler Birliği tarafından desteklbn-en ve Macar milleti tarafından tanınan bir hükümet kurulmuştur.»

Macar silâhlı kuvvetlerinin mevcudu­nu tamamlamak üzere Macar hüküme­tinin işçilere müracaat etmek tasavvu­ru hakkında n-e düşündüğü sualini Mareşal şöyle cevaplandırmıştır:

«Kanaatimce işçilere silâh vermek va­kıası, Macar hükümetinin işçi sınıfı­na dayandığını göstermektedir.»

Zukof, Varşova veya Budapeşteye git­meye hazırlanıp hazırlanmadığı suali-jıe şu cevabı vermiştir: "Böyle bir ta­savvurum yok"

Nagy'nin radyodaki vadine uygun olarak Sovyet kuvvetlerinin Macaristan .dan çekilmeleri ihtimali hususunda Ma reşal şunları söylemiştir: "Ortada Var­şova antlaşması vardır ve bu suale cevap verebilmek için umumî bir mu­tabakat .elzemdir. Antlaşma üyelerinin verecekleri karara göre hareket edile­cektir. »

Nagy'nin isteği üzerine Sovyetlerin, kuvvetlerini çekmeyi kabul edip etmiyecekleri sualini Zukof şöyle cevaplan di rm ıştır:

"Bu suale hükümetim adına .ben cevap veremem. >:

Mareşal Rokosovski'nin Moskovaya geldiğini duymadım. Varşovada olup bitenlere gelince, bu Polonya'nın içiş­lerini ilgilendirir ve bunlara müdahale etmek istemem. Filhakika bu gibi soylentiler dolaşmakta ise de, ben bunla­rın ne dereceye kadar doğru olduğunu bilmiyorum.»

 Moskova :

Tüı'kiye Büyükelçiliğindeki kabul res­mi sırasında Batılı gazetecilerle bir görüşme yapan Sovyet Dışişleri Vekili Çepilof «Macar hükümetinin talebi ü-zerine yardımda bulunan Sovyet kuv­vetlerinin ateş kesmiş olduklarını» bil direniştir. Çepilof, bütün Sovyet kuvvetlerinin Macaristandan çekilmeleri ihtimali hakkında malûmat isteyen gazetecile­rin suallerini cevapsız bırakmıştır.

Bundan başka Çepilof, Mareşal Bul-ganinin silâhsızlanma mevzuunda Baş kan Eisenhower'e göndermiş olduğu mesajın Amerikada "hatalı bir şekilde yorumlanmasına» itiraz etmiştir. Ga­zeteciler, bu mesajın Amerikan tahminlerine göre Adlai Stevenson'un seçim­lerde bir milyon oy kaybetmesine se­bebiyet verdiğini hatırlatınca Çepiluf şöyle demiştir: "Burada biz bu mesaja katiyen bu manayı vermedik. Ve asla. bunun Amerika seçimleri arasında bir münasebet görmedik Sadece biz atom silâhlar' meselesini bahis mevzuu et­tik. Esasen Amerikan milleti kimi uy­gun bulursa onu seçecektir.»

30 Ekim 1956

 Karan:

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu yıl dönümü münasebetiyle 29 ekim tarih­li «Dawn» yazdığı bir makalede şöyle demektedir:

Türklerin bayram yapmağa ve hattâ gurur duymaya y,erden göğe kadar halelan  vardır.»

Gazete bundan sonra Türkiyede çeşitli sahalarda kaydedilen ilerlemeler den sitayişle bahsederek söyle demek­tedir:

«Tarihlerimiz, Türkiyenin kökleri çok gerilere uzanan, mazisinde girişmiş ol­duğu milletlerarası taahhütlere sadakatde asla kusur etmemiş olduğunu söyler. İşte savunma, ticaret ve kül­tür sahalarında işbirliği yapmış oldu­ğumuz millet böyle bir millettir. Ge­çen haziran ayında Türkiye Reisicum­huru Bayar'm Pakistan Cumhurbaşka­nına tevcih ettikleri mesajda belirtmiş oldukları gibi, biz Pakistanlılar ve Türkler «ebediyet dostlarıyız» aramız da resmî bir dostluk anlaşması olma­saydı bu da böyle olacaktı, çünkü kendimizi aynı aileye mensup addedi­yoruz. 19-53 haziranında Ankarada ya­pılmış olan Pakistan ve Türkiye Başvekilleri toplantısından sonra yayınla­nan tebliğde şöyle denilmekte idi:

«Aramızdaki karşılıklı dostluk, hürmet ve emniyet duyguları günlük ha­yatlarımızın, bir parçası haline gelmiş­tir ve onun inin Türklerin seviçlerine canü gönülden iştirakimiz hiç de garip değildir. Bu mutlu bayram gününde Türk milletini muhabbet ve hürmetle selâmlarız.»

de-

Morning News gazetesi ise söyle inektedir:

«Kalblerimiz Türk kardeşlerimizle iman .bakımından birlikte atmaktadır. Bugün Türkiye ile olan münasebetle­rimiz ve bağlarımız daha da sağlamdır. Pakistan ve Türkiye birbirlerine dost­luk ve müşterek işbirliği arzusu ile merbutturlar.»

YANKILAR

İranla işbirliğimiz

Yazan: M.H. Zal

3/X/1956 tarihli (Vatan) dan:

Her memleket kendi bölgesinde, ken­di komşuları arasında can yoldaşlarına muhtaçtır. Biz, apaçık müşterek men­faatlerimiz dolayısiyle Yunanistamn böyle bir yoldaş olabileceğini bir ara­lık umduk, bunu mümkün kılmak için İlişlerimizden büyük fedakârlıkları gö­ze aldık. N.e yazık ki Yunan emperya­lizmi günün birinde tekrar horladı ve müşterek düşmanlar tarafından tahrik vasıtası diye kullanıldı. Bu yüzden bü tün bölgenin müdafaası ve istikrarı tehlikeye düştü. Artık bölge istikrarı­na ait gayretlerin ağırlık merkezini Bağdad Paktında ortağımız olan Pa­kistan, İran v.e Irak istikametine1 çe­virmek bir zaruret olmuştur.

Bu üç değerli dosttan biri olan İranla bizim aramızda yeni bir iktisadî işbir­liği safhasının açılmış olmasına çok seviniyoruz. Ticaret, kliring, ödeme pro­tokolünü ve transit işbirliği meselele­rini içine alan yeni anlaşmanın, de­mir yolların ve yolların birleştiril­mesi, İran petrol boru hattının toprak­larımızdan geçmesi, petrolümüzü İran­dan tedarik etmemiz gibi mühim taraf lan vardır.

İranla uzun bir müşterek hudut hattımiz, sayısız müşterek menfaatlerimiz vardır. Ayni tehlikelerin tehdidi altın­da bulunuyoruz. Seçtiğimiz millî siya­set tamamiyle muvazidir. Her iki mem­leket sür'atle gelişmeğe muhtaçtır. Bu maksatla birbirinden, mânejn de çak kuvvet ve cesaret alabilirler. Tarih boyunca aralarında anlaşmazlık yaratan mezhep farklarına gelince, bunu tam bir karşılıklı saygı ve toleransa çevir­mek yoluna girilmiştir. İki tarafın him metiyle bu yolda ilerlemek çok hayırlı bir şey olur.

634.417 mil murabbaı toprağa sahip olan İran, 296,184 mil murabbaı toprağı bulunan Türkiyenin iki misli derece­sinde büyüktür. Yirmi milyon tahmin edilen nüfusu bizden azdır. Her iki komşunun da geliştirilmeğe muhtaç, geniş servet kaynakları, çalışkan birer halkı vardır.

İran, Musaddıkların, Kâşânîlerin tem­sil ettiği karanlık devirden sonra nor­mal hal ve şartlara ve Batı âlemi ile sıkı bir işbirliğine doğru hayret ede­cek adımlar atmıştır, kısa zamanda çok mesafe aşmıştır. Cihazlanma saha­sındaki çalışmaları da müsbet ve ve­rimlidir. Böyle bir değerli komşu ile daha sıkı bir işbirliğine girişmemiz, bütün bölge ve bütün hür dünya he­sabına bir kazançtır. İktisadî işbirli­ğiyle muvazi olarak kültür münase­betlerinin sıklaşmasını, iki komşunun birbirini daha yakından tanımasını, her sahada elele vermesini candan di­leriz.

Yunanlıları başıboş bırakmiyalım Yazan; A.E. Yalman

5/X/1956 tarihli (Vatan) dan:

Yunan zulmünden-kaçarak anavatana iltica eden Oktay Engin'in başından şöyle bir hâdise geçmiştir. Tek Türk olarak bir Yuan lisesini" bitirdiği ve Selanik Hukuk Fakültesinin kabul mü sabıkasını kazandığı zaman bir Yu­nan avukatı ve bir Yunan gazetecisi tarafından bir kenara çağırılmış, ken­disine denilmiştir ki:

Hukuka devam etmekten    vazgeç edebiyat ve filoloji oku.

İyi ama, Edebiyat Fakültesinin ka­bul imtihanları kapandı.

 Sen ona aldırma, biz çaresini bulu­ruz. Hem de sana bir burs da veririz.

Hukuk tahsili için   de acaba   aynı bursu alamaz mıyım?

Hayır olmaz. Yalnız filoloji tahsili için...

Ben hukuk tahsiline niyet    ettim.Böyle devam edeceğim.

Bu hâdisenin mânası ne, bunu beraberce tahlil .edelim: Yunanlılar: Garbi Trakya Türklerini şeytanî ve sinsi u-sullerle tedricî surette imha etmeyi ve ya canlarından bezdirerek kaçırmayı akıllarına koymuşlardır. Türkleri ce­halet içinde tutmak, taasup afyonu ile uyuşturmak, onlarla Tiürk inkılâpla­rının arasında uçurumlar açmak, ikti­sadî bakımdan geçim imkânlarını da­raltmak, 'kendilerini süründürmek için ber tertibi almışlardır.

Birkaç yobaza el altından dünyalık vermek, kendi taraflarına çekmek, bü­tün bu gerilik baskısını «eski an'anelere hürmet» formülü ile örtmek için ,ne lazımsa yapmışlardır. Yüz küsur bin Türkten bir tekinin bile Yunanistanda hukuk tahsil etmesi, Yunan ka­nunlarını bilmesi, Türklerin gözünü açması, kendilerine yol göstermesi, hak­larına bilgi ile bekçi olması işlerine gelmemigtir. Oktay Engin'in ilk önce hu­kuk taTısil etmesine mâni olmağa çalışmışlardır. Bu mümkün olmayınca, uy­durma isnatlarla onu takibata uğratmışlar, yolunu kesmişler, okumağa de­vam etmesini böylece imkânsız kılmış lar dır.

Diğer bis sütunumuzda Drasis gazete­sinin 24 eylül tarihli sayısında çıkan bir yazının tercümesini bulacakısınız. Gümülcüne Konsolosumuz Ahmet Umar aleyhinde yapılan tahriklere bu yazı ile devam ediliyor. Maksat nedir?

Vekarla vazifesini gören Gümülcüne Konsolosumuzu hudud dışı .ettirmek, Konsoloshanemizi kapatmak, G(ırbi Trakya Türklerini bir tedhiş karantina sı altına almak, Yunanlılığın Garbi Trakya Türklüğüne karşı yürüttüğü tedricî imha hareketinin şahitlerini oralardan kaldırmak, hakikatlerin anava­tana  duyurulmasına mâni olmak..

Dikkati çeken nokta.şudur: Yunanlılı­ğın o kadar hodbin ve tek taraflı ölçüleri vardır ki Kıbrısda dost bir memleketin tâbiiyeti altında bulunan kendi dil ve dinlerinden insanları baştan çı­karmak, kendileriyle hiçbir alâkası ve münasebeti olmıpan bir toprağa, Anadolunun tabiî bir parçasına konmak için her- tedhiş hareketini, her cinayeti, her suikastı caiz görüyorlar. Diğer ta­raftan mübadele anlaşması mucibince kendilerine emanet ettiğimiz bir Türk topluluğunu haktan mahrum bırakmak ezmek, kanun dışı bırakmak için her habasete başvuruyorlar. Bir lise sahibi olmalarına, okumalarına taassuptan kurtulmalarına tahammül etmiyorlar. Konsolosumuzun tabiî alâkasına karşı kıyametler koparıyorlar.

Bütün bu meselelerde biz hakkımız­dan eminiz. Bütün dünyanın da bunu anladığını ve hakikatleri bildiğini farkediyoruz. Ne yazık ki böyle bir kana­ate saplanmakla kendi kendimizi alda­tıyoruz. Yunanlılık dünyayı zehirlemek ve aleyhimizde her tarafta sürükleyicî cereyanlar yaratmak için umumî surette seferber olmuştur. Aynı tarzda bir seferberlik yapmamakla biz türlü türlü zararlara uğruyoruz. Bir defa hür insanlığı|ı yüksek menfaatleriyle bir hizada olan haklarımızın müdafaa­sı güçleşiyor. Sonra Ortadoğunun em­niyet ve istikrarı ile sıkı bir alakası olan cereyanlar bizim kontrolümüzün haricindeki istikametlere akıyor. Mısır emperyalizmi ile bağlılık peyda edi­yor. Daha sonra da aramızda müşte­rek ve devimli menfaatler olan Yu­nanlılık, karşısında mukavemet ve kan görmeyince gemi azıya alıyor, Türk düşmanlığın^ millî bir siyaset haline koyuyor- Bunun bir intihar olduğunun Yunanlılığın, Panislavlığa kurban, olmak yoluna gittiğinin farkında ol­muyor. Yâni Yunanlılığın başıboş gi­dişine karşı göstereceğimiz şuurlu, te­sirli ve devamlı mukavemet, bizzat Yunanistana ıkarşı en büyük bir komşu­luk ve dostluk hizmetidir.

'«Kıbrıs Türktür» Cemiyeti, bu sahaya ait vazifelere sahip çıkmak ve hukûmet teşkilâtının yapamıyacağı işleri tamamlamak maksadiyle kurulmuştu. Hatâlar işlemişse, bunun kadrosunda çalışanlar hoş görülmüyorsa, başka bir  cemiyet kurulsun, başka vatandaş

lar dâvayı ele alsınlar, fakat herhalde meydanı boş bırakmıyalım, Kıbrıs me­selesinde alâkamızı bir an bile eksik etmiyelim, bir tedhiş hareketi ile karşı karşıya duran kahraman Kıbrıs Türk­leri alâkamızın hararetini daima duy­sunlar, Garbî Trakya Türkleri anava­tanın kendilerini düşündüğünü ve kim sesiz bırakmadığını ve birakmıyacağı-nı her zaman hissetsinler. Yunanlılar da meydanın baş olmadığını farketsinler, yavaş yavaş akıllarını başlarına al mağa alışsınlar, gayrı mesul kilise teşkilâtın dış politikaya karışmasının kendilerini felâkete sürükleyeceğini anlasınlar, tedbir düşünmek ihtiyacım duysunlar...

İstanbulun atlattığı tehlike Yazan: Ö.S. Coşar

6/X/1956     tarihli     (Cumhuriyet)

Esas tehlike İstanbuldadır. Müttefik kuvvetleri, orasını Kemalistler e karşı müdafaa edebilecek durumda değiller­dir. İstanbulun müdafaası Yunan or­dusuna terkedilmelidir!

Bir Yunan gazetesi, hem de büyük ta­arruzdan p.ek az evvel bu satırları kara liyordu. Ona bakılacak olursa Yunan ordusu Anadoluyu Öylesine eline ge­çirmişti ki, öylesine Türk ordusuna darbe indirmişti 'ki, bu Yunan kuvvet­lerinin bir kısmı Afyon cephesinden alınabilir, İstanbulun müdafaası için Boğazlar bölgesine yollanabilirdi!

Yalnız şu küçük misal, Yunan gazete­lerinin ne derece megalocu olduklarını, ne derece kuru hayallerle hem kendi­lerini ve hem de efkârı umumiyeyi al­dattıklarını göstermeğe kâfidir. Aynı zamanda bu. satırlar İstanbulun ne büyük bir tehlike atlatmış olduğuna da işarettir.

Yunan ordusu İstanbula getirilse idi, bu güzel Türk şehri sanki kurtarılamıyacak mıydı? Kurtarılacağı muhakkak ti. Fakat ne halde? Afyon gibi, Uşak gibi, Ay dm gibi, Manisa gibi 'alevler içinde, bir harabe yığını halinde !

Yunan idarecileri ve basını, İstanbuldaki müttefik işgal makamlarını kandırmak için her çareye başvurmuşlardı. Türk ordusu şehre girdiği takdirde Hristiyanlarm kesileceğini, katliâm olacağmı sağa sola yaymışlar, heyecan yaratmağa kalkışmışlardı. İstanbulun işgali esnasında neler olmuştu? İstik­lâl Caddesindeki dükkânlara Yunan bayrakları çekilmemiş miydi? Yerli Rumlar arasında hemen hemen her-gün hâdise çıkaranlar bulunmamış mıydi? Yalova gibi İstanbulun civar kasa­balarında Türke karşı Rumları tahrik eden ortodoks papazlarına rastlanma­mış mıydı?

Yunan basını bağırıyordu: « Türk ordusu girince katliâm da başlayacak.» Yularca süren işgalin öcünün silâhsız sivil halktan alınacağı ileri sürülüyor­du.

Bütün, 'endişelerine rağmen İstanbuldaki müttefik işgal makamları, Yunanlıların bu manevralarına kendilerini kaptırmadılar. Çünkü onlar da bizler kadar Yunan megaloculuğunu anlıya-bilmişlerdi.

6 ekim 1923 te Türk askerî birlikleri Kadıköy tarafından gemilerle bu ya­na 'geçip, Sarayburnuna ayak basıp İstanbulun caddelerinden geçmeğe başlayınca neler oldu? Yıllarca süren iş­gal sona ermişti. Daha dün mavi-beyaz bayrakların dalgalandığı İstiklâl Cad­desindeki dükkânlarda bütün vitrin­ler beyaz-kırrnızı kumaşlarla süslenmisti, ay-yıldızlı bayrak her tarafta i-di. Koskoca bir şehrin halkı, bütün yapılanları sanki o anda unutmuş, kö­tü hatıraları bir tarafa atıvermişti. 6 ekimi 7 ekime bağlıyan gece, coşmuş kaynıyan İstanbul şehrinin sokakların da dört-beş küçük polis vaklaşmadan başka hiçbir